Aranılan kelime ile eşleşen ayetler

âtî-ke

  Neml / 39 -

 Diyanet İşleri = Cinlerden bir ifrit , ”Sen yerinden kalkmadan ben onu sana getiririm ve şüphesiz ben, buna güç yetirecek güvenilir biriyim” dedi.

âtî-ke

  Neml / 39 -

 Abdulbaki Gölpınarlı = Cinlerden bir ifrit, sen yerinden kalkmadan dedi, ben onu sana getiririm ve şüphe yok ki ben, elbette güvenilecek bir kuvvete sâhibim.

âtî-ke

  Neml / 39 -

 Abdullah Parlıyan = Cinlerden becerikli, kurnaz, gözüpek biri: “Daha oturduğun yerden kalkmadan, onu sana getirebilirim. Çünkü ben, bu konuda gerçekten güvenilir bir güce sahibim” dedi.

âtî-ke

  Neml / 39 -

 Adem Uğur = Cinlerden bir ifrit: Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm yeter ve bana güvenebilirsiniz, dedi.

âtî-ke

  Neml / 39 -

 Ahmed Hulusi = Cinn'den bir ifrit dedi ki: "Sen yerinden ayağa kalkmadan önce onu sana getiririm. . . Bu iş için yeterli güce sahip olduğuma güvenebilirsin. "

âtî-ke

  Neml / 39 -

 Ahmet Tekin = Cinlerden bir İfrit:'Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm yeter. Bana güvenebilirsiniz.' dedi.

âtî-ke

  Neml / 39 -

 Ahmet Varol = Cinlerden bir ifrit: 'Sen makamından kalkmadan önce ben onu sana getiririm. Gerçekten ben buna gücü yetecek güvenilir biriyim' dedi.

âtî-ke

  Neml / 39 -

 Ali Bulaç = Cinlerden ifrit: "Sen daha makamından kalkmadan, ben onu sana getirebilirim, ben gerçekten buna karşı kesin olarak güvenilir bir güce sahibim." dedi.

âtî-ke

  Neml / 39 -

 Ali Fikri Yavuz = Cinlerden bir ifrît (kuvvetli ve becerikli olan biri şöyle) dedi: “ - Sen yerinden kalkmadan önce, ben o tahtı sana getiririm. Muhakkak onu taşımağa gücü yetib (onu) zayi etmiyen güvenilir bir kimseyim.”

âtî-ke

  Neml / 39 -

 Ali Ünal = Cinler içinde en güçlü–kuvvetlilerden biri, “Şimdi sen, toplantıyı bitirip de makamından kalkmadan önce ben onu sana getiririm. Şüphesiz bunu yapacak güçteyim ve bana güvenebilirsin, söylediğimi yaparım!” dedi.

âtî-ke

  Neml / 39 -

 Bayraktar Bayraklı = Cinlerden bir ifrit, “Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm yeter ve bana güvenebilirsiniz” dedi.

âtî-ke

  Neml / 39 -

 Bekir Sadak = Cinlerden bir ifrit: «Sen yerinden kalmadan once sana onu getiririm, buna karsi guvenilir bir guce sahibim» dedi.

âtî-ke

  Neml / 39 -

 Celal Yıldırım = Cinlerden bir ifrit, «sen yeninden henüz kalkmadan ben onu sana getiririm. Ben elbette ona karşı hem güçlüyüm, hem de güvenilirimdir,» dedi.

âtî-ke

  Neml / 39 -

 Cemal Külünkoğlu = Cinlerin elebaşlarından bir ifrit (kuvvetli bir cin): “Sen şu oturduğun yerden kalkmadan önce o tahtı sana getiririm. Hem bu işi başaracak gücüm vardır ve hem de bu konuda güvenilir bir kişiyim” dedi.

âtî-ke

  Neml / 39 -

 Diyanet İşleri (eski) = Cinlerden bir ifrit: 'Sen yerinden kalkmadan önce sana onu getiririm, buna karşı güvenilir bir güce sahibim' dedi.

âtî-ke

  Neml / 39 -

 Diyanet Vakfi = Cinlerden bir ifrit: Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm yeter ve bana güvenebilirsiniz, dedi.

âtî-ke

  Neml / 39 -

 Edip Yüksel = Cinlerden bir ifrit, 'Sen daha yerinden kalkmadan onu sana getirebilirim. Bunu becerebilecek güce sahibim,' dedi.

âtî-ke

  Neml / 39 -

 Elmalılı Hamdi Yazır = Cinden bir ıfrit, ben, dedi: onu sana sen makamından kalkmazdan evvel getiririm ve her halde ben buna karşı kuvvetli bir emînim

âtî-ke

  Neml / 39 -

 Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Cinlerden bir ifrit: «Sen makamından kalkmadan önce ben onu sana getiririm. Ve gerçekten bunu yapmaya hem gücüm, hem de güvenim var.» dedi.

âtî-ke

  Neml / 39 -

 Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Cinlerden bir ifrit, «Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm ve güvenim var.» dedi.

âtî-ke

  Neml / 39 -

 Gültekin Onan = Cinlerden becerikli, kurnaz, gözüpek biri: “Daha oturduğun yerden kalkmadan, onu sana getirebilirim. Çünkü ben, bu konuda gerçekten güvenilir bir güce sahibim” dedi.

âtî-ke

  Neml / 39 -

 Harun Yıldırım = Cinlerden bir ifrit: Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm yeter ve bana güvenebilirsiniz, dedi.

âtî-ke

  Neml / 39 -

 Hasan Basri Çantay = Cinden bir ifrit: «Sen makaamından kalkmadan ben onu sana getiririm. Ben buna karşı her halde güvenilecek bir kuvvete mâlikim» dedi.

âtî-ke

  Neml / 39 -

 Hayrat Neşriyat = Cinlerden bir ifrît: '(Sen, daha) makamından kalkmadan önce, ben onu sana getiririm; ve hakikaten ben, buna gerçekten gücü yeten, (ve bu hususta) güvenilir biriyimdir' dedi.

âtî-ke

  Neml / 39 -

 İbni Kesir = Cinlerden bir İfrit:'Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm yeter. Bana güvenebilirsiniz.' dedi.

âtî-ke

  Neml / 39 -

 Kadri Çelik = Cinlerden bir ifrit, “Sen daha makamından kalkmadan önce, ben onu sana getirebilirim, ben gerçekten buna karşı kesin olarak güvenilir bir güce sahibim” dedi.

âtî-ke

  Neml / 39 -

 Muhammed Esed = (Süleyman'a bağlı) görünmeyen varlıklar içinden gözüpek biri: "Daha oturduğun yerden kalkmadan onu sana getirebilirim, çünkü ben bu konuda gerçekten güvenilir bir güce sahibim!" dedi.

âtî-ke

  Neml / 39 -

 Mustafa İslamoğlu = Görünmeyen varlıklara mensup (şeytani) maharette biri "Sen daha oturduğun yerden kalkmadan onu sana getiririm; çünkü ben bu konuda güvenilir bir güce sahibim" dedi.

âtî-ke

  Neml / 39 -

 Ömer Nasuhi Bilmen = Cin tâifesinden bir ifrit dedi ki: «Ben onu daha sen makamından kâim olmadan sana getiririm ve şüphe yok ki, ben onun üzerine elbette kuvvetliyim, eminim.»

âtî-ke

  Neml / 39 -

 Ömer Öngüt = Cinlerden bir ifrit: “Sen makamından kalkmadan, ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm yeter ve benim sözüme güvenilir. ” dedi.

âtî-ke

  Neml / 39 -

 Şaban Piriş = Cinlerden bir ifrit, “Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm yeter ve bana güvenebilirsiniz” dedi.

âtî-ke

  Neml / 39 -

 Sadık Türkmen = Cinlerden bir ifrit: «Sen yerinden kalmadan once sana onu getiririm, buna karsi guvenilir bir guce sahibim» dedi.

âtî-ke

  Neml / 39 -

 Seyyid Kutub = Cinlerin ele başlarından biri «Sen şu oturduğun yerden kalkmadan önce o tahtı sana getiririm. Hem bu işi başaracak gücüm vardır ve hem de bu konuda güvenilir bir kişiyim» dedi.

âtî-ke

  Neml / 39 -

 Suat Yıldırım = Cinlerden mağrur ve iddiacı bir ifrit: "Ben," dedi, "Sen makamından kalkmadan, onu sana getiririm. Benim onu taşımaya gücüm yeter, hem de zayi etmeden güvenilir tarzda getirecek emin bir kimseyim."

âtî-ke

  Neml / 39 -

 Süleyman Ateş = Cinlerden bir ifrit (kötü bir cin): "Sen makamından kalkmadan önce ben onu sana getiririm, dedi, bunu yapmağa gücüm yeter ve bana güvenilir."

âtî-ke

  Neml / 39 -

 Tefhim-ul Kuran = Cinlerden ifrit: «Sen daha makamından kalkmadan önce, ben onu sana getirebilirim, ben gerçekten buna karşı kesin olarak güvenilir bir güce sahibim.» dedi.

âtî-ke

  Neml / 39 -

 Ümit Şimşek = Cinlerden bir ifrit 'Daha sen makamından kalkmadan onu sana getiririm,' dedi. 'Çünkü ben bu konuda güçlü ve güvenilir bir kimseyim.'

âtî-ke

  Neml / 39 -

 Yaşar Nuri Öztürk = Cinlerden bir ifrit şöyle dedi: "Sen daha makamından kalkmadan, onu sana getirebilirim. Ben bunu yapacak güçteyim ve gerçekten güvenilir biriyim."

âtî-ke

  Neml / 39 -

 İskender Ali Mihr = Cinlerden ifrit: "Sen, makamından kalkmadan önce onu sana getiririm. Muhakkak ki ben, ona (onu gerçekleştirebileceğime) kuvvetle eminim." dedi.

âtî-ke

  Neml / 39 -

 İlyas Yorulmaz = İçlerinden yabancı (cin) birsi “Sen daha yerinden kalkmadan o tahtı sana getiririm ve benim bu işi yapacak yeterli gücüm var” dedi.

âtî-ke

  Neml / 40 -

 Diyanet İşleri = Kitaptan bilgisi olan biri, “Ben onu, gözünü kapayıp açmadan önce sana getiririm” dedi. Süleyman, tahtı yanında yerleşmiş hâlde görünce şöyle dedi: “Bu, şükür mü, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni denemek için, Rabbimin bana bir lütfudur. Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse (bilsin ki) Rabbim her bakımdan sınırsız zengindir, cömerttir.”

âtî-ke

  Neml / 40 -

 Abdulbaki Gölpınarlı = Kitaba âit bir bilgiye sâhib olansa ben dedi, gözünü yumup açmadan onu getiririm sana. Derken baktı ki taht yanında durmada, onu görünce bu dedi, Rabbimin lûtfundan, ihsânından, şükür mü edeceğim, nankör mü olacağım, beni sınamak istiyor. Fakat şükreden, mutlaka kendisini faydalandırmış olur ve nankörlük edene gelince hiç şüphe yok ki Rabbim, kullarından müstağnîdir, onlara karşı lütuf ve kerem sâhibidir.

âtî-ke

  Neml / 40 -

 Abdullah Parlıyan = Buna karşılık vahiyle bilgilendirilmiş olan kişi: “Bana kalırsa,” dedi. “Ben onu, göz açıp kapayıncaya kadar sana getireceğim.” Süleyman, onu gerçekten önünde görünce: “Benim, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü göstereceğim konusunda, beni denemek üzere, Rabbimin bahşettiği bir lütuf bu. Bununla birlikte Allah'a şükreden kişi, yalnızca kendi iyiliği için şükretmiş olur, nankörlük yapan kişi ise, bilsin ki Rabbim, hem sınırsız cömertlik sahibi, hem de mutlak manada kendi kendine yeterlidir.”

âtî-ke

  Neml / 40 -

 Adem Uğur = Kitaptan (Allah tarafından verilmiş) bir ilmi olan kimse ise: Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm, dedi. (Süleyman) onu (melikenin tahtını) yanıbaşına yerleşmiş olarak görünce: Bu, dedi, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin (gösterdiği) lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur, nankörlük edene gelince, o bilsin ki, Rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, çok kerem sahibidir.

âtî-ke

  Neml / 40 -

 Ahmed Hulusi = Hakikat Bilgi'sinden bir ilim olan (Esmâ kuvvesiyle tahakkuk etme özelliği olan, tecelli-i sıfat) kimse de dedi ki: "Gözünü kırpmadan önce onu sana getiririm". . . (Süleyman) tahtı önünde yerleşmiş görünce dedi ki: "Bu Rabbimin fazlındandır. . . Şükür mü yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni denemesidir. . . Kim şükreder ise şüphesiz ki şükrü nefsinedir! Kim nankörlük ederse, Rabbim Ğaniyy'dir, Keriym'dir. "

âtî-ke

  Neml / 40 -

 Ahmet Tekin = İlâhî kitaplardaki bilgileri iyi bilenlerden biri ise:'Göz ucuyla kendine bakacak süreden daha kısa bir zamanda, ben onu sana getiririm' dedi. Süleyman kraliçenin tahtını yanı başına yerleştirilmiş görünce:'Bu Rabbimin lütuf ve ihsanındandır. Şükür mü edeceğimi, nankörlük mü edeceğimi denemek istiyor. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse, bilsin ki, benim Rabbim zengindir, muhtaç değildir, af, merhamet ve kerem sahibidir.' dedi.

âtî-ke

  Neml / 40 -

 Ahmet Varol = Kendinde kitaptan bir ilim bulunan kişi: 'Sen gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm' dedi. (Süleyman) onu yanına yerleşmiş halde görünce dedi ki: 'Bu Rabbimin lütfundandır. Şükredecek miyim yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni imtihan etmek için. Kim şükrederse kendi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse şüphesiz Rabbim bir şeye ihtiyacı olmayan, kerem sahibidir.

âtî-ke

  Neml / 40 -

 Ali Bulaç = Kendi yanında kitaptan ilmi olan biri dedi ki: "Ben, (gözünü açıp kapamadan) onu sana getirebilirim." Derken (Süleyman) onu kendi yanında durur vaziyette görünce dedi ki: "Bu Rabbimin fazlındandır, O'na şükredecek miyim, yoksa nankörlük edecek miyim diye beni denemekte olduğu için (bu olağanüstü olay gerçekleşti). Kim şükrederse, artık o kendisi için şükretmiştir, kim nankörlük ederse, gerçekten benim Rabbim Gani (hiç bir şeye ve kimseye ihtiyacı olmayan)dır, Kerim olandır.

âtî-ke

  Neml / 40 -

 Ali Fikri Yavuz = Kendinde ilâhî kitabdan bir ilim bulunan bir (melek) dedi ki; “-Ben gözünü kırpmadan önce onu sana getiririm.” Derken Süleyman, tahtı yanında duruyor görünce dedi ki; “- Bu, rabbimin fazlındandır; beni imtihan etmek içindir: Şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü yapacağım? Kim şükrederse, ancak kendi menfaatine şükreder; kim de nankörlük ederse, muhakkak ki rabbim onun şükrüne muhtaç değildir, ona yine de nimet verir.”

âtî-ke

  Neml / 40 -

 Ali Ünal = Kitap’tan hususî bir bilgiye sahip olan zat ise, “Ben, onu sana daha gözünü kırpmadan getiririm!” dedi. Süleyman tahtı yanıbaşına konmuş görünce, “Bu, Rabbimin bir lütfudur. Karşılığında şükür mü edeceğim, yoksa (öyle bir lütfu kendimden bilip) nankörlük mü yapacağım diye beni sınıyor. Kim şükrederse, ancak kendi iyiliğine olarak şükreder. Kim de nankörlükte bulunursa, şurası bir gerçek ki, Rabbim mutlak servet sahibidir ve kimsenin şükrüne ihtiyacı yoktur; lütuf ve keremi pek boldur.”