Aranılan kelime ile eşleşen ayetler

kezzebû-humâ

  Mü’minûn / 48 -

 Diyanet İşleri = Böylece ikisini de yalanladılar, bu yüzden de helâk edilenlerden oldular.

kezzebû-humâ

  Mü’minûn / 48 -

 Abdulbaki Gölpınarlı = Dediler de ikisini de yalanladılar ve onlar, helâk edilenlerdi zâten.

kezzebû-humâ

  Mü’minûn / 48 -

 Abdullah Parlıyan = İşte böyle diyerek bu iki elçiyi yalanladılar da, böylece yok edilenlerden oldular.

kezzebû-humâ

  Mü’minûn / 48 -

 Adem Uğur = Böylece onları yalanladılar ve bu sebeple helâk edilenlerden oldular.

kezzebû-humâ

  Mü’minûn / 48 -

 Ahmed Hulusi = O ikisini yalanladılar; bu yüzden de yok edilenlerden oldular.

kezzebû-humâ

  Mü’minûn / 48 -

 Ahmet Tekin = Mûsâ ve Hârûn’u yalanladılar. Helâk edilenlerden oldular.

kezzebû-humâ

  Mü’minûn / 48 -

 Ahmet Varol = Böylece onları yalanladılar ve helâk edilenlerden oldular.

kezzebû-humâ

  Mü’minûn / 48 -

 Ali Bulaç = Böylece onları yalanladılar ve yıkıma uğrayanlardan oldular.

kezzebû-humâ

  Mü’minûn / 48 -

 Ali Fikri Yavuz = Böylece onları (Musâ ve Harûn’u) yalanladılar da helâk edilenlerden oldular, (denizde boğuldular).

kezzebû-humâ

  Mü’minûn / 48 -

 Ali Ünal = Bu tavır içinde Musa ve Harun’u yalanladılar da, neticede helâk edilmiş toplumlara karışıp gittiler.

kezzebû-humâ

  Mü’minûn / 48 -

 Bayraktar Bayraklı = Böylece onları yalanladılar ve bu sebeple helâk edilenlerden oldular.

kezzebû-humâ

  Mü’minûn / 48 -

 Bekir Sadak = (47-48) Bu yuzden: «Milletleri bize kul iken, bizim gibi iki insana mi inanacagiz?» deyip onlari yalanci saydilar. Bu yuzden yok edildiler.

kezzebû-humâ

  Mü’minûn / 48 -

 Celal Yıldırım = Böylece Musâ ile Harun'u yalanladılar da bu yüzden yok edilen (bedbaht)lardan oldular.

kezzebû-humâ

  Mü’minûn / 48 -

 Cemal Külünkoğlu = Böylece ikisini de yalanladılar, bu yüzden de yıkıma uğrayanlardan oldular.

kezzebû-humâ

  Mü’minûn / 48 -

 Diyanet İşleri (eski) = (47-48) Bu yüzden: 'Milletleri bize kul iken, bizim gibi iki insana mı inanacağız?' deyip onları yalancı saydılar. Bu yüzden yok edildiler.

kezzebû-humâ

  Mü’minûn / 48 -

 Diyanet Vakfi = Böylece onları yalanladılar ve bu sebeple helâk edilenlerden oldular.

kezzebû-humâ

  Mü’minûn / 48 -

 Edip Yüksel = İkisini yalanladılar ve sonuç olarak yok edilenlerden oldular.

kezzebû-humâ

  Mü’minûn / 48 -

 Elmalılı Hamdi Yazır = Bu suretle onları tekzib ettiler de helâk edilenlerden oldular

kezzebû-humâ

  Mü’minûn / 48 -

 Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Böylece onları yalanladılar da helak edilenlerden oldular.

kezzebû-humâ

  Mü’minûn / 48 -

 Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Böylece onları yalanladılar, bu yüzden de helâk edilenlerden oldular.

kezzebû-humâ

  Mü’minûn / 48 -

 Gültekin Onan = Böylece onları yalanladılar ve yıkıma uğrayanlardan oldular.

kezzebû-humâ

  Mü’minûn / 48 -

 Harun Yıldırım = Böylece onları yalanladılar ve bu sebeple helâk edilenlerden oldular.

kezzebû-humâ

  Mü’minûn / 48 -

 Hasan Basri Çantay = İşte onları tekzîb etdiler ve helak edilenlerden oldular.

kezzebû-humâ

  Mü’minûn / 48 -

 Hayrat Neşriyat = Böylece o ikisini yalanladılar da helâk edilenlerden oldular.

kezzebû-humâ

  Mü’minûn / 48 -

 İbni Kesir = Onları yalanladılar ve bu yüzden helake uğratılanlardan oldular.

kezzebû-humâ

  Mü’minûn / 48 -

 Kadri Çelik = Böylece onları yalanladılar ve yıkıma uğrayanlardan oldular.

kezzebû-humâ

  Mü’minûn / 48 -

 Muhammed Esed = İşte böyle (diyerek) bu iki (elçiyi) yalanladılar ve böylece helak edilenlerin arasındaki yerlerini aldılar:

kezzebû-humâ

  Mü’minûn / 48 -

 Mustafa İslamoğlu = Böylece onları yalanladılar; bu yüzden de helake uğrayanlardan oldular.

kezzebû-humâ

  Mü’minûn / 48 -

 Ömer Nasuhi Bilmen = Bu cihetle onları tekzîp ettiler de artık helâk olmuş olanlardan oldular.

kezzebû-humâ

  Mü’minûn / 48 -

 Ömer Öngüt = Böylece onları yalanladılar ve helâk edilenlerden oldular.

kezzebû-humâ

  Mü’minûn / 48 -

 Şaban Piriş = Bu sebeple onları yalanladılar da helak edilenlerden oldular.

kezzebû-humâ

  Mü’minûn / 48 -

 Sadık Türkmen = Ikisini de yalanladılar ve helâk edilenlerden oldular.

kezzebû-humâ

  Mü’minûn / 48 -

 Seyyid Kutub = Onları yalanladılar ve bu yüzden yok edildiler.

kezzebû-humâ

  Mü’minûn / 48 -

 Suat Yıldırım = Böyle deyip onları yalancı saydılar. Kendileri de helâk edilenler gürûhuna dahil oldular.

kezzebû-humâ

  Mü’minûn / 48 -

 Süleyman Ateş = Onları yalanladılar ve helâk edilenlerden oldular.

kezzebû-humâ

  Mü’minûn / 48 -

 Tefhim-ul Kuran = Böylece onları yalanladılar ve yıkıma uğrayanlardan oldular.

kezzebû-humâ

  Mü’minûn / 48 -

 Ümit Şimşek = Onları yalanladılar ve helâk olup gittiler.

kezzebû-humâ

  Mü’minûn / 48 -

 Yaşar Nuri Öztürk = İkisini de yalanladılar, böylece helâk edilenler arasına katıldılar.

kezzebû-humâ

  Mü’minûn / 48 -

 İskender Ali Mihr = Böylece ikisini de yalanladılar. Ve helâk edilenlerden oldular.

kezzebû-humâ

  Mü’minûn / 48 -

 İlyas Yorulmaz = Musa ve Harun’u yalanladılar ve helak olanlardan oldular.

ve isterhebû-hum

  A’râf / 116 -

 Diyanet İşleri = (Mûsâ), “Siz atın” dedi. Bunun üzerine onlar (ellerindekini) atınca insanların gözlerini büyülediler ve onlara korku saldılar. Büyük bir sihir yaptılar.

ve isterhebû-hum

  A’râf / 116 -

 Abdulbaki Gölpınarlı = Siz atın dedi. Attıkları anda halkın gözünü boyadılar, korkuttular ve büyük bir büyü yaptılar.

ve isterhebû-hum

  A’râf / 116 -

 Abdullah Parlıyan = Musa: “Önce siz atın” dedi. Ve onlar asalarını, iplerini yere attıkları zaman, insanların gözlerini büyü ile bağlayıp boyayarak ve onlara, korkuyla şaşkına çevirecek büyük bir büyü modeli göstermiş oldular.

ve isterhebû-hum

  A’râf / 116 -

 Adem Uğur = Siz atın dedi. Onlar atınca, insanların gözlerini büyülediler, onları korkuttular ve büyük bir sihir gösterdiler.

ve isterhebû-hum

  A’râf / 116 -

 Ahmed Hulusi = (Musa): "Siz atın" dedi. . . (Sihirbazlar) atınca, insanların görüşleri etkilendi ve onları dehşete düşürdüler! Büyük bir sihir oluşturdular.

ve isterhebû-hum

  A’râf / 116 -

 Ahmet Tekin = Mûsâ:'Siz atın' dedi. Onlar ellerindekini attıkları zaman insanların gözlerini büyülediler. İnsanları dehşete düşürdüler, korkuttular. Büyük bir sihirbazlık gösterdiler.

ve isterhebû-hum

  A’râf / 116 -

 Ahmet Varol = (Musa): 'Atın' dedi. Attıklarında insanların gözlerini büyülediler, onları dehşete düşürdüler ve büyük bir büyü ortaya koydular.

ve isterhebû-hum

  A’râf / 116 -

 Ali Bulaç = (Musa:) "Siz atın" dedi. (Asalarını) atıverince, insanların gözlerini büyüleyiverdiler, onları dehşete düşürdüler ve (ortaya) büyük bir sihir getirmiş oldular.

ve isterhebû-hum

  A’râf / 116 -

 Ali Fikri Yavuz = Mûsa, siz atın, dedi. Ne zaman ki hünerlerini ortaya döktüler, halkın gözlerini büyülediler ve onlara korku saldılar. Böylece büyük sihir getirmiş oldular.

ve isterhebû-hum

  A’râf / 116 -

 Ali Ünal = Musa, “Siz bırakın!” dedi. Büyücüler, son hazırlıklarını yapıp ellerindeki bütün büyü vasıtalarını yere bırakınca, orada bulunan herkesin bakışlarını büyülediler, onları dehşete düşürdüler ve çok büyük bir büyü ortaya koydular.