Aranılan kelime ile eşleşen ayetler

el cunûdi

  Bürûc / 17 -

 Diyanet İşleri = (17-18) Orduların, Firavun ve Semûd’un haberi sana geldi mi?

el cunûdi

  Bürûc / 17 -

 Abdulbaki Gölpınarlı = Sana, ordulara âit olan söz gelmedi mi.

el cunûdi

  Bürûc / 17 -

 Abdullah Parlıyan = Günahkar orduların kıssasından haberin var mı?

el cunûdi

  Bürûc / 17 -

 Adem Uğur = Orduların, haberi sana geldi mi?

el cunûdi

  Bürûc / 17 -

 Ahmed Hulusi = O orduların haberi sana geldi mi?

el cunûdi

  Bürûc / 17 -

 Ahmet Tekin = Allah’a, emirlerine, peygamberlerine âsi olan diktatörlerin, ilâhî kanunları tanımayan askerî erkânın emrindeki günahkâr orduların nasıl yok olup gittiğinin haberleri sana geldi mi?

el cunûdi

  Bürûc / 17 -

 Ahmet Varol = O orduların haberi sana geldi mi?

el cunûdi

  Bürûc / 17 -

 Ali Bulaç = Orduların haberi sana geldi mi?

el cunûdi

  Bürûc / 17 -

 Ali Fikri Yavuz = (Ey Rasûlüm) geldi ya sana haberleri (o kâfirler topluluğu) orduların:

el cunûdi

  Bürûc / 17 -

 Ali Ünal = Sana ulaştı mı haberi o orduların,

el cunûdi

  Bürûc / 17 -

 Bayraktar Bayraklı = (17-18) Orduların, Firavun ve Semûd'un uğradıkları helâkın haberi sana geldi mi?

el cunûdi

  Bürûc / 17 -

 Bekir Sadak = (17-18) Firavun ve Semud ordularinin haberi sana geldi mi?

el cunûdi

  Bürûc / 17 -

 Celal Yıldırım = (17-18) Fir'avn ve Semûd askerlerinin haberi sana geldi ya..

el cunûdi

  Bürûc / 17 -

 Cemal Külünkoğlu = (17-18) (Resulüm!) Sana Firavun ve Semud'a ait orduların haberi geldi mi?

el cunûdi

  Bürûc / 17 -

 Diyanet İşleri (eski) = (17-18) Firavun ve Semud ordularının haberi sana geldi mi?

el cunûdi

  Bürûc / 17 -

 Diyanet Vakfi = (17-18) Orduların, Firavun ve Semûd'un (uğradıkları felâketin) haberi sana geldi mi?

el cunûdi

  Bürûc / 17 -

 Edip Yüksel = Orduların tarihinden haberin var mı?

el cunûdi

  Bürûc / 17 -

 Elmalılı Hamdi Yazır = geldi ya, sana kıssası o orduların (o cünudun)

el cunûdi

  Bürûc / 17 -

 Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O orduların kıssası sana geldi ya?

el cunûdi

  Bürûc / 17 -

 Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = O orduların kıssası sana geldi mi?

el cunûdi

  Bürûc / 17 -

 Gültekin Onan = Orduların haberi sana geldi mi?

el cunûdi

  Bürûc / 17 -

 Harun Yıldırım = Orduların haberi geldi mi sana?

el cunûdi

  Bürûc / 17 -

 Hasan Basri Çantay = (17-18) Sana (Habîbim) o orduların, Firavn ve Semuudun haberi geldi ya.

el cunûdi

  Bürûc / 17 -

 Hayrat Neşriyat = (17-18) (Ey Resûlüm!) Sana o orduların, Fir'avun ve Semûd’un (helâk oluş) haber(ler)i geldi mi?

el cunûdi

  Bürûc / 17 -

 İbni Kesir = O orduların haberi haberi, sana geldi mi?

el cunûdi

  Bürûc / 17 -

 Kadri Çelik = Orduların haberi sana geldi mi?

el cunûdi

  Bürûc / 17 -

 Muhammed Esed = (Günahkar) orduların kıssasından haberin var mı?

el cunûdi

  Bürûc / 17 -

 Mustafa İslamoğlu = Malum orduların olayından haberin var mı?

el cunûdi

  Bürûc / 17 -

 Ömer Nasuhi Bilmen = (17-18) Sana o orduların haberi geldi mi? Fir'avun ile Semûd'un (haberi)?

el cunûdi

  Bürûc / 17 -

 Ömer Öngüt = Orduların haberi sana gelmedi mi?

el cunûdi

  Bürûc / 17 -

 Şaban Piriş = -Sana o orduların haberi gelmedi mi?

el cunûdi

  Bürûc / 17 -

 Sadık Türkmen = Oordularin haberi sana geldi mi?

el cunûdi

  Bürûc / 17 -

 Seyyid Kutub = Sana orduların haberi geldi mi?

el cunûdi

  Bürûc / 17 -

 Suat Yıldırım = (17-18) Nitekim o orduların, Firavun ve Semûd milletlerinin başlarına gelenleri mutlaka öğrenmişsindir.

el cunûdi

  Bürûc / 17 -

 Süleyman Ateş = O orduların haberi sana geldi mi?

el cunûdi

  Bürûc / 17 -

 Tefhim-ul Kuran = Orduların haberi sana geldi mi?

el cunûdi

  Bürûc / 17 -

 Ümit Şimşek = Sana haberi geldi mi orduların:

el cunûdi

  Bürûc / 17 -

 Yaşar Nuri Öztürk = Geldi mi sana orduların haberi?

el cunûdi

  Bürûc / 17 -

 İskender Ali Mihr = Sana, o orduların haberi (kıssası) geldi mi?

el cunûdi

  Bürûc / 17 -

 İlyas Yorulmaz = Orduların haberi sana geldi mi?

el cunûdi

  Bakara / 249 -

 Diyanet İşleri = Tâlût, ordu ile hareket edince, “Şüphesiz Allah, sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim ondan içerse benden değildir. Kim onu tatmazsa işte o bendendir. Ancak eliyle bir avuç alan başka.” dedi. İçlerinden pek azı hariç, hepsi ırmaktan içtiler. Tâlût ve onunla beraber iman edenler ırmağı geçince, (geride kalanlar) “Bugün bizim Câlût’a ve askerlerine karşı koyacak gücümüz yok.” dediler. Allah’a kavuşacaklarını kesin olarak bilenler (ırmağı geçenler) ise şu cevabı verdiler: “Allah’ın izniyle büyük bir topluluğa galip gelen nice küçük topluluklar vardır. Allah, sabredenlerle beraberdir.”

el cunûdi

  Bakara / 249 -

 Abdulbaki Gölpınarlı = Tâlût, orduyla harekete geçince dedi ki: Allah sizi bir ırmakla sınayacak. Kim o ırmağın suyundan içerse benden değil, onu tatmayan benden. Yalnız eliyle bir avuç su alana söz yok. Irmağa gelince hemen hepsi içti, içlerinden pek azı içmedi. Tâlût ve onunla berâber bulunan inananlar, o ırmağı geçince, bizim bugün Câlût'la ordusuna karşı duracak takatimiz yok dediler. Allah'a kavuşacaklarını umanlarsa nice azlık taife vardır ki dediler, Allah'ın izniyle çokluk taifeye üst olmuştur, Allah sabredenlerledir.

el cunûdi

  Bakara / 249 -

 Abdullah Parlıyan = Ve Tâlût ordusuyla yola koyulduğunda dedi ki: “Allah sizi şimdi bir nehirle imtihan edecek, ondan içen benden değildir, ama onu tatmayan bendendir, ondan sadece bir avuç dolusu içen ise affedilmiş olacaktır.” İçlerinden pek azı hariç, hepsi ondan doya doya içtiler. Nihayet Tâlût ve kendisiyle beraber inananlar ırmağı geçince dediler ki: “Câlût ve kuvvetlerine karşı koyacak bugün hiç gücümüz yok.” Ama kesin olarak Allah'a kavuşacaklarını bilenler: “Sayıca az nice topluluklar var ki; Allah'ın izniyle büyük kalabalıklara üstün gelmiştir. Zira Allah, güçlüklere karşı sabırlı olanlarla beraberdir” diye cevap verdiler.

el cunûdi

  Bakara / 249 -

 Adem Uğur = Tâlût askerlerle beraber (cihad için) ayrılınca: Biliniz ki Allah sizi bir ırmakla imtihan edecek. Kim ondan içerse benden değildir. Eliyle bir avuç içen müstesna kim ondan içmezse bendendir, dedi. İçlerinden pek azı müstesna hepsi ırmaktan içtiler. Tâlût ve iman edenler beraberce ırmağı geçince: Bugün bizim Câlût'a ve askerlerine karşı koyacak hiç gücümüz yoktur, dediler. Allah'ın huzuruna varacaklarına inananlar: Nice az sayıda bir birlik Allah'ın izniyle çok sayıdaki birliği yenmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir, dediler.

el cunûdi

  Bakara / 249 -

 Ahmed Hulusi = Talut, ordusuyla yola çıktığında (askerlerine) dedi ki: "Muhakkak Allâh sizi bir nehir ile sınayacaktır. Kim ondan içerse benden değildir. Kim ondan tatmazsa o da bendendir. Eliyle bir avuç kadar alan müstesna". . . Fakat içlerinden pek azı hariç, ondan içtiler. Ne zaman ki O ve beraberindekiler nehrin karşı yakasına geçtiler, "Calut ve ordusuna karşı savaşacak gücümüz kalmadı" dediler. Allâh'a kavuşacaklarını (imanları sebebiyle) özlerinden gelen (yakîn) ile bilenler ise: "Pek çok defa, az bir topluluk Allâh'ın izniyle (biiznillah), kendilerinden çok fazla topluluğu yenmiştir. Allâh dayananlar ile beraberdir" dediler.

el cunûdi

  Bakara / 249 -

 Ahmet Tekin = Tâlût askerî erkânı ve ordusu ile hareket edince:'Allah sizi mutlaka bir nehirle imtihan edecek. Kim o nehirden su içerse benden değildir. Kim de o sudan tatmazsa işte o bendendir. Ancak herkes eliyle bir avuç su içebilir.' dedi.İçlerinden pek azı hariç, o nehre varır varmaz nehirden su içtiler. Tâlût ve beraberindeki iman eden kimseler nehri geçtiklerinde, nehri geçmeyenler:'Bizim bu gün Câlût ordusuna karşı duracak gücümüz yok' dediler. Allah’a kavuşacaklarına inanıp bilenler ise onlara:'Nice az topluluklar, Allah’ın iradesi, yardımı ve desteğiyle, nice çok topluluklara galip gelmişlerdir. Allah sabrederek savaşa devam edenlerle beraberdir.' dediler.

el cunûdi

  Bakara / 249 -

 Ahmet Varol = Talut askerlerle yola çıkınca: 'Allah sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim ondan içerse benden değildir. Kim de ondan tatmazsa işte o bendendir. Yalnız eliyle bir avuç avuçlayan müstesnadır' dedi. İçlerinden az bir kısım dışında hepsi ondan içtiler. O (Talut) ve onunla beraber bulunan iman etmiş kişiler ırmağı geçince, bunlar (emri tutmayıp ırmaktan su içenler): 'Bugün bizim Calut'a ve onun askerlerine karşı koyacak gücümüz yok' dediler. Kendilerinin Allah'a kavuşacakları kanaatini taşıyanlar ise: 'Nice az topluluk vardır ki, Allah'ın izniyle, kalabalık topluluğa üstün gelmiştir. Allah da sabredenlerle beraberdir' dediler.

el cunûdi

  Bakara / 249 -

 Ali Bulaç = Talut, orduyla birlikte ayrıldığında dedi ki: "Doğrusu Allah sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim bundan içerse, artık o benden değildir ve kim de -eliyle bir avuç alanlar hariç- onu tadmazsa bendendir. Küçük bir kısmı hariç (hepsi sudan) içti. O, kendisiyle beraber iman edenlerle (ırmağı) geçince onlar (geride kalanlar): "Bugün bizim Calut'a ve ordusuna karşı (koyacak) gücümüz yok" dediler. (O zaman) Muhakkak Allah'a kavuşacaklarını umanlar (şöyle) dediler: "Nice küçük topluluk, daha çok olan bir topluluğa Allah'ın izniyle galib gelmiştir; Allah sabredenlerle beraberdir."

el cunûdi

  Bakara / 249 -

 Ali Fikri Yavuz = Vaktaki Talût (Cihad yapmak için Kudüs’ten) askerleri ile ayrıldı, (ordusuna) şöyle dedi: “- Gerçekten Allah, sizi bir nehirle imtihan edecek; kim ondan içerse benden değildir. Kim de ondan içmezse o benden (bana bağlı olanlardan) dır. Ancak eli ile alıp içenler müstesna (bu kadar içmelerine izin vardır). Nihayet nehire varır varmaz, askerlerden pek azı müstesna, ondan kana kana içtiler. Vaktaki Talût ile beraberindeki müminler o nehri geçtiler, beri tarafta kalıp nehri geçemiyenler: “- Bugün bizim Calût’a (zâlim düşman hükümdarına) ve ordusuna karşı koyacak tâkatımız yoktur” dediler. Ahirette Allah’ın rahmetine kavuşacaklarını kesin olarak bilen (o nehrin karşı tarafındaki Talût’a) bağlılar ise, şu cevabı verdiler: “- Allah’ın izniyle nice az bir topluluk, daha çok bir topluluğa üstün gelmiştir; Allah sabredenlerle beraberdir.”

el cunûdi

  Bakara / 249 -

 Ali Ünal = Nihayet Talût ordusuyla birlikte hareket etti ve (askerine hitaben şöyle) dedi: “Allah, sizi bir nehirle imtihan edecektir. Kim ondan içerse benden değildir; kim de ondan hiç tatmazsa, işte o bendendir; şu kadar ki, eliyle bir avuç dolusu alan da (kınanmayacaktır).” İçlerinden pek azı hariç, hepsi o nehirden içti. Derken Talût, evet O ve beraberinde bulunup (sudan hiç içmeyen ve pek az içen) mü’minler nehri geçince, (nehirden az da olsa tatmış bulunanlar), “Bugün Calut ve ordusuna karşı savaşacak takatımız yok!” dediler. Buna karşılık, kendilerini her an Allah’ın huzurundaymış gibi hisseden ve O’na kavuşacaklarına kesin inancı olanlar ise, “Nice küçük topluluklar vardır ki, Allah’ın izniyle çok büyük topluluklara galip gelmiştir!” diyerek, (inanç ve düşüncelerini dile getirdiler). Allah, sabredenlerle beraberdir.