Aranılan kelime ile eşleşen ayetler
mietin
Diyanet İşleri = Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar. Buna dokuz daha eklediler.
mietin
Abdulbaki Gölpınarlı = Onlar, mağaralarında üç yüz yıl yatıp kaldılar ve bu yıllara dokuz yıl daha kattılar.
mietin
Abdullah Parlıyan = Bir kısım insanlar: Onların mağarada üçyüz yıl kaldığını ileri sürüyor ve kimileri de bu sayıya, dokuz yıl daha ekliyorlar.
mietin
Adem Uğur = Onlar,mağaralarında üçyüz yıl kadar kaldılar ve dokuz yıl da buna ilave etmişlerdir
mietin
Ahmed Hulusi = (Kimileri diyor ki) mağaralarında 300 yıl kaldılar; 9 da eklediler.
mietin
Ahmet Tekin = Onlar mağaralarında güneş yılı ile üç yüz yıl kaldılar. Ay yılıyla buna dokuz yıl daha ilâve ederek üç yüz dokuz yıl olarak hesap ettiler.
mietin
Ahmet Varol = Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar ve dokuz (yıl) da kattılar.
mietin
Ali Bulaç = Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar ve dokuz (yıl) daha kattılar.
mietin
Ali Fikri Yavuz = Onlar, mağaralarında üç yüz sene kaldılar ve buna dokuz yıl daha kattılar.
mietin
Ali Ünal = Onlar, mağaralarında (güneş yılı hesabıyla) üçyüz yıl kaldılar; (ay yılını esas alanlar ise), buna dokuz yıl eklediler.
mietin
Bayraktar Bayraklı = Onlar mağaralarında üç yüzyıl ve buna ilâveten dokuz yıl kalmışlardır.
mietin
Cemal Külünkoğlu = (25-26) (Bazıları) onların mağaralarında üç yüz yıl kaldı(ğını) söyledi, bazıları da buna dokuz yıl daha ilâve etti. De ki: “Onların (orada) ne kadar kaldığını en iyi Allah bilir. Göklerin ve yerin gizli gerçekleri (yalnızca) O'nun elindedir. O ne güzel görür, ne güzel işitir! Onların O'ndan başka koruyucusu, kayırıcısı yoktur. O egemenliğine hiç kimseyi ortak etmez!”
mietin
Diyanet Vakfi = Onlar mağaralarında üç yüzyıl ve buna ilaveten dokuz yıl kalmışlardır.
mietin
Elmalılı Hamdi Yazır = Onlar kehiflerinde üçyüz sene durdular, dokuz da ziyade ettiler
mietin
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Onlar mağaralarında üçyüz sene durdular, dokuz da ilave ettiler.
mietin
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Onlar, mağaralarında üçyüz yıl kadar kaldılar ve dokuz yıl da buna ilave etmişlerdir.
mietin
Gültekin Onan = Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar ve dokuz (yıl) daha kattılar.
mietin
Harun Yıldırım = Onlar,mağaralarında üçyüz yıl kadar kaldılar ve dokuz yıl da buna ilave etmişlerdir
mietin
Hasan Basri Çantay = Onlar mağaralarında üç yüz sene eğleşdiler. (Buna) dokuz (yıl) daha katdılar.
mietin
Hayrat Neşriyat = Ve (onlar) mağaralarında üç yüz sene kaldılar, dokuz (sene) de ziyâde ettiler.
mietin
İbni Kesir = Onlar mağaralarında üçyüz sene eğleştiler. Buna dokuz daha kattılar.
mietin
Kadri Çelik = Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar ve dokuz (yıl) daha kattılar.
mietin
Muhammed Esed = Ve (bazıları,) onlar(ın) mağaralarında üçyüz yıl kaldı(ğını ileri sürüyor) ve kimileri de (bu sayıya) dokuz yıl daha ekliyorlar.
mietin
Mustafa İslamoğlu = İmdi (kimileri) "Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar" (diye iddia ederlerken), bir (başkaları) da bu sayıya dokuz yıl daha ekledi.
mietin
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve onlar mağaralarında üçyüz sene durdular. Dokuz (sene) de arttırdılar.
mietin
Ömer Öngüt = Onlar, mağaralarında üçyüz yıl kaldılar. Dokuz yıl da ilâve ettiler.
mietin
Şaban Piriş = Onlar, mağarada üç yüz sene kaldılar ve buna dokuz sene daha eklediler.
mietin
Sadık Türkmen = Ve (bazilari); onların mağaralarında üç yüz yıl kaldı(ğını ileri sürüyor) ve kimileri de (bu sayıya) dokuz yıl daha ilâve ediyorlar.
mietin
Seyyid Kutub = Kimileri derler ki, «O gençler mağarada üçyüz yıl kaldılar.» Buna dokuz daha eklerler.
mietin
Suat Yıldırım = Mağaralarında üç yüz yıl kaldılar. Bazıları buna dokuz yıl daha ilâve ettiler.
mietin
Süleyman Ateş = "Mağaralarında üçyüz yıl kaldılar. Dokuz (yıl) da ilâve ettiler."
mietin
Tefhim-ul Kuran = Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar ve dokuz (yıl) daha kattılar,
mietin
Ümit Şimşek = Yine bazıları, 'Onlar mağaralarında üç yüz sene kaldılar' dedi; bazıları da buna dokuz daha ekledi.
mietin
Yaşar Nuri Öztürk = Onlar, mağaralarında üçyüz yıl kaldılar; dokuz da ilave ettiler.
mietin
İlyas Yorulmaz = (Sonra yine) İnsanlar “Onlar mağaralarında üç yüz dokuz sene kaldılar” dediler.
hamietin
Diyanet İşleri = Güneşin battığı yere varınca, onu siyah balçıklı bir su gözesinde batar (gibi) buldu. Orada (kâfir) bir kavim gördü. “Ey Zülkarneyn! Ya (onları) cezalandırırsın ya da haklarında iyilik yolunu tutarsın” dedik.
hamietin
Abdulbaki Gölpınarlı = Nihâyet güneşin battığı yere gelince görmüştü ki güneş, kara bir balçığa batmada ve orada bir topluluğa rastladı. Dedik ki: Ey Zülkarneyn, istersen azaplandırırsın bunları, istersen iyilik edersin onlara.
hamietin
Abdullah Parlıyan = Batıya doğru giderek günün birinde, varabileceği en uzak noktaya vardı. Orada güneş O'na, kopkoyu bulanık bir suya dalıyormuş gibi göründü. Ve orada bir topluluğa rastladı. O'na “Ey Zülkarneyn!” dedik. “Onlara istersen azap edersin, istersen iyilik edersin.”
hamietin
Adem Uğur = Nihayet güneşin battığı yere varınca, onu kara bir balçıkta batar buldu. Onun yanında (orada) bir kavme rastladı. Bunun üzerine biz: Ey Zülkarneyn! Onlara ya azap edecek veya haklarında iyilik etme yolunu seçeceksin, dedik.
hamietin
Ahmed Hulusi = Tâ Güneş'in battığı yere ulaştığında, onu koyu bir karanlık suda batarken buldu. . . (Bir de) o bölgede bir toplum buldu! Dedik: "Ey Zül-Karneyn! İster (onlara) azap edersin; ister haklarında bir güzellik oluşturursun. "
hamietin
Ahmet Tekin = Nihayet, güneşin batar durumda olduğu, gecenin aralıksız uzun süre devam ettiği yere ulaştığı zaman, güneşi, sanki kara balçıklı bir suda batıyor buldu. O bölgede bir kavme rastladı. Biz ona:'Ey Zülkarneyn, onları cezalandırabilirsin, onlara iyi davranma yolunu da seçebilir, Hakka, imana, şer’î hükümleri öğrenmeye davet edebilir, kolaylık yolları gösterebilirsin.' diye ilham ettik.
hamietin
Ahmet Varol = Nihayet güneşin battığı yere ulaşınca onu kara balçıklı bir gözenin içinde batar gördü. [2] Onun yanında da bir kavim buldu. Dedik ki: 'Ey Zulkarneyn! Onlara ya azap edersin, ya da haklarında güzel davranırsın.
hamietin
Ali Bulaç = Sonunda güneşin battığı yere kadar ulaştı ve onu kara çamurlu bir gözede batmakta buldu, yanında bir kavim gördü. Dedik ki: "Ey Zu'l-Karneyn, (istiyorsan onları) ya azaba uğratırsın veya içlerinde güzelliği (geçerli ilke) edinirsin."
hamietin
Ali Fikri Yavuz = Nihayet güneşin battığı yere (okyanus kıyısına) vardığı zaman, güneşi, (sanki) siyah bir çamura batıyor buldu. Bir de bunun yanında bir kavim buldu. Biz şöyle hitap buyurduk: “- Ey Zül’-Karneyn! Ya (iman etmiyenlere) azâb edersin veya haklarında bir güzellik muamelesi yaparsın.”
hamietin
Ali Ünal = Nihayet, güneşin battığı yere ulaştı ve onu kızgın, kara ve çamurlu bir gözede batıyor buldu. O noktada bir de topluluğa rastladı. “Ey Zülkarneyn,” dedik, “bakalım onlara nasıl muamele edeceksin; (gücüne dayanarak) cezalandırma yolunu mu seçeceksin, yoksa onlara güzel mi davranacaksın.”