Aranılan kelime ile eşleşen ayetler

ve lâ yemliku

  Tâ-Hâ / 89 -

 Diyanet İşleri = Onlar bu heykelin, sözlerine karşılık vermediğini, kendilerinden hiçbir zararı uzaklaştıramayacağını ve onlara hiçbir fayda sağlayamayacağını görmezler mi?

ve lâ yemliku

  Tâ-Hâ / 89 -

 Abdulbaki Gölpınarlı = Görmüyorlar mıydı, onlara bir söz söyleyemiyordu bu heykel ve onlara ne bir zarar veriyordu, ne bir fayda.

ve lâ yemliku

  Tâ-Hâ / 89 -

 Abdullah Parlıyan = Peki görmediler mi ki, bu heykel onlara cevap veremez, onlara ne zarar verebilir, ne de bir yarar sağlayabilir.

ve lâ yemliku

  Tâ-Hâ / 89 -

 Adem Uğur = O şeyin, kendilerine hiçbir sözle mukabele edemeyeceğini, kendilerine ne bir zarar ne de bir fayda vermek gücünde olmadığını görmezler mi?

ve lâ yemliku

  Tâ-Hâ / 89 -

 Ahmed Hulusi = Görmüyorlar mı ki o (buzağı) onların hitabına cevap vermez, onlara ne bir zarar ne de yarar sağlar!

ve lâ yemliku

  Tâ-Hâ / 89 -

 Ahmet Tekin = Onlar, buzağı heykelinin, kendilerine konuşarak karşılık veremediğini, zarar verecek ve fayda sağlayacak bir güce sahip olmadığını görmüyorlar mıydı?

ve lâ yemliku

  Tâ-Hâ / 89 -

 Ahmet Varol = Onun onlara bir sözle cevap veremediğini ve kendilerine ne bir zarar ne de bir yarar dokundurma gücünün olmadığını görmüyorlar mı(ydı)?

ve lâ yemliku

  Tâ-Hâ / 89 -

 Ali Bulaç = Onun kendilerine bir sözle cevap vermediğini ve onlara bir zarar veya fayda sağlamaya gücü olmadığını görmüyorlar mı?

ve lâ yemliku

  Tâ-Hâ / 89 -

 Ali Fikri Yavuz = Onlar bilmiyorlar mıydı ki, o buzağı, kendilerine hiç bir sözle karşılık veremiyor; onlara ne bir zarar, ne de bir fayda vermeye sahip bulunamıyor.

ve lâ yemliku

  Tâ-Hâ / 89 -

 Ali Ünal = Acaba hiç görmüyorlar mıydı ki, o buzağı heykeli, kendilerine mukabele için tek bir söz bile söyleyemiyordu; –o halde, ilâh diye kendisine dua ettiklerinde dualarına nasıl karşılık verebilecekti?– zarar ve fayda adına da hiçbir güce sahip değildi ki, ne onlardan bir zararı savabilsin, ne de onlara en küçük bir fayda sağlayabilsin.

ve lâ yemliku

  Tâ-Hâ / 89 -

 Bayraktar Bayraklı = Görmüyorlar mıydı ki, o heykel onlara ne söz söyleyebilir; ne zarar ne de fayda verebilirdi?

ve lâ yemliku

  Tâ-Hâ / 89 -

 Bekir Sadak = Gormuyorlar miydi ki, o heykel onlara ne soz soyleyebilir, ne zarar ve ne de fayda verebilirdi? *

ve lâ yemliku

  Tâ-Hâ / 89 -

 Celal Yıldırım = Onlar görüp bilmiyorlar mıydı ki, o (buzağı) kendilerine hiçbir söz ile cevap vermiyor ve onlar için ne bir zarar, ne de bir yarara sahip olamıyordu.

ve lâ yemliku

  Tâ-Hâ / 89 -

 Cemal Külünkoğlu = Peki, onlar o buzağı heykellerinin kendilerine cevap vermediğini, ne zarar ve ne de fayda dokunduramadığını görmüyorlar mıydı?

ve lâ yemliku

  Tâ-Hâ / 89 -

 Diyanet İşleri (eski) = Görmüyorlar mıydı ki, o heykel onlara ne söz söyleyebilir, ne zarar ve ne de fayda verebilirdi?

ve lâ yemliku

  Tâ-Hâ / 89 -

 Diyanet Vakfi = O şeyin, kendilerine hiçbir sözle mukabele edemeyeceğini, kendilerine ne bir zarar ne de bir fayda vermek gücünde olmadığını görmezler mi?

ve lâ yemliku

  Tâ-Hâ / 89 -

 Edip Yüksel = Görmediler mi ki, o, onlara ne bir yanıt verebiliyor, ne de onlara bir zarar ve yarar dokundurabiliyordu

ve lâ yemliku

  Tâ-Hâ / 89 -

 Elmalılı Hamdi Yazır = Şu hakıkati görmüyorlar mı idi ki o onlara bir söz iade edemiyor ve kendilerine ne bir zarar ne de bir menfaat iriştirmeğe malik olamıyordu

ve lâ yemliku

  Tâ-Hâ / 89 -

 Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Şu gerçeği görmüyorlar mıydı ki, o onlara bir sözle karşılık veremiyor ve kendilerine ne bir zarar ne de bir yarar sağlayabiliyordu.

ve lâ yemliku

  Tâ-Hâ / 89 -

 Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Onlar görmüyorlar mıydı ki, o buzağı, kendilerine hiçbir sözle karşılık veremiyor; onlara ne bir zarar, ne de bir yarar vermeye sahip bulunamıyordu.

ve lâ yemliku

  Tâ-Hâ / 89 -

 Gültekin Onan = Onun kendilerine bir sözle cevap vermediğini ve onlara bir zarar veya fayda sağlamaya gücü olmadığını görmüyorlar mı?

ve lâ yemliku

  Tâ-Hâ / 89 -

 Harun Yıldırım = O şeyin, kendilerine hiçbir sözle mukabele edemeyeceğini, kendilerine ne bir zarar ne de bir fayda vermek gücünde olmadığını görmezler mi?

ve lâ yemliku

  Tâ-Hâ / 89 -

 Hasan Basri Çantay = Bilmiyorlar mıydı ki o (buzağı) onlara hiç bir sözle mukaabele edemiyor, onlara ne bir zarar, ne de bir fâide vermek kudretine mâlik olamıyordu.

ve lâ yemliku

  Tâ-Hâ / 89 -

 Hayrat Neşriyat = Hâlbuki (onlar) görmüyorlar mıydı ki, (o buzağı) kendilerine hiçbir sözle karşılık veremiyor ve onlar için ne bir zarara, ne de bir faydaya mâlik olamıyordu.

ve lâ yemliku

  Tâ-Hâ / 89 -

 İbni Kesir = Görmüyorlar mıydı ki; o kendilerine ne bir söz söyleyebilirdi, ne bir zarar, ne de bir fayda verebilirdi.

ve lâ yemliku

  Tâ-Hâ / 89 -

 Kadri Çelik = Onun kendilerine bir sözle cevap vermediğini ve onlara bir zarar veya fayda sağlamaya gücü olmadığını görmüyorlar mı?

ve lâ yemliku

  Tâ-Hâ / 89 -

 Muhammed Esed = Görmüyorlar mı ki? Kendilerine bir sözle cevap veremez. Kendilerine ne bir zarar ve ne de bir fayda vermeye gücü yetmez.

ve lâ yemliku

  Tâ-Hâ / 89 -

 Mustafa İslamoğlu = Fakat onlar görmüyorlar mı ki, bu (heykel) kendilerine tek kelime cevap veremez; dahası, kendilerine ne zarar verebilir ne de yarar sağlayabilir?

ve lâ yemliku

  Tâ-Hâ / 89 -

 Ömer Nasuhi Bilmen = Görmüyorlar mı idi ki, onlara ne bir söz iade edebiliyordu ve ne de onlar için bir zarara ve bir faideye malik bulunuyordu.

ve lâ yemliku

  Tâ-Hâ / 89 -

 Ömer Öngüt = Görmüyorlar mıydı ki, o kendilerine ne söz söyleyebiliyor, ne bir zarar ne de bir fayda verebiliyordu?

ve lâ yemliku

  Tâ-Hâ / 89 -

 Şaban Piriş = Onlar, heykelin kendileriyle konuşamadığını ve onlara bir zarar da fayda da vermeğe gücü olmadığını görmüyorlar mı?

ve lâ yemliku

  Tâ-Hâ / 89 -

 Sadık Türkmen = Onlar, heykelin kendilerine bir cevap vermediğini, bir zarar veya yararının da dokunmadığını görmüyorlar mıydı?

ve lâ yemliku

  Tâ-Hâ / 89 -

 Seyyid Kutub = Görmüyorlar mı ki; o buzağı onlara bir sözü geri çeviremiyor; kendilerine bir zarar veremiyor, bir yarar sağlayamıyor.

ve lâ yemliku

  Tâ-Hâ / 89 -

 Suat Yıldırım = Onlar görmüyorlar mıydı ki o heykel, kendilerine mukabele edecek bir çift laf söyleyemiyordu. Kendilerine gelen bir zararı önleyemediği gibi, onlara fayda da sağlamıyordu.

ve lâ yemliku

  Tâ-Hâ / 89 -

 Süleyman Ateş = Onlar görmüyorlar mı ki o (buzağı) kendilerine bir söz söyleyemez; bir zarar, ve yarar veremez?

ve lâ yemliku

  Tâ-Hâ / 89 -

 Tefhim-ul Kuran = Onun kendilerine bir sözle cevap vermediğini ve onlara bir zarar veya fayda sağlamaya gücü olmadığını görmüyorlar mı?

ve lâ yemliku

  Tâ-Hâ / 89 -

 Ümit Şimşek = Onlar, heykelin kendilerine bir cevap vermediğini, bir zarar veya yararının da dokunmadığını görmüyorlar mıydı?

ve lâ yemliku

  Tâ-Hâ / 89 -

 Yaşar Nuri Öztürk = Görmüyorlar mı ki; o buzağı onlara bir sözü geri çeviremiyor; kendilerine bir zarar veremiyor, bir yarar sağlayamıyor.

ve lâ yemliku

  Tâ-Hâ / 89 -

 İskender Ali Mihr = Onlara sözle cevap vermediğini ve onlara zarar veya fayda vermeye malik olmadığını görmüyorlar mı?

ve lâ yemliku

  Tâ-Hâ / 89 -

 İlyas Yorulmaz = Onlar bu heykelin kendilerine sözlerini (cevap vermediğini) iade etmediğini, onlara ne bir zarar ve nede bir fayda verme gücüne sahip olmadığını görmüyorlar mı?

ve lâ yemliku

  Zuhruf / 86 -

 Diyanet İşleri = O’nu bırakıp taptıkları şeyler şefaat edemezler. Ancak bilerek hakka şâhitlik edenler şefaat edebilirler.

ve lâ yemliku

  Zuhruf / 86 -

 Abdulbaki Gölpınarlı = Ve ondan başkalarına tapanlar, şefâate nâil olmazlar, ancak gerçeğe tanık olanlar müstesnâ ve onlar, gerçeği bilirler de.

ve lâ yemliku

  Zuhruf / 86 -

 Abdullah Parlıyan = Allah'ı bırakıp ta, O'ndan başkasına tapanların taptıkları şeylerin hiç birisi, hiç kimseye şefaat etme gücüne sahip değillerdir. Ama hakka şehadet eden ve O'na inanan kimseler izin verildiği takdirde şefaat edebileceklerdir.

ve lâ yemliku

  Zuhruf / 86 -

 Adem Uğur = Allah'ı bırakıp da taptıkları putlar, şefâat edemezler. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler bunun dışındadır.

ve lâ yemliku

  Zuhruf / 86 -

 Ahmed Hulusi = O'nun dûnunda olarak yöneldikleri şefaate sahip olamazlar; ancak bilerek Hak olarak şahit olanlar müstesna!

ve lâ yemliku

  Zuhruf / 86 -

 Ahmet Tekin = Onların, Allah’ı bırakıp kulları durumundakilerden yalvardıkları, şefaat hakkına sahip değildir. Ancak bilerek, hakkı, Kur’ân’ı, İslâm’ı bayraklaştıranlar, örnek önderler, örnek mü’minler şefaat edebilir.

ve lâ yemliku

  Zuhruf / 86 -

 Ahmet Varol = O'ndan başka taptıkları şefaat yetkisine sahip değildirler. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler müstesna.

ve lâ yemliku

  Zuhruf / 86 -

 Ali Bulaç = O'nun dışında taptıkları şefaatte bulunmaya malik değildirler; ancak kendileri bilerek hakka şahidlik edenler başka.

ve lâ yemliku

  Zuhruf / 86 -

 Ali Fikri Yavuz = O’ndan başka ibadet edib durdukları şeyler (putlar), şefaat da edemezler; ancak Hak’ka şehadet eden (dili ve kalbi ile “Lâ ilâhe illAllah diyen”) kimseler müstesna... onlar (Allah’ın Rableri olduğunu gerçek olarak) bilirler.

ve lâ yemliku

  Zuhruf / 86 -

 Ali Ünal = Müşriklerin O’ndan başka ilâhlaştırıp kendilerine yalvardıkları varlıkların (her iki dünyada da Allah katında) şefaat edecek güç ve yetkileri yoktur; ancak bilerek, ilme dayalı olarak hakka, (Allah’ın birliğine, İlâh, Rab ve Melik olduğu gerçeğine) şahitlik edenlere (bu yetki tanınacaktır).