يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ أَوْفُواْ بِالْعُقُودِ أُحِلَّتْ لَكُم بَهِيمَةُ الأَنْعَامِ إِلاَّ مَا يُتْلَى عَلَيْكُمْ غَيْرَ مُحِلِّي الصَّيْدِ وَأَنتُمْ حُرُمٌ إِنَّ اللّهَ يَحْكُمُ مَا يُرِيدُ
Okunuşu: Yâ eyyuhâllezîne âmenû evfû bil ukûd(ukûdi) uhıllet lekum behîmetul en’âmi illâ mâ yutlâ aleykum gayra muhillîs saydi ve entum hurum(hurumun) innallâhe yahkumu mâ yurîd(yurîdu).
Mâide / 1 - (Diyanet İşleri)
Ey iman edenler! Akitlerinizi yerine getirin. İhramlı iken avlanmayı helâl saymamanız kaydıyla , okunacak (bildirilecek) olanlardan başka hayvanlar , size helâl kılındı. Şüphesiz Allah istediği hükmü verir.
Mâide / 1 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Ey inananlar, ahitlerinizi yerine getirin. Dört ayaklı hayvanlar helâl edilmiştir size, ancak size söylenecekler müstesna; ihramdayken, helâl olan hayvanları avlanmak da haramdır. Şüphe yok ki Allah, dilediğini hükmeder.
Mâide / 1 - (Abdullah Parlıyan)
Ey insanlar! Akitlerinizi titizlikle yerine getirin. İhramlı iken avlanmayı helâl saymamak üzere, bundan sonra size belirtilecek olanlar dışında kalan hayvanlar, sizin için helal kılındı. Şüphesiz Allah, dilediği hükmü koyar.
Mâide / 1 - (Adem Uğur)
Ey iman edenler! Akitleri(n gereğini) yerine getiriniz. İhramlı iken avlanmayı helal saymamak üzere (aşağıda) size okunacaklar dışında kalan hayvanlar, sizin için helâl kılındı. Allah dilediğine hükmeder.
Mâide / 1 - (Ahmed Hulusi)
Ey iman edenler, anlaşmalarınıza tam olarak uyun. . . İhramlı iken, avlanmayı helal saymamanız şartıyla ve size bildirilenler müstesna, otyiyenler (koyun, sığır, keçi, deve gibi) size helal kılındı. . . Muhakkak ki Allâh dilediğini hükmeder.
Mâide / 1 - (Ahmet Tekin)
Ey iman edenler, akitlerinizin, sözleşmelerinizin icaplarını yerine getirin.İhramlı iken avlanmayı helâl ve meşrû saymamak şartıyla, Kur’ân’da belirtilenlerin dışında kalan ot ile beslenen hayvanların eti size helâl kılındı. Allah dilediği kanunları kor, dilediği hükmü verir.
Mâide / 1 - (Ahmet Varol)
Ey iman edenler! Yaptığınız sözleşmelerin gereğini yerine getirin. İhramlı olduğunuz sırada avı helal saymamanız şartıyla size bildirilecek olanların dışındaki hayvanlar size helal kılındı. Allah dilediği hükmü koyar.
Mâide / 1 - (Ali Bulaç)
Ey iman edenler, akitleri yerine getirin. İhramlı iken avlanmayı helal saymaksızın ve size okunacaklar dışta tutulmak üzere, hayvanlar size helal kılındı. Şüphesiz Allah, dilediği hükmü verir.
Mâide / 1 - (Ali Fikri Yavuz)
Ey iman edenler! Allah ve insanlar arasında verdiğiniz söz ve yaptığınız bağlantıları yerine getirin. Hac için ihrama girdiğinizde, avı helâl saymamanız şartı ile size davardan şu okunacaklardan başkası helâl kılındı. Şüphesiz ki Allah ne dilerse onu hükmeder.
Mâide / 1 - (Ali Ünal)
Ey iman edenler! (Gerek Allah ile gerekse insanlarla sözleşip) yaptığınız anlaşmaları yerine getirin. (Genelde ve hangi şartlarda) haram kılındıkları size bildirilen ve bildirilecekler dışında (sığır, deve, koyun ve keçi gibi) ehlî ve bir de ot yiyen dört ayaklı hayvanların etleri size helâl edilmiştir. Şu kadar ki, ihramlı iken (başkasının kestiğini yemenizde beis olmamakla birlikte) bizzat avlanmanız helâl değildir. Şüphesiz ki Allah, nasıl dilerse öyle hükmeder.
Mâide / 1 - (Bayraktar Bayraklı)
Ey iman edenler! Antlaşmalara sâdık kalınız. Size haram oldukları okunacak olanların dışında kalan hayvanlar, sadece ihramda iken avı helâl saymamak şartıyla, sizin için helâl kılındı. Allah, istediği hükmü verir.[92]
Mâide / 1 - (Bekir Sadak)
Ey Inananlar! Akidleri yerine getirin. Ihramda iken avlanmayi helal gormeksizin, size bildirilecek olanlar disinda, hayvanlar helal kilindi; Allah diledigi hukmu verir.
Mâide / 1 - (Celal Yıldırım)
Ey imân edenler! Akidleri yerine getirin. İhrâmlı iken —avlanmayı helâl saymaksızın— size davarların (eti) helâl kılınmıştır. Ancak (aşağıda) size okunacak olanlar müstesna. Şüphesiz ki Allah dilediğini hükmeder.
Mâide / 1 - (Cemal Külünkoğlu)
Ey inananlar! Anlaşmalarınıza sadık kalın! Haram kılındığı size bildirilenler dışında, davarların (deve, sığır, koyun vb. gibi büyük ve küçükbaş kurbanlık hayvanların) eti size helâl kılınmıştır. Şu kadar var ki, ihram halinde iken de av avlamak helâl değildir. Allah dilediği şekilde hükmeder.
Mâide / 1 - (Diyanet İşleri (eski))
Ey İnananlar! Akidleri yerine getirin. İhramda iken avlanmayı helal görmeksizin, size bildirilecek olanlar dışında, hayvanlar helal kılındı; Allah dilediği hükmü verir.
Mâide / 1 - (Diyanet Vakfi)
Ey iman edenler! Akitleri(n gereğini) yerine getiriniz. İhramlı iken avlanmayı helal saymamak üzere (aşağıda) size okunacaklar dışında kalan hayvanlar, sizin için helâl kılındı. Allah dilediğine hükmeder.
Mâide / 1 - (Edip Yüksel)
İnananlar, anlaşmalarınızı uygulayın. Size okunacak olanların dışındaki hayvanlar size helal kılındı. Yalnız ihramda iken avlanmayı helal saymamak koşuluyla... ALLAH dilediği hükmü verir.
Mâide / 1 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Ey o bütün iyman edenler! akıdlerinizi iyfa ediniz, ihrama girdiğinizde avı halâl saymamanız şartiyle size en'am behaiminin âtide okunacak olanlardan maadası halâl kılındı, şüphe yok ki Allah ne isterse hukmeder
Mâide / 1 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Ey iman edenler, sözleşmelerinizi yerine getiriniz! İhrama girdiğinizde avlanmayı helal saymamanız şartıyla size, şu okunacak olanların dışındaki hayvanlar helal kılındı. Şüphesiz ki, Allah istediği hükmü koyar.
Mâide / 1 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Ey iman edenler! Sözleşmeleri yerine getirin. İhramlı iken avlanmayı helal saymamanız şartıyla, çeşitli hayvanlar size helal kılındı. Ancak haram oldukları size okunacak olanlar müstesna. Şüphesiz Allah dilediği hükmü verir.
Mâide / 1 - (Gültekin Onan)
Ey inananlar, akitleri yerine getirin. İhramlı iken avlanmayı helal saymaksızın ve size okunacaklar dışta tutulmak üzere, hayvanlar size helal kılındı. Kuşkusuz Tanrı dilediği hükmü verir.
Mâide / 1 - (Harun Yıldırım)
Ey iman edenler, akidleri yerine getirin. Siz ihramda iken avlanmayı helal saymamak üzere size okunacak olanlar hariç behime denilen hayvanlar size helal kılındı. Muhakkak ki Allah dilediğini hükmeder.
Mâide / 1 - (Hasan Basri Çantay)
Ey îman edenler, bağlandığınız ahidleri yerine getirin. Siz ihramlı olduğunuz halde avlanmayı halâl saymamak ve size (aşağıda) okunacak olanlar haaric kalmak şartiyle davarlar (ın etleri) size halâl edildi. Şübhesiz ki Allah ne dilerse onu hükmeder.
Mâide / 1 - (Hayrat Neşriyat)
Ey îmân edenler! Akidleri (verdiğiniz sözleri) yerine getirin! Siz ihrâmlı iken avlanmayı helâl saymamak şartıyla, size okunacak (bildirilecek) olanların dışında kalan sağmal hayvanlar sizin için helâl kılındı. Şübhesiz ki Allah, ne dilerse hükmeder.
Mâide / 1 - (İbni Kesir)
Ey iman edenler; akidleri yerine getirin. Siz, ihramlı iken avlanmayı helal görmeksizin; size bildirilecekler müstesna, hayvanlar size helal kılınmıştır. Muhakkak ki Allah, dilediğini hükmeder.
Mâide / 1 - (Kadri Çelik)
Ey iman edenler! Sözleşmelere vefa gösterin. İhramlı iken avlanmayı helal saymayanlar olarak sizler için (bundan sonraki ayette) okunacak olan şeyler dışında kalan ot ile beslenen hayvanlar helâl kılındı. Şüphesiz Allah dilediğine hükmeder.
Mâide / 1 - (Muhammed Esed)
Siz ey imana ermiş olanlar! Antlaşmalarınıza sadık olun!(Bundan sonra) belirtilecek olanlar dışında ot ile beslenen hayvanlar(ın eti) sizin için helaldir: ancak ihramda iken avlanmanıza izin verilmemiştir. Bilin ki Allah, iradesinin gereğini emreder.
Mâide / 1 - (Mustafa İslamoğlu)
Siz ey iman edenler! Sözleşmelere sadakat gösterin! Size belirtilenler dışında, sığır cinsi hayvanlar size helal kılındı; ne ki ihramlıyken avlamanız helal değildir. Şüphesiz Allah razı olduğu şeyleri emreder.
Mâide / 1 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ey imân edenler! Sağlam ahidleri yerine getiriniz. Sizin için behime denilen hayvanat helâl kılınmıştır. Ancak size haram oldukları bildirilecek olanlar müstesna ve siz ihrama girmiş bir halde iken avlamayı helâl görmemek şartıyla. Şüphe yok ki, Allah Teâlâ dilediği ile hükmeder.
Mâide / 1 - (Ömer Öngüt)
Ey iman edenler! Akitlerin gereğini yerine getirin. İhramlı iken avlamayı helâl saymamanız şartıyla, çeşitli hayvanlar size helâl kılındı. Ancak haram oldukları size okunanlar müstesnâ. Şüphesiz ki Allah dilediği hükmü verir.
Mâide / 1 - (Şaban Piriş)
- Ey iman edenler, sözleşmelerinizi yerine getirin. İhramlı iken avlanmayı helal görmeksizin, size bildirilecek olanlar dışındaki hayvanlar size helaldir. Allah dilediği hükmü verir.
Mâide / 1 - (Sadık Türkmen)
Ey iman EDENLER! Sözleşmelerinizin gereklerini yerine getirin. İhramlı iken avlanmayı serbest saymadan, (aşağıda) okunacak olanlardan başka hayvanlar, size serbest kılındı. Şüphesiz Allah dilediği hükmü verir.
Mâide / 1 - (Seyyid Kutub)
İhramlı iken avlanmayı helal saymamanız şartı ile ilerde sayılacak olanlar dışında kalan bütün hayvanlar size helal kılındı, Allah dilediği hükmü verir.
Mâide / 1 - (Suat Yıldırım)
Ey iman edenler! Bağlandığınız ahitleri yerine getiriniz. Haram kılındığı size bildirilenler dışında, davarların eti size helâl edilmiştir. Şu kadar var ki, ihram halinde iken de av avlamak helâl değildir. Allah dilediği şekilde hükmeder.
Mâide / 1 - (Süleyman Ateş)
Ey inananlar, akitleri(zi) yerine getirin. Size oku(nup açıkla)nacak olanların dışında kalan hayvanlar sizin için helâl kılındı. Yalnız ihrâmda iken avı helâl saymamak şartiyle. Allâh, istediği hükmü verir.
Mâide / 1 - (Tefhim-ul Kuran)
Ey iman edenler! Akitleri titizlikle yerine getirin. Size dört ayaklı tüm otlayan hayvanlar helâl kılındı, ancak size okunanlar ve ihramlıyken avlanmayı helâl kılmamanız başka. Şüphesiz Allah dilediği hükmü koyar.
Mâide / 1 - (Ümit Şimşek)
Ey iman edenler, akitlerinizi yerine getirin. Haram kılındığı size bildirilenlerin dışındaki hayvanların etleri-ihramda iken avlanmayı helâl saymamak şartıyla-size helâl kılındı. Şüphesiz, Allah dilediği gibi hükmeder.
Mâide / 1 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Ey iman edenler! Akitlerin ve ahitlerin icaplarını yerine getirin. Siz ihramlı iken avlanmayı helal saymamak şartıyla ve ileride size okunacaklar müstesna olmak üzere, davar cinsinden hayvanlar size helal kılınmıştır. Kuşkunuz olmasın ki, Allah, iradesi yönünde hüküm verir.
Mâide / 1 - (İskender Ali Mihr)
Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşıp teslim olmayı dileyenler)! (Yaptığınız) akidleri yerine getirin. Ve ihramda iken av’ı (avlanmayı) helâl saymamakla beraber size okunacak olanların dışında kalan, dört ayaklı hayvanlar sizin için helâl kılınmıştır. Muhakkak ki Allah dilediği şeye hükmeder.
Mâide / 1 - (İlyas Yorulmaz)
Ey İman edenler! Antlaşmaları yerine getirin. Size kitapta haram olarak okunan hayvanların haricinde kalan ve (hac görevi esnasında) ihramlı iken avlanma yasağı olan (Mescid-i Haram bölgesinin dışında) diğer bütün hayvanlar helal kılındı. Allah dilediği hükmü veriyor.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تُحِلُّواْ شَعَآئِرَ اللّهِ وَلاَ الشَّهْرَ الْحَرَامَ وَلاَ الْهَدْيَ وَلاَ الْقَلآئِدَ وَلا آمِّينَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ يَبْتَغُونَ فَضْلاً مِّن رَّبِّهِمْ وَرِضْوَانًا وَإِذَا حَلَلْتُمْ فَاصْطَادُواْ وَلاَ يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَآنُ قَوْمٍ أَن صَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ أَن تَعْتَدُواْ وَتَعَاوَنُواْ عَلَى الْبرِّ وَالتَّقْوَى وَلاَ تَعَاوَنُواْ عَلَى الإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَاتَّقُواْ اللّهَ إِنَّ اللّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
Okunuşu: Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tuhıllû şeâirallâhi ve lâş şehral harâme ve lâl hedye ve lâl kalâide ve lâ âmmînel beytel harâme yebtegûne fadlan min rabbihim ve rıdvânâ(rıdvânen) ve izâ haleltum fastâdû ve lâ yecrimennekum şeneânu kavmin en saddûkum anil mescidil harâmi en ta’tedû, ve teâvenû alâl birri vet takva ve lâ teâvenû alâl ismi vel udvâni vettekullâh(vettekullâhe) innallâhe şedîdul ıkâb(ıkâbi).
Mâide / 2 - (Diyanet İşleri)
Ey iman edenler! Allah’ın (koyduğu din) nişanelerine, haram aya, hac kurbanına, (bu kurbanlıklara takılı) gerdanlıklara ve de Rab’lerinden bol nimet ve hoşnutluk isteyerek Kâ’be’ye gelenlere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktığınızda (isterseniz) avlanın. Sizi Mescid-i Haram’dan alıkoydular diye birtakımlarına beslediğiniz kin, sakın ha sizi, haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın. Allah'a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah’ın cezası çok şiddetlidir.
Mâide / 2 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Ey inananlar, Allah'a ibadete vesile olan, hac töreni yapılan yerlerin ve savaşın haram edildiği ayların hürmetini koruyun, hac kurbanlarına, kurban edilecekleri belli olsun diye boynuna bir şey takılan hayvanlara, Rablerinden bir lütfe ve râzılığa ulaşmak için Beyt-ül Harâm'ı ziyarete gelenlere hürmetsizlik etmeyin. İhramdan çıkınca avlanın. Sizi Mescid-i Harâm'dan meneden kavme karşı beslediğiniz kin aşırı hareket etmenize, tecavüzde bulunmanıza sebep olmasın. İyilik etmek ve kötülükten sakınmak hususunda birbirinize yardım edin, suç işlemek ve düşmanlık etmek için yardımlaşmayın ve Allah'tan sakının, şüphe yok ki Allah'ın cezası, çok çetindir.
Mâide / 2 - (Abdullah Parlıyan)
Ey iman edenler! Allah'ın koyduğu sembollere, kutsal hac ayına, süslenmiş kurbanlıklara, Rablerinin lütuf ve rızasını isteyerek Beyti Haram'a doğru gelenlere saygısızlıkta bulunmayın. Ancak ihramdan çıktığınızda, serbestçe avlanabilirsiniz. Sizi Mescidi Haram'dan alıkoyanlara karşı öfkeniz, saldırganlık yapmanıza yol açmasın. İyi ve güzel olan şeyler ve yolunuzu Allah'ın kitabı ile bulmada yardımlaşın, kötülüğü ve düşmanlığı artırmada değil. Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun ve unutmayın ki, Allah'ın cezası çok şiddetlidir.
Mâide / 2 - (Adem Uğur)
Ey iman edenler! Allah'ın (koyduğu, dinî) işaretlerine, haram aya, (Allah'a hediye edilmiş) kurbana, (ondaki) gerdanlıklara, Rablerinin lütuf ve rızasını arayarak Beyt-i Haram'a yönelmiş kimselere (tecavüz ve) saygısızlık etmeyin. İhramdan çıkınca avlanabilirsiniz. Mescid-i Haram'a girmenizi önledikleri için bir topluma karşı beslediğiniz kin sizi tecavüze sevketmesin! İyilik ve (Allah'ın yasaklarından) sakınma üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın. Allah'tan korkun; çünkü Allah'ın cezası çetindir.
Mâide / 2 - (Ahmed Hulusi)
Ey iman edenler! ŞeairAllâh'a (Allâh nişanelerine, Allâh'ı çağrıştırana - hissettirene), haram aylara, Beytullah'a hediye olunan kurbanlıklara, özel gerdanlıklı kurbanlara, Rablerinden bir fazl ve rıdvan isteyerek Beyt'e gelenlere, hürmetsizlik yapmayın. . . İhramdan çıktığınızda avlanabilirsiniz. . . Mescid-i Haram'a (daha önce) girmenizi engellediler diye bir kavme olan nefretiniz, sizi haddi aşmaya sevketmesin. . . Birr ve takva üzere yardımlaşın; zulüm ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın. . . Allâh'tan (yaptıklarınızın sonucunu yaşatacağı için) korunun. . . Muhakkak ki Allâh, Şediyd ül 'Ikab'dır (şiddetle kötülüğün sonucunu yaşatandır).
Mâide / 2 - (Ahmet Tekin)
Ey iman edenler, Allah’ın emirlerine, emirleriyle bağlantılı hususlara, Allah’ın savaşı haram kıldığı aylardaki yasaklara, kurbanlara, Kâbe’ye yapılan bağışlara, boyunlarında gerdânileri, ipleri, tasmaları olan kurbanlık ve sahipli hayvanlara, Rablerinin lütuf ve rızasına ulaşma mertebesini, rızık kazanmayı, ticarî kazanç elde etmeyi umarak, Beyt-i Haram’a, Beytullah’a niyetle yola çıkanlara, saygısızlık ve tecavüzü meşrû hale getirmeyin.İhramdan çıktığınız zaman avlanabilirsiniz.Mescid-i Haram’a girmenizi engelledikleri için bir kavme karşı beslediğiniz kin, sizi onlara tecavüze sevketmesin.İyilik, insanlık, müslümanlık ve takvâ esaslarını-Kur’ân esaslarını hayata geçirmede, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarınıza ve özgürlüklerinize sahip çıkarak şahsiyetli davranmada, dinî ve sosyal görevlerinizin bilincinde olmada yardımlaşın. Bilerek günah işlemekte, zarar vermekte ve düşmanlıkta birbirinize yardım etmeyin. Allah’a sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun. Allah, inkâr ve isyan suçunuza denk, size âdil ceza verme gücüne sahiptir.
Mâide / 2 - (Ahmet Varol)
Ey iman edenler! Allah'ın işaretlerine, haram aya, kurbanlık hayvanlara, gerdanlık(lı hayvan)lara, Rabbinin lütfundan bir şeyler kazanmak ve rızasına kavuşmak için Haram Ev'i (Kabe'yi) ziyarete gelenlere saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktığınız zaman avlanabilirsiniz. Bir topluluğa sizi Mescidi Haram'dan alıkoymaları dolayısıyla duyduğunuz kin sınırı aşmanıza sebep olmasın. İyilik ve takvada birbirinizle yardımlaşın. Günah ve düşmanlıkta yardımlaşmayın. Allah'a karşı gelmekten sakının. Allah, cezası çok şiddetli olandır.
Mâide / 2 - (Ali Bulaç)
Ey iman edenler, Allah'ın şiarlarına, haram olan ay'a, kurbanlık hayvanlara, (onlardaki) gerdanlıklara ve Rablerinden bir fazl ve hoşnutluk isteyerek Beyt-i Haram'a gelenlere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktınız mı artık avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram'dan alıkoyduklarından dolayı bir topluluğa olan kininiz, sakın sizi haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva konusunda yardımlaşın, günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Allah'tan korkup sakının. Gerçekten Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır.
Mâide / 2 - (Ali Fikri Yavuz)
Ey iman edenler! Ne Allah’ın hac âdetlerine, ne haram aya (Recep, Zilkade, Zilhicce ve Muharrem aylarına), ne kurbanlık hediyelere, ne (onlardaki) gerdanlıklara, ne de Rablerinden gerek fazlını ve gerek rızâsını arayarak Beyt-i Harâm’ı kasdedip gelenlere sakın hürmetsizlik etmeyin. İhramdan çıktığınız zaman (isterseniz) avlanın. Sizi Mescid-i Haram’dan menettiler diye bir kavme karşı beslediğiniz kin, sakın sizi tecavüze götürmesin. İyilik etmek ve fenalıktan sakınmak hususunda birbirinizle yardımlaşın, günah işlemek ve haddi aşmak üzerinde yardımlaşmayın. Allah’dan korkun, çünkü Allah’ın azabı çok şiddetlidir.
Mâide / 2 - (Ali Ünal)
Ey iman edenler! Allah’ın, (O’nun tarafından muhterem ve mukaddes ilan edilen Cuma ve Bayram namazları, cemaatle namaz, ezan, kurban, Hac ve menâsiki gibi İslâm’ın ve Müslümanlığın sembolleri demek olan) şiarlarına ve bu arada, (bizzat o aylarda size saldırılmamış olması dışında savaşmanın yasaklandığı) Haram Aylar’a, Hac mevsiminde kurban edilmek üzere Beytullah’a getirilen hayvanlarla, yine kurban edilmek üzere işaretlenmiş kurbanlıklara ve Rabbilerinin lûtfedeceği kazancı ve O’nun rızasını arzulayarak Beyti Haram’a yönelenlere sakın saygısızlıkta bulunmayın. İhramdan (ve haram bölgeden) çıktığınızda, dilerseniz avlanın. Mescidi Haram’ı ziyaretinizi engellediler diye bir topluluğa karşı duyduğunuz öfke, sakın sizi (Allah’ın şiarlarını tanımama ve haramı helâl etme manâsına gelecek) bir tecavüze sevkedip de günaha sokmasın. Ancak (iman, infak, namaz, sa bır, sebat gibi sizi Allah’a yaklaştıracak her türlü) hayır, iyilik ve faziletlerde, bir de Allah’a karşı gelmekten sakınıp O’nun koruması altına girme (takva) hususunda birbirinizle yardımlaşın. Buna karşılık, sizi hayırdan uzaklaştırıp karşılığında cezayı gerektirecek her türlü kötülük ve (hem Allah ile hem de insanlarla olan münasebetlerinizde) haddi aşma ve düşmanlık üzerinde birbirinizle yardımlaşmayın. Allah’a karşı saygılı olun ve O’na karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, cezalandırması çok çetin olandır.
Mâide / 2 - (Bayraktar Bayraklı)
Ey iman edenler! Ne Allah'ın işaretlerine, ne haram aya, ne kurbana, ne gerdanlıklı kurbanlara, ne de Rabblerinin ihsanını arzu ederek Beyt-i Harâm'a doğru gelenlere saygısızlık ediniz. İhramdan çıktığınız zaman avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram'dan çevirdiklerinden dolayı bir topluma karşı beslediğiniz kin, sizi saldırıya sevk etmesin. İyilik ve takvâ üzerinden yardımlaşınız; günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayınız, Allah'tan sakınınız. Çünkü Allah'ın azabı şiddetlidir.[93]
Mâide / 2 - (Bekir Sadak)
Ey Inananlar! Allah'in nisanelerine, hurmet edilen aya, (Kabe'ye) hediye olan kurbanliga, gerdanliklar takilan hayvanlara, Rab'lerinden bol nimet ve riza talep ederek Beyt-i Haram'a gelenlere sakin hurmetsizlik etmeyin. Ihramdan ciktiginiz zaman avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram'dan menettigi icin bir topluluga olan kininiz, asiri gitmenize sebep olmasin; iyilikte ve fenaliktan sakinmakta yardimlasin, gunah islemek ve asiri gitmekte yardimlasmayin. Allah'tan sakinin, Allah'in cezasi siddetlidir.
Mâide / 2 - (Celal Yıldırım)
Ey imân edenler! Allah'ın (ibâdet için koyduğu) belirtileri, haram ayını, (hediye olarak Kabe'ye gönderilen) kurbanlığı, kurbanlık hayvana takılan gerdanlıkları; Rablerinin hoşnutluğunu, O'nun fazl-u keremini (kendi bilgileri ölçüsünde de olsa) dileyerek Beytu'l-Haram'a yönelip gelenlerin mal ve canını) helâl sayıp saygısızlık etmeyin, ihramdan çıktığınızda (isterseniz) avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Harâm'a girmekten alıkoydular diye bir topluluğa beslediğiniz kin ve öfke sizi tecâvüze sevk etmesin; iyilik ve takva (Allah'tan saygı ile korkup kötülüklerden sakınmak) hususunda yardımlaşın ; günah ve (haklara) tecâvüz üzerinde yardımlaşmayın. Allah'tan korkup (kötülüklerden, her türlü haksız tecâvüzden) sakının. Şüphesiz ki Allah'ın cezası çok şiddetlidir.
Mâide / 2 - (Cemal Külünkoğlu)
Ey inananlar! Allah'ın (ibadet için) koyduğu sembollere (dini işaretlere) ve kutsal (hac) ayına ve süslenmiş kurbanlıklara ve Rablerinin lütuf ve rızasını isteyerek Mescid-i Haram'a koşanlara karşı saygısızlık etmeyin! Ancak hac göreviniz bittikten sonra serbestçe avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram'dan alıkoyanlara karşı öfkeniz, saldırganlık yapmanıza yol açmasın! Kötülüğü ve düşmanlığı artırmada değil, erdemi ve ilahi sorumluluk bilincini geliştirmede birbirinizle yardımlaşın. Muhakkak ki, Allah'ın azabı (emrini ciddiye almayanlara karşı) çok şiddetlidir.
Mâide / 2 - (Diyanet İşleri (eski))
Ey İnananlar! Allah'ın nişanelerine, hürmet edilen aya, hediye olan kurbanlığa, gerdanlıklar takılan hayvanlara, Rab'lerinden bol nimet ve rıza talep ederek Beyt-i Haram'a gelenlere sakın hürmetsizlik etmeyin. İhramdan çıktığınız zaman avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram'dan menettiği için bir topluluğa olan kininiz, aşırı gitmenize sebep olmasın; iyilikte ve fenalıktan sakınmakta yardımlaşın, günah işlemek ve aşırı gitmekte yardımlaşmayın. Allah'tan sakının, Allah'ın cezası şiddetlidir.
Mâide / 2 - (Diyanet Vakfi)
Ey iman edenler! Allah'ın (koyduğu, dinî) işaretlerine, haram aya, (Allah'a hediye edilmiş) kurbana, (ondaki) gerdanlıklara, Rablerinin lütuf ve rızasını arayarak Beyt-i Haram'a yönelmiş kimselere (tecavüz ve) saygısızlık etmeyin. İhramdan çıkınca avlanabilirsiniz. Mescid-i Haram'a girmenizi önledikleri için bir topluma karşı beslediğiniz kin sizi tecavüze sevketmesin! İyilik ve (Allah'ın yasaklarından) sakınma üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın. Allah'tan korkun; çünkü Allah'ın cezası çetindir.
Mâide / 2 - (Edip Yüksel)
İnananlar! Ne ALLAH'ın koyduğu dinsel törenlere, ne kutsal aya, ne kurbana, ne onları işaretleyen çelenklere ve ne de Rab'lerinin lütuf ve rızasını aramak için Kutsal Ev'e doğru yola çıkanlara saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktığınız zaman avlanabilirsiniz. Sizi Kutsal Mescid'den çeviren bir topluluğa olan kininizden dolayı provakasyona gelip saldırganlaşmayın. İyilik ve erdemlilikte yardımlaşın. Kötülük ve düşmanlıkta yardımlaşmayın. ALLAH'ı dinleyin. ALLAH'ın cezası çetindir.
Mâide / 2 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Ey o bütün iyman edenler! ne Allahın şeâirine, ne şehri harâma, ne kurbanlık hediyyelere, ne gerdanlıklarına ne de mevlâlarının gerek fazlını ve gerek rızasını arayarak beyti harâma doğru gelenlere sakın hurmetsizlik etmeyin, ihramdan çıktığınız zaman isterseniz avlanın, sizi Mescidi haramdan menettiler diye bir takımlarına karşı beslediğiniz kin sakın sizi tecavüze sevk etmesin, birr-ü takvâ üzere yardımlaşın, günah-ü taaddi üzere yardımlaşmayın, Allahdan korkun çünkü Allahın ıkabı çok şiddetlidir
Mâide / 2 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Ey iman edenler, ne Allah'ın şearine, dini merasimlerine, ne haram aya, ne kurbanlık hediyelere, ne gerdanlıklarına, ne de Rablerinin gerek nimetini, gerekse hoşnutluğunu arayarak Beyt-i Haram'a doğru gelenlere sakın saygısızlık etmeyin! İhramdan çıktığınızda, isterseniz avlanın. Sizi Mescid-i Haram'dan alıkoydular diye bazılarına karşı beslediğiniz kin, sakın sizi tecavüze sevketmesin! İyilik ve takva sahibi olmada yardımlaşın, günah ve sınırı aşmada yardımlaşmayın! Allah'tan korkun; çünkü Allah'ın cezası çok çetindir.
Mâide / 2 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Ey iman edenler! Allah'ın alâmetlerine, haram aya, kurbanlık hediyelere, gerdanlıklarına ve Rablerinden lutuf ve rıza bekleyerek Kabe'ye yönelenlere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktığınız zaman avlanabilirsiniz. Sizi Mescid - i Haram'dan çevirdiklerinden dolayı bir topluma karşı olan kininiz, sizi saldırıya sevk etmesin. İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın. Allah'tan korkun. Çünkü Allah'ın azabı çetindir.
Mâide / 2 - (Gültekin Onan)
Ey inananlar, Tanrı'nın şiarlarına, haram olan aya, kurbanlık hayvanlara, (onlardaki) gerdanlıklara ve rablerinden bir fazl ve hoşnutluk isteyerek Beyt-i Haram'a (doğru) gelenlere (ammiyn) sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktınız mı artık avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram'dan alıkoyduklarından dolayı bir topluluğa olan kininiz, sakın sizi haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva konusunda yardımlaşın, günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Tanrı'dan korkup sakının. Gerçekten Tanrı (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır.
Mâide / 2 - (Harun Yıldırım)
Ey iman edenler, Allah’ın alametlerini, haram ayı, kurbanlıkları, gerdanlıkları, Rablerinden bir lütuf ve rızayı isteyerek Beyti Haram’a yönelmeyi amaçlayanlara helal saymayın! İhramdan çıktığınız zaman avlanın. Sizi Mescidi Haram’dan alıkoydukları için bir topluma olan kininiz sizi haddi aşmaya sevketmesin! İyilik etmek ve sakınmak üzere yardımlaşın; günah ve haddi aşmak üzere yardımlaşmayın. Allah’tan sakının, muhakkak ki Allah azabı çok şiddetli olandır.
Mâide / 2 - (Hasan Basri Çantay)
Ey îman edenler, Allahın şeâirine, haram olan aya, kurbanlık hediyyelere, (onlardaki) gerdanlıklara ve Rablerinden hem bir ticâret, hem bir rızaa arayarak Beyt-i haraamı kasdedib gelenlere sakın hürmetsizlik etmeyin, ihramdan çıkdığınız vakit (isterseniz) avlanın. Sizi Mescid-i haramdan men' etdiler diye bir kavme karşı beslediğiniz kîn, sakın sizi tecâvüze sevk etmesin. İyilik etmek, fenâlıkdan sakınmak hususunda birbirinizle yardımlaşın. Günâh işlemek ve haddi aşmak üzerinde yardımlaşmayın Allahdan korkun. Şübhesiz ki Allah, cezası çok çetin olandır.
Mâide / 2 - (Hayrat Neşriyat)
Ey îmân edenler! Ne Allah’ın şeâirine (dîninin alâmetlerine), ne haram aya, ne(Kâ'be’ye hediye edilen) kurbana, ne (ona takılan) gerdanlıklara ne de Rablerinden bir lütuf ve bir rızâ arayarak Beyt-i Harâm’a gelenlere hürmetsizlik etmeyin! Ama ihrâmdan çıkınca artık avlanabilirsiniz.Ve sizi Mescid-i Harâm’dan men' ettiler diye bir kavme olan kin(iniz), sakın sizi haddi aşmaya sevk etmesin! Hem iyilik ve takvâ üzerine yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine ise yardımlaşmayın, hem Allah’dan sakının! Şübhe yok ki Allah, azâbı çok şiddetli olandır.
Mâide / 2 - (İbni Kesir)
Ey iman edenler; Allah'ın nişanelerine, haram olan aya, hediye olan kurbanlığa, gerdanlıklı hayvanlara ve Rabblarından nimet, rıza taleb ederek Beyt'ül Haram'a gelenlere hürmetsizlik etmeyin. İhramdan çıkınca avlanın. Sizi Mescid-i Haram'dan alıkoydukları için bir kavme olan kininiz, siz haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın. Günah işlemek ve aşırı gitmek üzerinde yardımlaşmayın. Allah'tan sakının, muhakkak ki Allah'ın cezası şiddetlidir.
Mâide / 2 - (Kadri Çelik)
Ey iman edenler! Allah'ın nişanelerine, hürmet edilen aya, (Kâbe'ye hediye olan) kurbanlığa, gerdanlıklar takılan hayvanlara, Rablerinden bol nimet ve rıza talep ederek Beyt-i Haram'a gelenlere (saldırı ve saygısızlığı), helal saymayın. İhramdan çıktığınız zaman avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram'dan menettiği için bir topluluğa olan kininiz, aşırı gitmenize sebep olmasın. İyilikte ve takvada yardımlaşın, günah işlemek ve aşırı gitmekte yardımlaşmayın. Allah'tan sakının, şüphesiz Allah cezası pek şiddetli olandır.
Mâide / 2 - (Muhammed Esed)
Siz ey imana ermiş olanlar! Allahın koyduğu sembollere ve kutsal (Hac) ayına ve süslenmiş kurbanlıklara ve Rablerinin lütuf ve rızasını isteyerek Beytul-Harama koşanlara karşı saygısızlıkta bulunmayın; (ancak) hac göreviniz bittikten sonra serbestçe avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haramdan alıkoyanlara karşı öfkeniz, saldırganlık yapmanıza yol açmasın: erdemi ve ilahi sorumluluk bilincini geliştirmede birbirinizle yardımlaşın, kötülüğü ve düşmanlığı artırmada değil; Allaha karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun: Ve unutmayın ki Allahın intikamı çetindir!
Mâide / 2 - (Mustafa İslamoğlu)
Siz ey iman edenler! Allah'ın sembollerine, kutsal aya, gerdanları süslenmiş kurbanlıklara ve Rablerinin ihsan ve rızasını isteyerek Beytu'l-Haram'a koşanlara karşı saygısızlık etmeyin! Ancak, hac ile ilgili sorumlulukları yerine getirdiğiniz zaman avlanın! Sizi Mescid-i Haram'dan alıkoyanlara olan hıncınız, onlara saldırganlık yapmanıza yol açmasın; erdem ve takvada birbirinizle dayanışma içinde olun, günahkarca kötülük ve düşmanlıkta değil; artık Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun: Çünkü Allah'ın cezası pek çetindir.
Mâide / 2 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ey imân edenler! Allah Teâlâ'nın ahkâm-ı şer'iyesine ve haram olan aya ve Harem'e gönderilen kurbana ve gerdanlıklı kurban hayvanlarına Rablerinden fazl ve rıdvan talebinde bulunarak Beyt-i Harâm'a gelmek kasdinde bulunanlara tecavüzü helâl addetmeyiniz. İhramdan çıktığınız zaman artık avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram'dan men etmiş olduklarından dolayı bir kavime olan öfkelenmeniz sizi sakın tecavüze sevketmesin. Ve birr ve takvâ üzere yardımlaşınız ve günah ve adâvet üzere yardımlaşmayınız. Ve Allah Teâlâ'dan korkunuz, şüphe yok ki, Allah Teâlâ'nın azabı pek şiddetlidir.
Mâide / 2 - (Ömer Öngüt)
Ey iman edenler! Allah'ın nişanelerine, haram aya, kurbanlık hayvanlara, gerdanlıklara ve Rablerinden lütuf ve rızâ talep ederek Beyt-i haram'ı ziyarete gelenlere hürmetsizlik etmeyin. İhramdan çıkınca avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i haram'a sokmadıkları için bir kavme olan kininiz, sakın sizi haddi aşmaya sevketmesin. İyilik ve takvâ üzerine yardımlaşınız, kötülük ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayınız. Allah'tan korkun. Şüphesiz ki Allah'ın vereceği ceza çok şiddetlidir.
Mâide / 2 - (Şaban Piriş)
- Ey iman edenler, Allah’ın nişanelerine, haram aya, kurbanlığa ve gerdanlık takılan hayvanlara, Rab’lerinden nimet ve rıza isteyerek Beyt-i Harama gelenlere saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktığınız zaman avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram’a girmenizi engellediği için bir topluma olan kininiz, aşırı gitmenize sebep olmasın. İyilik ve takva hususunda yardımlaşın, günah ve düşmanlık hususunda yardımlaşmayın. Allah’tan korkun. Allah’ın cezalandırması şiddetlidir.
Mâide / 2 - (Sadık Türkmen)
Ey iman EDENLER! Allah’ın işâretlerine (ibadet yerlerine), savaşın haram olduğu aya, (beslenmeniz için kesilecek) kurbana, (bu kurbanlıklara takılı) gerdanlıklara ve de Rab’lerinden bol nimet, hoşnutluk isteyerek Kâ’be’ye gelenlere, sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktığınızda (isterseniz) avlanın. Sizi Mescidi Haram’dan (Kâbe’den) alıkoydular diye, birtakım kimselere beslediğiniz kin, sakın ha sizi, haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takvâ (Allah’a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah’ın cezası çok şiddetlidir.
Mâide / 2 - (Seyyid Kutub)
Ey iman edenler, Allah’ın nişanelerine, (kıtal) haram olan aya, (Kabe’ye) hediye olan kurbanlığa, gerdanlıklar takılan hayvanlara, Rablerinden bol nimet ve rıza talep ederek Beyt-i Haram’a gelenlere sakın hürmetsizlik etmeyin. İhramdan çıktığınız zaman avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram’dan men ettiği için bir kavme olan kininiz, aşırı gitmenize sebep olmasın; iyilikte ve fenalıktan sakınmakta yardımlaşın, günah işlemek ve aşırı gitmekte yardımlaşmayın. Allah’tan korkun. Allah’ın cezası şiddetlidir.
Mâide / 2 - (Suat Yıldırım)
Ey iman edenler! Ne Allah’ın şeairine, ne şehr-i harama, ne Kâbe’ye hediye olarak gönderilen kurbanlık hayvanlara, hele hele gerdanlık takılı kurbanlıklara, ne de Rabbinin lütfunu, ihsan edeceği kazancı ve O’nun rızasını arzulayarak Beyt-i Haram’a yönelenlere sakın hürmetsizlik etmeyin. İhramdan çıkınca isterseniz avlanın. Sizin Mescid-i Haram’ı ziyaretinizi engellediler diye birtakım kimselere karşı beslediğiniz kin ve öfke, sakın sizin onlara saldırmanıza yol açmasın. Siz iyilik etmek, fenalıktan sakınmak hususunda birbirinizle yardımlaşın, günah işlemek ve başkasına saldırmak hususunda birbirinizi desteklemeyin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah’ın cezası çok şiddetlidir.
Mâide / 2 - (Süleyman Ateş)
Ey inananlar, ne Allâh'ın işâretlerine, ne harâm aya, ne kurbana, ne gerdanlık(lı kurban)lara ve ne de Rablerinin lutuf ve rızâsını arzu ederek Beyt-i harâm'a doğru gelenlere saygısızlık etmeyin. İhrâmdan çıktığınız zaman avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i harâm'dan çevirdiklerinden dolayı bir topluma karşı beslediğiniz kin, sizi suç işlemeğe itmesin. İyilik ve takvâ üzerinde yardımlaşın, günâh ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın, Allah'tan korkun. Çünkü Allâh'ın azâbı çetindir.
Mâide / 2 - (Tefhim-ul Kuran)
Ey iman edenler, Allah'ın şiarlarına, haram olan ay'a, kurbanlık hayvanlara, (onlardaki) gerdanlıklara ve Rablerinden bir fazl ve hoşnutluk isteyerek Beyt-i Haram'a gelenlere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktınız mı artık avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram'dan alıkoyduklarından dolayı bir topluluğa olan kininiz, sakın sizi haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva konusunda yardımlaşın, günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Allah'tan korkup sakının. Gerçekten Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır.
Mâide / 2 - (Ümit Şimşek)
Ey iman edenler! Allah'ın nişanlarına, Haram Aylara, hac kurbanlarına, kurban olarak işaretlenmiş hayvanlara, Rablerinin lütfunu ve rızasını arayarak Kâbe'ye gelenlere tecavüz etmeyin. İhramdan çıktığınız zaman ise avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haramın ziyaretinden alıkoydukları için bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsizliğe sevk etmesin. İyilik ve takvâda yardımlaşın; günahta ve düşmanlıkta yardımlaşmayın. Allah'tan korkun. Çünkü Allah'ın cezası pek çetindir.
Mâide / 2 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Ey iman edenler! Allah'ın ibadet, iyilik ve güzellik alâmeti kıldığı şeylere, çarpışmanın yasak olduğu haram aya, kurbanlık hediyelere, gerdanlıklara, Rablerinden bir lütuf ve rıza niyaz ederek Mescid-i Haram'a gelmiş olanlara saygısızlık etmeyin! İhramdan çıktığınız vakit avlanın. Bir topluluğun, sizi Mescid-i Haram'dan uzak tutmak için sergilediği kötülük, sizi saldırganlık ve düşmanlığa sakın itmesin! Hayırda erginlik/dürüstlük ve takva üzere yardımlaşın! Kötülük/çirkinlik, düşmanlık/saldırganlık üzere yardımlaşmayın. Allah'tan sakının! Kuşkunuz olmasın ki, Allah'ın azabı çok şiddetlidir.
Mâide / 2 - (İskender Ali Mihr)
Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşıp teslim olmayı dileyenler)! Allah’ın (koyduğu) şeriat hükümlerine, Haram ay’a, (hediye olarak Kâbe’ye gönderilen) kurbanlıklara, gerdanlıklı (boyunları bağlı) kurbanlık develere, Rabb’lerinden bir fazl ve (O’nun) rızasını isteyerek, Beyt-el Haram’a gelenlerin güvenliğine saygısızlık etmeyin. Ve ihramdan çıktığınız zaman avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-il Haram’dan alıkoymalarından (çevirmelerinden) dolayı bir kavme beslediğiniz kin, sakın sizi haddi aşmaya sevk etmesin. Birr ve takva üzerine yardımlaşın. Günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın. Allah’a karşı takvâ sahibi olun. Muhakkak ki Allah ikâbı (azâbı) şiddetli olandır.
Mâide / 2 - (İlyas Yorulmaz)
Ey İman edenler! Allah’ı hatırlatan işaretlere, haram aylara, kurbanlıklara, adak olarak ayrılmış hayvanlara, beytül-haramın (ibadet için gelenlere) güvenilirliğine ve Allah’ın rızası ve lütfundan rızık aramaya gelenlere zarar verecek davranışlardan kaçının. İhramdan (avlanma yasağı kalkınca) çıkınca avlanabilirsiniz. Sizleri Mescidi-i Haramdan uzaklaştıranlara olan kininiz, haddi aşmanıza sebep olup, iyiliklerde yardımlaşmanıza, haramlardan korunmanıza (takvaya) engel olmasın. İyi ve doğru şeyleri yapmakta yardımlaşın, günah işlemek ve birbirinize düşmanlık etmekte yardımlaşmayın, Allah dan korunun, Allah, hesabı çok şiddetli olandır.
حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ وَالْدَّمُ وَلَحْمُ الْخِنْزِيرِ وَمَا أُهِلَّ لِغَيْرِ اللّهِ بِهِ وَالْمُنْخَنِقَةُ وَالْمَوْقُوذَةُ وَالْمُتَرَدِّيَةُ وَالنَّطِيحَةُ وَمَا أَكَلَ السَّبُعُ إِلاَّ مَا ذَكَّيْتُمْ وَمَا ذُبِحَ عَلَى النُّصُبِ وَأَن تَسْتَقْسِمُواْ بِالأَزْلاَمِ ذَلِكُمْ فِسْقٌ الْيَوْمَ يَئِسَ الَّذِينَ كَفَرُواْ مِن دِينِكُمْ فَلاَ تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْنِ الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الإِسْلاَمَ دِينًا فَمَنِ اضْطُرَّ فِي مَخْمَصَةٍ غَيْرَ مُتَجَانِفٍ لِّإِثْمٍ فَإِنَّ اللّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Okunuşu: Hurrimet aleykumul meytetu ved demu ve lahmul hınzîri ve mâ uhılle li gayrillâhi bihî vel munhanikatu vel mevkûzetu vel mutereddiyetu ven natîhatu ve mâ ekeles sebuu illâ mâ zekkeytum ve mâ zubiha alân nusubi ve en testaksimû bil ezlâm(ezlâmi), zâlikum fisk(fiskun), el yevme yeisellezîne keferû min dînikum fe lâ tahşevhum vahşevni, el yevme ekmeltu lekum dînekum ve etmemtu aleykum ni’metî ve radîtu lekumul islâme dînâ(dînen) fe menidturra fî mahmasatin gayra mutecânifin li ismin fe innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Mâide / 3 - (Diyanet İşleri)
Ölmüş hayvan, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına boğazlanan, (henüz canı çıkmamış iken) kestikleriniz hariç; boğulmuş, darbe sonucu ölmüş, yüksekten düşerek ölmüş, boynuzlanarak ölmüş ve yırtıcı hayvan tarafından parçalanmış hayvanlar ile dikili taşlar üzerinde boğazlanan hayvanlar, bir de fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. İşte bütün bunlar fısk (Allah’a itaatten kopmak)tır. Bugün kâfirler dininizden (onu yok etmekten) ümitlerini kestiler. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim. Kim şiddetli açlık durumunda zorda kalır, günaha meyletmeksizin (haram etlerden) yerse, şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
Mâide / 3 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Haram edilmiştir size ölü, kan, domuz eti, Allah'tan gayrı putlar adına kesilen hayvanlar, boğulmuş, vurulmuş, yüksek bir yerden düşüp ölmüş, başka bir hayvan tarafından süsülüp öldürülmüş, canavar tarafından parçalanmış olanlar; ancak ölmeden yetişip kestikleriniz müstesna; ve taştan yapılmış ve dikilmiş putlar adına kesilenler ve fal için çekilen oklarla rızık arayış. Bunlar, kötülüktür. Bugün kâfirler, dininiz yüzünden meyus olmuşlardır artık sizden, korkmayın onlardan, benden korkun. Bugün dininizi ikmal ettim, size verdiğim nîmetimi tamamladım, size din olarak Müslümanlığı verdim de hoşnut oldum. Pek aç kalıp zora düşen, suç işlemek niyetinde olmamak şartıyla haram edilen şeyleri yiyebilir ve şüphe yok ki Allah, suçları örter rahîmdir.
Mâide / 3 - (Abdullah Parlıyan)
Size şunlar haram kılındı: Ölü, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilenler, boğulmuş, bir yerine vurularak öldürülmüş, yüksekten düşerek yuvarlanarak ölmüş, başka bir hayvan tarafından boynuzlanmış, yırtıcı hayvan tarafından parçalanarak yenmiş olanlar; canları çıkmadan kestikleriniz dışında putperest sunaklarında kesilenlerle, fal oklarıyla kısmet aramanız yani piyango ile kısmetleri paylaşmanızın hepsi günahkarca davranışlar olup Allah'ın çizdiği yoldan dışarı çıkmaktır. Bugün artık gerçekleri örtbas edenler, sizin dininizi yok etmekten umudu kesmişlerdir. Onlardan korkmayın, yalnız benden korkun. Bugün size, dininizi kemale erdirdim, nimetimi üzerinize tamamladım ve size din olarak İslâm'ı verip, ondan razı oldum. Kim günaha eğiliminden değil de, hayati bir zaruret sonucu yukarıdaki yasaklananlardan yemek zorunda kalırsa, ona günah yoktur. İyi bilin ki Allah çok bağışlayan ve çok acıyandır.
Mâide / 3 - (Adem Uğur)
Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına boğazlanan, boğulmuş, (taş, ağaç vb. ile) vurulup öldürülmüş, yukarıdan yuvarlanıp ölmüş, boynuzlanıp ölmüş (hayvanlar ile) canavarların yediği hayvanlar -ölmeden yetişip kestikleriniz müstesna- dikili taşlar (putlar) üzerine boğazlanmış hayvanlar ve fal oklarıyle kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar yoldan çıkmaktır. Bugün kâfirler, sizin dininizden (onu yok etmekten) ümit kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'ı beğendim. Kim, gönülden günaha yönelmiş olmamak üzere açlık halinde dara düşerse (haram etlerden yiyebilir). Çünkü Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.
Mâide / 3 - (Ahmed Hulusi)
Size ölmüş hayvan eti, kan, domuz eti, Allâh'tan gayrı adına boğazlananlar haram kılınmıştır. Ayrıca boğularak, dövülerek öldürülen veya bir yerden düşerek ölen veya derisi yüzülerek öldürülen veya vahşi hayvan tarafından parçalanmış olan veya tapınaklardaki dikili taşlarda kesilmiş olan hayvanların etleri de haramdır. Fal oklarıyla (veya bu amaçlı araçlarla geleceğe dönük) kısmet aramanız da! Bütün bunlar fısktır (yoldan çıkmaktır). . . Bu gün hakikati inkâr edenler, sizin Dininizi geçersiz kılma konusunda umutsuzluğa düşmüşlerdir. . . Artık onlardan korkmayın, benden haşyet edin. . . Bu gün sizin için Dininizi ikmal ettim (Din konusundaki bilgilenmenizi), üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için Din (anlayışı) olarak İslâm'a (Allâh'a tam teslimiyete) razı oldum. . . Her kim açlık dolayısıyla çok zor durumda kalırsa, haramı helal saymaksızın bunlardan yiyebilir. Muhakkak ki Allâh Ğafûr'dur, Rahıym'dir.
Mâide / 3 - (Ahmet Tekin)
Ölmüş hayvan-leş, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına boğazlanan, boğulmuş, sert bir cisimle vurulup öldürülmüş, yuvarlanarak ölmüş, boynuzlanıp ölmüş hayvanlar ile yırtıcı hayvanların parçaladığı hayvanlar -ölmeden yetişip kestikleriniz müstesna- putperest sunaklarında boğazlanmış hayvanlar ve fal oklarıyla kısmet aramanız, geleceğiniz ile ilgili kehanette bulunmanız size haram kılındı. Bütün bunlar fâsıklıktır, hak bir düzenin dışına çıkmadır ve günahkâr, isyankâr davranışlardır.Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenler, kâfirler, bugün dininizi, şeriatınızı, medeniyetinizi yok etmekten ümit kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın, benden korkun.Bugün dininizi, şeriatınızı kemâle erdirdim, olgunlaştırdım. Üzerinizdeki nimetimi, dinimi tamamladım. Liyâkatinizden dolayı, hayatınızla içiçe, din olarak, şeriat olarak, medeniyet olarak size İslâm’ı layık gördüm.Kim açlıktan bunalır, bilerek günah işleme niyeti olmadan bunlardan yemek zorunda kalırsa ona günah yoktur. Allah çok bağışlayıcı, engin merhamet sahibidir.
Mâide / 3 - (Ahmet Varol)
Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkasının adına boğazlanan, daha ölmeden yetişip kestikleriniz müstesna olmak üzere boğularak, üzerine bir şey vurularak, yukarıdan düşerek veya boynuzlanarak ölen, canavarın parçaladığı, dikili taşların üzerine kesilen hayvanlar ve fal okları ile kısmet aramanız size haram kılındı. Bütün bunlar fısktır (günahtır, hakka aykırıdır). Bugün artık inkar edenler sizin dininizi ortadan kaldırmaktan ümitlerini kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın benden korkun. Bugün sizin dininizi bütünlüğe erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam'ı seçtim. Kim aşırı açlık yüzünden çaresizliğe düşüp de (haram kılınanlardan bir şeyi) günaha meyletmeden yerse (bilsin ki) Allah bağışlayıcıdır, rahmet edicidir.
Mâide / 3 - (Ali Bulaç)
Ölü eti, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilen, boğulmuş, vurulmuş, yüksek bir yerden düşmüş, boynuzlanmış yırtıcı hayvan tarafından yenmiş, -(henüz canlıyken yetişip) kestikleriniz hariç,- dikili taşlar üzerine boğazlanan (hayvanlar) ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar fısktır (günahla yoldan sapmadır.) Bugün inkâra sapanlar, sizin dininizden (dininizi yıkmaktan) umut kesmişlerdir. Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçip beğendim. Kim 'şiddetli bir açlıkta kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya kalırsa' -günaha eğilim göstermeksizin- (bu haram saydıklarımızdan yetecek kadar yiyebilir.) Çünkü Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
Mâide / 3 - (Ali Fikri Yavuz)
Size şunlar haram kılındı: (Eti yenen hayvanlardan boğazlanmaksızın ölen) ölü hayvan, akmış kan, domuz eti, Allah’dan başkası adına boğazlanan hayvan, bir de henüz canı üzerinde iken yetişip kesmediğiniz boğulmuş,vurulmuş, yuvarlanmış, başka bir hayvan tarafından boynuzlanmış, canavar tarafından parçalanmış hayvanlar; ancak yetişip (Besmele ile) kestiğiniz hayvan müstesna. Bir de dikili taşlar üzerinde (Câhiliyyet devrinde taşlara hürmeten) kesilenler, fal okları ile kısmet aramanız. İşte bunlar yoldan çıkıştır. Bugün kâfirler, dininizi söndürebilmekten ümidlerini kestiler; artık onlardan korkmayın, yalnız benden korkun. Bugün sizin için dininizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki ni’metimi tamamladım ve size dîn olarak “İslâm’ı” ihtiyar ettim. Her kim son derece açlık halinde çaresiz kalırsa, günaha meyl kasdı olmaksızın, canını kurtaracak kadar haram etlerden yiyebilir. Çünkü Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.
Mâide / 3 - (Ali Ünal)
Şunlar ise size haram kılındı: Kendiliğinden ölmüş hayvan, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına kesilen ve –henüz canı çıkmadan yetişip şartına uygun tarzda kestikleriniz müstesna– herhangi bir şekilde boğularak ölen, herhangi türde bir darbe ile öldürülmüş, yukarıdan veya kuyuya düşerek ölmüş, yine, boynuzlanarak veya yırtıcı bir hayvan tarafından parçalanarak ölmüş ve bir de put manâsı taşıyan her türlü şekil, yapı ve anıtlara hürmeten kesilen hayvanların etleriyle, fal, zar atma, kumar, piyango gibi yollarla taksim ve elde ettiğiniz etler (ve sâir yiyecekler). Haram edilen bütün bu yiyecekleri yemek, Allah’a itaatten ve O’nun yolundan çıkmak demektir. –Artık bugün küfredenler, dininizin yerleşip hakim hale gelmesine mani olmaktan ümitlerini kesmiş bulunuyorlar. O halde, onlardan korkup karşılarında ürperti duymayın; yalnızca Ben’den korkup Benim karşımda ürperin (ve neye hükmetmişsem onu yerine getirin). İşte bugün sizin için (bütün kaideleri, hükümleri ve evrenselliğiyle) dininizi kemale erdirdim; üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim. –Şu kadar ki, kim açlıktan bunalıp çaresiz kalır da, (zaruret miktarını aşmak veya bir başka aç insanın payına tecavüz etmek gibi yollarla) günaha meyletmeksizin (haram edilen bu yiyeceklerden yerse, hiç şüphesiz Allah pek bağışlayıcıdır, rahmet ve merhameti pek bol olandır.
Mâide / 3 - (Bayraktar Bayraklı)
Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına boğazlanan, boğulmuş, vurulup öldürülmüş, yuvarlanıp ölmüş, boynuzlanıp ölmüş, canavarların yediği hayvanlar ölmeden yetişip kestikleriniz müstesna, dikili taşlar üzerinde boğazlanmış hayvanlar ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar yoldan çıkmaktır. Bugün kâfirler sizin dininizden ümit kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayınız, benden korkunuz. Bugün dininizi sizin için tamamladım, nimetlerimin tamamını size bahşettim ve sizin için din olarak İslâm'ı uygun gördüm. Kim gönülden günaha yönelmiş olmamak üzere, açlık halinde dara düşerse, haram etlerden yiyebilir. Çünkü Allah çok bağışlayıcıdır; çok merhamet edicidir.[94]
Mâide / 3 - (Bekir Sadak)
Les, kan, domuz eti, Allah'tan baskasi adina kesilenler, -canlari cikmadan once kesmemisseniz, bogulmus, bir yerine vurularak oldurulmus, dusup yuvarlanmis, baska bir hayvan tarafindan susulmus, yirtici hayvan tarafindan yenmis olanlari- dikili taslar uzerine bogazlananlar ile fal oklariyla kismet araminiz size haram kilindi; bunlar fasikliktir. Bugun, inkar edenler sizi dininizden etmekten umutlarini kesmislerdir, onlardan korkmayin, Benden korkun. Bugun, size dininizi butunledim, uzerinize olan nimetimi tamamladim, din olarak sizin icin Islamiyet'i begendim. Acliktan darda kalan, gunaha kaymaksizin yiyebilir. Dogrusu Allah Bagislayan'dir, merhametli olandir.
Mâide / 3 - (Celal Yıldırım)
Ölü (hayvan), kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına boğazladığınız —yetişerek şartına uygun kesilen müstesna— boğulmuş, (bir cisimle) vurularak öldürülmüş, yüksekçe bir yerden yuvarlanıp ölmüş, süsülerek ölmüş, canavar tarafından parçalanarak ölmüş hayvan; dikili taşlar (putlar) üzerine kesilen ve bir de fal okları, kumar zarlarıyla kısmet aramanız size haram kılınmıştır. Bütün bunlar (Allah ve din) yolundan çıkıştır. Bugün kâfirler sizin dininizden (onun nurunu söndürmekten) ümidlerini kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün size dininizi kemâle erdirdim, nimetimi üzerinize tamamladım. Sizin için din olarak İslâm'ı beğendim. Kim açlıktan bunalıp çaresiz hale^ gelir, —günaha istek gösterip eğilmeksizin— onlardan yemek zorunda kalırsa, şüphesiz ki Allah çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.
Mâide / 3 - (Cemal Külünkoğlu)
Size şunlar haram kılındı: Kendiliğinden ölen hayvan (leş), kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilen hayvan, bir de henüz canı üzerinde iken yetişip kesemediğiniz boğulmuş, darbe sonucu ölmüş, yuvarlanmış, başka bir hayvan tarafından (boynuzlanma ile) öldürülmüş, yırtıcı hayvanlar tarafından parçalanmış hayvanlar; ancak yetişip kestiğiniz hayvan müstesna. Bir de dikili taşlar üzerinde (cahiliyet devrinde taşlara hürmeten) kesilenler, fal okları ile kısmet aramanız. İşte bunları yapmak (doğru) yoldan çıkıştır. Artık bugün inkârcılar dininizi söndürmekten ümitlerini kestiler. Öyleyse onlardan korkmayın, bana karşı gelmekten sakının. İşte bugün sizin dininizi kemale erdirdim ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Sizin için din olarak İslâm'ı beğendim/seçtim. Kim günaha meyletmeksizin açlıktan bunalıp çaresiz kalırsa, haram olan etlerden yiyebilir. Çünkü Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Mâide / 3 - (Diyanet İşleri (eski))
Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilenler, -canları çıkmadan önce kesmemişseniz, boğulmuş, bir yerine vurularak öldürülmüş, düşüp yuvarlanmış, başka bir hayvan tarafından süsülmüş, yırtıcı hayvan tarafından yenmiş olanları- dikili taşlar üzerine boğazlananlar ile fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı; bunlar fasıklıktır. Bugün, inkar edenler sizi dininizden etmekten umutlarını kesmişlerdir, onlardan korkmayın, Benden korkun. Bugün, size dininizi bütünledim, üzerinize olan nimetimi tamamladım, din olarak sizin için İslam'ı beğendim. Açlıktan darda kalan, günaha kaymaksızın yiyebilir. Doğrusu Allah Bağışlayan'dır, merhametli olandır.
Mâide / 3 - (Diyanet Vakfi)
Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına boğazlanan, boğulmuş, (taş, ağaç vb. ile) vurulup öldürülmüş, yukarıdan yuvarlanıp ölmüş, boynuzlanıp ölmüş (hayvanlar ile) canavarların yediği hayvanlar -ölmeden yetişip kestikleriniz müstesna- dikili taşlar (putlar) üzerine boğazlanmış hayvanlar ve fal oklarıyle kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar yoldan çıkmaktır. Bugün kâfirler, sizin dininizden (onu yok etmekten) ümit kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'ı beğendim. Kim, gönülden günaha yönelmiş olmamak üzere açlık halinde dara düşerse (haram etlerden yiyebilir). Çünkü Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.
Mâide / 3 - (Edip Yüksel)
Leş, kan, domuzun eti ve ALLAH'tan başkasına adananlar size haram kılındı. Canları çıkmadan kesmeniz hariç, boğulmuş, vurulmuş, düşmüş, boynuzlanmış ve canavar tarafından yenmiş hayvanlar, kutsallaştırılmış taşlar üzerinde boğazlanarak fal oklarıyladağıtılanlar, evet bunlar kötüdür. Bugün size dininizi olgunlaştırdım, size nimetimi tamamladım ve size din olarak islam'ı beğendim. Kim açlıktan dolayı zorda kalırsa, günaha istekle yönelmeden yerse ona günah yoktur. Çünkü ALLAH Bağışlayandır, Rahimdir.
Mâide / 3 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Size şunlar haram kılındı: ölü, kan, hınzir eti, Allahdan başkasının namına boğazlanan, bir de boğulmuş, yahud vurulmuş yahud yuvarlanmış, yahud süsülmüş, yahud canavar yırtmış olub da canı üzerinde iken kesmedikleriniz ve dikili taşlar üzerinde boğazlananlar ve zararla kısmet paylaşmanız, hep bunlar birer fısk (yoldan çıkıştır) bu gün kâfirler dininizi söndürebilmekten ümidlerini kestiler, onlardan korkmayın, yalnız benden korkun, işte bugün sizin için dininizi kemale yetirdim, üzerinizdeki ni'metimi tamâma irdirdim ve size din olarak islâma rıza verdim, şu kadar ki her kim son derece açlık halinde çaresiz kalırda günaha meyl maksadı olmaksızın onlardan yemeğe muztarr olursa elbette Allah gafur, rahîmdir.
Mâide / 3 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Size şunlar haram kılındı: Ölü, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilen, boğulmuş, vurulmuş, yuvarlanmış, süsülmüş, yırtıcı hayvanlar tarafından yenmiş olup da henüz canlı iken kesmedikleriniz, dikili taşlar üzerinde boğazlananlar ve zararla kısmet paylaşmanız. Bunlar, birer yoldan çıkıştır. Bugün kafirler dininizi söndürebilmekten ümitlerini kestiler; onlardan korkmayın, yalnız benden korkun! İşte bugün dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak müslümanlığa razı oldum. Her kim aşırı açlık durumunda çaresiz kalır da günaha eğilim maksadı olmaksızın, onlardan yemek zorunda olursa, elbette Allah, bağışlayandır, merhamet sahibidir.
Mâide / 3 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkasının adı anılarak kesilen; boğulmuş, vurulmuş, yukardan düşmüş, boynuzlanmış, canavar yırtmış olup da canlı iken kesmedikleriniz; dikili taşlar (putlar) üzerine boğazlanan hayvanlar ve fal oklarıyla kısmet (şans) aramanız size haram kılındı. Bunların hepsi doğru yoldan çıkmaktır. Bugün kâfirler, dininize karşı ümitsizliğe düşmüşlerdir. Onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım. Size din olarak İslâmı beğendim. Kim açlıktan daralır, günaha istekle yönelmeden bunlardan yemek zorunda kalırsa, ona günah yoktur. Çünkü Allah bağışlayan, merhamet edendir.
Mâide / 3 - (Gültekin Onan)
Leş, kan, domuzun eti ve Tanrı'dan başkası adına kesilen, boğulmuş, vurulmuş, yüksek bir yerden düşmüş, boynuzlanmış, yırtıcı hayvan tarafından yenmiş, -(henüz canlıyken yetişip) kestikleriniz hariç- dikili taşlar üzerinde boğazlanan (hayvanlar) ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar fısktır. Bugün kafirler, sizin dininizden (dininizi yıkmaktan) umut kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın, Ben'den korkun. Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak islamı seçip beğendim. Kim 'şiddetli bir açlıkta kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya kalırsa' -günaha eğilim göstermeksizin- (bu haram saydıklarımızdan yetecek kadar yiyebilir.) Çünkü Tanrı bağışlayandır, esirgeyendir.
Mâide / 3 - (Harun Yıldırım)
Ölü, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına kesilenler, boğulmuş, vurulmuş, yuvarlanmış, boynuzlanmış ve yırtıcı hayvan tarafından yenilmiş olanlar –kestiğiniz müstesna dikili taşlar üzerinde boğazlananlar ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. İşte bunlar yoldan çıkmaktır. Bu gün küfürlerinde bilinçli olarak ısrar edenler dininizden ümitlerini kestiler. O halde onlardan korkmayın, benden korkun! Bu gün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinize olan nimetimi tamamladım ve sizin için din bakımından İslam’dan razı oldum. Her kim son derece açlık halinde çaresiz kalırsa –günaha meyletmediği halde Muhakkak ki Allah Ğa fûr ve Rahîm’dir.
Mâide / 3 - (Hasan Basri Çantay)
Ölü, kan, domuz eti, Allahdan başkası adına boğazlanan, — (henüz canı üstünde iken yetişib) kesdikleriniz müstesna olmak üzere — boğulmuş, vurulmuş, yukarıdan yuvarlanmış, süsülmüş, canavar yırtmış olub da ölenler, dikili taşlar üzerinde (onlar adına) boğazlanan (hayvanlar), fal oklarıyle kısmet (ve hüküm) aramanız üzerinize haram edilmişdir. (Bütün) bunlar yoldan çıkışdır. Bu gün kâfirler dîninizden umudlarını kesdiler. Artık onlardan korkmayın. Benden korkun. Bugün sizin dinînizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki ni'metimi tamamladım ve size dîn olarak müslümanlığı (verib ondan) hoşnud oldum. Kim son derece açlık haalinde çaresiz kalırsa, günâha meyil maksadı olmaksızın (haram olan etlerden yiyebilir). Çünkü Allah çok yarlığayıcı, çok esirgeyicidir.
Mâide / 3 - (Hayrat Neşriyat)
Size, ölü (usûlünce kesilmeden veya avlanmadan ölen hayvanın eti), (akan) kan, domuz eti, kendisi Allah’dan başkası adına kesilen (hayvan) bir de (canı çıkmadan yetişip) kestiğiniz hâriç; boğulmuş, vurulmuş, yuvarlanmış, süsülmüş (boynuzlanmış), yırtıcı hayvanın yediği (hayvanlar) kezâ, dikili taşlar (putlar) üzerine kesilen (hayvan)lar ve fal oklarıyla kısmet aramanız haram kılındı. Bunlar (birer) isyandır! İnkâr edenler, bugün sizin dîninizden (onu yok etmekten) ümidlerini kesti(ler); artık onlardan korkmayın, ancak benden korkun! Bugün, size dîninizi kemâle erdirdim,üzerinize olan ni'metimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’a râzı oldum!O hâlde kim günâha (ölmeyecek kadar olan zarûret mikdârından fazlasına)meyletmeksizin açlık içinde (bunlardan yemeye) mecbur kalırsa, artık şübhesiz ki Allah, Gafûr (çok bağışlayan)dır, Rahîm (çok merhamet eden)dir.
Mâide / 3 - (İbni Kesir)
Ölü, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına boğazlananlar, boğularak, vurularak, yuvarlanarak veya sürüklenerek ölen, yırtıcı hayvan tarafından parçalananlar, canları çıkmadan evvel kestiğiniz müstesna, dikili taşlar üzerine kesilenler ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılınmıştır. Bunlar fasıklıktır. Bugün, küfredenler sizin dininizden ümitlerini kesmişlerdir. Öyleyse onlardan korkmayın da Ben'den korkun. Bugün, dininizi kemale erdirdim, üzerinize olan nimetimi tamamladım ve size din olarak İslamiyeti beğendim. Her kim ki açlıktan darda kalırsa günaha kaymaksızın (bunlardan yemeğe mecbur olursa) muhakkak ki, Allah Gafur'dur, Rahim'dir.
Mâide / 3 - (Kadri Çelik)
Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilmiş, boğulmuş, bir yerine vurularak öldürülmüş, yukarıdan yuvarlanıp ölmüş, başka bir hayvan tarafından boynuzlanıp ölmüş ve de canları çıkmadan önce kestikleriniz dışında yırtıcı hayvan tarafından yenmiş hayvanlar, dikili taşlar üzerine boğazlananlar ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı; bunlar yoldan çıkmaktır. Bugün, küfre sapanlar sizi dininizden etmekten umutlarını kesmişlerdir, onlardan korkmayın, Benden korkun. Bugün, (Gadir-i Hum günü peygamberden sonraki imamın Hz. Ali olduğunu ilan etmekle) size dininizi kemale erdirdim, üzerinize olan nimetimi tamamladım, din olarak sizin için İslam'ı beğendim. O halde her kim günaha yönelmiş olmamak üzere açlık halinde dara düşerse (üstte haram saydıklarımızdan zaruret miktarınca yiyebilir). Doğrusu Allah bağışlayandır, merhametli olandır.
Mâide / 3 - (Muhammed Esed)
Ölü eti, kan ve domuz eti ve üstünde Allahtan başkasının anıldığı hayvanlar ve boğulan, dövülerek öldürülen veya düşerek ölen veya derisi yüzülerek öldürülen veya vahşi bir hayvan tarafından parçalanan hayvanlar, canlı iken (bizzat) kestikleriniz hariç, size yasaklanmıştır ve putperest sunaklarında kesilenler (de yasaktır). Kehanet yoluyla gelecekte sizi neyin beklediğini öğrenmeye çalışmanız da (yasaklanmıştır): Bu günahkarca bir davranıştır. Bugün hakikati inkara şartlanmış olanlar, sizin dininiz(i terk edeceğiniz)den artık ümitlerini tamamen kestiler: Öyleyse, onlardan korkmayın, yalnız Benden korkun!. Bugün dininizi sizin için kemale erdirdim, nimetlerimin tamamını size bahşettim ve Bana teslimiyeti sizin dininiz olarak belirledim. Günaha eğiliminden değil de hayati bir zaruret sonucu (yasak şeylere) sürüklenenlere gelince, bilin ki Allah çok bağışlayıcıdır, rahmet kaynağıdır.
Mâide / 3 - (Mustafa İslamoğlu)
Ölü hayvan, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilenler; bir de boğulan, dövülerek öldürülen, düşerek ölen, boynuzlanarak öldürülen ya da vahşi bir hayvan tarafından parçalanan hayvanlar -henüz canlıyken kestikleriniz müstesnadır- ve putperestçe semboller üzerine kesilenler, ayrıca attığınız zarla geleceğe ilişkin kehanette bulunmak size haram kılınmıştır. Bütün bunlar birer sapmadır. Bugün, inkara saplananlar, dininiz(i terk edeceğiniz)den umutlarını tamamen kesmişlerdir: O halde, onları gözünüzde büyütüp de saygınlaştırmayın! Yalnız Beni tazim edip, Bana saygı duyun! Bugün dininizi sizin için kemale erdirdim ve size olan nimetimi tamamladım; ve (Allah'a) teslimiyeti sizin için hayat tarzı olarak benimsedim. Günaha gönüllü koşmaksızın kim hayati bir zaruretten dolayı zorda kalırsa, iyi bilsin ki Allah tarifsiz bir bağışlayıcı, eşsiz bir merhamet kaynağıdır.
Mâide / 3 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Sizlere ölü, kan, domuz eti, Allah Teâlâ'dan başkasının namına boğazlanan hayvan, bozulmuş, vurulmuş, yuvarlanmış, süsülmüş, veya canavar yemiş, daha ölmeden boğazladığınız müstesna ve dikili taşlar üzerine boğazlanan hayvanlar ve zarlar ile kısmet istemeniz haram kılınmıştır. Bunlar birer fısktır. Bugün kâfirler sizin dininizden yeise düşmüşlerdir. Artık onlardan korkmayınız, Benden korkunuz, bugün sizin üzerinize nîmetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâmiyet'e razı oldum. İmdi her kim son derece açlık halinde çaresiz kalırsa günaha mütemayil olmaksızın (o memnu' etlerden hayatını kurtaracak miktar yiyebilir). Şüphe yok ki, Allah Teâlâ gafurdur, rahîmdir.
Mâide / 3 - (Ömer Öngüt)
Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilen; boğularak, dövülerek, düşerek, süsülerek ölen; canı çıkmadan kestiğiniz hariç yırtıcı hayvanlar tarafından yenilen; dikili taşlar (putlar) üzerine kesilen hayvanlar ve fal okları ile kısmet aramanız da size haram kılındı. Bunlar fâsıklıktır. Bugün kâfirler sizin dininizden ümitlerini kestiler. Onlardan korkmayın, benden korkun! Bugün size dininizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm'ı beğendim. Her kim şiddetli açlık sebebiyle zaruret içinde kalırsa, günaha yönelmeksizin haram yiyeceklerden yerse, şüphesiz ki Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
Mâide / 3 - (Şaban Piriş)
Leş, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına kurban edilenler, boğulmuş, bir yerine vurularak öldürülmüş, düşüp ölmüş, süsülmüş, yırtıcı hayvanlar tarafından yenilmiş olanlar -ölmeden yetişip kestikleriniz hariç- ve dikili taşlar adına kesilen hayvanlar ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılınmıştır. Bunlar fasıklıktır. Bugün kafirler, sizin dininizden ümitlerini kesmişlerdir. Onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün sizin dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’dan razı oldum. Kim, açlık dolayısıyla zorda kalırsa, günaha düşmeye meyilli olmadan (bu hayvanlardan yiyebilir.) Allah, bağışlayandır, merhametlidir.
Mâide / 3 - (Sadık Türkmen)
ÖLMÜŞ HAYVAN, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına boğazlanan, (henüz canı çıkmamış iken) kestikleriniz hariç; boğulmuş, darbe sonucu ölmüş, yüksekten düşerek ölmüş, boynuzlanarak ölmüş ve yırtıcı hayvan tarafından parçalanmış hayvanlar ile dikili taşlar üzerinde boğazlanan hayvanlar, bir de fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. İşte bütün bunlar fısk(Allah’a itaatten ayrılmak)tır. BUGÜN kâfirler, dininizden (onu yok etmekten) ümitlerini kestiler. Artık onlardan korkmayın Benden korkun. Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim. Kim şiddetli açlık durumunda zorda kalır, günaha meyletmeksizin (haram etlerden) yerse, şüphesiz ki, Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
Mâide / 3 - (Seyyid Kutub)
Ölü, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına boğazlananlar, -boğulmuş, bir yerine vurularak öldürülmüş, düşüp yuvarlanmış, başka bir hayvan tarafından süsülmüş, yırtıcı hayvan tarafından yenmiş olanları canları çıkmadan önce kesmemişseniz-, dikili taşlar üzerine boğazlananlar ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı; bunlar fasıklıktır. Bugün, kafirler dininizden çıkmanızdan ümitlerini kesmişlerdir, onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün sizin dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslamiyet’i beğendim. Açlıktan darda kalan, günaha kaymaksızın yiyebilir. Doğrusu Allah, Gafur’dur, Rahim’dir.
Mâide / 3 - (Suat Yıldırım)
Size şunlar haram kılındı: Kendiliğinden ölen hayvan, kan, domuz eti, Allah’tan başkasının adına kesilen, henüz canı çıkmadan yetişip şartına uygun tarzda kestikleriniz müstesna; boğulmuş, bir şey vurularak öldürülmüş, yukarıdan yuvarlanmış, boynuzlanmış yahut canavar tarafından parçalanmış olup da ölen hayvanların etleri, putlara ait sunaklarda kesilen hayvanların etleri ve zar atarak, kumar oynayarak elde edilen etler. Bütün bunlar itaat dışına çıkıştır. Artık bugün kâfirler dininizi söndürmekten ümitlerini kestiler. Öyleyse onlardan korkmayın, Benden çekinin. İşte bugün sizin dininizi kemâle erdirdim ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Sizin için din olarak İslâm’ı beğendim. Kim günaha meyletmeksizin açlıktan bunalıp çaresiz kalırsa, haram olan etlerden yiyebilir. Çünkü Allah gafurdur, rahimdir (affı ve merhameti boldur).
Mâide / 3 - (Süleyman Ateş)
Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına boğazlanan, boğulmuş, (tahta veya taşla) vurul(arak öldürül)müş, yukarıdan düşmüş, boynuzlanmış ve canavar parçalayarak ölmüş olan havyanlar -henüz canları çıkmadan kestikleriniz hariç- dikili taşlar (putlar) adına boğazlanan hayvanlar ve fal oklariyle kısmet (şans) aramanız size harâm kılındı. Bunlar fısktır (insanı yoldan çıkaran kötü şeylerdir). Bugün artık inkâr edenler, sizin dininiz(i yok etmek)den umudu kesmişlerdir. Onlardan korkmayın, benden korkun! Bugün sizin için dininizi olgunlaştırdım, size ni'metimi tamamladım ve size din olarak İslâm'a râzı oldum. Kim açlıktan daralır, günâha istekle yönelmeden bunlardan yemek zorunda kalırsa ona günâh yoktur. Doğrusu, Allâh bağışlayandır, esirgeyendir.
Mâide / 3 - (Tefhim-ul Kuran)
Ölü eti, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilen, boğulmuş, vurulmuş, yüksek bir yerden düşmüş, boynuzlanmış, yırtıcı hayvan tarafından yenmiş, -(henüz canlıyken yetişip) kestikleriniz hariç,- dikili taşlar üzerine boğazlanan (hayvanlar), ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar fısktır (günahla yoldan sapmadır.) Bugün küfre sapanlar, sizin dininizden (dininizi yıkmaktan) umut kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın, Ben'den korkun. Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm'ı seçip beğendim. Kim 'şiddetli bir açlıkta kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya kalırsa' -günaha eğilim göstermeksizin- (bu haram saydıklarımızdan yetecek kadar yiyebilir.) Çünkü Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
Mâide / 3 - (Ümit Şimşek)
Size şunlar haram kılındı: leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkasının adına kesilen hayvanlar; ölmeden yetişip kestikleriniz müstesna olmak üzere boğulmuş, bir darbe ile öldürülmüş, bir yerden düşüp ölmüş, başka bir hayvanla boğuşarak ölmüş yahut bir canavar tarafından parçalanmış hayvanlar; müşriklerin sunaklarında kesilen etler; bir de zarlarla kısmet aramak. Bütün bunlar Allah'a itaatten çıkmak demektir. İnkâr edenler, bugün sizin dininizden ümitlerini kesmiş durumdadır; siz onlardan korkmayın, Benden korkun. Bugün sizin dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım, sizin için din olarak İslâmı seçtim. Günaha meyletmeden, sırf çaresiz kaldığı için bu etlerden yiyen kimseye gelince, şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.
Mâide / 3 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Şunlar size haram kılınmıştır: Boğazlanmayarak ölmüş hayvanın eti, kan, domuz eti, üzerine Allah'tan başkasının adı anılmış, boğulmuş, vurulmuş, yuvarlanmış, süsülmüş, canı üzerineyken yetişip kestikleriniz müstesna olmak üzere canavar tarafından yırtılmış ve dikili adak taşları üzerinde boğazlanmış hayvanlar ve bir de fal oklarıyla kısmet paylaşmanız... Bütün bunlar birer sapıştır. Küfre batmış olanlar bugün dininizden ümitlerini kestiler. Artık onlardan korkmayın, benden korkun! Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam'ı/Allah'a teslim olmayı seçtim. Şu da var ki, her kim ciddi bir açlıkla yüz yüze gelir de günaha kaçmak maksadı olmaksızın onlardan yemek zorunda kalırsa, elbette Allah Gafûr ve Rahîm'dir.
Mâide / 3 - (İskender Ali Mihr)
Ölmüş hayvan, kan, domuz eti ve Allah’tan başkasının adına boğazlanan (kesilen), boğularak, vurularak, yüksek bir yerden yuvarlanarak veya boynuzlanarak ölen ve de yırtıcı hayvan tarafından parçalanıp yenen hayvan (ölmeden kesilmesi hariç) ve putlar adına boğazlanan hayvanlar ve fal okları ile kısmet aramanız size haram kılındı. İşte bunlar fısktır. Bugün kâfirler sizi dîninizden döndüremedikleri için yeise kapıldılar. Artık onlardan korkmayın, Ben’den korkun. Bugün sizin dîninizi kemâle erdirdim. Ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Sizin için dîn olarak İslâm’dan razı oldum. Artık kim açlık tehlikesiyle, günaha meyl etmeksizin zarurette (yemek zorunda) kalırsa, muhakkak ki Allah Gafûr’dur, Rahîm’dir.
Mâide / 3 - (İlyas Yorulmaz)
Size ölü eti, kan, domuz eti, Allah dan başkası adına kesilmiş kurban etleri, boğularak veya vurularak öldürülmüş, yuvarlanarak ölmüş, veya başka hayvanlar tarafından süsülerek veya vahşi hayvanlar tarafından parçalanarak öldürülmüş hayvanların, ancak henüz ölmemiş ve sizde canlı iken Allah’ın adını anarak kesmişseniz yiyebilirsiniz. Sunaklarda sahte ilahlar adına kesilmiş hayvanlarda haram edilmiştir. Fal okları ile geleceği aramakta yasaklanmış olup, bunların hepsi Allah’ın belirlemiş olduğu yoldan çıkmaktır. Bugün Allah’ın dinini reddedenler, Allah’ın dinine engel olamayacaklarından ümitlerini kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın, yalnızca benden korkun. Bugün dininizi kemale erdirdim (hüküm ve uygulama olarak hiçbir eksiği yok), size olan bu nimetimi tamamladım ve mensubu olmanız gereken din olarak size İslam’ı seçtim (razı oldum). Kim zorda kalırsa, alışkanlık haline getirmeden açlık halinde, yasaklanmışlardan yiyebilir. Allah muhakkak ki bağışlayıcı ve merhametlidir.
يَسْأَلُونَكَ مَاذَا أُحِلَّ لَهُمْ قُلْ أُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُ وَمَا عَلَّمْتُم مِّنَ الْجَوَارِحِ مُكَلِّبِينَ تُعَلِّمُونَهُنَّ مِمَّا عَلَّمَكُمُ اللّهُ فَكُلُواْ مِمَّا أَمْسَكْنَ عَلَيْكُمْ وَاذْكُرُواْ اسْمَ اللّهِ عَلَيْهِ وَاتَّقُواْ اللّهَ إِنَّ اللّهَ سَرِيعُ الْحِسَابِ
Okunuşu: Yes’elûneke mâzâ uhılle lehum kul uhılle lekumut tayyibâtu ve mâ allemtum minel cevârihi mukellibîne tuallimûnehunne mimmâ allemekumullâhu fe kulû mimmâ emsekne aleykum vezkurûsmallâhi aleyhi vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe serîul hısâb(hısâbi).
Mâide / 4 - (Diyanet İşleri)
(Ey Muhammed!) Sana, kendilerine nelerin helâl kılındığını soruyorlar. De ki: “Size temiz ve hoş olan şeyler, bir de Allah’ın size verdiği yeteneklerle eğitip alıştırdığınız avcı hayvanların tuttuğu (avlar) helâl kılındı. Onların sizin için tuttuklarından yiyin. Onu (av için) salarken üzerine Allah’ın adını anın (besmele çekin). Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.
Mâide / 4 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Kendilerine neler helâl edilmiştir diye sana sorarlar. De ki: Size temiz şeyler ve Allah'ın, size öğrettiği bilgiyle öğretip yetiştirdiğiniz avcı hayvanların tuttukları avlar helâl edilmiştir. Sizin için tuttuklarını yiyin ve avlanır, avı tutup keserken Allah adını anın ve Allah'tan sakının, şüphe yok ki Allah, pek tez hesap görür.
Mâide / 4 - (Abdullah Parlıyan)
Kendilerine neyin helal kılındığını sana sorarlar. De ki: Size temiz ve iyi nimetler helâl kılınmıştır. Allah'ın size öğrettiği bilgiden faydalanarak eğittiğiniz av hayvanlarına gelince, onların sizin için yakaladığı herşeyi yiyin, ama üzerine Allah'ın adını anın. Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun. Şüphesiz ki, Allah hesabı pek çabuk görendir.
Mâide / 4 - (Adem Uğur)
Kendileri için nelerin helâl kılındığını sana soruyorlar; de ki: Bütün iyi ve temiz şeyler size helâl kılınmıştır. Allah'ın size öğrettiğinden öğretip avcı hale getirdiğiniz hayvanların sizin için yakaladıklarından da yeyin ve üzerine Allah'ın adını anın (besmele çekin). Allah'tan korkun. Allah'ın hesabı pek çabuktur.
Mâide / 4 - (Ahmed Hulusi)
Sana, kendilerine neyin helal kılındığını soruyorlar. . . De ki: "Size güzel - temiz gıdalar helal kılınmıştır. . . Bir de Allâh'ın size talim ettiğinden öğrettiğiniz, alıştırıp eğittiğiniz avcı hayvanların, sizin için tuttuklarından yeyin ve üzerine Allâh ismini zikredin. . . Allâh'tan korunun. . . " Muhakkak ki Allâh Seriy'ul Hisab'dır (seriy'ul hesap = açığa çıkanın sonucunu bir sonraki anda oluşturan).
Mâide / 4 - (Ahmet Tekin)
Kendilerine nelerin helâl kılındığını sana soruyorlar.'Bütün iyi, temiz ve sağlıklı şeyler, kestiğiniz hayvanların etleri size helâl kılındı. Allah’ın size öğrettiğinden öğretip avcı hale getirdiğiniz hayvanların sizin için yakaladıklarından da yeyin ve avın üzerine Allah’ın adını anın, besmele çekin. Allah’a sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun. Allah çok çabuk hesaba çeker.' de.
Mâide / 4 - (Ahmet Varol)
Sana kendilerine neyin helal kılındığını soruyorlar. De ki: 'Size temiz şeyler helal kılındı. Allah'ın size öğrettiği şekilde yetiştirdiğiniz av hayvanlarının yakalayıp sizin için alıkoyduklarından yiyin ve üzerine Allah'ın adını anın. Allah'a karşı gelmekten de sakının. Şüphesiz Allah hesabı hızlı görendir.'
Mâide / 4 - (Ali Bulaç)
Sana, kendilerine neyin helal kılındığını sorarlar. De ki: "Bütün temiz şeyler size helal kılındı." Allah'ın size öğrettiği gibi öğretip yetiştirdiğiniz avcı hayvanlarının yakalayıverdiklerinden de -üzerine Allah'ın adını anarak- yiyin. Allah'tan korkup sakının. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.
Mâide / 4 - (Ali Fikri Yavuz)
(Ey Rasûlüm), kendilerine hangi şeylerin helâl kılındığını sana soruyorlar. De ki: “- Bütün pâk nimetler size helâl kılınmıştır. Alıştırarak ve Allah’ın size öğrettiği av edeblerinden öğreterek yetiştirdiğiniz avcı hayvanların size tutuverdiklerinden de yeyin ve üzerine Allah’ın adını anın (BİSMİLLÂH deyin). Allah’dan korkun, çünkü Allah’ın hesaba çekişi çok çabuktur.”
Mâide / 4 - (Ali Ünal)
(Ey Rasûlüm!) Sana nelerin (ve bu arada av hayvanlarının hangi şekilde yakalayıp getirdikleri avların) helâl olduğunu soruyorlar. De ki: “Size pak, sağlığa zararsız ve haram şüphesi bulunmayan bütün yiyecekler ve bu arada, Allah’ın size öğrettiğinden öğrenip de eğittiğiniz avcı hayvanların (boğma veya çarpma yollarıyla olmayıp, bizzat av organlarıyla yaralayarak) yaptıkları avlar helâl kılındı. Bu hayvanların, (kendileri yemek için değil de) sizin için tutup, (herhangi bir parçasını yemeden ölü veya diri olarak) getirdiklerinin temiz kısımlarını yiyin ve (av hayvanını salarken) Allah’ın adını anın (Besmele çekin). Allah’a karşı saygıyla dopdolu bulunun ve O’na itaatsizlikten sakının. Hiç şüphesiz Allah, hesabı pek çabuk görendir.
Mâide / 4 - (Bayraktar Bayraklı)
Kendileri için nelerin helâl kılındığını sana soruyorlar; de ki: Bütün iyi temiz şeyler size helâl kılınmıştır. Allah'ın size öğrettiğinden öğretip avcı haline getirdiğiniz hayvanların sizin için yakaladıklarından da yiyiniz ve üzerine Allah'ın adını anınız/besmele çekiniz. Allah'tan sakınınız. Allah'ın hesabı pek çabuktur.
Mâide / 4 - (Bekir Sadak)
Sana, kendilerine neyin helal kilindigini soruyorlar, de ki: «Size temiz olanlar helal kilindi; Allah'in size ogrettigi uzere alistirip yetistirerek ogrettiginiz avci hayvanlarin sizin icin tuttuklarini yiyin ve uzerine Allah'in adini anin. Allah'tan sakinin, dogrusu Allah hesabi cabuk gorur.
Mâide / 4 - (Celal Yıldırım)
Senden kendilerine nelerin helâl kılındığını soruyorlar; de ki . Size temiz yararlı şeyler helâl kılınmıştır. Eğittiğiniz ve Allah'ın size öğrettiğini öğrettiğiniz avcı hayvanların sizden yana yakaladıklarını yeyiniz ve üzerine Allah'ın ismini anınız (Besmele çekiniz). Allah'tan korkup kötülüklerden (murdar ve zararlı şeylerden) sakının ; şüphesiz ki Allah hesabı çabuk görendir.
Mâide / 4 - (Cemal Külünkoğlu)
(Ey Resulüm!) Kendilerine neyin helal kılındığını sana sorarlar. De ki: “Bütün temiz şeyler size helal kılındı.” Allah'ın size öğrettiği gibi öğretip yetiştirdiğiniz avcı hayvanların (sizin için) yakaladıklarından (öldürseler bile) üzerlerine Allah'ın adını anarak (besmele çekerek) yiyin. Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayın. Şüphesiz ki Allah, hesabı çabuk görendir.
Mâide / 4 - (Diyanet İşleri (eski))
Sana, kendilerine neyin helal kılındığını soruyorlar, de ki: Size temiz olanlar helal kılındı; Allah'ın size öğrettiği üzere alıştırıp yetiştirerek öğrettiğiniz avcı hayvanların sizin için tuttuklarını yiyin ve üzerine Allah'ın adını anın. Allah'tan sakının, doğrusu Allah hesabı çabuk görür.
Mâide / 4 - (Diyanet Vakfi)
Kendileri için nelerin helâl kılındığını sana soruyorlar; de ki: Bütün iyi ve temiz şeyler size helâl kılınmıştır. Allah'ın size öğrettiğinden öğretip avcı hale getirdiğiniz hayvanların sizin için yakaladıklarından da yeyin ve üzerine Allah'ın adını anın (besmele çekin). Allah'tan korkun. Allah'ın hesabı pek çabuktur.
Mâide / 4 - (Edip Yüksel)
Kendilerine neyin helal olduğunu sana soruyorlar. De ki, 'Size temiz yiyecekler helal edilmiştir. ALLAH'ın size öğrettiğinden öğreterek yetiştirdiğiniz köpek ve şahin gibi avcı hayvanların sizin için yakaladıklarını da yiyin ve üzerlerinde ALLAH'ın ismini anın.' ALLAH'ı dinleyin. ALLAH hesabı çabuk görür.
Mâide / 4 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Sana soruyorlar: Kendileri için halâl kılınan ne? De ki sizin için bütün pâk ni'metler halâl kılındı, alıştırarak ve Allahın size öğrettiğinden öğreterek yetiştirdiğiniz avcı hayvanların da size tutuverdiklerinden yeyin ve üzerine «besmele» çekin ve Allahdan korkun, çünkü Allahın muhasebesi çok sür'atlidir
Mâide / 4 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Sana kendilerine neyin helal edildiğini soruyorlar. De ki: Size bütün temiz nimetler helal edildi. Allah'ın size öğrettiği şekilde eğiterek yetiştirdiğiniz avcı hayvanların size tutuverdiklerinden yiyin ve üzerine besmele çekin, Allah'tan korkun; Çünkü Allah, hesabı çabuk görendir.
Mâide / 4 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Sana, kendilerine neyin helal kılındığını soruyorlar. De ki: «Size iyi ve temiz şeyler helal kılındı.» Allah'ın size öğrettiğinden öğreterek yetiştirdiğiniz avcı hayvanların sizin için tuttuklarını yiyin ve üzerine Allah'ın adını anın (besmele çekin), Allah'tan korkun. Muhakkak Allah, hesabı çabuk görendir.
Mâide / 4 - (Gültekin Onan)
Sana kendilerine neyin helal kılındığını sorarlar. De ki: "Bütün temiz şeyler size helal kılındı." Tanrı'nın size öğrettiği gibi öğretip yetiştirdiğiniz avcı hayvanların yakalayıverdiklerinden de -üzerine Tanrı'nın adını anarak- yiyin. Tanrı'dan korkup sakının. Kuşkusuz Tanrı hesabı çabuk görendir.
Mâide / 4 - (Harun Yıldırım)
Sana kendileri için neyin helal kılındığını soruyorlar. De ki: “Temiz olan şeyler size helal kılındı. Allah’ın size öğrettiğinden onlara öğreterek yetiştirdiğiniz avcı hayvanların sizin için tuttuklarından da yiyin ve üzerine Allah’ın adını anın. Allah’tan sakının; muhakkak ki Allah hesabı çok çabuk görendir.”
Mâide / 4 - (Hasan Basri Çantay)
Kendilerine hangi şey'in halâl edildiğini sana sorarlar. De ki: «Bütün iyi ve temiz (nimetler) size halâl edilmişdir». Allahın size öğretdiğinden öğretib (terbiye ederek) yetiştirdiğiniz avcı hayvanların size tutuverdiklerinden de yeyin ve üzerine besmele çekin. Allahdan korkun. Çünkü Allah, hesabı pek çabuk görendir.
Mâide / 4 - (Hayrat Neşriyat)
(Ey Habîbim!) Sana kendileri için nelerin helâl kılındığını soruyorlar. De ki: 'Size temiz şeyler helâl kılındı; yetiştiriciler olarak Allah’ın size öğrettiğinden onlara öğreterek terbiye ettiğiniz avcı hayvanlar(ın avladıkları) da (size helâl kılındı). Öyleyse onların size tuttuklarından yiyin ve (ava gönderirken) üzerine Allah’ın ismini zikredin! Hem Allah’dan sakının!' Muhakkak ki Allah, hesâbı pek çabuk görendir.
Mâide / 4 - (İbni Kesir)
Sana, kendilerine neyin helal kılındığını soruyorlar. De ki: Size bütün iyi ve temizler helal kılındı. Allah'ın size öğrettiği ile alıştırıp öğrettiğiniz avcı hayvanların sizin için tuttuklarını yeyin ve üzerine Allah'ın adını anın. Ve Allah'tan sakının, muhakkak ki Allah; hesabı çabuk görendir.
Mâide / 4 - (Kadri Çelik)
Sana, kendilerine neyin helal kılındığını soruyorlar. De ki: “Size temiz olanlar helal kılındı. Allah'ın size öğrettiği üzere alıştırıp yetiştirerek öğrettiğiniz avcı hayvanların sizin için tuttuklarını yiyin ve üzerine Allah'ın adını anın. Allah'tan sakının, doğrusu Allah hesabı çabuk görendir.”
Mâide / 4 - (Muhammed Esed)
Kendilerine neyin helal kılındığını sana soracaklar. De ki: "Hayatın bütün güzel şeyleri size helaldir." Allahın size öğrettiği bilgiden bir kısmını öğreterek eğittiğiniz av hayvanlarına gelince, onların sizin için yakaladığı şeyi yiyin, ama üstünde Allahın adını anın ve Allaha karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun: şüphe yok ki Allah hesap görmede hızlıdır.
Mâide / 4 - (Mustafa İslamoğlu)
Kendileri için neyin helal kılındığını sana soruyorlar. De ki: "Temiz ve güzel olan her şey size helal kılındı." Allah'ın size öğrettiği bilgi sayesinde eğittiğiniz avcı hayvanlara gelince: onların sizin için avladığı her şeyi yiyin, ama üzerlerine Allah'ın adını da anın ve Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun; hiç şüphe yok ki Allah'ın hesap görüşü çok dakiktir.
Mâide / 4 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Senden sorarlar ki, kendileri için helâl kılınmış olan şey nedir? De ki: «Sizin için temiz nîmetler helâl kılınmıştır. Ve yırtıcı hayvanlardan olup Cenâbı Hakk'ın size bildirdiğinden kendilerine öğretmiş olduğunuz muallem av hayvanlarının (avladıkları da helâldir). İmdi sizin için onların tuttuklarından yeyiniz, ve onun üzerine ism-i ilâhiyi zikrediniz ve Allah Teâlâ'dan korkunuz. Şüphe yok ki Allah Teâlâ Seriu'l hisabtır.»
Mâide / 4 - (Ömer Öngüt)
Resulüm! Onlar sana kendileri için nelerin helâl kılındığını soruyorlar. De ki: Temiz olan şeyler size helâl kılındı. Allah'ın size öğrettiği üzere alıştırıp yetiştirerek öğrettiğiniz avcı hayvanların sizin için tuttuklarını yiyin ve (ava salarken) üzerine Allah'ın adını anın. Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah hesabı çabuk görendir.
Mâide / 4 - (Şaban Piriş)
Sana, kendilerine neyin helal kılındığını soruyorlar. De ki: -Temiz olanlar size helal kılınmıştır. Allah’ın size öğrettiği şekilde yetiştirdiğiniz avcı hayvanların sizin için tuttuklarının üzerine Allah’ın adını anarak yiyin. Allah’tan korkun, doğrusu Allah hesabı çabucak görüverir.
Mâide / 4 - (Sadık Türkmen)
(Ey Muhammed!) Sana, kendilerine nelerin helâl kılındığını soruyorlar. De ki: “Size temiz ve güzel olan şeyler, bir de Allah’ın size verdiği yeteneklerle eğitip alıştırdığınız avcı hayvanların tuttuğu (avlar) helâl kılındı. Onların sizin için tuttuklarından yiyin. Onu (av için) salarken üzerine Allah’ın adını anın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah hesabı çabuk görendir.
Mâide / 4 - (Seyyid Kutub)
Sana kendilerine nelerin helal kılındığını soruyorlar. onlara de ki «Size temiz yiyecekler helal kılındı. Allah'ın size sağladığı bilgileri öğreterek yetiştirdiğiniz eğitimli ev hayvanları sizin için avladıkları hayvanları da yiyiniz ve üzerlerine Allah'ın adını anınız. Allah'tan korkunuz. Hiç kuşkusuz Allah'ın hesaplaşması çok çabuktur.»
Mâide / 4 - (Suat Yıldırım)
Kendilerine nelerin helâl kılındığını sana soruyorlar. De ki: "Bütün temiz ve iyi rızıklar size helâl kılınmıştır. Allah’ın size öğrettiğinden öğrenip eğittiğiniz avcı hayvanların sizin için tutup getirdiklerini yiyiniz ve üzerlerine Allah’ın adını anınız. Allah’a karşı gelmekten sakının, çünkü Allah hesabı çabuk görür."
Mâide / 4 - (Süleyman Ateş)
Sana, kendilerine neyin helâl kılındığını soruyarlar. De ki: "Size iyi ve temiz şeyler helâl kılındı. Allâh'ın size öğrettiğinden öğreterek yetiştirdiğiniz avcı hayvanların, sizin için tuttuklarını yeyin ve üzerine Allâh'ın adını anın, Allah'tan korkun. Çünkü Allâh, hesabı çabuk görendir.
Mâide / 4 - (Tefhim-ul Kuran)
Sana, kendilerine neyin helal kılındığını sorarlar. De ki: «Bütün temiz şeyler size helal kılındı.» Allah'ın size öğrettiği gibi öğretip yetiştirdiğiniz avcı hayvanlarının yakalayıverdiklerinden de -üzerlerine Allah'ın adını anarak- yiyin. Allah'tan korkup sakının. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.
Mâide / 4 - (Ümit Şimşek)
Senden, kendilerine neyin helâl edildiğini soruyorlar. De ki: İyi ve temiz olan şeyler size helâldir. Allah'ın size nasip ettiği bilgi ile eğittiğiniz av hayvanlarının size tutup getirdiklerini de, üzerlerine Allah'ın adını anarak yiyin. Allah'tan sakının; çünkü Allah pek çabuk hesap görücüdür.
Mâide / 4 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Sana soruyorlar, onlar için helal kılınan ne? Şöyle söyle: "Sizin için bütün temiz nimetler helal kılınmıştır. Eğittiğiniz avcı kuşların tuttukları ile eğittiğiniz av köpeklerinin tuttukları da size helal kılındı. Siz bu hayvanlara, Allah'ın size öğrettiklerinden öğretiyorsunuz. O halde onların sizin için tuttuklarından da yiyin ve üzerine Allah'ın adını anın. Allah'tan sakının! Allah gerçekten hesabı çok çabuk görür."
Mâide / 4 - (İskender Ali Mihr)
Sana kendileri için nelerin helâl kılındığını soruyorlar. De ki; “Sizin için temiz ve iyi şeyler helâl kılındı. Allah’ın size öğrettiğini onlara öğreterek yetiştirdiğiniz avcı hayvanların sizin için tuttuklarını artık yiyin ve üzerine de Allah’ın adını anın. Ve Allah’a karşı takva sahibi olun. Muhakkak ki Allah hesabı çabuk görendir.”
Mâide / 4 - (İlyas Yorulmaz)
Sana, onlar için neyin helal olduğunu soruyorlar. Deki “Temiz olan her şey ve Allah’ın size öğrettiği şekilde, avlanmasını öğrettiğiniz av köpeklerinin, Allah’ın ismini anarak salıpta, sizin için tuttuğu avları yiyebilirsiniz. Allah dan korunun (haramları yemeyin), Allah hesabı çok çabuk görendir.
الْيَوْمَ أُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُ وَطَعَامُ الَّذِينَ أُوتُواْ الْكِتَابَ حِلٌّ لَّكُمْ وَطَعَامُكُمْ حِلُّ لَّهُمْ وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ الْمُؤْمِنَاتِ وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ الَّذِينَ أُوتُواْ الْكِتَابَ مِن قَبْلِكُمْ إِذَا آتَيْتُمُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ مُحْصِنِينَ غَيْرَ مُسَافِحِينَ وَلاَ مُتَّخِذِي أَخْدَانٍ وَمَن يَكْفُرْ بِالإِيمَانِ فَقَدْ حَبِطَ عَمَلُهُ وَهُوَ فِي الآخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرِينَ
Okunuşu: El yevme uhılle lekumut tayyibât(tayyibâtu) ve taâmullezîne ûtûl kitâbe hıllun lekum ve taâmukum hıllun lehum vel muhsanâtu minel mu’minâti vel muhsanâtu min ellezîne utûl kitâbe min kablikum izâ âteytumûhunne ucûrehunne muhsınîne gayra musâfihîne ve lâ muttehızî ehdân(ehdânin) ve men yekfur bil îmâni fe kad habita ameluhu ve huve fîl âhırati minel hâsirîn(hâsirîne).
Mâide / 5 - (Diyanet İşleri)
Bu gün size temiz ve hoş şeyler helâl kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri size helâl, sizin yiyecekleriniz de onlara helâldir. Mü’min kadınlardan iffetli olanlarla, daha önce kendilerine kitap verilenlerden olan iffetli kadınlar da, mehirlerini vermeniz kaydıyla; evlenmek, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere size helâldir. Her kim de inanılması gerekenleri inkâr ederse, bütün işlediği boşa gider. Ahirette de o, ziyana uğrayanlardandır.
Mâide / 5 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Bugün size bütün temiz şeyler helâl edilmiştir ve kendilerine kitap verilenlerin yemekleri de helâldir size, sizin yemekleriniz de helâldir onlara ve inanan kadınlardan namus ve iffet sahibi olanlarla kendilerine kitap verilenlere mensup namuslu kadınlar da, mehirlerini vermek, zina etmemek ve gizli dost tutmamak şartıyla size helâldir ve kim imanı inkâr ederse bütün işledikleri boşa gider ve o, âhirette ziyan edenlerdendir.
Mâide / 5 - (Abdullah Parlıyan)
Bugün size bütün temiz ve iyi nimetler helâl kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri, size helâldir, sizin yiyecekleriniz de onlara helâldir. İnananlardan iffetli kadınlar ile daha önce bize de kitap verildi diyenlerin iffetli kadınları da namuslu olmak, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere mehirlerini vermeniz şartıyla size helaldir. Allah'a inanmayı reddedene gelince, onun bütün işleri boşa gidecek; zira o ahirette de zarara uğrayanlar arasında yer alacaktır.
Mâide / 5 - (Adem Uğur)
Bugün size temiz ve iyi şeyler helâl kılınmıştır. Kendilerine kitap verilenlerin (yahudi, hıristiyan vb. nin) yiyeceği size helâldir, sizin yiyeceğiniz de onlara helâldir. Mümin kadınlardan iffetli olanlar ile daha önce kendilerine kitap verilenlerden iffetli kadınlar da, mehirlerini vermeniz şartıyla, namuslu olmak, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere size helâldir. Kim (İslâmî hükümlere) inanmayı kabul etmezse onun ameli boşa gitmiştir. O, ahirette de ziyana uğrayanlardandır.
Mâide / 5 - (Ahmed Hulusi)
Bu gün size güzel - temiz tüm gıdalar helal kılınmıştır. . . Kendilerine hakikat bilgisi verilmiş olanların yemekleri size helaldır. . . Sizin yemekleriniz de onlara helaldır. . . İman eden kadınların iffetli olanları ile sizden önce kendilerine hakikat bilgisi verilenlerden iffetli olan kadınlar da, mehrlerini vermeniz (nikâhlamanız), zinadan uzak durmaları ve (gizli) dost tutmamaları şartıyla, size helaldır. . . Kim imanın şartlarını ve gereklerini tanımayıp, hakikati inkâr ederse, elbette onun yaptığı işler boşa gider ve o, sonsuz gelecek sürecinde hüsranda olanlardandır.
Mâide / 5 - (Ahmet Tekin)
Bugün size temiz, iyi ve sağlıklı şeyler helâl kılındı. Kendilerine verilen kutsal kitapların hükmünce amel edenlerin yiyeceği ve kestikleri hayvanların etleri size helâldir. Sizin yiyeceğiniz de onlara, yahudilere, hristiyanlara helâldir.Mü’min kadınlardan iffetli olanlarla sizden önce kendilerine verilen kutsal kitapların hükmünce amel edenlerden iffetli, haramdan sakınan, hür kadınlar da, evlilik bağı ile bağlanmanız, sırf cinsel arzularınızı tatmin için karşılıklı erlik-dişilik suyu boşaltma, gayrimeşru ilişki amacı taşımamanız, gizli dost tutmamanız kaydıyla mehirlerini verdiğiniz zaman size helâldir.Kutsal kitaplarının hükmünce sorumlu tutulanlarla bir kısım ilişkiler ve alışverişler meşrû da kılınsa, onlardan bazı kadınlar kızlar eşleriniz de olsa, unutulmamalıdır ki, imanın gereklerini, Kur’ân’ın getirdiklerini, şer’î sorumluluk ve hükümleri tanımazlıktan gelerek inkârda ısrar edenlerin, iman ile bağlarını koparanların amelleri kesinlikle boşa gider. Böyle biri, âhirette, ebedî yurtta hüsrana uğrayanlardan olur.
Mâide / 5 - (Ahmet Varol)
Bugün size temiz şeyler helal kılındı. Kendilerine kitap verilmiş olanların yemeği size, sizin yemeğiniz de onlara helaldir. [1] Mü'minlerden olan namuslu hür hanımlar ile kendilerine sizden önce kitap verilenlerden olan namuslu hür hanımlar, iffetli yaşamanız, zina etmemeniz, gizli dost tutmamanız ve mehirlerini vermeniz şartıyla size helaldir. Kim imanı inkar ederse onun yaptıkları boşa gitmiştir. O, ahirette de zarara uğrayanlardandır.
Mâide / 5 - (Ali Bulaç)
Bugün size temiz olan şeyler helal kılındı. (Kendilerine) Kitap verilenlerin yemeği size helal, sizin de yemeğiniz onlara helaldir. Mü'minlerden özgür ve iffetli kadınlar ile sizden önce (kendilerine) kitap verilenlerden özgür ve iffetli kadınlar da, namuslu, fuhuşta bulunmayan ve gizlice dostlar edinmemişler olarak -onlara ücretlerini (mehirlerini) ödediğiniz takdirde- size (helal kılındı.) Kim imanı tanımayıp küfre saparsa, elbette onun yaptığı boşa çıkmıştır. O ahirette hüsrana uğrayanlardandır.
Mâide / 5 - (Ali Fikri Yavuz)
Bugün temiz ve pâk ni’metler size helâl kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği size helâl olduğu gibi, sizin yiyeceğiniz de onlara helâldir. Namuslu, zina yapmamış ve gizli dostlar edinmemiş olduğunuz halde, mü’minlerden hür ve iffetli kadınlarla, sizden önce kendilerine kitap verilenlerden (Hristiyan ve Yahudiler’den) yine hür ve iffetli kadınları, mehirlerini verip nikâhlayınca, onlar size helâldir. Kim şeriatın hükümlerini tanımaz, imanı inkâr ederse, bütün yaptıkları boşa gitmiştir; ve o, âhirette hüsrana uğrayanlardandır.
Mâide / 5 - (Ali Ünal)
Bugün size pak, sağlığa zararsız ve haram şüphesi taşımayan yiyecekler helâl kılınmış bulunuyor. Kendilerine (daha önceden) Kitap verilmiş olanların (temiz ve hakkında haram şüphesi olmayan yiyecekleri gibi, üzerlerine Allah’tan başkasının adını anmadan) kestikleri de size helâldır; nitekim sizin (aynı tür yiyecekleriniz ve) kestikleriniz onlara helâl olduğu gibi. Ayrıca, iffet ve meşruiyet çerçevesinde hareket eden, evliliğin hikmet ve sebeplerine uygun bir hayat süren ve zina gibi sefahat yollarına sapmayan, gizli dost da edinmeyen insanlar olarak farz olan mehirlerini verip nikâhladığınızda, iffetli ve evliliğin hikmet ve sorumluluklarının şuurunda mü’min kadınlarla, sizden önce kendilerine Kitap verilmiş olanlardan aynı şekilde iffetli ve evliliğin hikmet ve sorumluluklarının şuurunda olan kadınlar da size (helâldır). (Dünyada Ehli Kitap’la ilgili bu hüküm var ise de, herkes için aslî ve geçerli gerçek şudur:) Kim imanın gereği olarak İslâm’ın hükümlerini bırakıp aykırı uygulamaları hayat tarzı haline getirirse, bütün yaptığı işler hiç şüphesiz boşa gider (Allah katında kabûl görmez) ve böylesi, Âhiret’te de kaybedenlerden olur.
Mâide / 5 - (Bayraktar Bayraklı)
Bugün size bütün temiz şeyler helâl kılındı. Kendilerine kitap verilmiş olup tevhit inancına sahip olanların yemekleri size helâldir. Sizin yemekleriniz de onlara helâldir. Mümin kadınlardan iffetli olanlar ile, daha önce kendilerine kitap verilenlerden iffetli kadınlar da, mehirlerini vermeniz şartıyla, namuslu olmak, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere size helâldir. İmanı reddedenin ameli boşa gitmiştir ve o, âhirette de kayba uğrayanlardandır.
Mâide / 5 - (Bekir Sadak)
Bugun, size temiz olanlar helal kilindi. Kitap verilenlerin yemegi size helal, sizin yemeginiz de onlara helaldir. Inanan hur ve iffetli kadinlar ve sizden once kitap verilenlerin hur ve iffetli kadinlari -zina etmeksizin, gizli dost tutmaksizin ve mehirlerini verdiginiz takdirde- size helaldir. Kim imani inkar ederse, suphesiz amelleri bosa gider. O, ahirette de kaybedenlerdendir.*
Mâide / 5 - (Celal Yıldırım)
Bugün size temiz-yararlı şeyler helâl kılındı; kendilerine kitap verilen (Yahudî ve Hıristiyan)lerin yiyeceği size helâldir; sizin de yiyeceğiniz onlara helâldir. İnanan iffetli kadınlarla, sizden önce kendilerine kitap verilenlerin iffetli kadınları, —iffetli olduğunuz, zina etmediğiniz, gizli dost tutmadığınız halde— (nikâh akdi yaparak) mahirlerini verdiğinizde (size helâldırlar). Kim (Hakk'a) imânı inkâr ederse, gerçekten ameli boşa gider ve Âhirette de zarara uğrayanlardandır.
Mâide / 5 - (Cemal Külünkoğlu)
Bugün size temiz olan yiyecekler helal kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin (İslam'a uygun avladığı ve kestiği) yiyecekleri size helaldir ve sizin (kestiğiniz) yiyecekler de onlara helâldir. İffetli ve hür mümin kadınlar ile sizden önce kendilerine kitap verilen iffetli kadınlar zinaya ve metreslik ilişkisine başvurmaksızın namuslu biçimde mehirlerini ver(ip nikah kıydığınız)dığınız takdirde size helâldir. Kim iman etmeyi reddederse yaptığı ameller boşa gitmiştir, o kimse ahirette hüsrana uğrayanlardandır.
Mâide / 5 - (Diyanet İşleri (eski))
Bugün, size temiz olanlar helal kılındı. Kitap verilenlerin yemeği size helal, sizin yemeğiniz de onlara helaldir. İnanan hür ve iffetli kadınlar ve sizden önce kitap verilenlerin hür ve iffetli kadınları -zina etmeksizin, gizli dost tutmaksızın ve mehirlerini verdiğiniz takdirde- size helaldir. Kim imanı inkar ederse, şüphesiz amelleri boşa gider. O, ahirette de kaybedenlerdendir.
Mâide / 5 - (Diyanet Vakfi)
Bugün size temiz ve iyi şeyler helâl kılınmıştır. Kendilerine kitap verilenlerin (yahudi, hıristiyan vb. nin) yiyeceği size helâldir, sizin yiyeceğiniz de onlara helâldir. Mümin kadınlardan iffetli olanlar ile daha önce kendilerine kitap verilenlerden iffetli kadınlar da, mehirlerini vermeniz şartıyla, namuslu olmak, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere size helâldir. Kim (İslâmî hükümlere) inanmayı kabul etmezse onun ameli boşa gitmiştir. O, ahirette de ziyana uğrayanlardandır.
Mâide / 5 - (Edip Yüksel)
Bugün size iyi ve temiz şeyler helal kılındı. Kitap halkının yiyeceği size helaldir. Sizin de yiyecekleriniz onlara helaldir. Mehirlerini ödemeniz, zina etmeyip namuslu davranmanız ve gizli dost tutmamanız koşuluyla, inananlardan iffetli kadınlarla ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden iffetli kadınlarla evlenmeniz size helaldir. Kim inanmayı kabul etmezse tüm yaptıkları boşa çıkmıştır ve o, ahirette de kaybedenlerdendir.
Mâide / 5 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Bugün pâk ni'metler sizin için halâl kılındı, hem mü'mîn kadınların hurr olanlariyle sizden evvel kitâb verilen ümmetlerin hur kadınları da iffetlerinizi muhafaza ederek, zina etmeksizin, gizli dost tutmaksızın kendilerine mehirlerini verib nikâhladığınız takdirde size halâldır, ve her kim şeriatin ahkâmını tanımazsa her halde bütün işlediği hederdir ve âhırette o, husranda kalanlardandır
Mâide / 5 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Bugün temiz nimetler size helal edildi. Kendilerine kitap verilenlerin yemekleri size, sizin yemekleriniz de onlara helaldır. Hür mü'min kadınlarla, sizden önce kendilerine kitap verilenlerin hür kadınları, namusunuzu muhafaza etmek, zina etmemek, gizli dost tutmamak, kendilerine mehirlerini verip nikahlamak şartıyla size helaldır. Her kim şeriatın hükümlerini tanımazsa, bütün yaptıkları boşa gitmiştir ve o ahirette zarara uğrayacaklardandır.
Mâide / 5 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Bugün size iyi ve temiz şeyler helal kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri size helal olduğu gibi, sizin yiyeceğiniz de onlara helâldir. Ve müminlerden iffetli hür kadınlar ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden namuslu hür kadınlar, zina etmeksizin, gizli dost tutmaksızın, namuslu bir şekilde mehirlerini ödediğiniz takdirde, size helâldir. Her kim imanı inkâr ederse, ameli boşa gitmiş olur ve o, ahirette zarara uğrayanlardandır.
Mâide / 5 - (Gültekin Onan)
Bugün size temiz olan şeyler helal kılındı. (Kendilerine) Kitap verilenlerin yiyeceği size helal, sizin de yiyeceğiniz onlara helaldir. İnançlılardan özgür ve iffetli (olanlar) ile sizden önce (kendilerine) kitap verilenlerden özgür ve iffetli kadınlar da, namuslu, fuhuşta bulunmayan ve gizlice dostlar edinmemişler olarak -onlara mehirlerini ödediğiniz takdirde- size (helal kılındı). Kim inancı / inanmayı tanımayıp küfrederse elbette onun yaptığı boşa çıkmıştır. O ahirette hüsrana uğrayanlardandır.
Mâide / 5 - (Harun Yıldırım)
Bu gün, temiz olanlar size helal kılındı. Kitap verilenlerin yemeği sizin için helâldir, sizin yemeğiniz de onlar için helâldir. Mü’min kadınlardan iffetli olanlar ile sizden önce kitap verilenlerden iffetli kadınlar kendilerine ücretlerini verdiğiniz taktirde zinaya sapmadan ve gizli dostlar edinmeden iffetli olmak üzere sizin için helâldir. Her kim de imanı inkâr ederse muhakkak onun ameli boşa gitmiştir ve o ahirette de hüsrana uğrayanlardandır.
Mâide / 5 - (Hasan Basri Çantay)
Bugün size bütün iyi ve temiz (nimetler) halâl kılındı. Kendilerine kitab verilenlerin yiyeceği sizin için halâl olduğu gibi sizin yiyeceğiniz de onlar için halâldır. Namuskâr, zinaya sapmamış ve gizli dostlar da edinmemiş (insanlar) haalinde (yaşamanız şartiyle) mü'minlerden hür ve iffetli kadınlarla kendilerine sizden evvel kitab verilenlerden yine hür ve iffetli kadınlar dahi, siz onların mehirlerini ver (ib nikâh ed) ince (size halâldır). Kim îmanı tanımayıb kâfir olursa her halde bütün yapdığı boşuna gitmişdir ve o, âhıretde en çok ziyana uğrayanlardandır.
Mâide / 5 - (Hayrat Neşriyat)
Bugün size temiz şeyler helâl kılındı. Kendilerine kitab verilenlerin yiyeceği de size helâldir, sizin yiyeceğiniz de onlara helâldir. Gerek mü’ min kadınlardan hür ve iffetli olanlar, gerekse siz den önce kendilerine kitab verilenlerden hür ve iffetli olan kadınlar, zinâdan kaçınan ve gizli dost edinmeyen iffetli kimseler olmak üzere, kendilerine mehirlerini verdiğiniz takdirde (size helâl kılındı).Artık kim îmânı (Allah’ı ve İlâhî hüküm leri) inkâr ederse, bu durumda şübhesiz ameli boşa gitmiştir; ve o, âhi ret te zarara uğrayanlardandır.
Mâide / 5 - (İbni Kesir)
Bugün, size, iyi ve temiz olanlar helal kılındı. Kitab verilmiş olanların yemeği size helaldir, sizin yemeğiniz de onlara helaldir. Mü'min kadınlardan iffetli olanlar ve sizden önce kitab verilenlerdenb iffetli kadınlar, zina etmeksizin, gizli dost tutmaksızın ve mehirlerini verdiğinizde size helaldir. Kim de imanı inkar ederse; yaptıkları boşa gitmiştir ve o, ahirette hüsrana uğrayanlardandır.
Mâide / 5 - (Kadri Çelik)
Bugün, size temiz olanlar helal kılındı. Kitab verilenlerin yemeği size helal, sizin yemeğiniz de onlara helaldir. İman eden hür ve iffetli kadınlar ile sizden önce kitab verilenlerin hür ve iffetli kadınları da zina etmeksizin, gizli dost tutmaksızın ve mehirlerini verdiğiniz takdirde (size helaldir). Kim imanı inkâr ederse, şüphesiz amelleri boşa gider. O, ahirette de hüsrana uğrayanlardandır.
Mâide / 5 - (Muhammed Esed)
Bugün, hayatın bütün güzel şeyleri size helal kılınmıştır. Ve daha önce kendilerine vahiy verilenlerin yiyecekleri de size helaldir, sizin yiyecekleriniz de onlara helaldir. Ve (bu ilahi kelama) inananlar içindeki iffetli kadınlar ile sizden önce kendilerine vahiy verilenler arasında bulunan kadınları nikahlamanız, -onlara mehirlerini vermeniz şartıyla ve onları gayri meşru yolla ya da gizli dost tutma yoluyla değil de meşru bir nikah ile almanız şartıyla- (size helaldir). (Allaha) inanmayı reddedene gelince; onun bütün işleri boşa gidecek: zira o, öteki dünyada zarara uğrayanlar arasında yer alacaktır.
Mâide / 5 - (Mustafa İslamoğlu)
Bugün, temiz ve güzel olan her şey size helal kılınmıştır. Üstelik, kendilerine daha önce vahiy gönderilmiş olanların yiyecekleri de size helaldir ve sizin yiyecekleriniz de onlara helaldir. Ve (son vahye) inanan iffetli kadınlar ile sizden önce kendilerine vahiy verilenlerin iffetli kadınları -kendilerine mali güvence vermeniz, onları meşru olmayan yolla ya da gizli dost tutma yöntemiyle değil de meşru bir akitle- nikahlamanız da (size helaldir). Kim imanı inkar ederse işte onun ameli boşa gitmiştir; üstelik o ahirette zarara uğrayanlar arasında yer alacaktır.
Mâide / 5 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Bugün sizin için temiz nîmetler helâl kılınmıştır. Ve kendilerine kitap verilmiş olanların taamı sizin için helâldir, sizin taamınız da onlar için helâldir. Ve mü'minelerden hürre, afife olanlar ve kendilerine kitap verilmiş olanlardan hürre, afife olanlar, onlara mihirlerini verdiğiniz afif, zinadan berî ve gizli dostlar edinmeden müçtenib bulunduğunuz takdirde (sizlere helâldir). Ve her kim ahkâm-ı diniyeyi inkâr ederse muhakkak işlediği mahvolur. Ve o kimse ahirette de hüsrâna uğramış olanlardandır.
Mâide / 5 - (Ömer Öngüt)
Bugün size temiz şeyler helâl kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yemekleri size helâl olduğu gibi, sizin yemekleriniz de onlara helâldir. Mümin kadınlardan hür ve iffetli olanlar ile sizden önce kendilerine kitap verilenlerden hür ve iffetli kadınlar, zinâ etmeksizin, gizli dost tutmaksızın ve mehirlerinizi verdiğinizde size helâldir. Kim imanı kabul etmezse ameli boşa gider ve o kimse ahirette de hüsrana uğramış olanlardandır.
Mâide / 5 - (Şaban Piriş)
Bugün, size temiz olanlar helal kılınmıştır. Kitap verilenlerin yemeği size helal, sizin yemeğiniz de onlara helaldir. Mümin, hür ve iffetli kadınlar ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden hür ve iffetli kadınlar, mehirlerini verdiğiniz taktirde iffetli olarak, fuhşa sapmadan ve gizli dost tutmaksızın size helaldir. Kim, imanı inkar ederse amelleri boşa gider. O, ahirette de kaybedenlerdendir.
Mâide / 5 - (Sadık Türkmen)
Bugün size temiz ve güzel şeyler helâl kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri size helâl, sizin yiyecekleriniz de onlara helâldir. Mümin kadınlardan iffetli olanlarla ve daha önce kendilerine kitap verilen, (Museviyim, İseviyim diyen) iffetli kadınlarla, mehirlerini (evlilik hediyelerini) vermeniz kaydıyla evlenmek; zina etmemeleri ve gizli dost tutmamaları şartıyla size helâldir. Her kim de inanılması gerekenleri inkâr ederse bütün işlediği boşa gider. Ahirette de o, ziyana uğrayanlardandır.
Mâide / 5 - (Seyyid Kutub)
Bugün size temiz olan yiyecekler helal kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri size ve sizin yiyecekleriniz de onlara helâldir. İffetli ve hür mümin kadınları - zinaya ve metreslik ilişkisine başvurmaksızın- namuslu biçimde mehirlerini verdiğiniz takdirde size helâldir. Kim iman etmeyi reddederse yaptığı ameller boşa gitmiştir, o kimse ahirette hüsrana uğrayanlardan olur.
Mâide / 5 - (Suat Yıldırım)
Bugün size temiz ve iyi şeyler helâl kılındı. Ehl-i kitabın kestikleri ve diğer yiyecekleri size helâldir. Sizin yiyecekleriniz de onlara helâldir. Namuslu, zinaya girmemiş ve gizli dostlar edinmemiş insanlar halinde yaşamanız şartıyla, müminlerden hür ve iffetli kadınlarla, sizden önceki Ehl-i kitaptan hür ve iffetli kadınlar da, mehirlerini verip nikâhladığınızda size helâldir. Kim imanı inkâr ederse bütün yaptığı işler boşa gider ve o, âhirette de ziyana uğrayanlardan olur.
Mâide / 5 - (Süleyman Ateş)
Bugün size iyi ve temiz şeyler helâl kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yemeği, size helâl, sizin yemeğiniz de onlara helâldir. İnanan, namuslu, hür kadınlar ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden namuslu hür kadınlar -zinâ etmeksizin, gizli dost tutmaksızın, namuslu bir biçimde (evlenmek üzere) mehirlerini verdiğiniz takdirde- size helâldir. Kim inanmayı kabul etmezse, onun ameli boşa çıkmıştır ve o, âhirette kaybedenlerdendir.
Mâide / 5 - (Tefhim-ul Kuran)
Bugün size temiz olan şeyler helal kılındı. (Kendilerine) kitap verilenlerin yemeği size helal, sizin de yemeğiniz onlara helaldır. Mü'minlerden özgür ve iffetli kadınlar ile sizden önce (kendilerine) kitap verilenlerden özgür ve iffetli kadınlar da, namuslu, fuhuşta bulunmayan ve gizlice dostlar edinmemişler olarak -onlara ücretlerini (mehirlerini) ödediğiniz takdirde- size (helal kılındı.) Kim imanı tanımayıp küfre saparsa, elbette onun yaptığı boşa çıkmıştır. O ahirette hüsrana uğrayanlardandır.
Mâide / 5 - (Ümit Şimşek)
Bugün, temiz ve iyi şeyler size helâl kılınmıştır. Kitap Ehlinin yiyecekleri size helâldir; sizin yiyecekleriniz de onlara helâldir. Mü'minlerden hür ve iffetli kadınlar ile sizden önce kendilerine kitap verilmiş olanlardan hür ve iffetli kadınlar da, mehirlerini vermeniz, iffetlerinizi korumak, zina etmemek ve gizli dost tutmamak şartıyla, size helâl kılındı. İmanı reddeden kimsenin ise bütün yaptıkları boşa çıkmıştır; âhirette o hüsrana düşenlerdendir.
Mâide / 5 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Bugün size bütün temiz nimetler helal kılındı. Kendilerine kitap verilmiş olanların yemekleri size helaldir. Sizin yemekleriniz de onlara helaldir. Mümin kadınların iffetlileriyle, sizden önce kendilerine kitap verilmiş olanların iffetli hanımları da mehirlerini verdiğiniz takdirde; iffetinizi korumanız, zinadan uzak kalmanız ve şunu-bunu dost tutmamanız şartıyla size helaldir. İmanı tanımayıp nankörlük edenin ameli boşa gitmiştir. Ve o, âhirette de hüsrana uğrayanlardandır.
Mâide / 5 - (İskender Ali Mihr)
Bugün size iyi ve temiz şeyler helâl kılındı. Ve kendilerine kitap verilenlerin yemeği, size helâl, sizin yemeğiniz de onlara helâldir. Ve mü’minlerden iffetli hür kadınlar ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden iffetli kadınlar, zina etmeksizin, gizli dost tutmaksızın namuslu bir biçimde mehirlerini verdiğiniz taktirde, sizlere helâldir. Ve kim îmânı inkâr ederse artık onun ameli boşa gitmiştir. Ve o âhirette hüsrana uğrayanlardandır.
Mâide / 5 - (İlyas Yorulmaz)
Bu gün size temiz olan bütün yiyecekler helal edildi ve kitap ehlinin yemekleri de sizin için helal, sizin yemeklerinizde onlar için helaldir. İnanmış iffetli kadınlar ve kendilerine sizden önce kitap verilmiş olanların iffetli kadınları, gayri meşru ilişki kurmadan (zina etmeksizin) ve gizli dost tutmamak şartı ile kendilerine meşru ölçüler içerisinde mehirlerini vererek (nikah akdini yaparak) evlenmeniz helaldir. Kim bundan sonra, inanması gerekli şeyleri reddederse, bütün yaptıkları boşa gitmiştir ve hesap gününde de ziyana uğrayanlardan olur.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِذَا قُمْتُمْ إِلَى الصَّلاةِ فاغْسِلُواْ وُجُوهَكُمْ وَأَيْدِيَكُمْ إِلَى الْمَرَافِقِ وَامْسَحُواْ بِرُؤُوسِكُمْ وَأَرْجُلَكُمْ إِلَى الْكَعْبَينِ وَإِن كُنتُمْ جُنُبًا فَاطَّهَّرُواْ وَإِن كُنتُم مَّرْضَى أَوْ عَلَى سَفَرٍ أَوْ جَاء أَحَدٌ مَّنكُم مِّنَ الْغَائِطِ أَوْ لاَمَسْتُمُ النِّسَاء فَلَمْ تَجِدُواْ مَاء فَتَيَمَّمُواْ صَعِيدًا طَيِّبًا فَامْسَحُواْ بِوُجُوهِكُمْ وَأَيْدِيكُم مِّنْهُ مَا يُرِيدُ اللّهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُم مِّنْ حَرَجٍ وَلَكِن يُرِيدُ لِيُطَهَّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Okunuşu: Yâ eyyuhâllezîne âmenû izâ kumtum ilâs salâti fagsilû vucûhekum ve eydiyekum ilâl merâfikı vemsehû bi ruusikum ve erculekum ilâl ka’beyn(ka’beyni) ve in kuntum cunuben fattahherû ve in kuntum mardâ ev alâ seferin ev câe ehadun minkum minel gâitı ev lâmestumun nisâe fe lem tecidû mâen fe teyemmemû saîden tayyiben femsehû bi vucûhikum ve eydîkum minhu, mâ yurîdullâhu li yec’ale aleykum min haracin ve lâkin yurîdu li yutahhirakum ve li yutimme ni’metehu aleykum leallekum teşkurûn(teşkurûne).
Mâide / 6 - (Diyanet İşleri)
Ey iman edenler! Namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi ve -başlarınıza mesh edip- her iki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz, iyice yıkanarak temizlenin. Hasta olursanız veya seferde bulunursanız veya biriniz abdest bozmaktan (def-i hacetten) gelir veya kadınlara dokunur (cinsel ilişkide bulunur) da su bulamazsanız, o zaman temiz bir toprağa yönelin. Onunla yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin (Teyemmüm edin). Allah, size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez. Fakat O, sizi tertemiz yapmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz.
Mâide / 6 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Ey inananlar, namaza kalktığınız zaman yıkayın yüzlerinizi ve dirseklerinizle berâber ellerinizi ve başınızın bir kısmını meshedip ayaklarınızı topuklarınızla berâber ve cünüpseniz iyice yıkanıp arının. Hastaysanız, yahut seferdeyseniz, yahut içinizden biri ayak yolundan geldiyse, yahut da kadınlara temas etmişseniz su bulamadığınız takdîrde temiz toprakla teyemmüm edin de toprakla yüzünüzü, ellerinizi meshedin. Allah, sizi güce koşmayı istemez, fakat şükredesiniz diye tertemiz olmanızı ve size verdiği nîmeti tamamlamayı diler.
Mâide / 6 - (Abdullah Parlıyan)
Ey iman edenler! Namaz kılacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklerinize kadar ellerinizi; ve başlarınıza meshedip, topuklara kadar ayaklarınızı yıkayın. Eğer boy abdestini gerektirecek bir halde iseniz guslediniz. Eğer hasta iseniz veya seyahatte iseniz, yahut tabii ihtiyacınızı gidermişseniz veya kadınlarınızla cinsî birleşme yapmışsanız ve bu halde de su bulamamışsanız, o zaman temiz toprağa ellerinizi sürün ve onunla yüzünüzü ve kollarınızı hafifçe ovun. Allah sizi zora koşmak istemez; ama sizi tertemiz kılmak ve size olan nimetini tamamlamak istiyor ki, şükredenlerden olasınız.
Mâide / 6 - (Adem Uğur)
Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman yüzlerinizi, dirseklerinize kadar ellerinizi, başlarınızı meshedip, topuklara kadar ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp oldunuz ise, boy abdesti alın. Hasta, yahut yolculuk halinde bulunursanız, yahut biriniz tuvaletten gelirse, yahut da kadınlara dokunmuşsanız (cinsî birleşme yapmışsanız) ve bu hallerde su bulamamışsanız temiz toprakla teyemmüm edin de yüzünüzü ve (dirseklere kadar) ellerinizi onunla meshedin. Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez; fakat sizi tertemiz kılmak ve size (ihsan ettiği) nimetini tamamlamak ister; umulur ki şükredersiniz.
Mâide / 6 - (Ahmed Hulusi)
Ey iman edenler. . . Salâta doğrulduğunuzda yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi su ile yıkayın; başlarınızı mesh edin ve iki topuğunuza kadar ayaklarınızı da yıkayın. . . Eğer cünüp iseniz bütün vücudunuzu yıkayın. . . Eğer hasta olmuşsanız veya bir sefer üzere iseniz veya sizden biri tuvalet ihtiyacını gidermiş olarak gelirse yahut kadınlarla yatmışsanız, su da bulamamışsanız; temiz toprağa teyemmüm edin. . . Yüzlerinizi ve ellerinizi ondan mesh edin. . . Allâh size güçlük oluşturmak dilemez, fakat sizi arındırmak ve "HÛ"nun nimetini sizin üzerinizde tamamlamayı diler; tâ ki şükredesiniz (değerlendiresiniz).
Mâide / 6 - (Ahmet Tekin)
Ey iman edenler, şafak sökerken uykunuzdan uyanıp namaza kalktığınız zaman, namazları kılacağınız zaman, yüzlerinizi, dirseklerinize kadar ellerinizi-kollarınızı yıkayın, başlarınızı mesh edin. Aşık kemiklerine (ayak bileklerine) kadar da ayaklarınızı yıkayın.Eğer cünüp olduysanız boy abdesti alın, namazınızı kılın.Eğer hasta, yaralı iseniz veya seferde, seyahatte bulunuyorsanız yahut herhangi biriniz ayakyolundan gelirse yahut da hanımlarınızla ilişkiye girmişseniz, bu hallerde iken, su da bulamazsanız abdest alma veya gusül etme niyetiyle temiz bir toprakla teyemmüm edin, yüzünüzü ve ellerinizi-kollarınızı toprakla mesh edin, namazınızı kılın.Allah size güçlük çıkarmak istemiyor. Fakat sizi arındırmak, size ihsan ettiği nimetini tamamlamayı, lenf ve kan dolaşımınızı, bünyenizdeki statik elektriği dengelemeyi, güzelliğinizi ve nurunuzu artırmayı, sağlıklı olmanızı istiyor. Umulur ki, şükredersiniz.
Mâide / 6 - (Ahmet Varol)
Ey iman edenler! Namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklerinize kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı meshedin ve topuklarınıza kadar ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz boydan boya yıkanın. Eğer hasta yahut yolculukta olursanız veya sizden biri tuvalet ihtiyacını görmüş ya da kadınlara dokunmuş olup da su bulamazsanız temiz bir toprakla teyemmüm edin. Onunla yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin. Allah size bir zorluk çıkarmak istemiyor; ancak sizi temizlemek ve olur ki şükredersiniz diye üzerinize nimetini tamamlamak istiyor.
Mâide / 6 - (Ali Bulaç)
Ey iman edenler, namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı meshedin ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı da (yıkayın.) Eğer cünüpseniz temizlenin (gusül edin); eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden) gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize ondan sürün. Allah size güçlük çıkarmak istemez, ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimeti tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz.
Mâide / 6 - (Ali Fikri Yavuz)
Ey mü’minler! Namaza kalkacağınız zaman yüzünüzü ve ellerinizi (dirseklerinizle beraber) yıkayın, başınızı (ıslak elle silin) mesh edin ve ayaklarınızı da (topuklarınızla beraber) yıkayın. Eğer cünub iseniz boy abdesti alın. Eğer hasta veya yolculukta bulunuyorsanız veya içinizden biri ayak yolundan gelmişse veya kadınlara dokunmuş (cima etmiş) iseniz ve bu hallerde su bulamamışsanız, o vakit pâk bir toprakla teyemmüm edin, niyetle ondan (o topraktan) yüzlerinize ve ellerinize sürün. Allah size bir güçlük dilemez, fakat sizi tertemiz yapmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister, tâ ki şükredesiniz.
Mâide / 6 - (Ali Ünal)
Ey iman edenler! Namaz kılacağınız zaman, (eğer abdestsiz iseniz) yüzlerinizi ve dirsekleriniz dahil ellerinizi yıkayın; başlarınızı meshedip, ayaklarınızı da topuklarıyla beraber (yıkayın). Cünüp iseniz, (boy abdesti alarak) tastamam temizlenin. Eğer hasta olup da (su kullanmak size zarar verecekse) veya seferde iseniz yahut sizden biri tuvaletten gelmiş ise ya da hanımlarınıza temas etmiş de (abdest alacak veya gusledecek) su bulamadı iseniz, bu takdirde temiz toprağa yönelip teyemmüm edin: (avuç içlerinizi toprağa vurarak) yüzlerinizi ve ellerinizle birlikte dirseklerinize kadar kollarınızı o toprakla meshedin. Allah, herhangi bir şekilde size güçlük çıkarmak dilemiyor; fakat sizi maddîmanevî bütün kirlerden tertemiz yapmak ve üzerinizdeki (İslâm) nimetini tamamlamak diliyor, ki sürekli şükredesiniz.
Mâide / 6 - (Bayraktar Bayraklı)
Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman yüzlerinizi, dirseklerinize kadar kollarınızı, başlarınızı mesh edip, topuklara kadar ayaklarınızı yıkayınız. Eğer cünüp iseniz boy abdesti alınız. Hasta yahut yolculuk halinde bulunursanız veya biriniz tuvaletten gelirse, ya da kadınlara dokunmuşsanız /cinsi birleşme yapmışsanız ve bu hallerde su bulamamışsanız, temiz toprakla teyemmüm ediniz de yüzünüzü ve dirseklere kadar ellerinizi onunla mesh ediniz. Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez; fakat sizi tertemiz kılmak ve size ihsan ettiği nimetini tamamlamak ister; umulur ki şükredersiniz.[95]
Mâide / 6 - (Bekir Sadak)
Ey Inananlar! Namaza kalktiginizda yuzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi, -baslarinizi meshedip- topuk kemiklerine kadar ayaklarinizi yikayin. Eger cunupseniz yikanip temizlenin; sayet hasta veya yolculukta iseniz veya ayak yolundan gelmisseniz yahut kadinlara yaklasmissaniz ve su bulamamissaniz temiz bir topraga teyemmum edin, yuzlerinizi, ellerinizi onunla meshedin. Allah sizi zorlamak istemez, Allah sizi aritip uzerinize olan nimetini tamamlamak ister ki sukredesiniz.
Mâide / 6 - (Celal Yıldırım)
Ey imân edenler! Namaza kalkmayı dilediğinizde yüzlerinizi, dirseklere kadar (dirsekler dahil) ellerinizi yıkayın. Başlarınıza meshedip topuklarına kadar (topuklar dahil) ayaklarınızı yıkayın. Cünüb iseniz iyice yıkanıp temizlenin (boy abdesti alın). Hasta iseniz veya yolculukta bulunuyorsanız veya sizden biri tabiî ihtiyacını gidermekten gelmişse veya kadınlara dokunmuşsanız, bu durumda su da bulamamışsanız, tertemiz bir toprakla teyemmüm edin ; ondan yüzlerinize ve ellerinize sürün. Allah size sıkıntı vermek istemez. ama sizi tertemiz yapmak ve şükredesiniz diye üzerinize nîmetini tamamlamak ister.
Mâide / 6 - (Cemal Külünkoğlu)
Ey inananlar! Namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi ve başlarınızı mesh edip her iki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz, iyice (tepeden tırnağa) yıkanarak temizlenin. Hasta olursanız veya yolculukta bulunursanız veya biriniz abdest bozmaktan (def-i hacetten) gelir veya kadınlara dokunur (cinsel ilişkide bulunur) da su bulamazsanız, o zaman temiz bir toprağa yönelin. Onunla yüzlerinizi ve ellerinizi mesh edin (teyemmüm edin). Allah, size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez. Fakat O, şükredesiniz diye, sizi tertemiz yapmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister.
Mâide / 6 - (Diyanet İşleri (eski))
Ey İnananlar! Namaza kalktığınızda yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi, -başlarınızı meshedip- topuk kemiklerine kadar ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüpseniz yıkanıp temizlenin; şayet hasta veya yolculukta iseniz veya ayak yolundan gelmişseniz yahut kadınlara yaklaşmışsanız ve su bulamamışsanız temiz bir toprağa teyemmüm edin, yüzlerinizi, ellerinizi onunla meshedin. Allah sizi zorlamak istemez, Allah sizi arıtıp üzerinize olan nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz.
Mâide / 6 - (Diyanet Vakfi)
Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman yüzlerinizi, dirseklerinize kadar ellerinizi yıkayın; başlarınızı meshedip, topuklara kadar ayaklarınızı da (yıkayın). Eğer cünüp oldunuz ise, boy abdesti alın. Hasta, yahut yolculuk halinde bulunursanız, yahut biriniz tuvaletten gelirse, yahut da kadınlara dokunmuşsanız (cinsî birleşme yapmışsanız) ve bu hallerde su bulamamışsanız temiz toprakla teyemmüm edin de yüzünüzü ve (dirseklere kadar) ellerinizi onunla meshedin. Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez; fakat sizi tertemiz kılmak ve size (ihsan ettiği) nimetini tamamlamak ister; umulur ki şükredersiniz.
Mâide / 6 - (Edip Yüksel)
İnananlar! Namaza kalktığınız zaman: Yüzünüzü yıkayın, ellerinizi dirseklere kadar yıkayın, başınızı sıvazlayın, ve ayaklarınızı da topuklara kadar (sıvazlayın/yıkayın). Cinsel ilişkide bulunmuşsanız yıkanınız. Hasta veya yolcu iseniz, yahut tuvaletten gelmiş, yahut kadınlarla cinsel ilişkide bulunmuş ve su bulamamışsanız, temiz bir toprağa yönelip yüzünüzü ve kollarınızı onunla sıvazlayın. ALLAH size güçlük çıkarmak istemez. Ancak sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak istiyor. Olur ki şükredersiniz.
Mâide / 6 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Ey o bütün iyman edenler! Namaza kalkacağınız vakit yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi ve başlarınıza mesh edib her iki topuğa kadar ayaklarınızı yıkayın, cünübseniz tas tamam yıkanın, eğer hasta veya seferde olursunuz veya biriniz hacet yerinden gelir veya kadınlara dokunursunuz da suya gücünüz yetmezse o vakit de temiz bir toprağa teyemmüm edin: niyyetle ondan yüzlerinize ve ellerinize mesh eyleyin, Allahın muradı sizi sıkıntıya koşmak değil ve lâkin o sizi pam pâk etmek ve üzerinizdeki ni'metini tamamlamak istiyor ki şükredesiniz
Mâide / 6 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Ey iman edenler, namaza kalkacağınız vakit, yüzlerinizi, dirseklere kadar; ellerinizi yıkayın; başlarınızı meshedip topuklara kadar ayaklarınızı (yıkayın). Eğer cünüpseniz tastamam yıkanın. Eğer hasta veya yolculukta iseniz veya biriniz hacet yerinden gelmişse ya da kadınlara dokunmuş olup da su bulamazsanız, o zaman temiz bir toprakla teyemmüm edin, niyetle o topraktan ellerinize ve yüzlerinize sürün. Allah'ın muradı sizi sıkıntıya koşmak değildir; fakat O, sizi tertemiz yapmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak istiyor ki, şükredesiniz.
Mâide / 6 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman, yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın. Başlarınızı meshedin, iki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz temizlenin. Hasta iseniz, yahut yolculukta iseniz, yahut biriniz abdest bozmaktan gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız, su da bulamamışsanız, temiz bir toprağa teyemmüm edin. Bunun için de yüzlerinizi ve ellerinizi o toprakla meshedin. Allah size bir güçlük çıkarmak istemiyor, fakat sizi temizlemek ve şükredesiniz diye de üzerinizdeki nimetini tamamlamak istiyor.
Mâide / 6 - (Gültekin Onan)
Ey inananlar, namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı meshedin ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı da (yıkayın). Eğer cünüpseniz temizlenin (gusül edin). Eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız da su bulamamışsanız, bu durumda temiz bir toprakla teyemmüm edin (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize ondan sürün. Tanrı size güçlük çıkarmak istemez, ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimeti tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz.
Mâide / 6 - (Harun Yıldırım)
Ey iman edenler, namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi ve başınızı meshederek her iki topuğa kadar ayaklarınızı yıkayın. Cünüp olduysanız iyice temizlenin! Hasta veya seferde olursanız yahut sizden biri ayak yolundan geldiyse ya da kadınlara dokunup da su bulamamışsanız temiz toprakla teyemmüm edin de ondan yüzlerinize ve ellerinize sürün. Allah size güçlük çıkarmak istemez; ancak sizi tertemiz etmek ve size nimetini tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz...
Mâide / 6 - (Hasan Basri Çantay)
Ey îman edenler, namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi ve başlarınıza meshedib, her iki topuğa kadar ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüb olduysanız boy abdesti alın. Eğer hasta olmuşsanız, yahud bir sefer üzerindeyseniz veya içinizden biri ayak yolundan gelmişse, yahud da kadınlara dokunmuşsanız ve bu halde su da bulamamışsanız o vakit tertemiz bir toprakla teyemmüm edin, binâenaleyh (niyyetle) ondan yüzlerinize ve ellerinize sürün. Allah, sizin üzerinize bir güdük yapmayı dilemez, fakat iyice temizlenmenizi ve üstünüzdeki ni'metinin tamamlanmasını diler. Tâki şükredersiniz.
Mâide / 6 - (Hayrat Neşriyat)
Ey îmân edenler! Namaza kalktığınız zaman, artık yüzlerinizi ve dir seklere kadar ellerinizi yı ka yın; başlarınızı ise meshedin; topuklara kadar da ayaklarınızı (yıkayın)! Bununla be râber cünüb iseniz hemen (ta mâ men) yıkanıp temizlenin!Fakat hasta olur veya bir yolculukta (bulunur) iseniz veya içinizden biri def'-i hâcetten gelir (abdesti bozulur)sa veya kadınlara dokunursanız, artık (abdest veya gusül almanızı gerektiren bu hâllerde) su bulamazsanız, o vakit temiz bir toprağa teyem müm edin de yüzlerinizi ve (dirseklere ka dar) ellerinizi ondan meshedin!Allah size hiçbir zor luk çıkarmak istemez; fakat sizi temizlemek ve üzerinize olan ni'metini tamamlamak ister; tâ ki şükredesiniz.
Mâide / 6 - (İbni Kesir)
Ey iman edenler; namaza kalktığınız zaman; yüzlerinizi, dirseklerinize kadar ellerinizi yıkayın, başınıza meshedin ve topuklarınıza kadar ayaklarınızı da (yıkayın) . Eğer cünüb iseniz; hemen temizlenin. Eğer hasta olmuşsanız veya seferde iseniz; yahut heladan gelmişseniz veya kadınlara yaklaşmış da su bulamamışsanız; temiz bir toprakla teyemmüm edin. Yüzlerinizi ve ellerinizi onunla meshedin. Allah, size zorluk vermek istemez. Lakin sizi temizlemek, üzerinizde olan nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz.
Mâide / 6 - (Kadri Çelik)
Ey iman edenler! Namaza kalktığınızda yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın ve başlarınızı ve inci kemiklerine kadar ayaklarınızı mesh edin. Eğer cünüpseniz yıkanıp temizlenin. Eğer hasta veya yolculukta iseniz veya ayakyolundan gelmişseniz yahut kadınlara yaklaşmışsanız ve su bulamamışsanız, temiz bir toprağa teyemmüm edin de yüzlerinizi ve ellerinizi onunla mesh edin. Allah size zorluk çıkarmak istemez. Allah şükredesiniz diye sizi arıtmak ve üzerinize olan nimetini tamamlamak ister.
Mâide / 6 - (Muhammed Esed)
Siz ey imana ermiş olanlar! Namaz kılacağınız zaman yüzünüzü, ellerinizi ve dirseklere kadar kollarınızı yıkayın ve (ıslak) ellerinizi başınızın üzerine hafifçe sürün ve bileklere kadar ayaklarınızı (yıkayın). Eğer boy abdestini gerektiren bir halde iseniz kendinizi temizleyin. Ama eğer hasta iseniz yahut seyahatteyseniz yahut tabii ihtiyacınızı gidermişseniz yahut bir kadınla birlikte olmuşsanız ve su bulamıyorsanız, o zaman, temiz toprağa ellerinizi sürün ve onunla yüzünüzü ve kollarınızı hafifçe ovun. Allah sizi zora koşmak istemez; ama sizi tertemiz kılmak ve nimetlerinin tamamını size bahşetmek ister ki şükredenlerden olasınız.
Mâide / 6 - (Mustafa İslamoğlu)
Siz ey iman edenler! Namaza kalkacağınız zaman yüzünüzü, ellerinizi ve dirseklere kadar kollarınızı meshedin ve bileklere kadar ayaklarınızı da (yıkayın ve/veya meshedin). Eğer cünüp olmuşsanız baştan ayağa temizlenin! Fakat eğer hastaysanız, ya da yolcuysanız, yahut doğal ihtiyacanızı gidermişseniz veya kadınlarla birlikte olmuşsanız ve su da bulamıyorsanız, o zaman temiz bir toprağa yönelerek onunla yüzlerinizi ve kollarınızı meshedin. Allah sizi zora sokmak istemez; fakat sizi pırıl pırıl yapmak ve nimetlerinin tamamını size bahşetmek ister ki şükredenlerden olasınız.
Mâide / 6 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ey mü'minler! Namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi ve dirseklerinize kadar ellerinizi yıkayınız ve başlarınıza meshediniz ve ayaklarınızı iki topuğa kadar yıkayınız ve eğer cünüb iseniz gusül ediniz (tamamen yıkanınız). Ve eğer hastalar iseniz veya sefer halinde iseniz veya sizden biri helâdan gelmiş ise veya kadınlarınıza dokunmuşsanız da su bulamazsanız o halde temiz bir toprak ile teyemmüm ediniz, ondan yüzlerinize ve ellerinize meshediniz. Allah Teâlâ sizin üzerinize bir sıkıntı vermek istemez. Fakat o sizi tertemiz kılmak ve üzerinize nîmetini itmam etmek ister ki şükredesiniz.
Mâide / 6 - (Ömer Öngüt)
Ey iman edenler! Namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi yıkayın. Başlarınızı meshedin, topuklarınıza kadar ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp olduysanız gusül abdesti alın. Su bulamadığınız takdirde temiz toprak ile teyemmüm edin. Hasta iseniz veya yolculukta bulunuyorsanız, yahut biriniz abdest bozma yerinden gelmişse, veyahut kadınlara dokunmuşsanız ve su da bulamamışsanız, temiz bir toprakla teyemmüm edin. Yüzlerinizi ve ellerinizi onunla meshedin. Allah size herhangi bir zorluk vermeyi istemez. Fakat O, temizlenmenizi ve üzerinize olan nimetini tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz.
Mâide / 6 - (Şaban Piriş)
-Ey İman edenler! Namaza kalktığınız zaman, yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi, başınızı mesh edip topuklara kadar ayaklarınızı yıkayınız. Eğer, cünüp iseniz, temizlenin, hasta veya yolculukta iseniz, veya biriniz tuvaletten gelmişseniz, yahut kadınlarınızla münasebette bulunmuş da su bulamamışsanız temiz bir toprakla teyemmüm edin, yüzlerinizi ve ellerinizi onunla meshedin. Allah, size zorluk çıkarmak istemez. Allah sizi arındırmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz.
Mâide / 6 - (Sadık Türkmen)
Ey iman EDENLER! Namaza kalkacağınız zaman yüzünüzü, ellerinizi ve dirseklere kadar kollarınızı yıkayın. (Islak) ellerinizle başlarınıza mesh edin ve her iki bileklere kadar, ayaklarınızı da mesh edin/veya yıkayın. Eğer eşlerinize varmışsanız iyice yıkanarak temizlenin. Hasta olursanız veya seferde bulunursanız veya biriniz abdest bozmaktan gelir veya eşlerinize varır da su bulamazsanız, o zaman temiz bir toprağa yönelin. Onunla yüzlerinize ve ellerinize meshedin/sürün. Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemiyor. Fakat o sizi tertemiz yapmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister ki, şükredesiniz.
Mâide / 6 - (Seyyid Kutub)
Ey iman edenler, namaza kalktığınızda yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi, -başlarınızı meshedip– topuk kemiklerine kadar ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüpseniz temizlenin; şayet hasta veya yolculukta iseniz ya da ayak yolundan gelmişseniz yahut kadınlara yaklaşmışsanız ve su bulamamışsanız temiz bir toprağa teyemmüm edin, yüzlerinizi, ellerinizi onunla meshedin. Allah sizi zorlamak istemez, Allah sizi arıtıp üzerinize olan nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz.
Mâide / 6 - (Suat Yıldırım)
Ey iman edenler! Namaza kalkmak istediğinizde yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın. Başlarınızı meshedip topuklarınızla birlikte ayaklarınızı da yıkayın. Cünüp iseniz tastamam yıkanın (boy abdesti alın). Eğer hasta veya yolcu iseniz veya tuvaletten gelmişseniz, yahut kadınlarla münasebette bulunmuş olup da su bulamazsanız temiz toprağa teyemmüm edin, (mânen arınma niyeti ile) ondan yüzlerinize ve ellerinize meshedin. Allah size güçlük çıkarmak istemez, fakat şükredesiniz diye sizi temizleyip arındırmak ve size olan nimetlerini tamama erdirmek ister.
Mâide / 6 - (Süleyman Ateş)
Ey inananlar, namaza dur(mak iste)diğiniz zaman yıkayın: yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerizi; meshedin: başlarınızı ve topuklara kadar ayaklarınızı. Eğer cünüp iseniz tam temizlenin. Hasta, yahut yolcu iseniz, yahut biriniz tuvaletten gelmişse, ya da kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız temiz toprağa teyemmüm edin; ondan yüzlerinize ve ellerinize sürün. Allâh size güçlük çıkarmak istemiyor, fakat sizi temizlemek ve size olan ni'metini tamamlamak istiyor ki, şükredesiniz.
Mâide / 6 - (Tefhim-ul Kuran)
Ey iman edenler, namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı meshedin ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı da (yıkayın.) Eğer cünüpseniz temizlenin (gusül edin) ; eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden) gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize ondan sürün. Allah size güçlük çıkarmak istemez, ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimeti tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz.
Mâide / 6 - (Ümit Şimşek)
Ey iman edenler! Namaz için kalktığınızda, yüzünüzü, dirseklere kadar ellerinizi, topuklara kadar ayaklarınızı yıkayın ve başınızı meshedin. Cünüp iseniz tamamen yıkanın. Hasta olduğunuz zaman, seferde iken veya tuvaletten gelip yahut kadınlarla temasta bulunup da su bulamadığınız zaman, temiz bir toprakla teyemmüm ederek onunla yüzünüzü ve ellerinizi meshedin. Allah size güçlük çıkarmak istemiyor; lâkin şükredesiniz diye üzerinizdeki nimetini tamamlamak istiyor.
Mâide / 6 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Ey iman sahipleri! Namaza duracağınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın; başlarınızı meshedin ve topuklara kadar ayaklarınızı meshedin/yahut yıkayın. Eğer cünüp iseniz iyice temizlenin! Hasta yahut yolculuk halinde iseniz yahut biriniz tuvaletten gelmişse yahut kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız temiz bir toprakla teyemmüm edin: Yüzlerinizi ve ellerinizi ondan meshedin. Allah size zorluk çıkarmak istemiyor. Ancak sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak istiyor ki, şükredebilesiniz.
Mâide / 6 - (İskender Ali Mihr)
Ey âmenû olanlar (Allah’a yaşarken ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler)! Namaza kalktığınız zaman yüzlerinize ve dirseklerinize kadar ellerinizi yıkayın ve başlarınıza meshedin ve ayaklarınızı da topuklarınıza kadar yıkayın. Eğer cünüp iseniz o taktirde iyice yıkanıp temizlenin (boy abdesti alın). Eğer hasta veya yolcu iseniz veya biriniz
tuvaletten gelmişse veya kadınlara dokunmuş (temas etmiş) ise, eğer su bulamazsanız, o zaman temiz bir toprağa teyemmüm edin. Ve de ondan yüzlerinize ve ellerinize mesh edin, (sürün). Allah size güçlük çıkarmak istemez, sizi
temizlemek ve sizin üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister. Umulur ki böylece siz şükredersiniz.
Mâide / 6 - (İlyas Yorulmaz)
Ey İman edenler! Namaza kalkacağınız zaman, yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başınızı mesh edin ve ayaklarınızı topuklara kadar yıkayın. Eğer cünüp olmuşsanız, ve bu cünüp halde hasta iseniz veya yolcu iseniz veya tuvalet ihtiyacınızı yapmışsanız veya kadınlarınızla cinsi münasebette bulunmuş ve bu hallerde su bulamamışsanız, temiz bir toprak ile (ellerinizi toprağa vurup) yüzünüzü ve ellerinize mesh (sürün) edip, teyemmüm ederek temizlenin. Allah size zorluk çıkarmak istemiyor, ancak sizi temizlemek ve üzerinize nimetini tamamlamak istiyor ki, teşekkür edesiniz.
وَاذْكُرُواْ نِعْمَةَ اللّهِ عَلَيْكُمْ وَمِيثَاقَهُ الَّذِي وَاثَقَكُم بِهِ إِذْ قُلْتُمْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا وَاتَّقُواْ اللّهَ إِنَّ اللّهَ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
Okunuşu: Vezkurû ni’metellâhi aleykum ve mîsâkahullezî vâsekakum bihî iz kultum semi’nâ ve ata’nâ vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe alîmun bizâtis sudûr(sudûri).
Mâide / 7 - (Diyanet İşleri)
Allah’ın üzerinizdeki nimetini ve “işittik, itaat ettik” dediğinizde ona verdiğiniz ve sizi kendisiyle bağladığı sağlam sözü hatırlayın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilendir.
Mâide / 7 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Anın size verilen Allah nîmetini ve duyduk, itaat ettik dediğiniz zaman ona vermiş olduğunuz sözü ki bu sözle bağlamıştır sizi ve çekinin Allah'tan. Şüphe yok ki Allah, yüreklerde ne var bilir.
Mâide / 7 - (Abdullah Parlıyan)
Allah'ın size olan nimetini ve: “Duyduk kabul ettik” dediğinizde Allah'ın sizi bununla bağladığı bu sözünüzü hatırlayın ve Allah'a verdiğiniz sözü bozmaktan sakının. Şüphesiz Allah, insanların kalplerinde olanı kesinlikle bilmektedir.
Mâide / 7 - (Adem Uğur)
Allah'ın size olan nimetini, "Duyduk ve kabul ettik" dediğiniz zaman sizi bununla bağladığı (O'na verdiğiniz) sözü hatırlayın ve Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, kalblerin içindekini bilmektedir.
Mâide / 7 - (Ahmed Hulusi)
Üzerinizdeki Allâh nimetini ve sizi onunla bağladığı sözleşmeyi hatırlayın; hani "İşittik ve itaat ettik" demiştiniz. . . Allâh'tan korunun! Muhakkak ki Allâh içinizdekilere, onların Esmâ'sıyla hakikati olarak Aliym'dir.
Mâide / 7 - (Ahmet Tekin)
Allah’ın üzerinizdeki nimetini size tevdi ettiği ilâhî değerleri, şeriatı, 'Sözünü, tebliğini, emirlerini dinliyoruz. Kur’ân’a, sünnetine ve devletine itaat ediyoruz' dediğinizde, sizden aldığı taahhüdü, sizinle yaptığı ahdini koruyup kollayarak zayi etmeyin, şükredin. Allah’a sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun, Allah gönüllerdeki sırları bilir.
Mâide / 7 - (Ahmet Varol)
Allah'ın üzerinizdeki nimetini ve 'işittik ve itaat ettik' dediğiniz zaman onunla sizi kendisine bağladığı andınızı hatırlayın ve Allah'a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah gönüllerde olanı bilir.
Mâide / 7 - (Ali Bulaç)
Allah'ın üzerinizdeki nimetini ve: "İşittik ve itaat ettik" dediğinizde sizi, kendisiyle bağladığı sözünü (misakını) anın. Allah'tan korkup sakının. Şüphesiz Allah, sinelerin özünde olanı bilendir.
Mâide / 7 - (Ali Fikri Yavuz)
Allah’ın üzerinizdeki nimetini ve sizi “-Dinledik, itaat ettik” dediğiniz zaman, bağladığı mîsakını unutmayın, hatırlayın. Allah’dan korkun. Şüphesiz ki Allah, bütün göğüslerin (kalblerin) esrarını tamamiyle bilir.
Mâide / 7 - (Ali Ünal)
Allah’ın üzerinizdeki nimetini ve “İşittik, itaat ettik, baş üstüne!” diyerek yerine getirmeyi üzerinize aldığınız ve böylece sizi onunla bağlı hale getirdiği ahdini hiç hatırınızdan çıkarmayın. Allah’a karşı saygıyla dopdolu olun ve O’na itaatsizlikten sakının. Şüphesiz Allah, sinelerin özünü, onlarda saklı tutulan bütün sırları hakkıyla bilir.
Mâide / 7 - (Bayraktar Bayraklı)
Allah'ın size olan nimetini ve “işittik, itaat ettik” dediğiniz zaman Allah'a karşı altına girdiğiniz taahhüdü hatırlayınız ve Allah'tan sakınınız. Şüphesiz Allah sinelerdekini çok iyi bilir.
Mâide / 7 - (Bekir Sadak)
Allah'in size olan nimetini ve «Isittik, itaat ettik» dediginizde sizi andina bagladigi sozunu anin. Allah'tan sakinin, Allah icinizde olani elbette bilir.
Mâide / 7 - (Celal Yıldırım)
Allah'ın size olan nîmetini ve «İşittik, itaat ettik» dediğiniz zaman sizi bağladığı mîsakını hatırlayın. Allah'tan korkup (ahdi ve andı bozmaktan) sakının. Şüphesiz ki Allah göğüslerdekini gereği gibi bilir.
Mâide / 7 - (Cemal Külünkoğlu)
Allah'ın üzerinizdeki (İslam) nimetini ve “İşittik ve itaat ettik” dediğinizde sizi, kendisiyle bağladığı sözünü (misakını) hatırlayın! Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayın. Şüphesiz Allah, sinelerin özünde olanı hakkıyla bilendir.
Mâide / 7 - (Diyanet İşleri (eski))
Allah'ın size olan nimetini ve 'İşittik, itaat ettik' dediğinizde sizi andına bağladığı sözünü anın. Allah'tan sakının, Allah içinizde olanı elbette bilir.
Mâide / 7 - (Diyanet Vakfi)
Allah'ın size olan nimetini, «Duyduk ve kabul ettik» dediğiniz zaman sizi bununla bağladığı (O'na verdiğiniz) sözü hatırlayın ve Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, kalblerin içindekini bilmektedir.
Mâide / 7 - (Edip Yüksel)
ALLAH'ın üzerinizdeki nimetini ve O'nunla yaptığınız sözleşmeyi hatırlayın: 'İşittik ve itaat ettik,' demiştiniz. ALLAH'ı dinleyin; ALLAH içinizde olanları biliyor.
Mâide / 7 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Allahın üzerinizdeki ni'metini ve sizi «işittik, itaat ettik» dediğiniz vakit bağladığı misakını unutmayın, Allahdan korkun, çünkü Allah bütün sinelerin künhünü bilir.
Mâide / 7 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Allah'ın üzerinizdeki nimetini ve «İşittik ve itaat ettik.» dediğiniz zaman sizden aldığı sözü unutmayın, Allah'tan korkun; çünkü Allah, bütün sinelerin özünü bilir.
Mâide / 7 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Allah'ın, üzerinizdeki nimetini ve «İşittik, itaat ettik» dediğinizde sizden aldığı ve kendisiyle sizi bağladığı ahdini hatırlayın. Allah'tan korkun, çünkü Allah göğüslerin özünü çok iyi bilir.
Mâide / 7 - (Gültekin Onan)
Tanrı'nın üzerinizdeki nimetini ve: "İşittik ve itaat ettik" dediğinizde sizi kendisiyle bağladığı misakını anın/anımsayın. Tanrı'dan korkup sakının. Kuşkusuz Tanrı sinelerin özünde olanı bilendir.
Mâide / 7 - (Harun Yıldırım)
Allah’ın üzerinizdeki nimetini ve “İşittik ve itaat ettik.” dediğiniz zaman sizi onunla bağladığı kesin sözü hatırlayın ve Allah’tan sakının! Muhakkak Allah sinelerin özünde olanı hakkıyla bilendir.
Mâide / 7 - (Hasan Basri Çantay)
Allahın, üzerinizdeki ni'metini ve: «Dinledik, itaat etdik» dediğiniz zaman ona andınızı — ki O, sizi onunla bağlamışdır — (unutmayıb) hatırlayın. Allahdan korkun. Şübhe yok ki Allah göğüslerde olan sırrı dahi bilicidir.
Mâide / 7 - (Hayrat Neşriyat)
Allah’ın size olan (İslâm) ni'metini ve 'İşittik ve itâat ettik!' dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı mîsâkını hatırlayın ve Allah’dan sakının! Şübhe yok ki Allah, sînelerin içinde olanı hakkıyla bilendir.
Mâide / 7 - (İbni Kesir)
Ve Allah'ın üzerinizdeki nimetini; işittik, itaat ettik, dediğinizde sizi onunla bağlamış olduğu misakını anın. Allah'tan sakının. Muhakkak ki Allah; kalblerdekini bilir.
Mâide / 7 - (Kadri Çelik)
Allah'ın size verdiği nimetini ve “işittik, itaat ettik” dediğiniz vakit, sizinle yaptığı sözleşmesini hatırlayın. Allah'tan sakının, Allah içinizde olanı bilendir.
Mâide / 7 - (Muhammed Esed)
(Daima) hatırlayın, Allahın size bahşettiği nimetleri ve "Duyduk ve itaat ettik!" dediğinizde Allaha karşı altına girdiğiniz kesin taahhüdü. O halde, Allaha karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun: şüphe yok ki Allah, (insanların) kalpler(in)de olanı kesinlikle bilir.
Mâide / 7 - (Mustafa İslamoğlu)
Ve hatırlayın Allah'ın size olan nimetini ve "İşittik ve itaat ettik" dediğiniz zaman Allah'a karşı kendinizi bağladığınız taahhüdü; Allah'a karşı da sorumluluğunuzun bilincinde olun: Kuşku yok ki Allah kalplerin içini bilir.
Mâide / 7 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ve Allah Teâlâ'nın üzerinizde bulunan nîmetini ve «İşittik ve itaat ettik,» dediğiniz vakit Cenâb-ı Hakk'ın sizi onunla bağladığı ahdini yâd ediniz ve Allah Teâlâ'dan korkunuz. Şüphe yok ki Allah Teâlâ bütün sinelerde olanı bilir.
Mâide / 7 - (Ömer Öngüt)
Allah'ın size olan nimetini ve: “İşittik, itaat ettik!” dediğinizde sizden aldığı sağlam sözü hatırlayın. Allah'tan korkun. Şüphesiz ki Allah göğüslerin özünü bilendir.
Mâide / 7 - (Şaban Piriş)
Allah’ın size olan nimetini ve “işittik, itaat ettik” dediğinizde sizi bağladığı sözünü düşünün, Allah’tan korkun, Allah, içinizde olanı bilir.
Mâide / 7 - (Sadık Türkmen)
Allah’ın üzerinizdeki nimetini ve: “İşittik, itaat ettik” dediğinizde O’na verdiğiniz ve sizi kendisiyle bağladığı sağlam sözü hatırlayın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, göğüslerin özünü (niyetleri/düşünceleri) hakkıyla bilendir.
Mâide / 7 - (Seyyid Kutub)
Allah'ın size yönelik nimeti ile «Duyduk ve uyduk» dediğiniz zaman, O'na verdiğiniz bağlayıcı sözü hatırlayınız. Allah'tan korkunuz. Hiç kuşkusuz Allah, kalplerinizin özünü bilir.
Mâide / 7 - (Suat Yıldırım)
Allah’ın size lütfettiği nimeti ve sizin "duyduk ve itaat ettik, baş üstüne!" dediğiniz vakit, sizden aldığı sözünüzü hatırlayın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah sinelerde saklı bütün sırları bilir.
Mâide / 7 - (Süleyman Ateş)
Allâh'ın size olan ni'metini ve O'na verdiğiniz sözü hatırlayın: Hani "İşittik ve itâ'at ettik!" demiştiniz. Allah'tan korkun; çünkü Allâh, göğüslerin özünü bilir.
Mâide / 7 - (Tefhim-ul Kuran)
Allah'ın üzerinizdeki nimetini ve: «İşittik ve itaat ettik» dediğinizde sizi, kendisiyle bağladığı sözünü (misakını) anın. Allah'tan korkup sakının. Şüphesiz Allah, sinelerin özünde olanı bilendir.
Mâide / 7 - (Ümit Şimşek)
Allah'ın size olan nimetini ve 'İşittik ve itaat ettik' diyerek Ona verdiğiniz sözü hatırlayın. Allah'tan sakının. Çünkü Allah gönüllerde saklı olanı bilir.
Mâide / 7 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Allah'ın, üzerinizdeki nimetini ve sizi bağladığı mîsakını unutmayın. Hani, "İşittik, boyun eğdik!" demiştiniz. Allah'tan korkun. Allah, göğüslerin içindekini çok iyi bilir.
Mâide / 7 - (İskender Ali Mihr)
Allah’ın, sizin üzerinizdeki nimetini ve: “İşittik ve itaat ettik” dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı misâkınızı hatırlayın. Allah’a karşı takvâ sahibi olun, Muhakkak ki Allah göğüslerde (sinelerde) olanı en iyi bilir.
Mâide / 7 - (İlyas Yorulmaz)
Allah’ın üzerinizdeki nimetini ve işittik itaat ettik dediğinizde, sizden sağlam bir şekilde aldığı sözleşmeyi hatırlayın, (sözleşmeyi bozmaktan dolayı) Allah dan sakının. Allah göğüslerin ne sakladığını en iyi bilendir.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ كُونُواْ قَوَّامِينَ لِلّهِ شُهَدَاء بِالْقِسْطِ وَلاَ يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَآنُ قَوْمٍ عَلَى أَلاَّ تَعْدِلُواْ اعْدِلُواْ هُوَ أَقْرَبُ لِلتَّقْوَى وَاتَّقُواْ اللّهَ إِنَّ اللّهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ
Okunuşu: Yâ eyyuhâllezîne âmenû kûnû kavvâmîne lillâhi şuhedâe bil kıstı ve lâ yecrimennekum şeneânu kavmin alâ ellâ ta’dilû. I’dilû, huve akrabu lit takva vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe habîrun bimâ ta’melûn(ta’melûne).
Mâide / 8 - (Diyanet İşleri)
Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz, sakın ha sizi adaletsizliğe itmesin. Âdil olun. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
Mâide / 8 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Ey inananlar, Allah için daima doğru hükmedin, adâlete tam uygun tanıklıkta bulunun ve bir kavme olan kininiz, sizi adâletten alıkoymasın. Adâlette bulunun ki bu, takvaya daha yakındır ve çekinin Allah'tan. Şüphe yok ki Allah, ne yaparsanız hepsinden de haberdardır.
Mâide / 8 - (Abdullah Parlıyan)
Ey iman edenler! Allah için adaletle şahitlik edenler olun. Bir topluluğa karşı duyduğunuz kin, sizi adaletten saptırmasın, adil davranın, bu Allah'a karşı sorumluluk bilinci duymaya en yakın olan davranıştır. Ve yolunuzu Allah'ın kitabıyla bulmaya çalışın. Şüphesiz Allah yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.
Mâide / 8 - (Adem Uğur)
Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi âdil davranmamaya itmesin. Adaletli olun; bu, Allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış) tır. Allah'a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyle bilmektedir.
Mâide / 8 - (Ahmed Hulusi)
Ey iman edenler. . . Allâh için dosdoğru durun, âdil şahitler olun. . . Bir topluluğa olan nefretiniz sizi adaletsizliğe sevketmesin! Âdil olun, bu anlayış korunmaya daha yakındır. . . Allâh'tan korunun! Muhakkak ki Allâh tüm fiillerinizi (onların yaratanı olarak) Habiyr'dir.
Mâide / 8 - (Ahmet Tekin)
Ey iman edenler, Kur’ân’ı bilen ve tebliğ eden, çözüm getiren, güvenilir örnek önderler, adâletli konuşan şahitler olarak Allah adına sosyal, siyasî, ekonomik ve idarî düzeni yaşatanlar, ayakta tutanlar, sosyal adâleti, sosyal güvenliği sağlayanlar, refah payını artırarak dengeli dağıtanlar olun.Bir kavme olan kininiz sizi adâletten ayrılmaya sevketmesin. Adâletli olun, çünkü adâlet takvâ esaslarını-Kur’ân esaslarını hayata geçirmenize daha yakındır. Allah’a sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarınıza ve özgürlüklerinize sahip çıkarak şahsiyetli davranın, dinî ve sosyal görevlerinizin bilincinde olun. Allah işlediğiniz gizli-açık bütün amellerden haberdardır.
Mâide / 8 - (Ahmet Varol)
Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa olan öfkeniz sizi adaletten ayrılmaya yöneltmesin. Adaletli davranın; bu takvaya daha yakındır. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah sizin işlediklerinizden haberdardır.
Mâide / 8 - (Ali Bulaç)
Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkup sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.
Mâide / 8 - (Ali Fikri Yavuz)
Ey mü’minler! Allah için hakkı ayakta tutan hâkimler ve adaletle şâhidlik eden kimseler olun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adâletsizliğe götürmesin. Adâlet yapın ki, o takvaya en çok yakın olandır. Allah’dan korkun. Çünkü Allah yaptıklarınızdan haberdârdır.
Mâide / 8 - (Ali Ünal)
Ey iman edenler! Var gücünüzle hakkı ayakta tutanlar olun (ve bunun gereklerinden olarak) şahitlikte kılı kırk yarar derecede dikkatli davranın, adaleti tam temsil edin. Bir topluluğa karşı duyduğunuz öfke (veya onların size besledikleri kin), sakın sizi adaletsizlikte bulunma günahını işlemeye itmesin. Daima âdil davranın; takvaya en uygunu, en yakışanı budur. Allah’a karşı saygıyla dopdolu olun ve O’na itaatsizlikten sakının. Şüphesiz Allah, her ne yapıyorsanız hepsinden hakkıyla haberdardır.
Mâide / 8 - (Bayraktar Bayraklı)
Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olunuz. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi âdil davranmamaya itmesin. Adaletli olunuz; bu takvânın ta kendisidir. Allah'a isyandan sakınınız. Allah yapmakta olduklarınızdan haberdardır.
Mâide / 8 - (Bekir Sadak)
Ey Inananlar! Allah icin adaleti ayakta tutup gozeten sahidler olun. Bir topluluga olan ofkeniz sizi adaletsizlige suruklemesin; adil olun; bu, Allah'a karsi gelmekten sakinmaya daha yakindir. Allah'tan sakinin, dogrusu Allah islediklerinizden Haberdar'dir.
Mâide / 8 - (Celal Yıldırım)
Ey imân edenler! Allah için (hakkı) sağlam ölçülerle ayakta tutun ; adaletli şâhidler olun ve bir kavme (veya millet ve topluluğa) olan kin (ve düşmanlığınız) sizi sakın adaletsizliğe itmesin. Adaletle hareket edin ; o, takva (Allah'tan saygı ile korkup kötülüklerden sakınma)ya daha çok yakındır. Allah'tan korkup takva üzere bulunmaya devam edin. Şüphesiz ki Allah işlediklerinizden haberlidir.
Mâide / 8 - (Cemal Külünkoğlu)
Ey inananlar! Allah için adaleti (hakkı) ayakta tutun ve adaletle şahitlik eden kimseler olun! Sakın herhangi bir gruba karşı duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya sevk etmesin! Adil olunuz! Allah'a karşı sorumluluk bilinci duymaya en yakın olan davranış budur. Allah'a karşı gelmekten sakının! Hiç kuşkusuz Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.
Mâide / 8 - (Diyanet İşleri (eski))
Ey İnananlar! Allah için adaleti ayakta tutup gözeten şahidler olun. Bir topluluğa olan öfkeniz sizi adaletsizliğe sürüklemesin; adil olun; bu, Allah'a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah'tan sakının, doğrusu Allah işlediklerinizden Haberdar'dır.
Mâide / 8 - (Diyanet Vakfi)
Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi âdil davranmamaya itmesin. Adaletli olun; bu, Allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış) tır. Allah'a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyle bilmektedir.
Mâide / 8 - (Edip Yüksel)
İnananlar! ALLAH için adaleti gözeterek tanıklık edin. Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletli davranmaktan alıkoymasın. Adaletli davranmak daha erdemlidir. ALLAH'ı dinleyin. ALLAH yaptıklarınızı haber alır.
Mâide / 8 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Ey o bütün iyman edenler! Allah için duran hâkimler, adâlet nümunesi şahidler olunuz ve sakın bir kavme buğzunuz sizi adaletsizliğe sevk etmesin, adâlet edin takvaya en yakın olan odur, Allahdan korkun müttekı olun çünkü Allah her ne yaparsanız habîrdir
Mâide / 8 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Ey iman edenler, Allah için duran (gerekeni yapan) hakimler, adalet örneği şahitler olun! Sakın bir kavme olan kininiz sizi adaletsizliğe itmesin! Adaletli davranın! Takvaya en yakın olan odur. Allah'tan korkun! Çünkü Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.
Mâide / 8 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz. Bir kavme olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevketmesin. Adaletli olun, çünkü o, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
Mâide / 8 - (Gültekin Onan)
Ey inananlar, adil şahitler olarak, Tanrı için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Tanrı'dan korkup sakının. Kuşkusuz Tanrı yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.
Mâide / 8 - (Harun Yıldırım)
Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutan kimseler, adaletle şahitlik edenler olun! Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun bu takvaya daha yakındır ve Allah’tan sakının! Muhakkak ki Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
Mâide / 8 - (Hasan Basri Çantay)
Ey îman edenler, Allah için hakkı ayakda tutan (haakimler, insan) lar, adaletle şâhidlik eden (kimse) ler olun. Bir kavme olan kininiz, sizi adalet yapmamanıza sevk etmesin. Adalet yapın ki o, takvaaya çok yakın olandır. Allahdan korkun. Şüphesiz ki Allah ne yaparsanız hakkıyle haberdârdır.
Mâide / 8 - (Hayrat Neşriyat)
Ey îmân edenler! Allah için (hakkı) ayakta tutanlar, (ve) adâletle şâhidlik eden kimseler olun! Bir kavme olan kîn(iniz), sizi aslâ adâletsiz olmaya sevk etmesin! Âdil olun! Bu, takvâya daha yakındır. Ve Allah’dan sakının! Şübhesiz ki Allah, ne yaparsanız hakkıyla haberdardır.
Mâide / 8 - (İbni Kesir)
Ey iman edenler; adaleti gözeten şahidler olun. Ve bir topluluğa karşı olan kininiz sizi adaletsizliğe sürüklemesin. Adalet edin. Bu, takvaya daha yakındır. Ve Allah'tan korkun. Muhakkak ki Allah; işlediklerinizden haberdardır.
Mâide / 8 - (Kadri Çelik)
Ey iman edenler! Allah için kıyam edenler ve adaletli şahitler olun. Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sürüklemesin. Adil olun; bu, takvaya daha yakındır. Allah'tan sakının, doğrusu Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
Mâide / 8 - (Muhammed Esed)
Siz ey imana ermiş olanlar! İnsaf ile hakikate şahitlik yaparak Allaha bağlılığınızda sıkı durun; ve herhangi bir kimseye karşı nefretiniz, sizi adaletten sapma günahına itmesin. Adil olun: bu, Allaha karşı sorumluluk bilinci duymaya en yakın olan (davranış)tır. Ve Allaha karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun: şüphe yok ki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.
Mâide / 8 - (Mustafa İslamoğlu)
Siz ey iman edenler! Allah için, hakkı ayağa kaldırarak adaletin timsali olun ve birilerine olan nefretiniz sizi adaletten sapmaya sevk etmesin! Adil olun, bu Allah'ın koruması altına girmenin en kestirme yoludur: Artık Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun! Şüphe yok ki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.
Mâide / 8 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ey imân edenler! Allah Teâlâ için kâîmler, adâletle şahitler olunuz. Bir kavme olan buğzunuz, sizi adâlet etmemeğe sevketmesin. Adalette bulununuz, o takvâya en yakındır ve Allah Teâlâ'dan korkunuz, şüphe yok ki Allah Teâlâ yapacağınız şeylerden tamamen haberdardır.
Mâide / 8 - (Ömer Öngüt)
Ey iman edenler! Allah için adaleti ayakta tutup gözeten şâhitler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsizliğe sürüklemesin. Adaletli olun, takvâya en çok yakın olan budur. Allah'tan korkun, çünkü Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
Mâide / 8 - (Şaban Piriş)
-Ey İman edenler! Allah için adaleti ayakta tutan şahitler olun. Bir topluma olan öfkeniz sizi adaletsizliğe sürüklemesin, adil olun, bu takvaya daha uygundur. Allah’tan korkun, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
Mâide / 8 - (Sadık Türkmen)
Ey iman EDENLER! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz sizi adaletsizliğe sevketmesin. Adil olun! Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
Mâide / 8 - (Seyyid Kutub)
Ey müminler, her davranışınızda Allah'ı sıkı sıkıya gözeten ve adalete bağlı şahitlik eden kimseler olunuz. Sakın herhangi bir gruba karşı duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya sevk etmesin. Adil olunuz, takvaya en yakın tutum budur. Allah'tan korkunuz. Hiç kuşkusuz Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.
Mâide / 8 - (Suat Yıldırım)
- Ey iman edenler! Haktan yana olup vargücünüzle ve bütün işlerinizde adaleti gerçekleştirin ve adalet numunesi şahitler olun. Bir topluluğa karşı, içinizde beslediğiniz kin ve öfke, sizi adaletsizliğe sürüklemesin.Âdil davranın, takvâya en uygun hareket budur. Allah’a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.
Mâide / 8 - (Süleyman Ateş)
Ey inananlar, Allâh için adâletle şâhidlik edenler olun. Bir topluluğa karşı duyduğunuz kin, sizi adâletten saptırmasın. Âdil davranın, takvâya yakışan budur. Allah'tan korkun, kuşkusuz Allâh yaptıklarınızı haber almaktadır.
Mâide / 8 - (Tefhim-ul Kuran)
Ey iman edenler, adil şahidler olarak Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkup sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.
Mâide / 8 - (Ümit Şimşek)
Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan ve adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Âdil olun; bu takvâya daha yakındır. Allah'tan sakının. Çünkü Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.
Mâide / 8 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Ey iman edenler! Adalet ve dürüstlüğün tanıkları olarak Allah için kollayıp gözetleyenler olun! Bir topluluğun çirkinlik ve kötülüğü sizi adaletsiz davranmaya asla itmesin. Adaletli olun! Bu, takvaya/korunup sakınmaya daha uygundur. Allah'tan sakının. Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır.
Mâide / 8 - (İskender Ali Mihr)
Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler)! Allah için kavvâmîn olun (hakkı ayakta tutun)! Adaletli şâhidler olun! Ve bir topluluğa karşı duyduğunuz kin, sizi adaletten saptırmasın. Adil davranın! O takvaya en yakın olandır. Allah’a karşı takva sahibi olun. Muhakkak ki Allah, yaptıklarınızdan haberdar olandır.
Mâide / 8 - (İlyas Yorulmaz)
Ey İman edenler! Allah için şahitlikleri adaletle yerine getirin. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletsizlik yapmaya sürüklemesin. Adaleti yerine getirin, zira adaleti yerine getirmekle (Allah’ın azabından) korunmaya daha layık olursunuz. Allah dan korunun çünkü Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
وَعَدَ اللّهُ الَّذِينَ آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ عَظِيمٌ
Okunuşu: Vaadellâhullezîne âmenû ve amilûs sâlihâti lehum magfiratun ve ecrun azîm(azîmun).
Mâide / 9 - (Diyanet İşleri)
Allah, iman edip salih ameller işleyenler hakkında, "Onlar için bir bağışlama ve büyük bir mükâfat vardır" diye vaatte bulunmuştur.
Mâide / 9 - (Abdullah Parlıyan)
Allah iman edip, iyi ve yararlı işler yapanlara, günahlarının bağışlanacağını ve büyük bir mükâfâtın onların olacağını vad etmiştir.
Mâide / 9 - (Adem Uğur)
Allah, iman eden ve iyi şeyler yapanlara söz vermiştir; onlara bağışlama ve büyük mükâfat vardır.
Mâide / 9 - (Ahmed Hulusi)
Allâh, iman edip imanının gereği fiilleri ortaya koyanlara (şöyle) vadetmiştir: "Onlar için mağfiret ve aziym bir mükâfat vardır. "
Mâide / 9 - (Ahmet Tekin)
Allah, iman ederek, hâlis niyet ve amaçlarla, İslâm esaslarını, İslâmî düzeni hayata geçirenlere, iş barışı içinde bilinçli, planlı, mükemmel, meşrû, faydalı, verimli çalışarak nimetin-ürünün bollaşmasını sağlayanlara, yerinde, haklı çıkışlar yaparak, düzelmeye, iyiliğe, iyileştirmeye ön ayak olanlara, cârî-kalıcı hayırlar-sâlih ameller işleyenlere, af, koruma kalkanı ve büyük mükâfatlar va’detmiştir.
Mâide / 9 - (Ahmet Varol)
Allah iman edip salih amel işleyenlere; onlar için bağışlama ve büyük bir ecir olduğunu vaadetmiştir.
Mâide / 9 - (Ali Bulaç)
Allah, iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir, onlar için bir bağışlanma ve büyük bir ecir vardır.
Mâide / 9 - (Ali Ünal)
Allah, iman edip, imanlarının gerektirdiği istikamette sağlam, doğru, yerinde ve ıslaha yönelik işler yapanlara va’detti ki, onlar için (önemli neticelerle yüklü) bir mağfiret ve çok büyük bir mükâfat vardır.
Mâide / 9 - (Celal Yıldırım)
Allah, imân edip iyi-yararlı amellerde bulunanlara va'detti: Onlar için bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır.
Mâide / 9 - (Cemal Külünkoğlu)
Allah, inandıktan sonra iyi işler yapanlara günahlarının bağışlanacağını ve büyük bir mükâfatın onların olacağını vaat etmiştir.
Mâide / 9 - (Gültekin Onan)
Tanrı, inananlara ve salih amellerde bulunanlara vaadetmiştir, onlar için bir bağışlanma ve büyük bir ecir vardır.
Mâide / 9 - (Hasan Basri Çantay)
Allah îman edib de güzel güzel amel (ve hareket) lerde bulunanlara va'd etdi: Onlar için bir mağfiret ve çok büyük bir mükâfat vardır.
Mâide / 9 - (Hayrat Neşriyat)
Allah, îmân edip sâlih ameller işleyenlere, kendileri için bir mağfiret ve(pek) büyük bir mükâfât olduğunu va'd etti.
Mâide / 9 - (Muhammed Esed)
Allah, imana eren ve iyi işler yapanlara günahlarının bağışlanacağını ve büyük bir mükafatın onların olacağ(ını) vaat etmiştir:
Mâide / 9 - (Mustafa İslamoğlu)
Allah, inanan ve ıslah edici iyi işler yapanlara günahlarının affedileceğini ve muhteşem bir ödüle kavuşacaklarını vaad etmiştir.
Mâide / 9 - (Ömer Öngüt)
Allah, iman edenlere ve sâlih amel işleyenlere vâdetmiştir; onlara bir mağfiret ve büyük mükâfat vardır.
Mâide / 9 - (Sadık Türkmen)
Allah iman edip faydalı işi en iyi şekilde yapanlar hakkında; “Onlar için bir bağışlama ve büyük bir ödül vardır” diye vaatte bulunmuştur.
Mâide / 9 - (Seyyid Kutub)
Allah, iman edip iyi ameller işleyenleri bağışlayacağını ve kendilerine büyük mükafat vereceğini vaad etmiştir.
Mâide / 9 - (Tefhim-ul Kuran)
Allah, iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir, onlar için bir bağışlanma ve büyük bir ecir vardır.
Mâide / 9 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Allah, inanıp hayra ve barışa yönelik işler yapanlara vaatte bulunmuştur: Onlar için bir bağışlanma ve büyük bir ödül vardır.
Mâide / 9 - (İskender Ali Mihr)
Allah, âmenû olup, ıslah edici ameller (nefs tezkiyesi ve tasfiyesi) yapanlara vaad etti, onlar için mağfiret ve “Ecrun Âzim (en büyük mükâfat)” vardır.
Mâide / 9 - (İlyas Yorulmaz)
Allah, iman edenleri ve emrettiği doğru şeyleri yapanları, bağışlamayı ve büyük mükafaatlar vermeyi vaat etmiştir.
وَالَّذِينَ كَفَرُواْ وَكَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا أُوْلَئِكَ أَصْحَابُ الْجَحِيمِ
Okunuşu: Vellezîne keferû ve kezzebû bi âyâtinâ ulâike ashâbul cehîm(cehîmî).
Mâide / 10 - (Ahmed Hulusi)
Hakikati inkâr edenlere ve (Esmâ'nın açığa çıkışı olan) işaretlerimizi yalanlayanlara gelince; işte onlar cehennem halkıdır.
Mâide / 10 - (Ahmet Tekin)
Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına itip örtbas ederek Allah’ın varlığını ve birliğini, kulluk ve ibadeti inkârda ısrar edenler, kâfirler, âyetlerimizi, indirdiğimiz kitapları yalanlayanlar, işte onlar kaynayan, köpüren cehennem azabına maruz olanlardır.
Mâide / 10 - (Ali Ünal)
Buna karşılık, (iman yerine) küfredip de, (dış dünyada ve bizzat kendi yaratılış, vücut ve mahiyetlerinde bulunan ve bütün iman esaslarını ispatlayan) delilleri (ve Kitap’taki) âyetlerimizi yalanlayanlar ise, öyleleri o Kızgın, Alevli Ateş’in yârân ve yoldaşlarıdırlar.
Mâide / 10 - (Muhammed Esed)
ama, hakikati inkara şartlanmış olanlar ve mesajlarımızı yalanlayanlar var ya; işte onlar yakıcı ateşe mahkum olanlardır.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اذْكُرُواْ نِعْمَتَ اللّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ هَمَّ قَوْمٌ أَن يَبْسُطُواْ إِلَيْكُمْ أَيْدِيَهُمْ فَكَفَّ أَيْدِيَهُمْ عَنكُمْ وَاتَّقُواْ اللّهَ وَعَلَى اللّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
Okunuşu: Yâ eyyuhâllezîne âmenûzkurû ni’metallâhi aleykum iz hemme kavmun en yebsutû ileykum eydiyehum fe keffe eydiyehum ankum, vettekûllâh(vettekûllâhe) ve alâllâhi fel yetevekkelil mu’minûn(mu’minûne).
Mâide / 11 - (Diyanet İşleri)
Ey iman edenler! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani bir topluluk size el uzatmaya (tecavüze) kalkışmıştı da, Allah (buna engel olmuş) onların ellerini sizden çekmişti. Allah’a karşı gelmekten sakının. Mü’minler yalnız Allah’a tevekkül etsinler.
Mâide / 11 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Ey inananlar, anın Allah'ın nîmetini size, hani bir kavim, size el uzatmaya niyetlenmişti de onların ellerini çektirmişti sizden ve çekinin Allah'tan ve inananların, ancak Allah'a dayanmaları gerek.
Mâide / 11 - (Abdullah Parlıyan)
Ey iman edenler! Allah'ın size olan nimetini hatırlayın, hani düşman bir topluluk size el uzatmaya yeltenmişti de Allah, onların ellerini sizden çekmişti. Yolunuzu Allah'ın kitabı ile bulun. Mü'minler yalnızca Allah'a güvensinler.
Mâide / 11 - (Adem Uğur)
Ey iman edenler! Allah'ın size olan nimetini unutmayın; hani bir topluluk size el uzatmaya yeltenmişti de Allah, onların ellerini sizden çekmişti. Allah'tan korkun ve müminler yalnızca Allah'a güvensinler.
Mâide / 11 - (Ahmed Hulusi)
Ey iman edenler. . . Üzerinizdeki Allâh nimetini hatırlayın. . . Hani bir topluluk ellerini size uzatmaya (zarar vermeye) niyetlenmişti de, onların ellerini sizden çekmişti. . . Allâh'tan korunun! İman edenler, Allâh'a tevekkül etsinler (hakikatlerindeki El Vekiyl isminin, gereğini yerine getireceğine iman etsinler).
Mâide / 11 - (Ahmet Tekin)
Ey iman edenler, Allah’ın üzerinizdeki nimetini, kâfirlerden gelecek tecavüzü önlediğini hatırlayarak şükredin.Hani bir kavim size karşı güç kullanmaya, peygamberi ve yanında bulunan eshabı öldürmeye yeltenmişti de, Allah onların ellerini sizin üzerinizden çektirmişti. Allah’a sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun. Mü’minler yalnızca Allah’a dayanıp güvensinler, işlerini O’na havale etsinler.
Mâide / 11 - (Ahmet Varol)
Ey iman edenler! Allah'ın üzerinizdeki nimetini anın. Bir topluluk size ellerini uzatmaya yeltenmişti de Allah onların ellerini sizden alıkoymuştu [2]. Allah'a karşı gelmekten sakının. Mü'minler yalnız Allah'a güvensinler.
Mâide / 11 - (Ali Bulaç)
Ey iman edenler, Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani bir topluluk, size ellerini uzatmaya yeltenmişti de, (Allah,) onların ellerini sizlerden geri püskürtmüştü. Allah'tan korkup sakının. Mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler.
Mâide / 11 - (Ali Fikri Yavuz)
Ey mü’minler! Allah’ın üzerinizdeki ni’metini hatırlayın. Hani bir kavim (Kureyş) size ellerini uzatmayı (sizi öldürmeyi) kurmuştu da Allah, bunların ellerini sizden menetmişti. Allah’dan korkun. Müminler yalnız Allah’a tevekkül etsinler.
Mâide / 11 - (Ali Ünal)
Ey iman edenler! Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: hani bir topluluk size el uzatmaya, sizi öldürüp yok etmeye teşebbüs etmişti de, O bunların ellerini üzerinizden çekip geri çevirmişti. Allah’a karşı saygıyla dopdolu olun ve O’na itaatsizlikten sakınarak, daima O’nun koruması altında bulunun. Ve, Allah’a güvenip dayansın mü’minler.
Mâide / 11 - (Bayraktar Bayraklı)
Ey iman edenler! Allah'ın size olan nimetini hatırlayınız; hani bir topluluk size el uzatmaya teşebbüs etmişti de, Allah onların ellerini sizden çekmişti. Allah'tan sakınınız. Müminler sadece Allah'a güvensinler.
Mâide / 11 - (Bekir Sadak)
Ey Inananlar! Allah'in uzerinize olan nimetini anin: Hani bir topluluk size tecavuze kalkismisti da Allah onlara mani olmustu. Allah'tan sakinin, inananlar Allah'a guvensinler.*
Mâide / 11 - (Celal Yıldırım)
Ey imân edenler! Allah'ın üzerinizdeki nîmetini hatırlayın; hani bir kavim ellerini size uzatmayı (sizi öldürüp yok etmeyi) kasdetmişti de Allah onların ellerini sizden men'etmişti. Allah'tan korkup (kötülüklerden, haklara tecâvüzden) sakının. Mü'minler ancak Allah'a güvenip dayansınlar.
Mâide / 11 - (Cemal Külünkoğlu)
Ey inananlar! Allah'ın size olan nimetini hatırlayın! Hani bir topluluk size el uzatmaya yeltenmişti de, O (Allah), onların ellerini sizden çekmişti. Allah'ın emirlerine uygun yaşayın. İnananlar yalnız Allah'a güvensinler.
Mâide / 11 - (Diyanet İşleri (eski))
Ey İnananlar! Allah'ın üzerinize olan nimetini anın: Hani bir topluluk size tecavüze kalkışmıştı da Allah onlara mani olmuştu. Allah'tan sakının, inananlar Allah'a güvensinler.
Mâide / 11 - (Diyanet Vakfi)
Ey iman edenler! Allah'ın size olan nimetini unutmayın; hani bir topluluk size el uzatmaya yeltenmişti de Allah, onların ellerini sizden çekmişti. Allah'tan korkun ve müminler yalnızca Allah'a güvensinler.
Mâide / 11 - (Edip Yüksel)
İnananlar! ALLAH'ın size olan nimetini hatırlayın: Hani bir topluluk size el uzatmağa yeltenmişti de onların ellerini sizden çekmişti. ALLAH'ı dinleyin. İnananlar ALLAH'a güvensin.
Mâide / 11 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Ey o bütün iyman edenler! Anın Allahın üzerinizdeki o ni'metini ki bir vakıt size bir kavm el uzatmayı kurmuştu da o bunların ellerini size dokunmaktan men'etmişti, siz hep Allaha korunun ve mü'minler yalnız Allaha dayansınlar
Mâide / 11 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Ey iman edenler, Allah'ın üzerinizdeki o nimetini anın! Hani bir vakit bir topluluk size el uzatmayı kurmuştu da O, bunların ellerini size dokundurmalarını engellemişti. Siz, hep Allah'tan korkun ve mü'minler yalnız Allah'a dayansınlar!
Mâide / 11 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Ey iman edenler! Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. Hani bir topluluk size el uzatmaya (tecavüze) yeltenmişti de, O (Allah) onların ellerini sizden çekmişti. Allah'tan korkun. Müminler yalnız Allah'a dayansınlar.
Mâide / 11 - (Gültekin Onan)
Ey inananlar Tanrı'nın üzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani bir topluluk size ellerini uzatmaya yeltenmişti de (Tanrı) onların ellerini sizlerden geri püskürtmüştü. Tanrı'dan korkup sakının. İnançlılar yalnızca Tanrı'ya tevekkül etsinler.
Mâide / 11 - (Harun Yıldırım)
Ey iman edenler, Allah’ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Hani bir topluluk üzerinize ellerini uzatmayı kastetmişti de onların ellerini sizden çekmişti. Allah’tan sakının! Mü’minler ancak Allah’a tevekkül etsinler.
Mâide / 11 - (Hasan Basri Çantay)
Ey îman edenler, Allahın, üzerinizdeki ni'metini düşünün. Hani bir gurüh size ellerini uzatmayı kurmuşdu da o, bunların ellerini sizden itib çekmişdi. Allahdan korkun. Mü'minler ancak Allaha güvenib dayanmalıdır.
Mâide / 11 - (Hayrat Neşriyat)
Ey îmân edenler! Allah’ın üzerinize olan ni'metini hatırlayın; hani bir kavim size(sû’-i kasd yapmak için) ellerini uzatmaya yeltenmişti de (Allah) onların ellerini sizdençekmişti. O hâlde Allah’dan sakının! Hem mü’minler, böylece ancak Allah’a tevekkül etsinler!
Mâide / 11 - (İbni Kesir)
Ey iman edenler; Allah'ın üzerinize olan nimetini hatırlayın. Hani bir kavim, size el uzatmağa kalkmıştı da, onların ellerini üzerinizden geri çekmişti. Allah'tan sakının. Ve mü'minler, Allah'a tevekkül etsinler.
Mâide / 11 - (Kadri Çelik)
Ey iman edenler! Allah'ın üzerinize olan nimetini anın. Hani bir topluluk size el uzatmaya yeltenmişti de Allah, onların ellerini sizden çekmişti. Allah'tan sakının ve iman edenler Allah'a güvensinler.
Mâide / 11 - (Muhammed Esed)
Siz ey imana ermiş olanlar! Hatırlayın (düşman) toplumun sizi alt etmek üzere olduğu ve Allahın sizi onların elinden kurtardığı zaman bahşettiği nimetleri. O halde Allaha karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun: ve iman edenler yalnız Allaha güvensinler.
Mâide / 11 - (Mustafa İslamoğlu)
Siz ey iman edenler! Hatırlayın Allah'ın üzerinizdeki nimetini! Hani size bir toplum el uzatmaya kalkışmıştı da, onların elinden sizi kurtarmıştı! Şu halde Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun! Ve mü'minler artık yalnızca Allah'a güvensinler.
Mâide / 11 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ey imân edenler! Sizin üzerinize olan nîmet-i ilâhiyeyi yâd ediniz ki bir vakit bir kavim size ellerini uzatmayı kurmuştu, onların ellerini Cenâb-ı Hak sizden menetti. Ve Allah Teâlâ'dan korkunuz ve mü'minler artık Allah Teâlâ'ya tevekkül etsinler.
Mâide / 11 - (Ömer Öngüt)
Ey iman edenler! Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. Hani bir kavim size ellerini uzatmak istemişti de, Allah onların ellerini sizden çekmişti. Allah'tan korkun ve müminler yalnız Allah'a güvensinler.
Mâide / 11 - (Şaban Piriş)
-Ey iman edenler! Allah’ın üzerinizdeki nimetini düşünün, hani bir topluluk size saldırmaya kalkışmıştı da Allah onlara mani olmuştu. Allah’tan korkun. Müminler Allah’a güvensinler.
Mâide / 11 - (Sadık Türkmen)
Ey iman edenler! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani bir topluluk, size el uzatmaya (hakkınıza tecavüze) kalkışmıştı da Allah (buna engel olmuş) onların ellerini sizden çekmişti. Allah’a karşı gelmekten sakının. Müminler yalnız Allah’a tevekkül etsinler.
Mâide / 11 - (Seyyid Kutub)
Ey müminler, Allah'ın size yönelik nimetini hatırlayınız. Hani bir grup size el uzatmaya yeltenmişti de Allah onların size el uzatmalarına engel olmuştu. Allah'tan korkunuz. Müminler Allah'a dayansınlar.
Mâide / 11 - (Suat Yıldırım)
Ey iman edenler! Allah’ın size olan şu nimetini hatırlayın: Hani bir topluluk size el uzatmaya, sizi öldürüp yok etmeye teşebbüs etmişti de O, bunların ellerini size zarar vermekten menetmişti. Allah’ın hukukuna haksızlık etmekten sakının! Müminler yalnız Allah’a dayansınlar.
Mâide / 11 - (Süleyman Ateş)
Ey inananlar, Allâh'ın size olan ni'metini hatırlayın: Hani bir topluluk size ellerini uzatmağa (saldırmaya) yeltenmişti de (Allâh) Onların ellerini sizden çekmişti. Alah'tan korkun. Mü'minler Allah'a dayansınlar.
Mâide / 11 - (Tefhim-ul Kuran)
Ey iman edenler, Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani bir topluluk, size ellerini uzatmaya yeltenmişti de, (Allah,) onların ellerini sizlerden geri püskürtmüştü. Allah'tan korkup sakının. Mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler.
Mâide / 11 - (Ümit Şimşek)
Ey iman edenler! Hatırlayın Allah'ın size olan nimetini ki, bir topluluk size sataşmaya niyetlenmişti de Allah onların elini sizden çekmişti. Allah'tan sakının. Mü'minler de ancak Allah'a tevekkül etsinler.
Mâide / 11 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Ey iman edenler! Allah'ın, üzerinizdeki nimetini hatırlayın! Hani bir topluluk ellerini size uzatmaya niyet etmişti de Allah onların ellerini sizden çekmişti. Allah'tan sakının! Müminler yalnız Allah'a tevekkül etsinler!
Mâide / 11 - (İskender Ali Mihr)
Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler)! Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın; bir kavim size ellerini uzatmaya kalktığı zaman (Allah) onların ellerini sizden çekmişti. Ve Allah’a karşı takva sahibi olun (ruhunuzu, vechinizi (fizik vücudunuzu), nefsinizi ve iradenizi Allah’a teslim edin)! Mü’minler artık Allah’a tevekkül etsinler (güvensinler).
Mâide / 11 - (İlyas Yorulmaz)
Ey İman edenler! Hatırlayın Allah’ın size olan nimetini, hani bir zamanlar bir toplum sizi yakalamak için üzerinize geliyordu. Allah onların bu çabalarını boşa çıkardı da, sizden ellerini çektiler. Allah dan sakının. İnananlar Allah’a güvenip dayansınlar.
وَلَقَدْ أَخَذَ اللّهُ مِيثَاقَ بَنِي إِسْرَآئِيلَ وَبَعَثْنَا مِنهُمُ اثْنَيْ عَشَرَ نَقِيبًا وَقَالَ اللّهُ إِنِّي مَعَكُمْ لَئِنْ أَقَمْتُمُ الصَّلاَةَ وَآتَيْتُمُ الزَّكَاةَ وَآمَنتُم بِرُسُلِي وَعَزَّرْتُمُوهُمْ وَأَقْرَضْتُمُ اللّهَ قَرْضًا حَسَنًا لَّأُكَفِّرَنَّ عَنكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَلأُدْخِلَنَّكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ فَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ مِنكُمْ فَقَدْ ضَلَّ سَوَاء السَّبِيلِ
Okunuşu: Ve lekad ehazallâhu mîsâka benî isrâîl(isrâîle), ve beasnâ minhumusney aşera nakîbâ(nakîben) ve kâlellâhu innî meakum le in ekamtumus salâte ve âteytumuz zekâte ve âmentum bi rusulî ve azzertumûhum ve akradtumullâhe kardan hasenen le ukeffirenne ankum seyyiâtikum ve le udhılennekum cennâtin tecrî min tahtıhâl enhâr(enhâru), fe men kefere ba’de zâlike minkum fe kad dalle sevâes sebîl(sebîli).
Mâide / 12 - (Diyanet İşleri)
Andolsun, Allah İsrailoğullarından sağlam söz almıştı. Onlardan on iki temsilci -başkan- seçmiştik. Allah, şöyle demişti: “Sizinle beraberim. Andolsun eğer namazı kılar, zekâtı verir ve elçilerime inanır, onları desteklerseniz, (fakirlere gönülden yardımda bulunarak) Allah’a güzel bir borç verirseniz, elbette sizin kötülüklerinizi örterim ve andolsun sizi, içinden ırmaklar akan cennetlere koyarım. Ama bundan sonra sizden kim inkâr ederse, mutlaka o, dümdüz yoldan sapmıştır.”
Mâide / 12 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Ve Allah İsrailoğullarından kuvvetli söz almıştı ve onlardan on iki emin adam göndermiştik ve Allah demişti ki: Ben, sizinleyim, namaz kılarsanız, zekât verirseniz, peygamberlerime inanır, onlara yardım edip ulularsanız ve Allah'a borç verircesine onun yolunda yoksulları doyurur, iyilik eder, para harcarsanız mutlaka kusurlarınızı örter ve mutlaka sizi, kıyılarından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Fakat bundan sonra içinizden kâfir olan, şüphe yok ki doğru yoldan sapmıştır artık.
Mâide / 12 - (Abdullah Parlıyan)
Gerçek şu ki, Allah İsrailoğulları denilen Yahudilerden kesin söz almıştı. Onlardan on iki kişiyi görevlendirip göndermiştik. Allah onlara “Ben sizinle beraberim” eğer, namazlarınızda dikkatli ve daim olur, karşılıksız yardım olan zekâtı verirseniz, benim peygamberlerime inanır ve onlara yardım ederseniz ve Allah'a güzel bir borç verirseniz, kusur ve günahlarınızı elbette silerim ve sizi içinden ırmakların aktığı cennetlere koyarım. Ama bundan sonra kim Allah'tan gelen gerçekleri örtbas ederse, doğru yoldan kesinlikle sapmış olacaktır.
Mâide / 12 - (Adem Uğur)
Andolsun ki Allah, İsrailoğullarından söz almıştı. (Kefil olarak) içlerinden on iki de başkan göndermiştik. Allah onlara şöyle demişti: Ben sizinle beraberim. Eğer namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, peygamberlerime inanır, onları desteklerseniz ve Allah'a güzel borç verirseniz (ihtiyacı olanlara Allah rızası için faizsiz borç verirseniz) andolsun ki sizin günahlarınızı örterim ve sizi, zemininden ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkâr yolunu tutarsa doğru yoldan sapmış olur.
Mâide / 12 - (Ahmed Hulusi)
Andolsun ki Allâh, İsrailoğullarının sözünü aldı. . . Onlardan on iki temsilci bâ'settik. . . Allâh şöyle buyurmuştu: "Ben muhakkak sizinleyim. . . Salâtı ikame ettiğiniz, zekâtı verdiğiniz, Rasûllerime iman edip onlara yardımcı olduğunuz; Allâh'a karz-ı hasen ile borç verdiğiniz takdirde, kötülüklerinizi sizden silerim; elbette sizi altlarından nehirler akan cennetlere koyarım. . . Bundan sonra sizden kim hakikati inkâr ederse, gerçekten yolun ortasından sapmıştır. "
Mâide / 12 - (Ahmet Tekin)
Andolsun ki, Allah İsrâiloğulları’nın, kesin sözünü, taahhüdünü almıştı.İçlerinden on iki dinî lider görevlendirmiştik.Allah onlara:'Ben sizlerle beraberim. Namazları âdâbına riayet ederek, aksatmadan kılarsanız, vicdanınızı, servetinizi, sosyal bünyenizi arındıran, berekete vesile olan zekâtı verirseniz, Rasullerime iman ederseniz, onlara yardımda bulunursanız, Allah’a karz-ı hasen olarak borç verirseniz, mâli mükellefiyetlerin dışında, Allah rızası için, Allah yolunda cihad edenlerin masraflarını karşılarsanız, Allah’ın kullarına güzel ödünç verirseniz, sizin kusurlarınızı silerim, bağışlarım. Sizi altlarından ırmaklar akan cennet konaklarına koyarım. Sizden kim bu taahhütten sonra inkârda ısrar ederse, doğru, dengeli bir yoldan uzaklaşır, başına buyruk hareket ederek, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercih etmiş olur.' buyurdu.
Mâide / 12 - (Ahmet Varol)
Andolsun ki, Allah İsrailoğullarından kesin söz almıştı ve içlerinden oniki gözetleyici (nakib, kefil) göndermiştik. Allah: 'Ben sizinleyim. Eğer namazı kılar, zekatı verir, peygamberlerime iman eder, onlara destek olur ve Allah'a güzel bir ödünç verirseniz [3] şüphesiz sizin kötülüklerinizi örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim küfre düşerse doğru yoldan sapmış olur' demişti.
Mâide / 12 - (Ali Bulaç)
Andolsun, Allah İsrailoğullarından kesin söz (misak) almıştı. Onlardan oniki güvenilir- gözetleyici göndermiştik. Ve Allah onlara: "Gerçekten ben sizinle birlikteyim. Eğer namazı kılar, zekatı verir, elçilerime inanır, onları savunup desteklerseniz ve Allah'a güzel bir borç verirseniz, şüphesiz sizin kötülüklerinizi örter ve sizi gerçekten, altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkar ederse, cidden dümdüz bir yoldan sapmıştır."
Mâide / 12 - (Ali Fikri Yavuz)
Andolsun ki, Allah, İsrâiloğullarından misak (ahd ve söz ) almıştı. İçlerinden on iki nazır (kavimlerinin hallerini bildirecek kulağı delik kimseler) bulundurmuştuk. Allah onlara şöyle demişti: “- Muhakkak ben sizinle beraberim. And olsun ki, eğer namazı kılar, zekâtı verir, Peygamberlerime iman eder, kendilerine kuvvetle yardım eder, Allah yolunda güzel nafaka verirseniz mutlaka sizden, günahlarınızı örterim. Gerçekten sizi, (ağaçları) altından ırmaklar akar cennetlere koyarım. Artık bundan sonra da içinizden kim nankörlük eder, kâfir olursa o, muhakkak dosdoğru yolun ortasından sapmıştır.”
Mâide / 12 - (Ali Ünal)
Şurası bir gerçek ki Allah, İsrail Oğulları’ndan da sağlam söz almıştı. İçlerinde (oniki boyun her birinden bir tane olmak üzere) oniki vekil ve temsilci tayın etmiştik. Allah buyurdu ki: “Hiç şüphesiz Ben, sizinle beraberim. Eğer namazı bütün şartlarına riayet ederek vaktinde ve aksatmadan kılar, zekâtı verir ve istisnasız bütün rasûllerime iman eder, onlara sahip çıkar ve Allah rızası için, karşılığını sadece O’ndan bekleyerek malınızdan O’nun yolunda harcamak suretiyle Allah’a en güzel tarzda ödünç verirseniz elbette kusurlarınızı örter, günahlarınızı siler ve sizi (ağaçlarının arasından ve köşklerinin) altından ırmaklar akan cennetlere koyarım. Artık bundan sonra içinizde kim de nankörlük edip küfre saparsa, hiç şüphesiz o, düz yolun ortasında sapıp gitmiş olur.”
Mâide / 12 - (Bayraktar Bayraklı)
Andolsun ki Allah, İsrâiloğulları'ndan söz almıştı. İçlerinden on iki de başkan göndermiştik. Allah onlara şöyle demişti: “Ben sizinle beraberim. Namazı kılarsanız, zekâtı verirseniz, peygamberime inanır ve onları desteklerseniz, Allah'a güzel bir borç verirseniz, elbette kötülüklerinizi örteceğim ve sizi içinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Artık bundan sonra kim inkâr ederse, doğru yoldan sapmış olur.”
Mâide / 12 - (Bekir Sadak)
And olsun ki, Allah, Israilogullarindan soz almisti. Onlardan oniki reis sectik. Allah: «Ben suphesiz sizinleyim, namaz kilarsaniz, zekat verirseniz, peygamberlerime inanir ve onlara yardim ederseniz, Allah ugrunda guzel bir takdimede bulunursaniz, and olsun ki kotuluklerinizi orterim. And olsun ki, sizi iclerinden irmaklar akan cennetlere koyarim. Bundan sonra sizden kim inkar ederse suphesiz dogru yoldan sapmis olur» dedi.
Mâide / 12 - (Celal Yıldırım)
And olsun ki Allah İsrail oğullarından kesin bir söz almıştı; onlardan oniki tane ileri gelen söz sahiplerini görevlendirip göndermiştik. Allah onlara, «eğer namaz kılar, zekât verir, Peygamberlerime inanır da kendilerine yeterince yardım ederseniz ve Allah'a faizsiz güzel bir ödünç verirseniz, and olsun ki kusur ve günahlarınızı elbette bağışlarım ve altlarından ırmaklar akan Cennetlere sizi yerleştiririm» demişti. Bu kesin sözden sonra sizden kim nankörlük edip inkâra saparsa, gerçekten o düz ve doğru yoldan sapmış olur.
Mâide / 12 - (Cemal Külünkoğlu)
Andolsun ki, Allah İsrailoğullarından sağlam söz almıştı. Onlardan (kavimlerinin hallerini bilen güvenilir) on iki temsilci seçip (Kenan diyarına) göndermiştik. Allah, şöyle buyurmuştu: “(Ey İsrailoğulları!) Ben sizinle beraberim. Andolsun ki, eğer namazı kılar, zekâtı verir ve peygamberlerime inanır, onları desteklerseniz ve Allah'a güzel bir borç verirseniz (Allah yolunda harcama yaparsanız) elbette sizin kötülüklerinizi örterim ve andolsun sizi, içinden ırmaklar akan cennetlere koyarım. Ama bundan sonra sizden kim inkâr ederse, mutlaka o, dosdoğru (hak) yoldan sapmıştır.”
Mâide / 12 - (Diyanet İşleri (eski))
And olsun ki, Allah, İsrailoğullarından söz almıştı. Onlardan oniki reis seçtik. Allah: 'Ben şüphesiz sizinleyim, namaz kılarsanız, zekat verirseniz, peygamberlerime inanır ve onlara yardım ederseniz, Allah uğrunda güzel bir takdimede bulunursanız, and olsun ki kötülüklerinizi örterim. And olsun ki, sizi içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyarım. Bundan sonra sizden kim inkar ederse şüphesiz doğru yoldan sapmış olur' dedi.
Mâide / 12 - (Diyanet Vakfi)
Andolsun ki Allah, İsrailoğullarından söz almıştı. (Kefil olarak) içlerinden on iki de başkan göndermiştik. Allah onlara şöyle demişti: Ben sizinle beraberim. Eğer namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, peygamberlerime inanır, onları desteklerseniz ve Allah'a güzel borç verirseniz (ihtiyacı olanlara Allah rızası için faizsiz borç verirseniz) andolsun ki sizin günahlarınızı örterim ve sizi, zemininden ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkâr yolunu tutarsa doğru yoldan sapmış olur.
Mâide / 12 - (Edip Yüksel)
ALLAH, İsrail oğullarından söz almıştı ve içlerinden on iki başkan göndermiştik. ALLAH demişti ki: 'Namazı gözetirseniz, zekatı verirseniz, elçilerime inanıp onlara saygılı olursanız ve (erdemli bir yaşam sürmek suretiyle) ALLAH'a güzel bir borç verirseniz sizinle beraberim. Günahlarınızı örter, içlerinden ırmaklar akan bahçelerde ağırlarım. Artık sizden kim bundan sonra inkar ederse doğru yolu sapıtmış olur.'
Mâide / 12 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Celâli hakkı için ki Allah Beni İsrailden misak almıştı ve içlerinden on iki nakıb göndermiştik ve Allah buyurmuştu: haberiniz olsun ben sizinle beraberim, celâlim hakkı için eğer siz namazı kılar, zekâtı verir ve Rasullerime inanır, kendilerine kuvvetle yardım eder ve Allaha karzı hasenle ıkraz muamelesi yaparsanız elbette tarafınızdan kabahatlarınızı keffaretlerim ve mutlak sizi altından nehirler akar Cennetlere korum, bundan sonra da içinizden her kim nankörlük eder küfre saparsa artık düz yolun ortasında sapmış, kendini zayi' etmiş olur
Mâide / 12 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Andolsun ki, Allah, İsrail oğullarından söz almıştı, içlerinden on iki kefil de göndermiştik ve Allah: «Haberiniz olsun Ben sizinle beraberim. Andolsun ki, eğer siz namazı kılar, zekatı verir, peygamberime inanır, kendilerine kuvvetle yardım eder ve Allah'a gönülden ödünç verirseniz, kesinlikle günahlarınızı silerim ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere koyarım. Bundan sonra içinizden her kim nankörlük edip küfre saparsa, artık düz yolun ortasından sapmış, kendini zayi etmiş olur.» diye buyurmuştu.
Mâide / 12 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Allah, İsrailoğularından söz almıştı. İçlerinden on iki müfettiş göndermiştik... Allah şöyle demişti: « Ben, muhakkak sizinle beraberim. Namazı dosdoğru kıldığınız, zekatı verdiğiniz, peygamberlerime iman ettiğiniz ve onlara yardımda bulunduğunuz, (mallarınızı) Allah yolunda güzelce sarfettiğiniz takdirde, günahlarınızı mutlaka örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere korum. Fakat sizden her kim de, bundan sonra küfrederse, dosdoğru yoldan sapmış olur.
Mâide / 12 - (Gültekin Onan)
Andolsun, Tanrı İsrailoğullarından misak almıştı. Onlardan on iki güvenilir gözetleyici göndermiştik. Ve Tanrı onlara: "Gerçekten ben sizinle birlikteyim. Eğer namazı kılar, zekatı verir, elçilerime inanır, onları savunup desteklerseniz ve Tanrı'ya güzel bir borç verirseniz, kuşkusuz sizin kötülüklerinizi örter (keffirenne) ve sizi gerçekten, altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim küfrederse, cidden dümdüz bir yoldan sapmıştır."
Mâide / 12 - (Harun Yıldırım)
Andolsun ki Allah muhakkak İsrailoğullarından kesin söz almıştı. Biz içlerinden on iki nakib göndermiştik. Allah buyurdu ki: “Muhakkak ben sizinle beraberim, andolsun ki namazı dosdoğru kılar ve zekâtı verir, rasullerime iman eder, onları destekler ve güzel bir ödünçle Allah’a borç verirseniz andolsun ki sizden günahlarınızı örterim ve sizi altlarından nehirler akan cennetlere koyarım. Artık sizden her kim bundan sonra küfre girerse muhakkak doğru yoldan sapmıştır.”
Mâide / 12 - (Hasan Basri Çantay)
Andolsun ki Allah İsrail oğullarından sapasağlam söz almışdı. Biz içlerinden (ve nakıyblerinden) on iki de kefil dikmişdik. Allah (onlara) demişdi ki: «Ben muhakkak sizinle beraberim. Celâlim hakkı için eğer namazı kılar, zekâtı verir, peygamberlerime inanır, onlara kuvvetle yardım eder, Allaha güzel bir ödüne ile ikraz ederseniz elbette sizden (saadır olan) kusurları örterim. Her halde sizi altından ırmaklar akar cennetlere sokarım. Artık içinizden kim bu (mîsakdan) sonra nankörlük ederse o, muhakkak dümdüz bir yolun ortasından sapmışdır».
Mâide / 12 - (Hayrat Neşriyat)
Ve and olsun ki Allah, İsrâil oğullarının sağlam sözünü almıştı. (Her kabîleden birer kişi olarak) içlerinden on iki de vekil ta'yîn etmiştik.Ve Allah (onla ra) şöyle buyurmuştu: 'Şübhesiz ki ben sizinle berâberim. Eğer gerçekten, namazı hak kıyla edâ eder seniz, zekâtı verirseniz, peygamber lerime îmân edip onlara yardım ederseniz ve Allah’a karz-ı hasen (güzel bir borç) verirseniz (yolunda harcamayaparsanız), mutlakā kötülüklerinizi sizden örteceğim ve şübhesiz sizi altlarından ırmaklar akan Cennetlere koyacağım. O hâlde bundan (bu ahid den) sonra içinizden kim inkâr ederse, artık (dosdoğru) yol ortasında açıkça sapıtmış olur.'
Mâide / 12 - (İbni Kesir)
And olsun ki, Allah İsrailoğullarından söz almıştı. Biz, onlardan oniki temsilci seçtik. Allah demişti ki: Muhakkak ki Ben, sizinleyim; namaz kılar, zekat verir, peygamberlerime inanır, onlara yardım ederseniz, Allah'a güzel bir borç verirseniz; andolsun ki sizin kötülüklerinizi örterim. Ve andolsun ki sizi, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyarım. Bundan sonra sizden her kim de küfrederse; şüphesiz doğru yoldan sapmış olur.
Mâide / 12 - (Kadri Çelik)
Hiç şüphesiz Allah İsrail oğullarından söz almıştı. İçlerinden on iki de başkan göndermiştik. Allah onlara şöyle demişti: “Ben sizlerle beraberim. Eğer namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, peygamberlerime iman eder, onları desteklerseniz ve Allah'a güzel bir borç verirseniz, sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere koyarım. Bundan sonra sizden kim küfre saparsa, şüphesiz doğru yoldan sapmış olur.”
Mâide / 12 - (Muhammed Esed)
Ve gerçek şu ki, liderlerinden on ikisini (casus olarak Kenana) gönderdiğimiz zaman, Allah İsariloğullarından (benzer) bir kesin taahhüt almıştı. Ve Allah demişti: "Bilin ki sizinle beraber olacağım! Eğer namazlarınızda dikkatli ve daim olur ve karşılıksız yardımda bulunursanız; Benim Peygamberlerime inanır ve onlara yardım ederseniz ve Allaha büyük bir borç verirseniz kötü fiillerinizi mutlaka silerim ve sizi içinden ırmakların aktığı hasbahçelere koyarım. Ama bundan sonra içinizden kim, hakikati inkar ederse, doğru yoldan kesinlikle sapmış olacaktır!"
Mâide / 12 - (Mustafa İslamoğlu)
İşte onlar arasından her deliğe girecek on iki kişiyi gönderdiğimiz zaman, Allah İsrailoğulları'ndan da kesin taahhüd almış ve buyurmuştu ki: Kuşkusuz Ben sizinleyin: Eğer salat'ı doğru-dürüst eda eder, arınmak için karşılıksız yardımda bulunur, düşmanlarını engelleyerek elçilerimi desteklerseniz; Allah'a da (güveninizi isbat etmek için) gönüllü olarak borç verirseniz, kesinlikle kötülüklerinizi örterim ve sizi zemininden ırmaklar çağlayan cennetlere koyarım. İçinizden her kim de bundan sonra inkar ederse, kesinlikle o doğru yoldan sapmış olur.
Mâide / 12 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ve kasem olsun ki, Allah Teâlâ İsrailoğullarının ahdini almıştı ve onlardan oniki müfettiş göndermiştik. Ve Allah Teâlâ buyurmuştu ki: «Ben sizinle beraberim. Eğer namazı ikame eder ve zekâtı verir ve peygamberlere inanır ve onlara kuvvetle yardımda bulunursanız ve Allah Teâlâ'ya güzel bir ödünç verirseniz elbette sizden kusurlarınızı örterim ve sizi mutlaka altlarından ırmaklar akar cennetlere girdiririm. Fakat bundan sonra her kim kâfir olursa muhakkak ki, dümdüz yol ortasında sapıtmış olur.»
Mâide / 12 - (Ömer Öngüt)
Andolsun ki Allah, İsrâiloğullarından söz almıştı. Biz onlardan oniki tane nakib (temsilci) tayin ettik. Allah şöyle dedi: “Şüphesiz ki ben sizinle beraberim. Eğer siz namazı kılar, zekâtı verir, peygamberlerime iman eder, onlara kuvvetle yardım ederseniz ve Allah'a güzel bir borç takdiminde bulunursanız; andolsun ki sizin günahlarınızı örterim ve andolsun ki sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Artık bundan sonra sizden kim inkâr yolunu tutarsa, gerçekten o dosdoğru yoldan sapmış olur. ”
Mâide / 12 - (Şaban Piriş)
Allah İsrailoğullarından söz almıştı. Onlardan on iki temsilci seçtik. Allah: -Ben sizinleyim; namaz kılarsanız, zekat verirseniz, Peygamberlerime inanır ve onlara yardım ederseniz, Allah’a güzel bir ödünçte bulunursanız, elbette sizin kötülüklerinizi örterim. Sizi altından nehirler akan cennetlere girdiririm. Bundan sonra sizden kim küfrederse,doğru yoldan sapmış olur, dedi.
Mâide / 12 - (Sadık Türkmen)
Andolsun Allah, İsrailoğullarından sağlam söz almıştı. Onlardan on iki temsilci başkan seçmiştik. Allah şöyle demişti: “Sizinle beraberim. Andolsun eğer namazı kılar, zekatı verir ve elçilerime inanır, onları desteklerseniz, (fakirlere/işsizlere iş sahası açarak) Allah’a, güzel bir borç verirseniz, elbette sizin kötülüklerinizi örterim ve andolsun sizi, içinden ırmaklar akan cennetlere koyarım. Ama bundan sonra sizden kim inkâr ederse, mutlaka o, dümdüz yoldan sapmıştır.”
Mâide / 12 - (Seyyid Kutub)
Allah, İsrailoğullarından kesin söz almış başlarına kendi aralarından on iki önder göndermiştik. Allah onlara demişti ki; «Ben sizinle beraberim. Eğer namazı kılar, zekatı verir, peygamberime inanır, onların tarafını tutar ve dünyada karşılığını beklemeksizin Allah'a borç verirseniz, kesinlikle kötülüklerinizi siler, sizleri altlarından ırmaklar akan cennetlere yerleştiririm. Bu sözleşmeden sonra içinizden kim kâfir olursa doğru yoldan sapmış olur.
Mâide / 12 - (Suat Yıldırım)
Allah İsrail oğullarından kesin söz aldı. Biz onlardan (on iki boydan her birinden bir kefil olmak üzere) on iki de kefil tayin etmiştik. Allah buyurdu ki: "İyi bilin ki Ben sizinle beraberim. Eğer siz namazı dikkatli bir şekilde tamtamına eda eder, zekâtı verir, resullerime iman eder, onlara sahip çıkar,Allah rızası için gerekli yerlere harcayarak Allah’a güzel bir tarzda ödünç verirseniz,Ben elbette sizin kusurlarınızı örter ve elbette sizi içinden ırmaklar akan cennetlere yerleştiririm. Ama kim bundan sonra nankörlük edip küfre saparsa, doğru yoldan sapmış, kendini zayi etmiş olur."
Mâide / 12 - (Süleyman Ateş)
Allâh, İsrâil oğullarından söz almıştı ve içlerinden on iki başkan göndermiştik. Allâh demişti ki: "Ben sizinle beraberim, eğer namazı kılar, zekâtı verirseniz; elçilerime inanır, onlara yardım eder ve Allah'a güzel borç verirseniz, elbette sizin günâhlarınızı örterim ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim nankörlük ederse, düz yoldan sapmış olur.
Mâide / 12 - (Tefhim-ul Kuran)
Andolsun, Allah İsrailoğullarından kesin-söz almıştı. Onlardan oniki güvenilir-gözetleyici göndermiştik. Ve Allah onlara: «Gerçekten ben sizinle birlikteyim. Eğer namazı kılar, zekâtı verir, Peygamberlerime inanır, onları savunup desteklerseniz ve Allah'a güzel bir borç verirseniz, herhalde sizin kötülüklerinizi örter ve sizi gerçekten, altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkâr ederse, cidden dümdüz bir yoldan sapmıştır.»
Mâide / 12 - (Ümit Şimşek)
Biz İsrailoğullarından da ahit almış ve onlardan on iki temsilci seçmiştik. Allah 'Ben sizinle beraberim,' buyurdu. 'Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, peygamberlerime iman edip onları destekler ve Allah'a güzel bir borç verirseniz, Ben de sizin kötülüklerinizi örter ve sizi altlarından ırmaklar akan Cennetlere yerleştiririm. Bundan sonra hanginiz nankörlük edecek olursa, dosdoğru bir yoldan sapmış olur.'
Mâide / 12 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Yemin olsun ki, Allah İsrailoğullarının mîsakını almıştı da içlerinden on iki temsilci/başkan göndermiştik. Allah şöyle demişti: "Ben sizinle beraberim. Namazı kılarsanız, zekâtı verirseniz, resullerime inanır, onları desteklerseniz ve Allah'a güzel bir biçimde borç verirseniz, kötülüklerinizi elbette örteceğim ve sizi, altlarından ırmaklar akan cennetlere elbette koyacağım. Artık bundan sonra küfre gideniniz yolun denge noktasından sapmış olur."
Mâide / 12 - (İskender Ali Mihr)
Ve andolsun ki Allah, İsrailoğulları’ndan misak almıştı. Ve onlardan on iki nâzır görevlendirdik. Ve Allahû Teâla: “Eğer namazı mutlaka ikâme ederseniz, zekât verirseniz ve resûllerime îmân edip onlara yardım ederseniz ve Allah’a (Allah için) güzel bir borç verirseniz, muhakkak ki ben sizinle beraberim ve de mutlaka sizin günahlarınızı örterim ve sizi, mutlaka altından ırmaklar akan cennetlere koyarım.” dedi. Artık, bundan sonra sizden kim inkâr ederse mutlaka sevvâ edilmiş (Allah’a ulaştırmak üzere dizayn edilmiş) yoldan sapmış olur.
Mâide / 12 - (İlyas Yorulmaz)
Allah İsrail oğullarından da söz almıştı ve onlardan on iki kişiyi (Allah’ın vaat ettiği yerleri) araştırmak üzere göndermiş ve onlara “Namazı kılar, zekatı verirseniz, elçilerime inanır, yardım yaparsanız ve Allah’a güzel bir borç verirseniz, yaptığınız hataları silerim ve altlarından ırmakların aktığı cennetlere koyarım. Bu sözleşmelerden sonra sizden kim gerçekleri inkar ederse, çok kötü bir yola sapmıştır” dedi.
فَبِمَا نَقْضِهِم مِّيثَاقَهُمْ لَعنَّاهُمْ وَجَعَلْنَا قُلُوبَهُمْ قَاسِيَةً يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَن مَّوَاضِعِهِ وَنَسُواْ حَظًّا مِّمَّا ذُكِّرُواْ بِهِ وَلاَ تَزَالُ تَطَّلِعُ عَلَىَ خَآئِنَةٍ مِّنْهُمْ إِلاَّ قَلِيلاً مِّنْهُمُ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاصْفَحْ إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ
Okunuşu: Fe bimâ nakdihim mîsâkahum leannâhum ve cealnâ kulûbehum kâsiyet(kâsiyeten), yuharrifûnel kelime an mevâdııhî ve nesû hazzan mimmâ zukkirû bihî, ve lâ tezâlu tettaliu alâ hâınetin minhum illâ kalîlen minhum fa’fu anhum vasfah innallâhe yuhıbbul muhsinîn(muhsinîne).
Mâide / 13 - (Diyanet İşleri)
İşte, verdikleri sözlerini bozmaları sebebiyledir ki onları lânetledik, kalplerini de kaskatı kıldık. Kelimeleri yerlerinden kaydırarak (tahrif edip) değiştiriyorlar. Akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını da unuttular. (Ey Muhammed!) İçlerinden pek azı hariç, onların daima bir hainliğini görüyorsun. Yine de sen onları affet ve aldırış etme. Çünkü Allah, iyilik yapanları sever.
Mâide / 13 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Ahitlerini bozdukları, verdikleri sözden döndükleri için lânet ettik onlara ve kalplerini katılaştırdık. Onlar, sözlerin yerini değiştirirler, kendilerine verilen öğütten bir hisse de almazlar. Pek azı müstesna daima hainliklerini duyarsın, gene de bağışla onları, geç suçlarından. Şüphe yok ki Allah, iyilik edenleri sever.
Mâide / 13 - (Abdullah Parlıyan)
Daha sonra verdikleri sözü bozmaları sebebiyle onları lanetledik, kalplerini katılaştırdık; öyle ki şimdi onlar vahyedilmiş sözleri, asıl bağlamlarından kopararak çarpıtıyorlar ve onlar akıllarından çıkarmamaları emredilen şeylerin çoğunu unutmuşlardır. İçlerinden pek azı müstesna, onlardan devamlı hainlik görürsün. Ama onları bağışla, yaptıklarını affet ve aldırma şüphe yok ki, Allah iyilik yapanları sever.
Mâide / 13 - (Adem Uğur)
Sözlerini bozmaları sebebiyle onları lânetledik ve kalplerini katılaştırdık. Onlar kelimelerin yerlerini değiştirirler (kitaplarını tahrif ederler). Kendilerine öğretilen ahkâmın (Tevrat'ın) önemli bir bölümünü de unuttular. İçlerinden pek azı hariç, onlardan daima bir hainlik görürsün. Yine de sen onları affet ve aldırış etme. Şüphesiz Allah iyilik edenleri sever.
Mâide / 13 - (Ahmed Hulusi)
Ahdlerini bozmaları ile onları lânetledik ve kalplerini katılaştırdık (anlayışlarını kilitledik)! Kelimelerdeki mânâları asıl anlamlarından saptırırlar. Uyarıldıkları hakikatlerden haz almayı unuttular. . . Pek azı hariç, onlardan daima hainlik görürsün. . . Onları affet, aldırma! Muhakkak ki Allâh ihsan sahiplerini sever.
Mâide / 13 - (Ahmet Tekin)
Kesin sözlerini, taahhütlerini bozmaları sebebiyle onları lânetledik, kafalarını kalınlaştırdık ve kalplerini katılaştırdık.Kelimeleri, ifadeleri, aslî manalarından uzaklaştırarak tahrif ediyorlar, değiştiriyorlar, maksadının dışında tefsir ediyorlar, gayesine aykırı te’viller yapıyorlar. Kendilerine öğretilen, tebliğ edilen Tevrat’ın hükümlerinin önemli bir bölümünü de unuttular.İçlerinden pek azı hariç, onları taahhütlerini bozarak, daima hâinlik ederlerken görürsün.Yine de sen onları sorgusuz sualsiz affet. Azarlamadan, kınamadan hoşgörülü davran. Allah iyiliği, iyi niyetleri, dinin, ahlâkın ve kamu vicdanının emirlerini, devamlı davranışlarına, ilişkilerine, görevlerine, hayatlarına yansıtan, samimiyetle ibadet eden, aktif olarak iyiliğe, iyi uygulamaya, iyileştirmeye örnek olan, işlerinde mükemmellik, dürüstlük ve başarı için dikkat harcayan, hayırlı icraatlar, kalıcı hizmetler yapan müslüman idarecileri, müslümanları sever.
Mâide / 13 - (Ahmet Varol)
Sözlerini bozmaları sebebiyle onları lanetledik ve kalplerini katılaştırdık. Onlar sözleri yerlerinden alıp değiştirirler. Kendilerine hatırlatılanların bir kısmını unuttular. Çok azı dışında onlardan sürekli hıyanet görürsün. Sen onları affet ve geç. Allah iyilik sahiplerini sever.
Mâide / 13 - (Ali Bulaç)
Sözleşmelerini bozmaları nedeniyle, onları lanetledik ve kalplerini kaskatı kıldık. Onlar, kelimeleri konuldukları yerlerden saptırırlar. (Sık sık) Kendilerine hatırlatılan şeyden (yararlanıp) pay almayı unuttular. İçlerinden birazı dışında, onlardan sürekli ihanet görür durursun. Yine de onları affet, aldırış etme. Şüphesiz Allah, iyilik yapanları sever.
Mâide / 13 - (Ali Fikri Yavuz)
Sonra bu misâklarını (ahd ve sözlerini) bozdukları içindir ki, biz, onları lânetledik (rahmetimizden kovduk) ve kalblerini kaskatı ettik. Onlar, kelimeleri (Tevrat’taki Peygambere ait vasıfları ve bazı âyetleri) yerlerinden oynatarak değiştirir tahrif ederler; ve onlar, emredildikleri hakikatlerden nasîp almayı da (Peygambere iman etmeyi) terk ettiler. İçlerinden pek azı müstesna, sen, onlardan daima bir hâinliğin farkına varıp duracaksın. Böyleyken yine onlardan suçları bağışla ve aldırma; çünkü Allah, iyilik edenleri sever.
Mâide / 13 - (Ali Ünal)
Buna rağmen, verdikleri o sağlam sözden döndükleri içindir ki, onları lânetledik (rahmetimizden uzaklaştırdık, pek çok felâketlere maruz bıraktık) ve kalblerini katılaştırdık. Kelimeleri, kendileriyle kastedilen manâ ve muhtevayı değiştirecek biçimde ele alıp maksatlarından saptırmak ve böylece Allah’ın Kelâmı’nı tahrif etmekle meşguller; kendilerine tebliğ edilip özellikle hatırlatılan hususların en mühim bir kısmını ve onlardan faydalanmayı da unuttular. İçlerinde pek azı müstesna olmak üzere onlardan hep bir ihanetle karşılaşırsın. Yine de sen, onların yaptıklarından geçiver ve müsamaha yolunu seç. Hiç şüphesiz Allah, O’nu görürcesine, hiç olmazsa O’nun kendilerini gördüğünün şuuru içinde daima iyilik düşünüp iyilikte bulunanları sever.
Mâide / 13 - (Bayraktar Bayraklı)
Antlaşmalarını bozduklarından dolayı onları lânetledik ve kalplerini katılaştırdık. Kelimelerin yerlerini değiştiriyorlar. Kendilerine öğretilen hükümlerin önemli bir bölümünü de unuttular. İçlerinden pek azı hariç, onlardan daima bir hainlik görürsün. O halde sıkı dur, iyi düşünüp, reddet! Şüphesiz Allah, iyilik edenleri sever.
Mâide / 13 - (Bekir Sadak)
Sozlerini bozduklari icin onlara lanet ettik, kalblerini katilastirdik. Onlar sozleri yerlerinden degistirirler. Kendilerine belletilenin bir kismini unuttular. Iclerinden pek azindan baskasinin daima hainliklerini gorursun, onlari affet ve gec. Allah iyilik yapanlari suphesiz sever.
Mâide / 13 - (Celal Yıldırım)
Verdikleri kesin sözü bozmaları sebebiyle onları lanetledik, kalblerini de kaskatı yaptık. Kelimeleri (asıl konuldukları) yerlerinden oynatıp değiştirirler. Uyarıldıkları hususlardan nasiplerini unuttular. İçlerinden pek azı müstesna, onlardan sürekli olarak hainlik görürsün. (Bununla beraber) sen onları affet ve (geçmiş kusurlarından) geç.. Şüphesiz ki Allah iyilikte bulunan yararlı kişileri sever.
Mâide / 13 - (Cemal Külünkoğlu)
Verdikleri sözlerden caydıkları için onları lanetledik ve kalplerini katılaştırdık. Onlar (Tevrat'taki) kelimelerin anlamlarını değiştirirler, kendilerine verilen öğütleri tahrif ederler. Pek azı dışında, onlardan sürekli ihanet görürsün. Yine de onları bağışla, yaptıklarına aldırış etme! Hiç şüphesiz Allah iyi davrananları sever.
Mâide / 13 - (Diyanet İşleri (eski))
Sözlerini bozdukları için onlara lanet ettik, kalblerini katılaştırdık. Onlar sözleri yerlerinden değiştirirler. Kendilerine belletilenin bir kısmını unuttular. İçlerinden pek azından başkasının daima hainliklerini görürsün, onları affet ve geç. Allah iyilik yapanları şüphesiz sever.
Mâide / 13 - (Diyanet Vakfi)
Sözlerini bozmaları sebebiyle onları lânetledik ve kalplerini katılaştırdık. Onlar kelimelerin yerlerini değiştirirler (kitaplarını tahrif ederler). Kendilerine öğretilen ahkâmın (Tevrat'ın) önemli bir bölümünü de unuttular. İçlerinden pek azı hariç, onlardan daima bir hainlik görürsün. Yine de sen onları affet ve aldırış etme. Şüphesiz Allah iyilik edenleri sever.
Mâide / 13 - (Edip Yüksel)
Sözlerini bozdukları için onları lanetledik, kalplerini katılaştırdık. Sözlerin anlamını bağlamından kaydırırlar. Uyarıldıkları şeylerin bir kısmını unuttular. Onların çoğundan sürekli ihanet göreceksin. Onları affet ve aldırma. ALLAH güzel davrananları sever.
Mâide / 13 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Sonra bu misaklarını nakzettikleri içindir ki biz onları lâ'netledik ve kalblerini kas katı ettik, kelimeleri yerlerinden oynatarak tahrif ederler, ıhtar edildikleri hakikatlerden hazz almayı unuttular, içlerinden pek azı müstesna olmak üzere onlardan daima bir hainliğe muttali' olur durursun, yine sen onlardan afvet ve aldırma, çünkü Allah ihsan edenleri sever
Mâide / 13 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Sonra bu sözleşmelerini bozmaları yüzünden, Biz onları lanetledik ve kalplerini kaskatı ettik. Onlar, kelimeleri yerlerinden oynatarak değiştirirler, uyarıldıkları gerçeklerden paylarını almayı unuttular. İçlerinden pek azı dışında, onlardan sürekli bir hainlik görürsün, yine de sen, onları affet ve aldırma! Çünkü Allah, iyilik yapanları sever.
Mâide / 13 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Sözlerini bozdukları için onları lanetledik ve kalblerini katılaştırdık. Kelimeleri yerlerinden değiştiriyorlar. Uyarıldıkları şeyden pay almayı unuttular. İçlerinden pek azı hariç, daima onlardan hainlik görürsün. Yine de onları affet, aldırma. Çünkü Allah güzel davrananları sever.
Mâide / 13 - (Gültekin Onan)
Sözleşmelerini bozmaları nedeniyle onları lanetledik ve kalplerini kaskatı kıldık. Onlar, kelimeleri konuldukları yerden saptırırlar. (Sık sık) Kendilerine hatırlatılan şeyden (yararlanıp) pay almayı unuttular. İçlerinden birazı dışında, onlardan sürekli ihanet görürsün. Yine de onları affet, aldırış etme. Kuşkusuz Tanrı iyilik yapanları sever.
Mâide / 13 - (Harun Yıldırım)
Ardından kesin sözlerini bozmaları sebebiyle onları lanetledik ve kalplerini kaskatı yaptık. Onlar kelimeleri yerlerinden değiştirirler. Kendisiyle hatırlatılanların büyük bir kısmını unuttular. İçlerinden pek azı müstesna onlardan hainlik görmekten uzak olmazsın. O halde onlardan affet ve aldırma. Muhakkak ki Allah iyilik edenleri sever.
Mâide / 13 - (Hasan Basri Çantay)
(Buna rağmen) onlar (verdikleri) o kat'î te'mînâtı çözüb bozmuş oldukları içindir ki biz kendilerini rahmetimizden koğduk, kalblerini kaskatı yapdık. Onlar kelimeleri (Allah tarafından) konulan yerlerinden (kaldırıb) değişdirirler. Onlar nasıyhat ve ihtaar edildikleri şeylerden (hakıykatlerden) bir nasıyb almayı da unutdular. İçlerinden birazı müstesna olmak üzere sen, onlardan dâima bir haainliğe muttali olub duracaksın. Sen yine onların suçundan geç, aldırış etme. Şübhe yok ki Allah, iyilik edenleri sever.
Mâide / 13 - (Hayrat Neşriyat)
Sonra o sağlam sözlerini bozmaları sebebiyle onlara lâ'net ettik ve kalblerini kaskatı yaptık. (Onlar Tevrât’taki) kelimeleri yerlerinden değiştirirler, kendisiyle nasîhat edildikleri (o kitapları)ndan bir nasîb (almay)ı da unuttular. İçlerinden pek azı müstesnâ, onlardan dâimâ bir hâinliğe muttali' olursun; yine de (sen) onları affet ve aldırma! Muhakkak ki Allah, iyilik edenleri sever.
Mâide / 13 - (İbni Kesir)
Ahidlerini bozmalarından ötürü onlara la'net ettik, kalblerini de katılaştırdık. Onlar, kelimeleri yerlerinden değiştiriyorlar. Kendilerine öğretilenlerin bir kısmını unuttular. İçlerinden pek azı müstesna daima hainliklerini görürsün. Sen; onları affet ve geç. Muhakkak Allah; ihsan edenleri sever.
Mâide / 13 - (Kadri Çelik)
Sonra da sürekli sözlerini bozdukları için onlara lânet ettik ve kalplerini katılaştırdık. Onlar sözleri yerlerinden değiştirirler. Kendilerine belletilenin bir kısmını da unuttular. İçlerinden pek azından başkasının daima hainliklerini görürsün, onları affet ve geç. Şüphesiz Allah ihsan sahiplerini sever.
Mâide / 13 - (Muhammed Esed)
Daha sonra, kesin taahhütlerinden caydıkları için onları lanetledik ve kalplerini katılaştırdık; (öyle ki, şimdi) onlar, (vahyedilmiş) sözleri, asıl bağlamlarından kopararak çarpıtıyorlar; ve onlar, akıllarından çıkarmamaları emredilen şeylerin çoğunu unutmuşlar; birkaçı dışında onların hepsinden daima ihanet göreceksin. Ama onları bağışla ve (yaptıklarına) katlan: şüphe yok ki Allah iyilik yapanları sever.
Mâide / 13 - (Mustafa İslamoğlu)
Daha sonra, bu kesin taahhütlerimi bozdukları için onları rahmetimizden dışladık ve kalplerini katılaştırdık; (şimdi onlar) kelimeleri bağlamlarından kopararak çarpıtıyorlar; üstelik kendilerine hatırlatılan hakikatlerden bir kısmını da unutmuş durumdalar. Çok azı dışında hep onların ihanetine uğrayacaksın. Onları bağışla ve hoş gör! İyi bil ki Allah güzel davrananları sever.
Mâide / 13 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Sonra ahdlerini bozmaları sebebiyle onlara lânet ettik, ve kalblerini kaskatı yaptık, onlar kelimeleri mevzilerinden tağyir ederler. Ve tezkir olundukları şeylerden bir nâsib almayı da unutmuş bulunurlar. Ve onlardan birazı müstesna olmak üzere daima bir hainliğe muttali olursun. Maahaza onlardan affet, iğrazda bulun, şüphe yok ki, Allah Teâlâ muhsin olanları sever.
Mâide / 13 - (Ömer Öngüt)
Verdikleri kesin sözü bozmaları sebebiyle onları lânetledik ve kalplerini katılaştırdık. Onlar kelimelerin yerlerini değiştirirler ve kendilerine belletilenlerin bir kısmını unuttular. İçlerinden pek azı hariç, onlardan daima hâinlik görürsün. Onları affet ve aldırma. Şüphesiz ki Allah iyilik yapanları sever.
Mâide / 13 - (Şaban Piriş)
Sözlerini bozdukları için onları lanetledik, kalplerini katılaştırdık. Kelimelerin anlamlarını kaydırıyorlar, kendilerine hatırlatılandan ders almayı unuttular. İçlerinden çok azı dışında onların daima hainliklerini görürsün. Yine de onları bırak ve önemseme, Allah, iyilik yapanları sever.
Mâide / 13 - (Sadık Türkmen)
Işte, verdikleri sözlerini bozmaları sebebiyledir ki, onları lânetledik (azarladık, rahmetin dışına çıkardık), kalplerini de huzursuz/stresli/bunalımlı kıldık. Kelimeleri yerlerinden kaydırarak (tahrif edip) değiştiriyorlardı. Akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını da unuttular. (Ey Muhammed!) İçlerinden pek azı hariç onların, birçoğunun hainliğini (sözleşmelere uymadığını) görüyorsun. Yine de sen onları affet ve aldırış etme! Çünkü Allah iyilik yapanları sever.
Mâide / 13 - (Seyyid Kutub)
Verdikleri sözlerden caydıkları için onları lanetledik ve kalplerini katılaştırdık. Onlar kelimelerin anlamlarını değiştirirler, kendilerine verilen öğütlerin başlıcalarını unuturlar. Pek azı dışında, onlardan sürekli ihanet görürsün. Yine de onları bağışla, yaptıklarına aldırış etme. Hiç şüphesiz Allah iyi davrananları sever.
Mâide / 13 - (Suat Yıldırım)
İşte o Yahudileri, verdikleri kesin sözü bozduklarındandır ki lânetledik, onların kalplerini katılaştırdık. Böylece onlar kelimeleri yerlerinden oynatarak tahrif ederler. Kendilerine tebliğ edilen hususlardan pek çoğunu unuttular. Onların pek azı hariç olmak üzere, onlar tarafından devamlı olarak hainlik görürsün. Yine de sen onları affet, aldırma. Çünkü Allah iyilik edenleri sever.
Mâide / 13 - (Süleyman Ateş)
Sözlerini bozdukları için onları la'netledik ve kalblerini katılaştırdık. Kelimeleri yerlerinden kaydırıyorlar. Kendilerine öğütlenen şeyden pay almayı unuttular. İçlerinden pek azı hariç, dâimâ onlardan hâinlik görürsün. Yine de onları affet, aldırma, çünkü Allâh güzel davrananları sever.
Mâide / 13 - (Tefhim-ul Kuran)
Sözlerini bozmaları nedeniyle, onları lanetledik ve kalplerini kaskatı kıldık. Onlar, kelimeleri konuldukları yerlerden saptırırlar. (Sık sık) Kendilerine hatırlatılan şeyden (yararlanıp) pay almayı unuttular. İçlerinden birazı dışında, onlardan sürekli ihanet görür durursun. Yine de onları affet, aldırış etme. Şüphesiz Allah, iyilik yapanları sever.
Mâide / 13 - (Ümit Şimşek)
Onları, sözlerinden dönmeleri yüzünden lânetledik ve kalplerini de katılaştırdık. Onlar, kelimeleri yerlerinden saptırırlar; kendilerine verilen öğütten paylarını da unutmuşlardır. Pek azı müstesna, onlardan hep hainlik görürsün. Yine de sen onları bağışla ve aldırış etme. Muhakkak ki Allah iyilik yapanları sever.
Mâide / 13 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Sonunda, verdikleri mîsakı bozdukları için onları lanetledik de kalplerini kaskatı yaptık. Kelimeleri yerlerinden kaydırıyorlar. Öğütlenmek üzere çağırıldıkları şeyden nasiplenmeyi unuttular. İçlerinden çok azı hariç, sen onlardan hep hainlik görürsün. Bununla birlikte onları affet, ellerini tut. Çünkü Allah güzellik sergileyenleri sever.
Mâide / 13 - (İskender Ali Mihr)
Misaklarını bozmaları sebebiyle biz de onları lânetledik, kalplerini de (kapkaranlık) yaptık. Onlar, kelimeleri yerlerinden tahrif ederler (değiştirirler). Nasihat olundukları şeylerden nasiplerini almayı unuttular. Onlardan pek azı hariç, devamlı onların hainliklerine maruz kalırsın. Yine de onları affet ve hoşgör. Muhakkak ki Allah muhsinleri sever.
Mâide / 13 - (İlyas Yorulmaz)
Allah ile olan sözleşmelerini bozmalarından dolayı, Allah onlara lanet etmiş ve kalplerini taşlaştırmıştır. Allah’ın sözlerinin yerlerini değiştirmişler ve kendilerine hatırlatılan sözleşmelerini unutmuşlardır. Sen onlardan pek azı hariç, hep hainlik göreceksin. Onları affet ve yüz çevir. Allah iyilik yapanları sever.
وَمِنَ الَّذِينَ قَالُواْ إِنَّا نَصَارَى أَخَذْنَا مِيثَاقَهُمْ فَنَسُواْ حَظًّا مِّمَّا ذُكِّرُواْ بِهِ فَأَغْرَيْنَا بَيْنَهُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاء إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ وَسَوْفَ يُنَبِّئُهُمُ اللّهُ بِمَا كَانُواْ يَصْنَعُونَ
Okunuşu: Ve minellezîne kâlû innâ nasârâ ehaznâ mîsâkahum fe nesû hazzan mimmâ zukkirû bihî fe agraynâ beynehumul adâvete vel bagdâe ilâ yevmil kıyâmeh(kıyâmeti) ve sevfe yunebbiuhumullâhu bimâ kânû yasnaûn(yasnaûne).
Mâide / 14 - (Diyanet İşleri)
“Biz hıristiyanız” diyenlerden de sağlam söz almıştık. Ama onlar da akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını unuttular. Bu sebeple, biz de aralarına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kini salıverdik. Allah, ne yapmakta olduklarını onlara bildirecek!
Mâide / 14 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Onlardan, biz Nasrânîyiz diyenler de var, onlardan da söz aldık, fakat kendilerine verilen öğütten hisse almayı unuttular, biz de kıyamete dek aralarına düşmanlık ve kin saldık. Allah, onların neler yaptığını bildirecek.
Mâide / 14 - (Abdullah Parlıyan)
Ve aynı şekilde, biz nesârâyız diyen Hıristiyanlardan da kesin bir söz almıştık; ama onlar da, akıllarından çıkarmamaları gereken şeylerin çoğunu unutmuşlardı. Bu nedenle, onlar arasında kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kin saldık. Zamanı gelince Allah onlara neler işlediklerini açıkça gösterecektir.
Mâide / 14 - (Adem Uğur)
Biz hıristiyanlarız diyenlerden de kesin sözlerini almıştık ama onlar da kendilerine zikredilen (verilen öğütlerin veya Kitab'ın) önemli bir bölümünü unuttular. Bu sebeple kıyamete kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık. Yakında Allah onlara yaptıklarını haber verecektir.
Mâide / 14 - (Ahmed Hulusi)
"Biz Nasarayız" diyenlerden de söz almıştık! Bunlar da hatırlatıldıkları şeyden bir hisse almayı unuttular. . . Biz de onların arasına, kıyamet süreci başlayana kadar düşmanlık ve nefret saldık. . . Allâh onlara ne üretip oluşturduklarını gösterecektir.
Mâide / 14 - (Ahmet Tekin)
'Biz hristiyanlarız' diyenlerden de kesin sözlerini, taahhütlerini almıştık, ama onlar da kendilerine tebliğ edilenlerin, kitabın ve öğütlerin önemli bir bölümünü unuttular. Bu sebeple kıyametin kopacağı güne kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık. Allah yapmaya devam ettikleri düzenbazlıkları birer birer ortaya koyarak onları hesaba çekecektir.
Mâide / 14 - (Ahmet Varol)
'Biz hıristiyanlarız' diyenlerden de kuvvetli söz almıştık. Onlar da kendilerine hatırlatılanların bir kısmını unuttular. Biz de onların aralarına kıyamet gününe kadar devam edecek bir düşmanlık ve kin saldık. Allah, yapmakta olduklarını kendilerine haber verecektir.
Mâide / 14 - (Ali Bulaç)
Ve: "Biz hristiyanlarız" diyenlerden kesin söz (misak) almıştık. Sonunda onlar kendilerine hatırlatılan şeyden (yararlanıp) pay almayı unuttular. Böylece biz de, kıyamete kadar aralarında kin ve düşmanlık saldık. Allah, yapageldikleri şeyi onlara haber verecektir.
Mâide / 14 - (Ali Fikri Yavuz)
“- Biz Hristiyanız” diyenlerden de misâklarını (sağlam sözlerini) almıştık. Derken bunlar da emredildikleri hakikatlerden nasîp almayı (Peygambere iman etmeyi) terk ettiler. Biz de aralarına, kıyamet gününe kadar sürecek kin ve düşmanlık bıraktık. Yakında Allah, onlara, ne işler yaptıklarını haber verecektir.
Mâide / 14 - (Ali Ünal)
“Biz Nasranîyiz” diyenlerden de sağlam söz almıştık; fakat onlar da kendilerine tebliğ edilip özellikle hatırlatılan hususların en mühim bir kısmını ve onlardan faydalanmayı unuttular. Bu yüzden Biz de, aralarına Kıyamet Günü’ne kadar sürecek düşmanlık ve buğz bıraktık. Gün gelecek ve Allah, âdeta meslek ve sanat haline getirdikleri kötülükleri bir bir yüzlerine çarpacaktır.
Mâide / 14 - (Bayraktar Bayraklı)
Aynı şekilde “biz Hıristiyanlarız” diyenlerden kesin bir söz almıştık; ama onlar da kendilerine verilen öğütlerin önemli bir bölümünü unuttular. Bu sebeple, kıyamete kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık. Yakında Allah onlara yaptıklarını haber verecektir.
Mâide / 14 - (Bekir Sadak)
«Biz hiristiyaniz» diyenlerden de soz almistik; onlar, kendilerine belletilenin bir kismini unuttular, bu yuzden aralarina kiyamete kadar dusmanlik ve kin saldik. Allah, yapmakta olduklarini kendilerine haber verecektir.
Mâide / 14 - (Celal Yıldırım)
«Biz, Nasrâniyiz» diyenlerden de kesin söz aldık. (Ne yazık ki) onlar da uyarıldıkları hususlardan nasiplerini unuttular. Bu yüzden aralarına Kıyamet gününe kadar düşmanlık, kin ve nefret sokup bulaştırdık. Allah onlara neler işlediklerini, ne sanatlar kurduklarını haber verecektir.
Mâide / 14 - (Cemal Külünkoğlu)
“Biz Hristiyan'ız” diyenlerden de sağlam söz almıştık. Ama onlar da uyarıldıkları şeylerden bir nasip almayı unuttular. Bu sebeple, biz de aralarına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kini salıverdik. Allah, yaptıklarını onlara bildirecek!
Mâide / 14 - (Diyanet İşleri (eski))
'Biz hıristiyanız' diyenlerden de söz almıştık; onlar, kendilerine belletilenin bir kısmını unuttular, bu yüzden aralarına kıyamete kadar düşmanlık ve kin saldık. Allah, yapmakta olduklarını kendilerine haber verecektir.
Mâide / 14 - (Diyanet Vakfi)
«Biz hıristiyanlarız» diyenlerden de kesin sözlerini almıştık ama onlar da kendilerine zikredilen (verilen öğütlerin veya Kitab'ın) önemli bir bölümünü unuttular. Bu sebeple kıyamete kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık. Yakında Allah onlara yaptıklarını haber verecektir.
Mâide / 14 - (Edip Yüksel)
'Biz Hristiyanız,' diyenlerden de söz almıştık. Ancak onlar da uyarıldıkları şeylerin bir kısmını unuttu. Bu yüzden diriliş gününe kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık. Yaptıkları her şeyi ALLAH onlara bildirecek
Mâide / 14 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
«Biz, Nasarâyız» diyenlerden de misaklarını almıştık derken bunlar da ıhtar edildikleri hakıkatlerin bir çoğunu unuttular, biz de aralarına Kıyamet gününe kadar sürecek buğz-u adavet bıraktık, yarın Allah onlara ne san'atler yaptıklarını haber verecek
Mâide / 14 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
"Biz hıristiyanız" diyenlerden de antlarını almıştık; derken bunlar da uyarıldıkları gerçeklerin birçoğunu unuttular. Biz de aralarına, kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kin bıraktık. Yarın Allah, onlara ne sanatlar yaptıklarını bildirecektir.
Mâide / 14 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
«Biz hıristiyanız» diyenlerden de söz almıştık. Onlar da kendilerine hatırlatılan şeylerin çoğunu unutmuşlardı. Biz de onların arasına, kıyamete kadar sürecek kin ve düşmanlık soktuk. Allah, ne yapmış olduklarını onlara elbette haber verecektir.
Mâide / 14 - (Gültekin Onan)
Ve: "Biz Hristiyanız" diyenlerden misak almıştık. Sonunda onlar kendilerine hatırlatılan şeyden (yararlanıp) pay almayı unuttular. Böylece biz de kıyamete kadar aralarına kin ve düşmanlık saldık. Tanrı yapageldikleri şeyi onlara haber verecektir.
Mâide / 14 - (Harun Yıldırım)
“Biz elbette hristiyanız.” diyenlerden de kesin sözlerini almıştık da kendisiyle hatırlatılanlardan büyük kısmını unuttular. Biz da aralarında kıyamet gününe kadar düşmanlık ve kin yerleştirdik. Allah da onlara yapmakta oldukları şeyleri haber verecektir.
Mâide / 14 - (Hasan Basri Çantay)
«Biz Nasrânîyiz» diyenlerin de sağlam te'mînâtını almışdık. Neticede onlar da va'z-u ihtaar edildikleri şeylerden bir hıssa almayı unutuverdîler. Biz de aralarına kıyamet gününe kadar düşmanlığı ve kîn-ü buğzu yapışdırdık. Allah onların ne (san'at) ler yapacaklarını ileride kendilerine (gösterib) haber verecekdir..
Mâide / 14 - (Hayrat Neşriyat)
(Yahudilerden olduğu gibi,) 'Şübhesiz biz hristiyanız' diyenlerden de sağlam sözlerini almıştık; buna rağmen (onlar da) kendisiyle nasîhat edildikleri (kitapları)ndan(İncil’den) bir nasib (almay)ı unuttular. Bu sebeble kıyâmet gününe kadar aralarına düşmanlık ve kin bıraktık. Allah, yapmakta olduklarını ileride (âhirette) kendilerine haber verecektir.
Mâide / 14 - (İbni Kesir)
Biz, hristiyanız diyenlerden de söz aldık. Onlar da kendilerine öğretilenlerin bir kısmını unuttular. Bu yüzden kıyamete kadar aralarına kin ve düşmanlık saldık. Allah; yapmakta olduklarını kendilerine haber verecektir.
Mâide / 14 - (Kadri Çelik)
“Biz Hıristiyan'ız” diyenlerin bir kısmından söz almıştık. Onlar, kendilerine belletilenin bir kısmını unuttular da bu yüzden aralarına kıyamete kadar düşmanlık ve kin saldık. Allah, yapmakta olduklarını kendilerine yakında haber verecektir.
Mâide / 14 - (Muhammed Esed)
Ve (aynı şekilde), "Biz Hristiyanız!" diyenlerden kesin bir taahhüt almıştık; ama onlar da, akıllarından çıkarmamaları emredilen şeylerin çoğunu unutmuşlardır; bu nedenle, onlar arasında Mahşer Gününe kadar (sürecek) düşmanlık ve kini arttırdık: ve zamanı geldiğinde Allah onlara neler işlediklerini gösterecektir.
Mâide / 14 - (Mustafa İslamoğlu)
"Biz Nasara'yız" diyenlerden de kesin bir taahhüt almıştık; onların (takipçileri) de uyarıldıkları şeyden hisse kapmayı unuttular. Bu yüzden onları, aralarında Kıyamet Günü'ne kadar sürecek düşmanlık ve nefrete mahkum ettik. Zamanı gelince, Allah kendilerine yaptıkları her şeyi bir bir haber verecektir.
Mâide / 14 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ve, «Biz nâsarayız» diyenlerden de ahdlerini almış idik. Sonra ihtar edilmiş oldukları şeyden nasibdar olmayı unuttular. Artık Biz de onların arasına Kıyamet gününe kadar adâvet ve buğz bıraktık. Ve Allah Teâlâ neler yapmış olduklarını yakında haber verecektir.
Mâide / 14 - (Ömer Öngüt)
“Biz hıristiyanız” diyenlerden de söz almıştık. Onlar da uyarıldıkları şeylerin bir kısmını unuttular. Bu yüzden kıyamet gününe kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık. Yakında Allah yaptıklarını kendilerine haber verecektir.
Mâide / 14 - (Şaban Piriş)
-Biz Hıristiyan'ız, diyenlerden de söz almıştık. Onlar da kendilerine hatırlatılandan ders almayı unuttular, bu yüzden aralarına kıyamete kadar sürecek düşmanlık ve kin saldık. Allah, yapmakta olduklarını kendilerine haber verecektir.
Mâide / 14 - (Sadık Türkmen)
“biz hristiyaniz” diyenlerden de sağlam söz almıştık. Ama onlar da akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını unuttular. Bu sebeple birbirleri ile aralarında, kıyamet günü son bulacak bir düşmanlık ve kin oluştu. Allah ne yapmakta olduklarını onlara bildirecek!
Mâide / 14 - (Seyyid Kutub)
Biz hristiyanız diyenlerden de kesin söz almıştık. Fakat onlar da kendilerine verilen öğütlerin başlıcalarını unuttular. Bu yüzden kıyamet gününe kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık. Allah şimdi yaptıklarını ilerde onlara tek tek bildirecektir.
Mâide / 14 - (Suat Yıldırım)
"Biz Nasrani’yiz, Hırıstiyanız" diyenlerden de kesin söz aldık. Fakat onlar da kendilerine tebliğ olunan derslerden bir çoğunu unuttular. Bu yüzden Biz de aralarına kıyamet gününe kadar sürecek kin ve nefret bıraktık. Allah onların meslek haline getirdikleri bu işleri bir bir yüzlerine çarpacaktır. [KM, İşaya 19,2]
Mâide / 14 - (Süleyman Ateş)
"Biz hıristiyanız" diyenlerin de sözünü almıştık, ama kendilerine öğütlenen şeyden pay almayı unuttular. Bu yüzden kıyâmet gününe kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık. Yakında Allâh, onlara, ne yaptıklarını haber verecektir.
Mâide / 14 - (Tefhim-ul Kuran)
Ve: «Biz hıristiyanlarız» diyenlerden kesin söz almıştık. Sonunda onlar kendilerine hatırlatılan şeyden (yararlanıp) pay almayı unuttular. Böylece biz de, kıyamete kadar aralarında kin ve düşmanlık saldık. Allah, yapageldikleri şeyi onlara haber verecektir.
Mâide / 14 - (Ümit Şimşek)
'Biz Hıristiyanız' diyenlerden de ahit almıştık; onlar da kendilerine verilen öğütten nasiplerini unuttular. Biz de onların aralarına kıyamet gününe kadar sürecek bir kin ve düşmanlık saldık. Neler işleyip durduklarını Allah onlara bildirecektir.
Mâide / 14 - (Yaşar Nuri Öztürk)
"Biz Hıristiyanlarız!" diyenlerden de mîsaklarını almıştık. Onlar da öğütlenmek üzere çağırıldıkları şeyden nasiplenmeyi unuttular. Bu yüzden, aralarına kıyamete değin düşmanlık ve şiddetli nefret saldık. Sınaat/teknoloji olarak ürettikleri şeylerin ne olduğunu Allah onlara yakında haber verecektir.
Mâide / 14 - (İskender Ali Mihr)
Ve “muhakkak ki biz nasârâyız” diyenlerden misaklarını aldık, gene de uyarıldıkları hususlardan (kendilerine hatırlatılan şeyden) bir pay almayı (nasiplerini) unuttular. Bu yüzden kıyamet gününe kadar aralarına düşmanlık, kin ve nefret saldık. Allah yakında, onlara yapmış olduklarını haber verecek.
Mâide / 14 - (İlyas Yorulmaz)
Biz Nasraniyyiz (Hırıstiyannız) diyenlerden de sağlam bir söz almıştık. Sonra onlar Allah’ın uyarıcı ayetlerinden bir kısmını unuttular. Bizde aralarına kıyamete kadar sürecek bir düşmanlık ve kin soktuk. Allah yaptıklarını onlara haber verecektir.
يَا أَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَاءكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ كَثِيرًا مِّمَّا كُنتُمْ تُخْفُونَ مِنَ الْكِتَابِ وَيَعْفُو عَن كَثِيرٍ قَدْ جَاءكُم مِّنَ اللّهِ نُورٌ وَكِتَابٌ مُّبِينٌ
Okunuşu: Yâ ehlel kitâbi kad câekum resûlunâ yubeyyinu lekum kesîran mimmâ kuntum tuhfûne minel kitâbi ve ya’fû an kesîr(kesîrin) kad câekum minallâhi nûrun ve kitâbun mubîn(mubînun).
Mâide / 15 - (Diyanet İşleri)
Ey kitap ehli! Artık size elçimiz (Muhammed) gelmiştir. O, kitabınızdan gizleyip durduğunuz gerçeklerden birçoğunu sizlere açıklıyor, birçoğunu da affediyor. İşte size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap (Kur’an) gelmiştir.
Mâide / 15 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Ey kitap ehli, kitapta olduğu halde gizlediklerinizin çoğunu apaçık size bildiren, çoğunu da affedip yüzünüze vurmayan Peygamberimiz gelmiştir size; Allah'tan bir nur ve apaçık bir kitap gelmiştir size.
Mâide / 15 - (Abdullah Parlıyan)
Ey bize de kitap verildi diyenler! Kitaptan gizleyip durduğunuzun çoğunu size açıkca anlatan ve birçok şeyi de dile getirmeyen elçimiz gelmiştir. Doğrusu size Allah'tan bir ışık ve apaçık bir kitap da gelmiştir.
Mâide / 15 - (Adem Uğur)
Ey ehl-i kitap! Resûlümüz size Kitap'tan gizlemekte olduğunuz birçok şeyi açıklamak üzere geldi; birçok (kusurunuzu) da affediyor. Gerçekten size Allah'tan bir nur, apaçık bir kitap geldi.
Mâide / 15 - (Ahmed Hulusi)
Ey hakikat bilgisi verilmiş olanlar. . . Hakikat bilgisinden gizlediklerinizin birçoğunu size açıklayan ve birçoğunu (gizlemenizi de) affeden Rasûlümüz geldi. . . Gerçekten size Allâh'tan bir Nur ve Kitab-ı Mubiyn (açık seçik Sünnetullah bilgisi) gelmiştir.
Mâide / 15 - (Ahmet Tekin)
Ey geçmiş kitapları sahiplenenler, kendi mensuplarınızdan ve başkalarından gizlemekte olduğunuz, kitaplarınızdaki hükümlerden birçoğunu, size açıklayan birçok hükmü de yürürlükten kaldıran Rasulümüz, tebliğ ve davet görevi ile kesinlikle size de geldi. Allah’tan size bir nur, Muhammed, İslâm dini, Allah, insan, kâinat ilişkilerini, ilâhî düzeni açıklayan apaçık bir kitap Kur’ân geldi.
Mâide / 15 - (Ahmet Varol)
Ey kitap ehli! Kitap'tan gizlemekte olduklarınızın çoğunu size açıklayan ve çoğunu da geçen peygamberimiz size geldi. Gerçekten size Allah'tan bir nur ve açık bir Kitap geldi.
Mâide / 15 - (Ali Bulaç)
Ey Kitap Ehli, Kitaptan gizlemekte olduklarınızın çoğunu size açıklayan ve bir çoğundan geçiveren elçimiz geldi. Size Allah'tan bir nur ve apaçık bir Kitap geldi.
Mâide / 15 - (Ali Fikri Yavuz)
Ey Yahudî ve Hristiyanlar! Şimdi size Peygamberimiz geldi; kitabınızdan gizlemekte olduğunuz şeylerin bir çoğunu size açıklıyor, bir çoğundan da geçiyor. İşte size, Allah’dan bir Nur (Hz. Muhammed Aleyhisselâm) ve aydın bir kitap (KUR’ÂN) geldi.
Mâide / 15 - (Ali Ünal)
Ey Kitap Ehli! Hiç şüphesiz size, (en üstün niteliklerle donatılmış ve bu nitelikleriyle birlikte geleceğini de çok iyi bildiğiniz) Rasûlümüz (Muhammed) gelmiş bulunuyor: Kitap’tan (Tevrat ve İncil’den) gizleyegeldiğiniz pek çok şeyi size açıklıyor ve pek çoğunu da yüzünüze vurmayarak, öylece bırakıyor. Evet, hiç şüphesiz size Allah’tan, (parlaklığı göz kamaştırıcı ve zihninizi, kalbinizi ve yolunuzu aydınlatan) bir Nur ve kendisi apaçık olduğu gibi, her gerçeği de açıklayan bir Kitap (Kur’ân) gelmiş bulunuyor.
Mâide / 15 - (Bayraktar Bayraklı)
Ey kitap ehli! Peygamberimiz, kitaptan gizlediklerinizin çoğunu açıklamak üzere size geldi; birçok kusurunuzdan da vazgeçiyor. Şu bir gerçek ki, size Allah'tan bir nur, apaçık bir kitap gelmiştir.
Mâide / 15 - (Bekir Sadak)
Ey Kitab ehli! Kitab'dan gizleyip durdugunuzun cogunu size acikca anlatan ve cogundan da geciveren peygamberimiz gelmistir. Dogrusu size Allah'tan bir nur ve apacik bir Kitab gelmistir.
Mâide / 15 - (Celal Yıldırım)
Ey Kitap Ehli! Kitabınızdan gizlediğiniz birçok şeyi size açıklayan ve birçoğunu da (açıklamaya gerek görmeyip) geçen Peygamberimiz size gelmiştir. Şüphesiz ki size Allah'tan bir nûr ve çok açık bir kitap gelmiştir.
Mâide / 15 - (Cemal Külünkoğlu)
Ey Ehli Kitab! Size Kitap (Tevrat)'tan gizlemekte olduğunuz birçok şeyi açıklayan ve birçoğundan da (değinmeden) geçiveren Resulümüz gelmiştir. İşte size Allah'tan bir nur ve apaçık bir kitap (Kur'an) gelmiştir.
Mâide / 15 - (Diyanet İşleri (eski))
Ey Kitap ehli! Kitap'dan gizleyip durduğunuzun çoğunu size açıkça anlatan ve çoğundan da geçiveren peygamberimiz gelmiştir. Doğrusu size Allah'tan bir nur ve apaçık bir Kitap gelmiştir.
Mâide / 15 - (Diyanet Vakfi)
Ey ehl-i kitap! Resûlümüz size Kitap'tan gizlemekte olduğunuz birçok şeyi açıklamak üzere geldi; birçok (kusurunuzu) da affediyor. Gerçekten size Allah'tan bir nur, apaçık bir kitap geldi.
Mâide / 15 - (Edip Yüksel)
Kitap halkı, kitabın gizlediğiniz bir çok bölümünü açığa çıkaran ve bir çoğunu da yüzünüze vurmayan elçimiz geldi size. ALLAH'tan bir ışık ve apaçık bir kitap da geldi size.
Mâide / 15 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Ey Ehli kitab, şimdi size Resulümüz geldi, kitabınızın gizlemekte olduğunuz bir çok yerlerini sizlere beyan ediyor, bir çoğundan da geçiyor, işte size Allahdan bir nur, bir parlak kitab geldi
Mâide / 15 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Ey kitap verilenler, şimdi size, kitabınızın gizlemekte olduğunuz birçok yerlerini sizlere açıklayan birçoğunu da geçiveren Peygamberimiz geldi. İşte size Allah'tan bir nur, bir parlak kitap geldi.
Mâide / 15 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Ey kitap ehli! Kitaptan gizlemiş olduğunuz şeylerin çoğunu açıklayan, çoğundan da vazgeçen peygamberimiz size geldi. Ayrıca size, Allah'tan bir nur ve apaçık bir kitap da gelmiştir.
Mâide / 15 - (Gültekin Onan)
Ey kitap ehli, kitaptan gizlemekte olduklarınızın çoğunu size açıklayan ve bir çoğundan geçiveren elçimiz geldi. Size Tanrı'dan bir nur ve apaçık bir kitap geldi.
Mâide / 15 - (Harun Yıldırım)
Ey kitap ehli! Muhakkak kitaptan gizlediklerinizin pek çoğunu açıklayan rasulümüz size gelmiştir ki pek çoğundan vaz geçiyor. Muhakkak size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap gelmiştir.
Mâide / 15 - (Hasan Basri Çantay)
Ey ehl-i kitâb, size — kitabdan gizlemekde olduğunuz şeylerin bir çoğunu meydana vuran, bir çoğundan da geçiveren — peygamberimiz gelmişdir. Size Allahdan hakıykî bir nur ve apaçık bir kitab gelmişdir.
Mâide / 15 - (Hayrat Neşriyat)
Ey ehl-i kitab! Muhakkak Resûlümüz (Muhammed) size geldi; Kitab’dan(Tevrât’tan, âhir zaman peygamberinin sıfatları ve recim âyeti gibi) gizlemekte olduğunuz şeylerin birçoğunu size açıklıyor, birçoğunu da (açıklamıyor) affediyor. Doğrusu size Allah’dan bir nûr ve apaçık bir Kitab (Kur’ân) gelmiştir.
Mâide / 15 - (İbni Kesir)
Ey Ehl-i Kitab; size peygamberimiz gelmiştir, kitabtan gizleyip durduğunuzun çoğunu size açıkça anlatır ve çoğundan da geçiverir. Gerçekten size Allah'tan bir nur ve apaçık bir kitab gelmiştir.
Mâide / 15 - (Kadri Çelik)
Ey kitab ehli! Kitaptan gizleyip durduğunuzun çoğunu size açıkça anlatan ve (kusurunuzun) çoğunu da affeden peygamberimiz size gelmiştir. Doğrusu size Allah'tan bir nur ve açıklayıcı bir kitab gelmiştir.
Mâide / 15 - (Muhammed Esed)
Ey Kitab-ı Mukaddesin izleyicileri! Şimdi size, (kendi kendinizden) gizlediğiniz Kitabın birçoğunu açıklamak ve bir kısmını da bağışlamak amacıyla Elçimiz gelmiştir. Şimdi Allahtan size bir ışık ve apaçık bir ilahi kelam ulaşmıştır,
Mâide / 15 - (Mustafa İslamoğlu)
Ey önceki vahyin mensupları (olan Yahudiler)! Kitaptan gizlediğiniz bir çok hakikati size açıklamak ve (zaten bilinen) bir kısmından da geçmek üzere elçimiz gelmiştir. Artık size Allah'tan bir ışık ve net bir mesaj ulaşmıştır.
Mâide / 15 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ey ehl-i kitâb! Muhakkak size resûlümüz geldi. Kitaptan gizlemekte olduğunuz birçok şeyleri size açıklıyor, bir çoğundan da geçiveriyor. Şüphe yok ki, size Allah Teâlâ tarafından bir nûr ve bir apaçık kitap gelmiştir.
Mâide / 15 - (Ömer Öngüt)
Ey ehl-i kitap! Size Resul'ümüz geldi. Kitap'tan gizleyip durduğunuz şeylerin bir çoğunu size açıklıyor, bir çoğundan da geçiyor. Gerçekten size Allah'tan bir nur ve apaçık bir kitap geldi.
Mâide / 15 - (Şaban Piriş)
Ey kitap ehli, Resûlümüz size geldi, kitaptan gizlediğiniz şeylerin bir çoğunu size açıkça anlatıyor ve bir çoğunu da geçiyor. Doğrusu size Allah’tan bir aydınlatıcı ve apaçık bir kitap gelmiştir.
Mâide / 15 - (Sadık Türkmen)
Ey kitap EHLİ (Museviyim, İseviyim diyenler)! Artık size elçimiz (Muhammed) gelmiştir. O, kitabınızdan gizleyip durduğunuz gerçeklerden birçoğunu sizlere gösteriyor, Tevrat’tan ve İncil’den gizlediğiniz bazı şeyleri de affediyor. İşte size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap (Kur’an) gelmiştir.
Mâide / 15 - (Seyyid Kutub)
Ey Kitap Ehli, size bizim peygamberimiz geldi. Bu peygamber, elinizdeki kitabın öteden beri gizli tuttuğunuz bir hükmünü açıklıyor, bir çoğuna da değinmiyor. Gerçekten size Allah tarafından bir ışık, bir açıklayıcı kitap geldi.
Mâide / 15 - (Suat Yıldırım)
Ey Ehl-i kitap! Kitaptan (Tevrat’tan) gizlediklerinizin çoğunu size beyan eden,bir çoğunu da yüzünüze vurmayarak affeden Resulümüz size gelmiş bulunuyor. İşte size Allah tarafından bir nûr ve hakikatleri açıklayan bir kitap geldi.
Mâide / 15 - (Süleyman Ateş)
Ey Kitap ehli, elçimiz size geldi, Kitaptan gizlediğiniz şeylerin çoğunu size açıklıyor, çoğundan da geçiyor. Gerçekten size Allah'tan bir nur ve açık bir Kitap gelmiştir.
Mâide / 15 - (Tefhim-ul Kuran)
Ey Kitap Ehli, Kitaptan gizlemekte olduklarınızın çoğunu size açıklayan ve bir çoğundan geçiveren elçimiz geldi. Size Allah'tan bir nur ve apaçık bir Kitap da geldi.
Mâide / 15 - (Ümit Şimşek)
Ey Kitap Ehli! Size Bizim elçimiz geldi ki, kitaptan gizlediğiniz pek çok şeyi size açıklar, birçoğunu da yüzünüze vurmaz. Gerçekten size Allah'tan bir nur ile hakkı açıklayan bir kitap gelmiştir.
Mâide / 15 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Ey Ehlikitap! Resulümüz size geldi. Kitap'tan saklamış olduklarınızın çoğunu size ayan-beyan açıklıyor; çoğundan da geçiyor. Şu bir gerçek ki, size Allah'tan bir ışık ve apaçık bir Kitap gelmiştir.
Mâide / 15 - (İskender Ali Mihr)
Ey kitap ehli! (Kitap sahipleri), Kitap’tan çoğunu gizlemiş olduğunuz ve çoğundan vazgeçtiğiniz şeyleri, size beyan eden bir Resûl’ümüz gelmiştir. Size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap gelmiştir.
Mâide / 15 - (İlyas Yorulmaz)
Ey kitap ehli! Kitaptan (İncil den) gizlediklerinizi size açıklayan ve (gizlediklerinizin) birçoğunu da hatırlatmayıp bağışlayan elçimiz geldi. Allah dan size, yolunuzu aydınlatan bir ışık ve her şeyi açıklayan bir kitap gelmiştir.
يَهْدِي بِهِ اللّهُ مَنِ اتَّبَعَ رِضْوَانَهُ سُبُلَ السَّلاَمِ وَيُخْرِجُهُم مِّنِ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ بِإِذْنِهِ وَيَهْدِيهِمْ إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ
Okunuşu: Yehdî bihillâhu menittebea rıdvânehu subules selâmi ve yuhricuhum minez zulumâti ilân nûri bi iznihî ve yehdîhim ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).
Mâide / 16 - (Diyanet İşleri)
Allah, onunla rızası peşinde olanları selâmet yollarına iletir ve onları izniyle, karanlıklardan aydınlığa çıkarıp kendilerini dosdoğru bir yola iletir.
Mâide / 16 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Allah, kendi rızasına uyanları, onunla esenlik yollarına götürür ve dileğiyle onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve onları doğru yola sevk eder.
Mâide / 16 - (Abdullah Parlıyan)
Ki onunla, Allah kendi rızasını arayan herkese kurtuluşa götüren yollarını gösterir, rahmetiyle onları karanlığın derinliklerinden aydınlığa çıkarır ve dosdoğru bir yola yöneltir.
Mâide / 16 - (Adem Uğur)
Rızasını arayanı Allah onunla kurtuluş yollarına götürür ve onları iradesiyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır, dosdoğru bir yola iletir.
Mâide / 16 - (Ahmed Hulusi)
Rıdvanına (insandaki Esmâ hakikatiyle tahakkuk kuvvesi - melekesi) tâbi olanları, Allâh hakikatleri olan Esmâ özellikleriyle, hakikate erdirir; onları Esmâ bileşimlerinin elvermesiyle karanlıklardan nura çıkarır ve onları doğru yaşam yoluna yöneltir.
Mâide / 16 - (Ahmet Tekin)
Allah, o kitapla, Kur’ân’la, rızasına ulaşma mertebesini gözetenlere, hukukun üstün, hakkın ve adaletin belirleyici güç, barışın hâkim olduğu güvenli bir dünya düzenine, selâmet yurduna, cennete götüren yolları gösterir. Onları iradesiyle bilgilendirerek inkâr ve cehalet karanlıklarından iman ve ilim aydınlığına, nura çıkarır ve onlara doğru, muhkem, güvenli yolu, İslâmî hayatı gösterir.
Mâide / 16 - (Ahmet Varol)
Allah onunla rızasını gözetenleri selamet yollarına eriştirir ve kendi izniyle onları karanlıklardan aydınlığa çıkarıp dosdoğru yola iletir.
Mâide / 16 - (Ali Bulaç)
Allah, rızasına uyanları bununla kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip iletir.
Mâide / 16 - (Ali Fikri Yavuz)
Allah, rızasına uyanları o nurla selâmet yollarına iletir ve onları, izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarıp doğru yola (İslâma) götürür.
Mâide / 16 - (Ali Ünal)
Allah, o Nur ve Kitap vasıtasıyla, rızasını talep eden ve rızası istikametinde davrananları huzur, kurtuluş ve emniyet yollarına iletir; onları, sadece Kendi izni ve lütfuyla karanlıklardan nûra çıkarır ve onları (düşünce, söz ve davranışlarında) doğru bir yola hidayet eder.
Mâide / 16 - (Bayraktar Bayraklı)
Rızâsını arayanı Allah onunla kurtuluş yollarına iletir ve onları kendi izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarıp dosdoğru bir yola götürür.
Mâide / 16 - (Bekir Sadak)
Allah, rizasini gozetenleri onunla, selamet yollarina eristirir ve onlari, izni ile, karanliklardan aydinliga cikarir. Onlari dogru yola iletir.
Mâide / 16 - (Celal Yıldırım)
Allah kendi hoşnutluğuna uyanları onunla selâmet yollarına eriştirir; kendi izniyle onları karanlıklardan çıkarıp aydınlığa ulaştırır ve doğru yola koyar.
Mâide / 16 - (Cemal Külünkoğlu)
Allah, rızasını gözetenleri bu kitap (Kur'an) sayesinde selamet/kurtuluş yollarına iletir. Onları kendi izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve doğru yola ulaştırır.
Mâide / 16 - (Diyanet İşleri (eski))
Allah, rızasını gözetenleri onunla, selamet yollarına eriştirir ve onları, izni ile, karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Onları doğru yola iletir.
Mâide / 16 - (Diyanet Vakfi)
Rızasını arayanı Allah onunla kurtuluş yollarına götürür ve onları iradesiyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır, dosdoğru bir yola iletir.
Mâide / 16 - (Edip Yüksel)
Onunla ALLAH, rızasını gözetenleri barış ve huzur yollarına ulaştırır, izniyle onları karanlıklardan aydınlığa çıkararak onları dosdoğru yola iletir.
Mâide / 16 - (Gültekin Onan)
Tanrı, rızasına uyanları bununla kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip iletir.
Mâide / 16 - (Harun Yıldırım)
Allah kendi rızasına uyan kimseyi onunla selamet yollarına iletir ve onları izniyle karanlıklardan nura çıkarır ve onları dosdoğru bir yola iletir.
Mâide / 16 - (Hasan Basri Çantay)
Ki Allah, rızaasına uyanları onun sebebiyle selâmet yollarına doğrultur, onları, iradesiyle, karanlıklardan aydınlığa çıkarıb kendilerini dosdoğru bir yola iletir.
Mâide / 16 - (Hayrat Neşriyat)
Rızâsına uyanları Allah onunla selâmet yollarına eriştirir, onları izni ile zulümâttan (küfür karanlıklarından) nûra (îmâna) çıkarır ve onları dosdoğru bir yola hidâyet eder.
Mâide / 16 - (İbni Kesir)
Allah onunla, rızasını gözetenleri selamet yollarına iletir. İzniyle onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve doğru yola iletir.
Mâide / 16 - (Kadri Çelik)
Allah, rızası ardınca gidenleri onunla esenlik yollarına eriştirir ve onları, izni ile karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve onları doğru yola hidayet eder.
Mâide / 16 - (Muhammed Esed)
ki onunla Allah, kendi rızasını arayan herkese kurtuluşa götüren yolları gösterir, rahmetiyle onları karanlığın derinliklerinden aydınlığa çıkarır ve dosdoğru bir yola yöneltir.
Mâide / 16 - (Mustafa İslamoğlu)
Onunla Allah, kendi rızasını gözetenleri ebedi kurtuluş yollarına ulaştırır; rahmetiyle onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve dosdoğru bir yola yönlendirir.
Mâide / 16 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Allah Teâlâ, rızasına tâbi olanları onunla selâmet yollarına götürür ve onları izniyle zulmetlerden nûra çıkarır ve onları dosdoğru yola hidâyet eder.
Mâide / 16 - (Ömer Öngüt)
Allah, rızasını arayanları onunla kurtuluş yollarına eriştirir ve onları izni ile karanlıklardan aydınlığa çıkarır, onları dosdoğru bir yola iletir.
Mâide / 16 - (Şaban Piriş)
Allah, onunla hoşnut olduğu şeyleri isteyenleri kurtuluş yollarına iletip karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve onları dosdoğru bir yola hidayet eder.
Mâide / 16 - (Sadık Türkmen)
Allah; onunla (o Kur’an ile), rızası peşinde olanları sonsuz kurtuluşa ve onları izniyle, karanlıklardan aydınlığa çıkarıp, kendilerini dosdoğru bir yola iletir.
Mâide / 16 - (Seyyid Kutub)
Allah, rızası peşinde koşanları, bu kitap sayesinde selamet yollarına erdirir, onları, kendi izni ile, karanlıklardan aydınlığa çıkarır, doğru yola iletir.
Mâide / 16 - (Suat Yıldırım)
Allah onunla, rızasını izleyenleri selâmet yollarına iletir, Onları izni ile karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve onları dosdoğru yola iletir.
Mâide / 16 - (Süleyman Ateş)
Allâh, onunla rızâsına uyanları esenlik yollarına iletir ve onları kendi izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarıp dosdoğru bir yola iletir.
Mâide / 16 - (Tefhim-ul Kuran)
Allah, rızasına uyanları bununla kurtuluş yollarına ulaştır ve onları kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip iletir.
Mâide / 16 - (Ümit Şimşek)
Onunla Allah, kendi rızasını izleyenleri selâmet yollarına iletir, onları izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve dosdoğru bir yola iletir.
Mâide / 16 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Allah, rızasına uyanları o Kitap'la esenlik ve barış yollarına iletir ve onları kendi izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarıp şaşmayan ve sapmayan dosdoğru yola kılavuzlar.
Mâide / 16 - (İskender Ali Mihr)
Allah (c.c.), rızasına tâbî olan kişiyi onunla (Resûlü ile) teslim yollarına hidayet eder. Kendi izniyle onları karanlıktan aydınlığa (zulmetten nura) çıkarıp Sırât-ı Mustakîm’e hidayet eder (ulaştırır).
Mâide / 16 - (İlyas Yorulmaz)
Allah, aydınlatıcı ve açıklayıcı bu kitapla rızasına uyanları, selamet yollarına iletir ve izni ile onları karanlıklardan aydınlıklara çıkarır. Aynı zamanda onları en doğru yola iletir.
لَّقَدْ كَفَرَ الَّذِينَ قَآلُواْ إِنَّ اللّهَ هُوَ الْمَسِيحُ ابْنُ مَرْيَمَ قُلْ فَمَن يَمْلِكُ مِنَ اللّهِ شَيْئًا إِنْ أَرَادَ أَن يُهْلِكَ الْمَسِيحَ ابْنَ مَرْيَمَ وَأُمَّهُ وَمَن فِي الأَرْضِ جَمِيعًا وَلِلّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا يَخْلُقُ مَا يَشَاء وَاللّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Okunuşu: Lekad keferellezîne kâlû innallâhe huvel mesîhubnu meryem(meryeme) kul fe men yemliku minallâhi şey’en in erâde en yuhlikel mesîhabne meryeme ve ummehu ve men fîl ardı cemîa(cemîan) ve lillâhi mulkus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ. Yahluku mâ yeşâu, vallâhu alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Mâide / 17 - (Diyanet İşleri)
Andolsun, “Allah, Meryem oğlu Mesih’tir”, diyenler kesinlikle kâfir oldular. De ki: “Şâyet Allah, Meryem oğlu Mesih’i, onun anasını ve yeryüzünde olanların hepsini yok etmek istese, Allah’a karşı kim ne yapabilir? Göklerin, yerin ve bunların arasında bulunan her şeyin hükümranlığı Allah’ındır. Dilediğini yaratır. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.”
Mâide / 17 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Şüphesiz Allah, Meryem oğlu Mesîh'dir diyenler andolsun ki kâfir olmuşlardır. De ki: Öyleyse Allah, Meryem oğlu Mesîh'i, anasını ve yeryüzündekilerin hepsini imha etmek isterse Allah'a kim bir şey yapabilecektir (O'na kim bir şeyle engel olabilecektir)? Göklerde, yerde ve ikisi arasında ne varsa hepsinin mülkiyeti Allah'a aittir. O dilediğini yaratır ve Allah her şeye tam manasıyle kadirdir.
Mâide / 17 - (Abdullah Parlıyan)
“Allah, Meryem oğlu Mesihtir” diyenler, gerçekleri örtbas ederek kâfir olmuş oldular. De ki: “Eğer Meryem oğlu İsa'yı ve O'nun annesini ve yeryüzündeki herkesi helak etmek isteseydi, kim Allah'a mani olabilirdi. Zira göklerin ve yerin ve onlar arasında bulunan herşeyin hükümranlığı Allah'a aittir. O dilediğini yaratır ve Allah dilediğini yapmaya güç yetirendir.”
Mâide / 17 - (Adem Uğur)
'Allah, Meryem’in oğlu Mesih’tir' diyenler kâfir olmuşlardır. Onlara:'Allah, Meryem oğlu Mesih’i, anasını ve bütün yeryüzündekileri helâk etmek istese, ona kim engel olabilir?' de.Göklerin, yerin ve ikisi arasındaki varlıkların ve imkânların mülkü ve hâkimiyeti sadece Allah’a aittir, Allah’ın tasarrufundadır. O, sünneti, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygun olan şeyi yaratır. Allah’ın her şeye gücü, kudreti yeter.
Mâide / 17 - (Ahmed Hulusi)
Andolsun ki "Allâh, Meryemoğlu Mesih'tir" diyenler hakikati inkâr etmişlerdir! De ki: "Eğer Meryemoğlu Mesih'i, Onun anasını ve yeryüzünde kim varsa hepsini birden helâk etmeyi dilerse, kim Allâh'a karşı koyacak bir kuvvete sahiptir?". . . Semâların, arzın ve ikisi arasındakilerin varlığı Allâh (Esmâ ül Hüsnâ özelliklerinin açığa çıkması - seyri) içindir! Dilediğini yaratır! Allâh her şeye Kaadir'dir.
Mâide / 17 - (Ahmet Tekin)
'Allah, Meryem’in oğlu Mesih’tir' diyenler kâfir olmuşlardır. Onlara:'Allah, Meryem oğlu Mesih’i, anasını ve bütün yeryüzündekileri helâk etmek istese, ona kim engel olabilir?' de.Göklerin, yerin ve ikisi arasındaki varlıkların ve imkânların mülkü ve hâkimiyeti sadece Allah’a aittir, Allah’ın tasarrufundadır. O, sünneti, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygun olan şeyi yaratır. Allah’ın her şeye gücü, kudreti yeter.
Mâide / 17 - (Ahmet Varol)
Şüphesiz ki 'Allah Meryem oğlu Mesih'tir' diyenler kâfir olmuşlardır. De ki: 'Allah, Meryem oğlu Mesih'i, annesini ve yeryüzünde olanların tümünü yok etmek istese O'na karşı kim ne yapabilir?' Göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin mülkiyeti Allah'a aittir. O, dilediğini yaratır. Allah her şeye güç yetirendir.
Mâide / 17 - (Ali Bulaç)
Andolsun, "Şüphesiz, Allah Meryem oğlu Mesih'tir." diyenler küfre düşmüştür. De ki: "O, eğer Meryem oğlu Mesih'i, onun annesini ve yeryüzündekilerin tümünü helak (yok) etmek isterse, Allah'tan (bunu önlemeye) kim birşeye malik olabilir?" Göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin tümünün mülkü Allah'ındır; dilediğini yaratır. Allah her şeye güç yetirendir.
Mâide / 17 - (Ali Fikri Yavuz)
Andolsun ki, “- Allah, o Meryem’in oğlu Mesih’dir” diyenler şüphesiz kâfir olmuştur. De ki: “- Eğer Allah, Meryem’in oğlu Mesih’i, anasını ve arzda bulunanların hepsini yok etmek isterse, ondan kim bir şey kurtarabilir. Göklerin ve yerin aralarındaki her şeyin mülkü (hâkimiyeti) Allah’ındır. O, dilediğini yaratır ve her şeye kadirdir.”
Mâide / 17 - (Ali Ünal)
“Allah, Meryem oğlu Mesih’tir!” diyenler, kesinlikle kâfir olmuşlardır. De ki: “Eğer Allah, Meryem oğlu Mesih’i, annesini ve yeryüzünde bulunan herkesi helâk etmek dilese, O’na karşı kimin elinden bir şey gelebilir; O’nu kim engelleyebilir?” Doğrusu, Allah’a aittir göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunan her şeyin mutlak mülkiyeti ve hakimiyeti. O, dilediğini yaratır. Allah, her şeye hakkıyla güç yetirendir.
Mâide / 17 - (Bayraktar Bayraklı)
Andolsun ki, “Allah, Meryem oğlu Mesih'tir” diyenler kâfir oldular. De ki: “Eğer Meryem oğlu Îsa'yı, onun annesini ve yeryüzündekilerin hepsini imha etmek isterse, kim Allah'a engel olabilir? Zira göklerin, yerin ve onlar arasında bulunan her şeyin hükümranlığı Allah'a aittir. O, dilediğini yaratır ve Allah her şeye tam manasıyla gücü yetendir.”
Mâide / 17 - (Bekir Sadak)
«Allah ancak Meryem oglu Mesih'tir» diyenler and olsun ki kafir olmuslardir. De ki: «Allah ancak Meryem oglu Mesih'i, anasini ve yeryuzunde olanlarin hepsini yok etmeyi dilerse kim O'na karsi koyabilir?» Goklerin, yerin ve arasindakilerin hukumranligi Allah'indir, diledigini yaratir. Allah her seye Kadir'dir.
Mâide / 17 - (Celal Yıldırım)
«Allah, Meryem oğlu Mesih'in kendisidir,» diyenler, and olsun ki kâfir olmuşlardır. De ki: Eğer Allah, Meryem oğlu Mesih'i, anasını ve yeryüzündeki her şeyi yok etmeyi dilese, Allah'ın (bu irâdesin)den bir şey kurtarmaya (onu durdurmaya) kim sahip olabilir ? Göklerin, yerin ve aralarındaki her şeyin mülkü Allah'ındır. Dilediğini yaratır. Allah'ın kudreti her şeye yeter.
Mâide / 17 - (Cemal Külünkoğlu)
Yemin olsun ki, “Allah, Meryem'in oğlu Mesih'tir!” diyenler (şirke girip) kâfir olmuşlardır. De ki: “Eğer Allah, Meryem oğlu İsa'yı ve onun annesini ve yeryüzündeki herkesi yok etmek isteseydi O'na kim engel olabilirdi? Zira göklerin, yerin ve onlar arasında bulunan her şeyin hükümranlığı Allah'a aittir. O dilediğini yaratır. Allah her şeye gücü yetendir!”
Mâide / 17 - (Diyanet İşleri (eski))
'Allah ancak Meryem oğlu Mesih'tir' diyenler and olsun ki kafir olmuşlardır. De ki: 'Allah Meryem oğlu Mesih'i, anasını ve yeryüzünde olanların hepsini yok etmeyi dilerse kim O'na karşı koyabilir?' Göklerin, yerin ve arasındakilerin hükümranlığı Allah'ındır, dilediğini yaratır. Allah her şeye Kadir'dir.
Mâide / 17 - (Diyanet Vakfi)
«Şüphesiz Allah, Meryem oğlu Mesîh'dir» diyenler andolsun ki kâfir olmuşlardır. De ki: Öyleyse Allah, Meryem oğlu Mesîh'i, anasını ve yeryüzündekilerin hepsini imha etmek isterse Allah'a kim bir şey yapabilecektir (O'na kim bir şeyle engel olabilecektir)! Göklerde, yerde ve ikisi arasında ne varsa hepsinin mülkiyeti Allah'a aittir. O dilediğini yaratır ve Allah her şeye tam manasıyle kadirdir.
Mâide / 17 - (Edip Yüksel)
'ALLAH Meryem oğlu Mesih'tir,' diyenler elbette kafir olmuşlardır. De ki: 'ALLAH Meryem oğlu Mesih'i, annesini ve hatta yeryüzündekilerin tümünü helak etmek isterse, kim buna engel olabilir?' Göklerin, yerin ve arasındakilerin egemenliği ALLAH'a aittir. Dilediğini yaratır. ALLAH herşeye Gücü Yetendir.
Mâide / 17 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Kasem olsun ki küfretti şunlar «Allah o Meryemin oğlu Mesih» tir diyenler, de ki: Eğer Allah Meryemin oğlu Mesihı ve anasını ve arzda bulunanların hepsini helâk etmek murad ederse ondan kim bir şey kurtarabilir, bütün göklerin ve yerin ve aralarında ne varsa hepsinin mülkü Allahın, dilediğini yaratır ve Allah her şey'e kadîrdir.
Mâide / 17 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Andolsun ki, «Meryem'im oğlu Mesih, Allah'tır.» diyenler kafir olmuşlardır. De ki: «Eğer Allah, Meryem'in oğlu Mesih'i, annesini ve yeryüzünde bulunanların hepsini yok etmek isterse, ondan kim birşey kurtarabilir?» Bütün göklerin, yerin ve aralarındakilerin hükümranlığı Allah'ındır, dilediğini yaratır ve Allah herşeye gücü yetendir.
Mâide / 17 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Muhakkak ki, «Allah, ancak Meryemoğlu İsa Mesih'tir» diyenler kâfir olmuşlardır. (Onlara) de ki: « Allah, Meryemoğlu İsa Mesih'i, anasını ve bütün yeryüzündekileri helak etmek istese O'na kim engel olabilir?» Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin mülkiyeti sadece Allah'a aittir. O, dilediğini yaratır. Allah, her şeye kadirdir.
Mâide / 17 - (Gültekin Onan)
Andolsun, "Tanrı, Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler kafir olmuşlardır / küfretmişlerdir (keferelleziyne). De ki: "O, eğer Meryem oğlu Mesih'i, onun annesin ve yeryüzündekilerin tümünü helak etmek isterse, Tanrı'dan [bunu önlemeye] kim birşeye malik olabilir? Göklerin, yerin ve bunların arasındakilerin tümünün mülkü Tanrı'nındır; dilediğini yaratır. Tanrı herşeye güç yetirendir.
Mâide / 17 - (Harun Yıldırım)
Andolsun ki “Allah elbette Meryemoğlu Mesih’in kendisidir.” diyenler muhakkak kafir olmuşlardır. De ki: “O halde Allah Meryem oğlu Mesih’i, annesini ve yeryüzündeki kimseleri hep birden helak etmek isterse kim Allah’tan bir şeye sahip olabilir? Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların mülkü Allah’ındır. Allah dilediğini yaratır. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.”
Mâide / 17 - (Hasan Basri Çantay)
«Hakıykat, Allah Meryem oğlu Mesîh in kendisidir» diyenler andolsun ki kâfir olmuşdur. De ki: «O halde Allah, Meryem oğlu Mesîhi, anası (Meryem) i ve yer yüzünde bulunanların hepsini öldürmek isterse kim Allahın her hangi bir şey'ine (saahib ve) mâlik olabilir? Göklerin, yerin ve aralarındaki her şey'in hükümranlığı Allahındır. O, ne dilerse yaratır. Allah, her şey'in üstünde tam bir kudret saahibidir.
Mâide / 17 - (Hayrat Neşriyat)
Andolsun ki, şübhesiz Allah, o Meryemoğlu Mesîhdir!' diyenler kâfir olmuşlardır! De ki: 'Peki (Allah, sizin ilâh olarak düşündüğünüz) Meryemoğlu Mesîh’i, annesini ve yeryüzündekilerin hepsini helâk etmek istese, Allah’a karşı kim bir şeye mâlik olabilir? Hem göklerin ve yerin ve ikisi arasında bulunanların mülkü Allah’ındır. (O) ne dilerse yaratır.' Çünki Allah, herşeye hakkıyla gücü yetendir.
Mâide / 17 - (İbni Kesir)
Andolsun ki, Allah; ancak Meryem oğlu Mesih'tir, diyenler kafir olmuşlardır. De ki: Eğer, Meryem oğlu Mesih'i anasını ve yeryüzünde olanların hepsini helak etmek isterse; kim, Allah'a karşı koyabilir? Göklerin, yerin ve arasındakilerin mülkü Allah'ındır. Dilediğini yaratır. Ve Allah, her şeye Kadir'dir.
Mâide / 17 - (Kadri Çelik)
“Şüphesiz Allah ancak Meryem oğlu Mesih'tir” diyenler kâfir olmuşlardır. De ki: “Öyleyse Allah Meryem oğlu Mesih'i, anasını ve yeryüzünde olanların hepsini yok etmeyi dilerse, Allah'tan (bunu önleme hususunda) kim bir şeye malik olabilir?” Göklerin, yerin ve arasındakilerin egemenliği Allah'ındır, dilediğini yaratır. Allah her şeye kadirdir.
Mâide / 17 - (Muhammed Esed)
"Allah, Meryemin oğlu Mesihtir!" diyenler hakikati inkar ederler. De ki: "Eğer Meryem oğlu İsayı ve onun annesini ve yeryüzündeki herkesi -onların tümünü- helak etmek isteseydi kim Allaha mani olabilirdi? Zira, göklerin ve yerin onlar arasında bulunan her şeyin hükümranlığı Allaha aittir; O dilediğini yaratır: ve Allah dilediğini yapmaya kadirdir!"
Mâide / 17 - (Mustafa İslamoğlu)
"Allah Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler kesinlikle küfre saplanmışlardır. De ki: "Eğer Meryem oğlu Mesih'i ve onun annesini ve yeryüzünde yaşayan herkesi helak etmek isteseydi kim Allah'a engel olabilirdi? Zira göklerin, yerin ve onlar arasındakilerin otoritesi dilediğini yaratan Allah'a aittir: ve Allah'ın gücü her şeye yeter!
Mâide / 17 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Şüphe yok ki, «Allah, O Meryem'in oğlu Mesih'tir,» diyenler kasem olsun ki, muhakkak kâfir olmuşlardır. De ki: «Eğer Allah, Meryem'in oğlu Mesih'i ve O'nun validesini ve yerde bulunanların hepsini helâk etmek istese kim Allah'tan bir şeye mâlik olabilir! Göklerin de, yerin de ve bunların aralarında bulunanların da mülkü Allah Teâlâ'ya aittir. Dilediğini yaratır. Ve Allah Teâlâ her şeye tamamıyla kâdirdir.»
Mâide / 17 - (Ömer Öngüt)
“Allah Meryem oğlu Mesih'tir. ” diyenler andolsun ki kâfir olmuşlardır. De ki: “Eğer Allah Meryem oğlu Mesih'i, anasını ve yeryüzünde olanların hepsini yok etmeyi dilerse, Allah'a kim bir şey yapabilecektir?” Göklerin, yerin ve ikisinin arasında ne varsa hepsinin hükümranlığı Allah'ındır. Dilediğini yaratır. Allah'ın kudreti her şeye yeter.
Mâide / 17 - (Şaban Piriş)
-Allah, Meryem oğlu Mesih’tir, diyenler kafir olmuştur. De ki: - Allah, Meryem oğlu Mesih’i, anasını ve yeryüzünde olanların hepsini yok etmeyi dilese; Allah’a karşı kimin elinde bir şey var. Göklerin, yerin ve arasındakilerin hakimiyeti Allah’ındır. O, dilediğini yaratır. Allah’ın her şeye gücü yeter.
Mâide / 17 - (Sadık Türkmen)
Andolsun; “Allah Meryemoğlu Mesih’tir”, diyenler kesinlikle kâfir oldular. De ki: “Şâyet Allah Meryemoğlu Mesih’i, onun anasını ve yeryüzünde olanların hepsini yok etmek istese, Allah’a karşı kim ne yapabilir? Göklerin, yerin ve bunların arasında bulunan herşeyin hükümranlığı, Allah’ındır. Dilediğini yaratır. Allah herşeye hakkıyla gücü yetendir.”
Mâide / 17 - (Seyyid Kutub)
Allah Meryemoğlu Mesih'dir diyenler kesinlikle kafir olmuşlardır. Onlara de ki; Eğer Meryemoğlu İsa'yı annesini ve yeryüzünde bulunan varlıkların tümünü yok etmek istese O'na kim engel olabilir? Göklerde, yeryüzünde ve ikisi arasında bulunan tüm varlıklar Allah'ın egemenlik tekelindedir. O dilediğini yaratır. Allah'ın gücü herşeye yeter.
Mâide / 17 - (Suat Yıldırım)
"Allah, Meryem’in oğlu Mesih’tir" diyenler kesinlikle kâfir olmuşlardır. De ki: "Eğer Allah Meryem’in oğlu Mesih’i, annesini ve dünyada bulunanların hepsini imha etmek istese, O’na karşı kimin elinden bir şey gelir? Kim O’nu engelleyebilir? Doğrusu göklerin, yerin ve ikisi arasında olan bütün varlıkların hakimiyeti Allah’a aittir. O dilediğini yaratır. Allah her şeye kadirdir.
Mâide / 17 - (Süleyman Ateş)
"Allâh, Meryem oğlu Mesih'tir." diyenler küfre gitmişlerdir. De ki: "Öyle ise Allâh, Meryem oğlu Mesih'i, annesini ve yeryüzünde olanların hepsini helâk etmek istese, Allah'a karşı kimin elinde bir şey var?" Göklerde, yerde ve ikisinin arasında bulunan herşey O'nundur. O, dilediğini yaratır, Allâh, herşeyi yapabilendir.
Mâide / 17 - (Tefhim-ul Kuran)
Andolsun, «Gerçek şu ki, Allah Meryem oğlu Mesih'tir» diyenler küfretmiştir. De ki: «O, eğer Meryem oğlu Mesih'i, onun annesini ve yer yüzündekilerin tümünü helak (yok) etmek isterse, Allah'tan (bunu önlemeğe) kim birşeye malik olabilir? Göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin tümünün mülkü Allah'ındır; dilediğini yaratır. Allah her şeye güç yetirendir.
Mâide / 17 - (Ümit Şimşek)
'Allah Meryem oğlu Mesih'tir' diyenler kâfir olmuşlardır. De ki: Eğer Allah Meryem oğlu Mesih ile annesini ve yeryüzündekilerin hepsini birden helâk etmeyi dilerse, Ona engel olacak kim var? Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin egemenliği Allah'a aittir. O dilediğini yaratır; zira Allah'ın gücü herşeye yeter.
Mâide / 17 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Yemin olsun ki, "Allah Meryem'in oğlu Mesih'tir" diyenler küfre batmışlardır. De ki: "Allah; Meryem'in oğlu Mesih'i, annesini ve yeryüzündeki insanların hepsini helâk etmek istese Allah'a karşı kimin elinde bir güç vardır!" Hem göklerin hem yerin hem de bunlar arasındakilerin mülk ve yönetimi Allah'ındır. Dilediğini yaratır. Allah her şeye Kadîr'dir.
Mâide / 17 - (İskender Ali Mihr)
Andolsun ki “Muhakkak ki Allah, Meryem oğlu Mesih’tir.” diyenler kâfir olmuşlardır. De ki; “Öyle ise Allah, Meryem oğlu Mesih’i, annesini ve yeryüzünde bulunanların hepsini helâk etmek isterse, Allah’dan bir şeyi (önlemeye) kimin gücü yeter?” Göklerde, yerde ve ikisinin arasında bulunan herşeyin mülkü Allah’ındır. O, dilediğini yaratır. Allah (c.c.), herşeye kaadirdir.
Mâide / 17 - (İlyas Yorulmaz)
Allah Meryem’in oğlu Mesih tir diyenler, (Allah’ın tek ilah olduğu) gerçeğini inkar etmişlerdir. Onlara deki “Allah, Meryem’in oğlu Mesih’i ve annesini helak etmek istese, Allah dan onları korumaya göklerde ve yerde olanlardan kimin gücü yeter?” Göklerin, yerin ve ikisi arasında olanların mülkü Allah’a aittir. Allah gökte ve yerde dilediğini yaratır. Çünkü Allah her şeyin planını ve hesabını, en iyi şekilde yapandır.
وَقَالَتِ الْيَهُودُ وَالنَّصَارَى نَحْنُ أَبْنَاء اللّهِ وَأَحِبَّاؤُهُ قُلْ فَلِمَ يُعَذِّبُكُم بِذُنُوبِكُم بَلْ أَنتُم بَشَرٌ مِّمَّنْ خَلَقَ يَغْفِرُ لِمَن يَشَاء وَيُعَذِّبُ مَن يَشَاء وَلِلّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَإِلَيْهِ الْمَصِيرُ
Okunuşu: Ve kâletil yahûdu ven nasârâ nahnu ebnâullâhi ve ehıbbâuhu kul fe lime yuazzibukum bi zunûbikul bel entum beşerun mimmen halak(halaka) yagfiru limen yeşâu ve yuazzibu men yeşâu ve lillâhi mulkus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ ve ileyhil masîr(masîru).
Mâide / 18 - (Diyanet İşleri)
(Bir de) yahudiler ve hıristiyanlar, “Biz Allah’ın oğulları ve sevgili kullarıyız” dediler. De ki: “Öyleyse (Allah) size neden günahlarınız sebebiyle azap ediyor? Hayır, siz de O’nun yarattıklarından bir beşersiniz.” (Allah) dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Göklerin, yerin ve bunların arasında bulunanların da hükümranlığı Allah’ındır. Dönüş de ancak O’nadır.
Mâide / 18 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Yahûdiler ve Nasrânîler, biz Allah'ın oğullarıyız ve sevgilileriyiz dediler. De ki: Öyleyse neden günahlarınızdan dolayı size azâp ediyor? Hayır, siz, ancak onun yarattığı insanlardansınız; o, dilediğini yarlıgar, dilediğine azâp eder ve Allah'ındır göklerin, yeryüzünün ve ikisinin arasında bulunanların saltanatı ve her iş, ona aittir.
Mâide / 18 - (Abdullah Parlıyan)
Hem Yahudiler ve hem de Hıristiyanlar “Biz Allah'ın çocukları ve sevdikleriyiz” dediler. De ki: Dediğiniz gibi olsa ne diye günahlarınızdan dolayı size azap edilsin ki? Hayır, siz O'nun yarattığı insanlardan başka bir şey değilsiniz. O, bağışlanmasını isteyen kişileri bağışlar, günah peşinde koşarak azap edilmek isteyene de azap eder. Zira göklerde, yerde ve her ikisi arasındaki herşeyin hükümranlığı Allah'ındır. Sonunda dönüşde O'nadır.
Mâide / 18 - (Adem Uğur)
Yahudiler ve hıristiyanlar "Biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz" dediler. De ki: Öyleyse günahlarınızdan dolayı size niçin azap ediyor? Doğrusu siz de O'nun yarattığı insanlardansınız. O, dilediğini bağışlar ve dilediğine azap eder. Göklerde, yerde ve ikisinin arasında ne varsa mülkiyeti Allah'a aittir. Sonunda dönüş de ancak O'nadır.
Mâide / 18 - (Ahmed Hulusi)
Yahudi ve Nasara: "Biz Allâh'ın oğulları ve O'nun sevdikleriyiz" dediler. . . De ki: "Öyle ise sizi niçin suçlarınız yüzünden azaplandırıyor?". . . Hayır, siz de O'nun yarattığı bir beşersiniz. . . Dilediğini mağfiret eder, dilediğine azap eder. . . Semâların, arzın ve ikisi arasındakilerin mülkü Allâh içindir. . . Dönüş O'nadır!
Mâide / 18 - (Ahmet Tekin)
Yahudiler ve hristiyanlar:'Biz Allah’ın oğullarıyız ve sevgilileriyiz' dediler.'Öyleyse, günahlarınızdan dolayı size niçin azap ediyor?' de.Hayır, siz de onun yarattıklarından, sıradan insanlarsınız.Allah sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu kimseleri koruma kalkanına alır, bağışlar, sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu kimselere ceza da verir.Göklerin ve yerin ve ikisi arasındaki varlıkların ve imkânların mülkü ve hâkimiyeti Allah’a aittir, Allah’ın tasarrufundadır. Sonuçta O’nun huzuruna varıp hesap verecekler.
Mâide / 18 - (Ahmet Varol)
Yahudiler ve hıristiyanlar: 'Biz Allah'ın oğulları ve sevdikleriyiz' dediler. De ki: 'Öyleyse size günahlarınızdan dolayı niçin azab ediyor? Aksine siz O'nun yarattıklarından olan insanlarsınız. Allah dilediğini bağışlar, dilediğine de azab eder. Göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin mülkiyeti Allah'a aittir. Dönüş de O'nadır.'
Mâide / 18 - (Ali Bulaç)
Yahudi ve Hristiyanlar: "Biz Allah'ın çocuklarıyız ve sevdikleriyiz" dedi. De ki: "Peki, ne diye sizi günahlarınızdan dolayı azablandırıyor? Hayır, siz O'nun yarattığından birer beşersiniz. O, dilediğini bağışlar, dilediğini azaplandırır. Göklerin, yerin ve bunların arasındakilerin tümünün mülkü Allah'ındır. Son varış O'nadır."
Mâide / 18 - (Ali Fikri Yavuz)
Yahudiler ve Hristiyanlar: “- Biz, Allah’ın oğulları ve sevgilileriyiz.” dediler. Onlara de ki, o halde neye günahlarınızdan ötürü Allah size azab ediyor? Hayır, doğrusu siz onun yarattığından bir insansınız. Dilediğini bağışlar ve dilediğine de azab eder. Göklerin ve yerin ve aralarındaki her şeyin mülkü Allah’ındır. Nihayet dönüş O’nadır.
Mâide / 18 - (Ali Ünal)
Hem Yahudiler hem Hıristiyanlar, “Biz, Allah’ın çocukları ve O’nun sevgilileriyiz.” derler. De ki: “Eğer böyle ise, günahlarınızdan dolayı Allah sizi neden cezalandırıyor?” Hayır, siz de O’nun yarattığı insan topluluklarından birer topluluksunuz. O, kimi dilerse onu bağışlar; kimi dilerse onu da cezalandırır. Allah’ındır göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunan her şeyin mutlak mülkiyeti ve hakimiyeti. Ve, nihaî varış da yine O’nadır.
Mâide / 18 - (Bayraktar Bayraklı)
Yahudiler ve Hıristiyanlar, “Biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz” dediler. De ki: “Öyle ise günahlarınızdan dolayı size niçin azap ediyor? Doğrusu siz de O'nun yarattığı insanlardansınız. O, dilediğini bağışlar ve dilediğine azap eder. Göklerde, yerde ve ikisinin arasında ne varsa, mülkiyeti Allah'a aittir. Sonunda dönüş de ancak O'nadır.”
Mâide / 18 - (Bekir Sadak)
Yahudiler ve hiristiyanlar, «Biz Allah'in ogullari ve sevgilileriyiz» dediler. Oyleyse gunahlarinizdan oturu size nicin azabediyor? Bilakis siz O'nun yarattigi insanlarsiniz» de, Allah diledigini bagislar, diledigine azab eder. Goklerin, yerin ve ikisinin arasindakilerin hukumranligi Allah'indir. Donus O'nadir.
Mâide / 18 - (Celal Yıldırım)
Yahudî ve Hıristiyanlar, «Biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz» dediler. De ki: Öyle ise neden Allah günahlarınız sebebiyle size azâb ediyor ? Hayır, siz O'nun yarattıklarından bir beşersiniz. O, dilediğini bağışlar, dilediğine azâb eder. Göklerin, yerin ve ikisi arasındaki şeylerin mülkü (ve tasarrufu) Allah'ındır; dönüş O'nadır.
Mâide / 18 - (Cemal Külünkoğlu)
Yahudi ve Hıristiyanlar: “Biz Allah'ın çocuklarıyız ve sevdikleriyiz” dediler. De ki: “Peki, günahlarınızdan ötürü ne diye sizi cezalandırıyor? Hayır, siz de O'nun yarattıklarından birer beşersiniz. O, kullarından (niyet ve eylemlerine göre) dilediğini bağışlar, dilediğini cezalandırır. Göklerin, yerin ve bunların arasındakilerin tümünün mülkü Allah'ındır. (Sonunda) dönüş ancak O'nadır.”
Mâide / 18 - (Diyanet İşleri (eski))
Yahudiler ve hıristiyanlar, «Biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz» dediler. De ki: « O halde niçin günahlarınızdan ötürü (Allah ) size azab ediyor?» Hayır, siz de O'nun yaratıklarından birer insansınız. O dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin mülkü Allah'ındır. Nihayet dönüş de O'nadır.
Mâide / 18 - (Diyanet Vakfi)
Yahudiler ve hıristiyanlar «Biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz» dediler. De ki: Öyleyse günahlarınızdan dolayı size niçin azap ediyor? Doğrusu siz de O'nun yarattığı insanlardansınız. O, dilediğini bağışlar ve dilediğine azap eder. Göklerde, yerde ve ikisinin arasında ne varsa mülkiyeti Allah'a aittir. Sonunda dönüş de ancak O'nadır.
Mâide / 18 - (Edip Yüksel)
Yahudiler de Hristiyanlar da: “Biz Allah’ın oğulları ve O’nun dostlarıyız.” dediler. De ki: “O halde günahlarınız sebebiyle size niçin azab ediyor? Hayır siz yarattıklarından olan beşersiniz. O dilediğine bağışlar dilediğine de azab eder. Şüphesiz göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların mülkü Allah’ındır, dönüş yalnız O’nadır.”
Mâide / 18 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Bir de Yehud ve Nesârâ «biz Allahın oğulları ve sevgilileriyiz» dediler, de ki: öyle de niçin size günâhlarınızla azab ediyor? Doğrusu siz onun yarattıklarından bir beşersiniz, dilediğine mağfiret ediyor dilediğine azab, Göklerin ve Yerin ve aralarındakilerin mülkü bütün Allahındır, nihayet dönüş de onadır
Mâide / 18 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Bir de yahudiler ve hıristiyanlar: «Biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz.» dediler. De ki: «Öyle ise neden size günahlarınızdan dolayı azap ediyor? Doğrusu siz, onun yarattıklarından bir insan topluluğusunuz. O, dilediğini bağışlar, dilediğini cezalandırır. Göklerin, yerin ve aralarındakilerin hükümranlığı Allah'ındır ve sonunda dönüş de O'nadır!»
Mâide / 18 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Yahudiler ve hristiyanlar dediler ki: Biz; Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz. De ki: Öyleyse günahınızdan dolayı size neden azab ediyor? Hayır, siz O'nun yarattığı insanlarsınız. Dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin mülkü Allah'ındır. Dönüş de O'nadır.
Mâide / 18 - (Gültekin Onan)
Yahudiler ve Hristiyanlar: "Biz Tanrı'nın çocuklarıyız ve sevdikleriyiz" dedi. De ki: "Peki, ne diye sizi günahlarınızdan dolayı azablandırıyor?" Hayır, siz O'nun yarattığından birer beşersiniz. O, dilediğini bağışlar, dilediğini azablandırır. Göklerin, yerin ve bunların arasındakilerin tümünün mülkü Tanrı'nındır. Son varış O'nadır.
Mâide / 18 - (Harun Yıldırım)
Yahudiler de Hristiyanlar da: “Biz Allah’ın oğulları ve O’nun dostlarıyız.” dediler. De ki: “O halde günahlarınız sebebiyle size niçin azab ediyor? Hayır siz yarattıklarından olan beşersiniz. O dilediğine bağışlar dilediğine de azab eder. Şüphesiz göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların mülkü Allah’ındır, dönüş yalnız O’nadır.”
Mâide / 18 - (Hasan Basri Çantay)
Yahudilerle Nasrânîler (şöyle) dedi (ler): «Biz Allahın oğulları ve sevgilileriyiz». De ki: «öyle de niçin (Allah) sizi günâhlarınız yüzünden azâblandırıyor?» Bil'âkis, siz onun yaratdığından bir beşersiniz. O, kimi dilerse yarlığar, kimi dilerse azaba uğratır. Göklerin, yerin ve aralarında ne varsa hepsinin mülk-ü tasarrufu Allahındır. Son dönüş de ancak onadır.
Mâide / 18 - (Hayrat Neşriyat)
Hâlbuki yahudiler ve hris ti yan lar: 'Biz, Allah’ın oğul ları ve sevdikleriyiz!' dedi(ler). De ki: 'Öyleyse (Allah), günahlarınız yüzünden size ni çin azâb edi yor? Bil'a kis siz,(O’nun) yarattığından bir insansınız.'(O,) dile diği kimseye (hikmetine bi nâen kendi lüt fundan) mağfiret e der, dilediği kim seye de(hak ettiği üzere) azâb eder. Hem göklerin ve yerin ve iki si arasın da bulunanların mülkü Allah’ındır. Nihâyet dönüş ancak O’na dır.
Mâide / 18 - (İbni Kesir)
Yahudiler ve hristiyanlar dediler ki: Biz; Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz. De ki: Öyleyse günahınızdan dolayı size neden azab ediyor? Hayır, siz O'nun yarattığı insanlarsınız. Dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin mülkü Allah'ındır. Dönüş de O'nadır.
Mâide / 18 - (Kadri Çelik)
Yahudiler ve Hıristiyanlar, “Biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz” dediler. De ki: “Öyleyse günahlarınızdan ötürü size niçin azap ediyor? Bilakis siz O'nun yarattığı insanlarsınız.” Allah dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Göklerin, yerin ve ikisinin arasındakilerin egemenliği Allah'ındır ve dönüş O'nadır.
Mâide / 18 - (Muhammed Esed)
(Hem) Yahudiler ve (hem de) Hıristiyanlar, "Biz Allahın çocuklarıyız, ve Onun sevgili kulları!" derler. De ki: "Öyleyse, Allah, neden günahlarınızdan dolayı size azap çektirsin? Hayır, siz Onun yarattığı (ölümlü) insanlardan başka bir şey değilsiniz! O, dilediğini bağışlar ve dilediğine azap çektirir: Zira göklerde ve yerde ve ikisi arasında bulunan her şey üzerindeki hükümranlık Allaha aittir ve bütün yolculuklar Onda nihayet bulur."
Mâide / 18 - (Mustafa İslamoğlu)
Yahudiler ve Hıristiyanlar "Bizler Allah'ın çocukları ve can dostlarıyız!" dediler. De ki: "Öyleyse neden günahlarınız yüzünden sizi cezalandırıyor? Aksine siz O'nun yarattığı insanlardan sadece bir kısmısınız. O müstehak olanın bağışlanmasını diler, (cezayı) dileyeni de cezalandırmayı diler; zira göklerde, yerde ve her ikisi arasındaki şeylerin tümü üzerinde hükümranlık Allah'a aittir ve dönüş O'nadır.
Mâide / 18 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Yehûd ve Nasârâ, «Biz Allah'ın oğullarıyız ve dostlarıyız» dediler. De ki: «Ya ne için sizi günahlarınız sebebiyle muazzeb kılıyor? Siz ancak O'nun yaratıklarından bir beşersiniz. Ve dilediğine mağfiret eder ve dilediğini muazzeb kılar ve göklerin, yerin ve aralarında bulunanların mülkü bütün Allah'ındır ve nihâyet dönüş de O'nadır.»
Mâide / 18 - (Ömer Öngüt)
Yahudi ve hıristiyanlar: “Biz Allah'ın oğulları ve sevgilisiyiz. ” dediler. De ki: “O halde neden Allah günahlarınız sebebi ile size azap ediyor?” Hayır! Siz de O'nun yarattıklarından bir beşersiniz. O dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Göklerin, yerin ve ikisinin arasında ne varsa hepsinin hükümranlığı Allah'ındır. Dönüş de O'nadır.
Mâide / 18 - (Şaban Piriş)
Yahudi ve Hıristiyanlar: -Biz, Allah’ın oğulları ve sevgilileriyiz, dediler. De ki: -Öyleyse, günahlarınız sebebiyle Allah, sizi niye cezalandırıyor? Hayır, siz de onun yarattıklarından bir beşersiniz! Allah dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Göklerin, yerin ve ikisinin arasındakilerin hakimiyeti Allah’ındır. Dönüş de O’nadır.
Mâide / 18 - (Sadık Türkmen)
(bir de) Yahudiler ve Hristiyanlar; “Biz Allah’ın oğulları ve sevgili kullarıyız” dediler. De ki: “Öyleyse (Allah), size neden günahlarınız sebebiyle azap ediyor? Hayır, siz de onun yarattıklarından bir beşersiniz.” (Allah) dilediğini (hak edeni, suçsuz kimseleri) bağışlar, dilediğine (hak eden suçlu kimselere de) azap eder. Göklerin, yerin ve bunların arasında bulunanların da hükümranlığı, Allah’ındır. Dönüş de ancak O’nun katınadır.
Mâide / 18 - (Seyyid Kutub)
Yahudiler ve hristiyanlar «Biz Allah'ın evladları ve sevdikleriyiz» dediler. Onlara de ki; o halde O, niçin günahlarınızın yüzünden azaba çarptırıyor. Aslında O'nun yarattığı birer insansınız. O dilediğini affeder, dilediğini azaba çarptırır. Gökler, yeryüzünün ve ikisi arasında bulunan tüm varlıklar Allah'ın egemenlik tekelindedir. Dönüş O'nadır.
Mâide / 18 - (Suat Yıldırım)
Hem Yahudiler, hem de Hıristiyanlar "Biz Allah’ın evlatları ve sevgilileriyiz." dediler. De ki: "Öyleyse niçin Allah sizi günahlarınız sebebiyle cezalandırıyor?"Hayır, bilakis siz O’nun yarattığı birer beşer topluluğusunuz. Allah dilediğini affeder, dilediğini cezalandırır. Göklerde, yerde ve ikisi arasında olan her şeyin hakimiyeti Allah’ındır. Dönüş de O’na olacaktır.
Mâide / 18 - (Süleyman Ateş)
Yahûdiler ve hıristiyanlar; "Biz Allâh'ın oğulları ve sevgilileriyiz." dediler. De ki: "O halde niçin günâhlarınızdan ötürü (Allâh) size azâbediyor?" Hayır, siz de O'nun yaratıklarından birer insansınız. O dilediğini bağışlar, dilediğine azâbeder. Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan herşeyin mülkü Allâh'ındır. Dönüş de O'nadır.
Mâide / 18 - (Tefhim-ul Kuran)
Yahudi ve Hıristiyanlar: «Biz Allah'ın çocuklarıyız ve sevdikleriyiz» dedi. De ki: «Peki, ne diye sizi günahlarınızdan dolayı azablandırıyor? Hayır, siz O'nun yaratığından birer beşersiniz. O, dilediğini bağışlar, dilediğini azablandırır. Göklerin,yerin ve bunlar arasındakilerin tümünün mülkü Allah'ındır. Son varış O'nadır.»
Mâide / 18 - (Ümit Şimşek)
Yahudiler ve Hıristiyanlar 'Biz Allah'ın sevgili oğullarıyız' dediler. De ki: Eğer öyle ise, Allah size niçin günahlarınız yüzünden azap ediyor? Siz de Onun yarattıklarından birer beşersiniz. O dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin egemenliği Allah'ındır. Dönülecek yer de Onun huzurudur.
Mâide / 18 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Yahudiler ve Hıristiyanlar dediler ki, biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz. De ki: "O halde niçin size günahlarınız yüzünden azap ediyor?" Hayır, siz de O'nun yarattıklarından birer insansınız. Dilediğini affeder O, dilediğine azap eder. Hem göklerin hem yerin hem de bunlar arasındakilerin mülk ve yönetimi Allah'ındır. Dönüş de O'nadır.
Mâide / 18 - (İskender Ali Mihr)
Ve, Yahudiler ve Hristiyanlar; “Biz Allah’ın oğulları ve O’nun sevdikleriyiz.” dediler. De ki; “O halde niçin Allah size günahlarınızdan dolayı azap ediyor?” Hayır, siz O’nun yarattıklarından bir beşersiniz (insansınız), O, dilediğini mağfiret eder, dilediğine de azap eder. Göklerin, yerin ve ikisinin arasında bulunan her şeyin mülkü Allah’ındır. Ve varış O’nadır (ulaşılacak makam O’nun Zat’ıdır).
Mâide / 18 - (İlyas Yorulmaz)
Yahudiler ve Hıristiyanlar “Biz Allah’ın oğulları ve sevgilileriyiz” dediler. Onlara sor “Öyle ise günahlarınızdan dolayı Allah size niçin azap ediyor? Hayır, siz sadece yarattıklarından biri olan insansınız. Allah dilediğini bağışlar dilediğine azap eder. Göklerde, yerlerde ve her ikisi arasında olan şeylerin tamamı Allah’a aittir, her şey ona dönecektir.
يَا أَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَاءكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ عَلَى فَتْرَةٍ مِّنَ الرُّسُلِ أَن تَقُولُواْ مَا جَاءنَا مِن بَشِيرٍ وَلاَ نَذِيرٍ فَقَدْ جَاءكُم بَشِيرٌ وَنَذِيرٌ وَاللّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Okunuşu: Yâ ehlel kitâbi kad câekum resûlunâ yubeyyinu lekum alâ fetretin min er rusuli en tekûlû mâ câenâ min beşîrin ve lâ nezîrin fe kad câekum beşîrun ve nezîr(nezîru) vallâhu alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Mâide / 19 - (Diyanet İşleri)
Ey kitap ehli! Peygamberlerin arası kesildiği bir sırada, “Bize ne müjdeleyici bir peygamber geldi, ne de bir uyarıcı” demeyesiniz diye, işte size (hakikatı) açıklayan elçimiz (Muhammed) geldi. (Evet,) size bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmiştir. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
Mâide / 19 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Ey kitap ehli, bize ne bir müjdeci geldi, ne bir korkutucu dememeniz için peygamberlerin arasının kesildiği bir devirde size, her şeyi açıklayan Peygamberimiz geldi. İşte size şüphesiz olarak bir müjdeci, bir korkutucu geldi ve Allah'ın, her şeye gücü yeter.
Mâide / 19 - (Abdullah Parlıyan)
Ey kendisine kitap ulaşanlar! Hiçbir peygamberin gelmediği uzun bir aradan sonra size gerçekleri açıklayan bu elçimiz gönderildi ki; “Bize ne bir müjdeci, ne de uyarıcı gelmedi” demenize meydan vermemek için, size bir müjdeci ve uyarıcı geldi. Allah dilediğini yapmaya güç yetirendir.
Mâide / 19 - (Adem Uğur)
Ey ehl-i kitap! Peygamberlerin arası kesildiği bir sırada size elçimiz geldi. Gerçekleri size açıklıyor ki (kıyamette): "Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi" demiyesiniz. İşte size müjdeleyici ve uyarıcı gelmiştir. Allah her şeye hakkıyle kadirdir.
Mâide / 19 - (Ahmed Hulusi)
Ey kendilerine hakikat bilgisi verilmiş olanlar. . . Rasûllerin arasının kesildiği bir süreçte, size gerçekleri açıklayan Rasûlümüz gelmiştir. . . "Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi" demeyesiniz (diye). . . İşte size müjdeleyici ve uyarıcı (Rasûl) geldi. . . Allâh her şey üzerine Kaadir'dir.
Mâide / 19 - (Ahmet Tekin)
Ey geçmiş kitapları sahiplenenler, Rasullerden sonraki fetret devrini, insanlığın peygambersiz kaldığı devri takiben hak dini açıkça anlatan Rasulümüz tebliğ göreviyle size de geldi. Kıyamet gününde:'Bize rahmetini, merhametini, ihsanını, sevgini müjdeleyici ve sorumluluk, hesap ve cezayı hatırlatan, uyarıcı gelmedi' şeklinde itiraz edemeyesiniz diye size de geldi. İşte size müjdeci ve uyarıcı gelmiştir. Allah’ın her şeye gücü kudreti yeter.
Mâide / 19 - (Ahmet Varol)
Ey kitap ehli! 'Bize herhangi bir müjdeleyici veya korkutucu gelmedi' demeyesiniz diye peygamberlerin arasının kesildiği bir dönemde size (doğruyu) açıklayan peygamberimiz geldi. İşte size müjdeleyici ve korkutucu geldi. Allah her şeye güç yetirendir.
Mâide / 19 - (Ali Bulaç)
Ey Kitap Ehli, elçilerin arası kesildiği dönemde: "Bize müjdeci de, bir uyarıcı da gelmedi" demenize (fırsat kalmasın) diye size apaçık anlatan elçimiz geldi. Böylece müjdeci de, uyarıcı da gelmiştir artık. Allah her şeye güç yetirendir.
Mâide / 19 - (Ali Fikri Yavuz)
Ey ehl-i kitap! Peygamberlerin arası kesildiği bir boşluk zamanında size İslâm dinini açıklayan Peygamberimiz (Hz. Muhammed Aleyhisselâm) gelmiştir. Tâ ki, bize, müjdeleyici ve korkutucu bir elçi gelmedi, demiyesiniz. Gerçekten size, cennet müjdecisi ve cehennem habercisi gelmiştir. Allah, her şeye kadirdir.
Mâide / 19 - (Ali Ünal)
Ey Kitap Ehli! Rasûllerin gelmesinin kesintiye uğrayıp Hak Din’in nisyana gömüldüğü bir sırada, ileride “Bize ne bir müjdeleyici geldi, ne de bir uyarıcı.” demeyesiniz diye, size (bütün iman, ibadet ve davranış esaslarını, insanlığın saadet ve selâmeti adına gerekli bütün hakikatleri) hakkıyla açıklayan Rasûlümüz (Muhammed) gelmiş bulunuyor. Evet, size hiç şüphesiz bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmiş bulunuyor. Allah, her şeye hakkıyla güç yetirendir.
Mâide / 19 - (Bayraktar Bayraklı)
Ey Ehli kitap! Peygamberlerin arası kesildiği bir sırada size peygamberimiz geldi. Gerçekleri size açıklıyor ki, kıyamette “Bize bir müjdeci ve uyarıcı gelmedi” demeyesiniz. İşte, size müjdeleyici ve uyarıcı gelmiştir. Allah her şeye gücü yetendir.
Mâide / 19 - (Bekir Sadak)
Ey Kitab ehli! Peygamberlerin arasi kesildiginde, «Bize mujdeci ve uyarici gelmedi» dersiniz diye, size acikca anlatacak peygamberimiz geldi. Suphesiz O, size mujdeci ve uyarici olarak gelmistir. Allah her seye Kadir'dir. *
Mâide / 19 - (Celal Yıldırım)
Ey Kitap Ehli! Peygamberlerin ardı arkası kesildiği bir zamanda, «biz3 (saadet va'deden) bir müjdeci ve uyarıcı gelmedi» demiyesiniz diye size (en doğruyu, güzeli ve iyiyi ve her yönüyle hakkı) açıklayan Peygamberimiz gelmiştir. Şüphe yok ki, size hem müjdeci, hem uyarıcı gelmiştir. Allah'ın kudreti her şeye yeter.
Mâide / 19 - (Cemal Külünkoğlu)
Ey Ehl-i Kitap (Yahudi ve Hıristiyanlar)! Peygamberlerin arası kesildiğinde (size peygamber gelmediğinde): “(Kıyamette:) “Bize müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi” dersiniz diye, işte size, gerçekleri açıklayan, müjdeleyici ve uyarıcı elçimiz gelmiştir. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
Mâide / 19 - (Diyanet İşleri (eski))
Ey Kitap ehli! Peygamberlerin arası kesildiğinde, 'Bize müjdeci ve uyarıcı gelmedi' dersiniz diye, size açıkça anlatacak peygamberimiz geldi. Şüphesiz O, size müjdeci ve uyarıcı olarak gelmiştir. Allah her şeye Kadir'dir.
Mâide / 19 - (Diyanet Vakfi)
Ey ehl-i kitap! Peygamberlerin arası kesildiği bir sırada size elçimiz geldi. Gerçekleri size açıklıyor ki (kıyamette): «Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi» demiyesiniz. İşte size müjdeleyici ve uyarıcı gelmiştir. Allah her şeye hakkıyle kadirdir.
Mâide / 19 - (Edip Yüksel)
Kitap halkı! Elçiler arasındaki bir boşluk döneminden sonra size elçimiz gelmiş bulunuyor ve size gerçekleri anlatıyor ki 'Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi,' demeyesiniz. ALLAH her şeye Gücü Yetendir.
Mâide / 19 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Ey Ehli kitab! Peygamberlerin arası kesildiği, bilinemez hale geldiği bir fetret zamanında bakınız size Resulümüz geldi, tatlı ve acı hakıkatleri size beyan ediyor, bize ne beşaretle sevindirecek bir müjdeci, ne ıhtar ile kocunduracak bir inzarcı gelmedi demeyesiniz, işte size hem beşîr, hem nezîr bir Peygamber geldi, ve Allah her şey'e kadîrdir
Mâide / 19 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Ey kitap verilenler, bakınız size, peygamberlerin gelişinin kesintiye uğradığı bir zamanda: «Bize ne müjdeyle sevindirecek bir müjdeci ne de ihtar ile gocunduracak bir uyarıcı gelmedi!» demeyesiniz diye, tatlı ve acı gerçekleri açıklayan elçimiz geldi! İşte size hem müjdeci hem de uyarıcı bir peygamber geldi! Allah, her şeye gücü yetendir.
Mâide / 19 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Ey kitap ehli! Peygamberlerin arasının kesildiği bir sırada size Resulümüz geldi, gerçekleri açıklıyor ki, (yarın kıyamet gününde): «Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi» demeyiniz. İşte müjdeleyici ve uyarıcı geldi. Allah, her şeye kadirdir.
Mâide / 19 - (Gültekin Onan)
Ey kitap ehli, elçilerin arası kesildiği dönemde: "Bize müjdeci de, uyarıcı da gelmedi" demenize (fırsat kalmasın) diye size apaçık anlatan elçimiz geldi. Böylece müjdeci de, uyarıcı da gelmiştir artık. Tanrı herşeye güç yetirendir.
Mâide / 19 - (Harun Yıldırım)
Ey Kitap ehli, muhakkak size rasullerin arasının kesilmesi üzerine sizin için açıklayan rasulümüz size geldi ki “Bize bir müjdeci ve korkutucu gelmedi.” demeyesiniz. Muhakkak işte size müjdeleyici ve korkutucu geldi. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.
Mâide / 19 - (Hasan Basri Çantay)
Ey ehl-i kitâb, peygamberlerin arası kesildiği zamanda size (hakıykatleri) apaçık söyleyip duran elçimiz (Muhammed) gelmişdir. Tâki «Bize ne bir rahmet müjdecisi, ne de bir azâb habercisi gelmedi» demenize (meydan kalmasın), İşte size rahmet müjdecisi de, azab habercisi de geldi artık. Allah, her şey'e hakkıyle kaadirdir.
Mâide / 19 - (Hayrat Neşriyat)
Ey ehl-i kitab! Peygamberlerin arası kesildiği bir sırada (fetret devrinden sonra)şübhesiz size Resû lü müz (Muhammed) geldi, (dînin hükümlerini) size açık lıyor; tâ ki(hesab gününde): 'Bize ne bir müj deleyici, ne de bir korkutucu geldi!' demeyesiniz! İşte gerçekten size bir müjdeleyici ve (aynı zamanda) bir korkutucu gelmiştir.Ve Allah, herşe ye hakkıyla gücü yetendir.
Mâide / 19 - (İbni Kesir)
Ey Ehl-i Kitab, Peygamberlerin arası kesildiği bir dönemde, gerçekten size peygamberimiz gelmiştir. Gerçekleri açıklıyor ki; bize müjdeci ve uyarıcı gelmedi, demeyesiniz ve o, size gerçekten müjdeci ve uyarıcı olarak gelmiştir. Ve Allah; her şeye Kadir'dir.
Mâide / 19 - (Kadri Çelik)
Ey kitab ehli! Peygamberlerin arası kesildiğinde (fetret döneminde), “Bize müjdeci ve korkutup uyarıcı gelmedi” demeyesiniz diye, size açıkça anlatacak peygamberimiz geldi. Şüphesiz O, size müjdeci ve uyarıcı olarak gelmiştir. Allah her şeye kadirdir.
Mâide / 19 - (Muhammed Esed)
Ey Kitab-ı Mukaddesin izleyicileri! Hiçbir peygamberin gelmediği uzun bir aradan sonra, size (hakikati) bildiren bu Elçimiz gönderildi ki "Bize ne bir müjdeci, ne de uyarıcı gelmedi" demeyesiniz: işte size bir müjdeci ve uyarıcı geldi, çünkü Allah dilediğini yapmaya kadirdir.
Mâide / 19 - (Mustafa İslamoğlu)
Ey önceki vahyin takipçileri! Peygambersiz geçen uzun bir fetretin ardından "Bize asla ne müjdecilerden biri geldi, ne de uyarıcılardan biri" dersiniz diye, uyaran ve müjdeleyen Elçimiz, (hakikati) açıklamak üzere işte size de geldi; zira Allah'ın gücü her şeye yeter.
Mâide / 19 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ey ehl-i kitab! Peygamberlerin arası kesilmiş olduğu bir zamanda size apaçık beyanda bulunur olarak resûlümüz geldi. Tâ ki, «Bize ne müjdeleyici ve ne de azab ile korkutucu gelmedi,» demeyesiniz. İşte size müjdeleyici ve korkutucu geldi. Ve Allah Teâlâ her şeye tamamıyla kâdirdir.
Mâide / 19 - (Ömer Öngüt)
Ey ehl-i kitap! Peygamberlerin ardı arkası kesildiği, bir boşluk meydana geldiği sırada size Peygamber'imiz gelmiştir. Gerçekleri size açıklıyor ki, “Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi. ” demeyesiniz. İşte size müjdeleyici ve uyarıcı geldi. Allah'ın her şeye gücü yeter.
Mâide / 19 - (Şaban Piriş)
-Ey Kitap ehli! Peygamberlerin gelmediği dönemde “Bize, müjdeci ve uyarıcı gelmedi.” demeyesiniz diye, size gerçekleri açıkça anlatan Peygamberimiz geldi. O, müjdeci ve uyarıcı olarak gelmiştir. Allah’ın her şeye gücü yeter.
Mâide / 19 - (Sadık Türkmen)
Ey kitap EHLİ! Peygamberlerin arası kesildiği bir sırada; “Bize ne müjdeleyici bir peygamber geldi, ne de bir uyarıcı” demeyin, işte size (hakikatı) açıklayan elçimiz (Muhammed) geldi. (Evet,) size bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmiştir. Allah herşeye hakkıyla gücü yetendir.
Mâide / 19 - (Seyyid Kutub)
Ey Kitap Ehli, «Bize bir müjdeci, bir uyarıcı gelmedi» demeyesiniz diye peygambersiz geçen bir ara dönemin arkasından size gerçekleri açıklayan peygamberimiz geldi. İşte size müjdeleyici, uyarıcı geldi. Allah'ın gücü her şeye yeter.
Mâide / 19 - (Suat Yıldırım)
Ey Ehl-i kitap! Resullerin gelmesinin kesintiye uğradığı bir sırada,ileride "bize ne müjdeleyen ne de uyaran hiçbir Peygamber gelmedi" demeyesiniz diye size, müjdeleyici ve uyarıcı elçimiz, her şeyi beyan etmek üzere geldi. Allah her şeye hakkıyla kadirdir.
Mâide / 19 - (Süleyman Ateş)
Ey Kitap ehli, elçilerin arasının kesildiği sırada size Elçimiz geldi, size gerçekleri açıklıyor ki, (yarın kıyâmette); "Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi" demeyesiniz. İşte size müjdeleyici ve uyarıcı geldi. Allâh, herşeyi yapabilendir.
Mâide / 19 - (Tefhim-ul Kuran)
Ey Kitap Ehli, peygamberlerin arası kesildiği dönemde: «Bize müjdeci de bir uyarıcı da gelmedi» demenize (fırsat kalmasın) diye size apaçık anlatan peygamber geldi. Böylece müjdeci de, uyarıcı da gelmiştir artık. Allah her şeye güç yetirendir.
Mâide / 19 - (Ümit Şimşek)
Ey Kitap Ehli! Peygamberlerin arasının kesildiği bir fetret döneminde size hakkı açıklayan elçimiz geldi-tâ ki 'Bize ne müjdeleyen, ne de uyaran birisi gelmedi' demeyesiniz. İşte size müjdeleyen de, uyaran da gelmiştir. Allah'ın ise herşeye gücü yeter.
Mâide / 19 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Ey Ehlikitap! Resullerin arası kesildiği bir sırada resulümüz size geldi; ayan-beyan açıklamalarda bulunuyor. "Bize ne müjdeci geldi ne uyarıcı" demeyesiniz. İşte müjdeci de geldi size, uyarıcı da. Allah her şeye kadirdir.
Mâide / 19 - (İskender Ali Mihr)
Ey Kitap ehli! Resûllerin (peygamberlerin) fetret devrinde (aralarının kesildiği zamanda), sizlere gerçekleri açıklayan Resûl’ümüz (elçimiz) gelmişti. “Bize bir müjdeleyici ve de uyarıcı gelmedi.” dersiniz diye (dememeniz için). Oysa size "müjdeleyici ve uyarıcı" bir Resûl gelmişti. Allah herşeye kaadirdir.
Mâide / 19 - (İlyas Yorulmaz)
Ey kitap ehli! Elçilerin gönderilmesinin bir müddet arasının kesilmesinden sonra, “Bize ne bir müjdeci ve nede bir uyarıcı gelmedi” demeyesiniz diye, (size Rabbinizin ayetlerini) açıklayan bir elçimiz geldi. İşte! size bir müjdeci ve uyarıcı geldi. Allah her şeyi planlayan ve bir ölçüye göre yapandır.
وَإِذْ قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ يَا قَوْمِ اذْكُرُواْ نِعْمَةَ اللّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ جَعَلَ فِيكُمْ أَنبِيَاء وَجَعَلَكُم مُّلُوكًا وَآتَاكُم مَّا لَمْ يُؤْتِ أَحَدًا مِّن الْعَالَمِينَ
Okunuşu: Ve iz kâle mûsâ li kavmihî yâ kavmizkurû ni’metallâhi aleykum iz ceale fîkum enbiyâe ve cealekum mulûk(mulûken), ve âtâkum mâ lem yu’ti ehaden minel âlemîn(âlemîne).
Mâide / 20 - (Diyanet İşleri)
Hani Mûsâ, kavmine demişti ki: “Ey kavmim! Allah’ın, üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani içinizden peygamberler çıkarmıştı. Sizi hükümdarlar kılmıştı ve (diğer) toplumlardan hiçbirine vermediğini size vermişti.”
Mâide / 20 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Hatırla o zamanı ki Mûsâ, kavmine, ey kavmim demişti, anın Allah'ın size verdiği nîmeti ki içinizden peygamberler gönderdi ve padişahlar çıkardı ve size, âlemlerde, hiçbir kimseye vermediğini verdi.
Mâide / 20 - (Abdullah Parlıyan)
Bir zamanlar Musa halkına: “Ey halkım” demişti. “Allah'ın size bahşettiği nimetleri hatırlayın ki O, aranızda peygamberler çıkarmış ve sizi Firavun'un zulmünden kurtarıp kendi işlerine hakim olan, egemenlik sahibi yapmış ve dünyada kimseye vermediğini size vermişti.
Mâide / 20 - (Adem Uğur)
Bir zamanlar Musa, kavmine şöyle demişti: Ey kavmim! Allah'ın size (lütfettiği) nimetini hatırlayın; zira O, içinizden peygamberler çıkardı ve sizi hükümdarlar kıldı. Alemlerde hiçbir kimseye vermediğini size verdi.
Mâide / 20 - (Ahmed Hulusi)
Bir zaman Musa, halkına şöyle demişti: "Ey halkım, üzerinizdeki Allâh nimetini hatırlayın; içinizde Nebiler meydana getirdi ve sizi melîkler kıldı; âlemlerden hiç kimseye vermediğini (insana has olan yeryüzünde halife olması bilgisini) size verdi. "
Mâide / 20 - (Ahmet Tekin)
Hani Mûsâ kavmine:'Ey kavmim, Allah’ın üzerinizdeki nimetini, size tevdi ettiği ilâhî değerleri, şeriatı koruyup kollayarak zâyi etmeyin, şükredin. Allah içinizde peygamberler görevlendirdi. Sizi hürriyetlerinize kavuşturup, kendinize, dininize, işlerinize, ailelerinize, toplumunuza sahip çıkabilecek hale getirerek, dinî, sosyal, siyasî, ekonomik ve idarî haklarını kullanabilen özgür insanlar, aileleriniz içinde otoriteler seviyesine yükseltti. Milletlerden hiçbirine verilmeyen nimetleri, imkânları size ihsan etti.' demişti.
Mâide / 20 - (Ahmet Varol)
Musa milletine şöyle demişti: 'Ey milletim! Allah'ın üzerinizdeki nimetini anın. Aranızdan peygamberler çıkardı ve sizi krallar yaptı. Alemlerden hiç kimseye vermediğini size verdi.
Mâide / 20 - (Ali Bulaç)
Hani, Musa kavmine (şöyle) demişti: "Ey kavmim, Allah'ın üzerinizdeki nimetini anın; içinizden peygamberler çıkardı, sizden yöneticiler kıldı ve alemlerden hiç kimseye vermediğini size verdi."
Mâide / 20 - (Ali Fikri Yavuz)
Bir vakit Mûsâ, kavmine şöyle demişti: “- Ey kavmim, Allah’ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Zira içinizden size peygamberler gönderdi ve sizi hükümdarlar yaptı, âlemlerden hiç birine vermediği şeyi size verdi.
Mâide / 20 - (Ali Ünal)
Hani bir zaman Musa, halkına şöyle demişti: “Ey halkım! Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: ki O, içinizden peygamberler çıkardı ve sizi (Mısır’da) idareciler yaptı ve kendi şahsî, içtimaî ve siyasî hukukunuza sahip ve işlerinizi idareye kadir hür insanlar kıldı. Ayrıca, dünyada hiçbir topluluğa vermediği (birtakım nimetleri) size bahşetti.
Mâide / 20 - (Bayraktar Bayraklı)
Bir zamanlar Mûsâ, kavmine, “Ey kavmim!” demişti, “Allah'ın size bahşettiği nimetleri hatırlayınız; zira O, içinizden peygamber çıkardı ve sizi hükümdarlar kıldı. Dünyada başka hiç kimseye vermediğini size verdi.”
Mâide / 20 - (Bekir Sadak)
Musa, milletine: «Ey milletim! Allah'in size olan nimetini anin: Icinizden peygamberler cikarmis ve sizi hukumdar yapmisti, dunyalarda kimseye vermedigini size vermisti".
Mâide / 20 - (Celal Yıldırım)
Musa, kendi kavmine bir ara şöyle demişti: Ey kavmim ! Allah'ın size olan nîmetini hatırlayın; hani içinizden peygamberler çıkardı, sizi hükümdarlar, (hür insanlar) yaptı ve milletlerden hiç birine vermediğini size verdi.
Mâide / 20 - (Cemal Külünkoğlu)
Bir zamanlar Musa, kavmine şöyle demişti: “Ey kavmim! Allah'ın size lütfettiği nimetini hatırlayın! Hani O, içinizden peygamberler çıkarmıştı. Size hakimiyet ve özgürlük vermişti ve (diğer) toplumlardan hiçbirine vermediğini size lütfetmişti.”
Mâide / 20 - (Diyanet İşleri (eski))
Musa, milletine: 'Ey milletim! Allah'ın size olan nimetini anın: içinizden peygamberler çıkarmış ve sizi hükümdar yapmıştır, dünyalarda kimseye vermediğini size vermiştir'.
Mâide / 20 - (Diyanet Vakfi)
Bir zamanlar Musa, kavmine şöyle demişti: Ey kavmim! Allah'ın size (lütfettiği) nimetini hatırlayın; zira O, içinizden peygamberler çıkardı ve sizi hükümdarlar kıldı. Âlemlerde hiçbir kimseye vermediğini size verdi.
Mâide / 20 - (Edip Yüksel)
Musa, halkına şöyle demişti: 'Ey halkım, ALLAH'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: aranızdan peygamberler çıkardı, sizi özgür kimseler kıldı ve toplumların hiçbirine vermediğini size verdi.'
Mâide / 20 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Bir vakit de Musâ kavmine şöyle demişti: Ey kavmim, Allahın size olan ni'metini düşünün, zira içinizde Peygamberler vücude getirdi ve sizi mülûk yaptı, ve size âlemînden hiç birine vermediği şeyi verdi
Mâide / 20 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Bir zaman Musa, kavmine: «Ey kavmim, Allah'ın size verdiği nimeti düşünün; çünkü O, içinizden peygamberler gönderdi, sizi hükümdarlar yaptı ve alemlerden hiçbirine vermediğini size verdi.
Mâide / 20 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Musa kavmine şöyle demişti: «Ey kavmim! Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. O, içinizden peygamberler çıkardı. Sizi hükümdarlar yaptı. Ve âlemlerde hiçbir kimseye vermediğini size verdi.»
Mâide / 20 - (Gültekin Onan)
Hani Musa kavmine (şöyle) demişti: "Ey kavmim, Tanrı'nın üzerinizdeki nimetini anın. İçinizden peygamberler çıkardı, sizden yöneticiler kıldı ve alemlerden hiç kimseye vermediğini size verdi."
Mâide / 20 - (Harun Yıldırım)
Hani Musa kavmine şöyle demişti: “Ey kavmim, Allah’ın üzerinizdeki nimetini düşünün ki sizden nebiler kıldı, sizi melikler yaptı ve alemlerden hiç birine vermediğini size verdi.”
Mâide / 20 - (Hasan Basri Çantay)
Bir zaman Musa, kavmine (şöyle) demişdi: «Ey kavmim, Allahın, sizin üzerinizdeki ni'metini düşünün ki içinizden peygamberler gönderdi, sizi hükümdarlar yapdı, size kâinâtdan hiç birine vermediğini verdi.
Mâide / 20 - (Hayrat Neşriyat)
Bir zaman da Mûsâ, kavmine şöyle demişti: 'Ey kavmim! Allah’ın üzerinize olan ni'metini hatırlayın! Hani içinizde peygamberler kıldı ve sizi hükümdarlar yaptı. Hem âlemlerden hiçbirine vermediğini size verdi.'
Mâide / 20 - (İbni Kesir)
Hani, Musa kavmine demişti ki: Ey kavmim; Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizden peygamberler yetiştirmiş ve size saltanatlar ihsan etmişti. Dünyalarda kimseye vermediğini size vermişti.
Mâide / 20 - (Kadri Çelik)
Hani Musa, kavmine şöyle demişti: “Ey kavmim! Allah'ın size olan nimetini anın: içinizden peygamberler çıkarmış, sizi hükümdarlar yapmış ve âlemlerde kimseye vermediğini size vermişti.”
Mâide / 20 - (Muhammed Esed)
Bir zaman Musa, halkına: "Ey halkım!" demişti, "Allahın size bahşettiği nimetleri hatırlayın ki O, aranızdan peygamberler çıkarmış, sizi kendi-kendinizin efendisi yapmış ve dünyada başka hiç kimseye göstermediği (lütfu)nu size göstermişti.
Mâide / 20 - (Mustafa İslamoğlu)
Bir zamanlar Musa halkına, "Ey halkım! Allah'ın size lutfettiği nimeti hatırlayın ki, O aranızdan peygamberler çıkarmış, sizi kendi kendinizin efendisi kılmış ve başka hiçbir topluma vermediğini size vermişti.
Mâide / 20 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ve bir vakit de Mûsa kavmine dedi ki: «Ey kavmim! Allah Teâlâ'nın üzerinize olan nîmetini yâdediniz ki, içinizde peygamberler vücuda getirdi ve sizleri hükümdarlar kıldı ve âlemlerden hiçbir ferde vermediğini sizlere verdi.»
Mâide / 20 - (Ömer Öngüt)
Hani bir zamanlar Musa kavmine şöyle demişti: “Ey kavmim! Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. İçinizden peygamberler çıkarmış ve sizi hükümdarlar yapmıştı, dünyalarda hiç kimseye vermediğini size vermişti. ”
Mâide / 20 - (Şaban Piriş)
Musa kavmine: - Ey kavmim, Allah’ın size olan nimetlerini hatırlayın, içinizden peygamberler çıkarmış ve sizi hükümdarlar yapmıştır. Alemde kimseye vermediğini size vermiştir.
Mâide / 20 - (Sadık Türkmen)
Hani musa kavmine demişti ki: “Ey kavmim! Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani içinizden peygamberler seçmişti. Sizi krallar yaptı ve size (diğer) toplumlardan hiçbirine vermediğini vermişti.”
Mâide / 20 - (Seyyid Kutub)
Hani Musa kavmine demişti ki, ey kavmim, Allah'ın size verdiği nimetleri hatırlayınız. Hani içinizden peygamberler çıkardı, sizleri hükümdar yaptı, size dünyada hiç kimseye vermediğini verdi.
Mâide / 20 - (Suat Yıldırım)
Bir vakit de Mûsâ kavmine şöyle demişti. "Ey kavmim! Allah’ın size lütfettiği nimetlerini bir düşünün; zira o içinizden peygamberler çıkarttı, sizi hür insanlar yaptı ve devrinizde hiç kimseye vermediğini size verdi."
Mâide / 20 - (Süleyman Ateş)
Mûsâ, kavmine demişti ki: "Ey kavmim, Allâh'ın size olan ni'metini hatırlayın; zira (O), aranızda peygamberler var etti, sizi krallar yaptı ve size dünyâlarda hiç kimseye vermediğini verdi."
Mâide / 20 - (Tefhim-ul Kuran)
Hani, Musa kavmine (şöyle) demişti: «Ey kavmim, Allah'ın üzerinizdeki nimetini anın; içinizden peygamberler çıkardı, sizden yöneticiler kıldı ve alemlerden hiç kimseye vermediğini size verdi.»
Mâide / 20 - (Ümit Şimşek)
Hani, Musa kavmine, 'Ey kavmim,' demişti. 'Aranızdan peygamberler göndermekle, sizi hükümran kılmakla ve dünyada kimseye vermediğini size vermekle Allah'ın size lütfettiği nimeti hatırlayın.
Mâide / 20 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Mûsa, kavmine şöyle demişti: "Ey toplumum! Allah'ın, üzerinizdeki nimetini hatırlayın. İçinizde peygamberler vücuda getirdi, sizi krallar yaptı, âlemlerden hiç kimseye vermediklerini size verdi."
Mâide / 20 - (İskender Ali Mihr)
Ve Hz. Musâ kavmine şöyle demişti; “Ey kavmim! Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini, içinizden peygamberler kıldığını ve sizi hükümdarlar yaptığını ve âlemlerden hiç birine vermediği şeyi size verdiğini hatırlayın!”
Mâide / 20 - (İlyas Yorulmaz)
Musa kavmine şöyle demişti “Ey kavmim! Allah’ın üzerinize olan nimetlerini hatırlayın. İçinizden peygamberler seçip göndermiş ve yine içinizden lütfuyla hükümdarlar çıkarmış ve şimdiye kadar alemlerde hiçbir kimseye vermediği zenginlikleri size vermişti. ”
يَا قَوْمِ ادْخُلُوا الأَرْضَ المُقَدَّسَةَ الَّتِي كَتَبَ اللّهُ لَكُمْ وَلاَ تَرْتَدُّوا عَلَى أَدْبَارِكُمْ فَتَنقَلِبُوا خَاسِرِينَ
Okunuşu: Yâ kavmidhulûl ardal mukaddesetelletî keteballâhu lekum ve lâ terteddû alâ edbârikum fe tenkalibû hâsirîn(hâsirîne).
Mâide / 21 - (Diyanet İşleri)
“Ey kavmim! Allah’ın size yazdığı kutsal toprağa girin. Sakın ardınıza dönmeyin. Yoksa ziyana uğrayanlar olursunuz.”
Mâide / 21 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Ey kavmim, Allah'ın size vermeyi takdîr ettiği kutlu yere girin ve gerisin-geriye dönmeyin, yoksa ziyankâr olursunuz, ancak ziyana dönersiniz.
Mâide / 21 - (Abdullah Parlıyan)
Ey halkım! Allah'ın size vadettiği kutsal topraklara girin, gerisin geriye dönüp savaştan veya inancınızdan vazgeçmeyin, yoksa kaybedenlerden olursunuz.”
Mâide / 21 - (Adem Uğur)
Ey kavmim! Allah'ın size (vatan olarak) yazdığı mukaddes toprağa girin ve arkanıza dönmeyin, yoksa kaybederek dönmüş olursunuz.
Mâide / 21 - (Ahmed Hulusi)
"Ey halkım, Allâh'ın sizin için yazdığı (takdir ettiği) Arz-ı Mukaddes'e (kutsal vadi) girin, eskiye dönmeyin; yoksa hüsrana uğrayanlar olarak dönersiniz. "
Mâide / 21 - (Ahmet Tekin)
'Ey kavmim, Allah’ın size yazılı olarak tahsis ettiği kutsal topraklara girip yerleşin. Allah’ın emirlerine itaatten, özellikle savaşmaktan vazgeçerek, hezimete uğramış bir halde geriye, eski halinize, günaha, isyana dönmeyin, yoksa hüsran içinde, büyük kayıplarla dönmüş olursunuz.' demişti.
Mâide / 21 - (Ahmet Varol)
Ey milletim! Allah'ın size yazdığı [4] kutsal toprağa girin, geriye dönmeyin; yoksa zarar edenler olursunuz.'
Mâide / 21 - (Ali Bulaç)
"Ey kavmim, Allah'ın sizin için yazdığı (girmenizi emrettiği) kutsal yere girin ve gerisin geri arkanıza dönmeyin; yoksa kayba uğrayanlar olarak çevrilirsiniz."
Mâide / 21 - (Ali Fikri Yavuz)
Ey Kavmim, Allah’ın sizin için (vatan) takdir ettiği mukaddes yere (Beyti Makdis’e veya Şam’a) girin ve düşmandan kaçıp arkanıza dönmeyin ki, hüsrana düşer, zarara uğrarsınız.”
Mâide / 21 - (Ali Ünal)
“Ey halkım! Haydi, Allah’ın sizin için takdir ve girmenizi emir buyurduğu şu mukaddes ülkeye girin ve sakın gerisin geriye dönüp kaçmayın ve dininizden irtidatla eski halinize avdet etmeyin. Yoksa, her bakımdan kaybedenlerden olursunuz.”
Mâide / 21 - (Bekir Sadak)
«Ey milletim! Allah'in size yazdigi kutsal yere girin, ardiniza donmeyin, yoksa kaybedenler olarak donersiniz» demisti.
Mâide / 21 - (Celal Yıldırım)
Ey kavmim I Allah'ın size yazıp takdir ettiği Arz-ı Mukaddes (kutsal yer)e girin ; gerisin geri arkanıza dönmeyin, sonra zarara uğramış olarak dönersiniz.
Mâide / 21 - (Cemal Külünkoğlu)
“Ey halkım! Allah'ın size vaat ettiği kutsal topraklara (Kudüs ve Şam gibi yerlere) girin ama geri dönmeyin, yoksa kaybedenlerden olursunuz!”
Mâide / 21 - (Diyanet Vakfi)
Ey kavmim! Allah'ın size (vatan olarak) yazdığı mukaddes toprağa girin ve arkanıza dönmeyin, yoksa kaybederek dönmüş olursunuz.
Mâide / 21 - (Gültekin Onan)
"Ey kavmim, Tanrı'nın sizin için yazdığı (girmenizi emrettiği) kutsal yere girin ve gerisin geri arkanıza dönmeyin (fetenkalibu); yoksa kayba uğrayanlar olarak haşredilirsiniz.
Mâide / 21 - (Harun Yıldırım)
“Ey kavmim, Allah’ın sizin için yazdığı mukaddes yere girin ve arkalarınıza dönmeyin ki o halde hüsrana uğrayanlar olarak dönmüş olursunuz.”
Mâide / 21 - (Hasan Basri Çantay)
(Şöyle de söylemişdi:) «Ey kavmim, Allahın size takdir etdiği mukaddes yere girin, arkalarınıza dönmeyin. Sonra nice zararlara uğrayanlar (ın haalin) e dönmüş olursunuz».
Mâide / 21 - (Hayrat Neşriyat)
Ey kavmim! Allah’ın size (vatan olarak) yazdığı Arz-ı Mukaddes’e (Kudüs’e)girin ve (düşmandan korkarak) arkanıza dönmeyin; yoksa (dünya ve âhirette) zarara uğramış kimseler olursunuz.'
Mâide / 21 - (İbni Kesir)
Ey kavmim; Allah'ın size yazdığı mukaddes yere girin ve ardınıza dönmeyin, yoksa hüsrana uğrayanlardan olursunuz.
Mâide / 21 - (Kadri Çelik)
“Ey kavmim! Allah'ın size yazdığı kutsal yere (Filistin'e) girin, ardınıza (itaatsizliğe) dönmeyin; yoksa hüsrana uğramışlar olarak dönersiniz” demişti.
Mâide / 21 - (Muhammed Esed)
"Ey halkım! Allahın size vaat ettiği kutsal topraklara girin: ama (inancınızdan) vazgeçmeyin, yoksa kaybedenlerden olursunuz!"
Mâide / 21 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
«Ey kavmim! Allah Teâlâ'nın sizin için yaratmış olduğu Arz-ı Mukaddes'e giriniz. Ve atlarınız üzerine geri dönmeyiniz. Sonra ziyana uğramışlar olduğunuz halde geri dönmüş olursunuz.»
Mâide / 21 - (Ömer Öngüt)
“Ey kavmim! Allah'ın size takdir ettiği Arz-ı mukaddes'e girin, ardınıza dönmeyin. Yoksa zarara uğrar, kaybedersiniz. ”
Mâide / 21 - (Şaban Piriş)
Ey kavmim, Allah’ın yazdığı kutsal yere girin. Ardınıza dönmeyin yoksa hüsrana uğrayanlar olarak alaşağı edilirsiniz, demişti.
Mâide / 21 - (Sadık Türkmen)
“ey kavmim! Allah’ın size emrettiği, mukaddes (güzel yaşamaya elverişli) şehre girin. Sakın ardınıza dönmeyin. Yoksa ziyana uğrayanlar olursunuz.”
Mâide / 21 - (Seyyid Kutub)
Ey kavmim, Allah'ın sizin için yurt olarak belirlediği kutsal topraklara giriniz, sakın geri dönmeyiniz, yoksa hüsrana uğrayanlardan olursunuz.
Mâide / 21 - (Suat Yıldırım)
"Ey kavmim! Haydi Allah’ın size nasib ettiği kutsal ülkeye girin, sakın geri dönüp kaçmayın. Yoksa hüsrana düşerek perişan olursunuz."
Mâide / 21 - (Tefhim-ul Kuran)
«Ey kavmim, Allah'ın sizin için yazdığı kutsal yere girin ve gerisin geri arkanıza dönmeyin; yoksa kayba uğrayanlar olarak çevrilirsiniz.»
Mâide / 21 - (Ümit Şimşek)
'Ey kavmim! Allah'ın size yazdığı kutsal topraklara girin. Sakın dönüp kaçmayın; sonra hüsrana düşersiniz.'
Mâide / 21 - (Yaşar Nuri Öztürk)
"Ey toplumum! Allah'ın sizin için yazdığı kutsal toprağa girin, arkanıza dönmeyin; yoksa hüsrana uğramışlar durumuna düşersiniz."
Mâide / 21 - (İskender Ali Mihr)
“Ey kavmim! Allah’ın sizin için farz kıldığı kutsal yere girin ve (düşmandan kaçıp) arkanıza dönmeyin. İşte o zaman hüsrana uğrayanların haline dönersiniz.”
Mâide / 21 - (İlyas Yorulmaz)
“Ey kavmim! Allah’ın sizin için seçip, yurt edinmenizi emrettiği bu kutsal topraklara (savaşarak) girin. Arkanızı dönüp gerisin geriye kaçmayın, yoksa mağlup olup yaptığınıza pişman olanlardan olursunuz. ”
قَالُوا يَا مُوسَى إِنَّ فِيهَا قَوْمًا جَبَّارِينَ وَإِنَّا لَن نَّدْخُلَهَا حَتَّىَ يَخْرُجُواْ مِنْهَا فَإِن يَخْرُجُواْ مِنْهَا فَإِنَّا دَاخِلُونَ
Okunuşu: Kâlû yâ mûsâ inne fîhâ kavmen cebbârîn(cebbârîne), ve innâ len nedhulehâ hattâ yahrucû minhâ, fe in yahrucû minhâ fe innâ dâhılûn(dâhılûne).
Mâide / 22 - (Diyanet İşleri)
Dediler ki: “Ey Mûsâ! O (dediğin) topraklarda gayet güçlü, zorba bir millet var. Onlar oradan çıkmadıkça, biz oraya asla giremeyiz. Eğer oradan çıkarlarsa, biz de gireriz.”
Mâide / 22 - (Abdullah Parlıyan)
Onlar: “Ey Musa!” dediler. “Unutma ki, o topraklarda zorba bir halk yaşıyor, onlar oradan uzaklaşmadıkça, biz kesinlikle oraya girmeyeceğiz; eğer oradan çıkarlarsa o zaman gireriz.”
Mâide / 22 - (Adem Uğur)
Onlar şu cevabı verdiler: Yâ Musa! Orada zorba bir toplum var; onlar oradan çıkmadıkça biz oraya asla girmeyeceğiz. Eğer oradan çıkarlarsa biz de hemen gireriz.
Mâide / 22 - (Ahmed Hulusi)
Dediler ki: "Yâ Musa, muhakkak ki orada zorba bir halk yaşıyor. . . Onlar oradan çıkıncaya kadar biz oraya asla giremeyiz. . . Şayet oradan kendiliklerinden giderlerse, o zaman biz gireriz. "
Mâide / 22 - (Ahmet Tekin)
Onlar:'Ey Mûsâ, orada zorba, karşı konulamayan bir kavim var. Onlar, bu topraklardan çıkmadıkça, asla biz oraya girmeyeceğiz. Onlar çıktıkları takdirde de, hemen gireriz.' dediler.
Mâide / 22 - (Ahmet Varol)
Onlar: 'Ey Musa! Orada zorba bir toplum var ve onlar oradan çıkmadıkça biz asla oraya girmeyiz. Eğer onlar oradan çıkarlarsa o zaman biz gireriz' dediler.
Mâide / 22 - (Ali Bulaç)
Dediler ki: "Ey Musa, orda zorba bir kavim vardır, onlar çıkmadıkları sürece biz oraya kesinlikle girmeyiz. Şayet ordan çıkarlarsa, biz de muhakkak gireriz.
Mâide / 22 - (Ali Fikri Yavuz)
İsrâiloğulları: “- Ya Mûsa! O mukaddes yerde zâlimler kavmi var. Onlar, oradan çıkmadıkça asla biz oraya giremeyiz. Eğer oradan çıkarlarsa, o zaman, biz de gireriz.” dediler.
Mâide / 22 - (Ali Ünal)
(Ona) şöyle cevap verdiler: “Ey Musa! Orada çok güçlü ve zorba bir kavim var. Bu bakımdan, onlar oradan çıkıncaya kadar biz oraya asla giremeyiz. Ne zaman onlar oradan çıkarsa, işte o zaman biz de oraya gireriz.”
Mâide / 22 - (Bayraktar Bayraklı)
Onlar şu cevabı verdiler: “Ey Mûsâ! Orada zorba bir halk var; onlar oradan çıkmadıkça biz oraya asla girmeyeceğiz. Eğer oradan çıkarlarsa biz de hemen gireriz.”
Mâide / 22 - (Bekir Sadak)
«Ey Musa! Orada zorba bir millet vardir, onlar oradan cikmadikca biz oraya girmeyecegiz, eger cikarlarsa, biz de gireriz» demislerdi.
Mâide / 22 - (Celal Yıldırım)
Ey Musa ! dediler, doğrusu orada zorba bir millet vardır; onlar oradan çıkmadıkça elbette biz giremiyeceğiz ; eğer oradan çıkarlarsa, o zaman biz gerçekten girebiliriz.
Mâide / 22 - (Cemal Külünkoğlu)
Onlar: “Ey Musa! Orada zorba bir millet vardır, onlar oradan çıkmadıkça biz oraya girmeyeceğiz, eğer çıkarlarsa, biz de gireriz” demişlerdi.
Mâide / 22 - (Diyanet Vakfi)
Onlar şu cevabı verdiler: Yâ Musa! Orada zorba bir toplum var; onlar oradan çıkmadıkça biz oraya asla girmeyeceğiz. Eğer oradan çıkarlarsa biz de hemen gireriz.
Mâide / 22 - (Edip Yüksel)
Dediler ki: 'Musa, orada zorba bir topluluk var. Onlar oradan çıkmadıkça biz asla oraya girmeyiz. Çıkarlarsa gireriz.'
Mâide / 22 - (Gültekin Onan)
Dediler ki: "Ey Musa, orada zorba bir kavim vardır, onlar çıkmadıkları sürece biz oraya kesinlikle girmeyiz. Şayet oradan çıkarlarsa, biz de muhakkak gireriz."
Mâide / 22 - (Harun Yıldırım)
Dediler ki: “Ey Musa doğrusu orada zorbalar topluluğu var ve onlar oradan çıkıncaya kadar biz kesinlikle oraya giremeyiz, oradan çıkarlarsa biz hemen girenler oluruz.”
Mâide / 22 - (Hasan Basri Çantay)
Dediler ki: «Ey Musa, doğrusu orada zorbalar güruhu var. Doğrusu, onlar oradan çıkıncaya kadar biz kat'iyyen giremeyiz. Eğer oradan çıkarlarsa biz de muhakkak giricileriz».
Mâide / 22 - (Hayrat Neşriyat)
(Onlar:) 'Ey Mûsâ! Şübhe yok ki orada zorbalar topluluğu vardır. Bu yüzden doğrusu biz, (onlar) oradan çıkmadıkları müddetçe oraya aslâ girmeyiz! Fakat oradan çıkarlarsa, gerçekten biz de (oraya) girecek kimseleriz' dediler.
Mâide / 22 - (İbni Kesir)
Demişlerdi ki: Ey Musa; orada gerçekten zorba bir kavim var. Onlar oradan çıkmadıkça biz katiyyen oraya girmeyiz. Eğer oradan çıkarlarsa biz de gireriz.
Mâide / 22 - (Kadri Çelik)
“Ey Musa! Orada zorba bir topluluk vardır, onlar oradan çıkmadıkça biz oraya girmeyeceğiz, eğer çıkarlarsa, biz de gireriz” demişlerdi.
Mâide / 22 - (Muhammed Esed)
Onlar, "Ey Musa!" diye seslendiler, "Unutma ki o topraklarda zorba bir halk yaşıyor, ve onlar uzaklaşmadıkça biz kesinlikle oraya girmeyeceğiz; ama eğer oradan uzaklaşırlarsa o zaman gireriz".
Mâide / 22 - (Mustafa İslamoğlu)
Onlar, "Ey Musa!" dediler; "Unutma ki orada zorba bir halk var. Onlar oradan uzaklaşmadıkça biz kesinlikle oraya girmeyeceğiz; ama eğer uzaklaşırlarsa işte o zaman gireriz."
Mâide / 22 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Dediler ki: «Ya Mûsa! Muhakkak orada cebbârlar olan bir kavim vardır. Ve onlar oradan çıkmadıkça biz oraya elbette girmiyeceğizdir. Fakat onlar oradan çıkarlarsa bizler oraya muhakkak giricileriz.»
Mâide / 22 - (Ömer Öngüt)
Onlar şöyle dediler: “Ey Musa! Orada çok zorba bir millet var. Onlar oradan çıkmadıkça, biz aslâ girmeyiz. Eğer çıkarlarsa biz de gireriz. ”
Mâide / 22 - (Şaban Piriş)
-Ey Musa, orada zorba bir kavim var, onlar oradan çıkmadıkça biz oraya giremeyeceğiz. Eğer çıkarlarsa, biz de gireriz, diye karşılık vermişlerdi.
Mâide / 22 - (Sadık Türkmen)
Dediler ki: “Ey Musa! O (dediğin) topraklarda gayet güçlü, zorba bir millet var. Onlar oradan çıkmadıkça biz oraya asla giremeyiz. Eğer oradan çıkarlarsa biz de gireriz.”
Mâide / 22 - (Seyyid Kutub)
Dediler ki, «Ya Musa, orada zorba bir kavim var. Onlar oradan çıkmadıkça biz oraya kesinlikle girmeyiz. Eğer çıkarlarsa o zaman oraya gireriz.»
Mâide / 22 - (Suat Yıldırım)
"Ya Mûsâ, dediler, orada zorba ve güçlü bir millet var. Onlar oradan çıkmadıkça biz asla giremeyiz. Eğer çıkarlarsa, ancak o zaman gireriz."
Mâide / 22 - (Süleyman Ateş)
Dediler ki: "Ey Mûsâ, orada zorba bir millet var. Onlar oradan çıkmadıkça biz oraya girmeyiz. Eğer çıkarlarsa, o zaman oraya gireriz."
Mâide / 22 - (Tefhim-ul Kuran)
Dediler ki: «Ey Musa, orda zorba bir kavim vardır, onlar ordan çıkmadıkları sürece biz oraya kesinlikle girmeyiz. Şayet ordan çıkarlarsa, biz de muhakkak gireriz.»
Mâide / 22 - (Ümit Şimşek)
'Ey Musa,' dediler. 'Orada zorba bir topluluk var. Onlar çıkmadan biz oraya girmeyiz. Ne zaman çıkarlarsa biz de o zaman gireriz.'
Mâide / 22 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Şöyle dediler: "Ey Mûsa, orada zorbalardan oluşan bir toplum var. Onlar ordan çıkıncaya kadar biz oraya asla girmeyeceğiz. Eğer çıkarlarsa o zaman gireceğiz."
Mâide / 22 - (İskender Ali Mihr)
Dediler ki, “Ey Mûsâ! Şüphesiz orada zorba bir kavim var. Muhakkak ki biz, onlar oradan çıkıncaya kadar asla oraya girmeyiz. Eğer oradan çıkarlarsa, o zaman elbette biz oraya gireriz.”
Mâide / 22 - (İlyas Yorulmaz)
Dediler ki “Ey Musa! O girmemizi emrettiğin yerde, çok güçlü ve savaşçı bir toplum var. Onlar oradan çıkmadıkça, biz oraya girmeyeceğiz. Eğer onlar oradan çıkarsa, o zaman bizde oraya gireriz. ”
قَالَ رَجُلاَنِ مِنَ الَّذِينَ يَخَافُونَ أَنْعَمَ اللّهُ عَلَيْهِمَا ادْخُلُواْ عَلَيْهِمُ الْبَابَ فَإِذَا دَخَلْتُمُوهُ فَإِنَّكُمْ غَالِبُونَ وَعَلَى اللّهِ فَتَوَكَّلُواْ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
Okunuşu: Kâle raculâni minellezîne yehâfûne en’amallâhu aleyhim edhulû aleyhimul bâb(bâbe), fe izâ dehaltumûhu fe innekum gâlibûne ve alâllâhi fe tevekkelû in kuntum mu’minîn(mu’minîne).
Mâide / 23 - (Diyanet İşleri)
Korkanların içinden Allah’ın kendilerine nimet verdiği iki adam şöyle demişti: “Onların üzerine kapıdan girin. Oraya girdiniz mi artık siz kuşkusuz galiplersiniz. Eğer mü’minler iseniz, yalnızca Allah’a tevekkül edin.”
Mâide / 23 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
İçlerinden, korkan ve Allah tarafından nîmetlere mazhar olmuş bulunan iki kişi, kapıdan girip saldırın üstlerine demişti; oraya girerseniz şüphe yok ki üst olursunuz siz ve ancak Allah'a dayanın inanmışsanız.
Mâide / 23 - (Abdullah Parlıyan)
Bunun üzerine, Allah'ın nimet verdiği ve Allah'tan korkan iki kişi: “Onların üzerine kapıdan girin” dediler. “Çünkü, unutmayın siz oraya girerseniz, mutlaka galip geleceksiniz ve eğer gerçek mü'minler iseniz, Allah'a güven duymalısınız.”
Mâide / 23 - (Adem Uğur)
Korkanların içinden Allah'ın kendilerine lütufda bulunduğu iki kişi şöyle dedi: Onların üzerine kapıdan girin; oraya bir girdiniz mi artık siz zaferi kazanmışsınızdır. Eğer müminler iseniz ancak Allah'a güvenin.
Mâide / 23 - (Ahmed Hulusi)
Korktukları toplum içinden gelen Allâh'ın in'amda bulunduğu iki adam şöyle dedi: "Onların üzerine kapıdan girin. . . Ona girdiğinizde artık muhakkak ki siz galiplersiniz. . . Eğer iman edenler iseniz Allâh'a tevekkül edin (hakikatinizdeki El Vekiyl isminin özelliğinin, gereğini yerine getireceğine iman edin). "
Mâide / 23 - (Ahmet Tekin)
Korkanlar arasından, Allah’ın kendilerine lütufta bulunduğu iki cesur insan;'Kapılardan, şehrin giriş noktalarından ansızın onların üzerine varın. Eğer o taraftan varırsanız mutlaka galip geleceksiniz. Eğer gerçekten mü’minseniz Allah’a dayanıp, güvenin, gerisini ona havale edin.' dedi.
Mâide / 23 - (Ahmet Varol)
Allah'tan korkanlardan, Allah'ın kendilerine nimet verdiği iki kişi: 'Onların üzerine kapıdan girin. Oradan girerseniz siz üstün gelirsiniz. Eğer gerçekten iman etmiş iseniz Allah'a güvenin' dedi.
Mâide / 23 - (Ali Bulaç)
Korkanlar arasında olup da Allah'ın kendilerine nimet verdiği iki kişi: "Onların üzerine kapıdan girin. Girerseniz, şüphesiz sizler galibsiniz. Eğer mü'minlerdenseniz, yalnızca Allah'a tevekkül edin." dedi.
Mâide / 23 - (Ali Fikri Yavuz)
Allah’dan korkanlardan, Allah’ın kendilerine ihsan ettiği iki adam şöyle dedi: “- Zâlimlerin şehrine ait kapıdan girin. Oraya girince muhakkak galibsiniz. Artık gerçek müminlerseniz Allah’a tevekkül edin.”
Mâide / 23 - (Ali Ünal)
Allah’ın cezalandırmasından, O’nun buyruklarına uymamaktan korkan ve Allah’ın kendilerine iman, sıdk ve yakîn bahşettiği iki yiğit ortaya atılıp dediler ki: “Şehrin kapısını zaptedip, üzerlerine varın. Bir kere içeri girip de üzerlerine vardınız mı, galip taraf muhakkak sizsiniz demektir. Ve, Allah’a güvenip dayanın eğer gerçekten mü’ min iseniz.”
Mâide / 23 - (Bayraktar Bayraklı)
Korkanların içinden Allah'ın kendilerine lütufta bulunduğu iki kişi şöyle dedi: “Onların üzerine kapıdan giriniz; oraya bir girdiniz mi artık siz zaferi kazanmışsınızdır. Eğer müminler iseniz sadece Allah'a güveniniz.”
Mâide / 23 - (Bekir Sadak)
Korkanlar arasinda bulunan, Allah'in nimete erdirdigi iki adam: «Ustlerine kapidan yuruyun, oradan girerseniz suphesiz galip gelirsiniz; eger inaniyorsaniz Allah'a guvenin» demislerdi.
Mâide / 23 - (Celal Yıldırım)
(İlâhi buyruğa uymamaktan) korkup Allah'ın kendilerine (sağlam bir imân ve irfan) nîmetini sunduğu iki adam (çıkıp) dediler ki: «Onların üzerine kapıdan giriş yapın; bir defa girdiniz mi artık şüpheniz olmasın ki siz üstünsünüzdür. Eğer inanmış kişilerseniz Allah'a güvenip dayanın.»
Mâide / 23 - (Cemal Külünkoğlu)
(Bunun üzerine) Allah'ın nimetine mazhar olan ve (O'na karşı) sorumluluk bilinciyle yaşayanlardan iki kişi: “Onların üzerine kapıdan girin!” dediler. “Unutmayın, siz oraya girerseniz galip geleceksiniz! Ve eğer gerçekten inanıyorsanız Allah'a güvenmelisiniz!”
Mâide / 23 - (Diyanet İşleri (eski))
Korkanlar arasında bulunan, Allah'ın nimete erdirdiği iki adam: 'Üstlerine kapıdan yürüyün, oradan girerseniz şüphesiz galip gelirsiniz; eğer inanıyorsanız Allah'a güvenin' demişlerdi.
Mâide / 23 - (Diyanet Vakfi)
Korkanların içinden Allah'ın kendilerine lütufda bulunduğu iki kişi şöyle dedi: Onların üzerine kapıdan girin; oraya bir girdiniz mi artık siz zaferi kazanmışsınızdır. Eğer müminler iseniz ancak Allah'a güvenin.
Mâide / 23 - (Edip Yüksel)
Korku duyanların arasında, ALLAH'ın kendisine nimet verdiği iki kişi, 'Üstlerine kapıdan yürüyün. Kapıdan girerseniz kesinlikle siz yeneceksiniz. İnanıyorsanız ALLAH'a güvenin,' dedi.
Mâide / 23 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Onların, o korktukları kimselerden Allahın ni'metini iymanına kavuşturduğu iki er çıktı dedi ki «üzerlerine hücum edin kapıyı tutun bir kerre ona girdiniz mi muhakkak galibsinizdir, haydin Allaha mütevekkil olun gerçekten mü'minlerseniz.»
Mâide / 23 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Allah'ın her ikisine de nimet verdiği, Allah'a karşı gelmekten korkan iki er çıkıp şöyle söyledi: «Onlara kapıdan hücum edin, kapıyı tutun, oraya bir kez girdiniz mi kesinlikle galipsiniz, haydi Allah'a dayanın, gerçekten inanan kimselerseniz!»
Mâide / 23 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Allah'tan korkan ve Allah'ın kendilerine nimet verdiği iki adam şöyle dedi: «Onların üzerlerine kapıdan girin. Oradan girerseniz muhakkak galip gelirsiniz. Eğer layıkıyla inanıyorsanız yalnız Allah'a dayanın.»
Mâide / 23 - (Gültekin Onan)
Korkanlar arasında olup da Tanrı'nın kendilerine nimet verdiği iki kişi: "Onların üzerine kapıdan girin. Girerseniz, kuşkusuz sizler galibsiniz. Eğer inançlılarsanız yalnız Tanrı'ya tevekkül edin" dedi.
Mâide / 23 - (Harun Yıldırım)
Korkan kimselerden Allah’ın kendilerine nimet verdiği iki adam da dedi ki: “Onların üzerine kapıdan girin oradan girdiğiniz takdirde şüphesiz siz galiplersiniz. Mü’minler iseniz ancak Allah’a tevekkül edin!”
Mâide / 23 - (Hasan Basri Çantay)
(Peygamberlerine muhaalefetden) korkmakda olan kimselerden Allahın, kendilerine (İslâm) ni'met (ini) ihsan etdiği iki er. «Onların üzerine (şehrin) kapı (sın) dan girin. (Bir kerre) ona girdiniz mi hiç şübhesiz ki siz gaalibsiniz. Artık ancak Allaha güvenib dayanın, (gerçekden) îman etmiş kimselerseniz» dedi.
Mâide / 23 - (Hayrat Neşriyat)
(Allah’dan) korkanlardan, Allah’ın kendilerine ni'met verdiği (emre uymayı nasîb ettiği) iki adam (Yûşa' ile Kâleb) şöyle dedi: 'Onların üzerine (şehrin) kapı(sın)dan girin! İşte oraya bir girdiniz mi, artık şübhesiz siz galib kimselersinizdir; artık (gerçekten)mü’minler iseniz, o hâlde ancak Allah’a tevekkül edin!'
Mâide / 23 - (İbni Kesir)
Korkanlar arasında bulunan, Allah'ın nimetine erdirdiği iki adam demişlerdi ki: Onların üstlerine kapıdan yürüyün, oraya girerseniz; muhakkak siz, galiblersiniz. Şayet mü'minlerseniz; Allah'a tevekkül edin.
Mâide / 23 - (Kadri Çelik)
(Allah'tan) Korkanlardan olup da Allah'ın kendilerine nimet verdiği iki kişi, “Üstlerine kapıdan yürüyün, oradan girerseniz şüphesiz galip gelirsiniz; eğer iman etmişseniz Allah'a güvenin” demişlerdi.
Mâide / 23 - (Muhammed Esed)
(Bunun üzerine) Allahın nimetine mazhar olan ve (Ondan) korkanlar arasından iki kişi: "Onların üzerine kapıdan gidin!" dediler, "Çünkü, unutmayın, siz oraya girerseniz galip geleceksiniz! Ve eğer (gerçek) müminler iseniz Allaha güven duymalısınız!"
Mâide / 23 - (Mustafa İslamoğlu)
Allah'ın lutfuna mazhar olan ve O'ndan korkanlar arasından iki kişi, "Onların üzerine (mertçe) kapıdan gidin!" dediler; "zira unutmayın, siz oraya girerseniz galip geleceksiniz. Eğer gerçek mü'minlerseniz, artık yalnızca Allah'a dayanmak zorundasınız."
Mâide / 23 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Kendilerine Allah Teâlâ'nın in'amda bulunmuş olduğu korkanlardan iki er dedi ki: «Onların üzerlerine kapıdan giriveriniz, siz ona girdiğiniz zaman şüphe yok ki, galiplersiniz. Artık siz mü'min kimseler iseniz Allah Teâlâ'ya tevekkül ediniz.»
Mâide / 23 - (Ömer Öngüt)
(Allah'tan) korkan ve Allah'ın kendilerine lütufta bulunduğu kimselerden iki adam şöyle dediler: “O zorbaların üzerlerine kapıdan yürüyün! Oradan girince muhakkak galip gelirsiniz. Eğer inanıyorsanız, ancak Allah'a tevekkül ediniz. ”
Mâide / 23 - (Şaban Piriş)
Korkanlar arasında bulunan Allah’ın nimete erdirdiği iki adam: -Üstlerine kapıdan yürüyün, oradan girerseniz, muhakkak galip gelirsiniz. Eğer, mümin iseniz Allah’a güvenin, demişlerdi.
Mâide / 23 - (Sadık Türkmen)
Korkanların içinden, Allah’ın kendilerine nimet verdiği iki adam şöyle demişti: “Onların üzerine kapıdan girin. Oraya girdiniz mi artık siz kuşkusuz galiplersiniz. Eğer müminler iseniz yalnızca Allah’a tevekkül edin.”
Mâide / 23 - (Seyyid Kutub)
Allah'tan korkan ve O'nun nimetine ermiş iki kişi dedi ki; «Onların üzerine şehrin kapısından yürüyünüz. Kapıdan içeri girince onları yendiniz demektir. Eğer müminseniz sırf Allah'a dayanınız.»
Mâide / 23 - (Suat Yıldırım)
Allah’ın buyruğuna uymamaktan korkan ve Allah’ın kendilerine iman ve yakin nimeti ihsan ettiği iki yiğit çıkıp dediler ki:"Üzerlerine hücum edin, kapıyı tutun. Kapıyı tutup da dışarıda savaş meydanına çıkmalarını önlediniz mi muhakkak siz galipsinizdir. İmanınızda samimî iseniz yalnız Allah’a dayanın."
Mâide / 23 - (Süleyman Ateş)
(Allah'tan) korkanlardan Allâh'ın ni'met verdiği iki adam dedi ki; "Onların üzerine kapıdan girin, eğer kapıdan girerseniz, muhakkak ki siz gâlib gelirsiniz. Haydi eğer inanıyorsanız Allah'a dayanın!"
Mâide / 23 - (Tefhim-ul Kuran)
Korkanlar arasında olup da Allah'ın kendilerine nimet verdiği iki kişi: «Onların üzerine kapıdan girin. Ona girerseniz, şüphesiz sizler galibsiniz. Eğer mü'minlerdenseniz, yalnızca Allah'a tevekkül edin.» dedi.
Mâide / 23 - (Ümit Şimşek)
Allah'tan korkanlardan, Onun nimetine ermiş iki adam dedi ki: 'Onların üzerine kapıdan girin. Siz oraya girdiniz mi onları yenmişsiniz demektir. Mü'min iseniz yalnız Allah'a tevekkül edin.'
Mâide / 23 - (Yaşar Nuri Öztürk)
İçine ürperti düşenlerden, Allah'ın nimet verdiği iki adam dedi ki: "Onların içine kapıdan girin. Oraya girdiğinizde galip geleceksiniz. Eğer inananlar iseniz yalnız Allah'a güvenin."
Mâide / 23 - (İskender Ali Mihr)
Allah’ın kendilerine nimet verdiği, korkanların arasından iki adam şöyle dedi; “Onların üzerlerine kapıdan girin,
böylece oradan (kapıdan) girdiğiniz zaman muhakkak ki siz gâlip gelirsiniz. Eğer mü’minseniz, artık Allah’a tevekkül edin (Allah’a güvenin).”
Mâide / 23 - (İlyas Yorulmaz)
Daha önce kendilerine nimet verdiklerimizden ve (Rablerinden) korkanlardan iki kişi onlara “ Şu kapıdan girip, onlara baskın yapın, Eğer oradan girerseniz onlara galip gelirsiniz. Eğer inanıyorsanız. Allah’a güvenip dayanın” dediler.
قَالُواْ يَا مُوسَى إِنَّا لَن نَّدْخُلَهَا أَبَدًا مَّا دَامُواْ فِيهَا فَاذْهَبْ أَنتَ وَرَبُّكَ فَقَاتِلا إِنَّا هَاهُنَا قَاعِدُونَ
Okunuşu: Kâlû yâ mûsâ innâ len nedhulehâ ebeden mâ dâmû fîhâ fezheb ente ve rabbuke fe kâtilâ innâ hâhunâ kâıdûn(kâıdûne).
Mâide / 24 - (Diyanet İşleri)
Dediler ki: “Ey Mûsa! Onlar orada bulundukça, biz oraya asla girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin gidin, onlarla savaşın. Biz burada oturacağız.”
Mâide / 24 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Yâ Mûsâ demişlerdi, onlar orada bulundukça biz, oraya ebedîyen giremeyiz. Sen, Rabbinle git, ikiniz çarpışın onlarla, biz burada oturup duracağız.
Mâide / 24 - (Abdullah Parlıyan)
Ama onlar yine “Ey Musa!” dediler. “Ötekiler orada oldukça, biz o topraklara asla girmeyeceğiz. Şu halde sen ve Rabbin gidin, birlikte savaşın, biz burada oturup kalacağız.”
Mâide / 24 - (Adem Uğur)
Ey Musa! Onlar orada bulundukları müddetçe biz oraya asla girmeyiz; şu halde, sen ve Rabbin gidin savaşın; biz burada oturacağız dediler.
Mâide / 24 - (Ahmed Hulusi)
Dediler ki: "Yâ Musa, orada oldukları müddetçe biz oraya ebeden girmeyeceğiz. . . Git, sen ve Rabbin; ikiniz savaşın! İşte burada oturucularız. "
Mâide / 24 - (Ahmet Tekin)
Onlar ise:'Ya Mûsâ, onlar o topraklarda bulunduğu müddetçe, ebediyyen, asla oraya girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin gidin, onlara karşı birlikte savaşın, işte biz burada oturuyoruz.' dediler.
Mâide / 24 - (Ahmet Varol)
(İsrailoğulları) bu kez: 'Ey Musa! Onlar orada bulundukları sürece biz asla oraya girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin gidip çarpışın, biz şurada oturuyoruz' dediler.
Mâide / 24 - (Ali Bulaç)
Dediler ki: "Ey Musa biz, onlar durduğu sürece hiç bir zaman oraya girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin git, ikiniz savaşın. Biz burda duracağız."
Mâide / 24 - (Ali Fikri Yavuz)
İsrâiloğulları şöyle dediler: “- Ey Mûsa, o zâlimler orada iken biz hiç bir zaman oraya giremeyiz. Artık sen ve Rabb’in beraber gidin de ikiniz harp edin; biz mutlaka burada oturucularız.”
Mâide / 24 - (Ali Ünal)
Diğerleri, sözlerinde ısrar ettiler: “Ey Musa! O topluluk orada oldukça, biz oraya ebediyen giremeyiz. (Mutlaka gireceğiz diyorsan,) haydi sen ve Rabbin gidin savaşın; bize gelince, işte tam burada oturup bekleriz.”
Mâide / 24 - (Bayraktar Bayraklı)
“Ey Mûsâ! Onlar orada bulunduğu müddetçe biz oraya asla girmeyeceğiz; şu halde sen ve Rabbin gidiniz savaşınız; biz burada oturacağız” dediler.
Mâide / 24 - (Bekir Sadak)
«Ey Musa! Onlar orada oldukca biz asla oraya girmeyecegiz. Sen ve Rabbin gidin savasin, dogrusu biz burada oturacagiz» demislerdi.
Mâide / 24 - (Celal Yıldırım)
Onlar (yine) ey Musa ! dediler, o zorbalar orada oldukça biz kesinlikle oraya giremeyiz. Sen, Rabbinle git de ikiniz (onlarla) savaşın, biz burada otururuz.
Mâide / 24 - (Cemal Külünkoğlu)
İsrailoğulları şöyle dediler: “Ey Musa, o zalimler orada iken biz hiç bir zaman oraya giremeyiz. Artık sen ve Rabbin beraber gidin de ikiniz savaşın. Biz mutlaka burada oturacağız.”
Mâide / 24 - (Diyanet Vakfi)
«Ey Musa! Onlar orada bulundukları müddetçe biz oraya asla girmeyiz; şu halde sen ve Rabbin gidin savaşın; biz burada oturacağız» dediler.
Mâide / 24 - (Edip Yüksel)
'Musa, onlar orada oldukça biz oraya asla girmeyiz. Sen ve Rabbin gidip savaşın; biz burda oturuyoruz,' dediler.
Mâide / 24 - (Gültekin Onan)
Dediler ki: "Ey Musa, biz onlar durduğu sürece ebediyen oraya girmeyeceğiz. Sen ve rabbin git, ikiniz savaşın. Biz burada duracağız."
Mâide / 24 - (Harun Yıldırım)
Dediler ki: “Ey Musa! Muhakkak ki onlar orada bulundukça biz oraya asla girmeyiz. O halde git de sen ve Rabbin savaşın!? Elbette biz burada oturucuyuz.”
Mâide / 24 - (Hasan Basri Çantay)
Onlar da (şöyle) söylediler: «Yâ Musa, onlar orada bulundukça biz oraya ilel'ebed giremeyiz. Artık sen Rabbinle beraber git! Bu suretle ikiniz harb edin! Biz mutlakaa oturucularız».
Mâide / 24 - (Hayrat Neşriyat)
(İsrâiloğulları:) 'Ey Mûsâ! Doğrusu biz, (onlar) orada bulundukları müddetçe, oraya ebedî olarak aslâ girmeyiz; onun için sen, Rabbinle git, artık (onlarla) ikiniz savaşın, doğrusu biz (onlarla harb etmektense) burada (bu Tih Sahrâsında) oturacak olan kimseleriz' dediler.
Mâide / 24 - (İbni Kesir)
Demişlerdi ki: Ey Musa; onalr orada oldukça, ebediyyen oraya girmeyiz. Git, sen ve Rabbın savaşın. Biz, burada oturanlardanız.
Mâide / 24 - (Kadri Çelik)
“Ey Musa! Onlar orada oldukça biz asla oraya girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin gidin savaşın; doğrusu biz burada oturucularız” demişlerdi.
Mâide / 24 - (Muhammed Esed)
(Ama) onlar: "Ey Musa!" dediler, "Ötekiler orada oldukça biz o (topraklar)a asla giremeyeceğiz. O halde sen ve Rabbin gidin ve birlikte savaşın! Biz burada kalacağız!"
Mâide / 24 - (Mustafa İslamoğlu)
Berikiler (ise) "Ey Musa!" dediler, "onlar orada bulundakça, biz asla oraya girmeyeceğiz. O halde sen ve Rabbin gidip savaşın, biz işte şuracıkta oturuyoruz!"
Mâide / 24 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Dediler ki: «Ya Mûsa! Biz elbette ebedîyen girmeyeceğiz, onlar orada devam ettikçe artık sen Rabbinle git, mukatelede bulun, bizler ise burada oturucularız.»
Mâide / 24 - (Ömer Öngüt)
Şöyle dediler: “Ey Musa! Onlar orada oldukça, biz aslâ oraya girmeyiz. Sen ve Rabbin gidin savaşın. Biz burada otururuz. ”
Mâide / 24 - (Şaban Piriş)
-Ey Musa, onlar orada oldukça biz asla oraya girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin gidin savaşın. Biz burada oturacağız, demişlerdi.
Mâide / 24 - (Sadık Türkmen)
Dediler ki: “Ey Musa! Onlar orada bulundukça biz oraya asla girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin gidin onlarla savaşın. Biz burada oturacağız.”
Mâide / 24 - (Seyyid Kutub)
Dediler ki, «Ey Musa, onlar orada olduğu sürece biz oraya kesinlikle girmeyiz. Git sen Rabbin ile birlikte savaş, biz burada kalıyoruz.»
Mâide / 24 - (Suat Yıldırım)
Yine dediler ki: "Ya Mûsâ! O zorbalar orada oldukları müddetçe biz asla giremeyiz. Haydi sen Rabbinle git, ikiniz onlarla savaşın, biz işte burada oturuyoruz."
Mâide / 24 - (Süleyman Ateş)
Dediler ki: "Ey Mûsâ, onlar orada olduğu sürece biz oraya asla girmeyiz. Sen ve Rabbin, gidin, savaşın, biz burada oturuyoruz!"
Mâide / 24 - (Tefhim-ul Kuran)
Dediler ki: «Ey Musa, biz, orda onlar durduğu sürece hiç bir zaman oraya girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin git, ikiniz savaşın. Biz burda duracağız.»
Mâide / 24 - (Ümit Şimşek)
Onlar yine 'Ey Musa,' dediler. 'Onlar orada olduğu müddetçe biz asla oraya girmeyiz. Sen ve Rabbin gidip onlarla savaşın; biz burada oturacağız.'
Mâide / 24 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Dediler ki: "Ey Mûsa! Onlar orada oldukça biz oraya asla girmeyeceğiz. Hadi sen git, Rabbin'le birlikte savaşın. Biz şuracıkta oturacağız."
Mâide / 24 - (İskender Ali Mihr)
(Onlar); “Ey Mûsâ, muhakkak ki biz onlar orada olduğu sürece ebediyen, asla oraya girmeyiz. Artık Sen ve Rabb’in gidin, böylece ikiniz savaşın, biz mutlaka burada otururuz.” dediler.
Mâide / 24 - (İlyas Yorulmaz)
Onlar “Ey Musa! O güçlü topluluk orada olduğu müddetçe, oraya ebediyyen girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin gidin ikiniz savaşın, biz burada oturacağız” dediler.
قَالَ رَبِّ إِنِّي لا أَمْلِكُ إِلاَّ نَفْسِي وَأَخِي فَافْرُقْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ الْقَوْمِ الْفَاسِقِينَ
Okunuşu: Kâle rabbi innî lâ emliku illâ nefsî ve ahî fefruk beynenâ ve beynel kavmil fâsikîn(fâsikîne).
Mâide / 25 - (Diyanet İşleri)
Mûsa, “Ey Rabbim! Ben ancak kendime ve kardeşime söz geçirebilirim. Artık bizimle, o yoldan çıkmışların arasını ayır” dedi.
Mâide / 25 - (Abdullah Parlıyan)
Musa: “Ey Rabbim! Benim sadece kendime ve kardeşim Harun'a sözüm geçiyor. Bu yüzden bizimle, bu yoldan çıkmış toplumun arasını sen ayır” diye yalvardı.
Mâide / 25 - (Adem Uğur)
Musa: "Rabbim! Ben kendimden ve kardeşimden başkasına hakim olamıyorum; bizimle, bu yoldan çıkmış toplumun arasını ayır" dedi.
Mâide / 25 - (Ahmed Hulusi)
(Musa) şöyle dedi: "Rabbim. . . Muhakkak ki ben, sadece kendime ve kardeşime söz geçirebiliyorum. . . Artık bizimle o fâsıklar (inancı bozulmuşlar) topluluğunun arasını ayır. "
Mâide / 25 - (Ahmet Tekin)
Mûsâ ise:'Rabbim, ben kendimden ve kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum. Artık, bizimle bu doğru ve mantıklı düşünmenin, hak bir dinin dışına çıkmış fâsık, âsi, bozguncu bir kavmin arasında hükmünü ver' dedi.
Mâide / 25 - (Ahmet Varol)
(Musa): 'Ey Rabbim! Ben kendimle kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum. Bizimle şu yoldan çıkmış topluluğun arasını ayır' dedi.
Mâide / 25 - (Ali Bulaç)
(Musa:) "Rabbim, gerçekten kendimden ve kardeşimden başkasına malik olamıyorum. Öyleyse bizimle fasıklar topluluğunun arasını Sen ayır." dedi.
Mâide / 25 - (Ali Fikri Yavuz)
Mûsa: “- Ya Rab! Ben kendimle kardeşimden başkasına sâhip değilim, diğerlerine söz geçiremiyorum; bizimle bu fâsık kavmin arasını sen ayır.” dedi.
Mâide / 25 - (Ali Ünal)
(Musa döndü ve Allah’a şöyle) yalvardı: “Rabbim! Ben, ancak kendime ve kardeşime söz geçirebiliyorum. Ne olur, bizimle bu yoldan çıkmış âsî topluluk arasındaki hükmü Sen ver!”
Mâide / 25 - (Bayraktar Bayraklı)
Mûsâ, “Rabbim! Ben kendimden ve kardeşimden başkasına hâkim olamıyorum; bizimle bu yoldan çıkmış toplumun arasını ayır” diye yalvardı.
Mâide / 25 - (Bekir Sadak)
Musa: «Rabbim! Ben ancak kendime ve kardesime soz gecirebiliyorum; artik bizimle bu yoldan cikmis milletin arasini ayir» dedi.
Mâide / 25 - (Celal Yıldırım)
Musa dedi ki: Ey Rabbim! Doğrusu ben ancak kendimle kardeşime sahip bulunuyorum; artık bizimle (Allah) yolundan çıkıp yozan milletin arasını ayır.
Mâide / 25 - (Cemal Külünkoğlu)
Musa: “Ya Rabbi, ben kendimden ve kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum. Artık bizimle bu itaatsiz, bu yoldan çıkmış topluluk arasında sen hükmünü ver!” dedi.
Mâide / 25 - (Diyanet Vakfi)
Musa: «Rabbim! Ben kendimden ve kardeşimden başkasına hakim olamıyorum; bizimle, bu yoldan çıkmış toplumun arasını ayır» dedi.
Mâide / 25 - (Edip Yüksel)
O da bunun üzerine: 'Rabbim, ben ancak kendime ve kardeşime söz geçirebiliyorum. Bizimle yoldan çıkmış bu topluluğun arasını ayır,' dedi.
Mâide / 25 - (Gültekin Onan)
(Musa:) "Rabbim, gerçekten kendimden ve kardeşimden başkasına malik olamıyorum. Öyleyse bizimle fasıklar kavminin arasını sen ayır" dedi.
Mâide / 25 - (Harun Yıldırım)
Dedi ki: “Rabbim, muhakkak ki ben kendim ve kardeşimden başkasına malik değilim. Artık sen bizim aramızla fasıklar toplumunun arasını ayır!”
Mâide / 25 - (Hasan Basri Çantay)
(Musa) : «Yârab, ben kendimle kardeşimden başkasına mâlik olmuyorum. Artık bizim aramızla o faasıklar güruhunun arasını sen ayır» dedi.
Mâide / 25 - (Hayrat Neşriyat)
(Mûsâ:) 'Rabbim! Şübhe yok ki ben, kendimden ve kardeşimden başkasına sâhib olamıyorum; bu sebeble bizimle bu fâsıklar topluluğunun arasını ayır!' dedi.
Mâide / 25 - (İbni Kesir)
Demişti ki: Rabbım; ben, ancak kendime ve kardeşime sahibim. Artık bizimle fasıklar güruhunun arasını ayır.
Mâide / 25 - (Kadri Çelik)
Musa, “Rabbim! Ben ancak kendime ve kardeşime malikim; artık bizimle, bu fasıklar topluluğunun arasını ayır” dedi.
Mâide / 25 - (Muhammed Esed)
(Musa,) "Ey Rabbim! Benim sadece kendime ve kardeşim (Harun)a sözüm geçiyor! O zaman, bizimle bu sapkın halk arasına bir çizgi çek!" diye yalvardı.
Mâide / 25 - (Mustafa İslamoğlu)
(Musa) "Rabbim! Sözüm kendimden ve kardeşimden başkasına geçmiyor. O halde, bizimle şu sapkın halk arasındaki farkı gözet!" diye yalvardı.
Mâide / 25 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Dedi ki: «Yarabbi! Şüphe yok ki, ben kendi nefsim ile kardeşimden başkasına mâlik olamam, artık bizim aramızla o fâsıklar olan kavmin arasını ayır.»
Mâide / 25 - (Ömer Öngüt)
Musa: “Rabbim! Ben ancak kendime ve kardeşime söz geçirebiliyorum. Artık bizimle, yoldan çıkmış bu fâsıklar güruhunun arasını ayır. ” dedi.
Mâide / 25 - (Şaban Piriş)
Musa: -Rabbim, ben, kendimden ve kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum. Artık bizimle bu fasık toplumun arasını ayır, dedi.
Mâide / 25 - (Sadık Türkmen)
Musa; “ey Rabbim! Ben ancak kendime ve kardeşime söz geçirebilirim. Artık bizimle, o yoldan çıkmışların arasını ayır” dedi.
Mâide / 25 - (Seyyid Kutub)
Musa dedi ki; «Ya Rabbi, kendimden ve kardeşimden başka hiç kimseye söz geçiremiyorum. Bizi bu yoldan çıkmış kavimden ayır.»
Mâide / 25 - (Suat Yıldırım)
Mûsâ: "Ya Rabbî, dedi, ben kendi nefsimden ve kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum. Artık bizimle bu itaatsiz, bu yoldan çıkmış topluluk arasında Sen hükmünü ver!"
Mâide / 25 - (Süleyman Ateş)
(Mûsâ), "Ya Rabbi, dedi, ben kendimden ve kardeşimden başkasına mâlik değilim. Bizimle, o yoldan çıkmış toplumun arasını ayır."
Mâide / 25 - (Tefhim-ul Kuran)
(Musa:) «Rabbim, gerçekten kendimden ve kardeşimden başkasına malik olamıyorum. Öyleyse bizimle fasıklar topluluğunun arasını Sen ayır.» dedi.
Mâide / 25 - (Ümit Şimşek)
Musa dedi ki: 'Yâ Rabbi, kendimle kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum. Bizimle fasıklar topluluğu arasında Sen hükmünü ver.'
Mâide / 25 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Şöyle yakardı Mûsa: "Rabbim! Nefsimle kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum. Artık sapıklar topluluğu ile bizim aramızı ayır."
Mâide / 25 - (İskender Ali Mihr)
(Hz. Mûsa) Dedi ki; “Ey Rabb’im! Muhakkak ki ben, kendimden ve kardeşimden başkasına sahip değilim. Artık fâsık kavimle bizim aramızı ayır.”
Mâide / 25 - (İlyas Yorulmaz)
Musa “Rabbim! Kendi nefsim ve kardeşimden başkasına güç yetiremiyorum. Bizim ve şu yoldan çıkmış topluluğun arasını ayır. ” dedi.
قَالَ فَإِنَّهَا مُحَرَّمَةٌ عَلَيْهِمْ أَرْبَعِينَ سَنَةً يَتِيهُونَ فِي الأَرْضِ فَلاَ تَأْسَ عَلَى الْقَوْمِ الْفَاسِقِينَ
Okunuşu: Kâle fe innehâ muharrametun aleyhim erbaîne senet(seneten), yetîhûne fîl ardı fe lâ te’se alâl kavmil fâsikîn(fâsikîne).
Mâide / 26 - (Diyanet İşleri)
Allah, şöyle dedi: “O hâlde, orası onlara kırk yıl haram kılınmıştır. Bu süre içinde yeryüzünde şaşkın şaşkın dönüp dolaşacaklar. Artık böyle yoldan çıkmış kavme üzülme.”
Mâide / 26 - (Abdullah Parlıyan)
Allah buyurdu ki: “Öyleyse, bu topraklar onlara kırk yıl boyunca yasaklanmıştır. Bu süre içerisinde, Tîh çölünde şaşkın şaşkın dolaşsınlar. Sen yoldan çıkmış bir toplum için kendini üzme.”
Mâide / 26 - (Adem Uğur)
Allah, "Öyleyse orası (arz-ı mukaddes) onlara kırk yıl yasaklanmıştır; (bu müddet içinde) yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşacaklar. Artık sen, yoldan çıkmış toplum için üzülme" dedi.
Mâide / 26 - (Ahmed Hulusi)
Buyurdu ki: "Artık orası onlara kırk sene haram edilmiştir. . . Yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşacaklardır. . . Artık sen de o fâsıklar (inancı bozulmuşlar) topluluğu için üzülme. "
Mâide / 26 - (Ahmet Tekin)
Allah:'Öyleyse, kırk sene, o kutsal topraklar onlara haram kılınmıştır, yasaklanmıştır. Bu süre içinde, yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşacaklar. Doğru ve mantıklı düşünmenin, hak dinin dışına çıkmış fâsık, âsi, bozguncu bir kavim için üzülmene gerek yok.' buyurdu.
Mâide / 26 - (Ahmet Varol)
(Allah) 'Orası onlara kırk yıl süreyle haram kılınmıştır. Yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşıp dururlar. Sen bu yoldan çıkmış topluluk için üzülme!' dedi.
Mâide / 26 - (Ali Bulaç)
(Allah) Dedi: "Artık orası kendilerine kırk yıl haram kılınmıştır. Onlar yeryüzünde 'şaşkınca dönüp duracaklar.' Sen de o fasıklar topluluğuna üzülme."
Mâide / 26 - (Ali Fikri Yavuz)
Allah, Mûsa (aleyhisselâma) şöyle buyurdu: “- Artık orası (Mukaddes yer), onlara kırk yıl haram edilmiştir. Oldukları yerde (Tîh sahrasında) başıboş, şaşkın şaşkın dolaşacaklar. O hale, o fâsıklar kavminin hallerine kederlenme.”
Mâide / 26 - (Ali Ünal)
(Allah,) şöyle hükmetti: “O (mukaddes ülke), bundan böyle onlara kırk sene haramdır. Artık orada burada şaşkın şaşkın dolaşıp dursunlar. Sen o yoldan çıkmış âsî kavim için hiç gam çekme!”
Mâide / 26 - (Bayraktar Bayraklı)
Allah, “Öyle ise orası, onlara kırk yıl yasaklanmıştır. Yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşacaklar. Artık sen fâsık/yoldan çıkmış toplum için üzülme” dedi.
Mâide / 26 - (Bekir Sadak)
Allah: «Orasi onlara kirk yil haram kilindi; yeryuzunde saskin saskin dolasacaklar. Sen, yoldan cikmis millet icin tasalanma» dedi. *
Mâide / 26 - (Celal Yıldırım)
(Allah ona): Şüphesiz ki, o kutsal yer onlara kırk yıl haram kılınmıştır. (Çöl) yerinde şaşkın perişan dolaşıp duracaklar. Sen artık (Allah) yolundan çıkan bir millet İçini tasalanma, dedi.
Mâide / 26 - (Cemal Külünkoğlu)
Allah: “Öyleyse, bu (topraklar) onlara kırk yıl boyunca yasaklanmıştır. Bu süre içinde yeryüzünde sersem sersem dolaşsınlar. Sen artık bu sapkın halk için kendini üzme!” buyurdu.
Mâide / 26 - (Diyanet Vakfi)
Allah, «Öyleyse orası (arz-ı mukaddes) onlara kırk yıl yasaklanmıştır; (bu müddet içinde) yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşacaklar. Artık sen, yoldan çıkmış toplum için üzülme» dedi.
Mâide / 26 - (Edip Yüksel)
Orası onlara kırk yıl boyunca yasaklanmıştır; yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşacaklar. Yoldan çıkmış bir topluluk için üzme kendini.
Mâide / 26 - (Gültekin Onan)
(Tanrı) Dedi ki: "Artık orası kendilerine kırk yıl haram kılınmıştır. Onlar yeryüzünde 'şaşkınca dönüp duracaklar.' Sen de o fasıklar kavmine üzülme.
Mâide / 26 - (Harun Yıldırım)
“Muhakkak ki orası kırk yıl onlara haram kılınmıştır; yeryüzünde şaşkın olarak dolaşacaklar. Artık sen fasıklar topluluğu için üzülme!”
Mâide / 26 - (Hasan Basri Çantay)
(Allah) buyurdu ki: «Muhakkak orası kendilerine kırk yıl haram edilmişdir. Onlar (oldukları) yerde sersem sersem dolaşacaklardır. Artık o faasıklar güruhuna karşı tasalanma».
Mâide / 26 - (Hayrat Neşriyat)
(Allah:) 'Artık şübhesiz orası (arz-ı mukaddes) onlara kırk yıl haram kılınmıştır. O yerde (Tih çölünde) şaşkın şaşkın dolaşacaklardır, bu yüzden o fâsıklar topluluğuna üzülme!' buyurdu.
Mâide / 26 - (İbni Kesir)
Buyurmuştur ki: Orası onlara kırk yıl haram edildi. Yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşacaklar. Artık sen fasıklar güruhu için tasalanma.
Mâide / 26 - (Kadri Çelik)
Allah, “Orası onlara kırk yıl haram kılındı; yeryüzünde (Sina çölünde) şaşkın şaşkın dolaşacaklar. Sen, fasık topluluk için tasalanma” dedi.
Mâide / 26 - (Muhammed Esed)
"Öyleyse, bu (topraklar) onlara kırk yıl boyunca yasaklanmıştır, bu süre içinde yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşsınlar; sen artık bu sapkın halk için kendini üzme!" diye cevap verdi Allah.
Mâide / 26 - (Mustafa İslamoğlu)
Allah şöyle icabet etti: "O halde, onlar o topraklardan kırk yıl mahrum yaşayacak ve şaşkın şaşkın malum arazide dolaşmaya mahkum olacaklar: Artık bu sapkın halk için kendini üzme!"
Mâide / 26 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Buyurdu ki: «Şüphesiz orası onların üzerine kırk yıl haram kılınmıştır. O yerde mütehayyirane bir halde dolaşıp duracaklardır. Artık o fâsıklar gürûhunun haline acıma.»
Mâide / 26 - (Ömer Öngüt)
Allah: “Orası onlara kırk yıl haram kılındı. Yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşacaklar. Sen, yoldan çıkmış fâsıklar güruhu için tasalanma, üzülme. ” buyurdu.
Mâide / 26 - (Şaban Piriş)
Allah da : - Orası onlara kırk yıl haram kılındı. Yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşacaklar. Sen, fasık toplum için üzülme! dedi.
Mâide / 26 - (Sadık Türkmen)
Allah şöyle dedi: “O halde orası onlara kırk yıl haram kılınmıştır. Bu süre içinde, yeryüzünde şaşkın şaşkın dönüp dolaşacaklar. Sen (Ey Musa) yoldan çıkmış o toplum için üzülme!”
Mâide / 26 - (Seyyid Kutub)
Allah dedi ki; «Kırk yıl boyunca orası onlara yasaklandı. Bu süre içinde orada burada şaşkın şaşkın dolaşacaklardır. Yoldan çıkmış bu kavim için sakın üzülme.
Mâide / 26 - (Suat Yıldırım)
Buyurdu ki: "O kutsal yer onlara kırk yıl boyunca haram kılındı. Oldukları yerde sersem sersem dolaşacaklardır. Sen artık o yoldan çıkmış kimseler için kendini üzme!"
Mâide / 26 - (Süleyman Ateş)
(Allâh) buyurdu ki: "Orası onlara kırk yıl yasaklandı. O yerde şaşkın şaşkın dolaşacaklar. Sen, yoldan çıkmış o toplum için üzülme."
Mâide / 26 - (Tefhim-ul Kuran)
(Allah) Dedi: «Artık orası kendilerine kırk yıl haram kılınmıştır. Onlar yeryüzünde 'şaşkınca dönüp dolaşıp duracaklar.' Sen de o fasıklar topluluğuna karşı üzülme.»
Mâide / 26 - (Ümit Şimşek)
Allah buyurdu ki: 'Kutsal topraklar onlara kırk sene haram kılınmıştır. Yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşsınlar; sen o fasıklar topluluğu için tasalanma.'
Mâide / 26 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Allah dedi ki: "Orası onlara kırk yıl haram kılınmıştır. Yeryüzünde sersem sersem dolaşacaklar. Sen o sapıklar topluluğu için kederlenme."
Mâide / 26 - (İskender Ali Mihr)
Allah (cc.) buyurdu ki; “Artık muhakkak ki orası onlara kırk yıl haram kılınmıştır (yasaklanmıştır). Onlar yeryüzünde şaşkın dolaşacaklar. Sen artık fâsık kavim için üzülme!”
Mâide / 26 - (İlyas Yorulmaz)
Allah “Orası onlar için kırk yıl yasak edilmiştir. Yeryüzünde yersiz yurtsuz olarak dolaşsınlar. Sende Allah’ın yolundan çıkmış bu topluluğun haline sakın ola ki üzülme” dedi.
وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ ابْنَيْ آدَمَ بِالْحَقِّ إِذْ قَرَّبَا قُرْبَانًا فَتُقُبِّلَ مِن أَحَدِهِمَا وَلَمْ يُتَقَبَّلْ مِنَ الآخَرِ قَالَ لَأَقْتُلَنَّكَ قَالَ إِنَّمَا يَتَقَبَّلُ اللّهُ مِنَ الْمُتَّقِينَ
Okunuşu: Vetlu aleyhim nebeebney âdeme bil hakkı iz karrabâ kurbânen fe tukubbile min ehadihimâ ve lem yutekabbel minel âhar(âhari) kâle le aktulenneke, kâle innemâ yetekabbelullâhu minel muttekîn(muttekîne).
Mâide / 27 - (Diyanet İşleri)
(Ey Muhammed!) Onlara, Âdem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak oku. Hani ikisi de birer kurban sunmuşlardı da, birinden kabul edilmiş, ötekinden kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, “Andolsun seni mutlaka öldüreceğim” demişti. Öteki, “Allah, ancak kendisine karşı gelmekten sakınanlardan kabul eder” demişti.
Mâide / 27 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Ve onlara Adem'in iki oğlunun kıssasını gerçek bir amaca matuf olarak anlat: Hani, ikisi de birer kurban sunmuşlardı ve birinden kabul edildiği halde diğerinden kabul edilmemişti! (Bunun üzerine) O (diğerine) demişti ki: "Çaresi yok, seni öldüreceğim!" (Öteki) cevap vermişti: "Allah, yalnızca sorumlu davrananların kurbanını kabul eder!
Mâide / 27 - (Abdullah Parlıyan)
Onlara Âdem'in iki oğlunun haberini bihakkın oku. O vakit ki, onlar iki kurban takdim etmişlerdi. Birisinden kabul edilmiş, diğerinden kabul edilmemişti. «Seni elbette öldüreceğim» dedi, diğeri de, «Allah Teâlâ ancak muttakî olanlardan kabul eder» deyiverdi.
Mâide / 27 - (Adem Uğur)
Resulüm! Onlara Âdem-'in iki oğlunun haberini gerçek olarak anlat. Hani ikisi birer kurban takdim etmişlerdi de, birisininki kabul edilmiş, diğerininki kabul edilmemişti. Kabul edilmeyen: “Andolsun ki seni öldüreceğim!” deyince kardeşi şöyle demişti: “Allah ancak takvâ sahiplerinden kabul eder. ”
Mâide / 27 - (Ahmed Hulusi)
Onlara Adem’in iki oğlunun hikayesini doğru olarak anlat, İkisi de birer kurban sunmuşlar, birinin ki kabul edilmiş; diğerinin ki edilmemişti . (Kurbanı kabul edilmeyen): -Kesinlikle seni öldüreceğim! dedi. Diğeri: -Allah, ancak muttakilerin sunduğunu kabul eder.
Mâide / 27 - (Ahmet Tekin)
Onlara, Âdem’in iki oğluyla ilgili gerekçeli, hikmete dayalı gelen haberi Kur’ân’ımızdan oku, anlat. Hani, her ikisi de birer kurban sunmuşlardı. Birinin kurbanı kabul edildi. Diğerininki edilmedi. Kurbanı kabul edilmeyen kıskançlık yüzünden kardeşine:'Andolsun seni öldüreceğim.' dedi. Diğeri de:'Allah, ancak kendisine sığınıp, emirlerine yapışarak günahlardan arınıp, azaptan korunanların, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davrananların, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olanların, takvâ sahiplerinin kurbanını kabul eder' diye cevap verdi.
Mâide / 27 - (Ahmet Varol)
Sen onlara Adem'in iki oğlunun kıssasını da doğru olarak anlat: Onlar birer kurban sunmuşlardı ve birininki kabul edilmiş, diğerininki ise kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen ötekine) 'Seni öldüreceğim' demiş, o da şöyle söylemişti: 'Allah ancak takva sahiplerinin yaptıklarını kabul eder.
Mâide / 27 - (Ali Bulaç)
(27-29) Onlara Âdem’in iki oğlunun gerçek olan haberini oku: Onların her ikisi birer kurban takdim etmişlerdi de birininki kabul edilmiş, öbürününki kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, kardeşine: "Seni öldüreceğim" dedi. O da: "Allah, ancak müttakilerden kabul buyurur, dedi. Yemin ederim ki, sen beni öldürmek için el kaldırırsan, ben seni öldürmek için sana el kaldırmam. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım." "Ben isterim ki sen, kendi günahınla beraber benim günahımı da yüklenesin de cehennemliklerden olasın. Zalimlerin cezası işte budur!"
Mâide / 27 - (Ali Fikri Yavuz)
Ey Rasûlüm, ehl-i kitaba, Âdem’in iki oğlunun haberini hakkıyla oku. Onlar, Allah rızasını kazanmak için kurban kesmişlerdi (hayır işlemişlerdi) de birinden kabul edilmiş, diğerinden kabul olunmamıştı. Kurbanı kabul olunmıyan (Kâbil) diğerine: “- Seni muhakkak öldüreceğim.” demişti. Kardeşi ona şöyle cevap vermişti. “Allah, ancak takva sahiplerinin kurbanını kabul eder.”
Mâide / 27 - (Ali Ünal)
(Ey Rasûlüm!) Onlara Âdem’in iki oğlunun yaşadığı önemli ve ders verici hadiseyi anlat: Birer kurban takdim etmişlerdi de, birisinden kabul edilmiş, diğerinden ise kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen, kardeşine), “Öldüreceğim seni!” dedi. Kardeşi ise şöyle mukabelede bulundu: “Allah, ancak kalbi O’na karşı saygıyla dopdolu olan ve O’na itaatsizlikten sakınanlardan kabul buyurur.
Mâide / 27 - (Bayraktar Bayraklı)
Onlara Âdem'in iki oğlunun haberini gerçek olarak anlat: Hani birer kurban takdim etmişlerdi de birisinden kabul edilmiş, diğerinden kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen kardeş, kıskançlık yüzünden, “Andolsun seni öldüreceğim” demişti. Diğeri de, “Allah ancak takvâ sahiplerinden kabul eder” demiş ve şöyle eklemişti:
Mâide / 27 - (Bekir Sadak)
Onlara, Adem'in iki oglunun kissasini dogru olarak anlat: Ikisi birer kurban sunmuslar, birininki kabul edilmis, digerininki edilmemisti. Kabul edilmeyen, «And olsun seni oldurecegim» deyince, kardesi: «Allah ancak sakinanlarin takdimesini kabul eder» demisti.
Mâide / 27 - (Celal Yıldırım)
Bir de onlara Âdem'in iki oğ lunun haberini (aralarında geçen ola yi) gerçek yönüyle anlat: Hani ikisi birer kurban sunmuşlardı da birinden kabul edilmiş, diğerinden kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen bu duruma öfkelenmiş): And olsun ki seni öldüreceğim, demişti. O da : Allah ancak muttakîler (Hakk'a saygılı olup kötülüklerden sakınanlardan kabul buyurur.
Mâide / 27 - (Cemal Külünkoğlu)
(Ey Muhammed!) Onlara Âdem'in iki oğlunun gerçeğe dayalı hikâyesini anlat. Hani ikisi birer kurban sunmuşlardı da birinin (Habil'in) kurbanı kabul edilmiş, öbürününki kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen (Kabil) kardeşine: “Yemin ederim ki seni öldüreceğim” deyince (Habil da): “Allah, ancak kendisine karşı sorumluluk bilinciyle yaşayanlardan (kurbanı) kabul eder” demişti.
Mâide / 27 - (Diyanet İşleri (eski))
Onlara, Adem'in iki oğlunun kıssasını doğru olarak anlat: İkisi birer kurban sunmuşlar, birininki kabul edilmiş, diğerininki edilmemişti. Kabul edilmeyen, 'And olsun seni öldüreceğim' deyince, kardeşi: 'Allah ancak sakınanların takdimesini kabul eder' demişti.
Mâide / 27 - (Diyanet Vakfi)
Onlara, Âdem'in iki oğlunun haberini gerçek olarak anlat: Hani birer kurban takdim etmişlerdi de birisinden kabul edilmiş, diğerinden ise kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen kardeş, kıskançlık yüzünden), «Andolsun seni öldüreceğim» dedi. Diğeri de «Allah ancak takvâ sahiplerinden kabul eder» dedi (ve ekledi:)
Mâide / 27 - (Edip Yüksel)
Onlara Adem'in iki oğlunun olayını doğru anlat. Birer kurban adamışlardı da, birisinden kabul edilmiş, diğerinden edilmemişti. 'Seni öldüreceğim!,' dedi. 'ALLAH ancak erdemli olanlardan kabul eder,' dedi.
Mâide / 27 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Hem onlara Âdemin iki oğlunun kıssasını hakkıyle oku, hani ikisi birer yakınlık takdim ettiler de birinden kabul edildi diğerinden edilmedi «seni mutlak öldürürüm» dedi, obiri yok dedi: Allah ancak müttekılerden kabul buyurur
Mâide / 27 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Bir de onlara Adem'in iki oğlunun başından geçen olayı hakkıyla oku! Hani ikisi, birer kurban sunmuşlardı da birininki kabul edildi, diğerininki edilmedi. Bu: «Ben seni kesinlikle öldüreceğim!» dedi. Diğeri: «Allah, ancak kendisinden korkanlarınkini kabul buyurur.
Mâide / 27 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Onlara Âdem'in iki oğluyla ilgili haberi hakkıyle oku. Hani her ikisi birer kurban sunmuşlardı, birinden kabul edilmiş, diğerinden kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen, ötekine):» Seni öldüreceğim» demişti. Diğeri ise şöyle demişti: «Allah, yalnız kendisinden korkanlardan kabul eder».
Mâide / 27 - (Gültekin Onan)
Onlara Adem'in iki oğlunun gerçek olan haberini oku: Onlar (Tanrı'ya) yaklaştıracak birer kurban sunmuşlardı. Onlardan birininki kabul edilmiş, diğerininki kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen) Demişti ki: "Seni mutlaka öldüreceğim." (Öbürü de:) "Tanrı ancak korkup sakınanlardan kabul eder."
Mâide / 27 - (Harun Yıldırım)
Onlara Adem’in iki oğlunun haberini hak ile anlat. Hani onlar bir kurbanı sunduklarında birinden kabul edilmiş, diğerinden kabul edilmemişti de: “Andolsun seni öldüreceğim!” demişti. Dedi ki: “Allah ancak muttakilerden kabul eder.”
Mâide / 27 - (Hasan Basri Çantay)
Onlara Âdemin iki oğlunun gerçek olan haberini oku: Hani onlar (Allaha) yaklaştıracak birer kurban takdim etmişlerdi de ikisinden birininki kabul olunmuş, öbürününkü kabul olunmamışdı. O (evvelkisi, kardeşine): «Seni elbette öldüreceğim» demişdi (Berikî de şöyle) söylemişdi: «Allah, ancak (kendisinden) korkanları (nkini) kabul eder».
Mâide / 27 - (Hayrat Neşriyat)
(Ey Resûlüm!) Onlara, Âdem’in iki oğlunun (Hâbil ile Kabil’in) haberini de hakkıyla oku! Hani birer kurban takdîm etmişlerdi de birisinden (Hâbil’den) kabûl edilmiş, diğerinden (Kabil’den) ise kabûl edilmemişti. (Kabil, Hâbil’e:) 'Seni mutlaka öldüreceğim!' dedi. (Hâbil ise:) 'Allah, ancak takvâ sâhiblerinden (amellerini) kabûl buyurur' dedi.
Mâide / 27 - (İbni Kesir)
Onlara Adem'in iki oğlunun kıssasını doğru olarak anlat. Hani ikisi birer kurban sunmuşlardı da; birininki kabul edilmiş, diğerininki kabul edilmemişti. O: Andolsun seni öldüreceğim, deyince, (kardeşi) : Allah, ancak müttakilerden kabul eder, demişti.
Mâide / 27 - (Kadri Çelik)
Onlara, Âdem'in iki oğlunun kıssasını doğru olarak anlat; ikisi birer kurban sunmuşlar, birininki (Habil'in) kabul edilmiş, diğerininki (Kabil'in) kabul edilmemişti. (Kabil) “Ant olsun seni öldüreceğim” deyince, kardeşi (Habil), “Allah ancak takva sahiplerinden kabul eder” demişti.
Mâide / 27 - (Muhammed Esed)
Ve onlara gerçeği göstermek için Ademin iki oğlunun kıssasını anlat; nasıl ikisinin birer kurban sunduklarını ve birinden kabul edildiği halde diğerinden kabul edilmediğini.(Onlardan biri, Kabil), "Seni mutlaka öldüreceğim!" demişti.(Kardeşi Habil) cevap vermişti: "Unutma ki Allah, yalnız Ona karşı sorumluluk bilinci duyanların (kurbanı)nı kabul eder.
Mâide / 27 - (Mustafa İslamoğlu)
Ve onlara Adem'in iki oğlunun kıssasını gerçek bir amaca matuf olarak anlat: Hani, ikisi de birer kurban sunmuşlardı ve birinden kabul edildiği halde diğerinden kabul edilmemişti! (Bunun üzerine) O (diğerine) demişti ki: "Çaresi yok, seni öldüreceğim!" (Öteki) cevap vermişti: "Allah, yalnızca sorumlu davrananların kurbanını kabul eder!
Mâide / 27 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Onlara Âdem'in iki oğlunun haberini bihakkın oku. O vakit ki, onlar iki kurban takdim etmişlerdi. Birisinden kabul edilmiş, diğerinden kabul edilmemişti. «Seni elbette öldüreceğim» dedi, diğeri de, «Allah Teâlâ ancak muttakî olanlardan kabul eder» deyiverdi.
Mâide / 27 - (Ömer Öngüt)
Resulüm! Onlara Âdem-'in iki oğlunun haberini gerçek olarak anlat. Hani ikisi birer kurban takdim etmişlerdi de, birisininki kabul edilmiş, diğerininki kabul edilmemişti. Kabul edilmeyen: “Andolsun ki seni öldüreceğim!” deyince kardeşi şöyle demişti: “Allah ancak takvâ sahiplerinden kabul eder. ”
Mâide / 27 - (Şaban Piriş)
Onlara Adem’in iki oğlunun hikayesini doğru olarak anlat, İkisi de birer kurban sunmuşlar, birinin ki kabul edilmiş; diğerinin ki edilmemişti . (Kurbanı kabul edilmeyen): -Kesinlikle seni öldüreceğim! dedi. Diğeri: -Allah, ancak muttakilerin sunduğunu kabul eder.
Mâide / 27 - (Sadık Türkmen)
(Ey Muhammed!) Onlara, iki ademoğlunun (insanın) haberini gerçek olarak oku: Hani ikisi de birer kurban sunmuşlardı da, birinden kabul edilmiş, ötekinden kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen; “Andolsun seni mutlaka öldüreceğim” demişti. Öteki; “Allah ancak kendisine karşı gelmekten sakınanlardan kabul eder” demişti.
Mâide / 27 - (Seyyid Kutub)
Ey Muhammed, onlara Adem'in iki oğlunun gerçeğe dayalı hikayesini anlat. Hani ikisi birer kurban sunmuşlardı da birinin kurbanı kabul edilmiş öbürününki kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen kardeşine «yemin ederim ki seni öldüreceğim» deyince öbür kardeş şöyle dedi; «Allah sadece takva sahiplerinin ibadetlerini kabul eder.»
Mâide / 27 - (Suat Yıldırım)
(27-29) Onlara Âdem’in iki oğlunun gerçek olan haberini oku: Onların her ikisi birer kurban takdim etmişlerdi de birininki kabul edilmiş, öbürününki kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, kardeşine: "Seni öldüreceğim" dedi. O da: "Allah, ancak müttakilerden kabul buyurur, dedi. Yemin ederim ki, sen beni öldürmek için el kaldırırsan, ben seni öldürmek için sana el kaldırmam. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım." "Ben isterim ki sen, kendi günahınla beraber benim günahımı da yüklenesin de cehennemliklerden olasın. Zalimlerin cezası işte budur!"
Mâide / 27 - (Süleyman Ateş)
Onlara iki Âdem oğlunun haberini gerçek olarak oku: Hani her biri birer kurban sunmuşlardı, (kurban) birinden kabul edilmiş, ötekinden kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen, kabul edilene): "Seni öldüreceğim" demişti. (O da); "Allâh, sadece korunanlardan kabul eder" dedi.
Mâide / 27 - (Tefhim-ul Kuran)
Onlara Adem'in iki oğlunun gerçek olan haberini oku: Onlar (Allah'a) yaklaştıracak birer kurban sunmuşlardı. Onlardan birininki kabul edilmiş, diğerinki kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen) Demişti ki: «Seni mutlaka öldüreceğim.» (Öbürü de:) «Allah, ancak korkup sakınanlardan kabul eder.»
Mâide / 27 - (Ümit Şimşek)
Onlara Âdem'in iki oğlunun kıssasını dosdoğru oku. Onlar birer kurban sunmuşlar, birininki kabul edilmiş, diğerininki edilmemişti. Kurbanı makbul olmayan, diğerine 'Seni öldüreceğim' dedi. O ise 'Allah ancak takvâ sahiplerinin ibadetini kabul eder,' cevabını verdi.
Mâide / 27 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Onlara Âdem'in iki oğlunun haberini de gerçek olarak oku. Hani, ikisi birer kurban sunmuşlardı da birinden kabul edilmişti, ötekinden kabul edilmemişti. "Seni mutlaka öldüreceğim." dedi. Öteki: "Allah sadece takva sahiplerinden kabul eder." dedi.
Mâide / 27 - (İskender Ali Mihr)
Ve onlara Adem’in iki oğlunun haberini (kıssasını, aralarında geçen olayı) hakkıyla oku, Allah’a yaklaştıracak kurban sunmuşlardı, (Kurban) ikisinin birinden kabul edilir ve diğerinden ise kabul edilmez. (Kurbanı kabul edilmeyen) “Seni mutlaka öldüreceğim” dedi. O da, “Allah sadece takvâ sahiplerinden kabul eder.” dedi.
Mâide / 27 - (İlyas Yorulmaz)
(Ey Muhammed!) Onlara ademin iki oğlu arasındaki haberin en doğrusunu oku. O ikisi birer kurban adamış, Allah da birisinden kabul etmiş, diğerinden kabul etmemişti. Adağı kabul edilmeyen, diğerine “Seni mutlaka öldüreceğim” dedi. O da diğerine “Allah kendisinden korunanlardan kabul eder” dedi.
لَئِن بَسَطتَ إِلَيَّ يَدَكَ لِتَقْتُلَنِي مَا أَنَاْ بِبَاسِطٍ يَدِيَ إِلَيْكَ لَأَقْتُلَكَ إِنِّي أَخَافُ اللّهَ رَبَّ الْعَالَمِينَ
Okunuşu: Lein besadte ileyye yedeke li taktulenî mâ ene bi bâsitın yediye ileyke li aktuleke, innî ehâfullâhe rabbel âlemîn(âlemîne).
Mâide / 28 - (Diyanet İşleri)
“Andolsun! Sen beni öldürmek için elini bana uzatsan da ben seni öldürmek için sana elimi uzatacak değilim. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.”
Mâide / 28 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Andolsun, beni öldürmek için elini uzatsan da bana, ben sana, seni öldürmek için elimi uzatmayacağım; çünkü ben, âlemlerin Rabbi Allah'tan korkarım.
Mâide / 28 - (Abdullah Parlıyan)
Öldürmek üzere elini bana uzatsan bile ben öldürmek için elimi sana uzatmayacağım. Ben, bütün alemlerin Rabbi olan Allah'tan sakınırım.
Mâide / 28 - (Adem Uğur)
(ve ekledi:) Andolsun ki sen, öldürmek için bana elini uzatsan (bile) ben sana, öldürmek için el uzatacak değilim. Ben, âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım.
Mâide / 28 - (Ahmed Hulusi)
"Yemin ederim sen beni öldürmek için elini uzatsan da, ben elimi öldürmek için sana uzatacak değilim! Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allâh'tan korkarım!"
Mâide / 28 - (Ahmet Tekin)
'Sen, beni öldürmek için, bana elini uzatsan bile, andolsun ki, ben seni öldürmek için, sana el uzatacak değilim. Ben yaratan, yaşama kabiliyeti, gücü ve varlıklara işleyiş düzeni veren, koruyan, kontrol eden âlemlerin, bütün varlıkların Rabbi Allah’tan korkarım' diye ilâve etti.
Mâide / 28 - (Ahmet Varol)
Sen beni öldürmek için elini bana uzatırsan ben seni öldürmek için elimi sana uzatmam. Ben alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım.
Mâide / 28 - (Ali Bulaç)
"Eğer beni öldürmek için elini bana uzatacak olursan, ben seni öldürmek için elimi sana uzatacak değilim. Çünkü ben, alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım."
Mâide / 28 - (Ali Fikri Yavuz)
Yemin ederim ki, eğer beni öldürmek için elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için sana el uzatacak değilim. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’dan korkarım.
Mâide / 28 - (Ali Ünal)
“Sen beni öldürmek için elini uzatsan da, ben seni öldürmek için elimi uzatacak değilim. Hiç şüphesiz ben, Âlemlerin Rabbi’nden korkarım.
Mâide / 28 - (Bayraktar Bayraklı)
“Beni öldürmek için el uzatsan bile, ben öldürmek için sana el uzatmayacağım: Şu bir gerçek ki ben, âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım.”
Mâide / 28 - (Bekir Sadak)
«eni oldurmek uzere elini bana uzatirsan, ben seni oldurmek icin sana elimi uzatmam, cunku ben, alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarim".
Mâide / 28 - (Celal Yıldırım)
Yemin ederim ki, beni öldürmek için elini uzatırsan, herhalde ben seni öldürmek için elimi uzatacak değilim ; çünkü ben şüphe yok ki âlemlerin Rabbi Allah'tan korkarım, demişti.
Mâide / 28 - (Cemal Külünkoğlu)
(Habil, kardeşi Kabil'e): “Andolsun ki beni öldürmek üzere elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için sana elimi uzatmam, çünkü ben, Âlemlerin Rabbi olan Allah'(ın azabın)dan korkarım.”
Mâide / 28 - (Diyanet Vakfi)
«Andolsun ki sen, öldürmek için bana elini uzatsan (bile) ben sana, öldürmek için el uzatacak değilim. Ben, âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım.»
Mâide / 28 - (Edip Yüksel)
'Beni öldürmek için elini bana uzatırsan, seni öldürmek için ben elimi sana uzatmayacağım. Ben, tüm yaratıkların sahibi ALLAH'tan korkarım. '
Mâide / 28 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Kasem ederim ki sen beni öldürmek için bana el uzatsan da ben seni öldürmek için sana el uzatacak değilim, ben rabbülâlemîn olan Allahdan korkarım
Mâide / 28 - (Gültekin Onan)
"Eğer beni öldürmek için elini bana uzatacak olursan, ben seni öldürmek için elimi sana uzatacak değilim. Çünkü ben alemlerin rabbi olan Tanrı'dan korkarım."
Mâide / 28 - (Harun Yıldırım)
“Andolsun ki sen öldürmek için bana elini uzatırsan ben seni öldürmek için sana elimi uzatmam. Muhakkak ben alemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.”
Mâide / 28 - (Hasan Basri Çantay)
«Andolsun ki beni öldürmen için elini bana uzatırsan ben seni öldürmem için elimi sana uzatıcı değilim. Çünkü ben kâinatın Rabbi olan Allahdan korkarım».
Mâide / 28 - (Hayrat Neşriyat)
'Yemîn olsun ki, eğer beni öldürmek için bana elini (kötü bir niyetle) uzatsan da, ben seni öldürmek için elimi sana uzatıcı değilim. Şübhesiz ki ben, âlemlerin Rabbi olan Allah’dan korkarım.'
Mâide / 28 - (İbni Kesir)
Beni öldürmek için elini bana uzatırsan; ben, seni öldürmek için elimi sana uzatmam. Muhakkak ki ben; alemlerin Rabbı olan Allah'tan korkarım.
Mâide / 28 - (Kadri Çelik)
“Beni öldürmek üzere elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için sana elimi uzatmam, çünkü ben, âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım.”
Mâide / 28 - (Muhammed Esed)
Beni öldürmek için el uzatsan bile, ben öldürmek için sana el uzatmayacağım: Ben bütün alemlerin Rabbi Allahtan korkarım.
Mâide / 28 - (Mustafa İslamoğlu)
Beni öldürmek için el kaldırsan bile, ben seni öldürmek için elimi oynatmayacağım; çünkü ben alemlerin Rabbi Allah'tan korkarım.
Mâide / 28 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
«And olsun ki, eğer beni öldürmek için bana elini uzatırsan ben seni öldürmek için elimi sana uzatmam. Şüphe yok ki, ben âlemlerin Rabbi olan Allah Teâlâ'dan korkarım.»
Mâide / 28 - (Ömer Öngüt)
“Beni öldürmek için elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için elimi sana uzatmam. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım. ”
Mâide / 28 - (Şaban Piriş)
Beni öldürmek için elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için elimi sana uzatmam. Çünkü ben, alemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.
Mâide / 28 - (Sadık Türkmen)
“andolsun! sen beni öldürmek için elini bana uzatsan da ben seni öldürmek için sana elimi uzatacak değilim. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.”
Mâide / 28 - (Seyyid Kutub)
Eğer sen öldürmek amacı ile elini bana doğru uzatacak olursan ben öldürmek amacı ile elimi sana doğru uzatacak değilim. Çünkü ben alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım.
Mâide / 28 - (Suat Yıldırım)
(27-29) Onlara Âdem’in iki oğlunun gerçek olan haberini oku: Onların her ikisi birer kurban takdim etmişlerdi de birininki kabul edilmiş, öbürününki kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, kardeşine: "Seni öldüreceğim" dedi. O da: "Allah, ancak müttakilerden kabul buyurur, dedi. Yemin ederim ki, sen beni öldürmek için el kaldırırsan, ben seni öldürmek için sana el kaldırmam. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım." "Ben isterim ki sen, kendi günahınla beraber benim günahımı da yüklenesin de cehennemliklerden olasın. Zalimlerin cezası işte budur!"
Mâide / 28 - (Süleyman Ateş)
"Andolsun, eğer sen beni öldürmek için bana elini uzatırsan, ben seni öldürmek için sana elimi uzatmam. Çünkü ben âlemlerin Rabbinden korkarım!"
Mâide / 28 - (Tefhim-ul Kuran)
«Eğer sen beni öldürmek için elini bana uzatacak olursan, ben seni öldürmek için elimi sana uzatacak değilim. Çünkü ben, alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım.»
Mâide / 28 - (Ümit Şimşek)
'Sen beni öldürmek için bana el kaldırsan da, ben seni öldürmek için el kaldırmayacağım. Çünkü ben Âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım.
Mâide / 28 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Beni öldürmek için elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için elimi sana uzatmayacağım. Şu bir gerçek ki ben, âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım."
Mâide / 28 - (İskender Ali Mihr)
“Gerçekten, eğer sen, beni öldürmek için elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için elimi sana uzatacak değilim. Muhakkak ki ben, âlemlerin Rabb’i olan Allah’tan korkarım.”
Mâide / 28 - (İlyas Yorulmaz)
Diğeri “Eğer, sen beni öldürmek için elini kaldırırsan, ben seni öldürmek için asla elimi kaldırmam. (Ben adam öldürmenin karşılığından) Alemlerin Rabbi Allah’a sığınırım. ”
إِنِّي أُرِيدُ أَن تَبُوءَ بِإِثْمِي وَإِثْمِكَ فَتَكُونَ مِنْ أَصْحَابِ النَّارِ وَذَلِكَ جَزَاء الظَّالِمِينَ
Okunuşu: İnnî urîdu en tebûe bi ismî ve ismike fe tekûne min ashâbin nâr(nâri), ve zâlike cezâûz zâlimîn(zâlimîne).
Mâide / 29 - (Diyanet İşleri)
“Ben istiyorum ki, sen benim günahımı da, kendi günahını da yüklenip cehennemliklerden olasın. İşte bu zalimlerin cezasıdır.”
Mâide / 29 - (Abdullah Parlıyan)
Beni öldürürsen, dilerim hem kendi günahlarını, hem de benim günahlarımı yüklenir; böylece cehennemin yolunu tutarsın. Çünkü yaratılış sebebine aykırı davrananların cezası budur.”
Mâide / 29 - (Adem Uğur)
Ben istiyorum ki, sen, hem benim günahımı hem de kendi günahını yüklenip ateşe atılacaklardan olasın; zalimlerin cezası işte budur.
Mâide / 29 - (Ahmed Hulusi)
"İsterim ki hem benim suçumun vebalini hem de kendi suçunun vebalini yüklenesin; ateş ehlinden olasın. . . İşte budur zâlimlerin cezası!"
Mâide / 29 - (Ahmet Tekin)
'Ben isterim ki, sen, benim, bile bile işlediğim günahımı da, bilerek işlediğin kendi günahını da yüklenip, ateşe atılanlardan olasın. İnkârda, isyanda ısrar eden zâlimlerin cezası işte budur.' dedi.
Mâide / 29 - (Ahmet Varol)
Ben senin kendi günahını da benim günahımı da yüklenip ateşe atılacaklardan olmanı isterim. Zalimlerin cezası işte budur.'
Mâide / 29 - (Ali Bulaç)
"Şüphesiz kendi günahını ve benim günahımı yüklenmeni ve böylelikle ateşin halkından olmanı isterim. Zulmedenlerin cezası budur."
Mâide / 29 - (Ali Fikri Yavuz)
Ben şüphesiz isterim ki, sen kendi günahınla benim günahımı da yüklenesin. Böylece cehennemliklerden olasın. İşte zâlimlerin cezası budur.
Mâide / 29 - (Ali Ünal)
“Ben, (seni öldürmek için) elimi uzatıp da asla günaha girmek, böylece hem kendi günahımı, hem de senin günahını yüklenmek istemem; bu bakımdan dikkat et, bütün günahı sen yükleneceksin ve sonunda Ateş’in ehlinden olacaksın. Çünkü budur zalimlerin cezası.”
Mâide / 29 - (Bekir Sadak)
Ben, hem benim hem de kendi gunahini yuklenip cehennemliklerden olmani isterim, zulmedenlerin cezasi budur".
Mâide / 29 - (Celal Yıldırım)
Ben (bu durumda) İsterim ki, benim günahımı da kendi günahını da yüklenip Cehennemliklerden olasın, işte zâlimlerin cezası budur!
Mâide / 29 - (Cemal Külünkoğlu)
“(Beni öldürürsen) dilerim ki, sen, hem benim günahımı hem de kendi günahını (birlikte) yüklenip ateşe atılacaklardan olasın. Zalimlerin cezası işte budur” (dedi).
Mâide / 29 - (Diyanet Vakfi)
«Ben istiyorum ki, sen, hem benim günahımı hem de kendi günahını yüklenip ateşe atılacaklardan olasın; zalimlerin cezası işte budur.»
Mâide / 29 - (Gültekin Onan)
"Kuşkusuz kendi günahını ve benim günahımı yüklenmeni ve böylelikle ateşin halkından olmanı isterim. Zulmedenlerin cezası budur."
Mâide / 29 - (Harun Yıldırım)
“Ben istiyorum ki benim günahım ve kendi günahınla dönesin de ateş halkından olasın. İşte budur zalimlerin cezası!”
Mâide / 29 - (Hasan Basri Çantay)
«Şübhesiz dilerim ki sen kendi günâhınla birlikde benim günâhımı da yüklenesin de o ateşin yaranından olasın. İşte zaalimlerin cezası budur».
Mâide / 29 - (Hayrat Neşriyat)
'Doğrusu ben isterim ki, (sen) kendi günâhın ile benim günâhımı da yüklenesin de ateşin ehlinden olasın! İşte zâlimlerin cezâsı budur!'
Mâide / 29 - (İbni Kesir)
Dilerim ki sen; benim günahımı da, kendi günahını da yüklenip cehennemliklerden olasın. Zalimlerin cezası da budur.
Mâide / 29 - (Kadri Çelik)
“Ben, hem benim hem de kendi günahını yüklenip cehennemliklerden olmanı isterim ve zalimlerin cezası işte budur.”
Mâide / 29 - (Muhammed Esed)
(Beni öldürürsen,) dilerim, hem kendi günah(lar)ını, hem de benim günahlarımı(n yükünü) yüklenir ve böylece cehennemin yolunu tutarsın! Çünkü zalimlerin cezası budur.
Mâide / 29 - (Mustafa İslamoğlu)
Dilerim, hem benim günahımı hem de (benden dolayı) kazandığın günahı yüklenir ve böylece cehennemin yolunu tutarsın: Zaten zalimlerin cezası da budur."
Mâide / 29 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
«Muhakkak ben isterim ki, sen benim günahımı ve kendi günahını yüklenesin de ateşin ashâbından olasın. Ve o ise zalimlerin cezasıdır.»
Mâide / 29 - (Ömer Öngüt)
“Dilerim ki, sen benim günahımı da kendi günahını da yüklenip cehennemliklerden olasın. Zâlimlerin cezası işte budur. ”
Mâide / 29 - (Şaban Piriş)
Ben, hem benim hem de kendi günahını yüklenerek cehennemliklerden olmanı isterim, zulmedenlerin cezası budur, dedi.
Mâide / 29 - (Sadık Türkmen)
“ben istiyorum ki, sen benim günahımı da, kendi günahını da yüklenip cehennemliklerden olasın. İşte bu zalimlerin cezasıdır.”
Mâide / 29 - (Seyyid Kutub)
İstiyorum ki, hem kendi günahını hem de benim günahımı yüklenerek cehennemliklerden olasın. Zalimlerin cezası budur.
Mâide / 29 - (Suat Yıldırım)
(27-29) Onlara Âdem’in iki oğlunun gerçek olan haberini oku: Onların her ikisi birer kurban takdim etmişlerdi de birininki kabul edilmiş, öbürününki kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, kardeşine: "Seni öldüreceğim" dedi. O da: "Allah, ancak müttakilerden kabul buyurur, dedi. Yemin ederim ki, sen beni öldürmek için el kaldırırsan, ben seni öldürmek için sana el kaldırmam. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım." "Ben isterim ki sen, kendi günahınla beraber benim günahımı da yüklenesin de cehennemliklerden olasın. Zalimlerin cezası işte budur!"
Mâide / 29 - (Süleyman Ateş)
"Ben isterim ki sen, benim günâhımı da, senin günâhını da yüklenip ateş halkından olasın! zâlimlerin cezâsı budur."
Mâide / 29 - (Tefhim-ul Kuran)
«Şüphesiz, senin kendi günahını ve benim günahımı yüklenmeni ve böylelikle ateşin halkından olmanı isterim. Zulmedenlerin cezası budur.»
Mâide / 29 - (Ümit Şimşek)
'İstiyorum ki benim günahımı da, kendi günahını da yüklenip ateş ehlinden olasın. Zalimlerin cezası işte budur.'
Mâide / 29 - (İskender Ali Mihr)
“Gerçekten ben, benim günahım ile kendi günahını yüklenmeni, böylece ateş halkından olmanı dilerim. Ve zâlimlerin cezası, işte budur.”
Mâide / 29 - (İlyas Yorulmaz)
“Ben senin, beni öldürmekle insan öldürmenin günahını yüklenmeni istiyorum ki, ateşe girenlerden olasın. Zalimlerin cezasının karşılığı işte budur. ” dedi.
فَطَوَّعَتْ لَهُ نَفْسُهُ قَتْلَ أَخِيهِ فَقَتَلَهُ فَأَصْبَحَ مِنَ الْخَاسِرِينَ
Okunuşu: Fe tavveat lehu nefsuhu katle ahîhi fe katelehu fe asbaha minel hâsirîn(hâsirîne).
Mâide / 30 - (Ahmed Hulusi)
Nihayet benliğindeki hırs ve haset ona kardeşini öldürmeyi kolaylaştırdı, böylece onu öldürdü. . . Bu yüzden hüsrana uğrayanlardan oldu.
Mâide / 30 - (Ahmet Tekin)
Nihayet, nefsi onu, kardeşini öldürmeye teşvik ederek, ikna etti ve onu öldürdü. Bu yüzden de, hüsrana uğrayanlardan oldu.
Mâide / 30 - (Ali Bulaç)
Sonunda nefsi ona kardeşini öldürmeyi (tahrik edip zevkli göstererek) kolaylaştırdı; böylece onu öldürdü, bu yüzden hüsrana uğrayanlardan oldu.
Mâide / 30 - (Ali Fikri Yavuz)
Nihayet Kâbil nefsine uyarak kardeşini (Hâbil’i) öldürmeğe kalkışmış ve sonra onu öldürmüştü. Böylece ziyana uğrayanlardan olmuştu.
Mâide / 30 - (Ali Ünal)
(Bu sözler, berikinin ders almak yerine hırsını kamçıladı da,) nefsi onu kardeşini öldürmeye sevketti ve nihayet o da kalktı kardeşini öldürdü; böyle yapmakla kaybedip gidenlerden oldu.
Mâide / 30 - (Gültekin Onan)
Sonunda nefsi ona kardeşini öldürmeyi kolaylaştırdı; böylece onu öldürdü, bu yüzden hüsrana uğrayanlardan oldu.
Mâide / 30 - (Kadri Çelik)
Bunun üzerine nefsi kendine kardeşini öldürmeyi kolay gösterdi ve onu öldürerek, hüsrana uğrayanlardan oldu.
Mâide / 30 - (Şaban Piriş)
Bunun üzerine kardeşini öldürmek hususunda nefsi ona boyun eğdi. Ve onu öldürerek hüsrana uğrayanlardan oldu.
Mâide / 30 - (Seyyid Kutub)
Buna rağmen öbür kardeş ihtiraslarına boyun eğerek kardeşini öldürdü ve böylece hüsrana uğrayanlardan oldu.
Mâide / 30 - (Tefhim-ul Kuran)
Sonunda nefsi ona kardeşini öldürmeyi (tahrik edip zevkli göstererek) kolaylaştırdı; böylece onu öldürdü, bu yüzden hüsrana uğrayanlardan oldu.
Mâide / 30 - (İskender Ali Mihr)
Bunun üzerine nefsi, onu, kardeşini öldürmeye kandırdı (kolay ve zevkli gösterdi). Böylece onu öldürdü, sonra hüsrana uğrayanlardan oldu.
فَبَعَثَ اللّهُ غُرَابًا يَبْحَثُ فِي الأَرْضِ لِيُرِيَهُ كَيْفَ يُوَارِي سَوْءةَ أَخِيهِ قَالَ يَا وَيْلَتَا أَعَجَزْتُ أَنْ أَكُونَ مِثْلَ هَذَا الْغُرَابِ فَأُوَارِيَ سَوْءةَ أَخِي فَأَصْبَحَ مِنَ النَّادِمِينَ
Okunuşu: Fe beasallâhu gurâben yebhasu fîl ardı li yuriyehu keyfe yuvârî sev’ete ahîhi kâle yâ veyletâ e aceztu en ekûne misle hâzel gurâbi fe uvâriye sev’ete ahî, fe asbaha minen nâdimîn(nâdimîne).
Mâide / 31 - (Diyanet İşleri)
Nihayet Allah, ona kardeşinin ölmüş cesedini nasıl örtüp gizleyeceğini göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. “Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini örtmekten âciz miyim ben?” dedi. Artık pişmanlık duyanlardan olmuştu.
Mâide / 31 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Sonra, kardeşinin cesedini nasıl örteceğini göstermek için Allah, bir karga gönderdi. Bu karga, yeri eşmedeydi. Yazıklar olsun bana dedi, kardeşimin cesedini gömmede şu karga kadar bile olamadım ha? Ve o, artık nedamet edenlere katılmıştı zâten.
Mâide / 31 - (Abdullah Parlıyan)
Derken Allah, o'na kardeşinin cesedini, nasıl gizleyeceğini göstermek için, yeri eşeleyen bir karga gönderdi. Bunu gören Kâbil: “Eyvah!” diye haykırdı. “Yazıklar olsun bana! Ben bu karganın yaptığını yapamayacak ve kardeşimin cesedini gizleyemeyecek kadar aciz miyim?” Ve bunun üzerine vicdan azabı duyanlardan oldu.
Mâide / 31 - (Adem Uğur)
Derken Allah, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini ona göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. (Katil kardeş) "Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar da olamadım mı ki, kardeşimin cesedini gömeyim" dedi ve ettiğine yananlardan oldu.
Mâide / 31 - (Ahmed Hulusi)
Bunun üzerine Allâh, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için, toprağı eşeleyen bir karga bâ'setti. . . (Kabil) kendi kendine söylendi: "Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olmaktan âcizim ki kardeşimin cesedini toprağa gömmeyi düşünemedim!" Artık pişmanlık duyanlardan olmuştu.
Mâide / 31 - (Ahmet Tekin)
Derken Allah, gözünün önünde durdukça kendisine acı çektiren kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini ona göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. Katil kardeş:'Yazıklar olsun bana, şu karga kadar bile olamadım. Gözümün önünde durdukça bana acı çektirmeye devam eden kardeşimin cesedini gömmekten aciz miyim ben?' dedi. Ve yaptığına pişmanlık duyanlardan oldu.
Mâide / 31 - (Ahmet Varol)
Allah, ona kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek yeri eşeleyen bir karga gönderdi. Bunun üzerine: 'Yazık bana! Kardeşimin cesedini gömmek için şu karga kadar olmaktan bile aciz mi kaldım!' dedi ve yaptığına pişman olanlardan oldu.
Mâide / 31 - (Ali Bulaç)
Derken, Allah, ona, yeri eşiyerek kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini gösteren bir karga gönderdi. "Bana yazıklar olsun" dedi. "Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten aciz miyim?" Artık o, pişman olmuştu.
Mâide / 31 - (Ali Fikri Yavuz)
Sonra Allah bir karga gönderdi. Kâbil’e kardeşinin ölü cesedini nasıl örteceğini göstermek için o karga, yeri eşeliyordu. Kâbil: “- Bana yazıklar olsun! Ben şu karga gibi olup da kardeşimin cesedini örtemedim.” dedi. Artık o pişmanlığa düşenlerden olmuştu.
Mâide / 31 - (Ali Ünal)
Allah, (ne yapacağını bilemediği) kardeşinin cesedini nasıl ortadan kaldıracağını göstermek için bir karga gönderdi: onun yeri eşip de (oraya bir şey gömüp üstünü örttüğünü görünce), “Vah bana, ben şu kargadan daha bilgisiz, daha mı âcizim ki, kardeşimin cesedini nasıl ortadan kaldıracağımı bilemedim?!” diye dövündü; hüsran ve haybete düştü.
Mâide / 31 - (Bayraktar Bayraklı)
Derken Allah, ona, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi; karganın yaptığını görünce, “Yazık bana, şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten aciz miyim ben?” dedi ve pişman olanlardan oldu!
Mâide / 31 - (Bekir Sadak)
Allah, kardesinin olusunu nasil gomecegini gostermek uzere, ona yeri eseleyen bir karga gonderdi. «Bana yaziklar olsun! Kardesimin olusunu ortmek icin bu karga kadar olmaktan aciz kaldim» dedi de ettigine yananlardan oldu.
Mâide / 31 - (Celal Yıldırım)
Derken Allah ona kardeşinin cesedini nasıl örteceğini göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. (Bunun üzerine) O, «yazıklar olsun bana, şu karga gibi olup da kardeşimin cesedini örtmekten âciz mi kaldım ?» dedi. Bu sebeple ettiğine pişmanlık duyanlardan oldu.
Mâide / 31 - (Cemal Külünkoğlu)
Sonra Allah, ona kardeşinin ölmüş cesedini nasıl örtüp gizleyeceğini göstermek için (Kabil'e) yeri eşeleyen bir karga gönderdi. (Bundan ibret alan Kabil:) “Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömemiyor muyum?” dedi. Artık (iş işten geçmiş, Kabil yaptıklarına) pişmanlık duyanlardan olmuştu.
Mâide / 31 - (Diyanet İşleri (eski))
Allah, kardeşinin ölüsünü nasıl gömeceğini göstermek üzere, ona yeri eşeleyen bir karga gönderdi. 'Bana yazıklar olsun! Kardeşimin ölüsünü örtmek için bu karga kadar olmaktan aciz kaldım' dedi de ettiğine yananlardan oldu.
Mâide / 31 - (Diyanet Vakfi)
Derken Allah, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini ona göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. (Katil kardeş) «Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar da olamadım mı ki, kardeşimin cesedini gömeyim» dedi ve ettiğine yananlardan oldu.
Mâide / 31 - (Edip Yüksel)
ALLAH kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. 'Yazık bana; kardeşimin cesedini gömme konusunda bu karga kadar bile olamadım,' diyerek pişman oldu.
Mâide / 31 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Derken Allah bir karga gönderdi, yeri deşiyordu ki ona kardeşinin cesedini nasıl örteceğini göstersin, eyvah, dedi: şu karga kadar olub da kardeşimin cesedini örtemedim ha! Artık peşimanlığa düşenlerden olmuştu
Mâide / 31 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Derken Allah, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermesi için yeri deşen bir karga gönderdi. O: «Eyvah, şu karga olup da kardeşimin cesedini gömemedim ha!» dedi ve artık pişmanlığa düşenlerden olmuştu.
Mâide / 31 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Derken Allah bir karga gönderdi, ona kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için toprağı eşeliyordu. «Yazıklar olsun bana, şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten âciz miyim ben?» dedi ve pişman olanlardan oldu.
Mâide / 31 - (Gültekin Onan)
Derken Tanrı ona yeri eşeliyerek kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini gösteren bir karga gönderdi. "Bana yazıklar olsun" dedi. "Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten aciz miyim?" Artık o pişman olmuştu.
Mâide / 31 - (Harun Yıldırım)
Derken Allah ona kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstersin diye yeri eşeleyen bir kargayı gönderdi. “Yazıklar olsun bana; bir karga gibi kardeşimin cesedini gömmekten aciz mi oldum!?” dedi de pişman olanlardan oldu.
Mâide / 31 - (Hasan Basri Çantay)
Sonra Allah bir karga gönderdi. O, yeri eşiyordu ki Ona kardeşinin ölü cesedini nasıl örteceğini göstersin. «Yazıklar olsun bana, dedi, ben şu karga gibi bile olub da kardeşimin cesedini örtmekden âciz mi oldum?» Artık o, (etdiğine) peşimanlığa düşenlerden olmuşdu.
Mâide / 31 - (Hayrat Neşriyat)
Sonra Allah, ona kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için, yeri eşeleyen bir karga gönderdi. (Bunun üzerine Kabil:) 'Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten âciz mi kaldım?' dedi. Böylece (bunu bilmediğine) pişman olan kimselerden oldu.
Mâide / 31 - (İbni Kesir)
Sonra Allah; kardeşinin ölüsünü nasıl gömeceğini göstermek için, ona yeri eşeleyen bir karga gösterdi. Yazıklar olsun bana, bu karga gibi bile olmaktna aciz kaldım da kardeşimin ölüsünü örtemedim, dedi. Pişmanlık duyanlardan oldu.
Mâide / 31 - (Kadri Çelik)
Allah, kardeşinin ölüsünü nasıl gömeceğini göstermek üzere, ona yeri eşeleyen bir karga gönderdi. “Bana yazıklar olsun! Kardeşimin ölüsünü örtmek için bu karga kadar olmaktan aciz kaldım” dedi de pişmanlığa düşenlerden oldu.
Mâide / 31 - (Muhammed Esed)
Bunun üzerine Allah, kardeşinin cesedinin çıplaklığını nasıl gizleyebileceğini ona göstersin diye toprağı eşeleyen bir karga gönderdi. (Bunu gören Kabil,) "Eyvah" diye haykırdı, "Yazıklar olsun bana! Ben, bu karganın yaptığını yapmayacak kadar ve kardeşimin cesedinin çıplaklığını gizleyemeyecek kadar aciz miyim?" Ve bunun üzerine vicdan azabı ile çarpıldı.
Mâide / 31 - (Mustafa İslamoğlu)
Bunun üzerine Allah, kardeşinin cesedini nasıl örteceğini göstersin diye toprağı eşeleyen bir karga gönderdi. "Eyvah, yazıklar olsun bana!" dedi, "ben bu karganın yaptığını yapamayacak, kardeşimin cesedini örtemeyecek kadar aciz biri miyim?" En sonunda pişman olmuştu.
Mâide / 31 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Sonra Allah Teâlâ ona kardeşinin cesedini nasıl defnedeceğini göstermek için bir karga gönderdi ki, yeri eşiyordu. «Yazıklar olsun bana! Ben karga kadar olup da kardeşimin cesedini örtmekten aciz mi oldum,» dedi. Artık nedâmete düşenlerden olmuştu.
Mâide / 31 - (Ömer Öngüt)
Sonra Allah, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini ona göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. “Yazıklar olsun bana! Şu karga gibi bile olmaktan âciz kaldım da kardeşimin ölüsünü örtemedim. ” dedi. Bu sebeple ettiğine pişmanlık duyanlardan oldu.
Mâide / 31 - (Şaban Piriş)
Allah, kardeşinin ölüsünü nasıl gömeceğini göstermek için ona yeri eşeleyen bir karga gönderdi. - Bana yazıklar olsun. Kardeşimin ölüsünü gömmek için bu karga kadar bile olmaktan acizim, dedi ve pişman olanlardan oldu.
Mâide / 31 - (Sadık Türkmen)
Nihayet Allah ona kardeşinin ölmüş cesedini nasıl örtüp gizleyeceğini göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. “Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olup ta kardeşimin cesedini örtmekten aciz miyim ben?” dedi. Artık pişmanlık duyanlardan olmuştu.
Mâide / 31 - (Seyyid Kutub)
Bunun üzerine Allah, kardeşinin ölüsünü nasıl gözlerden saklayacağını göstermek üzere ona toprağı eşeleyen bir karga gönderdi. «Kardeş katili, eşinen kargayı görünce «Yazık bana, şu karga kadar olup kardeşimin cesedini gömemiyor muyum?» dedi ve arkasından ettiğine pişman olanlardan oldu.
Mâide / 31 - (Suat Yıldırım)
Derken Allah, kardeşinin cesedini nasıl örteceğini göstermesi için yeri eşen bir karga gönderdi. Kabil: "Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar bile olup da kardeşimin cesedini örtemedim!" dedi ve pişmanlığa düşenlerden oldu.
Mâide / 31 - (Süleyman Ateş)
Derken Allâh, ona kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. (Karganın yaptığını görünce); "Yazık bana, şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten âciz miyin (ben?)" dedi ve pişman olanlardan oldu!
Mâide / 31 - (Tefhim-ul Kuran)
Derken, Allah, ona, yeri eşiyerek kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini gösteren bir karga gönderdi. «Bana yazıklar olsun» dedi. «Şu kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten aciz miyim?» Artık o, pişmanlık duyanlardan olmuştu.
Mâide / 31 - (Ümit Şimşek)
Sonra Allah, kardeşinin cesedini nasıl örteceğini ona göstermek için, yeri eşeleyen bir karga gönderdiğinde, o 'Yazıklar olsun bana!' dedi. 'Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini örtemedim!' Böylece, ettiğine pişmanlık duyanlardan oldu.
Mâide / 31 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Derken, Allah, kardeşinin cesedini nasıl saklayacağını ona göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. O dedi ki: "Vay be! Şu karga kadar bile olamıyor muyum ki, kardeşimin cesedini saklayayım." Bu arada, pişmanlık duyanlardan olmuştu.
Mâide / 31 - (İskender Ali Mihr)
Sonra, Allah, ona, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. “Yazıklar olsun bana, bu karga gibi olup böylece kardeşimin cesedini gömmekten aciz mi oldum?” dedi. Sonra da pişman olanlardan oldu.
Mâide / 31 - (İlyas Yorulmaz)
Bundan sonra, kardeşinin ortada kalan cesedini nasıl kaldıracağını göstermek üzere, yeri eşeleyen bir karga gönderdik. Bunun üzerine “Yazıklar olsun bana, kardeşimin cesedini nasıl ortadan kaldıracağımı düşünemeyerek, şu kargadan daha aciz kaldım. ” dedi. Bundan sonra kardeşini öldürdüğüne pişman oldu.
مِنْ أَجْلِ ذَلِكَ كَتَبْنَا عَلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ أَنَّهُ مَن قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ أَوْ فَسَادٍ فِي الأَرْضِ فَكَأَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَمِيعًا وَمَنْ أَحْيَاهَا فَكَأَنَّمَا أَحْيَا النَّاسَ جَمِيعًا وَلَقَدْ جَاء تْهُمْ رُسُلُنَا بِالبَيِّنَاتِ ثُمَّ إِنَّ كَثِيرًا مِّنْهُم بَعْدَ ذَلِكَ فِي الأَرْضِ لَمُسْرِفُونَ
Okunuşu: Min ecli zâlik(zâlike), ketebnâ alâ benî isrâîle ennehu men katele nefsen bi gayri nefsin ev fesâdin fîl ardı fe ke ennemâ katelen nâse cemîa(cemîan) ve men ahyâhâ fe ke ennemâ ahyen nâse cemîa(cemîan) ve lekad câethum rusulunâ bil beyyinâti summe inne kesîran minhum ba’de zâlike fîl ardı le musrifûn(musrifûne).
Mâide / 32 - (Diyanet İşleri)
Bundan dolayı İsrailoğullarına (Kitap’ta) şunu yazdık: “Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır. Andolsun ki, onlara resûllerimiz apaçık deliller (mucize ve âyetler) getirdiler. Ama onlardan birçoğu bundan sonra da (hâlâ) yeryüzünde aşırı gitmektedir.
Mâide / 32 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Bu yüzden şu hükmü yazdık İsrailoğullarına: Şüphe yok ki bir insanı öldürmesine, yahut yeryüzünde bozgunculuk etmesine karşılık olmayarak birisini öldüren, bütün insanları öldürmüş gibidir ve kim, birisini kurtarır, diriltirse bütün insanları diriltmiş gibidir. Andolsun ki peygamberlerimiz, onlara apaçık delillerle geldiler de gene onların çoğu, bundan sonra yeryüzünde hadlerini aştılar.
Mâide / 32 - (Abdullah Parlıyan)
İşte bu yüzden biz, İsrailoğullarına şunu yazdık: Kim, bir insanı daha evvel öldürülen bir kişi karşılığında veya yeryüzünde fesat ve bozgunculuk çıkarma suçu gibi bir sebebe dayanmaksızın haksız yere öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de, bir kişinin hayatını kurtarırsa, bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur. Gerçekten elçilerimiz onlara, çok açık belgelerle geldiler; ama buna rağmen onların çoğu, yeryüzünde kötülük ve günahta aşırı gidenlerden oldular.
Mâide / 32 - (Adem Uğur)
İşte bu yüzdendir ki İsrailoğulları'na şöyle yazmıştık: Kim, bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız yere) bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur. Peygamberlerimiz onlara apaçık deliller getirdiler; ama bundan sonra da onlardan çoğu yine yeryüzünde aşırı gitmektedirler.
Mâide / 32 - (Ahmed Hulusi)
Bu nedenledir ki İsrailoğulları üzerine şunu yazdık: "Kim bir kişiyi bir kişiye karşılık (kısas) veya yeryüzünde fesada karşılık olmaksızın öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibidir. . . Kim de onu diriltirse, bütün insanları diriltmiş gibidir. . . " Andolsun ki Rasûllerimiz onlara açık deliller olarak geldi; ama hâlâ onlardan birçoğu bunun ardından, yeryüzünde israf etmektedirler (verdiklerimizi değerlendirmemekteler).
Mâide / 32 - (Ahmet Tekin)
İşte bu yüzdendir ki, İsrâiloğulları’na şu hükümleri, yazılı kural haline getirdik.Kim haksız yere, kısası gerektiren bir sebep ortada yokken veya yeryüzünde, kanının heder edilmesini gerektirecek bir bozgunculuğa, anarşiye karışmamış bir kimseyi öldürürse, bütün insanları öldürmek gibi ağır bir cinayet işlemiş olur, sorumlu tutulur.Bir kimseye hayat veren, yaşamasına sebep olan da, bütün insanlara hayat vermek gibi büyük bir hayır işlemiş olur, mükâfatlandırılır.Andolsun ki, Rasullerimiz onlara apaçık delillerle geldiler. Yine de, bundan sonra, onların birçoğu yeryüzünde Allah’ın emirlerine âsi oldular, kural tanımadılar, ağır-adaletsiz hükümler içeren kurallar uyguladılar, cahilce aşırı davranışlarda bulundular.
Mâide / 32 - (Ahmet Varol)
İşte bundan dolayı İsrailoğullarına şu hükmü yazdık: 'Kim bir cana karşılık veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak sebebiyle olmaksızın bir kimseyi öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir kimseyi diriltirse (ölümden kurtarırsa) bütün insanları diriltmiş gibi olur.' Muhakkak ki peygamberlerimiz onlara açık delillerle geldiler. Yine de bunun ardından onların çoğu yeryüzünde aşırıya gitmektedirler.
Mâide / 32 - (Ali Bulaç)
Bu nedenle, İsrailoğullarına şunu yazdık: Kim bir nefsi, bir başka nefse ya da yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın (haksız yere) öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu (öldürülmesine engel olarak) diriltirse, bütün insanları diriltmiş gibi olur. Andolsun, elçilerimiz onlara apaçık belgelerle gelmişlerdir. Sonra bunun ardından onlardan bir çoğu yeryüzünde ölçüyü taşıranlardır.
Mâide / 32 - (Ali Fikri Yavuz)
Bundan dolayı İsrailoğullarına kitabda bildirmiştik ki, kim kısas gerekmeksizin veya yeryüzünde fesad (şirk) olmaksızın bir nefsi öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu kurtarırsa, bütün insanları kurtarmış gibi olur. Gerçekten İsraîloğullarına, peygamberlerimiz mûcizeler getirdiler. Sonra, onlardan bir çoğu, bu âyet ve mûcizeler arkasından, yine de yeryüzünde fesad ve cinayet yapmakla haddi aşmaktadırlar.
Mâide / 32 - (Ali Ünal)
İşte bundan dolayıdır ki, (bütün insanlığı kapsamına alan umumî bir kaide olarak, bilhassa) İsrail Oğulları için şu hükmü koyduk: “Kim, meşrû çerçevede bir başka can karşılığı (kısas) veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarma cezası olmaksızın bir cana kıyarsa, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir hayatı kurtarırsa, sanki bütün insanların hayatını kurtarmış gibidir. Onlara (böylesi hüküm ve ölçüleri tebliğ etmeleri için) rasûllerimiz, apaçık gerçekler (ve rasûl olduklarını gösteren) gün gibi aşikâr deliller ve mucizelerle geldiler. Ne var ki, bütün bunlardan sonra içlerinden pek çoğu halâ yeryüzünde taşkınlık yapıp durmaktadır.
Mâide / 32 - (Bayraktar Bayraklı)
İşte bu nedenle İsrâiloğulları'na şöyle yazmıştık: Kim, bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkartmaya karşılık olmaksızın, haksız yere bir cana kıyarsa, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim bir can kurtarırsa, bütün insanları kurtarmış gibi olur. Peygamberlerimiz onlara apaçık deliller getirdiler; ama bundan sonra da onlardan çoğu yine yeryüzünde aşırıya gitmektedirler.
Mâide / 32 - (Bekir Sadak)
Bunun icin Israilogullarina soyle yazdik: «Kim bir kimseyi bir kimseye veya yeryuzunde bozgunculuga karsilik olmadan oldururse, butun insanlari oldurmus gibi olur. Kim de onu diriltirse (olumden kurtarirsa) butun insanlari diriltmis gibi olur". And olsun ki, onlara belgelerle peygamberlerimiz geldi, sonra buna ragmen, onlarin cogu yeryuzunde taskinlik edenler oldu.
Mâide / 32 - (Celal Yıldırım)
İşte bundan dolayı (Tevrat' ta) İsrail oğulları üzerine şunu yazdık : «Kim bir kişiyi, bir kişi karşılığında veya yeryüzünde fesat (çıkarma suçundan dolayı) olmaksızın öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur; kim de bir kişinin hayatını kurtarırsa, bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur. Şanıma and olsun ki, peygamberlerimiz onlara çok açık belgelerle ve kanıtlarla geldi. Ne var ki onlardan bir çoğu bunca belgelerden sonra yeryüzünde (kötülük ve günahta) aşırı gidenler oldular.
Mâide / 32 - (Cemal Külünkoğlu)
İşte bu yüzdendir ki İsrailoğullarına (Tevrat'ta) şöyle bildirmiştik: “Kim bir canı, başka bir cana ya da yeryüzünde fesat çıkarmasına karşılık olmaksızın öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir adamın hayatını kurtarırsa sanki bütün insanların hayatını kurtarmış olur.” Andolsun ki; onlara, peygamberlerimiz apaçık delillerle geldiler. Sonra, onlardan birçoğu, bu ayet ve mucizeler geldikten sonra, yine de yeryüzünde fesat çıkarmaya ve azgınlık etmeye devam ettiler.
Mâide / 32 - (Diyanet İşleri (eski))
Bunun için İsrailoğullarına şöyle yazdık: 'Kim bir kimseyi bir kimseye veya yeryüzünde bozgunculuğa karşılık olmadan öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu diriltirse (ölümden kurtarırsa) bütün insanları diriltmiş gibi olur'. And olsun ki, onlara belgelerle peygamberlerimiz geldi, sonra buna rağmen, onların çoğu yeryüzünde taşkınlık edenler oldu.
Mâide / 32 - (Diyanet Vakfi)
İşte bu yüzdendir ki İsrailoğulları'na şöyle yazmıştık: Kim, bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız yere) bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur. Peygamberlerimiz onlara apaçık deliller getirdiler; ama bundan sonra da onlardan çoğu yine yeryüzünde aşırı gitmektedirler.
Mâide / 32 - (Edip Yüksel)
Bunun için İsrail oğullarına şunu yazdık: Kim, cinayet işlememiş veya yeryüzünde bozgunculuk yapmamış bir kişiyi öldürürse tüm insanları öldürmüş gibidir. Kim de o canı yaşatırsa, bütün insanları yaşatmış gibi olur. Elçilerimiz onlara apaçık delillerle geldiler. Buna rağmen onların çoğu hemen sonra yeryüzünde azgınlık yapmaya başladılar.
Mâide / 32 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Bu ecilden Beni İsraîle kitabda bildirmiştik ki her kim bir nefsi bir nefis mukabili veya yer yüzünde bir fesadı olmaksızın öldürürse sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur, kim de bir adamın hayatını kurtarırsa bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur; Celâlim hakkı için Resullerimiz onlara beyyinelerle geldiler de sonra içlerinden bir çoğu bütün bunların arkasından hâlâ yer yüzünde fesad ve cinayette israf etmekte bulunuyorlar
Mâide / 32 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Bunun için İsrailoğullarına kitapta şunu bildirmiş idik: «Her kim bir kişiyi, bir kişi karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuğu olmaksızın öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir adamın hayatını kurtarırsa, bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur.» Andolsun ki, peygamberlerimiz onlara apaçık delillerle geldiler de sonra içlerinden bir çoğu, bütün bunların arkasından hala yeryüzünde bozgunculuk ve cinayette çizgiyi aşmaktadırlar.
Mâide / 32 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Bunun içindir ki, İsrâiloğulları'na: «Kim, bir cana kıymayan veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayan bir nefsi öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir nefsin yaşamasına sebep olursa, bütün insanları yaşatmış gibi olur» hükmünü yazdık (farz kıldık). Şüphesiz ki onlara peygamberlerimiz açık delillerle geldiler. Yine de bundan sonra onların birçoğu yeryüzünde aşırı gitmektedirler.
Mâide / 32 - (Gültekin Onan)
Bu nedenle (ecli) İsrail oğullarına şunu yazdık: Kim bir nefsi, bir başka nefse ya da yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın (haksız yere) öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu (öldürülmesine engel olarak) diriltirse, bütün insanları diriltmiş gibi olur. Andolsun, elçilerimiz onlara apaçık belgelerle gelmişlerdir. Sonra bunun ardından onlardan birçoğu yeryüzünde ölçüyü taşıranlardır.
Mâide / 32 - (Harun Yıldırım)
İşte bundan dolayı (Tevrat’ta) İsrailoğullarına şöyle yazdık; Kim bir kişiyi, bir kişi karşılığında olmaksızın veya yeryüzünde bir fesata karşılık olmaksızın öldürürse, muhakkak ki o bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de (bir kişinin hayatını kurtarmak suretiyle) yaşatırsa bütün insanları yaşatmış gibi olur. Ve andolsun ki resûllerimiz onlara apaçık deliller ile geldi. Sonra da, şüphesiz onlardan birçoğu, bundan sonra gerçekten yeryüzünde aşırı giden müsrifler oldular.
Mâide / 32 - (Hasan Basri Çantay)
Bundan dolayıdır ki İsrâîl oğullarına şu hakıykatı hükmetdik: Kim bir canı, bir can mukaabilinde veya yer yüzünde bir fesâd çıkarmakdan dolayı olmayarak, öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu kurtarırsa bütün insanları diriltmiş gibi olur. Andolsun ki peygamberimiz onlara beyyineler (apaçık âyetler, deliller, mucizeler) getirmişdi. Sonra hakıykaten yine içlerinden bir çoğudur ki bunların arkasından, (haalâ) yer yüzünde (fesâd ve cînâyet hususunda) muhakkak haddi aşanlardır.
Mâide / 32 - (Hayrat Neşriyat)
Bundan dolayıdır ki, İsrâ ilo ğul larına (Tevrât ta) şöyle yazmıştık: 'Kim bir kimseyi, bir kimseye veya (o kimsenin) yeryüzünde bir fesad (çıkarmakta olmasın)a karşılık olmaksızın (ölüm cezâsını gerektiren bir suçu olmadığı hâlde) öldürürse, o takdirde bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de onun (bir insanın) hayâtını kur tarırsa, o takdirde bütün insanların hayâtını kurtarmış gibidir.'Hem celâlim hakkı için, peygamberlerimiz onlara apaçık deliller le geldiler. Sonra doğrusu onlardan birçoğu, bunların ar dın dan yeryüzünde gerçekten haddi aşan kimselerdir.
Mâide / 32 - (İbni Kesir)
Bundan dolayı İsrailoğullarının üzerine yazdık ki: Her kim, bir nefsi bir nefse veya yeryüzünde bozgunculuğa karşılık olmadan öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de, onu diri bırakırsa sanki bütün insanları diriltmiş gibidir. Andolsun ki; onlara, peygamberlerimiz apaçık delillerle geldiler. Bundan sonra da onlardan bir çoğu gerçekten taşkınlık edenlerdir.
Mâide / 32 - (Kadri Çelik)
Bunun için İsrail oğullarına şöyle yazdık: “Kim bir kimseyi bir kimseye veya yeryüzünde bozgunculuğa karşılık olmadan öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu diriltirse (ölümden kurtarırsa) bütün insanları diriltmiş gibi olur.” Hiç şüphesiz peygamberlerimiz onlara belgelerle geldi; sonra buna rağmen, onların çoğu yeryüzünde taşkınlık edenlerdir.
Mâide / 32 - (Muhammed Esed)
Bu yüzden Biz İsrailoğullarına bildirdik ki, -cinayetin ve yeryüzünde fesadı yayma(nın cezası) olarak işlenmesi dışında- eğer bir kimse bir insanı öldürürse bütün insanlığı öldürmüş gibidir; ve bir kimse bir hayat kurtarırsa bütün insanlığı kurtarmış gibi olur. Gerçekten elçilerimiz, onlara hakikatin bütün delilleri ile geldiler: ama, buna rağmen, onların çoğu yeryüzünde her çeşitli aşırılığa meyletmeye devam etti.
Mâide / 32 - (Mustafa İslamoğlu)
İşte bu yüzdendir ki, İsrâiloğulları’na şu hükümleri, yazılı kural haline getirdik.Kim haksız yere, kısası gerektiren bir sebep ortada yokken veya yeryüzünde, kanının heder edilmesini gerektirecek bir bozgunculuğa, anarşiye karışmamış bir kimseyi öldürürse, bütün insanları öldürmek gibi ağır bir cinayet işlemiş olur, sorumlu tutulur.Bir kimseye hayat veren, yaşamasına sebep olan da, bütün insanlara hayat vermek gibi büyük bir hayır işlemiş olur, mükâfatlandırılır.Andolsun ki, Rasullerimiz onlara apaçık delillerle geldiler. Yine de, bundan sonra, onların birçoğu yeryüzünde Allah’ın emirlerine âsi oldular, kural tanımadılar, ağır-adaletsiz hükümler içeren kurallar uyguladılar, cahilce aşırı davranışlarda bulundular.
Mâide / 32 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Bundan dolayı İsrailoğullarının üzerine yazdık ki, her kim bir şahsı, bir şahıs mukabilinde veya yerdeki bir fesattan dolayı olmaksızın öldürürse sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur ve her kim de bir şahsın hayatını kurtarırsa sanki bütün insanları ihya etmiş gibi olur. And olsun ki, Bizim peygamberlerimiz onlara beyyineler ile gelmişlerdir. Sonra onlardan birçokları bunu müteakib yeryüzünde muhakkak müsrif kimseler olmuşlardır.
Mâide / 32 - (Ömer Öngüt)
Bunun içindir ki biz İsrâiloğullarının üzerine yazdık ki: Kim bir cana kıymamış ya da yeryüzünde bozgunculuk yapmamış olan bir kimseyi öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Bir insanı dirilten, bütün insanlığı diriltmiş gibidir. Şüphesiz ki elçilerimiz onlara kesin delillerle geldiler. Fakat onların çoğu bu gerçeklerden sonra da yeryüzünde aşırı gitmektedirler.
Mâide / 32 - (Şaban Piriş)
Bunun için İsrailoğullarına şöyle yazdık: “Kim bir kimseyi, bir kimseye veya yeryüzünde (yaptığı) bozgunculuğa karşılık olmadan öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de ona hayatını bağışlarsa; bütün insanları diriltmiş gibi olur.” Peygamberlerimiz onlara belgelerle gelmişti de onlardan bir çoğu bundan sonra yeryüzünde adaletten ayrılmışlardı.
Mâide / 32 - (Sadık Türkmen)
Bundan (biri diğerini öldüren iki kişiden) dolayı, İsrailoğullarına şunu bildirdik: “Kim bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde; bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki, bütün insanları öldürmüş gibidir. Her kim de birini kurtarmaya vesile olursa, sanki bütün insanları kurtarmaya vesile olmuş gibidir. Andolsun ki, onlara rasûllerimiz apaçık deliller (Rasûllüğün Belgelerini) getirdiler. Ama onlardan birçoğu, bundan sonra da (halâ) yeryüzünde malları ve canları israf (aşırılıkla yok) etmektedirler.
Mâide / 32 - (Seyyid Kutub)
Bunun için İsrailoğullarına kitabda bildirmiştik ki: Kim kısas gerekmeksizin veya yeryüzünde fesad işlemeksizin bir kimseyi öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu kurtarırsa, bütün insanları kurtarmış gibi olur. Andolsun ki onlara Peygamberlerimiz mucizeler getirdiler, sonra buna rağmen, onların çoğu yeryüzünde taşkınlık edenler oldu.
Mâide / 32 - (Suat Yıldırım)
İşte bundan dolayı İsrail oğullarına kitapta şunu bildirdik:Kim katil olmayan ve yeryüzünde fesat çıkarmayan bir kişiyi öldürürse sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir adamın hayatını kurtarırsa sanki bütün insanların hayatını kurtarmış olur. Resullerimiz onlara açık âyetler ve deliller getirmişlerdi. Ne var ki onların çoğu bütün bunlardan sonra, hâla yeryüzünde fesat ve cinayette aşırı gitmektedirler.
Mâide / 32 - (Süleyman Ateş)
Bundan dolayı İsrâil oğullarına şöyle yazdık: Kim, bir cana kıymamış, ya da yeryüzünde bozgunculuk yapmamış olan bir canı öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de onu(n hayâtını kurtarmak sûretiyle) yaşatırsa, bütün insanları yaşatmış gibi olur. Andolsun elçilerimiz onlara açık deliller getirdiler, ama bundan sonra da onlardan çoğu, yine yeryüzünde israf etmekte(aşırı gitmekte)dirler.
Mâide / 32 - (Tefhim-ul Kuran)
Bu nedenle, İsrailoğullarına şunu yazdık: Kim bir nefsi, bir başka nefse ya da yer yüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın (haksızca) öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu (öldürülmesine engel olarak) diriltirse, bütün insanları diriltmiş gibi olur. Andolsun, peygamberlerimiz onlara apaçık belgelerle gelmişlerdir. Sonra bunun ardından onlardan birçoğu yeryüzünde ölçüyü taşıranlardır.
Mâide / 32 - (Ümit Şimşek)
İşte bu yüzden Biz İsrailoğullarına buyurduk ki, kim bir cana kıymamış yahut yeryüzünde fesat çıkarmamış birisini öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de bir kimsenin hayatını kurtarırsa, bütün insanların hayatını kurtarmış gibidir. And olsun, elçilerimiz onlara apaçık deliller getirdiler; lâkin bundan sonra bile onların birçoğu hâlâ aşırılığa devam ediyor.
Mâide / 32 - (Yaşar Nuri Öztürk)
İşte bu yüzden biz, İsrailoğulları üzerine şunu yazdık: Kim bir kişiyi, bir kişiye karşılık yahut yeryüzünde bir fesat sebebiyle olmaksızın öldürürse, insanları toptan öldürmüş gibidir. Ve kim bir kişiye hayat verirse insanlara toptan hayat vermiş gibidir. Andolsun, resullerimiz onlara açık-seçik kanıtlar getirmişlerdir. Ama onlardan birçoğu bunun ardından da yeryüzünde zulüm ve azgınlığa sapmaktadır.
Mâide / 32 - (İskender Ali Mihr)
İşte bundan dolayı (Tevrat’ta) İsrailoğullarına şöyle yazdık; Kim bir kişiyi, bir kişi karşılığında olmaksızın veya yeryüzünde bir fesata karşılık olmaksızın öldürürse, muhakkak ki o bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de (bir kişinin hayatını kurtarmak suretiyle) yaşatırsa bütün insanları yaşatmış gibi olur. Ve andolsun ki resûllerimiz onlara apaçık deliller ile geldi. Sonra da, şüphesiz onlardan birçoğu, bundan sonra gerçekten yeryüzünde aşırı giden müsrifler oldular.
Mâide / 32 - (İlyas Yorulmaz)
Bundan sonra İsrail oğullarına “Kim bir nefsi, karşılığında bir nefis (kısas) olmaksızın öldürürse, bütün insanlığı öldürmüş gibi olur, kimde bir nefse hayat verirse, bütün insanlığa hayat vermiş gibi olur” diye yazdık. Elbetteki onlara açıklayıcı ayetlerle elçiler gelmiştir. Ama onlardan pek çoğu, bu emrettiklerimize rağmen, yeryüzünde aşırı gitmeye devam ettiler.
إِنَّمَا جَزَاء الَّذِينَ يُحَارِبُونَ اللّهَ وَرَسُولَهُ وَيَسْعَوْنَ فِي الأَرْضِ فَسَادًا أَن يُقَتَّلُواْ أَوْ يُصَلَّبُواْ أَوْ تُقَطَّعَ أَيْدِيهِمْ وَأَرْجُلُهُم مِّنْ خِلافٍ أَوْ يُنفَوْاْ مِنَ الأَرْضِ ذَلِكَ لَهُمْ خِزْيٌ فِي الدُّنْيَا وَلَهُمْ فِي الآخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ
Okunuşu: İnnemâ cezâûllezîne yuhâribûnallâhe ve resûlehu ve yes’avne fîl ardı fesâden en yukattelû ev yusallebû ev tukattaa eydîhim ve erculuhum min hılâfin ev yunfev minel ard(ardı), zâlike lehum hızyun fîd dunyâ ve lehum fîl âhırati azâbun azîm(azîmun).
Mâide / 33 - (Diyanet İşleri)
Allah’a ve Resûlüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri, yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut o yerden sürülmeleridir. Bu cezalar onlar için dünyadaki bir rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır.
Mâide / 33 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Allah'a ve Resûlüne savaş açanlarla yeryüzünde bozgunculuk etmeye koşanların cezaları, ancak öldürülmektir, yahut asılmaktır, çapraz olarak elleriyle ayaklarının kesilmesidir, yahut da bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu, onların dünyada uğradıkları horluktur, âhiretteyse pek büyük bir azap vardır onlara.
Mâide / 33 - (Abdullah Parlıyan)
Allah'a ve elçisine karşı savaş açanların ve yeryüzünde hak düzeni bozmaya çalışanların, döneklik ve sapıklıkları yüzünden cezası; ancak öldürülmeleri veya asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazvâri kesilmesi, yahut da bulundukları yerden sürülmeleridir. İşte bu onların bu dünyada uğradıkları zillettir. Öteki dünyada da, daha korkunç bir azap bekler onları.
Mâide / 33 - (Adem Uğur)
Allah ve Resûlüne karşı savaşanların ve yeryüzünde (hak) düzeni bozmaya çalışanların cezası ancak ya (acımadan) öldürülmeleri, ya asılmaları, yahut el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut da bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu onların dünyadaki rüsvaylığıdır. Onlar için ahirette de büyük azap vardır.
Mâide / 33 - (Ahmed Hulusi)
Allâh ve O'nun Rasûlü ile savaşanların ve yeryüzünde fesat çıkartmak için uğraşanların yaptığının karşılığı; öldürülmeleri yahut asılmaları yahut ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi yahut hapsedilmektir. Bu onlara dünyada bir rezilliktir. . . Sonsuz gelecek sürecinde ise onlara aziym bir azap vardır.
Mâide / 33 - (Ahmet Tekin)
Allah ve Rasulüne, Kur’ân’a ve sünnete, müslümanlığa, müslüman nesillere karşı savaşan, güç ve iktidar sahiplerinin ve yeryüzünde yol keserek, anarşi çıkararak, cana mala tecavüz ederek, kamu güvenliğini ihlâl ederek fesat çıkarmaya çalışanların cezaları, suçlarının derecelerine göre ya öldürülmek, ya idam edilmek, yahut ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut da yurtlarından sürgün edilmektir. Bu, onların dünyadaki rezillik ve rüsvaylığıdır. Âhirette, ebedî yurtta da onlara büyük bir ceza vardır.
Mâide / 33 - (Ahmet Varol)
Allah'a ve Peygamberine karşı savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya uğraşanların cezaları ya öldürülmeleri, ya asılmaları, ya ellerinin ve ayaklarının çapraz olarak kesilmesi veya bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu onlar için dünyada bir aşağılıktır; ahirette ise onlara büyük bir azap vardır.
Mâide / 33 - (Ali Bulaç)
Allah'a ve Resûlü'ne karşı savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuğa çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri, asılmaları ya da elleriyle ayaklarının çaprazca kesilmesi veya (bulundukları) yerden sürülmeleridir. Bu, dünyadaki aşağılanmalarıdır, ahirette onlar için büyük bir azab vardır.
Mâide / 33 - (Ali Fikri Yavuz)
Allah’a ve Peygamberine karşı (müslümanlara karşı) savaşa kalkışanlarla yer yüzünde fesada çalışanların cezâsı, ancak öldürülmeleri, asılmaları yahut sağ elleriyle sol ayaklarının çaprazvâri kesilmesi, yahud da bulundukları yerden sürgün edilmeleridir. İşte, bu ceza, onların dünyadaki rüsvaylığıdır. Ahirette ise kendilerine büyük bir azâb vardır.
Mâide / 33 - (Ali Ünal)
Allah’a ve Rasûlü’ne karşı fiilî savaş açan ve (Allah ve Rasûlü’nün ahkâmına fiilî muhalefet ile terör estirme, adam öldürme, can ve mal güvenliğini yok etme, soygunculukta bulunma gibi) aktif ve silahlı eylemlerle yeryüzünde bozgunculuk yapanların cezası: (suçlarının durumuna ve şartlara göre) öldürülmeleri veya asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi veya sürgüne ya da hapse gönderilmeleridir. Bu ceza, onların dünyadaki rüsvaylığıdır; Âhiret’te ise onlar için çok büyük bir azap vardır.
Mâide / 33 - (Bayraktar Bayraklı)
Allah'a ve Peygamberi'ne savaş açanların ve yeryüzünde fesadı yaymak için gayret gösterenlerin cezası, ancak ya öldürülmeleri ya asılmaları veya dönekliklerinden dolayı el ve ayaklarının kesilmesi, ya da bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu, onların dünyadaki rüsvaylığıdır. Onlar için âhirette de büyük azap vardır.
Mâide / 33 - (Bekir Sadak)
Allah ve peygamberiyle savasanlarin ve yeryuzunde bozgunculuga ugrasanlarin cezasi oldurulmek veya asilmak yahut capraz olarak el ve ayaklari kesilmek ya da yerlerinden surulmektir. Bu onlara dunyada bir rezilliktir. Onlara ahirette buyuk azab vardir.
Mâide / 33 - (Celal Yıldırım)
Allah ve Peygamberiyle savaşanların ve yeryüzünde fesat çıkaranların cezası, ancak öldürülmeleri veya asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çapraz biçimde kesilmesi veya (eyleştikleri) yerden sürülmeleridir. Bu ceza onlar için dünyada bir aşağılık ve rüsvaylıktır. Âhirette ise onlara büyük bir azâb vardır.
Mâide / 33 - (Cemal Külünkoğlu)
Allah'a ve Resulü'ne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk/anarşi çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi yahut o yerden (yurtlarından) sürülmeleridir. Bu (cezalar) dünyada onlar için bir rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır.
Mâide / 33 - (Diyanet İşleri (eski))
Allah ve Peygamberiyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuğa uğraşanların cezası öldürülmek veya asılmak yahut çapraz olarak el ve ayakları kesilmek ya da yerlerinden sürülmektir. Bu onlara dünyada bir rezilliktir. Onlara ahirette büyük azab vardır.
Mâide / 33 - (Diyanet Vakfi)
Allah ve Resûlüne karşı savaşanların ve yeryüzünde (hak) düzeni bozmaya çalışanların cezası ancak ya (acımadan) öldürülmeleri, ya asılmaları, yahut el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut da bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu onların dünyadaki rüsvaylığıdır. Onlar için ahirette de büyük azap vardır.
Mâide / 33 - (Edip Yüksel)
ALLAH ve elçisi ile savaşan ve yeryüzünde bozgunculuk için uğraşanların cezası: Öldürülmeleri veya asılmaları, veya el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, veya yerlerinden sürülmeleridir. Bu, dünyada görecekleri bir aşağılanma. Ahirette ise büyük bir ceza var.
Mâide / 33 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Fakat Allaha ve Resulüne harbetmeğe kalkışan ve Yer yüzünde fesada çalışanların cezası, taktil olunmalarından veya asılmalarından veya ellerinin ayaklarının çapraz kesilmesinden veya bulundukları yerden nefyedilmelerinden başka bir şey olmaz. Bu onlara Dünyada çekecekleri bir zillettir, Âhırette ise kendilerine azîm bir azâb vardır
Mâide / 33 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Allah'a ve peygamberine karşı savaşmaya kalkışan ve yeryüzünde bozgunculuğa çalışanların cezası, öldürülmelerinden veya asılmalarından veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesinden veya bulundukları yerden sürülmelerinden başka bir şey olmaz. Bu, onların dünyada çekecekleri bir zillettir. Ahirette ise kendilerine büyük bir azap vardır.
Mâide / 33 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Allah ve Resulüne karşı savaşan ve yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri veya asılmaları yahut ayak ve ellerinin çaprazlama kesilmesi, ya da yeryüzünde başka bir yere sürgün edilmeleridir. Bu, dünyada onlar için bir zillettir. Ahirette ise onlar için büyük bir azab vardır.
Mâide / 33 - (Gültekin Onan)
Tanrı'ya ve resulune karşı savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuğa çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri, asılmaları ya da elleriyle ayaklarının çaprazca kesilmesi veya (bulundukları) yerden sürülmeleridir. Bu, dünyadaki aşağılanmalarıdır; ahirette onlar için büyük bir azab vardır.
Mâide / 33 - (Harun Yıldırım)
Allah ve Rasulü ile harbeden ve yeryüzünde fesat için çalışanların cezası ancak öldürülmeleri veya asılmaları yahut ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi ya da bulundukları yerden sürülmeleridir. İşte bu onlar için dünyada bir rezilliktir. Ahirette de onlar için çok büyük bir azap vardır.
Mâide / 33 - (Hasan Basri Çantay)
Allaha ve Resulüne (müminlere) harb açanların, yer yüzünde (yol kesmek suretiyle) fesâdcılığa koşanların cezası, ancak öldürülmeleri, ya asılmaları, yahud (sağ) elleriyle (sol) ayaklarının çaprazvâri kesilmesi, yahud da (bulundukları) yerden sürülmeleridir. Bu onların dünyâdaki rüsvaylığıdır. Âhıretde ise onlara (başkaca) pek büyük bir azâb da vardır.
Mâide / 33 - (Hayrat Neşriyat)
Allah’a ve peygamberine karşı savaşan ve yeryüzünde fesad çıkarmaya çalışanların cezâsı, ancak (birini öldürmüşlerse, kendilerinin de) öldürülmeleri veya (malını da alarak öldürmüşlerse) asılmaları veya (sâdece mallarını zorla almışlarsa) elleri ile ayaklarının çaprazlama kesilmesi veya (tehdidle insanları korkutmuşlarsa, bulundukları)yerden sürgün edilmeleridir! Bu, onlara dünyada bir rezilliktir, âhirette ise onlar için (pek)büyük bir azab vardır!
Mâide / 33 - (İbni Kesir)
Allah ve Rasulü ile savaşanların ve yeryüzünde fesada koşanların cezası; ancak öldürülmek, asılmak, çaprazvari el ve ayakları kesilmek veya yerlerinden sürülmektir. Bu, onlara dünyada rüzvaylıktır. Onlara ahirette de büyük bir azab vardır.
Mâide / 33 - (Kadri Çelik)
Allah ve peygamberiyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuğa çaba harcayanların cezası öldürülmek veya asılmak yahut çapraz olarak el ve ayakları kesilmek ya da bulundukları yerden sürülmektir. Bu onlara dünyada bir rezilliktir. Onlar için ahirette de büyük azap vardır.
Mâide / 33 - (Muhammed Esed)
Allaha ve Elçisine karşı savaş açanların ve yeryüzünde fesadı yaymaya çalışanların büyük kısmının öldürülmeleri veya asılmaları veya döneklikleri yüzünden büyük kısmının ellerinin ve ayaklarının kesilmesi yahut yeryüzünden (tamamiyle) sürülmeleri, yalnızca bir karşılıktan ibarettir: İşte bu, onların bu dünyada uğradıkları zillettir. Öteki dünyada ise (daha) korkunç bir azap bekler onları,
Mâide / 33 - (Mustafa İslamoğlu)
Allah'a ve Rasulü'ne karşı savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuğu yaymaya çalışanların öldürülmeleri ya da asılmaları veya muhalefetlerinden dolayı ellerinin ve ayaklarının kesilmesi, yahut bulundukları yerden sürülmeleri, sadece (adil) bir karşılıktan ibarettir. Bu, onların dünyada uğradıkları zillettir; ahirette ise korkunç bir azap beklemektedir;
Mâide / 33 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Allah Teâlâ ile ve peygamberleriyle savaşta bulunanların ve yerde fesada çalışanların cezaları ancak öldürülmeleri veya asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazca kesilmeleri veya o yerden sürülmeleridir. Bu onlar için dünyada bir zillettir, ve onlar için ahirette pek büyük bir azap vardır.
Mâide / 33 - (Ömer Öngüt)
Allah ve Resul'üne karşı savaşanların ve yeryüzünde fesad çıkarmaya çalışanların cezası ancak; ya öldürülmeleri, ya asılmaları, yahut el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, veya bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu, dünyada onlar için bir zillettir. Ahirette ise onlar için büyük bir azap vardır.
Mâide / 33 - (Şaban Piriş)
Allah ve Peygamberleriyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuğa gayret edenlerin cezası; öldürülmek, asılmak, çaprazlama el ve ayaklarının kesilmesi ya da yerlerinden sürgün edilmektir. Bu, onlara dünyada bir rezilliktir. Onlara ahirette daha büyük bir azap vardır.
Mâide / 33 - (Sadık Türkmen)
Allah’a ve Rasûlüne savaş açanların, yeryüzünde saldırganlık/teröristlik yapanların cezası; ancak öldürülmeleri yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut o yerden sürülmeleridir. Bu cezalar onlar için dünyadaki bir rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır.
Mâide / 33 - (Seyyid Kutub)
Allah'a ve peygambere savaş açanların ve yeryüzünde kargaşa çıkaranların cezaları ya öldürmeleri ya idam etmeleri ya sağlı-sollu birer el ve ayaklarının kesilmesi ya da yaşadıkları yerlerden sürülmeleridir. Bu onların dünyadaki perişanlıklarıdır. Ahirette ise, kendilerini ağır bir azap beklemektedir.
Mâide / 33 - (Suat Yıldırım)
(33-34) Allah ve Resulüne savaş açanların, (yol keserek terör eylemi yaparak) yeryüzünü ifsad etmek için koşuşanların cezası; öldürülmeleri veya asılmaları yahut sağ elleri ile sol ayaklarının kesilmesi yahut da bulundukları yerden sürülmelerinden başka bir şey olmaz. Bu onların dünyadaki rüsvaylığıdır. Âhirette ise onlara başkaca müthiş bir ceza vardır. Ancak kendilerini ele geçirmenizden önce tövbe edenler, bu hükmün dışındadır. Biliniz ki Allah gafurdur, rahimdir (affı ve merhameti boldur).
Mâide / 33 - (Süleyman Ateş)
Allâh ve elçisiyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuk yapmağa çalışanların cezâsı: (ya) öldürülmeleri, ya asılmaları, ya ellerinin, ayaklarının çapraz kesilmesi veya bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu, onların dünyâda çekecekleri rezilliktir. Âhirette ise onlara büyük bir azâb vardır.
Mâide / 33 - (Tefhim-ul Kuran)
Allah'a ve Resulüne karşı savaş açanların ve yer yüzünde bozgunculuğa çaba harcayanların cezası, ancak öldürülmeleri, asılmaları ya da elleriyle ayaklarının çaprazca kesilmesi veya (o) yerden sürülmeleridir. Bu, onlar için dünyadaki aşağılanmadır, ahirette de onlar için büyük bir azab vardır.
Mâide / 33 - (Ümit Şimşek)
Allah ve Resulüne savaş açan ve yeryüzünde fesat çıkarmaya uğraşanların cezası, öldürülmek veya asılmak, yahut el ve ayaklarının çaprazlamasına kesilmesi veya bulundukları yerden sürülmektir. Dünyada onların cezası böyle bir rezilliktir; âhirette ise onlar için büyük bir azap vardır.
Mâide / 33 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Allah ve resulüyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuk yapmaya çalışanların cezası şudur: Öldürülürler yahut asılırlar yahut elleriyle ayakları çaprazlamasına kesilir yahut bulundukları yerden sürülürler. Bu onlar için dünyada bir rezilliktir. Âhirette de onlara büyük bir azap vardır.
Mâide / 33 - (İskender Ali Mihr)
Allah ve O’nun Resûl’ü ile harp edenlerin ve yeryüzünde fesat ve bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri veya asılmaları ya da ellerinin ve ayaklarının çapraz kesilmesi veya bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu onların dünyadaki rezilliğidir. Ve ahirette ise, onlara “büyük azap” vardır.
Mâide / 33 - (İlyas Yorulmaz)
Allah’a ve elçilerine savaş açanların ve yeryüzünde fesat çıkarmak için koşanların cezaları, onlarla savaşmak veya onları asmak veya çaprazlama elleri ve ayaklarını kesmek veya onları yeryüzünde sürgüne göndermektir. Bu karşılıklar yalnızca onlar için, yeryüzündeki alçaltıcı cezalarıdır. Hesap gününde ise onları daha büyük azaplar beklemektedir.
إِلاَّ الَّذِينَ تَابُواْ مِن قَبْلِ أَن تَقْدِرُواْ عَلَيْهِمْ فَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Okunuşu: İllâllezîne tâbû min kabli en takdirû aleyhim, fa’lemû ennallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Mâide / 34 - (Diyanet İşleri)
Ancak onları ele geçirmenizden önce tövbe edenler bunun dışındadırlar. Artık Allah’ın çok bağışlayıcı, çok merhamet edici olduğunu bilin.
Mâide / 34 - (Abdullah Parlıyan)
Ancak sizin onları yenip, ele geçirmenizden önce tevbe edenler, bu hükmün dışındadır. Çünkü bilesiniz ki, Allah çok bağışlayan ve çok acıyandır.
Mâide / 34 - (Adem Uğur)
Ancak, siz kendilerini yenip ele geçirmeden önce tevbe edenler müstesna; biliniz ki Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.
Mâide / 34 - (Ahmet Tekin)
Ancak, suçluları güç kullanarak yakalamanızdan önce, tevbe edip hak sahiplerinin haklarını, mallarını iade edenlere, günah işlemekten vazgeçip Allah’a itaate yönelenlere bu cezalar uygulanmaz. Biliniz ki, Allah çok bağışlayıcı, engin merhamet sahibidir.
Mâide / 34 - (Ahmet Varol)
Ancak sizin kendilerini ele geçirmenizden önce tevbe edenler bunun dışındadır. Biliniz ki Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
Mâide / 34 - (Ali Bulaç)
Ancak, sizin onlara güç yetirmenizden önce tevbe edenler başka. Bilin ki, şüphesiz Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
Mâide / 34 - (Ali Fikri Yavuz)
Ancak kendilerini yakalamazdan önce tevbe edenler olursa, bilin ki Allah tevbeleri sebebiyle günahlarını mağfiret buyurucudur, çok merhamet edicidir. (Yalnız şahsî haklar bağışlanmaz; burada bağış hak sahibine aittir.)
Mâide / 34 - (Ali Ünal)
Ancak, kendilerini ele geçirmenizden önce yaptıklarından vazgeçip tevbe edenler hakkında, (kişiler aleyhine işledikleri şahsî suçlarla ilgili karar o kişilere veya vârislerine ait olmak üzere, kamu hukuku hükümleri olarak) bu hadler uygulanmaz. Bilin ki Allah, (günah ve hataları) çok bağışlayandır; (tevbe ile Kendisine yönelen kullarına karşı hususî) merhameti pek bol olandır.
Mâide / 34 - (Bayraktar Bayraklı)
Ancak, siz kendilerini yenip ele geçirmeden önce tövbe edenler müstesnadır. Biliniz ki Allah çok bağışlayıcıdır; merhamet sahibidir.
Mâide / 34 - (Bekir Sadak)
Ancak, onlari yakalamanizdan once tevbe edenler bunun disindadir. Biliniz ki Allah, bagislar ve merhamet eder. *
Mâide / 34 - (Celal Yıldırım)
Ancak onlara eliniz henüz yetmeden önce tevbe edenler bu hükmün dışındadır. Bilmiş olun ki, Allah çok affedendir ve çok merhamette bulunandır.
Mâide / 34 - (Cemal Külünkoğlu)
Ancak onları ele geçirmenizden önce (kendiliğinden teslim olup) tevbe edenler bunun dışındadır. Artık Allah'ın çok bağışlayıcı, çok merhamet edici olduğunu bilin.
Mâide / 34 - (Diyanet Vakfi)
Ancak, siz kendilerini yenip ele geçirmeden önce tevbe edenler müstesna; biliniz ki Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.
Mâide / 34 - (Gültekin Onan)
Ancak, sizin (kendilerine) güç yetirmenizden / ele geçirmenizden önce tevbe edenler başka. Bilin ki, kuşkusuz Tanrı bağışlayandır, esirgeyendir.
Mâide / 34 - (Hasan Basri Çantay)
Şu kadar ki siz kendileri üzerine kaadir olmazdan (kendilerini ele geçirmezden) evvel tevbe eden (muhariblerle yol kesen) ler müstesnadırlar. Bilin ki şübhesiz Allah çok yarlığayıcıdır, çok esirgeyicidir.
Mâide / 34 - (Hayrat Neşriyat)
Ancak, (siz) kendilerini ele geçirmezden önce tevbe edenler müstesnâ. Artık bilin ki şübhesiz Allah, Gafûr (çok bağışlayan)dır, Rahîm (çok merhamet eden)dir.
Mâide / 34 - (İbni Kesir)
Yalnız kendilerine gücünüz yetmeden önce tevbe edenler müstesnadır. Biliniz ki, Allah; Gafur'dur, Rahim'dir.
Mâide / 34 - (Kadri Çelik)
Ancak, onlara güç yetirmenizden önce tevbe edenler bunun dışındadır. Biliniz ki Allah, şüphesiz bağışlayıcıdır, merhamet edicidir.
Mâide / 34 - (Muhammed Esed)
ancak (ey müminler,) siz onlardan daha güçlü hale gelmeden önce tevbe edenler hariç: çünkü, bilmelisiniz ki Allah çok bağışlayıcıdır, rahmet kaynağıdır.
Mâide / 34 - (Mustafa İslamoğlu)
ancak siz onlara hakim olmadan önce tevbe edenler hariç: Zira iyi bilin ki Allah tarifsiz bir bağışlayıcı, eşsiz bir merhamet kaynağıdır.
Mâide / 34 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ancak onların üzerine kâdir olmanızdan evvel tevbe edenleri müstesna. İmdi biliniz ki, şüphesiz Allah Teâlâ çok yarlığayıcıdır, çok esirgeyicidir.
Mâide / 34 - (Ömer Öngüt)
Ancak ele geçirmenizden önce tevbe edenler olursa, onlar müstesnâdır. Biliniz ki Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
Mâide / 34 - (Şaban Piriş)
Ancak onları yakalamadan önce tevbe edenler bunun dışındadır. Biliniz ki Allah,bağışlayan ve merhamet edendir.
Mâide / 34 - (Sadık Türkmen)
Ancak onları ele geçirmenizden önce tövbe edenler bunun dışındadırlar. Artık Allah’ın çok bağışlayıcı, çok merhamet edici olduğunu bilin.
Mâide / 34 - (Seyyid Kutub)
Yalnız bunların içinde tarafınızdan yakalanmadan önce tevbe edenler olursa biliniz ki Allah affedicidir ve merhametlidir.
Mâide / 34 - (Suat Yıldırım)
(33-34) Allah ve Resulüne savaş açanların, (yol keserek terör eylemi yaparak) yeryüzünü ifsad etmek için koşuşanların cezası; öldürülmeleri veya asılmaları yahut sağ elleri ile sol ayaklarının kesilmesi yahut da bulundukları yerden sürülmelerinden başka bir şey olmaz. Bu onların dünyadaki rüsvaylığıdır. Âhirette ise onlara başkaca müthiş bir ceza vardır. Ancak kendilerini ele geçirmenizden önce tövbe edenler, bu hükmün dışındadır. Biliniz ki Allah gafurdur, rahimdir (affı ve merhameti boldur).
Mâide / 34 - (Süleyman Ateş)
Ancak sizin onları (yenip) ele geçirmenizden önce tevbe edenler olursa bilin ki Allâh, bağışlayandır, esirgeyendir (tevbe edenleri affeder).
Mâide / 34 - (Tefhim-ul Kuran)
Ancak, sizin onlara güç yetirmenizden önce tevbe edenler başka. Biliniz ki, şüphesiz Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
Mâide / 34 - (Ümit Şimşek)
Ancak siz onları ele geçirmeden önce tevbe edenler müstesnadır. Şunu bilin ki Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.
Mâide / 34 - (İskender Ali Mihr)
Onları sizin (yenerek) ele geçirmenizden önce tövbe edenler hariç. Artık Allah’ın Gafûr (mağfiret eden) olduğunu,
Rahîm (rahmet nuru gönderen) olduğunu biliniz!
Mâide / 34 - (İlyas Yorulmaz)
Ancak bu cezalar onlara verilmeden önce, yaptıklarından dolayı tövbe ederlerse, bilin ki Allah bağışlayıcı ve merhametlidir.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اتَّقُواْ اللّهَ وَابْتَغُواْ إِلَيهِ الْوَسِيلَةَ وَجَاهِدُواْ فِي سَبِيلِهِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Okunuşu: Yâ eyyuhâllezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).
Mâide / 35 - (Diyanet İşleri)
Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının, O’na yaklaşmaya vesile arayın ve O’nun yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz.
Mâide / 35 - (Abdullah Parlıyan)
Ey iman edenler! Yolunuzu Allah'ın kitabıyla bulun. O'na yakın olmaya çalışın ve Allah yolunda gayret gösterin ki, gerçek mutluluğa erişebilesiniz.
Mâide / 35 - (Adem Uğur)
Ey iman edenler! Allah'tan korkun. O'na yaklaşmaya yol arayın ve yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz.
Mâide / 35 - (Ahmed Hulusi)
Ey iman edenler! Allâh'tan korunun; O'na yakînedinmenizi sağlayacak vesileyi isteyin ve O'nun yolunda aziymle gayret edin ki kurtuluşa eresiniz.
Mâide / 35 - (Ahmet Tekin)
Ey iman edenler, Allah’a sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun. O’na yakın olmaya vesile olacak her yola başvurun, her türlü iyiliği ve ibadeti yapın, ihtiyaçlarınızı ona arzedin. O’nun yolunda, İslâm uğrunda hayatlarınızı ortaya koyarak, konuşarak, yazarak, hesapsız servet harcayarak cihad edin ki, kurtuluşa, ebedî nimetlerle mutluluğa eresiniz.
Mâide / 35 - (Ahmet Varol)
Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının, O'na ulaşmaya yol arayın ve O'nun yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz.
Mâide / 35 - (Ali Bulaç)
Ey iman edenler, Allah'tan korkup sakının ve (sizi) O'na (yaklaştıracak) vesile arayın; O'nun yolunda cihad edin, umulur ki kurtuluşa erersiniz.
Mâide / 35 - (Ali Fikri Yavuz)
Ey iman edenler! Allah’dan korkun ve onun rahmetine yaklaşmağa yol arayın. O’nun yolunda mücâhede yapın ki, kurtuluşa varasınız.
Mâide / 35 - (Ali Ünal)
Ey iman edenler! (Hem dininizi, düzeninizi ve huzurunuzu korumak, hem de dünyada ve Âhiret’te gerçek saadete ulaşmak diliyorsanız) Allah’a karşı saygılı olun, O’na itaatsizlikten sakının ve O’nun koruması altına girin; O’na yaklaşıp ulaşmaya bir vesile arayın ve O’nun yolunda (mallarınız ve canlarınızla) cihad edin ki, (dünyada ve Âhiret’te) gerçek kurtuluşa, mazhariyete ve muradınıza erebilesiniz.
Mâide / 35 - (Bayraktar Bayraklı)
Ey iman edenler! Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olunuz. O'na daha yakın olmak için bir yol arayınız ve kurtuluşa ermek için O'nun yolunda cihad ediniz.[96]
Mâide / 35 - (Celal Yıldırım)
Ey imân edenler I Allah'tan korkup (kötülüklerden, ilâhî sınırları aşmaktan) sakının; O'na yakın olmak için vesile arayın ve yolunda cihâd edin. Ola ki, korktuğunuzdan kurtulup umduğunuza kavuşursunuz.
Mâide / 35 - (Cemal Külünkoğlu)
Ey inananlar! Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun. O'na (Hak ve rızasını kazandıracak faaliyetler göstererek) daha yakın olmaya çalışın ve O'nun yolunda (İslam'ın hayatımıza hâkimiyeti için) gayret gösterin ki kurtuluşa eresiniz.
Mâide / 35 - (Gültekin Onan)
Ey inananlar, Tanrı'dan korkup sakının ve (sizi) O'na (yaklaştıracak) vesile arayın. O'nun yolunda cihad edin, umulur ki kurtuluşa erersiniz.
Mâide / 35 - (Hayrat Neşriyat)
Ey îmân edenler! Allah’dan sakının! O’na (yaklaşmaya) vesîle arayın ve (O’nun)yolunda cihâd edin ki kurtuluşa eresiniz.
Mâide / 35 - (İbni Kesir)
Ey iman edenler; Allah'tan korkun ve O'na yaklaşmak için vesile arayın. O'nun yolunda cihad edin ki, felaha eresiniz.
Mâide / 35 - (Kadri Çelik)
Ey iman edenler! Allah'tan sakının, (sizi) O'na (yaklaştıracak) vesile arayın ve O'nun yolunda cihad edin; umulur ki kurtuluşa erersiniz.
Mâide / 35 - (Muhammed Esed)
Siz ey imana ermiş olanlar! Allaha karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun, Ona daha yakın olmaya çalışın ve Allah yolunda gayret gösterin ki mutluluğa erişebilesiniz.
Mâide / 35 - (Mustafa İslamoğlu)
Siz ey iman edenler! Allah'a karşı saygılı olun ve O'na yaklaşma çabası içinde bulunun ve O'nun yolunda tüm gayretinizi harcayın ki kurtuluşa erebilesiniz.
Mâide / 35 - (Ömer Öngüt)
Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve O'na yaklaşmaya vesile arayın. Allah yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz.
Mâide / 35 - (Şaban Piriş)
-Ey İman edenler! Allah’tan sakının yolunda cihat ederek O’na ulaşmaya bir vesile arayın ki kurtuluşa eresiniz.
Mâide / 35 - (Sadık Türkmen)
Ey iman EDENLER! Allah’a karşı gelmekten sakının, O’na yaklaşmaya bir vesile (iş/ibadet [namaz veya dua] ile bir fırsat) arayın ve O’nun izin verdiği şekilde, saldırganlara karşı cihat edin ki, kurtuluşa eresiniz.
Mâide / 35 - (Seyyid Kutub)
Ey müminler, Allah'tan korkunuz, sizi ona yakınlaştırabilecek her yolu arayınız, onun yolunda cihad ediniz ki, kurtuluşa eresiniz.
Mâide / 35 - (Suat Yıldırım)
Ey iman edenler! Allah’ın hukukunu gözetin, onun hukukunu ihlal etmekten sakının, O’na yaklaşmaya vesile arayın ve O’nun yolunda mücahede edin ki korktuğunuzdan kurtulup umduğunuza kavuşasınız.
Mâide / 35 - (Süleyman Ateş)
Ey inananlar, Allah'tan korkun, O'na (yaklaşmağa) yol arayın ve O'nun yolunda cihâdedin ki, kurtuluşa eresiniz.
Mâide / 35 - (Tefhim-ul Kuran)
Ey iman edenler, Allah'tan korkup sakının ve (sizi) O'na (yaklaştıracak) vesile arayın; O'nun yolunda cihad edin, umulur ki kurtuluşa erersiniz.
Mâide / 35 - (Ümit Şimşek)
Ey iman edenler! Allah'tan sakının, Onun rızasına erişmek için vesile arayın ve Onun yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz.
Mâide / 35 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Ey iman edenler! Allah'ın buyruğuna ters düşmekten sakının; O'na varmaya vesîle arayın. O'nun yolunda gayret gösterin ki, kurtuluşa erebilesiniz.
Mâide / 35 - (İskender Ali Mihr)
Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler); Allah’a karşı takva sahibi olun ve O’na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O’nun yolunda cihad edin. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.
Mâide / 35 - (İlyas Yorulmaz)
Ey İman edenler! Allah dan korunun, Allah’a kulluk etmek için yollar arayın ki, (bunlardan birisi) Allah yolunda mücadele etmektir. Bu yolla kurtuluşa kavuşabilirsiniz.
إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ لَوْ أَنَّ لَهُم مَّا فِي الأَرْضِ جَمِيعًا وَمِثْلَهُ مَعَهُ لِيَفْتَدُواْ بِهِ مِنْ عَذَابِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ مَا تُقُبِّلَ مِنْهُمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Okunuşu: İnnellezîne keferû lev enne lehum mâ fîl ardı cemîan ve mislehu meahu li yeftedû bihî min azâbi yevmil kıyâmeti mâ tukubbile minhum, ve lehum azâbun elîm(elîmun).
Mâide / 36 - (Diyanet İşleri)
Şüphesiz yeryüzünde olanların hepsi ve yanında bir o kadarı daha kendilerinin (kâfirlerin) olsa da onu kıyamet gününün azabından kurtulmak için fidye verecek olsalar, onlardan yine kabul edilmez. Onlara elem dolu bir azap vardır.
Mâide / 36 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Kâfir olanlar, yeryüzünde ne varsa hepsine, hattâ bir misli fazlasına sahip olsalar da kıyâmet gününün azâbından kurtulmak için hepsini verseler gene makbule geçmez ve onlara pek elemli bir azap vardır.
Mâide / 36 - (Abdullah Parlıyan)
Şüphesiz Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenler, kıyamet günündeki azaptan kurtulmak için, yeryüzündeki herşeyi ve onun bir benzerini daha fidye olarak vermek isteseler, kabul edilmeyecektir. Çünkü, şiddetli bir azap bekler onları.
Mâide / 36 - (Adem Uğur)
Şüphe yok ki kâfir olanlar, yer yüzündeki her şey ve bunun yanında da bir o kadarı kendilerinin olsa da kıyamet gününün azabından kurtulmak için onu fidye verseler onlardan asla kabul edilmez; onlar için acı bir azap vardır.
Mâide / 36 - (Ahmed Hulusi)
Hakikati inkâr edenlere gelince; eğer yeryüzünde bulunanların hepsi ve bir o kadarı da beraber onların olsa da kıyamet sürecinin azabından kurtulmak için onu fidye verseler, onlardan bu asla kabul edilmez! Onlar için üzücü azap vardır.
Mâide / 36 - (Ahmet Tekin)
Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenler, kâfirler, yeryüzündeki servetlerin ve imkânların hepsine sahip olsalar, bunun yanında bir o kadar daha varlıkları olsa, kıyamet gününün azabından kurtulmak için hepsini fidye olarak verseler, onların teklif edeceği hiçbir fidye kabul edilmez. Onlara can yakıp inleten, müthiş bir azap vardır.
Mâide / 36 - (Ahmet Varol)
İnkar edenler varya! Yeryüzünde olanların tümü ve bir o kadarı daha onların olsa da bütün bunları kıyamet gününün azabından kurtulmaları için fidye olarak verseler kendilerinden kabul edilmez. Onlar için acıklı bir azap vardır.
Mâide / 36 - (Ali Bulaç)
Gerçek şu ki, inkâr edenler, yeryüzünde olanların tümü ve bununla birlikte bir katı daha onların olsa, bununla da kıyamet gününün azabından (kurtulmak için) fidye vermeye kalkışsalar, yine onlardan kabul edilmez. Onlar için acı bir azab vardır.
Mâide / 36 - (Ali Fikri Yavuz)
O kâfir olanlar için, eğer bütün yeryüzündekilerle bir o kadarı daha olsa da, kıyamet gününün azabından kurtulmak için bunu feda etseler, yine kendilerinden kabul olunmaz. Onlara çok acıklı bir azab vardır.
Mâide / 36 - (Ali Ünal)
Buna karşılık, küfürde diretenler, yerde ne var ne yok hepsi onların olsa, bir de bunun bir katına daha sahip bulunsalar ve Kıyamet Günü’nün azabından kurtulmak için bunların hepsini feda etseler, yine de bu, (Allah katında) kabule mazhar olmaz. Onların hakkı, ancak pek acı bir azaptır.
Mâide / 36 - (Bayraktar Bayraklı)
Şüphe yok ki kâfirler, yeryüzündeki her şey ve bunun yanında bir o kadarı da kendilerinin olsa, kıyamet gününün azabından kurtulmak için onu fidye verseler, onlardan asla kabul edilmez. Onlar için acı bir azap vardır.
Mâide / 36 - (Bekir Sadak)
Dogrusu, yeryuzunde olan butun seyler ve onlarin bir kati daha kafirlerin olsa da, kiyamet gununun azabindan kurtulmak icin fidye verseler kabul edilmez. Onlara elem verici azab vardir.
Mâide / 36 - (Celal Yıldırım)
Şüphesiz yeryüzündeki bütün şeyler ve bir misli de beraberinde o küfredenlerin olsa da Kıyamet gününün azabından kurtulmak karşılığında verseler, yine de kendilerinden kabul edilmez; onlar için elem verici bir azâb vardır.
Mâide / 36 - (Cemal Külünkoğlu)
İnkârcılar, yeryüzünde ne varsa hepsine, hatta bir misli fazlasına sahip olsalar da kıyamet gününün azabından kurtulmak için tamamını fidye olarak verecek olsalar, onlardan yine kabul edilmez. Onlara çok acıklı bir azap vardır.
Mâide / 36 - (Diyanet İşleri (eski))
Doğrusu, yeryüzünde olan bütün şeyler ve onların bir katı daha kafirlerin olsa da, kıyamet gününün azabından kurtulmak için fidye verseler kabul edilmez. Onlara elem verici azab vardır.
Mâide / 36 - (Diyanet Vakfi)
Şüphe yok ki kâfir olanlar, yer yüzündeki her şey ve bunun yanında da bir o kadarı kendilerinin olsa da kıyamet gününün azabından kurtulmak için onu fidye verseler onlardan asla kabul edilmez; onlar için acı bir azap vardır.
Mâide / 36 - (Edip Yüksel)
İnkarcılar, yeryüzündekilerin hepsine ve bir o kadarına da sahip olsalardı ve onları diriliş gününün azabından kurtulmak için fidye verselerdi kendilerinden kabul edilmezdi. Onlara acıklı bir azap var.
Mâide / 36 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Şübhesiz o küfredenler bütün Arzdaki ve daha bir o kadarı onların olsa da kıyamet gününün azabından kurtulmak için fidye verecek olsalar kendilerinden kabul edilmez, onlara elîm bir azab vardır
Mâide / 36 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Şüphesiz, o küfredenler, yeryüzündekilerin hepsi ve bir o kadarı kendilerinin olsa da kıyamet gününün azabından kurtulmak için tümünü fidye verecek olsalar, yine kendilerinden kabul edilmez. Onlara elem veren bir azap vardır.
Mâide / 36 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Bütün yeryüzündekiler ve bir o kadarı daha inkâr edenlerin olsa, bunlar kıyamet gününün azabından kurtulmak için hepsini fidye olarak verseler yine onlardan kabul edilmez. Onlar için can yakıcı bir azap vardır.
Mâide / 36 - (Gültekin Onan)
Gerçek şu ki, kafirler, yeryüzünde olanların tümü ve bununla birlikte bir katı daha onların olsa, bununla da kıyamet gününün azabından (kurtulmak için) fidye vermeye kalkışsalar, yine de onlardan kabul edilmez. Onlar için acı bir azab vardır.
Mâide / 36 - (Harun Yıldırım)
Muhakkak yeryüzünde ne varsa hepsi ve bir o kadar daha kâfirlerin olsa da kıyamet gününün azabından kurtulmak için onu feda etseler yine de onlardan kabul edilmez. Onlar için çok acıklı bir azap vardır.
Mâide / 36 - (Hasan Basri Çantay)
O inkâr edib kâfir olanlar (yok mu?) eğer yer yüzünde bulunan her şey ve onun bir o kadarı daha onların olsa da kıyaamet gününün azabından (kurtulmak için) onu feda etseler yine kendilerinden kabul olunmaz. Onlar için pek acıklı bir azâb vardır.
Mâide / 36 - (Hayrat Neşriyat)
Şübhesiz o inkâr edenler, yeryüzünde ne varsa tamâmı ve bununla berâber bir o kadarı daha gerçekten kendilerinin olsa da, kıyâmet gününün azâbına karşı onu fedâ etseler,(yine) kendilerinden kabûl edilmez. Onlar için (çok) elemli bir azab vardır!
Mâide / 36 - (İbni Kesir)
Muhakkak ki yeryüzündeki bütün şeyler ve onların bir katı daha kafirlerin olsa da kıyamet gününün azabından kurtulmak için onu fidye olarak verseler; onlardan kabul olunmaz ve onlara elim bir azab vardır.
Mâide / 36 - (Kadri Çelik)
Doğrusu, yeryüzünde olan bütün şeyler ve onların bir katı daha kâfirlerin olsa da kıyamet gününün azabından kurtulmak için fidye verseler (yine de) onlardan kabul edilmez ve onlar için elem verici azap vardır.
Mâide / 36 - (Muhammed Esed)
Şüphe yok ki, hakikati inkara şartlanmış olanlar, Kıyamet Günündeki azaptan kurtulmak için yeryüzündeki her şeyi ve hatta iki kat fazlasını fidye olarak teklif etseler de kabul ettiremezler; çünkü şiddetli bir azap bekler onları.
Mâide / 36 - (Mustafa İslamoğlu)
Kuşkusuz inkarda direnenler, eğer yeryüzündeki her şeyi, hatta onun iki katını Kıyamet Günü'nün azabından kurtulmak için fidye olarak verseler asla kabul ettiremezler. Can yakıcı bir azap onları bekler.
Mâide / 36 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Şüphesiz o kimseler ki kâfir oldular, eğer yerde bulunanların cümlesi ve onunla beraber bir misli daha onların olup da Kıyamet gününün azabından dolayı onları feda edecek olsalar kendilerinden kabul edilmez ve onlar için elîm bir azap vardır.
Mâide / 36 - (Ömer Öngüt)
O inkâr edenler var ya, eğer yeryüzünde bulunan her şey ve bunların bir o kadarı daha onların olsa da, kıyamet gününün azabından kurtulmak için fedâ etseler, yine kendilerinden kabul edilmez. Onlar için pek acıklı bir azap vardır.
Mâide / 36 - (Şaban Piriş)
Doğrusu, yeryüzünde olanların hepsi ve bir misli daha kafirlerin olsa da kıyamet gününün azabından kurtulmak için fidye verseler kabul edilmez. Onlara acı verici bir azap vardır.
Mâide / 36 - (Sadık Türkmen)
Şüphesiz yeryüzünde olanların hepsi ve yanında bir o kadarı daha kendilerinin (kâfirlerin) olsa da onu kıyamet gününün azabından kurtulmak için fidye verecek olsalar onlardan yine kabul edilmez. Onlara çok acıklı bir azap vardır.
Mâide / 36 - (Seyyid Kutub)
Kafirlere gelince eğer yeryüzünün tüm varlıkları bir kat fazlası ile birlikte kendilerinin olsa da bu servetlerini kıyamet gününün azabından kurtulmak için fidye olarak verseler bu fidyeleri kabul edilmez. Onları acıklı bir azap beklemektedir.
Mâide / 36 - (Suat Yıldırım)
Kâfirler, kıyamet günü cezaları olan azaptan kurtulmaları için, dünyada olan her şeyi, bir misli fazlasıyla verseler dahi kendilerinden kabul edilmez. Onlara can yakıcı bir azap vardır.
Mâide / 36 - (Süleyman Ateş)
O inkâr edenler var ya, eğer yeryüzünde olanların hepsi ve onun bir katı daha kendilerinin olsa da, kıyâmet gününün azâbından kurtulmak için (bunları) fidye verseler, kendilerinden kabul edilmez. Onlar için acı bir azâb vardır.
Mâide / 36 - (Tefhim-ul Kuran)
Gerçek şu ki, küfre sapanlar, yeryüzünde olanların tümü ve bununla birlikte bir katı daha onların olsa, bununla da kıyamet gününün azabından (kurtulmak için) fidye vermeye kalkışsalar, yine onlardan kabul edilmez. Onlar için acıklı bir azab vardır.
Mâide / 36 - (Ümit Şimşek)
İnkâr edenlere gelince: Eğer yeryüzündeki herşey, hattâ bir o kadarı daha onların olsa da bütün bunları kıyamet gününün azabından kurtulmak için fidye verecek olsalar, bu onlardan kabul edilmez. Onlar için acı bir azap vardır.
Mâide / 36 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Küfre batanlar var ya, yeryüzündekilerin hepsi ve yanında bir o kadarı kendilerinin olsa da kıyamet gününün azabından kurtulmak için hepsini fidye verseler, onlardan bu bile kabul edilmez. Korkunç bir azap vardır onlar için.
Mâide / 36 - (İskender Ali Mihr)
Muhakkak ki o kâfir olanlar, eğer yeryüzünde olanların hepsi, ve onunla birlikte bir misli daha onların olsa, kıyamet
gününün azabından kurtulmak için onları feda edecek olsalar (fidye olarak verseler), onlardan kabul edilmez. Ve onlar için “acı azap” vardır.
Mâide / 36 - (İlyas Yorulmaz)
Allah’a kulluk etmekten kaçınanlar, yeryüzündeki her şey onların olsa ve bir misli daha olsa, kıyamet gününün azabından kurtulmak için hepsini feda ederlerdi, ancak onlardan hiçbir şey kabul edilmez. Onlar için acıklı bir azap var.
يُرِيدُونَ أَن يَخْرُجُواْ مِنَ النَّارِ وَمَا هُم بِخَارِجِينَ مِنْهَا وَلَهُمْ عَذَابٌ مُّقِيمٌ
Okunuşu: Yurîdûne en yahrucû minen nâri ve mâ hum bi hâricîne minhâ, ve lehum azâbun mukîm(mukîmun).
Mâide / 37 - (Adem Uğur)
Ateşten çıkmak isterler, fakat onlar oradan çıkacak değillerdir. Onlar için devamlı bir azap vardır.
Mâide / 37 - (Ahmet Tekin)
Onlar Cehennem ateşinden çıkmak isterler. Fakat oradan çıkamazlar. Onlara özel, kurtuluşu mümkün olmayan, kesintisiz, sürekli bir azap vardır.
Mâide / 37 - (Ali Bulaç)
(Orda) Ateşten çıkmak isterler, ama ondan çıkacak değiller. Onlar için sürekli bir azab vardır.
Mâide / 37 - (Ali Ünal)
O Ateş’ten çıkmak dilerler, fakat asla oradan çıkacak değillerdir. Onlar için kalıcı bir azap vardır.
Mâide / 37 - (Celal Yıldırım)
Ateşten çıkmak isterler, ne çare ki oradan çıkıcı değillerdir; (onları oradan Allah'tan başka çıkaracak bir kuvvet yoktur), onlar için devam edecek bir azâb vardır.
Mâide / 37 - (Hasan Basri Çantay)
Onlar ateşden çıkmalarını dilerler. Halbuki onlar bundan çıkıcılar değildir. Onlar için kendilerini tutub durduracak (salıvermeyecek) bir azâb vardır.
Mâide / 37 - (Seyyid Kutub)
Onlar cehennemden çıkmak isteyecekler, fakat kesinlikle dışarı çıkamayacaklardır. Onlar için sürekli azap vardır.
Mâide / 37 - (İlyas Yorulmaz)
Onlar ateşten çıkarılmayı isterler, fakat onlar oradan çıkarılacak değiller ve sürekli bir azabın içinde kalacaklardır.
وَالسَّارِقُ وَالسَّارِقَةُ فَاقْطَعُواْ أَيْدِيَهُمَا جَزَاء بِمَا كَسَبَا نَكَالاً مِّنَ اللّهِ وَاللّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
Okunuşu: Ves sâriku ves sârikatu faktaû eydiyehumâ cezâen bimâ kesebâ nekâlen minallâh(minallâhi) vallâhu azîzun hakîm(hakîmun).
Mâide / 38 - (Diyanet İşleri)
Yaptıklarına bir karşılık ve Allah’tan caydırıcı bir müeyyide olmak üzere hırsız erkek ile hırsız kadının ellerini kesin. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Mâide / 38 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Erkek olsun, kadın olsun, hırsızlık edenlerin, elde ettiklerine karşılık, Allah tarafından ibret verici bir ceza olarak kesin ellerini ve Allah, üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir.
Mâide / 38 - (Abdullah Parlıyan)
Hırsızlık eden erkek ve hırsızlık eden kadına gelince, işlemiş olduklarına karşılık, Allah'tan gelen caydırıcı bir ceza olarak, her ikisinin ellerini kesin. Zira Allah, çok güçlü ve çok kuvvetlidir, yaptığı herşeyi yerli yerince yapar.
Mâide / 38 - (Adem Uğur)
Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık bir ceza ve Allah'tan bir ibret olmak üzere ellerini kesin. Allah izzet ve hikmet sahibidir.
Mâide / 38 - (Ahmed Hulusi)
Hırsızlık yapan erkek ve hırsızlık yapan kadının ellerini kesin; yaptıklarına karşılık ve Allâh'tan ibret verici bir azap olarak! Allâh Aziyz'dir, Hakiym'dir.
Mâide / 38 - (Ahmet Tekin)
Hırsızlık yapan erkeklerin ve hırsızlık yapan kadınların ellerini kesin. Bilerek işledikleri suça karşılık Allah tarafından hırsızlara caydırıcı bir gözdağı ve ders olduğu için bu cezayı uygulayın. Allah kudretli, hikmet sahibi ve hükümrandır.
Mâide / 38 - (Ahmet Varol)
Hırsız erkekle hırsız kadının yaptıklarına karşılık, Allah tarafından ibret verici bir ceza olması için ellerini kesin. Allah yücedir, hakimdir.
Mâide / 38 - (Ali Bulaç)
Hırsız erkek ve hırsız kadının, (çalıp) kazandıklarına bir karşılık, Allah'tan, 'tekrarı önleyen kesin bir ceza' olmak üzere ellerini kesin. Allah üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
Mâide / 38 - (Ali Fikri Yavuz)
Erkek hırsızla kadın hırsızın, yaptıklarına karşılık ve Allah’dan bir azab olmak üzere, (sağ) ellerini kesin. Allah, mutlak galibdir, yegâne hüküm ve hikmet sahibidir.
Mâide / 38 - (Ali Ünal)
Erkek olsun kadın olsun, hırsızlık yapana gelince: kazandıkları (bu cürmün) karşılığında Allah’tan ibret verici bir ceza olarak onların ellerini kesin. Şüphesiz Allah, izzet ve ululuk sahibi, her işte üstün ve mutlak galiptir; her hüküm ve icraatında pek çok hikmetler bulunandır.
Mâide / 38 - (Bayraktar Bayraklı)
Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık bir ceza ve Allah'tan bir ders olmak üzere güçlerini kesiniz. Allah, izzet ve hikmet sahibidir.
Mâide / 38 - (Bekir Sadak)
Erkek hirsiz ve kadin hirsizin, yaptiklarindan oturu Allah tarafindan ibret verici bir ceza olarak, ellerini kesin. Allah Guclu'dur, Hakim'dir.
Mâide / 38 - (Celal Yıldırım)
Hırsızlık eden erkeğin ve hırsızlık eden kadının (bu yoldan) elde ettiklerine (ve insan haklarına el uzatmalarına) karşılık Allah tarafından ibret verici bir ceza olmak üzere ellerini kesin. Allah çok üstündür, çok güçlüdür, yegâne hikmet sahibidir.
Mâide / 38 - (Cemal Külünkoğlu)
Erkek hırsız ve kadın hırsızın, yaptıklarından ötürü Allah tarafından ibret verici bir ceza olarak, (şartların oluşmasından sonra) ellerini kesin. Allah mutlak galiptir, yegane hüküm ve hikmet sahibidir.
Mâide / 38 - (Diyanet İşleri (eski))
Erkek hırsız ve kadın hırsızın, yaptıklarından ötürü Allah tarafından ibret verici bir ceza olarak, ellerini kesin. Allah Güçlü'dür, Hakim'dir.
Mâide / 38 - (Diyanet Vakfi)
Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık bir ceza ve Allah'tan bir ibret olmak üzere ellerini kesin. Allah izzet ve hikmet sahibidir.
Mâide / 38 - (Edip Yüksel)
Erkek hırsızın ve kadın hırsızın ellerini, yaptıklarına karşılık kesin. Bu ALLAH'ın öngördüğü bir caydırma yöntemidir. ALLAH Güçlüdür, Bilgedir
Mâide / 38 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Hırsızlık eden erkek ve hırsızlık eden kadın sâbit oldu mu ellerini kesin, kazandıklarına cezaen Allahdan kelepçek, çünkü Allah azîzdir, hakîmdir
Mâide / 38 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Hırsızlık eden erkek ve hırsızlık eden kadın, suçları sabitleşince, yaptıklarının karşılığı ve Allah tarafından kelepçek (caydırıcı bir ceza olmak üzere) ellerini kesin. Allah, güçlüdür, hikmet sahibidir.
Mâide / 38 - (Gültekin Onan)
Hırsız erkek ve hırsız kadının, (çalıp) kazandıklarına bir karşılık, Tanrı'dan 'tekrarı önleyen kesin bir ceza' olmak üzere ellerini kesin. Tanrı üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
Mâide / 38 - (Harun Yıldırım)
Hırsızlık eden erkekle hırsızlık eden kadının kazandıklarına karşılık Allah’tan ibret verici bir ceza olarak ellerini kesin. Şüphesiz Allah Azîz’dir, Hakîm’dir.
Mâide / 38 - (Hasan Basri Çantay)
Erkek hırsızla kadın hırsızın — o irtikâb etdiklerine bir karşılık ve ceza ve Allahdan (insanlara) ibret verici bir ukubet olmak üzere — ellerini kesin. Allah mutlak gaalibdir, yegâne hüküm ve hikmet saahibidir.
Mâide / 38 - (Hayrat Neşriyat)
Hem hırsızlık eden erkek ve hırsızlık eden kadın yok mu, yaptıklarına bir cezâ, Allah’dan bir azâb olmak üzere onların (sağ) ellerini kesin! Çünki Allah, Azîz (kudreti dâimâ galib gelen)dir, Hakîm (her işi hikmetli olan)dır.
Mâide / 38 - (İbni Kesir)
Hırsız erkek ve hırsız kadının yaptıklarına karşılık Allah tarafından bir ceza olarak; ellerini kesin. Ve Allah; Aziz'dir, Hakim'dir.
Mâide / 38 - (Kadri Çelik)
Erkek hırsız ve kadın hırsızın, yaptıklarından ötürü Allah tarafından ibret verici bir ceza olarak, ellerini (parmaklarını) kesin. Allah üstün güç sahibidir, hikmet sahibidir.
Mâide / 38 - (Muhammed Esed)
Hırsızlık eden erkeğe ve hırsızlık eden kadına gelince, işlemiş oldukları fiillere karşılık, Allahtan (gelen) caydırıcı bir müeyyide olarak her ikisinin ellerini kesin: zira Allah kudretlidir, hikmet sahibidir.
Mâide / 38 - (Mustafa İslamoğlu)
İmdi, işledikleri suça karşılık Allah'tan ibret-i alem bir müeyyide olarak hırsızlık yapan erkek ve hırsızlık yapan kadının ellerini kesin. Zira Allah her işinde mükemmeldir, her hükmünde tam isabet sahibidir.
Mâide / 38 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ve hırsızlık yapan erkeğin ve hırsızlık yapan kadının (kazandıklarının bir cezası ve Allah Teâlâ tarafından bir ukûbet olmak üzere) ellerini kesiniz. Ve Allah Teâlâ azîzdir, hakîmdir.
Mâide / 38 - (Ömer Öngüt)
Hırsızlık eden erkek ve kadının yaptıklarına karşılık Allah tarafından ibret verici bir ceza olarak ellerini kesin. Allah Azîz'dir, hükmünde hikmet sahibidir.
Mâide / 38 - (Şaban Piriş)
Erkek hırsız ve kadın hırsızın yaptıklarına karşılık Allah tarafından ibret verici bir ceza olması için ellerini kesin. Allah güçlüdür, hakimdir.
Mâide / 38 - (Sadık Türkmen)
Yaptiklarina bir karşılık ve Allah’tan caydırıcı bir ceza olmak üzere, (karşılıksız para basan) hırsız erkekler ile hırsız kadınların; ellerini kesin. Allah mutlak güç sahibidir, doğru hüküm/karar verendir.
Mâide / 38 - (Seyyid Kutub)
Erkek ve kadın hırsızların ellerini kesiniz. Bu onların suçlarına karşılık Allah tarafından belirlenmiş caydırıcı bir cezadır. Hiç kuşkusuz Allah üstün iradeli ve hikmet sahibidir.
Mâide / 38 - (Suat Yıldırım)
Hırsız erkek ile hırsız kadının irtikâb ettikleri suça bir karşılık ve Allah tarafından insanlara ibret verici bir ukubet olmak üzere ellerini kesiniz. Allah azîz ve hakimdir (mutlak galiptir, tam hüküm ve hikmet sahibidir).
Mâide / 38 - (Süleyman Ateş)
Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık Allah'tan bir cezâ olarak ellerini kesin! Allâh dâimâ üstündür, hüküm ve hikmet sâhibidir.
Mâide / 38 - (Tefhim-ul Kuran)
Hırsız erkek ve hırsız kadının, (çalıp) kazandıklarına bir karşılık, Allah'tan da, 'tekrarı önleyen kesin bir ceza' olmak üzere ellerini kesin. Allah üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
Mâide / 38 - (Ümit Şimşek)
Hırsız erkeğin ve hırsız kadının, işlediklerine Allah tarafından ibret verici bir ceza olmak üzere, ellerini kesin. Allah herşeyin mutlak galibi ve sonsuz hikmet sahibidir.
Mâide / 38 - (İskender Ali Mihr)
Ve, hırsızlık yapan erkek ve kadının yaptıklarına karşılık olmak üzere, Allah’tan bir ceza olarak ellerini kesin. Ve Allah Azîz’dir, Hakîm‘dir (hüküm ve hikmet sahibidir).
Mâide / 38 - (İlyas Yorulmaz)
Hırsızlık yapan erkek veya kadının, Allah dan belirlenmiş bir ceza olarak, yaptıklarının karşılığı olmak üzere, ikisinin de ellerini kesin. Allah güçlü olan ve hüküm verendir.
فَمَن تَابَ مِن بَعْدِ ظُلْمِهِ وَأَصْلَحَ فَإِنَّ اللّهَ يَتُوبُ عَلَيْهِ إِنَّ اللّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Okunuşu: Fe men tâbe min ba’di zulmihî ve aslaha fe innallâhe yetûbu aleyh(aleyhi) innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Mâide / 39 - (Diyanet İşleri)
Her kim de işlediği zulmünün arkasından tövbe edip durumunu düzeltirse kuşkusuz, Allah onun tövbesini kabul eder. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Mâide / 39 - (Abdullah Parlıyan)
Bu suçu işledikten sonra tevbe edip, kendini ıslah edene gelince, şüphesiz Allah onun tevbesini kabul eder. Allah çok bağışlayıcıdır, çok acıyandır.
Mâide / 39 - (Adem Uğur)
Kim (bu) haksız davranışından sonra tevbe eder ve durumunu düzeltirse şüphesiz Allah onun tevbesini kabul eder. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.
Mâide / 39 - (Ahmed Hulusi)
Fakat kim zulmünden sonra tövbe eder ve (hâlini) ıslah ederse, muhakkak ki Allâh onun tövbesini kabul eder. . . Kesinlikle Allâh Ğafûr'dur, Rahıym'dir.
Mâide / 39 - (Ahmet Tekin)
Kim, bu haksız fiilinden, zulmünden sonra, muhakeme edilmeden önce tevbe eder, hırsızlık etmekten vazgeçerek, çaldığı malları sahibine iade edip, Allah’a itaate yönelir, ıslah-ı nefs eder, din ve dünya işlerini, sosyal ilişkilerini düzelterek yaşarsa, şüphesiz Allah onun tevbesini kabul eder. Allah çok bağışlayıcı, engin merhamet sahibidir.
Mâide / 39 - (Ahmet Varol)
Kim haksızlık ettikten sonra tevbe eder ve durumunu düzeltirse Allah da onun tevbesini kabul eder. Allah bağışlayıcı, merhamet edicidir.
Mâide / 39 - (Ali Bulaç)
Ancak kim işlediği zulümden sonra tevbe eder ve (davranışlarını) düzeltirse, şüphesiz Allah onun tevbesini kabul eder. Muhakkak Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
Mâide / 39 - (Ali Fikri Yavuz)
Kim yaptığı hırsızlık zulmünden tevbe eder ve halini düzeltirse muhakkak ki, Allah onun tevbesini kabul eder. Çünkü Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.
Mâide / 39 - (Ali Ünal)
Fakat her kim de yaptığı bu haksızlık ve kendi kendine zulümden sonra pişman olup tevbe eder ve halini düzeltirse, hiç şüphesiz Allah onun tevbesini kabul eder. Çünkü Allah, (hata ve günahları) pek çok bağışlayandır; (bilhassa tevbe ile Kendisi’ne yönelen kullarına karşı) hususî rahmet ve merhameti pek bol olandır.
Mâide / 39 - (Bayraktar Bayraklı)
Bu suçu işledikten sonra tövbe edip kendisini ıslâh edene gelince, şüphesiz Allah onun tövbesini kabul eder. Allah, çok bağışlayıcıdır; merhamet sahibidir.
Mâide / 39 - (Bekir Sadak)
Ettigi zulumden sonra tevbe edip duzelen kimse, bilsin ki Allah onun tevbesini kabul eder. Allah suphesiz Bagislayan'dir, merhametli olandir.
Mâide / 39 - (Celal Yıldırım)
Kim de yaptığı haksızlık (hırsızlıktan sonra tevbe eder ve kendini düzeltirse, şüphesiz ki Allah onun tevbesini kabul eder. Çünkü Allah çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.
Mâide / 39 - (Cemal Külünkoğlu)
Her kim de işlediği (hırsızlık) zulmünün arkasından tevbe edip durumunu düzeltirse kuşkusuz, Allah onun tevbesini kabul eder. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Mâide / 39 - (Diyanet Vakfi)
Kim (bu) haksız davranışından sonra tevbe eder ve durumunu düzeltirse şüphesiz Allah onun tevbesini kabul eder. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.
Mâide / 39 - (Edip Yüksel)
Kim yaptığı bu haksızlıktan sonra tevbe ederek düzelirse, ALLAH yönelişini kabul eder. ALLAH kuşkusuz Bağışlayandır, Rahimdir.
Mâide / 39 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Böyle iken her kim de işlediği zulmün arkasından tevbe edib salâha dönerse Allah elbette tevbesini kabul buyuruyor. Çünkü Allah gafurdur, rahîmdir
Mâide / 39 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Böyle iken her kim de yaptığı zulmün ardından tevbe edip dürüstlüğe dönerse, Allah elbette tevbesini kabul eder, çünkü gerçekten Allah, bağışlayan ve merhamet edendir.
Mâide / 39 - (Gültekin Onan)
Fakat her kim yaptığı zulümden sonra tevbe eder ve halini ıslahta bulunursa elbette Allah Teâlâ onun tövbesini, kabul eder. Şüphe yok ki Allah Teâlâ gafûrdur, rahîmdir.
Mâide / 39 - (Harun Yıldırım)
Yaptığı zulümden sonra tevbe edip hâlini düzelten kimse, bilsin ki Allah onun tevbesini kabul eder. Allah çok bağışlayıcı ve merhamet edicidir.
Mâide / 39 - (Hayrat Neşriyat)
Fakat kim zulmünden (yaptığı hırsızlıktan) sonra tevbe edip (hâlini) ıslâh ederse, artık şübhesiz Allah onun tevbesini kabûl eder. Muhakkak ki Allah, Gafûr (çok bağışlayan)dır, Rahîm (çok merhamet eden)dir.
Mâide / 39 - (İbni Kesir)
Kim de zulmettikten sonra tevbe eder, düzelirse; muhakkak ki Allah, onun tevbesini kabul eder. Gerçekten Allah; Gafur'dur, Rahim'dir.
Mâide / 39 - (Kadri Çelik)
Ettiği zulümden sonra tevbe edip düzelen kimse, (bilsin ki) Allah onun tevbesini kabul eder. Allah şüphesiz çok bağışlayandır, merhamet edendir.
Mâide / 39 - (Muhammed Esed)
Bu suçu işledikten sonra tevbe edip kendisini ıslah edene gelince, kuşkusuz Allah onun tevbesini kabul eder: Allah çok bağışlayıcıdır, rahmet kaynağıdır.
Mâide / 39 - (Mustafa İslamoğlu)
Bu zulmü işledikten sonra kim tevbe eder ve kendini düzeltirse, elbet Allah da onun tevbesini kabul eder; zira Allah tarifsiz bir bağışlayıcı, eşsiz bir merhamet kaynağıdır.
Mâide / 39 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Fakat her kim yaptığı zulümden sonra tevbe eder ve halini ıslahta bulunursa elbette Allah Teâlâ onun tövbesini, kabul eder. Şüphe yok ki Allah Teâlâ gafûrdur, rahîmdir.
Mâide / 39 - (Ömer Öngüt)
Yaptığı zulümden sonra tevbe edip hâlini düzelten kimse, bilsin ki Allah onun tevbesini kabul eder. Allah çok bağışlayıcı ve merhamet edicidir.
Mâide / 39 - (Şaban Piriş)
Kim de zulüm işledikten sonra tevbe eder ve halini düzeltirse şüphesiz Allah, bağışlayandır, merhamet edendir.
Mâide / 39 - (Sadık Türkmen)
Her kim de işlediği zulmünün (hırsızlığın) arkasından, tövbe edip durumunu düzeltirse; kuşkusuz Allah, onun tövbesini kabul eder. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Mâide / 39 - (Seyyid Kutub)
Fakat işlediği zulümden sonra tevbe edip islah olan kimse bilsin ki, Allah onun tevbesini kabul eder. Hiç şüphesiz Allah affedicidir ve merhametlidir.
Mâide / 39 - (Suat Yıldırım)
Kim yaptığı zulüm ve haksızlıktan sonra tövbe edip halini ve işini düzeltirse Allah tövbesini kabul eder; Çünkü Allah gafurdur, rahimdir (affı ve merhameti boldur).
Mâide / 39 - (Süleyman Ateş)
Kim yaptığı haksızlıktan sonra tevbe eder, uslanırsa, şüphesiz Allâh, onun tevbesini kabul eder. Çünkü Allâh bağışlayan, acıyandır.
Mâide / 39 - (Tefhim-ul Kuran)
Ancak kim işlediği zulümden sonra tevbe eder ve (davranışlarını) düzeltirse, şüphesiz Allah onun tevbesini kabul eder. Muhakkak Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
Mâide / 39 - (Ümit Şimşek)
Fakat kim işlediği zulümden sonra tevbe eder ve durumunu düzeltirse, Allah onun tevbesini kabul eder. Gerçekten de Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.
Mâide / 39 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Kim zulmünden sonra tövbe eder, halini düzeltirse kuşkusuz Allah onun tövbesini kabul eder. Allah çok affedici, çok merhametlidir.
Mâide / 39 - (İskender Ali Mihr)
Artık kim, yaptığı zulümden sonra tövbe ederse ve ıslâh olursa, o taktirde, muhakkak ki Allah onun tövbesini kabul eder. Muhakkak ki Allah, Gafur’dur, Rahîm’dir.
Mâide / 39 - (İlyas Yorulmaz)
Eğer hırsızlar (cezalarını çektikten sonra) hırsızlık alışkanlığından vazgeçerde, bir daha yapmayacağına dair samimi bir şekle söz verirse (tövbe ederse), meşru yoldan kazanç sağlamaya çalışırsa, elbetteki Allah, samimi olarak vaz geçenleri kabul eder. Çünkü Allah bağışlayan ve merhametli olandır.
أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ اللّهَ لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ يُعَذِّبُ مَن يَشَاء وَيَغْفِرُ لِمَن يَشَاء وَاللّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Okunuşu: E lem ta’lem ennallâhe lehu mulkus semâvâti vel ardı yuazzibu men yeşâu ve yagfiru limen yeşâu, vallâhu alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Mâide / 40 - (Diyanet İşleri)
Bilmez misin ki, göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’a aittir. O, dilediğine azap eder, dilediğini de bağışlar. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
Mâide / 40 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Bilmez misin Allah'ı ki göklerin de tasarrufu ona aittir, yeryüzünün de ve dilediğine azâp eder, dilediğini yarlıgar ve Allah'ın, her şeye gücü yeter.
Mâide / 40 - (Abdullah Parlıyan)
Bilmez misin ki, göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır? O, günahlara batıp giderek cezalandırılmak isteyenleri cezalandırır, bağışlanma isteğinde bulunanları ise bağışlar. Zira Allah herşeye güç yetirendir.
Mâide / 40 - (Adem Uğur)
Bilmez misin ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsinin mülkiyeti Allah'a aittir; dilediğine azap eder ve dilediğini bağışlar. Allah her şeye hakkıyle kadirdir.
Mâide / 40 - (Ahmed Hulusi)
Bilmez misin ki göklerin ve yerin otoritesi Allah'a aittir; O dileyeni cezalandırmayı, dileyeni de bağışlamayı diler: tabii ki Allah'ın gücü her şeye yeter.
Mâide / 40 - (Ahmet Tekin)
Bilmez misin ki, göklerin de, yerin de mülkü Allah Teâlâ'nındır. Dilediğini muazzeb kılar ve dilediğini mağfiret buyurur. Ve Allah Teâlâ her şeye hakkıyla kâdirdir.
Mâide / 40 - (Ahmet Varol)
Bilmez misin ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsinin hükümranlığı Allah'a âittir. Dilediğine azap eder, dilediğini bağışlar. Allah her şeye kâdirdir.
Mâide / 40 - (Ali Bulaç)
Göklerin ve yerin mülkünün Allah'a ait olduğunu bilmiyor musun? O, kimi dilerse azablandırır, kimi dilerse bağışlar. Allah, her şeye güç yetirendir.
Mâide / 40 - (Ali Fikri Yavuz)
Ey İnsan! Sen bilmez misin ki, göklerin ve yerin mülk ve tasarrufu Allah’ındır. O dilediğine azab eder ve dilediğini bağışlar. Allah her şeye kadirdir.
Mâide / 40 - (Ali Ünal)
Bilmez misin ki, hiç şüphesiz Allah, evet O’nun içindir göklerin ve yerin mutlak mülkiyeti ve hakimiyeti; O, kimi dilerse ona azap eder, kimi de dilerse bağışlar. Allah, her şeye hakkıyla güç yetirendir.
Mâide / 40 - (Bayraktar Bayraklı)
Bilmez misin ki göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’a aittir. Dilediğini cezalandırır, dilediğini affeder; Çünkü Allah her şeye kadirdir.
Mâide / 40 - (Bekir Sadak)
Goklerin ve yerin hukumranliginin Allah'in oldugunu bilmiyor musun? Diledigine azabeder, diledigini bagislar. Allah her seye Kadir'dir.
Mâide / 40 - (Celal Yıldırım)
Bilmez misin ki, ancak Allah' indir göklerin ve yerin mülkü ; dilediğine azâb eder. dilediğini bağışlar. Allah'ın kudreti her şeye yeter.
Mâide / 40 - (Cemal Külünkoğlu)
Bilmez misin ki göklerin ve yerin mülkü Allah'a aittir. O, kullarından (niyet ve eylemlerine göre) dilediğine azap eder, dilediğini bağışlar. Allah her şeye gücü yetendir.
Mâide / 40 - (Diyanet Vakfi)
Bilmez misin ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsinin mülkiyeti Allah'a aittir; dilediğine azap eder ve dilediğini bağışlar. Allah her şeye hakkıyle kadirdir.
Mâide / 40 - (Edip Yüksel)
Göklerin ve yerin egemenliğinin ALLAH'a ait olduğunu bilmez misin? Dilediğine azap eder, dilediğini bağışlar. ALLAH her şeye Gücü Yetendir.
Mâide / 40 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Bilmezmisin ki Allah, bütün Semavat-ü Arz mülkü onun, dilediğini azaba çeker, dilediğinin günâhını örter olduğunu? Allah her şey'e kadîrdir
Mâide / 40 - (Gültekin Onan)
Göklerin ve yerin mülkünün Tanrı'ya ait olduğunu bilmiyor musun? O kimi dilerse azablandırır, kimi dilerse bağışlar. Tanrı her şeye güç yetirendir.
Mâide / 40 - (Harun Yıldırım)
Bilmez misin ki göklerin ve yerin mülkü kendisine ait olan muhakkak ki Allah’tır. Dilediğine azab eder, dilediği kimse için bağışlar. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.
Mâide / 40 - (Hasan Basri Çantay)
Hakıykatde göklerin ve yerin mülk (-ü saltanat) ı Allahın olduğunu bilmedin mi? (Elbette bildin). O, kimi dilerse azaba çeker, kimi dilerse yarlığar. Allah her şey'e hakkıyle kaadirdir.
Mâide / 40 - (Hayrat Neşriyat)
Bilmez misin ki şübhesiz göklerin ve yerin mülkü ancak Allah’ındır; dilediği kimseye (hak ettiği üzere) azâb eder, dilediği kimseye de (kendi lütfundan) mağfiret eder! Çünki Allah, herşeye hakkıyla gücü yetendir.
Mâide / 40 - (İbni Kesir)
Bilmez misin ki, göklerin ve yeryüzünün mülkü Allah'ındır. Dilediğine azab eder, dilediğini bağışlar. Ve Allah; her şeye Kadir'dir.
Mâide / 40 - (Kadri Çelik)
Göklerin ve yerin egemenliğinin Allah'ın olduğunu bilmiyor musun? Dilediğine azap eder, dilediğini bağışlar. Allah her şeye kadirdir.
Mâide / 40 - (Muhammed Esed)
Bilmez misin ki göklerin ve yerin hükümranlığı Allahındır? O, dilediğini cezalandırır, dilediğini bağışlar: Zira Allah her şeye kadirdir.
Mâide / 40 - (Mustafa İslamoğlu)
Bilmez misin ki göklerin ve yerin otoritesi Allah'a aittir; O dileyeni cezalandırmayı, dileyeni de bağışlamayı diler: tabii ki Allah'ın gücü her şeye yeter.
Mâide / 40 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Bilmez misin ki, göklerin de, yerin de mülkü Allah Teâlâ'nındır. Dilediğini muazzeb kılar ve dilediğini mağfiret buyurur. Ve Allah Teâlâ her şeye hakkıyla kâdirdir.
Mâide / 40 - (Ömer Öngüt)
Bilmez misin ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsinin hükümranlığı Allah'a âittir. Dilediğine azap eder, dilediğini bağışlar. Allah her şeye kâdirdir.
Mâide / 40 - (Şaban Piriş)
Göklerin ve yerin hakimiyetinin yalnızca Allah’ın olduğunu bilmiyor musun? Allah, dilediğini cezalandırır, dilediğini bağışlar. Allah’ın her şeye gücü yeter.
Mâide / 40 - (Sadık Türkmen)
Bilmez misin ki göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’a aittir. O dilediğine (azılı suçlulara) azap eder, dilediğini (suçsuz kimseleri) de bağışlar. Allah herşeye hakkıyla gücü yetendir.
Mâide / 40 - (Seyyid Kutub)
Göklerin ve yeryüzünün egemenliğinin Allah'ın tekelinde olduğunu bilmiyor musun? O dilediğini azaba çarptırır ve dilediğini affeder. Hiç şüphesiz Allah'ın gücü herşeye yeter.
Mâide / 40 - (Suat Yıldırım)
Bilmez misin ki göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’a aittir. Dilediğini cezalandırır, dilediğini affeder; Çünkü Allah her şeye kadirdir.
Mâide / 40 - (Süleyman Ateş)
Göklerin ve yerin mülkünün Allah'a âidolduğunu bilmedin mi? (O), dilediğine azâbeder, dilediğini bağışlar. Allâh herşeye kâdirdir.
Mâide / 40 - (Tefhim-ul Kuran)
Göklerin de, yerin de mülkünün Allah'a ait olduğunu bilmiyor musun? O, kimi dilerse azablandırır, kimi dilerse bağışlar. Allah, her şeye güç yetirendir.
Mâide / 40 - (Ümit Şimşek)
Bilmiyor musun ki göklerin ve yerin egemenliği Allah'ındır; O dilediğine azap eder, dilediğini bağışlar. Çünkü Allah'ın gücü herşeye yeter.
Mâide / 40 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Göklerin de yerin de mülk ve saltanatının Allah'ın olduğunu bilmedin mi? Dilediğine azap eder O, dilediğini affeder. Allah'ın gücü herşeye yeter.
Mâide / 40 - (İskender Ali Mihr)
Göklerin ve yerin mülkünün Allah’ın olduğunu bilmiyor musun? Dilediğine azap eder ve dilediğini mağfiret eder. Ve Allah herşeye kaadirdir.
Mâide / 40 - (İlyas Yorulmaz)
Bilmezmisin ki? Allah göklerde ve yerde olanların sahibidir. Allah dilediğine azap eder, dilediğini (hiçbir kimsenin müdahalesi olmaksızın bizatihi kendisi) bağışlar. Allah her şeye gücü yetendir.
يَا أَيُّهَا الرَّسُولُ لاَ يَحْزُنكَ الَّذِينَ يُسَارِعُونَ فِي الْكُفْرِ مِنَ الَّذِينَ قَالُواْ آمَنَّا بِأَفْوَاهِهِمْ وَلَمْ تُؤْمِن قُلُوبُهُمْ وَمِنَ الَّذِينَ هِادُواْ سَمَّاعُونَ لِلْكَذِبِ سَمَّاعُونَ لِقَوْمٍ آخَرِينَ لَمْ يَأْتُوكَ يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ مِن بَعْدِ مَوَاضِعِهِ يَقُولُونَ إِنْ أُوتِيتُمْ هَذَا فَخُذُوهُ وَإِن لَّمْ تُؤْتَوْهُ فَاحْذَرُواْ وَمَن يُرِدِ اللّهُ فِتْنَتَهُ فَلَن تَمْلِكَ لَهُ مِنَ اللّهِ شَيْئًا أُوْلَئِكَ الَّذِينَ لَمْ يُرِدِ اللّهُ أَن يُطَهِّرَ قُلُوبَهُمْ لَهُمْ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ وَلَهُمْ فِي الآخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ
Okunuşu: Yâ eyyuhâr resûlu lâ yahzunkellezîne yusâriûne fîl kufri minellezîne kâlû âmennâ bi efvâhihim ve lem tu’min kulûbuhum, ve minellezîne hâdû semmâûne lil kezibi semmâûne li kavmin âharîne lem ye’tuke yuharrifûnel kelime min ba’di mevâdııhî, yekûlûne in utîtum hâzâ fe huzûhu ve in lem tu’tevhu fahzerû ve men yuridillâhu fitnetehu fe len temlike lehu minallâhi şey’â(şey’en) ulâikellezîne lem yuridillâhu en yutahhira kulûbehum lehum fîd dunyâ hızyun ve lehum fîl âhirati azâbun azîm(azîmun).
Mâide / 41 - (Diyanet İşleri)
Ey Peygamber! Kalpten inanmadıkları hâlde, ağızlarıyla “İnandık” diyenler (münafıklar) ile Yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar (Yahudiler) yalan uydurmak için (seni) dinlerler , sana gelmeyen bir topluluk hesabına dinlerler. Kelimelerin (ifade içindeki) yerlerini bildikten sonra yerlerini değiştirir ve şöyle derler: “Eğer size şu hüküm verilirse, onu tutun. O verilmezse sakının.” Allah, kimin azaba uğramasını istemişse artık sen onun için asla Allah’a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah’ın kalplerini temizlemeyi istemediği kimselerdir. Onlara dünyada bir rüsvaylık, ahirette ise yine onlara büyük bir azap vardır.
Mâide / 41 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Ey Peygamber, ağızlarıyla inandık diyen, fakat yürekleriyle inanmayanlardan ve Yahûdilerden, boyuna kâfirliğe koşuşanlar, seni mahzun etmesin. Onlar, sözleri, yalan söylemek için boyuna dinleyip dururlar, senin yanına gelmemiş olan bir başka kavim için dinlerler boyuna. Onlar, sözlerin bâzısının yerlerini değiştirirler de size şu tarzda fetva verilirse derler, kabul edin, verilmezse çekinin kabul etmekten ve Allah, kime azâb etmek isterse sen, Allah'ın isteğine karşı o adama hiçbir şey yapamazsın. Onlar, öyle kişilerdir ki Allah, yüreklerini temizlemeyi murâd etmemiştir. Onlar içindir dünya da horluk ve onlar içindir âhirette pek büyük bir azap.
Mâide / 41 - (Abdullah Parlıyan)
Ey peygamber! Kalpleriyle inanmadıkları halde, dilleriyle inandık diyen münafıklarla, Yahudilerden Allah'tan gelen gerçekleri örtbas etmede alabildiğine yarışanlar seni üzmesin. Onlar yalancılık etmek için dinlerler, seni kabullenmeyip bildirdiğin mesajlara karşı gelen diğer bir topluluktan yana da casusluk yaparlar. Vahyedilen sözleri asıl anlamlarından kopararak, kaydırıp değiştirirler. Ve “Eğer size şöyle şöyle bir hüküm verilirse alın; ama verilmezse uzak durun” derler. Allah bir kimseyi sapıklığa düşürmek isterse, sen onun kurtarılması için Allah'a karşı hiçbirşey yapamazsın. İşte onların kalplerini, Allah temizlemek istememiştir. Onları bu dünyada zillet, öteki dünyada da korkunç bir azap beklemektedir.
Mâide / 41 - (Adem Uğur)
Ey Resûl! Kalpleri iman etmediği halde ağızlarıyle "inandık" diyen kimselerden ve yahudilerden küfür içinde koşuşanlar(ın hali) seni üzmesin. Onlar durmadan yalana kulak verirler, ve sana gelmeyen (bazı) kimselere kulak verirler; kelimeleri yerlerinden kaydırıp değiştirirler. "Eğer size şu verilirse hemen alın, o verilmezse sakının!" derler. Allah bir kimseyi şaşkınlığa (fitneye) düşürmek isterse, sen Allah'a karşı, onun lehine hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah'ın kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir. Onlar için dünyada rezillik vardır ve ahirette onlara mahsus büyük bir azap vardır.
Mâide / 41 - (Ahmed Hulusi)
Ey Rasûl! Kalpleriyle (şuurlu olarak - anlamını hissedip yaşayarak) iman etmedikleri hâlde, ağızlarıyla "İman ettik" diyenlerden küfürde koşuşanlar, seni mahzun etmesin. . . Yahudi olanlardan öylesi var ki, yalan uydurmak için veya sana gelmemiş bir topluluk adına (aracı olarak) dinleyendir. . . Yerli yerince söylenen Kelimeleri tahrif ederek, "Size şu verilirse alın, eğer o verilmez (Allâh hükmü ile hükmedilir) ise sakın yanaşmayın" derler. . . Allâh bir kimsenin dalâletini dilerse, artık onun için sen Allâh'tan bir şey bekleyemezsin. . . İşte onlar, Allâh'ın kalplerini arındırmayı dilemediği kimselerdir. . . Dünyada onlar için rezillik vardır. . . Sonsuz gelecek sürecinde de onlar için çok büyük azap vardır.
Mâide / 41 - (Ahmet Tekin)
Ey Allah’ın Rasulü, akılları yatarak, kalpleriyle iman etmedikleri halde, ağızlarıyla:'İnandık' diyenlerin ve yahudiliğin takipçilerinden küfür içinde yarışanların hali seni üzmesin. Onlar devamlı yalana kulak verirler. Senin yanına yaklaşmayan diğer bir kavmin sözlerine kulak kabartırlar.Kelimeleri, ifadeleri, aslî manalarını bozacak şekilde tahrif ediyorlar, değiştiriyorlar, bâtıl tefsirler ve te’viller yapıyorlar. Bir de:'Eğer hakkınızda şu hükmü uygulamaya kalkarlarsa hemen kabul edin. O hükmü uygulamayıp başka hüküm uygulamak isterlerse, dikkatli olun, kendinizi savunun.' derler.Allah kimi dalâlete, sıkıntıya düşürmek isterse, sen Allah’a karşı, onun lehine hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah’ın kalplerini, kafalarını arındırmak istemediği kimselerdir. Onlara dünyada rezillik vardır. Âhirette, ebedî yurtta da onlara büyük bir ceza var.
Mâide / 41 - (Ahmet Varol)
Ey Peygamber! Ağızlarıyla 'iman ettik' dedikleri halde kalpleri iman etmemiş olanlardan ve yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesinler. Onlar sürekli yalana kulak veren, sana gelmemiş bir topluluğun hesabına casusluk yapan kimselerdir. Bunlar sözlerin yerlerine konulmasından sonra onları değiştirirler. 'Size bu verilirse alın, bu verilmezse o zaman sakının' derler. [5] Allah birini şaşırtmak isterse sen onun için Allah'a karşı bir şey yapamazsın. Onlar, Allah'ın kalplerini arındırmayı dilemediği kimselerdir. Onlar için dünyada rezillik vardır. Onlara ahirette de büyük bir azap vardır.
Mâide / 41 - (Ali Bulaç)
Ey Peygamber, kalpleri inanmadığı halde ağızlarıyla "İnandık" diyenlerle Yahudiler'den küfür içinde çaba harcayanlar seni üzmesin. Onlar, yalana kulak tutanlar, sana gelmeyen diğer topluluk adına kulak tutanlar (haber toplayanlar)dır. Onlar, kelimeleri yerlerine konulduktan sonra saptırırlar, "Size bu verilirse onu alın, o verilmezse ondan kaçının" derler. Allah, kimin fitne(ye düşme)sini isterse, artık onun için sen Allah'tan hiç bir şeye malik olamazsın. İşte onlar, Allah'ın kalplerini arıtmak istemedikleridir. Dünyada onlar için bir aşağılanma, ahirette onlar için büyük bir azab vardır.
Mâide / 41 - (Ali Fikri Yavuz)
Ey şanlı Rasûl! Kalbleriyle inanmadıkları halde ağızlarıyla “İnandık” diyenlerle (münafıklarla) Yahudilerden küfür içinde koşuşanlar seni üzmesin. Onlar, durmadan yalan dinleyenler ve senin huzuruna gelmiyen başka bir kavim için, casusluk edenlerdir. Yerli yerinde hak olarak söylenen kelimeleri sonradan değiştirirler: “- Eğer size şu (fetva) verilirse, onu kabul edin, verilmezse sakının” derler. Allah kimin fitneye düşmesini dilerse, asla sen onun lehine Allah’dan hiç bir şeye sahip olamazsın. Onlar, öyle kimselerdir ki, Allah kalblerini temizlemek istememiştir. Onlar için dünyada bir perişanlık, âhirette de büyük bir azab vardır.
Mâide / 41 - (Ali Ünal)
Ey (şanı çok yüce o en büyük) rasûl! Ağızlarıyla “inandık” deseler de, kalbleri asla iman etmemiş bulunan (münafık) lardan ve yahudi olanlardan küfürde birbirleriyle yarışırcasına koşturup duranlar seni mahzun etmesin. Onlar, (doğrudan hiç hoşlanmaz ve bilhassa hakkınızda) hep yalan, iftira ve propagandaya kulak verirler; (iman ve aydınlanma adına olsun, mesajının özünü öğrenme adına olsun) sana hiç gelmemiş, (yalanın ve iftiranın asıl kaynağı) başka bir topluluğu dinlerler (ve onlar adına casusluk yapıp, daima sizin açığınızı ararlar). (Allah’ın) Kelâmı’nı ve söylenen sözleri manâsı değişecek biçimde sürekli aslî şeklinden saptırır, gizler, değiştirir (ve böylece) tahrif ederler. (Hakkında senin hükmüne başvurdukları meselelerde,) “Size şöyle fetva verilirse kabul edin; o şekilde verilmezse aman, onu kabulden geri durun!” derler. (Böyledir onlar:) Allah, bir kimseyi özü ortaya çıksın diye bir imtihana tâbi tutmayı murat buyurmuş (ve o kimse de bu imtihanda kaybetmişse), artık Allah katında onun lehine olarak senin yapabileceğin bir şey yoktur. Onlar öyle kimselerdir ki, (küfürde koşuşturmaları ve fasıklıkları sebebiyle) Allah onların kalblerini arındırmayı dilememiştir. Onların hakkı, dünyada zillettir; Âhiret’te de onlar için çok büyük bir azap vardır.
Mâide / 41 - (Bayraktar Bayraklı)
Ey peygamber! Kalpleri inanmamış olduğu halde ağızlarıyla “inandık” diyenlerden ve Yahudilerden inkârda yarışırcasına koşanlar seni üzmesin. Onlar daima yalana ve sana gelmeyenlere kulak verirler. Kelimeleri yerlerinden değiştirirler. “Eğer size şu verilirse hemen alınız, o verilmezse sakınınız” derler. Allah bir kimseyi fitneye düşürmek isterse, Allah'a karşı, onun lehine hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah'ın, kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir. Onlar için dünyada rezillik, âhirette de büyük bir azap vardır.
Mâide / 41 - (Bekir Sadak)
Kalbleri inanmamisken, agizlariyle, «Inandik» diyenler, yahudilerden yalana kulak verenler ve baska bir topluluk hesabina casusluk edenlerden inkara kosanlar seni uzmesin. Sozleri asil yerlerinden degistirirler de, «Boyle bir (fetva) size verilirse alin, verilmezse kacinin» derler. Allah'in fitneye dusmesini diledigi kimse icin Allah'a karsi senin elinden bir sey gelmez. Iste onlar Allah'in, kalblerini aritmak istemedigi kimselerdir. Dunyada rezillik onlaradir. Onlara ahirette de buyuk azab vardir.
Mâide / 41 - (Celal Yıldırım)
Ey Peygamber! Ağızlarıyla İnandık deyip kalbleri inanmayanlarla Yahudilerden küfre koşuşanlar seni üzmesin. Onlar yalana iyice kulak verir, sana gelmeyen bir topluluktan yana kulak kabartıp casusluk yaparlar ; kelimeleri yerine konulmuşken kaydırıp değiştirirler de, «size bu anlamda (bir hüküm) verirlerse alın, böyle vermezlerse kaçının !» derler. Allah kimin fitne içinde kalmasını dilerse artık onun için Allah'tan (doğru yolu bulmasına) hiçbir şey ile sahip olamazsın. İşte onlar öyle kimselerdir ki Allah onların kalblerini temizlemeyi dilememiştir. Dünya'da onlar için aşağılık ve rüsvaylık, Âhirette de onlara büyük bir azâb vardır.
Mâide / 41 - (Cemal Külünkoğlu)
Ey Resul! Kalpleri iman etmediği halde ağızdan “inandık” diyen (münafık)larla (Yahudilerden oluşmuş) küfür yarışçıları seni üzmesin! O Yahudilerden, sürekli yalan dinleyen ve senin karşına çıkmayan bir grubun sözlerini tutanlar vardır. Onlar kitaptaki kelimelerin yerlerini ve anlamlarını değiştirirler. “Size şu hüküm verilirse alın, o verilmezse kaçının” derler. Allah, (kötü niyet ve eylemlerinden dolayı) kimin düştüğü sapıklıkta kalmasını isterse, artık sen onu Allah'ın elinden kurtaramazsın. (Kendileri istemediği için) Allah da onların kalplerini temizlemek istememiştir. Dünyada onlar için bir rezillik, ahirette ise büyük bir azap vardır.
Mâide / 41 - (Diyanet İşleri (eski))
Kalbleri inanmamışken, ağızlarıyla, 'İnandık' diyenler, yahudilerden yalana kulak verenler ve başka bir topluluk hesabına casusluk edenlerden inkara koşanlar seni üzmesin. Sözleri asıl yerlerinden değiştirirler de, 'Böyle bir fetva size verilirse alın, verilmezse kaçının' derler. Allah'ın fitneye düşmesini dilediği kimse için Allah'a karşı senin elinden bir şey gelmez. İşte onlar Allah'ın, kalblerini arıtmak istemediği kimselerdir. Dünyada rezillik onlaradır. Onlara ahirette de büyük azab vardır.
Mâide / 41 - (Diyanet Vakfi)
Ey Resûl! Kalpleri iman etmediği halde ağızlarıyle «inandık» diyen kimselerden ve yahudilerden küfür içinde koşuşanlar(ın hali) seni üzmesin. Onlar durmadan yalana kulak verirler, ve sana gelmeyen (bazı) kimselere kulak verirler; kelimeleri yerlerinden kaydırıp değiştirirler. «Eğer size şu verilirse hemen alın, o verilmezse sakının!» derler. Allah bir kimseyi şaşkınlığa (fitneye) düşürmek isterse, sen Allah'a karşı, onun lehine hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah'ın kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir. Onlar için dünyada rezillik vardır ve ahirette onlara mahsus büyük bir azap vardır.
Mâide / 41 - (Edip Yüksel)
Ağızlarıyla 'İnandık,' dedikleri halde kalpleriyle inanmıyanların inkarcılıktaki gayretleri seni üzmesin. Yahudilerin bir grubu var ki yalana kulak veriyor, seninle hiç karşılaşmamış bir topluluğu dinliyor. Kelimelerin anlamını kaydırıp. 'Size bu verilirse alın, bu verilmezse sakının,' diyorlar. ALLAH birini şaşırtmak isterse ALLAH'a karşı kimse ona yardım edemez. İşte onlar, ALLAH'ın kalplerini temizlemeyi dilemediği kişiler. Onlar için dünyada aşağılanma, ve ahirette de büyük bir azap var.
Mâide / 41 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Ey o şanlı Resul, seni mahzun etmesin o küfürde yarış edenler: gerek o ağızlariyle «amenna» deyib de kalbleri mü'min olmıyanlardan olsun ve gerek Yehudî olanlardan, onlar yalancılık etmek için dinlerler, sana gelmiyen diğer bir kavm için dinlerler, yerli yerinde söylenen kelimeleri sonradan tahrif ederler, size böyle fetva verilirse tutun verilmezse sakının derler, kim ki Allah onun fitneye düşmesini murad etmiştir sen, ihtimali yok, onun lehine Allahdan zerrece bir şey'e malik olamazsın; onlar öyle kimselerdir ki Allah kalblerini tathir etmek murad etmemiştir, onların Dünyada hakları bir zillet, Âhırette de hakları azîm bir azabdır
Mâide / 41 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Ey şanlı Peygamber, gerek ağızlarıyla «Biz inandık.» deyip de kalpleriyle inanmayanlardan, gerekse yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesin! Onlar yalancılık etmek için dinlerler, sana gelmeyen bir topluluk hesabına dinlerler, yerli yerinde söylenen kelimeleri sonradan değiştirirler, «Size böyle fetva verilirse tutun, verilmezse sakının!» derler. Allah, kimin fitneye düşmesini dilerse sen onun lehine Allah'tan hiçbir şey koparamazsın. Onlar, öyle kimselerdir ki, Allah, kalplerini temizlemek istememiştir. Onların hakları dünyada zillet ahirette de büyük bir azaptır.
Mâide / 41 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Ey peygamber, ağızlarıyla «inandık» deyip, kalbleriyle inanmamış olanlardan ve yahudilerden küfürde yarış edenler seni üzmesin. Onlar yalana kulak verirler, sana gelmeyen diğer bir topluluğa kulak verirler, kelimeleri yerlerinden değiştirirler, «eğer size bu verilirse alın, bu verilmezse sakının» derler. Allah birini şaşırtmak isterse, sen onun için Allah'a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar öyle kimselerdir ki, Allah, onların kalblerini temizlemek istememiştir. Onlar için dünyada rezillik var ve yine onlar için ahirette de büyük bir azab vardır.
Mâide / 41 - (Gültekin Onan)
Ey peygamber, kalpleri inanmadığı halde ağızlarıyla "inandık" diyenlerle Yahudiler'den küfür içinde çaba harcayanlar seni üzmesin. Onlar, yalana kulak tutanlar, sana gelmeyen diğer topluluk adına kulak tutanlar (haber toplayanlar)dır. Onlar kelimeleri yerlerine konulduktan sonra saptırırlar. "Size bu verilirse onu alın, o verilmezse ondan kaçının" derler. Tanrı kimin fitne(ye düşme)sini isterse, artık onun için sen Tanrı'dan hiç birşeye malik olamazsın. İşte onlar, Tanrı'nın kalplerini arıtmak istemedikleridir. Dünyada onlar için bir aşağılanma, ahirette onlar için büyük bir azab vardır.
Mâide / 41 - (Harun Yıldırım)
Ey Rasul! Küfür içinde koşuşturanlar seni mahzun etmesin. Kalpleri iman etmediği halde ağızlarıyla “iman ettik.” diyenlerden ve yahudilerden küfür içinde koşanlar seni mahzun etmesin! Onlar yalancılık etmek için dinlerler ve sana gelmeyen başka bir kavmi dinlerler. Kelimeleri yerlerinden değiştirirler: “Şu verilirse onu hemen alın o verilmezse sakının.” derler. Allah her kimin fitnesini dilerse, sen onun için Allah’tan hiçbir şeye sahip olamazsın. İşte onlar o kimselerdir ki Allah onların kalplerini temizlemek istememiştir. Onlar için dünyada bir rezillik, ahirette ise çok büyük bir azap vardır.
Mâide / 41 - (Hasan Basri Çantay)
Ey peygamber, kalbleriyle inanmadıkları halde ağızlariyle «İnandık» diyen (münafık) larla Yahudilerden o küfr içinde (alabildiğine) koşuşanlar seni mahzun etmesin. Onlar, durmadan yalan dinleyen, senin huzuruna gelmeyen diğer bir kavm hesabına casusluk eden (kimse) lerdir. Kelimeleri (Allah tarafından) yerlerine konuldukdan sonra (tutub) bir tarafa atarlar onlar, «Eğer size şu (fetva) verilirse onu alın, şayet o verilmezse onu (kabul etmekden) çekinin» derler, Allah kimin sapıklığını irâde ederse artık sen Allahın ona âid (meşiyyetini) önlemiye hiç bir vech ile muktedir olamazsın. Onlar öyle kimselerdir ki Allah, kalblerini temizlemek dilememişdir. Dünyâda hor ve hakıyr olmak onların hakkıdır. Âhiretde de onlara pek büyük bir azâb vardır.
Mâide / 41 - (Hayrat Neşriyat)
Ey Peygamber! Kalbleri îmân etmediği hâl de, ağızlarıyla 'Îmân ettik' diyenlerden ve ya hu di olanlardan küfürde koşuşanlar, seni üzmesin! (On lar sana, aslında sâdece)yalancılık etmek için çokça kulak verenlerdir; sana gelmeyen diğer bir kavim için (câsusluk yap mak üzere) can kulağıyla dinleyicidirler.(Kitab’daki) kelimeleri yerlerin(e ko nulduk)tan sonra değiştirirler. (Üste lik) 'Şâyet size bu(hüküm, değiştirdiğimiz gibi) verilirse onu hemen alın, eğer o verilmezse o hâlde (almaktan)sakının!' der ler. Böylece Allah kimin (ken di amelindeki ısrârı yüzünden) fit neye düşmesini isterse, artık sen Allah’(dan gelecek azâb)a karşı, onun le hine aslâ hiçbir şeye mâlik olamazsın!İşte onlar öyle kimselerdir ki, Allah (oisyanları sebebiyle) onların kalb lerini temizlemek istememiştir. Onlar için dünyada bir rezillik vardır; âhi rette ise onlar için (pek) büyük bir azab vardır!
Mâide / 41 - (İbni Kesir)
Ey peygamber; ağızlarıyla inandık dedikleri halde kalbleriyle inanmayanlardan, yahudi olanlardan, yalan kulak verenler ve sana gelmeyen başka bir kavmin sözünü dnleyenlerden küfre koşanlar, sen, üzmesin. Sözlerin yerlerini değiştirirler de; size bu verilirse alın, verilmezse kaçının, derler. Allah, kimin de fitneye düşmesini isterse; onun için senin Allah'a karşı hiçbir şeye gücün yetmez. İşte onlar; Allah'ın kalblerini temizlemek istemediği kimselerdir. Dünyada rüsvaylık, onlaradır. Ve onlar için ahirette, büyük bir azab vardır.
Mâide / 41 - (Kadri Çelik)
Ey Peygamber! Kalpleri iman etmediği halde ağızlarıyla “İman ettik” diyen münafıklar ile körü körüne yalana kulak veren ve senin karşına çıkmayan bir grubun (Hayber Yahudilerinin) sözlerini dinleyen Yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar (Hayber Yahudileri) ise sözleri asıl yerlerinden çarpıtan ve “Size bu (recm dışında bir hüküm) verilirse onu alın, o verilmezse ondan kaçının” diyen kimselerdir. Allah, kimin fitneye düşmesini dilerse, artık onun için Allah'tan hiç bir şeye malik olamazsın. İşte onlar, Allah'ın kalplerini arıtmak istemedikleridir. Dünyada onlar için bir aşağılanma, ahirette de onlar için büyük bir azap vardır.
Mâide / 41 - (Muhammed Esed)
Ey Peygamber! Hakikati inkarda birbirleriyle yarışanlardan dolayı üzülme: şu, ağızlarıyla "Biz inanıyoruz!" diyen, halbuki kalben inanmayanlardan ve her türlü yalanı can kulağıyla dinleyen ve (aydınlanmak için) sana gelmek yerine başka insanlara kulak veren Yahudilerden. Onlar, (vahyedilen) sözleri asıl bağlamlarından kopararak anlamlarını çarpıtırlar ve "Eğer size şöyle şöyle (bir öğreti) verilirse onu kabul edin; ama verilmezse uzak durun!" derler. (Onlara bakıp üzülme,) çünkü Allah, bir kişinin kötülüğe meyletmesini dilemişse Allahın onun hakkındaki iradesine hiçbir şekilde mani olamazsın. İşte onlar kalplerini Allahın temizlemek istemedikleridir. Onları bu dünyada zillet, öteki dünyada da korkunç bir azap bekler;
Mâide / 41 - (Mustafa İslamoğlu)
Ey Peygamber! Yürekten iman etmedikleri halde ağızlarıyla "iman ettik" diyen kimseler arasından inkarda birbirleriyle yarışanlar seni üzmesin; Yahudileşenler arasından yalanı can kulağıyla dinleyen ve sana başvurmak yerine başka insanların laflarına kulak kesilenler de.. Onlar, sözleri asıl bağlamlarından kopararak manalarını çarpıtırlar, "Eğer size şu tür bir öğreti verilirse hemen alın; yok verilmezse sakın yaklaşmayın!" derler. Allah birini fitneye sokmayı dilemişse, Allah'ın onun hakkındaki iradesine hiçbir şekilde engel olamazsın. İşte onlar, Allah'ın kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir; onları dünyada zillet, ahirette korkunç bir azap bekler.
Mâide / 41 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ey Resûl! Küfr içinde yarış edenler seni mahzun etmesin. O kimselerdir ki, ağızlarıyla imân ettik dedikleri halde kalbleri imân etmemiştir. Ve Yahûdi olan kimselerden ki, bunlar pek ziyâde yalan dinleyicilerdir. Ve sana gelmeyen diğer bir kavmi de ziyâdesiyle dinleyicidirler. Kelimeleri, yerlerine konulduktan sonra tebdîl ederler. Derler ki: «Eğer size bu verilirse alıveriniz ve eğer size bu verilmezse sakınınız.» Ve Allah Teâlâ her kimin fitnesini murad ederse elbette sen onun için Allah Teâlâ tarafından bir şeye mâlik olamazsın. Onlar o kimselerdir ki Allah Teâlâ onların kalblerini temizlemek murad etmemiştir. Onlar için dünyada mezellet vardır ve onlar için ahirette de pek büyük bir azap vardır.
Mâide / 41 - (Ömer Öngüt)
Ey Peygamber! Kalpleri iman etmediği halde ağızları ile: “İnandık. ” diyen kimselerden ve yahudilerden küfür içinde koşuşanlar seni üzmesin. Onlar durmadan yalana kulak verirler. Sana gelmeyen bir başka topluluk lehine kulak verip casusluk yaparlar. Kelimeleri yerlerinden tahrif ederek değiştirirler. “Bu (değişik şekliyle) size verilirse alın, verilmezse sakının!” derler. Allah bir kimsenin fitneye düşmesini isterse, senin Allah'a karşı yapacak hiçbir şeyin yoktur. İşte onlar Allah'ın, kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir. Dünyada onlar için rezillik, ahirette de büyük bir azap vardır.
Mâide / 41 - (Şaban Piriş)
- Ey peygamber, kalpleri inanmamışken, ağızlarıyla “iman ettik” diyenler, Yahudilerden yalana kulak verenlerden ve sana gelmeyen başka bir toplum hesabına casusluk yapanlardan küfre koşturanlar seni üzmesin. Kelimeleri asıl anlamlarından saptıranlar da: - Bu fetva size verilirse alın, verilmezse kaçının, derler. Allah’ın fitneye düşmesini dilediği kimse için Allah’a karşı senin elinden bir şey gelmez. İşte onlar, Allah’ın kalplerini arındırmak istemediği kimselerdir. Onlara dünyada rezillik, ahirette de onlara büyük bir azap vardır.
Mâide / 41 - (Sadık Türkmen)
Ey PEyGAMBER! Kalpten inanmadıkları halde, ağızlarıyla: “İnandık” diyenler (münafıklar) ile Yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar yalan uydurmak için (seni) dinlerler, sana gelmeyen bir topluluk hesabına dinlerler. Kelimelerin (ifade içindeki) yerlerini bildikten sonra, yerlerini değiştirir ve şöyle derler: “Eğer size şu hüküm verilirse onu tutun. O verilmezse sakının.” Allah kimin (suçluların) azaba uğramasını istemişse, artık sen onun için asla, Allah’a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar Allah’ın kalplerine mutluluk vermediği kimselerdir. Onlara dünyada bir rezillik, ahirette ise yine onlara büyük bir azap vardır.
Mâide / 41 - (Seyyid Kutub)
Ey peygamber, kalpleri iman etmediği halde ağızdan «inandık» diyenler ile yahudilerden oluşmuş küfür yarışçılarının tutumu seni üzmesin. Bunlar körü körüne yalana kanarlar ve senin karşına çıkmayan bir grubun sözlerini tutarlar. Onlar da kelimelerin anlamlarını çarpıtan ve «size şöyle bir fetva verilerse ona uyun, eğer başka bir fetva verilirse ona kulak asmayın» diyen kimselerdir. Eğer Allah birini saptırmayı dilerse sen Allah'a karşı onun için hiç bir şey yapamazsın. İşte bunlar, Allah kalplerini arıtmayı dilememiştir. Onlar için dünyada perişanlık vardır, ahirette de onları ağır bir azap beklemektedir.
Mâide / 41 - (Suat Yıldırım)
Ey Peygamber! Kalpleri iman etmediği halde ağızlarıyla "iman ettik." diyen münafıklarla, Yahudilerden kâfirlikte yarışanlar seni üzmesin. Zira onlar yalancılık etmek için dinlerler. Senin yanında olmayan bir grup hesabına casusluk için dinlerler. Kelimeleri konuldukları yerlerden çıkarıp tahrif ederler. "Size şu fetva verilirse onu kabul edin, o verilmezse onu kabul etmekten geri durun" derler. Allah birini şaşırtmak isterse, sen onun lehinde Allah’a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar öyle kimselerdir ki Allah onların kalplerini arındırmak istememiştir. Onların hakkı dünyada rüsvaylık olduğu gibi, âhirette de müthiş bir cezadır.
Mâide / 41 - (Süleyman Ateş)
Ey Elçi, ağızlariyle "inandık" dedikleri halde kalbleri inanmamış olanlar arasında küfürde yarış edenler seni üzmesin. yahûdiler arasında da yalana kulak veren, sana gelmemiş olan bir kavme kulak verenler vardır. Onlar kelimeleri yerlerinden kaydırırlar: "Eğer size bu verilirse alın, bu verilmezse sakının!" derler. Allâh birini şaşırtmak isterse, sen onun için Allah'a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allâh'ın, kalblerini temizlemek istemediği kimselerdir. Onlar için dünyâda rezillik var ve yine onlar için âhirette de büyük bir azâb vardır.
Mâide / 41 - (Tefhim-ul Kuran)
Ey Peygamber, kalpleri inanmadığı halde ağızlarıyla «inandık» diyenlerle Yahudiler'den küfür içinde çaba harcayanlar seni üzmesin. Onlar, yalana kulak tutanlar, sana gelmeyen diğer topluluk adına kulak tutanlar (haber toplayanlar) dır. Onlar, kelimeleri yerlerine konulduktan sonra saptırırlar, «Size bu verilirse onu alın, o verilmezse ondan kaçının» derler. Allah, kimin fitne(ye düşme)sini isterse, artık onun için sen Allah'tan hiç bir şeye malik olamazsın. İşte onlar, Allah'ın kalplerini arıtmak istemedikleridir. Dünyada onlar için bir aşağılanma, ahirette de onlar için büyük bir azab vardır.
Mâide / 41 - (Ümit Şimşek)
Ey Peygamber! Kalpleri inanmadığı halde ağızlarıyla 'İnandık' diyenlerden inkâra koşuşanlar da, Yahudilerden yalanı can kulağıyla dinleyen ve sana gelmemiş bir topluluk hesabına casusluk edenler de seni üzmesin. Onlar kitaptaki kelimelerin yerlerini ve anlamlarını değiştirirler; 'Size şu hüküm verilirse alın, o verilmezse kaçının' derler. Allah birisini fitneye düşürmek isterse, artık sen onu Allah'ın elinden kurtaramazsın. Allah onların kalplerini temizlemek istememiştir. Dünyada onlar için bir rezillik, âhirette ise büyük bir azap vardır.
Mâide / 41 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Ey resul! Kalpleri inanmamış olduğu halde ağızlarıyla "inandık" diyenlerin küfürde yarışırcasına koşanları seni üzmesin. Yahudilerden bazıları yalancılık etmek için dinlerler; huzuruna çıkmamış olan başka bir topluluk için dinlerler. Yerlerine oturmuş kelimeleri, yapılarını bozup değiştirirler. "Size şu verilirse alın, eğer o verilmezse çekinin." derler. Allah birini fitneye çarptırmak isterse sen onun için Allah karşısında hiçbir şey yapamazsın. Bunlar o kişilerdir ki, Allah kalplerini temizlemek istemiyor. Dünyada bir rezillik vardır onlar için; âhirette de büyük bir azap var onlara.
Mâide / 41 - (İskender Ali Mihr)
Ey Resûl! Ağızlarıyla îmân ettik deyip, kalpleri îmân etmeyenlerden küfürde yarışanlar seni üzmesin. Ve yahudilerden dinleyenlerin bir kısmı, sana gelmeyen başka bir kavme yalan söylemek için dinleyenlerdir. Kelimeleri sonradan yerlerinden kaydırıp, değiştirirler ve: “Eğer size bu verilirse o zaman onu alın, eğer (böyle) verilmezse
o taktirde kaçının.” derler. Ve Allah, kimin fitne içinde kalmasını dilerse, artık sen, onun için Allah’tan bir şeye asla mani olacak değilsin. İşte onlar öyle kimselerdir ki Allah, onların kalplerini temizlemeyi dilemez. Onlar için, dünyada bir rezillik vardır, ahirette de onlara “büyük azap” vardır.
Mâide / 41 - (İlyas Yorulmaz)
Ey Elçi (Resul)! Kalplerinde iman olamadıkları halde, ağızlarıyla iman ettik diyenler, Allah’ın dininde ki doğruları kabul etmemekte birbirleriyle yarışanlar, Yahudilerden yalan yanlış şeylere itibar edenler (dinleyenler) veya sana gelmeden, diğer başka toplulukların söylediklerine kulak verenler, sakın ola ki seni üzmesin. Onlar, kendilerine söylenen gerçek sözleri bozup, uydurdukları sözleri doğruların yerine koyarak (doğru sözleri) tahrif ediyorlar. Birde pişkinlikle! ”Bu (kitap) bize verilirse onu kabul edin, verilmezse sakının (kabul etmeyin)” derler. Allah bir kişiyi bu şekilde (kendisi inkarı ve isyanı seçmişse) bir deneme içinde bırakırsa, Allah’ın yanında onu düzeltmeye hiç kimsenin gücü yetmez. İşte Allah, bu gibi kimselerin kalplerini temize çıkarmayı istemiyor. Onlar için dünyada aşağılanma ve ahirette de büyük bir azap var.
سَمَّاعُونَ لِلْكَذِبِ أَكَّالُونَ لِلسُّحْتِ فَإِن جَآؤُوكَ فَاحْكُم بَيْنَهُم أَوْ أَعْرِضْ عَنْهُمْ وَإِن تُعْرِضْ عَنْهُمْ فَلَن يَضُرُّوكَ شَيْئًا وَإِنْ حَكَمْتَ فَاحْكُم بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِ إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطِينَ
Okunuşu: Semmâûne lil kezibi ekkâlûne lis suht(suhti) fe in câuke fahkum beynehum ev a’rıd anhum, ve in tu’rıd anhum fe len yedurrûke şey’â(şey’en) ve in hakemte fahkum beynehum bil kıst(kıstı) innallâhe yuhıbbul muksıtîn(muksıtîne).
Mâide / 42 - (Diyanet İşleri)
Onlar, yalanı çok dinleyen, haramı çok yiyenlerdir. Eğer sana gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Onlardan yüz çevirecek olursan, sana asla hiçbir zarar veremezler. Eğer hükmedecek olursan, aralarında adaletle hükmet. Çünkü Allah, âdil davrananları sever.
Mâide / 42 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Onlar, yalan söylemek için boyuna dinlerler, haramı ve rüşveti de boyuna yerler. Sana gelirlerse aralarında hüküm ver, yahut da yüz çevir onlardan. Yüz çevirirsen, kesin olarak sana hiçbir zarar veremez onlar ve eğer hüküm verirsen, aralarında, adâletle hüküm ver, şüphe yok ki Allah, adâlet sahiplerini sever.
Mâide / 42 - (Abdullah Parlıyan)
Onlar her türlü yalanı, can kulağıyla dinleyenler ve kötü olan herşeyi de, aç gözlülükle yutanlardır. Öyleyse bir karar vermen için sana gelirlerse, ister onlar arasında karar verirsin, ister kendilerinden yüz çevirirsin. Eğer onları kendi hallerine bırakırsan, sana hiçbir şekilde zarar veremezler. Ama onlar hakkında bir karar vereceksen, adaletle karar ver. Allah adil davrananları sever.
Mâide / 42 - (Adem Uğur)
Hep yalana kulak verir, durmadan haram yerler. Sana gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirirsen sana hiçbir zarar veremezler. Ve eğer hüküm verirsen, aralarında adaletle hükmet. Allah âdil olanları sever.
Mâide / 42 - (Ahmed Hulusi)
(Onlar) sürekli yalan dinleyenler, çokça haram yiyenlerdir. . . Eğer sana gelirlerse aralarında hükmet yahut onlardan yüz çevir. . . Eğer onlardan yüz çevirir isen, sana hiçbir şekilde zarar veremezler. . . Şayet hükmedersen onların arasında adaletle hükmet. . . Muhakkak ki Allâh muksitleri (âdil olup her şeyin hakkını verenleri) sever.
Mâide / 42 - (Ahmet Tekin)
Yahudiliğin takipçilerinden hâkimler ve fakirler de hep yalana kulak verirler. Durmadan köklerini kurutan, insânî değer bırakmayan haramı, rüşveti yerler.Eğer sana gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, ister onların faaliyetlerine karşı tedbir alarak ilgilenme. Eğer onların faaliyetlerine karşı tedbir alırsan hiçbir şekilde sana zarar veremezler. Eğer onlar senin idaren altında bulunur, aralarında hüküm verme, yargı ve icra yetkisi kullanma durumunda kalırsan, sosyal adâleti, sosyal güvenliği, refah payının dengeli dağıtımını esas alarak, adâleti uygulayarak hüküm ver. Allah adâleti yerine getirerek düzen sağlayanları sever.
Mâide / 42 - (Ahmet Varol)
Sürekli yalana kulak verir, haram yerler. Sana gelirlerse aralarında hükmet veya onlardan yüz çevir. Eğer kendilerinden yüz çevirirsen sana hiç bir zarar dokunduramazlar. Eğer hüküm verirsen aralarında adaletle hüküm ver. Allah adaletli davrananları sever.
Mâide / 42 - (Ali Bulaç)
Onlar, yalana kulak tutanlardır, haram yiyicilerdir. Sana gelirlerse aralarında hükmet veya onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirecek olursan, sana hiç bir şeyle kesin olarak zarar veremezler. Aralarında hükmedersen adaletle hükmet. Şüphesiz, Allah, adaletle hüküm yürütenleri sever.
Mâide / 42 - (Ali Fikri Yavuz)
Onlar boyuna yalancılık için dinlerler, boyuna haram yerler. Eğer aralarında hüküm vermek için sana gelirlerse, ister aralarında hükmet, ister kendilerinden yüz çevir; eğer yüz çevirirsen, sana hiç bir zarar veremezler. Eğer hükmedersen, aralarında adâletle hüküm ver. Çünkü Allah, adâlet sahiblerini sever.
Mâide / 42 - (Ali Ünal)
Yalan, iftira ve reklâmlarını yapan boş sözleri dinlemeye pek meraklı, haram yemeğe pek düşkündürler. (Aralarında çıkan meselelerin çözümü için) sana müracaat ederlerse, nasıl uygun görürsen öyle davran: ister aralarında hükmet, istersen müracaatlarını geri çevir. Müracaatlarını geri çevirdiğin takdirde sana asla zarar verebilecek değillerdir. Şayet aralarında hükmedecek olursan, doğru ve âdil olan ne ise tam onunla hükmet. Şüphesiz Allah, kılı kırk yararcasına âdil olanları sever.
Mâide / 42 - (Bayraktar Bayraklı)
Onlar yalanı can kulağı ile dinlerler; haramı tıka basa yerler. Sana geldiklerinde, ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirirsen, sana hiçbir şekilde zarar veremezler. Ama aralarında hükmedersen, adâletle hükmet! Allah, âdil davrananları sever.
Mâide / 42 - (Bekir Sadak)
Onlar yalana kulak verirler, haram yerler. Eger sana gelirlerse aralarinda hukmet, yahut onlardan yuz cevir; yuz cevirirsen sana bir zarar veremezler. Eger hukmedersen aralarinda adaletle hukum ver. Allah adil olanlari sever.
Mâide / 42 - (Celal Yıldırım)
Yalana iyice kulak verirler, durmadan haram yerler. Şayet sana gelirlerse, aralarında hükmet veya (istersen) kendilerinden yüzçevir. Yüzçevirecek olursan sana elbette hiçbir zarar veremezler. Hükmedecek olursan aralarında adalet ve insafla hükmet. Çünkü Allah şüphe yok ki âdil ve insaflı olanları sever.
Mâide / 42 - (Cemal Külünkoğlu)
Onlar, yalanı çok dinleyen, haramı çok yiyenlerdir. Eğer sana gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Onlardan yüz çevirecek olursan, sana asla hiçbir zarar veremezler. Eğer hükmedecek olursan, aralarında adaletle hükmet. Çünkü Allah, âdil davrananları sever.
Mâide / 42 - (Diyanet İşleri (eski))
Onlar yalana kulak verirler, haram yerler. Eğer sana gelirlerse aralarında hükmet, yahut onlardan yüz çevir; yüz çevirirsen sana bir zarar veremezler. Eğer hükmedersen aralarında adaletle hüküm ver. Allah adil olanları sever.
Mâide / 42 - (Diyanet Vakfi)
Hep yalana kulak verir, durmadan haram yerler. Sana gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirirsen sana hiçbir zarar veremezler. Ve eğer hüküm verirsen, aralarında adaletle hükmet. Allah âdil olanları sever.
Mâide / 42 - (Edip Yüksel)
Yalana kulak veriyor, yasadışı yoldan yiyorlar. Sana gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, istersen yüz çevir. Onlardan yüz çevirdiğin taktirde sana hiç bir zarar veremezler. Hüküm verirsen, aralarında adaletle hüküm ver. ALLAH adaletli olanları sever.
Mâide / 42 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Boyuna yalancılık için dinlerler, boyuna haram yerler, artık sana gelirlerse ister aralarında hukmet, ister kendilerinden yüz çevir, eğer yüz çevirirsen sana hiç bir zarar edemezler, şayed hukmedersen aralarında adaletle hukmet, çünkü Allah adalet edenleri sever
Mâide / 42 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Onlar, sürekli yalancılık için dinler, boyuna haram yerler. Eğer sana gelirlerse ister aralarında hükmet, istersen onlardan yüz çevir. Eğer yüz çevirirsen sana hiçbir zarar veremezler. Şayet hükmedersen, aralarında adaletle hükmet. Çünkü Allah, adaletli kimseleri sever.
Mâide / 42 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Onlar, yalana çok kulak verirler ve çok haram yerler. Eğer sana gelirlerse, ister aralarında hükmet, ister onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirirsen, sana hiçbir zarar veremezler. Eğer aralarında hükmedersen adaletle hükmet. Şüphesiz Allah, adaletli davrananları sever.
Mâide / 42 - (Gültekin Onan)
Onlar yalana kulak tutanlardır, haram yiyicilerdir. Sana gelirlerse aralarında hükmet ve onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz cevirecek olursan, sana hiç birşeyle kesin olarak zarar veremezler. Aralarında hükmedersen adaletle hükmet. Kuşkusuz Tanrı adaletle hüküm yürütenleri sever.
Mâide / 42 - (Harun Yıldırım)
Onlar yalanı çokça dinleyicidirler ve haram yiyendirler. Sana gelirlerse aralarında hükmet ya da onlardan yüz çevir. Onlardan yüz çevirirsen sana hiçbir şeyle zarar veremezler. Hükmedersen aralarında adaletle hükmet. Muhakkak Allah adaletli olanları sever.
Mâide / 42 - (Hasan Basri Çantay)
Alabildiğine yalanı dinleyenler, haram yiyenlerdir onlar. Eğer sana gelirlerse ister aralarında hükmet, ister onlardan yüz çevir. Şayet kendilerinden yüz çevirirsen sana hiç bir şeyle zarar yapamazlar, Eğer hükmedersen aralarında adaletle hükmet. Çünkü Allah adalet saahiblerini sever.
Mâide / 42 - (Hayrat Neşriyat)
Onlar (o münâfıklar ve yahudiler) yalancılık etmek için can kulağıyla dinleyenler,(ve rüşvet alıp) dâimâ haram yiyenlerdir. Fakat sana gelirlerse, artık aralarında hüküm ver veya onlardan yüz çevir! Şâyet onlardan yüz çevirirsen, o takdirde sana aslâ hiçbir zarar veremezler. Ama hüküm verirsen, artık aralarında adâletle hükmet! Çünki Allah, adâletli olanları sever.
Mâide / 42 - (İbni Kesir)
Yalan kulak verici, haramı yiyicidirler. Sana gelirlerse; ister aralarında hükmet, ister onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirirsen; sana hiçbir zarar veremezler. Şayet hükmedersen de; aralarında adaletle hükmet. Çünkü Allah; adil olanları sever.
Mâide / 42 - (Kadri Çelik)
Onlar yalana kulak verirler, haram yerler. O halde eğer sana gelirlerse aralarında hükmet yahut onlardan yüz çevir. Yüz çevirirsen sana bir zarar veremezler. Eğer hükmedersen aralarında adaletle hüküm ver. Allah adil olanları sever.
Mâide / 42 - (Muhammed Esed)
onlar, her türlü yalanı can kulağıyla dinleyenler, kötü olan her şeyi aç gözlülükle yutanlardır! Öyleyse (bir karar vermen için) sana gelirlerse ister onlar arasında karar verirsin, ister kendi hallerine bırakırsın: Çünkü eğer onları kendi hallerine bırakırsan sana hiçbir şekilde zarar veremezler. Ama eğer bir karar verirsen, onlar arasında adaletle karar ver: Allah adil davrananları bilir.
Mâide / 42 - (Mustafa İslamoğlu)
Onlar yalana kulak kesilir, haram adına ne varsa ona yumulurlar. İmdi eğer sana başvururlarsa; ister aralarında hüküm ver, ister onları kendi hallerine bırak. Zira eğer onları kendi hallerine bırakacak olursan, sana hiçbir zarar veremezler. Ama eğer hüküm verecek olursan aralarında adaletle hükmet: çünkü Allah adil olanları sever.
Mâide / 42 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Onlar yalanı ziyâdesiyle dinleyicilerdir. Haram olanı da pek çok yiyicilerdir. Artık sana gelirlerse aralarında hükmet veya onlardan yüz çevir. Ve eğer onlardan yüz çevirirsen sana hiç bir şey ile zarar veremezler ve eğer hükmedersen aralarında adâletle hükmet. Şüphe yok ki Allah Teâlâ adâlette bulunanları sever.
Mâide / 42 - (Ömer Öngüt)
Onlar hep yalana kulak verirler, durmadan haram yerler. Eğer sana gelirlerse aralarında hükmet, veya onlardan yüz çevir. Onlardan yüz çevirecek olursan, sana hiçbir şekilde zarar veremezler. Hüküm verirsen aralarında adaletle hüküm ver. Çünkü Allah adalet yapanları sever.
Mâide / 42 - (Şaban Piriş)
Onlar, yalana kulak verenler, haram yiyenlerdir. Eğer sana gelirlerse aralarında hüküm ver veya onlardan yüz çevir. Onlardan yüz çevirirsen, sana hiç bir zarar veremezler, eğer hüküm verirsen aralarında adaletle hükmet. Allah adil olanları sever.
Mâide / 42 - (Sadık Türkmen)
Onlar yalanı çok dinleyen, haramı çok yiyenlerdir. Eğer sana gelirlerse ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Onlardan yüz çevirecek olursan, sana asla hiçbir zarar veremezler. Eğer hükmedecek olursan aralarında adaletle hükmet. Çünkü Allah âdil davrananları sever.
Mâide / 42 - (Seyyid Kutub)
Onlar körü körüne yalana kanarlar ve ısrarla haram yerler. Eğer sana gelirlerse istersen aralarında hüküm ver, istersen kendilerine yüz çevir. Eğer onlara yüz çevirirsen sana hiç bir zarar dokunduramazlar. Eğer aralarında hüküm verirsen adalet uyarınca hüküm ver. Çünkü Allah adalete bağlı olanları sever.
Mâide / 42 - (Suat Yıldırım)
Yalan dinlemeye çok meraklı, haram yemeye pek düşkündürler. Sana gelirlerse ister aralarında hükmet, istersen hükmetmekten geri dur! Geri durursan onlar sana asla bir zarar veremezler. Şayet hükmedersen, aralarında adaletle hükmet! Çünkü Allah âdilleri sever.
Mâide / 42 - (Süleyman Ateş)
Yalana kulak verirler, harâm yerler. Sana gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir; eğer onlardan yüz çevirirsen, sana hiçbir zarar veremezler. Ve eğer hüküm verirsen, aralarında adâletle hüküm ver. Çünkü Allâh, adâlet yapanları sever.
Mâide / 42 - (Tefhim-ul Kuran)
Onlar, yalana kulak tutanlardır, haram yiyicilerdir. Sana gelirlerse aralarında hükmet ya da onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirecek olursan, sana hiç bir şeyle kesin olarak zarar veremezler. Aralarında hükmedersen de adaletle hükmet. Şüphesiz, Allah, adaletle hüküm yürütenleri sever.
Mâide / 42 - (Ümit Şimşek)
Onlar yalan dinleyici, haram yiyicidirler. Sana gelecek olurlarsa, ister aralarında hükmünü ver, istersen onlardan yüz çevir. Yüz çevirdiğin takdirde sana hiçbir zarar veremezler. Ama hüküm verecek olursan, aralarında adaletle hükmet. Çünkü Allah âdil olanları sever.
Mâide / 42 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Yalana iyice kulak verirler, haramı tıka-basa yerler. Sana geldiklerinde ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirirsen sana hiçbir şekilde zarar veremezler. Ama aralarında hükmedersen, adaletle hükmet. Allah, adaletle hükmedenleri/adaleti ayakta tutanları sever.
Mâide / 42 - (İskender Ali Mihr)
Yalan söylemek için dinleyenler, çok haram yiyenler, sonra da (Tevrat’ın hükmüne razı olmayıp) eğer sana gelirlerse, o taktirde onların arasında hüküm ver veya onlardan yüz çevir. Ve eğer, onlardan yüz çevirecek olursan artık sana asla (hiç) bir şeyle zarar veremezler. Ve şayet, aralarında hükmedecek olursan, o taktirde adalet ile hükmet. Muhakkak ki Allah muksıtîn (âdil) olanları sever.
Mâide / 42 - (İlyas Yorulmaz)
Onlar yalan olan her sözü dinliyorlar ve (helal haram demeden) ne bulurlarsa aç gözlülükle yiyorlar. Eğer sana gelirlerse, aralarında hüküm ver ve onlardan ayrıl (verdiğin hükmü kendileri uygulasın). Hükmü uygulamakta onlardan yüz çevirirsen, onlar sana hiçbir zarar veremezler. Onlar arasında hüküm verirken de adalet ile hüküm ver. Allah adil davrananları sever.
وَكَيْفَ يُحَكِّمُونَكَ وَعِندَهُمُ التَّوْرَاةُ فِيهَا حُكْمُ اللّهِ ثُمَّ يَتَوَلَّوْنَ مِن بَعْدِ ذَلِكَ وَمَا أُوْلَئِكَ بِالْمُؤْمِنِينَ
Okunuşu: Ve keyfe yuhakkimûneke ve indehumut tevrâtu fîhâ hukmullâhi summe yetevellevne min ba’di zâlik(zâlike) ve mâ ulâike bil mu’minîn(mu’minîne).
Mâide / 43 - (Diyanet İşleri)
Yanlarında, içinde Allah’ın hükmü bulunan Tevrat varken nasıl oluyor da seni hakem yapıyorlar, sonra bunun ardından verdiğin hükümden yüz çeviriyorlar? İşte onlar (kendi kitaplarına da, sana da) inanmış değillerdir.
Mâide / 43 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Nasıl oluyor da içinde Allah'ın hükmü bulunan Tevrat, yanlarındayken senin hükmüne baş vuruyorlar, sonra da gene bu hükümden yüz çeviriyorlar? Onlar, zâten inanmamışlardır.
Mâide / 43 - (Abdullah Parlıyan)
Onlar, Allah'ın buyruklarını içeren Tevrat ellerinde iken, kendi faydalarına olabileceğini umdukları davalarda nasıl da senden hüküm vermeni isterler ve senin verdiğin hüküm faydalarına olmayınca senden nasıl da yüzçevirirler. O halde böyleleri gerçek mü'minler değillerdir.
Mâide / 43 - (Adem Uğur)
İçinde Allah'ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında olduğu halde nasıl seni hakem kılıyorlar da sonra, bunun arkasından yüz çevirip gidiyorlar? Onlar inanmış kimseler değildir.
Mâide / 43 - (Ahmed Hulusi)
İçinde Allâh hükmü bulunan Tevrat yanlarında iken, neden seni hakem yaparlar; üstelik senin verdiğin hükümden sonra da yüz çevirip giderler! Böyleleri iman eden değildir!
Mâide / 43 - (Ahmet Tekin)
Önlerinde Tevrât’ın açık hükümleri varken, seni nasıl hakem tayin ediyorlar? Tevrat’ta Allah’ın hükümleri var.Sonra verdiğin hüküm arzularına uygun olmayınca, hakemliğinden vazgeçip sırtlarını çeviriyorlar, güç ve iktidarlarını kullanarak halkı istedikleri istikamette yönlendiriyorlar. Bunlar asla senin peygamber olduğuna, getirdiğin kitaba iman etmeyecekler, kendi kitaplarına da iman etmiyorlar.
Mâide / 43 - (Ahmet Varol)
İçinde Allah'ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında olduğu halde nasıl oluyor da onlar senin hükmüne başvurup sonra da yüz çeviriyorlar? Onlar iman sahibi değildirler.
Mâide / 43 - (Ali Bulaç)
Allah'ın hükmünün bulunduğu Tevrat yanlarında olduğu halde, seni nasıl hakem kılıyorlar ve sonra bunun peşinden yüz çeviriyorlar? İşte onlar, inanmış değildir.
Mâide / 43 - (Ali Fikri Yavuz)
Yanlarındaki Tevrat’da Allah’ın hükmü dururken seni nasıl hakem yapıyorlar? Sonra da bu hükmün arkasından yüz çeviriyorlar. Onlar, iman eden kimseler değillerdir.
Mâide / 43 - (Ali Ünal)
Hem, (hakkında sana başvurdukları insan öldürme konusunda) Allah’ın hükmünü ihtiva eden (ve kendisine inanma iddiasında bulundukları) Tevrat ellerinde iken, aralarında hüküm vermek üzere neden sana müracaat ediyorlar ki? Ediyorlar, hemen arkasından ne diye senin verdiğin hükme razı olmayıp da dönüp gidiyorlar? Hayır, hayır; bunlar aslında mü’min değillerdir: (ne gerektiği gibi Allah’a inanmaktadırlar, ne de kitaplarına!)
Mâide / 43 - (Bayraktar Bayraklı)
Onlar, Allah'ın hükümlerini içeren Tevrat'a sahip oldukları halde, nasıl senden hüküm vermeni isterler ve ondan sonra da senin verdiğin hükümlerden yüz çevirirler? Onlar inanmış kimseler değildir.
Mâide / 43 - (Bekir Sadak)
Allah'in hukmunun bulundugu Tevrat yanlarinda iken, ne yuzle seni hakem tayin ediyorlar da sonra bundan yuz ceviriyorlar? Iste onlar inanmis degillerdir. *
Mâide / 43 - (Celal Yıldırım)
Hem içinde Allah'ın hükümleri bulunan Tevrat yanlarında bulunduğu halde nasıl oluyor da (bu ciddi ve samimi olmayan kişiler) seni hakem ediniyorlar?! Sonra da (samimiyetsizliklerini ortaya koyup) verdiğin hükümden yüzçeviriyor, arka dönüyorlar.
Mâide / 43 - (Cemal Külünkoğlu)
Ve seni nasıl hakem tayin ediyorlar? Hâlbuki içinde Allah'ın (zina eden evlilerin taşlanması) hükmü bulunan Tevrat onların yanındadır. Hem bundan sonra (senin hükmüne razı olmayarak) yüz çevirirler. Onlar (aslında) inanan kimseler değillerdir.
Mâide / 43 - (Diyanet İşleri (eski))
Allah'ın hükmünün bulunduğu Tevrat yanlarında iken, ne yüzle seni hakem tayin ediyorlar da sonra bundan yüz çeviriyorlar? İşte onlar inanmış değillerdir.
Mâide / 43 - (Diyanet Vakfi)
İçinde Allah'ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında olduğu halde nasıl seni hakem kılıyorlar da sonra, bunun arkasından yüz çevirip gidiyorlar? Onlar inanmış kimseler değildir.
Mâide / 43 - (Edip Yüksel)
İçinde ALLAH'ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında dururken nasıl olur da ondan yüz çevirip de seni hakem yapıyorlar? Onlar aslında inanmıyor.
Mâide / 43 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Yanlarında Tevrat onda hukmullah dururken seni nasıl hakem yapıyorlar? Sonra arkasından ne diye dönüyorlar? Öylelerin mü'minlerle alâkası yok
Mâide / 43 - (Gültekin Onan)
İçinde Tanrı'nın hükmü bulunan Tevrat yanlarında olduğu halde, seni nasıl hakem kılıyorlar ve sonra bunun peşinden yüz çeviriyorlar? İşte onlar inançlı kimseler değildir.
Mâide / 43 - (Harun Yıldırım)
Kendisinde Allah’ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında olduğu halde seni nasıl hakem yapıyorlar da bundan sonra dönüyorlar, yüz çeviriyorlar. Doğrusu onlar mü’minler değillerdir.
Mâide / 43 - (Hasan Basri Çantay)
Hem içinde Allahın hükmü (yazılı) olan Tevrat yanlarında bulunub dururken nasıl oluyor da senin hükmüne, hakemliğine müracaat ediyorlar ve sonra da bunun (bu hükmünün) arkasından yine yüz çevirib gidiyorlar? Onlar (hiç bir şey'e) inanan kimseler değildir.
Mâide / 43 - (Hayrat Neşriyat)
Peki içinde Allah’ın hükmü (recim emri) bulunan Tevrât yanlarında olduğu (ve sana inanmadıkları) hâlde, nasıl seni hakem yapıyorlar (da) sonra bunun ardından (senin hükmünden) yüz çeviriyorlar? Çünki onlar mü’min kimseler değillerdir.
Mâide / 43 - (İbni Kesir)
Nasıl seni hakem tayin ediyorlar? Halbuki Tevrat yanlarındadır. Onda Allah'ın hükmü vardır. Hem bundan sonra yüz çevirirler. Onlar inanıcı değillerdir.
Mâide / 43 - (Kadri Çelik)
Allah'ın hükmünün bulunduğu Tevrat yanlarında iken, ne yüzle seni hakem tayin ediyorlar da sonra bundan yüz çeviriyorlar? İşte onlar iman etmiş değillerdir.
Mâide / 43 - (Muhammed Esed)
Onlar Allahın buyruklarını ihtiva eden Tevrata sahip oldukları halde nasıl senden bir hüküm vermeni isterler ve ondan sonra da (senin verdiğin hükümden) yüz çevirirler? O halde böyleleri (gerçek) müminler değildir.
Mâide / 43 - (Mustafa İslamoğlu)
Yanlarında Tevrat ve onda da Allah'ın hükmü bulunduğu halde seni nasıl hakem tutuyorlar ve daha sonra da o hükümden yüz çeviriyorlar? İşte böyleleri, gerçek mü'min de değildirler.
Mâide / 43 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ve seni nasıl hakem yapıyorlar? Halbuki, onların yanlarında, içinde Allah'ın hükmü bulunan Tevrat vardır. Sonra da bunun arkasından yüz çevirirler ve onlar mü'min kimseler değildirler.
Mâide / 43 - (Ömer Öngüt)
Nasıl oluyor da senin hüküm vermeni istiyorlar? Halbuki içinde Allah'ın hükmü bulunan Tevrat yanlarındadır. Sonra da verdiğin hükümden yüz çeviriyorlar. Onlar mümin değillerdir.
Mâide / 43 - (Şaban Piriş)
Allah’ın hükmünün yer aldığı Tevrat yanlarında iken nasıl gelip senin hüküm vermeni istiyorlar. Sonra da bundan yüz çeviriyorlar? İşte bunlar mümin değillerdir.
Mâide / 43 - (Sadık Türkmen)
Yanlarında içinde Allah’ın hükmü bulunan Tevrat varken nasıl oluyor da seni hakem yapıyorlar, sonra bunun ardından verdiğin hükümden yüz çeviriyorlar? İşte onlar, inanmış değillerdir.
Mâide / 43 - (Seyyid Kutub)
Onlar Allah'ın hükmünü içeren Tevrat ellerindeyken niçin senin hakemliğine başvuruyorlar ve sonra da verdiğin hükme yan çiziyorlar? Onlar kesinlikle imansızdırlar.
Mâide / 43 - (Suat Yıldırım)
Kendi kitapları olan ve içinde Allah’ın hükmü bulunan Tevrat ellerinde iken nasıl olup da seni hakem tayin ediyorlar?Sonra ne diye peşinden dönüp senin hükmüne razı olmuyorlar? Aslında onlar mümin değildirler.
Mâide / 43 - (Süleyman Ateş)
İçinde Allâh'ın hükmü bulunan Tevrât yanlarında dururken seni nasıl hakem yapıyorlar, ondan sonra da (verdiğin hükümden) dönüyorlar. Onlar inanıcı değillerdir.
Mâide / 43 - (Tefhim-ul Kuran)
Allah'ın hükmünün bulunduğu Tevrat yanlarında olduğu halde, seni nasıl hakem kılıyorlar ve sonra bunun peşinden yüz çeviriyorlar? İşte onlar, inanmış olanlar değildir.
Mâide / 43 - (Ümit Şimşek)
Ellerinde Tevrat, Tevrat'ta da Allah'ın hükmü varken, nasıl oluyor da onlar senin hakemliğine başvuruyor, sonra senin hükmünden de dönüveriyorlar? Aslında onlar hiçbir şeye inanmış değillerdir.
Mâide / 43 - (Yaşar Nuri Öztürk)
İçinde Allah'ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında iken, nasıl oluyor da senin hakemliğine baş vuruyorlar? Daha sonra da verilen hükümden yüz çeviriyorlar. Bunlar inanan kişiler değillerdir.
Mâide / 43 - (İskender Ali Mihr)
Ve içinde Allah’ın hükümleri bulunan Tevrat onların yanında iken, seni nasıl hakem yapıyorlar. Sonra da bundan (verdiğin hükümden) dönüyorlar. Ve işte onlar mü’min değillerdir.
Mâide / 43 - (İlyas Yorulmaz)
Yanlarında, içinde Allah’ın hükümleri bulunan Tevrat olduğu halde, seni nasıl hakem olarak tayin ediyorlar? Sonra da verdiğin hükümlerden yüz çevirerek uymuyorlar. Çünkü senin adaletle hüküm vereceğine) inanmış değiller.
إِنَّا أَنزَلْنَا التَّوْرَاةَ فِيهَا هُدًى وَنُورٌ يَحْكُمُ بِهَا النَّبِيُّونَ الَّذِينَ أَسْلَمُواْ لِلَّذِينَ هَادُواْ وَالرَّبَّانِيُّونَ وَالأَحْبَارُ بِمَا اسْتُحْفِظُواْ مِن كِتَابِ اللّهِ وَكَانُواْ عَلَيْهِ شُهَدَاء فَلاَ تَخْشَوُاْ النَّاسَ وَاخْشَوْنِ وَلاَ تَشْتَرُواْ بِآيَاتِي ثَمَنًا قَلِيلاً وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَا أَنزَلَ اللّهُ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ
Okunuşu: İnnâ enzelnât tevrâte fîhâ huden ve nûr(nûrun), yahkumu bihân nebiyyûnellezîne eslemû lillezîne hâdû ver rabbâniyyûne vel ahbâru bimâstuhfizû min kitâbillâhi ve kânû aleyhi şuhedâe, fe lâ tahşevûn nâse vahşevni ve lâ teşterû bi âyâtî semenen kalîlâ(kalîlen) ve men lem yahkum bimâ enzelallâhu fe ulâike humul kâfirûn(kâfirûne).
Mâide / 44 - (Diyanet İşleri)
Şüphesiz Tevrat’ı biz indirdik. İçinde bir hidayet, bir nur vardır. (Allah’a) teslim olmuş nebiler, onunla yahudilere hüküm verirlerdi. Kendilerini Rabb’e adamış kimseler ile âlimler de öylece hükmederlerdi. Çünkü bunlar Allah’ın kitabını korumakla görevlendirilmişlerdi. Onlar Tevrat’ın hak olduğuna da şahit idiler. Şu hâlde, siz de insanlardan korkmayın, benden korkun ve âyetlerimi az bir karşılığa değişmeyin. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir.
Mâide / 44 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Şüphe yok ki biz, Tevrat'ı indirdik, onda doğru yola sevk ediş ve nûr var. Tanrıya teslîm olan peygamberlerle hükümleri bilenler ve Allah kitabını korumaya memûr olan bilginler, Yahûdilere, hep ona göre hüküm verirlerdi ve hepsi de o kitabın doğruluğuna tanıktı. Artık insanlardan korkmayın, benden korkun ve âyetlerimi, az bir menfaat karşılığında satmayın ve kimler, Allah'ın indirdiği hükme uygun olarak hüküm vermezlerse onlardır kâfirlerin ta kendileri
Mâide / 44 - (Abdullah Parlıyan)
Şüphe yok ki, içinde rehberlik, kalp ve gönülleri aydınlatıcı belgeler bulunan Tevrat'ı biz indirdik. Kendilerini Allah'a teslim eden peygamberler, Yahudiler arasında, onunla hükmederlerdi. Allah'ın kitabını korumaları, kendilerinden istendiği için, Rablerine teslim olmuş kimseler ve alimler de, onunla hüküm verirlerdi. Bu sayılanların hepsi, o kitabın doğru olduğuna şahit idiler. Bu sebeple, ey İsrailoğulları! İnsanlardan korkmayın, yalnız benden korkun ve benim mesajlarımı, değersiz bir kazanç karşılığı değiştirmeyin. Çünkü, Allah'ın indirdiği ile hüküm vermeyenler, benim tarafımdan gönderilen gerçekleri örtbas etmiş olan kâfirlerdir.
Mâide / 44 - (Adem Uğur)
Biz, içinde doğruya rehberlik ve nur olduğu halde Tevrat'ı indirdik. Kendilerini (Allah'a) vermiş peygamberler onunla yahudilere hükmederlerdi. Allah'ın Kitab'ını korumaları kendilerinden istendiği için Rablerine teslim olmuş zâhidler ve bilginler de (onunla hükmederlerdi). Hepsi ona (hak olduğuna) şahitlerdi. Şu halde (Ey yahudiler ve hakimler!) İnsanlardan korkmayın, benden korkun. Ayetlerimi az bir bedel karşılığında satmayın. Kim Allah'ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.
Mâide / 44 - (Ahmed Hulusi)
Gerçek ki, içinde nur ve hakikat bilgisi olan Tevrat'ı biz inzâl ettik. . . Teslim olmuş Nebiler, onunla Yahudilere hükmederdi; Rabbanîler (Tevrat'a göre Yahudilerin terbiyesiyle ilgilenenler) ve Ahbar (ilim ve hikmet sahipleri) da onun üzerine şahitler olarak hakikat bilgisini korumakla görevliydiler. . . O hâlde insanlardan korkmayın, Ben'den korkun! Benim bildirdiğim gerçekleri az bir menfaate satmayın! Kim Allâh'ın inzâl ettiği (hüküm) ile hükmetmezse, işte onlar hakikati inkâr edenlerin ta kendisidir!
Mâide / 44 - (Ahmet Tekin)
Biz içinde hak yolu aydınlatıcı bilgiler ve nur olan Tevrat’ı indirdik. Varlıklarını Allah’a teslim eden, İslâm’ı yaşayan müslüman olan peygamberler, yahudiliğin takipçilerine, Tevrat’taki kuralları esas alarak hüküm verirler, icraat yaparlardı. Allah’ın kitabını korumakla görevlendirilmeleri sebebiyle, kendilerini Rablerine adamış olan zâhitler ve âlimler de, Allah’ın kitabından, korumaya memur edildikleri, muhafaza edebildikleri kurallarla hüküm verirler, icraat yaparlardı. Hepsi de Tevrat’ı bilen ve tebliğ eden, çözüm getiren, güvenilir örnek önderler ve doğruları konuşan şâhitlerdi.O halde insanlardan korkmayın, benden korkun. Âyetlerimi servet, makam, mevki gibi geçici dünya menfaatlerine, birkaç pula satmayın.Kimler Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezler, icraat yapmazlarsa onlar, işte onlar kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar eden kâfirlerin ta kendileridir.
Mâide / 44 - (Ahmet Varol)
Gerçekten Tevrat'ı içinde hidayet ve nur bulunduğu halde indirdik. Allah'a teslim olmuş peygamberler yahudilerin arasında onunla hükmederlerdi. Yine Allah'ın kitabını korumakla görevlendirilmiş olmaları itibariyle alimler ve fakihler de onunla hükmederlerdi. Bunlar onun üzerine şahittiler. [6] Artık insanlardan korkmayın benden korkun ve ayetlerimi az bir değer karşılığında satmayın. Kimler Allah'ın indirdikleriyle hükmetmezlerse işte onlar kâfirdirler.
Mâide / 44 - (Ali Bulaç)
Gerçek şu ki, biz Tevratı, içinde bir hidayet ve nur olarak indirdik. Teslim olmuş peygamberler, yahudilere onunla hükmederlerdi. Bilgin-yöneticiler (Rabbaniyun) ve yüksek bilginler de (Ahbar), Allah'ın kitabını korumakla görevli kılındıklarından ve onun üzerine şahidler olduklarından (onunla hükmederlerdi.) Öyleyse insanlardan korkmayın, benden korkun ve ayetlerimi az bir değere karşılık satmayın. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, kafir olanlardır.
Mâide / 44 - (Ali Fikri Yavuz)
Şüphesiz ki Tevrat’ı biz indirdik. Onda bir hidâyet, bir nûr vardır. Allah’ın emrine boyun eğen peygamberler, onunla Yahudi’ler arasında hüküm verirlerdi. Âlimler ve fakîhler de, Allah’ın kitabını korumaya memur olmaları ve üzerine şâhid bulunmaları itibariyle hükmederlerdi. O halde ey Yahudiler, Tevrat’daki âhir zaman peygamberine ait vasıfları açıklamak hususunda, insanlardan korkmayın; benden korkun. Benim âyetlerimi birkaç para menfaat karşılığında değişmeyin. Kim Allah’ın indirdiği hükümlerle hüküm vermezse, işte onlar kâfirdirler.
Mâide / 44 - (Ali Ünal)
İçinde safî hidayet ve (insanların zihnini, kalbini ve yollarını aydınlatan) bir nur bulunan o Tevrat’ı Biz indirdik. Her bakımdan Allah’a teslim(iyetle Müslüman) olmuş bulunan nebîler, yahudi olanlara onunla hükmederlerdi; aynı şekilde, kendilerini Allah’a ve insanların terbiyesine adamış bulunan mürşidler ve fakih hakimler de, Allah’ın Kitabı’ndan (vahyedilmiş bulunan kısmı yazarak veya ezberleyerek ve onunla amel ederek) koruyup gözetmekle görevlendirilmiş olmaları sebebiyle, (yine onunla hükmederlerdi); ayrıca, onun Allah’tan ve hak kitap olduğuna da şahittiler. (Onlara, “Allah’ın Kitabı’yla hükmetme konusunda) hiç kimseden korkup çekinmeyin; yalnız Ben’den korkup ürperin ve âyetlerimi az bir fiyat karşılığı satmayın!” (diye ikazda bulunmuştuk). Kim, Allah’ın indirdiğini (tasdik etmeyip onunla) hükmetmezse, böyleleri kâfirlerin ta kendileridir.
Mâide / 44 - (Bayraktar Bayraklı)
Gerçekten Tevrat'ı biz indirdik; onda yol gösterme ve nûr vardır. Teslim olmuş peygamberler, onunla Yahudilere hüküm verirlerdi; kendilerini Tanrı'ya vermiş zâhid ve âbidler de Allah'ın kitabını korumakla görevlendirildiklerinden onunla hüküm verirlerdi ve onu gözetleyip kollarlardı. “Ey Allah'ın kitabına tanık olanlar, insanlardan korkmayınız, benden korkunuz ve benim âyetlerimi az bir paraya satmayınız! Kimler Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte kâfirler onlardır!”
Mâide / 44 - (Bekir Sadak)
Dogrusu Biz yol gosterici olarak Tevrat'i indirdik. Kendisini Allah'a teslim etmis peygamberler, yahudi olanlara onunla ve Rabbe kul olanlar, bilginler de Allah'in Kitab'indan elde mahfuz kalanla hukmederlerdi. Tevrat'a sahiddiler. O halde insanlardan korkmayin, benden korkun, ayetlerimi hic bir degerle degistirmeyin; Allah'in indirdigi ile hukmetmeyenler, iste onlar kafirlerdir.
Mâide / 44 - (Celal Yıldırım)
Şüphesiz ki, biz, içinde hidâyet (doğru yolu gösterici ve ona iletici) ve (kafa ile gönülleri) aydınlatıcı (belgeler) bulunan Tevrat'ı indirdik. Kendilerini (hakka) teslim eden peygamberler, Yahudiler arasında onunla hükmederlerdi; yine onlardan Rabb için yol gösterenleri de, bilginleri de Allah'ın kitabından muhafazasıyla emrolundukları hususlarla hükmederlerdi. Ve onlar buna şahitlerdi de.. (Ey hükmetme durumunda olanlar !) artık insanlardan korkmayın benden korkun ; âyetlerimizi az bir değere satmayın. Kim Allah'ın Indlrdiğiyle hükmetmezse, işte onlar kâfirlerdir.
Mâide / 44 - (Cemal Külünkoğlu)
Gerçekten biz, içinde hidayet ve nur (hükümler ve öğütler) bulunan Tevrat'ı indirdik. Kendilerini Allah'a teslim etmiş (olan) peygamberler, Yahudilere onunla hükmederlerdi. Bir de Allah dostları ve ilim adamları (hahamlar) da Allah'ın kitabını korumaya memur edilmeleri ve üzerine şahit olmaları itibarıyla onunla hüküm verirlerdi. Artık (Ey İsrailoğulları) insanlardan değil, ben(im azabım)dan korkun ve benim ayetlerimi önemsiz bir menfaat karşılığında satmayın! Kim Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse onlar inkârcıların ta kendileridir.
Mâide / 44 - (Diyanet İşleri (eski))
Doğrusu Biz yol gösterici olarak Tevrat'ı indirdik. Kendisini Allah'a teslim etmiş peygamberler, yahudi olanlara onunla ve Rabbe kul olanlar, bilginler de Allah'ın Kitap'ından elde mahfuz kalanla hükmederlerdi. Tevrat'a şahiddiler. O halde insanlardan korkmayın, benden korkun, ayetlerimi hiçbir değerle değiştirmeyin; Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar kafirlerdir.
Mâide / 44 - (Diyanet Vakfi)
Biz, içinde doğruya rehberlik ve nur olduğu halde Tevrat'ı indirdik. Kendilerini (Allah'a) vermiş peygamberler onunla yahudilere hükmederlerdi. Allah'ın Kitab'ını korumaları kendilerinden istendiği için Rablerine teslim olmuş zâhidler ve bilginler de (onunla hükmederlerdi). Hepsi ona (hak olduğuna) şahitlerdi. Şu halde (Ey yahudiler ve hakimler!) İnsanlardan korkmayın, benden korkun. Âyetlerimi az bir bedel karşılığında satmayın. Kim Allah'ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.
Mâide / 44 - (Edip Yüksel)
İçinde hidayet ve ışık bulunan Tevrat'ı biz indirdik. müslüman peygamberler onunla Yahudiler arasında hüküm veriyorlardı. Hahamlar ve din bilginleri de ALLAH'ın kitabından emredildikleri şeylerle hüküm verirler ve onun üzerine tanık olurlardı. Halkıululamayın, beni ululayın ve ayetlerimi ucuz bir fiyata satmayın. ALLAH'ın indirdiği ile hüküm vermeyenler inkarcıdır.
Mâide / 44 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Filvakı' biz Tevratı indirdik, onda bir hidayet, bir nur vardı, müslim olan nebiyyûn, Yehudîlere onunla hukmederlerdi, rabbaniyyun ve ahbar da, kitabullahın muhafazâsına me'mur edilmiş olmaları ve üzerine nâzır ve murakıb bulunmaları hasebile hukmederlerdi, artık insanlardan korkmayın benden korkun, benim âyetlerimi bir kaç paraya değişmeyin, ey hâkimler! Her kim Allahın indirdiği ahkâm ile hukmetmezse onlar hep kâfirlerdir
Mâide / 44 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Gerçekten Biz, içinde bir hidayet, bir nur bulunan Tevrat'ı indirdik. Kendilerini Allah'a teslim etmiş peygamberler, yahudilere onunla hükmederlerdi. Bir de Allah dostları ve ilim adamları da Allah'ın kitabını muhafaza etmekle görevli olmaları ve üzerine şahit olmaları dolayısıyla onunla hüküm verirlerdi. Artık insanlardan korkmayın, Benden korkun ve Benim ayetlerimi birkaç paraya değişmeyin! Ey hakimler, her kim Allah'ın indirdiği hükümlerle hüküm vermezse, onlar hep kafirlerdir.
Mâide / 44 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
İçinde hidayet ve nûr bulunan Tevrat'ı, elbette biz indirdik. Müslüman olan peygamberler, yahudiler hakkında hükmederler, kendilerini Tanrıya adamış zâhitler, âlimler de, Allah'ın kitabını korumakla görevlendirildiklerinden (onunla hüküm verirler) ve onun Allah'ın kitabı olduğuna şahitlik ederlerdi. İnsanlardan korkmayın, benden korkun, âyetlerimi az bir paraya satmayın. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.
Mâide / 44 - (Gültekin Onan)
İçinde hidayet ve ışık bulunan Tevrat'ı biz indirdik. Müslüman peygamberler onunla Yahudiler arasında hüküm veriyorlardı. Hahamlar ve din bilginleri de Tanrı'nın kitabından emredildikleri şeylerle hüküm verirler ve onun üzerine tanık olurlardı. Halkı ululamayın, beni ululayın ve ayetlerimi ucuz bir fiyata satmayın. Tanrı'nın indirdiği ile hüküm vermeyenler kafirlerdir.
Mâide / 44 - (Harun Yıldırım)
Muhakkak Tevrat’ı biz indirdik ki onda bir hidayet ve nur vardır. Teslim olmuş nebiler yahudilere onunla hükmederdi. Rabbaniler ve bilginler de... Çünkü Allah’ın kitabını korumaları istendi ve buna şahid idiler. O halde insanlardan korkmayın, benden korkun da ayetlerimi az bir değere satmayın. Her kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.
Mâide / 44 - (Hasan Basri Çantay)
Şübhesiz ki Tevrâtı biz indirdik ki Onda bir hidâyet, bir nur vardır. Kendisini (Allaha) teslim etmiş olan (İsrâîl) peygamberler (i), Yahudiler (e âid da'valarda) onunla hükmeder (ler) di. Âlimler, fakıyhler de Allahın (o) kitabını hıfza me'mur oldukları için (yine hükümlerini onunla verirlerdi). Hepsi de onun (Allah tarafından gönderilmiş olduğu) üzerinde (bil'ittifak) şâhid idiler. O halde (ey Yahudiler) siz insanlardan korkmayın, benden korkun. Benim âyetlerimi az bir bahaya (hasîs menfaatlere) satmayın. Kim Allahın indirdiği (hükümler) le hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.
Mâide / 44 - (Hayrat Neşriyat)
İçinde bir hidâyet ve bir nûr bulunan Tevrât’ı muhakkak ki biz indirdik. (Allah’a)teslîm olmuş peygamberler, yahudi olanlara onunla (Tevrât’la) hüküm verirlerdi; Allah’ın Kitâbı’nı muhâfazaya me’mur edilmeleri sebebiyle Rabbânîler (ilim ve ihlâsla kulluk ederek Rabb’e mensub olan kimseler) ve ahbâr (ilim sâhibi zâtlar) da (onunla hüküm verirlerdi); çünki (onlar,) ona gözcülük eden (tahriften koruyan) kimseler idiler.(Ey yahudiler!) O hâlde insanlardan korkmayın; ancak benden korkun ve âyetlerimi az bir fiyata (geçici dünya menfaatleri mukabilinde) satmayın! (Tevrât’ı tahrîf etmeyin!)Artık kim Allah’ın indirdiğiyle (inkâr ederek) hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.
Mâide / 44 - (İbni Kesir)
Doğrusu Tevrat'ı Biz indirdik. Onda hidayet ve nur vardır. Kendilerini Allah'a teslim etmiş peygamberler, yahudi olanlara onunla, Rabb'a kul olanlarla bilginler de Allah'ın kitabından elde mahfuz kalanla hükmederlerdi. Ve ona şahid idiler. İnsanlardan korkmayın da Ben'den korkun. Ve ayetlerimi az bir değerle değiştirmeyin. Kim de Allah'In indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, kafirlerin kendileridir.
Mâide / 44 - (Kadri Çelik)
Doğrusu biz içinde bir hidayet ve bir nur bulunan Tevrat'ı indirdik. Teslim olmuş peygamberler, Yahudilere onunla hükmederlerdi. Rabbani âlimler ve bilginler de Allah'ın kitabını korumakla görevli kılındıklarından ve onun üzerine şahitler olduklarından (onunla hükmederlerdi). Öyleyse insanlardan korkmayın, benden korkun ve ayetlerimi az bir değere karşılık satmayın. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar kâfirlerdir.
Mâide / 44 - (Muhammed Esed)
Şüphe yok ki, içinde rehberlik ve aydınlık bulunan Tevratı indiren Biziz. Kendilerini Allaha teslim eden peygamberler, ona dayanarak yahudi itikadına uyanlar arasında hüküm verirlerdi; (eski) din adamları ve hahamları da öyle yaptılar, çünkü Allahın kelamının bir kısmı onların himayesine emanet edilmişti; ve hepsi onun doğruluğuna şahitlik yaptılar. Bu nedenle, (ey İsrailoğulları,) insanlardan korku duymayın , yalnız Benden korkun; ve Benim mesajlarımı önemsiz bir kazanç karşılığı değiştirmeyin: Çünkü Allahın indirdiklerine göre hüküm vermeyenler, gerçekten hakikati inkar edenlerdir!
Mâide / 44 - (Mustafa İslamoğlu)
Şüphe yok ki, kendisinde rehberlik ve ışık bulunan Tevrat'ı Biz indirdik. Hepsi de Allah'a teslim olmuş bulunan peygamberler, Yahudi olanlara onunla hükmetmişlerdi; Allah kelamından bir kısmı kendi korumalarına bırakıldığı için, Allah'a adanmış adamlar ve hahamlar da öyle yapmışlardı; hepsi de ona şahit idiler. O halde (Ey Yahudileşen İsrailoğulları), gözünüzde büyüttüğünüz insanlardan korkmayın, Benden korkun! Ayetlerimi az bir menfaat karşılığı pazarlamayın! Zira Allah'ın indirdiğiyle hükmetmeyenler kafirlerin ta kendileridirler.
Mâide / 44 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Muhakkak Tevrat'ı Biz indirdik, onda bir hidâyet ve bir nûr vardır. Müslim olan nebiler onun ile Yahudilere hükmederlerdi. Din alîmleri, fakihler de Allah Teâlâ'nın kitabını muhafazaya memur olmaları sebebiyle onunla hükümde bulunurlardı. Ve onlar o kitap üzerine şahitler idiler. Artık nâstan korkmayın, Benden korkunuz ve Benim âyetlerim ile az bir bedel satın almayınız ve her kim Allah Teâlâ'nın indirmiş olduğu ile hükmetmez ise işte onlar kâfirdirler.
Mâide / 44 - (Ömer Öngüt)
Doğrusu biz yol gösterici ve nurlandırıcı olarak Tevrat'ı indirdik. Kendilerini Allah'a teslim etmiş peygamberler, yahudi olanlara onunla hükmederlerdi. Rabbânîler (Rabbe kul olanlar) ve Ahbar (bilginler) de Allah'ın kitabını korumaları kendilerinden istendiği için onunla (hükmederlerdi). Hepsi de ona (Tevrat'a) şâhit idiler. O halde insanlardan korkmayın, benden korkun. Âyetlerimi değersiz olan şeylerle değiştirmeyin. Kim Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse, işte onlar kâfirlerdir.
Mâide / 44 - (Şaban Piriş)
Tevrat’ı yol gösterici ve aydınlatıcı olarak biz indirdik. Kendisini Allah’a teslim etmiş peygamberler, Yahudilere Tevrat ile ve Rabbin yolunda yürüyenler, bilginler de Allah’ın kitabından elde kalmış olan kısmı ile hükmederlerdi. Tevrat’ı gözetiyorlardı. O halde insanlardan korkmayın, benden korkun. Ayetlerimi az bir bedelle değiştirmeyin. Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyenler, işte onlar kafirlerdir.
Mâide / 44 - (Sadık Türkmen)
Şüphesiz tevrat’ı Biz indirdik. İçinde bir hidayet, bir nur vardır. (Allah’a) teslim olmuş Peygamberler, onunla İsrailoğullarına hüküm veriyorlardı. Kendilerini Rabb’e adamış kimseler ile, âlimler de öylece hükmederlerdi. Çünkü bunlar, Allah’ın kitabını korumakla görevlendirilmişlerdi. Onlar Tevrat’ın hak olduğuna da şahit idiler. Şu halde siz de insanlardan korkmayın, Ben’den korkun ve âyetlerimi az bir karşılığa değişmeyin. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir.
Mâide / 44 - (Seyyid Kutub)
Doğrusu biz yol gösterici ve nurlandırıcı olarak Tevrat’ı indirdik. Kendisini Allah’a teslim etmiş Peygamberler, yahudilere onunla hükmederlerdi. Alimler ve fakihler de Allah’ın kitabını hıfza memur oldukları için yine hükümlerini onunla verirlerdi. Hepsi de Tevrat’a şahittiler. İnsanlardan korkmayın, benden korkun, ayetlerimi hiç bir değerle değiştirmeyin; Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar kafirlerdir.
Mâide / 44 - (Suat Yıldırım)
İçinde hidâyet ve nûr olan Tevrat’ı biz indirdik. Kendilerini Hakka teslim eden nebîler, Yahudilerle ilgili meselelerde onunla hükmederlerdi. Alimler ve mürşitler de Allah’ın kitabını koruma ile görevlendirilmeleri sebebiyle yine onunla hüküm verirlerdi. Hepsi de kitabın hak olduğunun şahitleri idiler. O halde ey hakimler, insanlardan korkmayın, Benden korkun.Âyetlerimi az bir menfaat karşılığında satmayın. Kim Allah’ın indirdiği ahkâm ile hükmetmezse işte onlar tam kâfirdirler.
Mâide / 44 - (Süleyman Ateş)
Gerçekten Tevrât'ı biz indirdik, onda yol gösterme ve nur vardır. İslâm olmuş peygamberler, onunla yahûdilere hüküm verirlerdi, kendilerini Tanrıya vermiş zâhidler ve âlimler de "Allâh'ın Kitabını korumakla görevlendirildiklerinden onunla (hüküm verirlerdi) ve onu gözetip kollarlardı. (Ey hakimler), insanlardan korkmayın, benden korkun ve benim âyetlerimi az bir paraya satmayın! Kim Allâh'ın indirdiği ile hükmetmezse işte kâfirler onlardır!
Mâide / 44 - (Tefhim-ul Kuran)
Gerçek şu ki, biz Tevratı, içinde bir hidayet ve nur olarak indirdik. Teslim olmuş peygamberler, Yahudilere onunla hümederlerdi. Bilgin-yöneticiler (Rabbaniyyun) ve yüksek bilginler de (Ahbar), Allah'ın kitabını korumakla görevli kılındıklarından ve onun üzerine şahidler olduklarından (onunla hükmederlerdi.) Öyleyse insanlardan korkmayın, benden korkun ve ayetlerimi az bir değere karşılık satmayın. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, kâfir olanlardır.
Mâide / 44 - (Ümit Şimşek)
İçinde hidayet ve nur olan Tevrat'ı da Biz indirdik. Hakka teslim olmuş peygamberler, Yahudiler hakkında onunla hükmederlerdi. Allah erleri ile âlimler de onunla hükmederlerdi; çünkü onlar da Allah'ın kitabını korumakla görevliydiler ve onun hak kitap olduğuna şahit idiler. Siz de insanlardan korkmayın, Benden korkun; üç beş kuruş için Benim âyetlerimi satıvermeyin. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin tâ kendileridir.
Mâide / 44 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Biz indirdik Tevrat'ı, biz. İyiye ve güzele kılavuz var onda, ışık var. Allah'a teslim olmuş peygamberler, Yahudilere onunla hakemlik yaparlardı. Kendini Rabb'e adayanlarla ilim ve hikmette derinleşmiş olanlar da Allah'ın Kitabı'ndan korumakla görevli olduklarıyla hükmederlerdi. Zaten onlar Allah'ın Kitabı'na tanıklardı. Artık insanlardan korkmayın, benden korkun da ayetlerimi basit bir ücret karşılığı satmayın. Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, kâfirlerin ta kendileridir.
Mâide / 44 - (İskender Ali Mihr)
Muhakkak ki Tevrat’ı Biz indirdik, onda hidayet ve nur vardır. Kendileri (Hakk’a) teslim olmuş peygamberler, yahudilere, onunla hükmeder. Rabbanîler (kendilerini Rabb’lerine adamış olanlar) ve Ahbar olanlar da (zahidler, yahudi âlimler, hahamlar) Allah’ın Kitab’ından korumakla görevli oldukları ile hüküm verirler ve onlar, onun üzerine şahitler oldular. Artık insanlardan korkmayın, Ben’den korkun ve Benim âyetlerimi az bir değere satmayın. Ve kim, Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, o taktirde işte onlar, onlar kâfirlerdir.
Mâide / 44 - (İlyas Yorulmaz)
İçerisinde doğru yolu gösteren ve uyanların yollarını aydınlatan ayetlerle dolu olan Tevrat’ı biz indirdik ki, kendilerini Allah’a teslim etmiş peygamberler, Yahudilere Tevratla hüküm verirlerdi. Rablerine kulluk edenler (rabbaniyyun) ve alimler, Allah’ın kitabından hafızalarında kalan doğru hükümlerle hüküm verirlerdi. Bu uygulamalara bizzat kendileri şahit olanlarda, gördükleriyle hüküm verirlerdi. Bundan sonra (Ey hüküm verme gücünde olan hakimler!) insanlardan korkmayın, yalnızca benden korkun ve benim verdiğim doğru hükümleri az bir değere satmayın. Kim Allah’ın indirdiği (emrettiği) hükümlerle hükmetmiyorsa, işte onlar gerçekleri inkar edenlerdir.
وَكَتَبْنَا عَلَيْهِمْ فِيهَا أَنَّ النَّفْسَ بِالنَّفْسِ وَالْعَيْنَ بِالْعَيْنِ وَالأَنفَ بِالأَنفِ وَالأُذُنَ بِالأُذُنِ وَالسِّنَّ بِالسِّنِّ وَالْجُرُوحَ قِصَاصٌ فَمَن تَصَدَّقَ بِهِ فَهُوَ كَفَّارَةٌ لَّهُ وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَا أنزَلَ اللّهُ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ
Okunuşu: Ve ketebnâ aleyhim fîhâ ennen nefse bin nefsi vel ayne bil ayni vel enfe bil enfi vel uzune bil uzuni ves sinne bis sinni vel curûha kısâs(kısâsun) fe men tesaddeka bihî fe huve keffâratun lehu ve men lem yahkum bimâ enzelallâhu fe ulâike humuz zâlimûn(zâlimûne).
Mâide / 45 - (Diyanet İşleri)
Onda (Tevrat’ta) üzerlerine şunu da yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş kısas edilir. Yaralar da kısasa tabidir. Kim de bu hakkını bağışlar, sadakasına sayarsa o, kendisi için keffaret olur. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, zalimlerin ta kendileridir.
Mâide / 45 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Ve o kitapta onlara hükmettik ki cana karşılık can, göze karşılık göz, burna karşılık burun, kulağa karşılık kulak, dişe karşılık diş ve yaralara karşılık da yaralarla kısas var. Fakat kim bağışlar da hakkından geçerse bu, suçlarının yarlıganmasına sebep olur ve kimler, Allah'ın indirdiği hükme göre hüküm vermezlerse onlardır zâlimlerin ta kendileri.
Mâide / 45 - (Abdullah Parlıyan)
Ve onlar için Tevrat'ta şöyle hüküm koyduk. Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralamalarda o yaranın benzeri bir karşılık vardır. Ama kim bu kısas hakkından vazgeçerse, bu geçmiş günahlarının ve kusurlarının yaradan tarafından bağışlanmasına neden olacaktır. Allah'ın vahyettiğine göre hüküm vermeyenler, yaratılış gaye ve maksadına aykırı davranan zalimlerdir.
Mâide / 45 - (Adem Uğur)
Tevrat'ta onlara şöyle yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş (karşılık ve cezadır). Yaralar da kısastır (Her yaralama misli ile cezalandırılır). Kim bunu (kısası) bağışlarsa kendisi için o keffâret olur. Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar zalimlerdir.
Mâide / 45 - (Ahmed Hulusi)
Onda (Tevrat'ta), onlara şöyle hükmettik: "Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak ve dişe diş! Yaralarda da eş değer karşılık. . . " Fakat kim onu (kısas hakkını) bağışlarsa, o onun için geçmiş suçlarına örtü olur!. . Kim Allâh'ın inzâl ettiği (hüküm) ile hükmetmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir.
Mâide / 45 - (Ahmet Tekin)
Biz Tevrat’ta onlara, cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş, yaralamalara da, karşılıklı kısas olmak üzere yazılı ceza kuralları koyduk.Kim kısas hakkından vazgeçer, diyetini, imanda sadâkatinin ve kemâlinin ifadesi olan sadakaya, malî mükellefiyetlere sayarak bağışlarsa, mükâfatı Allah’a aittir. Bu, suçlunun da günahına keffaret olur.Kimler Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezler, icraat yapmazlarsa onlar, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir.
Mâide / 45 - (Ahmet Varol)
Onlar için onda (Tevrat'ta) cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralara da karşılıklı şekilde kısas hükmü koyduk. Kim bu hakkını bağışlarsa o kendisi için keffaret olur [7]. Kimler Allah'ın indirdikleriyle hükmetmezlerse işte onlar zalimdirler.
Mâide / 45 - (Ali Bulaç)
Biz onda, onların üzerine yazdık: Can'a can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve (bütün) yaralara (karşılık da) kısas vardır. Ama kim bunu sadaka olarak bağışlarsa o kendisi için bir keffarettir. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, zalim olanlardır.
Mâide / 45 - (Ali Fikri Yavuz)
Tevrat’da İsraîloğulları üzerine şu farzı da yazdık: Cana can, göze göz, buruna-burun, kulağa-kulak, dişe-diş ve yaralar birbirine karşı kısastır. (Bunlardan bir suçu işleyen aynen karşılığı ile cezalandırılır). Fakat kim de bu hakkını sadaka olarak bağışlarsa, o, kendi günahına keffaret olur. Kim Allah’ın indirdiği hükümlerle hüküm vermezse işte onlar zalimlerdir.
Mâide / 45 - (Ali Ünal)
O Tevrat’ta onlara: cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve bunun gibi, (aynen mukabele mümkün olan) bütün yaralamalarda da kısas emretmiştik. Bununla birlikte, (kısastan maksat telef değil, bir hakkın aynen yerini bulması olduğundan,) her kim kısas hakkından feragatta bulunup bağışlarsa, bu bağışlama, (feragati ölçüsünde) kendi günahlarının affına vesiledir. (Bağışlamazsa, Allah’ın indirdiği ilgili hüküm dairesinde hareket etmelidir.) Her kim ki Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, böyleleri zalimlerin ta kendileridir.
Mâide / 45 - (Bayraktar Bayraklı)
O hak kitabında onlara, “Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralara karşılık kısas/ödeşme” yazdık. Kim bunu bağışlar, kısâs hakkından vazgeçerse o, kendisi için kefâret olur ve kimler Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse zâlimler onlardır!
Mâide / 45 - (Bekir Sadak)
Orada onlara cana can, goze goz, buruna burun, kulaga kulak, dise disle ve yaralara karsilikli odesme yazdik. Kim hakkindan vazgecerse bu, onun gunahlarina keffaret olur. Allah'in indirdigi ile hukmetmeyenler, iste onlar zalimlerdir.
Mâide / 45 - (Celal Yıldırım)
Tevrat'ta onlara (şunu da) yazıp farz kıldık : Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralar misliyle karşılık görür. Ama kim bu hakkını sadaka olarak bağışlarsa, (günahlarına) keffarettir. Kim de Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar zâlimlerdir.
Mâide / 45 - (Cemal Külünkoğlu)
Biz (Tevrat'ta onlara şöyle) yazdık: “Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş. Yaralar da kısastır (her yaralama misli ile cezalandırılır). Kim bu hakkından vazgeçerse o da kendi günahlarına kefaret olur (bu bağışlama günahlarını örter). Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar zalimlerin ta kendileridir.
Mâide / 45 - (Diyanet İşleri (eski))
Orada onlara cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe dişle ve yaralara karşılıklı ödeşme yazdık. Kim hakkından vazgeçerse bu, onun günahlarına keffaret olur. Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar zalimlerdir.
Mâide / 45 - (Diyanet Vakfi)
Tevrat'ta onlara şöyle yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş (karşılık ve cezadır). Yaralar da kısastır (Her yaralama misli ile cezalandırılır). Kim bunu (kısası) bağışlarsa kendisi için o keffâret olur. Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar zalimlerdir.
Mâide / 45 - (Edip Yüksel)
Orada onlara: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralara ödeşmeyi emrettik. Kim bu hakkından vazgeçerse günahlarını örter. ALLAH'ın indirdiği ile hüküm vermeyenler zalimdir.
Mâide / 45 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Hem ondan üzerlerine şöyle yazdık: cana can, göze göz, buruna burun, dişe diş, carhler birbirine kısastır, kim de bu hakkını sadakasına sayarsa o, ona keffaret olur ve her kim Allahın indirdiği ahkam ile hukmetmezse onlar hep zalimlerdir
Mâide / 45 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Biz, onda onların üzerine şöyle yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, dişe diş, yaralamada ödeşme. Kim de bu hakkını sadakasına sayarsa, o, günahlarının bağışlanmasına vesile olur. Her kim de Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse, onlar hep zalimlerdir.
Mâide / 45 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Biz Tevrat'ta onlara, cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralara karşılıklı kısas (ödeşme) yazdık. Bununla beraber kim kısas hakkını bağışlarsa, bu kendi günahlarına keffaret olur. Ve kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.
Mâide / 45 - (Gültekin Onan)
Biz onda onların üzerine yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve (bütün) yaralara (karşılık da) kısas vardır. Ama kim bunu sadaka olarak bağışlarsa o kendisi için bir kefarettir. Kim Tanrı'nın indirdiğiyle hükmetmezse, İşte onlar zalim olanlardır.
Mâide / 45 - (Harun Yıldırım)
Biz onda kendileri için yazdık ki: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş... Yaralar da birbirine karşılıktır. Artık her kim bunu bağışlarsa, o kendisi için bir keffaret olur. Her kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse işte onlar zalimlerin ta kendileridir.
Mâide / 45 - (Hasan Basri Çantay)
Biz onda (Tevratda) onların üzerine (şunu da) yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş (karşılıkdır. Hulâsa bütün) yaralar birbirine kısasdır. Fakat kim bunu (bu hakkını) sadaka olarak bağışlarsa o, kendisine (günâhına) keffâret (onun yarlıganmasına vesîle) dir. Kim Allahın indirdiği (ahkâm) ile hükmetmezse onlar zaalimlerin ta kendileridir.
Mâide / 45 - (Hayrat Neşriyat)
Hem onda (Tevrât’ta, yahudilerin) üzerlerine: 'Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak ve dişe diş; yaralara ise (karşılıklı) kısas (vardır)!' diye yazdık. Fakat kim bunu (kısas hakkını) bağışlarsa, o takdirde bu onun (günahları) için bir keffâret olur. Kim de (inandığı hâlde aksini yaparak) Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir.
Mâide / 45 - (İbni Kesir)
Orada onlara yazdık ki: Muhakkak cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diştir. Yaralamalara kısas vardır. Kim de hakkından vazgeçerse; o, kendisi için keffarettir. Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse; işte onlar, zalimlerin kendileridir.
Mâide / 45 - (Kadri Çelik)
O kitapta onlara cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralara kısas yazdık. Kim hakkından vazgeçerse bu, onun günahlarına kefaret olur. Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar zalimlerdir.
Mâide / 45 - (Muhammed Esed)
Ve onlar için (Tevratta) hükmettik: cana can, göze göz, dişe diş, kulağa kulak, buruna burun ve yaralamalarda (benzer) bir karşılık; ama kim hayrı için ondan vazgeçerse, bu geçmiş günahlarının bir kısmına kefaret olacaktır. Allahın vahyettiğine göre hüküm vermeyenler, işte onlar zalimlerdir!
Mâide / 45 - (Mustafa İslamoğlu)
Onlara orada şöyle yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralamalarda eş değer bir karşılık; fakat kim de onu bağışlarsa, o kendi günahlarına keffarettir. Ama Allah'ın indirdiğiyle hükmetmeyenler zalimlerin ta kendileridirler.
Mâide / 45 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ve Biz onların üzerine o Tevrat'ta yazdık ki, «Şüphesiz cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralar biribirine kısastır.» Fakat her kim bunu tasadduk ederse, bu onun için bir kefarettir. Ve her kim Allah Teâlâ'nın indirdiği ile hükmetmez ise işte onlar zalimlerdir.
Mâide / 45 - (Ömer Öngüt)
Biz Tevrat'da onlara şöyle yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralar da birbirine kısastır. Her kim bağışlarsa, kendisi için kefârettir. Kim Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse, işte onlar zâlimlerdir.
Mâide / 45 - (Şaban Piriş)
Kitapta onlara cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralara karşılık kısas yazdık. Kim hakkından vazgeçerse bu onun günahlarına kefaret olur. Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyenler, işte onlar zalimlerdir.
Mâide / 45 - (Sadık Türkmen)
Onda (tevrat’ta) üzerlerine şunu da yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş kısas edilir. Yaralar da kısasa tabidir. Kim de bu hakkını bağışlar, sadakasına sayarsa o, kendisi için kefaret olur. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, zalimlerin ta kendileridir.
Mâide / 45 - (Seyyid Kutub)
Tevrat'ta, yahudilere yazılı olarak bildirdik ki, canın karşılığı can, gözün karşılığı göz, burnun karşılığı burun, kulağın karşılığı kulak, dişin karşılığı diştir ve yaralamalarda da karşılıklılık (kısas) ilkesi geçerlidir. Kim kısas hakkını bağışlarsa bu onun günahlarına kefaret olur. Allah'ın indirdiği ayetlere göre hüküm vermeyenler ise zalimlerin ta kendileridirler.
Mâide / 45 - (Suat Yıldırım)
Hem Tevrat’ta onlara şu hükmü de farz kıldık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş karşılıktır. Hülasa bütün yaralamalar birbirine kısas edilir. Fakat kim bu kısas hakkından feragat edip bağışlarsa bu, kendi günahları için keffaret olur. Kim Allah’ın indirdiği ahkâm ile hükmetmezse işte onlar tam zalimdirler.
Mâide / 45 - (Süleyman Ateş)
O(Hak Kitabı)nda onlara, cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralara karşılıklı kısâs (ödeşme) yazdık. Kim bunu bağışlar(kısâs hakkından vazgeçer)se o, kendisi için keffâret olur. Ve kim Allâh'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte zâlimler onlardır.
Mâide / 45 - (Tefhim-ul Kuran)
Biz onda, onların üzerine yazdık: Can'a can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve (bütün) yaralara (karşılık da) kısas vardır. Ama kim bunu sadaka olarak bağışlarsa o kendisi için bir keffarettir. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetsezse, işte onlar, zalim olanlardır.
Mâide / 45 - (Ümit Şimşek)
Tevrat'ta Biz onlara 'Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş-yaralar böylece kısas olunur' diye yazdık. Fakat kim kendi hakkını bağışlarsa, bu onun için bir kefaret olur. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar zalimlerin tâ kendileridir.
Mâide / 45 - (Yaşar Nuri Öztürk)
O Kitap'ta onlar üzerine şöyle yazmıştık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş... Yaralamalar karşılığında da kısas. Kim kısası bağışlarsa, bu bağışlaması kendisi için günahlara bir perde olur. Allah'ın indirdiğiyle hükmetmeyenler zalimlerin ta kendileridir.
Mâide / 45 - (İskender Ali Mihr)
Onun içinde (Tevrat’ta) onlara, cana can ile, göze göz ile, buruna burun ile, kulağa kulak ile, dişe diş ile ve yaralamalara karşı kısas olduğunu yazıp farz kıldık. Kim onu bağışlar da (kısas hakkından vazgeçerse) artık o kendisi için (günahlarına) kefâret olur. Ve kim, Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, o taktirde işte onlar, onlar zalimlerdir.
Mâide / 45 - (İlyas Yorulmaz)
Biz kitaba inananlara, kitapta cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralamaya karşı yaralanma olmak üzere kısası emrettik. Mağdur olan kimse, kendisine karşılık kısas uygulanacak kimseyi bağışlarsa, onun için kefaret olur. Kim Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmiyorsa, işte onlar zalim olanlardır.
وَقَفَّيْنَا عَلَى آثَارِهِم بِعَيسَى ابْنِ مَرْيَمَ مُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ التَّوْرَاةِ وَآتَيْنَاهُ الإِنجِيلَ فِيهِ هُدًى وَنُورٌ وَمُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ التَّوْرَاةِ وَهُدًى وَمَوْعِظَةً لِّلْمُتَّقِينَ
Okunuşu: Ve kaffeynâ alâ âsârihim bi îsâbni meryeme musaddıkan limâ beyne yedeyhi minet tevrâti ve âteynâhul incîle fîhi huden ve nûrun ve musaddıkan limâ beyne yedeyhi minet tevrâti ve huden ve mev’ızeten muttekîn(muttekîne).
Mâide / 46 - (Diyanet İşleri)
O peygamberlerin izleri üzere Meryem oğlu İsa’yı, önündeki Tevrat’ı doğrulayıcı olarak gönderdik. Ona, içerisinde hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat’ı doğrulayan, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için doğru yola iletici ve bir öğüt olarak İncil’i verdik.
Mâide / 46 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Onların izinden de, ellerinde bulunan Tevrât'ı gerçeklemek üzere Meryemoğlu İsa'yı gönderdik ve ona, içinde doğru yola sevk eden hükümler ve nûr bulunan ve ellerindeki Tevrât'ı gerçekleyen, çekinenleri doğru yola sevk eden sakınanlara öğüt olan İncil'i verdik.
Mâide / 46 - (Abdullah Parlıyan)
Biz Meryem oğlu İsa'yı o geçmiş peygamberlerin izleri üzerinde, asıl Tevrat'ı doğrulayıcı olarak gönderdik. O'na da içinde doğru yolu gösterme ve nur bulunan kendinden önceki asıl Tevrat'ı doğrulayıcı, sakınanlara da bir yol gösterici ve öğüt olmak üzere İcil'i verdik.
Mâide / 46 - (Adem Uğur)
Kendinden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı olarak peygamberlerin izleri üzerine, Meryem oğlu İsa'yı arkalarından gönderdik. Ve ona, içinde doğruya rehberlik ve nûr bulunmak, önündeki Tevrat'ı tasdik etmek, sakınanlara bir hidayet ve öğüt olmak üzere İncil'i verdik.
Mâide / 46 - (Ahmed Hulusi)
Daha onların (teslim olmuş Nebilerin) izleri üzere, Tevrat'tan, ellerindekini (gerçek olanını) tasdik edici olarak Meryemoğlu İsa'yı gönderdik. Ona, içinde Hüda (hakikat ilmi) ve Nur bulunan; Tevrat'tan Ona ulaşmış olanı da tasdik eden, korunanlar için bir hidâyet kılavuzu mahiyetindeki İncil'i, öğüt olması için verdik.
Mâide / 46 - (Ahmet Tekin)
O Peygamberlerin izinde, onların ardından önündeki kitapta, Tevrat’a ait olanları tasdik eden, Meryem oğlu Îsâ’yı gönderdik. İçinde hak yolu aydınlatıcı bilgiler ve nur olan, önündeki kitapta, Tevrat’a ait olanları, tasdik eden, Allah’a sığınıp, emirlerine yapışarak günahlardan arınıp, azaptan korunanlara, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan mü’minlere hidayet rehberi, öğüt ve uyarı olan İncil’i de biz Îsâ’ya verdik.
Mâide / 46 - (Ahmet Varol)
Onların ardından, kendisinden önce gelmiş olan Tevrat'ı doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa'yı gönderdik. Ona da içerisinde hidayet ve nur bulunan, kendinden önceki Tevrat'ı doğrulayan, takva sahipleri için de yol gösterici ve öğüt olan İncil'i verdik.
Mâide / 46 - (Ali Bulaç)
Onların (peygamberleri) ardından yanlarındaki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa'yı gönderdik ve ona içinde hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat'ı doğrulayan ve muttakiler için yol gösterici ve öğüt olan İncil'i verdik.
Mâide / 46 - (Ali Fikri Yavuz)
Arkadan da, o peygamberlerin izleri üzere Meryem’in oğlu Îsa’yı, kendinden önceki Tevrat’ı tasdikçi olarak gönderdik; ve ona, sakınanlara bir hidâyet olmak üzere de, içinde nurla hidâyet bulunan ve önündeki Tevrat’ı tasdik eden İNCİL’i vermiştik.
Mâide / 46 - (Ali Ünal)
Daha sonra, o peygamberlerin izleri üzerinde, kendinden önce indirilen Tevrat’ı (aslî hali, İlâhî kaynaklı oluşu ve halâ ihtiva ettiği gerçekler itibariyle) tasdik eden (bir rasûl) olarak Meryem oğlu İsa’yı görevlendirdik. O’na içinde safî hidayet ve (insanların zihnini, kalbini ve yollarını aydınlatan) bir nur (İlâhî kaide ve hükümler) yer alan, kendinden önce indirilen Tevrat(taki hükümleri, birkaç haramın helâl kılınması dışında) tasdik eden ve müttakîler için her bakımdan bir rehber ve irşad adına bir öğüt olan İncil’i verdik.
Mâide / 46 - (Bayraktar Bayraklı)
Ardından, o peygamberlerin izleri üzere Meryem oğlu Îsâ'yı gönderdik. Tevrat'tan yanında bulunanı doğruluyordu. Onda hidayet ve ışık olan İncil'i ona verdik. Tevrat'tan yanında olanı doğrulayıcı idi. Doğruya ve güzele kılavuz, takvâya sarılanlara bir öğüttür.
Mâide / 46 - (Bekir Sadak)
Onlarin izi uzerine arkalarindan Meryem oglu Isa'yi, ondan once gelmis bulunan Tevrat'i dogrulayarak gonderdik. Ona, yol gosterici, aydinlatici olan ve onunde bulunan Tevrat'i dogrulayan Incil'i sakinanlara ogut ve yol gosterici olarak verdik.
Mâide / 46 - (Celal Yıldırım)
Ardından da peygamberlerin izleri üzerine Meryem oğlu İsa'yı. önündeki Tevrat'ı tasdîk edici olarak gönderdik ve ona, içinde hidâyet (doğru yolu gösterici, kalb ve kafaları) aydınlatıcı belgeler bulunan, sakınanlar için hidâyet ve öğüt olan İncil'i verdik.
Mâide / 46 - (Cemal Külünkoğlu)
Kendinden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı olarak peygamberlerin izleri üzerine (daha sonra da), Meryem oğlu İsa'yı gönderdik. Biz, ona, Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayanlara bir rehber ve bir öğüt olarak Tevrat'tan (o güne) kalanı tasdik eden, içinde rehberlik ve aydınlık bulunan İncil'i verdik.
Mâide / 46 - (Diyanet İşleri (eski))
Onların izi üzerine arkalarından Meryem oğlu İsa'yı, ondan önce gelmiş bulunan Tevrat'ı doğrulayarak gönderdik. Ona, yol gösterici, aydınlatıcı olan ve önünde bulunan Tevrat'ı doğrulayan İncil'i sakınanlara öğüt ve yol gösterici olarak verdik.
Mâide / 46 - (Diyanet Vakfi)
Kendinden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı olarak peygamberlerin izleri üzerine, Meryem oğlu İsa'yı arkalarından gönderdik. Ve ona, içinde doğruya rehberlik ve nûr bulunmak, önündeki Tevrat'ı tasdik etmek, sakınanlara bir hidayet ve öğüt olmak üzere İncil'i verdik.
Mâide / 46 - (Edip Yüksel)
Onların ardından, önceki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa'yı gönderdik. Ona, içinde hidayet ve ışık bulunan, önceki Tevratı doğrulayan ve erdemliler için bir kılavuz ve öğüt olan İncil'i verdik.
Mâide / 46 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Arkadan da o Peygamberlerin izleri üzerinde Meryemin oğlu Isâyı gönderdik: bir tasdıkçı olmak üzere önündeki Tevrat için, ve ona İncili verdik, içinde bir hidayet ve nur, ve önündeki Tevratı musaddık, ve bir irşad ve mev'ıza olarak müttekiler için
Mâide / 46 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Arkadan da o peygamberlerin izleri üzerinde Meryem'in oğlu İsa'yı, önündeki Tevrat'ı bir doğrulayıcı olarak gönderdik. Ona içinde bir hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat'ı doğrulayıcı ve takva sahipleri için bir hidayet ve öğüt olmak üzere İncil'i verdik.
Mâide / 46 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
O peygamberlerin ardından, yanlarındaki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak Meryemoğlu İsa'yı gönderdik ve ona içinde hidayet ve nur olan, kendinden önceki Tevrat'ı tasdik eden ve Allah'dan korkanlar için bir hidayet rehberi ve bir öğüt olan İncil'i verdik.
Mâide / 46 - (Gültekin Onan)
Onların (peygamberleri) ardından, yanlarındaki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa'yı gönderdik. Ona, içinde hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat'ı doğrulayan ve muttakiler için bir kılavuz ve öğüt olan İncil'i verdik.
Mâide / 46 - (Harun Yıldırım)
Onların izleri üzerine kendinden önceki Tevrat’ı doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa’yı gönderdik ve biz ona kendisinde bir hidayet ve nur bulunan kendinden önceki Tevrat’ı doğrulayıcı, muttakiler için bir hidayet ve öğüt olan İncil’i verdik.
Mâide / 46 - (Hasan Basri Çantay)
Arkadan da (bu peygamberlerin) izlerince Meryem oğlu İsâyı — kendinden evvelki Tevrâhn bir tasdikcisi olarak — gönderdik. Ona da içinde bir hidâyet, bir nur bulunan İncili — ondan evvelki Tevrâtın bir tasdikcisi ve takvaa saahibleri için bir hidâyet ve öğüd olmak üzere — verdik.
Mâide / 46 - (Hayrat Neşriyat)
Ardından da onların (o peygamberlerin) izleri üzerine, kendinden önceki Tevrât’ı tasdîk edici olarak Meryemoğlu Îsâ’yı gönderdik. Ona da içinde bir hidâyet ve bir nûr bulunan, ve kendinden önceki Tevrât’ı tasdîk edici, takvâ sâhibleri için de bir hidâyet ve bir nasîhat olan İncîl’i verdik.
Mâide / 46 - (İbni Kesir)
Ve onların izinden Meryem oğlu İsa'yı, önündeki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak gönderdik. Ve ona İncil'i verdik. Onda hidayet ve nur vardır. Kendinden önceki Tevrat'ı doğrulayıcı, hidayet ve müttakiler için bir öğüt olarak.
Mâide / 46 - (Kadri Çelik)
Onların izi üzerine arkalarından, kendisinden önceki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa'yı gönderdik. Ona içinde bir hidayet ve nur bulunan, kendisinden önceki Tevrat'ı doğrulayıcı ve takva sahipleri için bir hidayet ve öğüt olmak üzere İncil'i verdik.
Mâide / 46 - (Muhammed Esed)
Biz, Meryem oğlu İsayı, o (geçmiş peygamber)lerin izleri üzerinde Tevrattan (o güne) kalanın doğruluğunu tasdik edici olarak gönderdik. Biz, ona, Allaha karşı sorumluluk bilinci taşıyanlara bir rehber ve bir öğüt olarak Tevrattan (o güne) kalanı tasdik eden, içinde rehberlik ve aydınlık bulunan İncili verdik.
Mâide / 46 - (Mustafa İslamoğlu)
Ve ardından onları izdüşümü olarak Meryem oğlu İsa'yı, Tevrat'tan geriye kalanların doğruluğunu tasdik edici olarak gönderdik. Yine Biz kendisinde rehberlik ve ışık olan, muttakilere bir rehber ve bir öğüt olarak Tevrat'tan geriye kalan hakikatleri onaylayan İncil'i verdik.
Mâide / 46 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ve arkadan da onların izleri üzerine Meryem'in oğlu İsa'yı önündeki Tevrat'ın bir tasdikçisi olarak gönderdik. Ve ona İncil'i verdik ki, içinde bir hidayet bir nûr vardır. Ve önündeki Tevrat'ı musaddıktır. Ve muttakîler için bir hidayet ve bir mev'izedir.
Mâide / 46 - (Ömer Öngüt)
Onların izleri üzerine arkalarından Meryem oğlu İsâ'yı, ondan önce gelmiş bulunan Tevrat'ı doğrulayıcı olarak gönderdik. Ve ona, yol gösterici, aydınlatıcı olan ve önündeki Tevrat'ı tasdik eden İncil'i takvâ sahiplerine öğüt ve yol gösterici olarak verdik.
Mâide / 46 - (Şaban Piriş)
Onların ardından Meryem oğlu İsa’yı kendinden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı olarak gönderdik. Ona yol gösterici, aydınlatıcı olan ve önündeki Tevrat’ı doğrulayıcı ve muttakiler için yol gösterici ve öğüt olarak İncil’i verdik.
Mâide / 46 - (Sadık Türkmen)
O peygamberlerin izleri üzere Meryemoğlu İsa’yı, önündeki Tevrat’ı tasdik edici/doğrulayıcı olarak gönderdik. Ona, içerisinde hidâyet ve nûr bulunan; önündeki (İncil öncesi gönderdiğimiz) Tevrat’ı doğrulayan, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için doğru yola iletici ve bir öğüt olarak İncil’i verdik.
Mâide / 46 - (Seyyid Kutub)
Bu peygamberlerin ardından kendisinden önce gelen Tevrat'ı onaylayıcı olarak Meryemoğlu İsa'yı gönderdik; O'na doğru yol bilgisi ile ışık içeren, önündeki Tevrat'ı onaylayan, takvalılar için yol gösterici ve öğüt olan İncil'i verdik.
Mâide / 46 - (Suat Yıldırım)
O peygamberlerin izlerince Meryem oğlu Îsâ’yı, kendisinden önceki Tevrat’ı tasdik edici olarak gönderdik. Ona; kendisinden önceki Tevrat’ın tasdikçisi ve müttakilere bir hidâyet ve öğüt olmak üzere içinde hidâyet ve aydınlık bulunan İncîl’i verdik.
Mâide / 46 - (Süleyman Ateş)
Onların ardından, yanlarındaki Tevrât'ı doğrulayıcı olarak Meryem oğlu Îsâ'yı gönderdik ve ona, içinde yol gösterme ve nur bulunan, önündeki Tevrât'ı doğrulayan, korunanlar için yol gösterici ve öğüt olan İncil'i verdik.
Mâide / 46 - (Tefhim-ul Kuran)
Onların (Peygamberlerin) ardından yanlarındaki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa'yı gönderdik ve ona içinde ve hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat'ı doğrulayan ve muttakiler için yol gösterici ve öğüt olan İncil'i verdik.
Mâide / 46 - (Ümit Şimşek)
Sonra o peygamberlerin izleri üzerinde Meryem oğlu İsa'yı, kendisinden önceki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak gönderdik. Ona da, içinde hidayet ve nur olan İncil'i, kendisinden önceki Tevrat'ı doğrulamak ve takvâ sahipleri için bir hidayet rehberi ve öğüt olarak verdik.
Mâide / 46 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Ardından o peygamberlerin izleri üzere Meryem oğlu İsa'yı gönderdik. Tevrat'tan yanında bulunanı doğruluyordu. Ona İncil'i verdik. Hidayet ve ışık vardı onda. Tevrat'tan yanında olanı tasdikleyici idi. Doğruya ve güzele kılavuzdu, takvaya sarılanlara bir öğüt.
Mâide / 46 - (İskender Ali Mihr)
Onların izleri üzerine, Tevrat’tan ellerinde bulunanı tasdik edici olarak Hz. Meryem’in oğlu İsâ’yı gönderdik. Ve ona, içinde bir hidayet ve bir nur olan, Tevrat’tan ellerinde bulunanı tasdik eden ve müttekîler (takvâ sahipleri) için, hidayete erdirici ve vaaz edici (öğüt verici) olan İncil’i verdik.
Mâide / 46 - (İlyas Yorulmaz)
İsrail oğullarına gönderilen elçilerin devamı olarak ve kendinden önceki Tevrat da emredilmiş olan hükümleri tasdik edici olmak üzere, Meryem’in oğlu İsa’yı gönderdik. Biz İsa ya, içinde doğru yolu gösteren, kendisine tabi olanların geleceğini aydınlatan, doğru yol rehberi ve Allah dan sakınanlar için öğütlerle dolu Tevrat’ı tasdik edici olarak, İncili verdik.
وَلْيَحْكُمْ أَهْلُ الإِنجِيلِ بِمَا أَنزَلَ اللّهُ فِيهِ وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَا أَنزَلَ اللّهُ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ
Okunuşu: Velyahkum ehlul incîli bimâ enzelallâhu fîhi ve men lem yahkum bimâ enzelallâhu fe ulâike humul fâsıkûn(fâsıkûne).
Mâide / 47 - (Diyanet İşleri)
İncil ehli Allah’ın onda indirdiği ile hükmetsin. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, fasıkların ta kendileridir.
Mâide / 47 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
İncil ehli de, Allah'ın o kitapta indirdiği hükümlerle hüküm versinler. Ve kimler Allah'ın indirdiği hükme göre hüküm vermezlerse onlardır Tanrı buyruğundan çıkanların ta kendileri.
Mâide / 47 - (Abdullah Parlıyan)
O halde İncil'e uyanlar, Allah'ın O'nda vahyettikleri doğrultusunda hüküm versinler. Kim Allah'ın indirdiği vahye göre hükmetmezse, işte onlar hak yolundan çıkan ve ilâhi sınırları aşan günahkâr fasıklardır.
Mâide / 47 - (Adem Uğur)
İncil'e inananlar, Allah'ın onda indirdiği (hükümler) ile hükmetsinler. Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar fâsıklardır.
Mâide / 47 - (Ahmed Hulusi)
İncil'e uyanlar, Allâh'ın inzâl ettiği İncil'deki hükümlerle hükmetsin. . . Kim Allâh'ın inzâl ettiği ile (hükümlerle) hükmetmez ise, işte onlar fâsıkların ta kendileridir!
Mâide / 47 - (Ahmet Tekin)
İncil’e inananlar, Allah’ın İncil’de indirdiği hükümleri, Muhammed’in peygamberliğini tasdik hükmünü yerine getirsinler.Kimler Allah’ın indirdiği hükümleri yerine getirmezse onlar, işte onlar doğru ve mantıklı düşünmenin, hak dinin dışına çıkmış fâsıkların, âsilerin, bozguncuların ta kendileridir.
Mâide / 47 - (Ahmet Varol)
İncil sahipleri [8] de Allah'ın onun içinde indirdikleriyle hükmetsinler. Kimler Allah'ın indirdikleriyle hükmetmezlerse işte onlar fasıktırlar.
Mâide / 47 - (Ali Bulaç)
İncil sahipleri Allah'ın onda indirdikleriyle hükmetsinler. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, fasık olanlardır.
Mâide / 47 - (Ali Fikri Yavuz)
(Ve demiştik ki): İncil ehli, Allah’ın indirdiği İncil’deki hükümlerle hüküm versin. Kim Allah’ın indirdiği hükümlerle hüküm vermezse, işte onlar fasıklardır (kâfirlerdir).
Mâide / 47 - (Ali Ünal)
Ve şöyle buyurduk: “İncil Ehli, Allah’ın o (İncil)’de indirdiği (hükümlerle) hükmetsin. Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, böyleleri fasıkların ta kendileridir.”
Mâide / 47 - (Bekir Sadak)
Incil sahibleri Allah'in onda indirdikleri ile hukmetsinler. Allah'in indirdigi ile hukmetmiyenler, iste onlar fasik olanlardir.
Mâide / 47 - (Celal Yıldırım)
(Onlara dedik ki:) Artık İncil'e bağlı olanlar, Allah'ın onda indirdiğiyle hükmetsin. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar Hak yolunu ve ilâhî sınırları aşan günahkârlardır.
Mâide / 47 - (Cemal Külünkoğlu)
O halde İncil'e inananlar da Allah'ın onda indirdiğiyle hükmetsin. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar yoldan çıkmış günahkârların tâ kendileridir.
Mâide / 47 - (Diyanet Vakfi)
İncil'e inananlar, Allah'ın onda indirdiği (hükümler) ile hükmetsinler. Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar fâsıklardır.
Mâide / 47 - (Edip Yüksel)
İncil halkı ALLAH'ın onda indirdiğiyle hüküm versin. Kim ALLAH'ın indirdiği ile hüküm vermezse işte onlar yoldan çıkanlardır.
Mâide / 47 - (Gültekin Onan)
İncil ehli de Tanrı'nın onda indirdikleriyle hükmetsinler. Kim Tanrı'nın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar fasıktır.
Mâide / 47 - (Harun Yıldırım)
İncil sahipleri de Allah’ın onda indirdiğiyle hükmetsin. Her kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse işte onlar fasıkların ta kendileridir.
Mâide / 47 - (Hasan Basri Çantay)
(Ve dedik kî:) «İncîl saahibleri Allahın, onun içinde indirdiği (hükümler) le hükmetsin. Kim Allahın indirdiği (ahkâm) ile hükmetmezse onlar faasıkların ta kendileridir».
Mâide / 47 - (Hayrat Neşriyat)
Ve İncîl ehli, Allah’ın onda indirdiğiyle hükmetsin (diye buyurduk)! Artık kim(inandığı hâlde amel etmeyerek) Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar fâsıkların ta kendileridir.
Mâide / 47 - (İbni Kesir)
İncil ehli, Allah'ın onda indirdikleri ile hükmetsinler. Kim de Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse; işte onlar, fasıkların kendileridir.
Mâide / 47 - (Kadri Çelik)
İncil sahipleri Allah'ın onda indirdikleri ile hükmetsinler. Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar fâsıklardır.
Mâide / 47 - (Muhammed Esed)
O halde İncile uyanlar, Allahın onunla vahyettikleri doğrultusunda hüküm versinler: Kim Allahın indirdiği ile hükmetmezse işte onlardır gerçek fasıklar!
Mâide / 47 - (Mustafa İslamoğlu)
İncil'e inananlar da, Allah'ın onda indirdikleriyle hükmetsinler. Zira her kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse işte onlar fasıkların ta kendileridir.
Mâide / 47 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ve İncil ehli de Allah Teâlâ'nın indirmiş olduğu (ahkâm) ile hükmetsin. Ve her kim Allah Teâlâ'nın indirmiş olduğu ile hükmetmezse işte onlar fâsıklardır.
Mâide / 47 - (Ömer Öngüt)
İncil'e tâbi olanlar, Allah'ın onda indirdikleri ile hükmetsinler. Kim Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse, işte onlar fâsıklardır.
Mâide / 47 - (Şaban Piriş)
İncil ehli, Allah’ın onda indirdikleri ile hükmetsinler, Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyenler, işte onlar fasıklardır.
Mâide / 47 - (Sadık Türkmen)
Incil ehli Allah’ın onda indirdiği ile hükmetsin. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, fasıkların (yoldan çıkanların) ta kendileridir.
Mâide / 47 - (Seyyid Kutub)
İncil ümmeti, Allah'ın bu kitapta indirdiklerine göre hüküm versin. Kim Allah'ın indirdiği ayetlere göre hüküm vermez ise onlar fasıkların, doğru yoldan çıkmışların ta kendileridir.
Mâide / 47 - (Suat Yıldırım)
Ve dedik ki: Ehl-i İncîl de, Allah’ın o kitapta indirdiği ile hükmetsin. Kim Allah’ın indirdiği ahkâm ile hükmetmezse işte onlar tam fâsıktırlar.
Mâide / 47 - (Süleyman Ateş)
İncil sâhipleri, Allâh'ın onda indirdiği ile hükmetsinler. Kim Allâh'ın indirdiğiyle hükmetmezse işte onlar, yoldan çıkmışlardır.
Mâide / 47 - (Tefhim-ul Kuran)
İncil sahipleri Allah'ın onda indirdikleriyle hükmetsinler. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, fasık olanlardır.
Mâide / 47 - (Ümit Şimşek)
İncil ehli de Allah'ın onda indirdiğiyle hükmetsin. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar yoldan çıkmış fasıkların tâ kendileridir.
Mâide / 47 - (İskender Ali Mihr)
Ve İncil sahipleri, Allah’ın onda (İncil’de) indirdiği (ahkâm) ile hükmetsinler. Ve kim, Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, o taktirde işte onlar fâsıklardır.
Mâide / 47 - (İlyas Yorulmaz)
İncil’e tabi olanlara, Allah’ın indirdiği hükümlerle hüküm versin. Kim Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse, işte onlar Allah’ın yolundan çıkmış (fasık) olanlardır.
وَأَنزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ مُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ الْكِتَابِ وَمُهَيْمِنًا عَلَيْهِ فَاحْكُم بَيْنَهُم بِمَا أَنزَلَ اللّهُ وَلاَ تَتَّبِعْ أَهْوَاءهُمْ عَمَّا جَاءكَ مِنَ الْحَقِّ لِكُلٍّ جَعَلْنَا مِنكُمْ شِرْعَةً وَمِنْهَاجًا وَلَوْ شَاء اللّهُ لَجَعَلَكُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً وَلَكِن لِّيَبْلُوَكُمْ فِي مَآ آتَاكُم فَاسْتَبِقُوا الخَيْرَاتِ إِلَى الله مَرْجِعُكُمْ جَمِيعًا فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ
Okunuşu: Ve enzelnâ ileykel kitâbe bil hakkı musaddıkan limâ beyne yedeyhi minel kitâbi ve muheyminen aleyhi fahkum beynehum bimâ enzelallâhu ve lâ tettebi’ ehvâehum ammâ câeke minel hakk(hakkı) li kullin cealnâ minkum şir’aten ve minhâcâ(minhâcen) ve lev şâallâhu le cealekum ummeten vâhıdeten ve lâkin li yebluvekum fî mâ âtâkum festebikûl hayrât(hayrâti) ilâllâhi merciukum cemîan fe yunebbiukum bimâ kuntum fîhi tahtelifûn(tahtelifûne).
Mâide / 48 - (Diyanet İşleri)
(Ey Muhammed!) Sana da o Kitab’ı (Kur’an’ı) hak, önündeki kitapları doğrulayıcı, onları gözetici olarak indirdik. Artık, Allah’ın indirdiği ile aralarında hükmet ve sana gelen haktan ayrılıp da onların arzularına uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol koyduk. Eğer Allah dileseydi, elbette sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat verdiği şeylerde sizi imtihan etmek için ümmetlere ayırdı. Öyle ise iyiliklerde yarışın. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman anlaşmazlığa düşmüş olduğunuz şeyleri size bildirecektir.
Mâide / 48 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Ve sana da, önceki kitabı gerçekleyen ve ona, emin bir tanık olan kitabı, gerçek olarak indirdik. Artık aralarında, Allah'ın indirdiğine göre hüküm ver ve sana gelen gerçekten dönüp onların isteklerine uyma. Sizden her birerinize bir şeriat, bir yol tâyin ettik ve Allah dileseydi bir ümmet yapardı sizi, fakat size verdiği hükümler hususunda sizi sınamaktadır, siz de hayırlı işlerde yarışın artık ve hepinizin dönüp varacağı yer, Allah tapısıdır ve o, haklarında ayrılığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir.
Mâide / 48 - (Abdullah Parlıyan)
Ve sana ey peygamber! Gerçekleri ortaya koyan bu kitabı; geçmiş vahiylerden geriye kalan doğruları tasdik edici ve önceki kitaplarda hangi doğruların bulunduğunu kontrol edip, gözetleyici olarak indirdik. Öyleyse ey peygamber! Geçmiş vahyin izleyicileri arasında, Allah'ın indirdiklerine uygun olarak hüküm ver ve sana gelmiş olan hakikatı terk ederek onların arzu ve heveslerine uyma. Biz, her bir toplum için farklı bir sistem ve farklı bir hayat tarzı belirledik. Eğer Allah dileseydi, hepinizi bir tek topluluk yapardı. Ama size verdikleri konusunda, sizi denemek için ayrı ayrı toplumlar olarak yaratmıştır. O halde, hayır işlerinde yarışın. Hepinizin dönüşü Allah'adır. Artık Allah, hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri size o kıyamette haber verecektir.
Mâide / 48 - (Adem Uğur)
Sana da, daha önceki kitabı doğrulamak ve onu korumak üzere hak olarak Kitab'ı (Kur'an'ı) gönderdik. Artık aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet; sana gelen gerçeği bırakıp da onların arzularına uyma. (Ey ümmetler!) Her birinize bir şerîat ve bir yol verdik. Allah dileseydi sizleri bir tek ümmet yapardı; fakat size verdiğinde (yol ve şerîatlerde) sizi denemek için (böyle yaptı). Öyleyse iyi işlerde birbirinizle yarışın. Hepinizin dönüşü Allah'adır. Artık size, üzerinde ayrılığa düştüğünüz şeyleri(n gerçek tarafını) O haber verecektir.
Mâide / 48 - (Ahmed Hulusi)
Sana da, kendinden önce inzâl olmuş hakikat bilgilerini tasdik eden ve onlar üzerine koruyucu, şahit, hâkim olan, Hakk'ı ihtiva eden hakikat (Sünnetullah bilgisini) inzâl ettik. . . O hâlde onların aralarında Allâh'ın inzâl ettiği ile hükmet. . . Hak'tan sana geleni bırakıp, onların boş heves ve arzularına tâbi olma. . . Sizden her biriniz için bir şir'at (yaşam ortam ve şartlarına göre kurallar) ve bir minhac (zamanla değişmesi mümkün olmayan realiteler üzerine kurulmuş sistem) oluşturduk. . . Eğer Allâh dileseydi, elbette sizi bir tek toplum yapardı! Fakat size verdiği ile sizi denemek istedi (tâ ki ne olduğunuz sizce bilinsin). . . O hâlde hayır yapmada yarışın! Hep birlikte dönüşünüz Allâh'adır. . . Hakkında ayrılığa düşüp tartıştığınız şeyleri size haber verecektir.
Mâide / 48 - (Ahmet Tekin)
Sana da, içinde önceki kitaplara ait olanları tasdik eden, doğrulayan, yürürlükte kalan hükümlerini içeriğine dahil edip koruyan, hakkı belirleyicilik vasfına sahip kitabı, Kur’ân’ı, gerekçeli, hikmete dayalı olarak, toplumda hakça düzeni gerçekleştirmen için indirdik. O halde ehl-i kitabın arasında Allah’ın indirdiği emir ve hükümleri esas alarak hüküm ver, icraat yap. Sana gelen hakça düzenin, İslâm’ın, şeriatın kurallarından, doğrudan, Kur’ân’dan ayrılarak ehl-i kitabın arzu ve ihtiraslarına, bâtıla uyma.Biz sizden her biriniz için, her bir İslâm milleti için aralarında cüz’i farklılıklar olan şerîatlar ve sizi Hakka götüren yollar, usuller, programlar ortaya koymuştuk.Allah’ın sünneti, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygun olsaydı, sizleri, İslâm milletlerini aynı uygulamayı paylaşan bir tek millet yapardı. Fakat lütfundan size verdiği maddi manevî nimetler, imkânlar içinde sizi denemek istedi.Artık hayırlı hedeflere doğru, her iki dünyada da sizin için hayırlı olanda, Kur’ân öğretmede, Kur’ân ilkelerini yaşamada, uygulamada, Allah’ın emirlerini yerine getirmede yarışın. Hepiniz hesap vermek üzere Allah’ın huzuruna getirileceksiniz. Allah ihtilâf çıkarmaya devam ettiğiniz konuları, birer birer ortaya koyarak sizi hesaba çekecektir.
Mâide / 48 - (Ahmet Varol)
Sana da Kitab'ı, hak ile, kendinden önceki kitapları doğrulayıcı ve onların üzerine şahit olarak indirdik. Sen de onların aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen hakkı bırakıp da onların arzularına uyma. Sizin her biriniz için [9] bir şeriat ve bir yol belirledik. Allah dileseydi hepinizi tek bir ümmet yapardı. Ancak (bu) size verdikleri üzerinde sizi imtihan etmek içindir. Artık iyiliklerde yarışın. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O, üzerinde ayrılığa düştüğünüz şeyleri size bildirecektir.
Mâide / 48 - (Ali Bulaç)
Sana da (Ey Muhammed,) önündeki kitap(lar)ı doğrulayıcı ve ona 'bir şahid-gözetleyici' olarak Kitab'ı (Kur'an'ı) indirdik. Öyleyse aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların heva (istek ve tutku)larına uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol-yöntem kıldık. Eğer Allah dileseydi, sizi bir tek ümmet kılardı; ancak (bu,) verdikleriyle sizi denemesi içindir. Artık hayırlarda yarışınız. Tümünüzün dönüşü Allah'adır. Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir.
Mâide / 48 - (Ali Fikri Yavuz)
Ey Rasûlüm, sana da bu hak kitabı (Kur’an’ı), kendinden önceki kitabları hem tasdikçi, hem onlar üzerine bir şâhid olarak indirdik. O halde sen, ehl-i kitab arasında Allah’ın sana gönderdiği hükümlerle hüküm ver; sana gelen bu hakdan ayrılıp da onların arzuları arkasından gitme. Ey insanlar! Sizden her bir peygamber için, bir şeriat ve bir yol tayin ettik. Eğer Allah dileseydi, hepinizi tek şeriata bağlı bir ümmet yapardı. Fakat sizi, zamana göre size verdiği şeriat ölçüleri içinde imtihan edecek. O halde hayırlı işler yapmakta birbirinizle yarışın. Sonunda toptan dönüşünüz Allah’adır. O gün, din hakkında yaptığınız ihtilâfları Allah size haber verecektir.
Mâide / 48 - (Ali Ünal)
(Ey Rasûlüm!) Sana da, Kitap’tan kendinden önce indirilenleri (aslî halleri, halâ ihtiva ettikleri gerçekler ve İlâhî kaynakları itibariyle) tasdik edici ve onlar üzerinde gözetleyici, denetleyici ve onların gerçek niteliklerini ortaya koyucu, ayrıca gerçeğin ta kendisi olarak ve indirilişi esnasında kendisine hiçbir şüphe ve bâtıl karışmayacak şekilde (bu) Kitabı indirdik. O halde, mü’minler (ve müracaatlarını kabulle davalarına bakma yolunu seçtiğin Kitap Ehli’nden insanlar) arasında Allah’ın indirdiğiyle hükmet ve artık sana gerçeğin ta kendisi gelmiş olduğuna göre onların keyiflerine ve arzularına uyma. (Tarih sürecinde kendilerine ayrı rasûl gelen ve Kitap verilen) her bir ümmet için, günlük hayatlarında üzerinde yürüyecekleri ve saadete götüren apaçık bir yol (Şeriat) ve onun dayandığı değişmez temel esaslardan oluşan bir ana cadde (Minhac) tayin buyurduk. Eğer Allah dilemiş olsaydı, hepinizi (tarih boyu aynı Şeriat üzerinde) tek bir ümmet kılardı (ve aynı hayat şartlarında kalırdınız); fakat O (sizi, değişik ve gelişen şartlarda ilmî tekâmül kanununa tâbi tutarak,) her birinizi kendisine verdiği (Kitap’la) imtihan etmek için böyle ümmetlere ayırdı. Öyleyse (ey mü’minler), durmayın, hayırlı işlerde birbirinizle yarışın. Neticede Allah’adır hepinizin dönüşü ve O, (nefsaniyete kapılarak) ihtilâf edegeldiğiniz bütün hususları size tek tek bildirecek ve bu hususlarda aranızdaki hükmünü verecektir.
Mâide / 48 - (Bayraktar Bayraklı)
Sana da Kitap'tan onun yanında bulunanı doğrulayıcı ve onu denetleyip güvenirliğini sağlayıcı kitabı hak olarak indirdik. O halde, onlar arasında Allah'ın indirdiğiyle hükmet; Hakk'tan sana gelenden uzaklaşıp onların keyiflerine uyma! Sizden her biri için bir yol ve bir yöntem, bir hukuk belirledik. Allah dileseydi, sizi elbette tek bir ümmet yapardı. Ama size vermiş olduklarıyla sizi imtihana çeksin diye, öyle yapmamıştır. O halde hayırda yarışınız. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O size, tartışmış olduğunuz şeylerin esasını bildirecektir.[97]
Mâide / 48 - (Bekir Sadak)
Kur'an'i, once gelen Kitab'i tasdik ederek ve ona sahid olarak gercekle sana indirdik. Allah'in indirdigi ile aralarinda hukmet; gercek olan sana gelmis bulunduguna gore, onlarin heveslerine uyma! Her biriniz icin bir yol ve bir yontem kildik; eger Allah dileseydi sizi bir tek ummet yapardi, fakat bu, verdikleriyle sizi denemesi icindir; o halde iyiliklere kosusun, hepinizin donusu Allah'adir. O, ayriliga dustugunuz seyleri size bildirir.
Mâide / 48 - (Celal Yıldırım)
Sana da (Ey Muhammed !) önündeki kitabı (Tevrat, Zebur ve İncil'i) doğrulayan, onları gözetip denetliyerek tashîh eden HAK KİTAB'I indirdik. Artık onlar arasında Allah'ın indirdiğiyle hükmet; sana gelen haktan sonra onların heveslerine uyma. Her biriniz için bir şeriat ve açık bir yol meydana getirdik. Eğer Allah dileseydi hepinizi tek bir ümmet yapardı ; ama size verdiğiyle sizi denemek için (tek bir ümmet yapmadı). O halde hayırlara koşuşun ; hepinizin dönüşü ancak Allah'adır. Hakkında ayrılığa düştüğünüz şeylerden size O haber verecektir.
Mâide / 48 - (Cemal Külünkoğlu)
Sana da (Ey peygamber!) senden önceki (İlahi) kitap(ların asılların)ı tasdik edici ve onlara gözcü/koruyucu olmak üzere Hak olan Kitab'ı (Kur'an'ı) indirdik. O halde (seni hakem seçtikleri taktirde) sen de Allah'ın indirdiği ile aralarında hükmet! Gerçek olan sana gelmişken onların heveslerine uyma! Her biriniz için bir şeriat, bir yol tayin ettik. Eğer Allah dileseydi sizi bir tek ümmet yapardı, fakat bu, verdikleriyle sizi denemesi içindir. O halde iyiliklere koşun! Hepinizin dönüşü Allah'adır. O hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri size bildirecektir.
Mâide / 48 - (Diyanet İşleri (eski))
Kuran'ı, önce gelen Kitap'ı tasdik ederek ve ona şahid olarak gerçekle sana indirdik. Allah'ın indirdiği ile aralarında hükmet; gerçek olan sana gelmiş bulunduğuna göre, onların heveslerine uyma! Her biriniz için bir yol ve bir yöntem kıldık; eğer Allah dileseydi sizi bir tek ümmet yapardı, fakat bu, verdikleriyle sizi denemesi içindir; o halde iyiliklere koşuşun, hepinizin dönüşü Allah'adır. O, ayrılığa düştüğünüz şeyleri size bildirir.
Mâide / 48 - (Diyanet Vakfi)
Sana da, daha önceki kitabı doğrulamak ve onu korumak üzere hak olarak Kitab'ı (Kur'an'ı) gönderdik. Artık aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet; sana gelen gerçeği bırakıp da onların arzularına uyma. (Ey ümmetler!) Her birinize bir şerîat ve bir yol verdik. Allah dileseydi sizleri bir tek ümmet yapardı; fakat size verdiğinde (yol ve şerîatlerde) sizi denemek için (böyle yaptı). Öyleyse iyi işlerde birbirinizle yarışın. Hepinizin dönüşü Allah'adır. Artık size, üzerinde ayrılığa düştüğünüz şeyleri(n gerçek tarafını) O haber verecektir.
Mâide / 48 - (Edip Yüksel)
Kendinden önceki kitapları doğrulayan, onların yerine geçen bu kitabı, gerçekleri kapsayıcı olarak sana indirdik. ALLAH'ın sana indirdiğiyle aralarında hüküm ver. Sana gelen gerçekleri bırakıp onların hevesine uyma. Her biriniz için bir yasa ve yöntem belirledik. ALLAH dileseydi hepinizi bir tek toplum yapardı. Ancak, size verdikleriyle sizleri sınıyor. İyilikte yarışın. Hepinizin dönüşü ALLAH'adır. Ayrılığa düştüğünüz konuları size bildirecek.
Mâide / 48 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Sana da bu hak kitabı indirdik, kitab cinsinden önünde olanı musaddık ve üzerine nigâhban hâkim olmak üzere, onun için sen de aralarında Allahın indirdiğiyle hukmet, bu sana gelen haktan ayrılıb da onların arzuları arkasından gitme, her biriniz için bir şir'a yaptık, bir de minhac, Allah dilese idi hepinizi bir tek ümmet kılardı, lâkin sizi her birinize verdiği şeyde imtihan edecek, o halde durmayın, hayırlara nelerde ıhtılâf ediyoridiğinizi haber verecektir
Mâide / 48 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Sana da önünde bulunan kitapları doğrulayıcı ve onlara bir şahit olmak üzere bu hak kitabı indirdik; onun için sen de aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet, sana gelen gerçekten ayrılıp da onların arzuları arkasından gitme! Her biriniz için bir kanun ve bir yol tayin ettik. Allah dileseydi, hepinizi bir tek ümmet yapardı, fakat sizi, her birinize verdiği şeylerde imtihan edecek. O halde durmayın, hayırlı işlerde yarışın. Nihayet dönüşünüz hep Allah'adır. O zaman O, hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir.
Mâide / 48 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Sana da (ey Muhammed) geçmiş kitapları tasdik eden ve onları kollayıp koruyan Kitab (Kur'ân)ı hak ile indirdik. Onların aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet. Onların arzu ve heveslerine uyarak, sana gelen haktan sapma. Biz, herbiriniz için bir şeriat ve yol belirledik. Eğer Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı, fakat size verdiklerinde sizi denemek istedi. Öyleyse iyiliklere koşun. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O, ihtilafa düştüğünüz şeyleri size haber verir.
Mâide / 48 - (Gültekin Onan)
Sana da (Ey Muhammed) önündeki kitap(lar)ı doğrulayıcı ve ona 'bir şahid-gözetleyici' olarak kitabı (Kuran'ı) indirdik. Öyleyse aralarında Tanrı'nın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların hevalarına uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol-yöntem kıldık. Eğer Tanrı dileseydi, sizi tek bir ümmet kılardı; ancak (bu) verdikleriyle sizi denemesi içindir. Artık hayırlarda yarışınız. Tümünüzün dönüşü Tanrı'yadır. Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir.
Mâide / 48 - (Harun Yıldırım)
Biz sana kitabı hak ile kendinden önceki kitabı doğrulayıcı ve ona şahit olarak indirdik. O halde aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet. Sana gelen haktan onların hevalarına uyma! Sizden her biri için bir şeriat ve apaçık bir yol tayin ettik. Allah dileseydi elbette sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat size verdiği ile sizi imtihan etmek istedi. O halde hayırlarda yarışın. Hepinizin dönüşü Allah’adır. Artık ihtilaf ettiğiniz şeyleri size haber verecektir.
Mâide / 48 - (Hasan Basri Çantay)
(Habîbim) sana da hak olarak kitabı (Kur'ânı) — kendinden evvelki kitab (lar) ı tasdıyk edici (ve doğrultucu) ve ona karşı bir şâhid olmak üzere — gönderdik. O halde (bütün ehl-i kitab) aralarında Allahın (sana) indirdiği ile hükmet, sana gelen hakıykatden (dönüb de) onların hevâ (ve heves) lerine uyma. (Ey Musânın, İsânın, Muhammedin, ümmetleri) sizden her biriniz için bir şeriat, bir yol ta'yin etdik. Eğer Allah dileseydi (topunuzu bir şeriata tâbi) bir tek ümmet yapardı. Fakat O, size verdiği (Muhtelif şeriatlar dâiresi) nde sizi imtihan etmek için (ayırdı.) öyle ise (hepiniz) hayırlı işlerde birbirinizle yarış edin. Zâten topunuzun en son dönüb gelişi Allâhadır. Artık O, hakkında ihtilâf etmekde olduğunuz şeyleri size (orada) haber verecekdir.
Mâide / 48 - (Hayrat Neşriyat)
(Habîbim, yâ Muhammed!) Sana da Kitâb’ı (Kur’ân’ı), kendinden önceki kitab(lar)ı tasdîk edici ve on(lar)a bir şâhid olarak hak ile indirdik; öyleyse onların (ehl-i kitâbın)arasında Allah’ın indirdiğiyle hüküm ver ve sana gelmiş olan haktan (dönerek) onların arzularına uyma! (Ey insanlar!) Sizden her biri(niz) için (her peygamberin devrine âid) bir şeriat ve bir yol kıldık. Hâlbuki Allah dileseydi, elbette sizi (baştan beri bir din üzere) tek bir ümmet yapardı; fakat size verdiği şeylerle (muhtelif zamanlarda, muhtelif şeri atlarla) sizi imtihan etmek için (böyle yaptı); öyleyse hayırlı işlerde yarışın! Hep berâber dönüşünüz ancak Allah’adır; artık hakkında ihtilâfa düşmekte olduğunuz şeyleri size (O) bildirecektir.
Mâide / 48 - (İbni Kesir)
Sana da; kendinden önceki kitabları doğrulayıcı ve üzerlerine şahid olarak bu kitabı hak ile indirdik. Aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet. Sana hak gelmişken onların heveslerine uyma. Sizden her biriniz için bir yol, bir şeriat kıldık. Şayet Allah dileseydi; sizi tek bir ümmet yapardı. Lakin sizi verdiği ile denemek istedi. Öyleyse hayırda yarışın. Hepinizin dönüşü Allah'a dır. Size ayrılığa düştüğünüz şeyleri bildirecektir.
Mâide / 48 - (Kadri Çelik)
(Ey Muhammed!) Sana da önceki kitabı tasdik eden ve onu kollayıp koruyan kitabı hak olarak indirdik. Onların aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet. Onların arzu ve heveslerine uyarak, sana gelen haktan sapma. Biz, her biriniz için bir şeriat ve yol belirledik. Eğer Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı, fakat size verdiklerinde sizi denemek istedi. Öyleyse iyiliklere koşun. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O, hakkında ihtilafa düştüğünüz şeyleri size haber verir.
Mâide / 48 - (Muhammed Esed)
Ve sana, (ey Peygamber), hakikati ortaya koyan bu ilahi kelamı, geçmiş vahiylerden (bu güne) kalanı tasdik edici ve içinde hangi doğruların bulunduğunu belirleyici olarak indirdik. Öyleyse, (ey Peygamber,) geçmiş vahyin izleyicileri arasında Allahın indirdiklerine uygun olarak hüküm ver, ve sana gelmiş olan hakikati terk ederek onların mesnetsiz görüşlerine uyma. Biz, her biriniz için (farklı) bir sistem ve (farklı) bir hayat tarzı belirledik. Eğer Allah dileseydi, hepinizi tek bir topluluk yapardı: ama indirdikleri aracılığıyla sizi sınamak için (başka türlü diledi). O halde hayırlı işlerde yarışın! Hepinizin dönüşü Allahadır; o zaman Allah, ayrılığa düştüğünüz şeyleri size gösterecektir.
Mâide / 48 - (Mustafa İslamoğlu)
Sana da, hakikatin ifadesi olan bu Kitabı, geçmiş vahiyden geriye kalan hakikatleri doğrulayıcı ve onların doğrusunu yanlışından ayırt edici olarak gönderdik. O halde artık onların aralarında Allah'ın indirdiklerine uygun olarak hüküm ver; sana gelen hakikati bırakarak onların keyfi yargılarına uyma! Sizden her biriniz için bir şeriat ve (onu) uygulama yöntemleri belirledik. Eğer Allah dileseydi, hepinizi tek bir topluluk yapardı; fakat size emanet ettikleriyle sizi sınamak için (öyle yapmadı): O halde hayırlarda birbirinizle yarışın! Topyekün dönüşünüz Allah'adır: işte o zaman Allah ihtilaf ettiğiniz şeyleri size bir bir haber verecektir.
Mâide / 48 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ve sana kitabı hak olarak indirdik, kendisinden evvelki (semavî) kitabı tasdik edici ve üzerine bir muhafız olmak üzere. Artık aralarında Allah Teâlâ'nın indirmiş olduğu (ahkâm) ile hükmet. Ve sana gelen haktan (ayrılıp da) onların hevâlarına tâbi olma. Sizden herbiriniz için (vaktiyle) bir şeriat, bir açık yol kılmıştık. Ve eğer Allah Teâlâ dilese idi elbette sizleri bir ümmet kılmış olurdu. Fakat size vermiş olduğu şeylerde sizi imtihan etmek için (bir ümmet kılmadı). Artık hayırlı işlere koşunuz. Nihâyet cümleten dönüşünüz Allah Teâlâyadır. Binaenaleyh nelerde ihtilaf etmiş olduğunuzu O size haber verecektir.
Mâide / 48 - (Ömer Öngüt)
Resulüm! Sana da, kendinden önceki kitapları tasdik edip doğrulayıcı ve üzerlerine şâhit olarak bu Kitab'ı hak ile indirdik. Aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen hakkı bırakıp da onların hevâ ve heveslerine uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol tayin ettik. Eğer Allah dileseydi, sizi bir tek ümmet yapardı. Fakat Allah size verdiği şeyde sizi denemek istedi. Öyleyse hayır işlerine koşun! Hepinizin dönüşü Allah'adır. Üzerinde ayrılığa düştüğünüz şeyleri O size haber verecektir.
Mâide / 48 - (Şaban Piriş)
Kur’an’ı sana, önce gelen kitabı doğrulayıcı ve onu koruyucu olarak hak ile indirdik. Allah’ın indirdikleri ile aralarında hükmet, hak olan sana geldikten sonra onların arzularına uyma, sizin her biriniz için bir yol ve gidişat belirledik. Eğer Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat, size verdikleriyle sizi denemek için ( bu haldesiniz) öyleyse hayırlarda yarışın. Dönüşünüz Allah’adır. Allah, size hakkında ihtilaf ettiğiniz şeyleri bildirecektir.
Mâide / 48 - (Sadık Türkmen)
(Ey Muhammed!) Sana da hak/gerçek olan bu Kitabı; önündeki kitapları (Tevrat ve İncil’in doğrularını) onaylayıcı, onları gözetici/düzeltici/tashih edici olarak indirdik. Artık Allah’ın indirdiği ile aralarında hükmet ve sana gelen bu gerçekten uzaklaşıp ta, onların arzularına uyma! Sizden her biriniz için bir şeriat (hukuk düzeni) ve bir yol (metot/uygulama yöntemleri) önerdik. Eğer Allah dileseydi elbette sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat verdiği şeylerle, sizi açığa çıkarmak/hayırlı işlerde yarıştırmak için, takımlara ayırdı. Öyle ise iyiliklerde yarışın. Hepinizin dönüşü Allah’ın huzurunadır. O zaman, anlaşmazlığa düşmüş olduğunuz şeyleri size bildirecektir.
Mâide / 48 - (Seyyid Kutub)
Sana da kendinden önceki kitabları tasdik edici ve onlara şahit olan Hak Kur’an’ı indirdik. Allah’ın indirdiği ile aralarında hükmet; gerçek olan sana gelmiş bulunduğuna göre onların heveslerine uyma! Her biriniz için bir şeriat, bir yol tayin ettik; eğer Allah dileseydi sizi bir tek ümmet yapardı, fakat bu, verdikleriyle sizi denemesi içindir; o halde iyiliklere koşun, hepinizin dönüşü Allah’adır. O ayrılığa düştüğünüz şeyleri size bildirecektir.
Mâide / 48 - (Suat Yıldırım)
Sana da, daha önceki kitapları, hem tasdik edici, hem de onları denetleyici olarak bu kitabı, gerçeğin ta kendisi olarak indirdik. O halde bütün Ehl-i kitabın aralarında, Allah’ın sana indirdiği ile hükmet, sana gelen bu hakikati terkedip de onların keyiflerine uyma!Her biriniz için bir şeriat ve bir yol tayin ettik. Eğer Allah dileseydi, hepinizi bir tek ümmet yapardı. Fakat O, size verdiği farklı şeriatlar dairesinde sizi imtihan etmek istediği için ayrı ayrı ümmetler yaptı. Öyleyse durmayın, hayırlı işlerde birbirinizle yarışın! Zaten hepinizin dönüşü Allah’a olacak, O da hakkında ihtilâf ettiğiniz şeyleri size tek tek bildirecektir. (haklıyı haksızı iyice belli edecektir).
Mâide / 48 - (Süleyman Ateş)
Sana da kendinden önceki Kitabı doğrulayıcı ve onu kollayıp koruyucu olarak Kitabı gerçekle indirdik. Artık onların aralarında Allâh'ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen gerçekten ayrılıp onların keyiflerine uyma! Sizden her biriniz için bir şeri'at ve bir yol belirledik. Allâh isteseydi, hepinizi bir tek ümmet yapardı, fakat size verdiğ(i ni'met)ler(i) içinde sizi sınamak istedi. Öyleyse hayır işlerine koşun, hepinizin dönüşü Allah'adır. O size ayrılığa düştüğünüz şeyler(in hakikatin)i haber verecektir.
Mâide / 48 - (Tefhim-ul Kuran)
Sana da (Ey Muhammed,) önündeki kitap(lar)ı doğrulayıcı ve ona 'bir şahid-gözetleyici' olarak Kitab'ı (Kur'an'ı) indirdik. Öyleyse aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların heva (istek ve tutku) larına uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol-yöntem kıldık. Eğer Allah dileseydi, sizi bir tek ümmet kılardı; ancak (bu,) size verdikleriyle sizi denemesi içindir. Artık hayırlarda yarışınız. Tümünüzün dönüşü Allah'adır. Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir. -
Mâide / 48 - (Ümit Şimşek)
Sana da, ondan önceki kitapları tasdik edici ve onları gözetici olarak kitabı hak ile indirdik. Onun için, sen de Allah'ın indirdiğiyle hükmet; sana gelmiş olan haktan sonra artık onların heveslerine uyma. Herbiriniz için Biz bir şeriat ve bir yol belirledik. Eğer Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı. Ancak verdikleriyle sizi sınamak için ümmetlere ayırmıştır; siz de hayırlı işlerde birbirinizle yarışın. Hepinizin dönüşü Allah'adır; anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri O size bildirecektir.
Mâide / 48 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Sana da Kitap'ı hak olarak indirdik. Kitap'tan onun yanında bulunanı tasdikleyici ve onu denetleyip güvenilirliğini sağlayıcı olarak... O halde onlar arasında Allah'ın indirdiğiyle hükmet, Hak'tan sana gelenden uzaklaşıp onların keyiflerine uyma. Sizden her biri için bir yol/şerîat ve bir yöntem belirledik. Allah dileseydi sizi elbette bir tek ümmet yapardı. Ama size vermiş olduklarıyla sizi imtihana çeksin diye öyle yapmamıştır. O halde hayırlarda yarışın. Tümünüzün dönüşü Allah'adır. O size, tartışmış olduğunuz şeylerin esasını bildirecektir.
Mâide / 48 - (İskender Ali Mihr)
Ve (Ey Muhammed) sana ellerindeki kitapları tasdik edici (doğrulayıcı) ve onu koruyucu olarak bu Kitab’ı hakk ile indirdik. Artık onların aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet ve sana Hakk’tan gelenden ayrılıp da onların hevâlarına uyma. Sizden hepiniz için (tek) bir şeriat, ve açık bir yol belirlemiştik. Ve Allah dileseydi, elbette sizi tek bir ümmet yapardı. Ancak bu sizi, verdikleri ile denemek içindir. O halde hayırlarda yarışın! Sizin hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri, size haber verecek.
Mâide / 48 - (İlyas Yorulmaz)
Sana da kendinden önceki kitapları tasdik eden ve içinde, doğrularla yanlışları ayıran kitabı hak olarak indirdik. Onların arasında Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmet, sana kitapta belirtilen gerçekler geldikten sonra, onların arzularına uyma. Sizden her birine bir hukuk ve çıkış yoları var ettik. Allah dileseydi sizin hepinizi tek anlayış üzerinde (tek ümmet olarak) toplardı. Ancak Allah verdikleri ile sizi imtihan ediyor. O halde hayırlarda yarışın. Topluca dönüşünüz Allah’a olacak ve Allah aranızda ihtilaf ettiğiniz konularda, hükmünü o zaman verecektir.
وَأَنِ احْكُم بَيْنَهُم بِمَآ أَنزَلَ اللّهُ وَلاَ تَتَّبِعْ أَهْوَاءهُمْ وَاحْذَرْهُمْ أَن يَفْتِنُوكَ عَن بَعْضِ مَا أَنزَلَ اللّهُ إِلَيْكَ فَإِن تَوَلَّوْاْ فَاعْلَمْ أَنَّمَا يُرِيدُ اللّهُ أَن يُصِيبَهُم بِبَعْضِ ذُنُوبِهِمْ وَإِنَّ كَثِيرًا مِّنَ النَّاسِ لَفَاسِقُونَ
Okunuşu: Ve enıhkum beynehum bimâ enzelallâhu ve lâ tettebi’ ehvâehum vahzerhum en yeftinûke an ba’dı mâ enzelallâhu ileyke fe in tevellev fa’lem ennemâ yurîdullâhu en yusîbehum bi ba’dı zunûbihim ve inne kesîran minen nâsi le fâsıkûn(fâsıkûne).
Mâide / 49 - (Diyanet İşleri)
Aralarında, Allah’ın indirdiği ile hükmet. Onların arzularına uyma ve Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından (Kur’an’ın bazı hükümlerinden) seni şaşırtmalarından sakın. Eğer yüz çevirirlerse, bil ki şüphesiz Allah, bazı günahları sebebiyle onları bir musibete çarptırmak istiyor. İnsanlardan birçoğu muhakkak ki yoldan çıkmışlardır.
Mâide / 49 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Aralarında, Allah'ın indirdiği hükümlere göre hükmet ve onların dileklerine uyma, Allah'ın, sana indirdiği hükümlerin bâzısından seni saptıracaklarından çekin. Yüz çevirirlerse bil ki ancak Allah, onları bâzı suçlarından dolayı musîbete uğratacak ve insanların çoğu da buyruktan çıkmış olanlardır zâten.
Mâide / 49 - (Abdullah Parlıyan)
O halde geçmiş vahyin mensupları arasında, Allah'ın indirdiğine göre hüküm ver, onların arzu ve heveslerine uyma, onların sözlerini dikkatle dinle, onlardan sakın ki; Allah'ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmını uygulamada seni şaşırtmasınlar. Eğer onlar Allah'ın buyruklarından yüz çevirirlerse bil ki, bir kısım günahlarından dolayı, Allah onları böylece cezalandırmak istiyor. Unutma ki, insanların çoğu hak yoldan çıkan ve ilâhi sınırları aşanlardır.
Mâide / 49 - (Adem Uğur)
(Sana şu talîmatı verdik): Aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet ve onların arzularına uyma. Allah'ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırmamalarına dikkat et. Eğer (hükümden) yüz çevirirlerse bil ki (bununla) Allah ancak, günahlarının bir kısmını onların başına belâ etmek ister. İnsanların birçoğu da zaten yoldan çıkmışlardır.
Mâide / 49 - (Ahmed Hulusi)
(Sana şu hükmü verdik): Onların aralarında Allâh'ın sana inzâl ettiği hüküm ile hükmet. . . Onların (nefsaniyetten kaynaklanan) gerçeğe dayanmayan isteklerine tâbi olma. . . Allâh'ın sana inzâl ettiğinin bazısından seni fitneye düşürmelerinden sakın! Eğer yüz çevirirlerse iyi bil ki, bazı suçlarından dolayı, Allâh onlara bir musîbet vermek istiyor. . . Muhakkak ki, insanların çoğu gerçekten bozuk inanca sahiptirler.
Mâide / 49 - (Ahmet Tekin)
Onların, zımmîlerin vârisleri arasında, Allah’ın indirdiği ile, Kur’ân ahkâmıyla hüküm ver, icraat yap. Onların şahsî arzu ve ihtiraslarına, bâtıla uyma. Onların, Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından seni uzaklaştırıp azaba dûçar etmelerinden sakın, kendini koru.Eğer Allah’ın hükümlerinden, yargı ve icra ile ilgili indirdiği emirlerden yüz çevirirler, güç ve iktidarlarını kullanarak, halkı istedikleri istikamette yönlendirirlerse, Allah’ın azabından kurtulamazlar. Bilesin ki, Allah, onların bir kısım günahları sebebiyle başlarına belâ vermek istiyor. İnsanların çoğu doğru ve mantıklı düşünmenin, hak dinin dışına çıkmış fâsıktır, âsidir, bozguncudur.
Mâide / 49 - (Ahmet Varol)
Aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet, onların arzularına uyma ve seni Allah'ın indirdiği şeylerin bir kısmından uzaklaştırmalarından sakın. Eğer yüz çevirirlerse bil ki Allah onları bazı günahlarından dolayı bir belaya çarptırmak istemektedir. Gerçekte insanların çoğu fasıktırlar.
Mâide / 49 - (Ali Bulaç)
Aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve onların hevalarına uyma. Allah'ın sana indirdiklerinin bir kısmından seni şaşırtmamaları için diye onlardan sakın. Şayet yüz çevirirlerse, bil ki, Allah bir kısım günahları nedeniyle onlara bir musibeti tattırmak istemektedir. Şüphesiz, insanların çoğu fasıklardır.
Mâide / 49 - (Ali Fikri Yavuz)
Ve şu emri de indirdik. Aralarında, Allah’ın indirdiği hükümlerle hüküm ver, arzularına uyma ve Allah’ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni şaşırtırlar diye kendilerinden sakın. Eğer onlar, hükümleri kabulden yüz çevirirlerse, bil ki, Allah onların bazı günahları sebebiyle başlarına mutlaka bir musibet getirmek diliyor. Her halde insanların çoğu fâsıktırlar. (Allah’ın emrinden dışarı çıkarlar.)
Mâide / 49 - (Ali Ünal)
Evet, sana işte böyle buyurduk: Onların arasında Allah’ın indirdiğiyle hükmet; onların keyif ve arzularına uyma ve dikkat et ki, Allah’ın sana indirdiği hükümlerden bir kısmıyla ilgili olarak seni bir imtihana atıp şaşırtmasınlar. Eğer senin verdiğin hükmü kabul etmez de yüz dönüp giderlerse, bil ki Allah, bazı günahları sebebiyle onları bir musibete uğratmayı dilemektedir. Zaten insanlar içinde pek çoğu, hiç şüphesiz Allah’ ın emrinden çıkıp, O’na isyanda ısrar eden (fasık)lardır.
Mâide / 49 - (Bayraktar Bayraklı)
Sen de aralarında, Allah'ın indirdiği ile hükmet ve onların arzularına uyma! Dikkat et de, Allah'ın sana indirdiğinin bir kısmından seni uzaklaştırıp fitneye düşürmesinler. Eğer yüz çevirirlerse bil ki, Allah onları bazı günahları yüzünden belâya çarptırmak istiyor. Zaten insanların birçoğu doğru yoldan iyice sapmış bulunuyorlar.
Mâide / 49 - (Bekir Sadak)
O halde, Allah'in indirdigi Kitab ile aralarinda hukmet, Allah'in sana indirdigi Kur'an'in bir kismindan seni vazgecirmelerinden sakin, heveslerine uyma; eger yuz cevirirlerse bil ki, Allah bir kisim gunahlari yuzunden onlari cezalandirmak istiyor. Insanlarin cogu gercekten fasiktirlar.
Mâide / 49 - (Celal Yıldırım)
Ve artık aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet; onların arzu ve heveslerine uyma ; Allah'ın sana indirdiğinin bir kısmında seni şaşırtmalarından sakın. Eğer yüz çevirirlerse, bilmiş ol ki, Allah bazı günahlarından dolayı onları musîbete uğratmak istiyor ve hem insanların çoğu gerçekten ilâhî sınırları aşanlardır.
Mâide / 49 - (Cemal Külünkoğlu)
(Ey Resulüm!) Aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet! Onların arzu ve heveslerine uyma! Allah'ın sana indirdiğinin bir kısmında seni şaşırtmalarından sakın. Eğer yüz çevirirlerse, bilmiş ol ki, Allah bazı günahlarından dolayı onları felakete uğratmak istiyor, Şüphe yok ki, insanların çoğu (dini kendi arzularına uydurmalarından dolayı) ilâhî sınırları aşmışlardır.
Mâide / 49 - (Diyanet İşleri (eski))
O halde, Allah'ın indirdiği Kitap ile aralarında hükmet, Allah'ın sana indirdiği Kuran'ın bir kısmından seni vazgeçirmelerinden sakın, heveslerine uyma; eğer yüz çevirirlerse bil ki, Allah bir kısım günahları yüzünden onları cezalandırmak istiyor. İnsanların çoğu gerçekten fasıktırlar.
Mâide / 49 - (Diyanet Vakfi)
(Sana şu talîmatı verdik): Aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet ve onların arzularına uyma. Allah'ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırmamalarına dikkat et. Eğer (hükümden) yüz çevirirlerse bil ki (bununla) Allah ancak, günahlarının bir kısmını onların başına belâ etmek ister. İnsanların birçoğu da zaten yoldan çıkmışlardır.
Mâide / 49 - (Edip Yüksel)
Aralarında ALLAH'ın indirdiği ile hüküm vermelisin. Onların keyfine uyma. ALLAH'ın sana indirdiklerinin bir kısmından sakın seni şaşırtmasınlar. Yüz çevirirlerse, demek ki ALLAH bazı günahları yüzünden onları cezalandırmak istiyor. Gerçekten insanların çoğu yoldan çıkmıştır.
Mâide / 49 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Ve şu emri indirdik: aralarında sırf Allahın indirdiği ile hukmet, keyiflerine tabi' olma ve onlardan sakın Allahın indirdiği ahkâmın birinden seni şaşırtmasınlar, yine yüz çevirirlerse bil ki Allah onların bazı günahları sebebiyle başlarına mutlaka bir musibet getirmek istiyor ve herhalde insanlardan bir çoğu fasıktırlar.
Mâide / 49 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Ve şu emri indirdik: «Aralarında yalnız Allah'ın indirdiği ile hükmet, onların keyiflerine uyma ve onların Allah'ın indirdiği hükümlerin birinden seni şaşırtmalarından sakın! Yine yüz çevirirlerse bil ki, Allah, onların bazı günahları sebebiyle, başlarına bir bela getirmek istiyor. Her halde insanlardan birçoğu Allah yolundan çıkmışlardır.
Mâide / 49 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet. Onların keyiflerine uyma. Allah'ın sana indirdiğinin bir kısmından seni saptırmalarından sakın. Eğer Allah'ın hükmünden yüzçevirirlerse, bil ki Allah, bir kısım günahları sebebiyle onları musibete uğratmak istiyor. Muhakkak ki insanların çoğu yoldan çıkanlardır.
Mâide / 49 - (Gültekin Onan)
Aralarında Tanrı'nın indirdiğiyle hükmet ve onların hevalarına uyma. Tanrı'nın sana indirdiklerinin bir kısmından seni şaşırtmamaları için onlardan sakın. Şayet yüz çevirirlerse, bil ki Tanrı bir kısım günahları nedeniyle onlara bir musibet tattırmak istemektedir. Kuşkusuz insanların çoğu fasıktır.
Mâide / 49 - (Harun Yıldırım)
Onların aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet de onların arzularına uyma. Ayrıca Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından seni fitneye düşürmelerinden sakın. Yüz çevirirlerse artık bil ki Allah onlara bir takım günahları sebebiyle musibet vermek istiyor. Muhakkak ki insanların pek çoğu fasıktırlar.
Mâide / 49 - (Hasan Basri Çantay)
(Ve şu emri indirdik:) Aralarında Allahın indirdiği (vech) ile hükmet, onların keyflerine uyma, Allahın sana indirdiği (hükümlerin) bir kısmından seni sapıtacaklar diye kaçın onlardan. Eğer onlar (indirilen hükümleri kabulden) yüz çevirirlerse bil ki Allah, günahlarının (yalınız (şu) biri (veya şu yüz çevirmeleri) sebebiyle bile kendilerini mutlakaa musıybete uğratmak istiyordur. İnsanlardan bir çoğu muhakkak ki Allahın emrinden dışarı çıkanlar (güruhu) dur.
Mâide / 49 - (Hayrat Neşriyat)
(Ey Resûlüm!) Hem (o kitâbı,) onların arasında Allah’ın indirdiğiyle hükmet ve onların arzularına uyma ve Allah’ın sana indirdiği şeylerin (hükümlerin) bir kısmından seni şaşırtmalarından sakın diye (indirdik). Buna rağmen (sana indirilen hükümden) yüz çevirirlerse, artık bil ki Allah ancak, onlara bazı günahları yüzünden bir musîbet vermek istiyor. Ve şübhesiz ki insanların birçoğu, gerçekten fâsıktırlar.
Mâide / 49 - (İbni Kesir)
Ve aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet. Onların heveslerine uyma. Seni Allah'ın sana indirdiğinden vazgeçirmelerinden sakın. Eğer yüz çevirirlerse; bil ki, bir kısım günahları yüzünden Allah onları cezalandırmak istiyor. Gerçekten insanların bir çoğu fasıklardır.
Mâide / 49 - (Kadri Çelik)
O halde, Allah'ın indirdiği kitap ile aralarında hükmet ve onların hevalarına uyma. Allah'ın sana indirmiş olduğu şeylerin bazısından seni fitneye düşürmelerinden sakın. Eğer yüz çevirirlerse bil ki, Allah bir kısım günahları yüzünden onlara bir musibeti tattırmak istemektedir. İnsanların çoğu gerçekten fâsıklardır.
Mâide / 49 - (Muhammed Esed)
O halde, geçmiş vahyin mensupları arasında Allahın indirdiğine göre hükmet ve onların mesnetsiz görüşlerine uyma; ve onlardan sakın ki Allahın sana indirdiğinin bir kısmından seni uzaklaştırmasınlar. Eğer onlar (Allahın buyruklarından) yüz çevirirlerse, bil ki bir kısım günahlarından dolayı onları (böylece) cezalandırmak, Allahın iradesi gereğidir: Unutma ki insanların çoğu gerçekten sapkındır.
Mâide / 49 - (Mustafa İslamoğlu)
Ve Sen aralarında Allah'ın indirdiğine uygun olarak hükmet! Onların keyfi yargılarına da uyma! Allah'ın sana gönderdiklerinden bir kısmında seni yanıltmalarından sakın! Eğer yüz çevirmekte ısrar ederlerse, iyi bil ki Allah onları birtakım günahlarından dolayı cezalandırmak istiyor. Unutmayın ki insanların çoğu yoldan çıkmıştır.
Mâide / 49 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ve aralarında Allah Teâlâ'nın indirmiş olduğu ile hükmet ve onların hevâlarına tâbi olma. Ve Allah Teâlâ'nın sana indirmiş olduğu şeylerin bazısından seni fitneye düşüreceklerinden dolayı onlardan kaçın. Eğer onlar yüz çevirirlerse artık bil ki, Allah Teâlâ muhakkak diliyor ki, onları bazı günahları sebebiyle musîbete uğratsın. Ve şüphe yok ki nastan bir çokları elbette fâsık kimselerdir.
Mâide / 49 - (Ömer Öngüt)
Resulüm! Aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet. Onların keyiflerine uyma. Allah'ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırmalarından sakın! Eğer yüz çevirirlerse, bil ki Allah onları bazı günahlarından dolayı musibete uğratmak istiyor. İnsanların çoğu gerçekten fâsıktırlar.
Mâide / 49 - (Şaban Piriş)
Şu halde, Allah’ın indirdiği (kitap) ile aralarında hükmet, Allah’ın sana indirdiği Kur’an’ın bir kısmından seni vazgeçirmelerinden sakın. Heveslerine uyma, eğer yüz çevirirlerse bil ki, Allah bir kısım günahları yüzünden onları cezalandırmak istiyor. İnsanların çoğu gerçekten fasıktır.
Mâide / 49 - (Sadık Türkmen)
Aralarinda, Allah’ın indirdiği ile hükmet. Onların arzularına uyma ve Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından (Kur’an’ın bazı hükümlerinden) seni şaşırtmalarından sakın. Eğer yüz çevirirlerse; bil ki şüphesiz Allah, bazı günahları sebebiyle onları bir musibete uğratacaktır. İnsanlardan birçoğu muhakkak ki yoldan çıkmışlardır.
Mâide / 49 - (Seyyid Kutub)
O halde onların arasında Allah'ın indirdiği ayetlere göre hüküm ver, onların keyfi arzularına uyma, onların seni Allah'ın indirdiği hükümlerin bir kısmından bile şaşırtmalarından sakın, eğer sana sırt çevirirlerse bil ki, Allah, günahlarının bazısı yüzünden onları cezalandırmak istiyor. Kuşku yok ki, insanların çoğu fasıktır.
Mâide / 49 - (Suat Yıldırım)
Ve şu emri indirdik: Aralarında, Allah’ın sana indirdiği ahkâm ile hükmet! Sakın onların keyiflerine uyma ve Allah’ın indirdiği hükümlerin bir kısmından seni caydırmalarından sakın!Şayet yüz çevirirlerse bil ki, Allah onları bazı günahlarından dolayı musîbete uğratmak istiyordur. Zaten insanların birçoğu Allah’ın emrinden dışarı çıkmaktadırlar.
Mâide / 49 - (Süleyman Ateş)
Aralarında Allâh'ın indirdiğiyle hükmet, onların keyiflerine uyma ve onların, Allâh'ın indirdiği şeylerin bir kısmından seni şaşırtmalarından sakın! Eğer dönerlerse bil ki Allâh, bazı günâhları yüzünden onları felâkete uğratmak istiyordur. Zaten insanlardan çoğu, yoldan çıkmışlardır.
Mâide / 49 - (Tefhim-ul Kuran)
Aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve onların hevalarına uyma, Allah'ın sana indirdiklerinin bir kısmından seni şaşırtmasınlar diye onlardan sakın. Şayet yüz çevirirlerse, bil ki, Allah bir kısım günahları nedeniyle onlara bir musibeti tattırmak istemektedir. Şüphesiz, insanların çoğu fasıklardır.
Mâide / 49 - (Ümit Şimşek)
Sana şunu da bildirdik: Onlar arasında Allah'ın indirdiğiyle hükmet. Onların heveslerine uyma. Dikkat et, seni şaşırtıp da Allah'ın indirdiklerinin bir kısmından caydırmasınlar. Eğer yüz çevirirlerse, bil ki, Allah onları bazı günahları yüzünden belâya uğratmak istiyordur. Gerçekten de insanlardan birçoğu Allah'a itaatten çıkmış kimselerdir.
Mâide / 49 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Sen de aralarında, Allah'ın indirdiğiyle hükmet. Onların keyiflerine uyma. Dikkat et de Allah'ın sana indirdiğinin bir kısmından seni uzaklaştırıp fitneye düşürmesinler. Eğer yüz çevirirlerse bil ki, Allah onları bazı günahları yüzünden belaya çarptırmak istiyor. Zaten insanların birçokları doğru yoldan iyice sapmış bulunuyorlar.
Mâide / 49 - (İskender Ali Mihr)
Ve onların aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet, onların hevâlarına uyma. Allah’ın sana indirdiği şeylerin bir kısmından seni fitneye düşürmelerinden sakın. Bundan sonra eğer (Hakk’tan) yüz çevirirlerse, o taktirde bil ki artık Allah, bazı günahları sebebiyle, onları bir musibete uğratmak istiyor. Muhakkak ki insanların çoğu gerçekten fâsıklardır.
Mâide / 49 - (İlyas Yorulmaz)
Öyle ise onların arasında Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmet ve onların isteklerine uyma, Allah’ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni yanıltmalarından dolayı, onlardan kendini koru. Eğer onlar senin verdiğin hükümlerden yüz çevirirlerse, şunu bil ki Allah yaptıkları günahlardan dolayı onları cezalandırmak istiyor. İnsanların pek çoğu yoldan çıkmış kimselerdir.
أَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللّهِ حُكْمًا لِّقَوْمٍ يُوقِنُونَ
Okunuşu: E fe hukmel câhiliyyeti yebgûn(yebgûne) ve men ahsenu minallâhi hukmen li kavmin yûkınûn(yûkınûne).
Mâide / 50 - (Diyanet İşleri)
Onlar hâlâ cahiliye devrinin hükmünü mü istiyorlar? Kesin olarak inanacak bir toplum için, kimin hükmü Allah’ınkinden daha güzeldir?
Mâide / 50 - (Abdullah Parlıyan)
Yoksa onlar, hâlâ İslâm'ın karşıtı cahiliye kanunları ile mi yönetilmek istiyorlar? Şüpheden uzak, doğru ve gerçek bilgiyi tanıyarak kabul edip inanmış bir toplum için Allah'tan daha güzel kanun koyucu olabilir mi?
Mâide / 50 - (Adem Uğur)
Yoksa onlar (İslâm öncesi) cahiliye idaresini mi arıyorlar? İyi anlayan bir topluma göre, hükümranlığı Allah'tan daha güzel kim vardır?
Mâide / 50 - (Ahmed Hulusi)
(Yoksa) Cahiliye hükmünü mü istiyorlar? Hakikata yakîni olan topluluk için, Allâh'tan daha güzel hüküm veren kimdir?
Mâide / 50 - (Ahmet Tekin)
Yoksa onlar, İslâm dışı cahiliyyet dönemindeki idareyi, mahkemeleri ve cahiliyet mevzuatını mı arıyorlar?İlme, delile ve gerekçeye itibar eden, menfaatlerini bilen, inanan bir milletin lehine, Allah’ın koyduğu yasalarla, mahkemelerle ve idareyle kurulan düzenden daha güzel düzeni kim kurabilir?
Mâide / 50 - (Ahmet Varol)
Yoksa onlar cahiliye dönemi hükmünü mü istiyorlar! İyi bilen bir topluluk için Allah'tan daha güzel hüküm veren kim olabilir!
Mâide / 50 - (Ali Bulaç)
Onlar hâlâ cahiliye hükmünü mü arıyorlar? Kesin bilgiyle inanan bir topluluk için hükmü, Allah'tan daha güzel olan kimdir?
Mâide / 50 - (Ali Fikri Yavuz)
Onlar, hâlâ o câhillik devrinin hükmünü mü istiyorlar? Kimmiş Allah’dan daha güzel hüküm verecek? Fakat bunu, gerçek anlayış sahibi olan bir toplum bilir.
Mâide / 50 - (Ali Ünal)
Yoksa onlar, Cahiliye hükmünü mü arayıp arzuluyorlar? Oysa, ilim ve imanında kesinlik (yakîn) peşindeki bir topluluk için Allah’tan daha güzel hüküm veren biri olabilir mi?
Mâide / 50 - (Bekir Sadak)
Cahiliye devri hukmunu mu istiyorlar? Yakinen bilen bir millet icin Allah'tan daha iyi hukum veren kim vardir?*
Mâide / 50 - (Celal Yıldırım)
Onlar Câhiliyye Devri'ne ait hüküm mü istiyorlar? Şüpheden uzak bir bilgiyle inanan bir millet için Allah'tan daha güzel hüküm veren kim olabilir?
Mâide / 50 - (Cemal Külünkoğlu)
Yoksa onlar (İslâm öncesi) cahiliye idaresini mi arıyorlar? İyi anlayan bir toplum için, hüküm ve hükümranlığı Allah'tan daha güzel kim vardır?
Mâide / 50 - (Diyanet Vakfi)
Yoksa onlar (İslâm öncesi) cahiliye idaresini mi arıyorlar? İyi anlayan bir topluma göre, hükümranlığı Allah'tan daha güzel kim vardır?
Mâide / 50 - (Edip Yüksel)
Yoksa cahillik dönemindeki yasaları mı arıyorlar? Bilgiye dayanan kesin inanç sahipleri için ALLAH'tan daha güzel yasa koyucu olabilir mi?
Mâide / 50 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Durmuşlar da cahiliyyet devrinin hukmünü mü istiyorlar? Kimmiş Allahdan daha güzel huküm verecek; fakat bunu yakin şanından olan bir kavm anlar.
Mâide / 50 - (Gültekin Onan)
Onlar hala cahiliye hükmünü mü arıyorlar? Kesin bilgiyle inanan bir topluluk için, hükmü Tanrı'dan daha güzel olan kimdir?
Mâide / 50 - (Hasan Basri Çantay)
Onlar haalâ cahillik (devri) nin (o kötü)hükmünü mü arıyorlar? Şübhesiz bir kanâata sahib olacak bir kavm indinde hükmü Allahdan daha güzel olan da kimdir?
Mâide / 50 - (Hayrat Neşriyat)
Yoksa câhiliye hükmünü mü istiyorlar? Artık kat'î olarak îmân edecek bir kavim için, Allah’dan daha güzel kim hüküm verebilir?
Mâide / 50 - (İbni Kesir)
Cahiliyet hükmünü mü istiyorlar? Ama yakın getiren bir kavim için Allah'tan daha iyi hüküm veren kimdir?
Mâide / 50 - (Kadri Çelik)
Cahiliye devri hükmünü mü istiyorlar? Yakinen bilen bir topluluk için Allah'tan daha iyi hüküm veren kimdir?
Mâide / 50 - (Muhammed Esed)
Yoksa onlar, cahiliyye kanunu (ile yönetilmek) mi istiyorlar? Halbuki, kalben mutmain olan insanlar için Allahtan daha iyi kanun koyucu olabilir mi?
Mâide / 50 - (Ömer Öngüt)
Yoksa onlar câhiliye hükmünü mü istiyorlar? Yakîn bir bilgi ile inanan bir topluluk için, Allah'tan daha güzel hüküm veren kim vardır?
Mâide / 50 - (Şaban Piriş)
Onlar, cahiliye dönemi hükmünü mü arıyorlar? İyice bilen bir toplum için Allah’tan daha iyi hüküm veren kim vardır?
Mâide / 50 - (Sadık Türkmen)
Onlar hâlâ cahiliye devrinin hükmünü mü istiyorlar? Kesin olarak inanmak isteyen bir toplum için, kimin hükmü Allah’ınkinden daha güzeldir?
Mâide / 50 - (Seyyid Kutub)
Yoksa istedikleri cahiliye düzeni midir? Kesin inançlılara göre Allah'ın düzeninden, Allah'ın verdiği hükümden daha iyisi düşünülebilir mi hiç?
Mâide / 50 - (Suat Yıldırım)
Yoksa Cahiliye devrinin hükmünü mü istiyorlar?Fakat kesin olarak iman eden insanlar için, Allah’tan daha güzel, daha doğru bir hâkim bulunabilir mi?
Mâide / 50 - (Tefhim-ul Kuran)
Onlar hâlâ cahiliye hükmünü mü arıyorlar? Kesin bilgiyle inanan bir topluluk için hükmü, Allah'tan daha güzel olan kimdir?
Mâide / 50 - (Ümit Şimşek)
Yoksa onlar cahiliyet devrinin hükmünü mü arıyorlar? Fakat kesin bir bilgi ve inançla iman edenler için, Allah'tan daha güzel hüküm veren kim var?
Mâide / 50 - (İskender Ali Mihr)
Onlar hâlâ cahiliyyet devrine ait hükmü mü istiyorlar? Ve yakîn sahibi olan bir kavim için, Allah’tan daha güzel kim hüküm verir.
Mâide / 50 - (İlyas Yorulmaz)
Onlar hala cahiliyye dönemine ait hükümleri mi? istiyorlar. Allah inancında kesin kanaat oluşmuş bir toplum için, Allah dan daha güzel hüküm verecek kim vardır.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاء بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْ إِنَّ اللّهَ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ
Okunuşu: Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tettehızûl yehûde ven nasârâ evliyâe ba’duhum evliyâu ba’d(ba’din) ve men yetevellehum minkum fe innehu minhum innallâhe lâ yehdîl kavmez zâlimîn(zâlimîne).
Mâide / 51 - (Diyanet İşleri)
Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğruya iletmez.
Mâide / 51 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Ey inananlar, Yahûdilerle Nasrânîleri dost edinmeyin. Onlar, birbirlerinin dostudur ve sizden kim onları dost edinirse şüphe yok ki o da, onlardandır. Şüphe yok ki Allah, zâlim olan kavmi doğru yola sevk etmez.
Mâide / 51 - (Abdullah Parlıyan)
Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar yalnızca birbirlerinin dostlarıdırlar. Ve hanginiz onları dost edinirse, kesinlikle onlardan olur. Allah yaratılış sebebine aykırı davranan toplumlara doğru yolu göstermez.
Mâide / 51 - (Adem Uğur)
Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar). İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez.
Mâide / 51 - (Ahmed Hulusi)
Ey iman edenler. . . Yahudileri ve Hristiyanları hâmi - dostlar edinmeyin. . . Onlar birbirlerinin dostu - hâmisidirler. . . Sizden kim onları hâmi - dost edinirse, muhakkak ki o da, onlardandır. . . Muhakkak ki Allâh zâlimler topluluğuna hidâyet etmez (nefsine zulmedenlere hakikati yaşatmaz)!
Mâide / 51 - (Ahmet Tekin)
Ey iman nimetine kavuşanlar, yahudileri ve hristiyanları, kamu görevlerini icraya yetkili kılmayın. Candan dost, müttefik, veli edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostu, müttefikidirler, birbirlerinin tarafını tutarlar. Sizden kim onların hâkimiyetini kabul eder, dost edinirse, o onlardandır. Allah, düşmanlarını dost edinen, başlarına otorite yapan zâlim bir kavmi doğru yola sevketme lütfunda bulunmayacak.
Mâide / 51 - (Ahmet Varol)
Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse o onlardandır. Allah zalimler topluluğunu doğru yola eriştirmez.
Mâide / 51 - (Ali Bulaç)
Ey iman edenler, yahudi ve hristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez.
Mâide / 51 - (Ali Fikri Yavuz)
Ey imân edenler! Yahudî’lerle Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar, birbirlerinin dostlarıdır. İçinizden kim onları dost ve yardımcı edinirse, o da onlardandır. Allah, düşmana dostluk etmekle nefislerine zulmedenleri hak yoluna eriştirmez.
Mâide / 51 - (Ali Ünal)
Ey iman edenler! (Müslümanlara düşmanlık içindeki o) Yahudileri ve Hıristiyanları (hele bir de Müslümanlara rağmen) dostlar, müttefik ve işlerinizi kendilerine havale edeceğiniz vekil ve merci edinmeyin. Onlardan ancak kimisi kimisine dost, yardımcı ve vekildir. İçinizden kim onlarla hakikî dost ve sırdaş olup işlerini onlara bırakırsa, hiç şüphesiz böylesi neticede onlara benzer, onlardan olur (ve Âhiret’te de onlarla birlikte haşrolur). Allah, (itikad ve ahkâmda yanlışa yuvarlanmakla en büyük zulmü işleyen) zalimler topluluğunu doğruya (ve bilhassa Âhiret’te kurtuluşa) iletmez.
Mâide / 51 - (Bayraktar Bayraklı)
Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyiniz. Çünkü onlar sadece birbirlerinin dostudurlar. İçinizden kim onları vekil edinirse onlardandır. Şüphesiz Allah, zâlimler topluluğuna doğru yolu göstermez.[98]
Mâide / 51 - (Bekir Sadak)
Ey Inananlar! Yahudileri ve hiristiyanlari dost olarak benimsemeyin, onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onlara dost olursa o da onlardandir. Allah zulmeden kimseleri dogru yola eristirmez.
Mâide / 51 - (Celal Yıldırım)
Ey imân edenler! Yahudî ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar (gerektiğinde) birbirlerinin dostlarıdır. Sizden kim onları dost edinirse, doğrusu o da onlardandır. Şüphesiz ki Allah zâlim topluluğu doğru yola eriştirmez.
Mâide / 51 - (Cemal Külünkoğlu)
Ey inananlar! Yahudileri ve Hıristiyanları dost (sırdaş) edinmeyin. Zira onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz ki Allah, zalimler topluluğunu (istemedikleri için) doğru yola eriştirmez.
Mâide / 51 - (Diyanet İşleri (eski))
Ey İnananlar! Yahudileri ve hıristiyanları dost olarak benimsemeyin, onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onlara dost olursa o da onlardandır. Allah zulmeden kimseleri doğru yola eriştirmez.
Mâide / 51 - (Diyanet Vakfi)
Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar). İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez.
Mâide / 51 - (Edip Yüksel)
İnananlar, Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudur. Sizden kim onlarla dost olursa onlardan sayılır. ALLAH zalim toplumu doğru yola iletmez.
Mâide / 51 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Ey o bütün iyman edenler! Yehud ile Nesârâyı yar tutmayın, onlar ancak birbirlerinin yaranıdırlar, içinizden her kim onlara yardaklık ederse muhakkak onlardan ma'duddur, Allah ise zulm edenleri doğru yola çıkarmaz
Mâide / 51 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Ey iman edenler, yahudilerle hıristiyanları dost edinmeyin! Onlar, birbirlerinin dostlarıdırlar. İçinizden her kim onlara yardaklık ederse, muhakkak o da onlardandır. Allah ise zulmedenleri doğru yola çıkarmaz.
Mâide / 51 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o onlardan olur. Şüphesiz Allah, zalim kavmi doğru yola iletmez.
Mâide / 51 - (Gültekin Onan)
Ey inananlar, Yahudi ve Hristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirinin dostudur. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Kuşkusuz Tanrı zalimler topluluğuna hidayet vermez.
Mâide / 51 - (Harun Yıldırım)
Ey iman edenler, yahudileri de hristiyanları da veliler edinmeyin. Onların bir kısmı bir kısmının velileridir. Sizden her kim onları veli edinirse muhakkak o da onlardandır. Muhakkak ki Allah zalim bir toplumu hidayete erdirmez.
Mâide / 51 - (Hasan Basri Çantay)
Ey îman edenler, Yahudileri de, Nasrânîleri de kendinize yâr (ve üstünüze haakim) edinmeyin. Onlar (ancak) birbirinin yaranıdırlar içinizden kim onları dost (ve haakim) edinirse o da onlardandır. Şübhesiz Allah o zaalimler güruhuna muvaffakıyyet vermez.
Mâide / 51 - (Hayrat Neşriyat)
Ey îmân edenler! Yahudileri ve hristiyanları dostlar edinmeyin! Onlar birbirinin yârânıdırlar. Buna rağmen içinizden kim onları dost edinirse, artık şübhesiz o, onlardandır. Muhakkak ki Allah, zâlimler topluluğunu (inkârlarındaki ısrarları sebebiyle) hidâyeteerdirmez.
Mâide / 51 - (İbni Kesir)
Ey iman edenler, yahudi ve hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden her kim ki, onları dost edinirse; o da, onlardandır. Şüphesiz ki Allah, zalimler güruhunu hidayete erdirmez.
Mâide / 51 - (Kadri Çelik)
Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları veliler edinmeyin; onlar birbirlerinin velisidirler. Sizden kim onları veli edinirse o da onlardandır. Allah zulmeden kimseleri doğru yola eriştirmez.
Mâide / 51 - (Muhammed Esed)
Siz ey imana ermiş olanlar! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin: Onlar yalnızca birbirlerinin dostlarıdır. Ve hanginiz onları dost edinirse kesinlikle onlardan olur: Bilin ki Allah böyle zalimlere doğru yolu göstermez!
Mâide / 51 - (Mustafa İslamoğlu)
Siz ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları müttefik edinmeyin! Onlar birbirlerinin müttefikidir. Sizden her kim onları müttefik edinirse, o onlardan olur. Şüphesiz Allah zulme gömülmüş bir topluma rehberliğini bahşetmez.
Mâide / 51 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ey imân edenler! Yehûd ile Nasâra'yı dost tutmayınız. Onların bazıları bazılarının dostudur. Ve sizden her kim onları dost edinirse muhakkak o da onlardandır. Şüphe yok ki Allah Teâlâ o zalimler olan kavme hidâyet etmez.
Mâide / 51 - (Ömer Öngüt)
Ey iman edenler! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, o onlardandır. Şüphesiz ki Allah zâlimler gürûhunu hidayete erdirmez.
Mâide / 51 - (Şaban Piriş)
- Ey İman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları veli / dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin velileridir. Sizden kim onları veli kabul ederse o da onlardandır. Allah, zalim topluma hidayet vermez.
Mâide / 51 - (Sadık Türkmen)
Ey inananlar! Yahudiyim diyenler ve Hristiyanım diyenleri veliler (yöneticiler) edinmeyin. Onlar birbirlerinin velileridirler/yöneticileridir. Sizden kim onları yönetici/veli edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah zalimler topluluğunu doğruya iletmez.
Mâide / 51 - (Seyyid Kutub)
Ey müminler yahudileri ve hristiyanları dost edinmeyiniz. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse o onlardan olur. Hiç kuşkusuz Allah, zalimleri doğru yola iletmez.
Mâide / 51 - (Suat Yıldırım)
Ey iman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları velî edinmeyin. Onlar ancak birbirlerinin velisidirler. Sizden kim onları velî edinirse o da onlardandır. Allah böylesi zalimleri doğru yola iletmez.
Mâide / 51 - (Süleyman Ateş)
Ey inananlar, yahûdileri ve hıristiyanları veliler edinmeyin! Onlar, birbirlerinin velileridir. Sizden kim onları kendine veli yaparsa, o onlardandır. Şüphesiz Allâh, zâlim toplumu doğru yola iletmez.
Mâide / 51 - (Tefhim-ul Kuran)
Ey iman edenler, Yahudi ve Hıristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez.
Mâide / 51 - (Ümit Şimşek)
Ey iman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları veli edinmeyin. Onlar birbirinin velisidir. Sizden onları veli edinen, onlardan olur. Allah ise zalimler güruhuna yol göstermez.
Mâide / 51 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları gönül dostları edinmeyin. Onlar birbirlerinin gönül dostlarıdır. Sizden kim onları gönül dostu edinirse o, onlardandır. Allah, zalimler toplumunu doğruya ve güzele kılavuzlamaz.
Mâide / 51 - (İskender Ali Mihr)
Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı dileyenler), Yahudi ve Hristiyanları dostlar edinmeyin! Onlar birbirinin dostlarıdır. Ve sizden kim onlara dönerse (onları dost edinirse) artık o, mutlaka onlardandır. Muhakkak ki Allah, zalimler kavmini hidayete erdirmez.
Mâide / 51 - (İlyas Yorulmaz)
Ey İman edenler! Yahudilerin ve Hıristiyanların korumaları altına girmeyin. Onlar birbirlerinin koruyucularıdırlar. Sizden kim onların koruması altına girmek isterse, oda onlardan olur. Elbette ki Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.
فَتَرَى الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ يُسَارِعُونَ فِيهِمْ يَقُولُونَ نَخْشَى أَن تُصِيبَنَا دَآئِرَةٌ فَعَسَى اللّهُ أَن يَأْتِيَ بِالْفَتْحِ أَوْ أَمْرٍ مِّنْ عِندِهِ فَيُصْبِحُواْ عَلَى مَا أَسَرُّواْ فِي أَنْفُسِهِمْ نَادِمِينَ
Okunuşu: Fe terâllezîne fî kulûbihim maradun yusâriûne fîhim yekûlûne nahşâ en tusîbenâ dâireh(dâiretun) fe asâllâhu en ye’tiye bil fethi ev emrin min indihî fe yusbihû alâ mâ eserrû fî enfusihim nâdimîn(nâdimîne).
Mâide / 52 - (Diyanet İşleri)
İşte kalplerinde bir hastalık (nifak) bulunanların, “Başımıza bir felaketin gelmesinden korkuyoruz” diyerek onların arasında koşup durduklarını görürsün. Ama Allah, yakın bir fetih veya katından bir emir getirir ve onlar içlerinde gizledikleri şeye (nifaka) pişman olurlar.
Mâide / 52 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Yüreklerinde bir hastalık olanları ve bir felâkete uğramamızdan korkuyoruz, diyerek onların içine katılan, onlara koşanları görürsün. Fakat belki de Allah bir fetih verir, yahut kendi katından bir iş çıkarır meydana da onlar, içlerinde gizledikleri şeyden dolayı nâdim oluverirler.
Mâide / 52 - (Abdullah Parlıyan)
Kalplerinde inkâr hastalığı bulunan münafıkların, Yahudi ve Hıristiyanlara yardım etmekte yarıştıklarını ve başımıza bir felaket gelmesinden korkuyoruz diyerek onlar tarafını tuttuklarını görürsün. Ama Allah mü'minler için büyük bir başarı takdir ettiğinde veya kendi katından münafıklar için bir işi gerçekleştirdiğinde, o iki yüzlüler kendi içlerinde gizledikleri düşüncelerden dolayı vicdan azabı duymaya başlarlar.
Mâide / 52 - (Adem Uğur)
Kalblerinde hastalık bulunanların: "Başımıza bir felâketin gelmesinden korkuyoruz" diyerek onların arasına koşuştuklarını görürsün. Umulur ki Allah bir fetih, yahut katından bir emir getirecek de onlar, içlerinde gizledikleri şeyden dolayı pişman olacaklardır.
Mâide / 52 - (Ahmed Hulusi)
Sağlıklı düşünemeyenlerin (münafıkların), "Olayların akışının bizim aleyhimize dönmesinden korkuyoruz" diyerek, onların (Yahudi ve Nasaranın) arasına süratle daldıklarını görürsün. . . Umulur ki Allâh, açıklık veya (HÛ) indînden bir hüküm getirir de, (onlar) içlerinde sakladıklarından (nifaktan) pişmanlık duyarlar.
Mâide / 52 - (Ahmet Tekin)
Kalpleri kararmış, akıllarından zoru olanların, hasta ruhluların:'Başımıza bir felâket gelmesinden korkuyoruz' diyerek, Yahudilerin arasında koşuşturduklarını görürsün. Umulur ki, Allah bir fetih veya kendi katındaki planlardan birini gerçekleştirir de, onlar, içlerinde gizledikleri nifaktan dolayı pişman olurlar.
Mâide / 52 - (Ahmet Varol)
Kalplerinde hastalık (nifak) olanların 'başımıza bir felaket gelmesinden korkuyoruz' diyerek onların aralarına koşuştuklarını görürsün. Ancak olur ki Allah fetih nasib eder yahut kendi katından bir emir gönderir de onlar kalplerinde gizlediklerine pişman olurlar.
Mâide / 52 - (Ali Bulaç)
İşte kalplerinde hastalık olanları: "Zamanın, felaketleriyle aleyhimize dönüp bize çarpmasından korkuyoruz" diyerek aralarında çabalar yürüttüklerini görürsün. Umulur ki Allah, bir fetih veya katından bir emir getirecek de, onlar, nefislerinde gizli tuttuklarından dolayı pişman olacaklardır.
Mâide / 52 - (Ali Fikri Yavuz)
Onun için kablerinde nifak hastalığı olanları görürsün ki, kâfirlerle dostluk yapmak hususunda yarışırlar. Korkarız bir zaman inkılâbı ile İslâm mağlûp olur, derler. Fakat yakındır ki, Allah, müslümanlara zaferi veya kendi katından bir emri (münafıkların açığa vurulması emrini) getirir de nefislerinde gizlediklerine pişman olurlar.
Mâide / 52 - (Ali Ünal)
Fakat sen (ey Rasûlüm), kalblerinin tam merkezinde hastalık bulunanların “Ne olur ne olmaz, korkarız ki zaman aleyhimize dönüverir de başımıza bir musibet gelir!” diyerek, o zalimlerin dostluklarını kazanmak için âdeta yarış yaptıklarını görürsün. Ne malûm, belki de Allah yakında mü’minlere bir zafer veya başka şekilde ferahlık ihsan eder, ya da o münafıklara veya dost edindikleri zalimlere doğrudan Kendi katından bir musibet verir de o zaman, içlerinde gizledikleri nifakları yüzünden “Eyvah, biz ne yaptık!” diye hayıflanırlar.
Mâide / 52 - (Bayraktar Bayraklı)
Kalplerinde hastalık bulunanların, “Bir felâket gelmesinden korkuyoruz” diyerek, onların arasına koştuklarını görürsün. Belki Allah, fetih ya da kendi katından bir iş getirir de onlar, içlerinde gizlediklerine pişman olurlar.
Mâide / 52 - (Bekir Sadak)
Kalblerinde hastalik olanlarin, «Bize bir felaket gelmesinden korkuyoruz» diyerek onlara kostugunu gorursun. Olur ki Allah bir zafer verir veya katindan bir emir getirir de kalblerinde gizlediklerine icleri yananlara donerler.
Mâide / 52 - (Celal Yıldırım)
Kalblerinde hastalık bulunanları, onlara doğru (dostluk kucağını açarak) koşuştuklarını görürsün ve: «Bize, (devrin dönmesiyle) bir felâketin dokunmasından korkarız» derler. Umulur ki Allah fetih veya kendi katından bir emirle gelir de (o kimseler) içlerinde gizleyip durduklarına pişman olarak sabahlarlar.
Mâide / 52 - (Cemal Külünkoğlu)
Kalplerinde (şüphe ve korku gibi) hastalık bulunanların: “Başımıza bir bela gelmesinden korkuyoruz” diyerek onların (inkârcıların) arasında dolanıp durduklarını göreceksin. Ancak Allah, (kendisine güvenen mü'minlere) zafer ihsan edecek ya da kendi tarafından (peygamberi vasıtasıyla münafıkların maskelerini düşürme gibi) bir başka durum ortaya çıkaracaktır. O zaman onlar içlerinde gizledikleri (şüphe ve korku) yüzünden pişman olacaklardır.
Mâide / 52 - (Diyanet İşleri (eski))
Kalblerinde hastalık olanların, 'Bize bir felaket gelmesinden korkuyoruz' diyerek onlara koştuğunu görürsün. Olur ki Allah bir zafer verir veya katından bir emir getirir de kalblerinde gizlediklerine içleri yananlara dönerler.
Mâide / 52 - (Diyanet Vakfi)
Kalblerinde hastalık bulunanların: «Başımıza bir felâketin gelmesinden korkuyoruz» diyerek onların arasına koşuştuklarını görürsün. Umulur ki Allah bir fetih, yahut katından bir emir getirecek de onlar, içlerinde gizledikleri şeyden dolayı pişman olacaklardır.
Mâide / 52 - (Edip Yüksel)
Kalplerinde hastalık bulunanların, 'Başımıza bir bela gelmesinden korkuyoruz,' diyerek onların arasında dolanıp durduklarını göreceksin. Olur ki ALLAH , zaferi veya kendi tarafından bir emri getirir de, içlerinde gizledikleri düşüncelerinden dolayı pişman olurlar.
Mâide / 52 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Onun için yüreklerinde nifak ılleti olanları görürsün ki onların içine koşar dururlar ne yapalım tersine bir devrin başımıza dönmesinden korkuyoruz derler, me'mul ki Allah yakında o fethi veya nezdi İlâhîsinden bir emir ihsan ediverir de nefislerinde gizlediklerine pişman olurlar
Mâide / 52 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Onun için yüreklerinde münafıklık derdi olanların: «Ne yapalım, başımıza tersine bir devrin gelmesinden korkuyoruz.» diyerek onların içine koşup durduklarını görürsün. Umulur ki, Allah, yakında o zaferi getirir veya katından bir emir buyurur da içlerinde gizlediklerine pişman olurlar.
Mâide / 52 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Kalblerinde hastalık bulunanların: «Bize bir felaket gelmesinden korkuyoruz» diyerek, onların arasına koşuştuklarını görürsün. Umulur ki Allah, bir fetih ihsan eder veya katından bir emir (iş) getirir de içlerinde gizlediklerine pişman olurlar.
Mâide / 52 - (Gültekin Onan)
Kalplerinde hastalık olanların "zamanın, felaketleriyle aleyhimize dönüp bize / bizi çarpmasından korkuyoruz" diyerek aralarında çaba harcadıklarını / çabalar yürüttüklerini görürsün. Umulur ki Tanrı, bir fetih veya katından bir buyruk getirecek de, onlar nefslerinde gizli tuttuklarından dolayı pişman olacaklardır.
Mâide / 52 - (Harun Yıldırım)
Kalplerinde bir hastalık bulunanların: “Durumunuzu çevirecek şeylerin bize gelmesinden korkuyoruz.” diyerek içlerinde koşuştuklarını görürsün. Umulur ki Allah bir fetih veya katından bir emir getirir de onlar içlerinde gizlediklerine dair pişman olurlar.
Mâide / 52 - (Hasan Basri Çantay)
İşte kalblerinde bir (nifak) maraz (ı) bulunan kimselerin «Felâketin bize (dönüb) çarpmasından korkuyoruz» diyerek aralarında koşuşduklarını görüyorsun. Belki Allah feth (-ü zafer) veya kendi katından bir emir getirecek de onlar, yüreklerinde gizledikleri şey'e karşı peşiman kimseler olacaklardır.
Mâide / 52 - (Hayrat Neşriyat)
Şimdi kalblerinde bir hastalık (bir nifak) bulunanların: 'Bize bir belâ gelmesinden korkuyoruz!' diyerek, (kâfirleri dost edinmek için) onların arasında koşuştuklarını görürsün. Fakat, umulur ki Allah, (peygamberine) zafer veya (münâfıklar hakkında)katından bir emir getirir de (onlar) içlerinde gizlediklerine pişmân olan kimseler olurlar.
Mâide / 52 - (İbni Kesir)
Kalblerinde hastalık olanların; bize bir felaket gelmesinden korkuyoruz, diyerek onlara koşuştuklarını görürsün. Olur ki, Allah, fetih verir veya katından bir emir getirir de onlar, içlerinde gizlediklerinden dolayı pişman olurlar.
Mâide / 52 - (Kadri Çelik)
Kalplerinde hastalık olanların, “Bize bir felaket (yenilgi) gelmesinden korkuyoruz” diyerek (veli edinmek için) onlara (Yahudi ve Hıristiyanlara) doğru koşuştuğunu görürsün. Oysa umulur ki Allah, bir fetih ya da katından bir emir getirir de böylece onlar, nefislerinde gizli tuttuklarından dolayı pişman olurlar.
Mâide / 52 - (Muhammed Esed)
Ve kalplerinde hastalık olanların, (kendi kendilerine) "Şansımızın kötü gitmesinden korkuyoruz!" diyerek onların işine yarayan bir tavır sergilemekte yarıştıklarını görebilirsin. Ama Allah, (müminler için) büyük bir başarı takdir ettiğinde yahut kendi planının (başka) bir tezahürünü gerçekleştirdiğinde o (kararsız)lar, kendi içlerinde gizlice barındırdıkları düşüncelerden dolayı vicdan azabı duymaya başlarlar.
Mâide / 52 - (Mustafa İslamoğlu)
Kalplerinde hastalık bulunanların, "İşlerin ters gidip başımıza bir şey gelmesinden korkarız" diyerek, ötekilerin işine yarayacak bir tavır sergilemekte yarıştıklarını görürsün. Belki Allah bir zafer verir ya da O'nun katından bir talimat gelir de, içlerinde sakladıkları düşüncelerden dolayı vicdan azabı çekmeye başlarlar.
Mâide / 52 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
İmdi kalblerinde bir maraz olan kimseleri görürsün ki, onların içinde koşar dururlar, «Bize bir felaket isabet etmesinden korkarız,» derler. Artık umulur ki, Allah Teâlâ bir feth veya nezd-i ilâhiyesinden bir emir vücuda getirir de, onlar kendi nefislerinde gizledikleri şeyden dolayı pişman olurlar.
Mâide / 52 - (Ömer Öngüt)
Kalplerinde hastalık bulunanların: “(Devir onların lehine döner de) bize bir musibet erişir diye korkuyoruz. ” diyerek onların arasına koşuştuklarını görürsün. Umulur ki Allah bir fetih ya da kendi katından bir emir getirir de böylece onlar içlerinde gizledikleri şeyden (nifaktan) dolayı pişman olurlar.
Mâide / 52 - (Şaban Piriş)
Kalplerinde hastalık olanların: -Bize bir felaket gelmesinden korkuyoruz, diyerek onlara koşuştuklarını görürsün. Umulur ki Allah bir fetih verir veya katından bir emir getirir de içlerinde gizlediklerine pişman olurlar.
Mâide / 52 - (Sadık Türkmen)
Işte kalplerinde bir hastalık (nifak) bulunanların; “Başımıza bir felâketin gelmesinden korkuyoruz” diyerek onların arasında koşup durduklarını görüyorsun. Ama Allah yakın bir fetih veya katından bir emir getirir ve onlar içlerinde gizledikleri şeye (nifaka) pişman olurlar.
Mâide / 52 - (Seyyid Kutub)
Kalpleri hasta olanların «Başımıza bela gelir diye korkuyoruz» diyerek onlara koştuklarını görürsün. Olur ki Allah yakında size fetih nasib eder ya da kendi tarafından süpriz bir gelişme gösterir de o zaman bu kimseler kalplerinde gizli tuttukları duygulardan pişman olurlar.
Mâide / 52 - (Suat Yıldırım)
Kalbinde nifak hastalığı olanların, içlerinden: "Ne olur ne olmaz, başımıza bir felâket gelebilir, şimdiki durumumuz değişebilir, onun için biz tedbirimizi alalım." diyerek, kâfirlerle dost olmak için onların yanına girip çıktıklarını görürsün. Umulur ki Allah yakında bir zafer ihsan eder veya Kendi tarafından peygamberi vasıtasıyla münafıkların maskelerini düşürme gibi bir başka durum ortaya çıkar da, Onlar içlerinde gizledikleri bu nifaktan dolayı pişman olurlar.
Mâide / 52 - (Süleyman Ateş)
Kalblerinde hastalık bulunanların: "Bize bir felâket gelmesinden korkuyoruz!" diyerek onların arasına koştuklarını görürsün. Belki Allâh fetih ya da kendi katından bir iş getirir de onlar, içlerinde gizlediklerine pişman olurlar.
Mâide / 52 - (Tefhim-ul Kuran)
İşte kalplerinde hastalık olanların: «Zamanın, felâketleriyle aleyhimize dönüp bize çarpmasından korkuyoruz» diyerek aralarında çabalar yürüttüklerini görürsün. Umulur ki Allah, bir fetih ya da katından bir emir getirecek de, onlar, nefislerinde gizli tuttuklarından dolayı pişman olacaklardır.
Mâide / 52 - (Ümit Şimşek)
Kalplerinde hastalık bulunanların, 'Başımıza bir felâket gelmesinden korkuyoruz' diyerek onların arasına koşuştuklarını görürsün. Fakat bakarsın, Allah size bir fetih nasip eder veya kendi katından bir iş ortaya çıkarır da onlar gönüllerinde sakladıkları şey için pişman oluverirler.
Mâide / 52 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Kalplerinde hastalık olanların, "Başımıza bir felaket gelmesinden korkuyoruz." diyerek onların içine daldıklarını görürsün. Olabilir ki Allah, bir fetih yahut katından bir buyruk getirir de bunu yapanlar, benliklerinde sakladıkları şeye pişmanlık duyar hale gelirler.
Mâide / 52 - (İskender Ali Mihr)
Böylece, kalplerinde maraz (hastalık) bulunanların (yahudi ve hristiyanları dost edinip), “olaylar (tersine) dönerse, bize bir musibet isabet etmesinden korkuyoruz.” diyerek onların aralarında koşuştuklarını görürsün. Oysa ki Allah’ın katından bir fetih veya bir emir getirmesi umulur ki, böylece onlar da kendi içlerinde gizledikleri şeye pişman olurlar.
Mâide / 52 - (İlyas Yorulmaz)
Kalplerinde hastalık olanların, onlarla işbirliği içine girmek için koşuştuklarını görürsün ve bu koşuşturmaya mazeret olarak da “Başımıza şanssız bir işin gelmesinden korkuyoruz” derler. Allah’ın onların başına, yurtlarını kaybetmeleri veya katından bir azap vermesi umulur. Sonra, kalplerinde gizledikleri kötü düşüncelerden dolayı da, pişman olurlar.
وَيَقُولُ الَّذِينَ آمَنُواْ أَهَؤُلاء الَّذِينَ أَقْسَمُواْ بِاللّهِ جَهْدَ أَيْمَانِهِمْ إِنَّهُمْ لَمَعَكُمْ حَبِطَتْ أَعْمَالُهُمْ فَأَصْبَحُواْ خَاسِرِينَ
Okunuşu: Ve yekûlullezîne âmenû e hâulâillezîne aksemû billâhi cehde eymânihim innehum le meakum, habitat a’mâluhum fe asbahû hâsirîn(hâsirîne).
Mâide / 53 - (Diyanet İşleri)
(O zaman) iman edenler derler ki: “Sizinle beraber olduklarına dair var güçleriyle Allah’a yemin edenler şunlar mı?” Bunların çabaları boşa çıkmıştır. Böylece ziyan edenler olmuşlardır.
Mâide / 53 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
İnananlar da derler ki, sizinle beraber olduklarına dair bütün kuvvetleriyle yemin edenler bunlar mı? İşte yaptıkları boşa çıktı, ziyankâr oluverdiler.
Mâide / 53 - (Abdullah Parlıyan)
O zaman iman edenler münafıklar için: “Bunlar mıdır olanca yeminleriyle Allah'a yemin edip, sizinle beraber olduklarını iddia edenler?” derler. Onların bütün yaptıkları boşa gitmiş ve kaybedenlerden olmuşlardır.
Mâide / 53 - (Adem Uğur)
(O zaman) iman edenler: "Bunlar mıdır sizinle beraber olduklarına bütün güçleriyle yemin edenler?" diyeceklerdir. Onların bütün yaptıkları boşa gitmiştir de kaybedenlerden olmuşlardır.
Mâide / 53 - (Ahmed Hulusi)
İman edenler derler ki: "Sizinle beraber olduklarına, bütün güçleriyle Allâh adına yemin edenler bunlar mı?" Yaptıkları boşa gitmiştir; hüsrana uğrayanlar olmuşlardır.
Mâide / 53 - (Ahmet Tekin)
İman edenler yahudilere:'Sizinle beraber olduklarına bütün güçleriyle yemin edenler, şu kalpleri kararmış, akıllarından zorları olan hasta ruhlular mı?' derler. Onların bütün amelleri boşa gitmiştir. Dünyada rezil olarak, âhirette büyük bir azaba dûçar olarak hüsrana uğramışlardır.
Mâide / 53 - (Ahmet Varol)
İman edenler: 'Sizinle birlikte oldukları konusunda bütün güçleriyle Allah'a yemin edenler bunlar mıdır?' derler. Onların yaptıkları boşa gitmiş ve zarara uğrayanlardan olmuşlardır.
Mâide / 53 - (Ali Bulaç)
İman edenler: "Olanca yeminleriyle elbette sizlerle birlik olduklarına ilişkin Allah'a yemin edenler bunlar mıdır? Onların bütün yapıp ettikleri boşa çıkmıştır, böylece hüsrana uğrayanlar olmuşlardır." derler.
Mâide / 53 - (Ali Fikri Yavuz)
Münafıkların hali açığa çıkınca müminler birbirlerine şöyle diyeceklerdir: “- Sizinle beraber olduklarına, kuvvetli yeminleriyle, Allah’a yemin edenler şunlar mı? onların bütün yapatıkları boşa çıktı da âhirette hüsran (perişanlık) içinde kaldılar.”
Mâide / 53 - (Ali Ünal)
İman etmiş bulunanlar ise, o zaman hayretle şöyle söylenirler: “Şunlar değil miydi var güçleriyle Allah üzerine yemin edip, siz mü’minlerle beraber olduklarını söyleyenler?” Ama işte netice: bütün yaptıkları boşa gitti de, büsbütün kayıp içinde kalakaldılar.
Mâide / 53 - (Bayraktar Bayraklı)
O zaman iman edenler, “Bunlar mıdır sizinle beraber olduklarına bütün güçleriyle yemin edenler?” diyeceklerdir. Onların bütün yaptıkları boşa gitmiştir de kaybedenlerden olmuşlardır.
Mâide / 53 - (Bekir Sadak)
Inananlar, «Sizinle beraber olduklarina butun gucleriyle Allah'a yemin edenler bunlar midir?» derler. Onlarin amelleri bosa gitmis ve kaybeden kimseler olmuslardir.
Mâide / 53 - (Celal Yıldırım)
İmân edenler de, «Bunlar mıdır olanca yeminleriyle Allah'a yemin edip sizinle beraber olduklarını İddia edenler ?» derler. Amelleri boşa gitti de zarara uğrayanlar olarak sabahladılar.
Mâide / 53 - (Cemal Külünkoğlu)
(Münafıkların foyası açığa çıkınca) inananlar birbirlerine (şöyle diyecekler:) “Sizinle beraber olduklarına bütün güçleriyle Allah'a yemin edenler bunlar mıdır?” Onların bütün yaptıkları boşa gitti ve böylece onlar, hüsrana uğrayan kimseler oldular.
Mâide / 53 - (Diyanet İşleri (eski))
İnananlar, 'Sizinle beraber olduklarına bütün güçleriyle Allah'a yemin edenler bunlar mıdır?' derler. Onların amelleri boşa gitmiş ve kaybeden kimseler olmuşlardır.
Mâide / 53 - (Diyanet Vakfi)
(O zaman) iman edenler: «Bunlar mıdır sizinle beraber olduklarına bütün güçleriyle yemin edenler?» diyeceklerdir. Onların bütün yaptıkları boşa gitmiştir de kaybedenlerden olmuşlardır.
Mâide / 53 - (Edip Yüksel)
O zaman inananlar, 'Sizinle beraber olduklarına bütün güçleriyle ALLAH adına yemin edenler bunlar mı,' diyecek. Çabaları boşa çıkmış ve zarar etmişlerdir.
Mâide / 53 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Mü'minler de hâ, derler: Şunlar mı o, sizinle beraber olduklarına olanca yeminleriyle Allaha yemin edenler?, bütün çabaladıkları boşuna gitti de husran içinde kaldılar
Mâide / 53 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
İman edenler yahudilere:'Sizinle beraber olduklarına bütün güçleriyle yemin edenler, şu kalpleri kararmış, akıllarından zorları olan hasta ruhlular mı?' derler. Onların bütün amelleri boşa gitmiştir. Dünyada rezil olarak, âhirette büyük bir azaba dûçar olarak hüsrana uğramışlardır.
Mâide / 53 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
İman edenler: 'Sizinle birlikte oldukları konusunda bütün güçleriyle Allah'a yemin edenler bunlar mıdır?' derler. Onların yaptıkları boşa gitmiş ve zarara uğrayanlardan olmuşlardır.
Mâide / 53 - (Gültekin Onan)
İnananlar dedi ki: "Olanca yeminleriyle elbette sizlerle birlik olduklarına ilişkin Tanrı'ya yemin edenler bunlar mıdır? Onların bütün yapıp ettikleri boşa çıkmıştır, böylece hüsrana uğrayanlar olmuşlardır."
Mâide / 53 - (Harun Yıldırım)
İman edenler diyecekler ki: “Sizinle kesinlikle beraber olduklarına dair büyük bir gayretle Allah’a yemin edenler bunlar mı?” Onların amelleri boşa gitti ve hüsrana uğrayanlardan oldular.
Mâide / 53 - (Hasan Basri Çantay)
İman etmiş bulunanlar ise, o zaman hayretle şöyle söylenirler: “Şunlar değil miydi var güçleriyle Allah üzerine yemin edip, siz mü’minlerle beraber olduklarını söyleyenler?” Ama işte netice: bütün yaptıkları boşa gitti de, büsbütün kayıp içinde kalakaldılar.
Mâide / 53 - (Hayrat Neşriyat)
O zaman iman edenler, “Bunlar mıdır sizinle beraber olduklarına bütün güçleriyle yemin edenler?” diyeceklerdir. Onların bütün yaptıkları boşa gitmiştir de kaybedenlerden olmuşlardır.
Mâide / 53 - (İbni Kesir)
Aman edenler derler ki: Sizinle beraber olduklarına bütün güçleriyle Allah'a yemin edenler bunlar mıdır? Amelleri boşa gitmiş ve hüsrana uğrayanlardan olmuşlardır.
Mâide / 53 - (Kadri Çelik)
İman edenler, (kalbinde hastalık olanlara), “Hani sizinle beraber olduklarına bütün güçleriyle Allah'a yemin eden (Yahudi ve Hıristiyan) kimseler bunlar mıydı?” derler. Onların bütün yapıp ettikleri boşa çıkmıştır, böylece hüsrana uğrayanlar olmuşlardır.
Mâide / 53 - (Muhammed Esed)
Oysa imana erenler, (birbirlerine), "Sizinle birlikte olacaklarına dair kararlı şekilde Allaha yemin edenler bu kişiler midir? Onların bütün yaptıkları boşa gitmiştir, çünkü onlar ziyandadır!" derler.
Mâide / 53 - (Mustafa İslamoğlu)
İman edenler de (birbirlerine) derler ki: "Var güçleriyle, sizinle beraber olacaklarına dair yemin edenler bunlar mı? Onların bütün çabaları boşa gitmiştir; sonuçta kaybeden onlar olmuştur."
Mâide / 53 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
İmân edenler de diyeceklerdir ki, «Sizinle beraber olduklarına dair galiz yeminler ile Allah Teâlâ'ya kasem eden kimseler şunlar mıdır?» Onların ise amelleri bâtıl olmuş, ziyana uğramış kimseler olmuşlardır.
Mâide / 53 - (Ömer Öngüt)
İman edenler: “Sizinle beraber olduklarına dâir bütün güçleriyle Allah'a yemin edenler bunlar mıdır?” derler. Onların bütün yaptıkları boşa gitmiştir ve hüsrana uğramışlardır.
Mâide / 53 - (Şaban Piriş)
Müminler: -Sizinle beraber olduklarına var güçleriyle Allah’a yemin edenler bunlar mıdır? derler, onların çalışmaları boşa gitmiş ve kaybedenler olmuşlardır.
Mâide / 53 - (Sadık Türkmen)
(o zaman) iman edenler, derler ki: “Sizinle beraber olduklarına dair, var güçleriyle Allah’a yemin edenler şunlar mı?” Bunların çabaları boşa çıkmıştır. Böylece ziyan edenler olmuşlardır.
Mâide / 53 - (Seyyid Kutub)
O zaman müminler onlara «Bütün güçleri ile sizin yanınızda olacaklarına Allah adına yemin edenler bunlar mı?» derler. Onların bütün çabaları boşa gitmiş ve hüsrana uğrayanlardan olmuşlardır.
Mâide / 53 - (Suat Yıldırım)
Onların içyüzlerini ancak o zaman keşfeden müminler de birbirlerine:"Hayret doğrusu! Onlar değil miydi, siz müminlerle beraber olduklarına dair var güçleriyle yemin edip duranlar?" Ama sonunda ne oldu? Gösteriş için yaptıkları bütün işleri boşa gitti, dünyada da, âhirette de ziyan edenlerden oldular.
Mâide / 53 - (Süleyman Ateş)
(O zaman) inananlar, "Bunlar mı o, bütün güçleriyle sizinle beraber olduklarına yemin edenler?" derler. Bütün çabaları boşa çıkmış, kaybedenlerden olmuşlardır.
Mâide / 53 - (Tefhim-ul Kuran)
İman edenler de: «Olanca yeminleriyle elbette sizlerle birlik olduklarına ilişkin Allah'a yemin edenler bunlar mıdır? Onların bütün yapıp ettikleri boşa çıkmıştır, böylece hüsrana uğrayanlar olmuşlardır.» derler.
Mâide / 53 - (Ümit Şimşek)
O zaman mü'minler de 'Şunlar değil miydi bizimle beraber olduklarına dair var güçleriyle yemin edenler?' derler. Onların bütün işledikleri boşa çıkmış, böylece hüsrana düşmüşlerdir.
Mâide / 53 - (Yaşar Nuri Öztürk)
İman edenler derler ki: "Şunlar mıdır o tüm güçleriyle sizinle beraber olduklarına yemin edenler?" Bütün amelleri boşa çıkmıştır da hüsrana uğrayanlardan oluvermişlerdir.
Mâide / 53 - (İskender Ali Mihr)
Ve âmenû olanlar (Allâh’a teslim olmayı, ulaşmayı dileyenler); “Kendilerinin mutlaka sizinle beraber olduğuna, Allah’a kasem ederek var güçleriyle yemin edenler bunlar mı?” derler. Onların amelleri boşa gitti, böylece hüsrana uğrayan kimseler oldular.
Mâide / 53 - (İlyas Yorulmaz)
Münafıklardan iman edenler “Sizinle beraber olduklarına dair bütün güçleri ile yemin edenler bunlar mı?” derler. Onların yaptıkları boşa gitmiş ve ziyana uğramışlardır.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ مَن يَرْتَدَّ مِنكُمْ عَن دِينِهِ فَسَوْفَ يَأْتِي اللّهُ بِقَوْمٍ يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُ أَذِلَّةٍ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ أَعِزَّةٍ عَلَى الْكَافِرِينَ يُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَلاَ يَخَافُونَ لَوْمَةَ لآئِمٍ ذَلِكَ فَضْلُ اللّهِ يُؤْتِيهِ مَن يَشَاء وَاللّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Okunuşu: Yâ eyyuhâllezîne âmenû men yertedde minkum an dînihî fe sevfe ye’tîllâhu bi kavmin yuhıbbuhum ve yuhıbbûnehû ezilletin alâl mu’minîne eizzetin alâl kâfirîn(kâfirîne), yucâhidûne fî sebîlillâhi ve lâ yehâfûne levmete lâim(lâimin) zâlike fadlullâhi yu’tîhi men yeşâu vallâhu vâsiun alîm(alîmun).
Mâide / 54 - (Diyanet İşleri)
Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, (bilin ki) Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Onlar mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı güçlü ve onurludurlar. Allah yolunda cihad ederler. (Bu yolda) hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. İşte bu, Allah’ın bir lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.
Mâide / 54 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Ey inananlar, içinizden kim çıkar da dininden dönerse Allah onlara bedel öyle bir kavim getirecektir yakında ki o onları sevecek, onlar da, onu sevecek, inananlara karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı yüce olacak o kavim. Allah yolunda savaşacaklar ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmayacaklar. Bu, Allah'ın lütfü ve inâyetidir ki dilediğine verir ve Allah'ın lütfü boldur, o her şeyi bilir.
Mâide / 54 - (Abdullah Parlıyan)
Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse bilsin ki, Allah yakında öyle bir toplum getirir ki, O onları sever, onlar da O'nu severler. O toplum mü'minlere karşı alçak gönüllü, Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenlere karşı, onurlu ve şiddetlidirler. Allah yolunda cihad ederler, hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar. Bu Allah'ın bir lütfudur, onu dilediğine verir. Allah lütfunda sınırsız olup, herşeyi bilendir.
Mâide / 54 - (Adem Uğur)
Ey inananlar, içinizden kim çıkar da dininden dönerse Allah onlara bedel öyle bir kavim getirecektir yakında ki o onları sevecek, onlar da, onu sevecek, inananlara karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı yüce olacak o kavim. Allah yolunda savaşacaklar ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmayacaklar. Bu, Allah'ın lütfü ve inâyetidir ki dilediğine verir ve Allah'ın lütfü boldur, o her şeyi bilir.
Mâide / 54 - (Ahmed Hulusi)
Ey iman edenler. . . Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allâh (onun yerine) öyle bir topluluk getirir ki, (O) onları sever, (onlar da) O'nu severler. . . İman edenlere karşı alçak gönüllü, hakikati inkâr edenlere karşı onurludurlar. (Onlar) hiçbir kınayanın kınamasından korkmaksızın, Allâh uğruna mücahede ederler. . . Bu Allâh'ın fazlıdır ki, onu dilediğine verir. . . Allâh Vasi'dir, Aliym'dir.
Mâide / 54 - (Ahmet Tekin)
Ey iman nimetine kavuşanlar, sizden kimler dininden döner, şerîatından vazgeçer, medeniyetini terkeder, yaratılışına uygun değerlerin yaşandığı hayatî yoldan saparsa Allah onların yerine, sevdiği ve kendisini seven, mü’minlere karşı alçak gönüllü, kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar eden kâfirlere karşı onurlu ve İslâm’ın izzetine sahip, başları dik, kudretli, hükümran bir kavim getirecektir. Onlar, Allah yolunda, İslâm uğrunda, hayatlarını ortaya koyarak, konuşarak, yazarak, hesapsız servet harcayarak cihad ederler. Hiçbir kimsenin kınamasından, dedikodusundan da korkmazlar. Bu azim ve irade, bu kararlılık Allah’ın bir lütfudur. Böyle bir sorumluluğu sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumluluğunun idrakinde olan kimselere verir. Allah’ın rahmeti geniştir. İlmi herşeyi kucaklar.
Mâide / 54 - (Ahmet Varol)
Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allah, kendisinin onları sevdiği onların da kendisini sevdiği, mü'minlere karşı alçakgönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve güçlü, Allah yolunda cihad eden ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmayan bir topluluk getirecektir. Bu Allah'ın bir lütfudur ki, onu dilediğine verir. Allah'ın lütfu ve nimeti geniştir, O bilendir.
Mâide / 54 - (Ali Bulaç)
Ey iman edenler, içinizden kim dininden geri döner (irtidat eder)se, Allah (yerine) kendisinin onları sevdiği, onların da kendisini sevdiği, mü'minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı ise 'güçlü ve onurlu', Allah yolunda cihad eden ve kınayıcının kınamasından korkmayan bir topluluk getirir. Bu, Allah'ın bir fazlıdır, onu dilediğine verir. Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir.
Mâide / 54 - (Ali Fikri Yavuz)
Ey iman edenler! İçinizden kim dininden dönerse, şunu bilsin: Allah onun yerine öyle bir kavim getirecek ki, Allah onları sever; onlar da Allah’ı severler, müminlere karşı yumuşak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve başları yukardadır; Allah yolunda mücadele ederler, dil uzatanın kınamasından korkmazlar. İşte bu, Allah’ın ihsanıdır. Onu dilediği kimseye verir. Allah’ın ihsânı geniştir, her şeyi bilendir.
Mâide / 54 - (Ali Ünal)
Ey iman edenler! İçinizden kim, hangi grup dininden dönerse dönsün, bir gün gelecek ve Allah onların yerine öyle bir topluluk getirecek ki, Allah onları sever, onlar da O’nu severler; mü’minlere karşı boyunları yerde, kâfirler karşısında onurlu ve zorludurlar; Allah yolunda durmaksızın cihad ederler ve bunu yaparken, kendilerine dil uzatan hiçbir kimsenin kınamasından çekinmezler. İşte bu Allah’ın öyle bir lütfudur ki, onu dilediğine verir. Allah, (engin lütuf ve merhametiyle) kullarını sarıp sarmalayandır, (neyi niçin yaptığını) çok iyi bilendir.
Mâide / 54 - (Bayraktar Bayraklı)
Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, bilsin ki Allah yakında öyle bir toplum getirecek ki, Allah onları sever, onlar da Allah'ı sever. Müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı güçlü ve şiddetlidirler. Allah yolunda cihad ederler; hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar. Bu, Allah'ın bir lütfudur, onu dilediğine verir. Allah lütfunda sınırsızdır ve her şeyi bilendir.
Mâide / 54 - (Bekir Sadak)
Ey Inananlar! Aranizda dininden kim donerse bilsin ki, Allah, sevdigi ve onlarin O'nu sevdigi, inananlara karsi alcak gonullu, inkarcilara karsi guclu, Allah yolunda cihad eden, yerenin yermesinden korkmayan bir millet getirir. Bu, Allah'in diledigine verdigi bol nimetidir. Allah her seyi kaplar ve bilir.
Mâide / 54 - (Celal Yıldırım)
Ey imân edenler! Sizden kim dininden dönerse, Allah onun yerine ileride öyle bir millet getirir ki, Allah ' onları sever, onlar da Allah'ı severler ; mü'minlere karşı boyunları bükük ve alçak gönüllüdürler; kâfirlere karşı başlan dik, vakarlı ve güçlüdürler ; Allah yolunda cihâd (kutsal savaş) ederler, kınayıp ayıplayanların ayıplamasından endişe etmezler, işte bu, Allah'ın öyle bir lûtfudur ki dilediğine verir. Allah'ın (lütuf ve İhsanı) geniştir ve (O her şeyi) bilendir.
Mâide / 54 - (Cemal Külünkoğlu)
Ey inananlar! Sizden kim dininden dönerse, Allah (onların yerine) kendisinin onları, onların da kendisini sevdiği, müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı sert ve onurlu bir toplum getirir ki onlar, Allah yolunda gayret gösterirler, (bu uğurda) hiç kimsenin yermesinden ve kınamasından çekinmezler. Bu Allah'ın bağışıdır, onu dilediğine (dileyene) verir. Allah lütfu geniş olandır, O (her şeyi) hakkıyla bilendir.
Mâide / 54 - (Diyanet İşleri (eski))
Ey İnananlar! Aranızda dininden kim dönerse bilsin ki, Allah, sevdiği ve onların O'nu sevdiği, inananlara karşı alçak gönüllü, inkarcılara karşı güçlü, Allah yolunda cihad eden, yerenin yermesinden korkmayan bir millet getirir. Bu, Allah'ın dilediğine verdiği bol nimetidir. Allah her şeyi kaplar ve bilir.
Mâide / 54 - (Diyanet Vakfi)
Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allah, sevdiği ve kendisini seven müminlere karşı alçak gönüllü (şefkatli), kâfirlere karşı onurlu ve zorlu bir toplum getirecektir. (Bunlar) Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar (hiçbir kimsenin kınamasına aldırmazlar). Bu, Allah'ın, dilediğine verdiği lütfudur. Allah'ın lütfu ve ilmi geniştir.
Mâide / 54 - (Edip Yüksel)
İnananlar, kim dininden dönerse şunu bilsin: ALLAH sevdiği bir toplumu getirir; onlar da O'nu sever. İnananlara karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı güçlü ve pektirler. ALLAH yolunda cihad ederler, kınayanın kınamasından çekinmezler. Bu, ALLAH'ın lütfudur; onu dilediğine verir. ALLAH Cömerttir, Bilendir.
Mâide / 54 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Ey o bütün iyman edenler! İçinizden kim dininden dönerse duysun: Allah onun yerine öyle bir kavm getirecek ki Allah onları sever, onlar Allahı severler, mü'minlere karşı boyunları aşağıda, kâfirlere karşı başları yukarıda, Allah yolunda mücahede ederler, dil uzatanın levminden korkmazlar, işte o Allahın fazlıdır, onu dilediğine verir, ve Allah vasi'dir, alîmdir
Mâide / 54 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Ey iman edenler, içinizden kim dininden dönerse, duysun: Allah onların yerine, kendisinin sevdiği, onların da kendisini seveceği, mü'minlere karşı boyunları aşağıda, kafirlere karşı başları yukarıda, Allah yolunda savaşan, dil uzatanın kınamasından korkmayan bir kavim getirir. İşte o, Allah'ın bir lütfudur ki, onu dilediğine verir. Allah, ihsanı bol, herşeyi bilendir.
Mâide / 54 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, bilsin ki Allah yakında öyle bir toplum getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah'ı severler; müminlere karşı yumuşak, kâfirlere karşı da onurlu ve şiddetlidirler; Allah yolunda mücahede eder, hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. Bu, Allah'ın bir lütfudur, onu dilediğine verir. Allah, geniş ihsan sahibidir, her şeyi çok iyi bilendir.
Mâide / 54 - (Gültekin Onan)
Ey inananlar, içinizden kim dininden geri döner (irtidat eder)se, Tanrı (yerine) kendisinin onları sevdiği, onların da kendisini sevdiği, inançlılara karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı ise 'güçlü ve onurlu', Tanrı yolunda cihad eden ve kınayıcının kınamasından korkmayan bir topluluk getirir. Bu, Tanrı'nın bir fazlıdır, onu dilediğine verir. Tanrı (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir.
Mâide / 54 - (Harun Yıldırım)
Ey iman edenler! İçinizden her kim dininden dönerse mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı aziz, Allah yolunda cihad eden ve kınayıcının kınamasından korkmayan bir toplum getirir ki O onları sever, onlar da O’nu severler. İşte bu, Allah’ın lütfudur, onu dilediğine verir. Şüphesiz Allah Vasi’dir, Alîm’dir.
Mâide / 54 - (Hasan Basri Çantay)
Ey îman edenler, içinizden kim dininden dönerse Allah — mü' minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve zorlu, kendisinin onları seveceği, onların da kendisini seveceği — bir kavm getirir ki onlar Allah yolunda savaşırlar ve hiç bîr kınayanın kınamasından (dedi kodusundan) çekinmezler. Bu, Allahın lutf-ü inayetidir ki onu kime dilerse ona verir. Allah ihsanı bol olan, en çok bilendir.
Mâide / 54 - (Hayrat Neşriyat)
Ey îmân edenler! Sizden kim dî ninden dönerse (bilsin ki), Allah ileride (on ların yerine)öyle bir kavim getirir ki, (O) onları sever; ve (onlar da) O’nu se ver ler; (o bahtiyâr insanlar)mü’ min lere karşı alçak gönüllü, kâfir le re kar şı şiddetlidirler! Allah yolunda ci hâd ederler ve hiçbir dil uza tanın kınamasından korkmazlar!İşte bu, Allah’ın bir ihsânıdır ki, onu (kendi lüt fundan rızâsına yönelen kul la rın dan)dilediğine verir. Çünki Allah, Vâsi' (ihsânı bol olan)dır, Alîm (hakkıyla bilen)dir.
Mâide / 54 - (İbni Kesir)
Ey iman edenler; içinizden her kim, dininden dönerse; Allah'ın sevdiği ve onların da O'nu sevdikleri, mü'minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı zorlu bir kavim getirir. Allah yolunda cihad ederler, hiç bir yerenin yermesinden korkmazlar. Bu, Allah'ın bir lütfudur. O'nu dilediğine verir. Allah; Vasi'dir, Alim'dir.
Mâide / 54 - (Kadri Çelik)
Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki), Allah, (onların yerine) sevdiği ve onların da O'nu sevdiği, iman edenlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu, Allah yolunda cihat eden ve yerenin yermesinden korkmayan bir topluluk getirir. Bu, Allah'ın dilediğine verdiği bol nimetidir. Allah her şeyi kuşatandır, her şeyi bilendir.
Mâide / 54 - (Muhammed Esed)
Siz ey imana ermiş olanlar! Eğer imanınızı kaybederseniz, Allah, zaman içinde (sizin yerinize) Onun sevdiği ve Onu seven insanlar geçirecektir; müminlere karşı alçak gönüllü, hakikati inkar edenlere karşı onurlu; Allah yolunda üstün çaba gösteren ve kendilerini kınayabilecek kimselerin kınamasından korkmayan (insanlar): Bu, Allahın dilediğine bağışladığı lütfudur. Allah (lütfunda) sınırsızdır ve her şeyi bilendir.
Mâide / 54 - (Mustafa İslamoğlu)
Siz ey iman edenler! İçinizden her kim dininden dönerse, iyi bilsin ki Allah zaman içerisinde onun yerine başka bir topluluk getirir; O onları sever, onlar da O'nu; mü'minlere karşı alçakgönüllü, kafirlere karşı onurlu davranırlar; Allah yolunda tüm çabalarını sergiler, kınayacak olanın da kınamasından korkmazlar: İşte bütün bu özellikler Allah'ın isteyene bahşetmeyi dilediği lutfudur. Zira Allah engin (lütuf) sahibidir, her şeyi ayrıntısıyla bilendir.
Mâide / 54 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ey imân edenler! Sizden her kim dininden dönerse, muhakkak Allah Teâlâ bir kavmi getirir ki, onları sever, onlar da O'nu severler. Mü'minlere karşı mütevazi olurlar, kâfirlere karşı da izzet sahipleri bulunurlar. Allah yolunda savaşa atılırlar ve kınayanın kınamasından korkmazlar. İşte o, Allah Teâlâ'nın fazlıdır, onu dilediğine verir ve Allah Teâlâ vâsidir, alîmdir.
Mâide / 54 - (Ömer Öngüt)
Ey iman edenler! İçinizden kim dininden dönerse, Allah onun yerine ileride öyle bir millet getirir ki; Allah onları sever, onlar da Allah'ı severler. Müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı başları dik ve güçlüdürler. Allah yolunda cihad ederler. hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar. İşte bu, Allah'ın öyle bir lütfu ihsanıdır ki, onu dilediğine verir. Allah'ın lütfu geniştir, her şeyi bilendir.
Mâide / 54 - (Şaban Piriş)
-Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki ), Allah (onların yerine) sevdiği bir toplum getirir. Onlar da Allah’ı severler. Müminlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı onurlu, Allah yolunda cihat eder ve kınayıcıların kınamasından korkmazlar, işte bu, Allah’ın dilediğine verdiği bol nimetidir. Allah kuşatandır, bilendir.
Mâide / 54 - (Sadık Türkmen)
Ey iman EDENLER! Sizden kim dininden dönerse, (bilin ki); Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Onlar müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı güçlü ve onurludurlar. Allah’ın izin verdiği şekilde, saldırganlara karşı cihat ederler. (Bu yolda), hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. İşte bu, Allah’ın bir lütfûdur. Onu dilediğine verir. Allah lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.
Mâide / 54 - (Seyyid Kutub)
Ey müminler, içinizden kim dininden dönerse bilsin ki, yakında Allah öyle bir grup ortaya çıkaracak ki, Allah onları sevdiği gibi onlar da O'nu severler, bunlar müminlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı onurlu davranırlar, Allah yolunda cihad ederler, hiç kimsenin yergisinden ve kınamasından çekinmezler. Bu Allah'ın bağışıdır, onu dilediğine verir. Allah'ın lütfu geniştir, O herşeyi bilir.
Mâide / 54 - (Suat Yıldırım)
Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse bilsin ki,Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allahı severler. Onlar müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve zorludurlar. Allah yolunda mücahede eder ve bu hususta dil uzatan hiçbir kimsenin ayıplamasından korkmazlar. İşte bu, Allah’ın öyle bir lütfudur ki dilediğine verir. Allah vâsi ve alîmdir (ihsanı boldur, her şeyi hakkıyla bilir).
Mâide / 54 - (Süleyman Ateş)
Ey inananlar, sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allâh, yakında öyle bir toplum getirecek ki (O) onları sever, onlar da O'nu severler. Mü'minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve şiddetlidirler. Allâh yolunda cihâd ederler, hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar. Bu, Allâh'ın bir lutfudur, onu dilediğine verir. Allâh'(ın lutfu) geniştir, (O), bilendir.
Mâide / 54 - (Tefhim-ul Kuran)
Ey iman edenler, içinizden kim dininden geri döner(irtidat eder) se, Allah (yerine), kendisinin onları sevdiği, onların da kendisini sevdiği, mü'minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı ise 'güçlü ve onurlu,' Allah yolunda cihad eden ve kınayıcının kınamasından korkmayan bir topluluk getirir. Bu, Allah'ın bir fazlıdır, onu dilediğine verir. Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir.
Mâide / 54 - (Ümit Şimşek)
Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar Allah'ı sever. Onlar mü'minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı izzetlidirler; Allah yolunda cihad ederler; dil uzatanın kınamasından da korkmazlar. Bu Allah'ın lütfudur ki, dilediğine verir. Allah ise lütuf ve keremi pek geniş olan ve herşeyi hakkıyla bilendir.
Mâide / 54 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Ey inananlar! İçinizden kim dininden dönerse şunu bilsin: Allah, yakında, kendilerini sevdiği ve kendisini seven, müminlere karşı boynu bükük, kâfirlere karşı başı dik bir topluluk getirecektir. Bunlar Allah yolunda savaşırlar, hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar. Bu, Allah'ın, dilediğine yönelttiği bir lütuftur. Allah, yaratılışı ve yarattıklarını genişletir, her şeyi bilir.
Mâide / 54 - (İskender Ali Mihr)
Ey âmenû olanlar (Allâh’a ulaşmayı dileyenler)! Sizden kim dîninden dönerse, o zaman Allah onun yerine (başka) bir kavim getirecektir öyle ki, (Allah) onları sever ve onlar da O’nu (Allah’ı) severler. Mü’minlere karşı daha alçak gönüllü, kâfirlere karşı daha izzetlidirler (başları dik, vakarlı, şereflidirler). Allah’ın yolunda cihad ederler. Hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar. İşte bu, Allah’ın fazlıdır, onu dilediğine (lütfedip) verir. Allah Vâsi’dir (fazlı ve lütfu geniştir), Alîm’dir (herşeyi en iyi bilendir).
Mâide / 54 - (İlyas Yorulmaz)
Ey İman edenler? Sizden kim dininden dönerse, bilsin ki Allah başka bir topluluğu getirir. Onlar Allah’ı severler, inananlara karşı alçak gönüllü, inkar edenlere karşı çok güçlü bir şekilde dururlar, Allah yolunda mücadele ederler ve kendilerini kınayanların kınamasından da korkmazlar. Bu davranışları sergileyenlere Allah lütfu ile onları kuşatacak olup, o lütfu dilediğine verir. Allah her şeyi lütfu ile saran ve her şeyi bilendir.
إِنَّمَا وَلِيُّكُمُ اللّهُ وَرَسُولُهُ وَالَّذِينَ آمَنُواْ الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلاَةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُمْ رَاكِعُونَ
Okunuşu: İnnemâ veliyyukumullâhu ve resûluhu vellezîne âmenûllezîne yukîmûnes salâte ve yu’tûnez zekâte ve hum râkıûn(râkıûne).
Mâide / 55 - (Diyanet İşleri)
Sizin dostunuz ancak Allah’tır, Resûlüdür ve Allah’ın emirlerine boyun eğerek namazı kılan, zekâtı veren mü’minlerdir.
Mâide / 55 - (Abdullah Parlıyan)
Unutmayın ki, sizin dost ve yardımcınız sadece Allah, elçisi ve iman edenlerdir. O iman edenler ki, namazlarında devamlı ve dikkatlidirler, arındırıcı mali yükümlülükleri olan zekâtı da verirler ve Allah'ın karşısında da boyun eğerler.
Mâide / 55 - (Adem Uğur)
Sizin dostunuz (veliniz) ancak Allah'tır, Resulüdür, iman edenlerdir; onlar ki Allah'ın emirlerine boyun eğerek namazı kılar, zekâtı verirler.
Mâide / 55 - (Ahmed Hulusi)
Sizin Veliyy'niz sadece Allâh'tır, "HÛ"nun Rasûlüdür ve (şu) iman edenlerdir ki, onlar salâtı ikame ederler ve rükû hâlinde zekâtı verirler.
Mâide / 55 - (Ahmet Tekin)
Sizin veliniz, dostunuz, koruyucunuz, emrinde olduğunuz otorite yalnız Allah’tır, Rasulüdür, iman edenlerdir. Onlar namazı âdâbına riâyet ederek, aksatmadan âşikâre kılanlar, cemaatle namaza muntazam bir şekilde devam ederek, saygıyla Allah’ın emirlerine itaat edip, İslâmî faaliyetlere-kamu hizmetine katılarak, vicdanlarını, servetlerini, sosyal bünyelerini arındıran, berekete vesile olan zekâtı verenlerdir.
Mâide / 55 - (Ali Bulaç)
Sizin dostunuz (veliniz), ancak Allah, O'nun elçisi, rüku' ediciler olarak namaz kılan ve zekatı veren mü'minlerdir.
Mâide / 55 - (Ali Fikri Yavuz)
Sizin veliniz ve yardımcınız ancak Allah’la onun peygamberidir; bir de iman edenlerdir ki, onlar, Allah’ın emirlerine boyun eğerek namaza devam ederler ve zekât verirler.
Mâide / 55 - (Ali Ünal)
Sizin işlerinizi kendisine havale edeceğiniz hakikî dostunuz ve koruyucunuz ancak (ve öncelikle) Allah’tır, (sonra) O’nun Rasûlü’dür ve (sonra) iman etmiş olup, Allah’a tam boyun eğmişlik içinde namazlarını bütün şartlarına riayet ederek vaktinde ve aksatmadan kılan ve zekâtlarını her dönem hakkıyla verenlerdir.
Mâide / 55 - (Celal Yıldırım)
Sizin dostlarınız ancak Allah'tır, O'nun Peygamberidir ve namazı dosdoğru kılıp rükû'u yerine getirerek zekât veren mü'minlerdir.
Mâide / 55 - (Cemal Külünkoğlu)
(Ey inananlar!) Sizin gerçek dostunuz ve yardımcınız ancak Allah'tır ve O'nun Resulüdür, bir de Allah'ın emirlerine boyun eğerek namazı dosdoğru ifa eden ve zekâtı veren mü'minlerdir.
Mâide / 55 - (Diyanet Vakfi)
Sizin dostunuz (veliniz) ancak Allah'tır, Resûlüdür, iman edenlerdir; onlar ki Allah'ın emirlerine boyun eğerek namazı kılar, zekâtı verirler.
Mâide / 55 - (Gültekin Onan)
Sizin dostunuz (veliniz) ancak Tanrı, O'nun elçisi, rüku ediciler olarak namaz kılan ve zekatı veren inananlardır.
Mâide / 55 - (Harun Yıldırım)
Sizin veliniz ancak Allah’tır. O’nun Rasulü’dür ve iman edenlerdir ki namazı dosdoğru kılarlar ve rüku edici olarak zekâtı verirler.
Mâide / 55 - (Hasan Basri Çantay)
Sizin Veliyy'niz sadece Allâh'tır, "HÛ"nun Rasûlüdür ve (şu) iman edenlerdir ki, onlar salâtı ikame ederler ve rükû hâlinde zekâtı verirler.
Mâide / 55 - (Hayrat Neşriyat)
Sizin veliniz, dostunuz, koruyucunuz, emrinde olduğunuz otorite yalnız Allah’tır, Rasulüdür, iman edenlerdir. Onlar namazı âdâbına riâyet ederek, aksatmadan âşikâre kılanlar, cemaatle namaza muntazam bir şekilde devam ederek, saygıyla Allah’ın emirlerine itaat edip, İslâmî faaliyetlere-kamu hizmetine katılarak, vicdanlarını, servetlerini, sosyal bünyelerini arındıran, berekete vesile olan zekâtı verenlerdir.
Mâide / 55 - (Kadri Çelik)
Sizin veliniz ancak Allah, O'nun peygamberi ve namaz kılıp rükû halinde zekât (sadaka) veren müminlerdir.
Mâide / 55 - (Muhammed Esed)
Unutmayın ki sizin yardımcılarınız sadece Allah ve Elçisi ve imana erenler olacaktır; (yani) namazlarında devamlı ve dikkatli olanlar, arındırıcı (mali) yükümlülüklerini yerine getirenler ve (Allahın karşısında) boyun eğenler:
Mâide / 55 - (Mustafa İslamoğlu)
Yalnızca Allah, O'nun Elçi'si ve inananlardır sizin müttefikiniz. O inananlar ki, namazı hakkını vererek kılarlar, zekatı gönülden gelerek verirler; çünkü onlar Allah'a boyun eğerler.
Mâide / 55 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Sizin velîniz ancak Allah Teâlâ'dır. Ve O'nun peygamberidir ve imân etmiş olanlardır. O imân edenler ki, namazı dosdoğru kılarlar ve zekâtı verirler ve onlar rükua varanlardır.
Mâide / 55 - (Ömer Öngüt)
Sizin dostunuz ancak Allah'tır, onun Peygamber'idir ve Allah'ın emirlerine boyun eğerek namazlarını kılan, zekâtlarını veren müminlerdir.
Mâide / 55 - (Sadık Türkmen)
Sizin dostunuz ancak Allah’tır, Rasûlüdür ve Allah’ın emirlerine boyun eğerek namazı gereği gibi kılan, zekâtı veren müminlerdir.
Mâide / 55 - (Suat Yıldırım)
Sizin dostunuz ancak Allah’tır, O’nun Resulüdür ve Allah’a tam boyun eğerek namazlarını hakkıyla ifa eden, zekâtlarını veren müminlerdir.
Mâide / 55 - (Ümit Şimşek)
Sizin veliniz ancak Allah'tır, Resulüdür, bir de namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, Allah huzurunda eğilen mü'minlerdir.
Mâide / 55 - (İskender Ali Mihr)
Sizin velîniz (dostunuz) sadece Allah ve O’nun Resûl’ü ve âmenû olup namazı kılan, zekâtı veren kimselerdir ve onlar rükû edenlerdir.
Mâide / 55 - (İlyas Yorulmaz)
Sizin, yardımına sığınacağınız makam (veli) Allah, onun elçisi ve namazı kılan, zekatı veren ve saygıyla Allah’ın önünde eğilip iman edenlerdir.
وَمَن يَتَوَلَّ اللّهَ وَرَسُولَهُ وَالَّذِينَ آمَنُواْ فَإِنَّ حِزْبَ اللّهِ هُمُ الْغَالِبُونَ
Okunuşu: Ve men yetevellallâhe ve resûlehu vellezîne âmenû fe inne hızbellâhi humul gâlibûn(gâlibûne).
Mâide / 56 - (Diyanet İşleri)
Kim Allah’ı, O‘nun peygamberini ve inananları dost edinirse, bilsin ki şüphesiz Allah taraftarları galiplerin ta kendileridir.
Mâide / 56 - (Adem Uğur)
Kim Allah'ı, Resûlünü ve iman edenleri dost edinirse (bilsin ki) üstün gelecek olanlar şüphesiz Allah'ın tarafını tutanlardır.
Mâide / 56 - (Ahmed Hulusi)
Kim Allâh'ı, "HÛ"nun Rasûlünü ve iman edenleri velî edinir ise, (bilsin ki) muhakkak Allâh taraftarları, galip gelecek olanların ta kendileridir!
Mâide / 56 - (Ahmet Tekin)
Allah’ın, Rasûlünün ve iman edenlerin velâyetini, hâkimiyetini, idaresini, korumasını kabul edenler bilsinler ki, Allah’ın orduları, onun tarafında olanlar, işte onlar galip geleceklerdir.
Mâide / 56 - (Ahmet Varol)
Kim Allah'ı, Peygamberini ve iman edenleri dost edinirse (bilsin ki) Allah'ın taraftarları üstün geleceklerdir.
Mâide / 56 - (Ali Bulaç)
Kim Allah'ı, Resûlü'nü ve iman edenleri dost (veli) edinirse, hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah'ın taraftarlarıdır.
Mâide / 56 - (Ali Fikri Yavuz)
Kim Allah’ı, Peygamberini ve mü’minleri yâr edinir, yardımda bulunursa, şüphesiz ki üstün gelecek olanlar, Allah taraftarlarıdır.
Mâide / 56 - (Ali Ünal)
Kim Allah’ı, O’nun Rasûlü’nü ve iman etmiş bulunanları hakikî dost, işlerini kendisine havale edeceği vekil ve idareci edinir se, hiç şüphesiz bunların teşkil ettiği Allah tarafı, her halükârda galip olanlardır.
Mâide / 56 - (Bekir Sadak)
Kim Allah'i, Peygamberini ve inananlari dost edinirse bilsin ki, suphesiz Allah'tan yana olanlar ustun gelirler. *
Mâide / 56 - (Diyanet Vakfi)
Kim Allah'ı, Resûlünü ve iman edenleri dost edinirse (bilsin ki) üstün gelecek olanlar şüphesiz Allah'ın tarafını tutanlardır.
Mâide / 56 - (Gültekin Onan)
Kim Tanrı'yı, elçisini ve inananları veli edinirse, hiç kuşku yok, galip gelecek olanlar Tanrı'nın taraftarlarıdır.
Mâide / 56 - (Hasan Basri Çantay)
Kim Allahdan, peygamberinden ve îman edenlerden yüz çevirirse. Hiç şüphe yok ki galebeyi kazanacak olanlar Allahın yardımcılarının ta kendileridir.
Mâide / 56 - (Hayrat Neşriyat)
Böylece kim Allah’ı, peygamberini ve îmân edenleri dost edinirse, artık şübhesiz ki galib gelecek olanlar, ancak Allah’ın tarafdarlarıdır.
Mâide / 56 - (İbni Kesir)
Her kim ki Allah'ı, peygamberini ve mü'minleri dost edinirse; muhakkak ki galig gelecek olanlar Allah'ın taraftarlarıdır.
Mâide / 56 - (Kadri Çelik)
Kim Allah'ı, peygamberini ve (rükû halinde zekât veren) müminleri veli edinirse (Allah'ın partisidir ve bilsin ki), şüphesiz Allah'ın partisi üstün gelecektir.
Mâide / 56 - (Muhammed Esed)
Çünkü Allah ve Elçisi ve imana erenler ile dost olanlar; işte onlar, Allahın taraftarlarıdır, onlardır zafere ulaşanlar!
Mâide / 56 - (Mustafa İslamoğlu)
Allah'a, Rasulü'ne ve inananlara müttefik olanlar var ya: işte onlardır Allah taraftarı olanlar: galip gelecek olan da onlardır.
Mâide / 56 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ve her kim Allah Teâlâyı ve O'nun Resûlünü ve imân edenleri velî ittihaz ederse şüphe yok ki galip olanlar Allah Teâlâ'nın o fırkasıdır.
Mâide / 56 - (Ömer Öngüt)
Kim Allah'ı, onun Peygamber'ini ve müminleri dost edinirse, bilsin ki galip gelecek olanlar Allah'tan yana olanlardır.
Mâide / 56 - (Şaban Piriş)
Kim, Allah’ı ve Peygamberini ve iman edenleri veli edinirse (bilsin ki) elbette Allah’ın grubu galip gelecektir.
Mâide / 56 - (Sadık Türkmen)
Kim Allah’ı, O’nun peygamberini ve inananları dost edinirse bilsin ki, şüphesiz Allah taraftarları galiplerin ta kendileridir.
Mâide / 56 - (Seyyid Kutub)
kim Allah'ı, Peygamberi ve müminleri dost edinirse bilsin ki, galip gelecek olanlar, yalnız Allah'ın tarafını tutanların grubudur.
Mâide / 56 - (Suat Yıldırım)
Kim Allah’ı, Resulünü ve iman edenleri dost edinirse bilsin ki, bunların teşkil ettiği Allah tarafı, mutlaka galip gelecektir.
Mâide / 56 - (Süleyman Ateş)
Kim Allâh'ı, Elçisini ve mü'minleri dost tutarsa (bilsin ki) gâlib gelecek olanlar, yalnız Allâh'ın taraftarlarıdır.
Mâide / 56 - (Tefhim-ul Kuran)
Kim Allah'ı, O'nun Resulünü ve iman edenleri dost (veli) edinirse, hiç şüphe yok, galib gelecek olanlar Allah'ın taraftarlarıdır.
Mâide / 56 - (Ümit Şimşek)
Kim Allah'ı, Resulünü ve iman edenleri veli edinirse, hiç kuşkusuz üstün gelecek olan, Allah'ın taraftarlarıdır.
Mâide / 56 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Allah'ı, O'nun resulünü ve iman edenleri dost edinen/Allah'tan, O'nun resulünden ve iman edenlerden yüz çeviren bilsin ki, galip gelecek olanlar Allah'ın taraftarlarıdır.
Mâide / 56 - (İskender Ali Mihr)
Ve, Allah’a ve O’nun Resûlü’ne ve âmenû olanlara dönen kimseler, artık muhakkak ki Allah’ın taraftarlarıdır, onlar gâlip olanlardır.
Mâide / 56 - (İlyas Yorulmaz)
Kim Allah’ı ve elçisini ve iman edenleri yardımcı (veli) edinirse, bilsin ki Allah’ın tarafında olanlar galip gelecek olanlardır.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ الَّذِينَ اتَّخَذُواْ دِينَكُمْ هُزُوًا وَلَعِبًا مِّنَ الَّذِينَ أُوتُواْ الْكِتَابَ مِن قَبْلِكُمْ وَالْكُفَّارَ أَوْلِيَاء وَاتَّقُواْ اللّهَ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
Okunuşu: Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tettehızûllezînettehazû dînekum huzuven ve leiben min ellezîne ûtûl kitâbe min kablikum vel kuffâra evliyâe, vettekûllâhe in kuntum mu’minîn(mu’minîne).
Mâide / 57 - (Diyanet İşleri)
Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi alaya alıp oyuncak edinenleri ve öteki kâfirleri dost edinmeyin. Eğer mü’minler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının.
Mâide / 57 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Ey inananlar, sizden önce, kendilerine kitap verilenlerle kâfirlerden, dininizi alay konusu yapan, onu oyuncak sayan kişileri dost edinmeyin, çekinin Allah'tan inanmışsanız.
Mâide / 57 - (Abdullah Parlıyan)
Ey iman edenler! Sizden önce kitap verilmiş olanlardan ve gerçekleri örtbas edenlerden, dininizi oyun ve eğlence yerine koyanları dost edinmeyin. Eğer mü'minlerseniz yolunuzu Allah ve kitabıyla bulun.
Mâide / 57 - (Adem Uğur)
Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine Kitap verilenlerden dininizi alay ve oyun konusu edinenleri ve kâfirleri dost edinmeyin. Allah'tan korkun; eğer müminler iseniz.
Mâide / 57 - (Ahmed Hulusi)
Ey iman edenler. . . Sizden önce kendilerine hakikat bilgisi verilenlerin, dininizi alay, eğlence konusu edinenlerini ve hakikati inkâr edenleri velîler edinmeyin! Eğer iman ehliyseniz Allâh'tan korunun!
Mâide / 57 - (Ahmet Tekin)
Ey iman nimetine kavuşanlar, sizden önce kendilerine verilen kutsal kitapların hükmünce sorumlu tutulanlardan, dininizi, şeriatınızı, düzeninizi, medeniyetinizi alay ve oyun konusu haline getirenleri ve kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar eden kâfirleri candan dost, müttefik edinmeyin. Onları, kamu görevlerini icraya yetkili kılmayın. Eğer mü’minseniz Allah’a sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun.
Mâide / 57 - (Ahmet Varol)
Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilmiş olanlardan dininizi alaya ve eğlenceye alanları ve inkarcıları dost edinmeyin. Eğer iman ediyorsanız Allah'a karşı gelmekten sakının.
Mâide / 57 - (Ali Bulaç)
Ey iman edenler, sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi, alay ve oyun (konusu) edinenleri ve kafirleri dostlar (veliler) edinmeyin. Ve eğer inanıyorsanız, Allah'tan korkup sakının.
Mâide / 57 - (Ali Fikri Yavuz)
Ey iman edenler! Ne sizden önce kitab verilenlerden dininizi oyuncak ve eğlence yerine tutanları, ne de diğer kâfirleri dost edinmeyin. Eğer gerçek müminlerseniz Allah’dan korkun.
Mâide / 57 - (Ali Ünal)
Ey iman edenler! Daha önce kendilerine Kitap verilmiş bulunanlardan dininizi alay ve eğlence konusu yapanlarla, (vahiy, Kitap, Din kabul etmeyen) kâfirleri gerçek dost, müttefik ve işlerinizi kendilerine havale edeceğiniz vekiller edinmeyin. Eğer mü’minler iseniz, Allah’ın buyruklarına karşı gelmekten sakının ve O’nun korumasına girin.
Mâide / 57 - (Bayraktar Bayraklı)
Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi alay ve oyun konusu edinenleri ve kâfirleri dost edinmeyiniz. Eğer inanıyorsanız Allah'tan sakınınız.
Mâide / 57 - (Bekir Sadak)
Ey Inananlar! Kendilerine sizden once kitab verilenlerden, dininizi alaya ve eglenceye alanlari ve inkarcilari dost olarak benimsemeyin. Inaniyorsaniz Allah'tan sakinin.
Mâide / 57 - (Celal Yıldırım)
Ey imân edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi eğlence konusu edinip oyuncak yerine koyanları ve bir de kâfirleri dostlar edinmeyin. Eğer mü'minler iseniz, Allah'tan korkup (bu gibi dostluk ve yakınlıktan) sakının.
Mâide / 57 - (Cemal Külünkoğlu)
Ey inananlar! Sakın sizden önce kendilerine kitap verilmiş olanlardan ve inkârcılardan dininizi alaya alanları, eğlence konusu yapanları dost edinmeyin! Eğer gerçekten inanıyorsanız, Allah'ın emirlerine uygun yaşayın!
Mâide / 57 - (Diyanet İşleri (eski))
Ey İnananlar! Kendilerine sizden önce kitap verilenlerden, dininizi alaya ve eğlenceye alanları ve inkarcıları dost olarak benimsemeyin. İnanıyorsanız Allah'tan sakının.
Mâide / 57 - (Diyanet Vakfi)
Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine Kitap verilenlerden dininizi alay ve oyun konusu edinenleri ve kâfirleri dost edinmeyin. Allah'tan korkun; eğer müminler iseniz.
Mâide / 57 - (Edip Yüksel)
İnananlar, sizden önceki kitap halkı ve inkarcılar arasında dininizi alay ve eğlence konusu yapanları dost edinmeyin. İnanmış iseniz ALLAH'ı dinlemelisiniz.
Mâide / 57 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Ey o bütün iyman edenler! Ne o sizden evvel kitab verilenlerden dininizi eğlence ve oyuncak yerine tutanları ne de diğer kâfirleri dost tutmayın, Allahdan korkun eğer mü'minlerseniz
Mâide / 57 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Ey iman edenler, ne sizden önce kitap verilenlerden dininizi eğlenceye alıp oyuncak yerine koyanları ne de kafirleri dost tutmayın! Allah'tan korkun, eğer inananlar iseniz.
Mâide / 57 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilmiş olanlardan ve kâfirlerden, dininizi alay ve eğlence konusu yapanları dost edinmeyin. Eğer (gerçekten) iman ediyorsanız, Allah'dan gereğince korkun.
Mâide / 57 - (Gültekin Onan)
Ey inananlar, sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi alay ve oyun (konusu) edinenleri ve kafirleri dostlar (veliler) edinmeyin. Ve eğer inançlılarsanız Tanrı'dan korkup sakının.
Mâide / 57 - (Harun Yıldırım)
Ey iman edenler, sizden önce kitap verilenlerden dininizi eğlence ve oyun edinenleri ve kâfirleri veliler edinmeyin. Mü’minler iseniz Allah’tan sakının!
Mâide / 57 - (Hasan Basri Çantay)
Ey îman edenler, sizden evvel kendilerine kitab verilenlerle kâfirlerden dîninizi bir eğlence ve bir oyun (yerine) tutanları dostlar (ve üzerinize haakimler) edinmeyin. Allahdan korkun, eğer (Ona) inanmış kimselerseniz.
Mâide / 57 - (Hayrat Neşriyat)
Ey îmân edenler! Sizden önce kendilerine kitab verilenlerden, dîninizi alaya ve eğlenceye alanları ve kâfirleri dostlar edinmeyin! O hâlde (gerçek) mü’min kimseler iseniz, Allah’dan sakının!
Mâide / 57 - (İbni Kesir)
Ey iman edenler; sizden önce kendilerine kitab verilenlerden dininizi alay ve eğlenceye alanları ve kafirleri dost edinmeyin. Eğer mü'min iseniz; Allah'tan korkun.
Mâide / 57 - (Kadri Çelik)
-Ey iman edenler! Kendilerine sizden önce kitap verilenlerden dininizi alay ve eğlenceye alanları ve kafirleri veli edinmeyin. Müminseniz Allah'tan korkun.
Mâide / 57 - (Muhammed Esed)
Siz ey imana ermiş olanlar! Eğer gerçek müminler iseniz, inancınızı küçümseyen ve onunla eğlenenleri bunlar ister sizden önce vahiy verilenlerden, isterse (bu vahyin) hakikati(ni) inkar edenlerden olsunlar- dost edinmeyin ve Allaha karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun:
Mâide / 57 - (Mustafa İslamoğlu)
Siz ey iman edenler! Gerek önceki vahyin mensuplarından, gerekse (vahyi) inkar edenlerden dininizi hafife alan ve inancınızla oynayanları müttefik edinmeyin. Eğer gerçekten inanıyorsanız Allah'a karşı saygılı olun.
Mâide / 57 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ey imân edenler! Sizden evvel kendilerine kitap verilmiş olanlardan dininizi eğlence ve oyuncak ittihaz edenleri ve müşrikleri dostlar ittihaz etmeyiniz. Allah Teâlâ'dan korkunuz, eğer imân etmiş kimseler iseniz.
Mâide / 57 - (Ömer Öngüt)
Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi alay ve eğlenceye alanları ve kâfirleri dost edinmeyin. Eğer mümin iseniz Allah'tan korkun!
Mâide / 57 - (Şaban Piriş)
Ey iman edenler, sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi, alay ve oyun (konusu) edinenleri ve kâfirleri dostlar (veliler) edinmeyiniz. Ve eğer inanıyorsanız, Allah'tan korkup sakının.
Mâide / 57 - (Sadık Türkmen)
Ey iman EDENLER! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden, dininizi alaya alıp oyuncak edinenleri ve öteki kâfirleri veli/yönetici edinmeyin. Eğer müminler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının.
Mâide / 57 - (Seyyid Kutub)
Ey iman edenler! Sizden önce kitap verilenlerden ve küfre sapanlardan, dininizi oyun ve eğlence edinenleri dost tutmayın. Eğer inanıyorsanız Allah'tan sakının.
Mâide / 57 - (Suat Yıldırım)
Ey iman edenler! Ne dininizi alay ve eğlence konusu yapan sizden önce kendilerine kitap verilenleri, ne de diğer kâfirleri dost (ve üzerinize yönetici) edinmeyin. Mümin iseniz, Allah’ın bu buyruklarına karşı gelmekten sakının.
Mâide / 57 - (Süleyman Ateş)
Ey inananlar, sizden önce Kitap verilmiş olanlardan ve kâfirlerden dininizi eğlence ve oyun yerine koyanları dost tutmayın; inanıyorsanız Allah'tan korkun.
Mâide / 57 - (Tefhim-ul Kuran)
Ey iman edenler, sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi, alay ve oyun (konusu) edinenleri ve kâfirleri dostlar (veliler) edinmeyiniz. Ve eğer inanıyorsanız, Allah'tan korkup sakının.
Mâide / 57 - (Ümit Şimşek)
Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilmiş olanlardan sizin dininizi oyun ve eğlence edinenler ile kâfirleri kendinize veli tutmayın. Eğer mü'min iseniz Allah'tan korkun.
Mâide / 57 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Ey iman edenler! Sizden önce kitap verilenlerden ve küfre sapanlardan, dininizi oyun ve eğlence edinenleri dost tutmayın. Eğer inanıyorsanız Allah'tan sakının.
Mâide / 57 - (İskender Ali Mihr)
Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayi dileyenler)! Sizden önce kendilerine Kitap verilmiş olanlardan, dîninizi alay ve oyun (konusu) edinenleri ve de kâfirleri velîler (dostlar) edinmeyin. Ve eğer mü’minlerseniz, Allah’a karşı takva sahibi olun.
Mâide / 57 - (İlyas Yorulmaz)
Ey İman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve gerçekleri kabul etmeyen inkarcılardan dininizi eğlenceye alan ve onu bir oyun haline getirenlerle yakınlık kurmayın (veli edinmeyin). Eğer inanıyorsanız Allah dan sakının.
وَإِذَا نَادَيْتُمْ إِلَى الصَّلاَةِ اتَّخَذُوهَا هُزُوًا وَلَعِبًا ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لاَّ يَعْقِلُونَ
Okunuşu: Ve izâ nâdeytum ilâs salâtittehazûhâ huzuven ve leibâ(leiben) zâlike bi ennehum kavmun lâ ya’kılûn(ya’kılûne).
Mâide / 58 - (Diyanet İşleri)
Siz namaza çağırdığınız vakit onu alaya alıp eğlence yerine koyuyorlar. Bu, şüphesiz onların akılları ermeyen bir toplum olmalarındandır.
Mâide / 58 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Birbirinizi namaza çağırdığınız, ezan okuduğunuz zaman, bununla alay ederler, bir oyun sayarlar bunu. Bu da şüphe yok ki akılları olmayan, akıl edemeyen bir kavim olduklarındandır.
Mâide / 58 - (Abdullah Parlıyan)
Ezanla birbirinizi namaza çağırdığınız zaman, onu bir eğlence ve oyun konusu edinirler. Çünkü o Yahudi ve Hıristiyanlar ve diğer kâfirler akıllarını kullanmayan bir topluluktur.
Mâide / 58 - (Adem Uğur)
Namaza çağırdığınız zaman onu alay ve eğlence konusu yaparlar. Bu davranış, onların düşünemeyen bir toplum olmalarındandır.
Mâide / 58 - (Ahmed Hulusi)
Salât için ezan okuduğunuzda, ezanı alay ve eğlence edindiler. . . Bu, onların aklını kullanamayan bir güruh olmalarından ötürüdür.
Mâide / 58 - (Ahmet Tekin)
Namaza davet ettiğiniz vakitlerde, namazı alay ve eğlence konusu haline getirirler. Onlar, ibadetin mahiyetini kavrayamayan, akıllarını faydalı kullanamayan, gelişmemiş cahil bir kavim olmaları sebebiyle böyle yapıyorlar.
Mâide / 58 - (Ahmet Varol)
Siz namaza çağırdığınızda onu alaya ve eğlenceye alırlar. Böyle yapmaları onların akıl etmeyen bir topluluk olmalarındandır.
Mâide / 58 - (Ali Bulaç)
Onlar, siz birbirinizi namaza çağırdığınızda onu alay ve oyun (konusu) edinirler. Bu, gerçekten onların akıl erdirmeyen bir topluluk olmalarındandır.
Mâide / 58 - (Ali Fikri Yavuz)
(Ezanla) birbirinizi namaza çağırdığınız zaman (onu) bir eğlence ve oyun yerine koyuyorlar. Bu davranışları, kendilerinin akıl ermez bir topluluk olmalarındandır.
Mâide / 58 - (Ali Ünal)
Siz ezan okuyup namaza davette bulunduğunuz zaman onlar bunu alay ve eğlence konusu yaparlar. Böyle yaparlar, çünkü onlar, akletmeyen ve gerçeği anlamayan bir topluluktur.
Mâide / 58 - (Bekir Sadak)
Namaza cagirdiginizda onu alay ve eglenceye alirlar. Bu, onlarin akletmeyen bir topluluk olmasindandir.
Mâide / 58 - (Celal Yıldırım)
Namaza (eron okuyup) çağırdığınızda, onu eğlence ve alaya alırlar. Bu onların akletmiyen bir topluluk olmasındandır.
Mâide / 58 - (Diyanet Vakfi)
Namaza çağırdığınız zaman onu alay ve eğlence konusu yaparlar. Bu davranış, onların düşünemeyen bir toplum olmalarındandır.
Mâide / 58 - (Gültekin Onan)
Onlar, siz birbirinizi namaza çağırdığınızda onu alay ve oyun (konusu) edinirler. Bu gerçekten onların akletmeyen bir topluluk olmalarındandır.
Mâide / 58 - (Harun Yıldırım)
Namaza çağırdığınız zaman onu eğlence ve oyun edinirler. İşte bu onların akıllarını kullanamayan bir toplum olmalarındandır.
Mâide / 58 - (Hasan Basri Çantay)
(Ezanla) birbirinizi namaza çağırdığınız zaman (onu) bir eğlence ve bir oyun (mevzuu) edinirler. Bu, kendilerinin hakıykaten akıllarını kullanmaz bir günûh olmalarındandır.
Mâide / 58 - (Hayrat Neşriyat)
Hem (siz ezan okuyarak) namaza çağırdığınız zaman, onu alaya ve eğlenceye alırlar. Bu, şübhesiz onların akıl erdirmeyen bir kavim olmalarındandır.
Mâide / 58 - (İbni Kesir)
Birbirinizi namaza çağırdığınızda; onu alay ve eğlenceye alırlar. Bu, onların gerçekten kabul edemez bir topluluk olmalarındandır.
Mâide / 58 - (Kadri Çelik)
Namaza çağırdığınızda onu alay ve oyalanmaya alırlar. Bu, onların akıl etmeyen bir topluluk olmasındandır.
Mâide / 58 - (Muhammed Esed)
Onları namaza çağırdığınızda onu küçümserler ve alaya alırlar- Çünkü onlar akıllarını kullanmayan bir topluluktur.
Mâide / 58 - (Mustafa İslamoğlu)
Onları salat'a çağırdığınız zaman, onu hafife alırlar ve oyun ederler. Bu, onların kafalarını kullanmayan bir topluluk olduğunu göstermektedir.
Mâide / 58 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ve namaza çağırdığınız zaman onu bir eğlence ve bir oyuncak ittihaz ederler. Bu da şüphe yok ki, onların âkilâne düşünmez bir kavim olmalarındandır.
Mâide / 58 - (Ömer Öngüt)
(Onları ezan ile) namaza çağırdığınız zaman, namazınızı alay ve eğlence konusu yaparlar. Böyle yapmaları, akıl erdirmeyen bir topluluk olmalarındandır.
Mâide / 58 - (Şaban Piriş)
Namaza çağırdığınızda, onu alaya ve eğlenceye alırlar. Bu, onların akletmeyen bir toplum olmasındandır.
Mâide / 58 - (Sadık Türkmen)
Siz namaza çağırdığınız zaman, onu alaya alıp eğlence yerine koyuyorlar. Bu şüphesiz onların, ilerisini düşünmeyen bir ekip/grup/takım olmalarındandır.
Mâide / 58 - (Seyyid Kutub)
Birbirinizi namaza çağırmak için ezan okuduğunuz zaman, onlar bu çağrınızı alaya alırlar, eğlence konusu yaparlar. Bu davranış onların aklı başında olmayan kimseler olmalarından kaynaklanıyor.
Mâide / 58 - (Suat Yıldırım)
Siz ezan okuyarak namaza dâvet edince, bunu alay ve eğlence konusu yaparlar. Onların böyle yapmalarının sebebi, akıllarını kullanmayıp bu güzelliği anlamamalarıdır.
Mâide / 58 - (Süleyman Ateş)
Namaza çağırıldığınız zaman onu eğlence ve oyun yerine koydular. Düşüncesiz bir topluluk oldukları için böyle yaptılar.
Mâide / 58 - (Tefhim-ul Kuran)
Onlar, siz birbirinizi namaza çağırdığınızda onu alay ve oyun (konusu) edinirler. Bu, gerçekten onların akıl erdirmeyen bir topluluk olmalarındandır.
Mâide / 58 - (Ümit Şimşek)
Siz namaz için ezan okuduğunuzda, onlar bunu eğlence ve oyun edinirler; çünkü onlar akılları ermeyen bir güruhtur.
Mâide / 58 - (İskender Ali Mihr)
Ve namaza çağırdığınız (ezan okuduğunuz) zaman, onu oyun ve alay konusu edindiler. Bu, onların akıl etmeyen (aklını kullanmayan) bir kavim olmaları sebebiyledir.
Mâide / 58 - (İlyas Yorulmaz)
Onları namaza çağırdığınız zaman, namazı eğlence ve oyun haline getirip alaya alırlar. Bu davranış biçimi onların aklını kullanmayan bir topluluk olduğunu gösterir.
قُلْ يَا أَهْلَ الْكِتَابِ هَلْ تَنقِمُونَ مِنَّا إِلاَّ أَنْ آمَنَّا بِاللّهِ وَمَا أُنزِلَ إِلَيْنَا وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلُ وَأَنَّ أَكْثَرَكُمْ فَاسِقُونَ
Okunuşu: Kul yâ ehlel kitâbi hel tenkımûne minnâ illâ en âmennâ billâhi ve mâ unzile ileynâ ve mâ unzile min kablu ve enne ekserekum fâsıkûn(fâsıkûne).
Mâide / 59 - (Diyanet İşleri)
De ki: “Ey kitap ehli! Sadece Allah’a, bize indirilene ve daha önce indirilmiş olan (ilâhî kitap)lara inandığımızdan ve çoğunuzun da fasıklar olmasından ötürü bizden hoşlanmıyorsunuz.”
Mâide / 59 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
De ki: Ey kitap ehli, bizden hoşlanmayışınızın sebebi, ancak Allah'a ve bize indirilene ve bizden önce indirilenlere inanmamızdan başka bir şey mi ki? Ve sizin çoğunuz, buyruktan çıkmış kişilersiniz.
Mâide / 59 - (Abdullah Parlıyan)
De ki: “Ey geçmiş vahyin izleyicileri! Yalnız Allah'a, bize indirilene, bizden önce indirilene inandığımız için mi bizden hoşlanmıyor, bizde ayıp ve kusur buluyorsunuz? Oysa çoğunuz hak yolunu terkeden ve ilâhi sınırları aşan günâhkârlarsınız.”
Mâide / 59 - (Adem Uğur)
(Onlara) şöyle de: Ey kitap ehli! Yalnızca Allah'a, bize indirilene ve daha önce indirilene inandığımız için mi bizden hoşlanmıyorsunuz? Oysa çoğunuz yoldan çıkmış kimselersiniz.
Mâide / 59 - (Ahmed Hulusi)
De ki: "Ey hakikat bilgisi verilmiş olanlar, yalnızca hakikatimiz olan Allâh'a, bize inzâl olunana ve daha önce inzâl olunana iman ettiğimiz için mi bizden hoşlanmıyorsunuz? Sizin ekseriyetiniz, yoldan çıkmışlardır!"
Mâide / 59 - (Ahmet Tekin)
'Ey geçmiş kitapları sahiplenenler, yalnızca, Allah’a, bize indirilene, Kur’ân’a ve daha önce indirilenlere, diğer kutsal kitaplara inandığımız için mi, çoğunuz, doğru ve mantıklı düşünmenin, hak dinin dışına çıkmış fâsık, âsi, bozguncu kimseler olduğunuz için mi bizi ayıplıyor, baskı ve işkence yaparak bizi cezalandırıyorsunuz?' de.
Mâide / 59 - (Ahmet Varol)
De ki: 'Ey kitap ehli! Sizin bizden hoşlanmamanızın sebebi, bizim Allah'a, bize indirilene ve daha önce indirilmiş olana iman etmemiz ve sizin çoğunuzun fasık olmasından başka bir şey midir?'
Mâide / 59 - (Ali Bulaç)
De ki: "Ey Kitap Ehli, yalnızca Allah'a, bize indirilene ve önceden indirilene inanmamız ve sizin çoğunuzun fasıklar olmanız nedeniyle mi bizden hoşlanmıyorsunuz?"
Mâide / 59 - (Ali Fikri Yavuz)
De ki, ey Ehl-i Kitab! Siz ancak şunun için bizden hoşlanmıyorsunuz: Biz, Allah’a, bize indirilene ve bizden daha önce indirilmiş olana iman ettik de ondan. Sizin çoğunuz ise imandan çıkmış fâsıklarsınız.
Mâide / 59 - (Ali Ünal)
De ki: “Ey Kitap Ehli! Siz, herhalde şu sebepten dolayı bizden hiç hoşlanmıyorsunuz: Biz, Allah’a, bize indirilen (Kur’ân)’a ve daha önce indirilmiş bulunan (Tevrat, İncil ve diğer Kitaplar)’a inanmaktayız; siz ise, çoğunluk itibariyle yoldan çıkmış fasıklarsınız.”
Mâide / 59 - (Bayraktar Bayraklı)
De ki: Ey Kitap ehli! Yalnızca Allah'a, bize ve bizden daha önce indirilene inandığımız için mi bizden hoşlanmıyorsunuz? Oysa çoğunuz yoldan çıkmış insanlarsınız.
Mâide / 59 - (Bekir Sadak)
De ki, «Ey kitab ehli! Allah'a, bize indirilene ve daha once indirilene inanmamizdan ve cogunuzun fasik olmasindan oturu mu bizden hoslanmiyorsunuz?»
Mâide / 59 - (Celal Yıldırım)
De ki: Ey Kitap Ehli! Elbette Allah'a imân etmemizden, bize indirilene ve bizden önce indirilene inanmamızdan ve bir de çoğunuzun Allah yolundan çıktığınızdan dolayı öfkelenip bizden hoşlanmıyorsunuz.
Mâide / 59 - (Cemal Külünkoğlu)
(Ey Resulüm! Yahudilere ve Hıristiyanlara) şöyle de: “Ey Ehl-i Kitap! Biz yalnızca Allah'a, bize indirilene ve bizden önce indirilen(ler)e inandığımız için mi bizden hoşlanmıyorsunuz? Sizin çoğunuz yoldan çıkmış kimselersiniz.”
Mâide / 59 - (Diyanet İşleri (eski))
De ki, 'Ey kitap ehli! Allah'a, bize indirilene ve daha önce indirilene inanmamızdan ve çoğunuzun fasık olmasından ötürü mü bizden hoşlanmıyorsunuz?'
Mâide / 59 - (Diyanet Vakfi)
(Onlara) şöyle de: Ey kitap ehli! Yalnızca Allah'a, bize indirilene ve daha önce indirilene inandığımız için mi bizden hoşlanmıyorsunuz? Oysa çoğunuz yoldan çıkmış kimselersiniz.
Mâide / 59 - (Edip Yüksel)
De: 'Kitaplılar! ALLAH'a, bize indirilene ve önceki indirilenlere inandık diye mi yoldan çıkmış olan çoğunluğunuzla bize karşı nefret besliyorsunuz?'
Mâide / 59 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
De ki ey Ehli kitâb siz sırf şunun için bizden hoşlanmıyorsunuz: Biz Allaha iyman ettiğimiz gibi hem kendimize indirilene hem daha evvel indirilmiş olana iyman etmekteyiz, sizin ise ekseriniz fâsıksınız.
Mâide / 59 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
De ki: «Ey kitap verilenler, siz yalnızca Allah'a inanmamızdan; bize indirilene ve daha önce indirilene inanmamızdan, bir de çoğunuz doğru yoldan çıkmış olduğunuzdan dolayı bizden hoşlanmıyorsunuz.»
Mâide / 59 - (Gültekin Onan)
De ki: "Ey kitap ehli, yalnızca Tanrı'ya, bize indirilene ve önceden indirilene inandığımız için mi bizden hoşlanmıyorsunuz? (Oysa) Sizin çoğunuz fasıktır.
Mâide / 59 - (Harun Yıldırım)
De ki: “Ey Kitap ehli! Yalnızca Allah’a, bize indirilene ve daha önce indirilene iman ettiğimiz için mi bizden hoşlanmıyorsunuz? Muhakkak ki çoğunuz fasıksınız.”
Mâide / 59 - (Hasan Basri Çantay)
De ki: «Ey ehl-i kitâb, sizin bizden hoşlanmayışınız (ın sebebi) Allaha (inandığımızdan) ve bize indirilenlerle daha evvel indirilenlere îman etdiğimizden ve sizin bir çoğunuzun da faasık kimseler olduğunuzdan başka (bir şey) değildir».
Mâide / 59 - (Hayrat Neşriyat)
De ki: 'Ey ehl-i kitab! Sırf Allah’a, bize indirilen (Kitâb)a ve daha önce indirilenlere îmân etmemizden ve şübhesiz sizin çoğunuzun fâsık kimseler olmanızdan dolayı mı bizden hoşlanmıyorsunuz?'
Mâide / 59 - (İbni Kesir)
De ki: Ey Ehl-i Kitab; bizden hoşlanmayışınız, ancak Allah'a, bize indirilene ve daha önce indirilenlere inanmamızdan ve sizin bir çoğunuzun da fasık kimseler olmanızdandır.
Mâide / 59 - (Kadri Çelik)
De ki: “Ey kitap ehli! Yalnızca Allah'a, bize indirilene ve daha önce indirilene inandığımız için mi bizi yadırgıyorsunuz? Şüphesiz çoğunuz fasık kimselersiniz.”
Mâide / 59 - (Muhammed Esed)
De ki: "Ey geçmiş vahyin izleyicileri! (Yalnız) Allaha ve Allahın hem bize hem bizden öncekilere indirdiğine inandığımız için mi bizde kusur buluyorsunuz? (Yoksa bu, sadece) çoğunuzun sapkınlığından mı(dır)?"
Mâide / 59 - (Mustafa İslamoğlu)
De ki: Ey önceki vahyin mensupları! Şimdi biz yalnızca Allah'a, bize ve bizden önce indirilen vahiylere iman ettik diye kusur mu işledik? Çoğunuzun yoldan çıktığı kesin bir gerçektir.
Mâide / 59 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
De ki: «Ey ehl-i kitap! Bizden hoşlanmamanız, bizim Allah Teâlâ'ya ve bize indirilene ve daha evvel indirilmiş olana imân ettiğimizden ve sizin birçoğunuzun şüphesiz fâsık kimseler olmalarından dolayı mıdır?»
Mâide / 59 - (Ömer Öngüt)
De ki: “Ey ehl-i kitap! Sadece Allah'a, bize indirilene ve daha önce indirilenlere iman ettiğimiz için mi bizden hoşlanmıyorsunuz? Oysa çoğunuz yoldan çıkmış kimselersiniz. ”
Mâide / 59 - (Şaban Piriş)
De ki: -Ey kitap ehli! Allah’a, bize indirilene ve daha önce indirilene iman etmemizden ve çoğunuzun fasıklar olmasından dolayı mı bizden hoşlanmıyorsunuz?
Mâide / 59 - (Sadık Türkmen)
De ki: “Ey kitap ehli! Sadece Allah’a, bize indirilene ve daha önce indirilmiş olanlara inandığımızdan ve çoğunuzun da fasıklar olmasından ötürü, bizden hoşlanmıyorsunuz.”
Mâide / 59 - (Seyyid Kutub)
De ki; «Ey Kitap Ehli, bizden hoşlanmamanızın sebebi Allah'a, bize indirilen kitaba ve daha önce indirilmiş olan kitaplara inanmamız ve de çoğunuzun fasık, yoldan çıkmış kimseler olmanız değil midir?
Mâide / 59 - (Suat Yıldırım)
De ki: "Ey Ehl-i kitap! Sizin bizden hoşlanmayışınızın tek sebebi galiba şudur: Biz Allah’a iman ettiğimiz gibi, hem kendimize indirilen kitaba, hem de daha önce indirilen ilâhî kitaplara iman etmekteyiz. Sizin ise ekseriniz yoldan çıkmış fâsıksınız."
Mâide / 59 - (Süleyman Ateş)
De ki: "Ey Kitap ehli, Allah'a, bize indirilene ve bizden önce indirilene inandığımız için mi bizden hoşlanmıyorsunuz? Oysa sizin çoğunuz yoldan çıkmıştır."
Mâide / 59 - (Tefhim-ul Kuran)
De ki: «Ey Kitap Ehli, yalnızca Allah'a, bize indirilene ve önceden indirilene inanmamız ve sizin çoğunuzun fasıklar olmanız nedeniyle mi bizden hoşlanmıyorsunuz?»
Mâide / 59 - (Ümit Şimşek)
De ki: Ey Kitap Ehli! Bizden hoşlanmayışınızın şundan başka bir sebebi mi var: Biz Allah'a, bize indirilene ve bizden önce indirilene inanıyoruz; siz ise çoğunlukla yoldan çıkmış kimselersiniz.
Mâide / 59 - (Yaşar Nuri Öztürk)
De ki: "Ey Ehlikitap! Sadece şunun için bizden hoşlanmıyorsunuz: Allah'a, bize indirilene, daha önce indirilene inanmışız. Doğrusu şu ki, sizin çoğunuz yoldan sapmış olanlardır."
Mâide / 59 - (İskender Ali Mihr)
Onlara şöyle söyle: “Ey Kitap ehli! Bizi, sadece Allah’a, bize indirilene ve daha önce indirilene îmân etmemizden dolayı mı çekemiyorsunuz? Ve muhakkak ki sizin çoğunuz fâsıklarsınız.”
Mâide / 59 - (İlyas Yorulmaz)
Deki: Ey Kitap ehli! “Allah’a, bize ve bizden önce indirilmiş kitaplara inanmamızdan dolayı bizden intikam mı alıyorsunuz?” Mutlaka onların çoğu yoldan çıkan kimselerdir.
قُلْ هَلْ أُنَبِّئُكُم بِشَرٍّ مِّن ذَلِكَ مَثُوبَةً عِندَ اللّهِ مَن لَّعَنَهُ اللّهُ وَغَضِبَ عَلَيْهِ وَجَعَلَ مِنْهُمُ الْقِرَدَةَ وَالْخَنَازِيرَ وَعَبَدَ الطَّاغُوتَ أُوْلَئِكَ شَرٌّ مَّكَاناً وَأَضَلُّ عَن سَوَاء السَّبِيلِ
Okunuşu: Kul hel unebbiukum bi şerrin min zâlike mesûbeten indallâh(indallâhi) men leanehullâhu ve gadıbe aleyhi ve ceale min humul kıradete vel hanâzîre ve abedet tâgût(tâgûte) ulâike şerrun mekânen ve edallu an sevâis sebîl(sebîli).
Mâide / 60 - (Diyanet İşleri)
De ki: “Allah katında cezası bundan daha kötü olanları size haber vereyim mi? Onlar, Allah’ın lânetlediği ve gazabına uğrattığı, içlerinden maymunlar ve domuzlar çıkardığı kimseler ile şeytanlara tapan kimselerdir. İşte bunların yeri daha kötüdür ve onlar doğru yoldan daha çok sapmışlardır.”
Mâide / 60 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
De ki: Bundan daha fena olanları, Allah'ın cezasına uğramış bulunanları haber vereyim mi size? Allah'ın lânet ettiği, gazabına uğrattığı, içlerinden bir kısmını maymun ve domuz şekline soktuğu kişiler ve Şeytan'a tapanlar. İşte bunlardır yeri daha kötü olanlar, doğru yoldan daha fazla sapmış bulunanlar.
Mâide / 60 - (Abdullah Parlıyan)
De ki: “Allah katında bunlardan daha şiddetli bir cezayı hak edenleri size söyleyeyim mi? Onlar Allah'ın lanetledikleridir, onlar Allah'ın gazap ettiği; içlerinden maymuna ve domuza çevirdiği, Allah yolundan saptıran şeylere kulluk edenlerdir. İşte bunlar yerleri daha kötü ve dümdüz yoldan daha çok sapmış olanlardır.”
Mâide / 60 - (Adem Uğur)
De ki: Allah katında yeri bundan daha kötü olanı size haber vereyim mi? Allah'ın lânetlediği ve gazap ettiği, aralarından maymunlar, domuzlar ve tâğuta tapanlar çıkardığı kimseler. İşte bunlar, yeri (durumu) daha kötü olan ve doğru yoldan daha ziyade sapmış bulunanlardır.
Mâide / 60 - (Ahmed Hulusi)
De ki: "Allâh indînde, yapageldiklerinin karşılığı ne kadar kötüdür, bu konuda size haber vereyim mi? Allâh'ın lânetlediği ve gazap ettiğidir o kimse! (Allâh) onları maymunlar (düşünmeden taklitle yaşayanlar), domuzlar (şehevî zevkleri için yaşayanlar) ve tağuta (şeytana - vehmine - dürtülerine) tâbi olarak yaşayanlar hâline dönüştürmüştür! İşte bunlardır mekânı en kötü olanlar ve yolun ortasından sapanlar!
Mâide / 60 - (Ahmet Tekin)
'Allah katında, bundan daha ağır cezaya uğrayacak olanı size haber vereyim mi? Allah’ın lânetlediği ve gazap ettiği, aralarından bazılarını maymunlar, domuzlar ve putlaştırılmış, zalim, azgın diktatörlere, idarelere, şeytanî güçlere, tağuta boyun eğip uşaklık edenler haline getirdiği kimseler, işte onlar yeri en kötü olanlar, doğru, dengeli bir yoldan, İslâmî hayat tarzından en uzak başlarına buyruk yaşayarak, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercih edenlerdir.' de.
Mâide / 60 - (Ahmet Varol)
De ki: 'Allah katında, ceza yönünden bundan daha kötü olanı size bildireyim mi? Alah'ın kendilerine lanet ettiği, gazaplandığı, kendilerini domuzlar ve maymunlar haline döndürdüğü kimseler ve Tağut'a tapanlar! İşte bunlar çok daha kötü bir konumdadırlar ve orta yoldan daha fazla sapmışlardır.
Mâide / 60 - (Ali Bulaç)
De ki: "Allah katında, 'kesinleşmiş bir ceza olarak' bundan daha kötüsünü haber vereyim mi? Allah'ın kendisine lanet ettiği, ona karşı gazablandığı ve onlardan maymunlar ve domuzlar kıldığı ile tağuta tapanlar; işte bunlar, yerleri daha kötü ve dümdüz yoldan daha çok sapmışlardır."
Mâide / 60 - (Ali Fikri Yavuz)
De ki: Allah katında ceza bakımından bundan daha kötüsünü size haber vereyim mi? O kimseler ki, Allah kendilerine lânet etmiş, gazabına uğratmış, onlardan maymunlar, hınzırlar ve putlara (şeytanlara) tapanlar yapmış, işte onlar mevki bakımından daha fena ve dosdoğru yoldan daha sapkındırlar.
Mâide / 60 - (Ali Ünal)
De ki: “(Siz, İsa dahil bütün önceki peygamberlere ve Kitaplara olan inancımızı kötü görüyorsunuz ama,) ben size Allah katında müstahak oldukları ceza itibariyle beterin beteri bir durumu bildireyim mi? O kimseler ki, Allah onları lânetlemiş (rahmetinden kovmuş), onları şiddetli bir cezaya düçar kılmış ve içlerinden bir kısmını maymun, domuz ve Allah’a isyanla başka yollar, başka dinler icat ederek insanları bunlara itaate zorlayan bâtıl güçlere ve sahte ilâhlara tapan zelil köleler haline getirmiştir. Onlar, (dünyada da Âhiret’te de) yerleri ve konumları itibariyle en kötü durumdadırlar ve dümdüz yoldan en fazla sapıp gitmiş olanlardır.
Mâide / 60 - (Bayraktar Bayraklı)
De ki: Allah katında yeri bundan daha kötü olanı size haber vereyim mi? Allah'ın lanetlediği ve gazap ettiği, aralarından maymunlar, domuzlar ve tâğûta tapanlar çıkardığı kimseler. İşte bunlar, daha kötü olan ve doğru yoldan daha ziyade sapmış bulunanlardır.
Mâide / 60 - (Bekir Sadak)
«Allah katinda bundan daha kotu bir karsiligin bulundugunu size haber vereyim mi?» de, Allah kime lanet ve gazabederse, kimlerden maymunlar, domuzlar ve seytana kullar kilarsa, iste onlar yeri en kotu ve dogru yoldan en cok sapmis olanlardir.
Mâide / 60 - (Celal Yıldırım)
De ki: Allah yanında ceza olarak bundan daha kötüsünü size haber vereyim mi ? Allah'ın lanetlediği, gazab ettiği ve kendilerinden maymun ve domuz yaptığı ve Tâğût'a tapan kimseler (var ya), işte onlar yer ve makam itibariyle daha şer ve düz yoldan daha çok sapmışlardır.
Mâide / 60 - (Cemal Külünkoğlu)
De ki: “Allah katında yeri bundan daha kötü olanı size haber vereyim mi? Onlar Allah'ın kendilerine lanet ettiği, gazabına uğrattığı ve şeytani güçlere taptıkları için Allah'ın maymuna ve domuza çevirdikleridir. İşte onlar makamı en kötü olanlar ve doğru yoldan en fazla sapanlardır.”
Mâide / 60 - (Diyanet İşleri (eski))
'Allah katında bundan daha kötü bir karşılığın bulunduğunu size haber vereyim mi?' de, Allah kime lanet ve gazab ederse, kimlerden maymunlar, domuzlar ve şeytana kullar kılarsa, işte onlar yeri en kötü ve doğru yoldan en çok sapmış olanlardır.
Mâide / 60 - (Diyanet Vakfi)
De ki: Allah katında yeri bundan daha kötü olanı size haber vereyim mi? Allah'ın lânetlediği ve gazap ettiği, aralarından maymunlar, domuzlar ve tâğuta tapanlar çıkardığı kimseler. İşte bunlar, yeri (durumu) daha kötü olan ve doğru yoldan daha ziyade sapmış bulunanlardır.
Mâide / 60 - (Edip Yüksel)
De: 'ALLAH katında bundan daha kötü bir durumu size bildireyim mi? ALLAH kime lanet ve gazap ederek maymunlar, domuzlar, putperestler haline sokmuşsa, işte o kimseler yer bakımından daha kötü ve doğru yoldan en çok sapmış olanlardır.
Mâide / 60 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Deki: Size Allah yanında cezaca ondan daha fenasını haber vereyim mi? O kimseler ki Allah kendilerine lâ'net etmiş, gadabına uğratmış, onlardan maymunlar, hınzirler ve taguta tapanlar yapmış, işte bunlar mevkı'ce daha fena ve düz yoldan daha sapgındırlar
Mâide / 60 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
De ki: «Allah yanında cezaca bundan daha kötüsünü size haber vereyim mi? Allah'ın la'net ettiği, gazabına uğrattığı, kendilerini maymunlara ve domuzlara dönüştürdüğü kimselerle Tağut'a tapanlar, işte bunlar, yerleri en kötü yer olan ve doğru yoldan en çok sapanlardır.»
Mâide / 60 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
De ki: «Allah katında cezaya çarptırılma bakımından bunlardan daha kötüsünü size haber vereyim mi? Allah, kimlere lanet etmiş ve gazabına uğratmışsa; kimlerden maymunlar, domuzlar ve şeytana tapanlar yapmışsa, işte bunların makamı daha kötüdür ve onlar düz yoldan daha çok sapmışlardır».
Mâide / 60 - (Gültekin Onan)
De ki: "Tanrı katında 'kesinleşmiş bir ceza olarak' bundan daha kötüsünü haber vereyim mi? Tanrı'nın kendisine lanet ettiği, ona karşı gazaplandığı ve onlardan maymunlar ve domuzlar kıldığı ile tağuta tapanlar; İşte bunlar, yerleri daha kötü ve dümdüz yoldan daha çok sapmışlardır."
Mâide / 60 - (Harun Yıldırım)
De ki: “Allah katında cezası bundan daha kötü olanı haber vereyim mi? Allah’ın lanetlediği ve ona gazab ettiği, içlerinden maymunlar, domuzlar yaptığı ve tağuta ibadet edenlerdir. İşte onlar yerleri daha kötü olanlar ve doğru yoldan daha çok sapanlardır.”
Mâide / 60 - (Hasan Basri Çantay)
De ki: «Allah katında bir ceza olmak bakımından bundan daha kötüsünü size haber vereyim mi? Allahın lâ'net ve aleyhinde gazab etdiği, içlerinden maymunlar, domuzlar yaptığı kimselerle şeytana tapanlardır ki işte bunların mevkii daha kötü ve dümdüz yoldan daha sapıkdır».
Mâide / 60 - (Hayrat Neşriyat)
De ki: 'Allah katında cezâ cihetiyle bundan daha kötü olanı size haber vereyim mi? O kimse(ler) ki, Allah on(lar)a (küfür ve azgınlıkları sebebiyle) lâ'net etmiş, üzer(ler)ine gazab etmiş, (aslında birer insan iken, sûretlerini değiştirerek) içlerindenmaymunlar ve domuzlar ve tâğûta (Allah’ın yerine tuttukları başka şeylere) tapanlaryapmıştır.' İşte onlar, (âhirette) mevki'ce daha kötü ve düz yolun ortasından (sapanların içinde) en çok sapmış olan kimselerdir.
Mâide / 60 - (İbni Kesir)
De ki: Allah katında bundan daha kötü bir cezanın bulunduğunu size haber vereyim mi? O kimse ki; Allah ona la'net etmiş, aleyhine gazab etmiş ve onlardan maymunlar, domuzlar ve Tağut'a kullar kılmıştır. İşte onlar; yer bakımından en kötü ve doğru yoldan en çok sapmış olanlardır.
Mâide / 60 - (Kadri Çelik)
De ki: “Allah katında cezası bundan daha kötü olanı size haber vereyim mi? Allah'ın lânet ettiği, gazapta bulunduğu, kendilerinden maymunlar ve domuzlar kıldığı ve tağuta kulluk eden kimse. İşte onlar yeri en kötü ve de doğru yoldan en çok sapmış olanlardır.”
Mâide / 60 - (Muhammed Esed)
De ki: "Allah katında bunlardan daha şiddetli bir cezayı hak edenleri size söyleyeyim mi? Onlar, Allahın lanetledikleridir; onlar Allahın gazap ettikleridir ve şeytani güçlere taptıkları için Allahın maymuna ve domuza çevirdikleridir: Bunlar durumu en kötü olanlar ve doğru yoldan (alaya alıcılardan) daha fazla sapanlardır".
Mâide / 60 - (Mustafa İslamoğlu)
De ki: Allah katında, bunlardan daha beter bir cezayı hak edenleri size söyleyeyim mi? Onlar Allah'ın lanet ve gazabına uğrayanlardır; şeytani güçlere kul oldukları için maymuna ve hınzıra benzettikleridir. En şerli konumda bulunanlar ve doğru yoldan en çok sapanlar işte bunlardır.
Mâide / 60 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
De ki: «Allah Teâlâ'nın indinde cezaca kendisinden daha şerlisini size haber vereyim mi? O kimse ki, Allah Teâlâ ona lânet etti ve üzerine gazabta bulundu ve onlardan maymunlar ve hınzırlar ve Cenâb-ı Hak'tan başkasına tapanlar yaptı. İşte bunlar mevkice daha şerli, düz yoldan daha sapık kimselerdir.»
Mâide / 60 - (Ömer Öngüt)
De ki: “Allah katında bundan daha kötü bir cezanın bulunduğunu size haber vereyim mi? Onlar Allah'ın lânetlediği, gazap ettiği, içlerinden maymunlar ve domuzlar yaptığı kimselerle Tağut'a tapanlardır. İşte onlar mevki bakımından daha kötü olanlar ve doğru yoldan daha çok sapmış bulunanlardır. ”
Mâide / 60 - (Şaban Piriş)
Allah katında bundan daha kötü bir musibet bulunduğunu size haber vereyim mi? de, -Allah kime lanet eder, ve ona gazap ederse, kimlerden maymunlar, domuzlar ve tağuta tapanlar kılarsa, işte onlar yeri en kötü ve doğru yoldan en sapık olanlardır.
Mâide / 60 - (Sadık Türkmen)
De ki: “Allah katında cezası bundan daha kötü olanları size haber vereyim mi? Onlar, Allah’ın lânetlediği (azarladığı, rahmetinin dışına bıraktığı) ve gazabına uğrattığı, içlerinden maymunlar ve domuzlar gibi oldunuz dediği, şeytanlara tapan kimselerdir. İşte bunların yeri daha kötüdür ve onlar doğru yoldan daha çok sapmışlardır.”
Mâide / 60 - (Seyyid Kutub)
De ki; «Allah katında bundan daha kötü konumda olanları size bildireyim mi? Allah'ın lanet ettiği, gazabına uğrattığı, aralarından bir bölümünü çarpıtarak maymuna ve domuza dönüştürdüğü kimseler ile tağuta (şeytan) tapan kimselerdir. Bunlar konumları en kötü ve doğru yoldan en sapmış olanlardır.
Mâide / 60 - (Suat Yıldırım)
De ki: "Allah katında bir ceza olarak bundan daha beterini bildireyim mi?O kimseler ki Allah onlara lânet etmiş, gazabına uğratmış, içlerinden bir kısmını maymun, domuz ve tâgut’a tapan kimseler yapmıştır. Yerleri en fena olanlar, doğru yoldan büsbütün sapanlar, işte onlardır."
Mâide / 60 - (Süleyman Ateş)
De ki: "Allâh katında yeri bundan daha kötü olanı size söyleyeyim mi? Allâh kim(ler)e la'net ve gazab etmiş, kimlerden maymunlar, domuzlar ve şeytâna tapanlar yapmışsa, işte onların yeri daha kötüdür ve onlar düz yoldan daha çok sapmışlardır.
Mâide / 60 - (Tefhim-ul Kuran)
De ki: «Allah katında, 'kesinleşmiş bir ceza olarak' bundan daha kötüsünü haber vereyim mi? Allah'ın kendisine lanet ettiği, ona karşı gazablandığı ve onlardan maymunlar ve domuzlar kıldığı ile tağuta tapanlar; işte bunlar, yerleri daha kötü ve dümdüz yoldan da daha çok sapmışlardır.»
Mâide / 60 - (Ümit Şimşek)
'Allah'tan bir ceza olarak bundan daha kötüsünü size haber vereyim mi?' de. 'Allah'ın lânet ettiği, gazabına uğrattığı, kimini de maymuna ve hınzıra çevirdiği, tâğuta kulluk edenler en kötü bir mevkidedirler; onlar dosdoğru yoldan sapmışlardır.'
Mâide / 60 - (Yaşar Nuri Öztürk)
De ki: "Allah katında ceza olarak bundan daha kötüsünü size bildireyim mi? Allah'ın lanetlediği, üzerine gazap indirdiğidir o. Allah böylelerinden maymunlar, domuzlar ve tağut uşakları yapmıştır. İşte bunlardır yer bakımından daha kötü, yolun denge noktasını kaybetme bakımından daha şaşkın olanlar."
Mâide / 60 - (İskender Ali Mihr)
De ki; “Bundan daha şerli olup, Allah’ın katında kesinleşmiş olan cezayı, size haber vereyim mi? Onlar, Allah’ın lanetlediği ve gadap duyduğu ve onlardan maymunlar, domuzlar yaptığı ve tâguta kul ettiği kimselerdir. İşte onlar, mekânı en kötü olanlar ve sevvâ edilmiş yoldan en çok sapanlardır.”
Mâide / 60 - (İlyas Yorulmaz)
Deki: “Allah’ın katında bundan daha beter cezanın size (inkarcılara) isabet edeceğini haber vereyim mi? Allah’a karşı azgınlık edenlere kölelik yaptıklarından dolayı, Allah kime lanet etmiş ve öfkelenmişse, onları maymunlar ve domuzlar haline getirmiştir. İşte onlar, bulundukları yer olarak en kötü yerde ve izledikleri yolda, en sapkın olandır.
وَإِذَا جَآؤُوكُمْ قَالُوَاْ آمَنَّا وَقَد دَّخَلُواْ بِالْكُفْرِ وَهُمْ قَدْ خَرَجُواْ بِهِ وَاللّهُ أَعْلَمُ بِمَا كَانُواْ يَكْتُمُونَ
Okunuşu: Ve izâ câukum kâlû âmennâ ve kad dehalû bil kufri ve hum kad haracû bihî, vallâhu a’lemu bimâ kânû yektumûn(yektumûne).
Mâide / 61 - (Diyanet İşleri)
(Yanınıza) küfürle girip yine (yanınızdan) küfürle çıktıkları hâlde, size geldiklerinde “İnandık” dediler. Allah, onların saklamakta oldukları şeyi daha iyi bilir.
Mâide / 61 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Sizin yanınıza geldiler mi, inandık derler, halbuki onlar, bulunduğunuz yere kâfirlikle girdikleri gibi gene kâfirlikle çıkmışlardır ve Allah, onların gizlediğini, onlardan daha iyi bilir.
Mâide / 61 - (Abdullah Parlıyan)
Size geldiklerinde, “İman ettik” derler. Oysa onlar gerçekleri örtbas ederek yanınıza girmişler, yine aynen yanınızdan çıkmışlardır. Ama Allah onların gizlediği herşeyin farkındadır.
Mâide / 61 - (Adem Uğur)
Yanınıza inkârla girip yine inkârla çıktıkları halde size geldiklerinde "inandık" derler. Allah gizlediklerini daha iyi bilmektedir.
Mâide / 61 - (Ahmed Hulusi)
Size geldiklerinde "İman ettik" dediler. . . Gerçekte ise (yanınıza) inkârla girip, yine onunla çıkmışlardır. . . Allâh gizlemekte olduklarını, yaptıklarını yaratan olarak daha iyi bilir.
Mâide / 61 - (Ahmet Tekin)
Size geldikleri zaman, sözde:'İman ettik' dediler. Halbuki yanınıza kâfir olarak girip, kâfir olarak çıkmışlardır. Allah onların gizlemeyi alışkanlık haline getirdikleri şeyi, hilelerini, tuzaklarını, kinlerini ve düşmanlıklarını çok iyi bilir.
Mâide / 61 - (Ahmet Varol)
Size geldiklerinde: 'İman ettik' derler. Oysa onlar inkarla girmişler ve yine o hal üzere çıkmışlardır. Allah onların gizlemekte olduklarını daha iyi bilir.
Mâide / 61 - (Ali Bulaç)
Size geldiklerinde: "İnandık" derler. Oysa onlar inkârla girmişlerdir ve yine onunla çıkmışlardır. Allah, gizli tutmakta olduklarını daha iyi bilir.
Mâide / 61 - (Ali Fikri Yavuz)
O münâfıklar size geldikleri zaman: “- Biz iman ettik” derler. Halbuki onlar, senin yanına gizledikleri küfürle girdiler ve yine onunla çıkıp gittiler. Allah onların neler gizlemiş bulunduklarını kendilerinden çok iyi bilendir.
Mâide / 61 - (Ali Ünal)
(Bunların aynı karakterdeki dostları olan münafıklar) size geldiklerinde “İnandık!” derler; halbuki huzurunuza (kalblerinde) küfürle girdikleri gibi, huzurunuzdan yine (kalblerindeki) küfürle çıkarlar. İçlerinde gizledikleri (küfrü) Allah çok iyi bilmektedir.
Mâide / 61 - (Bekir Sadak)
Size geldiklerinde «Inandik» derler, oysa yaniniza inkarci olarak girmis ve yine inkarci olarak cikmislardir. Gizlemekte olduklarini Allah daha iyi bilir.
Mâide / 61 - (Celal Yıldırım)
Size geldikleri zaman, «inandık» derler. Halbuki (yanınıza) küfür ile girip yine küfür ile çıktılar. Allah onların gizlediklerini çok iyi bilir.
Mâide / 61 - (Cemal Külünkoğlu)
(Münafıklar) size geldiklerinde “inandık” derler. Oysa onlar (yanınıza) inkarcı olarak girmişler ve yine inkarcı olarak çıkmışlardır. Allah, onların neleri gizlediklerini çok iyi bilendir.
Mâide / 61 - (Diyanet İşleri (eski))
Size geldiklerinde 'İnandık' derler, oysa yanınıza inkarcı olarak girmiş ve yine inkarcı olarak çıkmışlardır. Gizlemekte olduklarını Allah daha iyi bilir.
Mâide / 61 - (Diyanet Vakfi)
Yanınıza inkârla girip yine inkârla çıktıkları halde size geldiklerinde «inandık» derler. Allah gizlediklerini daha iyi bilmektedir.
Mâide / 61 - (Edip Yüksel)
Size geldiklerinde, 'İnandık,' dediler. Oysa yanınıza inkarlarıyla girip inkarlarıyla çıkmışlardı. Onların gizlediklerini ALLAH daha iyi biliyor.
Mâide / 61 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Size geldiklerinde de «amennâ» derler, halbuki kâfir girmişler kâfir çıkmışlardır, neler ketmediyor idiklerini ise Allah kendilerinden daha iyi bilir
Mâide / 61 - (Gültekin Onan)
Size geldiklerinde "inandık" derler. Oysa onlar küfürle girmişlerdir ve yine onunla çıkmışlardır. Tanrı, gizli tutmakta olduklarını daha iyi bilir.
Mâide / 61 - (Harun Yıldırım)
Size geldikleri zaman: “İman ettik!” derler. Oysa onlar muhakkak ki küfür ile girmişlerdir ve muhakkak onunla çıkmışlardır. Şüphesiz Allah gizlemekte oldukları şeyi hakkıyla bilendir.
Mâide / 61 - (Hasan Basri Çantay)
Size geldikleri zaman «îman etdik» derler. Halbuki onlar muhakkak küfr ile girmişler, yine muhakkak onunla çıkmışlardır. Allah onların neler gizlemekde olduklarını çok iyi bilendir.
Mâide / 61 - (Hayrat Neşriyat)
Ve (yahudi münâfıkları) size geldikleri zaman: 'Îmân ettik' derler; hâlbuki şübhesiz (yanınıza) küfürle girmişler yine onlar şübhesiz onunla çıkmışlardır. Hâlbuki Allah onların gizlemekte olduklarını en iyi bilendir.
Mâide / 61 - (İbni Kesir)
Size geldiklerinde; iman ettik, derler. Halbuki onlar, küfür ile girmişler ve onlar yine onunla çıkmışlardır. Ve Allah; gizlemekte olduklarını çok daha iyi bilir.
Mâide / 61 - (Kadri Çelik)
Size geldiklerinde “iman ettik” derler. Oysa hiç şüphesiz onlar (yanınıza) küfürle girmişlerdir ve yine onunla çıkmışlardır. Allah gizlemekte oldukları şeyi daha iyi bilir.
Mâide / 61 - (Muhammed Esed)
Onlar, sana geldiklerinde, "İnanıyoruz!" derler: Oysa, aslında hakikati inkar niyeti ile gelirler ve aynı şekilde ayrılırlar. Ama Allah, onların gizlediği her şeyin farkındadır.
Mâide / 61 - (Mustafa İslamoğlu)
Onlar sana geldiklerinde "inandık" derler; oysa ki onlar gerçekte inkarla gelirler ve yine onunla ayrılırlar. Fakat Allah onların gizlediklerini çok iyi bilmektedir.
Mâide / 61 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ve size geldikleri zaman, «İmân ettik» derler. Halbuki, onlar muhakkak münkir olarak girmişler ve muhakkak münkir olarak çıkmışlardır. Allah Teâlâ da onların gizlediklerini çok iyi bilendir.
Mâide / 61 - (Ömer Öngüt)
Size geldikleri zaman: “İnandık!” derler. Halbuki yanınıza kâfir olarak girip kâfir olarak çıkmışlardır. Allah onların gizlediklerini daha iyi bilir.
Mâide / 61 - (Şaban Piriş)
Size geldiklerinde: -İman ettik, derler, oysa yanınıza kafir olarak girmiş ve yine kafir olarak çıkmışlardır. Gizlemekte olduklarını Allah daha iyi bilir.
Mâide / 61 - (Sadık Türkmen)
(yanınıza) küfürle girip, yine (yanınızdan) küfürle çıktıkları halde, size geldiklerinde: “İnandık” dediler. Allah onların saklamakta oldukları şeyi daha iyi bilir.
Mâide / 61 - (Seyyid Kutub)
Bunlar yanınıza geldiklerinde, «inandık» dediler. Oysa yanınıza, kafir olarak girmiş ve yine kafir olarak çıkmışlardır. Allah onların gizli tuttukları duyguları herkesten iyi bilir.
Mâide / 61 - (Suat Yıldırım)
Sizin yanınıza geldikleri zaman: "Biz müminiz" derler. Halbuki gerçekte onlar kâfir olarak girmişler, yine kâfir olarak çıkmışlardır. Onların içlerinde gizledikleri nifakı Allah pek iyi bilir.
Mâide / 61 - (Süleyman Ateş)
(Onlar) size geldiklerinde "inandık" derler. Oysa küfürle (yanınıza) girmişler, yine onunla (yanınızdan) çıkmışlardır. Allâh onların (içlerinde) gizlediklerini daha iyi bilir.
Mâide / 61 - (Tefhim-ul Kuran)
Size geldiklerinde: «İnandık» derler. Oysa onlar küfürle girmişlerdir ve yine onunla çıkmışlardır. Allah, gizli tutmakta olduklarını daha iyi bilir.
Mâide / 61 - (Ümit Şimşek)
Sana geldikleri zaman 'İnandık' derler; oysa yanına kâfir girmiş, oradan kâfir çıkmışlardır. Allah ise onların saklamakta olduklarını pek iyi bilir.
Mâide / 61 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Size geldiklerinde "İnandık!" derler. Gerçekte ise küfürle girmiş, yine onunla çıkmışlardır. Neler saklıyor olduklarını Allah daha iyi bilir.
Mâide / 61 - (İskender Ali Mihr)
Ve (onlar) size geldikleri zaman: “Îmân ettik.” dediler. Oysa onlar, küfürle girip, küfürle çıkmışlardır. Ve Allah, onların gizlediklerini çok iyi bilir.
Mâide / 61 - (İlyas Yorulmaz)
Onlar size inkarcı olarak gelmişler ve “İman ettik” dedikleri halde, sizin yanınızdan çıktıklarında da, inkarcı olarak çıkmışlardır. Halbuki Allah onların içlerinde gizlediklerini en iyi bilendir.
وَتَرَى كَثِيرًا مِّنْهُمْ يُسَارِعُونَ فِي الإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَأَكْلِهِمُ السُّحْتَ لَبِئْسَ مَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ
Okunuşu: Ve terâ kesîran minhum yusâriûne fîl ismi vel udvâni ve eklihimus suht(suhti) lebi’se mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
Mâide / 62 - (Diyanet İşleri)
Onlardan çoğunun günahta, düşmanlıkta, haram yemede birbirleriyle yarıştıklarını görürsün. Yapmakta oldukları şey ne kötüdür!
Mâide / 62 - (Adem Uğur)
Onlardan birçoğunun günah, düşmanlık ve haram yemede yarıştıklarını görürsün. Yaptıkları ne kadar kötüdür!
Mâide / 62 - (Ahmed Hulusi)
Onlardan çoğunun Allâh'a karşı suça meyilli; düşmanlıkta ve haram yemekte süratli gittiklerini görürsün. . . Yapmakta oldukları ne kadar da kötüdür!
Mâide / 62 - (Ahmet Tekin)
Onlardan çoğunu, bilerek günah işlemede, zarar vermede, düşmanlıkta ve köklerini kurutan ve insanî değer bırakmayan haramı, rüşveti yemede yarış ederlerken görürsün. Yapmaya devam ettikleri fiilleri ne kötüdür.
Mâide / 62 - (Ahmet Varol)
Onların çoğunun günah, düşmanlık ve haram yemede birbirleriyle yarıştıklarını görürsün. Yapmakta oldukları şeyler ne kadar kötüdür!
Mâide / 62 - (Ali Bulaç)
Onlardan çoğunun günahta, düşmanlıkta ve haram yiyicilikte çabalarına hız kattıklarını görürsün. Yapmakta oldukları ne kötüdür.
Mâide / 62 - (Ali Fikri Yavuz)
Onlardan bir çoğunu görürsün ki, günaha girmekte, düşmanlık etmekte ve haram yemekte birbirleriyle yarışırlar. Yapmakta oldukları şey ne kadar kötü!
Mâide / 62 - (Ali Ünal)
(Kitap Ehli’nden olan o inkârcıların) pek çoğunun, bizatihî büyük günah olan sözler sarfetmede, düşmanlıkta ve haram yemede yarışırcasına ve birbirlerine destek içinde koşuşturduklarını görürsün. Gerçekten ne de fena işleyip durdukları bu şey!
Mâide / 62 - (Celal Yıldırım)
Onlardan birçoğunun günaha, haksızlıkla düşmanlığa, haram yemeğe yarışırcasına koşuştuklarını görürsün. Yapageldikleri şey ne de fena !
Mâide / 62 - (Gültekin Onan)
Onlardan çoğunun günahta, düşmanlıkta ve haram yiyicilikte çabalarına hız kattıklarını görürsün. Yapmakta oldukları ne kötüdür.
Mâide / 62 - (Hasan Basri Çantay)
Onlardan bir çoğunu görürsün ki günâh (işlemek) de, düşmanlık (yapmak) da ve haram yemeklerinde birbiriyle sür'at koşusu yaparlar. İşlemekde oldukları şey elbet ne kadar kötü!..
Mâide / 62 - (Hayrat Neşriyat)
Hem onlardan birçoğunun günah işlemede, düşmanlık yapmada ve haram yemelerinde koşuştuklarını görürsün. Yapmakta oldukları şey, gerçekten ne kötüdür!
Mâide / 62 - (İbni Kesir)
Onlardan bir çoğunu görürsün ki; günaha, haksızlığa ve haram yemeye koşuşurlar. İşledikleri şey; gerçekten ne kötüdür.
Mâide / 62 - (Kadri Çelik)
Onlardan çoğunun günaha, düşmanlığa ve haram yemeye koşuştuklarını görürsün. Gerçekten de yaptıkları şey pek kötüdür!
Mâide / 62 - (Muhammed Esed)
Onların çoğunun, günah işlemede, gaddarca davranmada ve her kötülüğü boğazlarına indirmekte birbirleriyle yarıştıklarını görebilirsin. Yaptıkları şey ne kadar kötüdür.
Mâide / 62 - (Ömer Öngüt)
Onların çoğunun günaha, düşmanlığa ve haram yemeye koşuştuklarını görürsün. Yaptıkları şey ne kötüdür!
Mâide / 62 - (Sadık Türkmen)
Onlardan çoğunun günahta, düşmanlıkta, haram yemede birbirleriyle yarıştıklarını görüyorsun. Yapmakta oldukları şey ne kötüdür!
Mâide / 62 - (Seyyid Kutub)
Onlardan çoğunun günahta, ölçüleri aşmakta ve haram yemekte birbirleriyle yarıştıklarını görürsün. Yaptıkları şey ne kadar kötüdür.
Mâide / 62 - (Suat Yıldırım)
Onlardan birçoğunun günaha, başkasının hakkına tecavüz etmeye, haram yemeye yarışırcasına koştuklarını görürsün. Yaptıkları şey ne kadar kötü!
Mâide / 62 - (Süleyman Ateş)
Onlardan çoğunun günâh, düşmanlık ve harâm yemede birbirleriyle yarıştıklarını görürsün. Yaptıkları şey ne kötüdür!
Mâide / 62 - (Tefhim-ul Kuran)
Onlardan çoğunun günahta, düşmanlıkta ve haram yiyicilikte çabalarına hız kattıklarını görürsün. Yapmakta oldukları ne kötüdür.
Mâide / 62 - (Ümit Şimşek)
Onlardan birçoğunun günahta, düşmanlıkta ve haram yemekte yarıştıklarını görürsün. Yapmakta oldukları ne kadar da kötü birşeydir!
Mâide / 62 - (İlyas Yorulmaz)
Sen onların çoğunu, Allah’ın yasakladığı günahları işlemekte, (inananlara) düşmanlık yapmakta ve hak hukuk demeden her durumda haramları yemekte, birbirleri ile yarış halinde olduklarını görürsün. Yaptıkları ne kadar kötü şeylerdir.
لَوْلاَ يَنْهَاهُمُ الرَّبَّانِيُّونَ وَالأَحْبَارُ عَن قَوْلِهِمُ الإِثْمَ وَأَكْلِهِمُ السُّحْتَ لَبِئْسَ مَا كَانُواْ يَصْنَعُونَ
Okunuşu: Lev lâ yenhâhumur rabbaniyyûne vel ahbâru an kavlihimul isme ve eklihimus suht(suhti) lebi’se mâ kânû yasneûn(yasneûne).
Mâide / 63 - (Diyanet İşleri)
Bunları, din adamları ve bilginler günah söz söylemekten ve haram yemekten sakındırsalardı ya! Yapmakta oldukları şey ne kötüdür!
Mâide / 63 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Bâri, hükümleri bilenleri ve bilginleri, onları, suç olan sözleri söylemekten ve haram yemekten menetselerdi. İşledikleri iş, ne de kötüdür.
Mâide / 63 - (Abdullah Parlıyan)
Onların din adamları ve hahamları, onları günah söz söylemekten ve haram yemekten engellemeleri gerekmez miydi? Yaptıkları şey ne kötüdür.
Mâide / 63 - (Adem Uğur)
Din adamları ve âlimleri onları, günah olan sözleri söylemekten ve haram yemekten menetselerdi ya! İşledikleri (fiiller) ne kötüdür!
Mâide / 63 - (Ahmed Hulusi)
Rabbanîler ve Ahbar (Mâide:44'te açıklandı) onları Allâh'a karşı suç olanları söylemekten ve haram yemekten engelleseler ya. . . Onların yapıp üretmekte oldukları ne kötüdür!
Mâide / 63 - (Ahmet Tekin)
Gerçek dindarların ve din bilginlerinin, onları herkesçe bilinen günahların sözcülüğünü, savunuculuğunu yapmaktan, yalan söylemekten ve köklerini kurutan ve insanî değer bırakmayan haramı, rüşveti yemekten men etmeleri gerekmez miydi? Yapmakta oldukları düzenbazlıklar ne kötüdür.
Mâide / 63 - (Ahmet Varol)
Kendilerini Rabbe adamış olanlarının (Rabbanilerinin) ve bilginlerinin onları günah söz söylemekten ve haram yemekten alıkoymaları gerekmez miydi! İşlemekte oldukları şeyler ne kadar kötüdür!
Mâide / 63 - (Ali Bulaç)
Bilgin-yöneticileri (Rabbaniyyun) ve yüksek bilginleri (Ahbar), onları, günah söylemelerinden ve haram yiyiciliklerinden sakındırmalı değil miydi? Yapmakta oldukları ne kötüdür.
Mâide / 63 - (Ali Fikri Yavuz)
Ne olurdu? Onların âlimleri ve din bilginleri, günah söylemelerinden ve haram yemelerinden kendilerini vazgeçirmeğe çalışsalardı ya. İşledikleri bu sanat ne kadar kötü!...
Mâide / 63 - (Ali Ünal)
Bari mürşidleri ve fakihleri onları büyük günah olan sözler sarfetmekten ve haram yemekten alıkoysalardı! (Ama heyhat!) Bunların da yapıp durdukları gerçekten ne kötü!
Mâide / 63 - (Bekir Sadak)
Rabbe kul olanlar ve bilginlerin onlara gunah soz soylemeyi ve haram yemeyi yasak etmeleri gerekmez miydi? Yapmakta olduklari ne kotudur!
Mâide / 63 - (Celal Yıldırım)
Rab'den yana olan mürşidleri ve (dinde derinleşmiş) bilginleri onları günah söylemekten ve haram yemekten alıkoysalardı ya! İşleyegeldikleri şey ne kötü !
Mâide / 63 - (Cemal Külünkoğlu)
Rabbe gerçekten bağlı olan kulların ve din bilginlerinin (hahamların), onları günah olan söz söylemekten ve haram yemekten men etmeleri gerekmez miydi? Yaptıkları şey ne kötüdür!
Mâide / 63 - (Diyanet Vakfi)
Din adamları ve âlimleri onları, günah olan sözleri söylemekten ve haram yemekten menetselerdi ya! İşledikleri (fiiller) ne kötüdür!
Mâide / 63 - (Edip Yüksel)
Hahamları ve din adamları onları bu günah sözleri söylemekten, haram yemekten menetmeli değil miydi? İşledikleri ne fena!
Mâide / 63 - (Gültekin Onan)
Bilgin-yöneticileri (rabbaniyun) ve yüksek-bilginleri (ahbar), onları, günah söylemelerinden ve haram yiyiciliklerinden sakındırmalı değil miydi? Yapmakta oldukları ne kötüdür.
Mâide / 63 - (Harun Yıldırım)
Rabbaniler ve bilginleri onları günah olan konuşmalardan ve haram yemelerinden alıkoysalardı ya! Yapmakta oldukları şey ne kötüdür!
Mâide / 63 - (Hasan Basri Çantay)
Bari bilginleri, fakıyhleri onları günâh söylemelerinden ve haram yemelerinden vaz geçirmiye çalışsalardı ya. Her halde yapmakda oldukları bu (san'at) ne kadar kötü!
Mâide / 63 - (Hayrat Neşriyat)
(İçlerindeki) dindar insanların ve âlimlerin, onları, günah (söz) söylemelerinden ve haram yemelerinden men' etmeleri gerekmez miydi? İşleye geldikleri şey gerçekten ne kötüdür!
Mâide / 63 - (İbni Kesir)
Rabb'a kul olanlar ve bilginler; onları günah söylemelerinden ve haram yemelerinden vazgeçirmeye çalışmalı değiller miydi? Yapmakta oldukları şey gerçekten ne kötü.
Mâide / 63 - (Kadri Çelik)
Rabbani âlimler ve bilginler onları günah söz söylemekten ve haram yemekten menetselerdi ya! Yaptıkları şey gerçekten kötüdür!
Mâide / 63 - (Muhammed Esed)
Neden onların din adamları ve hahamları onları günahkarca iddialardan ve her türlü kötülüğü boğazlarına indirmekten alıkoymadılar? Ortaya koydukları şey ne kadar kötüdür!
Mâide / 63 - (Mustafa İslamoğlu)
Onların din adamları ve hahamları, onları günahkarca düşüncelerden ve haram yemekten alıkoysalardı ya? İşledikleri şey ne kötüdür.
Mâide / 63 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Din bilginleri, fakihleri onları günah sözlerinden ve haram yemelerinden nehyetmeli değil midirler? İşledikleri şey elbette ne kadar kötü!
Mâide / 63 - (Ömer Öngüt)
Rabbânîlerin (Rabbe kul olanların) ve Ahbar (bilginler)in onları günah söz söylemekten ve haram yemekten men etmeleri gerekmez miydi? İşledikleri sanat ne kötüdür!
Mâide / 63 - (Şaban Piriş)
Rabbe kul olanlar ve bilginlerin onlara günah söz söylemeyi ve haram yemeyi yasak etmeleri gerekmez miydi? Yapmakta oldukları ne kötüdür.
Mâide / 63 - (Sadık Türkmen)
Onları din adamıyım diyenler ve bilginler; günah söz söylemekten ve haram yemekten sakındırsalardı ya! Yapmakta oldukları şey ne kötüdür!
Mâide / 63 - (Seyyid Kutub)
Allah'a bağlı bilginler ile din adamları bunları günah söz söylemekten ve haram mal yemekten sakındırsalar ya! Yaptıkları şey ne kadar kötüdür.
Mâide / 63 - (Suat Yıldırım)
Bari, onların mürşitleri ve fakihleri onların günah olan şeyler söylemelerini ve haram yemelerini önleselerdi ya! Ama heyhât! Bunların yaptıkları da, ayrıca bir çirkin!
Mâide / 63 - (Süleyman Ateş)
Rabbânilerin ve hahamların, onları günâh söz söylemekten, harâm yemekten menetmeleri gerekmezmiydi? Yaptıkları şey ne kötüdür!
Mâide / 63 - (Tefhim-ul Kuran)
Bilgin-yöneticileri (Rabbaniyyun) ve yüksek bilginleri (Ahbar), onları, günah söylemelerinden ve haram yiyiciliklerinden sakındırmalı değil miydi? Yapmakta oldukları (bu tür sanat çabaları) ne kötüdür.
Mâide / 63 - (Ümit Şimşek)
Mürşid ve âlimlerinin, onları günah sözden ve haram yemekten alıkoymaları gerekmez miydi? İşleyip durdukları ne kötü birşeydir!
Mâide / 63 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Ruhbanları ve hahamları onları, günah oluşturan sözlerinden, haram yemekten alıkoysalardı olmaz mıydı? Ne kötüdür onların sınaat/teknoloji olarak üretmekte oldukları.
Mâide / 63 - (İlyas Yorulmaz)
Onların (din adamları) rabbanileri ve alimleri, günah olan kötü sözleri ve pervasızca yedikleri haramları yasaklamaları gerekmiyor muydu? Yaptıkları şey ne kadar kötü.
وَقَالَتِ الْيَهُودُ يَدُ اللّهِ مَغْلُولَةٌ غُلَّتْ أَيْدِيهِمْ وَلُعِنُواْ بِمَا قَالُواْ بَلْ يَدَاهُ مَبْسُوطَتَانِ يُنفِقُ كَيْفَ يَشَاء وَلَيَزِيدَنَّ كَثِيرًا مِّنْهُم مَّا أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ طُغْيَانًا وَكُفْرًا وَأَلْقَيْنَا بَيْنَهُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاء إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ كُلَّمَا أَوْقَدُواْ نَارًا لِّلْحَرْبِ أَطْفَأَهَا اللّهُ وَيَسْعَوْنَ فِي الأَرْضِ فَسَادًا وَاللّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُفْسِدِينَ
Okunuşu: Ve kâletil yehûdu yedullâhi maglûleh(maglûletun) gullet eydîhim ve luınû bimâ kâlû bel yedâhu mebsûtatâni yunfıku keyfe yeşâû ve le yezîdenne kesîran minhum mâ unzile ileyke min rabbike tugyanen ve kufrâ(kufren) ve elkaynâ beynehumul adâvete vel bagdâe ilâ yevmil kıyâmeh(kıyâmeti) kullemâ evkadû nâran lil harbi etfeehâllâhu ve yes’avne fîl ardı fesâda(fesâden) vallâhu lâ yuhıbbul mufsidîn(mufsidîne).
Mâide / 64 - (Diyanet İşleri)
Bir de Yahudiler, “Allah’ın eli bağlıdır” dediler. Söylediklerinden ötürü kendi elleri bağlansın ve lânete uğrasınlar! Hayır, O’nun iki eli de açıktır, dilediği gibi verir. Andolsun, sana Rabbinden indirilen (Kur’an) onlardan birçoğunun azgınlık ve küfrünü artıracaktır. Biz onların arasına kıyamete kadar düşmanlık ve kin saldık. Her ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa, Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışırlar. Allah, bozguncuları sevmez.
Mâide / 64 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Yahûdiler, Allah'ın eli bağlıdır dediler, elleri bağlanasılar, söyledikleri söz yüzünden lânete uğrayasılar. Hayır, Allah'ın iki eli de açıktır, dilediği gibi ihsânda bulunur. Andolsun, Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun azgınlığını, kâfirliğini arttıracak ve biz, onların arasına kıyâmete dek düşmanlık ve kin saldık. Ne vakit savaş için bir ateş yaktılarsa Allah söndürdü o ateşi ve onlar, yeryüzünde bozgunculuğa koşup dururlar ve Allah, bozguncuları sevmez.
Mâide / 64 - (Abdullah Parlıyan)
Yahudiler Allah'ın eli sıkıdır derler. Sıkı olan onların elidir ve bu iddialarından dolayı Allah tarafından lanetlenmişlerdir. Hayır! Allah'ın iki eli de açıktır. O lütfunu dilediği gibi dağıtır. Rabbinden sana indirilen onların çoğunun azgınlığını ve küfrünü artıracaktır. Biz onların aralarına, kıyamete kadar sürecek kin ve nefret tohumları saçtık. Ne zaman savaş ateşi yaksalar, Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozgunculuk yapmaya çalışırlar, Allah da bozguncuları sevmez.
Mâide / 64 - (Adem Uğur)
Yahudiler, Allah'ın eli bağlıdır (sıkıdır), dediler. Hay dedikleri yüzünden elleri bağlanası ve lânet olasılar! Bilâkis, Allah'ın elleri açıktır, dilediği gibi verir. Andolsun ki sana Rabbinden indirilen, onlardan çoğunun azgınlığını ve küfrünü arttırır. Aralarına, kıyamete kadar (sürecek) düşmanlık ve kin soktuk. Ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa (fitneyi uyandırmışlarsa) Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozgunculuğa koşarlar; Allah ise bozguncuları sevmez.
Mâide / 64 - (Ahmed Hulusi)
Yahudiler, "Allâh'ın eli bağlıdır" dediler. . . Söyledikleri kendilerinde açığa çıktı, kendi elleri bağlandı ve lânetlendiler! Bilakis, Allâh'ın iki eli de açıktır; dilediğince bağışlamaya devam ediyor! Andolsun ki, Rabbinden sana inzâl olunan, onlardan çoğunun inkâr ve tuğyanını (isyan ile haddini aşmayı) arttırır! Onların arasına kıyamet sürecine kadar düşmanlık ve nefret duygusu yerleştirdik! Her ne zaman savaş için bir ateş yaksalar, Allâh onu söndürdü. . . (Gene de) yeryüzünde bozgunculuğa koşarlar. . . Allâh inançları saptırma peşinde koşanları sevmez.
Mâide / 64 - (Ahmet Tekin)
Yahudiler:'Allah’ın eli çok sıkıdır' dediler. Söyledikleri sebebiyle, onların elleri bağlansın ve lânete uğrasınlar. Aksine, Allah’ın elleri açıktır. Allah, sünneti, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygun şekilde verir.Andolsun Rabbimden sana indirilen, Kur’ân onlardan çoğunun azgınlığını ve küfrünü, inkârını artırıyor. Biz, kıyamete kadar onların aralarına düşmanlık ve kin yerleştirdik.Ne zaman savaş ateşi yakmışlarsa, Allah onu söndürmüştür. Onlar, yeryüzünde, ülkede bozgunculuk, anarşi çıkarmak için koşuştururlar. Allah ise, bozguncuları sevmez.
Mâide / 64 - (Ahmet Varol)
Yahudiler 'Allah'ın eli bağlıdır' dediler. [10] Kendi elleri bağlandı ve söylediklerinden dolayı lanetlendiler! Hayır Allah'ın iki eli de açıktır, dilediği gibi sarfeder. [11] Rabbinden sana indirilen onların çoğunun azgınlığını ve küfrünü artıracaktır. Onların aralarına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kin saldık. Ne zaman savaş için bir ateş yaksalar Allah onu söndürür. Onlar ayrıca yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çabalarlar. Allah ise bozguncuları sevmez.
Mâide / 64 - (Ali Bulaç)
Yahudiler: "Allah'ın eli sıkıdır" dediler. Onların elleri bağlandı ve söylediklerinden dolayı lanetlendiler. Hayır; O'nun iki eli açıktır, nasıl dilerse infak eder. Andolsun, Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun taşkınlıklarını ve inkârlarını arttıracaktır. Biz de onların arasına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kin salıverdik. Onlar ne zaman savaş amacıyla bir ateş alevlendirdilerse Allah onu söndürmüştür. Yeryüzünde bozgunculuğa çalışırlar. Allah ise bozguncuları sevmez.
Mâide / 64 - (Ali Fikri Yavuz)
Bir de Yahudi’ler: “- Allah’ın eli bağlıdır. (cömert değildir.)” dediler. Bu dedikleri söz sebebiyle elleri hayır yapmak hususunda bağlandı ve lânetlendiler. Doğrusu Allah’ın kudret elleri açıktır, dilediği gibi ihsan eder. Andolsun ki, sana Rabbinden indirilen âyetler, onlardan bir çoğunun azgınlığını ve küfrünü artıracaktır. Bununla beraber biz onların arasına kıyamete kadar sürecek kin ve düşmanlık bıraktık. Onlar, her ne zaman harb için bir yangın tutuşturdularsa, Allah onu söndürdü. Dâima yeryüzünde fesad için koşarlar. Allah ise, fesad çıkaranları sevmez.
Mâide / 64 - (Ali Ünal)
Yahudiler, “Allah’ın eli bağlı ve sıkıdır.” diyor (ve bizzat kendilerinin sebep olduğu zillet ve meskenetlerini Allah’a yüklemeye çalışıyorlar). Hay kendi elleri bağlanasıcalar; hay söyledikleri bu sözden dolayı rahmetten uzak kalasıcalar! Hayır, hiç de öyle değil: Allah’ın İki Eli de açıktır; O, nasıl dilerse öyle infak eder; (dolayısıyla vermesi, onların keyfine bağlı değildir). Fakat şurası bir gerçek ki, Rabbinden sana indirilen (nimet ve âyetler), onların pek çoğunun ancak azgınlığını ve küfrünü arttırmaktadır. Biz de aralarına Kıyamet’e kadar sürüp gidecek bir kin, düşmanlık ve nefret saldık. Ne zaman (Rasûlüllah’a ve mü’minlere karşı) harp için bir ateş yaksalar Allah onu söndürür. Ancak onlar, sürekli bozgunculuk çıkarmak için yeryüzünde koşuşturup dururlar. Allah, bozguncuları sevmez.
Mâide / 64 - (Bayraktar Bayraklı)
Yahudiler, “Allah'ın eli bağlıdır/cimridir” dediler. Hay, dedikleri yüzünden elleri bağlanası ve lânet olasılar! Bilâkis, Allah'ın elleri açıktır/cömerttir, dilediği gibi verir. Andolsun ki sana Rabbinden indirilen, onlardan çoğunun azgınlığını ve küfrünü arttırır. Aralarına, kıyamete kadar düşmanlık ve kin soktuk. Ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa, Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozgunculuğa koşarlar; Allah ise bozguncuları sevmez.
Mâide / 64 - (Bekir Sadak)
Yahudiler, «Allah'in eli sikidir» dediler; dediklerinden oturu elleri baglansin, lanet olsun. Hayir, O'nun iki eli de aciktir, nasil dilerse sarfeder. And olsun ki, sana Rabbinden indirilen sozler onlarin cogunun azginligini ve inkarini artiracaktir. Onlarin arasina kiyamete kadar surecek dusmanlik ve kin saldik. Savas atesini ne zaman korukleseler Allah onu sondurur. Yeryuzunde bozgunculuga kosarlar. Allah bozgunculari sevmez.
Mâide / 64 - (Celal Yıldırım)
Yahudîler, «Allah'ın eli bağlıdır,» dediler. Dediklerinden dolayı elleri bağlansın ve lanet olsunlar. Hayır, Allah'ın iki eli (lütuf, ihsan ve rahmeti) açıktır, dilediği gibi harcar. Şanıma and olsun ki, sana Rabbinden indirilen (ilâhî buyruklar) onların çoğunun azgınlık ve küfrünü artırır. Aralarına tâ Kıyamete kadar sürecek düşmanlık ve kin attık. Ne kadar savaş İçin bir ateş yaksalar, Allah onu söndürür. (Onlar durmadan) yeryüzünde fesat çıkarmaya koşuşurlar. Allah ise fesat çıkaranları sevmez.
Mâide / 64 - (Cemal Külünkoğlu)
Yahudiler: “Allah'ın eli sıkıdır (rızık vermede Allah cimridir)” dediler. Sıkı olan onların elidir. Bu iddialarından dolayı (Allah tarafından) lanetlenmişlerdir. Tersine, O'nun (rahmet) elleri sonuna kadar açıktır. O, (lütfunu) dilediği gibi dağıtır. Ama (Ey Peygamber!) Rabbin tarafından sana indirilen her şey, onların çoğunun azgınlığını ve küfrünü artıracaktır. Biz, (yaptıkları yüzünden) onların arasına kıyamet gününe kadar (sürecek) düşmanlık ve kin bıraktık. Her ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışırlar. Allah ise bozguncuları sevmez.
Mâide / 64 - (Diyanet İşleri (eski))
Yahudiler, 'Allah'ın eli sıkıdır' dediler; dediklerinden ötürü elleri bağlandı, lanetlendiler. Hayır, O'nun iki eli de açıktır, nasıl dilerse sarfeder. And olsun ki, sana Rabbinden indirilen sözler onların çoğunun azgınlığını ve inkarını artıracaktır. Onların arasına kıyamete kadar sürecek düşmanlık ve kin saldık. Savaş ateşini ne zaman körükleseler Allah onu söndürmüştür. Yeryüzünde bozgunculuğa koşarlar. Allah bozguncuları sevmez.
Mâide / 64 - (Diyanet Vakfi)
Yahudiler, Allah'ın eli bağlıdır (sıkıdır) , dediler. Hay dedikleri yüzünden elleri bağlanası ve lânet olasılar! Bilâkis, Allah'ın elleri açıktır, dilediği gibi verir. Andolsun ki sana Rabbinden indirilen, onlardan çoğunun azgınlığını ve küfrünü arttırır. Aralarına, kıyamete kadar (sürecek) düşmanlık ve kin soktuk. Ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa (fitneyi uyandırmışlarsa) Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozgunculuğa koşarlar; Allah ise bozguncuları sevmez.
Mâide / 64 - (Edip Yüksel)
Yahudiler 'ALLAH'ın eli bağlı,' dedi. Aslında elleri bağlı olanlar kendileri. Halbuki O'nun iki eli de açık olup dilediği gibi harcamakta. Rabbinden sana indirilenler çoğunun azgınlığını ve inkarını arttıracak. Diriliş Gününe kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık. Her ne zaman savaş için ateş yaksalar ALLAH onu söndürmüştür. Yeryüzünde bozgunculuk yapmak için dolaşırlar. ALLAH ise bozguncuları sevmez.
Mâide / 64 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Bir de Yehudîler «Allahın eli bağlı» dediler ve dedikleriyle elleri bağlandı ve mel’un oldular, hayır onun iki eli de açık dilediği gibi bahşediyor, celâlim hakkı için sana rabbından indirilen onlardan bir çoğunun tuğyanını ve küfrünü arttıracaktır, maamafih biz onların arasına kıyamete kadar sürecek buğz ve adavet bıraktık, her ne zaman harb için bir yangın tutuşturdularsa Allah onu söndürdü, hep yer yüzünde fesad için koşarlar, Allah ise müfsidleri sevmez
Mâide / 64 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Bir de Yahudiler: «Allah'ın eli bağlıdır.» dediler ve dedikleri yüzünden elleri bağlandı ve la'netlendiler. Hayır, O'nun iki eli de açıktır, dilediği gibi nimet veriyor. Andolsun ki, sana Rabbinden indirilenler, onlardan birçoğunun azgınlığını küfrünü artıracaktır. Bununla birlikte, aralarına kıyamete kadar sürecek olan bir düşmanlık ve kin bıraktık. Her ne zaman savaş için bir ateş tutuşturdularsa, Allah onu söndürdü. Onlar yeryüzünde bozgunculuk için koşarlar; Allah ise bozguncuları sevmez.
Mâide / 64 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Yahudiler, «Allah'ın eli çok sıkıdır» dediler. Söyledikleri söz sebebiyle onların elleri bağlansın ve lanete uğrasınlar! Aksine Allah'ın elleri açıktır, dilediği gibi verir. Andolsun, Rabbinden sana indirilen, onların çoğunun azgınlığını ve küfrünü azdırıyor. Biz, onların aralarına tâ kıyamete kadar düşmanlık ve kin atmışızdır. Ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa, Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozğunculuğa koşarlar. Şüphesiz Allah bozguncuları sevmez.
Mâide / 64 - (Gültekin Onan)
Yahudiler, "Tanrı'nın eli sıkıdır" dediler. Onların elleri bağlandı ve söylediklerinden dolayı lanetlendiler. Hayır, O'nun iki eli açıktır, nasıl dilerse (öyle) infak eder. Andolsun, rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun taşkınlığını ve küfrünü arttıracaktır. Biz de onların arasına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kin salıverdik. Onlar ne zaman savaş amacıyla bir ateş alevlendirdilerse Tanrı onu söndürmüştür. Yeryüzünde bozgunculuğa çalışırlar. Tanrı ise bozguncuları sevmez.
Mâide / 64 - (Harun Yıldırım)
Yahudiler: “Allah’ın eli bağlıdır!?” dediler. Söyledikleri sebebiyle elleri bağlansın ve lanetlensinler. Bilakis O’nun iki eli de açıktır; dilediği gibi infak eder. Andolsun ki Rabbinden sana indirilen onlardan pek çoğunun küfrünü artırır. Biz de onların arasına kıyamet gününe kadar bir düşmanlık ve kin saldık. Her ne zaman harp için bir ateş yaksalar Allah onu söndürür. Yeryüzünde bozgunculuk için yarışırlar. Oysa Allah bozguncuları sevmez.
Mâide / 64 - (Hasan Basri Çantay)
Yahudiler: «Allahın eli bağlıdır (sıkıdır)» dediler. Hay kendi elleri bağlanası ve söyledikleri (bu söz) den dolayı mel'un olası (insanlar)! Hayır, (Allahın) iki eli de açıkdır. Nasıl dilerse öyle infaak eder O. Rabbinden sana indirilen (âyetler), onlardan bir çoğunun, andolsun ki, azgınlığını, gâvurluğunu artıracak. (Bununla beraber) biz onların arasına kıyaamet gününe kadar (sürecek) düşmanlık ve kîn bırakdık. Onlar ne zaman harb için bir ateş tutuşdurdularsa Allah onu söndürdü (kendilerini dâima yeniltiye uğratdı). Yer yüzünde hep fesadcılığa koşarlar onlar. Allah ise fesada olanları sevmez.
Mâide / 64 - (Hayrat Neşriyat)
Hem yahudiler: 'Allah’ın eli bağlıdır (cimridir)' dediler. (Hâşâ!) De dikleri yüzünden(hayırlı işlerde) el le ri bağlansın ve lâ'nete uğrasınlar! Bil'akis O’ nun iki eli de açıktır; dilediği gibi (dilediği kimseye) karşılıksız verir. Ve and olsun ki Rabbinden sana indirilen(bu Kur’ân), onlardan birçoğuna azgınlık ve küf rü artıracaktır.Böylece aralarına, kıyâmet gününe ka dar (devâm edecek) düşmanlık ve kin bıraktık. Ne zaman harb için bir ateş yaktılarsa, Allah onu sön dürmüştür (on ları muvaffak kılmamıştır). Buna rağmen yeryü zünde fesad çıkarmaya çalışırlar. Hâlbuki Allah, fesad çıkaranları sevmez.
Mâide / 64 - (İbni Kesir)
Yahudiler dediler ki: Allah'ın eli bağlıdır. Böyle dediklerinden ötürü kendi elleri bağlansın, la'net olsun. Hayır, O'nun iki eli de açıktır, nasıl dilerse öyle infak eder. Rabbından sana indirilen; andolsun ki, onlardan çoğunun azgınlığını ve küfürünü artıracaktır. Onların aralarına kıyamet gününe kadar sürecek kin ve nefret saldık. Savaş için ateşi ne zaman körükleseler; Allah, onu söndürür. Ve yeryüzünde fesada koşarlar. Allah, ise fesadçıları sevmez.
Mâide / 64 - (Kadri Çelik)
Yahudiler, “Allah'ın eli sıkıdır” dediler; Hay dedikleri yüzünden elleri bağlanası ve lânet olasılar! Bilakis O'nun iki eli de açıktır, nasıl dilerse infak eder. Hiç şüphesiz sana Rabbinden indirilen sözler, onların çoğunun azgınlığını ve küfre sapmalarını artıracaktır. Onların arasına kıyamete kadar sürecek düşmanlık ve kin saldık. Savaş ateşini ne zaman körükleseler, Allah onu söndürür. Yeryüzünde bozgunculuğa çaba harcarlar. Allah bozguncuları sevmez.
Mâide / 64 - (Muhammed Esed)
Yahudiler, "Allahın eli sıkıdır" derler. Sıkı olan onların elidir: Ve bu iddialarından dolayı (Allah tarafından) lanetlenmişlerdir. Tersine, Onun elleri sonuna kadar açıktır: O, (lütfunu) dilediği gibi dağıtır. Ama (ey Peygamber,) Rabbin tarafından sana indirilen her şey, onların çoğunun kibirli küstahlıklarında ve hakikati inkarda daha inatçı yapacaktır. Böylece biz, Kitab-ı Mukaddesin takipçileri arasına Mahşer Gününe kadar (sürecek) kin ve nefret tohumları saçtık: ne zaman savaş ateşi yaksalar Allah onu söndürür; ve onlar yeryüzünde yozlaşmayı ve çürümeyi arttırmak için ellerinden geleni yaparlar: Allah ise yozlaşmaya ve çürümeye yol açanları sevmez.
Mâide / 64 - (Mustafa İslamoğlu)
Yahudiler, "Allah'ın eli sıkıdır!" dediler; sıkılaştı elleri ve bu düşüncelerinden dolayı rahmetten dışlandılar. Aksine O'nun iki eli de sonsuzca açıktır, (lutfunu) dilediği gibi dağıtır. Fakat Rabbinden sana indirilen, onların küstahça azgınlığını ve inatçı inkarlarını daha da artıracaktır. Ve Biz onların arasına Kıyamet Günü'ne kadar sürecek olan kin ve nefret tohumları saçmışızdır. Ne zaman savaş ateşi yaksalar Allah onu söndürür; zira onlar yeryüzünde çürüme ve yozlaşmayı yaymak için çırpınırlar, Allah ise çürüme ve yozlaşmaya neden olanları sevmez.
Mâide / 64 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ve Yahûdi tâifesi, «Allah'ın eli bağlanmıştır» dediler. Bu dedikleriyle kendi elleri bağlandı ve lânet olundular. Hayır, bilakis (Cenâb-ı Hakk'ın) iki eli de açıktır, dilediği gibi infakta bulunur. Ve and olsun ki, sana Rabbinden indirilmiş olan şey, onlardan birçoğu için tuğyanı ve küfrü arttıracaktır ve Biz onların arasına Kıyamet gününe kadar düşmanlık ve kin bıraktık. Her ne zaman savaş için bir ateş yakıverdilerse onu Allah Teâlâ söndürdü ve onlar yeryüzünde fesada koşarlar. Allah Teâlâ ise müfsit olanları sevmez.
Mâide / 64 - (Ömer Öngüt)
Yahudiler: “Allah'ın eli bağlıdır. ” dediler. Böyle dediklerinden ötürü kendi elleri bağlansın! Lânet olsun onlara! Hayır! Allah'ın iki eli de açıktır, dilediği gibi sarfeder. Andolsun ki Rabbinden sana indirilenler, onlardan çoğunun azgınlığını ve küfrünü artırır. Biz onların aralarına kıyamet gününe kadar düşmanlık ve kin saldık. Ne zaman savaş için bir ateş tutuştursalar, Allah onu söndürür. Onlar yeryüzünde durmadan fesat çıkarmaya koşarlar. Şüphesiz ki Allah fesat çıkaranları sevmez.
Mâide / 64 - (Şaban Piriş)
Yahudiler: - Allah’ın eli sıkıdır, dediler. Böyle dedikleri için elleri bağlandı ve lanete uğradılar. Oysa Allah’ın elleri açıktır, nasıl dilerse sarfeder. Elbette Rabbinden sana indirilenler, onların çoğunun azgınlığını ve küfrünü artıracaktır. Onların arasına kıyamete kadar (sürecek) düşmanlık ve kin saldık. Savaş ateşini ne zaman körükleseler Allah onu söndürür. Yeryüzünde bozgunculuğa koşarlar. Allah bozguncuları sevmez.
Mâide / 64 - (Sadık Türkmen)
Bir de (Kur’an’ın indiği zamandaki); “Yahudiyim” diyenler; “Allah’ın eli bağlıdır” dediler. Söylediklerinden ötürü kendi elleri bağlansın ve lânete uğrasınlar! Hayır, onun iki eli de açıktır, dilediği gibi verir. Andolsun, onlardan birçoğu; Rabbinden sana indirilen (Kur’an) ile karşılaşınca, azgınlıkta ve gerçekleri gizlemede ileri gittiler. Biz öyle kimselerin arasında kıyamete kadar düşmanlık ve kin olmasına izin verdik. Her ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa, Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışırlar. Allah bozguncuları sevmez.
Mâide / 64 - (Seyyid Kutub)
Yahudiler «Allah'ın eli sıkıdır» dediler. Bu sözlerinden ötürü elleri bağlansın. onlara lanet olsun! Tersine O'nun iki eli de açıktır, dilediği gibi verir. Rabbin tarafından sana indirilen ayetler onların çoğunun azgınlığını ve kafirliğini arttıracaktır. Onların arasına kıyamet gününe kadar sürecek bir düşmanlık ve kin saldık. Ne zaman savaş ateşini körüklediler ise, Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde hep fesad, bozgunculuk peşinde koşarlar. Oysa Allah bozguncuları sevmez.
Mâide / 64 - (Suat Yıldırım)
Yahudiler: "Allah’ın eli bağlıdır." dediler. Hay kendi elleri bağlanasılar!Hay dediklerinden dolayı mel’ûn olası adamlar! Hayır, hiç de öyle değil! Allah’ın iki eli de açıktır. Dilediği şekilde infak eder. Rabbinden sana indirilen âyetler, mutlaka onlardan birçoğunun azgınlığını ve gâvurluğunu artıracaktır. Bununla beraber, Biz onların aralarına, kıyamete kadar sürüp gidecek bir kin ve nefret bıraktık. Her ne zaman onlar savaş çıkarmak için bir yangın tutuşturdularsa Allah onu söndürdü. Sırf fesat çıkarmak için dünyanın her tarafında koşup dururlar. Allah müfsitleri sevmez.
Mâide / 64 - (Süleyman Ateş)
Yahûdiler "Allâh'ın eli bağlıdır (Allâh cimridir)". dediler. Kendi elleri bağlandı ve söyledikleri sözden ötürü la'netlendiler. Hayır, Allâh'ın iki eli de açıktır, dilediği gibi verir. Andolsun, Rabbinden sana indirilen, onların çoğunun azgınlığını ve küfrünü artıracaktır. Biz onların aralarına tâ kıyâmet gününe kadar düşmanlık ve kin atmışızdır. Ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa Allâh onu söndürmüştür. (Onlar) yeryüzünde bozgunculuğa koşarlar. Allâh da bozguncuları sevmez.
Mâide / 64 - (Tefhim-ul Kuran)
Yahudiler: «Allah'ın eli sıkıdır» dediler. Onların elleri bağlandı ve söylediklerinden dolayı lanetlendiler. Hayır; O'nun iki eli açıktır, nasıl dilerse infak eder. Andolsun, Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun tuğyanlarını ve küfürlerini artıracaktır. Biz de onların arasına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kin salıverdik. Onlar ne zaman savaş amacıyla bir ateş alevlendirdilerse Allah onu söndürmüştür. Yer yüzünde bozgunculuğa çaba harcarlar. Allah ise bozguncuları sevmez.
Mâide / 64 - (Ümit Şimşek)
Yahudiler bir de 'Allah'ın eli sıkıdır' dediler. Elleri bağlansın onu söyleyenlerin, lânet olsun onlara! Allah'ın iki eli de açıktır; nasıl dilerse öylece bağışlar. Rabbinden sana indirilenler, onların azgınlığını ve inkârını daha pek çok arttıracaktır. Biz ise onların arasına, kıyamete kadar sürüp gidecek bir düşmanlık ve kin bıraktık. Onlar ne zaman bir savaş ateşi körüklemek istedilerse, Allah onu söndürdü. Onlar dünyada hep fesat çıkarmaya uğraşırlar. Fakat Allah fesatçıları hiç sevmez.
Mâide / 64 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Yahudiler dediler ki: "Allah'ın eli bağlıdır." Kendi elleri bağlandı/elleri bağlanasıcalar! Söylemiş oldukları yüzünden lanetlendiler. Söylediklerinin aksine, Allah'ın iki eli de alabildiğine açıktır; dilediği gibi bağışta bulunur. İnan olsun ki, Rabbinden sana indirilen, küfür ve taşkınlık yönünden onları iyice azdıracaktır. Onların arasına, ta kıyamet gününe kadar düşmanlık ve nefret atmışızdır. Ne zaman savaş için bir ateş yaksalar, Allah onu söndürür de onlar yeryüzünde yine bozgunculuğa koşarlar. Ama Allah, bozguncuları sevmez.
Mâide / 64 - (İskender Ali Mihr)
Yahudiler: “Allah’ın eli bağlıdır (Allah cimridir)” dediler. Onların elleri bağlandı. Ve bu sözlerinden dolayı lânetlendiler. Hayır, bilakis! O’nun iki eli de açıktır. Nasıl isterse öyle infâk eder (verir). Ve Rabb’inden sana indirilen şey (ilahî buyruklar), mutlaka onlardan birçoğunun azgınlığını ve küfrünü arttırır. Ve biz onların arasına kıyâmete kadar sürecek düşmanlık ve kin ilka ettik (ulaştırdık). Her ne zaman harb için bir ateş yaktılarsa, Allah onu söndürdü. Ve onlar yeryüzünde fesat çıkarmak için çalışırlar. Ve de Allah, fesat çıkaranları (bozgunculuk yapanları) sevmez.
Mâide / 64 - (İlyas Yorulmaz)
Yahudiler “Allah’ın eli çok sıkı (cimri)” dediler. Onların elleri bağlansın ve söyledikleri yüzünden onlara lanet olsun. Tam aksine Allah’ın eli açık olup, dilediğini dilediği kadar rızıklandırıyor. Rabbinden sana kitapta indirilenler, onlardan pek çoğunun azgınlıklarını ve inkarlarını elbetteki artırıyor. Bundan dolayı bizde onların arasına, kıyamete kadar sürecek düşmanlık ve kin tohumlarını attık. Onlar ne zaman savaş alevini insanlar arasında tutuştursalar, Allah onların alevlerini söndürüyor. (Allah’ın onların çabalarını boşa çıkarmasından) Sonra, bu seferde yer yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak için koşuşturuyorlar. Allah bozgunculuk yapanları sevmez.
وَلَوْ أَنَّ أَهْلَ الْكِتَابِ آمَنُواْ وَاتَّقَوْاْ لَكَفَّرْنَا عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ وَلأدْخَلْنَاهُمْ جَنَّاتِ النَّعِيمِ
Okunuşu: Ve lev enne ehlel kitâbi âmenû vettekav le keffernâ anhum seyyiâtihim ve le edhalnâhum cennâtin naîm(naîmi).
Mâide / 65 - (Diyanet İşleri)
Eğer kitap ehli iman etseler ve Allah’a karşı gelmekten sakınsalardı, muhakkak onların kötülüklerini örterdik ve onları Naim cennetlerine koyardık.
Mâide / 65 - (Abdullah Parlıyan)
Bize de kitap verildi diyenler, eğer iman edip yollarını Allah'ın kitabıyla bulmaya çalışsalardı, onların kötülüklerini siler ve onları nimet cennetlerine sokardık.
Mâide / 65 - (Adem Uğur)
Eğer ehl-i kitap iman edip (kötülüklerden) sakınsalardı, herhalde (geçmiş) kötülüklerini örter ve onları nimeti bol cennetlere sokardık.
Mâide / 65 - (Ahmed Hulusi)
Eğer, önceden kendilerine hakikat bilgisi gelmiş olup (bunu değerlendiremeyenler), iman edip, (şirkten) korunsaydı, elbette onların kötülüklerini siler ve onları Naîm cennetlerine koyardık.
Mâide / 65 - (Ahmet Tekin)
Keşke ehl-i kitap iman edip, Allah’a sığınıp, emirlerine yapışsa, günahlardan arınıp, azaptan korunsa, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davransa, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olsa, takvâ esaslarını benimsese, biz onların kusurlarını siler, bağışlar, onları nimetleri bol cennetlere koyardık.
Mâide / 65 - (Ahmet Varol)
Eğer kitap ehli iman edip sakınsalardı, onların kötülüklerini örter ve kendilerini nimetleri bol (Na'im) cennetlere sokardık.
Mâide / 65 - (Ali Bulaç)
Eğer, Kitap Ehli iman edip sakınsalardı, elbette onların kötülüklerini örter ve onları 'nimetlerle donatılmış' cennetlere sokardık.
Mâide / 65 - (Ali Fikri Yavuz)
Eğer ehl-i kitab (Hz. Muhammed Aleyhisselâma ve Kur’an’a) imân etseler ve Allah’dan korkarak fenalıklardan sakınsalardı, muhakkak onların günahlarını örter ve elbette kendilerini NAÎM (nimeti bol) cennetlere koyardık.
Mâide / 65 - (Ali Ünal)
Ne olurdu, Kitap Ehli gerektiği gibi iman etmiş ve Allah’a tam bir saygı içinde O’nun yasaklarından sakınarak koruması altına girmiş olsalardı, (–Hiç olmazsa şimdi yapsalar!–) o takdirde hiç şüphesiz işledikleri günahları(n küçüklerini de) siler ve yine hiç şüphesiz onları nimetler yurdu cennetlere yerleştirirdik.
Mâide / 65 - (Bekir Sadak)
Sayet kitab ehli inanip karsi gelmekten sakinsalardi, kotuluklerini orterdik ve onlari nimet cennetlerine koyardik.
Mâide / 65 - (Celal Yıldırım)
Eğer Kitap Ehli imân etselerdi ve (Allah'tan) korkup (fitne ve fesat çıkarmaktan) sakınsalardı, günah ve kötülüklerini örter ve kendilerini Naîm Cennetlerine koyardık.
Mâide / 65 - (Cemal Külünkoğlu)
Eğer Ehl-i Kitap (Muhammed'e ve Kur'an'a) iman etselerdi ve (Allah'tan) sakınıp (fitne ve fesat çıkarmaktan) uzak dursalardı, elbette kötülüklerini örter ve onları nimetlerle donatılmış cennetlere koyardık.
Mâide / 65 - (Diyanet Vakfi)
Eğer ehl-i kitap iman edip (kötülüklerden) sakınsalardı, herhalde (geçmiş) kötülüklerini örter ve onları nimeti bol cennetlere sokardık.
Mâide / 65 - (Gültekin Onan)
Eğer kitap ehli inanıp sakınsaydı, elbette onların kötülüklerini örter (kefferna) ve onları 'nimetlerle donatılmış' cennetlere sokardık.
Mâide / 65 - (Hasan Basri Çantay)
Eğer ehl-i kitâb îman edip de (fesadcılıkdan, bozğunculukdan) sakınalardı onların kötülüklerini her halde örter ve onları her halde ni'meti bol cennetlere sokardık.
Mâide / 65 - (Hayrat Neşriyat)
Bununla birlikte gerçekten ehl-i kitab, îmân edip (günahlardan) sakınsalardı, mutlaka kötülüklerini kendilerinden örterdik ve elbette onları Naîm Cennetlerine koyardık.
Mâide / 65 - (İbni Kesir)
Eğer Ehl-i Kitab, iman edip de sakınsalardı; kötülüklerini örterdik ve onları Naim cennetlerine koyardık.
Mâide / 65 - (Kadri Çelik)
Şayet kitab ehli iman edip sakınsalardı, muhakkak kötülüklerini örter ve onları nimet dolu cennetlere koyardık.
Mâide / 65 - (Muhammed Esed)
Eğer Kitab-ı Mukaddesin izleyicileri (gerçek) inanca ve Allaha karşı sorumluluk bilincine ulaşmış olsalardı, Biz gerçekten onların (geçmiş) kötülüklerini siler ve onları nimet bahçelerine sokardık;
Mâide / 65 - (Mustafa İslamoğlu)
Eğer önceki vahyin mensupları iman etmiş ve sorumluluk bilinciyle hareket etmiş olsalardı, kesinlikle onların kötülüklerini örter ve kendilerini sonsuz nimetler diyarı cennetlere koyardık.
Mâide / 65 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ve eğer ehl-i kitap imân etseler ve ittikada bulunsalar idi, elbette Biz onların günahlarını setreder ve elbette onları nîmetleri bol cennetlere girdirirdik.
Mâide / 65 - (Ömer Öngüt)
Eğer ehl-i kitap iman edip karşı gelmekten sakınsalardı, kötülüklerini örterdik ve onları nimet cennetlerine sokardık.
Mâide / 65 - (Şaban Piriş)
Kitap ehli; iman edip, Allah’tan korksalardı, kötülüklerini örter ve onları nimet cennetlerine koyardık.
Mâide / 65 - (Sadık Türkmen)
Eğer kitap Ehli, (Museviyim, İseviyim, Müslümanım diyenler) iman etseler ve Allah’a karşı gelmekten sakınsalar, muhakkak onların kötülüklerini örter ve onları Naim cennetlerine koyarız.
Mâide / 65 - (Seyyid Kutub)
Bununla birlikte gerçekten ehl-i kitab, îmân edip (günahlardan) sakınsalardı, mutlaka kötülüklerini kendilerinden örterdik ve elbette onları Naîm Cennetlerine koyardık.
Mâide / 65 - (Suat Yıldırım)
Eğer Ehl-i kitap iman etse ve fesatçılıktan ve diğer fenalıklardan sakınsalardı, elbette Biz onların kötülüklerini örter ve onları naîm cennetlerine yerleştirirdik.
Mâide / 65 - (Süleyman Ateş)
Eğer Kitap ehli inanıp (Allâh'ın azâbından) korunsalardı, onların kötülüklerinden geçerdik ve onları ni'meti bol cennetlere sokardık.
Mâide / 65 - (Tefhim-ul Kuran)
Eğer, Kitap Ehli iman edip sakınsalardı, elbette onların kötülüklerini örter ve onları 'nimetlerle donatılmış' cennetlere sokardık.
Mâide / 65 - (Ümit Şimşek)
Eğer Kitap Ehli de iman etmiş ve sakınmış olsa idi, Biz onların günahlarını örter ve kendilerini nimetlerle dolu Cennetlere yerleştirirdik.
Mâide / 65 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Eğer Ehlikitap, iman edip korunsaydı, onların kötülüklerini mutlaka örter ve kendilerini bol nimetli cennetlere mutlaka sokardık.
Mâide / 65 - (İskender Ali Mihr)
Eğer Kitap Ehli, âmenû olup (Allah’a ulaşmayı dileyip), takva sahibi olsalardı, elbette onların günahlarını örterdik ve onları mutlaka Naîm cennetlerine koyardık.
Mâide / 65 - (İlyas Yorulmaz)
Eğer kitap ehli, iman edip Allah dan sakınsalardı, onların hatalarını örter ve onları nimetlerin bol olduğu cennetlere koyardık.
وَلَوْ أَنَّهُمْ أَقَامُواْ التَّوْرَاةَ وَالإِنجِيلَ وَمَا أُنزِلَ إِلَيهِم مِّن رَّبِّهِمْ لأكَلُواْ مِن فَوْقِهِمْ وَمِن تَحْتِ أَرْجُلِهِم مِّنْهُمْ أُمَّةٌ مُّقْتَصِدَةٌ وَكَثِيرٌ مِّنْهُمْ سَاء مَا يَعْمَلُونَ
Okunuşu: Ve lev ennehum ekâmût tevrâte vel incîle ve mâ unzile ileyhim min rabbihim le ekelû min fevkıhim ve min tahti erculihim. Minhum ummetun muktesıdeh(muktesıdetun) ve kesîrun minhum sâe mâ ya’melûn(ya’melûne).
Mâide / 66 - (Diyanet İşleri)
Eğer onlar Tevrat’ı, İncil’i ve Rableri tarafından kendilerine indirileni (Kur’an’ı) gereğince uygulasalardı, elbette üstlerinden ve ayaklarının altından (bol bol rızık) yiyeceklerdi. Onlardan orta yolu tutan bir zümre vardır. Ama onların birçoğunun yaptığı ne kötüdür!
Mâide / 66 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Tevrât'ın, İncil'in ve Rablerinden sana indirilen kitabın hükümlerini tutsalardı tepelerinden ayaklarının altlarından nîmetlere nail olurlar, onları yerlerdi. İçlerinde geri ve aşırı olmayan insaf ehli de var, fakat çoğunun yaptığı işler, ne de kötü.
Mâide / 66 - (Abdullah Parlıyan)
Eğer onlar Tevrat'a, İncil'e ve Rableri tarafından kendilerine indirilen Kur'ân'a inanıp, doğru dürüst hayatlarına uygulasalardı, kuşkusuz hiçbir yönden yoksulluk görmezlerdi, sürekli nimet içinde olurlardı. Onlardan aşırı gitmeyip orta yolu tutan bir topluluk vardır, ama pek çoğu ne kötü işler yapıyorlar.
Mâide / 66 - (Adem Uğur)
Eğer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve Rablerinden onlara indirileni (Kur'an'ı) doğru dürüst uygulasalardı, şüphesiz hem üstlerinden, hem de ayaklarının altından yerlerdi (yeraltı ve yerüstü servetlerinden istifade ederek refah içinde yaşarlardı). Onlardan aşırılığa kaçmayan (iktisatlı, mutedil) bir zümre vardır; fakat çoğunun yaptıkları ne kötüdür!
Mâide / 66 - (Ahmed Hulusi)
Şayet onlar Tevrat'ı, İncil'i ve Rablerinden onlara inzâl olunanı değerlendirip gereğini uygulasalardı, elbette fevklerinden ve ayaklarının altından gelen (manevî ve maddi âlemlerden alacakları) nimetlerle yaşarlardı! Onlardan ümmet-i mukteside (hepsinin hakkını veren) var; ama çoğu ne kötü işler yapıyor!
Mâide / 66 - (Ahmet Tekin)
Onlar, yazılı ve şifahî bilgileri, sünneti içeren Tevrat’ın ve İncil’in hükümlerini açıklayarak yerine getirseler, Rablerinden kendilerine indirilenleri, Kur’ân’ı gereğince uygulamış olsalardı, hem üstlerindeki, hem de ayaklarının altındaki nimetlerden bol bol yerlerdi. Onların arasında mûtedil tutkun, yetişmiş, maksada ulaştıran hak yolu tutan, ehl-i tevhid olan bir cemaat da var. Onlardan çoğunun işledikleri ameller ne kadar kötüdür.
Mâide / 66 - (Ahmet Varol)
Eğer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve kendilerine Rablerinden indirileni uygulasalardı üstlerinden ve ayaklarının altından (nimetler) yerlerdi. İçlerinde orta yolu tutturan bir topluluk var. Ama çoğunun yapmakta oldukları işler pek kötüdür!
Mâide / 66 - (Ali Bulaç)
Ve eğer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve kendilerine Rablerinden indirileni (Kur'an'ı) ayakta tutsalardı, elbette üstlerinden ve ayaklarının altından (sayısız nimeti) yiyeceklerdi. İçlerinde aşırı olmayan (mutedil) bir ümmet vardır. Onlardan çoğunun yaptıkları ise ne kötüdür!
Mâide / 66 - (Ali Fikri Yavuz)
Bir de onlar, Tevrat’a, İncil’e, Rablerinden kendilerine indirilen bütün ilâhî kitaplara inanarak amel edip duraydılar, şüphesiz ki, hem üstlerinden (ağaç meyvalarından) hem de ayaklarının altlarından (hububatlardan= tahıllardan) yiyeceklerdi (bol bol rızıklanacaklardı). İçlerinden bir topluluk mûtedildir. (Hz. Peygambere iman etmişlerdir). Fakat çoğu ne fena işler yapıyorlar!
Mâide / 66 - (Ali Ünal)
Ne olurdu, (zamanında) Tevrat’ı, bilâhare (Tevrat’taki hükümlerde yaptığı bazı değişikliklerle) İncil’i ve kendilerine Rabbilerinden indirilen diğer Kitapları bütün hükümleriyle ve hakkıyla uygulamış, (dolayısıyla son olarak Kur’ân’a da inanıp bağlanmış) olsalardı (–Hiç olmazsa bundan sonra böyle yapsalar!–) o takdirde hiç şüphesiz, (yukarıdan yağacak ve yerden fışkıracak nimet ve bereketler sebebiyle) başlarının üzerinden ve ayaklarının altından bol bol yerlerdi. Her şeye rağmen, içlerinde ölçülü ve dengeli davranıp mutedil yolda giden bir zümre de vardır; fakat çoğunluğa gelince: işleyip durdukları şeyler ne de kötü!
Mâide / 66 - (Bayraktar Bayraklı)
Eğer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve Rabblerinden onlara indirileni doğru dürüst uygulasalardı, elbette hem üstlerinden/gökten hem de ayaklarının altlarından/yerden yerlerdi. Onlardan aşırılığa kaçmayan bir zümre vardır, fakat çoğunun yaptıkları ne kötüdür!
Mâide / 66 - (Bekir Sadak)
Eger onlar Tevrat'i, Incil'i ve Rablerinden kendilerine indirilen Kur'an'i geregince uygulasalardi, her yonden nimete ermis olurlardi. Iclerinde orta yolu tutan bir zumre vardi, cogunun isledikleri ise kotu idi. *
Mâide / 66 - (Celal Yıldırım)
Ve eğer Kitap Ehli, Tevrat ve incîl'i ve Rablerinden kendilerine indirilen (Kur'ân hükümlerini) dosdoğru yerine getirselerdi, herhalde hem üstlerinden, hem ayaklarının altından (nice nimetler) yerlerdi. Onlardan mutedil (ve insaflı) bir grup yok değildir. Çoğu ise ne kötü İşler yapıyorlar !
Mâide / 66 - (Cemal Külünkoğlu)
Ve eğer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve onlara Rableri tarafından indirilmiş olanı (Kur'an-ı) dosdoğru uygulasalardı gökyüzünün ve yerin tüm nimetlerinden yararlanırlardı. İçlerinde tutumlu (ılımlı) bir topluluk vardır, ama onların çoğunun yaptıkları şeyler pek çirkindir.
Mâide / 66 - (Diyanet İşleri (eski))
Eğer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve Rablerinden kendilerine indirilen Kuran'ı gereğince uygulasalardı, her yönden nimete ermiş olurlardı. İçlerinde orta yolu tutan bir zümre vardı, çoğunun işledikleri ise kötü idi.
Mâide / 66 - (Diyanet Vakfi)
Eğer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve Rablerinden onlara indirileni (Kur'an'ı) doğru dürüst uygulasalardı, şüphesiz hem üstlerinden, hem de ayaklarının altından yerlerdi (yeraltı ve yerüstü servetlerinden istifade ederek refah içinde yaşarlardı). Onlardan aşırılığa kaçmayan (iktisatlı, mutedil) bir zümre vardır; fakat çoğunun yaptıkları ne kötüdür!
Mâide / 66 - (Edip Yüksel)
Tevrat'ı, İncil'i ve kendilerine indirilenleri uygulasalardı onları baştan ayağa nimetlere boğardık. İçlerinde ılımlı bir toplum varsa da çoğu kötülük işlemekte.
Mâide / 66 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
eğer onlar Tevratı ve İncili ve Rabları tarafından kendilerine sair indirileni doğru tutsalardı elbette hem üstlerinden yerlerdi hem ayaklarının altından, içlerinden mu'tedil bir ümmet yok değil, lâkin çoğu ne kötü işler yapıyorlar
Mâide / 66 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Eğer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve Rablerinden kendilerine indirileni doğruca uygulasalardı, hem üstlerinden hem de ayaklarının altlarında olanlardan yerlerdi. İçlerinden orta yolu tutan bir ümmet de yok değil; fakat çoğu ne kötü işler yapıyorlar!
Mâide / 66 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Eğer onlar, Tevrat'ı, İncil'i ve kendilerine indirileni gereğince uygulasalardı, hem üstlerindeki, hem de ayaklarının altındaki (nimetlerden bol bol) yerlerdi. Onların arasında ılımlı bir grup da vardı. Böyle olmakla beraber onların çoğunun yaptıkları ne kadar kötüdür!
Mâide / 66 - (Gültekin Onan)
Ve eğer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve kendilerine rablerinden indirileni ayakta tutsalardı, elbette üstlerinden ve ayaklarının altından [sayısız nimeti] yiyeceklerdi. İçlerinde aşırı olmayan (mutedil) bir ümmet vardır. Onlardan çoğunun yaptıkları ise ne kötüdür.
Mâide / 66 - (Harun Yıldırım)
Onlar Tevrat’ı, İncil’i ve Rablerinden kendilerine indirileni ikame etselerdi elbette üstlerinden ve ayaklarının altlarından yerlerdi. Onlardan orta yolu tutanlar da vardır. Buna rağmen onların pek çoğunun yapmakta oldukları şey ne kötüdür!
Mâide / 66 - (Hasan Basri Çantay)
Bir de eğer onlar Tevrâtı, İncili ve Rablerinden kendilerine indirilen (Kur'ânın hükümlerîn) i dosdoğru tutsalar (tatbîk ve icra etseler) di muhakkak ki hem üstlerinden, hem ayaklarının altından yiyeceklerdi. (Her taraflarından Allahın ni'metlerine gark olacaklardı). İçlerinde iktisatçı (mutedil, tarafsız, yahud iktisâd bilgisine vâkıf) bir zümre de vardır. Onlardan bir çoğunun yapmakda oldukları ise ne kadar kötüdür.
Mâide / 66 - (Hayrat Neşriyat)
Ve eğer gerçekten onlar, Tevrât’ı, İncîl’i ve Rablerinden kendilerine indirilen(Kur’ân)ı hakkıyla tatbîk etselerdi, mutlaka üstlerinden (yağmurlar ve meyvelerle rızıklandırılırlar) ve ayaklarının altından (yetişen nice mahsûllerden) yerlerdi. İçlerinde(peygambere düşmanlıkta) aşırılığa kaçmayan bir ümmet vardır. Fakat onlardan birçoğu var ki, yapmakta oldukları şey ne kötüdür!
Mâide / 66 - (İbni Kesir)
Eğer onlar; Tevrat'ı, İncil'i ve kendilerine Rabblarından indirilmiş olanı dosdoğru tutsalardı; muhakkak ki hem üstlerinden, hem de ayaklarının altlarından yiyeceklerdi. İçlerinden orta yolu tutan bir ümmet vardır. Onlardan bir çoğunun yapmakta oldukları şey ise ne kötüdür.
Mâide / 66 - (Kadri Çelik)
Eğer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve rablerinden kendilerine indirileni gereğince uygulasalardı, elbette üstlerinden ve ayaklarının altından (sayısız nimetler) yerlerdi. Onlardan orta yolu tutan (aşırı olmayan) bir zümre vardır ve onlardan çoğunun ise yapmakta oldukları pek de kötüdür!
Mâide / 66 - (Muhammed Esed)
eğer onlar Tevrata, İncile ve Rableri tarafından kendilerine indirilmiş olan bütün (vahiy)lere uymuş olsalardı, gökyüzünün ve yerin tüm nimetlerinden yararlanırlardı. Onların bir kısmı doğru bir yol tutarlar; çoğuna gelince, yaptıkları ne kötüdür onların!
Mâide / 66 - (Mustafa İslamoğlu)
Eğer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve kendilerine Rableri tarafından indirilenleri uygulamış olsalardı, gökten ve yerden gelen tüm nimetlerden yararlanırlardı. Onlardan doğru, adil bir yol tutturanlar var. Çoğuna gelince: ne berbat şeyler yapıyorlar!
Mâide / 66 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ve eğer onlar Tevrat'ı ve İncil'i ve onlara Rableri tarafından indirilmiş olanı dosdoğru tutsalar idi elbette hem üstlerinden hem de ayakları altından yiyeceklerdi. Onlardan mutedil bir cemaat vardır. Onlardan birçoğunun yaptıkları ise ne kadar fenadır!
Mâide / 66 - (Ömer Öngüt)
Eğer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve Rablerinden kendilerine indirilen (Kur'an'ı) gereğince uygulasalardı; hiç şüphesiz ki hem üstlerinden hem de ayaklarının altından yerlerdi. (Her yönden nimete ermiş olurlardı). İçlerinden aşırılığa kaçmayan, mutedil bir zümre vardı, çoğunun yaptıkları ise kötü idi.
Mâide / 66 - (Şaban Piriş)
Eğer onlar, Tevrat’ı, İncil’i ve Rablerinden kendilerine indirilen Kur’an’ı gereğince uygulasalardı üzerlerindeki ve altlarındaki (nimetlerden bol bol) yerlerdi. İçlerinden orta yolu tutan bir ümmet vardır, fakat onların çoğunun yaptıkları ise ne kötüdür.
Mâide / 66 - (Sadık Türkmen)
Eğer onlar Tevrat’ı, İncil’i ve Rableri tarafından kendilerine indirileni (Kur’an’ı), gereğince uygulasalardı, elbette üstlerinden (dallardan) ve ayaklarının (toprağın) altından (bol bol rızık) yerlerdi. Onlardan orta yolu tutan bir zümre var. Ama onların birçoğunun yaptığı ne kötüdür!
Mâide / 66 - (Seyyid Kutub)
Eğer onlar Tevrat'a, İncil'e ve Rableri tarafından kendilerine indirilen Kur'an'a uygun yaşasalardı, başları üzerinden ve ayakları altından kaynaklanan nimetler yerlerdi. Onların içinde ılımlı, aşırı davranışlardan sakınan bir kesim var. Fakat çoğu ne fena işler yapıyor!
Mâide / 66 - (Suat Yıldırım)
Eğer onlar Tevrat’ı, İncil’i ve Rab’leri tarafından kendilerine indirilen Kur’ân’ın hükümlerini hakkıyla yerine getirselerdi, muhakkak ki yukarıdan yağmur gibi yağan ve yerden biten nimetler içinde kalır, onlardan yerlerdi. Onlardan mûtedil bir zümre de vardır, ama onların çoğunun yaptıkları şeyler pek çirkin işlerdir.
Mâide / 66 - (Süleyman Ateş)
Eğer onlar Tevrât'ı, İncil'i ve Rablerinden kendilerine indirileni gereğince uygulasalardı, muhakkak ki üstlerinde(ki ağaçların meyvelerinde)n ve ayaklarının altın(daki ürünler)den yerlerdi. İçlerinde tutumlu (ılımlı) bir ümmet var, ama onlardan çoğu, ne kötü işler yapıyorlar?
Mâide / 66 - (Tefhim-ul Kuran)
Ve eğer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve kendilerine Rabblerinden indirileni (Kur'an'ı) ayakta tutsalardı, elbette üstlerinden ve ayaklarının altından (sayısız nimeti) yiyeceklerdi. İçlerinde aşırı olmayan (mutedil) bir ümmet vardır. Onlardan çoğunun yapmakta oldukları ise ne kötüdür!.
Mâide / 66 - (Ümit Şimşek)
Eğer onlar Tevrat'ın, İncil'in ve Rablerinden onlara indirilmiş olan şeylerin hakkını verselerdi, başlarının üzerinden ve ayaklarının altından nimetlerle besleneceklerdi. Gerçi onlardan orta yolda olanlar da vardır; birçoğunun yapmakta olduğu ise pek kötü birşeydir.
Mâide / 66 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Eğer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve kendilerine indirilmiş olanı gerektiği şekilde uygulasalardı elbetteki hem üstlerinden hem ayaklarının altından rızıklanacaklardı. İçlerinde orta yolu izleyen bir topluluk var. Ama onların çoğunluğunun yapmakta olduğu ne kadar da kötü!
Mâide / 66 - (İskender Ali Mihr)
Ve eğer Kitap Ehli, Tevrat ve İncil’i ve Rabb’lerinden kendilerine indirileni, gereği gibi uygulasalardı (yerine getirselerdi), mutlaka onlar, hem üstlerinden hem de ayaklarının altından (nice nimetler) yerlerdi. Onlardan bir kısmı (evliyalık mertebesine ulaşmış, henüz daimî zikre ulaşmamış) muktesid olan bir ümmettir. Ve (fakat) onlardan bir çoğunun yaptıkları şey ne kötü.
Mâide / 66 - (İlyas Yorulmaz)
Onlar Tevrat’ı, İncil’i ve onlara indirilen Rablerinin emirlerini günlük hayatlarında yaşasalardı, onların tepelerinden ve ayaklarının altlarından rızklar yağardı. Onlardan, Allah’ın indirdiği kitaplarla amel edip, orta yolu takip edenler var. Ama onlardan pek çoğunun yaptığı ne kötü şeylerdir.
يَا أَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّغْ مَا أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ وَإِن لَّمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُ وَاللّهُ يَعْصِمُكَ مِنَ النَّاسِ إِنَّ اللّهَ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ
Okunuşu: Yâ eyyuhâr resûlu bellıg mâ unzile ileyke min rabbike ve in lem tef’al fe mâ bellagte risâletehu vallâhu ya’sımuke minen nâs(nâsi) innallâhe lâ yehdîl kavmel kâfirîn(kâfirîne).
Mâide / 67 - (Diyanet İşleri)
Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O’nun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah, seni insanlardan korur. Şüphesiz Allah, kâfirler topluluğunu hidayete erdirmeyecektir.
Mâide / 67 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Ey Peygamber, bildir, sana Rabbinden indirilen emri ve eğer bu tebliği îfâ etmezsen onun elçiliğini yapmamış olursun ve Allah, seni insanlardan korur. Şüphe yok ki Allah, kâfir olan kavme, doğru yola gitmek hususunda başarı vermez.
Mâide / 67 - (Abdullah Parlıyan)
Ey peygamber! Rabbinden sana indirileni insanlara tamamen bildir. Sen onu tam yapmadığın sürece, Rabbinin mesajını hiç yaymamış olursun. Allah seni inanmayan insanların şerlerinden koruyacaktır. Allah kendisinden gelen gerçekleri örtbas eden insan guruplarını asla doğru yola iletmez.
Mâide / 67 - (Adem Uğur)
Ey Resûl! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O'nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Doğrusu Allah, kâfirler topluluğuna rehberlik etmez.
Mâide / 67 - (Ahmed Hulusi)
Ey (şerefli) Rasûl. . . Rabbinden sana inzâl olunanı tebliğ et! Eğer yapmazsan, "HÛ"nun risâletini edâ etmemiş olursun! Allâh seni insanlardan korur. . . Muhakkak ki Allâh, hakikati inkâr edenler topluluğuna hidâyet etmez!
Mâide / 67 - (Ahmet Tekin)
Ey Allah’ın Rasûlü, Rabbinden sana indirileni, Kur’ân’ı tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, Allah’ın sana yüklediği peygamberlik görevini ifa etmemiş olursun. Allah, insanların saldırılarından, suikastlerinden seni koruyor, korumaya alıyor. Allah kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar eden kâfir bir kavmi doğru yola sevketme lütfunda bulunup başarıya ulaştırmayacak.
Mâide / 67 - (Ahmet Varol)
Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan elçilik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah seni insanlardan korur. Şüphesiz, Allah kâfirler topluluğunu doğru yola eriştirmez.
Mâide / 67 - (Ali Bulaç)
Ey peygamber, Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer (bu görevini) yapmayacak olursan, O'nun elçiliğini tebliğ etmemiş olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Şüphesiz, Allah, kafir olan bir topluluğu hidayete erdirmez.
Mâide / 67 - (Ali Fikri Yavuz)
Ey şanlı Peygamber! Rabbin tarafından sana indirileni tamamen tebliğ et. Eğer tebliği tam yapmazsan, Allah’ın risâletini (elçilik görevini) yerine getirmiş olmazsın. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Şüphe yok ki Allah, kâfirler topluluğuna muvaffakiyet vermiyecektir.
Mâide / 67 - (Ali Ünal)
Ey (şanı çok yüce, o en büyük) Rasûl! Rabbinden sana her ne indirilmişse onu eksiksiz tebliğ et! Eğer böyle yapmazsan risalet (elçilik) vazifeni yerine getirmemiş olursun. Allah, seni bütün insanlardan koruyacaktır. Şüphesiz Allah, kâfirler topluluğunu (senin aleyhindeki) hedeflerine ulaştırmaz.
Mâide / 67 - (Bayraktar Bayraklı)
Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et! Eğer bunu yapmazsan, O'nun peygamberliğini yapmamış olursun. Allah, seni insanlardan koruyacaktır. Doğrusu Allah, kâfirler topluluğuna rehberlik etmez.[100]
Mâide / 67 - (Bekir Sadak)
Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni teblig et, eger bunu yapmazsan O'nun elciligini yapmamis olursun. Allah seni insanlardan korur. Dogrusu Allah kafirlere yol gostermez.
Mâide / 67 - (Celal Yıldırım)
Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni teblîğ et; eğer etmezsen, (Rabbin sana verdiği) peygamberliği teblîğ etmemiş olursun ; Allah seni insanlardan korur ve şüphesiz ki Allah kâfirleri amaçlarına eriştirmez.
Mâide / 67 - (Cemal Külünkoğlu)
Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni (olduğu gibi) tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O'nun elçiliğini yapmamış olursun. (Görevini yaparsan) Allah seni (inanmayan) insanlardan koruyacaktır. Doğrusu Allah, inkârcılar topluluğunu (istemedikleri için zorla) doğru yola iletmez.
Mâide / 67 - (Diyanet İşleri (eski))
Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et, eğer bunu yapmazsan O'nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan korur. Doğrusu Allah kafirlere yol göstermez.
Mâide / 67 - (Diyanet Vakfi)
Ey Resûl! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O'nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Doğrusu Allah, kâfirler topluluğuna rehberlik etmez.
Mâide / 67 - (Edip Yüksel)
Elçi, Rabbinden sana indirileni duyur. Bunu yapmazsan O'nun elçiliğini duyurmamış olursun. ALLAH seni halktan koruyacak. ALLAH inkarcıları doğru yola iletmez.
Mâide / 67 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Ey şanlı Resul sana rabbından her indirileni tebliğ et, etmezsen onun risaletini eda etmiş olmazsın, Allah seni insanlardan koruyacak, emin ol Allah kâfirleri muradlarına erdirmiyecek
Mâide / 67 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Ey şanlı Peygamber, sana Rabbinden her indirileni tebliğ et! Eğer bunu yapmazsan onun elçiliğini yerine getirmemiş olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Emin ol, Allah, kafirleri muratlarına erdirmeyecektir.
Mâide / 67 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Ey şanlı Resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et! Eğer bunu yapmazsan O'nun peygamberlik görevini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan korur. Doğrusu Allah, kâfirler toplumunu doğru yola iletmez.
Mâide / 67 - (Gültekin Onan)
Ey peygamber, rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer (bu görevini) yapmayacak olursan, O'nun elçiliğini tebliğ etmemiş olursun. Tanrı seni insanlardan koruyacaktır. Kuşkusuz Tanrı kafir bir kavmi hidayete erdirmez.
Mâide / 67 - (Harun Yıldırım)
Ey Rasul, Rabbinden sana indirileni tebliğ et; eğer yapmazsan O’nun risaletini tebliğ etmemiş olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Muhakkak Allah kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez!
Mâide / 67 - (Hasan Basri Çantay)
Ey peygamber, Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer yapmazsan (Allahın) elçiliğini tebliğ (ve ifâ) etmiş olmazsın. Allah seni insanlardan koruyacakdır. Şübhesiz ki Allah kâfirler güruhunu muvaffak etmez.
Mâide / 67 - (Hayrat Neşriyat)
Ey peygamber! Rabbinden sana indirileni teblîğ et! Artık (bunu) yapmazsan, o takdirde O’nun (vahiy ile) gönderdiklerini teblîğ etmemiş olursun! Ve Allah, seni insanlardan muhâfaza edecektir. Şübhe yok ki Allah, (inkârlarındaki ısrarları sebebiyle)kâfirler topluluğunu hidâyete erdirmez.
Mâide / 67 - (İbni Kesir)
Ey Peygamber; Rabbından sana indirileni tebliğ et. Eğer yapmazsan; O'nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah; seni insanlardan korur. Muhakkak ki Allah; kafirler güruhunu hidayete erdirmez.
Mâide / 67 - (Kadri Çelik)
Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni (Hz. Ali'nin velayetini) tebliğ et, eğer bunu yapmazsan O'nun (bütün bir) elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni (buna muhalefet edecek) insanlardan korur. Doğrusu Allah (zaten bu) küfre sapanlar topluluğunu hidayete erdirmez.
Mâide / 67 - (Muhammed Esed)
Ey Elçi! Rabbinden sana indirilenleri tebliğ et: Sen onu tam yapmadığın sürece Rabbinin mesajını (hiç) yaymamış olursun. (Görevini yaparsan) Allah seni (inanmayan) insanlardan koruyacaktır. Allah, hakikati inkar eden insanları doğru yola iletmez.
Mâide / 67 - (Mustafa İslamoğlu)
Ey Peygamber! Rabbinden sana indirilen hakikati tebliğ et! Eğer bunu (tam) yapmazsan, O'nun mesajını (hiç) tebliğ etmemiş olursun. Allah seni insanlar(ın saldırısın)dan koruyacaktır. Kuşku yok ki Allah nankörlüğe (ittifak etmiş) bir topluma rehberliğini bahşetmez.
Mâide / 67 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ey Peygamber! Sana Rabbinden indirilmiş olanı tebliğ et. Ve eğer yapmaz isen O'nun risâletini tebliğ etmiş olmazsın. Ve Allah Teâlâ seni nâsdan korur. Şüphe yok ki, Allah Teâlâ kâfir olan bir kavme hidâyet etmez.
Mâide / 67 - (Ömer Öngüt)
Ey Resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O'nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Doğrusu Allah kâfirler gürûhunu hidayete erdirmez.
Mâide / 67 - (Şaban Piriş)
-Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et, eğer bunu yapmazsan, peygamberlik görevini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan korur. Allah, kafir topluma yol göstermez.
Mâide / 67 - (Sadık Türkmen)
Ey rasûl/elçi! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O’nun verdiği Elçilik görevini, yerine getirmemiş olursun. Allah seni insanlardan korur. Şüphesiz Allah, kâfirler (gerçekleri anladığı halde gizleyenler) topluluğuna kalp huzuru vermeyecektir.
Mâide / 67 - (Seyyid Kutub)
Ey Peygamber, Rabbin tarafından sana indirilen mesajı duyur. Eğer bunu yapmazsan O'nun elçisi olma görevini yerine getirmemiş olursun. Allah seni insanlardan korur. Allah kafirleri doğru yola iletmez.
Mâide / 67 - (Suat Yıldırım)
Ey Peygamber! Rabbinden sana indirilen buyrukları tebliğ et!Eğer bunu yapmazsan risalet vazifesini yapmamış olursun. Allah seni, zarar vermek isteyenlerin şerlerinden koruyacaktır. Allah kâfirleri hidâyet etmez, emellerine kavuşturmaz.
Mâide / 67 - (Süleyman Ateş)
Ey Elçi, Rabbinden sana indirileni duyur; eğer bunu yapmazsan, O'nun mesajını duyurmamış olursun. Allâh seni insanlardan korur. Doğrusu Allâh, kâfirler toplumunu yola iletmez.
Mâide / 67 - (Tefhim-ul Kuran)
Ey Peygamber, Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer (bu görevini) yapmayacak olursan, O'nun elçiliğini tebliğ etmemiş olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Şüphesiz, Allah, kâfir olan bir topluluğu hidayete eriştirmez.
Mâide / 67 - (Ümit Şimşek)
Ey Peygamber, sana Rabbinden indirileni tebliğ et. Bunu yapmazsan, elçiliğini yerine getirmemiş olursun. Allah seni insanlardan korur. Şüphesiz ki Allah kâfirler güruhuna yol göstermez.
Mâide / 67 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et! Eğer bunu yapmazsan, O'nun peygamberliğini yapmamış olursun. Allah, seni insanlardan koruyacaktır. Doğrusu Allah, kâfirler topluluğuna rehberlik etmez.[100]
Mâide / 67 - (İskender Ali Mihr)
Ey Resûl! Rabb’inden sana indirileni tebliğ et (duyur). Eğer bunu yapmazsan, o taktirde O’nun Risaletini (sana gönderdiğini) tebliğ etmemiş (duyurmamış) olursun. Ve Allah seni insanlardan korur. Muhakkak ki Allâh, kâfirler kavmini hidayete erdirmez.
Mâide / 67 - (İlyas Yorulmaz)
Ey Elçi! Rabbinden sana indirileni insanlara tebliğ et. Eğer insanlara Rabbinin emirlerini bildirmezsen, elçilik görevini yapmamış olursun. (Sen tebliğ görevini yap) Allah insanlardan seni koruyacaktır. Allah inkarcı toplulukları doğru yola eriştirmez.
قُلْ يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لَسْتُمْ عَلَى شَيْءٍ حَتَّىَ تُقِيمُواْ التَّوْرَاةَ وَالإِنجِيلَ وَمَا أُنزِلَ إِلَيْكُم مِّن رَّبِّكُمْ وَلَيَزِيدَنَّ كَثِيرًا مِّنْهُم مَّا أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ طُغْيَانًا وَكُفْرًا فَلاَ تَأْسَ عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ
Okunuşu: Kul yâ ehlel kitâbi! lestum alâ şey’in hattâ tukîmût Tevrâte vel İncîle ve mâ unzile ileykum min rabbikum ve le yezîdenne kesîren minhum mâ unzile ileyke min rabbike tugyanen ve kufrâ(kufrân), fe lâ te’se alâl kavmil kâfirîn(kâfirîne).
Mâide / 68 - (Diyanet İşleri)
De ki: “Ey Kitap ehli! Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden size indirileni (Kur’an’ı) uygulamadıkça hiçbir şey üzere değilsiniz.” Andolsun ki sana Rabbinden indirilen bu Kur’an, onlardan çoğunun taşkınlık ve küfrünü artıracaktır. Öyle ise o kâfirler toplumu için üzülme.
Mâide / 68 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
De ki: Ey kitap ehli, hiçbir şeye inanmış sayılmazsınız Tevrât'ın, İncil'in ve Rabbinizden size indirilen kitabın hükümlerini yerine getirmedikçe ve andolsun ki Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun azgınlığını, kâfirliğini arttıracak, artık o kâfir kavim yüzünden tasalanma sen.
Mâide / 68 - (Abdullah Parlıyan)
De ki: “Ey bize de kitap verildi diyenler! Siz Tevrat'a, İncil'e ve Rabbiniz tarafından indirilen son kitap Kur'ân'a tam olarak uymadıkça, inançlarınızı sağlam bir temele oturtmuş olamazsınız.” Fakat Rabbin, tarafından sana indirilen o Kur'ân, onlardan çoğunun azgınlığını ve inkârını artıracaktır. Ama gerçekleri örtbas eden bu insanlar için üzülme.
Mâide / 68 - (Adem Uğur)
Ey Kitap ehli! Siz, Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirileni hakkıyle uygulamadıkça, (doğru) bir şey (yol) üzerinde değilsinizdir de. Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun küfür ve azgınlığını elbette artıracaktır. Kâfirler topluluğuna üzülme.
Mâide / 68 - (Ahmed Hulusi)
De ki: "Ey önceden kendilerine hakikat bilgisi gelmiş olanlar! Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size inzâl olunanı ikame etmedikçe (bilfiil yaşamadıkça), bir şey üzere değilsiniz!" Andolsun ki, Rabbinden sana inzâl olunan, onlardan çoğunun inkârını ve taşkınlığını arttırır. . . O hâlde inkârcılar topluluğuna üzülme!
Mâide / 68 - (Ahmet Tekin)
'Ey geçmiş kitapları sahiplenenler, yazılı ve şifahî bilgileri, sünneti içeren Tevrat’ın ve İncil’in hükümlerini açıklayarak yerine getirmedikçe, Rabbinizden size indirilenleri, Kur’ân’ı gereğince uygulamadıkça, amellerinize, ibadetlerinize değer kazandıran hak dinde, hakyolda değilsiniz' de. Rabbinden sana indirilenler, Kur’ân onlardan çoğunun azgınlığını ve küfrünü artıracaktır. Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar eden kâfir bir kavmin, nankör bir toplumun iman etmemesine üzülmene gerek yok.
Mâide / 68 - (Ahmet Varol)
De ki: 'Ey kitap ehli! Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirileni uygulamadıkça bir şey (dayanak) üzere olamazsınız. Sana Rabbinden indirilen onların çoğunun azgınlığını ve küfrünü artıracaktır. Sen bu kâfirler topluluğu için üzülme!'
Mâide / 68 - (Ali Bulaç)
De ki: "Ey Kitap Ehli, Tevrat'ı, İncil'i ve size Rabbinizden indirileni ayakta tutmadıkça hiç bir şey üzerinde değilsiniz." Andolsun, Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun tuğyanlarını ve inkârlarını arttıracaktır. Sen de kafirler topluluğuna karşı üzüntüye kapılma.
Mâide / 68 - (Ali Fikri Yavuz)
De ki: “- Ey Ehl-i Kitab! Siz (Nesh edilmemiş hükümlerle tevhid esasını havi bulunan) Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden size indirilen (Kur’an’ı) tatbik etmedikçe (hükümlerini yerine getirmedikçe) dinden hiç bir şey üzere değilsiniz.” And olsun, sana Rabbinden indirilen bu KUR’AN onlardan bir çoğunun azgınlığını ve küfrünü artıracaktır. O halde kâfirlerin azgınlığına karşı kederlenme.
Mâide / 68 - (Ali Ünal)
De ki: “Ey Kitap Ehli! (Her birinin geçerli olduğu zaman itibariyle ve halâ ihtiva ettikleri nesholmamış gerçekleriyle) Tevrat’a, İncil’e ve Rabbinizden size indirilen bütün diğer Kitap ve Sahifelere, (dolayısıyla şimdi de artık bana ve Kur’ân’a) gerektiği gibi inanıp hükümlerini uygulamadıkça Allah katında hiçbir değeriniz olmadığı gibi, Din adına da sağlam hiçbir dayanağınız yok demektir. Fakat (ey Rasûlüm,) Rabbinden sana indirilen (bu Kur’ân), onlardan pek çoğunun ancak azgınlık ve küfrünü arttırmaktadır. Ama bundan dolayı sen, o kâfirler topluluğu için üzülüp gam çekme!
Mâide / 68 - (Bayraktar Bayraklı)
De ki: “Ey kitap ehli! Siz Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirileni hakkıyla uygulamadıkça bir şey üzerinde değilsinizdir.” Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun inkâr ve azgınlığını elbette arttıracaktır. Kâfirler topluluğuna üzülme!
Mâide / 68 - (Bekir Sadak)
«Ey Kitab ehli! Tevrat'i, Incil'i ve Rabbinizden size indirileni geregince uygulamadikca bir temeliniz olmaz» de. And olsun ki Rabbinden sana indirilen, Kur'an, onlardan cogunun azginlik ve kufrunu artirir. Oyleyse kafirler icin tasalanma.
Mâide / 68 - (Celal Yıldırım)
De ki: Ey Kitap Ehli! Tevrat'ı, İncîl'i ve size Rabbinizden indirilen (Kur'ân hükümlerini) dosdoğru yerine getirmedikçe hiçbir şey (ciddi bir inanç ve temel) üzere değilsinizdir. Şanıma and olsun ki, sana Rabbinden indirilen (Kur'ân) onlardan çoğunun azgınlık ve küfrünü artırır. Artık sen kâfirler topluluğuna (bu azgınlıklarından dolayı başlarına gelecek azâbdan dolayı) üzülme.
Mâide / 68 - (Cemal Külünkoğlu)
De ki: Ey Ehl-i Kitab! Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirilen (Kur'an')ı dosdoğru tatbik etmedikçe dinden hiç bir şey üzerinde değilsiniz (boşluktasınız). Andolsun ki, Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun azgınlık ve küfrünü artıracaktır. Öyleyse o inkârcılar toplumu için üzülme!
Mâide / 68 - (Diyanet İşleri (eski))
'Ey Kitap ehli! Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirileni gereğince uygulamadıkça bir temeliniz olmaz' de. And olsun ki Rabbinden sana indirilen, Kuran, onlardan çoğunun azgınlık ve küfrünü artırır. Öyleyse kafirler için tasalanma.
Mâide / 68 - (Diyanet Vakfi)
«Ey Kitap ehli! Siz, Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirileni hakkıyle uygulamadıkça, (doğru) bir şey (yol) üzerinde değilsinizdir» de. Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun küfür ve azgınlığını elbette artıracaktır. Kâfirler topluluğuna üzülme.
Mâide / 68 - (Edip Yüksel)
De, 'Kitaplılar! Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirileni uygulamadıkça hiç bir dayanağınız olmaz.' Rabbinden sana indirilenler, onların çoğunun azgınlık ve inkarını arttırır. İnkarcı toplum için kendini üzme.
Mâide / 68 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
De ki: Ey Ehli kitab! Siz Tevratı ve İncili ve daha size rabbınızdan indirileni tutub icra etmedikçe hiç bir şey değilsiniz, Celâlim hakkı için sana rabbından indirilen -bu Kur'an- onlardan bir çoğunun tuğyanını ve küfrünü artıracak, o halde kâfirlere acıyacağın tutmasın
Mâide / 68 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
De ki: «Ey kitap verilenler, siz Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirileni uygulamadıkça hiçbir şey değilsiniz.» Andolsun ki, Rabbinden sana indirilen -bu Kur'an-, onlardan birçoğunun azgınlığını ve küfrünü artıracaktır. O halde kafirlere acıyacağın tutmasın!
Mâide / 68 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
De ki: «Ey kitap ehli! Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirileni uygulamadıkça bir esas üzerinde değilsiniz. Şüphesiz ki, Rabbinden sana indirilenler, onların çoğunun azgınlığını ve inkârını artıracaktır. Şu halde kâfir olan bir toplum için üzülme!
Mâide / 68 - (Gültekin Onan)
De ki: "Ey kitap ehli, Tevrat'ı, İncil'i ve size rabbinizden indirileni ayakta tutmadıkça hiç birşey üzerinde değilsiniz." Andolsun, rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun tuğyanlarını ve küfürlerini arttıracaktır. Sen de kafirler kavmine karşı üzüntüye kapılma.
Mâide / 68 - (Harun Yıldırım)
De ki: “Ey kitap ehli! Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden size indirileni uygulayıncaya kadar hiçbir şey üzerinde değilsiniz. Andolsun ki Rabbinizden size indirilen muhakkak ki onlardan pek çoğunun azgınlığını ve küfrünü artıracaktır. Artık kâfirler topluluğu için üzülme.”
Mâide / 68 - (Hasan Basri Çantay)
De ki: «Ey ehl-i kitâb, Tevrâtı (n), İncili (n) ve Rabbinizden size indirilen (Kur'ânı Kerîm) i (n hükümlerini) dosdoğru tatbıyk ve icra edilinceye kadar siz hiç bir şey (hiç bir kanâat) üzerinde değilsinizdir». Andolsun, sana Rabbinden indirilen (bu Kur'an) onlardan bir çoğunun taşkınlığını ve gâvurluğunu artıracakdır. O halde, o kâfirler güruhuna karşı gam yeme.
Mâide / 68 - (Hayrat Neşriyat)
De ki: 'Ey ehl-i kitab! (Siz) Tevrât’ı, İncîl’i ve Rabbinizden size indirilen(Kur’ân)ı hakkıyla tatbîk etmedikçe, hiçbir şey (hiçbir hakikat) üzere değilsiniz!' Ve andolsun ki Rabbinden sana indirilen (bu Kur’ân), onlardan birçoğuna azgınlık ve küfrü artıracaktır! Öyleyse o kâfirler topluluğu için üzülme!
Mâide / 68 - (İbni Kesir)
De ki: Ey Ehl-i Kitab; Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbınızdan size indirileni dosdoğru tatbik etmedikçe; hiç bir şey üzerinde değilsiniz. Andolsun ki; Rabbından sana indirilen; onlardan çoğunun azgınlık ve küfrünü artıracaktır. Öyleyse o kafirler güruhu için tasalanma.
Mâide / 68 - (Kadri Çelik)
De ki: “Ey kitab ehli! Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirileni ayakta tutmadıkça hiçbir temele dayanmış sayılmazsınız. Hiç şüphesiz Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun azgınlık ve küfre sapmalarını artırır. Öyleyse kâfirler topluluğu için tasalanma.
Mâide / 68 - (Muhammed Esed)
De ki: "Ey Kitab-ı Mukaddesin takipçileri! Siz, Tevrata, İncile ve Rabbiniz tarafından size indirilen her şeye (tam olarak) uymadıkça inançlarınızı sağlam bir temele oturtmuş olmazsınız! Fakat (ey Peygamber,) Rabbin tarafından sana indirilenler, onların çoğunu kibirli küstahlıklarında ve inkarcılıkta daha inatçı yapacaktır. Ama hakikati inkar eden insanlara üzülme:
Mâide / 68 - (Mustafa İslamoğlu)
De ki: "Ey önceki vahyin mensupları! Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirilenleri tam uygulamadıkça siz hiçbir şey değilsiniz! Öte yandan, elbette Rabbinden sana indirilenler onlardan bir çoğunun küstahça taşkınlığını ve inkarını artıracaktır: Artık kafir bir toplum için üzülme!
Mâide / 68 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
De ki: «Ey ehl-i kitap! Tevrat'ı ve İncil'i ve size Rabbiniz tarafından indirilmiş olanı ikame edinceye kadar hiçbir şey üzerinde değilsinizdir.» Ve kasem olsun ki, sana Rabbinden indirilmiş olan, onlardan birçoğu için tuğyanı ve küfrü arttıracaktır. Artık o kâfirler olan kavim üzerine teessürde bulunma.
Mâide / 68 - (Ömer Öngüt)
De ki: “Ey ehl-i kitap! Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirileni (Kur'an'ı) dosdoğru tatbik etmedikçe, siz hiçbir şey (yol) üzerinde değilsiniz. ” Andolsun ki Rabbinden sana indirilen, onların çoğunun azgınlığını ve küfrünü artıracaktır. Öyleyse o kâfirler gürûhu için üzülme!
Mâide / 68 - (Şaban Piriş)
De ki: -Ey kitap ehli, Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden size indirileni gereğince uygulamadıkça bir temeliniz yoktur. Andolsun ki Rabbinden sana indirilen (Kur’an) onlardan çoğunun azgınlık ve küfrünü arttırır. O halde kafirler için üzülme.
Mâide / 68 - (Sadık Türkmen)
De ki: “Ey Kitap ehli! Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden size indirileni (Kur’an’ı) uygulamadıkça, hiçbir şey üzere değilsiniz.” Andolsun, onlardan birçoğunun; Rabbinden sana indirilen bu Kur’an ile karşılaşınca, taşkınlık ve küfrü arttı. Öyle ise, o kâfirler toplumu için üzülme.
Mâide / 68 - (Seyyid Kutub)
De ki; «Ey Kitap Ehli, sizler Tevrat'a, İncil'e ve Rabbiniz tarafından size indirilen Kur'an'a gereği gibi uymadıkça boşluktasınız, hiçbir temele dayanmış değilsiniz.» Rabbin tarafından sana indirilen ayetler, onların çoğunun azgınlığını ve kâfirliğini arttıracaktır. O halde kâfirler için üzülme.
Mâide / 68 - (Suat Yıldırım)
De ki: "Ey Ehl-i Kitap! Siz Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden size indirilen Kur’ân’ı tatbik etmedikçe, hiçbir temele dayanmış sayılmazsınız, hiçbir dayanağınız yoktur."Rabbinden sana indirilen âyetler, mutlaka onlardan birçoğunun azgınlık ve inkârcılığını fazlalaştıracaktır. O halde o kâfirlerden ötürü gam yeme!
Mâide / 68 - (Süleyman Ateş)
De ki: Ey Kitap ehli, siz Tevrât'ı, İncil'i ve Rabbi'nizden size indirileni uygulamadıkça bir esas üzerinde değilsiniz. (Ey Muhammed), Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun azgınlık ve inkârını artıracaktır. Sen o kâfirler toplumu için üzülme!
Mâide / 68 - (Tefhim-ul Kuran)
De ki: «Ey kitap Ehli, Tevrat'ı, İncil'i ve size Rabbinizden indirileni ayakta tutmadıkça hiç bir şey üzerinde değilsiniz.» Andolsun, Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun tuğyanlarını ve küfürlerini arttıracaktır. Sen de kâfirler topluluğuna karşı üzüntüye kapılma.
Mâide / 68 - (Ümit Şimşek)
De ki: Ey Kitap Ehli! Siz Tevrat'ın, İncil'in ve Rabbinizden size indirilenin hakkını vermedikçe hiçbir esasa dayanmış olmazsınız. Rabbinden sana indirilen, onların pek çoğunun azgınlık ve inkârını daha pek çok arttıracaktır. Artık o kâfirler güruhu için tasalanma.
Mâide / 68 - (Yaşar Nuri Öztürk)
De ki: "Ey Ehlikitap! Siz, Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirileni tam uygulamadıkça hiçbir şey değilsiniz." Rabbinden sana indirilen, onlardan birçoğunun küfür ve azlığını elbette artıracaktır. Küfre batan topluluk için tasalanma artık.
Mâide / 68 - (İskender Ali Mihr)
De ki; "Ey Ehli Kitap! Tevrat’ı, İncil’i ve size Rabb’iniz tarafından indirileni, yerine getirip uygulamadıkça siz birşey (bir din) üzerinde değilsiniz. Ve sana Rabb’inden indirilen, mutlaka onların bir çoğunun azgınlık ve küfrünü artırır. Artık sen kâfirler topluluğuna üzülme.
Mâide / 68 - (İlyas Yorulmaz)
Deki: Ey Kitap ehli! “Tevrat’ı, İncil’i ve size indirilen Rabbinizin hükümlerine uymadığınız ve yaşamadığınız sürece, hiçbir değeriniz yok. Hatta sana Rabbinden indirilen vahiy, onların azgınlıklarını ve inkarlarını artırdı. Sakın ola ki gerçek doğruları reddeden bir topluluk için üzülme.
إِنَّ الَّذِينَ آمَنُواْ وَالَّذِينَ هَادُواْ وَالصَّابِؤُونَ وَالنَّصَارَى مَنْ آمَنَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وعَمِلَ صَالِحًا فَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ
Okunuşu: İnnellezîne âmenû vellezîne hâdû ves sâbiûne ven nasâra men âmene billâhi vel yevmil âhiri ve amile sâlihan fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).
Mâide / 69 - (Diyanet İşleri)
Şüphesiz inananlar (müslümanlar) ile Yahudiler, Sabiîler ve Hıristiyanlardan (her bir grubun kendi şeriatında) “Allah’a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır” (diye hükmedilmiştir.)
Mâide / 69 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Fakat inananlarla Yahûdi olanlardan, Sâbîlerden ve Hıristiyanlardan Allah'a ve âhiret gününe inanıp iyi işler işleyenlere ne bir korku vardır, ne de mahzun olur onlar.
Mâide / 69 - (Abdullah Parlıyan)
Şüphesiz ki, “görünürde yalnız dilleriyle iman edenlerle” Yahudiler, Sâbiîler ve Hıristiyanlardan, kim Allah'a ve ahiret gününe inanır, doğru ve yararlı işler yaparsa, ne korkacak ne de üzüleceklerdir.
Mâide / 69 - (Adem Uğur)
İman edenler ile yahudiler, sâbiîler ve hıristiyanlardan Allah'a ve ahiret gününe (gerçekten) inanıp iyi amel işleyenler üzerine asla korku yoktur; onlar üzülecek de değillerdir.
Mâide / 69 - (Ahmed Hulusi)
Muhakkak ki iman edenler, Yahudiler, Sabiiler ve Nasara'dan kim (âlemlerin ve kendisinin Rabbi olan) Allâh'a ve gelecekte yaşanacak sürece iman eder ve imanının gereğini yaparsa, onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar!
Mâide / 69 - (Ahmet Tekin)
Hakka ve tevhide yönelik inançları olanlar, sözde iman edenler, yahudiliğin takipçileri, sâbiîler, inançlarını terkedenler ve hristiyanlar, geçmişlerinin kirlerinden arınarak Allah’a, Allah’a imanın gerektirdiği esaslara, âhiret gününe hakkıyla iman edip, gevşekliği bırakarak, hâlis niyet ve amaçlarla, İslâm esaslarını, İslâmî düzeni hayata geçirirler, iş barışı içinde bilinçli, planlı, mükemmel, meşrû, faydalı, verimli çalışarak nimetin-ürünün bollaşmasını sağlarlar, yerinde, haklı çıkışlar yaparak, düzelmeye, iyiliğe, iyileştirmeye ön ayak olurlar, cârî-kalıcı hayırlar-sâlih ameller işlerlerse, onlara her iki dünyada da korku yok. Geride bıraktıkları yakınları, yapamadıkları şeylerden dolayı mahzun da olmayacaklar.
Mâide / 69 - (Ahmet Varol)
İman edenler, yahudiler, sabiiler ve hıristiyanlardan Allah'a ve ahiret gününe iman edip iyi işler işleyenler için korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
Mâide / 69 - (Ali Bulaç)
Gerçek şu ki, iman edenlerle yahudiler, sabiîler ve hristiyanlardan Allah'a, ahiret gününe inanan ve salih amellerde bulunanlar; onlar için korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır.
Mâide / 69 - (Ali Fikri Yavuz)
Doğrusu dilleriyle imân eden münafıklarla Yahudî’lerden, Sabîîlerden (diğer bir Yahudi fırkasından) ve Hristiyanlardan kim Allah’a ve âhiret gününe iman edip de sâlih âmel işlerse, artık onlara korku yoktur ve onlar, mahzun da olacak değillerdir.
Mâide / 69 - (Ali Ünal)
İster (Müslüman bilinip, Kur’ân’a ve Allah Rasûlü’ne) iman ikrarında bulunanlardan olsun, isterse Yahudi olanlar, Sâbiîler, Hıristiyanlar (ve daha başka insanlardan) olsun, (mesele asla bir isim meselesi ve kuru bir iddiadan ibaret değildir). Her kim gerçekten Allah’a ve Âhiret Günü’ne iman eder ve imanlarının gerektirdiği istikamette sağlam, doğru, yerinde ve ıslaha yönelik işler yaparsa, (yardımımı, desteğimi hep yanlarında bulacakları için) onlar hakkında (özellikle Âhiret’te) korkmalarını gerektiren bir şey olmayacak ve herhangi bir şekilde üzülmeyeceklerdir de.
Mâide / 69 - (Bayraktar Bayraklı)
İman edenlerle Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sâbiîlerden Allah'a ve âhiret gününe inanıp iyi amel işleyenler üzerine asla korku yoktur, onlar üzülecek de değillerdir.
Mâide / 69 - (Bekir Sadak)
Dogrusu inananlar, yahudiler, sabiiler ve hiristiyanlardan Allah'a ve ahiret gunune inanan, yararli is yapan kimselere korku yoktur, onlar uzulmeyeceklerdir.
Mâide / 69 - (Celal Yıldırım)
Şüphesiz ki, (görünürde yalnız dilleriyle) imân edenlerle Yahudiler, Sabiîler ve Nasrânîler'den kim Allah'a ve Âhiret gününe inanır, iyi ve yararlı amelde bulunursa, onlara hiçbir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir de.
Mâide / 69 - (Cemal Külünkoğlu)
İman edenler ile Yahudiler, Sabiîler ve Hıristiyanlardan Allah'a ve ahiret gününe (gerçekten) inanıp iyi amel işleyenler üzerine asla korku yoktur. Onlar üzülecek de değillerdir.
Mâide / 69 - (Diyanet İşleri (eski))
Doğrusu inananlar, yahudiler, sabiiler ve hıristiyanlardan Allah'a ve ahiret gününe inanan, yararlı iş yapan kimselere korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.
Mâide / 69 - (Diyanet Vakfi)
İman edenler ile yahudiler, sâbiîler ve hıristiyanlardan Allah'a ve ahiret gününe (gerçekten) inanıp iyi amel işleyenler üzerine asla korku yoktur; onlar üzülecek de değillerdir.
Mâide / 69 - (Edip Yüksel)
İnananlar, Yahudiler, diğer dinlerden olanlar ve Hıristiyanlardan kim () ALLAH'a ve () ahiret gününe inanır ve () erdemli bir yaşam sürerse onlar için bir korku yoktur ve onlar üzülmeyecekler de...
Mâide / 69 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Şübhe yok ki iyman edenler ve Yehudîler, Sâbiîler, Nasrânîler: Bunlar içinden her kim Allaha ve Âhıret gününe iyman edib de salih olarak çalışırsa artık onlara korku yoktur ve onlar mahzun olacak değillerdir.
Mâide / 69 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Şüphe yok ki, iman edenler, yahudiler, sabiiler ve hıristiyanlar her kim Allah'a ve ahiret gününe iman edip de dürüstçe çalışırsa, artık onlara korku yoktur ve onlar üzülecek de değillerdir.
Mâide / 69 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Muhakkak ki inananlar, yahudiler, sabiiler ve hıristiyanlardan kim Allah'a ve ahiret gününe iman eder ve güzel amel işlerse, onlar için bir korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır.
Mâide / 69 - (Gültekin Onan)
Gerçek şu ki, inananlarla yahudiler, sabiiler ve hristiyanlardan Tanrı'ya, ahiret gününe inananlar ve salih amellerde bulunanlar; onlar için korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır.
Mâide / 69 - (Harun Yıldırım)
İman edenler, yahudiler, sabîîler ve hristiyanlardan her kim Allah’a ve ahiret gününe iman eder ve salih ameller işlerse onlar için korku yoktur, onlar üzülecek değillerdir.
Mâide / 69 - (Hasan Basri Çantay)
Şüphe yok ki îman edenlerle Yahûdî olanlar (dan), Saabiîler (den), Nasrânîler (den) kim, Allaha ve âhiret gününe îman edib de iyi amel (ve hareket) de bulunursa artık onların üzerinde hiç bir korku yokdur. Onlar mahzun da olacak değillerdir.
Mâide / 69 - (Hayrat Neşriyat)
Şübhesiz ki (zâhiren) îmân edenler, yahudi olanlar, sâbiîler ve hristiyanlar yok mu, (onlardan) kim Allah’a ve âhiret gününe (hakikaten) îmân edip sâlih amel işlerse, artık kendilerine bir korku yoktur ve onlar mahzûn olmazlar.
Mâide / 69 - (İbni Kesir)
Doğrusu; iman edenler, yahudi olanlar, sabiiler ve hristiyanlardan Allah'a ve ahiret gününe inananlara, salih amel işleyenlere; hiç korku yoktur. Ve onlar, üzülecek de değildir.
Mâide / 69 - (Kadri Çelik)
Doğrusu iman edenler, Yahudiler, Sabiiler ve Hıristiyanlardan her kim Allah'a ve ahiret gününe iman eder ve salih amelde bulunursa, onlara ne korku vardır ve ne de onlar üzüleceklerdir.
Mâide / 69 - (Muhammed Esed)
çünkü, (bu ilahi kelama) iman edenler ve Yahudi itikadına uyanlar ile Sabiiler ve Hıristiyanlardan Allaha ve Ahiret Gününe inanıp, doğru ve yararlı fiillerde bulunanlar ne korkacak, ne de üzüleceklerdir.
Mâide / 69 - (Mustafa İslamoğlu)
Çünkü (bu mesaja) inanan kimseler, Yahudiler, Sabiiler ve Hıristiyanlardan, Allah'a ve Ahiret Günü'ne inanan, ıslah edici iyi işler işleyen hiç kimse, gelecekten endişe ve geçmişten dolayı üzüntü duymayacaktır.
Mâide / 69 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Muhakkak o kimseler ki, imân ettiler, ve o kimseler ki, Yahudi bulundular ve Sabii'ler ile Nâsrani'ler bunlardan her kim Allah Teâlâ'ya ve Ahiret gününe imân etmiş ve sâlih amelde bulunmuş ise artık onların üzerine bir korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır.
Mâide / 69 - (Ömer Öngüt)
Şüphesiz ki iman edenler, yahudiler, sâbiîler ve hıristiyanlardan Allah'a ve ahiret gününe inanıp sâlih amel işleyenler için hiçbir korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır.
Mâide / 69 - (Şaban Piriş)
İman edenler, Yahudiler, Sabiiler ve Hıristiyanlardan kimler Allah’a, ahiret gününe inanır ve doğruyu yaparlarsa onlara korku yoktur ve üzülmeyeceklerdir.
Mâide / 69 - (Sadık Türkmen)
Şüphesiz inananlar (müslümanlar) ile Yahudiyim diyenler, Sabiîler ve Hristiyanlardan; “Allah’a ve ahiret gününe inanan ve faydalı bir işi en iyi şekilde yapanlar için, hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır”.
Mâide / 69 - (Seyyid Kutub)
Yahudilerden sabiilerden (yıldızlara tapanlardan) ve hristiyanlardan Allah'a ve ahiret gününe inanarak iyi ameller işleyenler için korku söz konusu değildir, onlar hiç üzülmeyeceklerdir.
Mâide / 69 - (Suat Yıldırım)
İman edenler, Yahudiler, Sabiîler, Hıristiyanlar... Bunlar içinden her kim Allah’a ve âhiret gününe iman edip makbul ve güzel işler yaparsa, onlara hiçbir korku yoktur ve onlar asla üzülmezler.
Mâide / 69 - (Süleyman Ateş)
İnananlar, yahûdiler, sâbiiler ve hıristiyanlar(dan) Allah'a ve âhiret gününe inanan ve iyi işler yapanlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
Mâide / 69 - (Tefhim-ul Kuran)
Gerçek şu ki, iman edenlerle Yahudiler, Sabiîler ve Hıristiyanlardan Allah'a, ahiret gününe inanan ve salih amellerde bulunanlar; onlar için korku yoktur, onlar mahzun da olacak değildirler.
Mâide / 69 - (Ümit Şimşek)
İman edenlerden, Yahudilerden, Hıristiyanlardan ve Sâbiîlerden kim Allah'a ve âhiret gününe iman eder ve güzel işler yaparsa, onların Rableri katında ödülleri vardır. Artık ne bir korku vardır onlara, ne de mahzun olurlar.
Mâide / 69 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Şu bir gerçek ki, iman edenler, Yahudiler, Sâbiîler ve Hıristiyanlardan Allah'a ve âhiret gününe inanıp hayra ve barışa yönelik iş yapanlar için korku yoktur. Tasalanmayacaklardır onlar.
Mâide / 69 - (İskender Ali Mihr)
Muhakkak ki, âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı dileyenler), ve Yahudiler, Sâbiiler ve Nasrânilerden (Hristiyanlardan) kim Allah’a ve âhir güne îmân eder ve nefsini ıslâh edici ameller (nefs tezkiyesi ) yaparsa onlara artık korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar.
Mâide / 69 - (İlyas Yorulmaz)
Elbetteki iman edenlerden, Yahudi olanlardan, Sabilerden ve Hıristiyanlardan kim Allah’a, ahiret gününe inanır ve Allah’ın yapılmasını emrettiği doğru amelleri yaparsa, onlar için ne korku ve nede üzüntü vardır.
لَقَدْ أَخَذْنَا مِيثَاقَ بَنِي إِسْرَائِيلَ وَأَرْسَلْنَا إِلَيْهِمْ رُسُلاً كُلَّمَا جَاءهُمْ رَسُولٌ بِمَا لاَ تَهْوَى أَنْفُسُهُمْ فَرِيقًا كَذَّبُواْ وَفَرِيقًا يَقْتُلُونَ
Okunuşu: Lekad ehaznâ mîsâka benî isrâîle ve erselnâ ileyhim rusulâ(rusulen) kullemâ câehum resûlun bimâ lâ tehvâ enfusuhum ferîkan kezzebû ve ferîkan yaktulûn(yaktulûne).
Mâide / 70 - (Diyanet İşleri)
Andolsun, İsrailoğullarından sağlam söz almış ve onlara peygamberler göndermiştik. Fakat her ne zaman bir Peygamber, onlara nefislerinin hoşlanmadığı bir hükmü getirdiyse; onlardan bir kısmını yalanladılar, bir kısmını da öldürdüler.
Mâide / 70 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Andolsun ki İsrailoğullarından söz almıştık, peygamberler göndermiştik onlara. Fakat hangi peygamber onlara gelip canlarının istemediği bir şey getirdiyse o peygamberlerin bir kısmını yalanlamışlardı, bir kısmını öldürmüşlerdi.
Mâide / 70 - (Abdullah Parlıyan)
Andolsun ki, biz İsrailoğullarından sağlam bir söz almış ve kendilerine peygamberler göndermiştik. Ama ne zaman bir elçi onlara, hoşlanmadıkları bir şey getirdiyse, isyan edip o elçilerin bir kısmını yalanladılar, bir kısmını da öldürdüler.
Mâide / 70 - (Adem Uğur)
Andolsun ki İsrailoğullarının sağlam sözünü aldık ve onlara peygamberler gönderdik. Ne zaman bir peygamber onlara nefislerinin arzu etmediğini (ilâhî hükümleri) getirdi ise bir kısmını yalanladılar, bir kısmını da öldürdüler.
Mâide / 70 - (Ahmed Hulusi)
Andolsun biz, İsrailoğullarının sözünü aldık ve onlara Rasûller irsâl ettik! Onlara ne zaman benliklerinin hoşlanmayacağı bir şey ile bir Rasûl gelse, kimini yalanladılar ve kimini de öldürdüler!
Mâide / 70 - (Ahmet Tekin)
Andolsun ki, biz İsrâiloğulları’nın, kesin sözlerini, taahhütlerini almıştık. Onlara özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere Rasuller göndermiştik. Ne zaman bir Rasul onlara, nefislerinin arzu etmediği bir şey getirmişse, bunlardan bir kısmını yalanladılar, bir kısmını da öldürdüler.
Mâide / 70 - (Ahmet Varol)
Şüphesiz biz İsrailoğullarından kesin söz almış ve onlara peygamberler göndermiştik. Ama her ne zaman bir peygamber onlara hoşlarına gitmeyen bir şey getirdiyse bu peygamberlerin kimilerini öldürdü, kimilerini de yalanladılar.
Mâide / 70 - (Ali Bulaç)
Andolsun, biz İsrailoğullarından kesin söz almış (misak) ve onlara elçiler göndermiştik. Onlara ne zaman nefislerinin hoşuna gitmeyen bir şeyle bir elçi geldiyse, bir bölümünü yalanladılar, bir bölümünü de öldürdüler.
Mâide / 70 - (Ali Fikri Yavuz)
Andolsun ki, biz, Allah’a ve Peygamberine iman hususunda, İsraîl Oğullarından kuvvetli söz almış ve kendilerine Peygamberler göndermiştik. Ne zaman bir peygamber, nefislerinin istemediği bir hükmü kendilerine getirdi ise, o peygamberlerin bir kısmını yalanladılar ve bir kısmını da öldürüyorlardı.
Mâide / 70 - (Ali Ünal)
Andolsun, İsrail Oğulları’ndan (bu iman ve salih amel esası üzere) sağlam söz almış ve kendilerine pek çok rasûller göndermiştik. Ama ne zaman onlara nefislerinin hoşlanmayacağı, heva ve heveslerine hizmet etmeyecek mesaj ve hükümlerle bir rasûl gelmişse, (o rasûllerden) kimisini yalanlıyor, kimisini de öldürüyorlardı.
Mâide / 70 - (Bayraktar Bayraklı)
Gerçek şu ki, biz İsrâiloğulları'ndan kesin bir söz aldık ve onlara peygamberler gönderdik. Ne zaman bir peygamber onlara nefislerinin arzu etmediğini getirdiyse, bir kısmını yalanladılar, bir kısmını da öldürdüler.
Mâide / 70 - (Bekir Sadak)
And olsun ki Israilogullarindan soz aldik ve onlara peygamberler gonderdik. Nefislerinin hoslanmadigi bir seyle onlara her peygamber geliste, bir kismini yalanlarlar ve bir kismini da oldururlerdi.
Mâide / 70 - (Celal Yıldırım)
And olsun ki, İsrail oğullarından sağlam söz aldık ve kendilerine peygamberler gönderdik; ne kadar onlara bir peygamber, canlarının hoşlanmadığı bir hükümle geldiyse, kimini yalanladılar, kimini de öldürüyorlardı.
Mâide / 70 - (Cemal Külünkoğlu)
Andolsun ki, İsrailoğullarından sağlam söz aldık ve kendilerine peygamberler gönderdik. Ama ne zaman onlara bir peygamber, canlarının hoşlanmadığı bir hükümle geldiyse, kimini yalanladılar, kimini de öldürdüler.
Mâide / 70 - (Diyanet İşleri (eski))
And olsun ki İsrailoğullarından söz aldık ve onlara peygamberler gönderdik. Nefislerinin hoşlanmadığı bir şeyle onlara her peygamber gelişte, bir kısmını yalanlarlar ve bir kısmını da öldürürlerdi.
Mâide / 70 - (Diyanet Vakfi)
Andolsun ki İsrailoğullarının sağlam sözünü aldık ve onlara peygamberler gönderdik. Ne zaman bir peygamber onlara nefislerinin arzu etmediğini (ilâhî hükümleri) getirdi ise bir kısmını yalanladılar, bir kısmını da öldürdüler.
Mâide / 70 - (Edip Yüksel)
İsrail oğullarından söz almış, onlara elçiler göndermiştik. Her ne zaman hoşlarına gitmeyen bir şeyle onlara bir elçi gittiyse bir kısmını yalanlayıp bir kısmını da öldürdüler.
Mâide / 70 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Celâlim hakkı için Benî İsraîlin misakını aldık ve kendilerine Resuller gönderdik, canlarının istemediği bir hukmile bir Resul geldikçe onlara bir takımına yalancı dediler, bir takımını da öldürüyorlardı
Mâide / 70 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Andolsun ki, Biz İsrailoğullarından teminat aldık ve kendilerine peygamberler gönderdik. Canlarının istemediği bir hükümle bir peygamber geldikçe, bir takımına yalancı dediler bir takımını da öldürüyorlardı.
Mâide / 70 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Andolsun biz, İsrailoğulları'ndan söz aldık ve onlara peygamberler gönderdik. Fakat ne zaman onlara bir peygamber nefislerinin hoşlanmadığı bir şey getirmişse, bunlardan bir kısmını yalanlamışlar, bir kısmını da öldürmüşlerdir.
Mâide / 70 - (Gültekin Onan)
Andolsun, biz İsrailoğullarından misak almış ve onlara elçiler göndermiştik. Onlara ne zaman nefslerinin hoşuna gitmeyen bir şeyle bir elçi geldiyse, bir bölümünü yalanladılar, bir bölümünü de öldürdüler.
Mâide / 70 - (Harun Yıldırım)
Andolsun ki elbette biz İsrailoğullarından kesin söz aldık ve onlara rasuller gönderdik. Her ne zaman bir rasul onlara nefislerinin hoşlanmadığı bir şey getirirse bir kısmını yalanladılar bir kısmını da öldürdüler.
Mâide / 70 - (Hasan Basri Çantay)
Andolsun ki biz İsrâîl oğullarından sapasağlam te'minât almış, onlara peygamberler göndermişizdir. Ne zaman bir peygamber, kendilerine canlarının hoşlanmayacağı bir şey'i getirdiyse bir takımını yalana çıkardılar, bir takımını da öldürdüler.
Mâide / 70 - (Hayrat Neşriyat)
And olsun ki İsrâiloğullarının sağlam sözünü almış ve onlara peygamberler göndermiştik. Ne zaman bir peygamber onlara nefislerinin hoşlanmadığı bir şeyi getirdi ise, bir kısmını yalanladılar, (Zekeriyyâ ve Yahyâ’ya yaptıkları gibi) bir kısmını da öldürüyorlardı.
Mâide / 70 - (İbni Kesir)
Andolsun ki; İsrailoğullarından ahd almış ve onlara peygamberler göndermişizdir. Ne zaman bir peygamber, onlara nefislerinin hoşlanmadığı bir şeyle gelmişse; bir kısmını yalanlamışlar, bir kısmını da öldürmüşlerdi.
Mâide / 70 - (Kadri Çelik)
Hiç şüphesiz İsrail oğullarından söz aldık ve onlara peygamberler gönderdik. Onlara bir peygamber ne zaman nefislerinin hoşlanmadığı bir şeyle geldiyse, bir kısmını yalanlarlar ve bir kısmını da öldürürlerdi.
Mâide / 70 - (Muhammed Esed)
Gerçek şu ki, biz İsrailoğullarından kesin bir taahhüt almış ve onlara elçiler göndermiştik: (ama) ne zaman bir elçi, onlara hoşlanmadıkları bir şey getirdiyse (isyan ettiler:) o (elçi)lerin bir kısmını yalanladılar, diğerlerini de öldürdüler;
Mâide / 70 - (Mustafa İslamoğlu)
Doğrusu, Biz İsrailoğulları'ndan söz almış ve kendilerine elçiler göndermiştik. Elçi(ler) onların hoşlanmadığı bir mesajla geldiği zaman bir kısmını yalanladılar bir kısmını ise öldürdüler.
Mâide / 70 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Kasem olsun ki, Biz İsrailoğullarının misâkını aldık ve onlara peygamberler gönderdik. Her ne vakit onların nefislerinin hevâsına uymayan bir hüküm ile onlara peygamber geldi ise, onlardan bir kısmını tekzîp ettiler, bir kısmını da öldürdüler.
Mâide / 70 - (Ömer Öngüt)
Andolsun ki biz İsrâiloğullarından sağlam söz aldık ve onlara peygamberler gönderdik. Her ne zaman onlara hoşlarına gitmeyen hükümlerle bir peygamber gelmişse; bir kısmını yalanladılar, bir kısmını da öldürdüler.
Mâide / 70 - (Şaban Piriş)
İsrailoğullarından söz almış ve onlara peygamberler göndermiştik. Nefislerinin hoşlanmadığı bir şeyle bir peygamber onlara geldiğinde onların bir kısmını yalanlar ve bir kısmını da öldürürlerdi.
Mâide / 70 - (Sadık Türkmen)
Andolsun (geçmiş çağlarda yaşamış), İsrailoğullarından sağlam söz almış ve onlara Rasûl[elçi]ler göndermiştik. Fakat her ne zaman bir Rasûl/Elçi, onlara nefislerinin hoşlanmadığı bir hüküm ile geldiyse; onlardan (o Rasûllerden) bir kısmını yalanladılar, bir kısmını da öldürdüler.
Mâide / 70 - (Seyyid Kutub)
Biz İsrailoğullarından kesin söz aldık ve onlara çok sayıda peygamber gönderdik. Fakat peygamberler kendilerine nefislerinin hoşuna gitmeyen bir mesaj getirdikçe kimisini yalanlıyor, kimisini de öldürüyorlardı.
Mâide / 70 - (Suat Yıldırım)
Biz İsrailoğullarından bu iman esası üzere kesin sözlerini almış ve onlara resuller göndermiştik. Ne zaman bir elçi, kendilerine canlarının istemediği bir şey getirdiyse, onlar bazı resullere "yalancı" diyor, bazılarını ise öldürüyorlardı.
Mâide / 70 - (Süleyman Ateş)
Andolsun, biz İsrâil oğullarından söz almış ve onlara elçiler göndermiştik. Ne zaman bir elçi onlara canlarının istemediği bir şey getirdiyse (gelen elçilerin) bir kısmını yalanladılar, bir kısmını da öldürüyorlardı.
Mâide / 70 - (Tefhim-ul Kuran)
Andolsun, biz İsrailoğullarından kesin söz almış ve onlara peygamberler göndermiştik. Onlara ne zaman nefislerinin hoşuna gitmeyen bir şeyle bir peygamber geldiyse, bir bölümünü yalanladılar, bir bölümünü de öldürdüler.
Mâide / 70 - (Ümit Şimşek)
And olsun, Biz İsrailoğullarından ahit aldık ve onlara peygamberler gönderdik. Fakat ne zaman onlara bir peygamber hoşlanmadıkları birşey getirecek olsa, bir kısmını yalanlıyor, bir kısmını da öldürüyorlardı.
Mâide / 70 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Yemin olsun ki biz, İsrailoğullarının kesin sözlerini almış da onlara resuller göndermiştik. Ne zaman bir resul onlara nefislerinin hoşlanmadığı birşeyi getirdiyse bir kısmını yalanladılar; bir kısmını da öldürüyorlardı.
Mâide / 70 - (İskender Ali Mihr)
Andolsun ki Biz, İsrailoğulları’ndan misak aldık ve onlara resûller gönderdik. Onlara her resûl gelişinde, nefislerinin hevâlarına uymadığından dolayı, bir kısmını yalanladılar ve bir kısmını da öldürdüler.
Mâide / 70 - (İlyas Yorulmaz)
Biz İsrail oğullarından sağlam bir söz almıştık ve bundan dolayı onlara elçiler gönderdik. Elçiler ne zamanki onların arzularına uymayan şeyleri getirdi ise, onlardan bir gurup, elçileri yalanladılar ve bir gurubu da, elçileri öldürdüler.
وَحَسِبُواْ أَلاَّ تَكُونَ فِتْنَةٌ فَعَمُواْ وَصَمُّواْ ثُمَّ تَابَ اللّهُ عَلَيْهِمْ ثُمَّ عَمُواْ وَصَمُّواْ كَثِيرٌ مِّنْهُمْ وَاللّهُ بَصِيرٌ بِمَا يَعْمَلُونَ
Okunuşu: Ve hasibû ellâ tekûne fitnetun fe amû ve sammû summe tâballâhu aleyhim summe amû ve sammû kesîrun minhum vallâhu basîrun bimâ ya’melûn(ya’melûne).
Mâide / 71 - (Diyanet İşleri)
(Bu yaptıklarında) bir belâ olmayacağını sandılar da kör ve sağır kesildiler. Sonra (tövbe ettiler), Allah da onların tövbesini kabul etti. Sonra yine onlardan çoğu kör ve sağır kesildiler. Allah, onların yaptıklarını hakkıyla görendir.
Mâide / 71 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Ve sandılar ki bir cezaya uğramayacaklar. Kör oldular âdeta, sağır kesildiler, sonra tövbe ettiler, Allah kabul etti, sonra gene de çoğu körleşti, sağır oldu ve Allah, onların yaptıklarını tamamıyla görür.
Mâide / 71 - (Abdullah Parlıyan)
Böyle peygamber yalanlamak ve peygamber öldürmekle, kendilerine bir zarar gelmeyeceğini düşünüyorlardı. Böylece kalben kör ve sağır oldular. Sonra, Allah onların tevbesini kabul etti ama, sonra onların çoğu yine körleşti, sağırlaştı. Allah onların bütün yaptıklarını görmektedir.
Mâide / 71 - (Adem Uğur)
Bir belâ olmayacak zannettiler de kör ve sağır kesildiler. Sonra Allah tevbelerini kabul etti. Sonra içlerinden çoğu yine kör ve sağır oldu. Allah onların yaptıklarını görmektedir.
Mâide / 71 - (Ahmed Hulusi)
Bir zararı olmayacak zannettiler de (hakikate) kör oldular, (hakikatin seslenişine) sağır kesildiler! Sonra Allâh onların tövbelerini kabul etti. . . Sonra onlardan çoğu (yine) kör (hakikati değerlendirememek) ve sağır (anlatılanı algılayamamak) kesildiler! Allâh onların yapmakta olduklarına (yaptıklarının yaratanı olarak) Basıyr'dir.
Mâide / 71 - (Ahmet Tekin)
Yahudiler, bir fitne kopmayacağını, belâlara, sıkıntılara, imtihanlara maruz kalmayacaklarını sandılar, doğru yolu görmemek için kör kesildiler. Peygamberlerin tebliğini, hak ve hakikati duymamak için kulaklarını tıkadılar. Sonra Allah, onların tevbelerini, günah işlemekten vazgeçip itaatle kendisine yönelişlerini kabul etti. Daha sonra içlerinden çoğu yine daha önce yaptıkları gibi, Muhammed’in peygamberliği ve tebliği ile ortaya çıkan hak dine karşı da kör ve sağır kesildiler. Allah onların işledikleri amelleri biliyor, görüyor.
Mâide / 71 - (Ahmet Varol)
(Yaptıklarından dolayı) başlarına bir bela gelmeyeceğini sandılar, kör ve sağır oldular. Sonra Allah onların tevbelerini kabul etti. Sonra onların çoğu yine kör ve sağır oldu. Allah onların yaptıklarını görmektedir.
Mâide / 71 - (Ali Bulaç)
Bir fitne olmayacak sandılar, körleştiler, sağırlaştılar. Sonra Allah, tevbelerini kabul etti, (yine) onlardan çoğunluğu körleştiler, sağırlaştılar. Allah yapmakta olduklarını görendir.
Mâide / 71 - (Ali Fikri Yavuz)
Hem sandılar ki, peygamberleri yalanlayıp öldürme belâsı başlarına kopmıyacaktır. Onlar, kör ve sağır kesildiler. Sonra Allah tevbelerini kabul etti. Arkasından yine onların çoğu hakkı görmez ve işitmez oldular. Allah, bütün yaptıklarını görücüdür.
Mâide / 71 - (Ali Ünal)
Böyle davranmakla bir karışıklık çıkmayacak, başlarına mihnet ve musibet gelmeyecek zannederek (gerçeğe ve ikazlara karşı) kör ve sağır kesildiler. Sonra Allah, onlara tevbe nasip etti ve tevbelerini de kabul buyurdu; ama bunun ardından pek çoğu itibariyle yine kör ve sağır kesildiler. Allah, ne yapıp ettiklerini hakkıyla görmektedir.
Mâide / 71 - (Bayraktar Bayraklı)
Bir fitne kopmayacak sandılar da kör ve sağır kesildiler. Sonra Allah onların tövbesini kabul etti. Sonra yine çokları kör ve sağır kesildiler. Allah yaptıklarını görüyor.
Mâide / 71 - (Bekir Sadak)
Bir fitne kopmayacagini sandilar, korlestiler, sagirlastilar; sonra Allah tevbelerini kabul etti, yine de cogu korlestiler ve sagirlastilar. Allah, islediklerini gorur.
Mâide / 71 - (Celal Yıldırım)
Hem (yapageldiklerinden dolayı) bir fitne olmayacağını sandılar da körleşip sağırlaştılar. Allah onların ne yaptığını görmektedir.
Mâide / 71 - (Cemal Külünkoğlu)
(Bu cinayetleri işleyerek) kendi başlarına bir fitne (bir bela ve musibet) gelmeyeceğini sandılar da körleştiler, sağırlaştılar. Sonra Allah kendilerine tevbe nasip etti. Sonra yine içlerinden birçoğu, körleşti ve sağırlaştı. Allah yaptıklarını hakkıyla görmektedir.
Mâide / 71 - (Diyanet İşleri (eski))
Bir fitne kopmayacağını sandılar, körleştiler, sağırlaştılar; sonra Allah tevbelerini kabul etti, yine de çoğu körleştiler ve sağırlaştılar. Allah, işlediklerini görür.
Mâide / 71 - (Diyanet Vakfi)
Bir belâ olmayacak zannettiler de kör ve sağır kesildiler. Sonra Allah tevbelerini kabul etti. Sonra içlerinden çoğu yine kör ve sağır oldu. Allah onların yaptıklarını görmektedir.
Mâide / 71 - (Edip Yüksel)
Test edilmeyeceklerini sandılar, körleşip sağırlaştılar. Sonra ALLAH yönelişlerini kabul etti; fakat buna rağmen çoğu yine körleşip sağırlaştı. ALLAH Yaptıklarını görmekte.
Mâide / 71 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Hem başlarına bir fitne kopmayacak sandılar da kör ve sağır kesildiler, sonra Allah tevbelerini kabul buyurdu, sonra içlerinden bir çoğu yine kör ve sağır kesildiler, şimdi de Allah görüyor ne yapıyorlar
Mâide / 71 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Ve başlarına bir fitne kopmayacak sandılar da kör ve sağır kesildiler. Sonra Allah, tevbelerini kabul buyurdu, sonra içlerinden birçoğu tekrar kör ve sağır kesildiler. Şimdi de Allah, ne yapıyorlar görüyor.
Mâide / 71 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Onlar, bir fitne kopmayacak sandılar, kör ve sağır kesildiler. Sonra Allah onların tevbesini kabul etti. Sonra yine onların çoğu kör, sağır kesildiler. Allah, onların yaptıklarını görüyor.
Mâide / 71 - (Gültekin Onan)
Bir fitne olmayacak sandılar, körleştiler, sağırlaştılar. Sonra Tanrı, tevbelerini kabul etti, (yine) onlardan çoğunluğu körleştiler, sağırlaştılar. Tanrı yapmakta olduklarını görendir.
Mâide / 71 - (Harun Yıldırım)
Buna rağmen bir fitne olmayacağını sandılar da kör ve sağır oldular. Sonra Allah onların tevbelerini kabul etti de ardından onların pek çoğu yine kör ve sağır oldular. Şüphesiz Allah yaptıklarını hakkıyla görendir.
Mâide / 71 - (Hasan Basri Çantay)
Ve öyle sandılar ki (o yapdıkları, başlarına) bir belâ olmayacakdır. Kör kesildiler, sağır kesildiler onlar. Sonra Allah kendilerine tevbe nasıyb etdi (amma) sonra yine içlerinden bir çoğu kör ve sağır oldular. Allah, ne yaparlarsa hakkıyle görücüdür.
Mâide / 71 - (Hayrat Neşriyat)
Ve (yapmakta oldukları şeyler, kendileri için) bir musîbet olmayacak sandılar da(hakka karşı) kör oldular, sağır oldular; sonra Allah tevbelerini kabûl etti; sonra içlerinden birçoğu (yine) kör ve sağır kesildiler. Hâlbuki Allah, ne yaparlarsa hakkıyla görendir.
Mâide / 71 - (İbni Kesir)
Bir fitne olmayacağını sandılar da körleştiler, sağırlaştılar. Sonra Allah kendilerine tevbe nasib etti. Sonra yine içlerinden bir çoğu, körleştiler ve sağırlaştılar. Allah, işlediklerini hakkıyla görücüdür.
Mâide / 71 - (Kadri Çelik)
Ve (işin içinde) bir imtihanın olmadığını sandılar da kör oldular, sağır kesildiler. Sonra Allah tevbelerini kabul etti, fakat arkasından yine onlardan çoğu kör oldular, sağır kesildiler. Allah onların ne yaptıklarını görücüdür.
Mâide / 71 - (Muhammed Esed)
(bunu yapmakla) kendilerine bir zarar gelmeyeceğini düşünüyorlardı; böylece (kalben) kör ve sağır oldular. Sonra Allah onların tevbesini kabul etti: (ama sonra) onların çoğu yine körleşti, sağırlaştı. Allah onların bütün yaptıklarını görür.
Mâide / 71 - (Mustafa İslamoğlu)
Zira kendilerine bir bela gelmeyeceğini sanarak kör ve sağır davrandılar. Sonra Allah onların tevbelerini kabul etti. Bunun ardından onların çoğu yine körleşti ve sağırlaştı: ama Allah yaptıkları her şeyi görmektedir.
Mâide / 71 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ve sandılar ki bir fitne olmayacaktır. Artık onlar kör ve sağır kesildiler. Sonra Allah Teâlâ tevbelerini kabul buyurdu, sonra onlardan birçoğu yine kör ve sağır kesildiler. Allah Teâlâ ise ne yaptıklarını bihakkın görücüdür.
Mâide / 71 - (Ömer Öngüt)
Onlar (yapageldiklerinden dolayı) bir fitne kopmayacağını sandılar, kör oldular sağır kesildiler. Sonra Allah tevbelerini kabul etti. Sonra yine de içlerinden bir çoğu kör oldular, sağır kesildiler. Allah onların yaptıklarını görmektedir.
Mâide / 71 - (Şaban Piriş)
Bir fitnenin olmayacağını zannederek körleştiler, sağırlaştılar. Sonra Allah onların tevbesini kabul etti. Ardından yine onların çoğu körleşip, sağır oldular. Allah, yaptıklarını çok iyi görmektedir.
Mâide / 71 - (Sadık Türkmen)
(bu yaptıklarının) bir karşılığı olmayacağını sandılar da, kör (görmek istemediler) ve sağır gibi oldular (duymak istemediler). Sonra (tövbe ettiler), Allah da onların tövbesini kabul etti. Sonra yine onlardan birçoğu kör ve sağır gibi oldular. Allah onların yaptıklarını hakkıyla görendir.
Mâide / 71 - (Seyyid Kutub)
Bu cinayetleri hiçbir fitneye, hiçbir kargaşaya yol açmayacak sandılar. Gözleri kör ve kulakları sağır oldu. Sonra Allah tevbelerini kabul etti, fakat arkasından çoğu yine kör ve sağır oldu. Hiç şüphesiz Allah onların ne yaptıklarını görüyor.
Mâide / 71 - (Suat Yıldırım)
Başlarına bir bela gelmeyeceğini sandıkları için, kör ve sağır kesildiler. Sonra tövbe ettiklerinde Allah da tövbelerini kabul buyurdu. Sonra içlerinden birçoğu yine kör ve sağır kesildiler. Allah yaptıklarını hakkıyla görüyor.
Mâide / 71 - (Süleyman Ateş)
Bir fitne kopmayacak sandılar, kör oldular, sağır kesildiler. Sonra Allâh onların tevbesini kabul etti. Sonra yine çokları kör, sağır kesildiler. Allâh yaptıklarını görüyor.
Mâide / 71 - (Tefhim-ul Kuran)
Bir fitne olmayacak sandılar, körleştiler, sağırlaştılar. Sonra Allah, tevbelerini kabul etti, (yine) onlardan çoğunluğu körleştiler, sağırlaştılar. Allah yapmakta olduklarını görendir.
Mâide / 71 - (Ümit Şimşek)
Onlar başlarına bir belâ gelmeyecek sandılar da körleşip sağırlaştılar. Sonra Allah onların tevbelerini kabul etti. Sonra da birçokları yine körleşip sağırlaştı. Allah ise onların yapmakta olduklarını görüyor.
Mâide / 71 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Bir fitne kopmayacak sandılar. Kör oldular, sağır kesildiler. Derken Allah tövbelerini kabul etti. Sonra yine birçokları körleştiler, sağırlaştılar. Allah, onların yaptıklarını ayan-beyan görür.
Mâide / 71 - (İskender Ali Mihr)
Ve yaptıklarının bir fitne olmayacağını sandılar böylece kör ve sağır (hakkı görmez ve işitmez) oldular. Sonra, Allah onların tövbesini kabul etti. Sonra yine onlardan bir çoğu kör ve sağır oldular. Ve Allah, onların yaptıklarını en iyi görendir.
Mâide / 71 - (İlyas Yorulmaz)
Elçileri yalanlamak ve onları öldürmekle başlarına bir bela gelmeyeceğini zannettiler. Körleştiler ve sağırlaştılar. Bundan sonra Allah onlara tekrar (cezalarını kaldırıp) mühlet verdi. Buna rağmen (onlar yalanlamaya ve elçileri öldürmeye devam ettikleri için) onlardan pek çoğu gerçeklere gözlerini kapatıp körleştiler ve mesajlara kulaklarını tıkayıp sağırlaştılar. Allah muhakkak ki yaptıklarını en iyi görendir.
لَقَدْ كَفَرَ الَّذِينَ قَالُواْ إِنَّ اللّهَ هُوَ الْمَسِيحُ ابْنُ مَرْيَمَ وَقَالَ الْمَسِيحُ يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ اعْبُدُواْ اللّهَ رَبِّي وَرَبَّكُمْ إِنَّهُ مَن يُشْرِكْ بِاللّهِ فَقَدْ حَرَّمَ اللّهُ عَلَيهِ الْجَنَّةَ وَمَأْوَاهُ النَّارُ وَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ أَنصَارٍ
Okunuşu: Lekad keferellezîne kâlû innallâhe huvel mesîhubnu meryem(meryeme) ve kâlel mesîhu yâ benî isrâîla’budûllâhe rabbî ve rabbekum innehu men yuşrik billâhi fe kad harramallâhu aleyhil cennete ve me’vâhun nâr(nâru) ve mâ liz zâlimîne min ensâr(ensârin).
Mâide / 72 - (Diyanet İşleri)
Andolsun, “Allah, Meryem oğlu Mesih’tir” diyenler kesinlikle kâfir oldu. Oysa Mesih şöyle demişti: “Ey İsrailoğulları! Yalnız, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin. Kim Allah’a ortak koşarsa, artık, Allah ona cenneti muhakkak haram kılmıştır. Onun barınağı da ateştir. Zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.”
Mâide / 72 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Allah, şüphe yok ki Meryem oğlu Mesîh'tir diyenler kâfir oldular ve Mesîh, ey İsrailoğulları demişti, Rabbime ve Rabbinize kulluk edin; şüphe yok ki Allah'a eş tanıyana Allah, cenneti haram etmiştir, onun yurdu ateştir ve zâlimlere hiçbir yardımcı yoktur.
Mâide / 72 - (Abdullah Parlıyan)
Gerçekten “Allah Meryem oğlu Mesih'tir” diyenler, Allah'tan gelen gerçekleri örtbas eden kâfirlerden olmuş olurlar. Halbuki Mesih demişti ki: “Ey İsrailoğulları! Benim Rabbim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin. Zira kim Allah'tan başka bir varlığa ilahlık yakıştırırsa, Allah onu cennetten mahrum edecek ve böylelerinin varış yeri cehennem olacaktır. Ve böylece varoluş gayesine aykırı davrananlar, kendilerine bir yardımcı da bulamayacaklardır.”
Mâide / 72 - (Adem Uğur)
Andolsun ki "Allah, kesinlikle Meryem oğlu Mesîh'tir" diyenler kâfir olmuşlardır. Halbuki Mesîh "Ey İsrailoğulları! Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk ediniz. Biliniz ki kim Allah'a ortak koşarsa muhakkak Allah ona cenneti haram kılar; artık onun yeri ateştir ve zalimler için yardımcılar yoktur" demişti.
Mâide / 72 - (Ahmed Hulusi)
Andolsun ki: "Allâh, Meryemoğlu Mesih'tir" diyenler hakikati inkâr edenlerden oldular. . . (Oysa) Mesih şöyle dedi: "Ey İsrailoğulları. . . Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz (olan) Allâh'a kulluk edin. . . Çünkü kim Allâh'a şirk koşarsa, muhakkak Allâh ona cenneti haram kılmıştır! Onun varacağı yer cehennem ateşidir! Zâlimler için hiçbir yardımcı yoktur!"
Mâide / 72 - (Ahmet Tekin)
'Allah, Meryem’in oğlu Mesih’tir' diyenler, andolsun ki, kâfir olmuşlardır. Halbuki Mesih:'Ey İsrâiloğulları, Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’ı ilâh tanıyın, candan müslümanlar olarak Allah’a bağlanın, saygıyla Allah’a kulluk ve ibadet edin. Şu bir gerçektir ki, kim ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında Allah’a ortak koşarsa, gizli şirki yaşarsa, Allah cenneti ona haram kılar. Onun mekânı ateştir. Allah’tan başkasına kulluk ve ibadet ederek kendilerine zulmedenlere, müşriklere, Allah yoluna, Allah yolundaki faaliyetlere engel olanlara yardım eden de olmayacaktır.' dedi.
Mâide / 72 - (Ahmet Varol)
Şüphesiz 'Allah, Meryem oğlu Mesih'tir' diyenler kâfir olmuşlardır. Oysa Mesih: 'Ey İsrailoğulları! Benim de Rabbim ve sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin. Kim Allah'a ortak koşarsa şüphesiz Allah ona cenneti haram kılmıştır ve onun barınağı cehennemdir. Zalimlerin herhangi bir yardımcıları da yoktur' demişti.
Mâide / 72 - (Ali Bulaç)
Andolsun, "Şüphesiz Allah, Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler küfre düşmüştür. Oysa Mesih'in dediği (şudur:) "Ey İsrailoğulları, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a ibadet edin. Çünkü O, kendisine ortak koşana şüphesiz cenneti haram kılmıştır, onun barınma yeri ateştir. Zulmedenlere yardımcı yoktur."
Mâide / 72 - (Ali Fikri Yavuz)
Şüphesiz ki, “Allah, Meryem’in oğlu Mesîh’dir.” diyenlen küfretmiştir. Halbuki Mesih (Hz. Îsa) şöyle demişti: “- Ey İsrailoğulları! Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a ibadet edin. Kim Allah’a ortak koşarsa, ona Allah Cennet’ini haram etmiştir; ve barınacağı yer de Cehennem’dir. Zâlimlerin hiç bir yardımcısı yoktur.”
Mâide / 72 - (Ali Ünal)
“Allah, Meryem oğlu Mesih’tir.” diyenler hiç şüphesiz kâfir olmuşlardır. Oysa Mesih, şöyle demişti: “Ey İsrail Oğulları! Benim de sizin de Rabbiniz olan Allah’a ibadet edin. Gerçek şu ki, kim Allah’a şirk koşarsa, Allah mutlak surette Cennet’i ona haram kılmıştır ve onun nihaî barınağı Ateş’tir. (Allah’a şirk koşmakla en büyük zulmü işleyen) bütün zalimler için (Âhiret’te) hiçbir yardımcı da yoktur.
Mâide / 72 - (Bayraktar Bayraklı)
Andolsun, “Allah ancak Meryem oğlu Mesih'tir” diyenler kâfir olmuşlardır. Halbuki Mesih demişti ki: “Ey İsrâiloğulları! Benim Rabbim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a kulluk ediniz; zira kim Allah'a ortak koşarsa muhakkak ki Allah ona cenneti haram etmiştir ve onun varacağı yer ateştir; zâlimlerin yardımcıları yoktur!”[101]
Mâide / 72 - (Bekir Sadak)
And olsun ki, «Allah ancak Meryem oglu Mesih'tir» diyenler kafir oldular. Oysa Mesih, «Ey Israilogullari! Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin; kim Allah'a ortak kosarsa muhakkak Allah ona cenneti haram eder, varacagi yer atestir, zulmedenlerin yardimcilari yoktur» dedi.
Mâide / 72 - (Celal Yıldırım)
Şanıma and olsun ki, «Allah, Meryem oğlu Mesih'in kendisidir,» diyenler kâfir olmuşlardır. Halbuki Mesîh (onlara şöyle) demişti: «Ey İsrail oğulları! Benim ve sizin Rabbınız Allah'a tapın. Doğrusu kim Allah'a ortak koşarsa, herhalde Allah ona Cenneti haram kılar/varıp eyleşeceği yer ise ateş (Cehennemdir). Zâlimlerin hiçbir yardımcısı da yoktur.
Mâide / 72 - (Cemal Külünkoğlu)
Gerçekten, “Allah Meryem oğlu Mesih'tir” diyenler hakikati inkâr etmişlerdir. Hâlbuki o Mesih demiştir ki: “Ey İsrailoğulları! (Yalnızca) hem benim Rabbim, hem de sizin Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin! Unutmayın ki, kim Allah'tan başka bir varlığa ilahlık yakıştırırsa, Allah onu cennetten mahrum edecek ve böylelerinin varış yeri cehennem olacaktır. Böylece zalimler kendilerine bir yardımcı bulamayacaklardır.”
Mâide / 72 - (Diyanet İşleri (eski))
And olsun ki, 'Allah ancak Meryem oğlu Mesih'tir' diyenler kafir oldular. Oysa Mesih, 'Ey İsrailoğulları! Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin; kim Allah'a ortak koşarsa muhakkak Allah ona cenneti haram eder, varacağı yer ateştir, zulmedenlerin yardımcıları yoktur' dedi.
Mâide / 72 - (Diyanet Vakfi)
Andolsun ki «Allah, kesinlikle Meryem oğlu Mesîh'tir» diyenler kâfir olmuşlardır. Halbuki Mesîh «Ey İsrailoğulları! Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk ediniz. Biliniz ki kim Allah'a ortak koşarsa muhakkak Allah ona cenneti haram kılar; artık onun yeri ateştir ve zalimler için yardımcılar yoktur» demişti.
Mâide / 72 - (Edip Yüksel)
'ALLAH, Meryem oğlu Mesih'tir,' diyenler elbette inkar etmiştir. Oysa Mesih, 'İsrail oğulları! benim de sizin de Rabbiniz olan ALLAH'a kul olun,' demişti. Kim ALLAH'a ortak koşarsa ALLAH ona cenneti yasaklar, yeri de ateş olur. Zalimler için yardımcıda bulunmaz.
Mâide / 72 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Elbette küfretti şunlar: «Allah Meryem'in oğlu Mesihtir» diyenler, halbuki Mesih şöyle demişti: Ey Beni İsrail hep Allah'a ibadet ediniz benim de rabbım sizin de rabbınız, Allah'a kim şirk koşarsa Allah ona Cennetini haram etmiştir ve varacağı yer ateştir ve zalimlerin ensarı yoktur.
Mâide / 72 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
«Meryem oğlu Mesih Allah'tır.» diyenler kesinlikle kafir oldular. Oysa Mesih şöyle demişti: «Ey İsrailoğulları, hepiniz benim de sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin! Kim Allah'a ortak koşarsa, Allah ona cennetini yasak etmiştir, varacağı yer ateştir ve zulmedenlerin yardımcıları yoktur.»
Mâide / 72 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Andolsun, «Allah, Meryem'in oğlu Mesih'tir» diyenler elbette kâfir olmuşlardır. Oysa Mesih onlara: «Ey İsrailoğulları, hem benim, hem de sizin Rabbiniz olan Allah'a ibadet edin. Kim Allah'a ortak koşarsa, şüphesiz Allah ona cenneti haram kılmıştır ve onun varacağı yer cehenemdir. Zalimlerin yardımcıları da yoktur» demişti.
Mâide / 72 - (Gültekin Onan)
Andolsun, "Kuşkusuz Tanrı, Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler küfretmiştir. Oysa Mesih'in dediği (şudur): "Ey İsrailoğulları, benim de rabbim, sizin de rabbiniz olan Tanrı'ya ibadet edin. Çünkü O, kendisine ortak koşana kuşkusuz cenneti haram kılmıştır, onun barınma yeri ateştir. Zulmedenlere yardımcı yoktur."
Mâide / 72 - (Harun Yıldırım)
Andolsun ki: “Gerçekten de Allah Meryem oğlu Mesih’in kendisidir!?” diyenler elbette kâfir olmuştur. Oysa Mesih: “Ey İsrailoğulları! Benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olan Allah’a ibadet edin. Her kim Allah’a şirk koşarsa muhakkak ki Allah ona cenneti haram kılmıştır. Onun varacağı yer ateştir. Zalimlerin yardımcıları yoktur.” dedi.
Mâide / 72 - (Hasan Basri Çantay)
«Meryem oğlu Mesîh (İsâ) hakıykat Allahın kendisidir» diyenler, and olsun, kâfir olmuş (lar) dır. Halbuki (bizzat) Mesîh (şöyle) demişdi: «Ey İsrail oğulları, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allaha kulluk edin. Zîrâ kim Allaha eş katarsa hiç şüphesiz Allah ona cenneti haram kılar. Onun varacağı yer ateşdir. Zalimlerin hiç bir yardımcıları da yokdur».
Mâide / 72 - (Hayrat Neşriyat)
Celâlim hakkı için, 'Şübhesiz Allah, ancak o Meryemoğlu Mesîh’dir!' diyenler kâfir olmuşlardır! Hâlbuki Mesîh (Îsâ, onlara) şöyle demişti: 'Ey İsrâiloğulları! Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a ibâdet edin!' Şu muhakkak ki, kim Allah’a şirk koşarsa, artık şübhesiz Allah, ona Cenneti haram kılmıştır ve onun varacağı yer ateştir! Zâlimler için hiçbir yardımcı da yoktur.
Mâide / 72 - (İbni Kesir)
Meryem oğlu Mesih; gerçekten Allah'ın kendisidir, diyenler andolsun ki; kafir olmuşlardır. Halbuki Mesih demiştir ki: Ey İsrailoğulları; benim de Rabbım, sizin de Rabbınız olan Allah'a kulluk edin. Zira her kim ki, Allah'a şirk koşarsa; muhakkak Allah, ona cenneti haram eder ve onun varacağı yer, ateştir. Zalimlerin hiç yardımcıları yoktur.
Mâide / 72 - (Kadri Çelik)
Hiç şüphesiz “Allah ancak Meryem oğlu Mesih'tir” diyenler kâfir oldular. Oysa Mesih, “Ey İsrail oğulları! Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a ibadet edin; kim Allah'a ortak koşarsa muhakkak Allah ona cenneti haram eder, varacağı yer ateştir ve zulmedenlerin yardımcıları yoktur” dedi.
Mâide / 72 - (Muhammed Esed)
Gerçekten, "Allah Meryem oğlu Mesihdir" diyenler hakikati inkar etmiş olurlar; (bizzat) Mesihin, "Ey İsrailoğulları! (Yalnızca) hem benim Rabbim, hem de sizin Rabbiniz olan Allaha kulluk edin!" dediğini gördükleri halde. Unutmayın, kim Allahtan başka bir varlığa ilahlık yakıştırırsa, Allah onu cennetten mahrum edecek ve böylelerinin varış yeri cehennem olacaktır: ve böylece zalimler kendilerine bir yardımcı bulamayacaklardır.
Mâide / 72 - (Mustafa İslamoğlu)
Doğrusu, "Allah Meryem oğlu Mesih'in ta kendisidir!" diyenler küfre girmiştir. Üstelik Mesih "Ey İsrailoğulları, hem benim hem de sizin Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin!" dediği halde. Bakın, kim Allah'a şirk koşarsa kesinlikle Allah ona cenneti haram kılar. Onun varacağı yer ateştir: zalimler bir yardımcı da bulamayacaklar.
Mâide / 72 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Andolsun ki, «Şüphesiz Allah, o Meryem'in oğlu Mesih'tir» diyenler kâfir olmuşlardır. Halbuki Mesih demiştir ki: «Ey İsrailoğulları! Benim Rabbim ve sizin Rabbiniz olan Allah Teâlâ'ya ibadet ediniz. Şüphe yok ki, her kim Allah Teâlâ'ya şerik koşarsa muhakkak Allah Teâlâ ona cenneti haram kılmış olur ve onun varacağı yer ateştir ve zalimler için yardımcılardan kimse yoktur.»
Mâide / 72 - (Ömer Öngüt)
“Allah, Meryem oğlu Mesih'tir. ” diyenler gerçekten kâfir olmuşlardır. Halbuki Mesih onlara demişti ki: “Ey İsrailoğulları! Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin. Kim Allah'a ortak koşarsa, muhakkak ki Allah ona cenneti haram kılar. Varacağı yer ateştir, zâlimlerin yardımcıları yoktur. ”
Mâide / 72 - (Şaban Piriş)
Şüphesiz, “Allah, Meryem oğlu Mesih’tir” diyenler kafir olmuştur. Mesih şöyle demiştir: -Ey İsrailoğulları, Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin. Kim Allah’a şirk koşarsa, Allah ona cenneti haram kılar, onun yeri cehennem olur. Zalimler için hiç bir yardımcı yoktur.
Mâide / 72 - (Sadık Türkmen)
Andolsun; “Allah Meryem oğlu Mesih’tir” diyenler, kesinlikle kâfir olmuştur. Oysa Mesih şöyle demişti: “Ey İsrailoğulları! Yalnız benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin. Kim Allah’a ortak koşarsa/aracı edinirse, artık Allah; ona cenneti muhakkak haram kılmıştır. Onun barınağı da ateştir. Zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.”
Mâide / 72 - (Seyyid Kutub)
Allah, Meryemoğlu Mesih'(İsa)dır diyenler kesinlikle kafir olmuşlardır. Oysa Mesih demişti ki; «Ey israiloğulları, benim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a kulluk ediniz. Kim Allah'a ortak koşarsa Allah ona cenneti kesinlikle haram etmiştir, onun varacağı yer cehennemdir, zalimlerin hiçbir yardım edeni yoktur.»
Mâide / 72 - (Suat Yıldırım)
"Allah, Meryem’in oğlu Îsâ’dır." diyenler hiç şüphesiz kâfir olmuşlardır. Halbuki Îsâ vaktiyle şöyle demişti:"Ey İsrail oğulları! Benim de, sizin de Rabbiniz olan tek Allah’a ibadet ediniz. Kim Allah’a eş ortak koşarsa, şu kesindir ki, Allah ona cenneti haram kılmıştır ve onun varacağı yer ateştir. Zalimlere yardımcı olan da çıkmaz."
Mâide / 72 - (Süleyman Ateş)
Andolsun, "Allâh, ancak Meryem oğlu Mesih'tir." diyenler elbette kâfir olmuşlardır. Halbuki Mesih demişti ki: "Ey İsrâil oğulları, benim Rabbim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin. Zira kim Allah'a ortak koşarsa muhakkak ki, Allâh ona cenneti harâm etmiştir ve onun varacağı yer ateştir; zâlimlerin yardımcıları yoktur!"
Mâide / 72 - (Tefhim-ul Kuran)
Andolsun, «Gerçekten Allah, Meryem oğlu Mesih'tir» diyenler küfre saptı. Oysa Mesih'in dediği (şudur:) «Ey İsrailoğulları, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a ibadet edin. Çünkü O, kendisine şirk koşana şüphesiz cenneti haram kılmıştır, onun barınma yeri ateştir, zulmedenlere yardımcı yoktur.»
Mâide / 72 - (Ümit Şimşek)
'Allah Meryem oğlu Mesih'in kendisidir' diyenler kâfir oldular. Halbuki Mesih onlara, 'Ey İsrailoğulları,' demişti. 'Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin. Kim Allah'a ortak koşarsa Allah ona Cenneti haram kılar; onun varacağı yer ateştir. Zalimlerin ise hiçbir yardımcısı olmaz.'
Mâide / 72 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Yemin olsun ki, "Allah, Meryem'in oğlu Mesih'in ta kendisidir!" diyenler küfre batmışlardır. Mesih şöyle demişti: "Ey İsrailoğulları, hem sizin Rabbiniz hem de benim Rabbim olan Allah'a kulluk/ibadet edin! Gerçek olan şu ki, Allah'a ortak koşana Allah, cenneti haram kılmıştır. Varacağı yer ateştir onun. Zalimlerin yardımcıları olmayacaktır."
Mâide / 72 - (İskender Ali Mihr)
Andolsun ki; “Muhakkak ki Allah, O, Meryem oğlu Mesih’tir.” diyenler kâfir olmuşlardır. Oysa Mesih (Hz. İsâ, onlara) şöyle demişti; “Ey İsrailoğulları! Benim Rabbim ve sizin Rabbiniz olan Allah’a kul olun. Muhakkak ki, kim Allah’a şirk (eş, ortak) koşarsa, o taktirde Allah ona cenneti haram etmiştir ve onun varacağı yer ateştir. Ve zalimler için bir yardımcı yoktur.”
Mâide / 72 - (İlyas Yorulmaz)
“Meryem’in oğlu Mesih Allah’ın ta kendisidir” diyenler, Allah’ın tek ilah olduğu gerçeğini inkar etmişlerdir. Halbuki Meryem’in oğlu Mesih onlara “Benimde Rabbim, sizinde Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin. Kim Allah’a ortak koşarsa, Allah cenneti ona haram etmiştir. Allah’a eş koşanın gideceği yer ateştir. Zalimlerin orada asla yardımcıları yoktur” demişti.
لَّقَدْ كَفَرَ الَّذِينَ قَالُواْ إِنَّ اللّهَ ثَالِثُ ثَلاَثَةٍ وَمَا مِنْ إِلَهٍ إِلاَّ إِلَهٌ وَاحِدٌ وَإِن لَّمْ يَنتَهُواْ عَمَّا يَقُولُونَ لَيَمَسَّنَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ مِنْهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Okunuşu: Lekad keferellezîne kâlû innallâhe sâlisu selâsetin ve mâ min ilâhin illâ ilâhun vâhid(vâhidun) ve in lem yentehû ammâ yekûlûne le yemessennellezîne keferû minhum azâbun elîm(elîmun).
Mâide / 73 - (Diyanet İşleri)
Andolsun, “Allah, üçün üçüncüsüdür” diyenler kâfir oldu. Hâlbuki bir tek ilâhtan başka hiçbir ilâh yoktur. Eğer dediklerinden vazgeçmezlerse, andolsun onlardan inkâr edenlere elbette, elem dolu bir azap dokunacaktır.
Mâide / 73 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Şüphe yok ki kâfir olmuşlardır, Allah, üçün üçüncüsüdür diyenler ve kulluk edilecek tek bir Tanrı vardır ancak. Söyledikleri sözden dönmezlerse içlerinden kâfir olanlar, pek elemli bir azâba uğrayacaklardır.
Mâide / 73 - (Abdullah Parlıyan)
Gerçekten tek Allah'tan başka hiçbir gerçek ilah yokken “Bakın Allah, üçün üçüncüsüdür, yani Allah + Rûhü'lKudüs + İsâ” diyenler, Allah'tan gelen gerçekleri örtbas etmişlerdir. Ve onlar bu iddialarından vazgeçmedikçe, Allah'tan gelen gerçekleri örtbas eden bu gibilerin başına, şiddetli bir azap gelecektir.
Mâide / 73 - (Adem Uğur)
Andolsun "Allah, üçün üçüncüsüdür" diyenler de kâfir olmuşlardır. Halbuki bir tek Allah'dan başka hiçbir tanrı yoktur. Eğer diye geldiklerinden vazgeçmezlerse, içlerinden kâfir olanlara acı bir azap isabet edecektir.
Mâide / 73 - (Ahmed Hulusi)
Andolsun ki: "Allâh, üç'ün üçüncüsüdür" diyenler de hakikati inkâr edenlerden olmuşlardır! Tanrısallık kavramı geçersizdir, Ulûhiyet sahibi TEK'tir!. . Söylemekte olduklarından vazgeçmezler ise, onlardan hakikati inkâr edenler, elbette acı veren azabı yaşayacaklardır!
Mâide / 73 - (Ahmet Tekin)
'Allah üç tanrıdan birisidir' diyenler, andolsun ki, küfre saplanmışlardır. Halbuki hak ilâh, yalnızca bir tek ilâhtır.Söylediklerinden vazgeçmezlerse eğer, içlerinden küfre saplananlara can yakıp inleten müthiş bir azap dokunacaktır.
Mâide / 73 - (Ahmet Varol)
Şüphesiz 'Allah üçün üçüncüsüdür' diyenler kâfir olmuşlardır. Oysa bir tek ilahtan başka ilah yoktur. Eğer söylemekte olduklarından vazgeçmezlerse onlardan inkar edenlere acıklı bir azap dokunacaktır.
Mâide / 73 - (Ali Bulaç)
Andolsun, "Allah üçün üçüncüsüdür" diyenler küfre düşmüştür. Oysa tek bir ilahtan başka ilah yoktur. Eğer söylemekte olduklarından vazgeçmezlerse, onlardan inkâr edenlere mutlaka (acı) bir azab dokunacaktır.
Mâide / 73 - (Ali Fikri Yavuz)
“Allah, üç ilâhdan üçüncüsüdür.” diyenler, elbette kâfir olmuşlardır. Halbuki bir tek ilâh’dan başka hiç bir ilâh yoktur. Eğer bu söylediklerinden vazgeçmezlerse, içlerinden küfürde kalanlara muhakkak çok acıklı bir azâb değecektir.
Mâide / 73 - (Ali Ünal)
Bunun gibi, “Allah üç uknumdan biridir.” diyenler de, yine hiç şüphesiz kâfir olmuşlardır. Halbuki tek bir İlâh’tan başka hiçbir ilâh yoktur. Söyleyegeldikleri bu sözden eğer vazgeçmeyecek olurlarsa, içlerinde bu şekilde küfürde diretenlere çok acı bir azap dokunacaktır.
Mâide / 73 - (Bayraktar Bayraklı)
“Allah, üçün üçüncüsüdür” diyenler elbette kâfir olmuşlardır. Oysa yalnız bir tek Tanrı vardır, başka Tanrı yoktur. Bu dediklerinden vazgeçmezlerse, elbette onlardan inkâr edenlere acı bir azap dokunacaktır.
Mâide / 73 - (Bekir Sadak)
And olsun ki, «Allah ucten biridir» diyenler kafir olmustur; oysa tanri ancak bir tek Tanri'dir. Dediklerinden vazgecmezlerse, and olsun onlardan inkar edenler elem verici bir azaba ugrayacaktir.
Mâide / 73 - (Celal Yıldırım)
And olsun ki, Allah üçün üçüncüsüdür (üç ilâhtan biridir) diyenler de kâfir olmuşlardır. Halbuki bir ilâhtan başka ilâh yoktur. Eğer dediklerinden vazgeçmezlerse, şüphesiz onlardan küfre girenlere elem verici bir azâb vardır.
Mâide / 73 - (Cemal Külünkoğlu)
Gerçekten, Allah'tan başka hiçbir ilah olmadığını gördükleri halde “Bakın, Allah üçlünün (üç ilahtan) üçüncüsüdür” diyenler, hakikati inkâr etmişlerdir. Ve onlar bu iddialarından vazgeçmedikçe, hakikati inkâr eden bu gibilerin başına şiddetli bir azap gelecektir.
Mâide / 73 - (Diyanet İşleri (eski))
And olsun ki, 'Allah üçten biridir' diyenler kafir olmuştur; oysa tanrı ancak bir tek Tanrı'dır. Dediklerinden vazgeçmezlerse, and olsun onlardan inkar edenler elem verici bir azaba uğrayacaktır.
Mâide / 73 - (Diyanet Vakfi)
Andolsun «Allah, üçün üçüncüsüdür» diyenler de kâfir olmuşlardır. Halbuki bir tek Allah'dan başka hiçbir tanrı yoktur. Eğer diye geldiklerinden vazgeçmezlerse, içlerinden kâfir olanlara acı bir azap isabet edecektir.
Mâide / 73 - (Edip Yüksel)
'ALLAH, üçün üçüncüsüdür,' diyenler inkar etmiştir. Oysa bir tek Tanrı'dan başka tanrı yok. Bu sözlerine son vermezlerse, inkarcılarına acıklı bir azap dokunacak.
Mâide / 73 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Elbette küfretti şunlar: «Allah üçün üçüncüsü» diyenler, halbuki bir tek ilâhdan başka ilâh yok, eğer bu dediklerinden vaz geçmezlerse elbette işlerinden kâfir kalanlarına şübhesiz ki bir elîm azab dokunacaktır,
Mâide / 73 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
«Allah, üçün üçüncüsüdür.» Diyenler elbette kafir oldu. Oysa, bir tek ilahtan başka ilah yoktur. Eğer bu dediklerinden vazgeçmezlerse, içlerinden kafir olarak kalanlara kesinlikle pek acı veren bir azap dokunacaktır.
Mâide / 73 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
«Allah, üçün üçüncüsüdür» diyenler elbette kâfir olmuşlardır. Oysa tek ilâhtan başka ilâh yoktur. Eğer söylediklerinden vazgeçmezlerse, elbette onlardan inkâr edenlere acı bir azap dokunacaktır.
Mâide / 73 - (Gültekin Onan)
Andolsun "Tanrı üçün üçüncüsüdür" diyenler küfretmişlerdir. Oysa tek bir Tanrı'dan başka Tanrı yoktur. Eğer söylemekte olduklarından vazgeçmezlerse, onlardan küfredenlere mutlaka (acı) bir azab dokunacaktır.
Mâide / 73 - (Harun Yıldırım)
Andolsun ki: “Şüphesiz Allah üçün üçüncüsüdür!?” diyenler elbette kâfir olmuşlardır. Oysa tek bir ilahtan başka hiçbir ilah yoktur. Söylediklerinden vazgeçmezlerse andolsun ki içlerinden kâfir olanlara çok acıklı bir azap dokunacaktır.
Mâide / 73 - (Hasan Basri Çantay)
«Allah hakıykaten üçün (üç Tanrının) biridir» diyenler andolsun, kâfir olmuşdur. Halbuki bir tek Tanrıdan başka hiç bir tanrı yokdur. Eğer diyegeldikleri (bu sözden) vaz geçmezlerse içlerinden o kâfir olanlara her halde pek acıklı bir azâb dokunacakdır.
Mâide / 73 - (Hayrat Neşriyat)
Şânım hakkı için, 'Allah, üçün (üç ilâhın) üçüncüsüdür' diyenler (teslis akidesine inanan hristiyanlar) kâfir olmuşlardır! Hâlbuki tek bir İlâhdan başka hiçbir ilâh yoktur! Buna rağmen eğer söylediklerinden vazgeçmezlerse, içlerinden inkâr edenlere mutlaka (çok)elemli bir azab dokunacaktır!
Mâide / 73 - (İbni Kesir)
Allah, gerçekten üçün üçüncüsüdür, diyenler andolsun ki; kafir olmuşlardır. Halbuki hiç bri tanrı yoktur, ancak bir tek tanrı vardır. Söylediklerinden vazgeçmezlerse; onlardan kafir olanlara acıklı bir azab dokunacaktır.
Mâide / 73 - (Kadri Çelik)
Hiç şüphesiz “Allah üçün üçüncüsüdür” diyenler kâfir olmuştur; Oysa bir tek ilahtan başka hiçbir ilah yoktur. Dediklerinden vazgeçmezlerse, şüphesiz onlardan küfre sapanlar elem verici bir azaba uğrayacaktır.
Mâide / 73 - (Muhammed Esed)
Gerçekten, Tek Allahtan başka hiçbir ilah olmadığını gördükleri halde "Bakın, Allah üçlünün üçüncüsüdür" diyenler, hakikati inkar etmiş olurlar. Ve onlar bu iddialarından vazgeçmedikçe, hakikati inkar eden bu gibilerin başına şiddetli bir azap gelecektir.
Mâide / 73 - (Mustafa İslamoğlu)
Doğrusu, "Allah üçün üçüncüsüdür" diyenler küfre girmiştir. Oysa bir tek Allah'tan başka ilah yoktur. Bu iddialarına son vermedikçe, hakikati inkar eden bu gibilerin başına şiddetli bir azap gelecektir.
Mâide / 73 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Elbette kâfir olmuşlardır, «Tanrı şüphesiz üçün üçüncüsüdür,» diyen kimseler. Halbuki, bir olan Allah Teâlâ'dan başka hiç bir Tânrı yoktur. Ve eğer dediklerine nihâyet vermezlerse onlardan kâfir olanlara elbette pek acıklı bir azap dokunacaktır.
Mâide / 73 - (Ömer Öngüt)
Andolsun ki: “Allah üç ilâhtan üçüncüsüdür. ” diyenler de kâfir olmuşlardır. Oysa tek bir ilâhtan başka ilâh yoktur. Eğer bu dediklerinden vazgeçmezlerse elbette onlardan inkâr edenlere çok acıklı bir azap dokunacaktır.
Mâide / 73 - (Şaban Piriş)
Şüphesiz, -Allah, üçün üçüncüsüdür, diyenler kafir olmuştur. Oysa tek olan ilahtan başka bir ilah yoktur. Söylediklerinden vazgeçmezlerse elbette küfredenlere acıklı bir azap dokunacaktır.
Mâide / 73 - (Sadık Türkmen)
Andolsun; “Allah üçün üçüncüsüdür” diyenler kâfir olmuştur. Halbuki bir tek ilahtan başka hiçbir ilah yoktur. Eğer dediklerinden vazgeçmezlerse, andolsun, onlardan inkâr edenlere elbette çok acıklı bir azap dokunacaktır.
Mâide / 73 - (Seyyid Kutub)
Allah üçün üçüncüsüdür diyenler de kesinlikle kâfir olmuşlardır. Tek Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. Eğer onlar bu dediklerinden vazgeçmezler ise onların içinde kafirlerin başlarına acıklı bir azap gelecektir.
Mâide / 73 - (Suat Yıldırım)
"Allah üç uknumdan biridir" diyenler de kâfir olurlar. Halbuki bir tek İlahtan başka ilah yoktur. Eğer bu batıl iddialarından vazgeçmezlerse içlerinden kâfir kalanlara mutlaka can yakıcı bir azap dokunacaktır.
Mâide / 73 - (Süleyman Ateş)
"Allâh, üçün üçüncüsüdür" diyenler elbette kâfir olmuşlardır. Oysa yalnız bir tek tanrı vardır, başka tanrı yoktur. Bu dediklerinden vazgeçmezlerse elbette onlardan inkâr edenlere acı bir azâb dokunacaktır.
Mâide / 73 - (Tefhim-ul Kuran)
Andolsun, «Allah üçün üçüncüsüdür» diyenler küfre sapmışlardır. Oysa tek bir ilahtan başka ilah yoktur. Eğer söylemekte olduklarından vazgeçmezlerse, onlardan küfredenlere mutlaka acıklı bir azab dokunacaktır.
Mâide / 73 - (Ümit Şimşek)
'Allah üçün üçüncüsüdür' diyenler kâfir oldular. Oysa tek bir Tanrıdan başka hiçbir tanrı yoktur. Eğer bu söylediklerinden vazgeçmezlerse, onların kâfir olanlarına acı bir azap dokunacaktır.
Mâide / 73 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Yemin olsun ki, "Allah, üçün üçüncüsüdür!" diyenler de küfre batmıştır. Bir tek Tanrı dışında hiçbir ilah yoktur. Bu söyleyegeldiklerine son vermezlerse, onların küfre sapanlarına korkunç bir azap mutlaka gelip çatacaktır.
Mâide / 73 - (İskender Ali Mihr)
Andolsun ki, “Allah üçün, üçüncüsüdür (üç ilâh’tan biridir).” diyenler kâfir olmuşlardır. Ve tek bir ilâhdan başka bir ilâh yoktur. Ve eğer bu söyledikleri sözlerden vazgeçmezlerse, onlardan (bu sözlerinde ısrar edip) kâfir olanlara, mutlaka "elîm azap" dokunacaktır.
Mâide / 73 - (İlyas Yorulmaz)
Allah, üçün üçüncüsüdür diyenler de doğruyu inkar etmişlerdir. Halbuki tek ilah Allah dır, başka hiçbir ilah yok. Eğer onlar bu çirkin söylemi terk etmezlerse, onlardan inkar edenlerin başlarına acıklı bir azap gelecek.
أَفَلاَ يَتُوبُونَ إِلَى اللّهِ وَيَسْتَغْفِرُونَهُ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Okunuşu: E fe lâ yetûbûne ilâllâhi ve yestagfirûnehu vallâhu gafûrun rahîm(rahîmun).
Mâide / 74 - (Adem Uğur)
Hâla Allah'a tevbe edip O'ndan bağışlanmayı dilemiyecekler mi? Allah çok yarlığayıcı, çok esirgeyicidir.
Mâide / 74 - (Ahmet Tekin)
Hâlâ tevbe edip, günah işlemekten vazgeçerek Allah’a itaate yönelip bağışlanma dilemeyecekler mi? Allah çok bağışlayıcı ve engin merhamet sahibidir.
Mâide / 74 - (Ali Bulaç)
Yine de Allah'a tevbe edip bağışlanma istemeyecekler mi? Oysa Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
Mâide / 74 - (Ali Ünal)
Öyleyse, halâ içten bir pişmanlık ve bir daha aynı zulmü işlememe kararlılığıyla Allah’a dönüp O’ndan bağışlanma dilemeyecekler mi? Allah, günahları pek çok bağışlayandır; (bilhassa Kendisine yönelen kullarına karşı) hususî merhameti pek bol olandır.
Mâide / 74 - (Cemal Külünkoğlu)
Öyleyse pişmanlık içinde Allah'a yönelip O'nun bağışlamasını hala dilemeyecekler mi? Hâlbuki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Mâide / 74 - (Hayrat Neşriyat)
Onlar hâlâ Allah’a tevbe edip, O’ndan mağfiret dilemeyecekler mi? Hâlbuki Allah, Gafûr (çok bağışlayan)dır, Rahîm (çok merhamet eden)dir.
Mâide / 74 - (Muhammed Esed)
Öyleyse pişmanlık içinde Allaha yönelip Onun bağışlanmasını hala dilemeyecekler mi? Allah çok bağışlayıcıdır, rahmet kaynağıdır.
Mâide / 74 - (Ömer Öngüt)
Hâlâ Allah'a tevbe edip, O'ndan mağfiret dilemezler mi! Allah çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir.
Mâide / 74 - (Ümit Şimşek)
Hâlâ Allah'a dönüp de bağışlanmalarını istemeyecekler mi? Oysa Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.
Mâide / 74 - (İlyas Yorulmaz)
Onların bu kadar yaptıkları yanlışlardan sonra Allah’a tövbe edip, bağışlanma dilemeleri gerekmiyor muydu? Keşke Allah’ın bağışlayan ve merhamet eden olduğunu bilselerdi.
مَّا الْمَسِيحُ ابْنُ مَرْيَمَ إِلاَّ رَسُولٌ قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِهِ الرُّسُلُ وَأُمُّهُ صِدِّيقَةٌ كَانَا يَأْكُلاَنِ الطَّعَامَ انظُرْ كَيْفَ نُبَيِّنُ لَهُمُ الآيَاتِ ثُمَّ انظُرْ أَنَّى يُؤْفَكُونَ
Okunuşu: Mâl mesîhubnu meryeme illâ resûl(resûlun), kad halet min kablihir rusul(rusulun) ve ummuhu sıddîkah(sıddîkatun) kânâ ye’kulânit taâm(taâmi) unzur keyfe nubeyyinu lehumul âyâti summenzur ennâ yu’fekûn(yu’fekûne).
Mâide / 75 - (Diyanet İşleri)
Meryem oğlu Mesih, sadece bir peygamberdir. Ondan önce de nice peygamberler geldi geçti. Onun annesi de dosdoğru bir kadındır. (Nasıl ilâh olabilirler?) İkisi de yemek yerlerdi. Bak, onlara âyetlerimizi nasıl açıklıyoruz. Sonra bak ki, nasıl da (haktan) çevriliyorlar.
Mâide / 75 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Meryemoğlu Mesîh, bir peygamberden başka bir şey değildi; ondan önce de nice peygamberler gelip geçtiler; annesi de gerçek bir kadındı, ikisi de yemek yerlerdi. Bak bir, onlara delillerimizi nasıl açıklamadayız, sonra da bak, nasıl yüz çeviriyor onlar.
Mâide / 75 - (Abdullah Parlıyan)
Meryem oğlu Mesih, sadece bir peygamberdir. O'ndan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Annesi de, dosdoğru iffetli bir kadındı. İkisi de, diğer ölümlü insanlar gibi yer ve içerlerdi. Bakın, bu mesajları onlara nasıl açıkladık ve sonra bakın, nasıl oluyor da hâlâ hakdan yüz çeviriyorlar.
Mâide / 75 - (Adem Uğur)
Meryem oğlu Mesîh ancak bir resûldür. Ondan önce de (birçok) resûller gelip geçmiştir. Anası da çok doğru bir kadındır. Her ikisi de yemek yerlerdi. Bak, onlara delilleri nasıl açıklıyoruz, sonra bak nasıl (haktan) yüz çeviriyorlar.
Mâide / 75 - (Ahmed Hulusi)
Meryemoğlu Mesih sadece bir Rasûldür. . . Ondan önce de Rasûller gelip geçti! Onun annesi sıddîkadır (hakikati görüp şüphesiz tasdik etmiş olan)! İkisi de yemek yerlerdi (beşerdi)!. . İşaretleri onlara nasıl açıkladığımıza bir bak! Sonra bak, nasıl gerçekten sapıyorlar!
Mâide / 75 - (Ahmet Tekin)
Meryem’in oğlu Mesih ancak bir Rasüldür. Ondan önce de görevlerini ifa eden birçok Rasüller gelip geçmiştir. Onun annesi doğruluk sembolüdür. Ana-oğul, diğer insanlardan farksız, yeyip içerlerdi. Düşün, onlara âyetleri, birliğimizi gösteren delilleri nasıl açıklıyoruz. Sonra bir daha düşün! İnsanlar Hak’tan nasıl yüz çeviriyorlar?
Mâide / 75 - (Ahmet Varol)
Meryem oğlu Mesih sadece bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler geçmişti. Annesi de çok doğru bir kadındı. Bu ikisi yemek yerlerdi. Bak onlara ayetleri nasıl açıklıyoruz. Sonra da bak nasıl yüz çeviriyorlar!
Mâide / 75 - (Ali Bulaç)
Meryem oğlu Mesih, yalnızca bir elçidir. Ondan önce de elçiler gelip geçti. Onun annesi dosdoğrudur, ikisi de yemek yerlerdi. Bir bak, onlara ayetleri nasıl açıklıyoruz? (Yine) bir bak, onlar ise nasıl da çevriliyorlar?
Mâide / 75 - (Ali Fikri Yavuz)
Meryem’in oğlu MESİH ancak bir peygamberdir. Ondan önce bir çok peygamberler geçti. Anası çok doğru bir kadındı. İkisi de yemek yerlerdi. Bak ki, âyetlerimizi onlara nasıl açık açık anlatıyoruz. Sonra da bak hakdan nasıl çevriliyorlar.
Mâide / 75 - (Ali Ünal)
Meryem’in oğlu Mesih, ancak bir rasûldür. Nitekim ondan önce de rasûller gelip geçmişti. Annesi (de ilâhe değil), Allah’a tam sadakat içinde, son derece iffetli, dürüst, özüsözü doğru bir hanımdı. Her ikisi de, (diğer insanlar gibi) yemek yerlerdi. Bak, Biz onlara gerçekleri delilleriyle nasıl açıklıyoruz, ama gel gör ki onlar, belli tesirler altında nasıl da akılları çelinip, bâtıl sevdalar peşinde koşturup duruyorlar.
Mâide / 75 - (Bayraktar Bayraklı)
Meryem oğlu Mesih, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmişti. Annesi de dosdoğruydu. İkisi de yemek yerlerdi. Bak, onlara nasıl âyetlerimizi açıklıyoruz, sonra bak nasıl haktan çevriliyorlar?[102]
Mâide / 75 - (Bekir Sadak)
Meryem oglu Mesih sadece peygamberdir, -ondan once de peygamberler gecmistir,- onun annesi dosdogrudur, her ikisi de yemek yerlerdi. Onlara ayetleri nasil acikladigimiza bir bak, sonra da bak ki nasil yuz ceviriyorlar!
Mâide / 75 - (Celal Yıldırım)
Meryem oğlu Mesîh, peygamberden başka değildir. Şüphesiz ki ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Annesi de çok doğru (ve iffetli) bir kadındı; ikisi de yemek yerlerdi. Dikkat et, onlara âyetlerimizi nasıl açıklıyoruz; sonra yine dikkat et de bak, nasıl çevriliyorlar!
Mâide / 75 - (Cemal Külünkoğlu)
Meryem oğlu Mesih (İsa), bir peygamberden başka bir şey değildir. Şüphesiz ki ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Annesi de çok doğru bir kadındı. İkisi de (diğer insanlar gibi) yemek yerlerdi. Bak (dikkat et), onlara ayetlerimizi nasıl açıklıyoruz; sonra yine bak (dikkat et, ayetlerimizden) nasıl çevriliyorlar!
Mâide / 75 - (Diyanet İşleri (eski))
Meryem oğlu Mesih sadece peygamberdir, -ondan önce de peygamberler geçmiştir- onun annesi dosdoğrudur, her ikisi de yemek yerlerdi. Onlara ayetleri nasıl açıkladığımıza bir bak, sonra da bak ki nasıl yüz çeviriyorlar!
Mâide / 75 - (Diyanet Vakfi)
Meryem oğlu Mesîh ancak bir resûldür. Ondan önce de (birçok) resûller gelip geçmiştir. Anası da çok doğru bir kadındır. Her ikisi de yemek yerlerdi. Bak, onlara delilleri nasıl açıklıyoruz, sonra bak nasıl (haktan) yüz çeviriyorlar.
Mâide / 75 - (Edip Yüksel)
Meryem oğlu Mesih elçiden başka bir şey değildi. Ondan önce de nice elçiler gelip geçmişti. Annesi de doğru sözlüydü. Her ikisi de yemek yerdi. Ayetlerimizi onlara nasıl açıkladığımıza dikkat et de buna rağmen nasıl da yüz çevirmekte olduklarını gör!
Mâide / 75 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Meryemin oğlu Mesîh başka bir şey değil, sade bir Resuldür, kendisinden evvel de bir çok Resuller geçti, anası da gayet doğru bir kadın, ikisi de yemek yerlerdi, bak biz âyetlerimizi onlara nasıl açık anlatıyoruz? Sonra da bak onlar nasıl çeviriliyorlar?
Mâide / 75 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Meryem'in oğlu Mesih yalnızca bir peygamberdir. Ondan önce de bir çok peygamberler gelip geçti. Annesi de gayet doğru bir kadındır. İkisi de yemek yerlerdi. Bak biz onlara ayetlerimizi nasıl açık anlatıyoruz! Sonra da nasıl çevrildiklerine bir bak!
Mâide / 75 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Meryem'in oğlu Mesih (İsa), sadece bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Anası da dosdoğru bir kadındır. Her ikisi de yemek yerlerdi. Bak onlara âyetleri nasıl açıklıyoruz. Sonra yine bak nasıl yüz çeviriyorlar!
Mâide / 75 - (Gültekin Onan)
Meryem oğlu Mesih yalnızca bir elçidir. Ondan önce de elçiler gelip geçti. Onun annesi dosdoğrudur, ikisi de yemek yerlerdi. Bir bak, onlara ayetleri nasıl açıklıyoruz? (Yine) Bir bak, onlar ise nasıl çevriliyorlar?
Mâide / 75 - (Harun Yıldırım)
Meryem oğlu Mesih bir rasulden başka bir şey değildir. Muhakkak ki ondan önce de rasuller geçmiştir. Onun annesi de dosdoğru bir kadındı. İkisi de yemek yerlerdi. Bak onlara ayetleri nasıl açıklıyoruz. Sonra bak ki nasıl döndürülüyorlar?!
Mâide / 75 - (Hasan Basri Çantay)
Meryem oğlu Mesih (İsâ) bir peygamberden başka (bir şey) değildir. Ondan evvel de peygamberler gelib geçmişdir. Anası çok saadık bir kadındı. İkisi de (birer kul ve beşer olarak) yemek yerlerdi. Bak, biz âyetleri onlara nasıl apaçık bildiriyoruz. Sonra da bak onlar nasıl (hakıykatden) çevriliyorlar.
Mâide / 75 - (Hayrat Neşriyat)
Meryemoğlu Mesîh (Îsâ), ancak bir peygamberdir. Şübhesiz ondan önce (de)peygamberler gelip geçmiştir. Annesi (Meryem) ise, çok doğru bir kadındır. İkisi (de her insan gibi) yemek yerlerdi! (Nasıl ilâh olabilirler?) Bak, onlara âyetleri nasıl açıklıyoruz; sonra (yine) bak, (haktan) nasıl çevriliyorlar!
Mâide / 75 - (İbni Kesir)
Meryem oğlu Mesih, Peygamberden başka bir şey değildir. Ondan önce de peygamberler geçmiştir. Annesi de dosdoğru bir kadındı. İkisi de yemek yerlerdi. Onlara ayetleri nasıl açıkladığımıza bak. Sonra da bak ki; nasıl yüz çeviriyorlar.
Mâide / 75 - (Kadri Çelik)
Meryem oğlu Mesih sadece bir peygamberdir, ondan önce de (nice) peygamberler geçmiştir, onun annesi dosdoğrudur, her ikisi de yemek yerlerdi. Bak biz onlara ayetleri nasıl açık anlatıyoruz! Sonra da nasıl çevrildiklerine bir bak!
Mâide / 75 - (Muhammed Esed)
Meryem oğlu Mesih sadece bir peygamberdir: (Diğer) bütün peygamberler ondan önce gelip geçti; onun annesi, hakikatten asla sapmamış olan biriydi; ve onların ikisi de (diğer ölümlüler gibi) yiyecekle beslenirdi.Bak, bu mesajları onlara nasıl açıkladık: ve sonra bak, nasıl ters yüz olmuştur onların zihinleri!
Mâide / 75 - (Mustafa İslamoğlu)
Meryem oğlu Mesih, yalnızca bir elçidir; ondan önce de elçiler gelip geçmiştir. Onun annesi iffetliydi; her ikisi de bildik yiyeceklerle beslenen (ölümlü insanlardı). Bak, Biz mesajları onlara nasıl açıklıyoruz; ve yine bak, onlar hakikati nasıl tersyüz ediyorlar!
Mâide / 75 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Meryem'in oğlu Mesih, bir peygamberden başka değildir. Ondan evvel de nice peygamberler gelip geçmiştir. O'nun anası da pek sâdık bir kadındır. İkisi de yemek yerlerdi. Bak onlara âyetlerimizi nasıl açıkça beyan ediyoruz. Sonra da bak onlar nasıl çeviriliyorlar.
Mâide / 75 - (Ömer Öngüt)
Meryem oğlu Mesih ancak bir peygamberdir. Ondan önce de nice peygamberler gelip geçmiştir. Annesi de sıddîka (çok doğru) bir kadındı. Her ikisi de yemek yerlerdi. Bak! Onlara delilleri nasıl açıklıyoruz? Sonra da bak ki, nasıl yüz çeviriyorlar?
Mâide / 75 - (Şaban Piriş)
Meryem oğlu Mesih, peygamberden başka bir şey değildir. Ondan önce de peygamberler geçmiştir. Onun annesi de dosdoğru/çok sadık idi. İkisi de yemek yerdi. Onlara ayetleri nasıl açıkladığımıza bir bak, sonra da onların nasıl yüz çevirdiğine bak!
Mâide / 75 - (Sadık Türkmen)
Meryem oğlu Mesih sadece bir Rasûl/Elçi’dir. Ondan (İsa’dan binlerce yıl) önce de nice Rasûller geldi geçti. Onun annesi de dosdoğru bir kadındır. (Nasıl ilâh olabilirler?) İkisi de yemek yerlerdi. Bak, onlara âyetlerimizi nasıl açıklıyoruz. Sonra bak ki, nereden sapıyorlar/çevriliyorlar.
Mâide / 75 - (Seyyid Kutub)
Meryemoğlu Mesih sadece bir peygamberdir. Ondan önce de birçok peygamber gelip geçmiştir. Annesi de özü- sözü doğru bir kadındı. Her ikisi de (öbür insanlar gibi) yemek yerlerdi. Bak biz onlara ayetlerimizi nasıl açık açık anlatıyoruz ve sonra bak onlar bu ayetleri nerelerinden çarpıtıyorlar!
Mâide / 75 - (Suat Yıldırım)
Meryem oğlu Îsâ Mesih sadece bir Resuldür. Nitekim ondan önce de bir çok elçi gelip geçmiştir. Onun annesi de çok dürüst, son derece iffetli bir hanımdı. Her ikisi de diğer insanlar gibi yemek yerlerdi. Dikkat et: Biz onlara delilleri nasıl açıklıyoruz. Sonra bak nasıl oluyor da akılları çelinip bu hakikatlerden vazgeçiyorlar!
Mâide / 75 - (Süleyman Ateş)
Meryem oğlu Mesih, bir elçiden başka bir şey değildir. Ondan önce de elçiler gelip geçmiştir. Annesi de dosdoğruydu. İkisi de yemek yerlerdi. (Yaşamak için yemeğe muhtaç olan nasıl tanrı olabilir?) Bak, onlara nasıl âyetleri açıklıyoruz, sonra bak nasıl (haktan) çevriliyorlar!?
Mâide / 75 - (Tefhim-ul Kuran)
Meryem oğlu Mesih, yalnızca bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçti. Onun annesi dosdoğrudur, ikisi de yemek yerlerdi. Bir bak, onlara ayetleri nasıl açıklıyoruz? (Yine) bir bak, onlar ise nasıl da çevriliyorlar?
Mâide / 75 - (Ümit Şimşek)
Meryem oğlu Mesih ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmişti. Onun annesi ise dosdoğru ve iffetli bir hanımdı. İkisi de yiyip içerdi. Bir onlara âyetleri nasıl açıkladığımıza bak, bir de onların nasıl yüz çevirdiklerine!
Mâide / 75 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Meryem'in oğlu Mesih, bir resulden başkası değildir. Ondan önce de resuller gelip geçmiştir. Onun annesi de özü-sözü doğru biriydi. İkisi de yemek yerlerdi. Bak nasıl açıklıyoruz onlara ayetleri! Sonra bak, nasıl gerisin geri çevriliyorlar!
Mâide / 75 - (İskender Ali Mihr)
Meryem oğlu Mesih (Hz. İsa) sadece bir Resûl’dür. Ondan önce de resûller (elçiler) gelip geçmiştir. Ve onun annesi sıddîktır (çok doğru ve iffetlidir). İkisi de (diğer insanlar gibi) yemek yerlerdi. Bak, onlara âyetleri nasıl açıklayıp beyan ediyoruz. Sonra da bak, nasıl (Allâh’tan) döndürülüyorlar.
Mâide / 75 - (İlyas Yorulmaz)
Şunu çok iyi bilsinler ki, Meryem’in oğlu Mesih yalnızca Allah’ın bir elçisidir. Ondan öncede elçiler gelmişti. Mesih’in annesi Allah’ı tasdik eden bir kadındı, Hem Meryem, hem de Mesih İsa, yemek yiyen iki insandı. Dikkat et! Biz ayetleri onlara nasıl açıklıyoruz, onlar ayetlerden nasıl döndürülüyorlar.
قُلْ أَتَعْبُدُونَ مِن دُونِ اللّهِ مَا لاَ يَمْلِكُ لَكُمْ ضَرًّا وَلاَ نَفْعًا وَاللّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
Okunuşu: Kul e ta’budûne min dûnillâhi mâ lâ yemliku lekum darran ve lâ nef’â(nef’an) vallâhu huves semîul alîm(alîmu).
Mâide / 76 - (Diyanet İşleri)
(Ey Muhammed!) De ki: “Allah’ı bırakıp da, sizin için ne bir zarara ne de bir yarara gücü yeten şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.”
Mâide / 76 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
De ki: Allah'ı bırakıp size ne bir zararı dokunacak, ne bir faydası gelecek bir varlığa mı kulluk ediyorsunuz? Ve Allah, her şeyi duyar, bilir.
Mâide / 76 - (Abdullah Parlıyan)
De ki: Allah'ı bırakıp O'nun yanısıra size, ne bir fayda sağlama, ne de zarar verme gücüne sahip olmayan şeylere mi taparsınız? Oysa yalnız Allah'tır, herşeyi duyan ve bilen.
Mâide / 76 - (Adem Uğur)
De ki: Allah'ı bırakıp da sizin için fayda ve zarara gücü yetmeyen şeylere mi tapıyorsunuz? Hakkıyla işiten ve bilen yalnız Allah'tır.
Mâide / 76 - (Ahmed Hulusi)
De ki: "Allâh dûnunda, sizin için bir zarar veya faydası olmayanlara mı kulluk ediyorsunuz? Allâh 'HÛ'dur; Semi' ve Aliym. "
Mâide / 76 - (Ahmet Tekin)
'Allah’ı bırakıp, kulları durumundakilerden, size zarar vermeye ve fayda sağlamaya gücü yetmeyen şeylere mi tapıyorsunuz? Allah her şeyi işitir. İlmi her şeyi kucaklar.' de.
Mâide / 76 - (Ahmet Varol)
De ki: 'Allah'tan ayrı olarak size bir zararı ve yararı olmayacak varlıklara mı tapıyorsunuz? Oysa Allah duyandır, bilendir.'
Mâide / 76 - (Ali Bulaç)
De ki: "Size yarara da, zarara da güç yetirmeyen Allah'tan başka şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa Allah, işitendir, bilendir."
Mâide / 76 - (Ali Fikri Yavuz)
De ki: Allah’ı bırakıp da size ne bir zarar, ne de bir fayda sağlamayan şeylere mi tapıyorsunuz? Halbuki Allah, bütün söylediklerinizi işitendir, bütün yaptıklarınızı bilendir.
Mâide / 76 - (Ali Ünal)
De ki: “Yalnızca Allah’a ibadet etmeyi bıraktınız da, (Allah dilemedikçe ve kendiliklerinden) size zarar da fayda da vermeye gücü yetmeyen âciz mahlûklara mı ibadet ediyorsunuz?” Halbuki Allah, (siz ve bütün ihtiyaçlarınız dahil) her şeyi hakkıyla işitendir, her şeyi hakkıyla bilendir.
Mâide / 76 - (Bekir Sadak)
«ize zarar da fayda da veremiyecek, Allah'tan baska birine mi kulluk ediyorsunuz?» de. Allah hem isitir, hem bilir.
Mâide / 76 - (Celal Yıldırım)
De ki: Allah'ı bırakıp da size zarar ve yarara sahip olamayan şeylere mi tapıyorsunuz ? Allah (her şeyi) işitendir, bilendir.
Mâide / 76 - (Cemal Külünkoğlu)
De ki: “Size zararı da faydası da olamayan, Allah'tan başka birine mi kulluk ediyorsunuz?” Allah (her şeyi) hakkıyla işitendir, (her şeyi) hakkıyla bilendir.
Mâide / 76 - (Diyanet Vakfi)
De ki: Allah'ı bırakıp da sizin için fayda ve zarara gücü yetmeyen şeylere mi tapıyorsunuz? Hakkıyla işiten ve bilen yalnız Allah'tır.
Mâide / 76 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
De ki; ya daha siz Allahı bırakıyorsunuz da siz kendiliklerinden ne bir zarara, ne bir faideye malik olmayan şeylere mi tapıyorsunuz, halbuki Allah işiden, bilen ancak o.
Mâide / 76 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
De ki: «Siz Allah'ı bırakıp da size kendiliklerinden ne zarar ne de yarar verme gücü bulunmayan şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa herşeyi işiten ve bilen yalnız Allah'tır.
Mâide / 76 - (Gültekin Onan)
De ki: "Size yarara da, zarara da güç yetirmeyen, Tanrı'dan başka şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa Tanrı işitendir, bilendir."
Mâide / 76 - (Harun Yıldırım)
De ki: “Allah’ın yanısıra sizin için bir zarara da bir faydaya da gücü yetmeyen şeylere ibadet mi ediyorsunuz? Şüphesiz Allah O’dur ki Semî’dir, Alîm’dir.”
Mâide / 76 - (Hasan Basri Çantay)
De ki: «Allâhı bırakıp da size ne bir zarar, ne de bir fâide yapmıya gücü yetmeyen şeylere mi tapıyorsunuz? Halbuki (her şey'i) işiden, (her şey'i) bilen Allahın kendisidir».
Mâide / 76 - (Hayrat Neşriyat)
De ki: 'Allah’ı bırakıp, sizin için ne bir zarar ne de bir faydaya mâlik olmayan şeylere mi tapıyorsunuz?' Hâlbuki, Semî' (hakkıyla işiten), Alîm (herşeyi bilen) ancak Allah’dır.
Mâide / 76 - (İbni Kesir)
De ki: Allah'ı bırakıp da size ne bir zarar, ne de bir fayda veremeyecek birine mi ibadet ediyorsunuz? Halbuki Allah, Semi', Ali olanın kendisidir.
Mâide / 76 - (Kadri Çelik)
De ki: “Size zarar da fayda da veremeyecek, Allah'tan başka birine mi ibadet ediyorsunuz? Oysa işiten ve bilen yalnız O'dur.”
Mâide / 76 - (Muhammed Esed)
De ki: "Allahın yanı sıra size ne bir fayda sağlama ne de zarar verme gücü olmayan şeye mi taptınız? Oysa yalnız Allahtır her şeyi duyan, her şeyi bilen!"
Mâide / 76 - (Mustafa İslamoğlu)
De ki: "Allah dışında, size hiçbir zarar veremeyen ve yarar sağlamayan kimselere de mi tapıyorsunuz? Oysa yalnız Allah'tır her şeyi bütünüyle işiten, her şeyi tamamıyla bilen."
Mâide / 76 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
De ki: «Allah Teâlâ'dan başkasına mı, sizin için zarara da, faideye de mâlik olmayan şeylere mi tapıyorsunuz? Halbuki, (her şeyi bihakkın) işitici ve bilici olan ancak Allah Teâlâ'dır.»
Mâide / 76 - (Ömer Öngüt)
De ki: “Allah'ı bırakıp da, size ne bir zarar ne de bir fayda vermeye gücü yetmeyen şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa Allah işitendir, bilendir. ”
Mâide / 76 - (Şaban Piriş)
De ki: -Siz Allah’ı bırakıp da size zarar da fayda da vermesi mümkün olmayan birine mi kulluk ediyorsunuz? Oysa Allah, hem işitendir, hem bilendir.
Mâide / 76 - (Sadık Türkmen)
(Ey Muhammed!) De ki: “Allah’ı bırakıp da sizin için ne bir zarara ne de bir yarara gücü yeten şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.”
Mâide / 76 - (Seyyid Kutub)
De ki; «Allah'ı bırakıp size ne zarar ve ne de yarar dokundurmaya gücü yetmeyen nesnelere mi tapıyorsunuz? Oysa Allah herşeyi işitir ve herşeyi bilir.
Mâide / 76 - (Suat Yıldırım)
De ki: Siz Allah’tan başka, size ne zarar, ne de fayda vermeye gücü yetmeyen âciz mahluklara mı ibadet ediyorsunuz? Halbuki hakkıyla işiten ve bilen yalnız Allah’tır.
Mâide / 76 - (Süleyman Ateş)
De ki: "Allâh'ı bırakıp size ne zarar, ne de yarar vermeğe gücü yetmeyen şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa Allâh, işiten, bilendir (O'na tapmanız gerekmez mi?)."
Mâide / 76 - (Tefhim-ul Kuran)
De ki: «Size yarara da, zarara da güç yetirmeyen Allah'tan başka şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa Allah, işitendir, bilendir.»
Mâide / 76 - (Ümit Şimşek)
De ki: Allah'ı bırakıp da size ne zararı, ne de faydası dokunmayan şeylere mi kulluk ediyorsunuz? Oysa Allah herşeyi işiten, herşeyi bilendir.
Mâide / 76 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Söyle onlara: "Allah'ın yanında bir de, size zarar yahut yarar sağlama gücü olmayan şeylere mi kölelik/kulluk ediyorsunuz? Allah, en iyi duyan, en iyi bilenin ta kendisidir."
Mâide / 76 - (İskender Ali Mihr)
De ki; “Allah’tan başka, size zarar ve fayda (yarar) vermeye gücü yetmeyen (malik olmayan) şeylere mi kul oluyorsunuz?” Ve Allah, O, en iyi işitendir, en iyi bilendir.
Mâide / 76 - (İlyas Yorulmaz)
Deki “Allah her şeyi işiten, her şeyi bilen olduğu halde, size ne zarar, nede bir fayda veremeyen, Allah dan başka şeylere mi kulluk ediyorsunuz?”
قُلْ يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لاَ تَغْلُواْ فِي دِينِكُمْ غَيْرَ الْحَقِّ وَلاَ تَتَّبِعُواْ أَهْوَاء قَوْمٍ قَدْ ضَلُّواْ مِن قَبْلُ وَأَضَلُّواْ كَثِيرًا وَضَلُّواْ عَن سَوَاء السَّبِيلِ
Okunuşu: Kul yâ ehlel kitâbi, lâ taglû fî dînikum gayral hakkı ve lâ tettebiû ehvâe kavmin kad dallû min kablu ve edallû kesîren ve dallû an sevâis sebîl(sebîli).
Mâide / 77 - (Diyanet İşleri)
De ki: “Ey Kitap ehli! Hakkın dışına çıkarak dininizde aşırı gitmeyin. Daha önce sapmış, birçoklarını da saptırmış ve dümdüz yoldan da şaşmış bir milletin arzu ve keyiflerine uymayın.”
Mâide / 77 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
De ki: Ey kitap ehli, haksız yere dininizde, aşırı gitmeyin ve evvelce hem sapmış, hem çoğunu saptırmış ve doğru yolu bırakıp sapıklığa dalmış olan kavmin dileklerine uymayın.
Mâide / 77 - (Abdullah Parlıyan)
De ki: “Ey bize de kitap verildi diyenler! İslâm'ın gelişiyle haklı tarafı kalmayan bu dininizde azgınlık edip hak dışına çıkarak aşırılığa gitmeyin ve daha önce kendileri sapmış olup, bir çoğunu da saptırmış olan ve doğru yoldan hâla sapmakta devam eden bir topluluğun heves ve isteklerine uymayın.”
Mâide / 77 - (Adem Uğur)
De ki: Ey Kitap ehli! Dininizde haksız yere haddi aşmayın. Daha önceden sapan, birçoklarını saptıran ve yolun doğrusundan uzaklaşan bir topluma uymayın.
Mâide / 77 - (Ahmed Hulusi)
De ki: "Ey Ehl-i Kitap. . . Dininizde, haksız olarak ölçüyü kaçırıp haddi aşmayın. . . Daha önce birçoğunu saptırmış ve yolun merkezinden sapmış bir kavmin boş hayallerine tâbi olmayın!"
Mâide / 77 - (Ahmet Tekin)
'Ey geçmiş kitapları sahiplenenler, hak ve doğru bilgileri bir kenara itip içinizdeki yahudiler gibi, Meryem’e zina isnad ederek, Îsâ’nın peygamberliğini tanımayarak; hristiyanlar gibi Îsâ’nın ilâhlığı, Allah hakkında, baba olma, oğul edinme, bedenlere girme, değişme, birleşme iddialarında bulunup haddi aşarak sorumluluk ve cezanızı artırmayın. Daha önce hak yoldan uzaklaşarak, başlarına buyruk hareket edip, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercih edenlerin; birçoklarını da başlarına buyruk hale getirerek hak yoldan uzaklaşmalarına, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercihine imkân sağlayanların; doğru, dengeli bir yoldan, İslâmî hayat tarzından uzaklaşıp, başına buyruk yaşayan, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercih eden toplumların keyfî arzularına ve ihtiraslarına uymayın' de.
Mâide / 77 - (Ahmet Varol)
De ki: 'Ey kitap ehli! Dininizde haksız yere aşırılığa gitmeyin ve kendileri önceden sapmış, çoklarını da saptırmış ve doğru yoldan ayrılmış olan bir topluluğun arzularına uymayın.'
Mâide / 77 - (Ali Bulaç)
De ki: "Ey kitap Ehli, haksız yere dininiz konusunda aşırı gitmeyin ve daha önce sapmış, birçoğunu saptırmış ve dümdüz yoldan kaymış bir topluluğun heva (istek ve tutku)larına uymayın."
Mâide / 77 - (Ali Fikri Yavuz)
De ki: “- Ey ehl-i kitab! Dininizde haksız yere sınırı aşmayın. Bundan önce şaşmış, bir çoklarını da şaşırtmış olan ve doğru yoldan sapmış bulunan bir kavmin arzuları ardından gitmeyin.
Mâide / 77 - (Ali Ünal)
De ki: “Ey Kitap Ehli! Dininizde gerçeğin sınırlarından taşarak aşırılıklara düşmeyin ve daha önceden kendileri saptığı gibi, pek çoklarını da saptırmış ve şu anda da düz yolun ortasında sapmış gitmiş olanların heva ve heveslerine uymayın.
Mâide / 77 - (Bayraktar Bayraklı)
De ki: “Ey kitap ehli! Dininizde haksız yere haddi aşmayınız. Daha önceden sapan, birçoklarını saptıran ve yolun doğrusundan uzaklaşan bir topluma uymayınız.”[103]
Mâide / 77 - (Bekir Sadak)
«Ey Kitab ehli! Haksiz olarak dininizde taskinlik etmeyin. Daha once sapitan, cogunu saptiran ve dogru yoldan ayrilan bir milletin heveslerine uymayin» de. *
Mâide / 77 - (Celal Yıldırım)
De ki: Ey Kitap Ehli! Dininizde haksız yere taşkınlık yapıp sınırı aşmayın. Daha önce sapmış ve birçoklarını saptırmış da düz yoldan ayrılmış bir topluluğun heveslerine uymayın.
Mâide / 77 - (Cemal Külünkoğlu)
De ki: Ey Kitap Ehli! Dininizde haksız yere taşkınlık yapıp sınırı aşmayın! Daha önce hem kendileri sapmış, hem birçoğunu saptırmış ve (halen de) dosdoğru yoldan sapmakta olan bir topluluğun heveslerine uymayın!
Mâide / 77 - (Diyanet İşleri (eski))
'Ey Kitap ehli! Haksız olarak dininizde taşkınlık etmeyin. Daha önce sapıtan, çoğunu saptıran ve doğru yoldan ayrılan bir milletin heveslerine uymayın' de.
Mâide / 77 - (Diyanet Vakfi)
De ki: Ey Kitap ehli! Dininizde haksız yere haddi aşmayın. Daha önceden sapan, birçoklarını saptıran ve yolun doğrusundan uzaklaşan bir topluma uymayın.
Mâide / 77 - (Edip Yüksel)
De, 'Kitaplılar, dininiz konusunda gerçeğin ötesine gitmeyin. Daha önce sapan, çok kimseyi de saptıran, böylece doğru yolu kaybeden bir topluluğun heveslerini izlemeyin.
Mâide / 77 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
De ki: ey ehli kitâb! dininizde haksız ifrata dalmayın, bundan evvel şaşmış, bir çoklarını da şaşırtmış ve yolun doğrusundan sapmış bir kavmin hevaları ardından gitmeyin
Mâide / 77 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
De ki: «Ey kitap verilenler, dininizde haksız yere aşırılığa dalmayın ve bundan önce şaşmış, birçoklarını da şaşırtmış ve yolun doğrusundan sapmış bir kavmin keyifleri ardından gitmeyin!»
Mâide / 77 - (Gültekin Onan)
De ki: "Ey kitap ehli, haksız yere dininiz konusunda aşırı gitmeyin ve daha önce sapmış, birçoğunu saptırmış ve dümdüz yoldan kaymış bir topluluğun hevalarına uymayın."
Mâide / 77 - (Harun Yıldırım)
De ki: “Ey kitap ehli dininizde hakka aykırı olmak suretiyle haddi aşmayın ve daha önce kesin olarak sapan ve pek çoğunu saptıran ayrıca yolun doğrusundan sapan bir toplumun arzularına uymayın!”
Mâide / 77 - (Hasan Basri Çantay)
De ki: «Ey ehl-i kitâb, dîninizde haksız yere haddi aşmayın. Bundan evvel hakîkaten hem kendileri sapmış, hem bir çoğunu sapdırmış ve (haalâ da) dümdüz yoldan ayrılıb sapagelmiş bir kavmin heva (ve heve) sine uymayın».
Mâide / 77 - (Hayrat Neşriyat)
De ki: 'Ey ehl-i kitab! Dîninizde haksız yere haddi aşmayın ve (sizden) daha evvel gerçekten dalâlete düşmüş, birçoklarını da saptırmış hem (kendileri de) düz yolun ortasından şaşmış bir kavmin arzularına uymayın!'
Mâide / 77 - (İbni Kesir)
De ki: Ey Ehl-i Kitab; dininizde haksız yere haddi aşmayın, daha önce hem kendi sapmış hem de birçoğunu saptırmış ve doğru yoldan ayrılmış bir kavmin heveslerine uymayın.
Mâide / 77 - (Kadri Çelik)
De ki: “Ey kitab ehli! Haksız olarak dininizde taşkınlık etmeyin. Daha önce sapıtan, çoğunu da saptıran ve doğru yoldan ayrılan bir topluluğun heveslerine uymayın.”
Mâide / 77 - (Muhammed Esed)
De ki: "Ey İncilin takipçileri! İnançlarınız(ın içerdiği hakikat)in sınırları(nı) ihlal etmeyin; ve daha önce kendileri sapmış olup bir çoğunu da saptırmış olan ve doğru yoldan hala sapmakta devam eden bir topluluğun mesnetsiz görüşlerine uymayın."
Mâide / 77 - (Mustafa İslamoğlu)
Ey Kitap Ehli! Akidenizde hakikatin sınırlarını çiğnemeyin. Daha önce kendileri sapmış, bir çoklarını da saptırmış olan ve yoldan çıkmakta hala direnen bir topluluğun keyfi yargılarına uymayın!
Mâide / 77 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
De ki: «Ey ehl-i kitap! Dininizde hakka muğayır olarak haddi tecavüz etmeyiniz. Ve evvelce dalâlete düşmüş ve birçoklarını da idlalde bulunmuş ve doğru yoldan sapıtmış olan bir kavmin hevâlarına uymayınız.»
Mâide / 77 - (Ömer Öngüt)
De ki: “Ey ehl-i kitap! Dininizde haksız yere taşkınlık yapıp sınırı aşmayın. Daha önce hem kendileri sapmış, hem de birçoklarını saptırarak doğru yoldan ayrılmış bir topluluğun hevâ ve heveslerine uymayın. ”
Mâide / 77 - (Şaban Piriş)
De ki: -Ey kitap ehli, dininizde haksız olarak taşkınlık etmeyin. Daha önce sapıklığa düşmüş, çoğunu saptıran ve doğru yoldan sapan bir toplumun heveslerine uymayın.
Mâide / 77 - (Sadık Türkmen)
De ki: “Ey Kitap ehli! Hakkın dışına çıkarak dininizde aşırı gitmeyin. Daha önceleri sapmış, bir çoklarını da saptırmaya çalışmış ve dümdüz yoldan da şaşmış insanların, arzu ve keyiflerine uymayın.”
Mâide / 77 - (Seyyid Kutub)
De ki; Ey Kitap Ehli, dininiz konusunda gerçeğe aykırı aşırılıklara kapılmayınız, sizden önceki dönemlerde sapıtmış, bir çoklarını saptırmış ve düz yolu şaşırmış kimselerin keyfi arzularına uymayınız.
Mâide / 77 - (Suat Yıldırım)
De ki: "Ey Ehl-i kitap! Dininize ait konularda haksız yere haddi aşmayın. Daha önce gelip geçenlerden hem kendisi sapmış, hem bir çok insanları da saptırmış olan atalarınızın ve şimdiki durumda da doğru yoldan sapan birtakım kimselerin heva ve hevesine uymayın.
Mâide / 77 - (Süleyman Ateş)
De ki: "Ey Kitap ehli, dininizde haksız yere aşırılığa dalmayın ve önceden sapmış, birçoğunu da saptırmış, düz yoldan şaşmış bir milletin keyiflerine uymayın!"
Mâide / 77 - (Tefhim-ul Kuran)
De ki: «Ey Kitap Ehli, haksız yere dininiz konusunda aşırı gitmeyin ve daha önce sapmış, bir çoğunu saptırmış ve dümdüz yoldan kaymış bir topluluğun heva (istek ve tutku) larına uymayın.»
Mâide / 77 - (Ümit Şimşek)
De ki: Ey Kitap Ehli! Dininizde haktan uzaklaşıp da aşırılığa kaçmayın. Daha önce sapmış, pek çoklarını saptırmış ve yolun doğrusundan ayrılmış bir topluluğun heveslerine uymayın.
Mâide / 77 - (Yaşar Nuri Öztürk)
De ki: "Ey Ehlikitap! Dininizde azgınlık edip hak dışına çıkarak aşırılığa gitmeyin. Daha önce sapmış, birçoğunu saptırmış ve yolun denge noktasından uzağa düşmüş bir topluluğun keyiflerine uymayın."
Mâide / 77 - (İskender Ali Mihr)
De ki; “Ey Kitap Ehli! Dîninizde haksız yere (taşkınlık yapıp) haddi aşmayın. Ve daha önce dalâlete düşmüş ve birçoklarını da dalâlete düşürmüş ve de sevvâ edilmiş yoldan sapmış olan bir kavmin hevâlarına uymayın.”
Mâide / 77 - (İlyas Yorulmaz)
Deki: “Ey kitap ehli! Dininizde haksız yere hileli yollarla (insanları) aldatmayın. Daha önce sapıtmış olan ve pek çok kimseleri de saptırmış, şu anda yolların en kötüsü içinde bocalayan bir toplumun arzularına uymayın. ”
لُعِنَ الَّذِينَ كَفَرُواْ مِن بَنِي إِسْرَائِيلَ عَلَى لِسَانِ دَاوُودَ وَعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ ذَلِكَ بِمَا عَصَوا وَّكَانُواْ يَعْتَدُونَ
Okunuşu: Luinellezîne keferû min benî isrâîle alâ lisâni dâvude ve îsâbni meryem(meryeme) zâlike bimâ asav ve kânû ya’tedûn(ya’tedûne).
Mâide / 78 - (Diyanet İşleri)
İsrailoğullarından inkâr edenler, Davud ve Meryem oğlu İsa diliyle lânetlendi. Bu, onların isyan etmeleri ve hadlerini aşıyor olmalarından ötürüydü.
Mâide / 78 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
İsrailoğullarından kâfir olanlara Dâvûd'un diliyle de lânet edilmişti, Meryemoğlu İsa'nın diliyle de. Bu da isyan ettiklerinden ve aşırı gittiklerindendi.
Mâide / 78 - (Abdullah Parlıyan)
Allah'tan gelen gerçekleri örtbas etmeye şartlanmış olan şu İsrailoğullarından bir kısmı, zaten Davud'un ve Meryem oğlu İsa'nın diliyle lanetlenmişlerdir. Bu, onların isyan etmeleri, hak ve adalet sınırlarını aşmalarındandır.
Mâide / 78 - (Adem Uğur)
İsrailoğullarından kâfir olanlar, Davud ve Meryem oğlu İsa diliyle lânetlenmişlerdir. Bunun sebebi, söz dinlememeleri ve sınırı aşmalarıdır.
Mâide / 78 - (Ahmed Hulusi)
İsrailoğullarından Hakk'ı inkâr edenler, Davud'un ve Meryemoğlu İsa'nın lisanı üzere lânetlenmişlerdir (Allâh'tan uzak düşmüşlerdir). . . Bu (sonuç), onların isyan etmeleri ve haddi aşmaları yüzündendir.
Mâide / 78 - (Ahmet Tekin)
İsrailoğulları’ndan küfre sapanlar, Zebur’da Dâvûd’un, İncil’de Meryem’in oğlu Îsâ’nın diliyle lânetlenmişlerdir. Bu onların, isyankâr olmaları ve devamlı haddi tecavüz etmeleri, aşırı gitmeleri sebebiyledir.
Mâide / 78 - (Ahmet Varol)
İsrailoğullarından inkar edenler Davud'un ve Meryem oğlu İsa'nın diliyle lanetlenmişlerdir. Bu, başkaldırmaları ve sınırı aşmaları sebebiyledir.
Mâide / 78 - (Ali Bulaç)
İsrailoğullarından inkâr edenlere, Davud ve Meryem oğlu İsa diliyle lanet edilmiştir. Bu, isyan etmeleri ve haddi aşmaları nedeniyledir.
Mâide / 78 - (Ali Fikri Yavuz)
İsrailoğullarından kâfir olanlara, hem Dâvûd’un, hem de Meryem oğlu Îsa’nın dili ile lânet olundu. Bunun sebebi, isyan etmeleri ve hakkın sınırını aşmış olmalarıydı.
Mâide / 78 - (Ali Ünal)
İsrail Oğulları’ndan küfre düşenler, Davud’un ve Meryem oğlu İsa’nın diliyle lânetlendiler. Bunun sebebi, onların isyan etmeleri ve sürekli taşkınlıkta bulunup haddi aşmaları idi.
Mâide / 78 - (Bayraktar Bayraklı)
İsrâiloğulları'ndan kâfir olanlar, Dâvûd ve Meryem oğlu Îsâ diliyle lânetlenmişlerdir. Bunun sebebi, söz dinlememeleri ve sınırı aşmalarıdır.
Mâide / 78 - (Bekir Sadak)
Israilogullarindan inkar edenler, Davud'un ve Meryem oglu Isa'nin diliyle lanetlenmislerdi. Bu, bas kaldirmalari ve asiri gitmelerindendi.
Mâide / 78 - (Celal Yıldırım)
İsrail oğulları'ndan küfre sapanlar, Davud'un ve Meryem oğlu isa'nın diliyle lanetlenmişlerdir. Bu, onların isyan etmeleri ve taşkınlık yapıp haddi aşmalarındandır.
Mâide / 78 - (Cemal Külünkoğlu)
İsrailoğullarından inkâr edenler, Davud'un ve Meryem oğlu İsa'nın diliyle lanetlenmişlerdi. Bu (onların Allah'a) isyan etmeleri ve aşırı gitmelerindendi.
Mâide / 78 - (Diyanet Vakfi)
İsrailoğullarından kâfir olanlar, Davud ve Meryem oğlu İsa diliyle lânetlenmişlerdir. Bunun sebebi, söz dinlememeleri ve sınırı aşmalarıdır.
Mâide / 78 - (Edip Yüksel)
İsrail oğullarının inkarcıları, hem Davud'un hem Meryem oğlu İsa'nın diliyle lanetlenmişti. Zira onlar isyan edip sınır tanımıyorlardı.
Mâide / 78 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Benî Israîlden o küfr edenler hem Davudun hem Meryemin oğlu Isânın lisaniyle tel'ın edildiler, bu onların ısyan etmeleri ve hakkın hududunu tecavüz eder olmaları sebebiyle idi
Mâide / 78 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
İsrailoğullarından o küfredenler, hem Davud'un hem de Meryem'in oğlu İsa'nın dili ile lanetlendiler. Bu, onların isyan etmeleri ve hakkın sınırlarını aşmakta olmaları yüzündendi.
Mâide / 78 - (Gültekin Onan)
İsrailoğullarından küfredenlere, Davud ve Meryem oğlu İsa diliyle lanet edilmiştir. Bu, isyan etmeleri ve haddi aşmaları nedeniyledir.
Mâide / 78 - (Harun Yıldırım)
İsrailoğullarından kâfir olanlar Davud’un ve Meryem oğlu İsa’nın lisanıyla lanetlenmişlerdir. İşte bu isyan etmeleri ve haddi aşmaları sebebiyledir.
Mâide / 78 - (Hasan Basri Çantay)
İsrâîl oğullarından olub da küfredenlere Dâvudun da, Meryem oğlu İsânın da diliyle lâ'net olunmuşdur. Bunun sebebi isyan etmeleri ve ifrata sapmaları idi.
Mâide / 78 - (Hayrat Neşriyat)
İsrâiloğullarından inkâr edenler, Dâvûd’un ve Meryemoğlu Îsâ’nın diliyle lâ'netedildiler. Bu (lâ'net, onların) isyân etmeleri ve haddi aşıyor olmaları yüzündendir.
Mâide / 78 - (İbni Kesir)
İsrailoğullarından küfredenler; Davud'un ve Meryem oğlu İsa'nın diliyle la'netlenmişlerdi. Bu; isyan etmeleri ve aşırı gitmelerindendi.
Mâide / 78 - (Kadri Çelik)
İsrail oğullarından küfre sapanlar, Davud'un ve Meryem oğlu İsa'nın diliyle lânetlenmişlerdi. Bu, isyan etmeleri ve aşırı gitmelerindendi.
Mâide / 78 - (Muhammed Esed)
Hakikati inkara şartlanmış bulunan şu İsrailoğulları (zaten) Davudun ve Meryem oğlu İsanın diliyle lanetlenmişlerdir: Böyledir, çünkü onlar (Allaha) isyan ettiler; hak ve adalet sınırlarını ihlalde ısrarcı davrandılar.
Mâide / 78 - (Mustafa İslamoğlu)
İsrailoğullarından nankörlükte ısrar edenler, Davud'un ve Meryem oğlu İsa'nın diliyle lanetlenmişlerdir. Bu, onların isyankarlıkları ve sürekli taşkınlık yapmaları yüzündendir.
Mâide / 78 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
İsrailoğullarından kâfir olanlar, Dâvud'un da, Meryem'in oğlu İsâ'nın da lisanıyla lânet olunmuşlardır. Bu da onların isyan etmeleri ve haddi tecavüz eylemeleri sebebiyledir.
Mâide / 78 - (Ömer Öngüt)
İsrailoğullarından küfre sapanlar hem Davut'un hem de Meryem oğlu İsâ'nın diliyle lânetlenmişlerdir. Çünkü onlar isyan etmişler, sınırı aşmışlardı.
Mâide / 78 - (Şaban Piriş)
İsrailoğullarından kafir olanlar, Davud’un ve Meryem oğlu İsa’nın dili ile lanetlenmiştir. Bu lanet, isyan etmeleri ve haddi aşmalarındandı.
Mâide / 78 - (Sadık Türkmen)
Israiloğullarindan inkâr edenler, Davud ve Meryemoğlu İsa diliyle lânetlendi. Bu, onların isyan etmeleri ve hadlerini aşıyor olmalarından ötürüydü.
Mâide / 78 - (Seyyid Kutub)
İsrailoğulları'ndan küfredenler, Davud ve Meryem'in oğlu İsa diliyle lanetlenmişlerdir. Bu, onların isyan etmeleri ve aşırı gitmeleri yüzündendi.
Mâide / 78 - (Suat Yıldırım)
İsrailoğullarından küfre sapanlar hem Davud’un, hem de Meryem oğlu Îsâ’nın lisanı ile lânetlendiler. Bunun sebebi onların isyan etmeleri ve taşkınlık edip haddi aşmaları idi.
Mâide / 78 - (Süleyman Ateş)
İsrailoğullarından kâfir olanlar Davud’un ve Meryem oğlu İsa’nın lisanıyla lanetlenmişlerdir. İşte bu isyan etmeleri ve haddi aşmaları sebebiyledir.
Mâide / 78 - (Tefhim-ul Kuran)
İsrailoğullarından küfredenlere, Davud ve Meryem Oğlu İsa diliyle lanet edilmiştir. Bu, isyan etmeleri ve haddi aşmaları nedeniyledir.
Mâide / 78 - (Ümit Şimşek)
İsrâiloğullarından inkâr edenler, Dâvûd’un ve Meryemoğlu Îsâ’nın diliyle lâ'netedildiler. Bu (lâ'net, onların) isyân etmeleri ve haddi aşıyor olmaları yüzündendir.
Mâide / 78 - (Yaşar Nuri Öztürk)
İsrailoğullarından küfredenler; Davud'un ve Meryem oğlu İsa'nın diliyle la'netlenmişlerdi. Bu; isyan etmeleri ve aşırı gitmelerindendi.
Mâide / 78 - (İskender Ali Mihr)
İsrailoğulları’ndan inkâr edenler, Hz. Dâvud (a.s) ve Meryem oğlu İsâ’nın diliyle lânetlendiler. Bu, onların isyan etmeleri, taşkınlık yapıp haddi aşmaları sebebiyledir.
Mâide / 78 - (İlyas Yorulmaz)
İsrail oğullarından Allah’ın dinini inkar edenler, Davut ve Meryem’in oğlu İsa’nın ağızlarıyla lanetlenmişlerdir. Bunun sebebi (Allah’ın elçilerine) isyan etmeleri ve aşırı gitmeleridir.
كَانُواْ لاَ يَتَنَاهَوْنَ عَن مُّنكَرٍ فَعَلُوهُ لَبِئْسَ مَا كَانُواْ يَفْعَلُونَ
Okunuşu: Kânû lâ yetenâhevne an munkerin fealûhu lebi’se mâ kânû yef’alûn(yef’alûne).
Mâide / 79 - (Adem Uğur)
Onlar, işledikleri kötülükten, birbirini vazgeçirmeye çalışmazlardı. Andolsun yaptıkları ne kötüdür!
Mâide / 79 - (Ahmet Tekin)
Onlar, şeriatın suç saydığı ve haram kıldığı, kamu vicdanının tasvip etmediği, mü’minlerin icrasında hayır görmediği şeylerden, bunların savunuculuğundan, sözcülüğünden birbirlerini vazgeçirmeye çalışmazlar, önleyici tedbirler almazlar, kamu düzeni ve güvenliği ile ilgilenmezler, bütün kötülükleri kasıtlı olarak yapmaya devam ederlerdi. Andolsun, sergilemeye devam ettikleri davranışlar ne kötüdür.
Mâide / 79 - (Ahmet Varol)
Onlar işledikleri bir kötülükten birbirlerini alıkoymaya çalışmıyorlardı. Yaptıkları ne kadar da kötüydü!
Mâide / 79 - (Ali Bulaç)
Yapmakta oldukları münker (çirkin iş)lerden birbirlerini sakındırmıyorlardı. Yapmakta oldukları şey ne kötü idi!
Mâide / 79 - (Ali Ünal)
Hangi türde çirkin bir fiili işlemeye dursalar, bundan birbirlerini vazgeçirmeye çalışmazlar, bilakis onu işlerlerdi. Ne de kötüydü yapıp durdukları bu şey!
Mâide / 79 - (Gültekin Onan)
Yapmakta oldukları münkerden (kötülüklerden) birbirlerini sakındırmıyorlardı. Yapmakta oldukları şey ne kötü idi.
Mâide / 79 - (Hasan Basri Çantay)
Onlar işledikleri her hangi fenâlıkdan birbirini vazgeçirmiye çalışmazlardı. Hakıykat, yapmakda devam etdikleri (o hal) ne kötü idi!..
Mâide / 79 - (Kadri Çelik)
Onlar, işledikleri kötülükten, birbirlerini vazgeçirmeye çalışmazlardı. Yapmakta oldukları pek de kötü idi!
Mâide / 79 - (Muhammed Esed)
Onlar birbirlerini yaptıkları iğrenç şeylerden vazgeçirmeye çalışmadılar: yaptıkları şey gerçekten ne kötü idi!
Mâide / 79 - (Ömer Öngüt)
Onlar birbirlerini yaptıkları kötülüklerden vazgeçirmeye çalışmazlardı. Yapageldikleri şey ne kötü idi!
Mâide / 79 - (Suat Yıldırım)
Onlar kötülük yaptıkları zaman, birbirlerini kötülükten vazgeçirmeye çalışmazlardı. Ne çirkin davranıştı bu tutumları!
Mâide / 79 - (İlyas Yorulmaz)
Allah’ın koyduğu haramlardan, birbirlerini ikaz yoluyla uzaklaştırmadıkları gibi, birde yasaklanan şeyleri yaptılar. Yaptıkları şey ne kadar kötü.
تَرَى كَثِيرًا مِّنْهُمْ يَتَوَلَّوْنَ الَّذِينَ كَفَرُواْ لَبِئْسَ مَا قَدَّمَتْ لَهُمْ أَنفُسُهُمْ أَن سَخِطَ اللّهُ عَلَيْهِمْ وَفِي الْعَذَابِ هُمْ خَالِدُونَ
Okunuşu: Terâ kesîran minhum yetevellevnellezîne keferû le bi’se mâ kaddemet lehum enfusuhum en sehıtallâhu aleyhim ve fîl azâbi hum hâlidûn(hâlidûne).
Mâide / 80 - (Diyanet İşleri)
Onlardan birçoğunun inkâr edenleri dost edindiklerini görürsün. Andolsun ki kendileri için önceden (ahirete) gönderdikleri şey; Allah’ın onlara gazap etmesi ne kötüdür! Onlar azap içinde ebedî kalıcıdırlar.
Mâide / 80 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Onların çoğunu görürsün ki kâfirlere dostluk ederler. Ne de kötüdür nefislerinin, onlara hazırlayıp sunduğu şey; Allah'ın gazabına uğrayacaklardır ve azâp içinde ebedî olarak kalacaklardır.
Mâide / 80 - (Abdullah Parlıyan)
Ve şimdi onlardan bir çoğunun, Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenlerle dost olduklarını görebilirsin. Benliklerinin onlar için önceden hazırladığı şey ne kadar kötüdür ki, Allah onlara gazap etmiştir ve onlar azapta ebedi kalacaklardır.
Mâide / 80 - (Adem Uğur)
Onlardan çoğunun, inkâr edenlerle dostluk ettiklerini görürsün. Nefislerinin onlar için (ahiret hayatları için) önceden hazırladığı şey ne kötüdür: Allah onlara gazabetmiştir ve onlar azap içinde devamlı kalıcıdırlar!
Mâide / 80 - (Ahmed Hulusi)
Onlardan birçoğunun, hakikat bilgisini inkâr edenleri velî edindiklerini görürsün. . . Benliklerinin kendileri için hazırladığı gelecek ne kötüdür! Allâh onlara gazap etmiştir! Azapta ebedî kalacaklardır.
Mâide / 80 - (Ahmet Tekin)
Onlardan çoğunu, kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenlerle, kâfirlerle dostluk ederlerken, ittifaklar kurarlarken, işlerinin idaresini onların ellerine bırakırlarken görürsün. Nefislerinin, kendileri için âhirete hazırladığı şey, ne kötüdür. Allah onlara gazap etmiştir. O azab içinde onlar ebedî kalırlar.
Mâide / 80 - (Ahmet Varol)
Onların çoğunun inkar edenleri kendilerine dost edindiklerini görürsün. Nefislerinin kendileri için önceden göndermiş oldukları ne kadar da kötüdür. (Bu yüzden) Allah onlara kızmıştır ve azabın içinde sonsuza kadar kalacaklardır.
Mâide / 80 - (Ali Bulaç)
Onlardan çoğunun inkâra sapanlarla dostluklar kurduklarını görürsün. Kendileri için nefislerinin takdim ettiği şey ne kötüdür. Allah onlara gazablandı ve onlar azabda ebedi kalacaklardır.
Mâide / 80 - (Ali Fikri Yavuz)
Ehl-i Kitabdan çoğunu görürsün ki, müminlere olan kinlerinden ötürü, müşriklere (Mekke kâfirlerine) dostluk ederler. Elbette nefislerinin kendileri için, âhiret hesabına, ileri sürdüğü şeyler ne kötü! Allah, onlara gazâb etti ve onlar azâb içerisinde devamlı olarak kalıcıdırlar.
Mâide / 80 - (Ali Ünal)
Onlardan pek çoğunun, (mü’minleri değil de) küfredenleri kendilerine yakın dost ve müttefik edindiklerini görürsün. Öz nefislerinin bizzat kendileri için (gelecek hayatları ve âhiretleri adına) işleyip gönderdikleri ve Allah’ın cezasını üzerlerine çekecek olan bu davranışları ne de kötü! Ve onlar, azapta sonsuzca kalacaklardır.
Mâide / 80 - (Bayraktar Bayraklı)
Onlardan çoğunun, inkâr edenlerle dostluk ettiklerini görürsün. Nefislerinin onlar için önceden hazırladığı şey ne kötüdür! Allah onlara gazap etmiştir ve onlar azap içinde devamlı kalıcıdırlar.
Mâide / 80 - (Bekir Sadak)
Cogunun inkar edenleri dost edindiklerini gorursun. Nefislerinin onlerine surdugu ne kotudur! Allah onlara gazabetmistir, onlar azabta temellidirler.
Mâide / 80 - (Celal Yıldırım)
Onlardan çoğunun (Allah'ı) inkâr edenleri dost edindiklerini görürsün. Nefslerinin kendilerinden yana öne sürdüğü şey ne fena! Allah onlara hışmetmiştir ve onlar azâb içinde devamlı kalıcılardır.
Mâide / 80 - (Cemal Külünkoğlu)
Onlardan birçoğunun inkâr edenleri dost edindiklerini görürsün. İhtiraslarının onları sürüklediği şey (öyle) kötüdür (ki) Allah onlara gazap etmiştir ve onlar azap içinde yaşayacaklardır.
Mâide / 80 - (Diyanet İşleri (eski))
Çoğunun inkar edenleri dost edindiklerini görürsün. Nefislerinin önlerine sürdüğü ne kötüdür! Allah onlara gazabetmiştir, onlar azabta temellidirler.
Mâide / 80 - (Diyanet Vakfi)
Onlardan çoğunun, inkâr edenlerle dostluk ettiklerini görürsün. Nefislerinin onlar için (ahiret hayatları için) önceden hazırladığı şey ne kötüdür: Allah onlara gazabetmiştir ve onlar azap içinde devamlı kalıcıdırlar!
Mâide / 80 - (Edip Yüksel)
Çoklarının inkarcılarla dost olduğunu görürsün. Nefislerinin kendileri için gönderdiği şey ne kötü. ALLAH onlara gazap etmiştir; azapta sürekli kalacaklar.
Mâide / 80 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
onlardan bir çoğunu görürsün ki Allahı tanımayanlara yardaklık ederler, elbette nefislerinin kendileri için takdim ettiği hediyye ne çirkin: Allah onlara gadab etti ve azabda muhalleddir onlar
Mâide / 80 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Onlardan birçoğunun Allah'ı tanımayanlara yardakçılık ettiklerini görürsün. Elbette ki, onların kendileri için takdim ettiği hediye ne çirkin! Allah onlara gazap etmiştir ve sonsuza kadar azapta kalacaklardır.
Mâide / 80 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Onlardan birçoğunun kâfirleri dost edindiklerini görürsün. Nefislerinin kendilerine sunduğu şey ne kadar kötüdür! Allah onlara gazabetmiştir. Onlar ebedî olarak azap içinde kalacaklardır.
Mâide / 80 - (Gültekin Onan)
Onlardan çoğunun kafirlerle dostluklar kurduklarını görürsün. Kendileri için nefslerinin takdim ettiği şey ne kötüdür. Tanrı onlara gazablandı ve onlar azabda ebedi kalacaklardır.
Mâide / 80 - (Harun Yıldırım)
Onların pek çoğunun kâfirleri veli edindiklerini görürsün. Andolsun ki nefislerinin kendileri için sunduğu şey ne kötüdür ki Allah onlara gazab etmiştir ve onlar azapta sürekli kalıcıdırlar.
Mâide / 80 - (Hasan Basri Çantay)
İçlerinden bir çoğunu görürsün ki (peygambere, müminlere olan buğuzlarından dolayı) kâfirlere dostluk ederler. Nefislerinin kendileri için (ahretleri hesabına) öne sürdüğü (o kötü haberler), andolsun, ne çirkin şeylerdir. (Çünkü onların kazancı) Allahın kendilerine gazab etmesi ve onların o azâb içinde ebedi kalıcı olmalarıdır.
Mâide / 80 - (Hayrat Neşriyat)
Onlardan birçoğunun, (sana ve mü’minlere olan kızgınlıklarından do layı) inkâr edenlerle dostluk ettiklerini görürsün.Nefislerinin kendileri için takdîm ettiği (amel) ne kötüdür ki (bu amelleri yüzünden), Allah onlara gazab etmiştir ve onlar, o azâb içinde ebedî olarak kalıcıdırlar.
Mâide / 80 - (İbni Kesir)
Görürsün ki; onlardan çoğu, küfredenleri dost edinmektedirler. Nefislerinin kendileri için öne sürdüğü, ne kötüdür. Allah onlara gazab etmiştir ve azabta ebedi kalıcıdırlar.
Mâide / 80 - (Kadri Çelik)
Çoğunun, kâfirleri dost edindiklerini görürsün. Nefislerinin önlerine sürdüğü şey pek de kötüdür! Allah onlara gazap etmiştir, onlar azapta temelli kalıcılardır.
Mâide / 80 - (Muhammed Esed)
(Ve şimdi) onların bir çoğunun hakikati inkar edenlerle dost olduklarını görebilirsin! İhtiraslarının onları sürüklediği şey (öyle) kötüdür (ki) Allah onlara gazap etmiştir; ve onlar azap içinde yaşayacaklardır.
Mâide / 80 - (Mustafa İslamoğlu)
Onlardan bir çoğunu küfre saplananlarla sarmaş-dolaş görürsün. Ayartıcı benliklerin kendilerine telkin ettiği şey öylesine kötüdür ki, Allah'ın hışmına uğramışlardır; ve onlar azaba mahkum olacaklardır.
Mâide / 80 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Onlardan birçoklarını görürsün ki, kâfir olanlara dostlukta bulunurlar. Andolsun ki, onlar için nefislerinin takdim ettiği şeyler ne kadar kötüdür. Allah Teâlâ onlara gazap etmiştir ve onlar azab içinde ebedî kalacak kimselerdir.
Mâide / 80 - (Ömer Öngüt)
Onlardan bir çoğunu, kâfirleri dost edindiklerini görürsün. Nefislerinin kendileri için öne sürdüğü şey ne kötüdür! Allah onlara gazap etmiştir ve onlar azap içinde ebedî kalacaklardır.
Mâide / 80 - (Şaban Piriş)
Çoğunun, küfredenleri veli edindiklerini görürsün. Nefislerinin takdim ettikleri ne kötüdür ki Allah, onlara gazap etmiş ve onlar azapta ebedidirler.
Mâide / 80 - (Sadık Türkmen)
Onlardan birçoğunun, inkâr edenleri dost edindiklerini görüyorsun. Andolsun ki, kendileri için, önceden (ahirete) gönderdikleri amelleri/işleri dolayısıyla; Allah’ın onlara gazap etmesi ne kötüdür! Onlar azap içinde sonsuz kalıcıdırlar.
Mâide / 80 - (Seyyid Kutub)
Onların çoğunun kâfirleri dost edindiklerini görürsün. Bu davranışları kendilerine, Allah'ın gazabına uğramalarından ve sürekli azaba çarpılmalarından ibaret ne kadar kötü bir gelecek hazırlanmıştır.
Mâide / 80 - (Suat Yıldırım)
Onlardan çoğunun kâfirleri velî edindiklerini görürsün. Bu iş -ki onu bizzat kendileri yapmış ve üzerlerine Allah’ın hışmını çekmişlerdir- ne kötü bir davranıştır! Onlar cehennem azabında devamlı kalacaklardır.
Mâide / 80 - (Süleyman Ateş)
Onlardan çoğunun, inkâr edenlerle dostluk ettiklerini görürsün. Gerçekten nefislerinin, kendileri için yapıp gönderdiği ne kötüdür (ki o yüzden) Allâh onlara gazabetmiştir ve azâbda sürekli kalacaklardır.
Mâide / 80 - (Tefhim-ul Kuran)
Onlardan çoğunun küfre sapanlarla dostluklar kurduklarını görürsün. Kendileri için nefislerinin takdim ettiği şey ne kötüdür. Allah onlara gazablandı ve onlar azabda ebedi kalacaklardır.
Mâide / 80 - (Ümit Şimşek)
Onlardan birçoğunun kâfirleri veli edindiklerini görürsün. Kendi elleriyle Allah'ın gazabını davet etmeleri ne kötü birşeydir! Onlar azapta sürekli kalacaklardır.
Mâide / 80 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Onlardan birçoğunun, küfre sapanlarla dostluk kurduklarını görürsün. Öz benliklerinin onlar için hazırlayıp sunduğu şey gerçekten çok kötü! Allah, üzerlerine gazap indirmiştir. Azap içinde de onlar sürekli kalacaklardır.
Mâide / 80 - (İskender Ali Mihr)
Onlardan bir çoğunun kâfirlere döndüğünü (dost olduğunu) görürsün. Nefislerinin, onlar için takdim ettiği ise "Allah’ın onlara öfkelenmesi" ki ne kötü şey. Ve onlar azâp içinde devamlı kalacak olanlardır.
Mâide / 80 - (İlyas Yorulmaz)
Onlardan pek çoğunun, doğruları inkar edenlerle işbirliği içinde olduklarını görürsün. Arzularının onları sürüklediği ve bu yolla kazandıklarından dolayı, Allah’ın onlara azap etmesi ne kötü şey. Ayrıca onlar, (ahiret gününde) sürekli olmak üzere azabın içinde kalacaklardır.
وَلَوْ كَانُوا يُؤْمِنُونَ بِالله والنَّبِيِّ وَمَا أُنزِلَ إِلَيْهِ مَا اتَّخَذُوهُمْ أَوْلِيَاء وَلَكِنَّ كَثِيرًا مِّنْهُمْ فَاسِقُونَ
Okunuşu: Ve lev kânû yu’minûne billâhi ven nebiyyi ve mâ unzile ileyhi mâttehazûhum evliyâe ve lâkinne kesîren minhum fâsikûn(fâsikûne).
Mâide / 81 - (Diyanet İşleri)
Eğer Allah’a, Peygamber’e ve ona indirilene (Kur’an’a) inanıyor olsalardı, onları (müşrikleri) dost edinmezlerdi. Fakat onlardan birçoğu fasık kimselerdir.
Mâide / 81 - (Abdullah Parlıyan)
Eğer onlar, Allah'a ve kendilerine gönderilen peygambere ve O'na indirilen herşeye gerçekten inansalardı, bu Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenleri dost edinmezlerdi. Ama onların çoğu ilahi yol ve sınırları aşmış olanlardır.
Mâide / 81 - (Adem Uğur)
Eğer onlar Allah'a, Peygamber'e ve ona indirilene iman etmiş olsalardı onları (müşrikleri) dost edinmezlerdi; fakat onların çoğu yoldan çıkmışlardır.
Mâide / 81 - (Ahmed Hulusi)
Eğer, varlıklarını El Esmâ'sından yaratan Allâh'a, En Nebi'ye (Hz. Muhammed'e) ve O'na inzâl olunana iman etmiş olsalardı, onları (inkârcıları) evliya edinmezlerdi. . . Fakat onlardan birçoğu fâsıklardır (inancı bozuk olanlar).
Mâide / 81 - (Ahmet Tekin)
Keşke onlar Allah’a, peygambere ve ona indirilene, Kur’ân’a iman etmiş olsalardı, ötekileri candan dost, müttefik, veli edinmezler, onları kamu görevlerini icraya yetkili kılmazlardı. Fakat onlardan çoğudoğru ve mantıklı düşünmenin, hak dinin dışına çıkmış fâsıktır, âsidir, bozguncudur.
Mâide / 81 - (Ahmet Varol)
Eğer Allah'a, Peygamber'e ve ona indirilene iman etmiş olsalardı onları dost edinmezlerdi. Ancak onların çoğu fasıktır.
Mâide / 81 - (Ali Bulaç)
Eğer Allah'a, peygambere ve ona indirilene iman etselerdi, onları dostlar edinmezlerdi. Fakat onlardan çoğu fasık olanlardır.
Mâide / 81 - (Ali Fikri Yavuz)
Eğer onlar, Allah’a Peygambere ve ona indirilene iman etmiş olsalardı, kâfirleri dost edinmezlerdi. Fakat onların çoğu imandan çıkmış kimslerdir.
Mâide / 81 - (Ali Ünal)
Allah’a ve (peygamberliğin zirve temsilcisi, bütün peygamberlerin has vârisi) Nebî’ye ve O’na indirilen (Kur’ân)’a gerçekten inanmış olsalardı, o küfredenleri yakın dostlar ve müttefikler edinmeyeceklerdi. Ne var ki, onların pek çoğu (inançta da, davranışta da yoldan çıkmış) fasıklardır.
Mâide / 81 - (Bekir Sadak)
Eger Allah'a, Peygambere ve ona indirilen Kur'an'a inanmis olsalardi, onlari dost edinmezlerdi, fakat onlarin cogu fasiktir.
Mâide / 81 - (Celal Yıldırım)
Eğer Allah'a, Peygamber'e ve Peygamber'e indirilene imân etmiş olsalardı, elbette o kâfirleri dost edinmezlerdi; ne var ki, onların çoğu fâsık (ilâhî yol ve sınırı aşmış)dırlar.
Mâide / 81 - (Cemal Külünkoğlu)
Eğer Allah'a, peygambere ve ona indirilene iman etmiş olsalardı inkârcıları dostlar edinmezlerdi. Fakat onlardan birçoğu fasık (yoldan çıkmış) kimselerdir.
Mâide / 81 - (Diyanet Vakfi)
Eğer onlar Allah'a, Peygamber'e ve ona indirilene iman etmiş olsalardı onları (müşrikleri) dost edinmezlerdi; fakat onların çoğu yoldan çıkmışlardır.
Mâide / 81 - (Edip Yüksel)
ALLAH'a, peygambere ve ona indirilene inansalardı, onları dost edinmezlerdi. Ne var ki, çoğu yoldan çıkmış bulunuyor
Mâide / 81 - (Gültekin Onan)
Eğer Tanrı'ya, peygambere ve ona indirilene inansalardı, onları dostlar edinmezlerdi. Fakat onların çoğu fasıktır.
Mâide / 81 - (Harun Yıldırım)
Onlar Allah’a, nebi’ye ve ona indirilene iman etmiş olsalardı onları veliler edinmezlerdi. Fakat onların pek çoğu fasıklardır.
Mâide / 81 - (Hasan Basri Çantay)
Eğer Allaha, peygambere ve ona indirilene îman etmiş olsalardı onları (kâfirleri) dostlar edinmezlerdi. Fakat onlardan bir çoğu faasık kimselerdir.
Mâide / 81 - (Hayrat Neşriyat)
Hem Allah’a, peygambere ve ona indirilen (Kur’ân)a îmân ediyor olsalardı, onları(o kâfirleri) dostlar edinmezlerdi; fakat onlardan birçoğu (dinden çıkmış) fâsık kimselerdir.
Mâide / 81 - (İbni Kesir)
Şayet Allah'a, Peygambere ve ona indirilene iman etmiş olsalardı; onları dost edinmezlerdi. Ne var ki, onların çoğu fasıklardır.
Mâide / 81 - (Kadri Çelik)
Eğer Allah'a, peygambere ve ona indirilene iman etmiş olsalardı, onları (inkârcıları) dost edinmezlerdi, fakat onların çoğu fâsıklardır.
Mâide / 81 - (Muhammed Esed)
Çünkü, eğer onlar Allaha, kendilerine gönderilen Peygambere ve ona indirilen her şeye (gerçekten) inansalardı, bu (hakikat inkarcı)larını dost edinmezlerdi: Ama onların çoğu sapkındır.
Mâide / 81 - (Mustafa İslamoğlu)
Eğer bu (Yahudiler) Allah'a, Peygamber'e ve ona indirilene inanmış olsalardı, o (Müşrikleri) müttefik edinmezlerdi. Ne ki, bunlardan çoğu yoldan sapmıştır.
Mâide / 81 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Eğer onlar Allah Teâlâ'ya ve peygamberlere ve O'na indirilmiş olana imân etmiş olsalar idi, o kâfirleri dostlar edinmezlerdi. Fakat onlardan birçokları fâsık kimselerdir.
Mâide / 81 - (Ömer Öngüt)
Eğer onlar Allah'a, Peygamber'e ve ona indirilene (Kur'an'a) inanmış olsalardı, onları dost edinmezlerdi. Fakat onların çoğu yoldan çıkmış fâsıklardır.
Mâide / 81 - (Şaban Piriş)
Eğer Allah’a, Peygambere ve ona indirilenlere iman etmiş olsalardı, küfredenleri veli edinmezlerdi. Fakat onların çoğu fasıktır.
Mâide / 81 - (Sadık Türkmen)
Eğer Allah’a, Nebî’ye/Peygamber’e ve ona indirilene (Kur’an’a) inanıyor olsalardı, onları (müşrikleri) dost/velî edinmezlerdi. Fakat onlardan birçoğu fasık kimselerdir.
Mâide / 81 - (Seyyid Kutub)
Eğer onlar Allah'a, peygambere ve O'na indirilen Kur'an'a inansalardı, kâfirleri dost edinmezlerdi. Onların çoğu fasık, yoldan çıkmış kimselerdir.
Mâide / 81 - (Suat Yıldırım)
Eğer Allah’a, Peygamber’e ve ona indirilen vahye imanları olsaydı, kâfirleri velî edinmezlerdi. Fakat onların çoğu yoldan çıkmış kimselerdir.
Mâide / 81 - (Süleyman Ateş)
Eğer Allah'a, Peygambere ve ona indirilene inansalardı, o(inkâr ede)nleri veli yapmazlardı. Ama onlardan çoğu yoldan çıkmış insanlardır.
Mâide / 81 - (Tefhim-ul Kuran)
Eğer Allah'a, peygambere ve ona indirilene iman etselerdi, onları dostlar edinmezlerdi. Fakat onlardan çoğu fasık olanlardır.
Mâide / 81 - (Ümit Şimşek)
Eğer onlar Allah'a, Peygambere ve ona indirilene iman etmiş olsalardı, kâfirleri veli edinmezlerdi; lâkin onlardan birçoğu yoldan çıkmış kimselerdir.
Mâide / 81 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Eğer Allah'a, peygambere ve ona indirilene inanmış olsalardı, küfre sapanları dostlar edinmezlerdi. Ama onların çokları yoldan sapmışlardır.
Mâide / 81 - (İskender Ali Mihr)
Ve eğer Allah’a ve Nebî’ye (Peygamber’e) ve O’na indirilene îmân etselerdi, onları dostlar edinmezlerdi. Fakat onlardan birçoğu fâsıklardır.
Mâide / 81 - (İlyas Yorulmaz)
Onlar (kitap ehli) Allah’a, peygambere ve peygambere indirilen kitaba inansalardı, Allah’ın dinini inkar edenlerle işbirliği (velilik) içinde olmazlardı. Ancak onlardan pek çoğu doğru yoldan çıkmış kimselerdir.
لَتَجِدَنَّ أَشَدَّ النَّاسِ عَدَاوَةً لِّلَّذِينَ آمَنُواْ الْيَهُودَ وَالَّذِينَ أَشْرَكُواْ وَلَتَجِدَنَّ أَقْرَبَهُمْ مَّوَدَّةً لِّلَّذِينَ آمَنُواْ الَّذِينَ قَالُوَاْ إِنَّا نَصَارَى ذَلِكَ بِأَنَّ مِنْهُمْ قِسِّيسِينَ وَرُهْبَانًا وَأَنَّهُمْ لاَ يَسْتَكْبِرُونَ
Okunuşu: Le tecidenne eşedden nâsi adâveten lillezîne âmenûl yehûde vellezîne eşrakû, ve le tecidenne akrabehum meveddeten lillezîne âmenûllezîne kâlû innâ nasârâ zâlike bi enne minhum kıssîsîne ve ruhbânen ve ennehum lâ yestekbirûn(yestekbirûne).
Mâide / 82 - (Diyanet İşleri)
(Ey Muhammed!) İman edenlere düşmanlık etmede insanların en şiddetlisinin kesinlikle Yahudiler ile Allah’a ortak koşanlar olduğunu görürsün. Yine onların iman edenlere sevgi bakımından en yakınının da “Biz hıristiyanlarız” diyenler olduğunu mutlaka görürsün. Çünkü onların içinde keşişler ve rahipler vardır. Onlar büyüklük de taslamazlar.
Mâide / 82 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
İnsanların, inananlara düşmanlıkta en ileri gidenleri, göreceksin, Yahûdilerle müşriklerdir, inananlara sevgi bakımından en yakınları da biz Nasrânîyiz diyenlerdir. Bunun sebebi de, onların içinde ilimle, ibadetle uğraşanlarla rahiplerin bulunuşudur ve bir de onlar, ululanmazlar.
Mâide / 82 - (Abdullah Parlıyan)
İnsanlar içerisinde, inananlara en yaman düşman olarak Yahudileri ve Allah'tan başkalarına ilahlık yakıştıranları bulursun. Bütün insanlar içerisinde, inananlara en çok şefkat gösterenlerin ise “Biz nesârâyız” diyenler olduğunu göreceksin. Bu böyledir, çünkü o Hıristiyanlar arasında, gerçekleri bilen ve toplumlarına bildiren, ilim ve ibadetle meşgul olan kimselerle, Allah ve ahiret korkusuyla kendilerini manastırlara kapatan kimseler vardır ki, bunlar büyüklük taslamazlar.
Mâide / 82 - (Adem Uğur)
İnsanlar içerisinde iman edenlere düşmanlık bakımından en şiddetli olarak yahudiler ile, şirk koşanları bulacaksın. Onlar içinde iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da "Biz hıristiyanlarız" diyenleri bulacaksın. Çünkü onların içinde keşişler ve râhipler vardır ve onlar büyüklük taslamazlar.
Mâide / 82 - (Ahmed Hulusi)
Muhakkak ki iman edenlere düşmanlık bakımından insanların en şiddetlisi olarak, Yahudileri ve şirk koşanları bulursun. . . Elbette iman edenlere sevgi bakımından onların en yakını olarak da, "Biz Nasarayız = Hristiyanlarız" diyenleri. . . Ki onlardan (Nasaradan) kıssisîn (derin ilim sahibi keşişler) ve ruhban (kendini Allâh'a adamış rahipler) vardır ki kesinlikle onlar kibre sapmazlar.
Mâide / 82 - (Ahmet Tekin)
İnsanlar içerisinde iman edenlere en azılı düşman olarak yahudileri ve ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında Allah’a ortak koşanları, putperestleri göreceksin. İnsanlar içerisinde, iman edenlere, sevgide en yakın kimseler olarak da: 'Biz hristiyanlarız' diyenlerden ehl-i tevhid kimseleri göreceksin. Bu, onların içlerinde, âlim ve âbidlerin-keşişlerin, râhiplerin-zâhidlerin bulunması sebebiyledir. Onlar, doğruları söylemeyi, hakka boyun eğip tâbi olmayı, kibir-gurur meselesi yapmazlar.
Mâide / 82 - (Ahmet Varol)
İnsanların içinde iman edenlere düşmanlıkta en katı olanların yahudilerle müşrikler olduğunu görürsün. İman edenlere sevgi bakımından en yakın olanların ise 'biz hıristiyanlarız' diyenler olduklarını görürsün. Bu onların içinde bilginlerin, rahiblerin bulunması ve onların büyüklenmemeleri sebebiyledir.
Mâide / 82 - (Ali Bulaç)
Andolsun, insanlar içinde, müminlere en şiddetli düşman olarak Yahudiler ve müşrikleri bulursun. Onlardan, iman edenlere sevgi bakımından en yakın olanların da: «Hıristiyanlarız» diyenleri bulursun. Bu, onlardan (birtakım) papaz ve rahiplerin olması ve onların gerçekte büyüklük taslamamaları nedeniyledir.
Mâide / 82 - (Ali Fikri Yavuz)
Andolsun ki, Yahudî’lerle müşrikleri, müminlere düşmanlık bakımından, insanların en şiddetlisi bulacaksın. Sevgi bakımından müminlere en yakın olanlarını da “-Biz Hristiyanız.” diyenleri bulacaksın. Bunun sebebi şu: Çünkü onların içinde bilgin Keşişler ve dünyayı terk eden Rahipler vardır. Hakikaten onlar, hakkı kabul hususunda büyüklenmez ve kibretmezler.
Mâide / 82 - (Ali Ünal)
Şurası muhakkak ki, iman edenlere insanlar içinde en şiddetli düşmanlık besleyenleri Yahudiler ve (Allah’a) şirk koşanlar olarak bulursun. Yine şurası da muhakkak ki, sevgi ve alâka bakımından iman edenlere en çok yakınlık duyanların ise, “Biz Nasranîyiz!” diyenler olduğunu görürsün. Bu, onların içinde bilhassa geceleri ibadetle meşgul keşişler ve (manastırlara kapanmış, Âhiret endişesi içinde nefisleriyle mücadele içinde) ruhbanlar bulunması sebebiyledir ve onlar, (alçakgönüllü olup) büyüklenmezler.
Mâide / 82 - (Bayraktar Bayraklı)
İnsanlar içinde iman edenlere düşmanlık bakımından en şiddetli olarak Yahudiler ile şirk koşanları bulacaksın. Onlar içinde iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da, “Biz Hıristiyanlarız” diyenleri bulacaksın. Çünkü onların içinde keşişler ve rahipler vardır ve onlar kibre kapılmazlar.
Mâide / 82 - (Bekir Sadak)
Inananlara en siddetli dusman olarak, insanlardan yahudileri ve Allah'e es kosanlari bulursun. Onlardan, inananlara sevgice en yakin «Biz hiristiyaniz» diyenleri bulursun. Bu, onlarin icinde bilginler ve rahibler bulunmasindan ve buyukluk taslamamalarindandir.
Mâide / 82 - (Celal Yıldırım)
And olsun ki, mü'minlere karşı insanlardan en şiddetli düşman olarak Yahudileri ve bir de Allah'a ortak koşanları bulursun. Ve onlardan mü'minlere karşı en yakın sevgi gösterenleri ise, «Biz Nâsrânîyiz» diyenleri bulursun. Bu da, onların arasında papazlar ve rahipler bulunduğu içindir; hem bunlar (Hakk'ı kabulde pek) büyüklük taslamazlar.
Mâide / 82 - (Cemal Külünkoğlu)
İnsanlar içerisinde iman edenlere düşmanlık bakımından en şiddetli olarak Yahudiler ile şirk koşanları bulacaksın. Onlar içinde iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da “Biz Hıristiyanlarız” diyenleri bulacaksın. Çünkü Hıristiyanlar arasında Allah'a bağlı bilginler ve din adamları vardır ve onlar büyüklük taslamazlar.
Mâide / 82 - (Diyanet İşleri (eski))
İnananlara en şiddetli düşman olarak, insanlardan yahudileri ve Allah'a eş koşanları bulursun. Onlardan, inananlara sevgice en yakın 'Biz hıristiyanız' diyenleri bulursun. Bu, onların içinde bilginler ve rahibler bulunmasından ve büyüklük taslamamalarındandır.
Mâide / 82 - (Diyanet Vakfi)
İnsanlar içerisinde iman edenlere düşmanlık bakımından en şiddetli olarak yahudiler ile, şirk koşanları bulacaksın. Onlar içinde iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da «Biz hıristiyanlarız» diyenleri bulacaksın. Çünkü onların içinde keşişler ve râhipler vardır ve onlar büyüklük taslamazlar.
Mâide / 82 - (Edip Yüksel)
İnsanların arasında inananların en azılı düşmanı olarak Yahudileri ve müşrikleri bulacaksın. İnananlara sevgice en yakınları da 'Biz Hristiyanız,' diyenleri bulursun. Çünkü onlar arasında büyüklük taslamayan papazlar ve rahipler var.
Mâide / 82 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Nâsın mü'minlere adavetçe en şiddetlisini her halde Yehudîlerle müşrikler bulacaksın, mü'minlere meveddetçe en yakınlarını da her halde «biz Nesârâyız» diyenler bulacaksın, sebebi: çünkü bunların içinde âlim keşişler ve târiki dünya rahibler vardır ve bunlar kibr etmezler
Mâide / 82 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
İnsanların inananlara düşmanlık bakımından en azılısı olarak herhalde yahudilerle Allah'a ortak koşanları bulacaksın. İnananlara dostluk bakımından en yakın olarak da her halde «Biz hıristiyanlarız.» diyenleri bulacaksın. Bunun sebebi, onların içinde bilgin keşişlerin ve dünyayı terk etmiş rahiplerin bulunmasıdır ve bunlar büyüklük taslamazlar.
Mâide / 82 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
İman edenlere karşı düşmanlık yönünden insanların en şiddetlisi olarak yahudileri ve Allah'a ortak koşanları bulursun. Ve yine iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da: «Biz hıristiyanlarız» diyenleri bulursun. Çünkü onların içlerinde keşişler ve rahipler vardır. Ve onlar büyüklük taslamazlar.
Mâide / 82 - (Gültekin Onan)
Andolsun, insanlar içinde, inananlara en şiddetli düşman olarak yahudileri ve müşrikleri bulursun. Onlardan, inananlara sevgi bakımından en yakın olarak da "Hristiyanız" diyenleri bulursun. Bu, onlardan (birtakım) papaz ve rahiplerin olması ve onların gerçekte büyüklük taslamamaları nedeniyledir.
Mâide / 82 - (Harun Yıldırım)
Yahudilerle şirk koşanları iman edenlere düşmanlık bakımından insanların en şiddetlisi olarak bulacaksın. İman edenlere sevgi bakımından da: “Biz hristiyanız.” diyenleri onların en yakını olarak bulacaksın. İşte bunun sebebi onlardan keşişlerin ve rahiplerin olması ve onların kesinlikle büyüklük taslamamalarıdır.
Mâide / 82 - (Hasan Basri Çantay)
İnsanların, îman edenlere düşmanlık bakımından, en şiddetlisi, andolsun ki, Yahudilerle Allaha eş koşanları bulacaksın. Onların, îman edenlere sevgisi bakımından, daha yakınını da, andolsun, «Biz Nasrânîleriz» diyenleri bulacaksın. Bunun sebebi şudur: Çünkü onların içinde keşişler, râhibler vardır. Şübhe yok ki onlar (hakkı i'tiraf hususunda o derecede) büyüklenmek istemezler.
Mâide / 82 - (Hayrat Neşriyat)
Îmân edenlere düşmanlık cihetiyle insanların en şiddetlisi (olarak), elbette yahudileri ve (Allah’a) ortak koşanları bulacaksın! Îmân edenlere sevgi cihetiyle onların en yakını (olarak) da, elbette 'Doğrusu biz hristiyanız!' diyenleri bulacaksın! Bu, şübhesiz onların içinde âlimlerin ve (ibâdet ehli) râhiblerin bulunması ve gerçekten onların (hakka tâbi' olmakta yahudi ve dinsizlere nisbetle) kibirlenmemelerindendir.
Mâide / 82 - (İbni Kesir)
Andolsun ki, insanlardan, iman edenlere en şiddetli düşman olarak, yahudileri ve Allah'a şirk koşanları bulacaksın. Andolsun ki, onlardan iman edenlere sevgide en yakını da; Biz hristiyanlarız, diyenleri bulacaksın. Bunun sebebi: Onların içinde keşişler ve rahibler bulunmasından ve onların gerçekten büyüklük taslamamalarındandır.
Mâide / 82 - (Kadri Çelik)
Şüphesiz insanlardan, iman edenlere en şiddetli düşman olarak, Yahudileri ve şirk koşanları bulursun. Onlardan, iman edenlere sevgice en yakın olarak da “Biz Hıristiyanlarız” diyenleri bulursun. Bu, onların içinde bilginler ve rahipler bulunmasından ve onların büyüklük taslamamalarındandır.
Mâide / 82 - (Muhammed Esed)
Bütün insanlar içinde (bu ilahi kelama) inananlara en çok düşmanlık yapanların Yahudiler ve Allahtan başkasına ilahlık yakıştırmaya şartlanmış olanlar olduğunu kesinlikle göreceksin; ve bütün insanlar içinde (bu ilahi kelama) inananlara en çok şefkat gösterenlerin ise "Biz Hıristiyanız" diyenler olduğunu göreceksin: böyledir, çünkü onlar arasında öyle keşişler ve rahipler var ki bunlar kibre kapılmamışlardır.
Mâide / 82 - (Mustafa İslamoğlu)
Kesinlikle bütün insanlar içerisinde, (bu mesaja) iman edenlere karşı en çok düşmanlık yapanların Yahudiler ve Allah'a şirk koşanlar olduğunu görürsün. Yine onlar içerisinden (bu mesaja) iman edenlere en yakın olanların da, "Biz Nasara'yız" diyenler olduğunu görürsün. Bunun nedeni, onların arasında böbürlenmeyen keşişlerin ve rahiplerin bulunuyor olmasıdır.
Mâide / 82 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Kasem olsun ki, imân edenlere nâsın adavetce en şiddetlisini, mutlaka Yahudiler ile müşrikleri bulacaksın. Ve yine kasem olsun ki nâsın mü'minlere meveddetce en yakın olanları da, «Biz Nasâra'yız» diyenleri bulacaksın. Bu da onların içinde herhalde bilgin, abid olanların ve tarik-ı dünya olan rahiplerin bulunmasındandır. Ve şüphe yok ki, onlar kibir etmek de istemezler.
Mâide / 82 - (Ömer Öngüt)
Andolsun ki insanların içerisinde, müminlere en şiddetli düşman olarak yahudileri ve Allah'a şirk koşanları bulursun. Onların, iman edenlere sevgi bakımından en yakın olanlarını da: “Biz hıristiyanız. ” diyenleri bulursun. Çünkü onların içlerinde keşişler ve rahipler vardır, onlar büyüklük taslamazlar.
Mâide / 82 - (Şaban Piriş)
İman edenlere düşmanlıkta insanların en şiddetlisi olarak Yahudileri ve şirk koşanları bulursun. İman edenlere sevgice en yakın olarak da: -Biz Hıristiyanız, diyenleri bulursun. Bu, onların arasında büyüklük taslamayan bilginler ve rahipler bulunmasındandır.
Mâide / 82 - (Sadık Türkmen)
(Ey Muhammed!) İman edenlere düşmanlık etmede, insanların en şiddetlisinin (Kur’an’ın indiği zamandaki) Yahudiyim diyenler ve Allah’a ortak koşanlar (Müşrikler) olduğunu görürsün. Yine onların iman edenlere, sevgi bakımından en yakınlarının da kesinlikle; “Biz Hristiyanlarız” diyenler (Kur’an’ın indiği zamandaki Neccaşi gibiler) olduğunu görürsün. Çünkü onların içinde keşişler ve rahipler var. Onlar büyüklük de taslamıyorlar.
Mâide / 82 - (Seyyid Kutub)
İnsanlar arasında müminlere en amansız düşman olanların yahudiler ve Allah'a ortak koşanlar olduğunu göreceksin. Buna karşılık müminlere en çok sempati duyanların «Biz hırıstiyanız» diyenler olduğunu göreceksin. Çünkü hristiyanlar arasında Allah'a bağlı bilginler ve din adamları vardır ve onlar büyüklük taslamazlar.
Mâide / 82 - (Suat Yıldırım)
Sen, iman edenlere, düşmanlık besleme bakımından onların en şiddetlilerinin Yahudiler ile müşrikler olduğunu görürsün. Müminlere sevgi bakımından en çok yakınlık duyanların ise "Biz Nasâra’yız (Hıristiyan’ız)" diyenler olduğunu görürsün. Bunun sebebi, onlar arasında bilgin keşişlerin ve dünyayı terk etmiş rahiplerin bulunması ve onların kibirlenmemeleridir.
Mâide / 82 - (Süleyman Ateş)
İnsanlar içerisinde, inananlara en yaman düşman olarak yahûdileri ve (Allah'a) ortak koşanları bulursun. İnananlara sevgice en yakınları da "Biz hıristiyanlarız." diyenleri bulursun. Çünkü onların içlerinde keşişler ve rahipler vardır ve onlar büyüklük taslamazlar.
Mâide / 82 - (Tefhim-ul Kuran)
Andolsun, insanlar içinde, müminlere en şiddetli düşman olarak Yahudiler ve müşrikleri bulursun. Onlardan, iman edenlere sevgi bakımından en yakın olanların da: «Hıristiyanlarız» diyenleri bulursun. Bu, onlardan (birtakım) papaz ve rahiplerin olması ve onların gerçekte büyüklük taslamamaları nedeniyledir.
Mâide / 82 - (Ümit Şimşek)
İman edenlere düşmanlıkta insanların en şiddetlisi olarak Yahudileri ve Allah'a ortak koşanları bulacaksın. İman edenlere sevgide insanların en yakını olarak da 'Biz Hıristiyanız' diyenleri bulacaksın. Çünkü onların içinde keşişler ve rahipler vardır ki, bunlar büyüklük taslamazlar.
Mâide / 82 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Şu tartışılmaz bir gerçektir ki, insanların iman edenlere en şiddetli düşmanlık duyanlarını, Yahudilerle şirke batanlar bulursun. Şu da tartışılmaz bir gerçektir ki, insanların iman edenlere sevgide en yakın olanlarını "biz Hıristiyanlarız" diyenler bulursun. Bu böyledir. Çünkü o Hıristiyanlar içinde derin araştırmalar yapan keşişler, kendini Allah'a adamış rahipler vardır. Ve onlar, kibre sapmazlar.
Mâide / 82 - (İskender Ali Mihr)
Âmenû olanlara karşı, insanlardan en şiddetli düşman olarak mutlaka Yahudileri ve (Allah’a) şirk koşanları (müşrikleri) bulursun. Dostluk bakımından âmenû olanlara en yakın olarak da: “Muhakkak ki biz nasrâniyiz.” diyenleri bulursun. Bu, onların arasında keşişler ve ruhbanların bulunması ve onların kibirlenmemesi (büyüklenmemesi) sebebiyledir.
Mâide / 82 - (İlyas Yorulmaz)
İnananlara, insanlar içinde en şiddetli düşmanlık yapanların Yahudiler ve Allah’a ortak koşan müşrikleri bulursun. İnananlara en çok sevgiyle yaklaşanların ise, biz hıristiyanız diyenleri bulursun. Çünkü onların içerisinde büyüklenmeyen keşiş ve rahipler var.
وَإِذَا سَمِعُواْ مَا أُنزِلَ إِلَى الرَّسُولِ تَرَى أَعْيُنَهُمْ تَفِيضُ مِنَ الدَّمْعِ مِمَّا عَرَفُواْ مِنَ الْحَقِّ يَقُولُونَ رَبَّنَا آمَنَّا فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِدِينَ
Okunuşu: Ve izâ semiû mâ unzile ilâr resûli terâ a’yunehum tefîdu mined dem’ı mimmâ arafû minel hakk(hakkı), yekûlûne rabbenâ âmennâ fektubnâ meaş şâhidîn(şâhidîne).
Mâide / 83 - (Diyanet İşleri)
Peygamber’e indirileni (Kur’an’ı) dinledikleri zaman hakkı tanımalarından dolayı gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. “Ey Rabbimiz! İnandık. Artık bizi (hakikate) şahitlik edenler (Muhammed’in ümmeti) ile beraber yaz” derler.
Mâide / 83 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Peygamberlere indirileni duydular mı gerçeği tanıdıklarından görürsün ki gözleri yaşla dolar da taşar. Derler ki: Rabbimiz, inandık biz, bizi gerçeğe tanık olanlardan et.
Mâide / 83 - (Abdullah Parlıyan)
O kimseler ki, bu elçiye indirilen Kur'ân'ı dinleyip anladıklarında, gözlerinden yaşlar boşaldığını görürsün. Çünkü o Kur'ân'daki gerçekleri tanırlar ve “Ey Rabbimiz!” derler, “Biz inandık, bizi hakka şahid olanlarla beraber yaz.
Mâide / 83 - (Adem Uğur)
Resûle indirileni duydukları zaman, tanış çıktıkları gerçekten dolayı gözlerinden yaşlar boşandığını görürsün. Derler ki: "Rabbimiz! İman ettik, bizi (hakka) şahit olanlarla beraber yaz."
Mâide / 83 - (Ahmed Hulusi)
Er-Rasûl'e (Hz. Rasûlullah'a) inzâl olunanı işittiklerinde, tanıyıp - bildikleri Hak'tan nâzil olmuş bir kısım bilgiden dolayı, gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. . . Derler ki: "Rabbimiz, iman ettik. . . Artık bizi şahitlerle beraber yaz. "
Mâide / 83 - (Ahmet Tekin)
Allah’ın Rasûlüne indirileni, Kur’ân’ı dinledikleri zaman, onun hak bir kitap olduğunu bildiklerinden, gözlerinden yaşlar boşandığını görürsün.'Ey Rabbimiz, biz de iman ettik. Bizi de Kur’ân’ı bilen ve tebliğ eden, çözüm getiren, güvenilir örnek önderlerle, doğruları konuşan şâhitlerle, sâlih kimselerle beraber yaz' derler.
Mâide / 83 - (Ahmet Varol)
Peygambere indirileni duyduklarında, hakkı tanıdıkları haktan dolayı gözlerinin yaşla dolduğunu görürsün. [12] Şöyle derler: 'Ey Rabbimiz! İman ettik, bizi şahitlerle beraber yaz.
Mâide / 83 - (Ali Bulaç)
Elçiye indirileni dinlediklerinde hakkı tanıdıklarından dolayı gözlerinin yaşlarla dolup taştığını görürsün. Derler ki: "Rabbimiz inandık; öyleyse bizi şahidlerle birlikte yaz."
Mâide / 83 - (Ali Fikri Yavuz)
Peygambere indirileni (Kur’an’ı, Hristiyanların anlayışları) dinledikleri zaman, hakkı anladıklarından ötürü gözlerinin yaşla dolup boşandığını görürsün. Onlar şöyle derler: “Ey Rabbimiz! İman ettik, şimdi bizi şehâdet getirenlerle beraber yaz.”
Mâide / 83 - (Ali Ünal)
Onların (Risalet’in has temsilcisi o en büyük) Rasûl’e indirilen (Kur’ân)’ı işittikleri zaman, (kendi kitaplarında görüp) tanıdıkları gerçeği (onda bulmaları sebebiyle) gözlerinin yaşla dolduğunu görürsün. İçlerini şöyle boşaltır onlar: “Rabbimiz, iman ettik; bizi (hakkın, Kur’ân’ın ve Rasûlüllah’ ın) şahitleriyle beraber kaydet.
Mâide / 83 - (Bayraktar Bayraklı)
Peygambere indirileni duydukları zaman gerçeği anlamalarından dolayı gözlerinden yaşlar boşandığını görürsün. Derler ki: “Ey Rabbimiz! İman ettik; bizi şâhit olanlarla beraber yaz!”
Mâide / 83 - (Bekir Sadak)
(83-84) Peygambere indirilen Kur'an'i isittiklerinde, gercegi ogrenmelerinden gozlerinin yasla dolarak, «Rabbimiz! Inandik, bizi de sahidlerden yaz. Rabbimizin bizi iyi milletle birlikte bulundurmasini umarken nicin Allah'a ve bize gelen gercege inanmayalim?» dediklerini gorursun.
Mâide / 83 - (Celal Yıldırım)
Peygambere indirileni işitince, Hakk'a olan aşinalıklarından dolayı gözlerinde yaş dolup boşaldığını görürsün. «Rabbimiz! İnandık, bizi (hakka) şâhidlerle beraber yaz» derler.
Mâide / 83 - (Cemal Külünkoğlu)
Peygambere indirilen (Kur'an)ı dinledikleri vakit gözlerinden yaşlar boşaldığını görürsün, çünkü ondaki hakikatin bir kısmını tanırlar. (Ve) “Ey Rabbimiz” derler, “Biz inanıyoruz. Öyleyse bizi hakikate şahitlik edenlerle bir tut.”
Mâide / 83 - (Diyanet İşleri (eski))
(83-84) Peygambere indirilen Kuran'ı işittiklerinde, gerçeği öğrenmelerinden gözlerinin yaşla dolarak, 'Rabbimiz! İnandık, bizi de şahidlerden yaz. Rabbimizin bizi iyi milletle birlikte bulundurmasını umarken niçin Allah'a ve bize gelen gerçeğe inanmayalım?' dediklerini görürsün.
Mâide / 83 - (Diyanet Vakfi)
Resûle indirileni duydukları zaman, tanış çıktıkları gerçekten dolayı gözlerinden yaşlar boşandığını görürsün. Derler ki: «Rabbimiz! İman ettik, bizi (hakka) şahit olanlarla beraber yaz.»
Mâide / 83 - (Edip Yüksel)
Elçiye inenleri işittiklerinde, gerçeği tanımalarından ötürü gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. Derler ki, 'Rabbimiz, inandık, bizi tanıklardan say.
Mâide / 83 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Peygambere indirileni dinledikleri zaman da gözlerini görürsün ki aşîna çıktıkları haktan yaşlar dolub boşanarak «ya Rabbenâ derler: inandık iyman getirdik, şimdi sen bizi şehadet getirenlerle beraber yaz»
Mâide / 83 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Peygambere indirileni dinledikleri zaman onun hak olduğuna aşinalıklarından dolayı gözlerinin yaşlarla dolup boşandığını görürsün. Onlar: «Ey bizim Rabbimiz, inandık iman getirdik, şimdi Sen bizi şahitlik yapanlarla beraber yaz!
Mâide / 83 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Peygamber'e indirilen (Kur'ân)i dinledikleri zaman, onun hak olduğunu öğrendiklerinden dolayı gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. Onlar: « Ey Rabb'imiz iman ettik, bizi de şahitlerden yaz» derler.
Mâide / 83 - (Gültekin Onan)
Elçiye indirileni dinlediklerinde hakkı tanıdıklarından dolayı gözlerinin yaşlarla dolup taştığını görürsün. Derler ki: "Rabbimiz inandık; öyleyse bizi şahidlerle birlikte yaz."
Mâide / 83 - (Harun Yıldırım)
Rasul’e indirileni duydukları zaman hakkı anladıklarından onların gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. Derler ki: “Ey Rabbimiz, biz iman ettik; artık bizi şahitlerle beraber yaz!”
Mâide / 83 - (Hasan Basri Çantay)
Peygambere indirilen (Kur'an-ı kerîm) i dinledikleri vakit da hakkı tanıdıklarından dolayı gözlerinin yaşla dolub taşdığını görürsün onların. (Şöyle) derler: «Ey Rabbimiz, îman etdik. Artık bizi (hakka) şâhid olanlarla beraber yaz».
Mâide / 83 - (Hayrat Neşriyat)
Hem (o bir kısım âlim ve râhiblerin) peygambere indirileni (Kur’ân’ı) dinledikleri zaman, (esâsen âşinâ olup) tanıdıkları bu haktan dolayı gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün! 'Rabbimiz! Îmân ettik, artık bizi (hakka) şâhid olanlarla berâber yaz!' derler.
Mâide / 83 - (İbni Kesir)
Peygambere indirileni işittiklerinde; hakkı tanıdıklarından dolayı gözleri yaşla dolup taşar da derler ki: Rabbımız; biz, iman ettik, bizi de şahidlerle beraber yaz.
Mâide / 83 - (Kadri Çelik)
Peygamber'e indirileni işittiklerinde, gerçeği tanıdıklarından dolayı gözleri yaşla dolup taşarak, “Rabbimiz! İnandık, bizi de şahitlerden yaz” dediklerini görürsün.
Mâide / 83 - (Muhammed Esed)
Onlar bu elçiye indirileni anlamaya başladıkları zaman gözlerinden yaşlar boşaldığını görürsün, çünkü ondaki hakikatin bir kısmını tanırlar; (ve) "Ey Rabbimiz" derler, "Biz inanıyoruz: öyleyse bizi hakikate şahitlik yapanlar ile bir tut."
Mâide / 83 - (Mustafa İslamoğlu)
Onlar Peygamber'e indirileni işittiklerinde, ondaki hakikatleri kavradıkları için gözyaşlarının çağladığını görürsün. Derler ki: "Rabbimiz! İnandık biz: o halde bizi de hakka şahit olanlarla birlikte yaz!
Mâide / 83 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ve Peygamber'e indirilmiş olanı dinledikleri zaman, hakkı bildiklerinden dolayı onların gözlerinin yaş ile dolup taştığını görürsün. Derler ki: «Ey Rabbimiz! İmân ettik, artık bizi (hakka) şahit olanlar ile beraber yaz.»
Mâide / 83 - (Ömer Öngüt)
Peygamber'e indirileni dinledikleri zaman; hakkı tanıdıklarından ötürü gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. Derler ki: “Rabbimiz! Biz iman ettik, bizi de şâhit olanlarla beraber yaz!”
Mâide / 83 - (Şaban Piriş)
Peygamber’e indirileni işittikleri zaman, gerçeği anlamalarından dolayı gözlerinin yaşla dolduğunu görürsün, -Rabbimiz, iman ettik, bizi de şahitlerle beraber yaz! derler.
Mâide / 83 - (Sadık Türkmen)
Peygamber’e indirileni (Kur’an’ı) dinledikleri zaman; hakkı tanımalarından/gerçeği bilmelerinden dolayı, gözlerinin yaşla dolup taştığını görüyorsun. “Ey Rabbimiz! İnandık. Artık bizi şahitler ile beraber yaz” derler.
Mâide / 83 - (Seyyid Kutub)
Peygambere indirilen Kur'an'ı işitince gerçeği tanımalarının sonucu olarak gözlerinden yaşlar akarken onların şöyle dediğini görürsün: «Ey Rabbimiz, inandık, bizi de gerçeğe şahit olanlar arasında yaz.»
Mâide / 83 - (Suat Yıldırım)
(83-84) Peygambere indirilen Kur’ân’ı dinledikleri vakit, onda âşinaları olan hakikate kavuşmaları sebebiyle gözlerinin yaşla dolup taştığını görür ve şöyle dediklerini işitirsin: "İman ettik ya Rabbena! Bizi de hakka şahitlik edenlerle beraber yaz! Bütün isteğimiz ve umudumuz, Rabbimizin bizi hayırlı insanlar arasına dahil etmesi iken, ne diye Allah’a ve bize gelen bu hakikate iman etmeyelim ki?"
Mâide / 83 - (Süleyman Ateş)
Elçi'ye indirilen(Kur'ân)ı dinledikleri zaman, tanıdıkları gerçekten dolayı gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. Derler ki: "Rabbimiz, inandık, bizi şâhidlerle beraber yaz!"
Mâide / 83 - (Tefhim-ul Kuran)
Peygambere indirileni dinlediklerinde hakkı tanıdıklarından dolayı gözlerinin yaşlarla dolup taştığını görürsün. Derler ki: «Rabbimiz inandık; öyleyse bizi şahidlerle birlikte yaz.»
Mâide / 83 - (Ümit Şimşek)
Peygambere indirileni işittiklerinde, âşinâ oldukları haktan dolayı gözlerinin yaşla dolduğunu görürsün. 'Ey Rabbimiz, iman ettik,' derler. 'Sen de bizi hakka şahitlik edenlerle beraber yaz.
Mâide / 83 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Resule indirileni dinlediklerinde farkına vardıkları gerçekten dolayı gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. Şöyle derler: "Ey Rabbimiz, iman ettik. Artık bizi de gerçeğin tanıklarıyla birlikte kaydet."
Mâide / 83 - (İskender Ali Mihr)
Ve Resûl’e indirileni (Kur’ân’ı) işittikleri zaman, Hakk’tan olan şeylere arif olduklarından dolayı, onların gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. “Rabb’imiz, biz îmân ettik (âmenû olduk), artık bizi şâhitlerle beraber yaz...” derler.
Mâide / 83 - (İlyas Yorulmaz)
Elçiye indirilen Kur’an-ı işittiklerinde, gerçek vahyin ne olduğunu bildiklerinden, gözlerinden yaşlar aktığını ve “Rabbimiz! İman ettik, işittiğimiz bu Kur’an’ın doğru olduğuna şahitlik edenlerden olduğumuzu yaz” dediklerini görürsün.
وَمَا لَنَا لاَ نُؤْمِنُ بِاللّهِ وَمَا جَاءنَا مِنَ الْحَقِّ وَنَطْمَعُ أَن يُدْخِلَنَا رَبَّنَا مَعَ الْقَوْمِ الصَّالِحِينَ
Okunuşu: Ve mâ lenâ lâ nu’minu billâhi ve mâ câenâ minel hakkı ve natmeu en yudhılenâ rabbunâ meal kavmis sâlihîn(sâlihîne).
Mâide / 84 - (Diyanet İşleri)
“Rabbimizin, bizi salihler topluluğuyla beraber (cennete) koymasını umarken, Allah’a ve bize gelen gerçeğe ne diye inanmayalım?”
Mâide / 84 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
«Ve biz ne için Allah Teâlâ'ya ve bize Hak'tan gelene imân etmeyelim? Halbuki, biz ümit ederiz ki, Rabbimiz bizi sâlihler olan kavim ile beraber (cennete) idhal buyursun.»
Mâide / 84 - (Adem Uğur)
Rabbimizin bizi iyiler arasına katmasını umup dururken niçin Allah'a ve bize gelen gerçeğe iman etmeyelim?
Mâide / 84 - (Ahmed Hulusi)
"Rabbimizin bizi, sâlihler topluluğuna katmasını umarken, ne diye Esmâ'sıyla hakikatimiz olan Allâh'a ve Hak'tan bize gelmiş olana iman etmeyelim!"
Mâide / 84 - (Ahmet Tekin)
'Niçin, Allah’a ve bize gelen hak kitaba, doğru bilgilere, hakça düzeni getiren Kur’ân’a iman etmeyelim? Rabbimizin bizi dindar, ahlâklı, hayır-hasenat sahibi müslümanlarla, sâlih kullarla birlikte cennete koymasını arzu etmiyor muyduk?'
Mâide / 84 - (Ahmet Varol)
Rabbimizin bizi salihler topluluğunun arasına katmasını umarken, Allah'a ve bize gelen gerçeğe niçin iman etmeyelim!'
Mâide / 84 - (Ali Bulaç)
"Hem Rabbimizin bizi salihler topluluğuna katmasını umarken ne diye Allah'a ve bize haktan gelene inanmayalım?"
Mâide / 84 - (Ali Fikri Yavuz)
Bütün emelimiz Rabbimizin bizi sâlih kimseler arasına koyması iken, neye biz Allah’a ve bu bize gelen Peygamberle Kur’an’a iman etmiyelim?”
Mâide / 84 - (Ali Ünal)
“Rabbimizin bizi salihler topluluğuna dahil etmesi ümit ve beklentisi içinde iken, Allah’a ve bize gelen gerçeğe neden inanmayacakmışız?”
Mâide / 84 - (Bayraktar Bayraklı)
“Rabbimizin bizi dürüst ve erdemliler arasına katmasını o kadar şiddetle arzuladığımız halde, nasıl Allah'a ve bize indirilen hakikate inanmakta zaaf gösterebilirdik?”
Mâide / 84 - (Bekir Sadak)
(83-84) Peygambere indirilen Kur'an'i isittiklerinde, gercegi ogrenmelerinden gozlerinin yasla dolarak, «Rabbimiz! Inandik, bizi de sahidlerden yaz. Rabbimizin bizi iyi milletle birlikte bulundurmasini umarken nicin Allah'a ve bize gelen gercege inanmayalim?» dediklerini gorursun.
Mâide / 84 - (Celal Yıldırım)
Bize ne oluyor da Allah'a ve bize gelen hakka (ilâhî çağrıya) inanmayalım ? Halbuki Rabbimizin bizi iyi kişiler topluluğuna katmasını umup durmaktayız.
Mâide / 84 - (Cemal Külünkoğlu)
Ve “Bize ne oluyor ki, Rabbimizin bizi dürüst ve erdemliler ile beraber (cennete) koymasını umarken ne diye Allah'a ve bize gelen gerçeğe (Kur'an'a ve Peygamber)e inanmayalım!”
Mâide / 84 - (Diyanet İşleri (eski))
(83-84) Peygambere indirilen Kuran'ı işittiklerinde, gerçeği öğrenmelerinden gözlerinin yaşla dolarak, 'Rabbimiz! İnandık, bizi de şahidlerden yaz. Rabbimizin bizi iyi milletle birlikte bulundurmasını umarken niçin Allah'a ve bize gelen gerçeğe inanmayalım?' dediklerini görürsün.
Mâide / 84 - (Edip Yüksel)
'Rabbimizin bizi iyiler arasına katmasını umduğumuz halde neden ALLAH'a ve bize ulaşan gerçeklere inanmıyalım?'
Mâide / 84 - (Gültekin Onan)
"Hem rabbimizin bizi salihler topluluğuna katmasını umarken ne diye Tanrı'ya ve bize haktan gelene inanmayalım?"
Mâide / 84 - (Harun Yıldırım)
“Rabbimizin bizi salihler topluluğuyla birlikte girdirmesini umud ettiğimiz halde biz niçin Allah’a ve bize gelen hakka iman etmeyelim?”
Mâide / 84 - (Hasan Basri Çantay)
«Zâten biz, Rabbimizin bizi de saalihler katarına katıb koymasını unutub dururken ne diye Allaha ve bize gelen hakıykata îman etmeyelim?».
Mâide / 84 - (Hayrat Neşriyat)
'Zâten biz, Rabbimizin bizi sâlihler zümresiyle berâber (Cennete) koymasınıümîd ederken, neden Allah’a ve bize gelen hakka îmân etmeyelim?'
Mâide / 84 - (İbni Kesir)
Hem, Rabbımızın bizi salihler topluluğuyla beraber bulundurmasını umarken niçin Allah'a ve bize gelen hakikate iman etmeyelim.
Mâide / 84 - (Kadri Çelik)
“Bize ne olmuş ki Rabbimizin bizi iyiler arasına katmasını arzularken Allah'a ve bize gelmiş olan gerçeğe iman etmeyelim?”
Mâide / 84 - (Muhammed Esed)
Ve Rabbimizin bizi dürüst ve erdemliler arasına katmasını o kadar şiddetle arzuladığımız halde nasıl Allaha ve bize indirilen hakikate inanmakta zaaf gösterebilirdik?
Mâide / 84 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
«Ve biz ne için Allah Teâlâ'ya ve bize Hak'tan gelene imân etmeyelim? Halbuki, biz ümit ederiz ki, Rabbimiz bizi sâlihler olan kavim ile beraber (cennete) idhal buyursun.»
Mâide / 84 - (Ömer Öngüt)
“Rabbimizin bizi sâlihler zümresi arasına katmasını umarken, neden Allah'a ve bize gelen hakikate inanmayalım?”
Mâide / 84 - (Şaban Piriş)
-Rabbimizin bizi salih toplumla birlikte (cennete) girdirmesini beklerken ne diye Allah’a ve bize gelen gerçeklere iman etmeyelim ki?
Mâide / 84 - (Sadık Türkmen)
“rabbimizin, bizi salihler/iyiler topluluğuyla beraber (cennete) koymasını umarken, Allah’a ve bize gelen gerçeğe ne diye inanmayalım?”
Mâide / 84 - (Suat Yıldırım)
(83-84) Peygambere indirilen Kur’ân’ı dinledikleri vakit, onda âşinaları olan hakikate kavuşmaları sebebiyle gözlerinin yaşla dolup taştığını görür ve şöyle dediklerini işitirsin: "İman ettik ya Rabbena! Bizi de hakka şahitlik edenlerle beraber yaz! Bütün isteğimiz ve umudumuz, Rabbimizin bizi hayırlı insanlar arasına dahil etmesi iken, ne diye Allah’a ve bize gelen bu hakikate iman etmeyelim ki?"
Mâide / 84 - (Ümit Şimşek)
'Rabbimizin bizi iyi ve hayırlı kullar arasına katması için can atarken, Allah'a ve haktan bize gelene niçin iman etmeyelim?'
Mâide / 84 - (İskender Ali Mihr)
Ve Rabb’imizin bizi, salihler kavmi ile beraber (cennete) dahil etmesini isterken, niçin biz, Allah’a ve Hak’tan bize gelene (Kur’ân’a ve Resûl’e) îmân etmeyelim?"
Mâide / 84 - (İlyas Yorulmaz)
“Biz, niçin Allah’a ve bize Hak tan gelene iman etmeyelim ki, aynı zamanda Rabbimizin bizi doğru işler yapan topluluklar arasına koymasını da umuyoruz” dediler.
فَأَثَابَهُمُ اللّهُ بِمَا قَالُواْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَذَلِكَ جَزَاء الْمُحْسِنِينَ
Okunuşu: Fe esâbehumullâhu bimâ kâlû cennâtin tecrî min tahtihâl enhâru hâlidîne fîhâ ve zâlike cezâûl muhsinîn(muhsinîne).
Mâide / 85 - (Diyanet İşleri)
Dedikleri bu söze karşılık Allah onlara, devamlı kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetleri mükâfat olarak verdi. İşte bu, iyilik yapanların mükâfatıdır.
Mâide / 85 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Allah da onları söyledikleri söz yüzünden, kıyısından ırmaklar akan cennetlere sokarak mükâfatlandırır, orada ebedî olarak kalırlar ve budur işte iyilik edenlerin mükâfatı.
Mâide / 85 - (Abdullah Parlıyan)
Böyle söyledikleri için, Allah onlara içinde devamlı kalmak üzere, zemininden ırmaklar akan cennetleri mükafat olarak verdi. İyilik yapanların ödülü işte budur.
Mâide / 85 - (Adem Uğur)
Söyledikleri (bu) sözden dolayı Allah onlara, içinde devamlı kalmak üzere, zemininden ırmaklar akan cennetleri mükâfat olarak verdi. İyi hareket edenlerin mükâfatı işte budur.
Mâide / 85 - (Ahmed Hulusi)
Böyle düşünmeleri nedeniyle, Allâh onları içinde ebedî kalacakları, altlarından nehirler akan cennetler ile mükâfatlandırdı. . . İşte budur muhsinlerin cezası! (İhsanın cezası = karşılığı = getirisi = sonucu, ihsandır. )
Mâide / 85 - (Ahmet Tekin)
Bu sözleri sebebiyle, Allah onları altlarından ırmaklar akan cennet konaklarıyla mükâfatlandırdı. Orada ebedî yaşarlar. Bu, iyiliği, iyi niyetleri, dinin, ahlâkın ve kamu vicdanının emirlerini, devamlı davranışlarına, ilişkilerine, görevlerine, hayatlarına yansıtan, samimiyetle ibadet eden, aktif olarak iyiliğe, iyi uygulamaya, iyileştirmeye örnek olan, işlerinde mükemmellik, dürüstlük ve başarı için dikkat harcayan, hayırlı icraatlar, kalıcı hizmetler yapan mü’minlerin mükâfatıdır.
Mâide / 85 - (Ahmet Varol)
Allah da söylediklerine karşılık onlara içinde sonsuza kadar kalacakları altından ırmaklar akan cennetler verdi. İşte iyilik edenlerin mükafatları budur.
Mâide / 85 - (Ali Bulaç)
Böylelikle Allah, dediklerine karşılık olarak içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler verdi. Bu, iyilik yapanların karşılığıdır.
Mâide / 85 - (Ali Fikri Yavuz)
İşte böyle demelerine karşılık Allah da kendilerine sevap olarak ağaçları altından ırmaklar akan cennetleri verdi ki, içlerinde ebediyyen kalıcı haldedirler. İşte iyilik yapanların mükâfatı budur.
Mâide / 85 - (Ali Ünal)
Bu söz ve tavırlarından dolayı Allah onları, hem de içlerinde sonsuzca kalmak üzere, (ağaçlarının arasından ve köşklerinin) altından ırmaklar akan cennetlerle mükâfatlandırmaya (hükmetmiştir). Budur Rabbilerini görürcesine, en azından Rabbilerinin kendilerini gördüğünün şuuru içinde davrananların mükâfatı.
Mâide / 85 - (Bayraktar Bayraklı)
Bu inançları karşılığı Allah onlara, içinde süreli kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetleri ödül olarak verdi. İyi hareket edenlerin ödülü işte budur.
Mâide / 85 - (Bekir Sadak)
Allah onlara, dediklerine karsilik, temelli kalacaklari, altindan irmaklar akan cennetler verdi. Bu, iyi davrananlarin mukafatidir.
Mâide / 85 - (Celal Yıldırım)
Allah da onlara, bu sözlerine karşılık altlarından ırmaklar akıp, içinde ebedî kalacakları Cennetleri sevap (mükâfat) olarak verdi. İşte bu iyilikte bulunup ihsan üzere davrananların mükâfatıdır.
Mâide / 85 - (Cemal Külünkoğlu)
Allah da onları söyledikleri bu sözden dolayı altlarından ırmaklar akan cennetlerle mükâfatlandırdı. Orada temelli kalacaklardır. İşte güzel davrananların mükâfatı budur.
Mâide / 85 - (Diyanet Vakfi)
Söyledikleri (bu) sözden dolayı Allah onlara, içinde devamlı kalmak üzere, zemininden ırmaklar akan cennetleri mükâfat olarak verdi. İyi hareket edenlerin mükâfatı işte budur.
Mâide / 85 - (Edip Yüksel)
Bu sözlerinden ötürü ALLAH onlara, içlerinde ırmaklar akan ve sürekli kalacakları cennetler verdi. İyi davrananların karşılığı budur.
Mâide / 85 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Böyle demelerine mukabil Allah da kendilerine sevab olarak altından ırmaklar akan Cennetleri verdi, içlerinde muhalled kalmak üzere onlar ki işte muhsinlere mükâfat odur
Mâide / 85 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Böyle demelerine karşılık Allah da kendilerine mükafat olarak altlarından ırmaklar akan cennetleri içlerinde ebedi kalmak üzere verdi. İşte iyilik yapanların mükafatı budur.
Mâide / 85 - (Gültekin Onan)
Böylelikle Tanrı, dediklerine karşılık olarak içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler verdi. Bu, iyilik yapanların karşılığıdır.
Mâide / 85 - (Harun Yıldırım)
Allah da söyledikleri sebebiyle onları altlarından nehirler akan cennetlerle mükafatlandırdı ki orada sürekli kalıcıdırlar. İşte bu iyilik edenlerin mükafatıdır.
Mâide / 85 - (Hasan Basri Çantay)
İşte Allahın onların (bu) söylediklerinden dolayı altından ırmaklar akan cennetleri — kendileri için ebedî kalıcı olmak üzere — onlara mükâfat olarak ihsan etdi. Bu, iyi hareket edenlerin mükâfatıdır.
Mâide / 85 - (Hayrat Neşriyat)
(Bu) söylediklerinden dolayı Allah da, onları altlarından nehirler akan Cennetlerle mükâfâtlandırdı; (onlar) orada ebedî olarak kalıcıdırlar. İyilik edenlerin mükâfâtı ise, işte budur!
Mâide / 85 - (İbni Kesir)
Allah da onları dediklerinden dolayı; altlarından ırmaklar akan cennetlerle mükafatlandırdı. Orada temelli kalacaklardır. İşte ihsan edenlerin mükafatı budur.
Mâide / 85 - (Kadri Çelik)
Allah da onlara, dediklerine karşılık, temelli kalıcılar oldukları, altından ırmaklar akan cennetler ile ödüllendirdi. Bu, ihsan sahiplerinin mükâfatıdır.
Mâide / 85 - (Muhammed Esed)
Ve bu inançları karşılığı Allah onları, mesken edinecekleri, içinden ırmaklar akan hasbahçelerle ödüllendirecektir: bu, iyilik yapanların ödülüdür;
Mâide / 85 - (Mustafa İslamoğlu)
Ve Allah da onları, bu inançlarından dolayı zemininden ırmaklar çağlayan cennetlerle ödüllendirdi, orada karar kılacaklar: işte budur iyilerin ödülü.
Mâide / 85 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Artık Allah Teâlâ da onlara bu söylediklerinden dolayı altından ırmaklar akan cennetleri, içlerinde ebedîyyen kalıcı olmaları üzere ihsan buyurdu. Bu ise muhsin olanların mükâfaatıdır.
Mâide / 85 - (Ömer Öngüt)
Bu sözlerinden dolayı Allah onlara altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler verdi. Güzel hareket edenlerin mükâfatı işte budur.
Mâide / 85 - (Şaban Piriş)
Bu sözlerine karşılık olarak Allah, onlara içinde ırmaklar akan, orada ebedi kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte bu iyi kimselerin mükafatıdır.
Mâide / 85 - (Sadık Türkmen)
Dedikleri bu söze karşılık Allah, onlara sonsuz kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetleri ödül olarak verdi. İşte bu, iyilik yapanların ödülüdür.
Mâide / 85 - (Seyyid Kutub)
Allah, onları bu sözlerinden dolayı, altlarından ırmaklar akan ve içlerinde ebedi olarak kalacakları cennetler ile ödüllendirdi. Bu iyi kulların mükafatıdır.
Mâide / 85 - (Suat Yıldırım)
Böyle demelerine mukabil, Allah onları, içinden ırmaklar akan ve ebedî kalacakları cennetlerle ödüllendirdi. İşte iyi hareket edenlerin mükâfatı böyle olur!
Mâide / 85 - (Süleyman Ateş)
Bu sözlerinden dolayı Allâh onlara, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetler verdi. Güzel davrananların mükâfâtı işte budur!
Mâide / 85 - (Tefhim-ul Kuran)
Böylelikle Allah, dediklerine karşılık olarak içinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan cennetler verdi. Bu, iyilik yapanların karşılığıdır.
Mâide / 85 - (Ümit Şimşek)
Bu söylediklerine karşılık, Allah da onları, içinde ebediyen kalacakları, altlarından ırmaklar akan Cennetlerle ödüllendirdi. İyilik yapan ve iyi kulluk edenlerin karşılığı işte budur.
Mâide / 85 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Böyle söyledikleri için Allah onları, altlarından ırmaklar akan cennetlerle lütuflandırdı. Sürekli kalıcıdırlar orada. İşte budur güzel davrananların ödülü.
Mâide / 85 - (İskender Ali Mihr)
Böylece onlara, söylediklerinden dolayı Allah, altlarından ırmaklar akan ve içlerinde devamlı kalacakları cennetler ihsan etti. Ve işte bu, muhsinlerin mükâfatıdır.
Mâide / 85 - (İlyas Yorulmaz)
Allah da onları, söylediklerinden dolayı altlarından ırmaklar akan cennetlere, sürekli olmak üzere koyacaktır. İyilik yapanların karşılığı budur.
وَالَّذِينَ كَفَرُواْ وَكَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا أُوْلَئِكَ أَصْحَابُ الْجَحِيمِ
Okunuşu: Vellezîne keferû ve kezzebû bi âyâtinâ ulâike ashâbul cahîm(cahîmi).
Mâide / 86 - (Ahmed Hulusi)
Hakikat bilgisini inkâr edenlere ve (Esmâ'nın açığa çıkışı olan) işaretlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar cehennem arkadaşlarıdır!
Mâide / 86 - (Ahmet Tekin)
Hak dini, İslâm’ı inkârda ısrar edenler, küfre saplananlar, âyetlerimizi Kur’ân’ımızı yalanlayanlar, işte onlar da kaynayan, köpüren cehennem azabına maruz olanlardır.
Mâide / 86 - (Ali Ünal)
Buna karşılık, küfredip de, (dış dünyada ve bizzat kendi yaratılış, vücut ve mahiyetlerinde bulunan ve bütün iman esaslarını ispatlayan) delilleri (ve Kitap’taki) âyetlerimizi yalanlayanlar ise, öyleleri o Kızgın, Alevli Ateş’in yârân ve yoldaşlarıdırlar.
Mâide / 86 - (Harun Yıldırım)
Küfürlerinde bilinçli olarak ısrar edenler ve bizim ayetlerimizi yalanlayanlar var ya; işte onlar cehennem ashabıdırlar.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تُحَرِّمُواْ طَيِّبَاتِ مَا أَحَلَّ اللّهُ لَكُمْ وَلاَ تَعْتَدُواْ إِنَّ اللّهَ لاَ يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ
Okunuşu: Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tuharrimû tayyibâti mâ ehallallâhu lekum ve lâ ta’tedû innallâhe lâ yuhibbul mu’tedîn(mu’tedîne).
Mâide / 87 - (Diyanet İşleri)
Ey iman edenler! Allah’ın size helâl kıldığı iyi ve temiz nimetleri (kendinize) haram etmeyin ve (Allah’ın koyduğu) sınırları aşmayın. Çünkü Allah, haddi aşanları sevmez.
Mâide / 87 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Ey inananlar, Allah'ın size helâl ettiği tertemiz şeyleri haram etmeyin kendinize ve aşırı gitmeyin. Şüphe yok ki Allah, aşırı gidenleri sevmez.
Mâide / 87 - (Abdullah Parlıyan)
Ey iman edenler, Allah'ın size helal kıldığı, dünyanın güzel nimetlerinden yararlanın ve bunları kendinize daha dindar olabilme sebebiyle haram kılmayın. Allah'ın nimetlerinden yararlanma hususunda aşırılığa kaçmayın. Çünkü Allah aşırı gidip sınırları aşanları sevmez.
Mâide / 87 - (Adem Uğur)
Ey iman edenler! Allah'ın size helâl kıldığı iyi ve temiz şeyleri (siz kendinize) haram kılmayın ve sınırı aşmayın. Allah sınırı aşanları sevmez.
Mâide / 87 - (Ahmed Hulusi)
Ey iman edenler!. . Allâh'ın sizin için helal ettiği pak rızıkları haram kılmayın ve haddi aşmayın (Allâh'ın helal kıldığını haram kabul ederek)! Muhakkak ki Allâh haddi aşanları sevmez.
Mâide / 87 - (Ahmet Tekin)
Ey iman edenler, Allah’ın size helâl kıldığı şeylerin temizini, iyisini, sağlıklısını haram saymayın. Sınırı aşmayın, haddi tecavüz etmeyin. Allah haddi tecavüz edenleri sevmez.
Mâide / 87 - (Ahmet Varol)
Ey iman edenler! Allah'ın size helal ettiği temiz şeyleri haram kılmayın ve sınırı aşmayın. Allah sınırı aşanları sevmez.
Mâide / 87 - (Ali Bulaç)
Ey iman edenler, Allah'ın sizin için helal kıldığı güzel şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın. Şüphesiz Allah, haddi aşanları sevmez.
Mâide / 87 - (Ali Fikri Yavuz)
Ey iman edenler! Allah’ın size helâl kıldığı nimetlerin temiz ve hoşlarını kendinize haram etmeyin, aşırı da gitmeyin. Çünkü Allah aşırı gidenleri sevmez.
Mâide / 87 - (Ali Ünal)
Ey iman edenler! (Fıtrat dışına çıkarak) Allah’ın size helâl kıldığı temiz, hoş ve sağlığa zararsız şeyleri haram kılmayın ve (hem helâlları haramlaştırmak, hem de onları israf derecesinde kullanıp tüketmek suretiyle) aşırılığa kaçmayın. Allah, aşırı gidip haddi aşanları sevmez.
Mâide / 87 - (Bayraktar Bayraklı)
Ey iman edenler! Allah'ın size helâl kıldığı iyi ve temiz şeyleri haram kılmayınız ve sınırı aşmayınız. Allah sınırı aşanları sevmez.
Mâide / 87 - (Bekir Sadak)
Ey Inananlar! Allah'in size helal ettigi temiz seyleri haram kilmayin, hududu da asmayin, dogrusu Allah asiri gidenleri sevmez.
Mâide / 87 - (Celal Yıldırım)
Ey imân edenler! Allah'ın size helâl kıldığı temiz ve yararlı şeyleri haram kılmayın ; aşırı da gitmeyin. Şüphesiz ki Allah aşırı gidenleri sevmez.
Mâide / 87 - (Cemal Külünkoğlu)
Ey inananlar! Allah'ın size helal kıldığı hayatın güzelliklerinden kendinizi yoksun bırakmayın (onları kendinize haram etmeyin) ve hakkın sınırlarını da aşmayın! Allah, aşırı gidenleri asla sevmez.
Mâide / 87 - (Diyanet Vakfi)
Ey iman edenler! Allah'ın size helâl kıldığı iyi ve temiz şeyleri (siz kendinize) haram kılmayın ve sınırı aşmayın. Allah sınırı aşanları sevmez.
Mâide / 87 - (Edip Yüksel)
İnananlar, ALLAH'ın size helal yaptığı iyi şeyleri haram etmeyin. Sınırı aşmayın. ALLAH sınırı aşanları sevmez
Mâide / 87 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Ey o bütün iyman edenler, Allahın size halâl kıldığı ni'metlerin hoşlarını kendinize haram etmeyin, aşırı da gitmeyin, çünkü Allah aşırı gidenleri sevmez
Mâide / 87 - (Gültekin Onan)
Ey inananlar, Tanrı'nın sizin için helal kıldığı güzel şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın. Kuşkusuz Tanrı haddi aşanları sevmez.
Mâide / 87 - (Harun Yıldırım)
Ey iman edenler! Allah’ın size helal kıldığı temiz şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın! Muhakkak ki Allah haddi aşanları sevmez!
Mâide / 87 - (Hasan Basri Çantay)
Ey îman edenler, Allahın size helâl etdiği o en temiz ve güzel şeyleri (nefsinize) haram kılmayın. Haddi aşmayın. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez.
Mâide / 87 - (Hayrat Neşriyat)
Ey îmân edenler! Allah’ın size helâl kıldığı temiz şeyleri (kendinize) haramkılmayın ve haddi aşmayın! Şübhesiz ki Allah, haddi aşanları sevmez.
Mâide / 87 - (İbni Kesir)
Ey iman edenler; Allah'ın size helal kıldığı iyi ve temiz şeyleri kendinize haram kılmayın ve haddi aşmayın. Doğrusu Allah, haddi aşanları sevmez.
Mâide / 87 - (Kadri Çelik)
Ey iman edenler! Allah'ın size helal ettiği temiz şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın. Şüphesiz Allah, haddi aşanları sevmez.
Mâide / 87 - (Muhammed Esed)
Siz ey imana ermiş olanlar! Allahın size helal kıldığı hayatın güzelliklerinden kendinizi yoksun bırakmayın, ama hakkın sınırlarını da aşmayın: Allah, sınırları aşanları asla sevmez.
Mâide / 87 - (Mustafa İslamoğlu)
Siz ey iman edenler! Allah'ın size helal kıldığı temiz ve güzel şeylerden kendinizi mahrum etmeyin, fakat sınırları da aşmayın; unutmayın ki Allah haddi aşanları sevmez.
Mâide / 87 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ey imân edenler! Allah Teâlâ'nın sizin için helâl kılmış olduğu temiz şeyleri haram kılmayınız, haddi de aşmayınız. Şüphe yok ki Allah Teâlâ haddi aşanları sevmez.
Mâide / 87 - (Ömer Öngüt)
Ey iman edenler! Allah'ın size helâl kıldığı temiz şeyleri haram kılmayın, hududu da aşmayın. Çünkü Allah hududu aşanları sevmez.
Mâide / 87 - (Şaban Piriş)
-Ey iman edenler, Allah’ın size helal kıldığı temiz şeyleri haram kılmayın. Ve sınırı da aşmayın. Allah, sınırı aşanları sevmez.
Mâide / 87 - (Sadık Türkmen)
Ey iman edenler! Allah’ın size helal kıldığı iyi ve temiz nimetleri haram etmeyin ve (Allah’ın koyduğu) sınırları aşmayın. Çünkü Allah, haddi aşanları sevmez.
Mâide / 87 - (Seyyid Kutub)
Ey müminler, Allah'ın size helal kıldığı tertemiz nimetleri haram saymayın, sınırları aşmayın. Hiç kuşkusuz Allah sınırları aşanları sevmez.
Mâide / 87 - (Suat Yıldırım)
Ey iman edenler! Allah’ın size helâl kıldığı o güzel ve temiz nimetleri kendinize haram kılmayın, haddi aşmayın. Çünkü Allah haddini aşanları asla sevmez.
Mâide / 87 - (Süleyman Ateş)
Ey inananlar, Allâh'ın size helâl kıldığı güzel ve temiz şeyleri harâm etmeyin, sınırı aşmayın. Çünkü Allâh, sınırı aşanları sevmez.
Mâide / 87 - (Tefhim-ul Kuran)
Ey iman edenler, Allah'ın sizin için helal kıldığı güzel şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın. Şüphesiz Allah, haddi aşanları sevmez.
Mâide / 87 - (Ümit Şimşek)
Ey iman edenler! Allah'ın size helâl kıldığı iyi ve temiz nimetleri kendinize haram ederek haddi aşmayın. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez.
Mâide / 87 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Ey iman sahipleri! Allah'ın size helal kıldığı şeylerin temiz ve güzel olanlarını haramlaştırmayın; azıp sınırı aşmayın; Allah azıp sınırı aşanları sevmez.
Mâide / 87 - (İskender Ali Mihr)
Ey âmenû olanlar! Allah’ın size helâl kıldığı güzel ve temiz şeyleri haram etmeyin. Aşırı gitmeyin. Muhakkak ki Allah haddi aşanları sevmez.
Mâide / 87 - (İlyas Yorulmaz)
Ey iman edenler! Allah’ın size helal kıldığı temiz şeyleri, niçin haram ediyorsunuz? Haddi aşmayın, zira Allah haddi aşanları sevmez.
وَكُلُواْ مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّهُ حَلاَلاً طَيِّبًا وَاتَّقُواْ اللّهَ الَّذِيَ أَنتُم بِهِ مُؤْمِنُونَ
Okunuşu: Ve kulû mimmâ razakakumullâhu halâlen tayyiben vettekûllâhellezî entum bihî mu’minûn(mu’minûne).
Mâide / 88 - (Diyanet İşleri)
Allah’ın size rızık olarak verdiklerinden helâl, iyi ve temiz olarak yiyin ve kendisine inanmakta olduğunuz Allah’a karşı gelmekten sakının.
Mâide / 88 - (Abdullah Parlıyan)
O halde Allah'ın rızık olarak size bağışladığı şeylerden yararlanın ve iman ettiğiniz Allah ve O'nun kitabıyla yolunuzu bulmaya çalışın.
Mâide / 88 - (Adem Uğur)
Allah'ın size helâl ve temiz olarak verdiği rızıklardan yeyin ve kendisine iman etmiş olduğunuz Allah'tan korkun.
Mâide / 88 - (Ahmed Hulusi)
Allâh'ın sizi rızıklandırdığı şeylerden helal ve tayyib olanı yeyin. . . Korunun Allâh'tan ki siz O'na, Esmâ'sıyla nefsinizin hakikati olduğu inancıyla, iman edenlersiniz!
Mâide / 88 - (Ahmet Tekin)
Allah’ın size verdiği rızıkların helâl ve temiz olanlarından yeyin, kendisine iman etmiş olduğunuz Allah’a sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun.
Mâide / 88 - (Ahmet Varol)
Allah'ın size verdiği rızıklardan helal ve temiz olarak yiyin ve kendisine iman ettiğiniz Allah'a karşı gelmekten sakının.
Mâide / 88 - (Ali Bulaç)
Allah'ın size rızık olarak verdiklerinden helal ve temiz olarak yiyin. Kendisine inanmakta olduğunuz Allah'tan korkup sakının.
Mâide / 88 - (Ali Fikri Yavuz)
Allah’ın size rızık olarak verdiği nimetlerden helâl ve hoş olarak yeyin. Hem de kendisine iman etmiş bulunduğunuz Allah’dan korkun.
Mâide / 88 - (Ali Ünal)
Allah’ın size rızık olarak verdiklerinden helâl, temiz ve sağlığa zararsız olmak üzere tüketin. (Aksi bir davranış içine girmekle) Allah’a karşı gelmekten sakının; çünkü siz, O’na gerçekten inanmış mü’minlersiniz.
Mâide / 88 - (Celal Yıldırım)
Allah'ın size verdiği rızıktan heiâl ve temiz olarak yiyin ; imân ettiğiniz Allah'tan korkup (haddi aşmaktan ve haram yemekten) sakının.
Mâide / 88 - (Cemal Külünkoğlu)
O halde, Allah'ın rızık olarak size bağışladığı nimetlerden istifade edin ve inandığınız Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayın!
Mâide / 88 - (Diyanet Vakfi)
Allah'ın size helâl ve temiz olarak verdiği rızıklardan yeyin ve kendisine iman etmiş olduğunuz Allah'tan korkun.
Mâide / 88 - (Gültekin Onan)
Tanrı'nın size rızık olarak verdiklerinden helal ve temiz olarak yiyin. Kendisine inançlı olduğunuz / bulunuduğunuz Tanrı'dan korkup sakının.
Mâide / 88 - (Harun Yıldırım)
Allah’ın size rızık olarak verdiği helal ve temiz olan şeyleri yiyin de kendisine iman ettiğiniz Allah’tan sakının!
Mâide / 88 - (Hasan Basri Çantay)
Allahın size rızk olmak üzere verdiği şeylerden halâl ve tertemiz olarak yeyin. Siz, kendisine îman etmiş olduğunuz Allahdan korkun.
Mâide / 88 - (Hayrat Neşriyat)
Allah’ın size rızık olmak üzere yarattığı şeylerden helâl ve temiz olarak yiyin. Kendisine iman ettiğiniz Allah’a karşı gelmekten sakının.
Mâide / 88 - (İbni Kesir)
Allah'ın size verdiği rızıktan helal ve temiz olarak yeyin. Sizin kendisine iman etmiş olduğunuz Allah'tan da korkun.
Mâide / 88 - (Muhammed Esed)
O halde, Allahın rızık olarak size bağışladığı meşru güzelliklerden yararlanın ve iman ettiğiniz Allaha karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun.
Mâide / 88 - (Mustafa İslamoğlu)
O halde, Allah'ın size sunduğu rızıkların helal ve temiz olanlarından yararlanın ve kendisine iman ettiğiniz Allah'a saygılı olun!
Mâide / 88 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ve Allah Teâlâ'nın sizi merzûk etmiş olduğu şeylerden helâl ve temiz olanları yiyiniz, kendisine imân etmiş olduğunuz Allah Teâlâ'dan da korkunuz.
Mâide / 88 - (Ömer Öngüt)
Allah'ın size verdiği rızıklardan helâl ve temiz olarak yiyin, kendisine iman etmiş bulunduğunuz Allah'tan korkun.
Mâide / 88 - (Sadık Türkmen)
Allah’ın size rızık olarak verdiklerinden helâl, iyi ve temiz olanlarından yiyin ve inanmakta olduğunuz Allah’a karşı gelmekten sakının.
Mâide / 88 - (Suat Yıldırım)
Allah’ın size rızık olmak üzere yarattığı şeylerden helâl ve temiz olarak yiyin. Kendisine iman ettiğiniz Allah’a karşı gelmekten sakının.
Mâide / 88 - (Tefhim-ul Kuran)
Allah'ın size rızık olarak verdiklerinden helal ve temiz olarak yiyin. Kendisine inanmakta olduğunuz Allah'tan da korkup sakının.
Mâide / 88 - (Ümit Şimşek)
Allah'ın sizi rızıklandırdığı helâl ve temiz nimetlerden yiyin. Bir de, kendisine iman ettiğiniz Allah'a karşı gelmekten sakının.
لاَ يُؤَاخِذُكُمُ اللّهُ بِاللَّغْوِ فِي أَيْمَانِكُمْ وَلَكِن يُؤَاخِذُكُم بِمَا عَقَّدتُّمُ الأَيْمَانَ فَكَفَّارَتُهُ إِطْعَامُ عَشَرَةِ مَسَاكِينَ مِنْ أَوْسَطِ مَا تُطْعِمُونَ أَهْلِيكُمْ أَوْ كِسْوَتُهُمْ أَوْ تَحْرِيرُ رَقَبَةٍ فَمَن لَّمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلاَثَةِ أَيَّامٍ ذَلِكَ كَفَّارَةُ أَيْمَانِكُمْ إِذَا حَلَفْتُمْ وَاحْفَظُواْ أَيْمَانَكُمْ كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Okunuşu: Lâ yuâhizukumullâhu bil lagvi fî eymânikum ve lâkin yuâhizukum bimâ akkadtumul eymân(eymâne), fe keffâratuhu it’âmu aşerati mesâkîne min evsatı mâ tut’ımûne ehlîkum ev kisvetuhum ev tahrîru rakabeh(rakabetin) fe men lem yecid fe sıyâmu selâseti eyyâm(eyyâmin) zâlike keffâratu eymânikum izâ haleftum vahfezû eymânekum kezâlike yubeyyinullâhu lekum âyâtihi leallekum teşkurûn(teşkurûne).
Mâide / 89 - (Diyanet İşleri)
Allah, boş bulunarak ettiğiniz yeminlerle sizi sorumlu tutmaz. Ama bile bile yaptığınız yeminlerle sizi sorumlu tutar. Bu durumda yeminin keffareti, ailenize yedirdiğinizin orta hâllisinden on yoksulu doyurmak, yahut onları giydirmek ya da bir köle azat etmektir. Kim (bu imkânı) bulamazsa, onun keffareti üç gün oruç tutmaktır. İşte yemin ettiğiniz vakit yeminlerinizin keffareti budur. Yeminlerinizi tutun. Allah, size âyetlerini işte böyle açıklıyor ki şükredesiniz.
Mâide / 89 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Boş yere yemin etmenizden dolayı sorumlu tutmaz sizi Allah, fakat yürekten ve kasten ettiğiniz yeminler yüzünden sorumlu tutar. Yemin kefâreti, âilenize yedirdiğiniz yemeklerin orta derecede olanıyla on yoksulu doyurmak, yahut onları giydirmek, yahut da bir kul azat etmektir. Bunlara gücü yetmeyen üç gün oruç tutar. İşte yemininizi bozarsanız budur kefâreti. Koruyun yeminlerinizi. Allah, şükredenlerden olursunuz diye âyetlerini işte böyle açıklar size.
Mâide / 89 - (Abdullah Parlıyan)
Allah, düşünmeden ağzınızdan kaçırıverdiğiniz yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutmaz, ama bilerek ve isteyerek yaptığınız yeminlerden sorumlu tutacaktır. Böylece, yeminlerinizi bozma karşılığında, on yoksulu kendi ailenize yedirdiğinizin hemen hemen aynısı ile sabah akşam bir kere doyurmanız veya onları giydirmeniz veya bir insanı özgürlüğüne kavuşturmanız gerekir. Bunların hiç birisine güç bulamayan ise, onun yerine üç gün oruç tutacaktır. Her ne zaman yemin eder ve onu bozarsanız, yeminlerinizin keffareti işte bu olacaktır. Öyleyse, yeminlerinizi koruyun, herşeye yemin edip durmayın yani yeminlerinizi iyice düşünmeden ve sıkça yapmayın. Allah size mesajlarını böylece açıklıyor ki, bu mesajlara göre yaşayıp, O'na şükredesiniz.
Mâide / 89 - (Adem Uğur)
Allah, kasıtsız olarak ağzınızdan çıkıveren yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz, fakat bilerek yaptığınız yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Bunun da keffâreti, ailenize yedirdiğiniz yemeğin orta hallisinden on fakire yedirmek, yahut onları giydirmek, yahut da bir köle azat etmektir. Bunları bulamıyan üç gün oruç tutmalıdır. Yemin ettiğiniz takdirde yeminlerinizin keffâreti işte budur. Yeminlerinizi koruyun (onlara riayet edin). Allah size âyetlerini açıklıyor; umulur ki şükredersiniz!
Mâide / 89 - (Ahmed Hulusi)
Allâh sizi düşüncesizce ettiğiniz yeminlerden dolayı sorumlu tutmaz! Fakat kasıtlı - bilinçli yeminlerinizden sorumlu olursunuz! Bilinçli yeminin keffareti, ailenize yedirdiğinizin orta yollusundan on yoksulu doyurmak yahut onları giydirmek yahut bir köleyi hürriyetine kavuşturmaktır! Kim bunları yapacak imkâna sahip değilse, o takdirde üç gün oruç gerekir. İşte yemin ettiğinizde yeminlerinizin keffareti budur! Yeminlerinizi muhafaza edin. . . Değerlendirirsiniz diye, Allâh işaretlerini sizin için işte böyle açıklıyor.
Mâide / 89 - (Ahmet Tekin)
Allah sizi, gelişigüzel, kasıtsız yaptığınız yeminlerinizden dolayı sorumlu tutmaz, cezalandırmaz.Fakat kasıtlı, bile bile yaptığınız yeminlerden sizi sorguya çeker, cezalandırır.Bozulan yeminlerin keffareti, cezası, ailenize yedirdiğinizin günlük ortalamasıyla çevresi, çaresi olmayan on yoksulu doyurmak, yahut on yoksulu giydirmek, yahut bir köleyi esaret boyunduruğundan kurtararak hürriyetine kavuşturmaktır.Bunları bulamayan, bunlara gücü yetmeyen üç gün oruç tutmalıdır. İşte ettiğiniz yeminlerinizi bozmanın cezası budur. Yeminlerinize sadık kalın. Allah âyetlerini, şer’î hükümleri size böyle açıklıyor ki, şükredesiniz.
Mâide / 89 - (Ahmet Varol)
Allah yeminlerinizdeki dil sürçmelerinden dolayı değil bile bile yaptığınız yeminlerinizden dolayı sizi hesaba çeker. [13] Bunun keffareti de, sizin aile fertlerinize yedirdiğinizin orta derecesinden on fakiri doyurmak yahut onları giydirmek veya bir köleyi azad etmektir. Bunu bulamayan üç gün oruç tutmalıdır. Yemin etmeniz durumunda yeminlerinizi bozmanızın keffareti işte budur. Yeminlerinizi koruyun. Belki şükredersiniz diye Allah size ayetlerini böyle açıklıyor.
Mâide / 89 - (Ali Bulaç)
Allah sizi, yeminlerinizdeki 'rastgele söylemelerinizden, boş sözlerden' dolayı sorumlu tutmaz, ancak yeminlerinizle bağladığınız sözlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Onun (yeminin) keffareti, ailenizdekilere yedirdiklerinizin ortalamasından on yoksulu doyurmak ya da onları giydirmek veya bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmaktır. (Bunlara imkan) Bulamayan (için) üç gün oruç (vardır.) Bu, yemin ettiğinizde (bozduğunuz) yeminlerinizin keffaretidir. Yeminlerinizi koruyunuz. Allah, size ayetlerini böyle açıklar, umulur ki şükredersiniz.
Mâide / 89 - (Ali Fikri Yavuz)
Allah, sehven ve kasıtsız olarak yaptığınız yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutmaz. Fakat bile bile yaptığınız yeminler yüzünden sizi sorumlu tutar. Bunun da keffâreti, ailenize yedirdiğinizin orta derecesinden on fakiri doyurmak, yahut giydirmek, yahut bir köle azâd etmektir. Bunlara gücü yetmiyen üç gün (arka arkaya) oruç tutar. İşte yemin ettiğiniz vakit yeminlerinizin keffâreti budur. Bununla beraber yeminlerinizi bozmaktan sakının. Allah âyetlerini size böyle açıklıyor ki, şükredesiniz.
Mâide / 89 - (Ali Ünal)
Allah, yalan yere yapmadığınız ve çok farkına varmadan dilinizden dökülüveren yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz; ama bilerek yaptığınız ve onlarla kendinizi bağladığınız yeminler sebebiyle sorumlu tutar. Böyle yapıp da yerine getirmediğiniz bir yeminin kefareti, ailenize yedirdiğiniz orta halli yemekle on yoksulu (sabahakşam veya bir yoksulu on gün) doyurmak veya onları giydirmek ya da bir köle âzat etmektir. Bunlara gücü yetmeyen, on gün oruç tutsun. İşte, yemin ettiğinizde onu bozmanın kefareti budur. Bununla birlikte, yeminlerinize sahip çıkın: (olur olmaz şeyler için yemin etmeyin; yemin ettiğinizde de yerine getirin). Allah, size âyetlerini, O’nun yolunun işaretlerini işte böyle açıklıyor ki, (tam bir minnet ve borçluluk duygusu içinde, hem bunları yerine getirmek hem de O’na ibadet etmek suretiyle sözlü, fiilî ve kalbî) şükür içinde bulunasınız.
Mâide / 89 - (Bayraktar Bayraklı)
Allah sizi, kasıtsız olarak yaptığınız yeminlerden dolayı sorumlu tutmaz. Fakat bilerek yaptığınız yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Bunun kefâreti, ailenize yedirdiğiniz yemeğin orta hallisinden on fakire yedirmek yahut onları giydirmek ya da bir köle âzat etmektir. Bunları bulamayan kişi üç gün oruç tutmalıdır. Yemin ettiğiniz takdirde, yeminlerinizin kefâreti işte budur. Yeminlerinizi koruyunuz. Allah size âyetlerini açıklıyor; umulur ki şükredersiniz.[104]
Mâide / 89 - (Bekir Sadak)
Allah size rasgele yeminlerinizden dolayi degil, bile bile ettiginiz yeminlerden oturu hesap sorar. Yeminin keffareti, ailenize yedirdiginizin ortalamasindan on duskunu yedirmek yahut giydirmek ya da bir kole azad etmektir. Bulamayan uc gun oruc tutmalidir; yeminlerinizin keffareti budur. Yemin ettiginizde yeminlerinizi tutun. Sukredesiniz diye Allah size boylece ayetlerini acikliyor.
Mâide / 89 - (Celal Yıldırım)
Allah sizi boşanlamsız (dil alışkanlığı sebebiyle yaptığınız) yeminlerinizle sorumlu tutmaz; ama (bilerek, azmederek) bağladığınız yeminlerden dolayı sorumlu tutar. Bunun keffareti, çoluk çocuğunuza yedirdiğinizin ortalamasından on yoksula yedirmeniz veya onları giydirmeniz ya da bir köle azâd etmenizdir. Bunları bulamayan kimseye üç gün oruç gerekir. İşte yemin ettiğinizde yeminlerinizin keffareti budur. Yeminlerinizi koruyun. İşte böylece Allah size âyetlerini açıklıyor, ola ki şükredersiniz.
Mâide / 89 - (Cemal Külünkoğlu)
Allah, bilinçsiz olarak yaptığınız yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz ama bilerek ve isteyerek yaptığınız yeminlerden sorumlu tutar. Böylece, yemini bozmanın kefareti, on yoksulu kendi ailenize yedirdiğinizin aynısı ile yedirip doyurmak yahut onları giydirmek veya bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmaktır. Buna imkânı olmayan ise üç gün (arka arkaya) oruç tutacaktır. Her ne zaman yemin eder ve onu bozarsanız yeminlerinizin kefareti işte budur. Öyleyse yeminlerinize sadık kalın. Allah ayetlerini size böylece açıklıyor ki şükredersiniz.
Mâide / 89 - (Diyanet İşleri (eski))
Allah size rasgele yeminlerinizden dolayı değil, bile bile ettiğiniz yeminlerden ötürü hesap sorar. Yeminin keffareti, ailenize yedirdiğinizin ortalamasından on düşkünü yedirmek yahut giydirmek ya da bir köle azad etmektir. Bulamayan üç gün oruç tutmalıdır; yeminlerinizin keffareti budur. Yemin ettiğinizde yeminlerinizi tutun. Şükredesiniz diye Allah size böylece ayetlerini açıklıyor.
Mâide / 89 - (Diyanet Vakfi)
Allah, kasıtsız olarak ağzınızdan çıkıveren yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz, fakat bilerek yaptığınız yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Bunun da keffâreti, ailenize yedirdiğiniz yemeğin orta hallisinden on fakire yedirmek, yahut onları giydirmek, yahut da bir köle azat etmektir. Bunları bulamıyan üç gün oruç tutmalıdır. Yemin ettiğiniz takdirde yeminlerinizin keffâreti işte budur. Yeminlerinizi koruyun (onlara riayet edin). Allah size âyetlerini açıklıyor; umulur ki şükredersiniz!
Mâide / 89 - (Edip Yüksel)
ALLAH rastgele ettiğiniz yeminlerden sizi sorumlu tutmaz. Ancak bile bile ettiklerinizden sizi sorumlu tutar. Yemininizi bozarsanız cezası, ailenize genellikle yedirdiğiniz yemeklerden on yoksulu doyurmak veya giydirmek veya bir köleyi salmaktır. Kim bulamazsa üç gün oruç tutmalı. Bu, bile bile ettiğiniz yeminlerinizin cezası. Yeminlerinizi tutun. ALLAH güzel karşılık veresiniz diye ayetlerini böyle açıklıyor.
Mâide / 89 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Allah sizi yeminlerinizde -bilmiyerek ettiğiniz- lâgv ile muahaze etmez ve lâkin bile bile akd ettiğiniz yeminlerle sizi muahaze buyuruyor, bunun da keffareti çoluğunuza çocuğunuza yedirdiğinizin orta derecesinden on fakırı doyurmak yahud geydirmek, yahut bir esîr azâd etmektir, bunlara gücü yetmiyen üç gün oruç tutar, işte yemîn ettiğiniz vakıt yeminlerinizin keffâreti bu, bununla beraber yeminlerinizi gözetin, böyle beyan ediyor Allah size âyetlerini ki şükr edesiniz
Mâide / 89 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Allah, bilmeyerek yaptığınız boş yeminlerinizden sizi sorumlu tutmaz. Ancak bile bile kendinizi bağladığınız yeminlerle sizi sorumlu tutar. Bunun da keffareti çoluk-çocuğunuza yedirdiğinizin orta derecesinden on fakiri doyurmak yahut giydirmek veya bir köle azad etmektir. Bunlara gücü yetmeyen üç gün oruç tutar. İşte yemin ettiğiniz vakit yeminlerinizin keffareti bu! Bununlar beraber, yeminlerinizi gözetin. Allah size hükümlerini böylece açıklıyor ki, şükredesiniz.
Mâide / 89 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Allah sizi, kasıtsız olarak yaptığınız yeminlerinizden sorumlu tutmaz. Fakat kasıtlı yaptığınız yeminlerinizden sizi sorumlu tutar. Bozulan yeminin keffareti (cezası), ailenize yedirdiğinizin ortalamasından on yoksulu yedirmek veya giydirmek yahut da bir köle azad etmektir. Verecek bir şey bulamayan kimse için de üç gün oruç tutmaktır. İşte yemin ettiğiniz zaman yeminlerinizi bozmanın cezası budur. Yeminlerinizi koruyun. İşte Allah âyetlerini size böyle açıklar ki, şükredesiniz.
Mâide / 89 - (Gültekin Onan)
Tanrı sizi yeminlerinizdeki 'rasgele söylemelerinizden, boş sözlerden' dolayı sorumlu tutmaz, ancak yeminlerinizle bağladığınız sözlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Onun (yeminin) kefareti, ehlinize (ailenize) yedirdiklerinizin ortalamasından on yoksulu doyurmak ya da onları giydirmek veya bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmaktır. (Bunlara imkan) Bulamayan (için) üç gün oruç (vardır). Bu, yemin ettiğinizde (bozduğunuz) yeminlerinizin kefaretidir. Yeminlerinizi koruyunuz. Tanrı size ayetlerini böyle açıklar, umulur ki şükredersiniz.
Mâide / 89 - (Harun Yıldırım)
Allah sizi yeminlerinizdeki lağvden dolayı sorumlu tutmaz. Ancak bağlandığınız yeminler sebebiyle sorumlu tutar. Keffareti de ailenize yedirdiğinizin orta hallisinden on fakiri yedirmek veya onları giydirmek ya da bir köle azat etmektir. Her kim bulamazsa üç gün oruç tutmalıdır. İşte bu yeminlerinizin keffaretidir. Yeminlerinizi koruyun. Allah size ayetlerini işte böyle açıklıyor; umulur ki şükredersiniz.
Mâide / 89 - (Hasan Basri Çantay)
Allah, sizi yemînlerinizdeki lâğvden dolayı sorumlu tutmaz. Fakat kalblerinizin azmetdiği yeminler yüzünden muâhaze eder. Bunun da keffâreti ailenize yedirmekde olduğunuzun orta (derece) sinden on yoksulu doyurmak, ya onları giydirmek, yahud bir kul azad etmekdir. Fakat kim (bunları) bulamaz (bulmıya muktedir olamaz) sa üç gün oruç (tutması lâzımdır), İşte bu andetdiğiniz vakit yeminlerinizin keffâretidir. Yeminlerinizi muhaafaza edin. Allah âyetlerini size böylece açıklıyor. Tâki şükredesiniz.
Mâide / 89 - (Hayrat Neşriyat)
Allah sizi, yeminlerinizdeki ka sıdsız hatâ(larınız) ile mes’ûl tutmaz; fakat (bi le rek)yap tığınız yeminler yüzünden sizi sorumlu tutar. Artık bunun keffâreti, (tercihinize göre)ya âilenize yedirdiğinizin orta hâllisinden on yoksulu (bir gün sabah ve akşam) doyurmak ve ya on la rı (baştan ayağa) giydirmek veya bir köle âzâd etmektir.Bununla berâber kim (bunları) bulamazsa (vermeye güç yeti remezse) artık (keffâret olarak ona) üç gün oruç (tutma borcu) vardır.Yemîn ettiğiniz zaman; (bozduğunuz) yeminlerinizin ke ffâreti işte budur! Artık yeminlerinizi muhâfaza e din (gereğini yerine getirin)! Allah size âyetlerini böyle açık lıyor, tâ ki şükredesiniz.
Mâide / 89 - (İbni Kesir)
Allah size rasgele yeminlerinizden dolayı değil, bile bile ettiğiniz yeminlerden ötürü sorumlu tutar. Onun keffareti; ailenize yedirmekte olduğunuzun ortalamasından, on düşkünü yedirmek, yahut giydirmek veya bir köle azad etmektir. Kim de bunları bulamazsa; üç gün oruçtur. İşte bu, yemin ettiğiniz vakit yeminlerinizin keffaretidir. Yeminlerinizi tutun. Şükredersiniz diye Allah ayetlerini size işte böyle açıklar.
Mâide / 89 - (Kadri Çelik)
Allah kasıtsız olarak ağzınızdan çıkıveren yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz, fakat bilerek yaptığınız yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Yeminin kefareti, ailenize yedirdiğinizin ortalamasından on düşkünü yedirmek yahut giydirmek ya da bir köle azat etmektir. Bulamayan üç gün oruç tutmalıdır; yeminlerinizin kefareti budur. Yemin ettiğinizde yeminlerinizi tutun. Allah size ayetlerini böyle açıklar; umulur ki şükredersiniz!
Mâide / 89 - (Muhammed Esed)
Allah, düşünmeden ağzınızdan kaçırıverdiğiniz yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutmaz, ama bilerek ve isteyerek yaptığınız yeminlerden sorumlu tutacaktır. Böylece, yemininizi bozma karşılığında, on yoksulu kendi ailenize yedirdiğinizin hemen hemen aynısı ile beslemeniz veya onları giydirmeniz veya bir insanı özgürlüğüne kavuşturmanız gerekir; buna imkanı olmayan ise (onun yerine) üç gün oruç tutacaktır. Her ne zaman yemin eder (ve onu bozar)sanız yeminlerinizin kefareti işte bu olacaktır. Öyleyse yeminlerinize sadık olun. Allah mesajlarını size böylece açıklar ki şükredici olasınız.
Mâide / 89 - (Mustafa İslamoğlu)
Allah, düşüncesizce ağzınızdan kaçırdığınız yeminler hususunda sizi sorumlu tutmaz. Fakat bilinçli olarak yaptığınız yeminlerden sorumlu tutacaktır. Bu tür yeminleri bozmanın karşılığı, kendi ailenize ikram ettiğinizin ortalamasıyla on yoksulu doyurmak ya da giydirmek veya bir insanı özgürlüğü kavuşturmaktır; bunu bulamayan kimse ise üç gün oruç tutar. Bozduğunuz yeminlerin keffareti budur: öyleyse yeminlerinize sadık olun! Allah size ayetlerini böyle açıklar ki, şükredebilesiniz.
Mâide / 89 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Allah Teâlâ sizleri yeminlerinizdeki lağv sebebiyle muahaze etmez. Velâkin sizi (bile bile) aktettiğiniz yeminler ile muahaze eder. Bunun keffareti ise ailenize yedirdiğinizin orta derecesinden on fakiri doyurmak, veyahut giydirmek, yahut bir köle azad etmektir. Fakat kim bunları bulamazsa üç gün oruç tutar. İşte bu, yemin ettiğiniz vakit yeminlerinizin keffaretidir. Maahaza yeminlerinizi muhafaza ediniz. İşte Allah Teâlâ âyetlerini sizin için böylece beyan ediyor, tâ ki şükredesiniz.
Mâide / 89 - (Ömer Öngüt)
Allah sizi boş yere yaptığınız yeminlerden dolayı cezalandırmaz, fakat sizi bile bile ettiğiniz yeminlerinizden dolayı sorumlu tutar. Bozulan yeminin kefâreti, âilenize yedirdiğinizin orta derecesinden on fakiri yedirmek, veya onları giydirmek, yahut bir köle azat etmektir. Bunları bulamayan kimseye üç gün oruç gerekir. Yemin ettiğinizde yeminlerinizin kefareti işte budur. Yeminlerinizi koruyun. İşte böylece Allah âyetlerini açıklıyor, umulur ki şükredersiniz.
Mâide / 89 - (Şaban Piriş)
Allah, sizi bilinçsiz olarak yaptığınız yeminlerden dolayı hesaba çekmez. Bilinçli olarak yaptığınız yeminlerden dolayı hesaba çeker. Yemininizi bozma karşılığı, kendi ailenize yedirdiğinizden on yoksulu doyurmaktır. Veya giydirmek ya da bir köleyi hürriyete kavuşturmaktır. Kim bunları bulamazsa üç gün oruç tutması gerekir. Bu, bozduğunuz yeminlerin kefaretidir. Yeminlerinizi tutun. Şükredesiniz diye Allah, ayetlerini işte böyle açıklıyor.
Mâide / 89 - (Sadık Türkmen)
Allah, boş bulunarak (gereksiz yere) ettiğiniz yeminlerle sizi sorumlu tutmaz. Ama bile bile yaptığınız yeminlerle sizi sorumlu tutar. Bu durumda yeminin kefareti, ailenize yedirdiğinizin orta hallisinden on yoksulu doyurmak, yahut onları giydirmek ya da bir köle/esir azat etmektir. Kim (bu imkânı) bulamazsa, onun kefareti üç gün oruç tutmaktır. İşte yemin ettiğiniz vakit yeminlerinizin kefareti budur. Yeminlerinizi tutun. Allah size âyetlerini işte böyle açıklıyor ki şükredesiniz.
Mâide / 89 - (Seyyid Kutub)
Allah size ağız alışkanlığı ile yaptığınız yeminlerden dolayı değil, bilerek yaptığınız yeminlerden dolayı sorumlu tutar. Böyle bir yemini bozmanın cezası, kefareti ya ailenize yedirdiğiniz yemeğin ortalaması üzerinden on yoksulu doyurmak ya yine on yoksulu giydirmek ya da bir köle azad etmektir. Bunların hiçbirini bulamayan (yapamayan) kimse, üç gün oruç tutar. İşte bozduğunuz yeminlerin cezası, kefareti budur. Yeminlerinizi tutun Allah, şükredesiniz diye, size ayetlerini böyle açık açık anlatıyor.
Mâide / 89 - (Suat Yıldırım)
Allah sizi kasıtsız olarak yaptığınız yeminlerden dolayı sorumlu tutmaz, ama bilerek yaptığınız yeminlerden ötürü sorumlu tutar. Böyle bir yemini bozarsanız onun keffâreti, çoluk çocuğunuza yedirdiğiniz orta halli yemek çeşidinden on fakir doyurmak, yahut on fakiri giydirmek veya bir köleyi hürriyetine kavuşturmaktır. Bunlara gücü yetmeyen kimse, üç gün oruç tutsun. İşte yemin ettiğinizde, yemin bozmanın keffareti budur. Yeminlerinize sahip çıkın. Allah işte size âyetlerini böyle açıklıyor, ta ki şükredesiniz.
Mâide / 89 - (Süleyman Ateş)
Allâh sizi, yeminlerinizdeki lağv(kasıtsız olarak yaptığınız yeminler)den ötürü sorumlu tutmaz. Fakat bilerek yaptığınız yeminlerden ötürü sizi sorumlu tutar. Bu(geleceğe bağlı yemini bozma)nın keffâreti: âilenize yedirdiğinizin orta derecesinden on fakiri yedir(ip doyur)mak, yahut onları giydirmek, ya da bir boyun(köley)i hürriyete kavuşturmaktır. Bunu bulamayan kimse, üç gün oruç tutsun. İşte yemin ettiğiniz zaman, yeminleriniz(i bozman)ın keffâreti budur. yeminlerinizi koruyun. Allâh, âyetlerini size böyle açıklıyor ki, şükredesiniz.
Mâide / 89 - (Tefhim-ul Kuran)
Allah sizi, yeminlerinizdeki 'rastgele söylemelerinizden, boş sözlerden' dolayı sorumlu tutmaz, ancak yeminlerinizle bağlandığınız sözlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Onun (yeminin) keffareti, ailenizdekilere yedirdiklerinizin ortalamasından on yoksulu doyurmak ya da onları giydirmek veya bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmaktır. (Bunlara imkân) Bulamıyan (için) üç gün oruç (vardır.) Bu, yemin ettiğinizde (bozduğunuz) yeminlerinizin keffaretidir. Yeminlerinizi koruyunuz. Allah, size ayetlerini böyle açıklar, umulur ki şükredersiniz.
Mâide / 89 - (Ümit Şimşek)
Allah sizi yeminlerinizdeki yanılmadan sorumlu tutmaz; fakat bilerek edip de sorumluluğu altına girdiğiniz yeminlerin hesabını sizden sorar. Böyle bir yemini bozmanın kefareti, ailenize yedirdiğiniz yemeğin orta hallisiyle on fakiri doyurmak veya giydirmek yahut bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmaktır. Bunlara imkân bulamayan üç gün oruç tutar. İşte bu, bozduğunuz yeminlerin kefaretidir. Yeminlerinize sahip çıkın. Şükretmeniz için Allah size âyetlerini işte böyle açıklıyor.
Mâide / 89 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Allah sizi yeminlerinizdeki boş lakırdıdan ötürü hesaba çekmez, ama bilinçli olarak gerçekleştirdiğiniz yeminlerden sizi sorumlu tutar. Böyle bir yeminin keffâreti, ailenize yedirmekte olduğunuzun orta derecesinden on yoksulu doyurmak, yahut onları giydimek, yahut da özgürlüğünden yoksun kalmış bir benliği özgürlüğüne kavuşturmaktır. Bunlara imkân bulamayan üç gün oruç tutar. Yemin ettiğinizde yeminlerinizin keffâreti işte budur. Yeminlerinizi koruyun. Allah size ayetlerini böyle açıklar ki şükredebilesiniz.
Mâide / 89 - (İskender Ali Mihr)
Allah sizi, yeminlerinizdeki boş sözlerden dolayı sorumlu tutmaz. Fakat, akid yaptığınız yeminlerden dolayı sorumlu tutar. Artık onun kefâreti (cezası), ev halkınıza yedirdiklerinizin ortalamasından on yoksulu yedirmeniz veya onları giydirmeniz ya da bir köle azad etmenizdir. Fakat kim bunları bulamazsa, o taktirde üç gün oruç tutsun. İşte bu, yeminlerinizi bozduğunuz zaman onların (yeminlerinizin) kefâretidir. Ve yeminlerinizi koruyun (onları bozmaktan sakının). Allah, âyetlerini size işte böyle açıklıyor, umulur ki böylece siz şükredersiniz.
Mâide / 89 - (İlyas Yorulmaz)
Allah, sizin gelişi güzel ettiğiniz yeminlerden sorumlu tutmuyor, Ancak yaptığınız antlaşmalardaki ettiğiniz yeminlerden sorumlu tutuyor. Yerine getirmediğiniz yeminlerin karşılığı, ailenize yedirdiğiniz yemeklere denk olmak üzere, on fakiri doyurmanız veya giydirmeniz veya köle azat emenizdir. Kimde bunları yapmaya gücü yetmiyorsa, üç gün oruç tutmalıdır. Bunlar yerine getirmediğiniz yeminlerin karşılığı olup, yeminlerinizi yerine getirin. Allah ayetlerini sizin için böylece açıklıyor ki, O’na şükredesiniz.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالأَنصَابُ وَالأَزْلاَمُ رِجْسٌ مِّنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ فَاجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Okunuşu: Yâ eyyuhâllezîne âmenû innemâl hamru vel meysiru vel ensâbu vel ezlâmu ricsun min ameliş şeytâni fectenibûhu leallekum tuflihûn(tuflihûne).
Mâide / 90 - (Diyanet İşleri)
Ey iman edenler! (Aklı örten) içki (ve benzeri şeyler), kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak, şeytan işi birer pisliktir. Onlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.
Mâide / 90 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Ey inananlar, şarap, kumar, tapınmak için dikilmiş olan taşlar, fal için kullanılan oklar, ancak Şeytan'ın işlerindendir ve birer pisliktir bunlar. Bunlardan kaçının da muradına erenlerden olun.
Mâide / 90 - (Abdullah Parlıyan)
Ey iman edenler! Sarhoşluk veren herşey, şans oyunları, putperestçe uygulamaların tümü ve şanstalih okları çekmek, her türlü tahmine dayanan şans oyunu oynamak ve bunlara göre hareket etmek, şeytan işi ve iğrenç kötülüklerden başka bir şey değillerdir. O halde onlardan kaçının ki, mutluluğa eresiniz.
Mâide / 90 - (Adem Uğur)
Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir; bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz.
Mâide / 90 - (Ahmed Hulusi)
Ey iman edenler. . . Hamr (sarhoşluk veren içkiler), Meysir (kumar), Ensab (putlar, tanrı - ilâh vasfı atfetmeler) ve Ezlam (fal okları ve kehanet araçları) ancak şeytanî fiiller olarak birer pisliktir! Artık ondan kaçının ki felâha eresiniz.
Mâide / 90 - (Ahmet Tekin)
Ey iman edenler, mayalanmış, zihnî melekeleri bulandıran şarap ve benzeri içki, kumar, putlar, heykeller, fal ve şans okları, şans kalemleri şeytan, şeytan tıynetli ahlâksız azgın işi çirkin amellerdir, haramdır, lâneti, gazabı ve cezayı muciptir. Bunlardan kaçının ki, kurtuluşa, ebedî nimetlerle mutluluğa eresiniz.
Mâide / 90 - (Ahmet Varol)
Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar [14] ve fal okları şeytanın işinden olan pisliklerdir. Bunlardan sakının; umulur ki kurtuluşa erersiniz.
Mâide / 90 - (Ali Bulaç)
Ey iman edenler, içki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytanın işlerinden olan pisliklerdir. Öyleyse bun(lar)dan kaçının; umulur ki kurtuluşa erersiniz.
Mâide / 90 - (Ali Fikri Yavuz)
Ey müminler! Şarap (içki içmek), kumar oynamak, ibadet için dikilen putlar, (cahillik devrinde kullanılan) fal okları hep şeytanın işinden pis birer şeydir. Onun için bunlardan sakının ki, kurtulasınız.
Mâide / 90 - (Ali Ünal)
Ey iman edenler! Sarhoşluk veren nesneler, kumar ve onun cinsinden bütün şans oyunları, put manâsı taşıyan her türlü taş, yapı ve anıtlarla bunlara kurban sunma ve fal okları, piyango kalemi ve zarlarla şans ve kısmet arama, ancak şeytan işi ve onun sizi sürüklediği murdar birer pisliktir. Bunların her birinden kaçının ki, (dünyada da Âhiret’ te de) kurtuluşa ve muradınıza eresiniz.
Mâide / 90 - (Bekir Sadak)
Ey Inananlar! Icki, kumar, putlar ve fal oklari suphesiz seytan isi pisliklerdir, bunlardan kacinin ki saadete eresiniz.
Mâide / 90 - (Celal Yıldırım)
Ey imân edenler! içki, kumar, tapınmak için konulan dikili taşlar ve fal okları (talih zarları) şeytan işi murdar şeylerden başkası değildir. O halde bunlardan kaçınıp sakının ki kurtuluşa eresiniz.
Mâide / 90 - (Diyanet Vakfi)
Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir; bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz.
Mâide / 90 - (Edip Yüksel)
İnananlar, sarhoş edici maddeler, kumar, kutsal taş ve türbeler, şans oyunları şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan sakının ki kurtulasınız.
Mâide / 90 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Ey o bütün iyman edenler! İçki, kumar, putlar, kısmet çekilen zarlar hep Şeytan işi murdar bir şeydir, onun için siz ondan kaçının ki yakayı kurtarasınız
Mâide / 90 - (Gültekin Onan)
Ey inananlar, içki kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytanın işlerinden olan pisliklerdir. Öyleyse bun(lar)dan kaçının; umulur ki kurtuluşa erersiniz.
Mâide / 90 - (Harun Yıldırım)
Ey iman edenler! Muhakkak ki içki, kumar, putlar ve fal okları şeytanın pis işlerindendir. O halde onlardan kaçınınız ki kurtuluşa eresiniz.
Mâide / 90 - (Hasan Basri Çantay)
Ey îman edenler, içki, kumar, (tapmıya mahsus) dikili taşlar, fal okları ancak şeytanın amelinden birer murdardır. Onun için bun (lardan kaçının ki muradınıza eresiniz.
Mâide / 90 - (Hayrat Neşriyat)
Ey îmân edenler! Şarab, kumar, dikili taşlar (putlar) ve fâl okları ancak şeytanın işinden bir(er) pisliktir; öyleyse ondan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.
Mâide / 90 - (İbni Kesir)
Ey iman edenler; içki, kumar, dikili taşlar ve fal okları; ancak şeytan işi pisliklerdir. Bunlardan kaçının ki, felaha eresiniz.
Mâide / 90 - (Kadri Çelik)
Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar (putlar) ve fal okları şüphesiz şeytan işi birer pisliktir, bunlardan kaçının; umulur ki kurtuluşa erersiniz.
Mâide / 90 - (Muhammed Esed)
Siz ey imana ermiş olanlar! Sarhoşluk veren şeyler, şans oyunları, putperestçe uygulamalar ve gelecek hakkında kehanette bulunmak, Şeytan işi iğrenç kötülüklerden başka bir şey değillerdir: O halde onlardan kaçının ki mutluluğa eresiniz!
Mâide / 90 - (Mustafa İslamoğlu)
Siz ey iman edenler! Sarhoşluk veren her şey, tüm şans oyunları, Allah'tan başkasına kurban sunmak ve gelecek hakkında kehanette bulunmak şeytan işi pisliklerden başka bir şey değildir. O halde bunlardan kaçının ki ebedi mutluluğa erişebilesiniz.
Mâide / 90 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ey imân edenler! Muhakkak ki içki, kumar, putlar ve kısmet için çekilen zarlar şeytanın işinden olan murdar bir şeydir. Artık ondan kaçınınız ki, felâh bulabilesiniz.
Mâide / 90 - (Ömer Öngüt)
Ey iman edenler! İçki, kumar, putlar ve fal okları, şeytanın işi pisliklerdir. Bunlardan kaçının ki saâdete eresiniz.
Mâide / 90 - (Şaban Piriş)
- Ey iman edenler! İçki, kumar, putlar ve fal okları sadece şeytanın işinden bir pisliktir, kurtuluşa erebilmeniz için onlardan uzak durun.
Mâide / 90 - (Sadık Türkmen)
Ey iman EDENLER! (Aklı örten) içki (ve benzeri sarhoşluk veren herşey), Kumar (tüm şans oyunları), dikili taşlar(dan/türbelerden medet ummak) ve fal okları (gelecek hakkında kehanette bulunmak) ancak, şeytan işi birer pisliktir. Onlardan kaçının/uzak durun ki kurtuluşa eresiniz.
Mâide / 90 - (Seyyid Kutub)
Ey müminler, içki, kumar, anıt taşları, fal okları şeytan işi iğrençliklerdendir, bunlardan uzak durun ki, kurtuluşa eresiniz.
Mâide / 90 - (Suat Yıldırım)
Ey iman edenler! Şarap, kumar, putlara kurban kesilen sunaklar, fal okları, şeytana ait murdar işlerden başka bir şey değildir. Bunlardan geri durun ki felâh bulasınız.
Mâide / 90 - (Süleyman Ateş)
Ey inananlar, şarap, kumar, dikili taşlar, şans okları şeytân işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.
Mâide / 90 - (Tefhim-ul Kuran)
Ey iman edenler, içki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytanın işlerinden olan pisliklerdir. Öyleyse bun(lar) dan kaçının; umulur ki kurtuluşa erersiniz.
Mâide / 90 - (Ümit Şimşek)
Ey iman edenler! İçki, kumar, sunaklar ve zarlar şeytan işi birer pislikten başka birşey değildir; bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.
Mâide / 90 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Ey iman edenler! Uyuşturucu/şarap, kumar, tapılmak için dikilen taşlar, fal okları şeytan işi birer pisliktir; bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz.
Mâide / 90 - (İskender Ali Mihr)
Ey âmenû olanlar! Ancak şarap, kumar, (tapınmak için konulan) dikili taşlar (putlar) ve fal okları, şeytanın işlerinden pis şeylerdir. Artık bunlardan kaçının. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.
Mâide / 90 - (İlyas Yorulmaz)
Ey İman edenler! İçki, kumar, putperestlerin kutsallarını sembolize eden dikili taşlar ve geleceği öğrenmek için açılan fallar (ve benzeri şeyler) şeytanca (Allah’a kulluktan uzaklaştıran) çirkin uygulamalardır. Artık bu çirkin ve sizi Allah’a olan kulluktan uzaklaştıran uygulamalardan uzaklaşın ki kurtuluşa eresiniz.
إِنَّمَا يُرِيدُ الشَّيْطَانُ أَن يُوقِعَ بَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاء فِي الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ وَيَصُدَّكُمْ عَن ذِكْرِ اللّهِ وَعَنِ الصَّلاَةِ فَهَلْ أَنتُم مُّنتَهُونَ
Okunuşu: İnnemâ yurîduş şeytânu en yûkia beynekumul adâvete vel bagdâe fîl hamri vel meysiri ve yasuddekum an zikrillâhi ve anis salâti, fe hel entum muntehûn(muntehûne).
Mâide / 91 - (Diyanet İşleri)
Şeytan, içki ve kumarla, ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçiyor musunuz?
Mâide / 91 - (Abdullah Parlıyan)
Şeytan, sarhoşluk verici şeyler ve şanstalih oyunları ile aranıza sadece düşmanlık ve nefret sokmaya ve sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymaya çalışır. O halde artık tüm bu kötülüklere ne zaman son vereceksiniz?
Mâide / 91 - (Adem Uğur)
Şeytan içki ve kumar yoluyla ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi, Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık (bunlardan) vazgeçtiniz değil mi?
Mâide / 91 - (Ahmed Hulusi)
Şeytan, içki ve kumar türleri ile aranıza düşmanlık ve kin yerleştirmeyi, sizi Allâh zikrinden ve salâttan engellemeyi murat eder ancak. . . Artık vazgeçtiniz değil mi?
Mâide / 91 - (Ahmet Tekin)
Şeytan, şeytan tıynetli ahlâksız azgınlar, mayalanmış, zihnî melekeleri bulandıran şarap ve benzeri içki ve kumarla sizin aranıza kesinlikle düşmanlık ve kin sokmak ve sizi, Allah’ı zikirden, İslâm’ı tebliğden ve namazdan alıkoymak ister. Artık ergin akılla düşünüp bunlardan vazgeçmeyecek misiniz?
Mâide / 91 - (Ahmet Varol)
Muhakkak ki şeytan içki ve kumar yoluyla aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz mi?
Mâide / 91 - (Ali Bulaç)
Gerçekten şeytan, içki ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi, Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi?
Mâide / 91 - (Ali Fikri Yavuz)
Muhakkak şeytan, şarabda ve kumarda aranıza düşmanlık ve kin düşürmek; sizi Allah’ı anmaktan ve namaz kılmaktan alıkoymak ister. Artık siz, bunlardan sakınmaz mısınız?
Mâide / 91 - (Ali Ünal)
Hiç şüphesiz şeytan, sarhoş edici nesneler ve her türden kumarla aranıza ancak düşmanlık ve kin atmak, sizi Allah’ı zikretmekten, O’nunla ilgili çalışmalardan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçiverdiniz değil mi?
Mâide / 91 - (Bayraktar Bayraklı)
Şeytan, alkol ve kumar ile, aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak istiyor. Artık bunlardan vazgeçecek misiniz?[105]
Mâide / 91 - (Bekir Sadak)
Seytan suphesiz icki ve kumar yuzunden araniza dusmanlik ve kin sokmak ve sizi Allah'i anmaktan, namazdan alikoymak ister. Artik bunlardan vazgecersiniz degil mi?
Mâide / 91 - (Celal Yıldırım)
Şeytan, içki ve kumar hususunda ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan alıkoymak ister. Artık vazgeçersiniz değil mi?
Mâide / 91 - (Cemal Külünkoğlu)
Muhakkak şeytan, sarhoşluk verici şeyler ve şans oyunları ile sadece aranıza düşmanlık ve nefret sokmak ve sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık (bu pis işlerden) vaz geçiyorsunuz değil mi?
Mâide / 91 - (Diyanet İşleri (eski))
Şeytan şüphesiz içki ve kumar yüzünden aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah'ı anmaktan, namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçersiniz değil mi?
Mâide / 91 - (Diyanet Vakfi)
Şeytan içki ve kumar yoluyla ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi, Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık (bunlardan) vazgeçtiniz değil mi?
Mâide / 91 - (Edip Yüksel)
Şeytan, sarhoş edicilerle, kumarla aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi ALLAH'ı anmaktan, namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçiyorsunuz değil mi?
Mâide / 91 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
İçki ile kumarda Şeytan sırf aranıza adavet ve kin düşürmeyi ve Sizi Allahı anmaktan ve namaz kılmaktan alıkoymayı ister, artık vaz geçiyorsunuz değil mi?
Mâide / 91 - (Gültekin Onan)
Gerçekten şeytan, içki ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi Tanrı'yı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi?
Mâide / 91 - (Harun Yıldırım)
Muhakkak ki şeytan içki ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin sokmak sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçiyorsunuz değil mi?
Mâide / 91 - (Hasan Basri Çantay)
Şeytan, içkide ve kumarda ancak aranıza düşmanlık ve kîn düşürmek, sizi Allâhı anmakdan ve namazdan alıkoymak ister. Artık siz (hepiniz) vaz geçdiniz değil mi?
Mâide / 91 - (Hayrat Neşriyat)
Şeytan, içki ve kumarda aranıza (o yolla) ancak düşmanlık ve kin düşürmek ve sizi Allah’ın zikrinden ve namazdan alıkoymak ister. Artık siz, (bunlardan) vazgeçen kimseler(olmaz) mısınız?
Mâide / 91 - (İbni Kesir)
Şeytan; ancak içki ve kumar yüzünden aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçersiniz değil mi?
Mâide / 91 - (Kadri Çelik)
Şeytan şüphesiz içki ve kumar yüzünden aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah'ı anmaktan, namazdan alıkoymak ister. Artık (bunca kötülüklerine rağmen bakın bakalım bunları) terk ediciler misiniz?
Mâide / 91 - (Muhammed Esed)
Şeytan, sarhoşluk verici şeyler ve şans oyunları ile sadece aranıza düşmanlık ve nefret sokmaya ve sizi Allahı anmaktan ve namazdan alıkoymaya çalışır. O halde, (artık) vazgeçmeyecek misiniz?
Mâide / 91 - (Mustafa İslamoğlu)
Şeytan sarhoşluk veren şeyler ve şans oyunlarıyla sizin aranıza düşmanlık ve kin tohumları saçmaktan, Allah'ı anmak ve namazdan alıkoymaktan başka bir şey istemez: öyleyse siz, hala vazgeçmeyecek misiniz?
Mâide / 91 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Şüphe yok ki şeytan aranıza ancak içki ile, kumar ile adavet düşürmeyi ve sizi Allah Teâlâ'nın zikrinden ve namazdan alıkoymayı ister. Artık siz vazgeçtiniz değil mi?
Mâide / 91 - (Ömer Öngüt)
Şeytan; içki ve kumar yüzünden aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi zikrullahtan ve namazdan alıkoymak ister. Artık siz bundan vazgeçtiniz değil mi?
Mâide / 91 - (Şaban Piriş)
Şeytan, içki ve kumar (şans oyunları) ile sadece aranızda düşmanlık ve nefreti körükleyip Allah’ın zikrinden ve namazdan alıkoymak istiyor.
Mâide / 91 - (Sadık Türkmen)
Şeytan; içki (sarhoşluk ve uyuşturucu ile) ve kumarla ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; Allah’ı anmaktan (emir ve yasakları hatırlamaktan) ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçiyor musunuz?
Mâide / 91 - (Seyyid Kutub)
Şeytan içki ve kumar yolu ile aranıza kin ve düşmanlık tohumları ekmek, sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık bunlara son veriyorsunuz değil mi?
Mâide / 91 - (Suat Yıldırım)
Şarap ve kumarla şeytanın yapmak istediği tek şey, sizin aranıza düşmanlık ve kin salmak, sizi Allah’ı zikretmekten ve namazdan alıkoymaktır. Artık bu habis şeylerden vazgeçtiniz değil mi?
Mâide / 91 - (Süleyman Ateş)
Şeytân, şarap ve kumar ile aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allâh'ı anmaktan ve namazdan alakoymak istiyor. Artık (bunlardan) vazgeçecek misiniz?
Mâide / 91 - (Tefhim-ul Kuran)
Gerçekten şeytan, içki ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi, Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz, değil mi?
Mâide / 91 - (Ümit Şimşek)
Hiç kuşku yok ki, şeytan içki ve kumarla aranıza kin ve düşmanlık sokmak, sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık bundan vazgeçersiniz, değil mi?
Mâide / 91 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Şeytan; uyuşturucu ve kumara sokularak aranıza düşmanlık ve şiddetli nefret yerleştirip sizi Allah'ı anmaktan, namazdan geri çevirmek ister. Artık son veriyorsunuz değil mi?
Mâide / 91 - (İskender Ali Mihr)
Oysa ki şeytan, şarap ve kumar ile aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah’ı zikretmekten ve namaz kılmaktan alıkoymak ister. Siz artık (bunlara) son verdiniz mi?
Mâide / 91 - (İlyas Yorulmaz)
İçki ve kumar yoluyla şeytan, aranızda düşmanlık ve birbirinize kinlenip nefret etme duygularını yerleştirmek ve sizi Allah’ı anmaktan ve namaz kılmaktan uzaklaştırmak istiyor. (Allah’ın yasakladığı) Bu şeytanca uygulamalardan vaz geçtiniz mi?
وَأَطِيعُواْ اللّهَ وَأَطِيعُواْ الرَّسُولَ وَاحْذَرُواْ فَإِن تَوَلَّيْتُمْ فَاعْلَمُواْ أَنَّمَا عَلَى رَسُولِنَا الْبَلاَغُ الْمُبِينُ
Okunuşu: Ve atîûlllâhe ve atîûr resûle vahzerû, fe in tevelleytum fa’lemû ennemâ alâ resûlinâl belâgul mubîn(mubînu).
Mâide / 92 - (Diyanet İşleri)
Öyleyse Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin ve Allah’a karşı gelmekten sakının. Şayet yüz çevirirseniz bilmiş olun ki, elçimize düşen sadece apaçık tebliğdir.
Mâide / 92 - (Abdullah Parlıyan)
Öyleyse, Allah'a ve elçisine itaat edin, kötülüklere karşı her zaman sakınarak hazırlıklı olun. Eğer yüz çevirirseniz, bilin ki bizim elçimizin görevi kendisine emanet edilen mesajı apaçık tebliğden ibarettir.
Mâide / 92 - (Adem Uğur)
Allah'a itaat edin, Resûle de itaat edin ve (kötülüklerden) sakının. Eğer (itaatten) yüz çevirirseniz bilin ki Resûlümüzün vazifesi apaçık duyurmak ve bildirmektir.
Mâide / 92 - (Ahmed Hulusi)
Allâh'a itaat edin, Rasûle itaat edin ve sakının! Eğer yüz çevirirseniz, iyi bilin ki, bizim Rasûlümüzün üzerine düşen yalnızca apaçık tebliğ etmektir.
Mâide / 92 - (Ahmet Tekin)
Allah’a itaat edin, Kitabındaki hükümleri uygulayın, Rasulüne itaat edin, sünnetini uygulayın. Kur’ân ve sünnetin hükümlerini uygulamada gevşemeyerek, taviz vermeyerek kendinizi Allah’ın azabından koruyun. İtaatten vazgeçer, güç ve iktidarınızı kullanarak halkı istediğiniz istikamette yönlendirmeye devam ederseniz, elimizden kurtulamazsınız. Bilin ki, Rasulümüze düşen apaçık bir tebliğdir.
Mâide / 92 - (Ahmet Varol)
Allah'a itaat edin, peygambere itaat edin ve sakının. Eğer yüz çevirirseniz bilin ki Peygamber'imize düşen sadece açıkça tebliğ etmektir.
Mâide / 92 - (Ali Bulaç)
Allah'a itaat edin, peygambere de itaat edin ve sakının. Eğer yüz çevirirseniz, bilin ki, elçimize düşen, ancak apaçık bir tebliğdir.
Mâide / 92 - (Ali Fikri Yavuz)
Allah’a ve onun Peygamberine itaat edin ve onların emirleriyle yasaklarına aykırı hareket etmekten sakının. Eğer itaat etmekten yüz çevirirseniz biliniz ki, Peygamberimize düşen sadece açık bir tebliğdir.
Mâide / 92 - (Ali Ünal)
(Bunlardan vazgeçin ve bütün hükümlerinde) Allah’a itaat edin; (size olan emirleri ve yasaklarında vahye dayanan, Risalet’in zirve temsilcisi o en büyük) Rasûl’e itaat edin ve (onlara muhalefet etmeme hususunda) daima tetikte bulunun. Eğer (itaattan) yüz çevirecek olursanız, biliniz ki Rasûlümüze düşen apaçık tebliğden ibarettir.
Mâide / 92 - (Bayraktar Bayraklı)
Allah'a ve peygambere itâat ediniz, kötü şeylerden sakınınız. Eğer gösterdiğimiz yoldan dönerseniz, biliniz ki peygamberimize düşen, açıkça tebliğ etmektir.
Mâide / 92 - (Bekir Sadak)
Allah'a itaat edin, Peygambere itaat edin, karsi gelmekten cekinin; eger yuz cevirirseniz bilin ki, peygamberimize dusen sadece acikca teblig etmektir.
Mâide / 92 - (Celal Yıldırım)
Allah'a itaat edin. Peygamber'e itaat edin ve (içki, kumar gibi haramlardan) sakının. Eğer yüzçevirirseniz, bilin ki Peygamberimize düşen sadece açık tebliğdir.
Mâide / 92 - (Cemal Külünkoğlu)
Öyleyse Allah'a da itaat edin, Resul'e de itaat edin ve (onlara karşı gelmekten) sakının. Eğer yüz çevirirseniz (itaatten uzak kalırsanız), bilin ki bizim elçimizin görevi, kendisine ulaşanı apaçık tebliğ etmektir.
Mâide / 92 - (Diyanet İşleri (eski))
Allah'a itaat edin, Peygambere itaat edin, karşı gelmekten çekinin; eğer yüz çevirirseniz bilin ki, peygamberimize düşen sadece açıkça tebliğ etmektir.
Mâide / 92 - (Diyanet Vakfi)
Allah'a itaat edin, Resûle de itaat edin ve (kötülüklerden) sakının. Eğer (itaatten) yüz çevirirseniz bilin ki Resûlümüzün vazifesi apaçık duyurmak ve bildirmektir.
Mâide / 92 - (Edip Yüksel)
ALLAH'a uyun, elçiye uyun, dikkatli olun. Yüz çevirirseniz bilesiniz ki elçimize düşen görev, açıkça bildirmektir.
Mâide / 92 - (Gültekin Onan)
Tanrı'ya itaat edin, peygambere de itaat edin ve sakının. Eğer yüz çevirirseniz, bilin ki, elçimize düşen, ancak apaçık bir tebliğdir.
Mâide / 92 - (Harun Yıldırım)
Allah’a itaat edin, Rasul’e de itaat edin ve sakının! Yüz çevirirseniz bilin ki şüphesiz Rasulü’müze düşen apaçık bir tebliğdir.
Mâide / 92 - (Hasan Basri Çantay)
Allaha ve Resulüne itaat edin, sakının. Eğer yüz çevirirseniz bilin ki peygamberimizin üstüne düşen, yalnız apaçık tebliğden ibâretdir.
Mâide / 92 - (Hayrat Neşriyat)
O hâlde Allah’a itâat edin, peygambere de itâat edin ve (ona muhâlefetten)sakının! Buna rağmen (itâatten) yüz çevirirseniz, artık bilin ki, Resûlümüze düşen ancak apaçık tebliğdir.
Mâide / 92 - (İbni Kesir)
Allah'a itaat edin, Rasule itaat edin ve sakının. Yüz çevirecek olursanız, bilinki; peygamberimize düşen, yalnız açıkça tebliğ etmektir.
Mâide / 92 - (Kadri Çelik)
Allah'a itaat edin, peygambere itaat edin ve (karşı gelmekten) çekinin; eğer yüz çevirirseniz bilin ki, peygamberimize düşen sadece açıkça tebliğ etmektir.
Mâide / 92 - (Muhammed Esed)
Öyleyse Allaha ve Elçisine itaat edin ve (kötülüklere karşı) her zaman hazırlıklı olun: Eğer yüz çevirirseniz, bilin ki Bizim Elçimizin görevi, (kendisine emanet edilen) mesajı apaçık tebliğ etmekten ibarettir.
Mâide / 92 - (Mustafa İslamoğlu)
Şu halde Allah'a itaat edin, Peygamber'e itaat edin ve (kötülükten) sakının! Eğer yüz çevirirseniz, iyi bilin ki Elçi'mizin görevi mesajı apaçık tebliğ etmekten ibarettir.
Mâide / 92 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Allah Teâlâ'ya itaat ediniz ve peygambere itaat ediniz ve (muhalefetten) hazer eyleyiniz. Şâyet yüz çevirirseniz artık biliniz ki, bizim peygamberimizin üzerine ait olan, apaçık bir tebliğden ibarettir.
Mâide / 92 - (Ömer Öngüt)
Allah'a itaat edin, Peygamber'e itaat edin, karşı gelmekten çekinin. Eğer yüz çevirirseniz, bilin ki Peygamber'imizin vazifesi sadece açıkça duyurmak ve bildirmektir.
Mâide / 92 - (Şaban Piriş)
Artık (bu kötü alışkanlıklara) son verdiniz değil mi? Allah’a itaat edin, Peygambere itaat edin ve (itaatsizlikten) sakının. Eğer, yüz çevirirseniz biliniz ki Peygamberimize düşen sadece, açıkça bildirmektir.
Mâide / 92 - (Sadık Türkmen)
Öyleyse Allah’a itaat edin, Rasûl’e itaat edin ve Allah’a karşı gelmekten sakının. Şayet yüz çevirirseniz bilmiş olun ki, Elçimiz’e düşen sadece apaçık tebliğdir.
Mâide / 92 - (Seyyid Kutub)
Allah'a ve peygambere itaat ediniz, onlara karşı gelmekten sakının. Eğer bu direktife sırt çevirirseniz, biliniz ki, Peygamberimizin görevi sadece açıkça duyurmaktır.
Mâide / 92 - (Suat Yıldırım)
Allah’a itaat edin, Resulullaha itaat edin ve onlara karşı gelmekten sakının. Eğer ona sırtınızı dönerseniz bilin ki peygamberimizin görevi sadece tebliğden ibarettir.
Mâide / 92 - (Süleyman Ateş)
Allah'a itâ'at edin, Elçi'ye itâ'at edin, (kötü şeylerden) sakının! Eğer (kabul etmez) dönerseniz, bilin ki elçimize düşen, açıkça duyurmaktır.
Mâide / 92 - (Tefhim-ul Kuran)
Allah'a itaat edin, peygambere de itaat edin ve sakının. Eğer yüz çevirirseniz, bilin ki, elçimize düşen, ancak apaçık bir tebliğidir.
Mâide / 92 - (Ümit Şimşek)
Allah'a da itaat edin, Peygambere de itaat edin; onlara karşı gelmekten kaçının. Eğer yüz çevirecek olursanız şunu bilin ki, Peygambere düşen, açıkça bildirmekten ibarettir.
Mâide / 92 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Allah'a itaat edin, resule itaat edin, sakının. Eğer yüz çevirirseniz şunu bilin: Bizim resulümüze düşen sadece apaçık bir tebliğdir.
Mâide / 92 - (İskender Ali Mihr)
Ve Allah’a itaat edin ve Resûl’e itaat edin ve (onlara karşı gelmekten) sakının. Eğer bundan sonra yüz çevirirseniz bilin ki Resûl’ümüze düşen, sadece açık bir tebliğdir (duyurmadır).
Mâide / 92 - (İlyas Yorulmaz)
Allah’a ve elçisine itaat edin ve (Allah’ın dinine karıştırılan yanlışlara karşı) dikkatli olun. Eğer elçinin getirdiği Allah’ın emirlerinden yüz çevirirseniz, bilin ki! Elçiye düşen, yalnızca doğruları size bildirmesidir.
لَيْسَ عَلَى الَّذِينَ آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ جُنَاحٌ فِيمَا طَعِمُواْ إِذَا مَا اتَّقَواْ وَّآمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ ثُمَّ اتَّقَواْ وَّآمَنُواْ ثُمَّ اتَّقَواْ وَّأَحْسَنُواْ وَاللّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ
Okunuşu: Leyse alâllezîne âmenû ve amilûs sâlihâti cunâhun fîmâ taimû izâ mâttekav ve âmenû ve amilûs sâlihâti summettekav ve âmenû summettekav ve ahsenû vallâhu yuhibbul muhsinîn(muhsinîne).
Mâide / 93 - (Diyanet İşleri)
İman edip salih ameller işleyenlere; Allah’a karşı gelmekten sakındıkları, iman ettikleri ve salih amel işledikleri, sonra Allah’a karşı gelmekten sakındıkları ve iman ettikleri, sonra yine Allah’a karşı gelmekten sakındıkları ve iyilik ettikleri takdirde, daha önce tatmış olduklarından dolayı bir günah yoktur. Allah, iyilik edenleri sever.
Mâide / 93 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
İman edip iyi işlerde bulunanlara; çekindikleri, inandıkları ve iyi işlerde bulundukları, sonra gene çekinmede devam ettikleri, inançlarını güttükleri, sonra da gene çekinip durdukları ve iyilik ettikleri takdîrde haram edilmeden önce yedikleri şeyler yüzünden bir vebal yok ve Allah iyilik edenleri sever.
Mâide / 93 - (Abdullah Parlıyan)
İyman edib de salâhlı salâhlı işler yapan kimseler bundan böyle sakındıkları ve iymanlarında sebat ile salih salih işlerine devam eyledikleri, sonra takvâlarında ve iymanlarında rüsuh buldukları, sonra bu takvâ ile beraber her yaptığını güzel yapan ihsan mertebesine erdikleri takdirde mukaddema tattıklarında kendilerine bir beis yoktur, Allah muhsinleri sever
Mâide / 93 - (Adem Uğur)
İman eden ve iyi işler yapanlara, hakkıyle sakınıp iman ettikleri ve iyi işler yaptıkları, sonra yine hakkıyle sakınıp iman ettikleri, sonra da hakkıyle sakınıp yaptıklarını, ellerinden geldiğince güzel yaptıkları takdirde (haram kılınmadan önce) tattıklarından dolayı günah yoktur. (Önemli olan inandıktan sonra iman ve iyi amelde sebattır). Allah iyi ve güzel yapanları sever.
Mâide / 93 - (Ahmed Hulusi)
İman edip imanının gerektirdiği fiilleri ortaya koyanlar, korunmaya devam ederlerse (bir üst mertebede) imana ulaşıp, o imanın gereği çalışmalar yaparlar. . . Sonra bu anlayışa göre korunarak daha üst mertebede iman anlayışına kavuşurlar. . . O anlayışla imanlarının sonucu olarak da ona göre korunmaya başlarlar. . . Bundan sonra, ulaştıkları bu anlayışa göre korunmaya devam etmeleri, onları ihsana (Müşahede mertebesine) erdirir. . . Allâh muhsinleri sever.
Mâide / 93 - (Ahmet Tekin)
İman ederek, hâlis niyet ve amaçlarla, İslâm esaslarını, İslâmî düzeni hayata geçirenler, iş barışı içinde bilinçli, planlı, mükemmel, meşrû, faydalı, verimli çalışarak nimetin-ürünün bollaşmasını sağlayanlar, yerinde, haklı çıkışlar yaparak, düzelmeye, iyiliğe, iyileştirmeye ön ayak olanlar, cârî-kalıcı hayırlar-sâlih ameller işleyenler, Allah’a sığınıp emirlerine yapıştıkları, günahlardan arınıp, azaptan korundukları, iman edip, hâlis niyet ve amaçlarla, İslâm esaslarını, İslâmî düzeni hayata geçirmeye, iş barışı içinde bilinçli, planlı, mükemmel, meşrû, faydalı, verimli çalışarak nimetin-ürünün bollaşmasını sağlamaya, yerinde, haklı çıkışlar yaparak, düzelmeye, iyiliğe, iyileştirmeye ön ayak olmaya, cârî-kalıcı hayırlar-sâlih ameller işlemeye devam ettikleri müddetçe, daha önceki yediklerinden, içtiklerinden dolayı kendilerine bir günah yoktur. Yeter ki, Allah’a sığınıp, emirlerine yapışarak, günahlardan arınıp, azaptan korunmaya, iman etmeye devam etsinler. Daha çok Allah’a sığınıp, emirlerine yapışmaya, günahlardan arınıp, azaptan korunmaya, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranmaya, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olmaya, iyiliği, iyi niyetleri, dinin, ahlâkın ve kamu vicdanının emirlerini, devamlı davranışlarına, ilişkilerine, görevlerine, hayatlarına yansıtan, samimiyetle ibadet eden, aktif olarak iyiliğe, iyi uygulamaya, iyileştirmeye örnek olan, işlerinde mükemmellik, dürüstlük ve başarı için dikkat harcayan, hayırlı icraatlar, kalıcı hizmetler yapan müslüman idareciler, askerî erkân ve müslümanlar olmaya devam etsinler.Allah iyiliği, iyi niyetleri, dinin, ahlâkın ve kamu vicdanının emirlerini, devamlı davranışlarına, ilişkilerine, görevlerine, hayatlarına yansıtan, samimiyetle ibadet eden, aktif olarak iyiliğe, iyi uygulamaya, iyileştirmeye örnek olan, işlerinde mükemmellik, dürüstlük ve başarı için dikkat harcayan, hayırlı icraatlar, kalıcı hizmetler yapan müslüman idarecileri, askerî erkân ve müslümanları sever.
Mâide / 93 - (Ahmet Varol)
İman edip salih ameller işleyenler için (kötülüklerden) sakındıkları, iman edip salih ameller işledikleri, sonra yine sakındıkları ve iman ettikleri, sonra yine sakındıkları ve iyilikte bulundukları takdirde önceden tatmış olduklarından dolayı bir sorumluluk yoktur. Allah iyilik sahiplerini sever.
Mâide / 93 - (Ali Bulaç)
İman edenler ve salih amellerde bulunanlar için korkup sakındıkları, iman ettikleri ve salih amellerde bulundukları, sonra korkup sakındıkları ve iman ettikleri ve sonra (yine) korkup sakındıkları ve iyilikte bulundukları takdirde (yasaklanmadan önce) yedikleri dolayısıyla bir sorumluluk yoktur. Allah, iyilik yapanları sever.
Mâide / 93 - (Ali Fikri Yavuz)
İman edip sâlih âmeller işleyenler üzerine, bundan böyle sakındıkları ve güzel işlere devam ettikleri, sonra takva ve imanlarında kökleştikleri, daha sonra bu takva ile beraber güzel işlerle meşgul oldukları takdirde, önceden (haram kılınmazdan evvel) tattıkları şeylerde, üzerlerine bir günah yoktur. Allah, iyilik yapanları sever.
Mâide / 93 - (Ali Ünal)
Artık iman etmiş olup imanlarının gereği sağlam, doğru, yerinde ve ıslaha yönelik (Salih) işler yapanlar, işledikleri günahlardan endişe içinde (icmalî imanla) iman edip salih işler yaptıkları, sonra endişelerinde daha bir derinleşip takvaya sarılarak (her hükmünde Allah’a ve Rasûlü’ne) iman ettikleri, sonra daha bir derinlikte takvaya sarılıp, bütün yaptıklarını Allah’ı görürcesine bir şuur ve samimiyet içinde yaptıkları takdirde, daha önceden yiyip içtikleri (haram nesnelerden) dolayı üzerlerine bir vebal yoktur. Allah, bu seviyede iyiliğe kilitlenen ve O’nu görüyormuşçasına davrananları sever.
Mâide / 93 - (Bayraktar Bayraklı)
İnanıp iyi işler yapanlara, bundan böyle kötülüklerden korunup inandıkları ve iyi işler yaptıkları, sonra korunup inandıkları, sonra yine korunup iyilik ettikleri takdirde, daha önce yediklerinden ötürü bir günah yoktur. Allah, güzel davrananları sever.
Mâide / 93 - (Bekir Sadak)
Inananlara ve yararli is isleyenlere, -sakinirlar, inanirlar, yararli isler islerler, sonra haramdan sakinip inanirlar ve sonra isyandan sakinip iyilik yaparlarsa- daha onceleri tatmis olduklarindan dolayi bir sorumluluk yoktur. Allah iyi davrananlari sever.*
Mâide / 93 - (Celal Yıldırım)
İmân edip iyi-yararlı amellerde bulunanlar, (Allah'a ortak koşmaktan) sakınıp (Allah'a ve Peygamber'e) imânlarında sebat ederek iyi yararlı amellerini sürdürürler, sonra da (içki, kumar ve benzeri fenalıklardan) sakınıp (bunların haram kılındıklarını kabul ederek) inanırlar ve amellerini güzelleştirip iyi hâl üzere olurlarsa, (daha önce bu gibi haram nesnelerden) tattıklarından dolayı kendilerine bir günah yoktur. Allah güzel amellerde bulunup durumunu iyileştirenleri sever.
Mâide / 93 - (Cemal Külünkoğlu)
İman edip doğru ve yararlı işler yapanlar, Allah'tan sakınıp iman ettikleri, arkasından yine Allah'tan sakınıp mü'minliklerini devam ettirdikleri ve sonra yine Allah'tan sakınıp iyilik yaptıkları takdirde vaktiyle tattıkları haram yiyecek ve içeceklerden dolayı sorumlu tutulmazlar. Hiç kuşkusuz Allah, güzel davranışta bulunanları sever.
Mâide / 93 - (Diyanet İşleri (eski))
İnananlara ve yararlı iş işleyenlere, -sakınırlar, inanırlar, yararlı işler işlerler, sonra haramdan sakınıp inanırlar ve sonra isyandan sakınıp iyilik yaparlarsa- daha önceleri tatmış olduklarından dolayı bir sorumluluk yoktur. Allah iyi davrananları sever.
Mâide / 93 - (Diyanet Vakfi)
İman eden ve iyi işler yapanlara, hakkıyle sakınıp iman ettikleri ve iyi işler yaptıkları, sonra yine hakkıyle sakınıp iman ettikleri, sonra da hakkıyle sakınıp yaptıklarını, ellerinden geldiğince güzel yaptıkları takdirde (haram kılınmadan önce) tattıklarından dolayı günah yoktur. (Önemli olan inandıktan sonra iman ve iyi amelde sebattır). Allah iyi ve güzel yapanları sever.
Mâide / 93 - (Edip Yüksel)
İnanıp erdemli işler yapanlar, emirlere uyarak inanıp erdemli davrandıkları, günahlardan sakınıp inandıkları ve yine sakınıp iyilik yaptıkları sürece yediklerinden ötürü kendilerine bir günah yoktur. ALLAH iyi davrananları sever.
Mâide / 93 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
İyman edib de salâhlı salâhlı işler yapan kimseler bundan böyle sakındıkları ve iymanlarında sebat ile salih salih işlerine devam eyledikleri, sonra takvâlarında ve iymanlarında rüsuh buldukları, sonra bu takvâ ile beraber her yaptığını güzel yapan ihsan mertebesine erdikleri takdirde mukaddema tattıklarında kendilerine bir beis yoktur, Allah muhsinleri sever
Mâide / 93 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
İman edip yararlı işler yapan kimseler bundan böyle (Allah'tan) korktukları, imanlarında sebat ettikleri, yararlı işler yapmaya devam ettikleri, sonra sakındıkları ve imanlarında iyice sağlamlaştıkları, yine sakınmakla beraber her yaptığını güzel yapan kişi mertebesine erdikleri takdirde, daha önce (haramı) tatmalarından ötürü kendilerine bir günah yoktur. Allah iyi davrananları sever.
Mâide / 93 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
İman edip salih amel işleyenler, Allah'tan korktukları, imanlarında sebat ettikleri, salih amel işlemeye devam ettikleri, sonra Allah'tan sakındıkları, imanlarından ayrılmadıkları, yine Allah'tan korktukları ve iyilikte bulundukları müddetçe, daha önce yediklerinden dolayı kendilerine bir günah yoktur. Allah iyilikte bulunanları sever.
Mâide / 93 - (Gültekin Onan)
İnananlar ve salih amellerde bulunanlar için korkup sakındıkları, inandıkları ve salih amellerde bulundukları, sonra korkup sakındıkları ve sonra (yine) korkup sakındıkları ve iyilikte bulundukları takdirde (yasaklanmadan önce) yedikleri dolayısıyla bir sorumluluk yoktur. Tanrı iyilik yapanları sever.
Mâide / 93 - (Harun Yıldırım)
İman edip salih ameller işleyenlere, sakınır, iman eder ve salih amel işlerler de sonra sakınıp iman eder ardından sakınarak iyilik ederlerse tattıklarından dolayı bir günah yoktur. Şüphesiz Allah iyilik edenleri sever.
Mâide / 93 - (Hasan Basri Çantay)
İman edib de güzel güzel amel (ve hareket) lerde bulunanlar — (Bundan sonra haram olan şeylerden de) sakındıkları, îman (larında sebat ile) iyi iyi işlere devam etdikleri, sonra (haram edilen şeylerden dâima) sakınıb (haram olduklarına iyice) inandıkları ve yine sakınmakda devam ve ısrar ile güzel işler (i arayıb onlar) la iştigal eyledikleri takdirde — (haram kılınmazdan evvel) tatdıklarında üzerlerine hiç bir suç yokdur. Allah, iyi hareket edenleri sever.
Mâide / 93 - (Hayrat Neşriyat)
Îmân edip sâlih ameller işleyenlere, (haramlardan) sakınıp îmân ettikleri ve sâlihameller işledikleri, sonra (günahlarda ısrar etmekten) sakınıp (onların haram olduğuna iyice) inandıkları, sonra (bütün haramlardan) da sakınıp iyilik ettikleri takdirde,(kendilerine haram kılınmadan önce) tattıklarından dolayı bir günah yoktur. Çünki Allah, iyilik edenleri sever.
Mâide / 93 - (İbni Kesir)
İman edip salih amel işleyenler, sakınırlar, inanırlar ve salih amel işlerlerse; sonra sakınır ve ihsan ederlerse; daha önce tatmış olduklarından dolayı bir sorumluluk yoktur. Allah, ihsan edenleri sever.
Mâide / 93 - (Kadri Çelik)
İman edenler ve salih amellerde bulunanlar için korkup sakındıkları, iman ettikleri, salih amellerde bulundukları, sonra sakındıkları ve iman ettikleri ve sonra (yine) sakındıkları ve iyilikte bulundukları takdirde (yasaklanmadan önce) yedikleri dolayısıyla bir sakınca yoktur. Allah, ihsan sahiplerini sever.
Mâide / 93 - (Muhammed Esed)
İmana ermiş olup doğru ve yararlı işler yapanlar, Allaha karşı sorumluluk bilinci duydukları ve (gerçekten) inanıp doğru ve yararlı işler yaptıkları sürece her istediklerinden serbestçe yararlanabilirler: yeter ki Allaha karşı sorumluluk bilinci duymaya ve iman etmeye devam etsinler ve Allaha karşı sorumluluklarının bilincine daha çok varsınlar ve iyilik yapmakta arzulu ve kararlı davransınlar. Allah iyilik yapanları sever.
Mâide / 93 - (Mustafa İslamoğlu)
İman edip salih amel işleyenler, takva ehli oldukları, iman edip salih amel işlemeye devam ettikleri sürece, önceden tarttıklarından dolayı sorumlu tutulmayacaklardır; yeter ki takvada ve imanda, dahası, takvada ve iyilikte kararlı olsunlar: Zira Allah iyileri sever.
Mâide / 93 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
İmân edip de sâlih sâlih amellerde bulunanların üzerine ittika edip de mü'min bulundukları ve güzel güzel işleri işledikleri, sonra da muttakî oldukları ve imân eyledikleri, sonra da ittikada bulunarak ihsan yaptıkları takdirde (evvelce) tatmış oldukları şeyde bir günah yoktur. Ve Allah Teâlâ muhsin olanları sever.
Mâide / 93 - (Ömer Öngüt)
İman edip sâlih amel işleyenlere (daha önce içip) yediklerinden ötürü bir günah yoktur. (Haramdan) sakındıkları, iman edip sâlih amelde bulundukları, sonra sakındıkları ve iman ettikleri, sonra yine sakınıp iyilik yaptıkları zaman (bu böyledir). Allah iyilik yapanları sever.
Mâide / 93 - (Şaban Piriş)
İman edip, doğruyu yapanlara; çekinip, iman eder ve doğruları işlerlerse daha önce tattıklarından dolayı bir günah yoktur. İman ederek korunurlar, sonra yine iyiye yönelerek kendilerini korurlarsa, Allah, iyiye yönelenleri sever.
Mâide / 93 - (Sadık Türkmen)
Iman edip faydalı bir işi en iyi şekilde yapanlar; Allah’a karşı gelmekten sakındıkları, iman ettikleri ve faydalı bir işi en iyi şekilde yaptıkları, sonra, Allah’a karşı gelmekten sakındıkları ve iman ettikleri, sonra, yine Allah’a karşı gelmekten sakındıkları ve iyilik ettikleri takdirde, daha önce tatmış olduklarından (içki ve uyuşturuculardan) dolayı, bir günah yoktur. Allah iyilik edenleri sever.
Mâide / 93 - (Seyyid Kutub)
İman edip iyi ameller işleyenler, Allah'tan korkup iman ettikleri, arkasından yine Allah'tan korkup müminliklerini devam ettirdikleri ve sonra yine Allah'tan korkup iyilik yaptıkları takdirde vaktiyle tattıkları haram yiyecek ve içeceklerden dolayı sorumlu tutulmazlar. Hiç kuşkusuz Allah, iyilik yapanları sever.
Mâide / 93 - (Suat Yıldırım)
İman edip iyi ve yararlı işler yapanlara, bundan böyle Allah’a karşı gelmekten sakındıkları ve imanlarında sebat ile iyi ve yararlı işlerine devam ettikleri, sonra takvâları ve imanları tam sağlamlaşıp kökleştiği, daha sonra da bu takvâ ile beraber, başkalarına iyilik eden ve her yaptığını güzel yapan ihsan mertebesine erdikleri takdirde, daha önce yiyip içtiklerinden dolayı kendilerine bir vebal yoktur. Allah da böyle güzel davrananları sever.
Mâide / 93 - (Süleyman Ateş)
İnanıp iyi işler yapanlara -bundan böyle (kötülüklerden) korunup inandıkları ve iyi işler yaptıkları, sonra (yasaklardan) korunup (onların yasaklığına) inandıkları ve yine korunup iyilik ettikleri takdirde- (daha önce) yediklerinden ötürü bir günâh yoktur. Allâh güzel davrananları sever.
Mâide / 93 - (Tefhim-ul Kuran)
İman edenler ve salih amellerde bulunanlar için korkup sakındıkları, iman ettikleri ve salih amellerde bulundukları, sonra korkup sakındıkları ve iman ettikleri ve sonra (yine) korkup sakındıkları ve iyilikte bulundukları takdirde (yasaklanmadan önce) yedikleri dolayısıyla bir sorumluluk yoktur. Allah, iyilik yapanları sever.
Mâide / 93 - (Ümit Şimşek)
İman edip güzel işler yapanlar, bundan böyle haramdan sakınıp iman ederek güzel işler yaptıkları, sonra takvâlarında ve imanlarında sebat ettikleri, sonra da takvâlarını daha da güzelleştirerek iyilik yaptıkları takdirde, daha önce tatmış oldukları şeylerden dolayı onlara bir günah yoktur. Çünkü Allah iyilik yapan ve iyi kulluk edenleri sever.
Mâide / 93 - (Yaşar Nuri Öztürk)
İman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanlara; bundan böyle korunup iman ederek iyi işler yaptıkları, sonra takvaya sarılıp imanda kemale erdikleri, sonra bir mertebe daha korunup güzellikler sergiledikleri takdirde, daha önce tatmış olduklarından ötürü hiçbir günah yoktur. Allah, güzel düşünüp güzel davrananları sever.
Mâide / 93 - (İskender Ali Mihr)
Âmenû olanlar ve salih amel yapanlar (ıslâh edici amel, nefs tezkiyesi yapanlar) üzerine, takva (1. takva) sahibi olmadıkları zaman yediklerinden dolayı bir günah yoktur. Âmenû olun ve amilûssâlihat yapın! Sonra da takva sahibi olun (3. takvaya ulaşın)! Âmenû olun sonra da takva sahibi olun (4. takvaya ulaşın) ve ahsen olun! Allah muhsinleri (ahsen olanları, 4. takvaya ulaşanları) sever.
Mâide / 93 - (İlyas Yorulmaz)
İman edip, salih (doğru) ameller yapanlara, Allah dan sakınıp doğru işler yapmaya devam ettikleri sürece, sonra (yeri geldiğinde) tekrar korunup iman eder ve yine sırası geldiğinde sakınıp iyi ve güzel işler yaparlarsa (daha önceki) yeyip içtiklerinden dolayı sorumlulukları yoktur. Allah iyilik ve güzel şeyler yapanları sever.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لَيَبْلُوَنَّكُمُ اللّهُ بِشَيْءٍ مِّنَ الصَّيْدِ تَنَالُهُ أَيْدِيكُمْ وَرِمَاحُكُمْ لِيَعْلَمَ اللّهُ مَن يَخَافُهُ بِالْغَيْبِ فَمَنِ اعْتَدَى بَعْدَ ذَلِكَ فَلَهُ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Okunuşu: Yâ eyyuhâllezîne âmenû le yebluvennekumullâhu bi şey’in mines saydı tenâluhu eydîkum ve rimâhukum li ya’lemallâhu men yahâfuhu bil gayb(gaybi), fe meni’tedâ ba’de zâlike fe lehu azâbun elîm(elîmun).
Mâide / 94 - (Diyanet İşleri)
Ey iman edenler! Andolsun, Allah sizleri, ellerinizin ve mızraklarınızın erişebileceği av(lar) ile elbette deneyecek ki, görmediği hâlde kendisinden korkanı ayırıp meydana çıkarsın. Kim bundan (bu açıklamadan) sonra haddini tecavüz ederse, ona elem dolu bir azap vardır.
Mâide / 94 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Ey inananlar, Allah, onu görmeksizin de kendisinden korkan kişiyi ayırt etmek için ellerinizin ulaşabileceği, mızraklarınızın yetişebileceği avları avlanma hususunda sizi sınayacak mutlaka. Bundan sonra kim aşırı hareket ederse ona pek acı bir azap var.
Mâide / 94 - (Abdullah Parlıyan)
Ey iman edenler! Allah hac esnasında ellerinizin ve silahlarınızın menziline girebilen hayvanları, avlama yoluyla sizi mutlaka sınayacaktır ki, kendisini görmeden inanıp, kimin sakındığını ortaya çıkarsın. Kim bundan sonra, Allah'ın sınırlarını aşarsa, onu şiddetli bir azap beklemektedir.
Mâide / 94 - (Adem Uğur)
Ey iman edenler! Allah sizi ellerinizin ve mızraklarınızın erişeceği bir avlanma ile (onu yasak ederek) dener ki gizlide (kimsenin görmediği yerde, gerçekten) kendisinden kimin korktuğu ortaya çıksın. Kim bundan sonra sınırı aşarsa onun için acı bir azap vardır.
Mâide / 94 - (Ahmed Hulusi)
Ey iman edenler. . . Allâh sizi, ellerinizin ve mızraklarınızın erişeceği avdan bir şey ile dener; ki bil-gayb (gaybları olan) O'ndan korkan kim, bilinsin! Artık bundan sonra kim haddi aşarsa, onun için acı verici azap vardır.
Mâide / 94 - (Ahmet Tekin)
Ey iman edenler, Allah elleriniz ve mızraklarınızla, kolaylıkla avlanabilecek kara avlarını, bir süre, ihramlı olduğunuz sırada yasaklamak suretiyle, mutlaka sizi de imtihan edecek. Gizlide, kimsenin görmediği yerde, gerçekten kendisinden kimin korktuğu ortaya çıksın. Kim bundan sonra aşırı gider, Allah’ın haramlarını çiğnerse, ona can yakıp inleten müthiş bir azap vardır.
Mâide / 94 - (Ahmet Varol)
Ey iman edenler! Allah, görmediği halde kendisinden kimin korktuğunu ortaya çıkarmak için sizi, ellerinizin ve mızraklarınızın ulaşabileceği bir kısım avlarla imtihan edecektir. Kim bundan sonra sınırı aşarsa onun için acıklı bir azap vardır. [15]
Mâide / 94 - (Ali Bulaç)
Ey iman edenler, Allah görünmezlikte (gaybte) kendisinden kimin korktuğunu ortaya çıkarmak için ellerinizin ve mızraklarınızın erişeceği avdan bir şeyle andolsun sizi deneyecektir. Artık kim bundan sonra haddi aşarsa, onun için acı bir azab vardır.
Mâide / 94 - (Ali Fikri Yavuz)
Ey iman edenler! Allah, kendisini görmeksizin zâtından korkanları meydana çıkarmak için, ihramda iken sizleri av gibi bir şeyle imtihan edecek; (öyle ki, bol olan bu av hayvanlarına) isterseniz elleriniz de yetişebilecek, mızraklarınız da. Kim bundan sonra hududu aşıp av yaparsa, işte ona acıklı bir azap vardır.
Mâide / 94 - (Ali Ünal)
Ey iman edenler! Allah sizi, (avlanmanın yasak olduğu ihramda iken) ellerinizle tutuverecek veya mızraklarınızla vuruverecek şekilde yakınınızda kaynaşan avlarla mutlaka deneyecektir ki, gizlide ve O’nu görmediği halde Kendisinden korkanları ortaya çıkarsın. Buna rağmen kim yasak sınırını aşar ve tecavüzde bulunursa, öyleleri için acı bir azap vardır.
Mâide / 94 - (Bayraktar Bayraklı)
Ey iman edenler! Allah sizi ellerinizin ve mızraklarınızın erişeceği bir av ile dener ki, gizlide kendisinden kimin korktuğunu bilsin. Kim bundan sonra sınırı aşarsa onun için acı bir azap vardır.
Mâide / 94 - (Bekir Sadak)
Ey Inananlar! Giyabinda Kendisinden, kimin korktugunu ortaya koymak icin, (ihramliyken) elinizin ve mizraklarinizin ulastigi avdan bir seyle Allah and olsun ki sizi dener. Bundan sonra kim haddi asarsa ona elem verici azab vardir.
Mâide / 94 - (Celal Yıldırım)
Ey imân edenler! And olsun ki Allah sizi, gıyabında kendisinden kimin (saygı dolu bir kalb ile) korktuğunu, ellerinizin ve mızraklarınızın erişebildiği av (cinsinden) bir şeyle denemektedir. Artık kim bundan sonra (Allah'ın koymuş olduğu yasak sınırını) aşarsa, onun için elem verici bir azâb vardır.
Mâide / 94 - (Cemal Külünkoğlu)
Ey inananlar! Allah, kimsenin görmediği anda bile kendisine karşı sorumluluk bilinciyle yaşayanları ayırt etmek için , (hac esnasında) ellerinizin ve mızraklarınızın erişeceği bir avlanma ile (onu yasak ederek) elbette sizi deneyecektir. Kim bundan sonra sınırı aşarsa (emirlere uygun yaşamaz ve yasaklardan kaçınmazsa) onun için acı bir azap vardır.
Mâide / 94 - (Diyanet İşleri (eski))
Ey İnananlar! Gıyabında Kendisinden, kimin korktuğunu ortaya koymak için, (ihramlıyken) elinizin ve mızraklarınızın ulaştığı avdan bir şeyle Allah and olsun ki sizi dener. Bundan sonra kim haddi aşarsa ona elem verici azab vardır.
Mâide / 94 - (Diyanet Vakfi)
Ey iman edenler! Allah sizi ellerinizin ve mızraklarınızın erişeceği bir avlanma ile (onu yasak ederek) dener ki gizlide (kimsenin görmediği yerde, gerçekten) kendisinden kimin korktuğu ortaya çıksın. Kim bundan sonra sınırı aşarsa onun için acı bir azap vardır.
Mâide / 94 - (Edip Yüksel)
İnananlar, ellerinizin ve mızraklarınızın ulaşacağı avlarla ALLAH sizi sınayacak ki yalnızken de kendisinden korkanları ALLAH ayırsın. Kim bundan sonra sınırı aşarsa onun için acıklı bir azap var.
Mâide / 94 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Ey o bütün iyman edenler! haberiniz olsun Allah gaybda kendisinden korkanları meydana çıkarmak için muhakkak ki sizleri av gibi bir şeyle imtihan edecek, bir av bolluğu ki isteseniz elleriniz de yetişebilecek, mızraklarınız da, kim bunun üzerine tecavüzde bulunursa işte ona elîm bir azab var
Mâide / 94 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Ey iman edenler, haberiniz olsun ki, Allah sizi elleriniz ve mızraklarınızın erişeceği bolluk içinde bir avla sınayacak ki, gıyabında kendisinden korkanlar meydana çıksın. Kim bunun üzerine saldırıda bulunursa ona gayet acı bir azap vardır.
Mâide / 94 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Ey iman edenler! Allah sizi ellerinizin ve mızraklarınızın erişeceği bir avla dener ki, gizlide kendisinden korkanları meydana çıkarsın. Kim bundan sonra saldırıda bulunursa onun için acı bir azab vardır.
Mâide / 94 - (Gültekin Onan)
Ey inananlar, Tanrı görünmezlikte (gaybte) kendisinden kimin korktuğunu ortaya çıkarmak için ellerinizin ve mızraklarınızın erişeceği avdan bir şeyle andolsun sizi deneyecektir. Artık kim bundan sonra haddi aşarsa, onun için acı bir azab vardır.
Mâide / 94 - (Harun Yıldırım)
Ey iman edenler! Allah gıyaben kendisinden korkanları ortaya çıkarmak için ondan ellerinizin ve mızraklarınızın erişebileceği şey ile sizi muhakkak ki deneyecektir. Bundan sonra her kim aşırı giderse onun için çok acıklı bir azap vardır.
Mâide / 94 - (Hasan Basri Çantay)
Ey îman edenler, Allah, görmeksizin kendisinden korkanları ayırd etmek için av (nev'în) den ellerinizin, mızraklarınızın erişebileceği bir şeyle, andolsun ki, sizi imtihan edecekdir. Kim bundan sonra aşırı giderse ona pek acıklı bir azâb vardır.
Mâide / 94 - (Hayrat Neşriyat)
Ey îmân edenler! Allah, gizlide kendisinden kimin korktuğunu ortaya çıkarmakiçin, (ihramlı iken yasaklandığınız) avdan, ellerinizin ve mızraklarınızın kendisine erişebileceği (çok kolay avlayabileceğiniz) bir şeyle mutlaka sizi imtihân edecektir. Artık kim bundan sonra haddi aşarsa, o takdirde ona (çok) elemli bir azab vardır!
Mâide / 94 - (İbni Kesir)
Ey iman edenler; Allah, görmeksizin kendisinden korkanları ayırdetmek için; elinizin ve mızraklarınızın ulaştığı avdan bir şeyle sizi, mutlaka dener. Bundan sonra da her kim, haddi aşarsa; ona elem verici bir azab vardır.
Mâide / 94 - (Kadri Çelik)
Ey iman edenler! Allah, gıyabında kendisinden kimin korktuğunu ortaya çıkarmak için ellerinizin ve mızraklarınızın erişeceği avdan bir şeyle şüphesiz sizi deneyecektir. Artık kim bundan sonra haddi aşarsa, onun için acıklı bir azap vardır.
Mâide / 94 - (Muhammed Esed)
Siz ey imana ermiş olanlar! Allah, (hac esnasında) ellerinizin ve silahlarınızın menziline girebilen (hayvanları) avlama yoluyla sizi mutlaka sınayacaktır, ki insan idrakinin ötesinde olmasına rağmen kendisinden korkanları ayırt etsin. Bütün bulardan sonra hakikat sınırlarını aşana gelince, onu şiddetli bir azap beklemektedir!
Mâide / 94 - (Mustafa İslamoğlu)
Siz ey iman edenler! Elbette Allah, ellerinizin ve silahlarınızın menziline giren avı yasaklayarak, aşkın olan zatından korkanları seçip ayırmak için sizi sınayacak. Kim bundan sonra haddi aşarsa, işte onu acıklı bir azap bekler.
Mâide / 94 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ey imân edenler! Allah Teâlâ elbette sizi kendi ellerinizin ve mızraklarınızın erişebileceği avdan birşey ile imtihan edecektir. Tâ ki Hak Teâlâ kendisinden anil gıyab korkanları bilsin (yani onları meydana çıkarsın). Artık bundan sonra kim tecavüz ederse ona elîm bir azap vardır.
Mâide / 94 - (Ömer Öngüt)
Ey iman edenler! Şüphesiz ki Allah sizi, gıyabında kendisinden kimin korktuğunu ortaya çıkarmak için, ellerinizle ve mızraklarınızla avlayabildiğiniz az bir avla sizi imtihan eder. Kim bundan sonra haddi aşarsa, onun için acıklı bir azap vardır.
Mâide / 94 - (Şaban Piriş)
-Ey İman edenler! Görmediği halde, Allah’tan korkan kimseyi belirlemek için Allah sizi, ellerinizin ve oklarınızın ulaştığı avdan bir şey ile dener. Bu (uyarıdan) sonra kim sınırı aşarsa, onun için acıklı bir azap vardır.
Mâide / 94 - (Sadık Türkmen)
Ey iman EDENLER! Andolsun Allah sizleri; ellerinizin ve mızraklarınızın erişebileceği av(lar) ile, elbette açığa çıkaracak ki, görmediği halde kendisinden korkan açığa çıksın. Kim bundan (bu açıklamadan) sonra, haddi aşarsa ona çok acıklı bir azap vardır.
Mâide / 94 - (Seyyid Kutub)
Ey müminler, Allah' kendisini görmeksizin O'ndan kimlerin korktuğunu belirlemek için sizleri, ihramlı iken ellerinizin ve mızraklarınızın erişebileceği av hayvanları aracılığı ile dener. Kim bu denemeden sonra yasakları çiğnerse, kendisini acıklı bir azap beklemektedir.
Mâide / 94 - (Suat Yıldırım)
Ey iman edenler! Allah, kendisini görmeksizin, gıyabında Kendisini tazim edip haramlardan sakınanları meydana çıkarmak için sizi av nevinden bir şeyle deneyecek. Bir av bolluğu ki elleriniz de yetişebilecek, mızraklarınız da... Kim bundan sonra konulan hududu aşarsa işte ona gayet acı bir azap vardır.
Mâide / 94 - (Süleyman Ateş)
Ey inananlar, Allâh sizi, ellerinizin ve mızraklarınızın erişeceği bir avla dener ki, gizlide kendisinden kimin korktuğunu bilsin (görmeden Alah'a inanıp O'ndan korkanlar ortaya çıksın, bilinsin). Kim bundan sonra saldırıda bulunursa onun için acı bir azâb vardır.
Mâide / 94 - (Tefhim-ul Kuran)
Ey iman edenler, Allah görünmezlikte (gaybte) kendisinden kimin korktuğunu ortaya çıkarmak için ellerinizin ve mızraklarınızın erişeceği avdan bir şeyle andolsun sizi deneyecektir. Artık kim bundan sonra haddi aşarsa, onun için acıklı bir azab vardır.
Mâide / 94 - (Ümit Şimşek)
Ey iman edenler! Görmediği halde Allah'tan korkanları ayırt etmek için, Allah sizi, elinizin ve mızraklarınızın erişeceği bir avla sınayacak. Bundan sonra kim bu hükümleri çiğnerse, onun için acı bir azap vardır.
Mâide / 94 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Ey iman sahipleri! Allah sizi, ellerinizin ve mızraklarınızın erişeceği av türünden bir şeyle mutlaka deneyecektir ki, gözün fark edemediği alanlarda O'ndan kim korkuyor bilsin. Bundan sonra azıp sınırı çiğneyen için korkunç bir azap olacaktır.
Mâide / 94 - (İskender Ali Mihr)
Ey âmenû olanlar! Allah sizi, gıyabında Kendisinden kimin korktuğunu bilmesi (bilinip belli olması için) için ellerinizin ve mızraklarınızın erişeceği av türünden bir şeyle sizi mutlaka imtihan eder. Artık, kim bundan sonra yasak sınırını aşarsa, o taktirde onun için “elîm azap” vardır.
Mâide / 94 - (İlyas Yorulmaz)
Ey İman edenler! (Siz ihramlı iken) Allah, elleriniz ve mızraklarınızın ulaştığı av hayvanları ve koyduğu hükümlerle, Allah’ı göremediği halde, kimin daha çok kendinden korktuğunu bilmesi için sizi deniyor. Bu mesajları aldıktan sonra kim Allah’ın koyduğu sınırları aşarsa, onun için acıklı bir azap var.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَقْتُلُواْ الصَّيْدَ وَأَنتُمْ حُرُمٌ وَمَن قَتَلَهُ مِنكُم مُّتَعَمِّدًا فَجَزَاء مِّثْلُ مَا قَتَلَ مِنَ النَّعَمِ يَحْكُمُ بِهِ ذَوَا عَدْلٍ مِّنكُمْ هَدْيًا بَالِغَ الْكَعْبَةِ أَوْ كَفَّارَةٌ طَعَامُ مَسَاكِينَ أَو عَدْلُ ذَلِكَ صِيَامًا لِّيَذُوقَ وَبَالَ أَمْرِهِ عَفَا اللّهُ عَمَّا سَلَف وَمَنْ عَادَ فَيَنتَقِمُ اللّهُ مِنْهُ وَاللّهُ عَزِيزٌ ذُو انْتِقَامٍ
Okunuşu: Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ taktulûs sayde ve entum hurum(hurumun) ve men katelehu minkum muteammiden fe cezâun mislu mâ katele minen neami yahkumu bihî zevâ adlin minkum hedyen bâligal ka’beti ev keffâratun taâmu mesâkîne ev adlu zâlike siyâmen li yezûka vebâle emrihî afâllâhu amma selef(selefe) ve men âde fe yentakimullâhu minhu vallâhu azîzun zûntikâm(zûntikâmin).
Mâide / 95 - (Diyanet İşleri)
Ey iman edenler! İhramlı iken (karada) av hayvanı öldürmeyin. Kim (ihramlı iken) onu kasten öldürürse (kendisine) bir ceza vardır. (Bu ceza), Kâ’be’ye ulaştırılmak üzere, öldürdüğünün dengi olup, içinizden iki âdil kimsenin takdir edeceği bir kurbanlık hayvan; veya yoksulları yedirmek suretiyle keffaret; yahut onun dengi oruç tutmaktır. (Bu) yaptığı işin kötü sonucunu tatması içindir. Allah, geçmiştekileri affetmiştir. Fakat kim bir daha böyle yaparsa, Allah ondan intikam alır. Allah, mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir.
Mâide / 95 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Ey inananlar, ihramdayken avlanmayın; içinizden kim, bir av hayvanını bilerek öldürürse sizden iki adâlet sahibinin hükmüne göre cezası, öldürdüğü hayvanın benzeri olan ve Kâ'be'ye götürülen bir hayvanı kurban etmek, yahut işlediği suça karşılık yoksulları doyurmak, yahut da bunlara denk olacak kadar oruç tutmaktır, böylece yaptığının cezasını tatması gerektir. Allah, geçmişte işlenen suçları bağışlamıştır. Fakat bundan böyle de kim bu suçu işlerse şüphe yok ki Allah öç alır ondan ve Allah üstündür, öç alıcıdır.
Mâide / 95 - (Abdullah Parlıyan)
Ey Inananlar! Ihramli iken avi oldurmeyin. Sizden bile bile onu oldurene, ehli hayvanlardan oldurdugu kadar olduguna icinizden iki adil kimsenin hukmedecegi, Kabe'ye ulasacak bir kurbani odeme, yahut duskunlere yemek yedirme seklinde keffaret ya da yaptiginin agirligini tatmak uzere bunlara denk oruc tutma vardir. Allah gecmistekileri affetmistir, kim tekrar yaparsa Allah ondan oc alir. Allah Guclu'dur, Ocalici'dir.
Mâide / 95 - (Adem Uğur)
Ey iman edenler! İhramlı iken avı öldürmeyin. İçinizden kim onu kasten öldürürse öldürdüğü hayvanın dengi (ona) cezadır. (Buna) Kâbe'ye varacak bir kurban olmak üzere içinizden adalet sahibi iki kişi hükmeder (öldürülen avın dengini takdir eder). Yahut (avlanmanın cezası), fakirleri doyurmaktan ibaret bir keffârettir, yahut onun dengi oruç tutmaktır. Ta ki (yasak av yapan) işinin cezasını tatmış olsun. Allah geçmişi affetmiştir. Kim bu suçu tekrar işlerse Allah da ondan karşılığını alır. Allah daima galiptir, öç alandır.
Mâide / 95 - (Ahmed Hulusi)
Ey iman edenler. . . İhramda iken avlanmayın. . . Sizden kim kasten avı öldürürse, o işin vebalini tatması için yaptığının karşılığı olarak; öldürdüğünün misli, Kâbe'ye ulaşacak bir kurban gerekir. Ki ona da sizden iki adalet sahibi hükmeder. . . Yahut miskinleri doyurma olan bir keffarettir yahut ona denk bir oruç tutmak. . . Allâh geçmişi affetmiştir. . . Fakat kim bir daha yaparsa Allâh ona yaptığının sonucunu yaşatır!. . Allâh Aziyzün Züntikam'dır (açığa çıkan fiilin sonucunu şiddetle yaşatandır).
Mâide / 95 - (Ahmet Tekin)
Ey iman edenler, ihramlı iken av hayvanı öldürmeyin.İçinizden kim kasten av hayvanı öldürürse, yaptığı işin cezasını çekmesi için öldürdüğü hayvanın dengi bir hayvanı ceza olarak Kâbe’ye ulaştırıp kurban etmesi gerekir.İçinizden iki âdil kişi bu denkliğe karar verir.Yahut ceza olarak bir keffârettir, o nisbette fakir karnı doyurulur.Yahut ona denk gelecek şekilde yaptığının cezasını tatması için oruç tutmaktır.Allah yasaklama âyetinden önce işlenen suçların cezalarını affetmiştir.Kim bu suçu tekrar işlerse, Allah da ona lâyık olduğu cezayı verir. Allah kudretli ve hükümrandır. Emrine muhalefet edenlere ve âsilere hakettikleri cezayı verir.
Mâide / 95 - (Ahmet Varol)
Ey iman edenler! İhramlı olduğunuz sırada avı öldürmeyin. İçinizden kim onu kasıtlı olarak öldürürse bunun cezası öldürdüğüne denk olduğuna aranızdan iki adil kişinin hükmedeceği ve Kabe'ye ulaşacak bir ehil hayvanı kurban etmesi [16] yahut fakirlere yiyecek vermekle keffarette bulunması veya buna denk gelecek kadar oruç tutmasıdır. Böylelikle işlediğinin vebalini tatsın. Allah geçmişte olanları bağışladı. Kim yeniden yaparsa, Allah ondan öç alır. Allah yücedir, öç alıcıdır.
Mâide / 95 - (Ali Bulaç)
Ey iman edenler, siz ihramlıyken avı öldürmeyin. Sizden kim onu kasıtlı olarak (taammüden) öldürürse, cezası, hayvandan öldürdüğünün bir benzeridir. Buna da, Kabe'ye ulaşmış bir kurbanlık olarak içinizden adalet sahibi iki kişi hükmedecektir. Veya yoksulları doyurmak veya onun dengi oruç tutmak olan bir keffaret vardır. Böylelikle işlediğinin vebalini tadmış olsun. Allah geçmişte olanı bağışladı. Ama kim tekrarlarsa, Allah ondan öc alacaktır. Allah üstün ve güçlü olandır, öc sahibidir.
Mâide / 95 - (Ali Fikri Yavuz)
Ey iman edenler! Siz, ihramda iken avı öldürmeyin. İçinizden kim onu bilerek öldürürse, ona, öldürdüğü hayvanın benzeri bir hayvan kurban etmek cezası vardır; buna, Kâbe’ye ulaşmış bir kurbanlık olmak üzere, içinizden adâlet sahibi iki kişi hükmeder. Yahut bir keffâret vardır ki, (bu da) nisbette yoksulu doyurmak veya her fakire karşılık bir gün oruç tutmaktır. Böylece yaptığının cezasını tatsın. Allah geçmişte yapılanları bağışladı. Fakat kim (bundan sonra) bir daha yaparsa Allah ondan intikamını alacaktır. Allah mutlak galibdir, intikam sahibidir.
Mâide / 95 - (Ali Ünal)
Ey iman edenler! (Hac veya Umre münasebetiyle) ihramda iken av hayvanlarını öldürmeyin. İçinizden kim bu halde iken kasten bir hayvanı öldürürse, yaptığı işin vebalini çekmesi için cezası, öldürdüğünün dengi ve kurban olarak Kâbe’ye ulaştırılacak sığır veya davar cinsinden bir hayvandır ki, bunu içinizden adaletli iki kişi kararlaştırır. (Böyle bir hayvan bulunmazsa, işlenen suçun) kefareti, (öldürülen avın kıymeti tutarında yiyecekle) yeterli geçimlikten ger çekten mahrum düşkünleri doyurmak ya da (düşkün veya düşkünler için ayrılan pay sayısınca) oruç tutmaktır. Bu konuda daha önce işlediğiniz suçları Allah affetmiştir. Ama kim bundan sonra aynı suçu işleyecek olursa, Allah ona (hem bu ceza veya kefaret ile, hem de bir haramı işlemiş olmanın cezasıyla) mukabelede bulunur. Allah, izzet ve ululuk sahibi, her işte üstün ve mutlak galiptir ve kimsenin yaptığını yanına bırakmaz.
Mâide / 95 - (Bayraktar Bayraklı)
Ey iman edenler! İhramda iken avlanmayınız. Sizden kim avı kasten öldürürse, öldürdüğü hayvanın dengi bir cezası vardır. Buna, Kâbe'ye varacak bir kurban olmak üzere, içinizden adâlet sahibi iki kişi hükmeder. Yahut fakirleri doyurmaktan ibaret bir kefârettir; ya da onun dengi oruç tutmaktır. Ta ki böylece o insan, yaptığı işin cezasını çekmiş olsun. Allah geçmişi affetmiştir. Kim bu suçu tekrar işlerse, Allah ondan öç alır. Allah daima galiptir; intikam alandır.
Mâide / 95 - (Bekir Sadak)
Ey Inananlar! Ihramli iken avi oldurmeyin. Sizden bile bile onu oldurene, ehli hayvanlardan oldurdugu kadar olduguna icinizden iki adil kimsenin hukmedecegi, Kabe'ye ulasacak bir kurbani odeme, yahut duskunlere yemek yedirme seklinde keffaret ya da yaptiginin agirligini tatmak uzere bunlara denk oruc tutma vardir. Allah gecmistekileri affetmistir, kim tekrar yaparsa Allah ondan oc alir. Allah Guclu'dur, Ocalici'dir.
Mâide / 95 - (Celal Yıldırım)
Ey imân edenler! Siz ihrâmlı iken avı öldürmeyin ; sizden kim bile bile onu öldürürse kendisine ceza vardır. O da öldürdüğüne benzer bir davardır ki, öldürülen gibi olduğunu iki âdil kimse takdîr eder, hüküm verir. Davar, hacı kurbanı olmak üzere Kabe'ye götürülür, orada kesilir; yahut yoksullara yemek vermek veya onun dengince oruç tutarak keffaretini edâ etsin. Tâ ki işlediği (bu cinayetin) vebalini tatmış olsun. Geçmişteki (işlenen bu tür cinayetleri) Allah bağışladı. Kim dönüp bir daha böyle yaparsa, Allah ondan intikam alır. Allah hep üstündür, güçlüdür ve (ilâhi sınırları aşanlardan tevbe etmezlerse) intikam alıcıdır.
Mâide / 95 - (Cemal Külünkoğlu)
Ey inananlar! Sizler ihramlı iken av hayvanı vurmayınız! Kim bu durumdayken kasten bir av hayvanı vurursa, işlediği suçun vebalini tatması için, içinizden iki adil kişinin vurulan av hayvanının dengi olduğuna karar verecekleri bir kurbanlığı ceza olarak Kâbe'ye ulaştırıp kesmesi yahut kefaret olarak (o nispette) yoksullara yemek yedirmesi ya da bunun dengi kadar gün oruç tutması gerekir. Allah geçmiştekileri affetmiştir. Fakat kim bir daha aynı suçu işlerse Allah ondan intikamını alır (onun hakkını teslim eder). Hiç kuşkusuz Allah mutlak galiptir, (işlenen günahın karşılığını vermede) intikam sahibidir.
Mâide / 95 - (Diyanet İşleri (eski))
Ey İnananlar! İhramlı iken avı öldürmeyin. Sizden bile bile onu öldürene, ehli hayvanlardan öldürdüğü kadar olduğuna içinizden iki adil kimsenin hükmedeceği, Kabe'ye ulaşacak bir kurbanı ödeme, yahut düşkünlere yemek yedirme şeklinde keffaret ya da yaptığının ağırlığını tatmak üzere bunlara denk oruç tutma vardır. Allah geçmiştekileri affetmiştir, kim tekrar yaparsa Allah ondan öç alır. Allah Güçlü'dür, Öçalıcı'dır.
Mâide / 95 - (Diyanet Vakfi)
Ey iman edenler! İhramlı iken avı öldürmeyin. İçinizden kim onu kasten öldürürse öldürdüğü hayvanın dengi (ona) cezadır. (Buna) Kâbe'ye varacak bir kurban olmak üzere içinizden adalet sahibi iki kişi hükmeder (öldürülen avın dengini takdir eder). Yahut (avlanmanın cezası), fakirleri doyurmaktan ibaret bir keffârettir, yahut onun dengi oruç tutmaktır. Ta ki (yasak av yapan) işinin cezasını tatmış olsun. Allah geçmişi affetmiştir. Kim bu suçu tekrar işlerse Allah da ondan karşılığını alır. Allah daima galiptir, öç alandır.
Mâide / 95 - (Edip Yüksel)
İnananlar, ihramdayken (Haj için kutsal bölgedeyken) av hayvanı öldürmeyin. Sizden kim kasden onu öldürürse cezası, aranızdan iki adaletli kişinin kararlaştıracağı ona denk bir evcil hayvanı kurban olarak Kabeye göndermesidir. Yahut ceza olarak, yoksulları doyurması ya da buna denk oruç tutması gerekir. Böylece yaptığının vebalini tatmış olsun. Geçmiştekileri ALLAH affetti. Kim bunu tekrarlarsa ALLAH ondan öc alır. ALLAH Üstündür, Öc alandır.
Mâide / 95 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Ey o bütün iyman edenler sizler ihramda iken avı öldürmeyin, içinizden her kim onu amden öldürürse ona mevaşîden öldürdüğünün misli bir ceza vardır ki Kâ'beye vasıl olmuş bir kurbanlık olmak üzere buna aranızdan adâlet sahibi iki adam hukmeder veya bir keffaret vardır ki o nisbette fukarayı doyurmak veya onun dengi oruç tutmaktır, tâ ki bu suretle ettiğinin vebalini tatsın, Allah geçmişi afiv buyurdu, fakat kim bir daha yaparsa Allah ondan onun intikamını alacak, Allah azizdir, intikamı vardır
Mâide / 95 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Ey iman edenler, sizler ihramda iken av hayvanını öldürmeyin. İçinizden kim onu kasten öldürürse Kabe'ye varacak bir kurbanlık olmak üzere öldürdüğü hayvanın dengi bir ceza vardır ki, buna aranızdan adalet sahibi iki kişi hükmeder. Veya bir keffaret vardır ki, ya o nisbette fakirleri doyurmak, yahut onun dengi oruç tutmaktır. Ta ki bu şekilde yaptığının vebalini tatsın. Allah geçmişi affetmiştir. Fakat kim bir daha yaparsa Allah onun intikamını alacak. Allah, azizdir, intikamı vardır.
Mâide / 95 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Ey iman edenler, ihramlı iken av hayvanı öldürmeyin. İçinizden kim kasten onu öldürürse, yaptığı işin vebalini tatması için, öldürdüğü hayvanın dengi ona cezadır ki, Kâbe'ye ulaşacak bir kurban olmak üzere buna yine içinizden iki adaletli kişi hükmeder; yahut (ceza olmak üzere) bir keffarettir ki, ya o nisbette fakirleri doyurmak, yahut onun dengi oruç tutmaktır. Allah geçmişi affetmiştir. Fakat kim de bu suçu tekrarlarsa, Allah ondan intikamını alır. Allah daima gâliptir, intikam sahibidir.
Mâide / 95 - (Gültekin Onan)
Ey inananlar, siz ihramlıyken avı öldürmeyin. Sizden kim onu kasıtlı olarak (taammüden) öldürürse, cezası, hayvandan öldürdüğünün bir benzeridir. Buna da, Kabe'ye ulaşmış bir kurbanlık olarak içinizden adalet sahibi iki kişi hükmedecektir. Veya yoksulları doyurmak veya onun dengi oruç tutmak olan bir kefaret vardır. Böylelikle buyruğunun / buyrultunun vebalini tatmış olsun. Tanrı geçmişte olanı bağışladı. Ama kim tekrarlarsa Tanrı ondan öc alacaktır. Tanrı üstün ve güçlü olandır, öc sahibidir.
Mâide / 95 - (Harun Yıldırım)
Ey iman edenler! Siz ihramda iken avı öldürmeyin. İçinizden her kim onu kasten öldürürse cezası öldürdüğü hayvanın benzeridir ki bunu Ka’be’ye ulaştırılacak bir hayvanı kurban etmek üzere içinizden adaletli iki kişi karar verir veya onun keffareti fakirlere yemek yedirmektir ya da bunun dengi oruç tutmaktır. Böylece yaptığının vebalini tatsın. Allah geçmiştekileri bağışlamıştır. Fakat kim onu yaparsa Allah ondan intikam alır. Şüphesiz Allah Azîz’dir, intikam sahibidir.
Mâide / 95 - (Hasan Basri Çantay)
Ey îman edenler, siz (hac veya umre îçin) ihramlı bulunurken av öldürmeyin, içinizden kim onu bilerek öldürürse (üzerine) öldürdüğü o hayvanın benzeri bir ceza vardır ki Kâ'beye ulaşmış bir kurbanlık olmak üzere bunu içinizden adalet sahibi iki adam hüküm (ve takdîr) edecekdir. Yahud bir keffâret vardır ki (o nisbetde) yoksulu doyurmak, yahud onun dengi oruç tutmakdır. Tâki bu suretle o, etdiğinin vebalini tatmış olsun. Allah geçmişi bağışladı. (Fakat) kim bir daha böyle yaparsa Allah ondan intikaamını alır. Allah mutlak gaalibdir, intikam saahibidir.
Mâide / 95 - (Hayrat Neşriyat)
Ey îmân edenler! Siz ihramlı iken, av (hay vanların)ı öldürmeyin! Artık içinizden onu kas den öldüren kimseye, o takdirde Kâ'be’ye ulaşacak olan bir kurban olmak üzere öldürdüğünün mislinde sağmal hayvanlardan bir cezâ vardır ki, buna (bu avladığı hayvanın mislinin ne olacağına) içi nizden adâletli iki kişi hüküm verir. Veya bir keffâret (gerekir) ki,(o da) yoksulları doyurmak veya buna karşılık oruç tutmaktır; tâ ki (yaptığı) işinin vebâlini tatsın!Allah geçmişi affetmiştir. Fakat kim tekrar yapar sa, artık Allah ondan intikam alır. Çünki Allah, Azîz (dâimâ üstün olan)dır, intikam sâhibidir.
Mâide / 95 - (İbni Kesir)
Ey iman edenler; siz ihramlı iken avı öldürmeyin. Sizden her kim; bile bile onu öldürürse; öldürdüğü o hayvanın benzeri bir ceza vardır ki, Ka'be'ye ulaşmış bir kurbanlık olmak üzere, buna içinizden adil iki kişi hükmedecektir. Yahut düşkünlere yemek yedirmek şeklinde keffaret veya onun dengi oruç tutmaktır. Ta ki yaptığının vebalini tatmış olsun. Allah; geçmiştekileri affetmiştir. Kim de sonradan böyle yaparsa; Allah, ondan intikamını alır. Allah, Aziz'dir, İntikam sahibidir.
Mâide / 95 - (Kadri Çelik)
Ey iman edenler! İhramlı iken (karadaki hiç bir) avı öldürmeyin. Sizden bile bile onu öldürene, yaptığının vebalini tatmak üzere, (öldürdüğü kadar olduğuna) içinizden iki adil kimsenin hükmedeceği, Kâbe'ye ulaşacak ehli hayvanlardan bir kurbanı ödeme yahut düşkünlere yemek yedirme ya da bunlara denk oruç tutma şeklinde ceza vardır. Allah geçmiştekileri affetmiştir, kim tekrar yaparsa Allah ondan öç alır. Allah üstün güç sahibidir, intikam sahibidir.
Mâide / 95 - (Muhammed Esed)
Siz ey imana ermiş olanlar! Hac yaparken av hayvanı öldürmeyin. Ve sizden kim onu kasten öldürürse, öldürdüğüne eş değerdeki hayvanı iki dürüst kişinin onunla ilgili vereceği karara istinaden kurban edilmek üzere Kabeye getirerek tazmin etmekle yükümlüdür; yahut muhtaçları doyurmak suretiyle veya ona denk olacak kadar oruç tutarak günahının kefaretini ödemelidir: (Bu,) yaptığı fiilin tam ağırlığını hissedebilsin diyedir. Allah geçmişi silmiştir. Ama her kim onu yeniden işlerse, Allah cezasını ona gösterecektir. Zira Allah kudret sahibidir, kötülerden intikamını alandır.
Mâide / 95 - (Mustafa İslamoğlu)
Siz ey iman edenler! Hac için ihrama girdiğinizde av hayvanı öldürmeyin! Sizden kim kasıtlı olarak onu öldürürse, adil iki kişinin takdiriyle öldürdüğünün eş değerdeki hayvanı kurban edilmek üzere Kabe'ye getirerek öldürdüğüne denk bir bedel öder. Ya da yoksulları doyurmak veya ona denk olacak kadar oruç tutmak suretiyle günahının keffaretini öder. Ve (böylece) yaptığı işin vebalini hisseder. Allah geçmişi silmiştir; fakat kim yeniden işlerse, Allah ona yaptığının acısını tattırır. Zira Allah şerefin kaynağıdır, kimsenin yaptığını yanına kar bırakmayandır.
Mâide / 95 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ey mü'minler! Siz ihramda iken avı öldürmeyiniz, sizden her kim onu kasden öldürürse üzerine o öldürdüğü hayvanın misli bir ceza vardır ki, Kabe'ye vasıl olacak bir kurbanlık olmak üzere buna sizden iki adâlet sahibi hükmeder veya bir keffaret vardır ki, o da fakirleri doyurmaktır veya onun muadili olarak oruç tutmaktır. Tâ ki bu suretle yaptığının vebalini tatsın. Allah Teâlâ geçmiş olanı af buyurmuştur. Ve her kim bir daha böyle yaparsa elbette Allah Teâlâ ondan intikamını alır, ve Allah Teâlâ azîzdir, intikam sahibidir.
Mâide / 95 - (Ömer Öngüt)
Ey iman edenler! Hacc'da ihramlı iken av hayvanı öldürmeyin! Sizden avı kasten öldürenin cezası; içinizden adalet sahibi iki kişinin vereceği hükme göre ehli hayvanlardan, öldürdüğüne denk ve Kâbe'ye varacak bir kurbanlıktır. Yahut onu kıymeti kadarıyla kefâret olarak yoksulları doyurmak veya onun dengi oruç tutmaktır. Tâ ki yaptığının vebalini tatmış olsun. Allah daha önce olanı affetmiştir. Kim bu suçu tekrar işlerse, Allah da ondan karşılığını alır. Allah Azîz'dir, intikam sahibidir.
Mâide / 95 - (Şaban Piriş)
-Ey İman edenler! İhramlı iken av hayvanını öldürmeyin. Sizden kim bilerek onu öldürürse, cezası, içinizden adalet sahibi iki kimsenin hükmüyle, Kabe’ye ulaştırılacak kurban olarak (koyun, keçi, inek ve deve gibi) bir hayvandır. Ya da yoksulları doyurma kefaretidir veya işlediğinin vebalini tatması için buna denk bir oruçtur. Allah, geçmişte olanı affetmiştir. Fakat kim bir daha böyle yaparsa Allah onun hesabını sorar, Allah güçlüdür, hesap sorucudur.
Mâide / 95 - (Sadık Türkmen)
Ey iman edenler! İhramlı iken (karada) av hayvanı öldürmeyin. Kim (ihramlı iken) onu kasten öldürürse, (kendisine) bir ceza vardır. (Bu ceza) öldürdüğünün dengi olup, hediye olarak ulaştırılmak üzere, içinizden iki âdil kimsenin takdir edeceği; bir kurbanlık hayvan veya yoksulları yedirmek suretiyle kefâret, yahut onun dengi oruç tutmaktır. (Bu) yaptığı işin kötü sonucunu tatması içindir. Allah geçmiştekileri affetmiştir. Fakat kim bir daha böyle yaparsa, Allah ondan intikam alır. Allah mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir.
Mâide / 95 - (Seyyid Kutub)
Ey müminler, ihramlı iken av hayvanı vurmayınız. Kim bu durumdayken bilerek bir av hayvanı vurursa, işlediği suçun vebalini tadması için, içinizden iki adil kişinin vurulan av hayvanının dengi olduğuna karar verecekleri bir kurbanlığı, ceza olarak, Kabe ye ulaştırıp kesmesi ya kefaret olarak yoksullara yemek yedirmesi yada bunun dengi kadar gün oruç tutması gerekir. Allah geçmiştekileri affetmiştir. Fakat kim bir daha aynı suçu işlerse Allah ondan öç alır. Hiç kuşkusuz Allah üstün iradeli ve öç alıcıdır.
Mâide / 95 - (Suat Yıldırım)
Ey iman edenler! Siz ihramlı iken av öldürmeyin. İçinizden kim onu bilerek öldürürse kendisine bir ceza vardır. O ceza da, öldürdüğüne benzer bir hayvan olup, öldürülenin emsali olduğuna içinizden iki âdil kişinin karar vermesi gerekir. Ceza, Kâbe’ye ulaşıp orada kesilecek bir kurbanlıktır. Yahut fakirleri doyurmak, yahut onun dengi oruç tutmak şeklinde bir keffarettir, ta ki işlediğinin vebalini tatsın. Allah daha önce işlenen bu tür fiilleri affetti. Fakat kim dönüp tekrar böyle yaparsa Allah ondan, onun intikamını alır; zira Allah azîzdir (mutlak galiptir) ve intikamı vardır.
Mâide / 95 - (Süleyman Ateş)
Ey inananlar, ihrâmda iken av öldürmeyin. Sizden kim kasden onu öldürürse, öldürdüğünün dengi olan bir hayvan cezâsı vardır ki (bu, öldürülene denk olduğuna) içinizden iki âdil kişinin karar vereceği, Ka'be'ye varacak bir kurban; yahut yoksullara yedirme şeklinde keffâret; ya da buna denk oruçtur. Tâ ki böylece (o insan), yaptığı işin vebâlini tadsın. Allâh, geçmişi affetmiştir. Kim düşmanlık ederse Allâh ondan öc alır. Allâh, dâimâ gâliptir, öc alandır.
Mâide / 95 - (Tefhim-ul Kuran)
Ey iman edenler, siz ihramlıyken avı öldürmeyin. Sizden kim onu kasıtlı olarak (taammüden) öldürürse, cezası, hayvandan öldürdüğünün bir benzeridir. Buna da, Kâbe'ye ulaşmış bir kurbanlık olarak içinizden adalet sahibi iki kişi hükmedecektir. Veya yoksulları doyurmak ya da onun dengi oruç tutmak olan bir keffaret vardır. Böylelikle işlediğinin vebalini tadmış olsun. Allah geçmişte olanı bağışladı. Ama kim tekrarlarsa, Allah ondan öc alacaktır. Allah üstün ve güçlü olandır, öç sahibidir.
Mâide / 95 - (Ümit Şimşek)
Ey iman edenler! İhramda iken avlanmayın. İçinizden kim ihramlı iken bilerek av hayvanı öldürürse, onun cezası, Kâbe'ye gönderilerek orada kurban edilmek üzere, öldürdüğünün misli bir davardır ki, bu da sizden iki âdil kişi tarafından hükme bağlanır; veya yoksulları doyurmak şeklinde bir kefaret yahut ona denk gelecek şekilde oruç tutmaktır-tâ ki, yaptığı işin vebalini tatsın. Geçmişte kalanı ise Allah affetmiştir. Fakat kim tekrar eskiye dönerse, Allah bunun öcünü ondan alır. Çünkü Allah'ın kudreti herşeye üstündür; O kötülükleri cezasız bırakmaz.
Mâide / 95 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Ey iman sahipleri! İhramda olduğunuz zaman av öldürmeyin. Sizden kim kasten onu öldürürse cezası şudur: Öldürdüğü hayvana denk deve-sığır, davar cinsinden, Kâbe'ye varacak kurbanlık bir hediye ki, içinizden adalet sahibi iki kişi belirleyecektir. Yahut yoksullara yedirme şeklinde bir keffâret, yahut buna denk oruç. Taki yaptığının vebalini tatsın. Allah, geçmişi affetmiştir. Kim bir daha yaparsa, Allah ondan öc alacaktır. Allah çok güçlüdür, öc alıcıdır.
Mâide / 95 - (İskender Ali Mihr)
Ey îmân edenler! Siz ihramda iken av hayvanını öldürmeyin. Ve sizden kim kasten (bilerek) onu öldürürse, o zaman kendisine öldürdüğünün dengi bir hayvanın cezası vardır ki, (bunun öldürülen hayvanın dengi olduğuna dair) içinizden, âdil iki kimse takdir edip karar verir. Kâbe’ye ulaşacak (Kâbe’ye götürülüp orada kesilecek) bir kurban veya yoksulları yedirme şeklinde bir kefâret, ya da buna denk bir oruçtur ki bu, böylece o yaptığı işin vebalini tatması içindir. Allah, geçmiştekileri (işlenen bu tür cürümleri) bağışladı. Kim dönüp de (bir daha) böyle yaparsa, o taktirde Allah ondan intikam alır. Allah Azîz’dir, intikam sahibidir.
Mâide / 95 - (İlyas Yorulmaz)
Ey iman edenler! Hac görevi için ihrama girdiğinizde av hayvanlarını öldürmeyin. Kim kasıtlı olarak, bile bile bir hayvan öldürürse, sizden adalet sahibi kişilerin tespit ettiği, öldürülen hayvanın değeri kadar, Kabe ye ulaştığında, bir kurban olarak veya tespit edilen hayvanın değeri ile yoksulları doyurmak veya yaptığı hataya denk gelecek kadar oruç tutmak suretiyle kefaret ödemesi gerekir. Allah geçmişte yaptığınız hataları affetmiştir. Kim bundan sonra Allah’ın koyduğu yasaklara geri dönerse, bilsin ki Allah, ondan intikam alacaktır. Allah intikam alıcıdır.
أُحِلَّ لَكُمْ صَيْدُ الْبَحْرِ وَطَعَامُهُ مَتَاعًا لَّكُمْ وَلِلسَّيَّارَةِ وَحُرِّمَ عَلَيْكُمْ صَيْدُ الْبَرِّ مَا دُمْتُمْ حُرُمًا وَاتَّقُواْ اللّهَ الَّذِيَ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
Okunuşu: Uhille lekum saydul bahri ve taâmuhu metâan lekum ve lis seyyârah(seyyârati), ve hurrime aleykum saydul berri mâ dumtum hurumâ(hurumen) vettekullâhellezî ileyhi tuhşerûn(tuhşerûne).
Mâide / 96 - (Diyanet İşleri)
Sizin için de yolcular için de bir geçimlik olmak üzere deniz avı yapmak ve deniz ürünlerini yemek sizlere helâl kılındı. Kara avı ise ihramlı olduğunuz sürece size haram kılındı. Huzurunda toplanacağınız Allah’a karşı gelmekten sakının.
Mâide / 96 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Denizde avlanmak ve avladığını yemek, geçiminiz için size de, misafirlerinize de helâl edilmiştir de ihramda bulunduğunuz müddetçe kara avı haram edilmiştir size. Çekinin o Allah'tan ki onun tapısında toplanacaksınız.
Mâide / 96 - (Abdullah Parlıyan)
Deniz avı yapmak ve onu yemek, ihramlı iken hem yerleşik olan siz Mekke'liler için, hem de yolcular için helal kılındı. İhramda bulunduğunuz müddetçe, kara avı sizin için haram kılındı, huzurunda toplanacağınız Allah'ın kaide ve kurallarıyla hayatınızı tanzim edin.
Mâide / 96 - (Adem Uğur)
Hem size hem de yolculara fayda olmak üzere (faydalanmanız için) deniz avı yapmak ve onu yemek size helâl kılındı. İhramlı olduğunuz müddetçe kara avı size haram kılındı. Huzuruna toplanacağınız Allah'tan korkun.
Mâide / 96 - (Ahmed Hulusi)
Hem sizin hem de yolcuların faydalanması için, denizde avlanmak ve onun yemeğini yemek helal kılınmıştır. . . Fakat ihramlı olduğunuz sürece karada avlanmak size haramdır! Allâh'tan korunun ki, O'na haşrolunacaksınız.
Mâide / 96 - (Ahmet Tekin)
Hem sizin, hem de yolcuların, gezginlerin faydalanması için denizde, sularda avlanmak ve avlarınızı yemek size helâl kılındı.İhramlı olduğunuz müddetçe de karada avlanmak size haram kılındı.Toplanarak huzuruna getirileceğiniz Allah’a sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun.
Mâide / 96 - (Ahmet Varol)
Size, kendiniz ve yolcular için bir geçimlik olarak deniz avı ve onu yemek helal kılındı. Kara avı ise ihramlı olduğunuz sürece haram kılındı. Huzurunda toplanacağınız Allah'a karşı gelmekten sakının.
Mâide / 96 - (Ali Bulaç)
Deniz avı ve onu yemek size ve (yeryüzünde) dolaşanlara bir yarar olarak helal kılındı. İhramlı olduğunuz sürece kara avı ise size haram kılınmıştır. O'na (götürülüp) toplanacağınız Allah'tan korkup sakının.
Mâide / 96 - (Ali Fikri Yavuz)
Hem sizin, hem de yolcuların, gezginlerin faydalanması için denizde, sularda avlanmak ve avlarınızı yemek size helâl kılındı.İhramlı olduğunuz müddetçe de karada avlanmak size haram kılındı.Toplanarak huzuruna getirileceğiniz Allah’a sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun.
Mâide / 96 - (Ali Ünal)
Deniz avı ve oradan elde edilen (meşrû) yiyecekler, hem kendiniz, hem de (ikramda bulunacağınız) yolcular için size (her halükârda) helâl kılındı. Buna karşılık, (sair zamanlarda helâl olsa da,) ihramda bulunduğunuz müddetçe kara avı, (hayvan kesip yemeniz ve başkalarına işarette bulunup onların avladıklarından da yemeniz) size haramdır. Allah’a karşı gelip de (azaba uğramaktan) sakının ki, neticede O’nun huzurunda haşrolacaksınız.
Mâide / 96 - (Bayraktar Bayraklı)
Hem size hem de yolculara faydalanmanız için denizde avlanmak ve onu yemek size helâl kılındı. İhramlı iken size kara avı yasaklandı. Huzuruna toplanacağınız Allah'tan sakınınız.
Mâide / 96 - (Bekir Sadak)
Deniz avi ve onu yemek size de, yolculara da, gecimlik olarak helal kilinmistir. Ihramli bulundugunuz surece kara avi size haram kilinmistir. Huzuruna toplanacaginiz Allah'tan sakinin.
Mâide / 96 - (Celal Yıldırım)
Deniz avı ve onu yemek size de, gelen misafir kafilelere de helâl kılındı. Ve ihrâmlı bulunduğunuz sürece kara avı size haram kılınmıştır. (Kabirlerinizden kalkıp hesap alanına) toplanacağınız, (huzurunda yer alacağınız) Allah'tan korkun.
Mâide / 96 - (Cemal Külünkoğlu)
Deniz avı ve onu yemek; size de, yolculara da geçimlik olmak üzere helal kılınmıştır. İhramlı bulunduğunuz sürece, kara avı yasaklanmıştır. Huzuruna varıp toplanacağınız Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun!
Mâide / 96 - (Diyanet İşleri (eski))
Deniz avı ve onu yemek size de, yolculara da, geçimlik olarak helal kılınmıştır. İhramlı bulunduğunuz sürece kara avı size haram kılınmıştır. Huzuruna toplanacağınız Allah'tan sakının.
Mâide / 96 - (Diyanet Vakfi)
Hem size hem de yolculara fayda olmak üzere (faydalanmanız için) deniz avı yapmak ve onu yemek size helâl kılındı. İhramlı olduğunuz müddetçe kara avı size haram kılındı. Huzuruna toplanacağınız Allah'tan korkun.
Mâide / 96 - (Edip Yüksel)
Deniz hayvanlarını avlamak ve onları yemek size helal kılındı. Size ve yolculara geçimlik olmak üzere... İhramlı bulunduğunuz sürece kara avı size yasaklandı. Huzuruna toplanacağınız ALLAH'ı dinleyin.
Mâide / 96 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Deniz avı ve yemesi size halâl kılındı ki size ve seyyar olanlarınıza medar olsun, kara avı ise ihramda bulunduğunuz müddetçe üzerinize haram kılındı, hep huzuruna haşrolunacağınız Allahdan korkun
Mâide / 96 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Deniz avı yapmak ve onu yemek — kendinize de, müsâfire de fâide olmak üzere — sizin için halâl edildi. İhramda bulunduğunuz müddetçe ise kara avı haram kılındı. Huzuruna varıp toplanacağınız Allahdan korkun.
Mâide / 96 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Size ve yolculara yiyecek olmak üzere, deniz avı ve onu yemek helal kılındı. Kara avı ise, ihramlı olduğunuz müddetçe size haram edilmiştir. Huzurunda toplanacağınız Allah'tan korkun.
Mâide / 96 - (Gültekin Onan)
Deniz avı ve onu yemek size ve (yeryüzünde) dolaşanlara bir yarar olarak helal kılındı. İhramlı olduğunuz sürece kara avı ise size haram kılınmıştır. O'na (götürülüp) toplanacağınız Tanrı'dan korkup sakının.
Mâide / 96 - (Harun Yıldırım)
Deniz avı ve onu yemek size de yolculara da geçimlik olarak helal kılınmıştır. İhramlı bulunduğunuz sürece kara avı size haram kılınmıştır. O'na (götürülüp) toplanacağınız Allah'tan sakının.
Mâide / 96 - (Hasan Basri Çantay)
Sularda yapılan her türlü avlanma ve denizin hem (yerleşik olan) sizler için hem de gezginler için rızık olarak su yüzüne çıkardıkları sizin için meşrudur; ama hacda iken karada avlanmanız size yasaklanmıştır. Ve hepinizin varıp toplanacağı Allaha karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun.
Mâide / 96 - (Hayrat Neşriyat)
Size ve yolculara bir fayda olmak üzere, deniz avı ve onu yemek sizin için helâl kılındı. Kara avı ise, ihramlı olduğunuz müddetçe size haram kılındı! O hâlde huzûruna toplanacağınız Allah’dan sakının!
Mâide / 96 - (İbni Kesir)
Deniz avı ve onu yemek; size de, yolculara da geçimlik olmak üzere helal kılınmıştır. İhramlı bulunduğunuz sürece, kara avı haram kılınmıştır. Hem, huzuruna varıp toplanacağınız Allah'tan korkun.
Mâide / 96 - (Kadri Çelik)
Deniz avı ve onu yemek size de yolculara da geçimlik olarak helal kılınmıştır. İhramlı bulunduğunuz sürece kara avı size haram kılınmıştır. O'na (götürülüp) toplanacağınız Allah'tan sakının.
Mâide / 96 - (Muhammed Esed)
Sizin için ve yolculuk yapanlar için bir geçimlik olarak, size deniz avı ve yiyeceği helal kılınmıştır. İhramlı olduğunuz müddetçe de kara avı haram kılınmıştır. Huzurunda toplanacağınız Allah’tan korkun.
Mâide / 96 - (Mustafa İslamoğlu)
Sularda yapılan her tür avlanma ve onunla beslenme sizin için helaldir. Bu, sizin de yolcuların da yararınadır. Fakat, ihramlı olduğunuz sürece kara avı size yasaklanmıştır. Şu halde, topyekün huzuruna varacağınız Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincine varın!
Mâide / 96 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Size deniz avı ve onun yenilmesi bir faide olmak için helâl kılındı ve sizin üzerinize ihramda bulunduğunuz müddetce kara avı haram kılınmıştır. Huzuruna haşrolunacak olduğunuz Allah Teâlâ'dan korkunuz.
Mâide / 96 - (Ömer Öngüt)
Deniz avı yapmak ve onu yemek hem kendinize hem de yolculara bir geçimlik olarak helâl kılınmıştır. İhramlı olduğunuz müddetçe kara avı size haram kılındı. Huzurunda haşrolacağınız Allah'tan korkun.
Mâide / 96 - (Şaban Piriş)
Sizin için ve yolculuk yapanlar için bir geçimlik olarak, size deniz avı ve yiyeceği helal kılınmıştır. İhramlı olduğunuz müddetçe de kara avı haram kılınmıştır. Huzurunda toplanacağınız Allah’tan korkun.
Mâide / 96 - (Sadık Türkmen)
Deniz avı ve onu yemek size ve (yeryüzünde) dolaşanlara bir yarar olarak helal kılındı. İhramlı olduğunuz sürece kara avı ise size haram kılınmıştır. O'na (götürülüp) toplanacağınız Allah'tan korkup sakının.
Mâide / 96 - (Seyyid Kutub)
Deniz avı ve yiyeceği, hem sizin, hem de yolcuların yararlanması için, size helâl kılındı. Kara avı ise, ihramlı olduğunuz sürece size haram kılınmıştır. Huzurunda toplanacağınız Allah'a karşı gelmekten sakının.
Mâide / 96 - (Suat Yıldırım)
Ey ihramlılar! Deniz avı ve deniz yiyeceği size helâl kılındı ki size ve yolculara bir rızık vesilesi olsun. Kara avı ise, ihramlı olduğunuz müddetçe size haram kılındı. Öyleyse huzurunda varıp toplanacağınız Allah’a karşı gelmekten sakının.
Mâide / 96 - (Süleyman Ateş)
Hem kendinize, hem de yolculara bir geçimlik olmak üzere deniz avı ve yiyeceği, size helâl kılındı. İhrâmda olduğunuz sürece size kara avı yasaklandı. Huzûruna toplanacağınız Allah'tan korkun!
Mâide / 96 - (Tefhim-ul Kuran)
Deniz avı ve onu yemek size ve (yeryüzünde) dolaşanlara bir yarar olarak helal kılındı. İhramlı olduğunuz sürece kara avı ise size haram kılınmıştır. O'na (götürülüp) toplanacağınız Allah'tan korkup sakının.
Mâide / 96 - (Ümit Şimşek)
Deniz avı ve yiyeceği, hem sizin, hem de yolcuların yararlanması için, size helâl kılındı. Kara avı ise, ihramlı olduğunuz sürece size haram kılınmıştır. Huzurunda toplanacağınız Allah'a karşı gelmekten sakının.
Mâide / 96 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Hem size hem de yolculara bir geçimlik olarak deniz avı yapmak ve onu yemek size helal kılındı. Fakat ihramlı olduğunuz sürece karada avlanmak size haram edilmiştir. Huzurunda haşredileceğiniz Allah'tan korkun.
Mâide / 96 - (İskender Ali Mihr)
Sizin için ve yolcular için, deniz avı ve onun yenmesi bir meta olarak (fayda sağlamak üzere) helâl kılındı. Ve kara avı ise, ihramda olduğunuz süre içerisinde size haram kılındı (yasaklandı). Ve huzurunda haşrolunacağınız Allah’a karşı takva sahibi olun.
Mâide / 96 - (İlyas Yorulmaz)
Denizden avlananlar, sizin için helal kılındı ve onları yemek sizin için, aynı zamanda denizde seyahat edenler için geçim kaynağıdır. Hac da ihramlı olduğunuz müddetçe, kara hayvanlarını avlamanız yasaklandı. Huzurunda toplanacağınız Allah dan korunun.
جَعَلَ اللّهُ الْكَعْبَةَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ قِيَامًا لِّلنَّاسِ وَالشَّهْرَ الْحَرَامَ وَالْهَدْيَ وَالْقَلاَئِدَ ذَلِكَ لِتَعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ وَأَنَّ اللّهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
Okunuşu: Cealallâhul ka’betel beytel harâme kıyâmen lin nâsi veş şehral harâme vel hedye vel kalâid(kalâide) zâlike li ta’lemû ennellâhe ya’lemu mâ fîs semâvâti ve ma fîl ardı ve ennellâhe bikulli şey’in alîm(alîmun).
Mâide / 97 - (Diyanet İşleri)
Allah; Ka’be’yi, o saygıdeğer evi, haram ayı , hac kurbanını ve (bu kurbanlara takılı) gerdanlıkları insanlar(ın din ve dünyaları) için ayakta kalma (ve canlanma) sebebi kıldı. Bunlar, göklerde ve yerde ne varsa hepsini Allah’ın bildiğini ve Allah’ın (zaten) her şeyi hakkıyla bilmekte olduğunu bilmeniz içindir.
Mâide / 97 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Allah, Kâbe'yi hac ayını, kurbanı, kurbanlık olduğu bilinsin diye boynuna bir şey asılan hayvanları, insanların geçimine, düzenine sebep etti, böylece de şüphesiz olarak Allah'ın, göklerde ve yeryüzünde ne varsa hepsini bildiğini sizin de bilmenizi diledi ve Allah, şüphe yok ki her şeyi bilir.
Mâide / 97 - (Abdullah Parlıyan)
Allah Kâbe'yi, o saygı değer evi, insanların dirilişi, ayaklanma ve huzura duruş merkezi kıldı. Haram ayları, kurbanlıkları ve gerdanlıklarını da, insanların kalkınmasına sebep kıldı. Bu da Allah'ın göklerde ve yerde ne varsa bildiğini ve Allah'ın herşeyi bilici olduğunu bilmeniz içindir.
Mâide / 97 - (Adem Uğur)
Allah, Kâbe'yi, o saygıya lâyık evi, haram ayı, hac kurbanını ve (kurbanın boynuna asılan) gerdanlıkları (maddi ve manevi yönlerden) insanların belini doğrultmaya sebep kıldı. Bu da Allah'ın, göklerde ve yerde ne varsa hepsini bildiğini ve Allah'ın her şeyi bilici olduğunu (sizin de anlayıp) bilmeniz içindir.
Mâide / 97 - (Ahmed Hulusi)
Allah Kâbe'yi, O Beyt-el Haram'ı, Haram Ay'ı, Hedy'i (kurban) ve Kalaid'i (boynu bağlı kurbanlıklar) insanların kıyamı (imanının ayakta kalması ve devam etmesi için) yaptı. . . Bu, Allâh'ın semâlar (düşünce boyutu) ve arzda (bedeninde) olanı bildiğini ve Allâh'ın her şeye Aliym olduğunu, sizin de bilmeniz içindir.
Mâide / 97 - (Ahmet Tekin)
Allah, dokunulmazlığı olan Kâbe’yi, özgürlük yurdu Harem-i Şerif’i, müslümanların hac ibadetini yerine getirmeleri, güçlü olarak ayakta kalmaları, aralarındaki dayanışmayı gerçekleştirmeleri için bir mekân olarak düzenledi. Beytullah’ı saldırmazlığın gelenek haline geldiği, Allah’ın savaşı haram kıldığı ayları, kurbanların, Kâbe’ye yapılan bağışların, boyunlarında gerdânileri, ipleri, tasmaları olan kurbanlık ve sahipli hayvanların dokunulmazlığını, barışın sağlanması, ekonominin canlanması, insanların, müslümanların faydalanması için, maddî manevî dayanak haline getirdi. Bu, Allah’ın, göklerdeki ve yerdeki varlıkların, imkânların, olayların hepsiyle ilgili bilgisi olduğunu, dinî ve dünyevî sıkıntılara düşülmeden meselelerin nasıl çözüleceğini, dünyevî ve uhrevî faydaların nasıl elde edileceğini bildiğini bilmeniz içindir. Her şey Allah’ın planı, ilmi, iradesi dahilinde gerçekleşmektedir.
Mâide / 97 - (Ahmet Varol)
Allah Haram Ev olan Kabe'yi, haram ayları, kurbanı, gerdanlıklı kurbanları insanların (din ve dünya) işlerini belli bir düzen ve güven içinde yürütmeleri için ortaya koydu. Bu, Allah'ın göklerde ve yerde olanları bildiğini ve Allah'ın her şey hakkında bilgi sahibi olduğunu bilmeniz içindir.
Mâide / 97 - (Ali Bulaç)
Allah, Beyt-i Haram (olan) Kabe'yi insanlar için bir ayaklanma (kıyam evi) kıldı; Haram Ay'ı, kurbanı ve boyunlardaki gerdanlıkları da. Bu, Allah'ın göklerde ve yerde ne varsa tümünü bildiğini ve Allah'ın gerçekten her şeyi bilen olduğunu bilmeniz içindir.
Mâide / 97 - (Ali Fikri Yavuz)
Allah, Kâbe’yi, o Beyt-i Haram’ı insanlar için din işlerinde bir düzen ve dünyada cinayetten emin bir yer kıldı. Haram olan ayları (hac aylarını) da, gerdanlıksız ve gerdanlıklı kurbanlıkları da hem mağfiret, hem de taarruzdan korunma sebebi kıldı. Bütün bunlar, Allah’ın göklerde ve yerde ne varsa hepsini bildiğini ve gerçekten Allah’ın her şeyi bilici olduğunu sizin de bilmeniz içindir.
Mâide / 97 - (Ali Ünal)
Allah, Kâbe’yi, kendisine her şekilde hürmet göstermek vacip olan o Ev’i (Beyti Haram) insanların emniyeti, tanışıp yardımlaşmaları, Din ve dünya hayatlarının düzeni, âhengi ve devamı için bir vesile kıldı; (bilhassa onların emniyeti ve geçimliği için) Haram Ayları, kurbanı ve (özellikle, boyunlarına gerdanlık taktıkları o çok kıymetli) develeri de. Şunu bilesiniz ki Allah, (insanların hayatının düzen ve âhenginin dinamikleri gibi,) göklerde ne var yerde ne varsa hepsini bilir ve gerçekten Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
Mâide / 97 - (Bayraktar Bayraklı)
Allah, Kâbe'yi, o saygıya lâyık evi, insanlar için maddî ve mânevî yönden bellerini doğrultmalarına sebep kıldı. O saygı değer ayı, kurbanı, boynu bağlı kurbanlıkları da böyle yaptı ki Allah'ın, göklerde ve yerde olanları ve her şeyi bilen olduğunu anlayasınız.[106]
Mâide / 97 - (Bekir Sadak)
Allah, hurmetli ev Kabe'yi, hurmetli ayi, kurban'i, boynu tasmali kurbanliklari insanlarin faydasi icin ortaya koydu. Bu, Allah'in goklerde ve yerde olanlari bildigini ve Allah'in suphesiz her seyi Bilen oldugunu bilmeniz icindir.
Mâide / 97 - (Celal Yıldırım)
Allah Beytü'l-Haram = Kabe'yi, hürmetli ay'ı, Kabe'ye gönderilen gerdanlıklı, gerdanlıksız kurbanlıkları, insanların hayat düzeni için dayanak kılmıştır. Bu, Allah'ın göklerde olanı da, yerde olanı da bildiğini ve gerçekten Allah'ın her şeyi bilen olduğunu bilip anlamanız içindir.
Mâide / 97 - (Cemal Külünkoğlu)
Allah, Beyt-i Haram (hürmete layık) olan Kâbe'yi, (içinde hac farizasının icra edildiği) o haram olan ayı, (hacılar için gönderilen) kurbanı ve gerdanlık takılan kurbanlıkları insanlar için hayat ve güven kaynağı kıldı. Bu, Allah'ın göklerde ve yerde olanları bildiğini ve Allah'ın gerçekten her şeyi bilici olduğunu bilmeniz içindir.
Mâide / 97 - (Diyanet İşleri (eski))
Allah, hürmetli ev Kabe'yi, hürmetli ayı, kurbanı, boynu tasmalı kurbanlıkları insanların faydası için ortaya koydu. Bu, Allah'ın göklerde ve yerde olanları bildiğini ve Allah'ın şüphesiz her şeyi Bilen olduğunu bilmeniz içindir.
Mâide / 97 - (Diyanet Vakfi)
Allah, Kâbe'yi, o saygıya lâyık evi, haram ayı, hac kurbanını ve (kurbanın boynuna asılan) gerdanlıkları (maddi ve manevi yönlerden) insanların belini doğrultmaya sebep kıldı. Bu da Allah'ın, göklerde ve yerde ne varsa hepsini bildiğini ve Allah'ın her şeyi bilici olduğunu (sizin de anlayıp) bilmeniz içindir.
Mâide / 97 - (Edip Yüksel)
ALLAH, kutsal ev Kabeyi, kutsal ayları, adakları ve onları işaretleyen çelenkleri, insanlar için güvenlik unsuru yaptı. Bilesiniz ki ALLAH göklerde ve yerde olanları biliyor. ALLAH her şeyi Bilir.
Mâide / 97 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Allah Kâ'beyi, o beyti haramı insanlar için bir medarı hayat kıldı, o şehri haramı da. O, boyunları bağsız ve bağlı kurbanlıkları da; bütün bunlar şunu bilesiniz içindir ki Allah göklerdekini ve yerdekini bilir ve hakıkat Allah her şeye alîmdir
Mâide / 97 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Allah Ka'be'yi, o Beyt-i Haram'ı insanlar için hayat kaynağı yaptı, o haram ayı, boyunları bağsız ve bağlı kurbanlıkları da. Bütün bunlar, Allah'ın göklerde ve yerde olanları bildiğini, sizin de bilmeniz içindir. Gerçekten Allah herşeyi bilendir.
Mâide / 97 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Allah, Kâbe'yi, o Beyt - i haram'ı, haram ayı, kurbanı ve (kurbanlardaki) gerdanlıkları insanlar için bir nizam kıldı. Bu, Allah'ın göklerde ve yerde olan herşeyi bildiğini ve Allah'ın herşeyi hakkıyle bilici olduğunu sizin de bilmeniz içindir.
Mâide / 97 - (Gültekin Onan)
Tanrı Beyt-i Haram (olan) Kabe'yi bir kıyam (evi) kıldı. Haram ayı, kurbanı ve boyunlardaki gerdanlıkları da. Bu, Tanrı'nın göklerde ve yerde ne varsa tümünü bildiğini ve Tanrı'nın gerçekten her şeyi bilen olduğunu bilmeniz içindir.
Mâide / 97 - (Harun Yıldırım)
Allah Kabe’yi, Beyti Haram’ı insanlar için bir kıyam sebebi kıldı, o haram ayı da... O kurbanı ve boyunları gerdanlıklı kurbanlıkları da... Bunlar Allah’ın göklerde ve yerde her ne varsa bildiğini sizin de bilmeniz içindir. Şüphesiz Allah herşeyi hakkıyla bilendir.
Mâide / 97 - (Hasan Basri Çantay)
Allah Kâ'beyi, o Beyt-i haraamı, o haraam olan ay (lar) ı, (Mekkeye hediye edilecek) kurbanı ve (onların) boyunlarındaki gerdanlıkları insanlar (ın dîn ve dünyâları) için bir nizam yapdı. Bu da Allahın, göklerde ne var, yerde ne varsa (hepsini) bildiği, Allahın (zâten her şey'i) hakkıyle bilici olduğunu sizin de bilmeniz içindir.
Mâide / 97 - (Hayrat Neşriyat)
Allah, Kâ'be’yi, o Beyt-i Harâm’ı, (kendisinde hac edilen) haram ayı (Zilhıcce ayını), kurbanı ve (ona takılan) gerdanlıkları, insanlar için (maddî ma'nevî) bir kalkınma(vesîlesi) kıldı. Bu, muhakkak ki Allah’ın, göklerde ne var, yerde ne varsa bildiğini ve şübhesiz Allah’ın, herşeyi hakkıyla bilici olduğunu (sizin de) bilmeniz içindir.
Mâide / 97 - (İbni Kesir)
Allah Ka'be'yi, o haram evi insanlar için hayat ve güven kaynağı kıldı. Keza o haram olan ayı da, kurbanı da, boynu bağlı olan kurbanlıkları da. Bu, Allah'ın göklerde ve yerde olanları bildiğini ve Allah'ın gerçeten her şeyi bilici olduğunu bilmeniz içindir.
Mâide / 97 - (Kadri Çelik)
Allah, hürmetli ev Kâbe'yi, hürmetli ayı, (tasmasız) kurbanı ve boynu tasmalı kurbanlıkları bütün insanlar için bir kıyam (yaşamsal dayanak) kıldı. Bu, Allah'ın göklerde ve yerde olanları bildiğini ve Allah'ın şüphesiz her şeyi bilen olduğunu bilmeniz içindir.
Mâide / 97 - (Muhammed Esed)
Allah, Kabeyi, o Beytul-Haramı bütün insanlık için bir sembol kıldı; ve (aynı şekilde) kutsal (hac) ayı ve boyunlarında takı olan kurbanlıklar, Allahın göklerde ve yerde olan her şeyin tam bilgisine sahip bulunduğunu size anlatmayı amaçla(yan sembollerdi)r.
Mâide / 97 - (Mustafa İslamoğlu)
Allah, Beytu'l-Haram olan Kabe'yi bütün insanlık için bir kıyam (sembolü) kıldı; Ve Haram ay ile boyunları bağlı ve bağsız kurbanlıkları da (sembol kıldı). Bu, Allah'ın göklerde ve yerde olan her şeyden haberdar olduğunu ve Allah'ın her şeyin bilgisine vakıf olduğunu bilesiniz diyedir.
Mâide / 97 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Allah Teâlâ Kabe'yi, o Beyt-i Harâm'ı ve Şehr-i Haram ile o boyunları bağsız ve bağlı kurbanları insanlar için bir medar-ı istifade kıldı. Bu da bilmeniz içindir ki, şüphesiz Allah Teâlâ göklerde olanı da ve yerde olanı da bilir ve muhakkak ki, Allah Teâlâ herşeye tamamıyla alîmdir.
Mâide / 97 - (Ömer Öngüt)
Allah Kâbe'yi, Beyt-i Haram'ı insanlar için bir nizam kıldı. Keza o haram ayı da, kurbanı da, boynu bağlı kurbanlıkları da (insanlar için bir nizam kıldı). Bu, Allah'ın göklerde ve yerde olanları bildiğini ve Allah'ın gerçekten her şeyi bilici olduğunu bilmeniz içindir.
Mâide / 97 - (Şaban Piriş)
Allah, Kâbeyi; Beyt-i Haram’ı insanlar için güven yeri kıldı. Haram ayı, kurbanı ve kurban için işaretlenmiş hayvanları da. İşte bu, Allah’ın göklerde ve yerde olanları bildiğini ve Allah’ın her şeyi bilen olduğunu bilmeniz içindir.
Mâide / 97 - (Sadık Türkmen)
Allah; kâbe’yi, o saygıdeğer evi, haram ayı hac kurbanını ve gerdanlıkları insanlar(ın din ve dünyaları) için, ayakta kalma (ve ekonomik canlanma) sebebi kıldı. Bunlar, Allah’ın hem göklerde ve yerde ne varsa hepsini bildiğini ve hem de Allah’ın, (zaten) herşeyi hakkıyla bilmekte olduğunu, bilmenizi sağlamak içindir.
Mâide / 97 - (Seyyid Kutub)
Allah, Kabe'yi, o dokunulmaz evi, insanlar için güvenli bir barınak kıldı. Savaşılması yasak ayları, kurbanlıkları ve (bu bölgeye sığınma göstergesi olarak takılan) gerdanlıkları da bu dokunulmazlığın kapsamına aldı. Allah'ın göklerde ve yeryüzünde olan her şeyi bildiğini, O'nun bilgisinin her şeyi kapsamına aldığını bilesiniz diye bunu böyle yaptı.
Mâide / 97 - (Suat Yıldırım)
Allah Kâbe’yi, o hürmete layık mâbedi, insanların din ve dünya hayatları için bir nizam vesilesi kılmıştır; o haram ay’ı da, Kâbe’ye gönderilen gerdanlıksız veya gerdanlıklı kurbanlıkları da... Bütün bunlar, Allah’ın göklerde olanı da, yerde olanı da bildiğini ve gerçekten Allah’ın her şeyi bildiğini sizin de bilip anlamanız içindir.
Mâide / 97 - (Süleyman Ateş)
Allâh Ka'be'yi, o saygıdeğer evi, insanlar için (hayât ve güven) durağı yaptı. O saygıdeğer ayı, kurbanı, tasmalı kurbanlıkları da (böyle yaptı) ki Allâh'ın göklerde ve yerde olanları bildiğini ve Allâh'ın herşeyi bilici olduğunu anlayasınız.
Mâide / 97 - (Tefhim-ul Kuran)
Allah, Beyt-i Haram (olan) Kâbe'yi insanlar için bir ayaklanma (kıyam evi) kıldı; Haram Ay'ı, kurbanı ve boyunlardaki gerdanlıkları da. Bu, Allah'ın göklerde ve yerde ne varsa tümünü bildiğini ve Allah'ın gerçekten her şeyi bilen olduğunu bilmeniz içindir.
Mâide / 97 - (Ümit Şimşek)
Hürmetli Beyt olan Kâbe'yi, haccın yapıldığı haram ayı, gerdanlıklı ve gerdanlıksız kurbanları, Allah insanların din ve dünyalarına bir dayanak yaptı. Böylece siz de bilmiş olursunuz ki, Allah gökte olanı da bilir, yerde olanı da; çünkü Allah herşeyi hakkıyla bilendir.
Mâide / 97 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Allah Kâbe'yi, o saygıya layık evi, o saygıya layık "ay"ı, o kurbanlık hediyeleri ve gerdanlıkları insanlar için bir dayanak, bir ayağa kalkış aracı kıldı. Böyle yaptı ki, Allah'ın göklerde olanı da yerde olanı da bildiğini, Allah'ın herşeyi bilici olduğunu siz de bilesiniz.
Mâide / 97 - (İskender Ali Mihr)
Allah, Beyt-i Haram olan Kâbe’yi, Haram ayını, hac kurbanını ve gerdanlıklı (boynuna kurban nişanesi asılı) kurbanlıkları, insanların yaşamlarını ayakta tutmak için yaptı (sebep kıldı). İşte bu, “Allah’ın, göklerde ve yerlerde olanı bildiğini ve Allah’ın herşeyi en iyi bilen olduğunu” bilmeniz içindir.
Mâide / 97 - (İlyas Yorulmaz)
Allah Kabeyi, orada birtakım yasaklar koyarak, insanlar için hem korunmuş bir yer ve hemde namaz kılma mekanı yapmış ve haram ayları, kurbanlıkları ve özel olarak Allah için adanmış işaretli hayvanları bir sembol yapmıştır. Bu işaretler Allah’ın göklerde ve yerde olanların hepsini bildiğini, bilmeniz içindir. Şüphesiz Allah her şeyi en iyi bilendir.
اعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ وَأَنَّ اللّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Okunuşu: I’lemû ennellâhe şedîdul ikâbi ve ennellâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Mâide / 98 - (Adem Uğur)
Biliniz ki Allah'ın cezalandırması çetindir ve yine Allah'ın bağışlaması ve esirgemesi sınırsızdır.
Mâide / 98 - (Ahmed Hulusi)
Bilin ki Muhakkak ki Allâh, Şediyd ül 'Ikab'dır (şiddetle kötülüğün sonucunu yaşatandır); ve dahi Allâh Ğafûr'dur, Rahıym'dir.
Mâide / 98 - (Ahmet Tekin)
Biliniz ki Allah, emirlerine muhalefet edilme suçuna denk, size âdil ceza verme gücüne sahiptir. Allah çok bağışlayıcı, engin merhamet sahibidir.
Mâide / 98 - (Ali Ünal)
Bilin ki Allah, cezalandırması pek çetin olandır ve Allah, günahları çok bağışlayan, (bilhassa mü’min kullarına karşı hususî) merhameti pek bol olandır da.
Mâide / 98 - (Celal Yıldırım)
Biliniz ki, Allah gerçekten hem vereceği ceza bakımından çok şiddetlidir, hem de Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
Mâide / 98 - (Cemal Külünkoğlu)
Bilmelisiniz ki, Allah'ın azabı çok şiddetlidir. Ancak (azabı şiddetli olmakla beraber) Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Mâide / 98 - (Hayrat Neşriyat)
Bilin ki gerçekten Allah, azâbı şiddetli olandır ve şübhesiz ki Allah, Gafûr (çok bağışlayan)dır, Rahîm (çok merhamet eden)dir.
Mâide / 98 - (Mustafa İslamoğlu)
İyi bilin ki Allah cezalandırmada pek şedittir; yine unutmayın ki, Allah tarifsiz bir bağışlayıcı, eşsiz bir merhamet kaynağıdır.
Mâide / 98 - (İskender Ali Mihr)
Allah’ın cezasının şiddetli olduğunu ve Allah’ın Gafur (mağfiret eden), Rahîm (rahmet nurunu gönderen ve merhametli) olduğunu biliniz!
مَّا عَلَى الرَّسُولِ إِلاَّ الْبَلاَغُ وَاللّهُ يَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا تَكْتُمُونَ
Okunuşu: Mâ alâr resûli illâl belâgu vallâhu ya’lemu mâ tubdûne ve mâ tektumûn(tektumûne).
Mâide / 99 - (Abdullah Parlıyan)
Peygamber, kendisine emanet edilen mesajı, tebliğ etmekten başka bir şeyle yükümlü değildir. Ve Allah sizin açıktan yaptığınız herşeyi ve bütün gizlediklerinizi bilir.
Mâide / 99 - (Ahmet Tekin)
Allah’ın Rasulünün yalnızca tebliğ görevi vardır. Allah açıkça söylediklerinizi ve yaptıklarınızı da gizlediğiniz niyetlerinizi ve maksatlarınızı da bilir.
Mâide / 99 - (Ali Bulaç)
Elçiye tebliğden başka (yükümlülük) yoktur. Allah açığa vurduklarınızı da, gizli tuttuklarınızı da bilir.
Mâide / 99 - (Ali Fikri Yavuz)
Peygamberin üzerinizdeki (görevi) ancak ilâhi emirleri tebliğdir. Allah, açıkladığınız ve gizlediğiniz sözlerle hareketlerinizin hepsini bilir.
Mâide / 99 - (Ali Ünal)
(Bütün bu hususlarda Risalet’in zirve temsilcisi o en büyük) Rasûl’e düşen, sadece tebliğdir. (Sizin yapmanız gereken ise onları yerine getirmek olup,) Allah, açıkça söyleyip açıktan işlediklerinizi de, gizlide yaptıklarınız gibi, içinizde saklı tuttuğunuz (düşünce, plan ve niyetlerinizi de) bilir.
Mâide / 99 - (Bayraktar Bayraklı)
Peygamber, tebliğ etmekten başka bir şeyle yükümlü değildir. Allah, sizin açıktan yaptığınız her şeyi ve bütün gizlediklerinizi bilir.
Mâide / 99 - (Bekir Sadak)
Peygamberin gorevi sadece teblig etmektir. Allah, sizin acikladiklarinizi da gizlediklerinizi de bilir.
Mâide / 99 - (İbni Kesir)
Peygamberin vazifesi sadece tebliğdir. Allah; sizin açıkladıklarınızı da, gizlediklerinizi de bilir.
Mâide / 99 - (Kadri Çelik)
Peygamberin görevi sadece tebliğ etmektir. Allah, sizin açıkladıklarınızı da gizlediklerinizi de bilir.
Mâide / 99 - (Muhammed Esed)
Peygamber, (kendisine emanet edilen) mesajı tebliğ etmekten başka bir şeyle yükümlü değildir: ve Allah, sizin açıktan yaptığınız her şeyi ve bütün gizlediklerinizi bilir.
Mâide / 99 - (Mustafa İslamoğlu)
Elçinin görevi, mesajı apaçık tebliğ etmekten başka bir şey değildir. Zira Allah açığa vurduklarınızı da gizlediklerinizi de bilmektedir.
Mâide / 99 - (Seyyid Kutub)
Peygamberin görevi sadece duyurmaktır. Allah gerek açığa vurduğunuz ve gerekse gizlediğiniz duyguları iyi bilir.
Mâide / 99 - (Suat Yıldırım)
Peygambere düşen sorumluluk, sadece tebliğ etmektir. Allah sizin açığa vurduğunuz ve gizlediğiniz her şeyi bilir.
Mâide / 99 - (Ümit Şimşek)
Peygambere düşen, ancak bildirmekten ibarettir. Allah ise sizin açığa vurduğunuzu da bilir, gizlediğinizi de.
Mâide / 99 - (İlyas Yorulmaz)
Elçiye düşen, ancak Allah’ın emirlerini insanlara tebliğ etmek (bildirmek) dir. Allah sizin açığa vurduğunuz şeyleri de, içinizde gizlediklerinizi de bilir.
قُل لاَّ يَسْتَوِي الْخَبِيثُ وَالطَّيِّبُ وَلَوْ أَعْجَبَكَ كَثْرَةُ الْخَبِيثِ فَاتَّقُواْ اللّهَ يَا أُوْلِي الأَلْبَابِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Okunuşu: Kul lâ yestevîl habîsu vet tayyibu ve lev a’cebeke kesretul habîs(habîsi), fettekullâhe yâ ulîl elbâbi leallekum tuflihûn(tuflihûne).
Mâide / 100 - (Diyanet İşleri)
(Ey Muhammed!) De ki: “Pis ile temiz bir olmaz. Pisin çokluğu hoşuna gitse bile.” Ey akıl sahipleri! Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.
Mâide / 100 - (Abdullah Parlıyan)
De ki: Kötü şeyler ile iyi şeyler eşit olamaz, gereksiz faydası olmayan kötü şeylerin çokluğu, sana büyük zevk verse bile. O halde, siz ey derin kavrayış sahipleri! Hayatınızın düzenlemesini Allah'ın kitabından alın ki, gerçek mutluluğa erebilesiniz.
Mâide / 100 - (Adem Uğur)
De ki: Pis ve kötü ile temiz ve iyi bir değildir; pis ve kötünün çokluğu tuhafına gitse (yahut hoşuna gitse) de (bu böyledir). Öyleyse ey akıl sahipleri! Allah'tan korkunuz ki kurtuluşa eresiniz.
Mâide / 100 - (Ahmed Hulusi)
De ki: "Habis (pis), tayyib (temiz) ile eş değerde olmaz. . . Habisin çoğunluğu hoşuna gitse bile". . . O hâlde ey öze ermiş derin düşünür akıl sahipleri (Ulül Elbab), Allâh'tan korunun ki kurtuluşa eresiniz.
Mâide / 100 - (Ahmet Tekin)
'Kötü insanların, çirkin fiillerin, kirli malların çokluğu, seni hayrete de düşürse, iyi ile kötü, güzel ile çirkin, temiz ile pis, helâl ile haram denk olamaz. Ey akıl ve vicdan sahipleri, Allah’a sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun ki, kurtuluşa, ebedî nimetlerle mutluluğa eresiniz.' de.
Mâide / 100 - (Ahmet Varol)
De ki: 'Pis olanın çokluğu hoşuna gitse de, pis ile temiz bir olamaz. Şu halde ey akıl sahipleri, Allah'a karşı gelmekten sakının. Umulur ki kurtuluşa erersiniz.'
Mâide / 100 - (Ali Bulaç)
De ki: "Murdar ile temiz -murdar'ın çokluğu hoşuna gitse de- bir olmaz. Ey temiz akıl sahipleri, Allah'tan korkup sakının. Umulur ki kurtuluşa erersiniz.
Mâide / 100 - (Ali Fikri Yavuz)
De ki: “- Murdarla temiz (haramla helâl) bir olmaz; murdarın çokluğu hoşunuza gitse bile”. O halde ey gerçek akıl sahipleri, haram (murdar) hususunda Allah’dan korkun ki, kurtuluşa kavuşasınız.
Mâide / 100 - (Ali Ünal)
Pis ve murdar olanın çokluğu seni hayrete sevketse de, “Hiç pis ve murdar olanla temiz ve hoş olan bir midir?” de, (böyle inan ve bunu anlat). Ey gerçek akıl ve idrak sahipleri! (O’nun koyduğu ölçülere riayetsizlik ederek aksini düşünüp öyle inanmak ve ona göre davranmak suretiyle) Allah’a karşı gelmekten sakının ki, gerçek kurtuluşa, başarıya ve muradınıza erebilesiniz.
Mâide / 100 - (Bayraktar Bayraklı)
Pis ve murdar olanın çokluğu seni hayrete sevketse de, “Hiç pis ve murdar olanla temiz ve hoş olan bir midir?” de, (böyle inan ve bunu anlat). Ey gerçek akıl ve idrak sahipleri! (O’nun koyduğu ölçülere riayetsizlik ederek aksini düşünüp öyle inanmak ve ona göre davranmak suretiyle) Allah’a karşı gelmekten sakının ki, gerçek kurtuluşa, başarıya ve muradınıza erebilesiniz.
Mâide / 100 - (Bekir Sadak)
De ki: «Helal ile haram, haram seylerin coklugundan hoslansan bile, esit degildir". Ey akil sahibleri, Allah'tan sakinin ki kurtulusa eresiniz. *
Mâide / 100 - (Celal Yıldırım)
De ki: Murdarın çokluğu senin hoşuna gidip hayretini mûcib olsa da murdarla pâk bir değildir. O halde ey sağduyu sahipleri! Allah'tan korkun ki kurtuluşa eresiniz.
Mâide / 100 - (Cemal Külünkoğlu)
De ki: “Kötü şeylerin birçoğu senin hoşuna gitse bile kötü ve çirkin olan şeyler ile iyi ve güzel olan şeyler bir olmaz. O halde, siz ey derin kavrayış sahipleri! Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayın ki mutluluğa eresiniz!”
Mâide / 100 - (Diyanet İşleri (eski))
De : 'Kötü ile iyi bir olmaz; kötünün çokluğu ilgini çekse bile... Akıl sahipleri, başarmak istiyorsanız (azınlığa düşme pahasına da olsa) ALLAH'ı dinleyin.'
Mâide / 100 - (Diyanet Vakfi)
De ki: Pis ve kötü ile temiz ve iyi bir değildir; pis ve kötünün çokluğu tuhafına gitse (yahut hoşuna gitse) de (bu böyledir). Öyleyse ey akıl sahipleri! Allah'tan korkunuz ki kurtuluşa eresiniz.
Mâide / 100 - (Edip Yüksel)
De : 'Kötü ile iyi bir olmaz; kötünün çokluğu ilgini çekse bile... Akıl sahipleri, başarmak istiyorsanız (azınlığa düşme pahasına da olsa) ALLAH'ı dinleyin.'
Mâide / 100 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
De ki: Murdarla temiz bir olmaz: Murdarın çokluğu tuhafına da gitse o halde ey temiz özü, düşünür beyni olanlar, Allaha korunun ki felâha iresiniz
Mâide / 100 - (Gültekin Onan)
De ki: "Murdar ile temiz -murdarın çokluğu hoşuna gitse de- bir olmaz. Ey temiz akıl sahipleri, Tanrı'dan korkup sakının. Umulur ki kurtuluşa erersiniz.
Mâide / 100 - (Harun Yıldırım)
De ki: “Pis ile temiz bir değildir, pis olanın çokluğu hoşunuza gitse bile!..” O halde ey akıl sahipleri, Allah’tan sakının; umulur ki kurtuluşa erersiniz!
Mâide / 100 - (Hasan Basri Çantay)
De ki: «Murdarla temiz — murdarın çokluğu hoşunuza gitse de — (hiç bir zaman) bir olmaz. Onun için, ey selîm akıl saahibleri, (murdarı ihtiyar etmek hususunda) Allahdan korkun (temizi alın). Olur ki kurtuluşa erersiniz.
Mâide / 100 - (Hayrat Neşriyat)
De ki: 'Pis olan şey ile temiz (haram ve helâl) bir olmaz; pis olan şey(ler)in çokluğu hoşun(uz)a gitse de (bu böyledir)!' Öyle ise ey akıl sâhibleri! Allah’dan sakının, tâ ki kurtuluşa eresiniz!
Mâide / 100 - (İbni Kesir)
De ki: Murdarı çokluğu hoşunuza gitse de; murdarla temiz bir olmaz. Öyleyse ey akıl sahibleri; Allah'tan korkun ki kurtıuluşa eresiniz.
Mâide / 100 - (Kadri Çelik)
De ki: “Pis olan şeylerin çokluğu seni şaşırtsa bile, pis ile temiz eşit değildir.” Ey akıl sahipleri, Allah'tan sakının; umulur ki kurtuluşa erersiniz.
Mâide / 100 - (Muhammed Esed)
De ki: "Kötü ve çirkin olan şeyler ile iyi ve güzel şeyler mukayese edilemez, kötü şeylerin bir çoğu sana büyük zevk verse bile. O halde, siz ey derin kavrayış sahipleri, Allaha karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun ki mutluluğa eresiniz!"
Mâide / 100 - (Mustafa İslamoğlu)
De ki: Kötü ve çirkin olan şeylerle iyi ve güzel olan şeyler eşdeğerde olamaz; kötünün çokluğu hoşuna gitse bile. O halde ey derin kavrayış sahipleri: Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun ki kalıcı mutluluğa erebilesiniz!
Mâide / 100 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
De ki: «Murdar ile temiz müsavî olmaz. Velev ki, murdarın çokluğu hoşuna gitsin. Artık ey güzel akıl sahipleri! Allah Teâlâ'dan korkunuz ki felâh bulabilesiniz.»
Mâide / 100 - (Ömer Öngüt)
De ki: “Murdarla temiz bir olmaz, murdarın çokluğu hoşuna gitse de bu böyledir. ” Öyleyse ey akl-ı selîm sahipleri! Allah'tan korkun ki kurtuluşa eresiniz!
Mâide / 100 - (Şaban Piriş)
De ki: - Kötü şeylerin çokluğu seni şaşırtsa da. Pis ile temiz bir değildir. Ey akıl sahipleri kurtuluşa erebilmeniz için Allah’tan korkun.
Mâide / 100 - (Sadık Türkmen)
(Ey Muhammed!) De ki: “Kötü ve çirkin olan şeylerle, iyi ve güzel şeyler bir olamaz. Kötünün çokluğu hoşunuza gitse bile.” O halde ey akıl sahipleri (aklını kullananlar), Allah’a karşı gelmekten sakının ki, kurtuluşa eresiniz.
Mâide / 100 - (Seyyid Kutub)
De ki; «Murdar'ın çokluğu (yaygınlığı) senin beğenini kazanmış olsa da, murdar ile temiz (aslında) bir değildir. Buna göre ey sağduyulu kimseler, Allah'tan korkunuz ki, kurtuluşa eresiniz.»
Mâide / 100 - (Suat Yıldırım)
Murdarın çokluğu tuhafına gitse, hatta murdarın çoğu hoşuna da gitse, murdar ile temiz bir olmaz. Öyleyse ey akl-ı selîm sahipleri! Siz az çok demeyip daima temize, helâle yönelin. Haram yemekten, Allah’a karşı gelmekten sakının ki felâh bulasınız.
Mâide / 100 - (Süleyman Ateş)
De ki:"Murdarla temiz bir olmaz. Murdarın çokluğu hoşuna gitse de. O halde ey sağduyu sâhipleri, Allah'tan korkun ki kurtuluşa eresiniz!"
Mâide / 100 - (Tefhim-ul Kuran)
De ki: «Murdar ile temiz-murdar'ın çokluğu hoşuna gitse de- bir olmaz. Ey temiz akıl sahipleri, Allah'tan korkup sakının. Umulur ki kurtulaşa erersiniz.
Mâide / 100 - (Ümit Şimşek)
De ki: Pis olan ile temiz olan bir olmaz-pis olan şeyin çokluğu sizin hoşunuza gitse bile. Onun için, Allah'tan sakının, ey selim akıl sahipleri, tâ ki kurtuluşa eresiniz.
Mâide / 100 - (Yaşar Nuri Öztürk)
De ki: "Pisin çokluğu seni hayrete düşürse de pisle temiz bir olmaz. O halde, ey akıl ve gönül sahipleri! Allah'tan korkun ki kurtuluşa erebilesiniz."
Mâide / 100 - (İskender Ali Mihr)
De ki; “Habisin (haram, murdar ve fesadın...) çokluğu senin hoşuna gitse bile, habis (haram ve kötü olan) ile tayyib (helâl ve temiz olan) bir değildir.” Ey Ulûl Elbâb! Artık Allah’a karşı takva sahibi olun! Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.
Mâide / 100 - (İlyas Yorulmaz)
Deki “Pis olan şeylerle, temiz olan şeyler ve pis olan şeylerin çok olması senin hoşuna gitse de eşit değildir. Ey akıl sahipleri! Allah dan korunun ki, kurtuluşa kavuşasınız.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَسْأَلُواْ عَنْ أَشْيَاء إِن تُبْدَ لَكُمْ تَسُؤْكُمْ وَإِن تَسْأَلُواْ عَنْهَا حِينَ يُنَزَّلُ الْقُرْآنُ تُبْدَ لَكُمْ عَفَا اللّهُ عَنْهَا وَاللّهُ غَفُورٌ حَلِيمٌ
Okunuşu: Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tes’elû an eşyâe in tubde lekum tesu’kum, ve in tes’elû anhâ hîne yunezzelul kur’ânu tubde lekum afâllâhu anhâ vallâhu gafûrun hâlîm(hâlîmun).
Mâide / 101 - (Diyanet İşleri)
Ey iman edenler! Size açıklandığı takdirde, sizi üzecek olan şeylere dair soru sormayın. Eğer Kur’an indirilirken bunlara dair soru sorarsanız size açıklanır. (Hâlbuki) Allah onları bağışlamıştır. Allah, çok bağışlayandır, halîmdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir.)
Mâide / 101 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Ey inananlar, size açıklanınca hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın. Kur'ân indirilirken bunlara ait bir şey sorarsanız hükmü açıklanır size, halbuki Allah geçmişti ondan, ona ait hükmü bildirmemişti ve Allah, suçları örter, rahîmdir.
Mâide / 101 - (Abdullah Parlıyan)
Ey iman edenler! Açıklandığı zaman sizi üzecek şeyleri sormayın. Kur'ân indirilmekte iken onları sorsaydınız size açıklanabilirdi. Yine de Allah daha önce, bu kuralı bilmeden sorduklarınızdan dolayı, sizi affetmiştir. Zira Allah, çok bağışlayıcı ve cezayı geciktirirse de ihmal etmeyip acele etmeyendir.
Mâide / 101 - (Adem Uğur)
Ey iman edenler! Açıklanırsa hoşunuza gitmeyecek olan şeyleri sormayın. Eğer Kur'an indirilirken onları sorarsanız size açıklanır. (Açıklanmadığına göre) Allah onları affetmiştir. (Siz sorup da başınıza iş çıkarmayın). Allah çok bağışlayıcıdır, aceleci değildir.
Mâide / 101 - (Ahmed Hulusi)
Ey iman edenler. . . Size açıklandığında hoşlanmayacağınız şeylerden, soru sormayın! Eğer Kur'ân inzâl edilmekteyken cevabından hoşlanmayacağınız şeyleri sorarsanız, cevabı size açıklanır! Allâh onları affetmiştir. . . Allâh Ğafûr'dur, Haliym'dir.
Mâide / 101 - (Ahmet Tekin)
Ey iman nimetine kavuşanlar, hatırınıza gelen geçmişle ilgili faydasız, gelişigüzel şeyleri, Allah’ın Rasulünden sormayın. Sorduklarınız size açıklandığında hoşunuza gitmeyebilir, müşkül durumda kalırsınız. Eğer Kur’ân bölüm bölüm indirilirken ihtiyaç duyduğunuz hususları sorarsanız, size açıklanır. İslâm dışı cahiliyyet devri ile ilgili konularda Allah size af ilan etmiş, Kur’ân’ın yeni bir düzenleme getirmediği hususlarda da size ruhsat tanımıştır. Allahkullarını daima koruma kalkanına alır, çok bağışlayıcı, kudretli, âdil ve müsamahakârdır, fırsatlar ve imkânlar tanır.
Mâide / 101 - (Ahmet Varol)
Ey iman edenler! Açıklandığında hoşunuza gitmeyecek şeylerden sormayın. Eğer bu şeylerden Kur'an'ın indirilmekte olduğu sırada sorarsanız size açıklanır. Allah onları affetti. [17] Allah bağışlayıcıdır ve yumuşak davranandır.
Mâide / 101 - (Ali Bulaç)
Ey iman edenler, size açıklandığında sizi üzecek şeyleri sormayın; Kur'an indirildiği zaman sorarsanız, size açıklanır. Allah onu affetti. Allah bağışlayandır, (kullara) yumuşak olandır.
Mâide / 101 - (Ali Fikri Yavuz)
Ey iman edenler! Öyle şeylerden Peygambere sormayın ki, size açıklanırsa fenanıza gidecektir. Halbuki Kur’an indirilirken sorarsanız onlar size açılır, meydana çıkar. (önceki ümmetlerin helâki, peygamberlerine çok soru sormaları ve ihtilâfları yüzünden olmuştur.) Allah, şimdiye kadarki sorularınızı bağışladı. Allah çok bağışlayıcıdır, azabında aceleci değildir.
Mâide / 101 - (Ali Ünal)
Ey iman edenler! (Allah Rasûlü ile olan münasebetlerinizde dikkatli olun. Ayrıca, size buyurulanları yerine getirmeye bakın ve size söylenenlerle iktifa edin de,) cevaplandığında ve açıklandığında hoşunuza gitmeyecek meselelerden, Din’i yaşamanızı zorlaştıracak konulardan sormayın. Kur’ân fasıl fasıl indirilir ve size tebliğ edilip dururken sorup açıklama isterseniz, açıklanması gereken gerektiği ölçüde zaten size açıklanmaktadır. Sorduğunuz veya soracağınız pek çok şeyler vardır ki, Allah onlardan sizi muaf tutmuştur. Allah, bağışlaması pek bol olandır, (kullarının hataları karşısında) çok sabırlı, çok müsamahalıdır.
Mâide / 101 - (Bayraktar Bayraklı)
Ey iman edenler! Açıklandığı zaman hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayınız. Eğer Kur'ân indirilirken onları sorarsanız, size açıklanır. Açıklamadığına göre Allah onları affetmiştir. Zira Allah çok bağışlayıcıdır; yumuşak davranandır.
Mâide / 101 - (Bekir Sadak)
Ey Inananlar! Size aciklaninca hosunuza gitmeyecek seyleri sormayin. Kur'an indirilirken onlari sorarsaniz size aciklanir, (ama uzulursunuz). Allah sordugunuz seyleri affetmistir. Allah Bagislayan'dir, Halim'dir.
Mâide / 101 - (Celal Yıldırım)
Ey imân edenler! Size açıklanınca sizi kötümser yapacak (veya üzecek) şeylerden sormayın; ama Kur'ân indirildiğinde sorarsanız size açıklanır. Allah (daha önce bu kuralı bilmeden) sorduklarınızdan dolayı sizi) atfetmiştir. Allah çok bağışlayandır, şefkatle, lûtufla, merhametle sabredendir.
Mâide / 101 - (Cemal Külünkoğlu)
Ey inananlar! Size açıklandığı takdirde sizi üzecek olan şeylere dair soru sormayın! Eğer Kur'an indirilirken bunlara dair soru sorarsanız size açıklanır. Oysa Allah onları bağışlamıştır. Allah, çok bağışlayandır, ceza vermekte mühlet verendir.
Mâide / 101 - (Diyanet İşleri (eski))
Ey İnananlar! Size açıklanınca hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın. Kuran indirilirken onları sorarsanız size açıklanır (ama üzülürsünüz). Allah sorduğunuz şeyleri affetmiştir. Allah Bağışlayan'dır, Halim'dir.
Mâide / 101 - (Diyanet Vakfi)
Ey iman edenler! Açıklanırsa hoşunuza gitmeyecek olan şeyleri sormayın. Eğer Kur'an indirilirken onları sorarsanız size açıklanır. (Açıklanmadığına göre) Allah onları affetmiştir. (Siz sorup da başınıza iş çıkarmayın). Allah çok bağışlayıcıdır, aceleci değildir.
Mâide / 101 - (Edip Yüksel)
İnananlar, açıklandığı vakit hoşunuza gitmeyecek şeyler hakkında sorular sormayın. Kuran'ın ışığında sorarsanız size açık olurlar. ALLAH özellikle onlardan söz etmedi. ALLAH Bağışlayandır, Yumuşaktır.
Mâide / 101 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Ey o bütün iyman edenler; öyle şeylerden sual etmeyin ki size açılırsa fenanıza gidecektir, halbuki Kur'an indirilmekte iken sorarsanız onlar size açılır, Allah onlardan şimdilik afiv buyurdu, Allah gafur, halîmdir
Mâide / 101 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Ey iman edenler, size açıklanınca fenanıza gidecek şeyleri sormayın! Oysa Kur'an indirildiği esnada sorarsanız, onlar size açıklanır. Allah onları şimdilik affetmiştir. Allah, çok bağışlayan ve çok yumuşak davranandır.
Mâide / 101 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Ey iman edenler! Açıklandığı zaman hoşunuza gitmeyecek olan şeylerden sormayın. Eğer onları Kur'ân indirilirken sorarsanız size açıklanır. Halbuki Allah onlardan geçmiştir. Allah çok bağışlayan ve çok yumuşak davranandır.
Mâide / 101 - (Gültekin Onan)
Ey inananlar, size açıklandığında sizi üzecek şeyleri sormayın; Kuran indirildiği zaman sorarsanız, size açıklanır. Tanrı onu affetti. Tanrı bağışlayandır, (kullara) yumuşak olandır.
Mâide / 101 - (Harun Yıldırım)
Ey iman edenler! Öyle şeylerden sormayın ki size açıklanınca hoşunuza gitmez. Onları Kur’an indirilirken sorarsanız onlar size açıklanır. Allah onu affetti. Şüphesiz Allah Ğafûr’dur, Halîm’dir.
Mâide / 101 - (Hasan Basri Çantay)
Ey îman edenler, Allahın afvetdiği şeyleri — ki eğer size açıklanırsa ve siz bunları Kur'an inerken sorub da hükmü kendinize izhar edilirse fenanıza gidecekdir — sormayın. Allah çok yarlığayıcıdır, cezada da aceleci değildir.
Mâide / 101 - (Hayrat Neşriyat)
Ey îmân edenler! Size açıklandığı zaman hoşunuza gitmeyecek şeylerdensormayın! Buna rağmen Kur’ân indirilirken (peygamber aranızda olduğu zaman) onları sorarsanız, size (hükmü) açıklanır. Allah onları (geçmişteki sorularınızı) affetti. Çünki Allah, Gafûr (çok mağfiret eden)dir, Halîm (cezâlandırmakta hiç acele etmeyen)dir.
Mâide / 101 - (İbni Kesir)
Ey iman edenler; size açıklanınca hoşunuza gitmeyecek olan şeyleri sormayın. Ku'ran indirilirken onları soracak olursanız, size açıklanır. Allah, bunları affetmiştir. Allah; Gafur'dur, Halim'dir.
Mâide / 101 - (Kadri Çelik)
Ey iman edenler! Size açıklanınca hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın. Kur'an indirilirken onları sorarsanız size açıklanır (açıklanınca da hoşunuza gitmez ve üzülürsünüz). Allah onları (önceden sorduğunuz bu yersiz sorularınızı) affetmiştir. Allah bağışlayandır, hilim sahibidir.
Mâide / 101 - (Muhammed Esed)
Siz ey imana ermiş olanlar! (Kesin hukuki kurallar şeklinde) açıklandığı taktirde sizi sıkıntıya sokabilecek olan konular hakkında soru sormayın; zira, Kuran vahyedilirken onlar hakkında soru sorsaydınız, size (hukuki kurallar şeklinde) açıklanabilirlerdi. Allah, bu konuda (sizi her türlü yükümlülükten) azat etmiştir: Zira Allah, çok bağışlayıcıdır, halimdir.
Mâide / 101 - (Mustafa İslamoğlu)
Siz ey iman edenler! Açıklanması halinde sizi zora sokabilecek şeyler hakkında soru sormayın! Nitekim Kur'an iniyorken onlar hakkında soru sorarsanız size açıklarız. (Açıklanmadığına göre), Allah onlarla sizi mükellef tutmamıştır. Allah tarifsiz bir bağışlayandır, acele cezalandırmayandır.
Mâide / 101 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ey imân edenler! Öyle şeylerden sual etmeyiniz ki, eğer size açıklanırsa sizi müteessir eder. Ve eğer siz Kur'an'ın nüzul ettiği sırada sorarsanız onlar size açılır. Allah Teâlâ onlardan af buyurmuştur. Ve Allah Teâlâ gafûrdur, halîmdir.
Mâide / 101 - (Ömer Öngüt)
Ey iman edenler! Açıklandığında hoşunuza gitmeyecek olan şeyleri sormayın. Eğer onları Kur'an indirilirken soracak olursanız, size açıklanır. Oysa Allah onları affetmiştir. Allah çok bağışlayandır ve çok halîmdir.
Mâide / 101 - (Şaban Piriş)
- Ey İman edenler! Açıklandığı zaman hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın. Eğer Kur’an inerken onları sorarsanız, onlar size açıklanır. Allah, onları bağışlamıştır. Allah bağışlayandır, yumuşak davranandır.
Mâide / 101 - (Sadık Türkmen)
Ey iman edenler! Açıklandığı zaman, sizi üzecek şeyler hakkında soru sormayın! Zira Allah; Kur’an indiriliyorken (siz Kur’an’ı okuyorken), gerekli olan herşeyi size açıklıyor. (Açıklamadığı sorularınızı ise) Allah onları size bağışlamıştır. Allah çok bağışlayandır, halîmdir.
Mâide / 101 - (Seyyid Kutub)
Ey müminler, açıklandıkları takdirde zorunuza gidecek konuları sormayın, eğer Kur'an inerken bu konuları sorarsanız onlar size açıklanır. Oysa Allah onlara değinmemiştir. Hiç şüphesiz Allah affedicidir, yumuşaktır. (halimdir).
Mâide / 101 - (Suat Yıldırım)
Ey iman edenler! Açıklandığı takdirde hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın. Eğer Kur’ân’ın indirilmesi esnasında onları sorarsanız, size açıklanır. Halbuki Allah onları bağışlamış, sizi onlardan muaf tutmuştur.Çünkü Allah gafurdur, halimdir (affı ve müsamahası geniştir).
Mâide / 101 - (Süleyman Ateş)
Ey inananlar, açıklandığı zaman hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın. Eğer Kur'ân indirilirken onları sorarsanız, size açıklanır. Halbuki Allâh onlardan geçmiştir. Allâh bağışlayandır, halimdir.
Mâide / 101 - (Tefhim-ul Kuran)
İnananlar, açıklandığı vakit hoşunuza gitmeyecek şeyler hakkında sorular sormayın. Kuran'ın ışığında sorarsanız size açık olurlar. ALLAH özellikle onlardan söz etmedi. ALLAH Bağışlayandır, Yumuşaktır.
Mâide / 101 - (Ümit Şimşek)
Ey iman edenler! Açıklandığı takdirde sizi üzecek şeyleri sormayın. Kur'ân'ın indiği sırada soracak olursanız, o da size açıklanıverir; oysa Allah onu sizden affetmiştir. Çünkü Allah çok bağışlayıcıdır, kullarına müsamahası pek geniştir.
Mâide / 101 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Ey iman edenler, size açıklanınca fenanıza gidecek şeyleri sormayın! Oysa Kur'an indirildiği esnada sorarsanız, onlar size açıklanır. Allah onları şimdilik affetmiştir. Allah, çok bağışlayan ve çok yumuşak davranandır.
Mâide / 101 - (İskender Ali Mihr)
Ey âmenû olanlar (yaşarken Allah’a teslim olmayı, ulaşmayı dileyenler)! Açıklandığında sizi üzecek şeylerden sormayın. Eğer, Kur’ân indirilirken ondan sorarsanız, size açıklanır. Allah, onlardan (bu kuralı bilmeden önce sorduğunuz şeylerden) dolayı sizi affetti. Allah Gafur’dur, Halîm’dir.
Mâide / 101 - (İlyas Yorulmaz)
Ey iman edenler! Açıklandığında sizi üzecek olan konular hakkında elçiye sorular sormayın. Eğer Kur’an indirildiği sıralarda, o konular hakkında soru sorsaydınız size açıklanırdı. Allah sizi bu gibi soruları sorduğunuz için affetmiştir. Allah bağışlayıcı ve kullarına çok yumuşak davranandır.
قَدْ سَأَلَهَا قَوْمٌ مِّن قَبْلِكُمْ ثُمَّ أَصْبَحُواْ بِهَا كَافِرِينَ
Okunuşu: Kad seelehâ kavmun min kablikum summe asbahû bihâ kâfirîn(kâfirîne).
Mâide / 102 - (Ahmed Hulusi)
Sizden önce de bir topluluk bunu sordu; (aldıkları cevapları hazmedememeleri yüzünden) hakikat bilgisini inkâr edenlerden oldular.
Mâide / 102 - (Ahmet Tekin)
Sizden öncekikavimler böyle şeyleri sordular da, verilen cevapların, vahyedilen hükümlerin gereğini yerine getirmeyip terk ederek kâfir durumuna düştüler.
Mâide / 102 - (Ali Ünal)
Sizden önce bir topluluk o kabil şeyleri sorup durur ve peygamberlerinden olmadık isteklerde bulunurlardı da, sonra o sordukları meseleler kendilerine açıklanınca veya isteklerine cevap verilince yine de inanmamış, söylenilenleri yapmamış ve kâfir olmuşlardı.
Mâide / 102 - (Hayrat Neşriyat)
Doğrusu sizden önce bir kavim onları sormuştu (da), sonra (kendilerine verilen hükümleri kabûl etmeyip) o yüzden kâfir kimseler olmuşlardı.
Mâide / 102 - (Sadık Türkmen)
Sizden önceki bir millet o tür şeyleri sordu da, sonra (inanmadılar) o yüzden kâfir oldular. Allah (cahiliyet devrindeki âdet üzere) kulağı yarılıp salıverilen ve putlara adak yapılan develerle, putlar için kesilen erkek koyunların ve sırtı yüke haram kılınan develerin hiçbirini, meşru kılmamıştır. Fakat küfredenler, Allah’a yalan uydururlar. Onların çoğunun akılları ermez.
مَا جَعَلَ اللّهُ مِن بَحِيرَةٍ وَلاَ سَآئِبَةٍ وَلاَ وَصِيلَةٍ وَلاَ حَامٍ وَلَكِنَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّهِ الْكَذِبَ وَأَكْثَرُهُمْ لاَ يَعْقِلُونَ
Okunuşu: Mâ cealallâhu min bahîratin ve lâ sâibetin ve lâ vasîletin ve lâ hâmin ve lâkinnellezîne keferû yefterûne alâllâhi kezib(kezibe) ve ekseruhum lâ ya’kılûn(ya’kılûne).
Mâide / 103 - (Diyanet İşleri)
Allah, ne “Bahîre”, ne “Sâibe”, ne “Vasîle”, ne de “Hâm” diye bir şey meşru kılmamıştır. Fakat, inkâr edenler Allah’a karşı yalan uyduruyorlar. Zaten çoklarının aklı da ermez.
Mâide / 103 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Allah, ne bahîreyi meşru kılmıştır, ne sâibeyi, ne vasîlayı, ne de hâmı; fakat kâfir olanlar, Allah'a, yalan yere iftirâ ederler ve onların çoğunun da aklı ermez.
Mâide / 103 - (Abdullah Parlıyan)
Bazı hayvan cinslerinin, batıl inanç ve düşüncelerle binilmemesi, kesilmemesi ve batıl ilahlara adanması şeklinde işaretlenmesi ve insanların kullanımından alıkonması, Allah'ın emri değildir. Ama Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenler, kendi uydurdukları yalanları Allah'a yakıştırırlar ve onların çoğu akıllarını asla kullanmazlar.
Mâide / 103 - (Adem Uğur)
Allah bahîra, sâibe, vasîle ve hâm diye bir şey (meşru) kılmamıştır. Fakat kâfirler, yalan yere Allah'a iftira etmektedirler ve onların çoğunun da kafaları çalışmaz.
Mâide / 103 - (Ahmed Hulusi)
Allâh Bahire, Saibe, Vasıyle ve Ham (isimleriyle tanımlanan bir kısım kurbanlıklar) diye bir şey hükmetmemiştir (bu bir kısım insanların uydurmacılık geleneğidir). Ne var ki, hakikat bilgisini inkâr edenler, Allâh üzerine yalan uyduruyorlar! Onların çoğunluğu aklını kullanmaz!
Mâide / 103 - (Ahmet Tekin)
Beş batın yavru veren, beşinci batın yavrusu erkek olan devenin, faydalanılmaktan vazgeçilerek kulağının yarılıp salıverilmesinin; dertten kurtuluş adağı olarak bir hayvanın faydalanılmaktan vazgeçilip putlara adanarak salma gezer halde bırakılmasının; peşpeşe birkaç dişi yavru doğuran devenin (veya koyunun) doğurduğu erkek yavrunun putlara adanmasının; on batın döl veren erkek devenin sırtına yük vurulmamasının, başıboş bırakılarak yayılmasının ve su içmesinin engellenmemesinin kutsallığının meşruiyyetiyle ilgili Allah herhangi bir hüküm koymamıştır. Fakat kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenler, kâfirler Allah adına yalan uydurarak iftira etmektedirler. Onların çoğu akıllarını kullanarak dinin hakikatini kavrayamıyorlar.
Mâide / 103 - (Ahmet Varol)
Kulağı yarılıp salıverilen, putlara adanan, erkek dişi ikizler doğuran ve on defa yavru yapmasından dolayı sırtına yük vurulmayan hayvanlarla ilgili uygulamaların hiçbirini Allah emretmemiştir. Ancak kâfirler Allah'a karşı yalan uyduruyorlar. Onların çoğu akıl erdiremiyor. [18]
Mâide / 103 - (Ali Bulaç)
Allah Bahiyre'den Saibe'den Vasiyle'den ve Ham'dan hiç birini (meşru) kılmamıştır. Ancak inkâr edenler, Allah'a karşı yalan düzüp uyduruyorlar. Onların çoğu akıl erdirmez.
Mâide / 103 - (Ali Fikri Yavuz)
Allah, (câhiliyyet devrindeki âdet üzere) kulağı yarılıp salıverilen ve putlara adak yapılan develerle, putlar için kesilen erkek koyunların ve sırtı yüke haram kılınan develerin hiç birini meşru kılmamıştır. Fakat, küfredenler, Allah’a yalan uydururlar. Onların çoğunun akılları ermez.
Mâide / 103 - (Ali Ünal)
Allah, beşincide erkek doğuran devenin sütünü putlara bırakmayı da, adak adayıp adağı yerine gelince dişi veya erkek deveyi salıverip ondan faydalanmayı nefsine haram etmeyi de, biri erkek diğeri dişi ikiz doğuran koyun veya devenin erkek yavrusunu putlar için serbest bırakmayı da, on nesli dölleyen erkek deveyi salıp ondan istifadeyi nefsine haram kılmayı da emretmedi (insanların kendiliklerinden hükümler koyup, sonra da bunları Allah’a, Din’e atfetmelerine kesinlikle izin vermedi). Fakat o küfredenler, (Din adına) yalanlar uydurup, sanki bunları Allah emretmiş gibi O’na iftirada bulunmaktadırlar. Esasen o küfredenlerin çoğu, düşünüp akletmekte değillerdir.
Mâide / 103 - (Bayraktar Bayraklı)
Allah bahîre, sâibe, vasîle ve hâm diye bir şey yapmamıştır. Fakat inkârcılar, kendi uydurdukları yalanları Allah'a yakıştırırlar ve onların birçoğu akıllarını asla kullanmazlar.[108]
Mâide / 103 - (Bekir Sadak)
Allah, kulagi centilen, saliverilen, erkek disi ikizler doguran, on defa yavrulanmasindan oturu yuk vurulmayan hayvanlarin adanmasini emretmemistir; fakat inkar edenler Allah'a karsi yalan uydururlar ve cogu da akletmezler.
Mâide / 103 - (Celal Yıldırım)
Allah ne bahire, ne sâibe, ne vesile, ne de hâm'dan hiç biriyle emretmemiş ve meşru' da kılmamıştır. Ama o küfredenler Allah'a karşı yalan uydurup iftirada bulunuyorlar; çoğunun da aklı ermemektedir.
Mâide / 103 - (Cemal Külünkoğlu)
Allah, (cahiliye devrindeki âdet üzere hayvanlar için) “bahire”, “saibe”, “vesile” ve “ham” diye bir şey meşru kılmamıştır. Fakat inkârcılar, Allah'a yalan uydururlar. Zaten onların çoğu akıllarını kullanmazlar (körü körüne tabi olurlar).
Mâide / 103 - (Diyanet İşleri (eski))
Allah, kulağı çentilen, salıverilen, erkek dişi ikizler doğuran, on defa yavrulamasından ötürü yük vurulmayan hayvanların adanmasını emretmemiştir; fakat inkar edenler Allah'a karşı yalan uydururlar ve çoğu da akletmezler.
Mâide / 103 - (Diyanet Vakfi)
Allah bahîra, sâibe, vasîle ve hâm diye bir şey (meşru) kılmamıştır. Fakat kâfirler, yalan yere Allah'a iftira etmektedirler ve onların çoğunun da kafaları çalışmaz.
Mâide / 103 - (Edip Yüksel)
Belli bir erkek ve dişi kombinezonuyla yavrulayanların, yemin sonucu salıverilenlerin, arka arkaya iki erkek doğuranların ve on kez döl veren erkek develerin haram edilişini ALLAH onaylamıyor; inkarcılar ALLAH'a iftira ediyor. Çoğu akletmez onların.
Mâide / 103 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
ne bahıyre, ne sâibe, ne vasıyle, ne ham'dan hiç birini Allah meşru' kılmadı, lâkin küfretmekte olan kimseler, Allah namına yalan söyliyerek ona iftira ediyorlar, çoklarının da aklı irmez
Mâide / 103 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Allah, ne kulağı yarılan, ne salma bırakılan, ne erkek-dişi ikizler doğuran, ne de on defa doğurması yüzünden yük vurulamayan hayvanların (adanmasını) meşru kılmadı. Fakat küfreden kimseler, Allah adına yalan söyleyerek O'na iftira ediyorlar. Çoklarının da aklı ermez.
Mâide / 103 - (Gültekin Onan)
Tanrı Bahriye'den Saibe'den, Vasiyle'den ve Ham'dan hiç birini (meşru) kılmamıştır. Ancak küfredenler, Tanrı'ya karşı yalan düzüp uyduruyorlar. Onların çoğu akletmez.
Mâide / 103 - (Harun Yıldırım)
Allah, bahire, saibe, vasile, ham diye bir şey belirlememiştir. Halbuki kâfirler yalan söyleyerek Allah’a iftira ediyorlar. Çünkü onların pek çoğunun aklı ermez.
Mâide / 103 - (Hasan Basri Çantay)
Allah ne «Bahıyre den, ne «Sâbibe» den, ne «Vasiyle den, ne de «Ham» dan hiç birini (meşru) kılmamışdır. Fakat o küfredenler Allaha karşı («Bize bunları o emretmişdir» diye) yalan düzerler. Onların çoğunun (avamının) ise akılları ermez.
Mâide / 103 - (Hayrat Neşriyat)
Allah, ne bahîre, ne sâibe, ne vasîle, ne de hâm’dan hiçbirini (meşrû')kılmamıştır; fakat inkâr edenler Allah’a karşı yalan uyduruyorlar! Çünki onların çoğu akıl erdiremezler.
Mâide / 103 - (İbni Kesir)
Allah; ne Bahire'den, ne Saibe'den, ne Vasile'den, ne de Ham'dan hiç birini meşru kılmamıştır. Fakat küfredenler; Allah'a karşı yalan uydurdular. Onların çoğunun ise akılları ermez.
Mâide / 103 - (Kadri Çelik)
Allah, beşinci doğurduğu erkek olan kulağı çentilmiş deveyi, adak olarak adanan deveyi, dişi ve erkek olmak üzere ikiz doğuran koyunu ve dölünden on deve meydan gelmiş olan erkek deveyi (kesmemek, yememek ve binmemek üzere salıvermeyi) karar kılmamıştır. Fakat küfre sapanlar Allah'a karşı yalan uydururlar ve çoğu da akıl etmezler.
Mâide / 103 - (Muhammed Esed)
Bazı hayvan cinslerinin batıl inançlarla işaretlenmesi ve insanların kullanımından alıkonulması, Allahın emri değildir: Ama hakikati inkara şartlanmış olanlar, kendi uydurdukları yalanları Allaha yakıştırırlar. Ve onların bir çoğu akıllarını asla kullanmaz:
Mâide / 103 - (Mustafa İslamoğlu)
Ne bahira ve saibe, ne de vasile ve ham (adı altında, hayvanların batıl inançlarlar yaratılış amacı dışına çıkarılmaları) Allah'ın emri değildir. Fakat hakikati inkarda ısrar edenler, kendi uydurdukları yalanları Allah'a yakıştırıyorlar. Zira onların çoğu kafalarını kullanmıyorlar.
Mâide / 103 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Allah Teâlâ bahireden, saibeden, vasileden ve hâmden hiçbirini (meşru) kılmamıştır. Fakat kâfir olanlar Allah Teâlâ'ya karşı yalan söyleyerek iftirada bulunurlar. Ve onların çokları ise akıl erdiremezler.
Mâide / 103 - (Ömer Öngüt)
Allah bahîre, sâibe, vasîle ve hâm diye bir şey meşru kılmamıştır. Fakat kâfirler Allah'a karşı yalan uydururlar. Onların çoğunun akılları ermez.
Mâide / 103 - (Şaban Piriş)
Allah, bahîre, sâibe, vesîle ve hâm (diye bir şeyler) belirlemedi. Fakat küfredenler Allah’a yalan yere iftira ediyorlar. Onların çoğu akletmezler.
Mâide / 103 - (Sadık Türkmen)
Allah (cahiliyet devrindeki adet üzere); ne “Bahîre” (kulağı yarılıp salıverilen develerle), ne “Sâibe” (putlar için ayrılan hayvan), ne “Vasîle” (davarların dişisi), ne de “Hâm” (binilmesi yasak olan hayvan) diye bir şey meşru kılmamıştır. Fakat, inkâr edenler Allah’a karşı yalan uyduruyorlar. Zaten birçokları da ilerisini düşünmüyorlar.
Mâide / 103 - (Seyyid Kutub)
Allah, Bahire, Saibe, Vesile ve Hami diye bir şey koymamıştır. Fakat kâfirler Allah adına yalan uydururlar. Onların çoğu düşünme yeteneğinden yoksundur.
Mâide / 103 - (Suat Yıldırım)
Allah ne bahîre, ne sâibe, ne vasîle, ne de hâm diye bir şey bildirmemiştir. Fakat, o kâfirler bu inançlarını Allah’a mal ederek O’na iftira etmişlerdir. Onların ekserisinin akılları ermez.
Mâide / 103 - (Süleyman Ateş)
Allâh, bahire, sâibe, vasile ve hâm diye bir şey yapmamıştır. Fakat inkâr edenler, Allah'a yalan uyduruyorlar ve çokları da akıl erdiremiyorlar.
Mâide / 103 - (Tefhim-ul Kuran)
Allah Bahiyre'den Saibe'den Vasiyle'den ve Hâm'dan hiç birini (meşru) kılmamıştır. Ancak küfredenler, Allah'a karşı yalan düzüp uyduruyorlar. Onların çoğu akıl erdirmez.
Mâide / 103 - (Ümit Şimşek)
Bahîre, sâibe, vasîle ve hâm'ı Allah size bildirmiş değildir; kâfirler Allah adına yalan uyduruyorlar. Zaten onların çoğunun aklı ermez.
Mâide / 103 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Allah ne bahîre yapmıştır ne sâibe ne vasîle ne de hâm. Ne var ki küfre sapanlar yalan uydurarak Allah'a iftira ediyorlar ve çokları da akıl erdiremiyorlar.
Mâide / 103 - (İskender Ali Mihr)
Allah, ‘‘bahîre, sâibe, vasîle ve hâm” diye bir şey yapmamıştır (meşru kılmamıştır). Ama o kâfirler (inkâr edenler), Allah’a karşı yalan iftirada bulunuyorlar (uyduruyorlar). Onların çoğu aklını kullanmıyor.
Mâide / 103 - (İlyas Yorulmaz)
Allah ne bahire’i, ne saibe’i, ne vesile’i ve nede Haam’ı[1] emretmemiş, yalnız gerçekleri inkar edenler Allah adına yalan söylemişlerdir. Onların çoğu aklını kullanmayanlardır.
وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْاْ إِلَى مَا أَنزَلَ اللّهُ وَإِلَى الرَّسُولِ قَالُواْ حَسْبُنَا مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ آبَاءنَا أَوَلَوْ كَانَ آبَاؤُهُمْ لاَ يَعْلَمُونَ شَيْئًا وَلاَ يَهْتَدُونَ
Okunuşu: Ve izâ kîle lehum teâlev ilâ mâ enzelallâhu ve ilâr resûlî kâlû hasbunâ mâ vecednâ aleyhi âbâenâ e ve lev kâne âbâuhum lâ ya’lemûne şey’en ve lâ yehtedûn(yehtedûne).
Mâide / 104 - (Diyanet İşleri)
Onlara, “Allah’ın indirdiğine (Kur’an’a) ve Peygamber’e gelin” denildiğinde onlar, “Babalarımızı üzerinde bulduğumuz din bize yeter” derler. Peki ya babaları bir şey bilmiyor ve doğru yolu bulamamış olsalar da mı?
Mâide / 104 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Onlara, gelin Allah'ın indirdiğine ve Peygambere dendi mi bize yeter atalarımızın yapageldikleri şeyler, böyle bulduk biz derler. Fakat ya ataları da bir şey bilmiyorlardı ve doğru yola gitmiyorlardıysa.
Mâide / 104 - (Abdullah Parlıyan)
Zira onlara “Allah'ın indirdiğine ve elçisine gelin” denildiğinde, “Atalarımızdan gördüğümüz inançlar ve fiiller, bizim için yeterlidir” diye cevap verirler. Ya ataları hiçbir şey bilmeyen ve doğru yoldan uzak kimseler ise de mi?
Mâide / 104 - (Adem Uğur)
Onlara, "Allah'ın indirdiğine ve Resûl'e gelin" denildiği vakit, "Babalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol) bize yeter" derler. Ataları hiçbir şey bilmiyor ve doğru yol üzerinde bulunmuyor iseler de mi?
Mâide / 104 - (Ahmed Hulusi)
Onlara: "Allah'ın inzâl ettiğine ve Rasûle geliniz" denildiğinde, "Babalarımızdan gördüğümüz bize yeter" dediler. . . Babaları bir şey bilmeyen ve hidâyet üzere olmayanlarsa da mı?
Mâide / 104 - (Ahmet Tekin)
Onlara:'Allah’ın indirdiğine, Kur’ân’a ve ilâhî hükümleri icraya, ülkeyi imara, dünya düzenini kurmaya, sağlamaya memur tek yetkili Rasulullah’a, sünnetine gelin' denildiği zaman:'Gördüğümüz, bildiğimiz, babalarımızın yolu, hayat tarzı bize yeter' derler. Ataları hiçbir şey bilmez ve hak yolu benimsememiş, doğruyu, aydınlığı, hayrı ve refahı bulamamış kimseler ise de mi, onların yolundan gidecekler?
Mâide / 104 - (Ahmet Varol)
Onlara: 'Allah'ın indirdiğine ve Peygamber'e gelin' dendiği zaman: 'Babalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter' derler. Babaları hiçbir şey bilmiyor veya doğru yolu bulamamış idilerse de mi?
Mâide / 104 - (Ali Bulaç)
Onlara: "Allah'ın indirdiğine ve elçiye gelin" denildiğinde, "Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter" derler. (Peki,) Ya ataları bir şey bilmiyor ve hidayete ermiyor idilerse?
Mâide / 104 - (Ali Fikri Yavuz)
Onlara: “- Allah’ın indirdiği Kur’an hükümlerine ve Peygamberin sünnetine gelin”, denildiği zaman: “- Bize, atalarımızı üzerinde bulduğumuz din yeter”, diyorlar. Ataları bir şey bilmiyor ve doğru yola gitmiyor idiyseler de mi?
Mâide / 104 - (Ali Ünal)
Onlara “Haydi, Allah’ın indirdiği (Kur’ân’a) ve (risaletin zirve temsilcisi o en büyük) Rasûl’e gelin, onlar neyi buyuruyorsa onu yapın!” dendiğinde, (düşünüp akletmekten yoksun bulundukları için), “Biz, atalarımızı neye inanıp neyi uygular halde bulmuşsak, o bize yeter!” diyerek (ataperestlik yaparlar). Ya ataları hiçbir şey bilmiyor ve doğru bir yolda değildiyseler!?
Mâide / 104 - (Bayraktar Bayraklı)
Onlara, “Allah'ın indirdiğine ve peygamberine geliniz” denildiğinde, “Babalarımızı üzerinde bulduğumuz yol bize yeter” derler. Ataları hiçbir şey bilmiyor ve doğru yol üzerinde bulunmuyor iseler de mi?[109]
Mâide / 104 - (Bekir Sadak)
Onlara, «Gelin Allah'in indirdigi Kitab'a ve peygambere uyun» dendiginde, «Atalarimizi uzerinde buldugumuz yol bize yeter» derler; ya atalari bir sey bilmeyen ve dogru yolda olmayan kimseler idiyseler?
Mâide / 104 - (Celal Yıldırım)
Onlara, «Allah'ın indirdiği Kitab'a ve Peygamberin (Sünnetine) yüzçevirip gelin!» denilince, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeyler bize yeter, derler. Ya ataları bir şey bilmeyenler ve doğru yolu bulmayanlar idiyse..
Mâide / 104 - (Cemal Külünkoğlu)
Onlara: “Allah'ın indirdiğine (Kur'an'a) ve Resul'(ün size tebliğ ettiği şeyler)e gelin” denildiği zaman (onlar): “Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeyler bize yeter” derler. Ya ataları hiç bir şey bilmeyen ve doğru yolu bulamayan (kimseler) olsa da mı (yine onlara uyacaklar)?
Mâide / 104 - (Diyanet İşleri (eski))
Onlara, 'Gelin Allah'ın indirdiği Kitap'a ve peygambere uyun' dendiğinde, 'Atalarımızı üzerinde bulduğumuz yol bize yeter' derler; ya ataları bir şey bilmeyen ve doğru yolda olmayan kimseler idiyseler?
Mâide / 104 - (Diyanet Vakfi)
Onlara, «Allah'ın indirdiğine ve Resûl'e gelin» denildiği vakit, «Babalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol) bize yeter» derler. Ataları hiçbir şey bilmiyor ve doğru yol üzerinde bulunmuyor iseler de mi?
Mâide / 104 - (Edip Yüksel)
Kendilerine, 'ALLAH'ın indirdiğine ve elçiye gelin,' denildiğinde, 'Atalarımızı üzerinde bulduğumuz yol bize yeter!,' derler. Ataları, bir şey bilmeyen ve doğru yolu bulamayan kimseler olsa da mı?
Mâide / 104 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Bunlara gelin Allahın indirdiği ahkâma ve Peygambere denildiği zaman da «bize atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeyler yeter» diyorlar, ya ataları bir şey bilmez ve doğru yola gitmezler idi ise de mi?
Mâide / 104 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Bunlara: «Gelin Allah'ın indirdiği hükümlere ve peygambere.» denildiği zaman: «Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter!» derler. Ya ataları birşey bilmeyen ve doğru yolda bulunmayan kimseler idiyseler de mi?
Mâide / 104 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Onlara: «Allah'ın indirdiği (kitabı)ne ve peygamber'e gelin» dendiği zaman: «Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter» derler. Ataları bir şey bilmeyen ve doğru yolu da bulamayan kimseler olsa da mı?
Mâide / 104 - (Gültekin Onan)
Onlara: "Tanrı'nın indirdiğine ve elçiye gelin" denildiğinde, "Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter" derler. (Peki,) Ya ataları bir şey bilmiyor ve hidayete ermiyor idilerse?
Mâide / 104 - (Harun Yıldırım)
Onlara: “Allah’ın indirdiğine ve Rasul’üne gelin!” denildiği zaman: “Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter!?” dediler. Ya ataları bir şey bilmeyen ve doğru yolda olmayan kimseler idiyse?
Mâide / 104 - (Hasan Basri Çantay)
Onlara: «Allahın indirdiğine ve o peygambere gelin» denildiği zaman «Atalarımızı üstünde bulduğumuz şeyler bize yeter» dediler. Ya ataları hiç bir şey bilmiyorlar ve doğru yola gitmiyorlar idiyse?..
Mâide / 104 - (Hayrat Neşriyat)
Hem onlara, 'Allah’ın indirdiğine (Kur’ân’a) ve peygambere (sünnetine) gelin!' denildiği zaman: 'Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeyler bize yeter!' dediler. Ya ataları bir şey bilmeyen ve doğru yolu (da) bulamayan kimseler idiyse! (Yine de onlara mı tâbi' olacaklar?)
Mâide / 104 - (İbni Kesir)
Onlara; Allah'ın indirdiğine ve peygambere gelin, denildiği zaman; atalarımızı üstünde bulunduğumuz şey bize yeter, dediler. Ya ataları, bir şey bilmiyor ve doğru yola gitmiyorlar idiyse?
Mâide / 104 - (Kadri Çelik)
Onlara, “Gelin Allah'ın indirdiğine ve peygambere uyun” dendiğinde, “Babalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter” derler; babaları bir şey bilmeyen ve hidayete ermemiş kimseler olsalar da mı (onlara tabi olacaklar)?
Mâide / 104 - (Muhammed Esed)
Zira onlara, "Allahın indirdiğine ve Elçisine gelin!" denildiğinde, "Atalarımızdan gördüğümüz inançlar ve fiiller bizim için kafidir" diye cevap verirler. Ya ataları hiçbir şey bilmeyen ve doğru yoldan uzak kimseler idiyseler de mi?
Mâide / 104 - (Mustafa İslamoğlu)
Ve onlara "Allah'ın indirdiğine ve Peygamber'e gelin!" denildiğinde, "Atalarımızı üzerinde bulduğumuz inanç bize yeter!" diyorlar. Ya ataları hiçbir şey bilmeyen ve doğru yolda olmayan kimseler idiyse de mi?
Mâide / 104 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ve onlara, Allah Teâlâ'nın indirdiğine ve Peygambere geliniz denildiği vakit, «Babalarımızı üzerinde bulduğumuz şeyler bize yeter,» derler. Ya babaları hiçbir şey bilmiyorlar ve doğru yola gitmiyorlar idiyseler de mi?
Mâide / 104 - (Ömer Öngüt)
Onlara: “Allah'ın indirdiği Kitab'a ve Peygamber'e gelin!” denildiği zaman: “Atalarımızı üzerinde bulduğumuz yol bize yeter. ” derler. Ataları hiçbir şey bilmiyor ve doğru yol üzerinde bulunmuyor iseler de mi?
Mâide / 104 - (Şaban Piriş)
Onlara: -Allah’ın indirdiğine ve Peygambere gelin, denildiğinde: -Atalarımızı üzerinde bulduğumuz yol bize yeter.” derler. Ataları bir şey bilmeyen ve doğru yolda olmayanlar idiyse ya?
Mâide / 104 - (Sadık Türkmen)
Onlara; “Allah’ın indirdiğine (Kur’an’a) ve Rasûl’e gelin” denildiğinde onlar; “Babalarımızı üzerinde bulduğumuz, din (anlayışı) bize yeter” derler. Peki ya babaları bir şey bilmiyor ve doğru yolu bulamamış olsalar da mı?
Mâide / 104 - (Seyyid Kutub)
Onlara Allah'ın indirdiği Kur'an'a ve Peygambere uyunuz denildiğinde, «Atalarımızın miras bıraktığı düzen bize yeter» derler. Peki ya, ataları hiçbir şey bilmeyen, doğru yoldan uzak kimseler idiyse?
Mâide / 104 - (Suat Yıldırım)
Kendilerine: "Allah’ın indirdiğine ve Resule (onların hakemliğine) gelin denildiğinde "Atalarımızı ne halde bulmuşsak o bize yeter!" derler. "Ataları hiçbir şey bilmeyen, doğru yolu bulamayan kimseler olsalar da mı onlara tabi olacaklar?"
Mâide / 104 - (Süleyman Ateş)
Onlara: "Allâh'ın indirdiğine ve Elçi'ye gelin!" dense, "Babalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter!" derler. Babaları hiçbir şey bilmeyen, doğru yolu bulamayan kimseler olsa da mı?
Mâide / 104 - (Tefhim-ul Kuran)
Onlara: «Allah'ın indirdiğine ve peygambere gelin» denildiğinde, «Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter» derler. (Peki,) Ya ataları bir şey bilmiyor ve hidayete ermiyor idilerse?.
Mâide / 104 - (Ümit Şimşek)
Onlara 'Allah'ın indirdiğine ve Peygambere gelin' dendiğinde, 'Atalarımızdan gördüğümüz şey bize yeter' derler. Ya onların ataları hiçbir şey bilmeyen ve doğru yolu bulamayan kimseler ise?
Mâide / 104 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Onlara, Allah'ın indirdiğine ve resule gelin dendiğinde şöyle derler: "Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter." Peki, ataları hiçbir şey bilmiyor, doğru yolu bulamıyor idiyseler de mi?
Mâide / 104 - (İskender Ali Mihr)
Ve onlara: “Allah’ın indirdiğine (Kur’ân’a) ve Resûl’e (itaate) gelin.” denildiğinde; “Babalarımızı üzerinde bulduğumuz şey (dîn) bize yeter (kâfi)” derler. Ya onların babaları (bu gerçeklere ait) bir şey bilmiyorlarsa ve hidayete ermemişlerse de mi?
Mâide / 104 - (İlyas Yorulmaz)
Onlara “Allah’ın indirdiğine ve elçiye gelin” denildiğinde, “Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeyler bize yeter” derler. Eğer ataları hiçbir şekilde akıllarını kullanmamışlar ve doğru yol üzerinde değillerse de mi? Onlara atalarından gelen uygulamalar yetecek.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ عَلَيْكُمْ أَنفُسَكُمْ لاَ يَضُرُّكُم مَّن ضَلَّ إِذَا اهْتَدَيْتُمْ إِلَى اللّهِ مَرْجِعُكُمْ جَمِيعًا فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Okunuşu: Yâ eyyuhâllezîne âmenû aleykum enfusekum, lâ yadurrukum men dalle izâhtedeytum, ilâllâhi merciukum cemîân fe yunebbiukum bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Mâide / 105 - (Diyanet İşleri)
Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman Allah, size yaptıklarınızı haber verecektir.
Mâide / 105 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Ey inananlar, siz, kendinize bakın; doğru yolu buldunuzsa sapık kişi, size bir zarar veremez. Hepinizin de dönüp varacağı yer, Allah tapısıdır ve o mutlaka yaptığınız şeyleri bildirir size.
Mâide / 105 - (Abdullah Parlıyan)
Ey iman edenler! Siz yalnız kendinizden sorumlusunuz. Eğer siz doğru yolda iseniz, sapıklığa düşenler size hiçbir zarar veremezler. Hepinizin dönüşü Allah'a olacaktır. Ve o zaman Allah size hayatta yapmış olduğunuz herşeyi bildirecektir.
Mâide / 105 - (Adem Uğur)
Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda olunca sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. Artık O, size yaptıklarınızı bildirecektir.
Mâide / 105 - (Ahmed Hulusi)
Ey iman edenler. . . Siz nefsinizden sorumlusunuz! Siz hidâyet üzere oldukça, sapmış olan size zarar veremez! Sizin hep birlikte dönüşünüz Allâh'adır. . . Yapmış olduklarınızın size neler getirdiğini gösterecektir!
Mâide / 105 - (Ahmet Tekin)
Ey iman edenler, kendinize ve birbirinize sahip çıkın, duyarlı davranın. Siz doğru yolda bulunduğunuz, İslâm’ı yaşayarak sebat ettiğiniz takdirde, başlarına buyruk hareket edip, hak yoldan uzaklaşanlar, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercih edenler size zarar veremezler. Hepiniz hesap vermek üzere Allah’ın huzuruna getirileceksiniz, işlemekte olduğunuz amellerinizin hepsini birer birer ortaya koyarak sizi hesaba çekecekti
Mâide / 105 - (Ahmet Varol)
Ey iman edenler! Siz kendinizden sorumlusunuz. Siz doğru yola girerseniz sapıtan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır ve O size yapmakta olduklarınızı bildirecektir.
Mâide / 105 - (Ali Bulaç)
Ey iman edenler, üzerinizdeki (yükümlülük) kendi nefislerinizdir. Siz doğru yola erişirseniz, sapan size zarar veremez. Tümünüzün dönüşü Allah'adır. O, size yaptıklarınızı haber verecektir.
Mâide / 105 - (Ali Fikri Yavuz)
Ey iman edenler! Nefislerinizi düzeltmek üzerinize borçtur. Siz düzelip doğru yolda bulunduktan sonra, yolunu şaşıranlar size zarar veremez. Hepinizin dönüşü nihayet Allah’adır. Artık ne yapmış olduğunuzu, O, size haber verecektir.
Mâide / 105 - (Ali Ünal)
Ey iman edenler! (Siz, farklı düşünüp farklı inanan ve farklı hükümlere uyanlara bakmayın; onların inançları ve yaptıklarıyla boşuna meşgul olmayın!) Siz kendinize bakın; (kendinizi, bulunduğunuz yolda nasıl yürüdüğünüzü kontrol edin)! Eğer siz üzerinde bulunduğunuz yolda gerçekten dosdoğru gidiyor ve o yolun hakkını veriyorsanız, sapıp gidenlerin sapması size zarar vermez. Neticede Allah’a döneceksiniz hepiniz ve O, yapıp etmekte olduklarınızı size tek tek bildirip bunlardan dolayı size hesaba çekecektir.
Mâide / 105 - (Bayraktar Bayraklı)
Ey iman edenler! Siz kendinize bakınız. Siz doğru yolda olunca, sapan kimseler size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. Artık O size yaptıklarınızı haber verecektir.
Mâide / 105 - (Bekir Sadak)
Ey Inananlar! Siz kendinize bakin; dogru yolda iseniz sapitan kimse size zarar veremez. Hepinizin donusu Allah'adir, islemekte olduklarinizi size haber verecektir.
Mâide / 105 - (Celal Yıldırım)
Ey imân edenler! Kendinize sahip çıkın. Siz doğru yolda iseniz, yoldan sapan size zarar veremez. Hepinizin de dönüşü Allah'adır. O size yaptıklarınızı bir bir haber verip açıklayacaktır.
Mâide / 105 - (Cemal Külünkoğlu)
Ey inananlar! Siz (yalnız) kendinizden sorumlusunuz. Eğer siz doğru yolda iseniz, yoldan sapan kimse size hiçbir zarar veremeyecektir. Hepinizin dönüşü Allah'a olacaktır. Ve o zaman Allah, size (hayatta) yapmış olduğunuz her şeyi bildirecektir.
Mâide / 105 - (Diyanet İşleri (eski))
Ey İnananlar! Siz kendinize bakın; doğru yolda iseniz sapıtan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır, işlemekte olduklarınızı size haber verecektir.
Mâide / 105 - (Diyanet Vakfi)
Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda olunca sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. Artık O, size yaptıklarınızı bildirecektir.
Mâide / 105 - (Edip Yüksel)
İnananlar, siz kendinize bakın. Doğru yolda iseniz sapıtan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü ALLAH'adır. Yaptıklarınızı size haber verecek.
Mâide / 105 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Ey o bütün iyman edenler! Sizler kendinizi düzeltmeğe bakın, siz doğru gittikten sonra öte taraftan sapanlar size bir ziyan dokunduramaz, hepinizin varacağı nihayet Allah, o vakıt haber verecek o size neler yapıyordunuz
Mâide / 105 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Ey iman edenler, siz kendinizi düzeltmeye bakın; siz doğru gittikten sonra öte taraftan sapıtanlar size ziyan dokunduramaz. Hepinizin varışı sonunda Allah'adır. O size neler yaptıklarınızı o zaman haber verecektir.
Mâide / 105 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Ey inananlar, kendinize dikkat edin. Siz doğru yolda olduğunuz takdirde doğru yoldan sapanlar size zarar veremezler. Hepinizin dönüşü Allah'adır. Yaptıklarınızı size O haber verecektir.
Mâide / 105 - (Gültekin Onan)
Ey inananlar, üzerinizdeki (yükümlülük) kendi nefslerinizdir. Siz doğru yola erişirseniz, sapan size zarar veremez. Tümünüzün dönüşü Tanrı'yadır. O size yaptıklarınızı haber verecektir.
Mâide / 105 - (Harun Yıldırım)
Ey iman edenler! Siz kendinize bakın! Siz doğru yolda olduğunuz taktirde o sapanlar size zarar vermez. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O size yaptıklarınızı haber verecektir.
Mâide / 105 - (Hasan Basri Çantay)
Ey îman edenler, siz nefisleriniz (i ıslah etmiy) e bakın. Kendiniz doğru yolu bulunca sapanlar size zarar vermez. Hepinizin dönüb varacağı nihayet Allahdır. Artık O, neler yapıyordunuz, size haber verecekdir.
Mâide / 105 - (Hayrat Neşriyat)
Ey îmân edenler! Siz kendinize bakın! Hidâyete erdiğiniz takdirde, dalâlete düşenler size zarar vermez. Dönüşünüz hep berâber ancak Allah’adır; artık (O,)yapmakta olduğunuz şeyleri size haber verecektir.
Mâide / 105 - (İbni Kesir)
Ey iman edenler; siz kendinize bakın. Siz doğru yolda bulunursanız; sapıtmış olanalr size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'a dır. Yapmış olduklarınızı O, size haber verecektir.
Mâide / 105 - (Kadri Çelik)
Ey iman edenler! Siz kendinizden sorumlusunuz; doğru yolda iseniz sapıtan kimse size asla zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır, işlemekte olduklarınızı size haber verecektir.
Mâide / 105 - (Muhammed Esed)
Siz ey imana ermiş olanlar! Siz (yalnız) kendinizden sorumlusunuz: Sapkınlığa düşenler, eğer doğru yolda iseniz, size hiçbir zarar veremezler. Hepinizin dönüşü Allaha olacaktır: Ve o zaman Allah, size (hayatta) yapmış olduğunuz her şeyi bildirecektir.
Mâide / 105 - (Mustafa İslamoğlu)
Ey iman edenler! Siz kendinizden sorumlusunuz. Eğer doğru yoldaysanız, sapıtanlar size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır: işte o zaman yaptıklarınızı size bir bir haber verecektir.
Mâide / 105 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ey imân edenler! Siz kendi nefsinize bakınız. Siz hidâyette bulunduktan sonra dalâlete düşmüş olanlar size bir zarar veremez. Hepinizin nihâyet varacağı Allah Teâlâ' dır, O da size ne yaptığınızı haber verecektir.
Mâide / 105 - (Ömer Öngüt)
Ey iman edenler! Siz kendi nefislerinizi ıslah etmeye bakın. Siz doğru yolda bulundukça yoldan sapanların size zararı olmaz. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O zaman yaptıklarınızı size haber verecektir.
Mâide / 105 - (Şaban Piriş)
-Ey iman edenler! Kendinize dikkat edin. Siz hidayette olursanız, sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır. Yapmakta olduklarınızı o size haber verecektir.
Mâide / 105 - (Sadık Türkmen)
Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’ın huzurunadır. O zaman Allah size yaptıklarınızı haber verecektir.
Mâide / 105 - (Seyyid Kutub)
Ey müminler, siz kendinizden sorumlusunuz, eğer siz doğru yolda olursanız sapıklar size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O size yapmış olduklarınızın iç yüzünü bildirecektir.
Mâide / 105 - (Suat Yıldırım)
Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltmeye bakın! Siz doğru yolda olduktan sonra sapanlar size zarar veremez. Hepiniz dönüp dolaşıp Allah’ın huzurunda toplanacaksınız. O da yaptıklarınızı size bir bir bildirecek, karşılığını verecektir.
Mâide / 105 - (Süleyman Ateş)
Ey inananlar, siz kendinize bakın, siz doğru yolda olduğunuz takdirde sapan kimse size zarar vermez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O size ne yaptığınızı haber verecektir.
Mâide / 105 - (Tefhim-ul Kuran)
Ey iman edenler, üzerinizdeki (yükümlülük) kendi nefislerinizdir. Siz doğru yola erişirseniz, sapan size zarar veremez. Tümünüzün dönüşü Allah'adır. O, size yapmakta olduklarınızı haber verecektir.
Mâide / 105 - (Ümit Şimşek)
Ey iman edenler, siz kendinize bakın. Siz doğru yolda olduğunuz müddetçe, sapıtanlar size bir zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır; yapmakta olduklarınızı O size haber verir.
Mâide / 105 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Ey iman edenler! Siz, kendinizi düzeltmeye bakın. Siz, doğru yolda oldukça sapmış olan size zarar veremez. Tümünüzün dönüşü Allah'adır. O size neler yapıyor olduğunuzu haber verecektir.
Mâide / 105 - (İskender Ali Mihr)
Ey âmenû olanlar! Nefsleriniz, üzerinizedir (nefsinizin sorumluluğu üzerinize borçtur). Siz hidayette iseniz,
dalâletteki bir kimse size bir zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman yapmış olduğunuz şeyleri size haber verecek.
Mâide / 105 - (İlyas Yorulmaz)
Ey İman edenler! Kendi sorumluluğunuz, sizin kendinize aittir. Doğru yolu bulduktan sonra sapkınlar size hiçbir şekilde zarar veremez. Topluca dönüşünüz Allah’a dır ve size bütün yaptıklarınızı haber verecek.
يِا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ شَهَادَةُ بَيْنِكُمْ إِذَا حَضَرَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ حِينَ الْوَصِيَّةِ اثْنَانِ ذَوَا عَدْلٍ مِّنكُمْ أَوْ آخَرَانِ مِنْ غَيْرِكُمْ إِنْ أَنتُمْ ضَرَبْتُمْ فِي الأَرْضِ فَأَصَابَتْكُم مُّصِيبَةُ الْمَوْتِ تَحْبِسُونَهُمَا مِن بَعْدِ الصَّلاَةِ فَيُقْسِمَانِ بِاللّهِ إِنِ ارْتَبْتُمْ لاَ نَشْتَرِي بِهِ ثَمَنًا وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَى وَلاَ نَكْتُمُ شَهَادَةَ اللّهِ إِنَّا إِذًا لَّمِنَ الآثِمِينَ
Okunuşu: Yâ eyyuhâllezîne âmenû şehâdetu beynikum izâ hadara ehadekumul mevtu hînel vasiyyetisnâni zevâ adlin minkum ev âharâni min gayrikum in entum darabtum fîl ardı fe esâbetkum musîbetul mevt(mevti) tahbisûnehumâ min ba’dis salâti fe yuksîmâni billâhi in irtebtum lâ neşterî bihî semenen ve lev kâne zâ kurbâ ve lâ nektumu şehâdetallâhi innâ izen le minel âsimîn(âsimîne).
Mâide / 106 - (Diyanet İşleri)
Ey iman edenler! Birinizin ölümü yaklaştığı zaman, vasiyet sırasında aranızda şahitlik (edecek olanlar) sizden adaletli iki kişidir. Yahut; seferde olup da başınıza ölüm musibeti gelirse, sizin dışınızdan başka iki kişi şahitlik eder. Eğer şüphe ederseniz, onları namazdan sonra alıkorsunuz da Allah adına, “Akraba da olsa, şahitliğimizi hiçbir karşılığa değişmeyiz. Allah için yaptığımız şahitliği gizlemeyiz. Gizlediğimiz takdirde, şüphesiz günahkârlardan oluruz” diye yemin ederler.
Mâide / 106 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Ey inananlar, birinize ölüm gelip çatarsa aranızda vasiyet edeceğiniz zaman, sizden iki âdil tanık bulunsun. Yolculuktaysanız ve gene size ölüm musibeti gelip çatacaksa sizden olmayan iki kişiyi de tanık tutabilirsiniz. Ancak onları, namazdan sonraya dek alıkoyun da akraba bile olsa Allah'ı bırakıp yerine hiçbir menfaati satın almayacağız, tanıklığımızı, Allah için gizlemeyeceğiz, gizlersek günahkarlardan olalım diye Allah'a yemin etsinler.
Mâide / 106 - (Abdullah Parlıyan)
Ey iman edenler! Ölüm size yaklaşıp vasiyyette bulunmak üzereyken yapılacak işler için, kendi aranızda iki dürüst kişi şahit bulundurun. Yahut evinizden uzakta seyahatte olup yeryüzünde dolaşırken, ölüm işaretleri başgöstermişse, namazdan sonra misafir olduğunuz topluluktan, iki kişiyi alıkoyun; ve eğer içinize bir şüphe düşerse, herbirini Allah'a şöyle yemin ettirin: “Bu sözümüzü yakın bir akrabanın hatırı için de olsa, hiçbir bedel karşılığında satmayacağız ve Allah'ın huzurunda şahit olduğumuz hiçbir şeyi gizlemeyeceğiz, yoksa günahkarlar arasına gireriz.”
Mâide / 106 - (Adem Uğur)
Ey iman edenler! Birinize ölüm gelip çatınca vasiyet esnasında içinizden iki adalet sahibi kişi aranızda şahitlik etsin. Yahut seferde iken başınıza ölüm musibeti gelmişse sizden olmayan, başka iki kişi (şahit olsun). Eğer şüpheye düşerseniz o iki şahidi namazdan sonra alıkor, "Bu vasiyet karşılığında hiçbir şeyi satın almayacağız, akraba (menfaatine) de olsa; Allah (için yaptığımız) şahitliği gizlemiyeceğiz, (aksini yaparsak) bu takdirde biz elbette günahkârlardan oluruz" diye Allah üzerine yemin ettirirsiniz.
Mâide / 106 - (Ahmed Hulusi)
Ey iman edenler. . . Sizden birine ölüm (alâmetleri) geldiğinde vasiyet anında, adalet sahibi iki şahit bulunsun. . . Ya da seyahatteyseniz ve ölüm de size isâbet etmişse, size iki şahit gereklidir. . . (Şehâdetleri konusunda) kuşkulanırsanız, namazı edâ etmelerinden sonra onların ikisini alıkoyarsınız, "Yeminimizi, akraba da olsa hiçbir bedele satmayacağız; Allâh şahitliğini saklamayacağız; aksi takdirde suçlu oluruz" diye Allâh'a yemin ederler.
Mâide / 106 - (Ahmet Tekin)
Ey iman edenler, herhangi birinize ölüm göründüğü, yaklaştığı zaman, vasiyet sırasında aranızda şâhitlik etmek de, emrolunduğunuz hükümler arasındadır. İçinizden iki âdil şâhit yeter.Ticaret ve rızkınızı kazanmak için yeryüzünde yolculuğunuz sırasında başınıza ölüm felâketi gelirse, gayri müslim iki şâhit de olabilir. Bu iki şâhidi namazdan sonra alıkorsunuz, şüphelenmişseniz Allah’a yemin ederler.'Bu şâhitlik karşılığında hiçbir bedel almıyoruz. Lehine şâhitlik edeceğimiz kimse akrabamız bile olsa, yine doğruyu söyleriz. Allah’ın emrettiği şâhitliği gizlemeyiz. Gizlediğimiz takdirde, bilerek günah işlemiş günahkârlardan olduğumuzda şüphe yoktur' diye yemin ederler.
Mâide / 106 - (Ahmet Varol)
Ey iman edenler! Sizden birine ölüm hali gelirse vasiyet esnasında içinizden iki adil kişiyi; yahut yolculuk sırasında başınıza ölüm musibeti gelirse sizden olmayan iki kişiyi şahit tutun. Eğer bu kişilerden şüphelenirseniz kendilerini namazdan sonra tutarsınız ve onlar da: 'Akraba bile olsa bunu (yemini) hiçbir değere değiştirmeyeceğiz. Allah'ın şahitliğini [19] gizlemeyeceğiz. Böyle yaparsak günahkarlardan oluruz' diye Allah'a yemin ederler.
Mâide / 106 - (Ali Bulaç)
Ey iman EDENLER! Birinizin ölümü yaklaştığı zaman, vasiyet sırasında aranızda şahitlik (edecek olanlar) sizden adaletli iki kişidir. Yahut; seferde olup da başınıza ölüm musibeti gelirse, sizin dışınızdan başka iki kişi şahitlik eder. Eğer şüphe ederseniz, onları namazdan sonra alıkorsunuz da Allah adına; “Akraba da olsa şahitliğimizi hiçbir karşılığa değişmeyiz. Allah için yaptığımız şahitliği gizlemeyiz. Gizlediğimiz takdirde, şüphesiz günahkârlardan oluruz” diye yemin ederler.
Mâide / 106 - (Ali Fikri Yavuz)
Ey iman edenler! Sizden birinize ölüm hâli geldiği zaman, vasiyyet vaktinde içinizden adâlet sahibi iki kimseyi, yahut yolculukta iken ölüm musibeti başınıza gelmişse, milletinizden olmayan (gayri müslim) iki adamı şahid tutun. Eğer bu gayri müslim şahidlerden şüpheleniyorsanız (ekseriya hüküm zamanı olan) ikindi namazından sonra kendilerini alıkorsunuz da Allah’a şöyle yemin ederler: “-Billâhi, akrabamız da olsa yeminimizi hiç bir karşılıkla değişmeyiz. Allah’ın emri olan şahidliği gizlemeyiz. Eğer gizlersek muhakkak günahkârlardan oluruz.”
Mâide / 106 - (Ali Ünal)
Ey iman edenler! Herhangi birinizde ölüm alâmetleri belirdiğinde, yani artık vasiyette bulunma gereği duyduğunuz anda, içinizden (mü’min ve vâsi tayin edeceğiniz) adaletli, özüsözü doğru bildiğiniz iki kişiyi, veya ölümün başınıza siz yeryüzünde sefer halinde iken gelip çatması (ve o esnada mü’minin bulunmaması) durumunda (Ehli Kitap’tan) iki kişiyi vasiyetinize şahit tutun (ve bu şahitler, vasiyetiniz hususunda vârislerle haklarında vasiyette bulunduğunuz kişiler arasında şahitlikte bulunsunlar). (Ey mü’minler!) Eğer (iki tarafın anlaşmazlığı ve karşılıklı iddialarıyla bu şahitlerden, şahitliklerinden, dolayısıyla vasiyetin keyfiyetinden) şüpheye düşerseniz, bu takdirde namazdan sonra onları (camide) alıkoyun ve kendilerine, “Yakınlarımızın çıkarı söz konusu bile olsa, yeminimizi hiçbir menfaat karşılığı değişmeyecek ve olup bitene şahit bulunan Allah’ın üzerimizde bir emanet, bir borç olan şahitliğini gizlemeyeceğiz. Yoksa kesinlikle büyük günah işleyenlerden oluruz.” diye Allah adına yemin verin.
Mâide / 106 - (Bayraktar Bayraklı)
Ey iman edenler! Birinize ölüm gelip çatınca, vasiyet esnasında içinizden iki âdil kişi aranızda şâhitlik etsin. Yahut seferde iken başınıza ölüm musibeti gelmişse, sizden olmayan başka iki kişi şâhit olsun. Eğer şüpheye düşerseniz, o iki şahidi namazdan sonra alıkor, “Bu vasiyet karşılığında hiçbir şeyi satın almayacağız, akraba menfaatine de olsa Allah'ın şahitliğini saklamayacağız; çünkü böyle yaparsak elbette günahkârlardan oluruz” diye Allah'a yemin ettirirsiniz.
Mâide / 106 - (Bekir Sadak)
Ey Inananlar! Olum birinize geldigi zaman vasiyet ederken icinizden iki adil kimseyi; sayet yolculukta olup basiniza da olum musibeti gelmisse, namazdan sonra alikoyacaginiz, supheleniyorsaniz, «Akraba bile olsa yeminle hicbir degeri degistirmeyecegiz, Allah'in sahidligini gizlemeyecegiz, yoksa suphesiz gunahkarlardan oluruz» diye yemin eden sizden olmayan iki kisiyi sahid tutun.
Mâide / 106 - (Celal Yıldırım)
Ey imân edenler! Sizden birine ölüm hâli geldiğinde vasiyyette bulunurken, aranızdan iki âdil kişiyi veya yolculuk hâlinde bulunuyorsanız, bu sırada size ölüm musibeti gelip çatmışsa, sizden olmayan başka iki kimseyi şâhid tutun ve onları namazdan sonra alıkoyun. Şüphelendiğiniz takdirde, onlar şöyle yemin ederler: «And olsun ki, yakınımız bile olsa andımızı paha ile değiştirmeyeceğiz, aksi halde günaha girenlerden oluruz !»
Mâide / 106 - (Cemal Külünkoğlu)
Ey inananlar! Herhangi birinize ölüm yaklaştığı zaman vasiyet ederken içinizden (sizinle mirasçılarınız arasında) iki adil kimseyi yahut yolculukta iken ölüm işaretleri baş göstermişse, sizden olmayan iki kişiyi şahit tutun! Eğer bu şahitlerden kuşkulanırsanız namazdan sonra kendilerini alıkorsunuz da Allah'a şöyle yemin ederler: “Billahi, akrabamız da olsa yeminimizi hiçbir karşılıkla değişmeyiz, Allah'ın emri olan şahitliği gizlemeyiz. Eğer gizlersek şüphesiz ki günahkârlardan oluruz.”
Mâide / 106 - (Diyanet İşleri (eski))
Ey İnananlar! Ölüm birinize geldiği zaman vasiyet ederken içinizden iki adil kimseyi; şayet yolculukta olup başınıza da ölüm musibeti gelmişse, namazdan sonra alıkoyacağınız, şüpheleniyorsanız, 'Akraba bile olsa yeminle hiçbir değeri değiştirmeyeceğiz, Allah'ın şahidliğini gizlemeyeceğiz, yoksa şüphesiz günahkarlardan oluruz' diye yemin eden sizden olmayan iki kişiyi şahid tutun.
Mâide / 106 - (Diyanet Vakfi)
Ey iman edenler! Birinize ölüm gelip çatınca vasiyet esnasında içinizden iki adalet sahibi kişi aranızda şahitlik etsin. Yahut seferde iken başınıza ölüm musibeti gelmişse sizden olmayan, başka iki kişi (şahit olsun). Eğer şüpheye düşerseniz o iki şahidi namazdan sonra alıkorsunuz; «Bu vasiyet karşılığında hiçbir şeyi satın almayacağız, akraba (menfaatine) de olsa; Allah (için yaptığımız) şahitliği gizlemiyeceğiz, (aksini yaparsak) bu takdirde biz elbette günahkârlardan oluruz» diye Allah üzerine yemin ederler.
Mâide / 106 - (Edip Yüksel)
İnananlar, birinize ölüm yaklaşınca, vasiyet anında aranızdan iki adil şahit tanık bulunsun. Yolculuk anında size ölüm gelirse, sizden olmayan iki kişi... Kuşkulanıyorsanız, namazdan sonra tanıkları alıkoyup ALLAH adıyla: 'Akraba dahi olsa tanıklığımızı hiç bir değerle değiştirmeyeceğiz, ALLAH'ın tanıklığını gizlemiyeceğiz. Aksi taktirde, günahkarlardan oluruz,' diye yemin ettirin.
Mâide / 106 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Ey o bütün iyman edenler! Her hangi birinize ölüm hali geldiği o vasıyyet zemanı aranızdaki şehadet ya kendinizden adalet sahibi iki adam, veya yolculuk ediyordunuz da ölüm musıybeti başınıza geldise sizin gayrinizden iki diğeridir. Bunları nemazdan sonra alıkorsunuz, şübhelendiğiniz takdirde şöyle yemin ederler, «billâhi hısım da olsa yeminimizi hiç bir bedele değişmeyiz, Allahın şehadetini ketm de etmeyiz, biz o takdirde şübhesiz vebâle girenlerden oluruz.»
Mâide / 106 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Ey iman edenler, herhangi birinize ölüm emareleri geldiğinde, vasiyette bulunurken, kendi içinizden iki adaletli şahit veya yolculukta olup da ölüm musibeti başınıza geldiyse sizden olmayan iki şahit tutun. Bunları namazdan sonra alıkorsunuz. Şüphelendiğiniz takdirde de şöyle yemin ederler: « Vallahi akraba da olsa yeminimizi hiçbir şeyle değişmeyiz, Allah için şahitliği de gizlemeyiz, yoksa biz o zaman şüphesiz günaha girenlerden oluruz.»
Mâide / 106 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Ey iman edenler! İçinizden birine ölüm (emareleri) geldiği zaman, vasiyet sırasında aranızdaki şahitliğin hükmü, kendi içinizden iki adaletli şahit, yahut yeryüzünde yolculuğa çıkmış iseniz, ölüm (emareleri de) size gelip çatmışsa, sizden olmayan diğer iki şahit tutmaktır. Eğer (bunlardan) şüpheye düşerseniz, namazdan sonra onları alıkorsunuz. Onlar da Allah'a şöyle yemin ederler: «Akraba bile olsa, yemini bir çıkar karşılığı satmayacağız, Allah'ın şahitliğini gizlemeyeceğiz. Aksi halde günahkârlardan oluruz».
Mâide / 106 - (Gültekin Onan)
Ey inananlar, sizden birinize ölüm gelip çattığı zaman, vasiyet hazırlanışında, aranızda içinizden adaletli iki kişiyi (şahid tutun). Veya yolculukta olup size ölüm musibeti gelip çatarsa, sizden olmayan başka iki kişiyi (şahid tutun. İkisini) Şayet kuşkulanacak olursanız namazdan sonra alıkoyarsınız, onlar da (size): "Akraba dahi olsa onu (yeminimizi) hiç bir değere değiştirmeyeceğiz ve Tanrı'nın şahidliğini gizlemeyeceğiz. Aksi takdirde biz elbette günahkarlardan oluruz" diye Tanrı adına yemin etsinler.
Mâide / 106 - (Harun Yıldırım)
Ey iman edenler, sizden birinize ölüm gelip çattığı zaman, vasiyet anında içinizden adaletli iki kişi veya sefere çıktığınız zaman sizden olmayan başka iki kişi şahitlik yapar. Haklarında şüphelenecek olursanız onları namazdan sonra alıkoyarsınız. Onlar da: “Akraba dahi olsa onu hiçbir bedele satmayacağız ve Allah’ın şahitliğini gizlemeyeceğiz. O takdirde muhakkak günahkarlardan oluruz.” diye Allah’a yemin ederler.
Mâide / 106 - (Hasan Basri Çantay)
Ey îman edenler, ölüm (ün sebebleri) her hangi birinizin karşısına gelib çatdığı zaman, (edeceğiniz) vasıyyet vakfında aranızda ya içinizden adalet saahibi iki şâhid (tutun), yahud yer yüzünde sefer etdiniz de başınıza ölüm musıybeti gelmişse sizden olmayan diğer iki kişiyi (şâhid yapın). (Sizden olmayan öyle iki kişi ki) onları, (haklarında) şübheye düşmüşseniz, namazdan sonra alıkoyarsanız da Allaha şu suretle yemîn ederler: «(Şâhidlik etdiğimiz bu işin içinde) akraba (mızdan kimse) dahi bulunsa (Allâhı bırakıb da yerine dünyâya âid) hiç bir behâyı (ve menfeati) satın almayacağız. Allahın (emretdiği) şâhidliği gizlemeyeceğiz. Bu (nu gizlediğimiz) takdirde elbette günâhkârlardanızdır».
Mâide / 106 - (Hayrat Neşriyat)
Ey îmân edenler! Birinize ölüm geldiği zaman vasiyet esnâsında aranızdaki şâhidlik, ya içinizden adâletli iki kişi(nin şâhidliği) veya siz yeryüzünde (başka yerlerde)yolculuk ederken bu hâlde başınıza ölüm musîbeti geldiğinde, siz(in dîniniz)den olmayan başka iki kişi(nin şâhidliği)dir.
Mâide / 106 - (İbni Kesir)
Ey iman edenler; herhangi birinize ölüm gelip çattığı zaman, vasiyet anında aranızda ya adalet sahibi iki kişiyi veya yolculuk ta başınıza ölüm musibeti gelmişse, sizden olmayan iki kişiyi şahid tutun. Onlardan şüpheleniyorsanız; namazdan sonra alıkoyarsınız da Allah'a şöyle yemin ederler; Akraba bile olsa yeminle hiç bir değeri değiştirmeyeceğiz, Allah'ın şahidliğini gizlemeyeceğiz, yoksa elbette günahkarlardan oluruz.
Mâide / 106 - (Kadri Çelik)
Ey iman edenler! Sizden birinize ölüm gelip çattığı zaman, vasiyet anında aranızda şahitlik, sizden olan iki adil kişidir. Ya da yolculuk sırasında başınıza ölüm musibeti gelip çatmışsa, (aranızda şahitlik) sizden (Müslüman) olmayan iki kişidir. Eğer (bu Müslüman olmayanların şahitlikleri konusunda vasiler olarak) kuşkuya düşerseniz (adet olduğu üzere ikindi vakti) namazdan sonra “Akraba dahi olsa onu (şahadeti) hiç bir değer karşılığında satmayacağız ve Allah'ın şahitliğini gizlemeyeceğiz. Aksi takdirde biz elbette günahkârlardan oluruz” diye Allah adına yemin edinceye kadar onları alıkoyun.
Mâide / 106 - (Muhammed Esed)
Siz ey imana ermiş olanlar! Ölüm size yaklaştığında ve vasiyette bulunmak üzereyken yapacaklarınız için şahitler bulundurun: Kendi aranızdan iki dürüst kişi, yahut; eğer evinizden uzakta, seyahatte iken ölüm işaretleri baş göstermişse namazdan sonra, misafir olduğunuz topluluktan iki kişiyi alıkoyun; ve eğer içinize bir şüphe düşerse her birini Allaha şöyle yemin ettirin: "Bu (sözümüzü), yakın bir akraba(nın hatırı) için olsa da hiçbir bedel karşılığında satmayacağız; ve Allahın huzurunda şahit olduğumuz hiçbir şeyi gizlemeyeceğiz, yoksa günahkarlar arasına gireriz".
Mâide / 106 - (Mustafa İslamoğlu)
Siz ey iman edenler! Ölüm size yaklaştığında yapacağınız vasiyet sırasında şahitler bulundurun: Kendi aranızdan dürüst iki kişi, ya da seyahatteyken ölüm emareleri gelip sizi bulursa, (adil şahitliğe) davetten sonra, sizden olmayan öteki iki kişiyi alıkoyun; eğer içinize bir kuşku düşerse onlara Allah adına şöyle yemin ettirin: "Akraba hatırına da olsa, hiçbir bedel karşılığında sözümüzü satmayacağız ve Allah'ın bildiğini gizlemeyeceğiz; eğer böyle yaparsak günahkar biz olmuş oluruz.
Mâide / 106 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ey imân edenler! Herhangi birinize ölüm hali geldiği zaman vasiyet vaktinde aranızda şehâdet edecekler, ya sizden adâlet sahibi iki kimsedir veya size yeryüzünde yolculuk halinde iken ölüm musibeti isabet etti ise sizin gayrinizden iki şahıstır. (Bunların şehâdetlerinde) Şüphelendiğiniz takdirde bunları namazdan sonra alıkorsunuz. Bunlar, «Yemin mukabilinde hiçbir bedel almayız, velev ki, lehine şehâdet edeceğimiz kimse bizim için karabet sahibi olsun. Ve Allah'ın şehâdetini gizlemeyiz, o takdirde şüphe yok ki, biz günahkârlardan bulunmuş oluruz,» diye yemin ederler.
Mâide / 106 - (Ömer Öngüt)
Ey iman edenler! Birinize ölüm gelip çatınca vasiyet ederken içinizden iki âdil kişi aranızda şâhitlik etsin. Yahut yolculukta iken başınıza ölüm musibeti gelmişse, sizden olmayan iki kişiyi şâhit tutun. Eğer şüphe ederseniz, onları namazdan sonra alıkoyarsınız. Allah'a şöyle yemin ederler: “Akraba bile olsa yeminimizi hiçbir değere değişmeyeceğiz. Allah'ın şâhitliğini gizlemeyeceğiz. Yoksa elbette günahkârlardan oluruz. ”
Mâide / 106 - (Şaban Piriş)
-Ey iman edenler! İçinizden birinin ölümü yaklaştığı zaman, vasiyet sırasında, aranızdan adalet sahibi iki kişinin eğer, yolculukta iseniz ve ölüm de gelip çattıysa; sizden olmayan iki kişinin şahitliği gerekir. Şayet şüphe ederseniz; namazdan sonra onları alıkorsunuz. Onlar da Allah’a şöyle yemin ederler: - Akraba bile olsa yemini bir menfaat karşılığı satmayacağız. Allah’ın şahitliğini gizlemeyeceğiz. Aksi halde günahkarlardan oluruz.
Mâide / 106 - (Sadık Türkmen)
Ey iman EDENLER! Birinizin ölümü yaklaştığı zaman, vasiyet sırasında aranızda şahitlik (edecek olanlar) sizden adaletli iki kişidir. Yahut; seferde olup da başınıza ölüm musibeti gelirse, sizin dışınızdan başka iki kişi şahitlik eder. Eğer şüphe ederseniz, onları namazdan sonra alıkorsunuz da Allah adına; “Akraba da olsa şahitliğimizi hiçbir karşılığa değişmeyiz. Allah için yaptığımız şahitliği gizlemeyiz. Gizlediğimiz takdirde, şüphesiz günahkârlardan oluruz” diye yemin ederler.
Mâide / 106 - (Seyyid Kutub)
Ey iman edenler, herhangi birinize ölüm geldiği zaman vasiyet ederken içinizden iki adil kimseyi, yahut yolculukta iken başınıza ölüm musibeti gelmişse, sizden olmayan (gayrı müslim) iki kimseyi şahid tutun. Eğer bu (gayri müslim) şahidlerden şüpheleniyorsanız namazdan sonra kendilerini alıkorsunuz da Allah’a şöyle yemin ederler: “Billahi, akrabamız da olsa yeminimizi hiçbir karşılıkla değişmeyiz, Allah’ın emri olan şahidliği gizlemeyiz. Eğer gizlersek şüphesiz ki günahkarlardan oluruz.”
Mâide / 106 - (Suat Yıldırım)
Ey iman edenler! Sizde ölüm alâmetleri belirdiğinde, vasiyyet edeceğiniz sırada, içinizden iki dürüst kişiyi şahit tutun. Yahut yolculuk esnasında başınıza ölüm musibeti gelmişse, sizden olmayan başka iki kişi şahit olsun. Eğer şüphe ederseniz, o iki şahidi namazdan sonra tutar ve: "Yeminimizi, akrabalarımızın menfaati de söz konusu olsa, dünyanın hiç bir şeyine değişmeyeceğiz. Allah’ın üzerimizde bir emanet, bir borç olarak bulunan şahitliğini gizlemeyeceğiz. Yoksa biz kesinlikle günahkâr oluruz!" diye Allah’a yemin ettirirsiniz.
Mâide / 106 - (Süleyman Ateş)
Ey inananlar, birinize ölüm gelince vasiyyet sırasında içinizden iki âdil kişi, aranızda şâhidlik etsin. Ya da yeryüzünde yolculuk ederken başınıza ölüm musibeti gelmişse, sizden olmayan iki kişi (şâhidlik etsin). Kuşkulanırsanız, namazdan sonra onları tutar(yemin ettirir)siniz: "Akrabâ da olsa yeminimizi hiçbir paraya satmayacağız, Allâh'ın (üzerimizde bir borç olarak bulunan) şâhidliğini gizlemeyeceğiz, yoksa biz, elbette günâhkârlardan oluruz,"diye Allah'a yemin ederler.
Mâide / 106 - (Tefhim-ul Kuran)
Ey iman edenler, sizden birinize ölüm gelip çattığı zaman, vasiyet hazırlanışında, aranızda içinizden adaletli iki kişiyi (şahid tutun.) Veya yolculukta olup size ölüm musibeti gelip çatarsa, sizden olmayan başka iki kişiyi (şahid tutun. İkisini) Şayet kuşkulanacak olursanız namazdan sonra alıkoyarsınız, onlar da (size) : «Akraba dahi olsa onu (yeminimizi) hiç bir değere değiştirmeyeceğiz ve Allah'ın şahidliğini gizlemeyeceğiz. Aksi takdirde biz elbette günahkârlardan oluruz.» diye Allah adına yemin etsinler.
Mâide / 106 - (Ümit Şimşek)
Ey iman edenler! Sizden birine ölüm gelip çattığında, vasiyet ederken, aranızdaki şahitliği, sizden adalet sahibi iki kişi ile yerine getirin. Yahut yolculuğa çıktığınızda ölüm musibeti başınıza gelirse, sizden olmayanlardan iki şahit bulursunuz. Onlardan kuşkulanırsanız, namazdan sonra onları alıkoyun ve 'Akrabamız bile söz konusu olsa, yeminimizi hiçbir menfaat karşılığında değiştirmeyeceğiz ve Allah'ın emaneti olan şahitliği gizlemeyeceğiz; bunu yaparsak günahkârlardan oluruz' diye Allah adına yemin ettirin.
Mâide / 106 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Ey iman edenler! Herhangi birinize ölüm gelip çattığında, vasiyet zamanı aranızdaki tanıklık şöyle olsun: Kendinizden adalet sahibi iki kişi yahut yolculuk etmekte iken ölüm musibeti başınıza geldiyse sizin dışınızdan iki kişi. Bunları namazdan sonra alıkoyarsınız; kuşkulanırsanız şöyle yemin ederler: "Vallahi, yakınlarımız da olsa yeminimizi hiçbir ücret karşılığı satmayacağız, Allah'ın tanıklığını saklamayacağız. Çünkü böyle yaparsak mutlaka günahkârlardan oluruz."
Mâide / 106 - (İskender Ali Mihr)
Ey âmenû olanlar! Sizden birinize ölüm hali gelince vasiyet sırasında sizin içinizden iki adîl kişi, aranızda şahitlik etsin. Veya yeryüzünde yolculuk ederken size ölüm olayı isabet ederse, sizden olmayan iki kişiyi şahid tutun. Eğer şüpheye düşerseniz, onları namazdan sonra alıkoyun. O zaman Allah’a şöyle yemin etsinler; “Yakınımız bile olsa, yeminimizi bir bedel ile değiştirmeyeceğiz ve Allah’ın şehadetini gizlemeyeceğiz. Aksi takdirde biz, mutlaka günahkâr kimselerden oluruz.”
Mâide / 106 - (İlyas Yorulmaz)
Ey İman edenler! Sizden birisine ölüm geldiğinde vasiyet ediyorsa, içinizden adalet sahibi iki kişi veya sizden başka dine mensup iki kişi şahitlik yapsın. Eğer siz herhangi bir sebeple yolculuk halinde iken, size ölüm isabet ettiğinde, (cenaze) namazından (defnedildikten) sonra şahitlik edecek iki şahidi, şahitlik etmeleri için alıkoyun. Eğer şahitlerin doğruyu söylemeyeceklerinden şüphelenirseniz, akrabaları da olsa şahitliklerini az bir ücret karşılığında satmayacaklarına ve vasiyet esnasında işittiklerini gizlemeyeceklerine, eğer Allah için doğru söylemiyorlarsa günah kar olacaklarına dair yemin etsinler.
فَإِنْ عُثِرَ عَلَى أَنَّهُمَا اسْتَحَقَّا إِثْمًا فَآخَرَانِ يِقُومَانُ مَقَامَهُمَا مِنَ الَّذِينَ اسْتَحَقَّ عَلَيْهِمُ الأَوْلَيَانِ فَيُقْسِمَانِ بِاللّهِ لَشَهَادَتُنَا أَحَقُّ مِن شَهَادَتِهِمَا وَمَا اعْتَدَيْنَا إِنَّا إِذًا لَّمِنَ الظَّالِمِينَ
Okunuşu: Fe in usire alâ ennehumâstehakkâ ismen fe âharâni yekûmâni makâmehumâ minellezînestehakka aleyhimul evleyâni fe yuksîmâni billâhi le şehâdetunâ ehakku min şehâdetihimâ ve mâ’tedeynâ, innâ izen le minez zâlimîn(zâlimîne).
Mâide / 107 - (Diyanet İşleri)
(Eğer sonradan) o iki kişinin günaha girdikleri (yalan söyledikleri) anlaşılırsa, o zaman, bu öncelikli şahitlerin zarar verdiği kimselerden olan başka iki adam, onların yerine geçer ve “Allah’a yemin ederiz ki, bizim şahitliğimiz onların şahitliğinden elbette daha gerçektir. Biz hakkı da çiğneyip geçmedik. Çünkü o takdirde, biz elbette zalimlerden oluruz” diye yemin ederler.
Mâide / 107 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
O iki tanığın bir günahı hakkettikleri anlaşılırsa mîras hakkında sahip olanlardan ve tanıklığa daha ziyade lâyık bulunanlardan iki kişi, onların yerine geçer, bizim tanıklığımız, onların tanıklığından daha doğrudur ve biz zulmetmedik, ettiysek zâlimlerden olalım diye Allah'a yemin ederler.
Mâide / 107 - (Abdullah Parlıyan)
Ama sonradan bu iki şahidin, bu günahı işledikleri ortaya çıkarsa, bu iki şahidin haklarına tecavüz etmek istediği kimselerden yani mirasçılardan, ölüye yakınlıkları ve durumu daha iyi bildiklerinden dolayı, şahitliğe daha layık olan iki kişi, onların yerine şahit olacak ve Allah'a şöyle yemin edeceklerdir: “Bizim şahitliğimiz, öteki iki kişinin şahitliğinden daha doğrudur ve biz, hak ve adalet sınırlarını aşmadık, yoksa yaratılış gayesi dışında yaşayan insanlar arasına girmiş olurduk.”
Mâide / 107 - (Adem Uğur)
Bu şahitlerin (sonradan yalan söyleyerek) bir günah kazandıkları anlaşılırsa, (şahitlerin) haklarına tecavüz ettiği ölüye daha yakın olan (mirasçılardan) iki kişi onların yerini alır ve "Andolsun ki bizim şahitliğimiz onların şahitliğinden daha gerçektir ve biz (kimsenin hakkına) tecavüz etmedik, aksi takdirde biz, elbette zalimlerden oluruz" diye Allah'a yemin ederler.
Mâide / 107 - (Ahmed Hulusi)
Eğer o iki şahidin geçmişte bir yalan söylediği bilinirse, bunların yerine, karşısında bulundukları taraftan daha evla iki kişi geçer (ve): "Bizim şahitliğimiz o iki şahidin şahitliğinden elbette daha haktır. . . Biz haddi de aşmadık; yoksa o takdirde zâlimlerden olurduk" diye Allâh adına yemin ederler.
Mâide / 107 - (Ahmet Tekin)
Bu şâhitlerin, bile bile bir günah işledikleri anlaşılırsa, ölene daha yakın, hak sahiplerinden iki kişi onların yerine geçerler ve:'Bizim şâhitliğimiz, önceki iki şâhidin şâhitliğinden daha doğrudur. Biz kimsenin hakkına tecavüz etmedik. Aksi halde biz de isyan ve günah bataklığına giren zâlimlerden, haksızlardan oluruz.' diye Allah’a yemin ederler.
Mâide / 107 - (Ahmet Varol)
Eğer o ikisinin bir günah işledikleri [20] anlaşılırsa, o zaman haksızlığa uğrayanların arasından, ölüye daha yakın iki kişi onların yerine geçer ve: 'Bizim şahitliğimiz onlarınkinden daha doğrudur ve biz haddi aşmadık. Aksi takdirde mutlaka zalimlerden oluruz' diye yemin ederler.
Mâide / 107 - (Ali Bulaç)
Eğer o ikisi aleyhinde kesin olarak günahı hak ettiklerine ilişkin bilgi sahibi olunursa, bu durumda haksızlığa uğrayanlardan iki kişi -ki bunlar buna daha hak sahibidirler- öbürlerinin yerine geçerler ve: "Bizim şehadetimiz o ikisinin şehadetinden şüphesiz daha doğrudur. Biz haddi aşmadık, yoksa gerçekten zulmedenlerden oluruz" diye Allah'a yemin ederler.
Mâide / 107 - (Ali Fikri Yavuz)
Eğer gayri müslim iki şahidin yalancılık gibi kötü halleri meydana çıkar da buna hak kazanırlarsa, o zaman mirasçılardan haksızlığa uğramış iki kişi bunların yerine geçer ki, bunlar şahid olmağa daha lâyık kimselerdir. Sonra Allah’a şöyle yemin ederler. “Billâhi, bizim şahidliğimiz, o iki kimsenin şahidliğinden daha doğrudur. Biz hakkı çiğneyip tecavüz etmedik. Tecavüz etsek, şüphesiz ki, zalimlerden oluruz.”
Mâide / 107 - (Ali Ünal)
(Yemin ettikten veya duruşma bitip hüküm verildikten sonra,) şahitlerin (gerçekte yalan söyledikleri ve sözü edilen) büyük günahı işledikleri ortaya çıkarsa, bu takdirde, (yalan şahitlikle) haklarına tecavüze kalkışılan ve ölüye daha yakın olan hak sahibi mirasçılardan iki kişi onların yerini alır. Bu defa da bunlar, “Vallahi, bizim şahitliğimiz, onların şahitliğinden daha doğrudur ve bu şahitliğimizle kimsenin hakkına tecavüz etmiş olmayacağız. Aksi halde, mutlak surette zalimlerden oluruz.” diye yemin ederler.
Mâide / 107 - (Bayraktar Bayraklı)
Bu şâhitlerin sonradan yalan söyleyerek bir günah kazandıkları anlaşılırsa, haklarına şâhitlerin tecavüz ettiği ölüye daha yakın olan mirasçılardan iki kişi onların yerini alır ve “Andolsun ki bizim şâhitliğimiz onların şâhitliğinden daha gerçektir ve biz kimsenin hakkına tecavüz etmeyeceğiz, aksi takdirde biz, elbette zâlimlerden oluruz” diye Allah'a yemin ederler.
Mâide / 107 - (Bekir Sadak)
Eger bu sahidlerin gunah islemis olduklari ortaya cikarsa olene daha yakin hak sahibi diger iki kisi bunlarin yerine gecer ve «Bizim sahidligimiz ikisininkinden de daha dogrudur, biz asiri gitmedik, yoksa suphesiz zulmedenlerden oluruz» diye Allah'a yemin ederler.
Mâide / 107 - (Celal Yıldırım)
Eğer bu iki şahidin (vebal altına girip) bir günahı hakkedeceklerine bilgi edinilirse, onların yerine, ölene daha yakın hak sahibi vârislerden iki kişi geçer ve Allah'a yemin ederek şöyle derler: «Yemin olsun ki bizim şâhidliğimiz onların şâhidliğinden daha haktır ve hakkı da aşmadık, aksi halde zâlimlerden oluruz.»
Mâide / 107 - (Cemal Külünkoğlu)
Eğer daha sonra bu şahitlerin (yalan söyleyip gerçeği gizlemeleri gibi) bir günah işledikleri ortaya çıkarsa, (bunların şahitlikleri yüzünden hakları çiğnenen) o hak sahibi iki kişi onların yerine geçerek: “Bizim şahitliğimiz onlarınkinden daha doğrudur, biz hiçbir hakkı çiğnemiyoruz, yoksa zalimlerden oluruz” diye yemin ederler.
Mâide / 107 - (Diyanet İşleri (eski))
Eğer bu şahidlerin günah işlemiş oldukları ortaya çıkarsa ölene daha yakın hak sahibi diğer iki kişi bunların yerine geçer ve 'Bizim şahidliğimiz ikisininkinden de daha doğrudur, biz aşırı gitmedik, yoksa şüphesiz zulmedenlerden oluruz' diye Allah'a yemin ederler.
Mâide / 107 - (Diyanet Vakfi)
Bu şahitlerin (sonradan yalan söyleyerek) bir günah kazandıkları anlaşılırsa, (şahitlerin) haklarına tecavüz ettiği ölüye daha yakın olan (mirasçılardan) iki kişi onların yerini alır ve «Andolsun ki bizim şahitliğimiz onların şahitliğinden daha gerçektir ve biz (kimsenin hakkına) tecavüz etmedik, aksi takdirde biz, elbette zalimlerden oluruz» diye Allah'a yemin ederler.
Mâide / 107 - (Edip Yüksel)
Tanıkların taraflı olduğu anlaşılırsa, önceki tanıkların haksızlığına uğrayan taraftan iki tanık onların yerine geçer ve ALLAH adına şöyle yemin ederler: 'Tanıklığımız diğer ikisinin tanıklığından daha doğrudur. Biz sapmayacağız; yoksa zalim oluruz.'
Mâide / 107 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Eğer bunların bir vebâle müstehıkk olduklarına vukuf hasıl edilirse o vakıt ercah olan bu ikinin yirine bunların aleyhlerinde bulundukları mukabil taraftan diğer iki kişi dikilir şöyle yemin ederler: «billâhı bizim şehadetimiz onların şehadetinden daha doğrudur ve hakkı tecavüz etmedik, şübhesiz o takdirde zalimlerden oluruz»
Mâide / 107 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Eğer bu şahitlerin bir günah işledikleri anlaşılırsa o vakit tercihe şayan olan bu iki kişinin yerine, bunların aleyhlerinde bulundukları karşı taraftan iki şahit dikilir, bunlar da şöyle yemin ederler: «Vallahi bizim şahitliğimiz onların şahitliğinden daha doğrudur, biz kimsenin hakkına tecavüz etmedik, aksi halde şüphesiz zalimlerden oluruz.»
Mâide / 107 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Eğer o iki şahidin bir günah işledikleri anlaşılırsa ölene daha yakın olan hak sahiplerinden diğer iki kişi onların yerine geçerler ve: «Bizim şahitliğimiz, önceki iki kişinin şahitliğinden daha doğrudur. Biz kimsenin hakkına tecavüz etmedik. Aksi halde biz de zalimlerden olurduk» diye Allah'a yemin ederler.
Mâide / 107 - (Gültekin Onan)
Eğer o ikisi aleyhinde kesin olarak günahı hak ettiklerine ilişkin bilgi sahibi olunursa, bu durumda haksızlığa uğrayanlardan iki kişi -ki bunlar buna daha hak sahibidirler- öbürlerinin yerine geçerler ve: "Bizim şehadetimiz o ikisinin şehadetinden şüphesiz daha doğrudur. Biz haddi aşmadık, yoksa gerçekten zulmedenlerden oluruz" diye Tanrı'ya yemin ederler.
Mâide / 107 - (Harun Yıldırım)
O ikisinin bir vebali hakettikleri gerçekten ortaya çıkarsa haksızlığa uğrayanlardan en yakın iki kişi bunların yerine geçerek: “Bizim şahitliğimiz o kişinin şahitliğinden elbette daha doğrudur. Biz haddi aşmadık yoksa muhakkak zalimlerden oluruz.” diye Allah’a yemin ederler.
Mâide / 107 - (Hasan Basri Çantay)
Eğer o iki (şâhid) aleyhinde — (bu hususda) muhakkak bir vebale hak kazanmış (şâhidlikde hıyanet etmiş) olduklarına (dâir — bir) ıttıla haasıl edilirse o vakit, kendilerine hak terettüb eden (haksızlığa uğrayan mirasçılar) dan iki kişi ki onlar buna daha lâyık, (ölüye de) daha yakındırlar — öbürlerinin yerlerine geçerler. Binâen'aleyh «Vallahi bizim şâhidliğimiz (yeminimiz) o iki kişinin şâhidliğinden (yemininden) daha doğrudur. Biz (hakıykatı çiğneyib) aşmadık. Çünkü bu takdirde muhakkak ki zaalimlerden oluruz» diye Allaha yemîn ederler.
Mâide / 107 - (Hayrat Neşriyat)
Fakat onların (o gayr-i müslim iki şâhidin) gerçekten bir günah işledikleri (yalan söyledikleri) anlaşılırsa, bu takdirde haklarına tecâvüz edilen kimselerden (şâhidliğe) daha lâyık olan başka iki kişi, onların (o gayr-i müslim iki şâhidin) yerine geçer de (yine sizin istemenizle) Allah’a şöyle yemîn ederler: 'Elbet bizim şâhidliğimiz, onların şâhidliğinden daha doğrudur ve (biz hakka) tecâvüz etmedik. Yoksa muhakkak ki biz gerçekten zâlimlerden oluruz!'
Mâide / 107 - (İbni Kesir)
Şayet onların aleyhinde gerçekten bir vebale hak kazanmış oldukları ortaya çıkarsa; onların aleyhlerine hak iddia ettikleri iki kişi, bunların yerine geçer. Ve; bizim şehadetimiz onların şehadetinden daha doğrudur, biz haddi aşmadık, o takdirde biz, doğrusu zalimlerden oluruz, diye Allah'a yemin ederler.
Mâide / 107 - (Kadri Çelik)
Eğer o ikisi aleyhinde kesin olarak günahı hak ettiklerine (yalan söyleyip hakkı gizlediklerine) ilişkin bilgi sahibi olunursa, bu durumda haksızlığa uğrayanlardan (ölüye) daha yakın iki kişi öbürlerinin yerine geçerek, “Bizim şahadetimiz o ikisinin şahadetinden şüphesiz daha doğrudur. Biz haddi aşmadık, yoksa gerçekten zulmedenlerden oluruz” diye Allah'a yemin ederler.
Mâide / 107 - (Muhammed Esed)
Ama sonradan bu iki (şahid)in (bu) günahı işledikleri ortaya çıkarsa, bu iki kişi tarafından hakları gasbedilenler arasından başka iki kişi onların yerini alacak ve Allah adına şöyle yemin edecekler: "Bizim şahitliğimiz öteki iki kişinin şahitliğinden daha doğrudur ve biz hak ve adalet sınırlarını aşmadık yoksa zalimler arasına girmiş olurduk!"
Mâide / 107 - (Mustafa İslamoğlu)
Ama bu iki şahidin sonradan bu tür bir günah işledikleri ortaya çıkarsa, bu iki kişinin hakkını çiğnediği taraftan başka iki kişi onların yerini alır ve Allah adına şöyle yemin eder: "Bizim şahitliğimiz ötekilerin şahitliğinden daha doğrudur, zira biz hakka tecavüz etmedik; eğer böyle yaparsak bu kez de zalim biz olmuş oluruz."
Mâide / 107 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Eğer onların bir günaha müstehik olduklarına vukuf hasıl olursa, o zaman bu ikisinin yerine haklarına tecavüz etmiş oldukları mukabil taraftan diğer iki kimse kıyam ederler. «Billahi bizim şehâdetimiz, onların şehâdetinden daha doğrudur, ve biz hakkı tecavüz etmedik, şüphe yok ki, biz o takdirde zalimlerden olmuş oluruz,» diye yemin ederler.
Mâide / 107 - (Ömer Öngüt)
Eğer bu iki şâhidin gerçekten günahı gerektiren bir şey yaptıkları ortaya çıkarsa, onların aleyhine hak iddiâ ettikleri iki kişi bunların yerine geçer ve: “Bizim şâhitliğimiz onların şâhitliğinden daha doğrudur. Biz şâhitlikte haddi aşmadık. Şüphesiz ki biz o takdirde zâlimlerden oluruz. ” diye Allah'a yemin ederler.
Mâide / 107 - (Şaban Piriş)
Eğer o ikisinin günaha düştükleri belli olursa, ölene daha yakın olan hak sahiplerinden diğer iki kişi onların yerine geçerler ve “bizim şahitliğimiz, bu ikisinin şahitliğinden daha doğrudur ve haksızlık yapmıyoruz, eğer haksızlık yaparsak o zaman zalimlerden oluruz.” diye Allah’a yemin ederler.
Mâide / 107 - (Sadık Türkmen)
(eğer sonradan) o iki kişinin, günaha girdikleri (yalan söyledikleri) anlaşılırsa, o zaman, bu öncelikli şahitlerin zarar verdiği kimselerden olan başka iki adam onların yerine geçer ve “Allah’a yemin ederiz ki, bizim şahitliğimiz, onların şahitliğinden elbette daha gerçektir. Biz hakkı da çiğneyip geçmedik. Çünkü o takdirde biz elbette zalimlerden oluruz” diye yemin ederler.
Mâide / 107 - (Seyyid Kutub)
Eğer daha sonra bu şahitlerin günaha girdiği ortaya çıkarsa, şahitlikleri yüzünden hakları çiğnenen iki kişi onların yerine geçerek «bizim şahitliğimiz onlarınkinden daha doğrudur, biz hiçbir hakkı çiğnemiyoruz, yoksa zalimlerden oluruz» diye yemin ederler.
Mâide / 107 - (Suat Yıldırım)
Şayet sonradan bu şahitlerin yalan söyleyerek günah işledikleri anlaşılırsa, (şahitlerin haklarına tecavüz etmek istedikleri ve) ölüye daha yakın olan mirasçılardan iki kişi, öbürlerinin yerine geçerler ve "vallahi bizim şahitliğimiz onların şahitliğinden daha doğrudur ve biz kimsenin hakkına tecavüz etmedik. Aksi takdirde biz elbette zalimlerden oluruz!" diye yemin ederler.
Mâide / 107 - (Süleyman Ateş)
Eğer onların bir günâh işledikleri (yalan söyleyip hakkı gizledikleri) anlaşılırsa; (o iki şâhidin), haklarına tecâvüz etmek istediği kimselerden (mirâsçılardan, ölüye yakınlıklarından ve durumu daha iyi bildiklerinden dolayı şâhidliğe) daha lâyık olan iki kişi, onların yerine geçer. Allah'a (şöyle) yemin ederler: "Mutlaka bizim şâhidliğimiz, onların şâhidliğinden daha doğrudur, biz (hakka) tecâvüz etmedik, yoksa biz elbette zâlimlerden oluruz" (derler).
Mâide / 107 - (Tefhim-ul Kuran)
Eğer o ikisi aleyhinde kesin olarak günahı hak ettiklerine ilişkin bilgi sahibi olunursa, bu durumda haksızlığa uğrayanlardan iki kişi -ki bunlar buna daha hak sahibidirler- öbürlerinin yerine geçerler ve: «Bizim şehadetimiz o ikisinin şehadetinden şüphesiz daha doğrudur. Biz haddi aşmadık, yoksa gerçekten zulmedenlerden oluruz» diye Allah'a yemin ederler.
Mâide / 107 - (Ümit Şimşek)
Bu şahitlerin yalan günahını işledikleri ortaya çıkarsa, hakları yenen ölü yakınlarından iki kişi onların yerini alsın ve 'Bizim şahitliğimiz onların şahitliğinden daha doğrudur. Biz kimsenin hakkına tecavüz etmedik; edersek zalimlerden oluruz' diye Allah'a yemin ettirin.
Mâide / 107 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Eğer onların bir günah işledikleri kesinlikle anlaşılırsa o zaman, tercih edilmiş olan bu ikisinin yerine bunların aleyhinde bulundukları taraftan iki kişi geçerek şöyle yemin ederler: "Allah şahit olsun ki bizim tanıklığımız, onların tanıklığından daha doğrudur. Biz hiçbir haksızlık yapmadık. Aksi halde mutlaka zalimlerden olurduk."
Mâide / 107 - (İskender Ali Mihr)
Eğer o iki kişinin bir günaha müstehak olduğunun (sonradan) farkına varılırsa, o taktirde onlara daha yakın olan hak sahiplerinden diğer iki kişi onların yerine geçer sonra Allah’a şöyle yemin ederler; “Bizim şahidliğimiz onların şahidliğinden mutlaka daha doğrudur, haktır ve biz haddi aşmadık. Aksi takdirde, o zaman biz mutlaka zalimlerden oluruz.”
Mâide / 107 - (İlyas Yorulmaz)
Eğer, şahitlik edenlerin, sonradan doğru şahitlik etmedikleri ortaya çıkarsa, vasiyete şahitlik etmiş başka iki kişi onların yerine şahitlik etmeye daha layıktır. O iki şahitte, önceki yalan yere şahitlik yapan iki şahitten daha adil ve doğru şahitlik edeceklerine, eğer işittiklerinden daha fazlasını söylerlerse zalimlerden olacaklarına dair yemin etsinler.
ذَلِكَ أَدْنَى أَن يَأْتُواْ بِالشَّهَادَةِ عَلَى وَجْهِهَا أَوْ يَخَافُواْ أَن تُرَدَّ أَيْمَانٌ بَعْدَ أَيْمَانِهِمْ وَاتَّقُوا اللّهَ وَاسْمَعُواْ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ
Okunuşu: Zâlike ednâ en ye’tû biş şehâdeti alâ vechihâ ev yehâfû en turadde eymânun ba’de eymânihim vettekûllâhe vesmeû vallâhu lâ yehdil kavmel fâsikîn(fâsikîne).
Mâide / 108 - (Diyanet İşleri)
Bu (usul), şahitliği lâyıkıyla yerine getirmeleri ve yeminlerinden sonra başka yeminlere başvurulacağından endişe etmelerini sağlamak için en uygun çaredir. Allah’a karşı gelmekten sakının ve dinleyin. Allah, fasık toplumu doğruya iletmez.
Mâide / 108 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Bu, hakkıyla tanıklık etmelerini, yahut yeminden sonra tanıklıklarının, yeminlerinin reddedilmesinden korkmamalarını sağlamaya daha yakındır. Ve çekinin Allah'tan ve dinleyin. Allah kötülükte, taşkınlıkta bulunan kavmi doğru yola sevk etmez.
Mâide / 108 - (Abdullah Parlıyan)
Şahitliği gereği gibi yapmalarına yahut yeminlerinden sonra, yalancılıklarının ortaya çıkıp, yeminlerinin reddedilmesinden korkmalarına, en uygun olan budur. Öyleyse hayatınızı Allah ve kitabıyla tanzim edin ve O'na kulak verin. Zira Allah, yoldan çıkmışlar topluluğuna, rehberlik ederek doğru yolu göstermez.
Mâide / 108 - (Adem Uğur)
Bu (usul), şahitliği gerektiği şekilde yapmaya, yahut yeminlerinden sonra, yeminlerin (mirasçılar tarafından) reddedilmesinden korkmalarına (çekinmelerine çare olarak) daha uygundur. Allah'tan korkun ve (O'nu) dinleyin. Allah, yoldan çıkmışlar topluluğuna rehberlik etmez.
Mâide / 108 - (Ahmed Hulusi)
İşte bu, şehâdetlerini onun vechi üzere getirmeleri (Allâh adına yapmaları) için yahut da (yalancı şahitlerin) yeminlerinden sonra, yeminlerinin reddolmasından korkmalarına çözümdür. . . Allâh'tan korunun ve algılayın! Allâh fâsıklar (bozuk - asılsız inançlılar) topluluğunu hakikate erdirmez!
Mâide / 108 - (Ahmet Tekin)
İşte bu usul, şâhitlerin şâhitliği gerektiği şekilde ifâ etmelerine veya mirasçıların yeminlerinden sonra kendi yeminlerinin reddedilmesinden korkmalarına iyi bir vesiledir.Allah’a sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun. Emirlerini dinleyin. Allah, doğru ve mantıklı düşünmenin, hakça bir düzenin dışına çıkmış, fâsık, âsi, bozguncu bir toplumu doğru yola sevketmeyecek, başarı nasib etmeyecektir.
Mâide / 108 - (Ahmet Varol)
Bu, şahitliği gereği gibi yapmaları ve yeminlerinden sonra yeminlerin kabul edilmemesinden korkmaları açısından daha uygundur. [21] Allah'a karşı gelmekten sakının ve duyun. Allah fasıklar topluluğunu doğru yola eriştirmez.
Mâide / 108 - (Ali Bulaç)
Bu, gerektiği gibi şahidliği yapmalarına veya yeminlerinden sonra yeminlerin reddedilmesinden korkmalarına daha yakındır. Allah'tan korkup sakının ve dinleyin. Allah, fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez.
Mâide / 108 - (Ali Fikri Yavuz)
Bu yeminin mirasçılara bırakılması, şahitliği, olduğu gibi yerine getirmelerine veya yaptıkları yeminden sonra yeminlerinin reddedilmesinden korkmalarına en yakın bir çaredir. Allah’dan korkun ve emirlerini dinleyin. Çünkü Allah, fasıklar (ilâhi emirleri çiğniyenler) topluluğunu selâmet yoluna çıkarmaz.
Mâide / 108 - (Ali Ünal)
Bu usûl, bütün tarafların şahitliği ge rektiği gibi yerine getirmeleri ve yemin ettikten sonra başkalarının yapacağı yeminlerle yalanlarının ortaya çıkıp rezil olmaktan korkarak hakkıyla şahitlik yapmaları bakımından en uygun yoldur. (Koyduğu hükümlere ve usûllere uymayarak) Allah’a karşı gelmekten sakının ve (Allah’ın hükümlerini) dinleyip itaat edin. Allah, (O’ nun hükümlerini dinlemeyerek başka türlü davranan ve bu şekilde yoldan çıkan) fasıklar güruhunu nihaî neticede emellerine ulaştırmaz.
Mâide / 108 - (Bayraktar Bayraklı)
Bu usûl, şâhitliği gerektiği şekilde yapmaya, yahut yeminlerinden sonra yeminlerin mirasçılar tarafından reddedilmesinden korkmalarına çare olarak daha uygundur. Allah'tan sakınınız ve O'nu dinleyiniz. Allah fâsıklar topluluğuna rehberlik etmez.
Mâide / 108 - (Bekir Sadak)
Bu, sahidligi gerektigi gibi yapmalarini veya yeminlerinden sonra yeminlerin kabul edilmemesinden korkmalarini daha iyi saglar. Allah'tan sakinin, dinleyin. Allah fasik kimselere yol gostermez. *
Mâide / 108 - (Celal Yıldırım)
Bu, şâhidliği yerine getirmelerine veya yeminlerinden sonra yeminlerinin reddolunmasından korkmalarına daha yakın (bir çare)dir. Allah'tan korkup (şahitliği yerine getirmemekten) sakının ve (iyice) dinleyin. Allah, ilâhî sınırları aşıp günah işleyenleri sevmez.
Mâide / 108 - (Cemal Külünkoğlu)
Bu (yemin şekli), şahitliği gerektiği şekilde yapmaları yahut yeminlerinden sonra (başka tanıkların şahitliklerine başvurma sonucunda, yalan söylediklerinin ortaya çıkması sebebiyle), yeminlerinin reddedileceğinden korkmalarını sağlama bakımından en uygun yoldur. Öyleyse Allah'a karşı gelmekten sakının ve (O'nun emirlerine) kulak verin. Zira Allah emrinden sapmış olan topluluğu doğru yola götürmez.
Mâide / 108 - (Diyanet İşleri (eski))
Bu, şahidliği gerektiği gibi yapmalarını veya yeminlerinden sonra yeminlerin kabul edilmemesinden korkmalarını daha iyi sağlar. Allah'tan sakının, dinleyin. Allah fasık kimselere yol göstermez.
Mâide / 108 - (Diyanet Vakfi)
Bu (usul), şahitliği gerektiği şekilde yapmaya, yahut yeminlerinden sonra, yeminlerin (mirasçılar tarafından) reddedilmesinden korkmalarına (çekinmelerine çare olarak) daha uygundur. Allah'tan korkun ve (O'nu) dinleyin. Allah, yoldan çıkmışlar topluluğuna rehberlik etmez.
Mâide / 108 - (Edip Yüksel)
Bu uygulama, tanıklığı gereği gibi yapmalarını ve yemin ettikten sonra yeminlerinin reddedilmesinden korkmalarını sağlamak içindir. ALLAH'ı sayın ve dinleyin. ALLAH yoldan iyice çıkmış topluluğu doğru yola iletmez.
Mâide / 108 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
bu işte şehadeti olduğu gibi eda etmelerine veya yeminlerinden sonra yeminlerinin reddedilmesinden korkmalarına en yakın bir çaredir, Allahdan korkun ve eyi dinleyin, çünkü Allah fasıklar güruhunu doğru yola çıkarmaz
Mâide / 108 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
İşte bu, şahitliği gerektiği gibi yapmalarına veya yeminlerinden sonra, yeminlerinin kabul edilmemesinden korkmalarına en yakın bir çaredir. Allah'tan korkun ve söyleneni iyi dinleyin! Çünkü Allah fasıklar topluluğunu doğru yola çıkarmaz.
Mâide / 108 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
İşte bu, şahitliklerini gerektiği gibi yapmaları, yahut yeminlerinden sonra yeminlerinin kabul edilmemesinden korkmaları için en iyi yoldur. Allah'tan korkun ve emirlerini dinleyin. Allah, doğru yoldan çıkan bir topluluğu hidayete erdirmez.
Mâide / 108 - (Gültekin Onan)
Bu, gerektiği gibi şahidliği yapmalarına veya yeminlerinden sonra yeminlerin reddedilmesinden korkmalarına daha yakındır. Tanrı'dan korkup sakının ve dinleyin. Tanrı, fasıklar kavmini hidayete erdirmez.
Mâide / 108 - (Harun Yıldırım)
Bu, şahitliği gerektiği şekilde yerine getirmelerine veya yeminlerinden sonra yeminlerin dönderilmesinden korkmalarına daha yakındır. Allah’tan sakının ve dinleyin! Şüphesiz Allah fasıklar topluluğuna hidayet etmez.
Mâide / 108 - (Hasan Basri Çantay)
(Yemînin mirasçılara reddi hakkındaki) bu (huküm) şahidliği (üstünüze aldığınız) vech ile (dosdoğru) îfâ etmelerine, yahud yeminlerinden sonra yeminlerin (mirasçılara tevcih ve) reddedileceğinden korkmalarına daha yakındır. Allahdan korkun, (emirlerini) dinleyin. Allah, faasıklar güruhunu muvaffak etmez.
Mâide / 108 - (Hayrat Neşriyat)
Bu (hüküm), şâhidliği lâyıkıyla yapmalarına veya yeminlerinden sonra (vârisler tarafından) yeminler(in)in reddedilmesinden korkmalarına en yakın bir çâredir. Artık Allah’dan sakının ve (emirlerini) dinleyin! Çünki Allah, (isyanlarındaki ısrarları yüzünden) fâsıklar topluluğunu hidâyete erdirmez.
Mâide / 108 - (İbni Kesir)
Bu, şehadeti gereği gibi yapmalarına veya yeminden sonra yeminlerinin reddedileceğinden korkmalarına daha yakındır. Allah'tan korkun ve dinleyin. Allah fasıklar güruhunu hidayete erdirmez.
Mâide / 108 - (Kadri Çelik)
Bu metot, şahitlerin gerektiği gibi şahitlik yapmalarını ya da yapacakları yeminden sonra başkalarının yeminine başvurulmasından (böylece rezil olmaktan) çekinmelerini sağlayacak en kısa yoldur. Allah'tan korkunuz ve dinleyiniz. Allah, fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez.
Mâide / 108 - (Muhammed Esed)
Böylece insanların hakikat gereğince şahitlik yapmaları mümkün olur; yoksa onlar, yeminlerinin başkalarının yeminleri ile tekzip edileceği korkusuna kapılacaklardır. Öyleyse Allaha karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun ve (Ona) kulak verin: Zira Allah sapkın bir halka doğru yolu göstermez.
Mâide / 108 - (Mustafa İslamoğlu)
Böylece insanların hakikate uygun, usulünce şahitlik yapmaları mümkün olur; yoksa onlar yeminlerinin ardından karşıt yeminlerle tekzip edilecekleri korkusuna kapılacaklardır. Öyleyse Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun ve O'na kulak verin: Zira Allah sapıklıkta (ittifak halindeki) bir topluma asla rehberliğini bahşetmez.
Mâide / 108 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Bu veçhile şehâdet, şehâdeti layık-ı veçhile eda etmelerine veya yeminlerinden sonra yeminlerinin reddedilmesinden korkmalarına en yakın bir çaredir. Allah Teâlâ'dan korkunuz ve dinleyiniz. Allah Teâlâ fâsıklar gürûhunu hidâyete erdirmez.
Mâide / 108 - (Ömer Öngüt)
Bu, şâhitliği gereği gibi yapmalarına veya yeminden sonra yeminlerin reddedilmemesinden korkmalarına daha yakındır. Allah'tan korkun ve dinleyin! Allah fâsıklar gürûhunu hidayete erdirmez.
Mâide / 108 - (Şaban Piriş)
Bu, (hüküm) şahitliği doğru bir şekilde ifa etmeleri ya da yeminlerinden sonra yeminlerinin kabul edilmemesinden korkmalarını daha iyi sağlar. Allah’tan korkun ve dinleyin. Allah, fasık topluma yol göstermez.
Mâide / 108 - (Sadık Türkmen)
Bu (yöntem), şahitliği lâyıkıyla yerine getirmelerini ya da yeminlerinin yeterli olmayacağını, başkalarının da, yemin hakkına sahip olduklarını bilmelerini sağlayan, daha iyi bir çözümdür. Allah’a karşı gelmekten sakının ve dinleyin. Allah fasık (yoldan çıkan) bir toplumu doğruya iletmez.
Mâide / 108 - (Seyyid Kutub)
Bu, şahidliği gerektiği gibi yapmalarını veya yeminlerinden sonra yeminlerin kabul edilmemesinden korkmalarını daha iyi sağlar. Allah’dan korkun ve iyi dinleyin. Allah fasık kimselere yol göstermez.
Mâide / 108 - (Suat Yıldırım)
Bu usul, şahitliği tam gerektiği şekilde yapmaları, yahut yeminlerinden sonra başka şahitlerin şahitliklerine başvurma sonucunda, yalan söylediklerinin ortaya çıkması sebebiyle, yeminlerinin reddedileceğinden korkmalarını sağlama bakımından en uygun çaredir. Allah’a karşı gelmekten sakının ve Allah’ın hükmünü dinleyip itaat edin. Allah, din yolundan çıkan fasıklar gürûhunu, emellerine kavuşturmaz.
Mâide / 108 - (Süleyman Ateş)
Şâhidliği gereği gibi yapmalarına, yâhut yemin(etme)lerinden sonra yeminlerin(in) reddedilmesinden korkmalarına en uygun olan budur. Allah'tan korkun ve iyi dinleyin: Allâh, yoldan çıkan topluluğu doğru yola iletmez.
Mâide / 108 - (Tefhim-ul Kuran)
Bu, gerektiği gibi şahidliği yapmalarına veya yeminlerinden sonra yeminlerin reddedilmesinden korkmalarına daha yakındır. Allah'tan korkup sakının ve dinleyin. Allah, fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez.
Mâide / 108 - (Ümit Şimşek)
Bu usul, onların şahitliği hakkıyla yapmaları veya kendi yeminlerinden sonra başkalarının yeminlerine başvurulacağından korkmaları için daha uygundur. Allah'tan korkun ve kulak verin. Çünkü Allah fasıklar güruhuna yol göstermez.
Mâide / 108 - (Yaşar Nuri Öztürk)
İşte bu yol, tanıklığı gereğince yerine getirmelerine, yemin etmelerinden sonra yeminlerinin reddedileceğinden korkmalarına en yarayışlı olandır. Allah'tan korkun ve söylenene kulak verin. Allah, sapıklar topluluğunu doğruya ve güzele kılavuzlamaz.
Mâide / 108 - (İskender Ali Mihr)
Bu (şekildeki yemin), şehadet ile yüzyüze gelmelerinde (şahitlere mirasçıların güvenmemesinden) veya yeminlerinden sonra yeminlerin reddedilmesinden korkmalarından daha iyidir. Ve Allah’a karşı takva sahibi olun ve dinleyin. Ve Allah, fâsıklar kavmini (topluluğunu) hidayete erdirmez.
Mâide / 108 - (İlyas Yorulmaz)
Şahitlikle ilgili bu uygulama, yeminlerinin kabul edilmemesinden korkarlarsa, doğru şahitliğin yapılması için bu (yemin ettirmek) daha uygundur. Allah dan korunun, açıklanan bu uyarıları da iyi dinleyin. Allah yoldan çıkmış bir topluluğu, asla doğru yola iletmez.
يَوْمَ يَجْمَعُ اللّهُ الرُّسُلَ فَيَقُولُ مَاذَا أُجِبْتُمْ قَالُواْ لاَ عِلْمَ لَنَا إِنَّكَ أَنتَ عَلاَّمُ الْغُيُوبِ
Okunuşu: Yevme yecmeullâhur rusule fe yekûlu mâzâ ucibtum kâlû lâ ilme lenâ inneke ente allâmul guyûb(guyûbi).
Mâide / 109 - (Diyanet İşleri)
Allah’ın, peygamberleri toplayıp “siz(den sonra davetiniz)e ne derece uyuldu?” diyeceği, onların da, “Bizim hiçbir bilgimiz yok. Gaybleri hakkıyla bilen ancak sensin” diyecekleri günü hatırlayın.
Mâide / 109 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
O gün Allah, bütün peygamberleri toplayacak da ne cevap verildi size diyecek. Diyecekler ki: Bilgimiz yok bizim, şüphe yok ki sensin gizli şeyleri hakkıyla bilen.
Mâide / 109 - (Abdullah Parlıyan)
Allah'ın bütün peygamberleri toplayıp onlar kanalıyla bildirdiği mesajlarına karşılık insanlığın takındığı tutumu gözler önüne sermek için onlara: “Size ne cevap verildi?” diye soracağı gün onlar: “Senin bilgin yanında bizim bilgimiz yetersiz kalır. Sen herşeyi bilirsin. Yalnız sensin akılla bilinemeyen tüm gerçekleri de bilen” diyecekler.
Mâide / 109 - (Adem Uğur)
Allah'ın peygamberleri toplayıp da "Size ne cevap verildi" dediği gün, "Bizim hiçbir bilgimiz yok, şüphesiz gizlilikleri hakkıyle bilen ancak sensin" diyeceklerdir.
Mâide / 109 - (Ahmed Hulusi)
Allâh, Rasûlleri cem edeceği süreçte (Onlara sorar): "Size nasıl icabet edildi?", "Hiçbir bilgimiz yok! Kesinlikle gaybları bilen yalnız sensin" derler.
Mâide / 109 - (Ahmet Tekin)
Allah Rasulleri toplayıp:'Kendilerine görevle gönderildiğiniz kavimler, milletler tarafından, davetlerinize nasıl icabet edildiği konusunda ne diyorsunuz?' buyurduğu gün, 'Bizim hiçbir bilgimiz yok. Şüphesiz duyu ve bilgi alanı ötesini, gayb âlemini bilen ancak Sensin, Sen' diyeceklerdir.
Mâide / 109 - (Ahmet Varol)
Allah peygamberlerini topladığı gün: 'Size ne cevap verildi?' der. Onlar da: 'Bizim bir bildiğimiz yok. Gizlilikleri bilen ancak sensin' derler.
Mâide / 109 - (Ali Bulaç)
Allah, elçileri toplayacağı gün, şöyle diyecek: "Size verilen cevap nedir?" Onlar da: "Bizim bilgimiz yoktur; şüphesiz görünmeyenleri (gaybleri) bilen Sen'sin Sen."
Mâide / 109 - (Ali Fikri Yavuz)
Allah kıyamet gününde peygamberleri toplayıp şöyle buyurur: “- Ümmetinizi dâvet ettiğinizde, size ne cevap verildi?” Onlar da: “- Bizde hiç bir bilgi yok. Şüphesiz ki, sen bütün gaybları kemal üzere bilensin.” derler.
Mâide / 109 - (Ali Ünal)
O gün(den korkun ve sakının) ki, Allah ( o gün) bütün rasûllerini toplayacak ve onlara, “Tebliğiniz karşısında ümmetlerinizin tavrı ne oldu; onlardan nasıl bir mukabele gördünüz?” diye soracaktır. Onlar, şöyle cevap verecekler: “(Onların niyetleri, iç dünyaları, dolayısıyla cevaplarının gerçek nitelik ve mahiyeti konusunda) bizim kesin bir bilgimiz yoktur. (Her şey Sen’in ilmin dahilindedir ya Rab;) hiç şüphesiz Sen’sin, ancak Sen’sin bütün gizlileri hakkıyla bilen.”
Mâide / 109 - (Bayraktar Bayraklı)
Allah, peygamberleri bir araya getirip de, “Size ne cevap verildi?” dediği gün, “Bizim hiçbir bilgimiz yok; gizlilikleri hakkı ile bilen ancak sensin” diyeceklerdir.
Mâide / 109 - (Bekir Sadak)
Allah peygamberleri topladigi gun, «Size ne cevap verildi?» der; onlar, «Bizim bir bildigimiz yoktur, dogrusu gorulmeyenleri bilen ancak Sen'sin» derler.
Mâide / 109 - (Celal Yıldırım)
Allah, peygamberleri biraraya getireceği günde, «size ne cevap verildi ?» diyecek. Onlar da «bizim hiç bir bilgimiz yok, gayıbları bilen şüphesiz ki sensin sen!» diyecekler.
Mâide / 109 - (Cemal Külünkoğlu)
Allah, bütün peygamberleri bir araya getireceği gün (onlara şöyle) soracak: “İnsanlar çağrılarınıza ne cevap verdi?” Peygamberler de: “Bizim bildiğimiz bir şey yok. Yaratılmışların idrakini aşan, görülmeyen ve bilinmeyen her şeyi tümüyle bilen sensin!” diyecekler.
Mâide / 109 - (Diyanet İşleri (eski))
Allah peygamberleri topladığı gün, 'Size ne cevap verildi?' der; onlar, 'Bizim bir bildiğimiz yoktur, doğrusu görülmeyenleri bilen ancak Sen'sin' derler.
Mâide / 109 - (Diyanet Vakfi)
Allah'ın peygamberleri toplayıp da «Size ne cevap verildi» dediği gün, «Bizim hiçbir bilgimiz yok, şüphesiz gizlilikleri hakkıyle bilen ancak sensin» diyeceklerdir.
Mâide / 109 - (Edip Yüksel)
ALLAH elçileri topladığı gün: 'Size ne cevap verildi,' der. 'Bir bilgimiz yok. Gizemleri sen bilirsin,' derler.
Mâide / 109 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Allah bütün Resulleri toplayacağı o günde: «Size ne cevap verildi.» diye soracak. Onlar da: «Bizim bir bilgimiz yok, gizli olanları bilen ancak Sensin Sen!» diyecekler.
Mâide / 109 - (Gültekin Onan)
Tanrı, elçileri toplayacağı gün şöyle diyecek: "Size verilen cevap nedir?" Onlar da: "Bizim bilgimiz yoktur; şüphesiz gaybleri bilen sensin, sen" derler.
Mâide / 109 - (Harun Yıldırım)
Allah rasulleri toplayacağı gün: “Size ne cevap verildi?” buyuracak. Onlar da: “Bizim ilmimiz yok. Muhakkak ki gaybları en iyi bilen sensin, yalnız sen!” diyecekler.
Mâide / 109 - (Hasan Basri Çantay)
O günde ki Allah bütün peygamberleri toplayıb da: «Size verilen o cevab nedir?» diyecek, onlar da: «Bizim hiç bir bilgimiz yok. Şübhesiz ğaybları hakkıyle bilen Sensin Sen» diyeceklerdir.
Mâide / 109 - (Hayrat Neşriyat)
Allah, o gün (kıyâmet günü) peygamberleri toplayacak da: '(Ümmetinizi da'vet ettiğiniz zaman) size ne cevab verildi?' buyuracak! (Onlar:) 'Bizim için (bu hususta) bir ilim yoktur. Şübhesiz ki gizlilikleri hakkıyla bilen, ancak sensin!' diyecekler.
Mâide / 109 - (İbni Kesir)
Allah, Rasulleri topladığı gün şöyle buyurur; Size ne cevab verildi? Onlar da: Bizim bir bildiğimiz yoktur, doğrusu gaybları bilen Sensin Sen, derler.
Mâide / 109 - (Kadri Çelik)
Allah peygamberleri topladığı gün, “Size (davetiniz karşılığında insanlarca) ne cevap verildi?” der. Onlar, “Bizim bir bildiğimiz yoktur, doğrusu görülmeyenleri bilen ancak sensin” derler.
Mâide / 109 - (Muhammed Esed)
Allah'ın bütün peygamberleri toplayıp onlara, "Size ne cevap verildi?" diye soracağı gün onlar, "Bizim bir bilgimiz yok: Yalnız Sensin yaratılmışların idrakini aşan her şeyi tümüyle bilen!" diyecekler.
Mâide / 109 - (Mustafa İslamoğlu)
Allah bütün peygamberleri topladığı gün, onlara "Size ne cevap verildi?" deye soracak. Onlar, "Bizim bir bilgimiz yok, yaratılmışların idrakini aşan her şeyi tümüyle bilen yalnız Sensin!" diyecekler.
Mâide / 109 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
O günü ki, Allah Teâlâ peygamberleri toplayacak da «Size verilen cevap ne idi?» diyecek, onlar da «Bizim için bilgi yoktur, şüphe yok ki, gaybleri hakkıyla bilen ancak Sen'sin, Sen» diyeceklerdir.
Mâide / 109 - (Ömer Öngüt)
Allah'ın, peygamberleri toplayıp da: “Size ne cevap verildi?” dediği gün onlar: “Bizim hiçbir bilgimiz yok, şüphesiz ki gizlilikleri hakkıyla bilen ancak sensin!” diyeceklerdir.
Mâide / 109 - (Şaban Piriş)
Bir gün Allah, Resulleri bir araya getirir ve Onlara: -Size ne cevap verildi der. Onlar da derler ki: -Bizim bir bilgimiz yoktur, gaybları en iyi bilen sadece sensin!
Mâide / 109 - (Sadık Türkmen)
Allah’ın, rasûlleri/elçileri toplayıp; “Siz(den sonra davetiniz)e ne derece uyuldu?” diyeceği, onların da; “Bizim hiçbir bilgimiz yok. Gaybleri/gizlilikleri, hakkıyla bilen ancak Sensin” diyecekleri günü hatırlayın.
Mâide / 109 - (Seyyid Kutub)
Allah, bütün peygamberleri bir araya getireceği gün insanlar çağrılarınıza ne cevap verdi? diye sorar, Peygamberler de; bizim birşey bildiğimiz yok. Hiç şüphesiz sen gaybleri bilensin derler.
Mâide / 109 - (Suat Yıldırım)
Gün gelecek, Allah peygamberleri bir araya toplayıp: "Sizin tebliğleriniz ümmetleriniz tarafından nasıl karşılandı, nasıl bir cevap aldınız?" buyuracak. Onlar da: "Senin, her şeyi hakkiyle bilen ilminin yanında bizim bilgimiz yok. Zira gayblara vakıf olan, yalnız Sen’sin" diyecekler.
Mâide / 109 - (Süleyman Ateş)
Allâh, Elçileri toplayacağı gün: "Size ne cevap verildi?" der. "Bizim bilgimiz yok, derler, gizlileri bilen yalnız sensin, sen!"
Mâide / 109 - (Tefhim-ul Kuran)
Allah, peygamberleri toplayacağı gün, şöyle diyecek: «Size verilen cevap nedir?» Onlar da: «Bizim bilgimiz yoktur; şüphesiz görünmeyenleri (gaybleri) bilen Sen'sin Sen.»
Mâide / 109 - (Ümit Şimşek)
Peygamberleri huzurunda topladığı gün, Allah onlara 'Ne cevap aldınız?' diye sorar. Onlar 'Biz bilmiyoruz,' derler. 'Görünmeyenleri ve gizlilikleri bilen ancak Sensin.'
Mâide / 109 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Allah, resulleri bir araya getireceği gün şöyle der: "Size ne cevap verildi?" Şöyle derler: "Hiçbir bilgimiz yok. Gaybları en iyi biçimde bilen sensin, sen!"
Mâide / 109 - (İskender Ali Mihr)
Allah’ın, resûlleri bir araya toplayacağı, sonra “Size ne cevap verildi?” diye buyuracağı gün, (onlar); “Bizim bir bilgimiz yok. Muhakkak ki Sen, gaybdekileri en iyi bilen Sen’sin!” derler.
Mâide / 109 - (İlyas Yorulmaz)
Allah, o (kıyamet) gün elçilerini toplar ve “Uyarılarınıza ne cevap verildi” der. Elçiler de “Bizim, verilen cevaplar hakkında hiçbir bilgimiz yok, ancak bilinmeyenleri (gaybı) en iyi bilen sensin” derler.
إِذْ قَالَ اللّهُ يَا عِيسى ابْنَ مَرْيَمَ اذْكُرْ نِعْمَتِي عَلَيْكَ وَعَلَى وَالِدَتِكَ إِذْ أَيَّدتُّكَ بِرُوحِ الْقُدُسِ تُكَلِّمُ النَّاسَ فِي الْمَهْدِ وَكَهْلاً وَإِذْ عَلَّمْتُكَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَالتَّوْرَاةَ وَالإِنجِيلَ وَإِذْ تَخْلُقُ مِنَ الطِّينِ كَهَيْئَةِ الطَّيْرِ بِإِذْنِي فَتَنفُخُ فِيهَا فَتَكُونُ طَيْرًا بِإِذْنِي وَتُبْرِئُ الأَكْمَهَ وَالأَبْرَصَ بِإِذْنِي وَإِذْ تُخْرِجُ الْمَوتَى بِإِذْنِي وَإِذْ كَفَفْتُ بَنِي إِسْرَائِيلَ عَنكَ إِذْ جِئْتَهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُواْ مِنْهُمْ إِنْ هَذَا إِلاَّ سِحْرٌ مُّبِينٌ
Okunuşu: İz kâlellâhu yâ îsâbne meryemezkur ni’metî aleyke ve alâ vâlidetike iz eyyedtuke bi rûhil kudusi tukellimun nâse fîl mehdi ve kehlâ(kehlen), ve iz allemtukel kitâbe vel hikmete vet tevrâte vel incîl(incîle), ve iz tahluku minet tîni ke hey’etit tayri bi iznî fe tenfuhu fîhâ fe tekûnu tayran bi iznî ve tubriul ekmehe vel ebrasa bi iznî, ve iz tuhricul mevtâ bi iznî, ve iz kefeftu benî isrâîle anke iz ci’tehum bil beyyinâti fe kâlellezîne keferû minhum in hâzâ illâ sihrun mubîn(mubînun).
Mâide / 110 - (Diyanet İşleri)
O gün Allah, şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa! Senin üzerindeki ve annen üzerindeki nimetimi düşün. Hani, seni Ruhu’l-Kudüs (Cebrail) ile desteklemiştim. Beşikte iken de, yetişkin iken de insanlara konuşuyordun. Hani, sana kitabı, hikmeti, Tevrat’ı, İncil’i de öğretmiştim. Hani iznimle çamurdan kuş şekline benzer bir şey yapıyordun da içine üflüyordun, benim iznimle hemen bir kuş oluyordu. Yine benim iznimle doğuştan körü ve alacalıyı iyileştiriyordun. Hani benim iznimle ölüleri de (hayata) çıkarıyordun. Hani sen, İsrailoğullarına açık mucizeler getirdiğin zaman, ben seni onlardan kurtarmıştım da onlardan inkâr edenler, “Bu, ancak açık bir büyüdür” demişlerdi.
Mâide / 110 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
An o zamanı ki Allah ey Meryemoğlu İsa, hatırla sana ve annene verdiğim nîmetimi demişti, hatırla ki seni Rûh-ül-Kudüs'le kuvvetlendirdim de beşikteyken de insanlarla konuştun, olgunluk çağında da. Hani sana kitabı, hikmeti, Tevrât-ı ve İncil'i öğretmiştim. Hani topraktan kuş şeklinde bir şey yapardın iznimle de ona üfürürdün, o da iznimle kuş olurdu ve anadan doğma körün gözünü açar, abraş illetine uğrayanı o illetten kurtarırdın iznimle ve hani ölüyü, iznimle mezardan çıkarmış, diriltmiştin. Hani, İsrailoğullarına apaçık delillerle geldiğin zaman onlardan kâfir olanlar, bu ancak açık bir büyü demişlerdi de ben seni kurtarmıştım onların elinden.
Mâide / 110 - (Abdullah Parlıyan)
İşte o zaman Allah şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa! Hatırla sana ve annene bağışladığım nimetleri. Seni nasıl kutsal ruh ile güçlendirerek, insanlarla beşikte ve yetişkin iken de konuşmanı sağladığımı, sana hikmeti, Tevrat'ı, İncil'i ve kitabı öğrettiğimi. Benim iznimle çamurdan kuş biçiminde birşey yapıyor ve içine üflüyordun da kuş oluveriyordu. Hem anadan doğma körü, alaca tenliyi benim iznimle iyileştirdiğini, yine benim iznimle, ölüleri kabirden diri olarak çıkardığını. İsrailoğullarına açık belgeler getirdiğinde, onların saldırılarını senden savdığımı, onlardan inkâra sapanların, “Bu açık bir sihirden başkası değildir” dediklerini.
Mâide / 110 - (Adem Uğur)
Allah o zaman şöyle diyecek: "Ey Meryem oğlu İsa! Sana ve annene (verdiğim) nimetimi hatırla! Hani seni mukaddes ruh (Cebrail) ile desteklemiştim; (bu sayede) sen beşikte iken de yetişkin çağında da insanlarla konuşuyordun. Sana kitabı (okuyup yazmayı), hikmeti, Tevrat ve İncil'i öğretmiştim. Benim iznimle çamurdan, kuş şeklinde bir şey yapıyordun da ona üflüyordun, hemen benim iznimle o bir kuş oluyordu. Yine benim iznimle anadan doğma körü ve alacalıyı iyileştiriyordun. Ölüleri benim iznimle (hayata) çıkarıyordun. Hani İsrailoğullarını (seni öldürmekten) engellemiştim; kendilerine apaçık deliller (mucizeler) getirdiğin zaman içlerinden inkâr edenler, "Bu, apaçık bir sihirden başka bir şey değildir" demişlerdi.
Mâide / 110 - (Ahmed Hulusi)
Hani Allâh şöyle dedi: "Ey Meryemoğlu İsa! Senin ve annenin üzerindeki nimetimi an. . . Hani seni, varlığında açığa çıkan Ruh-ül Kuds kuvvesi ile teyit etmiştim. . . Beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. . . Hani sana Kitabı, Hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i talim etmiştim (bunlardaki ilmi, bilincinde açığa çıkarmıştım). . . Hani Bi-izni (iznimle) balçıktan kuş şeklinde yaratıyor, onun içinde nefhediyordun da Bi-izni (iznimle) bir kuş oluyordu! Anadan doğma köre ve cüzzamlıya benim iznimle şifa veriyordun. . . Hani ölüleri benim iznimle hayata çıkarıyordun. . . Hani İsrailoğullarını senden engellemiştim! Hani sen kendilerine delillerle gelmiştin de, onlardan hakikat bilgisini inkâr edenler şöyle demişti: 'Bu, apaçık bir sihirden başka bir şey değil!'"
Mâide / 110 - (Ahmet Tekin)
Allah o zaman:'Ey Meryem’in oğlu Îsâ, senin ve annenin üzerindeki nimetlerimi hatırlayarak şükret. Hani seni, kâinattaki tabiî, dinî, sosyal, siyasî, ekonomik ve idarî düzeni içeren, ihyâ eden, insanları ve toplumları pislikten arındıran kitabı getiren elçi Cebrâil ile desteklemiştim. Beşikte iken de, insanlarla olgunluk çağındaki peygamber vasfınla konuşuyordun. Sonra okuma yazmayı, kutsal kitaplara vukufu, ilmi, hikmeti, sağlıklı ve ahlâklı yaşama bilgisini, hekimliği, yazılı ve şifahî bilgileri, sünneti içeren Tevrat’ı ve İncil’i öğretmiştim. Benim bilgim planım dahilinde, benim irademle emsalsiz güzellikte çamurdan bir kuş planlayıp şekillendirebiliyor, ona üflüyordun. Benim bilgim dahilinde, benim irademle o bir kuş oluyordu. Anadan doğma körü ve alaca hastalığına yakalananı iyileştirebiliyordun. Ölülere benim bilgim dahilinde, benim irademle hayat verebiliyordun. Hani İsrâiloğulları’nın seni öldürmelerine engel olmuş, seni korumuştum. Kendilerine apaçık âyetler, mûcizeler getirdiğin zaman, içlerinden kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar eden kâfirler, 'Bu açıkça, aklı etki altına alan bir sihir, bir aldatmacadır' demişlerdi.
Mâide / 110 - (Ahmet Varol)
Allah şöyle der: 'Ey Meryem oğlu İsa! Benim sana ve annene olan nimetimi an! Hani seni Ruhu'l-Kudüs ile desteklemiştim. Beşikteyken ve erginlik çağında insanlarla konuşuyordun. Sana Kitab'ı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretmiştim. Benim iznimle çamurdan kuş şeklinde bir şey oluşturuyor, sonra içine üflüyordun ve o benim iznimle kuş oluyordu. Yine benim iznimle anadan doğma körleri ve alacalıları iyileştiriyordun. Benim iznimle ölüleri diriltiyordun. Hani sen İsrailoğularına kuvvetli belgeler getirdiğinde onlardan inkar edenler 'bu apaçık bir sihirden başka bir şey değildir' demişlerdi de ben onların sana zarar vermelerini önlemiştim.
Mâide / 110 - (Ali Bulaç)
Allah şöyle diyecek: "Ey Meryemoğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Sana kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğrettim. İznimle çamurdan kuş biçiminde (bir şeyi) oluşturuyordun da (yine) iznimle ona üfürdüğünde bir kuş oluveriyordu. Doğuştan kör olanı, alacalıyı iznimle iyileştiriyordun, (yine) benim iznimle ölüleri (hayata) çıkarıyordun. İsrailoğullarına apaçık belgelerle geldiğinde onlardan inkâra sapanlar, "Şüphesiz bu apaçık bir sihirdir" demişlerdi (de) İsrailoğullarını senden geri püskürtmüştüm."
Mâide / 110 - (Ali Fikri Yavuz)
Allah o gün şöyle buyuracak: -Ey Meryem oğlu Îsâ! Sana ve annene olan nimetimi hatırla. Hani, seni Cebrâil ile desteklemiştim de hem beşikte, hem de yetişkin iken insanlarla konuşuyordun; hani sana yazı yazmayı, hikmeti (sağlam olan doğru sözü), Tevrat’ı ve İncil’i öğretmiştim: hani benim iznimle çamurdan kuş biçimi yapıyordun, sonra içine üflüyordun da benim iznimle bir kuş oluveriyordu; ve anadan doğma âmâ ile abraşı da benim iznimle hayata çıkarıyordun; hani senden İsrailoğullarını defetmiştim (seni öldürememişlerdi). Kendilerine açık mûcizeler getirdiğin zaman da, içlerinden küfre varanlar şöyle demişti: “- Bu apaçık bir sihirden başka bir şey değildir.”
Mâide / 110 - (Ali Ünal)
İşte o gün Allah, şöyle buyurur: “Meryem oğlu İsa! Hem senin hem de annenin üzerindeki nimetimi hatırla: hani seni Ruhu’l Kudüs’le desteklemiştim de, beşikte iken de yetişkinliğinde de insanlarla konuşurdun. Ayrıca sana Kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretmiştim. Yine sen, Benim iznimle çamurdan kuş şeklinde bir şey yapar ve içine üflerdin de, Benim iznimle bir kuş oluverirdi; aynı şekilde Benim iznimle (anadan doğma) körü ve alacalıyı (cüzzamlı) iyileştirirdin; ve yine Benim iznimle ölüleri diri hale getirirdin. Bir vakit de, İsrail Oğulları’nın öldürme kastıyla sana uzanan ellerini geri çekmiştim: kendilerine (risaletinin ve getirdiğin Kitabın hak olduğunu gösteren) apaçık deliller ve mucizeler göstermiştin de, aralarında küfür içinde boğulup gidenler, ‘Bunlar, olsa olsa ancak apaçık birer büyü olabilir!’ demişlerdi.
Mâide / 110 - (Bayraktar Bayraklı)
Allah o zaman şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu Îsâ! Sana ve annene verdiğim nimetimi hatırla! Hani seni mukaddes ruh/Cebrâil ile desteklemiştim; bu sayede sen beşikte iken yetişkin çağdaki insanlarla konuşuyordun. Sana kitabı okuyup yazmayı, hikmeti, Tevrat ve İncil'i öğretmiştim. Benim iznimle çamurdan kuş şeklinde bir şey yapıyordun da ona üflüyordun, hemen benim iznimle o bir kuş oluyordu. Yine benim iznimle anadan doğma körü ve alacalıyı iyileştiriyordun. Ölüleri benim iznimle hayata getiriyordun. Hani İsrâiloğulları'nı seni öldürmekten engellemiştim; kendilerine apaçık deliller, mucizeler getirdiğin zaman, içlerinden inkâr edenler, ‘Bu apaçık bir sihirden başka bir şey değildir' demişlerdi.”
Mâide / 110 - (Bekir Sadak)
Allah, «Ey Meryem oglu Isa! Sana ve anana olan nimetimi an» demisti, «Seni Ruhul Kudus ile desteklemistim; besikte ve yetiskin iken insanlarla konusuyordun; sana Kitab'i, hikmeti, Tevrat'i ve Incil'i ogretmistim. Sen iznimle, camurdan kus gibi bir sey yapmis ona uflemistin de iznimle kus olmustu; anadan dogma koru, alacaliyi iznimle iyi etmistin. Oluleri iznimle diriltiyordun. Israilogullarina belgelerle geldiginde, onlardan inkar edenler, 'Bu apacik bir buyudur' demislerdi de Ben onlarin sana zarar vermelerini onlemistim.»
Mâide / 110 - (Celal Yıldırım)
Allah (o gün) buyuracak ki: Ey Meryem oğlu İsâ! Sana ve annene olan nimetimi hatırla ; hani seni Ruhu'l-Kudüs ile desteklemiştim de beşikte ve yetişkin iken insanlara konuşuyordun ; hani sana kitab'ı (okuyup yazmayı), hikmeti, Tevrat ve incil'i öğretmiştim ve sana, benim iznimle çamurdan kuş biçiminde (şekil) yapıp ona üflemiştin, o da benim iz nimle kuş oluvermişti. Bir de anadan doğma körü, alaca tenliyi benim iznimle iyileştirmiştin; hani ölüleri de benim iznimle kabirden diri olarak çıkarıyordun ve İsrail oğulları'na açık belgeler (mu'cizeler) getirdiğinde onların (saldırısını) senden savmıştım ; onlardan inkâra sapanlar, «bu açık bir sihirden başkası değildir» demişlerdi.
Mâide / 110 - (Cemal Külünkoğlu)
Allah o zaman şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa! Sana ve annene (verdiğim) nimetimi hatırla! Hani seni mukaddes ruh (Cebrail) ile desteklemiştim; (bu sayede) sen beşikte iken de yetişkin çağında da insanlarla konuşuyordun. Sana kitabı (okuyup yazmayı), hikmeti (eşyanın hakikatini anlamayı), Tevrat ve İncil'i öğretmiştim. Benim iznimle çamurdan kuş şeklinde bir şey yapıyordun da ona üflüyordun, hemen benim iznimle o bir kuş oluyordu. Yine benim iznimle anadan doğma körü ve alacalıyı iyileştiriyordun. Ölüleri benim iznimle kabirden diri olarak çıkarıyordun. Hani kendilerine (İsrailoğullarına) apaçık deliller (mucizeler) getirdiğin zaman içlerinden inkâr edenler: “Bu, apaçık bir büyüden başka bir şey değildir” demişlerdi de o vakit İsrailoğulları'nın (seni öldürmelerine) mani olmuştum.
Mâide / 110 - (Diyanet İşleri (eski))
Allah, 'Ey Meryem oğlu İsa! Sana ve anana olan nimetimi an' demişti, 'Seni Ruhul Kudüs ile desteklemiştim; beşikte ve yetişkin iken insanlarla konuşuyordun; sana Kitap'ı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretmiştim. Sen iznimle, çamurdan kuş gibi bir şey yapmış ona üflemiştin de iznimle kuş olmuştu; anadan doğma körü, alacalıyı iznimle iyi etmiştin. Ölüleri iznimle diriltiyordun. İsrailoğullarına belgelerle geldiğinde, onlardan inkar edenler, 'Bu apaçık bir büyüdür' demişlerdi de Ben onların sana zarar vermelerini önlemiştim.'
Mâide / 110 - (Diyanet Vakfi)
Allah o zaman şöyle diyecek: «Ey Meryem oğlu İsa! Sana ve annene (verdiğim) nimetimi hatırla! Hani seni mukaddes ruh (Cebrail) ile desteklemiştim; (bu sayede) sen beşikte iken de yetişkin çağında da insanlarla konuşuyordun. Sana kitabı (okuyup yazmayı), hikmeti, Tevrat ve İncil'i öğretmiştim. Benim iznimle çamurdan, kuş şeklinde bir şey yapıyordun da ona üflüyordun, hemen benim iznimle o bir kuş oluyordu. Yine benim iznimle anadan doğma körü ve alacalıyı iyileştiriyordun. Ölüleri benim iznimle (hayata) çıkarıyordun. Hani İsrailoğullarını (seni öldürmekten) engellemiştim; kendilerine apaçık deliller (mucizeler) getirdiğin zaman içlerinden inkâr edenler, «Bu, apaçık bir sihirden başka bir şey değildir» demişlerdi.
Mâide / 110 - (Edip Yüksel)
ALLAH diyecek ki: Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene bağışladığım nimetimi hatırla. Seni Kutsal Ruh ile desteklemiştim; böylece beşikteyken de yetişkin iken de halkla konuşuyordun. Sana kitabı, bilgeliği, Tevratı ve İncili öğretmiştim. İznimle balçıktan kuş heykeli yaratıyordun ve ona üfleyince de iznimle kuş oluveriyordu. Körü ve cüzzamlıyı iznimle iyileştiriyordun. Yine benim iznimle ölüleri diriltiyordun. İsrail oğullarına apaçık kanıtlar götürmene rağmen, içlerindeki inkarcılar, 'Bu apaçık bir büyüden başka bir şey değil,' demişlerdi de seni onlardan kurtarmıştım.
Mâide / 110 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Allah buyurduğu vakıt: ya Isâ ibni Meryem sana ve validene olan ni'metimi düşün, hani seni ruhulkudüs ile müeyyed kıldım, nâsa kelâm söyleyordun hem beşikte hem yetişkin iken ve hani sana kitabet, hikmet, Tevrat ve İncil öğrettim ve hani benim iznimle çamurdan kuş biçimi gibi taslayordun, içine üfleyordun da benim iznimle bir kuş oluveriyordu, hem anadan doğma a'mayı ve abraşi benim iznimle iyi ediyordun ve hani ölüleri benim iznimle hayata çıkarıyordun ve hani senden Benî İsraîli def' etmiştim, o vakıt ki onlara o açık mu'cizeleri getirmiştin de içlerinden kâfirlik edenler şöyle demişti: bu apaçık bir sihirden başka bir şey değil.
Mâide / 110 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Allah o günde şöyle buyuracak: «Ey Meryem oğlu İsa, sana ve anana olan nimetimi düşün; hani seni Cebrail ile destekledim, insanlarla hem beşikte hem de yetişkin iken konuşuyordun; sana yazı yazmayı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğrettim. Hani Benim iznimle çamurdan kuş biçiminde birşey yapıyordun, içine üflüyordun da Benim iznim ile bir kuş oluveriyordu; anadan doğma körü ve abraşlıyı Benim iznimle iyi ediyordun; hani ölüleri Benim iznimle diriltiyordun ve hani İsrailoğullarına açık delillerle geldiğinde, onlardan inkar edenler: «Bu apaçık bir büyüden başka birşey değildir.» demişlerdi de, seni onlardan kurtarmıştım.
Mâide / 110 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Allah şöyle diyecektir: «Ey Meryemoğlu İsa! Sana ve annene olan nimetimi hatırla! Hani seni Rûhu'l- Kudüs (Cebrâil) ile desteklemiştim. Beşikteyken ve kemâle ermişken insanlarla konuşuyordun. Sana yazıyı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretmiştim. İznimle çamurdan kuş şeklinde bir şey yapmış ve ona üflemiştin, o da iznimle kuş olmuştu. Anadan doğma kör olanı ve alaca hastalığına yakalanmış kimseyi iznimle iyileştirmiştin. Ölüleri iznimle (hayata) çıkarmıştın. İsrailoğulları'na âyetlerle geldiğin ve onlardan inkâr edenlerin: «Bu ancak apaçık bir sihirdir» dedikleri zaman seni, onlardan korumuştum.
Mâide / 110 - (Gültekin Onan)
Tanrı şöyle diyecek : "Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim; beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Sana kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğrettim. İznimle çamurdan kuş biçiminde (bir şeyi) oluşturuyordun da iznimle ona üfürdüğünde bir kuş oluveriyordu. Doğuştan kör olanı ve alacalıyı iznimle iyileştiriyordun. (Yine) Benim iznimle ölüleri (hayata) çıkarıyordun. İsrail oğullarına apaçık belgelerle geldiğinde onlardan küfredenler "Bu apaçık bir büyüden başka bir şey değil" demişlerdi (de) İsrailoğullarını senden geri püskürtmüştüm.
Mâide / 110 - (Harun Yıldırım)
O zaman Allah buyuracak ki: “Ey Meryem oğlu İsa! Sana ve annene olan nimetimi hatırla! Hani ben seni Ruhu’lKudüs ile desteklemiştim, beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Hani sana kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretmiştim. Hani iznimle çamurdan kuş biçiminde bir şey yapıyordun, ona üfürüyordun da iznimle bir kuş oluveriyordu. Doğuştan kör olanı ve alacalıyı benim iznimle iyileştiriyordun. Yine benim iznimle ölüleri çıkarıyordun. Hani kendilerine apaçık mucizelerle geldiğinde İsrailoğullarını senden çekmiştim de onlardan kâfir olanlar: “Bu apaçık bir sihirdir!?” demişlerdi.”
Mâide / 110 - (Hasan Basri Çantay)
Allah o zaman şöyle diyecek: «Ey Meryem oğlu İsâ, hem senin üzerindeki, hem ananın üzerindeki (bunca) ni'metimi hatırla. Hani ben seni Cebrail ile desteklemişdim. Beşikde iken de, yetişgin iken de sen insanlara söz söylüyordun. Hani sana kitabı (yazı yazmayı), hikmeti, Tevrâtı, İncili öğretmişdim. Hani benim iznimle çamırdan bir kuş suretinin benzerini tasarlıyordun, içine üfürüyordun da benim iznimle bir kuş oluveriyordu. Hem anadan doğma körü, abraşı da yine benim iznimle iyi ediyordun. Hani ölüleri benim iznimle (hayaata) çıkarıyordun, hani İsrail oğulları (nın elini) senden çekmişdim (de seni öldürememişlerdi). Kendilerine apaçık mu'cizeler getirdiğin zaman da içlerinden o küfredenler: «Bu, aşikâr bir büyüden başkası değildir» demişdi.
Mâide / 110 - (Hayrat Neşriyat)
O zaman Allah şöyle buyuracak: 'Ey Meryemoğlu Îsâ! Sana ve annene olan ni'metimi hatırla!Hani sana Rûhü’l-Kudüs (Cebrâîl) ile kuvvet vermiştim; beşikte iken de, yetişkin hâlde de insanlarla konuşuyordun. Ve hani sana yazı yazmayı, hikmeti, Tevrât’ı ve İncîl’i öğretmiştim. Hem o zaman ki iznimle çamurdan kuş şekli gibi (bir şey) yapıyor, sonra içine üflüyordun da iznimle bir kuş oluyordu (ve) yine iznimle (anadan doğma) a'mâyı ve (teni)alacalı olanı iyileştiriyordun. Yine o vakit iznimle ölüleri (kabirlerinden dirilmiş olarak)çıkarıyordun.Bir zaman da (seni öldürmek isteyen) İsrâil-oğullarını senden def' etmiştim; hani kendilerine apaçık delillerle gelmiştin de içlerinden inkâr edenler: 'Bu, apaçık sihirden başka bir şey değildir’ demiş(ler)di.'
Mâide / 110 - (İbni Kesir)
Hani Allah; Ey Meryem oğlu İsa; senin ve ananın üzerindeki nimetimi hatırla, demişti. Hani seni, Ruh'ül-Kudüs ile desteklemiştim. Beşikte iken de, yetişkin iken de insanlar la konuşuyordun. Hani sana; kitabı, hikmeti Tevrat'ı ve İncil'i öğretmiştim. Hani sen; Benim iznimle çamurdan kuş gibi bir şey yapıyordun da içine üflüyordun ve Benim iznimle kuş oluyordu. Hani sen; anadan doğma körü ve abraşı Benim iznimle iyi ediyordun. Hani; ölüleri Benim iznimle diriltiyordun. Ve hani, İsrailoğullarını senden çekmiştim, kendilerine apaçık ayetler getirdiğin zaman içlerinden küfredenler; bu apaçık bir büyüdür, demişti.
Mâide / 110 - (Kadri Çelik)
Hani Allah şöyle demişti: “Ey Meryem oğlu İsa! Sana ve anana olan nimetimi an. Hani seni Ruh'ul Kudüs ile desteklemiştim de beşikte ve yetişkin iken insanlarla konuşmuştun. Hani sana kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretmiştim. Hani sen iznimle, çamurdan kuş gibi bir şey yaratmış ona üflemiştin de iznimle kuş olmuştu. Anadan doğma körü ve alacalıyı iznimle iyileştirmiştin. Ölüleri iznimle diriltmiştin. Hani İsrail oğullarına belgelerle geldiğinde, onlardan küfre sapanlar, “Bu apaçık bir büyüdür” demişlerdi de ben onları senden savmıştım.”
Mâide / 110 - (Muhammed Esed)
İşte o zaman Allah şöyle diyecek: "Ey İsa, ey Meryem oğlu! Hatırla sana ve annene bağışladığım nimetleri, seni nasıl Kutsal Ruh ile güçlendirerek insanlarla beşikte iken ve yetişkin bir adam olarak konuşmanı sağladığımı; ve nasıl sana Tevratı ve İncili ihtiva eden vahiy ve hikmeti öğrettiğimi; nasıl Benim iznimle çamurdan, (sana uyanların) kaderini şekillendirdiğini ve sonra bunun Benim iznimle (onların) kaderi olabilmesi için ona üflediğini; ve nasıl iznimle körleri ve cüzamlıları iyileştirdiğini ve ölüyü ayağa kaldırdığını; sen İsrailoğullarına hakikatin bütün kanıtları ile geldiğinde ve onlardan hakikati inkara şartlanmış olanların, "Bu aldatmacadan başka bir şey değildir!" dedikleri zaman onların sana zarar vermelerine nasıl mani olduğumu.
Mâide / 110 - (Mustafa İslamoğlu)
İşte o zaman Allah diyecek ki: "Ey Meryem oğlu İsa: sana ve annene bahşettiğim nimetimi hatırla! Hani, seni Kutsal Ruh ile desteklemiştim; insanlarla beşikte iken de erişkin iken de konuşuyordun! Hani, Ben sana vahyi ve hikmeti; yani Tevrat ve İncil'i talim ettirmiştim! Hani sen Benim iznimle çamurdan kuş maketi yapıyor, ona üflüyor ve o da Benim iznimle kuş oluveriyordu. Ve nasıl iznimle körleri ve cüzzamlıları iyileştiriyor ve yine iznimle ölüleri ayağa kaldırıyordun! Hani sen İsrailoğullarına hakikatin bütün delilleriyle; yani onlardan nankörlükte ısrar edenler "Bu sihirden başka bir şey değildir" dedikleri zaman, sana zarar vermelerine mani olmuştum!
Mâide / 110 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
O zamanı ki Allah Teâlâ buyurdu: «Ey Meryem'in oğlu İsa! Senin üzerine ve validenin üzerine olan nîmetimi zikret, o zamanı ki, seni Rûhu'lKuds ile teyid etmiştim, sen beşikte iken de yetişkin iken de insanlara söz söylüyordun. O zamanı ki, sana kitabı, hikmeti, Tevrat'ı, ve İncil'i öğretmiştim ve o zamanı ki, benim iznimle çamurdan kuş heyeti gibi birşey tasvir ediyor da içine üfürüyordun, benim iznimle bir kuş oluveriyordu. Anadan doğma körü, vücudunda beyaz beyaz lekeler bulunan kimseyi de Benim iznimle iyi ediyor idin. Ve o zamanı ki, ölüleri Benim iznim ile (hayat sahasına) çıkarıyordun. Ve o zamanı ki İsrailoğullarını senden defetmiştim, onlara açık mûcizeler ile geldiğin vakitte ki, onlardan kâfir olanlar, 'Bu apaçık bir büyüden başka değildir' demiş idi.»
Mâide / 110 - (Ömer Öngüt)
Allah o zaman şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsâ! Sana ve annene olan nimetimi hatırla! Seni kudsî ruh ile desteklemiştim. Beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Sana Kitab'ı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretmiştim. Benim iznimle çamurdan kuş şeklinde bir şey yapıyor ve ona üflüyordun, benim iznimle hemen kuş oluyordu. Anadan doğma körü ve alacalıyı benim iznimle iyileştiriyordun. Ölüleri benim iznimle hayata çıkarıyordun. İsrailoğullarına apaçık delillerle geldiğin zaman, onlardan inkâr edenler: 'Bu apaçık bir büyüdür. ' demişlerdi de, ben onların sana zarar vermelerini önlemiştim. ”
Mâide / 110 - (Şaban Piriş)
Allah der ki: -Ey Meryemoğlu İsa, sana ve annene verdiğim nimetimi hatırla! Hani seni Rûhu’l Kudüs (Cebrail) ile desteklemiştim. Beşikteyken de yetişkinken de insanlarla konuşuyordun. Sana, Kitabı, hikmeti, Tevratı ve İncil’i öğretmiştim. Benim iznim ile çamurdan kuş şeklinde bir şey yapmış, sonra da ona üflemiştin de, o da benim iznim ile kuş oluvermişti. Yine benim iznim ile körü ve alacalıyı iyileştiriyor, iznimle ölüleri diriltiyordun. İsrailoğullarının elini senin üzerinden çekmiştim. Onlara belgeleri getirdiğinde, Onlardan inkarcı olanlar: -Bu apaçık bir sihirden başka bir şey değildir, demişlerdi.
Mâide / 110 - (Sadık Türkmen)
O gün Allah şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa! Senin üzerindeki ve annen üzerindeki nimetimi düşün. Hani, seni Ruhu’lKudüs (Cebrail) ile desteklemiştim. Beşikte iken de yetişkin iken de insanlara konuşuyordun. Hani sana Kitabı, Hikmet’i, Tevrat’ı, İncil’i de öğretmiştim. Hani iznimle, çamurdan kuş şekline benzer bir şey yapıyordun da, içine (onun için yarattığım ruhtan) üflüyordun, benim iznimle hemen bir kuş oluveriyordu. Yine Benim iznimle doğuştan körü ve alacalıyı iyileştiriyordun. Hani Benim iznimle ölüleri de (hayata) döndürüyordun. Hani sen, İsrailoğullarına açık mucizeler getirdiğin zaman, Ben seni onlardan kurtarmıştım da onlardan inkâr edenler; “Bu ancak açık bir büyüdür” demişlerdi.
Mâide / 110 - (Seyyid Kutub)
Allah: “Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla” demişti. “Seni Cebrail ile desteklemiştim; beşikte ve yetişkin iken insanlarla konuşuyordun; sana kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretmiştim. Sen izninle çamurdan kuş gibi bir şey yapmış ona üflemiştin de iznimle iyi etmiştin. Ölüleri iznimle diriltiyordun. İsrailoğullarına mucizelerle geldiğinde, onlardan küfredenler: ‘Bu apaçık bir büyüdür’ demişlerdi de ben onların sana zarar vermelerini önlemiştim.”
Mâide / 110 - (Suat Yıldırım)
Allah o gün buyuracak ki: "İsa! Hem senin, hem annenin üzerinizdeki nimetimi iyi düşün! Düşün ki: Ben Seni Ruhu’l-kudüsle desteklemiştim. Sen beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşmuştun. Ben sana kitabı, hikmeti, Tevrat ve İncil’i öğretmiştim. Sen, Ben’im iznimle çamurdan kuş şeklinde bir şey yapıyor, ona üflüyordun; o da Ben’im iznimle kuş oluveriyordu. Düşün ki: Sen Ben’im iznimle anadan doğma âmanın gözünü açıyor, abraşı da iyileştiriyordun. Düşün ki: Sen Ben’im iznimle ölüleri kabirden diri olarak çıkarıyordun. Hani Ben İsrailoğullarının şerlerini (öldürme kasıtlarını) senden defetmiştim. Kendilerine apaçık deliller, mûcizeler getirdiğin zaman da onların kâfirleri: "Bu besbelli bir büyüden başka bir şey değil!" demişlerdi.
Mâide / 110 - (Süleyman Ateş)
Allâh demişti ki: "Ey Meryem oğlu Îsâ, sana ve annene olan ni'metimi hatırla, hani seni Ruhu'l-Kudüs ile desteklemiştim; beşikte ve yetişkin iken insanlarla konuşuyordun; sana Kitabı, hikmeti, Tevrât'ı ve İncil'i öğrettim. Benim iznimle çamurdan kuş şeklinde bir şey yaratıyor, içine üflüyordun, benim iznimle kuş oluyordu; anadan doğma körü ve alacalıyı benim iznimle iyileştiriyordun; benim iznimle ölüleri (diriltip kabirlerden) çıkarıyordun ve İsrâil oğullarını da senden savmıştım; hani sen onlara açık deliller getirdiğin zaman, içlerinden inkâr edenler: "Bu açık bir büyüden başka bir şey değil!" demişti.
Mâide / 110 - (Tefhim-ul Kuran)
Allah şöyle diyecek: «Ey Meryemoğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Sana kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğrettim. İznimle çamurdan kuş biçiminde (bir şeyi) oluşturuyordun da (yine) iznimle ona üfürdüğünde bir kuş oluveriyordu. Doğuştan kör olanı, alacalıyı iznimle iyileştiriyordun, (yine) benim iznimle ölüleri (hayata) çıkarıyordun. İsrailoğullarına apaçık belgelerle geldiğinde onlardan küfre sapanlar, «Şüphesiz bu apaçık bir sihirdir» demişlerdi (de) İsrailoğullarını senden geri püşkürtmüştüm.»
Mâide / 110 - (Ümit Şimşek)
O zaman Allah, Meryem oğlu İsa'ya 'Senin ve annenin üzerindeki nimetimi hatırla,' buyurur. 'Hani seni Ruhu'l-Kudüs ile desteklemiştim. Sen beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşurdun. Hani Ben sana okuma yazmayı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretmiştim. Hani Benim iznimle çamurdan bir kuş sureti yapar, ona üflerdin de, Benim iznimle o bir kuş oluverirdi. Yine Benim iznimle anadan doğma körlerin gözlerini açar, abraşı iyileştirirdin. Yine Benim iznimle ölüleri diriltirdin. Hani, sen İsrailoğullarına deliller getirdiğin ve onların kâfir olanları 'Bu düpedüz büyü' dedikleri zaman onların elinden seni kurtarmıştım.
Mâide / 110 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Hani, Allah şöyle demişti: "Ey Meryem'in oğlu İsa! Senin ve annenin üzerindeki nimetimi hatırla. Seni Ruhulkudüs'le desteklemiştim, beşikte iken ve erginlik çağında insanlarla konuşuyordun. Sana Kitap'ı, hikmeti, Tevrat'ı, İncil'i öğretmiştim. Benim iznimle çamurdan kuş görünümünde bir şey yaratıyor, içine üflüyordun da o benim iznimle kuş oluyordu. Doğuştan körü, abraşı benim iznimle iyileştiriyordun. Benim iznimle ölüleri çıkarıyordun. İsrailoğullarını senden uzak tutmuştum. Hani, sen onlara açık-seçik ayetleri getirdiğinde, küfre sapanları şöyle deyivermişti: "Açık bir büyüden başka bir şey değil bu."
Mâide / 110 - (İskender Ali Mihr)
Allah (cc.) şöyle buyurmuştu; “Ey Meryem oğlu İsâ! Senin ve annenin üzerindeki nimetimi hatırla. Seni Ruhûl Kudüs ile desteklemiştim de beşikte iken de yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Sana Kitab’ı, Hikmet’i, Tevrat’ı ve İncil’i öğretmiştim. Ben’im iznimle nemli topraktan kuş şeklinde heykel (suret) yapmıştın, sonra onun içine üflemiştin, böylece Ben’im iznimle bir kuş olmuştu. Ve, doğuştan kör olanı ve alaca tenliyi yine Ben’im iznimle iyileştiriyordun. Ben’im iznimle ölüleri (diriltip, kabirden) çıkartıyordun. Ve onlara apaçık belgeler getirdiğin zaman İsrailoğullarının saldırısını senden savmıştım (seni kurtarmıştım). O zaman onlardan kâfir olanlar (küfürde olanlar); "Bu ancak, sadece apaçık bir sihirdir." demişlerdi.”
Mâide / 110 - (İlyas Yorulmaz)
Allah “Ey İsa! Sana ve annene olan nimetlerimi hatırla, seni Kutsal Ruh (Cebrail) ile desteklediğimde, beşikte ve yetişkin döneminde insanlarla konuştun, sana kitabı ve kitabın içinden nasıl hüküm çıkarılacağını, Tevrat’ı ve İncil’i öğrettim. Sen (çamurdan) bir kuş heykeli yapmış ve iznimle onu canlandırmış, iznimle kuş olmuştu, yine benim iznimle kör ve alaca hastalığı olanı iyi etmiştin ve yine iznimle (mezardan) ölüyü çıkarmıştın, yine sen İsrail oğullarına açıklayıcı kanıtlar getirmiştin ve seni ret edenler “Bu ancak apaçık bir sihirdir” demişlerdi de, seni onların kötülüklerinden korumuştum.
وَإِذْ أَوْحَيْتُ إِلَى الْحَوَارِيِّينَ أَنْ آمِنُواْ بِي وَبِرَسُولِي قَالُوَاْ آمَنَّا وَاشْهَدْ بِأَنَّنَا مُسْلِمُونَ
Okunuşu: Ve iz evhaytu ilâl havâriyyîne en âminû bî ve bi resûlî, kâlû âmennâ veşhed bi ennenâ muslimûn(muslimûne).
Mâide / 111 - (Diyanet İşleri)
Hani bir de, “Bana ve Peygamberime iman edin” diye havarilere ilham etmiştim. Onlar da “İman ettik. Bizim müslüman olduğumuza sen de şahit ol” demişlerdi.
Mâide / 111 - (Abdullah Parlıyan)
Ve hatırla o vakti ki, havarilere “Bana ve elçime inanın” diye vahyetmiştim. Onlar da “Biz inanıyoruz şahit ol ki, kendimizi sana teslim etmişiz” diye cevap verdiklerini.
Mâide / 111 - (Adem Uğur)
Hani havârîlere, "Bana ve peygamberime iman edin" diye ilham etmiştim. Onlar (da), "İman ettik, bizim Allah'a teslim olmuş kimseler (müslümanlar) olduğumuza sen de şahit ol" demişlerdi.
Mâide / 111 - (Ahmed Hulusi)
Hani Havarilere, "Bana ve Rasûlüme ("B"nin işareti kapsamıyla) iman edin" diye vahyetmiştim. . . "İman ettik. . . Sen şahit ol, biz gerçekten müslimleriz" dediler.
Mâide / 111 - (Ahmet Tekin)
Hani temiz giyimli, iyi niyetli istikamet sahibi olanlara, havârilere:'Bana ve Rasulüme iman edin' diye ilham etmiştim. Onlar:'İman ettik. Bizim İslâm’ı yaşayan müslümanlar olduğumuza, İslâm dininde sebat edeceğimize şâhit ol' demişlerdi.
Mâide / 111 - (Ahmet Varol)
Havarilere 'Bana ve Peygamber'ime iman edin' diye ilham etmiştim. Onlar da: 'İman ettik. Sen de bizim Müslümanlar olduğumuza şahit ol' demişlerdi.
Mâide / 111 - (Ali Bulaç)
Hani Havarî’lere (Hz. Îsa’ya bağlı olanlara): “-Bana ve Peygamberime iman edin” diye ilham etmiştim de onlar: “İman ettik, bizim hakikî müslümanlar olduğumuza şahid ol” demişlerdi.
Mâide / 111 - (Ali Fikri Yavuz)
Hani Havarî’lere (Hz. Îsa’ya bağlı olanlara): “-Bana ve Peygamberime iman edin” diye ilham etmiştim de onlar: “İman ettik, bizim hakikî müslümanlar olduğumuza şahid ol” demişlerdi.
Mâide / 111 - (Ali Ünal)
Ve hani havarilere, “Bana ve Rasûlüme iman edin!” diye (senin vasıtanla) vahyetmiş, bunu kalblerine de duyurmuştum. Onlar da, “İman ettik (ya Rab), Sen şahit ol ki, şüphesiz Biz, (Sen’in bu vahyine teslim olmuş) Müslümanlarız!” diye karşılık vermişlerdi.
Mâide / 111 - (Bekir Sadak)
Havarilere, «Bana ve peygamberime inanin» diye bildirmistim, «Inandik, bizim muslimler oldugumuza sahid ol» demislerdi.
Mâide / 111 - (Celal Yıldırım)
Ve hani Havarilere, bana ve peygamberime imân edin diye ilhamda bulunmuştum, onlar da «biz imân ettik, Hakk'a teslimiyet göstrediğimize şâhid ol» demişlerdi.
Mâide / 111 - (Cemal Külünkoğlu)
Hani Havarilere: “Bana ve Resulüme iman edin” diye ilham etmiştim. Onlar da: “İman ettik, Hakk'a teslimiyet gösterdiğimize sen de şahit ol” demişlerdi.
Mâide / 111 - (Diyanet Vakfi)
Hani havârîlere, «Bana ve peygamberime iman edin» diye ilham etmiştim. Onlar (da), «İman ettik, bizim Allah'a teslim olmuş kimseler (müslümanlar) olduğumuza sen de şahit ol» demişlerdi.
Mâide / 111 - (Edip Yüksel)
Havarilere (öğrencilere), 'Bana ve elçime inanın,' diye vahyettiğimde; 'İnandık, bizim müslüman (teslim) oluşumuza tanık ol,' demişlerdi.
Mâide / 111 - (Gültekin Onan)
Hani Havarilere: "Bana ve elçime inanın" diye vahyetmiştim; onlar da: "İnandık, gerçekten müslüman (teslim) olduğumuza sen de tanık ol" demişlerdi.
Mâide / 111 - (Harun Yıldırım)
Hani havarilere: “Bana ve Rasul’üme iman edin!” diye vahyetmiştim de onlar: “İman ettik, gerçekten müslümanlar olduğumuza sen de şahit ol!” demişlerdi.
Mâide / 111 - (Hasan Basri Çantay)
Hani havarilere : «Bana ve resulüme îman edin» diye ilham etmişdim. «Îman etdik. Hakıykî müslümanlar olduğumuza Sen de şâhid ol» demişlerdi.
Mâide / 111 - (Hayrat Neşriyat)
'Hani Havârîlere de: 'Bana ve peygamberime îmân edin!’ diye ilhâm etmiştim.(Onlar:) 'Îmân ettik, (yâ Rab!) artık şâhid ol ki gerçekten biz Müslümanlarız!’ demişlerdi.'
Mâide / 111 - (İbni Kesir)
Hani Ben Havarilere: Bana ve peygamberime iman edin, diye vahyetmiştim de; inandık, şahid ol ki biz, müslümanlarız, demişlerdi.
Mâide / 111 - (Kadri Çelik)
Havarilere, “Bana ve peygamberime iman edin” diye vahiy etmiştik de, “İman ettik, bizim Müslüman olduğumuza şahit ol” demişlerdi.
Mâide / 111 - (Muhammed Esed)
Ve (hatırla o vakti ki) beyazlara bürünmüş olanlara, "Bana ve Benim Elçime inanın!" diye vahyetmiştim. Onlar, "Biz inanıyoruz; ve şahit ol ki kendimizi (Sana) teslim etmişiz!" diye cevap verdiler.
Mâide / 111 - (Mustafa İslamoğlu)
Ve hani, havarilere (senin aracılığınla) "Bana ve Benim elçime inanın!" diye vahyetmiştim; onlar da "Biz inanıyoruz, Sana kayıtsız şartsız teslim olduğumuza şahit ol!" demişlerdi.
Mâide / 111 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ve hani havarilere: "Bana ve Resulüme iman edin" diye ilham etmiştim. Onlar da: "İman ettik. Hakka teslim olduğumuza şahid ol!" demişlerdi.
Mâide / 111 - (Ömer Öngüt)
Havârîlere: “Bana ve Peygamber'ime iman edin!” diye vahyetmiştim (ilham etmiştim). Onlar da: “İman ettik, bizim müslümanlar olduğumuza şâhit ol!” demişlerdi.
Mâide / 111 - (Şaban Piriş)
Hani Havarilere: «Bana ve peygamberime iman edin» diye vahy (ilham) etmiştim; onlar da: «İman ettik, gerçekten müslümanlar olduğumuza sen de şahid ol» demişlerdi.
Mâide / 111 - (Sadık Türkmen)
Hani, Havarilere de 'Bana ve elçime iman edin' diye ilham etmiştim; onlar da 'İman ettik, şahit ol ki biz hakka teslim olmuş Müslümanlarız' demişlerdi.
Mâide / 111 - (Seyyid Kutub)
Havarilere şunu vahyetmiştim: "Bana ve resulüme iman edin." Şöyle demişlerdi: "İman ettik, sen de tanık ol ki biz, müslümanlarız/Allah'a teslim olanlarız!"
Mâide / 111 - (Suat Yıldırım)
Ve hani havarilere: "Bana ve Resulüme iman edin" diye ilham etmiştim. Onlar da: "İman ettik. Hakka teslim olduğumuza şahid ol!" demişlerdi.
Mâide / 111 - (Süleyman Ateş)
Havârilere: "Bana ve elçime inanın!" diye vahyetmiştim (kalblerine bu düşünceyi atmıştım); "İnandık, bizim müslümanlar olduğumuza şâhidol!" demişlerdi.
Mâide / 111 - (Tefhim-ul Kuran)
Hani Havarilere: «Bana ve peygamberime iman edin» diye vahy (ilham) etmiştim; onlar da: «İman ettik, gerçekten müslümanlar olduğumuza sen de şahid ol» demişlerdi.
Mâide / 111 - (Ümit Şimşek)
Hani, Havarilere de 'Bana ve elçime iman edin' diye ilham etmiştim; onlar da 'İman ettik, şahit ol ki biz hakka teslim olmuş Müslümanlarız' demişlerdi.
Mâide / 111 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Havarilere şunu vahyetmiştim: "Bana ve resulüme iman edin." Şöyle demişlerdi: "İman ettik, sen de tanık ol ki biz, müslümanlarız/Allah'a teslim olanlarız!"
Mâide / 111 - (İskender Ali Mihr)
Ve havarilere; “Bana ve Resûl’üme îmân edin.” diye vahyettiğim zaman, onlar da “Îmân ettik ve bizim (Hakk’a) teslim olduğumuza şahid ol.” demişlerdi.
Mâide / 111 - (İlyas Yorulmaz)
Havarilere “Bana ve elçime inanın diye vahy etmiştim” de onlar “İman ettik ve bizim Müslüman olduğumuza şahitlik et” demişlerdi.
إِذْ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ يَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ هَلْ يَسْتَطِيعُ رَبُّكَ أَن يُنَزِّلَ عَلَيْنَا مَآئِدَةً مِّنَ السَّمَاء قَالَ اتَّقُواْ اللّهَ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
Okunuşu: İz kâlel havâriyyûne yâ îsâbne meryeme hel yestetîu rabbuke en yunezzile aleynâ mâideten mines semâi kâlettekullâhe in kuntum mu’minîn(mu’minîne).
Mâide / 112 - (Diyanet İşleri)
Hani havariler de, “Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?” demişlerdi. İsa da, “Eğer mü’minler iseniz, Allah’a karşı gelmekten sakının” demişti.
Mâide / 112 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Hani Havariler, ey Meryemoğlu İsa demişlerdi, Rabbin, bize gökten bir sofra yemek indirebilir mi? İsa da inanmışsanız demişti, çekinin Allah'tan.
Mâide / 112 - (Abdullah Parlıyan)
Ve o zaman havariler “Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin gökten bize bir sofra indirebilir mi?” demişlerdi. İsa onlara “Eğer mü'minler iseniz, Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun” diye cevap vermişti.
Mâide / 112 - (Adem Uğur)
Hani havârîler "Ey Meryem oğlu İsa, Rabbin bize gökten, donatılmış bir sofra indirebilir mi?" demişlerdi. O, "İman etmiş kimseler iseniz Allah'tan korkun" cevabını vermişti.
Mâide / 112 - (Ahmed Hulusi)
Hani Havariyyun: "Ey Meryemoğlu İsa! Senin Rabbinin kudreti yeter mi semâdan bizim üzerimize bir mâide (zâhir anlamıyla, sofra; bâtın anlamıyla, hakikat ve marifete ait ilimler) inzâl etmeye?" dediler. . . (Demek istedikleri şuydu: Allâh'ın seni yarattığı Esmâ terkibin yani fıtratın, yaratılış programın, böyle bir şey için yeterli midir? Bu soruyu İsa'dan o güne kadar tüm açığa çıkanlar kapsamında değerlendirmek gerekir. A. H. ) (İsa da:) "Eğer iman edenlerseniz Allâh'tan korunun" dedi.
Mâide / 112 - (Ahmet Tekin)
Hani temiz giyimli, iyi niyetli istikamet sahibi olanlar, havâriler:'Ey Meryem’in oğlu Îsâ, Rabbin bize gökten mükellef bir sofra indirebilir mi? dediler. Îsâ:'Eğer gerçekten mü’minseniz, Allah’a sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun' dedi.
Mâide / 112 - (Ahmet Varol)
Havariler: 'Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?' demişlerdi. O da: 'Eğer mü'min kimseler iseniz Allah'tan korkun' demişti.
Mâide / 112 - (Ali Bulaç)
Havariler: "Ey Meryem oğlu İsa, Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?" demişlerdi. O da: "Eğer inanmışlarsanız Allah'tan korkup sakının" demişti.
Mâide / 112 - (Ali Fikri Yavuz)
Bir vakit de Havarî’ler: “- Ey Meryem oğlu Îsa! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi? “ demişlerdi. Îsa da: “- Eğer müminseniz, Allah’a ve benim peygamberliğime inanmışsanız, Allah’dan korkun” demişti.
Mâide / 112 - (Ali Ünal)
Bir zaman da o havariler, “Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin, gökten bize bir sofra indirebilir mi?” dediler. (İsa) da onlara, “Eğer gerçekten imanın kalblerinde yerleştiği mü’ minler iseniz, Allah hakkında (böyle sözlerden ve şüphelerden) sakının ve (O’nun bir ceza verebileceğinden) korkun!” mukabelesinde bulundu.
Mâide / 112 - (Bayraktar Bayraklı)
Hani havârîler, “Ey Meryem oğlu Îsâ! Rabbin bize gökten donatılmış bir sofra indirebilir mi?” demişlerdi. O, “İman etmiş kimseler iseniz, Allah'tan sakınınız” cevabını vermişti.
Mâide / 112 - (Bekir Sadak)
Havariler, «Ey Meryem oglu İsa! Rabbin bize gokten bir sofra indirebilir mi?» demislerdi de, «Inaniyorsaniz Allah'tan sakinin» demisti.
Mâide / 112 - (Celal Yıldırım)
Hani bir vakit de Havariler, «Ey Meryem oğlu İsâ ! Rabbin gökten üzerimize bir sofra indirebilir mi ? (veya sen Rabbin'den böyle bir istekte bulunabilir misin?)» demişlerdi. (Bunun üzerine İsâ onlara:) «Eğer mü'minler iseniz Allah'tan korkup (ilâhî sınırları aşmaktan, O'nun hakkında şüphe etmekten) sakının,» demişti.
Mâide / 112 - (Cemal Külünkoğlu)
(Bir vakitte) Havariler: “Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?” demişlerdi. İsa da, “Eğer inanıyorsanız, Allah'a karşı gelmekten sakının” demişti.
Mâide / 112 - (Diyanet Vakfi)
Hani havârîler «Ey Meryem oğlu İsa, Rabbin bize gökten, donatılmış bir sofra indirebilir mi?» demişlerdi. O, «Îman etmiş kimseler iseniz Allah'tan korkun» cevabını vermişti.
Mâide / 112 - (Edip Yüksel)
Havariler, 'Meryem oğlu İsa, Rabbin bize gökten bir ziyafet çekebilir mi,' demişlerdi. 'İnanıyorsanız ALLAH'a saygı gösterin,' demişti
Mâide / 112 - (Gültekin Onan)
Havariler: "Ey Meryem oğlu İsa, rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?" demişlerdi. O da "Eğer inançlılarsanız Tanrı'dan korkup sakının" demişti.
Mâide / 112 - (Harun Yıldırım)
Hani havariler: “Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?” demişlerdi. O da: “Eğer mü’minler iseniz Allah’tan sakının!” demişti.
Mâide / 112 - (Hasan Basri Çantay)
O vakit havariler: «Ey Meryem oğlu İsâ, Rabbin bizim üstümüze gökden bir sofra indirebilir mi?» demiş, O (da): «Eğer inanmış (adam) larsanız Allah (ın kudretinden ve benîm peygamberliğimden şübheye sapmakdan) korkun» demişdi.
Mâide / 112 - (Hayrat Neşriyat)
'Bir vakit Havârîler: 'Ey Meryemoğlu Îsâ! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?’ demişlerdi. (O da:) 'Eğer (gerçekten) mü’min kimseler iseniz, Allah’dan sakının!’ demişti.'
Mâide / 112 - (İbni Kesir)
Hani Havariler: Ey Meryem oğlu İsa; Rabbın bize gökten bir sofra indiribilir mi? demişlerdi de, O; eğer inanmışlarsanız Allah'tan korkun, demişti.
Mâide / 112 - (Kadri Çelik)
Hani Havariler, “Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?” demişlerdi de, “İnanıyorsanız Allah'tan sakının” demişti.
Mâide / 112 - (Muhammed Esed)
(Ve) o zaman beyaz elbiseliler, "Ey İsa, ey Meryemin oğlu!" dediler, "Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir miydi?" (İsa) cevap verdi: "Allaha karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun, eğer (gerçek) müminler iseniz!"
Mâide / 112 - (Mustafa İslamoğlu)
Yine o zaman havariler "Ey Meryem oğlu İsa!" demişlerdi; "Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?" (İsa) cevap vermişti: Eğer gerçekten inanıp güveniyorsanız Allah'a karşı saygılı olmalısınız!" demişti.
Mâide / 112 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
O vakit ki, havariler: «Ey Meryem'in oğlu İsa! Rabbin gökten bizim üzerimize bir maide (sofra) indirebilir mi?» demişti. İsa da Allah Teâlâ'dan korkunuz, eğer siz mü'minler iseniz» dedi.
Mâide / 112 - (Ömer Öngüt)
Havârîler: “Ey Meryem oğlu İsâ! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?” demişlerdi de, o: “İman etmiş kimseler iseniz Allah'tan korkun!” demişti.
Mâide / 112 - (Şaban Piriş)
Havariler: -Ey Meryemoğlu İsa, Rabbin bize, gökten bir sofra indirebilir mi?, dediklerinde (İsa): -Eğer mümin iseniz Allah’tan korkun!, demişti,
Mâide / 112 - (Sadık Türkmen)
Hani havariler de; “Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?” demişlerdi. İsa da; “Eğer müminler iseniz, Allah’a karşı gelmekten sakının” demişti.
Mâide / 112 - (Seyyid Kutub)
Hani havariler Ey Meryemoğlu İsa, senin Allah'ın bize gökten bir sofra indirebilir mi?» diye sordular da İsa onlara «Eğer mümin iseniz Allah'tan korkunuz» demişti.
Mâide / 112 - (Suat Yıldırım)
Bir vakit de havariler: "Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi? dediler. O da: "Eğer mümin iseniz Allah’tan korkun da edebi aşmayın" diye cevap verdi.
Mâide / 112 - (Süleyman Ateş)
Havâriler demişlerdi ki: "Ey Meryem oğlu Îsâ, Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi? (Îsâ): "İnanıyorsanız Allah'tan korkun!" dedi.
Mâide / 112 - (Tefhim-ul Kuran)
Havariler: «Ey Meryem oğlu İsa, Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?» demişlerdi. O da: «Eğer inanmışlarsanız Allah'tan korkup sakının» demişti.
Mâide / 112 - (Ümit Şimşek)
Hani Havariler 'Ey Meryem oğlu İsa,' demişlerdi. 'Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?' İsa ise 'Eğer mü'min iseniz Allah'tan korkun' demişti.
Mâide / 112 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Havariler demişlerdi ki: "Ey Meryem'in oğlu İsa! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?" İsa dedi ki: "Eğer müminlerseniz Allah'tan sakının!"
Mâide / 112 - (İskender Ali Mihr)
Havârîler; “Ey Meryem oğlu İsâ! Rabb’in gökten bize bir mâide (sofra) indirebilir mi?” demişlerdi. (Bunun üzerine Hz. İsâ); “Eğer mü’minlerseniz Allah’a karşı takva sahibi olun.” dedi.
Mâide / 112 - (İlyas Yorulmaz)
Sonra Havariler “Ey Meryem’in oğlu İsa! Rabbinin, gökten bize bir yemek sofrası indirmeye gücü yeter mi?” demişlerdi. İsa onlara “Eğer inanıyorsanız Allah dan sakının” demişti.
قَالُواْ نُرِيدُ أَن نَّأْكُلَ مِنْهَا وَتَطْمَئِنَّ قُلُوبُنَا وَنَعْلَمَ أَن قَدْ صَدَقْتَنَا وَنَكُونَ عَلَيْهَا مِنَ الشَّاهِدِينَ
Okunuşu: Kâlû nurîdu en ne’kule minhâ ve tetmainne kulûbunâ ve na’leme en kad sadaktenâ ve nekûne aleyhâ mineş şâhidîn(şâhidîne).
Mâide / 113 - (Diyanet İşleri)
Onlar, “İstiyoruz ki ondan yiyelim, kalplerimiz yatışsın. Senin bize doğru söylediğini bilelim ve ona, (gözü ile) görmüş şahitlerden olalım” demişlerdi.
Mâide / 113 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Demişlerdi ki: İstiyoruz ki o yemekten yiyelim, kalplerimiz tam bir inanca ulaşsın ve bilelim ki sen bize doğru söylüyorsun ve buna da tanık olalım biz.
Mâide / 113 - (Abdullah Parlıyan)
Onlar “İstiyoruz ki, ondan yiyelim ki, kalplerimiz sükûnete ulaşsın, bize gerçekleri söylediğini bilelim ve biz ona şahitlik yapanlardan olalım” dediler.
Mâide / 113 - (Adem Uğur)
Onlar "Ondan yiyelim, kalplerimiz mutmain olsun, bize doğru söylediğini (kesin olarak) bilelim ve ona gözleriyle görmüş şahitler olalım istiyoruz" demişlerdi.
Mâide / 113 - (Ahmed Hulusi)
Dediler ki: "İsteriz ki o sofradan yiyelim (o ilimleri uygulayalım), kalplerimiz mutmain olsun (açıkladıklarına yakîn oluşsun); senin bize (mutlak) hakikati açıkladığını bilelim ve ona şahitlerden olalım. "
Mâide / 113 - (Ahmet Tekin)
Onlar:'O mükellef sofradan yemek istiyoruz. Aklımız yatsın, kalplerimiz huzura kavuşsun, bize doğru söylediğini bilelim, o sofrayı bizzat gören şâhitler olalım istiyoruz' dediler.
Mâide / 113 - (Ahmet Varol)
(Havariler bu kez) 'Ondan yemeyi, kalplerimizin kanmasını, senin bize doğru söylediğini bilmeyi ve buna şahit olmayı istiyoruz' dediler.
Mâide / 113 - (Ali Bulaç)
(Bu sefer Havariler:) "Ondan yemek istiyoruz, kalplerimiz tatmin olsun, senin de gerçekten bize doğru söylediğini bilelim ve buna şahidlerden olalım" demişlerdi.
Mâide / 113 - (Ali Fikri Yavuz)
Havarîler şöyle dediler: “- İstiyoruz ki, ondan yiyelim, kalblerimiz yatışsın ve senin bize doğru söylediğini bilelim. Böylece mûcizelere şâhidlik edenlerden olalım.”
Mâide / 113 - (Ali Ünal)
“Bununla dileğimiz ancak şudur:” dediler: “Ondan yiyelim, (Allah ve senin peygamberliğin hakkında) kalblerimiz iyice mutmain olsun; hem bilelim ki, sen bize doğruları söylüyorsun ve bizi doğru olan yola sevkediyorsun; ayrıca, (başkaları yanında böyle bir hadisenin ve ifade ettiği manânın, hakikatin) şahitleri olalım.”
Mâide / 113 - (Bayraktar Bayraklı)
Onlar, “Ondan yiyelim, kalplerimiz doyuma ulaşsın; bize doğru söylediğini bilelim ve ona gözleriyle görmüş şâhitler olalım istiyoruz” demişlerdi.
Mâide / 113 - (Bekir Sadak)
«ndan yemeyi, kalblerimizin kanmasini ve senin bize dogru soyledigini bilmeyi, ona sahid olmayi istiyoruz» dediler.
Mâide / 113 - (Celal Yıldırım)
Havariler, «ondan yemeği, kalbimizin yatışmasını ve senin de bize doğruyu söylediğini bilmeyi, onun üzerine şahitlerden olmayı arzu ediyoruz da (ondan bu istekte bulunuyoruz),» diyerek (samimiyetlerini) belirtmişlerdi.
Mâide / 113 - (Cemal Külünkoğlu)
(Bu sefer Havariler:) “(İnanıyoruz ama) biz istiyoruz ki ondan yiyelim, gönlümüz rahatlasın, senin (peygamberlik konusunda) bize doğru söylediğini bilelim ve ona şahitlik edenlerden olalım” dediler.
Mâide / 113 - (Diyanet Vakfi)
Onlar «Ondan yiyelim, kalplerimiz mutmain olsun, bize doğru söylediğini (kesin olarak) bilelim ve ona gözleriyle görmüş şahitler olalım istiyoruz» demişlerdi.
Mâide / 113 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Onlar: «Biz istiyoruz ki ondan yiyelim, kalplerimiz mütmain olsun da senin bize doğru söylediğini bilelim ve onu -Allah'ın indireceği sofrayı- bizzat görenlerden olalım.» dediler.
Mâide / 113 - (Gültekin Onan)
(Bu sefer havariler:) "Ondan yemek istiyoruz, kalplerimiz tatmin olsun; senin de gerçekten bize doğru söylediğini bilelim ve buna şahidlerden olalım" demişlerdi.
Mâide / 113 - (Harun Yıldırım)
Dediler ki: “Biz istiyoruz ki, ondan yiyelim de kalplerimiz yatışsın. Senin gerçekten bize doğru söylediğini bilelim hem de ona şahitlik edenlerden olalım.”
Mâide / 113 - (Hasan Basri Çantay)
(Şöyle) dediler: «Diliyoruz ki biz de ondan yiyelim, kalblerimiz yatışsın, senin bize hakıykaten doğru söylediğini bilelim ve biz de bunun üzerine şâhidlerden olalım».
Mâide / 113 - (Hayrat Neşriyat)
'(Onlar:) 'İstiyoruz ki ondan yiyelim, kalblerimiz mutmain olsun, gerçekten bize doğru söylediğini (iyice) bilelim ve buna şâhidlik edenlerden olalım’ demişlerdi.'
Mâide / 113 - (İbni Kesir)
Demişlerdi ki: İstiyorsanız ki; ondan yiyelim, kalblerimiz yatışsın ve senin bize hakikaten doğru söylediğini bilelim de biz ona şahidlerden olalım.
Mâide / 113 - (Kadri Çelik)
(Havariler:) “Biz ondan yiyelim, kalplerimiz itminana ersin, senin bize doğru söylediğini bilelim ve biz onun üzerine şahitlerden olalım istiyoruz.” demişlerdi.
Mâide / 113 - (Muhammed Esed)
Onlar, "Biz ondan nasiplenmek isteriz, ki kalplerimiz sükunete ulaşsın, bize hakikati söylediğini bilelim ve biz ona şahitlik yapanlardan olalım!" dediler.
Mâide / 113 - (Mustafa İslamoğlu)
Onlar, "Biz ondan yemek, kalplerimizi tatmin etmek, bize hakikati söylediğini bilmek ve o hakikete biz de şahitlik yapmak isteriz" dediler.
Mâide / 113 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Dediler ki: «Biz istiyoruz ki, ondan yiyelim ve kalblerimiz mutmain olsun ve senin bize doğru söylediğini bilelim ve biz onun üzerine şahitlerden olalım.»
Mâide / 113 - (Ömer Öngüt)
Onlar: “İstiyoruz ki ondan yiyelim, kâlplerimiz mutmain olsun, senin bize hakikaten doğru söylediğini bilelim ve onu bizzat görmüş şâhitler olalım. ” demişlerdi.
Mâide / 113 - (Şaban Piriş)
Havariler ise: -Ondan yemek istiyoruz, (böylece) kalplerimiz mutmain olsun ve bize doğruyu söylediğini bilelim ve buna şahitlerden olalım, demişlerdi.
Mâide / 113 - (Sadık Türkmen)
Onlar; “istiyoruz ki ondan yiyelim, kalplerimiz yatışsın. Senin bize doğru söylediğini bilelim ve bunu (Allah’ın indireceği sofrayı gözümüz ile) bizzat görenlerden olalım” demişlerdi.
Mâide / 113 - (Seyyid Kutub)
Havariler O'na dediler ki, «İstiyoruz ki, o sofranın yemeklerinden yiyelim, kalplerimiz güven bulsun, bize doğru söylediğini kesinlikle bilelim ve olayın tanıklarından olalım.
Mâide / 113 - (Suat Yıldırım)
"Biz" dediler, "istiyoruz ki ondan yiyelim, gönlümüz rahatlasın, senin bize doğru söylediğini bilelim ve ona şahitlik edenlerden olalım."
Mâide / 113 - (Süleyman Ateş)
"İstiyoruz ki, ondan yiyelim, kalblerimiz iyice yatışsın, senin bize doğru söylediğini bilelim ve buna bizzat tanık olalım." dediler.
Mâide / 113 - (Tefhim-ul Kuran)
(Bu sefer Havariler:) «Ondan yemek istiyoruz, kalplerimiz tatmin olsun, senin de gerçekten bize doğru söylediğini bilelim ve buna şahidler olalım» demişlerdi.
Mâide / 113 - (Ümit Şimşek)
Onlar 'Biz o sofradan yemek istiyoruz,' dediler. 'Tâ ki kalplerimiz tatmin olsun, senin doğru söylediğini bilelim ve buna şahit olalım.'
Mâide / 113 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Dediler: "İstiyoruz ki ondan yiyelim, gönüllerimiz tatmin bulsun, senin bize doğruyu söylediğini bilelim ve buna tanıklık edenlerden olalım!"
Mâide / 113 - (İskender Ali Mihr)
(Onlar); “Ondan yemek istiyoruz ve de kalblerimizin tatmin olmasını istiyoruz ve senin gerçekten bize doğru söylemiş olduğunu bilelim ve onun üzerine şahitlerden olalım” dediler.
Mâide / 113 - (İlyas Yorulmaz)
“Biz inecek sofradan yemek yersek, kalplerimiz tatmin olacak ve senin bize söylediğinin doğru olduğunu öğreneceğiz ve mucizeye (sofranın inmesine) şahitler olacağız. ” dediler
قَالَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ اللَّهُمَّ رَبَّنَا أَنزِلْ عَلَيْنَا مَآئِدَةً مِّنَ السَّمَاء تَكُونُ لَنَا عِيداً لِّأَوَّلِنَا وَآخِرِنَا وَآيَةً مِّنكَ وَارْزُقْنَا وَأَنتَ خَيْرُ الرَّازِقِينَ
Okunuşu: Kâle îsâbnu meryemellâhumme rabbenâ enzil aleynâ mâideten mines semâi tekûnu lenâ îden li evvelinâ ve âhirinâ ve âyeten minke, verzuknâ ve ente hayrur râzikîn(râzikîne).
Mâide / 114 - (Diyanet İşleri)
Meryem oğlu İsa, “Ey Allahım! Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki; önce gelenlerimize (zamanımızdaki dindaşlarımıza) ve sonradan geleceklerimize bir bayram ve senden (gelen) bir mucize olsun. Bizi rızıklandır. Sen rızıklandıranların en hayırlısısın” dedi.
Mâide / 114 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Meryemoğlu İsa, Rabbimiz demişti, bize gökten bir sofra yemek indir de bugün, hem önce gelenlerimize bayram olsun, hem sonra gelenlerimize, hem de senden bir delil olsun; sen bizi rızıklandır ve sen, rızık verenlerin en hayırlısısın.
Mâide / 114 - (Abdullah Parlıyan)
Meryem oğlu İsa, dua ederek dedi ki: “Ey Allah'ım, ey Rabbimiz! Üzerimize gökten öyle bir sofra indir ki, bizim için, önce ve sonra gelenlerimiz için, o gün bir bayram olsun ve senden de bir alamet ve ibret olsun. Bizi rızıklandır, sen rızık verenlerin en hayırlısısın.”
Mâide / 114 - (Adem Uğur)
Meryem oğlu İsa şöyle dedi: Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki, bizim için, geçmiş ve geleceklerimiz için bayram ve senden bir âyet (mucize) olsun. Bizi rızıklandır; zaten sen, rızık verenlerin en hayırlısısın.
Mâide / 114 - (Ahmed Hulusi)
Meryemoğlu İsa: "Allâhım! Rabbimiz. . . Üzerimize semâdan bir mâide inzâl et bizim için de, hem evvelimiz ve hem âhirimiz için bir bayram ve senden bir delil olsun. . . Rızıklandır bizi; sen rızıklandıranların en hayırlısısın" dedi.
Mâide / 114 - (Ahmet Tekin)
Meryem’in oğlu Îsâ:'Ey Rabbimiz, bize gökten mükellef bir sofra indir. Bizim için, geçmişimiz ve gelecek nesillerimiz için bayram olsun. Senin kudretine, Rasulünün görevinin tasdikine bir işaret, bir mûcize olsun. Bize rızık ver. Sen rızık verenlerin en hayırlısısın.' dedi.
Mâide / 114 - (Ahmet Varol)
Meryem oğlu İsa: 'Ey Rabbimiz olan Allah'ım! Bize, öncekilerimiz ve sonrakilerimiz için bayram ve senin katından bir mucize olacak bir sofra indir. Bizi rızıklandır. Sen rızık verenlerin en hayırlısısın' dedi.
Mâide / 114 - (Ali Bulaç)
Meryem oğlu İsa: "Allah'ım, Rabbimiz, bize gökten bir sofra indir, öncemiz ve sonramız için bir bayram ve Sen'den de bir belge olsun. Bizi rızıklandır, Sen rızık vericilerin en hayırlısısın" demişti.
Mâide / 114 - (Ali Fikri Yavuz)
Meryem oğlu Îsa şöyle yalvardı: “- Ey Allah’ım, Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki, bizim hem evvelimiz, hem de âhirimiz için bir bayram ve kudretinden bir mûcize olsun. Bizi rızıklandır. Sen rızık verenlerin en hayırlısısın.
Mâide / 114 - (Ali Ünal)
Meryem oğlu İsa, şöyle dua etti: “Allah’ım! Bize gökten bir sofra indir de, bizim için, hem (şu anda hayatta bulunan) ilklerimiz hem de sonradan gelecekler için bir bayram ve Sen’den açık bir işaret, bir mucize olsun. Bizi onunla rızıklandır. Sen, her zaman en hayırlı rızık veren ve rızık vermede nihaî mertebede hayır sahibi olansın Sen.”
Mâide / 114 - (Bayraktar Bayraklı)
Meryem oğlu Îsâ şöyle demişti: “Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir, Havarilerle bana, şu anki nesillerimize ve gelecekteki nesillerimize bir bayram ve senden bir delil olsun. Bizi rızıklandır; zaten sen, rızık verenlerin en cömerdisin.”[110]
Mâide / 114 - (Bekir Sadak)
Meryem oglu Isa, «Allahim! Rabbimiz! Bize ve bizden sonra geleceklere bayram ve Sen'den bir delil olarak gokten bir sofra indir, bizi riziklandir, Sen rizik verenlerin en hayirlisisin» dedi.
Mâide / 114 - (Celal Yıldırım)
Meryem oğlu İsâ (duâ ederek) dedi ki: Allah'ım ! Rabbimiz ! Üzerimize gökten (öyle) bir sofra indir ki, bizim ilkimize de sonrakilerimize de bayram ve senden açık bir belge (mu'cize) olsun. Bizi rızıklandır; sen rızık verenlerin en hayırlısısın.
Mâide / 114 - (Cemal Külünkoğlu)
Bunun üzerine Meryem oğlu İsa şöyle dedi: “Ey Allah'ım! Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki bizim için, geçmiş ve geleceğimiz için bir bayram ve senin bize gösterdiğin bir mucize olsun. Bize rızık ver. Sen rızık verenlerin en hayırlısısın.”
Mâide / 114 - (Diyanet İşleri (eski))
Meryem oğlu İsa, 'Allahım! Rabbimiz! Bize ve bizden sonra geleceklere bayram ve Sen'den bir delil olarak gökten bir sofra indir, bizi rızıklandır, Sen rızık verenlerin en hayırlısısın' dedi.
Mâide / 114 - (Diyanet Vakfi)
Meryem oğlu İsa şöyle dedi: Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki, bizim için, geçmiş ve geleceklerimiz için bayram ve senden bir âyet (mucize) olsun. Bizi rızıklandır; zaten sen, rızık verenlerin en hayırlısısın.
Mâide / 114 - (Edip Yüksel)
Meryem oğlu İsa: 'Tanrımız, Rabbimiz, bize gökten bir ziyafet indir de hepimiz ve herbirimiz için bir bayram ve Sen'den bir delil olsun. Bizi rızıklandır. Sen en iyi rızık verensin,' dedi.
Mâide / 114 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Isâ ibni Meryem şöyle yalvardı: Ya Allah! ey bizim yegâne rabbımız! bize Semadan bir mâide indir ki bizim için hem evvelimiz, hem ahırımız için bir bayram ve kudretinden bir nişane ola ve bizleri merzuk eyle ki sen hayrurrazikînsin
Mâide / 114 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Meryem oğlu İsa şöyle yalvardı: «Allah, ey bizim yegane Rabbimiz, bize gökten bir sofra indir ki, bizim için, önce ve sonra gelenlerimiz için bir bayram ve kudretinden bir nişane olsun! Bizleri rızıklandır. Sen rızık verenlerin en hayırlısısın!»
Mâide / 114 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Meryemoğlu İsa da: «Allah'ım, Rabbımız, bizim üzerimize gökten bir sofra indir ki, bizim için, önce ve sonra gelenlerimiz için bir bayram ve senden bir mucize olsun. Bizi rızıklandır, sen rızık verenlerin en hayırlısısın!» dedi.
Mâide / 114 - (Gültekin Onan)
Meryem oğlu İsa: "Tanrım, rabbimiz, bize gökten bir sofra indir de öncemiz ve sonramız için bir bayram ve senden bir ayet olsun. Bizi rızıklandır. Sen rızık vericilerin en hayırlısısın" demişti.
Mâide / 114 - (Harun Yıldırım)
Meryem oğlu İsa: “Allah’ım, Rabbimiz, bize gökten bir sofra indir ki bize öncekilerimiz ve sonrakilerimiz için bir bayram ve senden bir ayet olsun! Bizi rızıklandır, çünkü sen rızıklandıranların en hayırlısısın!” demişti.
Mâide / 114 - (Hasan Basri Çantay)
Meryem oğlu İsâ (düâ ederek) dedi ki: «Hey Allah, hey bizim Rabbimiz, üstümüze gökden bir sofra indir ki bizim hem evvelimiz, hem âhirimiz için bir bayram ve senden bir âyet (mu'cize) olsun. Bizi rızıklandır. Sen rızk verenlerin en hayırlısısın».
Mâide / 114 - (Hayrat Neşriyat)
'Meryemoğlu Îsâ: 'Ey Rabbimiz olan Allah! Bize gökten bir mâide (bir sofra)indir ki, (o iniş günü) bizim için, hem evvelimiz, hem âhirimiz (sonra gelenlerimiz) için bir bayram ve senden bir mu'cize olsun! Bizi rızıklandır; çünki sen, rızık verenlerin en hayırlısısın’ demişti.'
Mâide / 114 - (İbni Kesir)
Meryem oğlu İsa'da: Allahım; Rabbımız, üstümüze gökten bir sofra indir ki, bizim hem öncekilerimiz, hem sonrakilerimiz için bir bayram ve Senden bir ayet olsun. Bizi rızıklandır. Sen, rızık vernlerin en hayırlısısın, diye dua etmişti.
Mâide / 114 - (Kadri Çelik)
Meryem oğlu İsa, “Allahım! Rabbimiz! Bize ve bizden sonra geleceklere bayram ve senden bir ayet olarak gökten bir sofra indir ve bizi rızıklandır, sen rızık verenlerin en hayırlısısın” dedi.
Mâide / 114 - (Muhammed Esed)
İsa, Meryemin oğlu, "Ey Allahım, ey Rabbimiz!" dedi, "Gökten bize bir sofra gönder: o, bizim için ilkimizden sonuncumuza kadar sürekli tekrarlanan bir ziyafet ve senden bir işaret olacaktır. Ve bize rızkımızı ver, zira Sen rızık verenlerin en iyisisin!"
Mâide / 114 - (Mustafa İslamoğlu)
Meryem oğlu İsa dedi ki: "Ey Allah'ım Rabbimiz! Gökten bize bir sofra gönder: o, bizim için ilkimizden sonuncumuza kadar sürekli bir sevinç ve Senden bir işaret olacaktır. Ve bize rızkımızı ver, zira rızık verenlerin en hayırlısı sensin.
Mâide / 114 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Meryem'in oğlu İsâ dedi ki: «Ey Allah! Ey bizim Rabbimiz! Bizim üzerimize gökten bir mâide indir ki, bizim evvelimiz ve ahirimiz için bir bayram ve senden bir âyet olsun ve bizi merzûk et ve Sen rızık verenlerin en hayırlısısın.»
Mâide / 114 - (Ömer Öngüt)
Meryem oğlu İsâ şöyle dedi: “Ey Allah'ım! Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki, bizim hem öncekilerimiz hem sonrakilerimiz için bir bayram ve senden bir delil (mucize) olsun. Bizi rızıklandır, sen rızık verenlerin en hayırlısısın!”
Mâide / 114 - (Şaban Piriş)
Meryemoğlu İsa dedi ki: -Allah’ım, Rabbimiz, gökten bize bir sofra indir. Bu, hem bizim için, hem de evvelimiz ve ahirimiz için bir bayram ve senden bir mucize olsun. Bizi rızıklandır. Sen, rızık verenlerin en hayırlısısın.
Mâide / 114 - (Sadık Türkmen)
Meryem oğlu İsa; “Ey Allahım! Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki; önce gelenlerimize (zamanımızdaki dindaşlarımıza) ve sonradan geleceklerimize bir bayram ve Senden (gelen) bir mucize olsun. Bizi rızıklandır. Sen rızıklandıranların en hayırlısısın” dedi.
Mâide / 114 - (Seyyid Kutub)
Bunun üzerine Meryemoğlu İsa şöyle dedi; «Allah'ım, ey Rabbimiz, bize gökten bir sofra indir ki bu gün hem öncekilerimiz hem de sonrakilerimiz için bir bayram ve senin bize gösterdiğin bir mucize olsun. Bize rızık ver. Sen rızık verenlerin en hayırlısısın.»
Mâide / 114 - (Suat Yıldırım)
Meryem’in oğlu İsa: "Ey büyük Rabbimiz! Ey yüce Allah! Bize gökten bir sofra indir ki bizim hem evvelimiz, hem âhirimiz (yani ümmetimizin tamamı) için o gün bir bayram olsun ve Sen’den bir mûcize olsun. Bizi rızıklandır, zira rızık verenlerin en hayırlısı Sen’sin." dedi.
Mâide / 114 - (Süleyman Ateş)
Meryem oğlu Îsâ da: "Allâh'ım, Rabbimiz, bizim üzerimize gökten bir sofra indir ki bizim için, önce ve sonra gelenlerimiz için (o gün) bir bayram olsun ve (o olay) Senden de bir mu'cize olsun. Bizi rızıklandır, Sen rızık verenlerin en hayırlısısın!" dedi.
Mâide / 114 - (Tefhim-ul Kuran)
Meryem oğlu İsa da: «Allah'ım, Rabbimiz, bize gökten bir sofra indir, öncemiz ve sonramız için bir bayram ve Sen'den de bir belge olsun. Bizi rızıklandır, Sen rızık vericilerin en hayırlısısın» demişti.
Mâide / 114 - (Ümit Şimşek)
Meryem oğlu İsa dedi ki: 'Ey Rabbimiz olan Allahım! Bize gökten bir sofra indir ki bizim evvel gelenlerimize ve sonra gelecek olanlarımıza bir bayram ve Senden bize bir âyet olsun. Bizi rızıklandır; çünkü Sen rızıklandıranların en hayırlısısın.'
Mâide / 114 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Meryem oğlu İsa şöyle yakardı: "Allahım, ey Rabbimiz! Üzerimize gökten bir sofra indir de bizim hem öncekilerimize hem sonrakilerimize bir bayram olsun, senden bir mucize olsun. Rızıklandır bizi! Rızık verenlerin en hayırlısı sensin!"
Mâide / 114 - (İskender Ali Mihr)
Meryem oğlu İsâ; “Allah’ım, Rabb’imiz! Bizim üzerimize semadan bir sofra indir ki bizim için bayram, bizden öncekiler ve bizden sonrakiler için senden bir mucize (delil) olsun. Ve bizi rızıklandır. Ve Sen rızık verenlerin en hayırlısısın.” dedi.
Mâide / 114 - (İlyas Yorulmaz)
Meryem’in oğlu İsa “Ey Rabbim olan Allah’ım! Gökten bize bir sofra indir ki, ilk iman edenle son iman edenlerimize senden bir işaret olsun. Bizi rızıklandır. Zira sen rızık verenlerin en hayırlısısın” demişti.
قَالَ اللّهُ إِنِّي مُنَزِّلُهَا عَلَيْكُمْ فَمَن يَكْفُرْ بَعْدُ مِنكُمْ فَإِنِّي أُعَذِّبُهُ عَذَابًا لاَّ أُعَذِّبُهُ أَحَدًا مِّنَ الْعَالَمِينَ
Okunuşu: Kâlellâhu innî munezziluhâ aleykum, fe men yekfur ba’du minkum fe innî uazzibuhu azâben lâ uazzibuhû ehaden minel âlemîn(âlemîne).
Mâide / 115 - (Diyanet İşleri)
Allah da, “Ben onu size indireceğim. Ama ondan sonra sizden her kim inkâr ederse, artık ben ona kâinatta hiçbir kimseye etmeyeceğim azabı ederim” demişti.
Mâide / 115 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Allah, onu size indireceğim ben, fakat bundan sonra içinizden kâfir olanı öyle bir azapla azaplandıracağım ki demişti, âlemler içinde hiçbir kimseyi o çeşit azaplandırmam.
Mâide / 115 - (Abdullah Parlıyan)
Allah o'nun bu isteğine karşı şöyle buyurdu: “Ben onu size şüphesiz indireceğim, ama bundan sonra içinizden kim, benden gelen gerçekleri örtbas ederse, kâinâtta kimseye yapmadığım azabı ona yapacağım.”
Mâide / 115 - (Adem Uğur)
Allah da şöyle buyurdu: Ben onu size şüphesiz indireceğim; ama bundan sonra içinizden kim inkâr ederse, kâinatta hiç bir kimseye etmediğim azabı ona edeceğim!
Mâide / 115 - (Ahmed Hulusi)
Allâh buyurdu ki: "Kesinlikle Ben, onu size inzâl edeceğim. . . Bundan sonra sizden kim hakikati inkâr ederse, Ben ona öyle azap edeceğim ki, âlemlerden hiçbirine böyle azap vermedim!"
Mâide / 115 - (Ahmet Tekin)
Allah, 'Size o mükellef sofrayı indireceğim. Bundan sonra sizden kim kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar eder, küfre saparsa, insanlardan hiçbir kimseye vermediğim cezayı onlara vereceğim.' buyurdu.
Mâide / 115 - (Ahmet Varol)
Allah da şöyle dedi: 'Ben onu size indireceğim. Bundan sonra içinizden kim inkar ederse ben ona alemlerden hiç kimseye etmediğim şekilde azap edeceğim.'
Mâide / 115 - (Ali Bulaç)
Allah demişti ki: "Şüphesiz ben bunu size indireceğim. Artık sonra sizden kim inkâr ederse, ben onu gerçekten alemlerden hiç kimseyi azablandırmayacağım bir azabla azablandıracağım."
Mâide / 115 - (Ali Fikri Yavuz)
Allah buyurdu ki, ben o sofrayı size elbette indiririm. Fakat ondan sonra içinizden kim nankörlük ederse, artık onu, âlemlerden hiç bir kimseye yapmıyacağım bir azab ile azablandırırım.
Mâide / 115 - (Ali Ünal)
Allah, şöyle buyurdu: “Onu size indiririm. Fakat içinizde bundan sonra artık kim küfrederse, hiç şüphe olmasın ki öylelerini, dünyalarda hiç kimseyi cezalandırmayacağım bir şekilde cezalandırırım.”
Mâide / 115 - (Bayraktar Bayraklı)
Allah da şöyle buyurdu: “Şüphesiz ben onu size indireceğim, ama bundan sonra içinizden kim inkâr ederse, kâinatta hiçbir kimseye etmediğim azabı ona edeceğim.”
Mâide / 115 - (Bekir Sadak)
Allah, «Ben onu size indirecegim; bundan sonra icinizden kim inkar ederse, dunyalarda kimseye azabetmiyecegim sekilde ona azabedecegim» dedi. *
Mâide / 115 - (Celal Yıldırım)
Allah (onun bu isteğine karşı şöyle) buyurdu : O sofrayı herhalde size indireceğim ; artık kim ondan sonra inkâra, nankörlüğe saparsa, âlemlerde hiç kimseye yapmayacağım bir azâb ile ona azâb ederim.
Mâide / 115 - (Cemal Külünkoğlu)
Allah buyurdu ki: “Ben o sofrayı size elbette indiririm. Fakat ondan sonra içinizden her kim nankörlük ederse artık onu kâinatta hiç kimseye yapmayacağım derecede cezalandırırım.”
Mâide / 115 - (Diyanet Vakfi)
Allah da şöyle buyurdu: Ben onu size şüphesiz indireceğim; ama bundan sonra içinizden kim inkâr ederse, kâinatta hiç bir kimseye etmediğim azabı ona edeceğim!
Mâide / 115 - (Edip Yüksel)
ALLAH, 'Onu size indireceğim,' dedi, 'Kim artık bundan sonra inkar ederse, onu, hiç kimseye vermediğim bir azapla cezalandıracağım.'
Mâide / 115 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Allah buyurdu ki ben onu sizlere elbette indiririm fakat ondan sonra içinizden her kim nankörlük ederse artık onu âlemînden hiç birine yapmıyacağım bir azab ile ta'zib ederim
Mâide / 115 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Allah buyurdu ki: «Ben onu size muhakkak indiririm. Fakat bundan sonra içinizden kim nankörlük ederse, Ben onu kainatta hiç kimseye yapmayacağım bir azap ile cezalandırırım.»
Mâide / 115 - (Gültekin Onan)
Tanrı, "Onu size indireceğim." dedi, "Kim artık bundan sonra küfrederse, onu, alemlerden hiç kimseye vermediğim bir azapla cezalandıracağım."
Mâide / 115 - (Harun Yıldırım)
Allah buyurmuştu ki: “Muhakkak ki ben size onu indireceğim. Her kim de bundan sonra kâfir olursa; onu alemlerden hiç birine azaplandırmayacağım bir azapla azaplandıracağım.”
Mâide / 115 - (Hasan Basri Çantay)
Allah dedi ki: «Ben onu sizin üzerinize şübhesiz indiriciyim. Artık (ondan) sonra içinizden kim nankörlük eder (küfre döner) se ben onu muhakkak ki kâinatdan hiç birini azarlandırmayacağım bir azâb ile azâblandırırım ».
Mâide / 115 - (Hayrat Neşriyat)
'Allah: 'Şübhesiz ki ben, onu size indirecek olanım. Fakat ondan sonra içinizden kim inkâr ederse, artık muhakkak ki ben, onu âlemlerden hiçbir kimseye etmeyeceğim bir azâb ile cezâlandırırım!’ buyurmuştu.'
Mâide / 115 - (İbni Kesir)
Allah buyudu ki: Ben, onu şühesiz indireceğim. Bundan sonra da artık içinizden her kim küfrederse; onu dünyalarda hiç kimseyi azablandırmayacağım azabla azablandırırım.
Mâide / 115 - (Kadri Çelik)
Allah, “Ben onu size indireceğim; bundan sonra içinizden kim küfre saparsa, âlemlerdekilerden hiç kimseye azap etmeyeceğim şekilde ona azap edeceğim” dedi.
Mâide / 115 - (Muhammed Esed)
Allah, "Şüphe yok ki" dedi, "Ben onu size (her zaman) gönderirim. Ve bu şekilde, hanginiz bundan sonra (bu) hakikati inkar ederse, bilin ki onu bu dünyada benzerine (daha) hiç kimseyi çarptırmadığım bir azaba çarptıracağım!"
Mâide / 115 - (Mustafa İslamoğlu)
Allah buyurdu ki: "Ben onu size gönderebilirim; ancak ondan sonra içinizden kim nankörlük ederse, iyi bilin ki onu dünyalarda benzerine hiç kimseyi çarptırmadığım bir azaba çarptıracağım!"
Mâide / 115 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Allah Teâlâ buyurdu ki: «Ben onu sizin üzerinize elbette indireceğim. Fakat sonra sizden kim küfre düşerse artık Ben âlemlerden hiçbir kimseyi tazib etmeyeceğim bir azap ile onu muazzep kılarım.»
Mâide / 115 - (Ömer Öngüt)
Allah buyurdu ki: “Ben onu size şüphesiz ki indireceğim. Bundan sonra da içinizden kim inkâr ederse, âlemlerde hiç kimseye azab etmediğim şekilde ona azab edeceğim. ”
Mâide / 115 - (Şaban Piriş)
Allah da dedi ki: -Ben, onu size indireceğim; fakat bundan sonra sizden kim inkar ederse, ben ona kainatta hiç kimseye yapmayacağım azabı yaparım.
Mâide / 115 - (Sadık Türkmen)
Allah da; “Ben onu size indireceğim. Ama ondan sonra sizden her kim inkâr ederse, artık Ben ona, kainatta hiç kimseye etmeyeceğim azabı ederim” demişti.
Mâide / 115 - (Seyyid Kutub)
Allah dedi ki; Ben o sofrayı size indireceğim, ama ondan sonra kim kafir olursa onu hiç kimseyi çarptırmadığım bir azaba çarptırırım.
Mâide / 115 - (Suat Yıldırım)
Allah buyurdu ki: "Ben onu yukarıdan size indiririm, fakat bundan sonra her kim nankörlük edip kâfir olursa, onu dünyada hiç kimseye yapmayacağım derecede cezalandırırım."
Mâide / 115 - (Süleyman Ateş)
Allâh buyurdu ki: "Ben onu sizin üzerinize indireceğim, ama ondan sonra sizden kim inkâr ederse ben ona dünyâlarda hiç kimseye yapmayacağım azâbı yaparım!"
Mâide / 115 - (Tefhim-ul Kuran)
Allah demişti ki: «Şüphesiz ben bunu size indireceğim. Artık sonra sizden kim küfre saparsa, ben onu gerçekten alemlerden hiç kimseyi azablandırmayacağım bir azabla azablandıracağım.»
Mâide / 115 - (Ümit Şimşek)
Allah 'Ben onu size indireceğim,' buyurdu. 'Lâkin bundan sonra sizden nankörlük eden olursa, onu da, şimdiye kadar dünyada kimseye vermediğim bir azapla cezalandırırım.'
Mâide / 115 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Allah dedi ki: "Ben onu üzerinize indireceğim. Ama bundan sonra küfre sapanınıza öyle bir azapla azap edeceğim ki, âlemlerden hiç kimseye böyle bir azap yapmamışım."
Mâide / 115 - (İskender Ali Mihr)
Allah (cc.) buyurdu ki; “Muhakkak ki Ben, onu sizin üzerinize indireceğim, fakat ondan sonra sizden kim inkâr ederse, o taktirde Ben mutlaka onu, âlemlerden hiçbirini azaplandırmadığım bir azapla azaplandırırım.”
Mâide / 115 - (İlyas Yorulmaz)
Allah dedi ki “Ben o sofrayı indireceğim, (sofra indikten) sonra, sizden kim inkar ederse, alemlerde şimdiye kadar hiçbir kimseye azap etmediğim kadar, inkar edene azap ederim. ”
وَإِذْ قَالَ اللّهُ يَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ أَأَنتَ قُلتَ لِلنَّاسِ اتَّخِذُونِي وَأُمِّيَ إِلَهَيْنِ مِن دُونِ اللّهِ قَالَ سُبْحَانَكَ مَا يَكُونُ لِي أَنْ أَقُولَ مَا لَيْسَ لِي بِحَقٍّ إِن كُنتُ قُلْتُهُ فَقَدْ عَلِمْتَهُ تَعْلَمُ مَا فِي نَفْسِي وَلاَ أَعْلَمُ مَا فِي نَفْسِكَ إِنَّكَ أَنتَ عَلاَّمُ الْغُيُوبِ
Okunuşu: Ve iz kâlellâhu yâ îsâbne meryeme e ente kulte lin nâsittehizûnî ve ummiye ilâheyni min dûnillâh(dûnillâhi) kâle subhâneke mâ yekûnu lî en ekûle mâ leyse lî bi hakk(hakkın) in kuntu kultuhu fe kad alimtehu, ta’lemû mâ fî nefsî ve lâ a’lemu mâ fî nefsike inneke ente allemul guyûb(guyûbi).
Mâide / 116 - (Diyanet İşleri)
Allah, kıyamet günü şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara, Allah’ı bırakarak beni ve anamı iki ilâh edinin, dedin?” İsa da şöyle diyecek: “Seni bütün eksikliklerden uzak tutarım. Hakkım olmayan bir şeyi söylemem, benim için söz konusu olamaz. Eğer ben onu söylemiş olsaydım, elbette sen bunu bilirdin. Sen benim içimde olanı bilirsin, ama ben sende olanı bilemem. Şüphesiz ki yalnızca sen gaybları hakkıyla bilensin.”
Mâide / 116 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Ve hani Allah, ey Meryemoğlu İsa diyecek, sen misin insanlara, Allah'ı bırakın da beni ve annemi iki tanrı tanıyın diyen? İsa da seni noksan sıfatlardan arı bilirim diyecek, hakkım olmayan bir sözü söyleyemem ki ben. Böyle bir söz söylediysem elbette bilirsin bunu. Benim içimde ne varsa hepsini mutlaka bilirsin sen. Fakat ben, senin bildiğini bilemem; şüphe yok ki sen gizli olan her şeyi, hakkıyla bilirsin.
Mâide / 116 - (Abdullah Parlıyan)
Ve işte gün gelecek Allah, “Ey Meryem oğlu İsa!” diyecek; “Sen misin insanlara Allah'ı bırakın da beni ve annemi iki İlah tanıyın diyen?” İsa cevap verdi: “Seni ortaklardan ve noksanlıklardan, tenzîh ederim. Hakkım olmayan şeyi söylemek bana yakışmaz. Bunu söylemiş olsaydım, sen muhakkak bilirdin. Sen benim içimdeki herşeyi bilirsin. Halbuki, ben senin zatında olanı bilemem. Şüphe yok ki, akılla bilinemeyen tüm gerçekleri bilen sensin, yalnızca sen.
Mâide / 116 - (Adem Uğur)
Allah: Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara, "Beni ve anamı, Allah'tan başka iki tanrı bilin" diye sen mi dedin, buyurduğu zaman o, "Hâşâ! Seni tenzih ederim; hakkım olmayan şeyi söylemek bana yakışmaz. Hem ben söyleseydim sen onu şüphesiz bilirdin. Sen benim içimdekini bilirsin, halbuki ben senin zâtında olanı bilmem. Gizlilikleri eksiksiz bilen yalnızca sensin.
Mâide / 116 - (Ahmed Hulusi)
Ve hani Allâh şöyle dedi: "Ey Meryemoğlu İsa!. . İnsanlara, 'Allâh dûnunda beni ve annemi iki ilâh edinin' diye sen mi söyledin?". . . (İsa) dedi ki: "Subhaneke (tenzih ederim seni)! Benim, Hak olmayanı söylemem nasıl mümkün olur? Eğer onu söylemişsem, (zaten) kesin sen onu bilmişsindir! Sen nefsimde olanı bilirsin, fakat ben senin nefsinde olanı bilmem! Kesin ki gaybların tamamını bilen sensin, sen!"
Mâide / 116 - (Ahmet Tekin)
Hani Allah Îsâ’ya:'Ey Meryem’in oğlu Îsâ, insanlara, Allah’ı bırakıp, kulları durumundaki beni ve anamı iki tanrı haline getirin, diye sen mi söyledin?' dediği zaman, Îsâ:'Hâşâ, seni tenzih ederim. Hakkım olmayan şeyi söylemek bana yakışmaz. Ben söylemiş olsaydım, sen onu bilirdin. Sen benim gönlümdekini, sırlarımı bilirsin, ben ise senin zâtında olanı, sırlarını bilemem. Sen, sadece Sen, duyu ve bilgi alanı ötesini, gayb âlemini bilirsin.' dedi.
Mâide / 116 - (Ahmet Varol)
Peygamberleri huzurunda topladığı gün, Allah buyurur: 'Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara 'Beni ve annemi Allah'ın yanı sıra tanrı edinin' diyen sen misin?' İsa der ki: 'Sen her türlü noksandan ve ortaktan yücesin. Hakkım olmayan birşeyi söylemek bana yakışmaz. Ben böyle birşey demişsem, Sen zaten onu bilirsin. Sen benim gönlümde olanı bilirsin; ben ise Senin zâtında olanı bilemem. Görünmeyenleri ve gizlilikleri bilen Sensin.
Mâide / 116 - (Ali Bulaç)
Allah: "Ey Meryem oğlu İsa, insanlara, beni ve annemi Allah'ı bırakarak iki ilah edinin, diye sen mi söyledin?" dediğinde: "Seni tenzih ederim, hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer bunu söyledimse mutlaka sen onu bilmişsindir. Sen bende olanı bilirsin, ama ben Sen'de olanı bilmem. Gerçekten, görünmeyenleri (gaybleri) bilen Sen'sin Sen."
Mâide / 116 - (Ali Fikri Yavuz)
Hatırla ki, kıyamet gününde Allah şöyle buyuracak: “- Ey Meryem oğlu Îsa! Allah’ı bırakıp da beni ve annemi iki ilâh edinin, diye insanlara sen mi söyledin?” İsa: “- Seni tenzih ederim, hak olmayan sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer söyledimse muhakkak onu bilirsin. İçimde olan her şeyi sen bilirsin; fakat ben, senin zatında olanı bilmem, Şüphesiz ki sen, gayıbları kemâl üzre bilensin.
Mâide / 116 - (Ali Ünal)
Yine, (rasûllerini toplayıp, onlara “Size nasıl mukabelede bulunuldu?” sorusunu yönelteceği) o gün Allah, “Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara, ‘Beni ve annemi Allah’tan başka iki ilâh daha edinin!’ dedin?” diye soracak, İsa da şöyle cevap verecektir: “Haşa! Sen, ortağı bulunmaktan ve her türlü noksandan münezzehsin Allah’ım! Bana ne oluyor ki, hakkım olmayan bir şeyi söylemiş olayım! Hem söylemişsem, malûmundur elbet. Bende ne var ne yoksa Sen hepsini bilirsin; fakat ben Sen’de olanı, Sen’in gizleyip de bana öğretmediğini, (böyle bir sorudaki hikmetini de) bilemem. Hiç şüphesiz Sen’sin, ancak Sen’sin bütün gizlileri hakkıyla bilen.
Mâide / 116 - (Bayraktar Bayraklı)
İşte o zaman Allah; “Ey Meryem oğlu Îsâ! Beni ve anamı, Allah'tan başka iki tanrı edinin dedin mi?” diye sorduğu zaman Îsa şöyle cevap verecek: “Hâşâ! Seni tenzih ederim, hakkım olmayan şeyi söylemek bana yakışmaz. Bunu söylemiş olsaydım sen muhakkak bilirdin! Sen benim içimdeki her şeyi bilirsin, halbuki ben senin zâtında olanı bilmem. Gizlilikleri eksiksiz bilen yalnızca sensin!”
Mâide / 116 - (Bekir Sadak)
(116-11) 7 Allah, «Ey Meryem oglu Isa! Sen mi insanlara Beni ve annemi Allah'tan baska iki tanri olarak benimseyin dedin?» demisti de, «Hasa, hak olmayan sozu soylemek bana yarasmaz; eger soylemissem, suphesiz Sen onu bilirsin; Sen, benim icimde olani bilirsin; ben Senin icinde olani bilmem; dogrusu gorulmeyeni bilen ancak Sensin» demisti, «Ben onlara sadece 'Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin' diye bana emrettigini soyledim. Aralarinda bulundugum muddetce onlar hakkinda sahiddim, beni aralarindan aldiginda onlari Sen gozluyordun. Sen her seye sahidsin.»
Mâide / 116 - (Celal Yıldırım)
Hem Allah, «Ey Meryem oğlu İsâ! Sen mi insanlara Allah'tan başka benimle annemi iki ilâh edinin, dedin ?!» demişti (diyecek) de İsâ, «Seni (ortaklardan, noksanlıklardan) tenzîh ederim ; bana, hak olmayan bir sözü söylemek yaraşmaz. Eğer söylemişsem elbette sen onu bilirsin. Nefsimde olup biten şeyi bilirsin, ben ise senin nefsinde (ilminde sübut bulan) şeyleri bilmem. Şüphesiz ki sen, sensin gaybleri çok iyi bilen,» diye cevap vermişti (cevap verecek).
Mâide / 116 - (Cemal Külünkoğlu)
Allah (kıyamet günü) şöyle buyuracak: Ey Meryem oğlu İsa! “Sen mi insanlara, Allah'ı bırakarak beni ve annemi iki ilah edinin, dedin?” İsa da şöyle diyecek: “Tenzih ederim seni. Hak olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer ben, onu söylemişsem sen, onu elbette bilirsin. Sen, benim içimde olanı bilirsin, ama ben senin zatında olanı bilmem. Şüphe yok ki yaratılmış varlıkların idrakini aşan her şeyi en iyi bilen sensin sen.”
Mâide / 116 - (Diyanet İşleri (eski))
(116-117) Allah, 'Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara Beni ve annemi Allah'tan başka iki tanrı olarak benimseyin dedin?' demişti de, 'Haşa, hak olmayan sözü söylemek bana yaraşmaz; eğer söylemişsem, şüphesiz Sen onu bilirsin; Sen, benim içimde olanı bilirsin; ben Senin içinde olanı bilmem; doğrusu görülmeyeni bilen ancak Sensin' demişti, 'Ben onlara sadece 'Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin' diye bana emrettiğini söyledim. Aralarında bulunduğum müddetce onlar hakkında şahiddim, beni aralarından aldığında onları Sen gözlüyordun. Sen her şeye şahidsin.'
Mâide / 116 - (Diyanet Vakfi)
Allah: Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara, «Beni ve anamı, Allah'tan başka iki tanrı bilin» diye sen mi dedin, buyurduğu zaman o, «Hâşâ! Seni tenzih ederim; hakkım olmayan şeyi söylemek bana yakışmaz. Hem ben söyleseydim sen onu şüphesiz bilirdin. Sen benim içimdekini bilirsin, halbuki ben senin zâtında olanı bilmem. Gizlilikleri eksiksiz bilen yalnızca sensin.
Mâide / 116 - (Edip Yüksel)
ALLAH şöyle diyecek: 'Ey Meryem oğlu İsa, sen mi halka, ' ALLAH tan başka beni ve annemi de tanrı edinin' dedin?' (İsa) şöyle cevap verecek: 'Sen yücesin, hakkım olmayan bir şeyi söylemek bana yakışmaz. Zaten böyle bir şey söylemiş olsaydım sen bilirdin. Sen benim düşüncemi bilirsin; ancak ben senin düşünceni bilmem. Sen tüm gizemleri biliyorsun.'
Mâide / 116 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Hem Allah buyurduğu vakit: Ey Meryemin oğlu Isâ! Sen mi dedin o insanlara; «beni ve anamı Allahın yanında iki ilâh edinin» diye? hâşâ, der: münezzeh sübhansın yarab! Benim için hakk olmıyan bir sözü söylemekliğim bana yakışmaz, eğer söyledimse elbette ma'lûmundur, sen benim nefsimdekini bilirsin: ben ise senin zatindekini bilmem, şüphesiz ki sen «allâmülguyub» sun
Mâide / 116 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Ve Allah şöyle buyurduğu zaman: «Ey Meryem oğlu İsa, sen misin o insanlara «Beni ve o anamı Allah yanında iki tanrı edinin.» diyen?» «Haşa, dedi, sen her türlü eksikliklerden münezzehsin ya Rab! Benim için gerçek olmayan bir sözü söylemem bana yakışmaz. Eğer söylemiş olsaydım elbette Sen bilirdin. Sen benim içimde olanı bilirsin, ben ise Senin zatında olanı bilmem! Şüphesiz Sen, gizlilikleri çok iyi bilensin.»
Mâide / 116 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Ve Allah demişti ki: «Ey Meryemoğlu İsa, sen mi insanlara: 'Beni ve annemi, Allah'tan başka iki tanrı edinin' dedin?». «Hâşâ, dedi, sen yücesin, benim için gerçek olmayan birşeyi söylemem bana yakışmaz. Eğer demiş olsam, sen bunu bilirsin, sen benim nefsimde olanı bilirsin, ben ise senin nefsinde olanı bilmem, çünkü gaybları bilen yalnız sensin, sen!».
Mâide / 116 - (Gültekin Onan)
Tanrı: "Ey Meryem oğlu İsa, insanlara, beni ve annemi Tanrı'yı bırakarak iki tanrı edinin diye sen mi söyledin?" dediğinde: "Seni tenzih ederim, hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer bunu söyledimse mutlaka sen onu bilmişsindir. Sen bende olanı bilirsin ama ben sende olanı bilmem. Gerçekten, gaybleri bilen sensin, sen."
Mâide / 116 - (Harun Yıldırım)
Allah: “Ey Meryem oğlu İsa insanlara: “Beni ve annemi Allah’ın yanısıra iki ilah edinin diye sen mi söyledin?” dediği zaman der ki: “Seni tenzih ederim, hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz. Ben onu söylemiş isem muhakkak sen onu bilirsin. Sen nefsimde olanı bilirsin, ben senin nefsinde olanı bilmem. Muhakkak ki gaybları en çok iyi bilen sensin, yalnız sen!”
Mâide / 116 - (Hasan Basri Çantay)
Allah: «Ey Meryem oğlu İsâ, insanlara Allahı bırakıb da beni ve anamı iki tanrı edininiz diyen sen misin?» dediği zaman o, (şöyle) söyledi: «Seni tenzih ederim (ya Rab), hakkım olmadık bir sözü söylemekliğim bana yakışmaz. Eğer onu söyledimse elbette bunu bilmişsindir. Benim içimde olan (her) şey'i Sen bilirsin. Ben ise Senin zâtinde olanı bilmem. Şübhesiz ki ğaybları hakkıyle bilen Sensin Sen».
Mâide / 116 - (Hayrat Neşriyat)
Yine (o gün) Allah: 'Ey Meryemoğlu Îsâ! İnsanlara: 'Allah’ı bırakıp da beni ve annemi iki ilâh edinin!’ diye sen mi söyledin?' buyurduğu zaman, (Îsâ) der ki: '(Yâ Rabbî!)Sen, (noksan sıfatlardan) münezzehsin! Benim için hak olmayan bir şeyi söylemem bana yakışmaz! Eğer onu söylemiş olsaydım, o takdirde (sen) onu muhakkak bilirdin! (Sen)benim nefsimde olanı bilirsin; fakat (ben) senin zâtında olanı bilmem! Muhakkak ki görünmeyenleri hakkıyla bilen ancak sensin!'
Mâide / 116 - (İbni Kesir)
Allah buyurmuştu ki: Ey meryem oğlu İsa; sen mi insanlara: Beni ve annemi Allah'tan başka iki ilah edinin, dedin? Demişti ki: Tenzih ederim Seni, hak olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer ben, onu söylemişsem; Sen, onu elbette bilirsin. Sen, benim içimde olanı bilirsin, ama ben Senin zatında olanı bilmem. Doğrusu görülmeyeni en iyi bilen Sensin, Sen.
Mâide / 116 - (Kadri Çelik)
Allah, “Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara, “Beni ve annemi Allah'ı bırakarak iki ilah edinin, diye sen mi söyledin?” dediğinde, “Münezzehsin sen, hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer bunu söylediysem, mutlaka sen onu bilirsin. Sen bende olanı bilirsin, ama ben sende olanı bilmem. Gerçekten gaipleri bilen sadece sensin” dedi.
Mâide / 116 - (Muhammed Esed)
Ve işte o zaman Allah, "Ey İsa, ey Meryem oğlu!" dedi, "Sen insanlara, 'Allahtan başka tanrılar olarak bana ve anneme kulluk edin dedin mi?" (İsa) cevap verdi: "Sen yücelikte sonsuzsun! (Söylemeye) hakkım olmayan bir şeyi hiç söyleyebilir miyim? Bunu söylemiş olsaydım sen muhakkak bilirdin! Sen benim içimdeki her şeyi bilirsin, halbuki ben Senin Zatında olanı bilmem. Şüphe yok ki, yaratılmış varlıkların idrakini aşan her şeyi tam bilen yalnız Sensin."
Mâide / 116 - (Mustafa İslamoğlu)
Ve işte o zaman Allah "Ey Meryem oğlu İsa!" dedi, "Sen insanlara 'Allah'ın dışında, O'nun astı olarak beni ve annemi ilah edinin' mi dedin? Cevap verdi: "Zatını tenzih ederim! Kendim için hakkım olmayan bir şeyi söylemek bana yakışmaz. Bunu söylemiş olsaydım elbette Sen bilirdin. Sen benim sırrıma erersin, fakat ben Senin sırrına eremem. Şüphesiz yaratılmışların idrakini aşan her şeyi bilen yalnızca Sensin.
Mâide / 116 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ve o vakti ki, Allah Teâlâ «Ey Meryem'in oğlu İsâ! Sen mi insanlara beni ve anamı Allah'tan başka iki ilâh ittihaz ediniz dedin?» diye sual buyurdu. Dedi ki: «Seni tenzih ederim, benim için hak olmayan bir şeyi söylemek layık olamaz, eğer ben onu söylemiş isem, Sen onu elbette bilmişsindir, Sen benim nefsimde olanı bilirsin, ben ise Senin zâtındakini bilemem. Şüphe yok ki, gaybleri bilen ancak Sensin, Sen»
Mâide / 116 - (Ömer Öngüt)
Allah: “Ey Meryem oğlu İsâ! Sen mi insanlara: 'Beni ve anamı Allah'tan başka iki ilâh edinin!' dedin?” demişti. O şöyle dedi: “Haşâ! Seni tenzih ederim. Hak olmayan sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer demiş olsam, şüphesiz sen onu bilirsin. Sen benim içimdekini bilirsin, halbuki ben senin zâtında olanı bilmem. Gaybları bilen ancak sensin. ”
Mâide / 116 - (Şaban Piriş)
Allah: -Ey Meryemoğlu İsa, “Beni ve annemi Allah’tan başka iki ilah olarak benimseyin.” diye insanlara sen mi söyledin? dediği zaman, İsa şöyle cevap verir: - Seni tenzih ederim, hakkım olmayan bir şeyi söylemek bana yakışmaz. Eğer deseydim, elbette sen bunu bilirdin. Sen, benim içimde olanı bilirsin, ben ise senin içinde olanı bilmem. Elbette sen, gaybları en iyi bilensin.
Mâide / 116 - (Sadık Türkmen)
Allah kıyamet günü şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara Allah’ı bırakarak beni ve anamı ‘iki ilah edinin’ dedin?” İsa da şöyle diyecek: “Seni bütün eksikliklerden uzak tutarım. Hakkım olmayan bir şeyi söylemem, benim için sözkonusu olamaz. Eğer ben onu söylemiş olsaydım elbette Sen bunu bilirdin. Sen benim içimde olanı bilirsin, ama ben, Sende olanı bilemem. Şüphesiz ki, yalnızca Sen gaybları (görülmeyenleri) hakkıyla bilensin.”
Mâide / 116 - (Seyyid Kutub)
Hani Allah «Ey Meryemoğlu İsa sen mi, Allah dışında beni ve annemi ilah edinin dedin?» İsa şöyle dedi; «Haşa seni her türlü noksanlıktan tenzih ederim, gerçek olmadığını bildiğim bir sözü söylemek bana yakışmaz, eğer böyle birşey söyleseydim sen bunu bilirdin, Sen benim içimdekini bilirsin, fakat ben Senin özündekini bilemem. Hiç kuşkusuz Sen gaybleri bilensin.
Mâide / 116 - (Suat Yıldırım)
(116-118) Hem Allah Teâlâ: "Ey Meryem oğlu İsa!" Sen mi insanlara "Beni ve annemi Allah’tan başka iki tanrı edinin" dedin? sorguladığı vakit o şöyle diyecek: "Hâşa! Sen şerikden ve her noksandan münezzehsin Ya Rabbî! Hakkım olmayan bir şeyi söylemem doğru olmaz, bana yakışmaz." "Hem söylediysem malûmundur elbet. Benim varlığımda olan her şeyi Sen bilirsin, ama ben Sen’in Zatında olanı bilemem. Bütün gaybleri hakkıyla bilen ancak Sen’sin." "Sen ne emrettinse ben onlara, bundan başka bir şey söylemedim. Dediğim hep şu idi: "Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin." "Ya Rabbî! Ben aralarında olduğum müddetçe onları kolladım. Fakat vakta ki Sen beni aralarından tutup aldın, onları görüp denetleyen yalnız Sen kaldın. Sen gerçekten her zaman, her şeye hakkıyla şahitsin. Eğer onları cezalandırırsan, şüphe yok ki onlar Sen’in kullarındır. Onları affedersen, aziz-u hakîm (üstün kudret, tam hüküm ve hikmet sahibi) ancak Sen’sin."
Mâide / 116 - (Süleyman Ateş)
Ve yine Allâh demişti ki: "Ey Meryem oğlu Îsâ sen mi insanlara 'Beni ve annemi, Allah'tan başka iki tanrı edinin' dedin?". Hâşâ, dedi, Sen yücesin, benim için gerçek olmayan bir şeyi söylemek benim haddime değildir! Eğer demiş olsaydım, sen bunu bilirdin, sen benim nefsimde olanı bilirsin, ben senin nefsinde olanı bilmem, çünkü gizlileri bilen yalnız sensin, sen!"
Mâide / 116 - (Tefhim-ul Kuran)
Allah: «Ey Meryem oğlu İsa, insanlara, beni ve annemi Allah'ı bırakarak iki ilah edinin, diye sen mi söyledin?» dediğinde: «Seni tenzih ederim, hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer bunu söyledimse mutlaka sen onu bilmişsindir. Sen bende olanı bilirsin, ama ben Sen'de olanı bilmem. Gerçekten, görünmeyenleri (gaybleri) bilen Sen'sin Sen.»
Mâide / 116 - (Ümit Şimşek)
Peygamberleri huzurunda topladığı gün, Allah buyurur: 'Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara 'Beni ve annemi Allah'ın yanı sıra tanrı edinin' diyen sen misin?' İsa der ki: 'Sen her türlü noksandan ve ortaktan yücesin. Hakkım olmayan birşeyi söylemek bana yakışmaz. Ben böyle birşey demişsem, Sen zaten onu bilirsin. Sen benim gönlümde olanı bilirsin; ben ise Senin zâtında olanı bilemem. Görünmeyenleri ve gizlilikleri bilen Sensin.
Mâide / 116 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Allah şunu da söyledi: "Ey Meryem oğlu İsa! Allah'ın yanında beni ve annemi de iki tanrı olarak kabul edin diye insanlara sen mi söyledin?" İsa dedi: "Hâşâ! Tespih ederim seni. Hakkım olmayan bir şeyi söylemek benim haddime değildir. Eğer onu söylemişsem sen onu elbette bilirsin. Sen benim içimde olanı bilirsin ama ben senin zatında olanı bilmem. Çünkü sen, evet sen, gaybları çok iyi bilensin!"
Mâide / 116 - (İskender Ali Mihr)
Ve Allah (cc.): “Ey Meryem oğlu İsâ! Sen mi insanlara; "Beni ve annemi, Allâh’tan başka iki ilâh edinin." diye söyledin?” dediğinde , Hz. İsâ; “Sen "Subhansın (seni tesbih ve tenzih ederim, Sen yücesin)", benim için hak (gerçek) olmayan bir şeyi söylemek bana yakışmaz. Eğer ben onu söylemiş olsaydım o taktirde, muhakkak Sen onu bilirdin, nefsimde olanları da Sen bilirsin, ben ise Sen’in Zat’ında olanları bilemem. Muhakkak ki Sen, gayb’tekileri (görünmeyenleri,bilinmeyenleri) en iyi bilen Sen’sin.”
Mâide / 116 - (İlyas Yorulmaz)
Allah dedi ki “Ey Meryem’in oğlu İsa! Sen mi? İnsanlara “Annemi ve beni iki ilah edenin” dedin. O da “Sen her türlü eksik sıfatlardan yücesin, Benim, doğru olmayan bir şeyi söylemem mümkün değil. Ben bunu söylemiş olsam mutlaka sen bilirsin. Sen benim nefsimde olanı bilirsin, ama ben sana ait olan şeylerin hiç birisini bilemem. Sen bilinmeyenleri en iyi bilensin” dedi.
مَا قُلْتُ لَهُمْ إِلاَّ مَا أَمَرْتَنِي بِهِ أَنِ اعْبُدُواْ اللّهَ رَبِّي وَرَبَّكُمْ وَكُنتُ عَلَيْهِمْ شَهِيدًا مَّا دُمْتُ فِيهِمْ فَلَمَّا تَوَفَّيْتَنِي كُنتَ أَنتَ الرَّقِيبَ عَلَيْهِمْ وَأَنتَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ
Okunuşu: Mâ kultu lehum illâ mâ emertenî bihî eni’budûllâhe rabbî ve rabbekum, ve kuntu aleyhim şehîden mâ dumtu fîhim, fe lemmâ teveffeytenî kunte enter rakîbe aleyhim ve ente alâ kulli şey’in şehîd(şehîdun).
Mâide / 117 - (Diyanet İşleri)
“Ben onlara, sadece bana emrettiğin şeyi söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin (dedim.) Aralarında bulunduğum sürece onlara şahit (ve örnek) idim. Ama beni içlerinden aldığında, artık üzerlerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen, her şeye hakkıyla şahitsin.”
Mâide / 117 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Onlara, ancak bana emrettiğini söyledim, Rabbime ve Rabbinize kulluk edin dedim. İçlerinde bulundukça gözetirdim, korurdum onları, fakat beni aldıktan sonra onların ne yaptıklarını sen gördün ve sen her şeye hakkıyla tanıksın.
Mâide / 117 - (Abdullah Parlıyan)
Ben onlara, söylememi emrettiğin şeyden başkasını söylemedim. Benim Rabbim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin, dedim. Ve onların arasında yaşadığım sürece onlar üzerine kontrolcü idim. Beni aralarından alıp katına yükselttiğinde üzerlerinde denetleyici sadece sendin. Sen zaten, herşeye yeterince şahitsin.
Mâide / 117 - (Adem Uğur)
Ben onlara, ancak bana emrettiğini söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin, dedim. İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerine kontrolcü idim. Beni vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeyi hakkıyle görensin.
Mâide / 117 - (Ahmed Hulusi)
"Onlara: 'Benim ve sizin Rabbiniz olan Allâh'a kulluk bilincine erin' diye senin bana emrettiğinden başka bir şey söylemedim. . . Ben aralarında bulunduğum sürece üzerlerine şahit idim. . . Beni vefat ettirdin! Onlar üzerine Rakıyb sen oldun!. . Sensin her şey üzerine şahit!"
Mâide / 117 - (Ahmet Tekin)
'Ben onlara, yalnızca bana emrettiğini söyledim. Benim Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’ı ilâh tanıyın, candan müslümanlar olarak Allah’a bağlanın, saygıyla Allah’a kulluk ve ibadet edin.' dedim.'İçlerinde bulunduğum müddetce, kutsal kitabı bilen, onlara tebliğ eden, çözüm üreten, örnek bir önder, olanları, doğruları bilen ve konuşan bir şâhit idim. Fakat sen, ecelimle benim ruhumu alarak ölümümü gerçekleştirince, onları denetleyen sadece Sen oldun. Sen her an, açık-gizli, her şeye şâhitsin.'
Mâide / 117 - (Ahmet Varol)
Ben onlara sadece senin emrettiğin üzere 'Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin' dedim. İçlerinde bulunduğum sürece üzerlerine şahit idim. Beni ecelime yetirmenden sonra onları gözeten sendin. Sen her şeyin üzerine şahitsin.
Mâide / 117 - (Ali Bulaç)
"Ben onlara bana emrettiklerinin dışında hiç bir şeyi söylemedim. (O da şuydu:) 'Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin.' Onların içinde kaldığım sürece, ben onların üzerinde bir şahidim. Benim (dünya) hayatıma son verdiğinde, üzerlerindeki gözetleyici Sen'din. Sen her şeyin üzerine şahid olansın."
Mâide / 117 - (Ali Fikri Yavuz)
Sen bana ne emrettinse, ben kendilerine ondan başkasını söylemedim. Hep, Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin, dedim ve aralarında bulunduğum müddet, üzerlerine gözcü idim. Ne zaman ki beni içlerinden aldın, üzerlerinde gözetleyici yalnız sen kaldın. Zaten sen her şeye şâhidsin.
Mâide / 117 - (Ali Ünal)
“Ben, onlara ancak bana emrettiğini söyledim ki, o da, ‘Benim de, sizin de Rabbiniz olan Allah’a ibadet edin!’ sözüdür. Aralarında bulunduğum sürece onların hallerine, ne durumda bulunduklarına şahittim. Beni vefat ettirip aralarından aldığın zaman üzerlerinde gözetleyici ve durumlarına vâkıf olarak Sen kaldın. Şüphesiz Sen, her şeye hakkıyla şahitsin.
Mâide / 117 - (Bayraktar Bayraklı)
“Ben onlara, ancak bana emrettiğini söyledim. ‘Benim de rabbim, sizin de rabbiniz olan Allah'a kulluk ediniz' dedim. İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerinde kontrolcü idim. Beni vefat ettirince, artık onlar üzerinde gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeyi hakkı ile görensin.”
Mâide / 117 - (Bekir Sadak)
(116-11) 7 Allah, «Ey Meryem oglu Isa! Sen mi insanlara Beni ve annemi Allah'tan baska iki tanri olarak benimseyin dedin?» demisti de, «Hasa, hak olmayan sozu soylemek bana yarasmaz; eger soylemissem, suphesiz Sen onu bilirsin; Sen, benim icimde olani bilirsin; ben Senin icinde olani bilmem; dogrusu gorulmeyeni bilen ancak Sensin» demisti, «Ben onlara sadece 'Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin' diye bana emrettigini soyledim. Aralarinda bulundugum muddetce onlar hakkinda sahiddim, beni aralarindan aldiginda onlari Sen gozluyordun. Sen her seye sahidsin.»
Mâide / 117 - (Celal Yıldırım)
Onlara sadece bana emrettiğini söyledim: «Benim de Rabbim, sizin de Rabblniz olan Allah'a kulluk edin». Onlar arasında bulunduğum sürece kendilerine şâhid idim. Beni aralarından tutup aldığında, üzerlerinde denetleyici olarak (sadece) sen kaldın ; sen her şeye yeterince şâhidsin.
Mâide / 117 - (Cemal Külünkoğlu)
(Ya Rabbi!) “Ben onlara, (söylememi) emrettiğinden başkasını söylemedim. ‘Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin' dedim. İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerine denetçiydim. Ne zaman ki beni içlerinden aldın artık onlar üzerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeye hakkiyle şahitsin.”
Mâide / 117 - (Diyanet İşleri (eski))
(116-117) Allah, 'Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara Beni ve annemi Allah'tan başka iki tanrı olarak benimseyin dedin?' demişti de, 'Haşa, hak olmayan sözü söylemek bana yaraşmaz; eğer söylemişsem, şüphesiz Sen onu bilirsin; Sen, benim içimde olanı bilirsin; ben Senin içinde olanı bilmem; doğrusu görülmeyeni bilen ancak Sensin' demişti, 'Ben onlara sadece 'Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin' diye bana emrettiğini söyledim. Aralarında bulunduğum müddetce onlar hakkında şahiddim, beni aralarından aldığında onları Sen gözlüyordun. Sen her şeye şahidsin.'
Mâide / 117 - (Diyanet Vakfi)
Ben onlara, ancak bana emrettiğini söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin, dedim. İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerine kontrolcü idim. Beni vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeyi hakkıyle görensin.
Mâide / 117 - (Edip Yüksel)
'Ben onlara 'Rabbim ve Rabbiniz olan ALLAH'a kulluk edin' diye bana emrettiğinden başkasını demedim. Aralarında bulunduğum sürece onlara tanıktım. Canımı aldıktan sonra ise sen onların üzerine gözetleyici oldun. Sen her şeye Tanıksın.'
Mâide / 117 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
sen bana ne emrettinse ben onlara ancak onu söyledim: hep rabbim ve rabbiniz Allaha kulluk edin dedim ve içlerinde bulunduğum müddetce üzerlerinde şâhid idim, vaktâki beni içlerinden aldın üzerlerinde murâkıb ancak sen kaldın ve zaten sen her şey'e şahidsin
Mâide / 117 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Sen bana ne emrettinse, ben onlara sadece onu söyledim. Hep «Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin!» dedim. Aralarında bulunduğum müddetçe üzerlerinde kontrolcü idim. Ne zaman ki beni içlerinden aldın, onları gözetleyen yalnız Sen kaldın. Zaten Sen herşeye şahitsin.»
Mâide / 117 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
«Ben onlara sadece, senin bana emrettiklerini söyledim. Benim ve sizin Rabbınız olan Allah'a kulluk edin, dedim. Aralarında olduğum müddetçe onlara şahit idim, fakat sen beni vefat ettirince onları gözetleyen yalnız sen oldun. Sen herşeyi görensin.
Mâide / 117 - (Gültekin Onan)
"Ben onlara bana buyurduklarının dışında hiç bir şeyi söylemedim. (O da şuydu:) 'Benim de rabbim, sizin de rabbiniz (olan) Tanrı'ya kulluk edin.' Onların içinde kaldığım sürece, ben onların üzerinde bir şahidim. Benim hayatıma son verdiğinde, üzerlerindeki gözetleyici sendin. Sen herşeyin üzerine şahid olansın."
Mâide / 117 - (Harun Yıldırım)
“Ben onlara bana emrettiğini “Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a ibadet edelim.” diye söyledim. Aralarında bulunduğum sürece ben onlar üzerine şahit idim. Beni vefat ettirince onlar üzerinde gözetleyici Sen’din, Sen her şeye hakkıyla şahitsin.”
Mâide / 117 - (Hasan Basri Çantay)
Ben onlara senin bana emretdiğinden başkasını söylemedim, (dediğim hep şu idi:) «Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allaha kulluk edin. Ben içlerinde bulunduğum müddetçe üzerlerinde bir kontrolcu idim. Fakat vaktâ ki Sen beni (içlerinden) aldın, üstlerinde nigehban yalınız Sen oldun. (Zâten) Sen (her zaman) her şey'e hakkıyle şâhidsin».
Mâide / 117 - (Hayrat Neşriyat)
'(Ben) onlara: 'Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a ibâdet edin!’ diye (senin) bana, o emrettiğinden başka bir şey söylemedim. İçlerinde bulunduğum müddetçe, onların üzerinde bir şâhid (bir gözetleyici) idim. Nihâyet beni (aralarından)alınca, onları hakkıyla gözetleyici olan ancak sen idin! Ve sen, herşeye hakkıyla şâhid olansın!'
Mâide / 117 - (İbni Kesir)
Ben; onlara Senin bana buyuduğundan başkasını söylemedim. Rabbım ve Rabbınız olan Allah'a kulluk edin, dedim. Ben, aralarında bulunduğum sürece üzerlerine şahid idim. Beni öldürdüğünde onların murakıbı Sensin. Sen herşeye şahidsin.
Mâide / 117 - (Kadri Çelik)
“Ben onlara, “Sadece Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a ibadet edin” diye bana emrettiğini söyledim. Aralarında bulunduğum müddetçe onlar hakkında şahidim, beni aralarından aldığında onları sen gözlüyordun. Sen her şeye şahitsin.”
Mâide / 117 - (Muhammed Esed)
Ben onlara (söylememi) emrettiğin şeyden başkasını söylemedim: 'Benim Rabbim ve sizin Rabbiniz (olan) Allaha kulluk edin (dedim). Ve onların arasında yaşadığım sürece yaptıklarına şahitlik ettim: Ama Sen bana ölümü verdikten sonra onların koruyucusu yalnız Sen oldun: Zaten Sen her şeye şahitsin.
Mâide / 117 - (Mustafa İslamoğlu)
Ben onlara bana emrettiğin, "Benim Rabbim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin!" demekten başka bir şey söylemedim. Ve onların arasında yaşadığım sürece yaptıklarına şahitlik ettim. Fakat ne zaman ki Sen benim canımı aldın, artık onların gözetleyicisi yalnızca Sen oldun. Zaten Sen, her bir şeye ta özünden şahitsin.
Mâide / 117 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
«Ben onlara senin bana emrettiğinden başkasını söylemedim, benim ve sizin Rabbimiz olan Allah Teâlâ'ya ibadet ediniz, dedim. Ve ben içlerinde bulunduğum müddetçe üzerlerine şahit olmuş idim, Vaktâ ki beni aldın, onların üzerlerine murakıp ancak Sen oldun ve Sen herşey üzerine tamamıyla şahitsin.»
Mâide / 117 - (Ömer Öngüt)
“Ben onlara sadece: 'Benim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin!' diye bana emrettiğini söyledim. Aralarında bulunduğum müddetçe onlara şâhit idim. Beni aralarından aldığında, artık onların üzerinde gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeye şâhitsin. ”
Mâide / 117 - (Şaban Piriş)
Ben onlara “Rabbim ve Rabbimiz olan Allah’a kulluk edin” diye; senin bana emrettiğin dışında bir şey söylemedim. Aralarında bulunduğum sürece onlara şahit oldum. Beni öldürdüğün zaman da onları sen gözetiyordun. Sen, her şeye şahitsin.
Mâide / 117 - (Sadık Türkmen)
“ben onlara, sadece bana emrettiğin şeyi söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kul olun (dedim.) Aralarında bulunduğum sürece onlara şahit idim. Ama ne zaman ki benim canımı aldın/vefat ettirdin, artık üzerlerine gözetleyici yalnız Sen oldun. Sen herşeye hakkıyla şahitsin.”
Mâide / 117 - (Seyyid Kutub)
Ben onlara sadece bana emrettiğini yani «Benim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a kulluk ediniz dedim. Aralarında bulunduğum sürece onların üzerinde gözetleyici oldum. Fakat sen canımı alınca onların tek gözetleyicisi Sen oldun. Her şeyin şahidi Sensin.
Mâide / 117 - (Suat Yıldırım)
(116-118) Hem Allah Teâlâ: "Ey Meryem oğlu İsa!" Sen mi insanlara "Beni ve annemi Allah’tan başka iki tanrı edinin" dedin? sorguladığı vakit o şöyle diyecek: "Hâşa! Sen şerikden ve her noksandan münezzehsin Ya Rabbî! Hakkım olmayan bir şeyi söylemem doğru olmaz, bana yakışmaz." "Hem söylediysem malûmundur elbet. Benim varlığımda olan her şeyi Sen bilirsin, ama ben Sen’in Zatında olanı bilemem. Bütün gaybleri hakkıyla bilen ancak Sen’sin." "Sen ne emrettinse ben onlara, bundan başka bir şey söylemedim. Dediğim hep şu idi: "Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin." "Ya Rabbî! Ben aralarında olduğum müddetçe onları kolladım. Fakat vakta ki Sen beni aralarından tutup aldın, onları görüp denetleyen yalnız Sen kaldın. Sen gerçekten her zaman, her şeye hakkıyla şahitsin. Eğer onları cezalandırırsan, şüphe yok ki onlar Sen’in kullarındır. Onları affedersen, aziz-u hakîm (üstün kudret, tam hüküm ve hikmet sahibi) ancak Sen’sin."
Mâide / 117 - (Süleyman Ateş)
"Ben onlara: Benim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin, diye senin bana emretmiş olduğundan başka bir şey söylemedim. Ben onların içinde olduğum sürece onları kolladım, fakat sen beni vefat ettirince onları gözetleyen (yalnız) Sen oldun. Sen herşeyi görensin.
Mâide / 117 - (Tefhim-ul Kuran)
«Ben onlara bana emrettiklerinin dışında hiç bir şeyi söylemedim. (O da şuydu:) 'Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin.' Onların içinde kaldığım sürece, ben onların üzerinde bir şahidim. Benim (dünya) hayatıma son verdiğinde, üzerlerindeki gözetleyici Sen'din. Sen her şeyin üzerine şahid olansın.»
Mâide / 117 - (Ümit Şimşek)
'Senin Bana emrettiğinden başkasını ben onlara söylemedim. 'Benim Rabbim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin' dedim. Onlar arasında bulunduğum sürece ben onların şahidiydim. Sen beni öldürdükten sonra ise onlar üzerinde gözetleyici olan yalnız Sen idin. Çünkü Sen herşeyin şahidisin.
Mâide / 117 - (Yaşar Nuri Öztürk)
"Onlara, senin bana emrettiğin şu sözden başka bir şey söylemedim: 'Benim Rabbim ve sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin.' İçlerinde olduğum sürece üzerlerine tanıktım. Sen beni vefat ettirince üzerlerine yalnız sen gözetleyici oldun. Ve sen zaten her şey üzerinde bir Şehîdsin, bir tanıksın."
Mâide / 117 - (İskender Ali Mihr)
Onlara, bana emrettiğin: “Benim de Rabb’im, sizin de Rabb’iniz olan Allah’a kul olmaları”ndan başka birşey söylemedim. Onların arasında bulunduğum sürece, onların üzerlerine şahit oldum. Fakat beni vefat ettirince (aralarından alınca) onların üzerine gözetleyici Sen oldun. Ve Sen herşeye şahitsin.
Mâide / 117 - (İlyas Yorulmaz)
“Sen bana ne öğrettinse, bende onlara “Benimde Rabbim, sizinde Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin” diye öğrettiklerini söyledim. Ben onların içinde olduğum sürece, yaptıklarına şahit oldum. Beni öldürdüğünde, sen onları yakından gözetiyordun ve sen her şeye şahit olansın. ”
إِن تُعَذِّبْهُمْ فَإِنَّهُمْ عِبَادُكَ وَإِن تَغْفِرْ لَهُمْ فَإِنَّكَ أَنتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
Okunuşu: İn tuazzibhum fe innehum ibâduke, ve in tagfir lehum fe inneke entel azîzul hakîm(hakîmu).
Mâide / 118 - (Diyanet İşleri)
“Eğer onlara azap edersen, şüphe yok ki onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, yine şüphe yok ki sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin.
Mâide / 118 - (Abdullah Parlıyan)
Şayet onları azaba çarptırırsan, şüphesiz onlar senin kullarındır. Ve eğer onları bağışlarsan, doğrusu sen çok güçlü ve üstün olansın. Yaptığın herşeyi yerli yerince yapansın.”
Mâide / 118 - (Adem Uğur)
Eğer kendilerine azap edersen şüphesiz onlar senin kullarındır (dilediğini yaparsın). Eğer onları bağışlarsan şüphesiz sen izzet ve hikmet sahibisin" dedi.
Mâide / 118 - (Ahmed Hulusi)
"Eğer onları azaplandırırsan, elbette onlar senin kullarındır! Eğer onları bağışlarsan muhakkak ki sensin Aziyz, Hakiym olan, sen!"
Mâide / 118 - (Ahmet Tekin)
'Eğer onlara ceza verirsen, onlar Senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan Sen, sadece Sen, kudretli, hikmet sahibi ve hükümransın.'
Mâide / 118 - (Ahmet Varol)
Eğer onlara azap edersen, şüphesiz onlar senin kullarındır. Şayet kendilerini bağışlarsan, şüphe yok ki sen yücesin, hakimsin.'
Mâide / 118 - (Ali Bulaç)
Eğer onları azablandırırsan, şüphesiz onlar Senin kullarındır, eğer onları bağışlarsan, şüphesiz aziz olan, hakim olan Sen'sin Sen."
Mâide / 118 - (Ali Fikri Yavuz)
Eğer onlara azab edersen, şüphe yok ki, onlar senin kullarındır; ve eğer kendilerini bağışlarsan yine şüphe yok ki, sen, mutlak galibsin ve hükmünde hikmet sahibisin” der.
Mâide / 118 - (Ali Ünal)
“Eğer onlara azap edersen, ne diyeyim onlar Sen’in kulların. Eğer onları bağışlayacak olursan, yine ne diyeyim, şüphesiz ki Sen, Azîz (izzet ve ululuk sahibi, her işte üstün ve mutlak galip)sin; Hakîm (her hüküm ve icraatında pek çok hikmetler bulunan) sın.”
Mâide / 118 - (Bayraktar Bayraklı)
“Eğer kendilerine azap edersen, şüphesiz onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, şüphesiz sen izzet ve hikmet sahibisin.”[111]
Mâide / 118 - (Bekir Sadak)
«nlara azabedersen, dogrusu onlar Senin kullarindir; onlari bagislarsan, Guclu olan, Hakim olan suphesiz ancak Sensin.»
Mâide / 118 - (Celal Yıldırım)
Eğer onlara azâb edersen, şüphesiz ki onlar senin kullarındır; bağışlarsan, doğrusu sen çok güçlüsün, çok üstünsün, hem de yegâne hikmet sahibisin.
Mâide / 118 - (Cemal Külünkoğlu)
“Eğer onlara azap edersen, şüphe yok ki, onlar senin kullarındır (dilediğini yaparsın) ve eğer kendilerini bağışlarsan yine şüphe yok ki sen, mutlak galipsin ve hükmünde hikmet sahibisin.”
Mâide / 118 - (Diyanet Vakfi)
Eğer kendilerine azap edersen şüphesiz onlar senin kullarındır (dilediğini yaparsın). Eğer onları bağışlarsan şüphesiz sen izzet ve hikmet sahibisin» dedi.
Mâide / 118 - (Edip Yüksel)
'Onları cezalandırırsan, onlar senin yaratıklarındır. Onları bağışlarsan, kuşkusuz sen Üstünsün, Bilgesin.'
Mâide / 118 - (Gültekin Onan)
"Eğer onları azablandırırsan, şüphesiz onlar senin kullarındır; eğer onları bağışlarsan, şüphesiz aziz olan, hakim olan sensin, sen."
Mâide / 118 - (Hasan Basri Çantay)
«Eğer kendilerine azâb edersen şübhe yok ki onlar Senin kullarındır. Eğer onları yarlığarsan mutlak gaalib (ve) yegâne hüküm ve hikmet saahibi olan da hakıykaten Sensin Sen».
Mâide / 118 - (Hayrat Neşriyat)
'Eğer onlara azâb edersen, artık şübhesiz ki onlar, senin kullarındır. Eğer onlara mağfiret edersen, yine şübhe yok ki Azîz (kudreti dâimâ galib gelen), Hakîm (her işi hikmetli olan) ancak sensin!'
Mâide / 118 - (İbni Kesir)
Eğer onlara azab edersen; şüphesiz onlar Senin kullarındır. Şayet bağışlarsan; muhakkak ki Sensin Sen; Aziz, Hakim.
Mâide / 118 - (Kadri Çelik)
“Onlara azap edersen, doğrusu onlar senin kullarındır; onları bağışlarsan, şüphesiz güçlü ve hikmet sahibi olan ancak sensin.”
Mâide / 118 - (Muhammed Esed)
Şayet onları azaba çarptırırsan şüphesiz onlar Senin kullarındır; ve eğer onları bağışlarsan şüphesiz yalnız Sensin kudret sahibi, hikmet sahibi!"
Mâide / 118 - (Mustafa İslamoğlu)
Eğer onlara azab edersen, şüphe yok ki onlar Senin kullarındır; yok eğer onları bağışlarsan, hiç şüphesiz her işinde mükemmel olan tek Sensin, her hükmünde tam isabet eden de yalnız Sen!"
Mâide / 118 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
«Eğer onları muazzep kılarsan şüphe yok ki, onlar senin kullarındır. Ve eğer onları yarlığarsan yine şüphesiz ki, azîz olan, hakîm olan ancak Sen'sin.»
Mâide / 118 - (Ömer Öngüt)
“Eğer onlara azap edersen, şüphe yok ki onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, şüphesiz ki sen Azîz'sin, hükmünde hikmet sahibisin. ”
Mâide / 118 - (Şaban Piriş)
Eğer onlara azap edersen, onlar, şüphesiz senin kullarındır. Şayet onları bağışlarsan, şüphesiz sen aziz ve hakimsin.
Mâide / 118 - (Sadık Türkmen)
“eğer onlara azap edersen, şüphe yok ki onlar Senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, yine şüphe yok ki Sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin.”
Mâide / 118 - (Seyyid Kutub)
Eğer onları azaba çarptırırsan, onlar senin kullarındır, eğer günahlarını affedersen kuşku yok ki Sen üstün iradeli ve hikmet sahibisin.
Mâide / 118 - (Suat Yıldırım)
(116-118) Hem Allah Teâlâ: "Ey Meryem oğlu İsa!" Sen mi insanlara "Beni ve annemi Allah’tan başka iki tanrı edinin" dedin? sorguladığı vakit o şöyle diyecek: "Hâşa! Sen şerikden ve her noksandan münezzehsin Ya Rabbî! Hakkım olmayan bir şeyi söylemem doğru olmaz, bana yakışmaz." "Hem söylediysem malûmundur elbet. Benim varlığımda olan her şeyi Sen bilirsin, ama ben Sen’in Zatında olanı bilemem. Bütün gaybleri hakkıyla bilen ancak Sen’sin." "Sen ne emrettinse ben onlara, bundan başka bir şey söylemedim. Dediğim hep şu idi: "Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin." "Ya Rabbî! Ben aralarında olduğum müddetçe onları kolladım. Fakat vakta ki Sen beni aralarından tutup aldın, onları görüp denetleyen yalnız Sen kaldın. Sen gerçekten her zaman, her şeye hakkıyla şahitsin. Eğer onları cezalandırırsan, şüphe yok ki onlar Sen’in kullarındır. Onları affedersen, aziz-u hakîm (üstün kudret, tam hüküm ve hikmet sahibi) ancak Sen’sin."
Mâide / 118 - (Süleyman Ateş)
"Eğer onlara azâbedersen, onlar senin kullarındır (dilediğini yaparsın); eğer onları bağışlarsan, şüphesiz sen dâimâ üstünsün, hüküm ve hikmet sâhibisin!"
Mâide / 118 - (Tefhim-ul Kuran)
Eğer onları azablandırırsan, şüphesiz onlar Senin kullarındır, eğer onları bağışlarsan, şüphesiz aziz olan, hakîm olan da Sen'sin Sen.»
Mâide / 118 - (Ümit Şimşek)
'Onlara azap edersen, onlar Senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, şüphesiz ki Sen kudreti herşeye üstün olan sonsuz hikmet sahibisin.'
Mâide / 118 - (Yaşar Nuri Öztürk)
"Onlara azap edersen, onlar senin kullarındır. Ama onları bağışlarsan hiç kuşkusuz, sen tüm gücün sahibi, tüm hikmetlerin sahibisin."
Mâide / 118 - (İskender Ali Mihr)
Eğer onlara azap edersen, artık muhakkak ki onlar, Senin kullarındır. Ve eğer onları bağışlarsan, o taktirde
muhakkak ki Sen, Sen Azîz’sin (üstünsün) Hakîm’sin (hüküm ve hikmet sahibisin).
Mâide / 118 - (İlyas Yorulmaz)
“Eğer onlara azap edersen, elbetteki onlar senin kullarındır, eğer onları bağışlarsan muhakkak ki sen çok güçlü olan ve her şeyin hükmünü verensin” dedi.
قَالَ اللّهُ هَذَا يَوْمُ يَنفَعُ الصَّادِقِينَ صِدْقُهُمْ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا رَّضِيَ اللّهُ عَنْهُمْ وَرَضُواْ عَنْهُ ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
Okunuşu: Kâlellâhu hâzâ yevmu yenfeus sâdikîne sıdkuhum, lehum cennâtun tecrî min tahtihâl enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), radiyallâhu anhum ve radû anhu, zâlikel fevzul azîm(azîmu).
Mâide / 119 - (Diyanet İşleri)
Allah, şöyle diyecek: “Bugün, doğrulara, doğruluklarının yarar sağlayacağı gündür.” Onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler vardır. Allah, onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte bu büyük başarıdır.
Mâide / 119 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Allah diyecek ki: Bugün, öyle bir gündür ki gerçeklerin gerçekliği fayda eder ancak. Onlarındır kıyılarından ırmaklar akan cennetler, ebedî kalırlar orada. Allah onlardan râzı olmuştur, onlar da ondan râzı olmuşlardır. İşte budur en büyük kurtuluş.
Mâide / 119 - (Abdullah Parlıyan)
Hesap günü Allah şöyle diyecektir. Bugün doğrulara doğruluklarının fayda verdiği gündür. Onlara içinde ebedi kalacakları, zemininden ırmaklar akan cennetler vardır. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte büyük kurtuluş ve kazanç budur.
Mâide / 119 - (Adem Uğur)
(Bu konuşmadan sonra) Allah şöyle buyuracaktır: Bu, doğrulara, doğruluklarının fayda vereceği gündür. Onlara, içinde ebedî kalacakları, zemininden ırmaklar akan cennetler vardır. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte büyük kurtuluş ve kazanç budur.
Mâide / 119 - (Ahmed Hulusi)
Allâh buyurdu: "Bu, sadıklara, tasdiklerinin (hakikati şüphesiz ve tereddütsüz) sonucunun yaşandığı gündür! İçinde ebedî kalıcılar olarak, altlarından nehirler akan cennetler var onlar için". . . Allâh onlardan razı olmuştur, onlar da O'ndan razı. . . İşte budur büyük kurtuluş!
Mâide / 119 - (Ahmet Tekin)
Allah:'Îsâ’nın bu sözleri söylediği gün, doğrulara, samimi olanlara, imanda, İslâm’da sadâkatlerinin fayda vereceği gündür. Onlara altlarından ırmaklar akan cennet konakları var. Orada ebedî yaşayacaklar. Allah onlardan razı olmuştur. Onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte büyük mutluluk ve kazanç budur.' buyurdu.
Mâide / 119 - (Ahmet Varol)
Allah der ki: 'Bu, doğrulara doğruluklarının yarar sağlayacağı bir gündür. Onlar için altından ırmaklar akan içinde sonsuza kadar kalacakları cennetler vardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır. İşte büyük kurtuluş budur.'
Mâide / 119 - (Ali Bulaç)
Allah dedi ki: "Bu, doğrulara, doğru söylemelerinin yarar sağladığı gündür. Onlar için, içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler vardır. Allah onlardan razı oldu, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur."
Mâide / 119 - (Ali Fikri Yavuz)
Allah şöyle buyurur: “-Bugün, doğru söyliyenlerin sadakatleri kendilerine fayda vereceği bir gündür. Onlara, ağaçları altından ırmakla akar cennetler vardır. Onlar orada devamlı olarak kalıcıdırlar. Allah kendilerinden razı olmuş, onlar da Allah’dan razı olmuşlardır. İşte bu, en büyük kurtuluş!...
Mâide / 119 - (Ali Ünal)
Allah, şöyle buyurur: “Özüsözü doğru olup, imanlarında ve yaşayışlarında sebat ile yollarında dosdoğru gidenlere bu sadakatlerinin fayda vereceği gündür bugün. Onlar için, içlerinde ebediyen kalmak üzere (ağaçlarının arasından ve köşklerinin) altından ırmaklar akan cennetler vardır. Allah, onlardan razıdır, onlar da Allah’tan razıdırlar. İşte budur çok büyük kazanç, çok büyük başarı.”
Mâide / 119 - (Bayraktar Bayraklı)
Bu konuşmadan sonra Allah şöyle buyuracaktır: “Bu, doğrulara, doğruluklarının fayda vereceği gündür. Onlara, içinde süreli kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler vardır. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte büyük kurtuluş budur.”
Mâide / 119 - (Bekir Sadak)
Allah, «Bu, dogrulara dogruluklarinin fayda verdigi gundur; ebedi ve temelli kalacaklari, altlarindan irmaklar akan cennetler onlarindir. Allah onlardan hosnud olmustur, onlar da Allah'tan hosnud olmuslardir, bu buyuk kurtulustur» dedi.
Mâide / 119 - (Celal Yıldırım)
(Bunun üzerine) Allah buyuracak : (Bugün) doğruların doğruluklarının kendilerine yarar verdiği gündür; onlar için altlarından ırmaklar akan içinde ebedî kalacakları Cennetler vardır. Allah onlardan razı oldu, onlar da Allah'tan razı oldular. İşte bu, büyük bir kurtuluştur.
Mâide / 119 - (Cemal Külünkoğlu)
(Ve Hesap Günü) Allah şöyle buyuracak: “Bugün sözlerine sadık olanların, doğruluklarının (kendilerine) fayda vereceği gündür. Onlar için, içinde ebedi kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Allah onlardan razı (hoşnut) olmuş, onlar da Allah'tan memnun olmuşlardır. İşte büyük başarı ve mutluluk budur!”
Mâide / 119 - (Diyanet İşleri (eski))
Allah, 'Bu, doğrulara doğruluklarının fayda verdiği gündür; ebedi ve temelli kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetler onlarındır. Allah onlardan hoşnud olmuştur, onlar da Allah'tan hoşnud olmuşlardır, bu büyük kurtuluştur' dedi.
Mâide / 119 - (Diyanet Vakfi)
(Bu konuşmadan sonra) Allah şöyle buyuracaktır: Bu, doğrulara, doğruluklarının fayda vereceği gündür. Onlara, içinde ebedî kalacakları, zemininden ırmaklar akan cennetler vardır. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte büyük kurtuluş ve kazanç budur.
Mâide / 119 - (Edip Yüksel)
ALLAH ilan edecek: 'Bu, doğrulara doğruluklarının yarar sağladığı gündür.' Onlar için içlerinden ırmaklar akan ve orada sürekli kalacakları cennetler (bahçeler) var. ALLAH onlardan, onlar da O'ndan hoşnut olmuştur. Büyük başarı işte bu...
Mâide / 119 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
(Bunun üzerine) Allah buyuracak : (Bugün) doğruların doğruluklarının kendilerine yarar verdiği gündür; onlar için altlarından ırmaklar akan içinde ebedî kalacakları Cennetler vardır. Allah onlardan razı oldu, onlar da Allah'tan razı oldular. İşte bu, büyük bir kurtuluştur.
Mâide / 119 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Allah buyurur ki: «İşte bu, doğrulara, doğruluklarının fayda vereceği gündür. Onlar için, altlarından ırmaklar akan, içlerinde ebedi kalacakları cennetler vardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah'tan. İşte o büyük kurtuluş budur.
Mâide / 119 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Allah buyurdu ki: «Bu, sadıklara doğruluklarının fayda sağladığı gündür. Onlar için altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler vardır». Allah onlardan razı olmuş, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte büyük kurtuluş budur.
Mâide / 119 - (Gültekin Onan)
Tanrı dedi ki: "Bu, doğrulara doğru söylemelerinin yarar sağladığı gündür. Onlar için altlarından ırmaklar akan ve orada ebediyen kalacakları cennetler vardır. Tanrı onlardan razı olmuştur, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur."
Mâide / 119 - (Harun Yıldırım)
Allah buyurdu ki: “Bu, doğruların doğruluklarının fayda vereceği gündür. Onlar için altından nehirler akan cennetler vardır. Orada ebedi kalıcıdırlar. Allah onlardan razı olmuştur; onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte bu en büyük kurtuluştur.”
Mâide / 119 - (Hasan Basri Çantay)
(Bu suâl ve cevablardan sonra) Allah dedi (diyecek) ki: «Bu (gün) doğru söyleyenlerin sadâkatları kendilerine fâide vereceği bir gündür. Altından ırmaklar akan cennetler — ki orada ebedî ve daimî kalıcıdırlar — Onlarındır. Allah kendilerinden raazî olmuşdur, kendileri de Ondan raazî olmuşlardır ve işte bu, en büyük kurtuluş ve seâdetdir».
Mâide / 119 - (Hayrat Neşriyat)
(Bunun üzerine) Allah şöyle buyurur: 'Bu (gün), doğru olanlara doğruluklarının fayda vereceği gündür! Onlar için, altlarından ırmaklar akan Cennetler vardır; (onlar)orada ebedî olarak devamlı kalıcıdırlar. Allah onlardan râzı olmuştur ve (onlar da) O’ndan râzı olmuşlardır.' İşte büyük kurtuluş budur!
Mâide / 119 - (İbni Kesir)
Allah buyurdu ki: Bu, doğru söyleyenlerin doğruluklarının fayda verdiği gündür. Onlara; altından ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetler vardır. Allah; onlardan hoşnud olmuştur, onlar da Allah'dan hoşnud olmuşlardır. Büyük kurtuluş işte budur.
Mâide / 119 - (Kadri Çelik)
Allah, “Bu, doğrulara doğruluklarının fayda verdiği gündür; Onlara altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Onda temelli kalıcılardır. Allah onlardan hoşnut olmuştur, onlar da Allah'tan hoşnut olmuşlardır, bu büyük kurtuluştur” dedi.
Mâide / 119 - (Muhammed Esed)
(Ve Hesap Günü) Allah şöyle diyecektir. "Bugün sözlerine sadık olanlar hakikate sadakatlerinin faydasını görecekler: sonsuza kadar kalacakları, içinden ırmaklar akan hasbahçeler onların olacak; Allah onlardan çok hoşnuttur ve onlar da Allahtan çok hoşnutturlar: Bu büyük bir mazhariyettir".
Mâide / 119 - (Mustafa İslamoğlu)
(O gün) Allah şöyle diyecek: "Bugün, sözlerine sadık olanların sadaketlerinin hayrını görecekleri gündür. Zemininden ırmaklar çağlayan, içinde ebedi kalacakları cennetler onlarındır. Allah onlardan razı, onlar da Allah'tan razıdırlar: İşte bu muhteşem bir başarıdır.
Mâide / 119 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Allah Teâlâ buyurdu ki: «Bu, sâdıklara sadâkatlarının faide vereceği bir gündür. Onlar için altlarından ırmaklar akan cennetler vardır ki, onlar bunlarda ebedî olarak kalıcılardır. Allah Teâlâ onlardan razı olmuş, onlar da Allah Teâlâ'dan razı olmuşlardır. İşte bu, en büyük bir kurtuluştur.»
Mâide / 119 - (Ömer Öngüt)
Allah şöyle buyurdu: “Bu, sâdıkların sadakatlerinin fayda vereceği gündür. Onlar için altlarından ırmaklar akan cennetler vardır, orada ebedî kalacaklardır. Allah onlardan râzı olmuştur, onlar da Allah'tan râzı olmuşlardır. İşte büyük kurtuluş budur.
Mâide / 119 - (Şaban Piriş)
Allah ise şöyle dedi: -İşte bugün, doğrulara doğrulukları fayda verir. Onlar için, içinde ebedi kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler vardır. Allah onlardan razı olmuştur. Onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte bu, büyük bir kurtuluştur.
Mâide / 119 - (Sadık Türkmen)
Allah şöyle diyecek: “Bugün doğrulara; doğruluklarının yarar sağlayacağı gündür.” Onlara içinden ırmaklar akan, içinde sonsuz kalacakları cennetler vardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte bu büyük başarıdır.
Mâide / 119 - (Seyyid Kutub)
Allah dedi ki; Bugün, doğruların doğruluklarının yararını görecekleri gündür, onlar için altından nehirler akan ve içlerinde ebedi kalacakları cennétler vardır. Allah onlardan razıdır, onlar da ondan razıdırlar. İşte o büyük kurtuluş, o büyük başarı budur.
Mâide / 119 - (Suat Yıldırım)
Bunlardan sonra Allah buyurur ki: "Bu gün o gündür ki, doğruların doğruluğu kendilerine fayda verir. Onlara içinden ırmaklar akan cennetler var. Orada daimî kalırlar. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte büyük başarı ve mutluluk budur!"
Mâide / 119 - (Süleyman Ateş)
Allâh buyurdu: "Bu, sâdıklara, doğruluklarının fayda sağlayacağı gündür. Onlar için altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetler vardır." Allâh onlardan râzı olmuştur, onlar da O'ndan râzı olmuşlardır. İşte büyük başarı budur!
Mâide / 119 - (Tefhim-ul Kuran)
Allah dedi ki: «Bu, doğrulara, doğru söylemelerinin yarar sağladığı gündür. Onlar için içinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan cennetler vardır. Allah onlardan razı oldu, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur.»
Mâide / 119 - (Ümit Şimşek)
Allah buyurur ki: Bugün, doğrulara doğruluklarının fayda verdiği gündür. Onlar için, ebediyen kalmak üzere, altlarından ırmaklar akan Cennetler vardır. Allah onlardan razıdır, onlar Allah'tan. Bu ise pek büyük bir kazanç ve kurtuluştur.
Mâide / 119 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Allah buyurdu: "Özü-sözü doğru olanlara, doğruluklarının yarar sağlayacağı gün budur. Altlarından ırmaklar akan cennetler var onlar için. Sonsuza dek kalacaklardır orada." Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır. İşte budur büyük kurtuluş.
Mâide / 119 - (İskender Ali Mihr)
Allahû Tealâ şöyle buyurdu; “Bugün sadıklara, sadâkatlarının kendilerine fayda vereceği bir gündür. Onlar için altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî olarak kalacakları cennetler vardır. Allah onlardan râzı olmuş, onlar da Allah’tan râzı olmuşlardır. İşte bu, "Fevz-ül Azîm" dir (en büyük fevzdir).”
Mâide / 119 - (İlyas Yorulmaz)
Allah “Bu hesap gününde doğru amel işleyenlerin, doğruluklarının kendilerine fayda vereceği gündür. Onlar için sürekli kalacakları, altlarında