Aranılan kelime ile eşleşen ayetler

li kavmin

  Enbiyâ / 106 -

 Diyanet İşleri = Şüphesiz bunda Allah’a kulluk eden bir toplum için yeterli bir mesaj vardır.

li kavmin

  Enbiyâ / 106 -

 Abdulbaki Gölpınarlı = Şüphe yok ki bu, kullukta bulunan topluluğa bir tebliğdir.

li kavmin

  Enbiyâ / 106 -

 Abdullah Parlıyan = Şüphesiz bunda gerçekten, Allah'a kulluk eden kimseler için, ibretler ve müjdeler vardır.

li kavmin

  Enbiyâ / 106 -

 Adem Uğur = İşte bunda, (bize) kulluk eden bir kavim için bir mesaj vardır.

li kavmin

  Enbiyâ / 106 -

 Ahmed Hulusi = Muhakkak ki bunda, abidler topluluğu (arınma çalışmaları yapanlar) için açıklayıcı bilgi vardır.

li kavmin

  Enbiyâ / 106 -

 Ahmet Tekin = Allah’ı ilâh tanıyan, candan müslüman olarak Allah’a bağlanan, saygıyla Allah’a kulluk ve ibadete devam ederek görevlerini yerine getiren toplumların ve inkâr eden toplulukların hayrına haklarını, sorumluluklarını ve mükâfatlarını bildirmek için bu Kur’ân’da kesinlikle yeterli öğüt, uyarı ve tebligat vardır.

li kavmin

  Enbiyâ / 106 -

 Ahmet Varol = Şüphesiz bunda kulluk eden bir topluluk için yeterli öğüt vardır.

li kavmin

  Enbiyâ / 106 -

 Ali Bulaç = Hiç şüphesiz bu Kur’ân’da kendilerini Bize ibadete adamış mü’minler için gerekli her gerçek kâfi derecede yer almaktadır.

li kavmin

  Enbiyâ / 106 -

 Ali Fikri Yavuz = İşte bunda, Allah'a kulluk eden bir toplum için bir mesaj vardır.

li kavmin

  Enbiyâ / 106 -

 Ali Ünal = Dogrusu bu Kuran'da, kulluk eden kimeselere bildiri vardir.

li kavmin

  Enbiyâ / 106 -

 Bayraktar Bayraklı = İşte bunda, Allah'a kulluk eden bir toplum için bir mesaj vardır.

li kavmin

  Enbiyâ / 106 -

 Bekir Sadak = Dogrusu bu Kuran'da, kulluk eden kimeselere bildiri vardir.

li kavmin

  Enbiyâ / 106 -

 Celal Yıldırım = Şüphesiz ki bu (Kur'ân)da kendini ibâdete veren bir millet için amaca ulaşma ve yeterli öğüt (yolları) vardır.

li kavmin

  Enbiyâ / 106 -

 Cemal Külünkoğlu = Şüphesiz bunda Allah'a kulluk eden bir toplum için yeterli bir mesaj vardır.

li kavmin

  Enbiyâ / 106 -

 Diyanet İşleri (eski) = Doğrusu bu Kuran'da, kulluk eden kimselere bildiri vardır.

li kavmin

  Enbiyâ / 106 -

 Diyanet Vakfi = İşte bunda, (bize) kulluk eden bir kavim için bir mesaj vardır.

li kavmin

  Enbiyâ / 106 -

 Edip Yüksel = Kulluk eden bir toplum için bunda bir bildiri vardır.

li kavmin

  Enbiyâ / 106 -

 Elmalılı Hamdi Yazır = Şübhe yok ki bunda âbid bir kavm için kâfi bir öğüd vardır

li kavmin

  Enbiyâ / 106 -

 Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Şüphesiz ki, bu Kur'an'da ibadet eden bir kavim için yeterli bir öğüt vardır.

li kavmin

  Enbiyâ / 106 -

 Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Şüphesiz bu Kur'ân'da kulluk eden kimseler için kâfi bir öğüt vardır.

li kavmin

  Enbiyâ / 106 -

 Gültekin Onan = Doğrusu bu Kuran'da, kulluk eden kimselere bildiri vardır.

li kavmin

  Enbiyâ / 106 -

 Harun Yıldırım = İşte bunda, (bize) kulluk eden bir kavim için bir mesaj vardır.

li kavmin

  Enbiyâ / 106 -

 Hasan Basri Çantay = Şübhe yok ki bu (Kur'an) da âbidler zümresi için (umduklarına) ulaşma (çâreleri) vardır.

li kavmin

  Enbiyâ / 106 -

 Hayrat Neşriyat = Şübhesiz ki bunda (Kur’ân’da) ibâdet eden bir kavim için (maksada ulaştırıcı)kâfî (bir nasîhat var)dır.

li kavmin

  Enbiyâ / 106 -

 İbni Kesir = Doğrusu bunda ibadet edenler için, tebliğ vardır.

li kavmin

  Enbiyâ / 106 -

 Kadri Çelik = Şüphesiz bu Kur'an'da, kulluk eden kimseler için yeterli bir öğüt vardır.

li kavmin

  Enbiyâ / 106 -

 Muhammed Esed = Şüphesiz, bunda (gerçekten) Allah'a kulluk eden kimseler için bir mesaj vardır.

li kavmin

  Enbiyâ / 106 -

 Mustafa İslamoğlu = Hiç şüphesiz bunda, Allah'a gereği gibi kulluk etmek isteyenler için nice mesajlar vardır.

li kavmin

  Enbiyâ / 106 -

 Ömer Nasuhi Bilmen = Muhakkak ki, bunda (Kur'an-ı Mübîn'de) abidler olan bir kavim için mükemmel bir mev'ize vardır.

li kavmin

  Enbiyâ / 106 -

 Ömer Öngüt = Şüphesiz ki bunda kulluk eden bir topluluk için yeterli bir tebliğ vardır.

li kavmin

  Enbiyâ / 106 -

 Şaban Piriş = Elbette bu (Kur’an’da) kulluk eden bir toplum için açık bir mesaj vardır.

li kavmin

  Enbiyâ / 106 -

 Sadık Türkmen = Şüphesiz bunda, ibadet eden bir kavim için, yeterli bir mesaj/açıklama/öğüt vardır.

li kavmin

  Enbiyâ / 106 -

 Seyyid Kutub = Hiç kuşkusuz bu Kur'an'da Allah'a kulluk edenler için yeterli olacak nitelikte bilgi ve mesaj vardır.

li kavmin

  Enbiyâ / 106 -

 Suat Yıldırım = Bu Kur’ân’da da elbette Allah’a ibadet eden kimseler için bir mesaj vardır.

li kavmin

  Enbiyâ / 106 -

 Süleyman Ateş = Şüphesiz bunda kulluk eden kimseler için yeterli bir öğüt vardır.

li kavmin

  Enbiyâ / 106 -

 Tefhim-ul Kuran = Gerçek şu ki kulluk eden bir topluluk için bunda (Kur'an'da) 'açık bir mesaj' (veya gerçek bir çıkış yolu) vardır.

li kavmin

  Enbiyâ / 106 -

 Ümit Şimşek = İşte bunda, Allah'a kulluk eden bir topluluk için tam ve yeterli bir öğüt vardır.

li kavmin

  Enbiyâ / 106 -

 Yaşar Nuri Öztürk = Kuşkusuz, bunda, kulluk eden bir topluluk için kesin bir tebliğ vardır.

li kavmin

  Enbiyâ / 106 -

 İskender Ali Mihr = Muhakkak ki abidler (Allah’a kul olanlar) kavmi için bunda, elbette tebliğ (açıklamalar) vardır.

li kavmin

  Enbiyâ / 106 -

 İlyas Yorulmaz = Bu anlatılanlarda, bize kulluk yapan bir topluluk için, açık anlaşılır bildirimler vardır.

li kavmin âharîne

  Mâide / 41 -

 Diyanet İşleri = Ey Peygamber! Kalpten inanmadıkları hâlde, ağızlarıyla “İnandık” diyenler (münafıklar) ile Yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar (Yahudiler) yalan uydurmak için (seni) dinlerler , sana gelmeyen bir topluluk hesabına dinlerler. Kelimelerin (ifade içindeki) yerlerini bildikten sonra yerlerini değiştirir ve şöyle derler: “Eğer size şu hüküm verilirse, onu tutun. O verilmezse sakının.” Allah, kimin azaba uğramasını istemişse artık sen onun için asla Allah’a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah’ın kalplerini temizlemeyi istemediği kimselerdir. Onlara dünyada bir rüsvaylık, ahirette ise yine onlara büyük bir azap vardır.

li kavmin âharîne

  Mâide / 41 -

 Abdulbaki Gölpınarlı = Ey Peygamber, ağızlarıyla inandık diyen, fakat yürekleriyle inanmayanlardan ve Yahûdilerden, boyuna kâfirliğe koşuşanlar, seni mahzun etmesin. Onlar, sözleri, yalan söylemek için boyuna dinleyip dururlar, senin yanına gelmemiş olan bir başka kavim için dinlerler boyuna. Onlar, sözlerin bâzısının yerlerini değiştirirler de size şu tarzda fetva verilirse derler, kabul edin, verilmezse çekinin kabul etmekten ve Allah, kime azâb etmek isterse sen, Allah'ın isteğine karşı o adama hiçbir şey yapamazsın. Onlar, öyle kişilerdir ki Allah, yüreklerini temizlemeyi murâd etmemiştir. Onlar içindir dünya da horluk ve onlar içindir âhirette pek büyük bir azap.

li kavmin âharîne

  Mâide / 41 -

 Abdullah Parlıyan = Ey peygamber! Kalpleriyle inanmadıkları halde, dilleriyle inandık diyen münafıklarla, Yahudilerden Allah'tan gelen gerçekleri örtbas etmede alabildiğine yarışanlar seni üzmesin. Onlar yalancılık etmek için dinlerler, seni kabullenmeyip bildirdiğin mesajlara karşı gelen diğer bir topluluktan yana da casusluk yaparlar. Vahyedilen sözleri asıl anlamlarından kopararak, kaydırıp değiştirirler. Ve “Eğer size şöyle şöyle bir hüküm verilirse alın; ama verilmezse uzak durun” derler. Allah bir kimseyi sapıklığa düşürmek isterse, sen onun kurtarılması için Allah'a karşı hiçbirşey yapamazsın. İşte onların kalplerini, Allah temizlemek istememiştir. Onları bu dünyada zillet, öteki dünyada da korkunç bir azap beklemektedir.

li kavmin âharîne

  Mâide / 41 -

 Adem Uğur = Ey Resûl! Kalpleri iman etmediği halde ağızlarıyle "inandık" diyen kimselerden ve yahudilerden küfür içinde koşuşanlar(ın hali) seni üzmesin. Onlar durmadan yalana kulak verirler, ve sana gelmeyen (bazı) kimselere kulak verirler; kelimeleri yerlerinden kaydırıp değiştirirler. "Eğer size şu verilirse hemen alın, o verilmezse sakının!" derler. Allah bir kimseyi şaşkınlığa (fitneye) düşürmek isterse, sen Allah'a karşı, onun lehine hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah'ın kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir. Onlar için dünyada rezillik vardır ve ahirette onlara mahsus büyük bir azap vardır.

li kavmin âharîne

  Mâide / 41 -

 Ahmed Hulusi = Ey Rasûl! Kalpleriyle (şuurlu olarak - anlamını hissedip yaşayarak) iman etmedikleri hâlde, ağızlarıyla "İman ettik" diyenlerden küfürde koşuşanlar, seni mahzun etmesin. . . Yahudi olanlardan öylesi var ki, yalan uydurmak için veya sana gelmemiş bir topluluk adına (aracı olarak) dinleyendir. . . Yerli yerince söylenen Kelimeleri tahrif ederek, "Size şu verilirse alın, eğer o verilmez (Allâh hükmü ile hükmedilir) ise sakın yanaşmayın" derler. . . Allâh bir kimsenin dalâletini dilerse, artık onun için sen Allâh'tan bir şey bekleyemezsin. . . İşte onlar, Allâh'ın kalplerini arındırmayı dilemediği kimselerdir. . . Dünyada onlar için rezillik vardır. . . Sonsuz gelecek sürecinde de onlar için çok büyük azap vardır.

li kavmin âharîne

  Mâide / 41 -

 Ahmet Tekin = Ey Allah’ın Rasulü, akılları yatarak, kalpleriyle iman etmedikleri halde, ağızlarıyla:'İnandık' diyenlerin ve yahudiliğin takipçilerinden küfür içinde yarışanların hali seni üzmesin. Onlar devamlı yalana kulak verirler. Senin yanına yaklaşmayan diğer bir kavmin sözlerine kulak kabartırlar.Kelimeleri, ifadeleri, aslî manalarını bozacak şekilde tahrif ediyorlar, değiştiriyorlar, bâtıl tefsirler ve te’viller yapıyorlar. Bir de:'Eğer hakkınızda şu hükmü uygulamaya kalkarlarsa hemen kabul edin. O hükmü uygulamayıp başka hüküm uygulamak isterlerse, dikkatli olun, kendinizi savunun.' derler.Allah kimi dalâlete, sıkıntıya düşürmek isterse, sen Allah’a karşı, onun lehine hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah’ın kalplerini, kafalarını arındırmak istemediği kimselerdir. Onlara dünyada rezillik vardır. Âhirette, ebedî yurtta da onlara büyük bir ceza var.

li kavmin âharîne

  Mâide / 41 -

 Ahmet Varol = Ey Peygamber! Ağızlarıyla 'iman ettik' dedikleri halde kalpleri iman etmemiş olanlardan ve yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesinler. Onlar sürekli yalana kulak veren, sana gelmemiş bir topluluğun hesabına casusluk yapan kimselerdir. Bunlar sözlerin yerlerine konulmasından sonra onları değiştirirler. 'Size bu verilirse alın, bu verilmezse o zaman sakının' derler. [5] Allah birini şaşırtmak isterse sen onun için Allah'a karşı bir şey yapamazsın. Onlar, Allah'ın kalplerini arındırmayı dilemediği kimselerdir. Onlar için dünyada rezillik vardır. Onlara ahirette de büyük bir azap vardır.

li kavmin âharîne

  Mâide / 41 -

 Ali Bulaç = Ey Peygamber, kalpleri inanmadığı halde ağızlarıyla "İnandık" diyenlerle Yahudiler'den küfür içinde çaba harcayanlar seni üzmesin. Onlar, yalana kulak tutanlar, sana gelmeyen diğer topluluk adına kulak tutanlar (haber toplayanlar)dır. Onlar, kelimeleri yerlerine konulduktan sonra saptırırlar, "Size bu verilirse onu alın, o verilmezse ondan kaçının" derler. Allah, kimin fitne(ye düşme)sini isterse, artık onun için sen Allah'tan hiç bir şeye malik olamazsın. İşte onlar, Allah'ın kalplerini arıtmak istemedikleridir. Dünyada onlar için bir aşağılanma, ahirette onlar için büyük bir azab vardır.

li kavmin âharîne

  Mâide / 41 -

 Ali Fikri Yavuz = Ey şanlı Rasûl! Kalbleriyle inanmadıkları halde ağızlarıyla “İnandık” diyenlerle (münafıklarla) Yahudilerden küfür içinde koşuşanlar seni üzmesin. Onlar, durmadan yalan dinleyenler ve senin huzuruna gelmiyen başka bir kavim için, casusluk edenlerdir. Yerli yerinde hak olarak söylenen kelimeleri sonradan değiştirirler: “- Eğer size şu (fetva) verilirse, onu kabul edin, verilmezse sakının” derler. Allah kimin fitneye düşmesini dilerse, asla sen onun lehine Allah’dan hiç bir şeye sahip olamazsın. Onlar, öyle kimselerdir ki, Allah kalblerini temizlemek istememiştir. Onlar için dünyada bir perişanlık, âhirette de büyük bir azab vardır.

li kavmin âharîne

  Mâide / 41 -

 Ali Ünal = Ey (şanı çok yüce o en büyük) rasûl! Ağızlarıyla “inandık” deseler de, kalbleri asla iman etmemiş bulunan (münafık) lardan ve yahudi olanlardan küfürde birbirleriyle yarışırcasına koşturup duranlar seni mahzun etmesin. Onlar, (doğrudan hiç hoşlanmaz ve bilhassa hakkınızda) hep yalan, iftira ve propagandaya kulak verirler; (iman ve aydınlanma adına olsun, mesajının özünü öğrenme adına olsun) sana hiç gelmemiş, (yalanın ve iftiranın asıl kaynağı) başka bir topluluğu dinlerler (ve onlar adına casusluk yapıp, daima sizin açığınızı ararlar). (Allah’ın) Kelâmı’nı ve söylenen sözleri manâsı değişecek biçimde sürekli aslî şeklinden saptırır, gizler, değiştirir (ve böylece) tahrif ederler. (Hakkında senin hükmüne başvurdukları meselelerde,) “Size şöyle fetva verilirse kabul edin; o şekilde verilmezse aman, onu kabulden geri durun!” derler. (Böyledir onlar:) Allah, bir kimseyi özü ortaya çıksın diye bir imtihana tâbi tutmayı murat buyurmuş (ve o kimse de bu imtihanda kaybetmişse), artık Allah katında onun lehine olarak senin yapabileceğin bir şey yoktur. Onlar öyle kimselerdir ki, (küfürde koşuşturmaları ve fasıklıkları sebebiyle) Allah onların kalblerini arındırmayı dilememiştir. Onların hakkı, dünyada zillettir; Âhiret’te de onlar için çok büyük bir azap vardır.