Islami Bilgiler | | Kur-an.Net! |

Türkçe Yusuf Suresi

26 Mayıs 2008 Yazar admin

12-YÛSUF

Yusuf suresi, 111 (yüzonbir) âyet olup 1,2 ve 3. âyetler Medine’de, diÄŸerleri Mekke’de inmiÅŸtir. Sûrenin başından sonuna kadar Yusuf Peygamber’den bahsedildiÄŸi için bu adı almıştır.

Rahmân ve Rahîm (olan) Allah’ın adıyla.

1. Elif. Lâm. Râ. Bunlar, apaçık Kitab’ın âyetleridir.

2. Anlayasınız diye biz onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik.

3. (Ey Muhammed!) Biz, sana bu Kur’an’ı vahyetmekle geçmiÅŸ milletlerin haberlerini sana en güzel bir ÅŸekilde anlatıyoruz. Gerçek ÅŸu ki, sen bundan önce (bu haberleri) elbette bilmeyenlerden idin.

4. Bir zamanlar Yusuf, babasına (Ya’kub’a) demiÅŸti ki: Babacığım! Ben (rüyamda) on bir yıldızla güneÅŸi ve ayı gördüm; onları bana secde ederlerken gördüm.

5. (Babası:) Yavrucuğum! dedi, rüyanı sakın kardeşlerine anlatma; sonra sana bir tuzak kurarlar! Çünkü şeytan insana apaçık bir düşmandır.

6. İşte böylece Rabbin seni seçecek, sana (rüyada görülen) olayların yorumunu öğretecek ve daha önce iki atan İbrahim ve İshak’a nimetini tamamladığı gibi sana ve Ya’kub soyuna da nimetini tamamlayacaktır. Çünkü Rabbin çok iyi bilendir, hikmet sahibidir.

7. Andolsun ki Yusuf ve kardeşlerinde, (almak) isteyenler için ibretler vardır.

8. (Kardeşleri) dediler ki: Yusufla kardeşi (Bünyamin) babamıza bizden daha sevgilidir. Halbuki biz kalabalık bir cemaatiz. Şüphesiz ki babamız apaçık bir yanlışlık içindedir.

9. (Aralarında dediler ki:) Yusufu öldürün veya onu (uzak) bir yere atın ki babanızın teveccühü yalnız size kalsın! Ondan sonra da (tevbe ederek) sâlih kimseler olursunuz!

10. Onlardan biri: Yusufu öldürmeyin, eğer mutlaka yapacaksanız onu kuyunun dibine atın da geçen kervanlardan biri onu alsın (götürsün), dedi.

11. Dediler ki: “Ey babamız! Sana ne oluyor da Yusuf hakkında bize güvenmiyorsun! Oysa ki biz onun iyiliÄŸini istemekteyiz.

12. Yarın onu bizimle beraber (kıra) gönder de bol bol yesin (içsin), oynasın. Biz onu mutlaka koruruz.”

13. (Babaları) dedi ki: Onu götürmeniz beni mutlaka üzer. Siz ondan habersizken onu bir kurdun yemesinden korkarım.

14. Dediler ki: Hakikaten biz (kuvvetli) bir topluluk olduğumuz halde, eğer onu kurt yerse, o zaman biz gerçekten âciz kimseler sayılırız.

15. Onu götürüp de kuyunun dibine atmaya ittifakla karar verdikleri zaman, biz Yusufa: Andolsun ki sen onların bu işlerini onlar (işin) farkına varmadan, kendilerine haber vereceksin, diye vahyettik.

16. Akşamleyin ağlayarak babalarına geldiler.

17. Ey babamız! dediler, biz yarışmak üzere uzaklaştık; Yusufu eşyamızın yanında bırakmıştık. (Ne yazık ki) onu kurt yemiş! Fakat biz doğru söyleyenler olsak da sen bize inanmazsın.

18. GömleÄŸinin üstünde sahte bir kan ile geldiler. (Yakub) dedi ki: Bilakis nefisleriniz size (kötü) bir iÅŸi güzel gösterdi. Artık (bana düşen) hakkıyla sabretmektir. Anlattığınız karşısında (bana) yardım edecek olan, ancak Allah’tır.

19. Bir kervan geldi ve sucularını (kuyuya) gönderdiler, o da (gidip) kovasını saldı, (Yusufu görünce) “Müjde! İşte bir oÄŸlan!” dedi. Onu bir ticaret malı olarak sakladılar. Allah onların yaptıklarını çok iyi bilir.

20. (Kafile Mısır’a vardığında) onu deÄŸersiz bir pahaya, sayılı birkaç dirheme sattılar. Onlar zaten ona deÄŸer vermemiÅŸlerdi.

21. Mısır’da onu satın alan adam, karısına dedi ki: “Ona deÄŸer ver ve güzel bak! Umulur ki bize faydası olur. Veya onu evlât ediniriz.” İşte böylece (Mısır da adaletle hükmetmesi) ve kendisine (rüyadaki) olayların yorumunu öğretmemiz için Yusufu o yere yerleÅŸtirdik. Allah, emrini yerine getirmeye kadirdir. Fakat insanların çoÄŸu (bunu) bilmezler.

22. (Yusuf) erginlik çağına erişince, ona (isabetle) hükmetme (yeteneği) ve ilim verdik. İşte güzel davrananları biz böyle mükâfatlandırırız.

23. Evinde bulunduÄŸu kadın, onun nefsinden murat almak istedi, kapıları iyice kapattı ve “Haydi gel!” dedi. O da” (Hâşâ), Allah’a sığınırım! Zira kocanız benim velinimetimdir, bana güzel davrandı. Gerçek ÅŸu ki, zalimler iflah olmaz!” dedi.

24. Andolsun ki, kadın ona meyletti. Eğer Rabbinin işaret ve ikazını görmeseydi o da kadına meyletmişti. İşte böylece biz, kötülük ve fuhşu ondan uzaklaştırmak için (delilimizi gösterdik). Şüphesiz o ihlâslı kullarımızdandı.

25. İkisi de kapıya doğru koştular. Kadın onun gömleğini arkadan yırttı. Kapının yanında onun kocasına rastladılar. Kadın dedi ki: Senin ailene kötülük etmek isteyenin cezası, zindana atılmaktan veya elem verici bir işkenceden başka ne olabilir!

26. Yusuf: “Asıl kendisi benim nefsimden murat almak istedi” dedi. Kadının akrabasından biri şöyle ÅŸahitlik etti: “EÄŸer gömleÄŸi önden yırtılmışsa, kadın doÄŸru söylemiÅŸtir, bu ise yalancılardandır.”

Tamamını okumak için tıklatın »

Kategori Türkçe Kur'an meali | Yorum Yazın

Türkçe Hud Suresi

26 Mayıs 2008 Yazar admin

11-HÛD

Hûd sûresi, 123 (yüzyirmiüç) âyet olup 12, 17 ve 114. âyetler Medine’de, diÄŸerleri Mekke’de inmiÅŸtir. 50 - 60. âyetlerde Arabistan halkına gönderilmiÅŸ peygamberlerden biri olan Hûd
(a. s.)’ın hayatından bahsedildiÄŸi için sûreye bu isim verilmiÅŸtir. Yunus sûresinden sonra inmiÅŸ olup onun devamı niteliÄŸindedir. İtikada ait esasları, Kur’an’ın mucize oluÅŸunu, ahiretle ilgili meseleleri, sevap ve cezayı ve Hz. Hûd’dan baÅŸka Nuh, Salih, İbrahim, Lût, Åžuayb ve Musa (a. s.) gibi peygamberlerin kıssalarını ihtiva etmektedir.

Rahmân ve Rahîm (olan) Allah’ın adıyla.

1. Elif. Lâm. Râ. (Bu sana indirilen), hikmet sahibi (ve) her şeyden haberdar olan (Allah) tarafından âyetleri sağlamlaştırılmış, sonra da açıklanmış bir kitaptır.

2. (De ki: Bu Kitap) “Allah’tan baÅŸkasına ibadet etmemeniz için (indirildi). Şüphesiz ki ben, onun tarafından size (gönderilmiÅŸ) bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.

3. Ve Rabbinizden maÄŸfiret dilemeniz, sonra da ona tevbe etmeniz için (indirildi. EÄŸer bu emrolunanları yaparsanız), Allah sizi, tayin edilmiÅŸ bir süreye kadar güzel bir ÅŸekilde yaÅŸatır, fazlasını yapan herkese de iyiliÄŸinin karşılığını verir. EÄŸer yüz çevirirseniz, ben sizin başınıza gelecek büyük bir günün azabından korkarım.”

4. Dönüşünüz yalnız Allah’adır. O, her ÅŸeye kadirdir.

5. Bilesiniz ki, onlar Peygamber’den, (düşmanlıklarını) gizlemeleri için göğüslerini çevirirler (gönüllerinden geçeni gizlerler). İyi bilin ki, onlar elbiselerine büründükleri zaman dahi, Allah onların gizlediklerini de, açığa çıkardıklarını da bilir. Çünkü O, kalplerin özünü bilendir.

6. Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı, yalnızca Allah’ın üzerinedir. Allah o canlının durduÄŸu yeri ve sonunda bırakılacağı mekanı bilir. (Bunların) hepsi açık bir kitapta (levh-i mahfuz’da) dır.

7. O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı hususunda sizi imtihan etmek için, ArÅŸ’ı su üzerinde iken, gökleri ve yeri altı günde yaratandır. Yemin ederim ki, (Resûlüm!): “Ölümden sonra muhakkak diriltileceksiniz” desen, kâfir olanlar derhal “Bu, açık bir büyüden baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir” derler.

8. Andolsun, eÄŸer biz onlardan azabı sayılı bir süreye kadar ertelesek, mutlaka “Onun gelmesini engelleyen nedir?” derler. Bilesiniz ki, kendilerine azap geldiÄŸi gün, bir daha onlardan uzaklaÅŸtırılacak deÄŸildir. Ve alay etmekte oldukları ÅŸey, onları çepeçevre kuÅŸatacaktır.

9. Eğer insana tarafımızdan bir rahmet (nimet) tattırır da sonra bunu ondan çekip alırsak, tamamen ümitsiz ve nankör olur.

10. EÄŸer kendisine dokunan bir zarardan sonra ona bir nimet tattırırsak, elbette “Kötülükler benden gitti” der. Çünkü o (bunu derken) şımarıktır, kibirlidir.

11. Ancak (musibetlere) sabredip güzel iş yapanlar böyle değildir. İşte onlar için bir bağış ve bir büyük mükâfat vardır.

12. Belki de sen (müşriklerin:) “Ona (gökten) bir hazine indirilseydi veya onunla beraber bir melek gelseydi!” demelerinden ötürü sana vahyolunan âyetlerin bir kısmını (duyurmayı) terk edeceksin ve bu yüzden ruhun daralacaktır. (İyi bil ki) sen ancak bir uyarıcısın. Allah ise her ÅŸeye vekîldir.

13. Yoksa, “Onu (Kur’an’ı) kendisi uydurdu” mu diyorlar? De ki: EÄŸer doÄŸru iseniz Allah’tan baÅŸka çağırabildiklerinizi (yardıma) çağırın da siz de onun gibi uydurulmuÅŸ on sûre getirin.

14. EÄŸer (onlar) size cevap veremiyorlarsa, bilin ki, o ancak Allah’ın ilmiyle indirilmiÅŸtir ve O’ndan baÅŸka tanrı yoktur. Artık siz müslüman oluyor musunuz?

15. Kim, (yalnız) dünya hayatını ve zinetini istemekte ise, işlerinin karşılığını orada onlara tam olarak veririz ve orada onlar hiçbir zarara uğratılmazlar.

16. İşte onlar, ahirette kendileri için ateşten başka hiçbir şeyleri olmayan kimselerdir; (dünyada) yaptıkları da boşa gitmiştir; yapmakta oldukları şeyler (zaten) bâtıldır.

17. Rabbin tarafından (gelmiÅŸ) açık bir delile dayanan ve kendisini Rabbinden bir ÅŸahidin izlediÄŸi, ayrıca kendisinden önce, bir önder ve bir rahmet olarak Musa’nın Kitab’ı (elinde) bulunan kimse (inkârcılar gibi) midir? Çünkü bunlar ona (Kur’an’a) inanırlar. Zümrelerden hangisi onu inkâr ederse iÅŸte cehennem ateÅŸi onun varacağı yerdir, bundan şüphen olmasın; zira bu, senin Rabbin tarafından bildirilmiÅŸ gerçektir; fakat insanların çoÄŸu inanmazlar.

18. Kim Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalim olabilir? Onlar (kıyamet gününde) Rablerine arz edilecekler, ÅŸahitler de: İşte bunlar Rablerine karşı yalan söyleyenlerdir, diyecekler. Bilin ki, Allah’ın lâneti zalimlerin üzerinedir!

19. Onlar, (insanları) Allah’ın yolundan alıkoyan ve onu eÄŸri göstermek isteyenlerdir. Ahireti inkâr edenler de onlardır.

20. Onlar yeryüzünde (Allah’ı) âciz bırakacak deÄŸillerdir; onların Allah’tan baÅŸka (yardım isteyecekleri) dostları da yoktur. Onların azabı kat kat olacaktır. Çünkü onlar (gerçekleri) ne görebiliyorlar ne de kulak veriyorlardı.

21. İşte onlar kendilerini ziyana uğrattılar. Uydurmakta oldukları şeyler de kendilerinden kaybolup gitti.

22. Şüphesiz onlar, ahirette en çok ziyana uğrayanlardır.

23. İnanıp da güzel işler yapan ve Rablerine gönülden boyun eğenlere gelince, işte onlar cennet ehlidir. Onlar orada ebedî kalırlar.

24. Bu iki zümrenin (müminlerle kâfirlerin) durumu, kör ve sağır ile gören ve işiten kimseler gibidir. Bunların hali hiç eşit olur mu? Hâla ibret almıyor musunuz?

25. Andolsun, biz Nuh’u kavmine elçi gönderdik. Onlara: “Ben (dedi), sizin için apaçık bir uyarıcıyım.

26. Allah’tan baÅŸkasına tapmayın! Ben, size (gelecek) elem verici bir günün azabından korkuyorum.”

Tamamını okumak için tıklatın »

Kategori Türkçe Kur'an meali | Yorum Yazın

Türkçe El-Yunus Suresi

26 Mayıs 2008 Yazar admin

10-YÛNUS

Yunus sûresi, 109 (yüzdokuz) âyet olup 40, 94, 95 ve 96. âyetler Medine’de, diÄŸerleri Mekke’de inmiÅŸtir. 98. âyette Hz. Yunus’un kavminden bahsedildiÄŸi için sûreye bu ad verilmiÅŸtir. Mekke halkı, kendi içlerinden bir adamın peygamber olabileceÄŸine inanamıyorlar ve: “Allah, Ebû Tâlib’in yetimi Muhammed’den baÅŸka bir peygamber bulamadı mı?” diyorlardı. Hiç olmazsa hatırı sayılır, zengin ve makam sahibi birisinin peygamber olmasını daha uygun görüyorlardı. İşte bunun üzerine bu sûre inmiÅŸtir.

Rahmân ve Rahîm (olan) Allah’ın adıyla.

1. Elif. Lâm. Râ. İşte bunlar hikmet dolu Kitâb’ın âyetleridir.

2. İçlerinden bir adama: İnsanları uyar ve iman edenlere, Rableri katında onlar için yüksek bir doğruluk makamı olduğunu müjdele, diye vahyetmemiz, insanlar için şaşılacak bir şey mi oldu ki, o kâfirler: Bu elbette apaçık bir sihirbazdır, dediler?

3. Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da iÅŸleri yerli yerince idare ederek arÅŸa istiva eden Allah’dır. Onun izni olmadan hiç kimse ÅŸefaatçı olamaz. İşte O Rabbiniz Allah’tır. O halde O’na kulluk edin. Hâla düşünmüyor musunuz!

4. Allah’ın gerçek bir vâdi olarak hepinizin dönüşü ancak O’nadır. Çünkü O, mahlûkatı önce (yoktan) yaratır, sonra da iman edip iyi iÅŸler yapanlara adaletle mükâfat vermek için (onları huzuruna) geri çevirir. Kâfir olanlara gelince, inkâr etmekte oldukları ÅŸeylerden ötürü onlar için kaynar sudan bir içki ve elem verici bir azap vardır.

5. GüneÅŸi ışıklı, ayı da parlak kılan, yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona (aya) birtakım menziller takdir eden O’dur. Allah bunları, ancak bir gerçeÄŸe (ve hikmete) binaen yaratmıştır. O, bilen bir kavme âyetlerini açıklamaktadır.

6. Gece ve gündüzün deÄŸiÅŸmesinde (uzayıp kısalmasında) Allah’ın göklerde ve yerde yarattığı ÅŸeylerde, (Onu inkâr etmekten) sakınan bir kavim için elbette nice deliller vardır!

7. Huzurumuza çıkacaklarını beklemeyenler, dünya hayatına razı olup onunla rahat bulanlar ve âyetlerimizden gafil olanlar da vardır muhakkak.

8. İşte onların, kazanmakta oldukları (günahlar) yüzünden varacakları yer, ateştir!

9. İman edip güzel işler yapanlara gelince, imanları sebebiyle Rableri onları nimet dolu cennetlerde, alt tarafından ırmaklar akan (saraylara) erdirir.

10. Onların oradaki duası: “Allah’ım! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz!” (sözleridir). Orada birbirleriyle karşılaÅŸtıkça söyledikleri ise “selâm” dır. Onların dualarının sonu da ÅŸudur: Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.

11. Eğer Allah insanlara, hayrı çarçabuk istedikleri gibi şerri de acele verseydi, elbette onların ecelleri bitirilmiş olurdu. Fakat bize kavuşmayı beklemeyenleri biz, azgınlıkları içinde bocalar bir halde (kendi başlarına) bırakırız.

12. İnsana bir zarar geldiği zaman, yan yatarak, oturarak veya ayakta durarak (o zararın giderilmesi için) bize dua eder; fakat biz ondan sıkıntısını kaldırınca, sanki kendisine dokunan bir sıkıntıdan ötürü bize dua etmemiş gibi geçip gider. İşte böylece haddi aşanlara yapmakta oldukları şeyler güzel gösterildi.

13. Andolsun ki sizden önce, peygamberleri kendilerine mûcizeler getirdiği halde (yalanlayıp) zulmettiklerinden dolayı nice milletleri helâk ettik; zaten onlar iman edecek değillerdi. İşte biz suçlu kavimleri böyle cezalandırırız.

14. Sonra da, nasıl davranacağınızı görmemiz için onların ardından sizi yeryüzünde halifeler kıldık (Onların yerine sizi getirdik).

15. Onlara âyetlerimiz açık açık okunduÄŸu zaman (öldükten sonra) bize kavuÅŸmayı beklemeyenler: Ya bundan baÅŸka bir Kur’an getir veya bunu deÄŸiÅŸtir! dediler. De ki: Onu kendiliÄŸimden deÄŸiÅŸtirmem benim için olacak ÅŸey deÄŸildir. Ben, bana vahyolunandan baÅŸkasına uymam. Çünkü Rabbime isyan edersem elbette büyük günün azabından korkarım.

16. De ki: Eğer Allah dileseydi onu size okumazdım, Allah da onu size bildirmezdi. Ben bundan önce bir ömür boyu içinizde durmuştum. Hâla akıl erdiremiyor musunuz?

17. Öyleyse kim Allah’a karşı yalan uydurandan veya onun âyetlerini yalanlayandan daha zalimdir! Bilesiniz ki suçlular asla onmazlar!

18. Onlar Allah’ı bırakıp kendilerine ne zarar ne de fayda verebilecek ÅŸeylere tapıyorlar ve: Bunlar, Allah katında bizim ÅŸefaatçılarımızdır, diyorlar. De ki: “Siz Allah’a göklerde ve yerde bilemeyeceÄŸi bir ÅŸeyi mi haber veriyorsunuz? Hâşâ! O, onların ortak koÅŸtuklarından uzak ve yücedir.”

19. İnsanlar sadece bir tek ümmetti, sonradan ayrılığa düştüler. Eğer (azabın ertelenmesi ile ilgili) Rabbinden bir söz (ezelî bir takdir) geçmemiş olsaydı, ayrılığa düştükleri konuda hemen aralarında hüküm verilirdi (Derhal azap iner ve işleri bitirilirdi).

20. Ona (Muhammed’e) Rabbinden bir mucize indirilse ya! diyorlar. De ki: Gayb ancak Allah’ındır. Bekleyin (bakalım) ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.

21. Kendilerine dokunan (kıtlık ve hastalık gibi) bir sıkıntıdan sonra insanlara bir rahmet (esenlik) tattırdığımız zaman, bir de bakarsın ki âyetlerimiz hakkında onların bir tuzağı vardır. De ki: Allah’ın tuzağı daha süratlidir. Şüphesiz elçilerimiz kurduÄŸunuz tuzakları yazıyorlar.

22. Sizi karada ve denizde gezdiren O’dur. Hatta siz gemilerde bulunduÄŸunuz, o gemiler de içindekileri tatlı bir rüzgârla alıp götürdükleri ve (yolcular) bu yüzden neÅŸelendikleri zaman, o gemiye ÅŸiddetli bir fırtına gelip çatar, her yerden onlara dalgalar hücum eder ve onlar çepeçevre kuÅŸatıldıklarını anlarlar da dini yalnız Allah’a halis kılarak: “Andolsun eÄŸer bizi bundan kurtarırsan mutlaka şükredenlerden olacağız” diye Allah’a yalvarırlar.

23. Fakat Allah onları kurtarınca bir de bakarsın ki onlar, yine haksız yere taşkınlık ediyorlar. Ey insanlar! Sizin taşkınlığınız ancak kendi aleyhinizedir; (bununla) sadece fâni dünya hayatının menfaatini elde edersiniz; sonunda dönüşünüz yine bizedir. O zaman yapmakta olduklarınızı size haber vereceğiz.

24. Dünya hayatının durumu, gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, insanların ve hayvanların yiyeceklerinden olan yeryüzü bitkileri o su sayesinde gürleşip birbirine girer. Nihayet yeryüzü zinetini takınıp, (rengârenk) süslendiği ve sahipleri de onun üzerinde kudret sahibi olduklarını sandıkları bir sırada, bir gece veya gündüz ona emrimiz (âfetimiz) gelir de onu sanki dün yerinde yokmuş gibi kökünden koparılarak biçilmiş bir hale getiririz. İşte iyi düşünecek kavimler için âyetlerimizi böyle açıklıyoruz.

25. Allah kullarını esenlik yurduna çağırıyor ve O, dilediğini doğru yola iletir.

26. Güzel davrananlara daha güzel karşılık, bir de fazlası vardır. Onların yüzlerine ne bir toz (kara leke) bulaşır ne de bir horluk (gelir). İşte onlar cennet ehlidirler. Ve onlar orada ebedî kalacaklardır.

27. Kötülük yapanlara gelince, kötülüğün cezası misli iledir. Onları zillet kaplayacaktır. Onları Allah’a karşı koruyacak hiç kimse yoktur. Onların yüzleri sanki karanlık geceden bir parçaya bürünmüştür. İşte onlar da cehennem ehlidir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.

28. Onların hepsini biraraya toplayacağımız, sonra da Allah’a ortak koÅŸanlara: “Siz ve koÅŸtuÄŸunuz ortaklar yerinizde bekleyin” diyeceÄŸimiz gün artık onların (putlarıyla) aralarını tamamen ayırmışızdır. Ve onların ortakları, (putları) derler ki: “Siz, bize ibadet etmiyordunuz.

29. Bu yüzden bizimle sizin aranızda ÅŸahit olarak Allah yeter. Şüphesiz ki biz sizin (bize) tapmanızdan tamamen habersizdik.”

30. Orada herkes geçmiÅŸte yaptıklarını karşısında bulur. Artık onlar gerçek sahipleri olan Allah’a döndürülmüşlerdir. Uydurmakta oldukları ÅŸeyler (bâtıl tanrıları) da onları terkedip kaybolmuÅŸtur.

31. (Resûlüm!) De ki: Size gökten ve yerden kim rızık veriyor? Ya da kulaklara ve gözlere kim mâlik (ve hakim) bulunuyor? Ölüden diriyi kim çıkarıyor, diriden ölüyü kim çıkarıyor? (Her türlü) iÅŸi kim idare ediyor? “Allah” diyecekler. De ki: Öyle ise (Ona âsi olmaktan) sakınmıyor musunuz?

32. İşte O, sizin gerçek Rabbiniz olan Allah’tır. Artık haktan (ayrıldıktan) sonra sapıklıktan baÅŸka ne kalır? O halde nasıl (sapıklığa) döndürülüyorsunuz?

33. İşte böylece Rabbinin yoldan çıkanlar hakkındaki “Onlar inanmazlar” sözü gerçekleÅŸmiÅŸ oldu.

34. (Resûlüm!) De ki: (Allah’a) ortak koÅŸtuklarınız arasında, (birini yokken) ilk defa yaratacak, arkasından onu (ölümünden sonra hayata) yeniden döndürecek biri var mı? De ki: Allah ilk defa yaratıp (ölümden sonra) onu yeniden (hayata) döndürür. O halde nasıl saptırılırsınız!

35. De ki: Ortak koÅŸtuklarınızdan hakka iletecek olan var mı? De ki: “Hakka Allah iletir.” Öyle ise hakka ileten mi uyulmaya daha lâyıktır; yoksa hidayet verilmedikçe kendi kendine doÄŸru yolu bulamayan mı? Size ne oluyor? Nasıl (böyle yanlış) hükmediyorsunuz?

36. Onların çoğu zandan başka bir şeye uymaz. Şüphesiz zan, haktan (ilimden) hiçbir şeyin yerini tutmaz. Allah onların yapmakta olduklarını pek iyi bilendir.

37. Bu Kur’an Allah’tan baÅŸkası tarafından uydurulmuÅŸ bir ÅŸey deÄŸildir. Ancak kendinden öncekini doÄŸrulayan ve o Kitab’ı açıklayandır. Onda şüphe yoktur, o âlemlerin Rabbindendir.

38. Yoksa, Onu (Muhammed) uydurdu mu diyorlar? De ki: EÄŸer sizler doÄŸru iseniz Allah’tan baÅŸka, gücünüzün yettiklerini çağırın da (hep beraber) onun benzeri bir sûre getirin.

39. Bilakis, onlar ilmini kavrayamadıkları ve yorumu kendilerine asla gelmemiÅŸ olan (Kur’an’ı) yalanladılar. Onlardan öncekiler de böyle yalanlamışlardı. Åžimdi bak, zalimlerin sonu nasıl oldu!

40. İçlerinden öylesi var ki ona (Kur’an’a) inanır, yine onlardan öylesi de var ki ona inanmaz. Rabbin bozguncuları en iyi bilendir.

Tamamını okumak için tıklatın »

Kategori Türkçe Kur'an meali | Yorum Yazın

Türkçe El-Tevbe Suresi

26 Mayıs 2008 Yazar admin

9 et-TEVBE

Tevbe sûresi, 129 (yüzyirmidokuz) âyettir. 128 ve 129. âyetler Mekke’de, diÄŸerleri Medine’de inmiÅŸtir. 104. âyet tevbe ile ilgili olduÄŸu için sûreye bu isim verilmiÅŸtir. Sûrenin bundan baÅŸka birçok ismi olup en meÅŸhuru Berâe’dir. Bu sûrenin Enfâl sûresi’nin devamı veya baÅŸlı başına bir sûre olup olmadığı hakkında ihtilâf olduÄŸu için başında Besmele yazılmamıştır. Hicretin dokuzuncu yılında Hz. Ebu Bekir, hac emîri olarak tayin edilmiÅŸ ve müslümanlar hacca gönderilmiÅŸti. Bu sûre inince Resûlullah (s. a.) Allah’ın emirlerini hacdaki insanlara tebliÄŸ etmesi için Hz. Ali’yi görevlendirdi. Hz. Ali hac kafilesine ulaÅŸtığında Hz. Ebu Bekir, “Amir olarak mı geldin, yoksa memur olarak mı?” diye sordu; Hz. Ali, sadece sûreyi Mekke’de hacılara tebliÄŸ ile me’mûr olduÄŸunu bildirdi. Hz. Ali bayramın birinci günü Akabe Cemresi yanında ayaÄŸa kalkarak kendisinin Peygamber tarafından gönderilmiÅŸ bir elçi olduÄŸunu bildirdi ve bir hutbe okudu, sonra da bu sûrenin başından 30 veya 40 âyet okuyarak dedi ki: “Dört ÅŸeyi tebliÄŸe memurum: 1. Bu yıldan sonra Kâbe’ye hiçbir müşrik yaklaÅŸmayacak, 2. Hiç kimse çıplak olarak Kâbe’yi ziyâret etmeyecek, 3. Müminden baÅŸkası cennete girmeyecek, 4. Müşrik kabileler tarafından bozulmamış antlaÅŸmalar, antlaÅŸma süresinin sonuna kadar yürürlükte kalacak.”

Rahmân ve Rahîm (olan) Allah’ın adıyla

1. Allah ve Resûlünden kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz müşriklere bir ihtar!

2. (Ey müşrikler!) Yeryüzünde dört ay daha dolaşın. İyi bilin ki siz Allah’ı âciz bırakacak deÄŸilsiniz; Allah ise kâfirleri rezil (ve periÅŸan) edecektir.

3. Hacc-ı ekber (en büyük hac) gününde Allah ve Resûlünden insanlara bir bildiridir: Allah ve Resûlü müşriklerden uzaktır. EÄŸer tevbe ederseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. Ve eÄŸer yüz çevirirseniz bilin ki, siz Allah’ı âciz bırakacak deÄŸilsiniz. (Ey Muhammed)! o kâfirlere elem verici bir azabı müjdele!

4. Ancak kendileriyle antlaşma yaptığınız müşriklerden (antlaşma şartlarına uyan) hiçbir şeyi size eksik bırakmayan ve sizin aleyhinize herhangi bir kimseye arka çıkmayanlar (bu hükmün) dışındadır. Onların antlaşmalarını, süreleri bitinceye kadar tamamlayınız. Allah (haksızlıktan) sakınanları sever.

5. Haram aylar çıkınca müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün; onları yakalayın, onları hapsedin ve onları her gözetleme yerinde oturup bekleyin. Eğer tevbe eder, namazı dosdoğru kılar, zekâtı da verirlerse artık yollarını serbest bırakın. Allah yarlığayan, esirgeyendir.

6. Ve eÄŸer müşriklerden biri senden aman dilerse, Allah’ın kelâmını iÅŸitip dinleyinceye kadar ona aman ver, sonra (müslüman olmazsa) onu güven içinde bulunacağı bir yere ulaÅŸtır. İşte bu (müsamaha), onların, bilmeyen bir kavim olmalarından dolayıdır.

7. Mescid-i Haram’ın yanında kendileriyle antlaÅŸma yaptıklarınızın dışında müşriklerin Allah ve Resûlü yanında nasıl (muteber) bir ahdi olabilir? Onlar size karşı dürüst davrandıkları müddetçe siz de onlara dürüst davranın. Çünkü Allah (ahdi bozmaktan) sakınanları sever.

8. Nasıl olabilir ki! Onlar size galip gelselerdi, sizin hakkınızda ne ahit, ne de antlaşma gözetirlerdi. Onlar ağızlarıyla sizi razı ediyorlar, halbuki kalpleri (buna) karşı çıkıyor. Çünkü onların çoğu yoldan çıkmışlardır.

9. Allah’ın âyetlerine karşılık az bir deÄŸeri (dünya malını ve nefsânî istekleri) satın aldılar da (insanları) O’nun yolundan alıkoydular. Gerçekten onların yapmakta oldukları ÅŸeyler ne kötüdür!

10. Bir mümin hakkında ne ahit tanırlar ne de antlaşma. Çünkü onlar saldırganların kendileridir.

11. Fakat tevbe eder, namaz kılar ve zekât verirlerse, artık onlar dinde kardeşlerinizdir. Biz, bilen bir kavme âyetlerimizi böyle açıklıyoruz.

12. Eğer antlaşmalarından sonra yeminlerini bozarlar, ve dininize saldırırlarsa, küfrün önderlerine karşı savaşın. Çünkü onlar yeminleri olmayan adamlardır. (Onlara karşı savaşırsanız) umulur ki küfre son verirler.

13. (Ey müminler!) verdikleri sözü bozan, Peygamber’i (yurdundan) çıkarmaya kalkışan ve ilk önce size karşı savaÅŸa baÅŸlamış olan bir kavme karşı savaÅŸmayacak mısınız; yoksa onlardan korkuyor musunuz? EÄŸer (gerçek) müminler iseniz, bilin ki, Allah, kendisinden korkmanıza daha lâyıktır.

14. Onlarla savaşın ki, Allah sizin ellerinizle onları cezalandırsın; onları rezil etsin; sizi onlara galip kılsın ve mümin toplumun kalplerini ferahlatsın.

15. Ve onların (müminlerin) kalplerinden öfkeyi gidersin. Allah dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah bilendir, hikmet sahibidir.

16. Yoksa, Allah, sizden, cihad edip Allah, peygamber ve müminlerden başkasını kendilerine sırdaş edinmeyenleri ortaya çıkarmadan bırakılacağınızı mı sandınız? Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

17. Allah’a ortak koÅŸanlar, kendilerinin kâfirliÄŸine bizzat kendileri ÅŸahitlik ederlerken, Allah’ın mescitlerini imar etme selâhiyetleri yoktur. Onların bütün iÅŸleri boÅŸa gitmiÅŸtir. Ve onlar ateÅŸte ebedî kalacaklardır.

18. Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoÄŸru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan baÅŸkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte doÄŸru yola ermiÅŸlerden olmaları umulanlar bunlardır.

19. (Ey müşrikler!) Siz hacılara su vermeyi ve Mescid-i Haram’ı onarmayı, Allah’a ve ahiret gününe iman edip de Allah yolunda cihad edenlerin imanı ile bir mi tutuyorsunuz? Halbuki onlar Allah katında eÅŸit deÄŸillerdir. Allah zalimler topluluÄŸunu hidayete erdirmez.

20. İman edip de hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler, rütbe bakımından Allah katında daha üstündürler. Kurtuluşa erenler de işte onlardır.

21. Rableri onlara, tarafından bir rahmet ve hoşnutluk ile, kendileri için, içinde tükenmez nimetler bulunan cennetler müjdeler.

22. Onlar orada ebedî kalacaklardır. Şüphesiz ki Allah katında büyük mükâfat vardır.

23. Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi (bile) veli edinmeyin. Sizden kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin kendileridir.

24. De ki: EÄŸer babalarınız, oÄŸullarınız, kardeÅŸleriniz, eÅŸleriniz, hısım akrabanız kazandığınız mallar, kesada uÄŸramasından korktuÄŸunuz ticaret, hoÅŸlandığınız meskenler size Allah’tan, Resûlünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fâsıklar topluluÄŸunu hidayete erdirmez.

25. Andolsun ki Allah, birçok yerde (savaş alanlarında) ve Huneyn savaşında size yardım etmişti. Hani çokluğunuz size kendinizi beğendirmiş, fakat sizi hezimete uğramaktan kurtaramamıştı. Yeryüzü bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti, sonunda (bozularak) gerisin geri dönmüştünüz.

26. Sonra Allah, Resûl’ü ile müminler üzerine sekînetini (sükûnet ve huzur duygusu) indirdi, sizin görmediÄŸiniz ordular (melekler) indirdi de kâfirlere azap etti. İşte bu, o kâfirlerin cezasıdır.

27. Sonra Allah, bunun ardından yine dilediğinin tevbesini kabul eder. Zira Allah bağışlayan, esirgeyendir.

28. Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir pisliktir. Onun için bu yıllarından sonra Mescid-i Haram’a yaklaÅŸmasınlar. EÄŸer yoksulluktan korkarsanız, (biliniz ki) Allah dilerse sizi kendi lütfundan zengin edecektir. Şüphesiz Allah iyi bilendir, hikmet sahibidir.

29. Kendilerine Kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, Allah ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini kendine din edinmeyen kimselerle, küçülerek elleriyle cizye verinceye kadar savaşın.

30. Yahudiler, Uzeyr Allah’ın oÄŸludur, dediler. Hıristiyanlar da, Mesîh (İsa) Allah’ın oÄŸludur dediler. Bu onların ağızlarıyla geveledikleri sözlerdir. (Sözlerini) daha önce kâfir olmuÅŸ kimselerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin! Nasıl da (haktan bâtıla) döndürülüyorlar!

31. (Yahudiler) Allah’ı bırakıp bilginlerini (hahamlarını); (hıristiyanlar) da rahiplerini ve Meryem oÄŸlu Mesîh’i (İsa’yı) rabler edindiler. Halbuki onlara ancak tek ilâha kulluk etmeleri emrolundu. O’ndan baÅŸka tanrı yoktur. O, bunların ortak koÅŸtukları ÅŸeylerden uzaktır.

Tamamını okumak için tıklatın »

Kategori Türkçe Kur'an meali | Yorum Yazın

Türkçe El-Enfal Suresi

26 Mayıs 2008 Yazar admin

8-el-ENFÂL

Enfâl sûresi, 75 (yetmiÅŸbeÅŸ) âyettir. 30 ilâ 36. âyetler Mekke’de, diÄŸerleri Medine’de inmiÅŸtir. Enfâl, ziyade manasına gelen “nefl” kelimesinin çoÄŸuludur. İslâm dinini savunmak için yapılan savaÅŸlarda elde edilen sevaba ek olarak alınan ganimet malına da “nefl” denilmiÅŸtir. Sûrenin birinci âyetinde savaÅŸtan elde edilen ganimetlerin Allah ve Resûlüne ait olduÄŸu ifade edildiÄŸi için sûreye bu ad verilmiÅŸtir.

Rahmân ve Rahîm (olan) Allah’ın adıyla

1. Sana savaÅŸ ganimetlerini soruyorlar. De ki: Ganimetler Allah ve Peygamber’e aittir. O halde siz (gerçek) müminler iseniz Allah’tan korkun, aranızı düzeltin, Allah ve Resûlüne itaat edin.

2. Müminler ancak, Allah anıldığı zaman yürekleri titreyen, kendilerine Allah’ın âyetleri okunduÄŸunda imanlarını artıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir.

3. Onlar namazlarını dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak verdiğimizden (Allah yolunda) harcayan kimselerdir.

4. İşte onlar gerçek müminlerdir. Onlar için Rableri katında nice dereceler, bağışlanma ve tükenmez bir rızık vardır.

5. (Onların bu hali,) müminlerden bir gurup kesinlikle istemediği halde, Rabbinin seni evinden hak uğruna çıkardığı (zamanki halleri) gibidir.

6. Hak ortaya çıktıktan sonra sanki gözleri göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi (cihad hususunda) seninle tartışıyorlardı.

7. Hatırlayın ki, Allah size, iki taifeden (kervan veya Kureyş ordusundan) birinin sizin olduğunu vadediyordu; siz de kuvvetsiz olanın (kervanın) sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allah, sözleriyle hakkı gerçekleştirmek ve (Kureyş ordusunu yok ederek) kâfirlerin ardını kesmek istiyordu.

8. (Bunlar,) günahkârlar istemese de hakkı gerçekleştirmek ve bâtılı ortadan kaldırmak içindi.

9. Hatırlayın ki, siz Rabbinizden yardım istiyordunuz. O da, ben peşpeşe gelen bin melek ile size yardım edeceğim, diyerek duanızı kabul buyurdu.

10. Allah bunu (meleklerle yardımı) sadece müjde olsun ve onunla kalbiniz yatışsın diye yapmıştı. Zaten yardım yalnız Allah tarafındandır. Çünkü Allah mutlak galiptir, yegâne hüküm ve hikmet sahibidir.

11. O zaman katından bir güven olmak üzere sizi hafif bir uykuya daldırıyordu; sizi temizlemek, şeytanın pisliğini (verdiği vesveseyi) sizden gidermek, kalplerinizi birbirine bağlamak ve savaşta sebat ettirmek için üzerinize gökten bir su (yağmur) indiriyordu.

12. Hani Rabbin meleklere: “Muhakkak ben sizinle beraberim; haydi iman edenlere destek olun; Ben kâfirlerin yüreÄŸine korku salacağım; vurun boyunlarına! Vurun onların bütün parmaklarına! diye vahyediyordu.

13. Bu söylenenler, onların Allah’a ve Resûlüne karşı gelmelerinden ötürüdür. Kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, bilsin ki Allah, azabı ÅŸiddetli olandır.

14. İşte bu yenilgi size Allah’ın azabı! Åžimdilik onu tadın! Kâfirlere bir de cehennem ateÅŸinin azabı vardır.

15. Ey müminler! Toplu halde kâfirlerle karşılaştığınız zaman onlara arkanızı dönmeyin. (Korkup kaçmayın).

16. Tekrar savaÅŸmak için bir tarafa çekilme veya diÄŸer bölüğe ulaşıp mevzi tutma durumu dışında, kim öyle bir günde onlara arka çevirirse muhakkak ki o, Allah’ın gazabını hak etmiÅŸ olarak döner. Onun yeri de cehennemdir. Orası, varılacak ne kötü yerdir!

17. (Savaşta) onları siz öldürmediniz, fakat Allah öldürdü onları; attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı (onu). Ve bunu, müminleri güzel bir imtihanla denemek için (yaptı). Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.

18. Bu böyledir. Şüphesiz Allah, kâfirlerin tuzağını bozar.

19. (Ey kâfirler!) EÄŸer siz fetih istiyorsanız, iÅŸte size fetih geldi! (Yenelim derken yenildiniz.) Ve eÄŸer (inkardan) vazgeçerseniz bu sizin için daha iyidir. Yine (Peygamber’e düşmanlığa) dönerseniz, biz de (ona) yardıma döneriz. TopluluÄŸunuz çok bile olsa, sizden hiçbir ÅŸeyi savamaz. Çünkü Allah müminlerle beraberdir.

20. Ey iman edenler! Allah’a ve Resûlüne itaat edin, iÅŸittiÄŸiniz halde O’ndan yüz çevirmeyin.

21. İşitmedikleri halde işittik diyenler gibi olmayın.

22. Şüphesiz Allah katında hayvanların en kötüsü, düşünmeyen sağırlar ve dilsizlerdir.

Tamamını okumak için tıklatın »

Kategori Türkçe Kur'an meali | Yorum Yazın

Türkçe El-Araf Suresi

26 Mayıs 2008 Yazar admin

7-el-A’RÂF

A’râf sûresi Mekke’de inmiÅŸ olup, 206 (ikiyüzaltı) âyettir. 46. ve 48. âyetlerde A’râf’ta yani cennet ve cehennem ehli arasındaki yüksek bir yerde bulunan insanlardan söz edildiÄŸi için sûreye bu ad verilmiÅŸtir.

Rahmân ve Rahîm (olan) Allah’ın adıyla

1. Elif. Lâm. Mîm. Sâd.

2. (Bu), kendisiyle insanları uyarman, inananlara öğüt vermen için sana indirilen bir kitaptır. Artık bu hususta kalbinde bir şüphe olmasın.

3. Rabbinizden size indirilene (Kur’an’a) uyun. O’nu bırakıp da baÅŸka dostların peÅŸlerinden gitmeyin. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!

4. Nice memleketler var ki biz onları helâk ettik. Azabımız onlara geceleyin yahut gündüz istirahat ederlerken geldi.

5. Azabımız onlara geldiÄŸinde çağırışları, “Biz gerçekten zalim kiÅŸilermiÅŸiz” demelerinden baÅŸka bir ÅŸey olmadı.

6. Elbette kendilerine peygamber gönderilen kimseleri de, gönderilen peygamberleri de mutlaka sorguya çekeceğiz!

7. Ve onlara (olup bitenleri) tam bir bilgi ile mutlaka anlatacağız. Biz, onlardan uzak değiliz.

8. O gün tartı haktır. Kimin (sevap) tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.

9. Kimin de tartıları hafif gelirse, işte onlar, âyetlerimize karşı haksızlık ettiklerinden dolayı kendilerini ziyana sokanlardır.

10. Doğrusu biz sizi yeryüzüne yerleştirdik ve orada size geçim vasıtaları verdik. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!

11. Andolsun sizi yarattık, sonra size ÅŸekil verdik, sonra da meleklere, Âdem’e secde edin! diye emrettik. İblis’in dışındakiler secde ettiler. O secde edenlerden olmadı.

12. Allah buyurdu: Ben sana emretmişken seni secde etmekten alıkoyan nedir? (İblis): Ben ondan daha üstünüm. Çünkü beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın, dedi.

13. Allah: Öyle ise, “İn oradan!” Orada büyüklük taslamak senin haddin deÄŸildir. Çık! çünkü sen aÅŸağılıklardansın! buyurdu.

14. İblis: Bana, (insanların) tekrar dirilecekleri güne kadar mühlet ver, dedi.

15. Allah: Haydi, sen mühlet verilenlerdensin, buyurdu.

16. İblis dedi ki: Öyle ise beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım.

17. “Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, saÄŸlarından, sollarından sokulacağım ve sen, onların çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın!” dedi.

18. Allah buyurdu: Haydi, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık! Andolsun ki, onlardan kim sana uyarsa, sizin hepinizi cehenneme dolduracağım!

19. (Allah buyurdu ki) : Ey Adem! Sen ve eşin cennette yerleşip dilediğiniz yerden yeyin. Ancak şu ağaca yaklaşmayın! Sonra zalimlerden olursunuz.

20. Derken şeytan, birbirine kapalı ayıp yerlerini kendilerine göstermek için onlara vesvese verdi ve: Rabbiniz size bu ağacı sırf melek olursunuz veya ebedî kalanlardan olursunuz diye yasakladı, dedi.

21. Ve onlara: Ben gerçekten size öğüt verenlerdenim, diye yemin etti.

22. Böylece onları hile ile aldattı. Ağacın meyvesini tattıklarında ayıp yerleri kendilerine göründü. Ve cennet yapraklarından üzerlerini örtmeye başladılar. Rableri onlara: Ben size o ağacı yasaklamadım mı ve şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi? diye nidâ etti.

23. (Adem ile eşi) dediler ki: Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.

24. Allah: Birbirinize düşman olarak inin! Sizin için yeryüzünde bir süreye kadar yerleşme ve faydalanma vardır, buyurdu.

25. “Orada yaÅŸayacaksınız, orada öleceksiniz ve orada (diriltilip) çıkarılacaksınız” dedi.

26. Ey Adem oÄŸulları! Size ayıp yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise yarattık. Takvâ elbisesi… İşte o daha hayırlıdır. Bunlar Allah’ın âyetlerindendir. Belki düşünüp öğüt alırlar (diye onları indirdi).

27. Ey Âdem oğulları! Şeytan, ana-babanızı, ayıp yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de aldatmasın. Çünkü o ve yandaşları, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz şeytanları, inanmayanların dostları kıldık.

28. Onlar bir kötülük yaptıkları zaman: “Babalarımızı bu yolda bulduk. Allah da bize bunu emretti” derler. De ki: Allah kötülüğü emretmez. Allah’a karşı bilmediÄŸiniz ÅŸeyleri mi söylüyorsunuz?

29. De ki: Rabbim adaleti emretti. Her secde ettiÄŸinizde yüzlerinizi O’na çevirin ve dini yalnız Allah’a has kılarak O’na yalvarın. İlkin sizi yarattığı gibi (yine O’na) döneceksiniz.

30. O, bir gurubu doÄŸru yola iletti, bir guruba da sapıklık müstehak oldu. Çünkü onlar Allah’ı bırakıp ÅŸeytanları kendilerine dost edindiler. Böyle iken kendilerinin doÄŸru yolda olduklarını sanıyorlar.

31. Ey Adem oğulları! Her secde edişinizde güzel elbiselerinizi giyin; yeyin, için, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.

32. De ki: Allah’ın kulları için yarattığı süsü ve temiz rızıkları kim haram kıldı? De ki: Onlar, dünya hayatında, özellikle kıyamet gününde müminlerindir. İşte bilen bir topluluk için âyetleri böyle açıklıyoruz.

33. De ki: Rabbim ancak açık ve gizli kötülükleri, günahı ve haksız yere sınırı aÅŸmayı, hakkında hiçbir delil indirmediÄŸi bir ÅŸeyi, Allah’a ortak koÅŸmanızı ve Allah hakkında bilmediÄŸiniz ÅŸeyleri söylemenizi haram kılmıştır.

34. Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri gelince ne bir an geri kalırlar ne de bir an ileri gidebilirler.

35. Ey Adem oğulları! Size kendi içinizden âyetlerimi anlatacak peygamberler gelir de kim (onlara karşı gelmekten) sakınır ve kendini ıslah ederse, onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.

36. Ayetlerimizi yalanlayanlar ve büyüklenip onlardan yüz çevirenler var ya, işte onlar ateş ehlidir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.

37. Allah’a iftira eden ya da O’nun âyetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir! Onların kitaptaki nasipleri kendilerine eriÅŸecektir. Sonunda elçilerimiz (melekler) gelip canlarını alırken “Allah’ı bırakıp da tapmakta olduÄŸunuz tanrılar nerede?” derler. (Onlar da) “Bizden sıvışıp gittiler” derler. Ve kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine ÅŸahitlik ederler.

38. Allah buyuracak ki: “Sizden önce geçmiÅŸ cin ve insan toplulukları arasında siz de ateÅŸe girin!” Her ümmet girdikçe yoldaÅŸlarına lânet edecekler. Hepsi birbiri ardından orada (cehennemde) toplanınca, sonrakiler öncekiler için, “Ey Rabbimiz! Bizi iÅŸte bunlar saptırdılar! Onun için onlara ateÅŸten bir kat daha fazla azap ver!” diyecekler. Allah da: Zaten herkes için bir kat daha fazla azap vardır, fakat siz bilmezsiniz, diyecektir.

39. Öncekiler de sonrakilere derler ki: Sizin bize bir üstünlüğünüz yok. O halde siz de yaptıklarınıza karşılık azabı tadın!

40. Bizim âyetlerimizi yalanlayıp da onlara karşı kibirlenmek isteyenler var ya, işte onlara gök kapıları açılmayacak ve onlar, deve iğne deliğine girinceye kadar cennete giremiyeceklerdir! Suçluları işte böyle cezalandırırız!

41. Onlar için cehennem ateşinden döşekler, üstlerine de örtüler vardır. İşte zalimleri böyle cezalandırırız!

Tamamını okumak için tıklatın »

Kategori Türkçe Kur'an meali | Yorum Yazın

Türkçe En-am Suresi

26 Mayıs 2008 Yazar admin

6-el-EN’ÂM

En’âm sûresi, 165 (yüzaltmışbeÅŸ) âyettir. 91, 92, 93 ve 151, 152, 153. âyetler Medine’de, diÄŸerleri Mekke’de inmiÅŸtir. Sûrenin bazı âyetlerinde Arapların, kurban edilen hayvanlarla ilgili birtakım gelenekleri kınandığı için sûreye En’âm sûresi denmiÅŸtir. En’âm; koyun, keçi, deve, sığır ve manda cinslerini bir arada ifade eden bir kelimedir.

Rahmân ve Rahîm (olan) Allah’ın adıyla

1. Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah’a mahsustur. (Bunca âyet ve delillerden) sonra kâfir olanlar (hâla putları) Rab’leri ile denk tutuyorlar

2. Sizi bir çamurdan yaratan, sonra ölüm zamanını takdir eden ancak O’dur. Bir de O’nun katında muayyen bir ecel (kıyamet günü) vardır. Siz hâla şüphe ediyorsunuz.

3. O, göklerde ve yerde tek Allah’tır. Gizlinizi, açığınızı bilir. (Hayır ve ÅŸerden) ne kazanacağınızı da bilir.

4. Rablerinin âyetlerinden onlara (kâfirlere) bir âyet gelmeyedursun, o âyetlerden ille de yüz çevirirler.

5. Gerçekten onlar, kendilerine Hak geldiğinde onu yalanlamışlardı. Fakat yakında onlara alay ettikleri şeyin haberleri gelecektir.

6. Görmediler mi ki, onlardan önce yeryüzünde size vermediğimiz bütün imkânları kendilerine verdiğimiz, gökten üzerlerine bol bol yağmurlar indirip evlerinin altından ırmaklar akıttığımız nice nesilleri helâk ettik. Biz onları, günahları sebebiyle helâk ettik ve onların ardından başka nesiller yarattık.

7. Eğer sana kâğıt üzerine yazılmış bir kitap indirseydik de onlar elleriyle onu tutmuş olsalardı, yine de inkâr ediciler: Bu, apaçık büyüden başka bir şey değildir, derlerdi.

8. Muhammed’e (görebileceÄŸimiz) bir melek indirilseydi ya! dediler. EÄŸer biz öyle bir melek indirseydik elbette iÅŸ bitirilmiÅŸ olur, artık kendilerine göz bile açtırılmazdı

9. Eğer peygamberi bir melek kılsaydık muhakkak ki onu insan sûretine sokar onları yine düşmekte oldukları kuşkuya düşürürdük.

10. Senden önceki peygamberlerle de alay edilmiş, bu yüzden onlarla alay edenleri alay ettikleri şey (azap) kuşatıvermişti.

11. De ki: Yeryüzünde dolaşın, sonra (peygamberleri) yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bakın!

12. (Onlara) Göklerde ve yerde olanlar kimindir? diye sor. “Allah’ındır” de. O, merhamet etmeyi kendi zatına farz kıldı. Sizi, varlığında şüphe olmayan kıyamet gününde elbette toplayacaktır. Kendilerini ziyana sokanlar var ya iÅŸte onlar inanmazlar.

13. Gecede ve gündüzde barınan her ÅŸey O’nundur. O her ÅŸeyi iÅŸitendir, bilendir.

14. De ki: Gökleri ve yeri yoktan var eden, yedirdiÄŸi halde yedirilmeyen Allah’tan baÅŸkasını mı dost edineceÄŸim! De ki: Bana müslüman olanların ilki olmam emredildi ve sakın müşriklerden olma! (denildi).

15. De ki: Ben, Rabbim’e isyan edersem gerçekten büyük bir günün (kıyametin) azabından korkarım.

16. O gün kim azaptan kurtarılırsa, gerçekten Allah onu esirgemiştir. İşte apaçık kurtuluş budur.

17. Eğer Allah seni bir zarara uğratırsa, onu kendisinden başka giderecek yoktur. Ve eğer sana bir hayır verirse, (bunu da geri alacak yoktur). Şüphesiz O herşeye kadirdir.

18. O, kullarının üstünde her türlü tasarrufa sahiptir. O, hüküm ve hikmet sahibidir, herşeyden haberdardır.

19. De ki: Hangi ÅŸey ÅŸahadetçe en büyüktür? De ki: (Hak peygamber olduÄŸuma dair) benimle sizin aranızda Allah ÅŸahittir. Bu Kur’an bana, kendisiyle sizi ve ulaÅŸtığı herkesi uyarmam için vahyolundu. Yoksa siz, Allah ile beraber baÅŸka tanrılar olduÄŸuna ÅŸahitlik mi ediyorsunuz? De ki: “Ben buna ÅŸahitlik etmem.” “O ancak bir tek Allah’tır, ben sizin ortak koÅŸtuÄŸunuz ÅŸeylerden kesinlikle uzağım” de.

20. Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (Resûlullah’ı) kendi oÄŸullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Kendilerini ziyan edenler var ya, iÅŸte onlar inanmazlar.

21. Yalan sözlerle Allah’a iftira edenden veya O’nun âyetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir! Şüphe yok ki, zalimler kurtuluÅŸa ermezler!

22. Unutma o günü ki- onları hep birden toplayacağız; sonra da, Allah’a ortak koÅŸanlara: Nerede boÅŸ yere davasını güttüğünüz ortaklarınız? diyeceÄŸiz.

23. Sonra onların mazeretleri, “Rabbimiz Allah hakkı için biz ortak koÅŸanlar olmadık!” demekten baÅŸka bir ÅŸey olmadı.

24. Gör ki, kendi aleyhlerine nasıl yalan söylediler ve (tanrı diye) uydurdukları şeyler kendilerinden nasıl kaybolup gitti!

25. Onlardan seni (okuduÄŸun Kur’an’ı) dinleyenler de vardır. Fakat onu anlamalarına engel olmak için kalplerinin üstüne perdeler, kulaklarına da ağırlık verdik. Onlar her türlü mucizeyi görseler bile yine de ona inanmazlar. Hatta o kâfirler sana geldiklerinde: “Bu Kur’an eskilerin masallarından baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir” diyerek seninle tartışırlar.

26. Onlar, hem insanları Peygamber’e yaklaÅŸmaktan vazgeçirmeye çalışırlar, hem de kendileri ondan uzaklaşırlar. Oysa onlar farkında olmadan ancak kendilerini helak ederler.

27. Onların ateÅŸin karşısında durdurulup “Ah, keÅŸke dünyaya geri gönderilsek de bir daha Rabbimizin âyetlerini yalanlamasak ve inananlardan olsak!” dediklerini bir görsen !..

28. Hayır! Daha önce gizlemekte oldukları şeyler (günahlar) kendilerine göründü. Eğer (dünyaya) geri gönderilseler yine kendilerine yasak edilen şeylere döneceklerdir. Zira onlar gerçekten yalancıdırlar.

29. Onlar, hayat ancak bu dünyadaki hayatımızdan ibarettir; biz, bir daha da diriltilecek değiliz, demişlerdi.

30. Rablerinin huzuruna getirildikleri zaman sen onları bir görsen! Allah: Bu (yeniden dirilme olayı), hak deÄŸil miymiÅŸ? diyecek. Onlar da “Rabbimize andolsun ki evet!” diyecekler. Allah da, Öyle ise inkâr ettiÄŸinizden dolayı azabı tadın! diyecek.

31. Allah’ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar gerçekten ziyana uÄŸramıştır. Nihayet onlara Kıyamet vakti ansızın gelip çatınca, onlar, günahlarını sırtlarına yüklenerek diyecekler ki: “Dünyada iyi amelleri terketmemizden dolayı vah bize!” Dikkat edin, yüklendikleri ÅŸey ne kötüdür!

32. Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Müttakî olanlar için ahiret yurdu muhakkak ki daha hayırlıdır. Hâla akıl erdiremiyor musunuz?

33. Onların söylediklerinin hakikaten seni üzmekte olduÄŸunu biliyoruz. Aslında onlar seni yalanlamıyorlar, fakat o zalimler açıkça Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorlar.

34. Andolsun ki senden önceki peygamberler de yalanlanmıştı. Onlar, yalanlanmalarına ve eziyet edilmelerine raÄŸmen sabrettiler, sonunda yardımımız onlara yetiÅŸti. Allah’ın kelimelerini (kanunlarını) deÄŸiÅŸtirebilecek hiçbir kimse yoktur. Muhakkak ki peygamberlerin haberlerinden bazısı sana da geldi.

35. Eğer onların yüz çevirmesi sana ağır geldi ise, yapabilirsen yerin içine inebileceğin bir tünel ya da göğe çıkabileceğin bir merdiven ara ki onlara bir mucize getiresin! Allah dileseydi, elbette onları hidayet üzerinde toplayıp birleştirirdi, o halde sakın cahillerden olma!

36. Ancak (samimiyetle) dinleyenler daveti kabul eder. Ölülere gelince, Allah onları diriltecek, sonra da O’na döndürülecekler.

37. O’na Rabbinden bir mucize indirilseydi ya! dediler. De ki: Şüphesiz Allah mucize indirmeye kadirdir. Fakat onların çoÄŸu bilmezler.

38. Yeryüzünde yürüyen hayvanlar ve (gökyüzünde) iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa hepsi ancak sizin gibi topluluklardır. Biz o kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Nihayet (hepsi) toplanıp Rablerinin huzuruna getirilecekler.

39. Ayetlerimizi yalanlayanlar karanlıklar içinde kalmış sağır ve dilsizlerdir. Allah kimi dilerse onu şaşırtır, dilediği kimseyi de doğru yola iletir.

40. De ki: Ne dersiniz; size Allah’ın azabı gelse veya o kıyamet gelip çatıverse size, Allah’tan baÅŸkasına mı yalvarırsınız? DoÄŸru sözlü iseniz (söyleyin bakalım)!

41. Bilâkis yalnız Allah’a yalvarırsınız. O da (kaldırılması için) kendisine yalvardığınız belâyı dilerse kaldırır; ve siz ortak koÅŸtuÄŸunuz ÅŸeyleri unutursunuz.

42. Andolsun ki, senden önceki ümmetlere de elçiler gönderdik. Ardından boyun eğsinler diye onları darlık ve hastalıklara uğrattık.

43. Hiç olmazsa, onlara bu şekilde azabımız geldiği zaman boyun eğselerdi! Fakat kalpleri iyice katılaştı ve şeytan da onlara yaptıklarını câzip gösterdi.

44. Kendilerine yapılan uyarıları unuttuklarında, (indirmiş olduğumuz sıkıntı ve musibetleri kaldırıp) üzerlerine her şeyin kapılarını açtık. Nihayet kendilerine verilenler yüzünden şımardıkları zaman onları ansızın yakaladık, birdenbire onlar bütün ümitlerini yitirdiler.

45. Böylece zulmeden toplumun kökü kesildi. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. (Allah’ın verdiÄŸi nimete şükredecekleri yerde nankörlük ettiler, böylece kendilerine zulmettiler. Yüce Allah da yeryüzünü onların zulüm ve küfürlerinden temizlemek için onları helâk etti.)

46. De ki: Ne dersiniz; eÄŸer Allah kulaklarınızı sağır, gözlerinizi kör eder, kalplerinizi de mühürlerse bunları size Allah’tan baÅŸka hangi tanrı geri verebilir! Bak, delilleri nasıl açıklıyoruz. Onlar hâla yüz çeviriyorlar!

47. De ki: Söyler misiniz; size Allah’ın azabı ansızın veya açıkça gelirse, zalim toplumdan baÅŸkası mı helâk olur?

48. Biz, peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kim iman eder ve kendini düzeltirse onlara korku yoktur. Onlar üzüntü de çekmeyecekler.

49. Âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, yoldan çıkmalarından dolayı onlar azap çekeceklerdir.

50. De ki: Ben size, Allah’ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size, ben bir meleÄŸim de demiyorum. Ben, sadece bana vahyolunana uyarım. De ki: Kör ile gören hiç bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz?

51. Rablerinin huzurunda toplanacaklarından korkanları onunla (Kur’an ile) uyar. Onlar için Rablerinden baÅŸka ne bir dost, ne de bir aracı vardır; belki sakınırlar.

52. Rablerinin rızasını isteyerek sabah akÅŸam O’na yalvaranları kovma! Onların hesabından sana bir sorumluluk; senin hesabından da onlara herhangi bir sorumluluk yoktur ki onları kovup ta zalimlerden olasın!

Tamamını okumak için tıklatın »

Kategori Türkçe Kur'an meali | Yorum Yazın

Türkçe El-Maide Suresi

26 Mayıs 2008 Yazar admin

5-el-MÂİDE

Üçüncü âyetin dışında sûrenin bütünü Medine’de, hicrî altıncı yılda nâzil olmuÅŸtur.120 (yüzyirmi) âyettir. Buhârî ve Müslim’de, Hz. Ömer’den rivayet edildiÄŸine göre “Bugün size dininizi ikmal ettim…” ifadesinin yer aldığı âyet Mekke’de, vedâ haccında, cuma günü, Arafe akÅŸamı nâzil olmuÅŸtur. “Mâide” sofra demektir. 112 ve 114. âyetlerde, Hz. İsa zamanında, gökten indirilmesi istenen bir sofradan bahsedildiÄŸi için sûreye bu isim verilmiÅŸtir. Bundan önceki sûrede dinî zümreler içinden münafıklar ağırlıkla söz konusu edilmiÅŸti. Bu sûrede ise yine münafıklardan bahsedilmekle beraber ağırlık ehl-i kitapta ve özellikle hristiyanlardadır. Bunun dışında sûrede hac farizası, abdest, gusül, teyemmüm ile ilgili bazı bilgiler, içki ve kumar yasağı, ahitlere ve söze baÄŸlılık, içtimaî ve ahlâkî münasebetler, haram ve helâl yiyecekler gibi bilgi ve hükümlere temas edilmiÅŸtir.

Rahmân ve Rahîm (olan) Allah’ın adıyla.

1. Ey iman edenler! Akitleri(n gereğini) yerine getiriniz. İhramlı iken avlanmayı helal saymamak üzere (aşağıda) size okunacaklar dışında kalan hayvanlar, sizin için helâl kılındı. Allah dilediğine hükmeder.

2. Ey iman edenler! Allah’ın (koyduÄŸu, dinî) iÅŸaretlerine, haram aya, (Allah’a hediye edilmiÅŸ) kurbana, (ondaki) gerdanlıklara, Rablerinin lütuf ve rızasını arayarak Beyt-i Haram’a yönelmiÅŸ kimselere (tecavüz ve) saygısızlık etmeyin. İhramdan çıkınca avlanabilirsiniz. Mescid-i Haram’a girmenizi önledikleri için bir topluma karşı beslediÄŸiniz kin sizi tecavüze sevketmesin! İyilik ve (Allah’ın yasaklarından) sakınma üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine yardımlaÅŸmayın. Allah’tan korkun; çünkü Allah’ın cezası çetindir.

3. LeÅŸ, kan, domuz eti, Allah’tan baÅŸkası adına boÄŸazlanan, boÄŸulmuÅŸ, (taÅŸ, aÄŸaç vb. ile) vurulup öldürülmüş, yukarıdan yuvarlanıp ölmüş, boynuzlanıp ölmüş (hayvanlar ile) canavarların yediÄŸi hayvanlar -ölmeden yetiÅŸip kestikleriniz müstesna- dikili taÅŸlar (putlar) üzerine boÄŸazlanmış hayvanlar ve fal oklarıyle kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar yoldan çıkmaktır. Bugün kâfirler, sizin dininizden (onu yok etmekten) ümit kesmiÅŸlerdir. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı beÄŸendim. Kim, gönülden günaha yönelmiÅŸ olmamak üzere açlık halinde dara düşerse (haram etlerden yiyebilir). Çünkü Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.

4. Kendileri için nelerin helâl kılındığını sana soruyorlar; de ki: Bütün iyi ve temiz ÅŸeyler size helâl kılınmıştır. Allah’ın size öğrettiÄŸinden öğretip avcı hale getirdiÄŸiniz hayvanların sizin için yakaladıklarından da yeyin ve üzerine Allah’ın adını anın (besmele çekin). Allah’tan korkun. Allah’ın hesabı pek çabuktur.

5. Bugün size temiz ve iyi şeyler helâl kılınmıştır. Kendilerine kitap verilenlerin (yahudi, hıristiyan vb. nin) yiyeceği size helâldir, sizin yiyeceğiniz de onlara helâldir. Mümin kadınlardan iffetli olanlar ile daha önce kendilerine kitap verilenlerden iffetli kadınlar da, mehirlerini vermeniz şartıyla, namuslu olmak, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere size helâldir. Kim (İslâmî hükümlere) inanmayı kabul etmezse onun ameli boşa gitmiştir. O, ahirette de ziyana uğrayanlardandır.

6. Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman yüzlerinizi, dirseklerinize kadar ellerinizi, başlarınızı meshedip, topuklara kadar ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp oldunuz ise, boy abdesti alın. Hasta, yahut yolculuk halinde bulunursanız, yahut biriniz tuvaletten gelirse, yahut da kadınlara dokunmuşsanız (cinsî birleşme yapmışsanız) ve bu hallerde su bulamamışsanız temiz toprakla teyemmüm edin de yüzünüzü ve (dirseklere kadar) ellerinizi onunla meshedin. Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez; fakat sizi tertemiz kılmak ve size (ihsan ettiği) nimetini tamamlamak ister; umulur ki şükredersiniz.

7. Allah’ın size olan nimetini, “Duyduk ve kabul ettik” dediÄŸiniz zaman sizi bununla baÄŸladığı (O’na verdiÄŸiniz) sözü hatırlayın ve Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, kalblerin içindekini bilmektedir.

8. Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle ÅŸahitlik eden kimseler olun. Bir topluluÄŸa duyduÄŸunuz kin, sizi âdil davranmamaya itmesin. Adaletli olun; bu, Allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış) tır. Allah’a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyle bilmektedir.

9. Allah, iman eden ve iyi şeyler yapanlara söz vermiştir; onlara bağışlama ve büyük mükâfat vardır.

10. İnkâr eden ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince onlar cehennemliklerdir.

11. Ey iman edenler! Allah’ın size olan nimetini unutmayın; hani bir topluluk size el uzatmaya yeltenmiÅŸti de Allah, onların ellerini sizden çekmiÅŸti. Allah’tan korkun ve müminler yalnızca Allah’a güvensinler.

12. Andolsun ki Allah, İsrailoÄŸullarından söz almıştı. (Kefil olarak) içlerinden on iki de baÅŸkan göndermiÅŸtik. Allah onlara şöyle demiÅŸti: Ben sizinle beraberim. EÄŸer namazı dosdoÄŸru kılar, zekâtı verir, peygamberlerime inanır, onları desteklerseniz ve Allah’a güzel borç verirseniz (ihtiyacı olanlara Allah rızası için faizsiz borç verirseniz) andolsun ki sizin günahlarınızı örterim ve sizi, zemininden ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkâr yolunu tutarsa doÄŸru yoldan sapmış olur.

13. Sözlerini bozmaları sebebiyle onları lânetledik ve kalplerini katılaÅŸtırdık. Onlar kelimelerin yerlerini deÄŸiÅŸtirirler (kitaplarını tahrif ederler). Kendilerine öğretilen ahkâmın (Tevrat’ın) önemli bir bölümünü de unuttular. İçlerinden pek azı hariç, onlardan daima bir hainlik görürsün. Yine de sen onları affet ve aldırış etme. Şüphesiz Allah iyilik edenleri sever.

14. “Biz hıristiyanlarız” diyenlerden de kesin sözlerini almıştık ama onlar da kendilerine zikredilen (verilen öğütlerin veya Kitab’ın) önemli bir bölümünü unuttular. Bu sebeple kıyamete kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık. Yakında Allah onlara yaptıklarını haber verecektir.

15. Ey ehl-i kitap ! Resûlümüz size Kitap’tan gizlemekte olduÄŸunuz birçok ÅŸeyi açıklamak üzere geldi; birçok (kusurunuzu) da affediyor. Gerçekten size Allah’tan bir nur, apaçık bir kitap geldi.

16. Rızasını arayanı Allah onunla kurtuluş yollarına götürür ve onları iradesiyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır, dosdoğru bir yola iletir.

17. “Şüphesiz Allah, Meryem oÄŸlu Mesîh’dir” diyenler andolsun ki kâfir olmuÅŸlardır. De ki: Öyleyse Allah, Meryem oÄŸlu Mesîh’i, anasını ve yeryüzündekilerin hepsini imha etmek isterse Allah’a kim bir ÅŸey yapabilecektir (O’na kim bir ÅŸeyle engel olabilecektir)! Göklerde, yerde ve ikisi arasında ne varsa hepsinin mülkiyeti Allah’a aittir. O dilediÄŸini yaratır ve Allah her ÅŸeye tam manasıyle kadirdir.

18. Yahudiler ve hıristiyanlar “Biz Allah’ın oÄŸulları ve sevgilileriyiz” dediler. De ki: Öyleyse günahlarınızdan dolayı size niçin azap ediyor? DoÄŸrusu siz de O’nun yarattığı insanlardansınız. O, dilediÄŸini bağışlar ve dilediÄŸine azap eder. Göklerde, yerde ve ikisinin arasında ne varsa mülkiyeti Allah’a aittir. Sonunda dönüş de ancak O’nadır.

19. Ey ehl-i kitap! Peygamberlerin arası kesildiÄŸi bir sırada size elçimiz geldi. Gerçekleri size açıklıyor ki (kıyamette): “Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi” demiyesiniz. İşte size müjdeleyici ve uyarıcı gelmiÅŸtir. Allah her ÅŸeye hakkıyle kadirdir.

20. Bir zamanlar Musa, kavmine şöyle demiÅŸti: Ey kavmim! Allah’ın size (lütfettiÄŸi) nimetini hatırlayın; zira O, içinizden peygamberler çıkardı ve sizi hükümdarlar kıldı. Alemlerde hiçbir kimseye vermediÄŸini size verdi.

21. Ey kavmim ! Allah’ın size (vatan olarak) yazdığı mukaddes topraÄŸa girin ve arkanıza dönmeyin, yoksa kaybederek dönmüş olursunuz.

22. Onlar şu cevabı verdiler: Yâ Musa! Orada zorba bir toplum var; onlar oradan çıkmadıkça biz oraya asla girmeyeceğiz. Eğer oradan çıkarlarsa biz de hemen gireriz.

23. Korkanların içinden Allah’ın kendilerine lütufda bulunduÄŸu iki kiÅŸi şöyle dedi: Onların üzerine kapıdan girin; oraya bir girdiniz mi artık siz zaferi kazanmışsınızdır. EÄŸer müminler iseniz ancak Allah’a güvenin.

24. “Ey Musa! Onlar orada bulundukları müddetçe biz oraya asla girmeyiz; ÅŸu halde, sen ve Rabbin gidin savaşın; biz burada oturacağız” dediler.

25. Musa: “Rabbim! Ben kendimden ve kardeÅŸimden baÅŸkasına hakim olamıyorum; bizimle, bu yoldan çıkmış toplumun arasını ayır” dedi.

26. Allah, “Öyleyse orası (arz-ı mukaddes) onlara kırk yıl yasaklanmıştır; (bu müddet içinde) yeryüzünde ÅŸaÅŸkın ÅŸaÅŸkın dolaÅŸacaklar. Artık sen, yoldan çıkmış toplum için üzülme” dedi.

27. Onlara, Adem’in iki oÄŸlunun haberini gerçek olarak anlat: Hani birer kurban takdim etmiÅŸlerdi de birisinden kabul edilmiÅŸ, diÄŸerinden ise kabul edilmemiÅŸti. (Kurbanı kabul edilmeyen kardeÅŸ, kıskançlık yüzünden), “Andolsun seni öldüreceÄŸim” dedi. DiÄŸeri de “Allah ancak takvâ sahiplerinden kabul eder” dedi (ve ekledi:)

28. “Andolsun ki sen, öldürmek için bana elini uzatsan (bile) ben sana, öldürmek için el uzatacak deÄŸilim. Ben, âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.”

29. “Ben istiyorum ki, sen, hem benim günahımı hem de kendi günahını yüklenip ateÅŸe atılacaklardan olasın; zalimlerin cezası iÅŸte budur.”

30. Nihayet nefsi onu, kardeşini öldürmeye itti ve onu öldürdü: bu yüzden de kaybedenlerden oldu.

31. Derken Allah, kardeÅŸinin cesedini nasıl gömeceÄŸini ona göstermek için yeri eÅŸeleyen bir karga gönderdi. (Katil kardeÅŸ) “Yazıklar olsun bana! Åžu karga kadar da olamadım mı ki, kardeÅŸimin cesedini gömeyim” dedi ve ettiÄŸine yananlardan oldu.

32. İşte bu yüzdendir ki İsrailoÄŸulları’na şöyle yazmıştık: Kim, bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız yere) bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur. Peygamberlerimiz onlara apaçık deliller getirdiler; ama bundan sonra da onlardan çoÄŸu yine yeryüzünde aşırı gitmektedirler.

33. Allah ve Resûlüne karşı savaşanların ve yeryüzünde (hak) düzeni bozmaya çalışanların cezası ancak ya (acımadan) öldürülmeleri, ya asılmaları, yahut el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut da bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu onların dünyadaki rüsvaylığıdır. Onlar için ahirette de büyük azap vardır.

34. Ancak, siz kendilerini yenip ele geçirmeden önce tevbe edenler müstesna; biliniz ki Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.

35. Ey iman edenler! Allah’tan korkun. O’na yaklaÅŸmaya yol arayın ve yolunda cihad edin ki kurtuluÅŸa eresiniz.

36. Şüphe yok ki kâfir olanlar, yer yüzündeki her şey ve bunun yanında da bir o kadarı kendilerinin olsa da kıyamet gününün azabından kurtulmak için onu fidye verseler onlardan asla kabul edilmez; onlar için acı bir azap vardır.

37. Ateşten çıkmak isterler, fakat onlar oradan çıkacak değillerdir. Onlar için devamlı bir azap vardır.

38. Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık bir ceza ve Allah’tan bir ibret olmak üzere ellerini kesin. Allah izzet ve hikmet sahibidir.

39. Kim (bu) haksız davranışından sonra tevbe eder ve durumunu düzeltirse şüphesiz Allah onun tevbesini kabul eder. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.

40. Bilmez misin ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsinin mülkiyeti Allah’a aittir; dilediÄŸine azap eder ve dilediÄŸini bağışlar. Allah her ÅŸeye hakkıyle kadirdir.

41. Ey Resûl! Kalpleri iman etmediÄŸi halde ağızlarıyle “inandık” diyen kimselerden ve yahudilerden küfür içinde koÅŸuÅŸanlar(ın hali) seni üzmesin. Onlar durmadan yalana kulak verirler, ve sana gelmeyen (bazı) kimselere kulak verirler; kelimeleri yerlerinden kaydırıp deÄŸiÅŸtirirler. “EÄŸer size ÅŸu verilirse hemen alın, o verilmezse sakının!” derler. Allah bir kimseyi ÅŸaÅŸkınlığa (fitneye) düşürmek isterse, sen Allah’a karşı, onun lehine hiçbir ÅŸey yapamazsın. Onlar, Allah’ın kalplerini temizlemek istemediÄŸi kimselerdir. Onlar için dünyada rezillik vardır ve ahirette onlara mahsus büyük bir azap vardır.

42. Hep yalana kulak verir, durmadan haram yerler. Sana gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirirsen sana hiçbir zarar veremezler. Ve eğer hüküm verirsen, aralarında adaletle hükmet. Allah âdil olanları sever.

Tamamını okumak için tıklatın »

Kategori Türkçe Kur'an meali | Yorum Yazın

Türkçe En-Nisa Suresi

26 Mayıs 2008 Yazar admin

4-en-NİSÂ

Hicretten sonra Medine’de nâzil olmuÅŸtur, 176 (yüzyetmiÅŸaltı) âyettir. “Nisâ” kadınlar demektir. Bu sûrede daha çok kadından, cemiyet içinde kadınların hukukî ve içtimaî yer ve deÄŸerlerinden bahsedildiÄŸi için adına “Nisâ” denmiÅŸtir.

Rahman ve Rahim (olan) Allahın adıyla

1. Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eÅŸini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinizden sakının. Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduÄŸunuz Allah’tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.

2. Yetimlere mallarını verin, temizi pis olanla değişmeyin, onların mallarını kendi mallarınıza katarak (kendi malınızmış gibi) yemeyin; çünkü bu, büyük bir günahtır.

3. Eğer (kendileriyle evlendiğiniz takdir de) yetimlerin haklarına riayet edememekten korkarsanız beğendiğiniz (veya size helâl olan) kadınlardan ikişer, üçer, dörder alın. Haksızlık yapmaktan korkarsanız bir tane alın; yahut da sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için en uygun olanıdır.

4. Kadınlara mehirlerini gönül rızası ile (cömertçe) verin; eğer gönül hoşluğu ile o mehrin bir kısmını size bağışlarlarsa onu da afiyetle yeyin.

5. Allah’ın geçiminize dayanak kıldığı mallarınızı aklı ermezlere (reÅŸit olmayanlara) vermeyin; o mallarla onları besleyin, giydirin ve onlara güzel söz söyleyin.

6. Evlilik çağına gelinceye kadar yetimleri (gözetip) deneyin, eğer onlarda akılca bir olgunlaşma görürseniz hemen mallarını kendilerine verin. Büyüyecekler (de geri alacaklar) diye o malları israf ile ve tez elden yemeyin. Zengin olan (veli) iffetli olmaya çalışsın, yoksul olan da (ihtiyaç ve emeğine) uygun olarak yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman yanlarında şahit bulundurun. Hesap sorucu olarak da Allah yeter.

7. Ana-babanın ve yakınların bıraktıklarından erkeklere bir pay vardır; ana-babanınve yakınların bıraktıklarından kadınlara da bir pay vardır. Gerek azından, gerek çoğundan belli bir hisse ayrılmıştır.

8. (Mirastan payı olmayan) yakınlar, yetimler ve yoksullar miras taksiminde hazır bulunursa bundan, onları da rızıklandırın ve onlara güzel söz söyleyin.

9. Geriye eli ermez, gücü yetmez çocuklar bıraktıkları takdirde (halleri ne olur) diye korkacak olanlar (yetimlere haksızlık etmekten) korkup titresinler; Allah’tan sakınsınlar ve doÄŸru söz söylesinler.

10. Haksızlıkla yetimlerin mallarını yiyenler şüphesiz karınlarına ancak ateş tıkınmış olurlar; zaten onlar alevlenmiş ateşe gireceklerdir.

11. Allah size, çocuklarınız hakkında, erkeğe, kadının payının iki misli (miras vermenizi) emreder. (Çocuklar) ikiden fazla kadın iseler, ölünün bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer yalnız bir kadınsa yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, ana-babasından her birinin mirastan altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da ana-babası ona vâris olmuş ise, anasına üçte bir (düşer). Eğer ölenin kardeşleri varsa, anasına altıda bir (düşer. Bütün bu paylar ölenin) yapacağı vasiyetten ve borçtan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin size, fayda bakımından daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Bunlar Allah tarafından konmuş farzlardır (paylardır). Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir.

12. Yapacakları vasiyetten ve borçtan sonra eÅŸlerinizin, eÄŸer çocukları yoksa, bıraktıklarının yarısı sizindir. Çocukları varsa bıraktıklarının dörtte biri sizindir. ÇocuÄŸunuz yoksa, sizin de, yapacağınız vasiyetten ve borçtan sonra, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır (zevcelerinizindir). ÇocuÄŸunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. EÄŸer bir erkek veya kadının, anababası ve çocukları bulunmadığı halde (kelâle ÅŸeklinde) malı mirasçılara kalırsa ve bir erkek yahut bir kızkardeÅŸi varsa, her birine altıda bir düşer. Bundan fazla iseler üçte bire ortaktırlar. (Bu taksim) yapılacak vasiyetten ve borçtan sonra, kimse zarara uÄŸramaksızın (yapılacak)tır. Bunlar Allah’tan size vasiyettir. Allah her ÅŸeyi hakkıyle bilendir, halîmdir.

13. Bunlar, Allah’ın (koyduÄŸu) sınırlardır. Kim Allah’a ve Peygamberine itaat ederse Allah onu, zemininden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır; orada devamlı kalıcıdırlar; iÅŸte büyük kurtuluÅŸ budur.

14. Kim Allah’a ve Peygamberine karşı isyan eder ve sınırlarını aÅŸarsa Allah onu, devamlı kalacağı bir ateÅŸe sokar ve onun için alçaltıcı bir azap vardır.

15. Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı aranızdan dört şahit getirin. Eğer şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye yahut Allah onlara bir yol açıncaya kadar evlerde hapsedin.

16. İçinizden fuhuş yapan her iki tarafa ceza verin; eğer tevbe eder, uslanırlarsa artık onlara ceza verip eziyet etmekten vazgeçin; çünkü Allah tövbeleri çok kabul eden ve çok esirgeyendir.

17. Allah’ın kabul edeceÄŸi tevbe, ancak bilmeden kötülük edip de sonra tez elden tevbe edenlerin tevbesidir; iÅŸte Allah bunların tevbesini kabul eder; Allah her ÅŸeyi bilendir, hikmet sahibidir.

18. Yoksa kötülükleri yapıp yapıp da içlerinden birine ölüm gelip çatınca “Ben ÅŸimdi tevbe ettim” diyenler ile kâfir olarak ölenler için (kabul edilecek) tevbe yoktur. Onlar için acı bir azap hazırlamışızdır.

19. Ey iman edenler! Kadınlara zorla vâris olmanız size helâl deÄŸildir. Apaçık bir edepsizlik yapmadıkça, onlara verdiÄŸinizin bir kısmını ele geçirmeniz için de kadınları sıkıştırmayın. Onlarla iyi geçinin. EÄŸer onlardan hoÅŸlanmazsanız (biliniz ki) Allah’ın hakkınızda çok hayırlı kılacağı bir ÅŸeyden de hoÅŸlanmamış olabilirsiniz.

20. Eğer bir eşi bırakıp da yerine başka bir eş almak isterseniz, onlardan birine yüklerle mehir vermiş olsanız dahi ondan hiçbir şeyi geri almayın. Siz iftira ederek ve apaçık günah işleyerek onu geri alır mısınız?

21. Vaktiyle siz birbirinizle haşir-neşir olduğunuz ve onlar sizden sağlam bir teminat almış olduğu halde onu nasıl geri alırsınız!

22. Geçmişte olanlar bir yana, babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin; çünkü bu bir hayasızlıktır, iğrenç bir şeydir ve kötü bir yoldur.

23. Analarınız, kızlarınız, kızkardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeş kızları, kızkardeş kızları, sizi emziren analarınız, süt bacılarınız, eşlerinizin anaları, kendileriyle birleştiğiniz eşlerinizden olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız size haram kılındı. Eğer onlarla (nikâhlanıp da) henüz birleşmemişseniz kızlarını almanızda size bir mahzur yoktur. Kendi sulbünüzden olan oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi birden almak da size haram kılındı; ancak geçen geçmiştir. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.

24. (Harp esiri olarak) sahip olduÄŸunuz cariyeler müstesna, evli kadınlar da size haram kılındı. Allah’ın size emri budur. Bunlardan baÅŸkasını, namuslu olmak ve zina etmemek üzere mallarınızla (mehirlerini vererek) istemeniz size helâl kılındı. Onlardan faydalanmanıza karşılık kararlaÅŸtırılmış olan mehirlerini verin. Mehir kesiminden sonra (bir miktar indirim için) karşılıklı anlaÅŸmanızda size günah yoktur. Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir.

25. İçinizden, imanlı hür kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen kimse, ellerinizin altında bulunan imanlı genç kızlarınız (sayılan) cariyelerinizden alsın. Allah sizin imanınızı daha iyi bilmektedir. Hep aynı köktensiniz (insanlık bakımından aranızda fark yoktur). Öyle ise iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost da tutmamaları şartı ve sahiplerinin izni ile onları (cariyeleri) nikâhlayıp alın, mehirlerini de normal miktarda verin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa onlara, hür kadınların cezasının yarısı (uygulanır). Bu (cariye ile evlenme izni), içinizden günaha düşmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.

26. Allah size (bilmediklerinizi) açıklamak ve sizi, sizden önceki (iyi) lerin yollarına iletmek ve sizin günahlarınızı bağışlamak istiyor. Allah hakkıyle bilicidir, yegâne hikmet sahibidir.

27. Allah sizin tevbenizi kabul etmek ister; şehvetlerine uyanlar (kötü arzuların esiri olanlar) ise büsbütün yoldan çıkmanızı isterler.

28. Allah sizden (yükünüzü) hafifletmek ister; çünkü insan zayıf yaratılmıştır.

29. Ey iman edenler! Karşılıklı rızaya dayanan ticaret olması hali müstesna, mallarınızı, bâtıl (haksız ve haram yollar) ile aranızda (alıp vererek) yemeyin. Ve kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah, sizi esirgeyecektir.

30. Kim düşmanlık ve haksızlık ile bunu (haram yemeyi veya öldürmeyi) yaparsa (bilsin ki) onu ateÅŸe koyacağız; bu ise Allah’a çok kolaydır.

31. Eğer yasaklandığınız büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir yere sokarız.

32. Allah’ın sizi, birbirinizden üstün kıldığı ÅŸeyleri (baÅŸkasında olup da sizde olmayanı) hasretle arzu etmeyin. Erkeklerin de kazandıklarından nasipleri var, kadınların da kazandıklarından nasipleri var. Allah’tan lütfunu isteyin; şüphesiz Allah her ÅŸeyi bilmektedir.

33. (Erkek ve kadından) her biri için, ana, baba ve akrabanın bıraktığından (hisselerini alacak olan) vârisler kıldık. Yeminlerinizin bağladığı kimselere de paylarını verin. Çünkü Allah her şeyi görmektedir.

34. Allah’ın insanlardan bir kısmını diÄŸerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur. Onun için sâliha kadınlar itaatkârdır. Allah’ın kendilerini korumasına karşılık gizliyi (kimse görmese de namuslarını) koruyucudurlar. BaÅŸ kaldırmasından endiÅŸe ettiÄŸiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve (bunlarla yola gelmezlerse) dövün. EÄŸer size itaat ederlerse artık onların aleyhine baÅŸka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür.

35. Eğer karı-kocanın aralarının açılmasından korkarsanız, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar barıştırmak isterlerse Allah aralarını bulur; şüphesiz Allah her şeyi bilen, her şeyden haberdar olandır.

36. Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir ÅŸeyi ortak koÅŸmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komÅŸuya, uzak komÅŸuya, yakın arkadaÅŸa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlar (köle, cariye, hizmetçi ve benzerlerine) iyi davranın; Allah kendini beÄŸenen ve daima böbürlenip duran kimseyi sevmez.

37. Bunlar cimrilik eden ve insanlara da cimriliÄŸi tavsiye eden, Allah’ın kendilerine lütfundan verdiÄŸini gizleyen kimselerdir. Biz, kâfirler için alçaltıcı bir azap hazırladık.

38. Allah’a ve ahiret gününe inanmadıkları halde mallarını, insanlara gösteriÅŸ için sarfedenler de (ahirette azaba dûçâr olurlar). Åžeytan bir kimseye arkadaÅŸ olursa, ne kötü bir arkadaÅŸtır o!

39. Allah’a ve ahiret gününe iman edip de Allah’ın kendilerine verdiÄŸinden (O’nun yolunda) harcasalardı ne olurdu sanki! Allah onların durumunu hakkıyle bilmektedir.

40. Şüphe yok ki Allah zerre kadar haksızlık etmez. (Kulun yaptığı iş, eğer bir kötülük ise, onun cezasını adaletle verir.) İyilik olursa onu katlar (kat kat arttırır), kendinden de büyük mükâfat verir.

41. Her bir ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de onlara şahit olarak gösterdiğimiz zaman halleri nice olacak!

42. Küfür yoluna sapıp peygamberi dinlemeyenler o gün yerin dibine batırılmayı temenni ederler ve Allah’tan hiçbir haberi gizleyemezler.

43. Ey iman edenler! Siz sarhoş iken -ne söylediğinizi bilinceye kadar- cünüp iken de -yolcu olan müstesna- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur veya bir yolculuk üzerinde bulunursanız, yahut sizden biriniz ayak yolundan gelirse, yahut kadınlara dokunup da (bu durumlarda) su bulamamışsanız o zaman temiz bir toprakla teyemmüm edin: Yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz Allah çok affedici ve bağışlayıcıdır.

44. Kendilerine Kitap’tan nasip verilenlere baksana! Sapıklığı satın alıyorlar ve sizin de yoldan çıkmanızı istiyorlar!

45. Allah düşmanlarınızı sizden daha iyi bilir. Gerçek bir dost olarak Allah yeter, bir yardımcı olarak da Allah kâfidir.

46. Yahudilerden bir kısmı kelimeleri yerlerinden deÄŸiÅŸtirirler, dillerini eÄŸerek, bükerek ve dine saldırarak (Peygambere karşı) “İşittik ve karşı geldik”, “dinle, dinlemez olası”, “râinâ” derler. EÄŸer onlar “İşittik, itaat ettik, dinle ve bizi gözet” deselerdi şüphesiz kendileri için daha hayırlı ve daha doÄŸru olacaktı; fakat küfürleri (gerçeÄŸi kabul etmemeleri) sebebiyle Allah onları lânetlemiÅŸtir. Artık pek az inanırlar.

47. Ey ehl-i kitap! Biz, birtakım yüzleri silip dümdüz ederek arkalarına çevirmeden, yahut onları, cumartesi adamları gibi lânetlemeden önce (davranarak), size gelenleri doÄŸrulamak üzere indirdiÄŸimize (Kitab’a) iman edin; Allah’ın emri mutlaka yerine gelecektir.

48. Allah, kendisine ortak koÅŸulmasını asla bağışlamaz; bundan baÅŸkasını, (günahları) dilediÄŸi kimse için bağışlar. Allah’a ortak koÅŸan kimse büyük bir günah (ile) iftira etmiÅŸ olur.

49. Kendilerini temize çıkaranlara ne dersin! Hayır, Allah dilediğini temize çıkarır ve hiç kimse kıl payı kadar haksızlık görmez.

50. Bak, nasıl da Allah üzerine yalan uyduruyorlar; apaçık bir günah olarak bu (onlara) yeter!

51. Kendilerine Kitap’tan nasip verilenleri görmedin mi? Putlara ve bâtıla (tanrılara) iman ediyorlar, sonra da kâfirler için: “Bunlar, Allah’a iman edenlerden daha doÄŸru yoldadır” diyorlar!

52. Bunlar, Allah’ın lânetlediÄŸi kimselerdir; Allah’ın rahmetinden uzaklaÅŸtırdığı (lânetli) kimseye gerçek bir yardımcı bulamazsın.

Tamamını okumak için tıklatın »

Kategori Türkçe Kur'an meali | Yorum Yazın

Türkçe Al-i imran Suresi

26 Mayıs 2008 Yazar admin

3-ÂL-İ İMRÂN

Medine’de nâzil olmuÅŸtur. 200 (İki yüz) âyettir. 34-37. âyetlerde Hz. Meryem’in babasının mensup olduÄŸu İmrân ailesinden söz edildiÄŸi için sûre bu adı almıştır.

Rahmân ve Rahîm (olan) Allah’ın adıyla

1. Elif. Lâm. Mîm.

2. Hayy ve kayyûm olan Allah’tan baÅŸka ilâh yoktur.

3. (Resûlüm!) O, sana Kitab’ı hak ve önceki kitapları tasdik edici olarak indirdi, Tevrat ile İncil’i ve Furkan’ı indirmiÅŸti.

4. Daha önce de, insanlara doÄŸru yolu göstermek üzere Furkan’ı indirmiÅŸtir. Bilinmeli ki, Allah’ın âyetlerini inkâr edenler için ÅŸiddetli bir azap vardır. Allah, suçlunun hakkından gelen mutlak güç sahibidir.