يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ إِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَيْءٌ عَظِيمٌ
Okunuşu: Yâ eyyuhân nâsuttekû rabbekum, inne zelzeletes sâati şey’un azîm(azîmun).
Hac / 1 - (Abdullah Parlıyan)
Ey İnsanlar! Rabbinize karşı sorumluluk bilinci taşıyın. Çünkü kıyamet saatinin sarsıntısı gerçekten korkunç olacak!
Hac / 1 - (Ahmed Hulusi)
Ey insanlar! Rabbinizden (yaptıklarınızın sonucu olarak yaşatacaklarından) korunun! Muhakkak ki o Saat'in depremi çok büyük bir şeydir.
Hac / 1 - (Ahmet Tekin)
Ey insanlar, Rabbinize sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azâbından korunun. Kıyametin kopacağı andaki deprem çok müthiş bir şeydir.
Hac / 1 - (Ali Bulaç)
Ey insanlar, Rabbinizden korkup sakının, çünkü kıyamet saatinin sarsıntısı büyük bir şeydir.
Hac / 1 - (Ali Fikri Yavuz)
Ey insanlar! Rabbinizden korkun (azabından sakınınız da O’na ibadet edin). Şüphe yok ki, o kıyamet sarsıntısı çok büyük bir şeydir, korkunçtur.
Hac / 1 - (Ali Ünal)
Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten, dolayısıyla O’nun azabını üzerinize çekmekten sakının! (Bilin ki,) Kıyamet vaktinin depremi müthiş bir şeydir.
Hac / 1 - (Celal Yıldırım)
Ey insanlar! Rabbınızın (değişmiyen kanunlarına, hayatınızı düzene sokan sünnetine uyun), O'nu dinlemezlikten sakının. Şüphesiz ki Kıyamet sarsıntısı büyük bir olaydır.
Hac / 1 - (Cemal Külünkoğlu)
Ey İnsanlar! Rabbinize karşı sorumluluk bilinciyle yaşayın. Şüphe yok ki, (kıyamet) saatinin sarsıntısı korkunç bir şeydir!
Hac / 1 - (Edip Yüksel)
Ey halk, Rabbinize saygı gösteriniz, çünkü Saatin (dünyanın sonunun) depremi korkunç bir şeydir.
Hac / 1 - (İbni Kesir)
Ey insanlar; Rabbınızdan sakının. Doğrusu kıyamet saatının sarsıntısı büyük bir şeydir.
Hac / 1 - (Muhammed Esed)
Ey İnsanlar! Rabbinize karşı sorumluluk bilinci taşıyın; çünkü, Son Saat'in sarsıntısı, gerçekten korkunç olacak!
Hac / 1 - (Ömer Öngüt)
Ey insanlar! Rabbinizden korkun! Çünkü kıyamet saatinin zelzelesi, şüphesiz ki çok büyük bir şeydir.
Hac / 1 - (Sadık Türkmen)
Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Şüphesiz kıyametin sarsıntısı çok büyük bir şeydir.
Hac / 1 - (Suat Yıldırım)
Ey İnsanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Gerçekten kıyamet saatinin depremi müthiş bir olaydır!
Hac / 1 - (Ümit Şimşek)
Ey insanlar, Rabbinize karşı gelmekten sakının. Çünkü kıyamet gününün sarsıntısı çok büyük birşeydir.
Hac / 1 - (İskender Ali Mihr)
Ey insanlar! Rabbinize karşı takva sahibi olun. O saatin (kıyâmetin) zelzelesi (şiddetli sarsıntısı), muhakkak ki çok büyük bir şeydir.
يَوْمَ تَرَوْنَهَا تَذْهَلُ كُلُّ مُرْضِعَةٍ عَمَّا أَرْضَعَتْ وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمْلٍ حَمْلَهَا وَتَرَى النَّاسَ سُكَارَى وَمَا هُم بِسُكَارَى وَلَكِنَّ عَذَابَ اللَّهِ شَدِيدٌ
Okunuşu: Yevme terevnehâ tezhelu kullu murdıatin ammâ erdaat ve tedau kullu zâti hamlin hamlehâ ve terân nâse sukârâ ve mâ hum bi sukârâ ve lâkinne azâballâhi şedîd(şedîdun).
Hac / 2 - (Diyanet İşleri)
Onu göreceğiniz gün, her emzikli kadın emzirmekte olduğu çocuğundan geçer ve her hamile kadın da karnındaki çocuğunu düşürür. İnsanları sarhoş görürsün; hâlbuki onlar sarhoş değillerdir. Ne var ki Allah’ın azabı çok şiddetlidir.
Hac / 2 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Onu gördüğünüz gün, bütün emzikli kadınlar; çocuklarını bile unutup bırakır, her gebe kadın, çocuğunu düşürür ve insanları sarhoş görürsün, fakat sarhoş değildir onlar, ancak Allah'ın azâbı pek çetindir.
Hac / 2 - (Abdullah Parlıyan)
O saate ulaştığınız gün, emziren analar çocuklarını bırakıp unutacaklar ve her gebe yaratık da, vaktinden önce yükünü bırakıverecek, insanları sarhoş olmadıkları halde, sarhoş gibi göreceksin. Çünkü Allah'ın azabı şiddetlidir. Dolayısıyla bu dehşetli azap, onların akıllarını başlarından almıştır.
Hac / 2 - (Adem Uğur)
Onu gördüğünüz gün, her emzikli kadın emzirdiği çocuğu unutur, her gebe kadın çocuğunu düşürür. İnsanları da sarhoş bir halde görürsün. Oysa onlar sarhoş değillerdir; fakat Allah'ın azabı çok dehşetlidir!
Hac / 2 - (Ahmed Hulusi)
Onu göreceğiniz süreçte, her emziren (besleyici) emzirdiklerini unutur, her hamile yükünü taşıdığını düşürür! İnsanları sarhoşlar olarak görürsün! (Oysa) onlar sarhoş değildirler. Fakat Allâh azabı şiddetlidir.
Hac / 2 - (Ahmet Tekin)
Bu depremi gördüğünüz gün, bütün emzikli kadınlar, emzirdikleri çocuklarını unutur. Bütün hamile kadınlar çocuklarını düşürür. İnsanları sarhoş bir halde görürsün. Gerçekte onlar sarhoş değildirler. Fakat Allah’ın azâbı dehşetlidir.
Hac / 2 - (Ahmet Varol)
Onu gördüğünüz gün her emzikli kadın emzirdiğinden geçer ve her gebe kadın yükünü düşürür. İnsanları sarhoş görürsün. Oysa onlar sarhoş değildirler ama Allah'ın azabı şiddetlidir.
Hac / 2 - (Ali Bulaç)
Onu gördüğünüz gün, her emzikli kendi emzirdiğini unutup geçecek ve her gebe kendi yükünü düşürecektir. İnsanları da sarhoş olmuş görürsün, oysa onlar sarhoş değillerdir. Ancak Allah'ın azabı pek şiddetlidir.
Hac / 2 - (Ali Fikri Yavuz)
Onu göreceğiniz gün, her emzikli kadın emzirdiğinden geçer ve her yüklü kadın çocuğunu doğurur. İnsanları da hep sarhoş görürsün. Halbuki sarhoş değillerdir. Fakat Allah’ın azabı çok şiddetlidir.
Hac / 2 - (Ali Ünal)
Onu görüp yaşayacağınız o gün, yavrusunu emzirmekte olan her anne emzirdiği yavruyu korkuyla bırakıverir ve her hamile dişi de karnındakini düşürür. İnsanları, sarhoş olmadıkları halde akılları baştan gitmiş görürsün; çünkü Allah’ın azabı çok çetindir.
Hac / 2 - (Bayraktar Bayraklı)
O sarsıntıyı gördüğünüzde, her emzikli emzirdiğini unutur; her hamile, çocuğunu düşürür; insanları da sarhoş olmadıkları halde sarhoş bir halde görürsün; Fakat Allah'ın azabı çok şiddetlidir.
Hac / 2 - (Bekir Sadak)
Kiyameti goren her emzikli kadin emzirdigini unutur, her hamile kadin cocugunu dusurur. insanlar sarhos gibi gorursun oysa sarhos degildirler, fakat bu sadece Allah'in azabinin cetin olmasindandir.
Hac / 2 - (Celal Yıldırım)
O günü bir görseniz, emzikli olan her kadın emzirdiğini bırakıp gecer ve her gebe kadın taşıdığını düşürür. İnsanları (o gün) sarhoş (gibi) görürsün, halbuki sarhoş değildirler; ama (ne var ki) Allah'ın azabı oldukça şiddetlidir.
Hac / 2 - (Cemal Külünkoğlu)
Onu göreceğiniz gün, her emzikli (kadın) emzirmekte olduğu çocuğunu unutur ve her hamile (kadın) karnındaki çocuğunu düşürür. İnsanları sarhoş (gibi) görürsün; hâlbuki onlar sarhoş değillerdir. Ne var ki Allah'ın azabı çok şiddetlidir.
Hac / 2 - (Diyanet İşleri (eski))
Kıyameti gören her emzikli kadın emzirdiğini unutur, her hamile kadın çocuğunu düşürür. İnsanları sarhoş gibi görürsün oysa sarhoş değildirler, fakat bu sadece Allah'ın azabının çetin olmasındandır.
Hac / 2 - (Diyanet Vakfi)
Onu gördüğünüz gün, her emzikli kadın emzirdiği çocuğu unutur, her gebe kadın çocuğunu düşürür. İnsanları da sarhoş bir halde görürsün. Oysa onlar sarhoş değillerdir; fakat Allah'ın azabı çok dehşetlidir!
Hac / 2 - (Edip Yüksel)
Ona tanık olduğunuz gün, her emziren ana emzirdiğini atar, her gebe kadın yükünü bırakır. Sarhoş olmadıkları halde insanları sarhoş gibi göreceksin. Halbuki ALLAH'ın cezası şiddetlidir.
Hac / 2 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Onu göreceğiniz gün her emzikli emzirdiğinden geçer ve her yüklü kadın hamlini vaz' eder, ve nâsı hep sarhoş görürsün halbuki sarhoş değillerdir ve lâkin Allahın azâbı şediddir
Hac / 2 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Onu göreceğiniz gün, her emzikli (kadın) emzirdiğinden geçer ve her hamile kadın çocuğunu düşürür. İnsanları hep sarhoş görürsün, halbuki sarhoş değillerdir. Fakat Allah'ın azabı şiddetlidir.
Hac / 2 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Onu göreceğiniz gün, her emzikli kadın emzirdiğinden geçer. Ve her hamile kadın çocuğunu düşürür. İnsanları hep sarhoş görürsün, halbuki sarhoş değillerdir. Fakat Allah'ın azabı çok şiddetlidir.
Hac / 2 - (Gültekin Onan)
Onu gördüğünüz gün, her emzikli kendi emzirdiğini unutup geçecek ve her gebe kendi yükünü düşürecektir. İnsanları da sarhoş olmuş görürsün, oysa onlar sarhoş değillerdir. Ancak Tanrı'nın azabı pek şiddetlidir.
Hac / 2 - (Harun Yıldırım)
Onu gördüğünüz gün, her emzikli kadın emzirdiği çocuğu unutur, her gebe kadın çocuğunu düşürür. İnsanları da sarhoş bir halde görürsün. Oysa onlar sarhoş değillerdir; fakat Allah'ın azabı çok dehşetlidir!
Hac / 2 - (Hasan Basri Çantay)
Onu göreceğiniz gün emzikli her (kadın kendi başının derdiyle) emzirdiğini unutup geçer, yüklü her (gebe kadın) yükünü (çocuğunu) düşürür. İnsanları serhoş (olmuş gibi) görürsün. Halbuki onlar serhoş değildirler. Fakat Allahın azâbı pek çetindir.
Hac / 2 - (Hayrat Neşriyat)
Onu göreceğiniz gün, her emziren kadın emzirdiği (yavrusu)nu unutur ve her hâmile kadın yükünü (karnındaki çocuğunu) düşürür; (o gün) insanları, sarhoşlar (gibi yalpalarken) görürsün; hâlbuki onlar sarhoş kimseler değildir. Fakat Allah’ın azâbı (pek)şiddetlidir.
Hac / 2 - (İbni Kesir)
Onu göreceğiniz gün; her emzikli emzirdiğini unutur, her yüklü yükünü düşürür. İnsanları sarhoş gibi görürsün. Oysa sarhoş değildirler, ama Allah'ın azabı pek çetindir.
Hac / 2 - (Kadri Çelik)
Onu gördüğünüz gün, her emzikli kendi emzirdiğini unutup geçecek ve her gebe kendi yükünü düşürecektir. İnsanları da sarhoş olmuş görürsün, oysa onlar sarhoş değillerdir. Ancak Allah'ın azabı pek şiddetlidir.
Hac / 2 - (Muhammed Esed)
O (saate) ulaştığınız Gün, emziren her kadın emzirdiği çocuğu unutur gider; her gebe kadın (vaktinden önce) yükünü bırakır; ve insanlar sarhoş olmadıkları halde sana sarhoşlarmış gibi gözükürler; ama yine de, Allah'ın azabı(nı gördükleri zaman duyacakları dehşet çok daha) zorlu olacaktır.
Hac / 2 - (Mustafa İslamoğlu)
O (depremi) gördüğünüz gün, emziren her kadın emzirdiği (bebeğini) unutur; yine her gebe kadın ( o an) çocuğunu düşürür; ve insanlar sarhoş olmadıkları halde sen onları sarhoşmuş (gibi) görürsün. Fakat, Allah'ın azabının (ondan) daha şiddetli olduğu kesindir.
Hac / 2 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Onu göreceğiniz gün her emzikli kadın, emzirdiğinden gaflet eder (onu) unutur ve her yüklü kadın, yükünü düşürür ve insanları sarhoşlar görürsün, ve halbuki onlar sarhoş değildirler velâkin Allah'ın azabı şiddetlidir.
Hac / 2 - (Ömer Öngüt)
Onu gördüğünüz gün, her emzikli kadın emzirdiğini unutur, her hamile kadın çocuğunu düşürür. İnsanları da sarhoş bir halde görürsün! Halbuki onlar sarhoş değillerdir. Fakat Allah'ın azabı pek şiddetlidir.
Hac / 2 - (Şaban Piriş)
Onu gördüğünüz gün, her emzikli emzirdiğini unutur, her hamile kadın çocuğunu düşürür. İnsanları sarhoş olmuş görürsün. Onlar sarhoş değiller, fakat Allah’ın azabı şiddetlidir.
Hac / 2 - (Sadık Türkmen)
Onu gören her emzikli kadın, emzirmekte olduğu çocuğundan geçer ve her hamile kadın da karnındaki çocuğunu düşürür. İnsanları sarhoş görürsün, halbuki onlar sarhoş değillerdir. Ne var ki Allah’ın azabı çok şiddetlidir.
Hac / 2 - (Seyyid Kutub)
O sarsıntı ile karşılaştığınız gün bütün çocuk emziren kadınlar memedeki çocuklarını bir yana bırakıverirler, bütün hamile kadınlar çocuklarını düşürürler, insanları sarhoş gibi görürsün, oysa sarhoş değildirler. Ama Allah'ın azabı ağırdır.
Hac / 2 - (Suat Yıldırım)
Onu göreceğiniz gün... Çocuğunu emziren anne, dehşetten çocuğunu unutup terk eder. Hâmile olan her kadın çocuğunu düşürür. İnsanları sarhoş olmuş görürsün, halbuki gerçekte onlar sarhoş değildirler. Fakat Allah’ın azabı pek çetindir.
Hac / 2 - (Süleyman Ateş)
Onu gördüğünüz gün, her emziren, emzirdiğinden geçer; her gebe yükünü bırakır; insanları sarhoş görürsün, oysa sarhoş değillerdir ama Allâh'ın azâbı şiddetlidir (bu dehşetli azâb, onların akıllarını başlarından almıştır.)
Hac / 2 - (Tefhim-ul Kuran)
Onu gördüğünüz gün, her emzikli kendi emzirdiğini unutup geçecek ve her gebe kendi yükünü düşürecektir. İnsanları da sarhoş olmuş görürsün, oysa onlar sarhoş değillerdir. Ancak Allah'ın azabı pek şiddetlidir.
Hac / 2 - (Ümit Şimşek)
O günü gördüğünüzde, herbir emzikli emzirdiğini unutur, herbir gebe kadın bebeğini düşürür. İnsanları da sarhoş görürsün. Halbuki onlar sarhoş değillerdir; lâkin Allah'ın azabı pek şiddetlidir.
Hac / 2 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Onu göreceğiniz gün, her emzikli kadın, emzirdiğinden vazgeçer ve her gebe kadın, taşıdığını düşürür. Sen o gün insanları sarhoşlar halinde görürsün; oysaki onlar sarhoş değillerdir, ama Allah'ın azabı çok şiddetlidir.
Hac / 2 - (İskender Ali Mihr)
Onu (kıyâmeti) gördüğünüz gün, emziren kadınların hepsi, emzirdiğini unutup bırakır (ilgilenmez). Yük (bebek) taşıyan kadınların hepsi, taşıdığı yükü (bebeğini) düşürür. Ve insanları, sarhoş olmadıkları halde sarhoş görürsün. Ve lâkin Allah’ın azabı (çok) şiddetlidir.
Hac / 2 - (İlyas Yorulmaz)
O gün, çocuğunu emziren kadının çocuğunu unuttuğunu, her hamile dişinin, yükünü düşürdüğünü görürüsünüz. O gün insanlar sarhoş olmadığı halde, sarhoş olmuş gibi görürsün. Ancak Allah’ın azabı daha şiddetlidir.
وَمِنَ النَّاسِ مَن يُجَادِلُ فِي اللَّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَيَتَّبِعُ كُلَّ شَيْطَانٍ مَّرِيدٍ
Okunuşu: Ve minen nâsi men yucâdilu fîllâhi bi gayri ilmin ve yettebiu kulle şeytânin merîd(merîdin).
Hac / 3 - (Diyanet İşleri)
İnsanlardan kimi vardır ki, hiçbir bilgisi olmadığı hâlde, Allah hakkında tartışmaya girer ve her azgın şeytanın ardına düşer.
Hac / 3 - (Abdullah Parlıyan)
Hal böyleyken yine de, nice insan herhangi bir bilgiye sahip olmaksızın, Allah hakkında tartışmakta ve bu yolda baş kaldıran her türlü şeytan ve yandaşlarının peşine takılmaktadır.
Hac / 3 - (Adem Uğur)
İnsanlardan, bilgisi olmaksızın Allah hakkında tartışmaya giren ve her inatçı şeytana uyan birtakım kimseler vardır.
Hac / 3 - (Ahmed Hulusi)
İnsanlardan kimi de Allâh (adıyla işaret edilen) hakkında ilim sahibi olmadan tartışır; her azgın şeytana (saptırıcı fikir sahibine) tâbi olur.
Hac / 3 - (Ahmet Tekin)
Allah hakkında, hiçbir bilgileri, ilmî delilleri olmadığı halde, tartışan insanlar var. Bunlar, mütemadiyen bozgunculuk ve kötülük yapan şeytanın, şeytan tıynetli ahlâksız azgınların, şeytanî güçlerin peşine takılıyorlar.
Hac / 3 - (Ali Bulaç)
İnsanlardan kimi, Allah hakkında bilgisi olmaksızın tartışır durur ve her azgın, kaypak şeytanının peşine düşer.
Hac / 3 - (Ali Fikri Yavuz)
İnsanlardan kimi de vardır, Allah’ın dini hakkında bir bilgisi olmadığı halde, mücadele eder de, her inatçı şeytana tâbi olur.
Hac / 3 - (Ali Ünal)
İnsanlar içinde öylesi var ki, hiçbir gerçek bilgiye dayanmaksızın Allah hakkında tartışır durur ve işi gücü şer ve bozgunculuk olan her habis ve azgın şeytanın peşine düşer.
Hac / 3 - (Celal Yıldırım)
İnsanlardan öylesi de var ki,bilgisi olmaksızın Allah hakkında tartışıp durur ve hayırdan sıyrılmış, fesada hazır her azılı şeytana uyar.
Hac / 3 - (Cemal Külünkoğlu)
İnsanlardan kimi vardır ki, hiçbir bilgisi olmadığı hâlde, Allah hakkında tartışmaya girer ve her azgın şeytanın (ve benzeri güçlerin) peşine takılır.
Hac / 3 - (Diyanet Vakfi)
İnsanlardan, bilgisi olmaksızın Allah hakkında tartışmaya giren ve her inatçı şeytana uyan birtakım kimseler vardır.
Hac / 3 - (Gültekin Onan)
İnsanlardan kimi, Tanrı hakkında bilgisi olmaksızın tartışır durur ve her azgın kaypak şeytanının peşine düşer.
Hac / 3 - (Harun Yıldırım)
İnsanlardan, bilgisi olmaksızın Allah hakkında tartışmaya giren ve her inatçı şeytana uyan birtakım kimseler vardır.
Hac / 3 - (Hasan Basri Çantay)
İnsanlardan kimi Allah (ın dîni) hakkında bir bilgisi olmaksızın münâkaşa eder durur ve (bu hususda) her azgın şeytanın ardına düşer.
Hac / 3 - (Kadri Çelik)
İnsanların kimi, Allah hakkında bilgisi olmaksızın tartışır durur ve hiçbir faydası olmayan her şeytanın peşine düşer.
Hac / 3 - (Muhammed Esed)
Hal böyleyken, yine de, nice insan, herhangi bir bilgiye sahip olmaksızın Allah hakkında tartışmakta ve (bu yolda,) baş kaldıran her türlü şeytani gücün peşine takılmaktadır;
Hac / 3 - (Mustafa İslamoğlu)
Ne ki yine de insanlar içerisinden, Allah'ı bilmeden tartışma konusu yapan ve haddini bilmez her tür şeytanın peşine takılan kimseler çıkabilmektedir.
Hac / 3 - (Ömer Öngüt)
İnsanlardan kimi de var ki Allah hakkında, bir bilgisi olmadığı halde tartışır da her azgın şeytanın ardına düşer.
Hac / 3 - (Şaban Piriş)
Bazı insanlar bir ilme dayanmadan, Allah hakkında tartışıp durur ve her azgın şeytana tabi olurlar.
Hac / 3 - (Sadık Türkmen)
Insanlardan kimi vardır ki, hiçbir bilgisi olmadığı halde; Allah hakkında tartışmaya girer ve her azgın şeytanın ardına düşer.
Hac / 3 - (Seyyid Kutub)
Kimi insanlar doğru bir bilgiye dayanmaksızın Allah hakkında tartışırlar ve her şarlatan şeytana uyarlar.
Hac / 3 - (Suat Yıldırım)
Öyle insanlar vardır ki, hiçbir bilgiye dayanmaksızın Allah hakkında tartışıp durur, her azgın ve hayasız şeytanın peşine takılır.
Hac / 3 - (Tefhim-ul Kuran)
İnsanların kimi, Allah hakkında bilgisi olmaksızın tartışır durur ve her azgın kaypak şeytanının peşine düşer.
Hac / 3 - (Ümit Şimşek)
Fakat insanlardan öylesi vardır ki, hiçbir şey bilmeden Allah hakkında tartışmaya girer ve nerede bir inatçı şeytan bulsa peşine takılır.
Hac / 3 - (Yaşar Nuri Öztürk)
İnsanlardan bazıları vardır, hiçbir ilme sahip olmadan Allah konusunda mücadele eder ve her inatçı kaypak şeytanın ardı sıra gider.
Hac / 3 - (İskender Ali Mihr)
Ve insanlardan öyle kimseler vardır ki; ilmi olmaksızın, Allah hakkında mücâdele eder ve bütün azgın şeytanlara tâbî olur(lar).
Hac / 3 - (İlyas Yorulmaz)
İnsanlardan, hiçbir bilgisi olmadığı halde, Allah’a isyan etmiş şeytani güçlerin fikirlerine uyarak, Allah hakkında tartışanlar var.
كُتِبَ عَلَيْهِ أَنَّهُ مَن تَوَلَّاهُ فَأَنَّهُ يُضِلُّهُ وَيَهْدِيهِ إِلَى عَذَابِ السَّعِيرِ
Okunuşu: Kutibe aleyhi ennehu men tevellâhu fe ennehu yudılluhu ve yehdîhi ilâ azâbis saîr(saîri).
Hac / 4 - (Diyanet İşleri)
Şeytan hakkında, “Her kim onu dost edinirse, mutlaka o kimseyi saptırır ve onu cehennem azabına sürükler” diye yazılmıştır.
Hac / 4 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Ezelden takdîr edilmiştir, kim, onu sever, kim ona uyarsa şüphe yok ki o, azdırır onu ve alev alev yanan ateşin azâbına sürükler.
Hac / 4 - (Abdullah Parlıyan)
O şeytan ve yandaşları ki, kendilerine yönelen kimseleri yoldan çıkaracak ve onları kavurucu azaba sürükleyeceklerdir. Onların görevi budur.
Hac / 4 - (Adem Uğur)
Onun (şeytan) hakkında şöyle yazılmıştır: Kim onu yoldaş edinirse bilsin ki (şeytan) kendisini saptıracak ve alevli ateşin azabına sürükleyecektir.
Hac / 4 - (Ahmed Hulusi)
Onun (şeytan - kendini yalnızca beden sanma vehmi) hakkında: "Kim onun peşine takılırsa; muhakkak ki o, kişiyi saptırır ve onu alevli ateşin azabına yönlendirir" diye yazılmıştır.
Hac / 4 - (Ahmet Tekin)
Şeytanın, kendisini dost edineni, başına buyruk hale getirerek, hak yoldan uzaklaşmasına, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercihine imkân sağlayacağı, dostunu körüklenen, alev püsküren ateş cezasına sürükleyeceği hükmü yazılı kanun haline getirilmiştir.
Hac / 4 - (Ahmet Varol)
Onun (şeytanın) hakkında: 'Kim onu kendine dost edinirse o onu saptırır ve çılgın ateşin azabına yöneltir' diye yazılmıştır.
Hac / 4 - (Ali Bulaç)
Ona yazılmıştır: "Kim onu veli edinirse, şüphesiz o (şeytan) onu şaşırtıp saptırır ve onu çılgın ateşin azabına yöneltir."
Hac / 4 - (Ali Fikri Yavuz)
O şeytan ki, aleyhine şöyle hüküm vermiştir: Kim onu dost edinirse, muhakkak o kimseyi sapıtır ve cehennem azabına götürür.
Hac / 4 - (Ali Ünal)
Şeytan hakkındaki İlâhî takdir ise şudur: Kim onu dost edinir ve kendisini onun yönlendirmesine bırakırsa, hiç şüphesiz o böylelerini yoldan çıkarır ve doğruca Kızgın, Alevli Ateş azabına sürükler.
Hac / 4 - (Bayraktar Bayraklı)
Şeytan hakkında şöyle yazılmıştır: “Kim şeytanı dost edinirse, şeytan onu yoldan çıkarır ve onu alevli cehennem azabına sürükler.”
Hac / 4 - (Bekir Sadak)
Onun hakkinda soyle yazilmistir: O kendisini dost edinen kimseyi saptirir ve alevli azaba goturur.
Hac / 4 - (Celal Yıldırım)
Onun hakkında şöyle yazılmıştır : Kim onu dost ve yardımcı edinirse, mutlaka o, onu doğru yoldan saptırır ve onu o çılgın alevli (Cehennem) azabına iletir.
Hac / 4 - (Cemal Külünkoğlu)
O (şeytan) hakkında şöyle yazılmıştır: “Her kim onu dost edinirse, mutlaka o kimseyi saptırır ve onu cehennem azabına sürükler.”
Hac / 4 - (Diyanet Vakfi)
Onun (şeytan) hakkında şöyle yazılmıştır: Kim onu yoldaş edinirse bilsin ki (şeytan) kendisini saptıracak ve alevli ateşin azabına sürükleyecektir.
Hac / 4 - (Edip Yüksel)
'Bu, kendisini dost edinen kimseyi saptırır ve alevli azaba yol gösterir,' diye hakkında hüküm verilmiştir.
Hac / 4 - (Gültekin Onan)
Ona yazılmıştır: "Kim onu veli edinirse, şüphesiz o (şeytan) onu şaşırtıp saptırır ve onu çılgın ateşin azabına yöneltir."
Hac / 4 - (Harun Yıldırım)
Onun (şeytan) hakkında şöyle yazılmıştır: Kim onu yoldaş edinirse bilsin ki (şeytan) kendisini saptıracak ve alevli ateşin azabına sürükleyecektir.
Hac / 4 - (Hasan Basri Çantay)
(Öyle şeytan ki) aleyhinde şu (ilâhî) hüküm yazılmışdır: «Kim bunu dost edinirse şübhesiz bu, onu sapdırır, onun o alevli ateşin (cehennemin) azabına götürür».
Hac / 4 - (Hayrat Neşriyat)
Ki onun (o şeytanın) hakkında gerçekten şöyle yazılmıştır: 'Her kim bunu dost edinirse, artık şübhesiz ki o, kendisini dalâlete düşürür ve onu alevli ateşin azâbına götürür!'
Hac / 4 - (İbni Kesir)
Onun aleyhinde şu hüküm yazılmıştır: O, kendisini dost edinen kimseyi saptırır ve alevli ateşin azabına götürür.
Hac / 4 - (Kadri Çelik)
Onun (şeytan) hakkında şöyle yazılmıştır: “Kim onu veli edinirse, şüphesiz o (şeytan) onu şaşırtıp saptırır ve onu çılgın ateşin azabına yöneltir.”
Hac / 4 - (Muhammed Esed)
o şeytani güçler ki, kendilerine yönelen kimseleri yoldan çıkarmaya ve onları kavurucu azaba sürüklemeye memur edilmişlerdir.
Hac / 4 - (Mustafa İslamoğlu)
(Şeytan) hakkında kayıt şöyle tutulmuştur: Elbet onu veli edinenler çıkar; ve elbet (Şeytan) o tipleri saptırır ve yakıp kavurtucu bir azaba yönlendirir.
Hac / 4 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Onun üzerine yazılmıştır ki, muhakkak her kim onu dost tutarsa elbette o, onu sapıtır ve onu alevli azap ateşine götürür.
Hac / 4 - (Ömer Öngüt)
Onun hakkında şöyle yazılmıştır: Kim onu dost edinirse, bilsin ki o kendisini saptırır ve alevli ateşin azabına sürükler.
Hac / 4 - (Şaban Piriş)
Şeytanın aleyhinde şöyle yazılmıştır: “Kim onu dost edinirse onu saptırır ve onu çılgın ateş azabına sürükler.”
Hac / 4 - (Sadık Türkmen)
Şeytan hakkında (Sicil dosyasına); “Her kim onu dost edinirse mutlaka o kimseyi saptırır ve onu cehennem azabına sürükler” diye yazılmıştır.
Hac / 4 - (Seyyid Kutub)
Bu şeytana ilişkin kesinleşmiş hükme göre kim onun peşinden giderse kendisini doğru yoldan saptırarak alevli ateşin azabına sürükler.
Hac / 4 - (Suat Yıldırım)
O şeytan ki alnında âdeta şöyle yazılmış: "Bu, kendisini dost edineni yoldan çıkarır ve doğru alevli ateşe sürükler"
Hac / 4 - (Süleyman Ateş)
O (Şeytâ)nın hakkında: "Kim bunu takibederse muhakkak bu, onu saşırtır ve onu alevli ateş azâbına götürür" diye yazılmıştır.
Hac / 4 - (Tefhim-ul Kuran)
Ona yazılmıştır: «Kim onu veli edinirse, şüphesiz o (şeytan) onu şaşırtıp saptırır ve onu çılgın ateşin azabına yöneltir.»
Hac / 4 - (Ümit Şimşek)
Şeytan için ise yazılan şudur: O, kendisini veli edinenleri saptırır ve alevli ateş azabına götürür.
Hac / 4 - (Yaşar Nuri Öztürk)
O şeytan üzerine şöyle yazılmıştır: Kim buna dost olursa muhakkak o onu saptırır ve onu, alevi zorlu ateşin azabına götürür.
Hac / 4 - (İskender Ali Mihr)
Onun (şeytanın) üzerine yazıldı ki; kim, ona (şeytana) dönerse, o taktirde onu mutlaka dalâlete düşürür ve onu cehennem azabına götürür.
Hac / 4 - (İlyas Yorulmaz)
O şeytanı kim arkadaş, yandaş edinirse, şeytanın o kişiyi doğru yoldan saptırıp, ateşin azabına sürükleyeceği bildirilmişti (yazılmıştı).
يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِن كُنتُمْ فِي رَيْبٍ مِّنَ الْبَعْثِ فَإِنَّا خَلَقْنَاكُم مِّن تُرَابٍ ثُمَّ مِن نُّطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ مِن مُّضْغَةٍ مُّخَلَّقَةٍ وَغَيْرِ مُخَلَّقَةٍ لِّنُبَيِّنَ لَكُمْ وَنُقِرُّ فِي الْأَرْحَامِ مَا نَشَاء إِلَى أَجَلٍ مُّسَمًّى ثُمَّ نُخْرِجُكُمْ طِفْلًا ثُمَّ لِتَبْلُغُوا أَشُدَّكُمْ وَمِنكُم مَّن يُتَوَفَّى وَمِنكُم مَّن يُرَدُّ إِلَى أَرْذَلِ الْعُمُرِ لِكَيْلَا يَعْلَمَ مِن بَعْدِ عِلْمٍ شَيْئًا وَتَرَى الْأَرْضَ هَامِدَةً فَإِذَا أَنزَلْنَا عَلَيْهَا الْمَاء اهْتَزَّتْ وَرَبَتْ وَأَنبَتَتْ مِن كُلِّ زَوْجٍ بَهِيجٍ
Okunuşu: Yâ eyyuhân nâsu in kuntum fî raybin minel ba’si fe innâ halaknâkum min turâbin summe min nutfetin summe min alakatin summe min mudgatin muhallekatin ve gayri muhallekatin li nubeyyine lekum, ve nukırru fîl erhâmi mâ neşâu ilâ ecelin musemmen summe nuhricukum tıflen summe li teblugû eşuddekum ve minkum men yuteveffâ ve minkum men yuraddu ilâ erzelil umuri li keylâ ya’leme min ba’di ilmin şey’â(şey’an), ve terâl arda hâmideten fe izâ enzelnâ aleyhâl mâehtezzet ve rabet ve enbetet min kulli zevcin behîc(behîcin).
Hac / 5 - (Diyanet İşleri)
Ey insanlar! Ölümden sonra diriliş konusunda herhangi bir şüphe içindeyseniz (düşünün ki) hiç şüphesiz biz sizi topraktan, sonra az bir sudan (meniden), sonra bir “alaka”dan , sonra da yaratılışı belli belirsiz bir “mudga”dan yarattık ki size (kudretimizi) apaçık anlatalım. Dilediğimizi belli bir süreye kadar rahimlerde durduruyoruz. Sonra sizi bir çocuk olarak çıkarıyor, sonra da (akıl, temyiz ve kuvvette) tam gücünüze ulaşmanız için (sizi kemale erdiriyoruz.) İçinizden ölenler olur. Yine içinizden bir kısmı da ömrün en düşkün çağına ulaştırılır ki, bilirken hiçbir şey bilmez hâle gelsin. Yeryüzünü de ölü, kupkuru görürsün. Biz, onun üzerine yağmur indirdiğimiz zaman kıpırdar, kabarır ve her türden iç açıcı çift çift bitkiler bitirir.
Hac / 5 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Ey insanlar, ölümden sonra dirilme hakkında şüphedeyseniz bilin ki hiç şüphe yok, sizi topraktan yarattık biz, sonra bir katre sudan, sonra donmuş bir parça kandan, sonra yaratılışı tamamlanmış, tamamlanmamış bir et parçasından size apaçık gösterelim kudretimizi diye. Ve sizi, dilediğimiz muayyen bir zamana dek rahîmlerde kararlaştırırız, sonra çocuk olarak çıkarırız sizi, sonra da ergenlik çağına getiririz ve sizden ölen olur, gene sizden, bilgisinden sonra hiçbir şey bilmez bir hale gelen ve ömrün en aşağılık devresine sürüklenen olur. Ve yeryüzünü kupkuru görürsün, fakat ona yağmur yağdırdığımız zaman harekete gelir, kabarır ve çeşitli, çifter çifter güzelim nebatlar bitirir.
Hac / 5 - (Abdullah Parlıyan)
Ey insanlar! Ölümden sonraki dirilme hakkında, şüphede iseniz o zaman hatırlayın ki, biz gerçekten her birinizi topraktan yarattık. Sonra bir damla meniden, sonra döllenmiş yumurtadan, sonra temel unsurları itibariyle tamamlanmış, fakat bütün hususiyetleriyle henüz tamamlanmamış bir et parçasından yarattık, size apaçık kudretimizi gösterelim diye. Ve doğmasını dilediğimizin, anasının karnında bizce belirlenmiş bir süre için kalmasını sağlarız, sonra sizi çocuk olarak dünyaya getirir ve büyümenize imkan veririz de, böylece bir kısmınız olgunluk çağına erişir. Öyle ki, kiminize daha çocukluk çağında ölüm tattırılırken, kiminiz de yaşlılığın öyle düşkün çağlarına eriştirilir ki, bildiğini bilmez olur. Ve sen ey insanoğlu! Ölümden sonra tekrar kalkıştan şüphe ediyorsan düşün ki, bir bakıyorsun yeryüzü kupkuru, ama ona su indirdiğimizde bir de bakarsın canlanıp kabarmış ve her türden iç açıcı bitkiler vermiş!
Hac / 5 - (Adem Uğur)
Ey insanlar! Eğer yeniden dirilmekten şüphede iseniz, şunu bilin ki, biz sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra alakadan (aşılanmış yumurtadan), sonra uzuvları (önce) belirsiz, (sonra) belirlenmiş canlı et parçasından (uzuvları zamanla oluşan ceninden) yarattık ki size (kudretimizi) gösterelim. Ve dilediğimizi, belirlenmiş bir süreye kadar rahimlerde bekletiriz; sonra sizi bir bebek olarak dışarı çıkarırız. Sonra güçlü çağınıza ulaşmanız için (sizi büyütürüz). İçinizden kimi vefat eder; yine içinizden kimi de ömrün en verimsiz çağına kadar götürülür; ta ki bilen bir kimse olduktan sonra bir şey bilmez hale gelsin. Sen, yeryüzünü de kupkuru ve ölü bir halde görürsün; fakat biz, üzerine yağmur indirdiğimizde o, kıpırdanır, kabarır ve her çeşitten (veya çiftten) iç açıcı bitkiler verir.
Hac / 5 - (Ahmed Hulusi)
Ey insanlar. . . Eğer bâ'stan (yeni bir yapıyla yaşama devamdan) şüphe içinde iseniz; (düşünün ki önceden) sizi bir topraktan, sonra spermden, sonra bir genetik yapı, embriyodan, sonra yapısı belli belirsiz bir çiğnem etten yarattık; açık seçik bildirelim! Dilediğimizi muayyen bir süre rahimlerde tutarız, sonra sizi bir çocuk olarak çıkarırız, sonra kemâle erme çağınıza ulaşmanız için (gerekeni sağlarız). . . Sizden kiminiz (erken yaşta) vefat ettirilir, kiminiz de bildiklerini unutmuş hâlde ömrün rezil çağına bırakılır. . . Arzı ölü olarak görürsün; ama biz onun üzerine o suyu inzâl ettiğimizde, harekete geçer, kabarır ve her güzel çiftten nebat bitirir (ölü arza hayat veren, sana da verir ölümün sonrasında)!
Hac / 5 - (Ahmet Tekin)
Ey insanlar, eğer öldükten sonra diriltilmekten şüphede iseniz, şunu bilin ki, sizi, biz topraktan yarattık. Bir daha düşünün, size kudretimizi göstermek için, spermden, yumurtadan ana rahmiyle bağ kurarak rahim duvarına yerleşen döllenmiş yumurtaya, döllenmiş yumurtayı, oluşumu tamamlanmış ve oluşumu tamamlanmamış embriyoya dönüştürdük. Sünnetimizin, düzenimizin yasaları içinde, irademizin tecellisine uygun olanları belirlenmiş bir süreye kadar rahimlerde tutarız, sonra sizi bir bebek olarak dışarı çıkarırız. Sonra olgunluk çağına, güçlü çağınıza ulaşırsınız. İçinizden kimi o çağlarda vefat eder. İçinizden kimi de ömrünün en verimsiz, en fena çağına götürülür. Bilgileri, aklî melekeleri sağlamken, hiçbir şey bilmez hale gelirler, zâfiyete düşerler.Sen ölümden sonraki dirilişten şüphede isen bir daha düşün: Yeryüzünü kupkuru ve ölü bir halde görürsün. Fakat biz üzerine su indirdiğimizde, o kıpırdar, kabarır, her çeşitten iç açıcı bitkiler bitirir.
Hac / 5 - (Ahmet Varol)
Ey insanlar! Eğer öldükten sonra yeniden dirilişten şüphedeyseniz (bilin ki); biz sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra alakadan (embriyodan), sonra yaratılış şekli belli belirsiz bir çiğnem etten yarattık ki, size (gücümüzü) açıkça gösterelim. Dilediğimizi belli bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra sizi bebek olarak çıkarıyoruz. Sonra erginlik çağınıza ermeniz için (büyütüyoruz). Kiminiz öldürülür, kiminiz de bilgiden sonra bir şey bilmez hale gelsin diye hayatın en perişan haline döndürülür. Yeryüzünü kupkuru görürsün. Fakat biz onun üzerine suyu indirdiğimizde hareketlenir, kabarır ve her güzel çiftten bitirir.
Hac / 5 - (Ali Bulaç)
Ey insanlar, eğer dirilişten yana bir kuşku içindeyseniz, gerçek şu ki, biz sizi topraktan yarattık, sonra bir damla sudan, sonra bir alak'tan (embriyo), sonra yaratılış biçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından; size (kudretimizi) açıkca göstermek için. Dilediğimizi, adı konulmuş bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra sizi bebek olarak çıkarıyoruz, sonra da erginlik çağına erişmeniz için (sizi büyütüyoruz). Sizden kiminizin hayatına son verilmekte, kiminiz de, bildikten sonra hiç bir şey bilmeme durumuna gelmesi için ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri çevrilmektedir. Yeryüzünü kupkuru ölü gibi görürsün, fakat biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir, kabarır ve her güzel çiftten (ürünler) bitirir.
Hac / 5 - (Ali Fikri Yavuz)
Ey insanlar! Eğer öldükten sonra dirilme işinde şüphede iseniz (ilk yaratılışınızı düşünün), muhakkak ki biz, sizi (Âdem’den, Âdem’i de) topraktan yarattık; sonra bir nutfeden (meniden), sonra pıhtılaşmış bir kandan, sonra yaratılışı tam ve yaratılışı noksan bir et parçasından ki, size kudret ve hikmetimizi beyan edelim. Hem sizi dilediğimiz belirli bir vakte kadar rahimlerde durduruyoruz da, sizi bir bebek olarak çıkarıyoruz. Sonra sizi, kemal ve kuvvet çağınıza erişmeniz için bırakırız. Bununla beraber, içinizden kimi öldürülüyor, kimi de önceki bilgisinden sonra, hiç bir şey bilmemek üzere, kuvvetten düşürülüp kocalma haline çevriliyor. Bir de arzı görürsün, ölmüş (kurumuş); fakat biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman harekete geçer, kabarır ve her güzel çiftten nebatlar bitirir.
Hac / 5 - (Ali Ünal)
Ey insanlar! Eğer öldükten sonra dirilme konusunda şüphe içinde iseniz, (bilin ve üzerinde düşünün ki), Biz sizi başlangıçta (yeryüzünde varlığınız adına hiçbir iz yokken) topraktan yarattık (ve her birinizin maddî yaratılış menşeiniz yine topraktır); sizi sonra (baba ve anneden gelip anne rahminde birleşen) birkaç damla sıvıdan, sonra rahim duvarına yapışan yapışkan bir maddeden, sonra dokuları kısmen belirmiş kısmen belirmemiş bir çiğnem et görünümündeki bir cisimden yarattık. İşte size (öldükten sonra dirilmenin de nasıl olabileceğini) böylece gösteriyoruz. Dünyaya gelmesini dilediğimiz cenini takdir buyurduğumuz belli bir süreye kadar rahimlere yerleşmiş halde tutar, sonra sizi bebek olarak dünyaya çıkarır, sonra da güçlükuvvetli erişkenlik çağına ulaşasınız diye (size imkân tanırız). İçinizden kimi bu arada ve sonrasında vefat ettirilir ve içinizden kimi de hayatının en düşkün çağına kadar yaşamaya bırakılır ki, böyle biri, daha önce bazı şeyler öğrenmişken artık hiçbir şey bilmez hale gelir. Yine, (öldükten sonra dirilmeye bir başka delil ve onu anlamaya bir işaret olarak) görürsün ki yer kupkurudur. Derken (bildiğiniz) o suyu ona indiririz de, yer hemen harekete geçmiş, kabarmış ve her türden göz alıcı, gönül açıcı bitkiyi erkeklidişili bitirivermiştir.
Hac / 5 - (Bayraktar Bayraklı)
Ey insanlar! Öldükten sonra dirilmekten şüphede iseniz; doğrusu, biz sizi topraktan, sonra nutfeden/meniden yani erlik suyundan, sonra yapışkandan/döllenmiş yumurta hücresinden, sonra da yaratılışı belli belirsiz bir et parçasından yaratmış olduğumuzu size açıklıyoruz. Dilediğimizi belli bir süreye kadar rahimlerde tutarız; sonra sizi çocuk olarak çıkarırız; böylece yetişip ergenlik çağına varırsınız. Kiminiz ölür, kiminiz de ömrünün en verimsiz çağına kadar götürülür de, bilirken bir şey bilmez olur. Yeryüzünü görürsün ki kupkurudur; fakat biz ona su indirdiğimiz zaman yeryüzü kıpırdanır, kabarır, her çeşitten iç açıcı bitkiler verir.[341]
Hac / 5 - (Bekir Sadak)
Ey insanlar! Oldukten sonra tekrar dirilmekten suphede iseniz bilin ki, ne oldugunuzu size aciklamak icin, Biz sizi topraktan sonra nutfeden, sonra pihtilasmis kandan, sonra da yapisi belli belirsiz bir cignem etten yaratmisizdir. Diledigimizi belli bir sureye kadar rahimlerde tutariz; sonra sizi cocuk olarak cikartiriz, bylece yetisip erginlik cagina varirsiniz. Kiminiz ldurulur, kiminiz de mrunun en fena zamanina ulastirilir ki, bilirken birsey bilmez olur. Yeryuzunu grursun ki kupkurudur; fakat Biz ona su indirdigimiz zaman harekete gecer, kabarir, her guzel bitkiden cift cift yetistirir.
Hac / 5 - (Celal Yıldırım)
Ey insanlar! Öldükten sonra dirilip kalkmaktan şüphede iseniz, gerçek odur ki, biz sizi topraktan yarattık, sonra nutfe (sperma) dan, sonra pıhtılaşmış kan parçasından, sonra yaratış biçimi belirli belirsiz bir çiğnem etten yarattık ki, size (kudretimizin yüceliğini, sanatımızın eşsizliğini) açıkça gösterelim. Dilediğimizi belli bir süreye kadar ana rahminde bekletiriz, sonra da sizi bir bebek olarak çıkarırız; sonra güçlenip kendinizi tanıyarak iyiyi kötüden ayırd edecek duruma getiririz. Sizden kimine ölüm gelip çatar, kiminiz de ömrün en rezil noktasına itilir de bildikten sonra bir şey bilmez duruma gelir, (yaşlılıktan bunayıp kalır). Yeryüzünü kupkuru ölgün görürsün. Üzerine su indirdiğimiz zaman harekete geçer de kabarır ve her gönül çekici güzel bitkilerden çift çift yetiştirir.
Hac / 5 - (Cemal Külünkoğlu)
Ey insanlar! Şayet öldükten sonra tekrar dirilmek konusunda şüphede iseniz, (bilin ki) biz sizi topraktan (ilk insan olarak yarattıktan) sonra (sırasıyla) az bir sudan (meniden), sonra bir “alaka”dan (pıhtılaşmış kandan), sonra da yaratılışı belli belirsiz bir “mudga”dan (etten) yarattık ki size (kudretimizi) apaçık anlatalım. Dilediğimizi (hayata getirmek için) belli bir süreye kadar rahimlerde durduruyoruz. Sonra sizi bir çocuk olarak çıkarıyor, sonra da tam gücünüze ulaşmanız için (sizi kemale erdiriyoruz). İçinizden (erken) ölenler olur. Yine içinizden bir kısmı da ömrün en düşkün çağına ulaştırılır ki, (daha önce pek çok şey) bilirken (daha sonra bebek gibi) hiçbir şey bilmez hâle gelsin. Yeryüzünü de ölü, kupkuru görürsün. Biz, onun üzerine yağmur indirdiğimiz zaman kıpırdar, kabarır ve her güzel çiftten nice bitkiler bitirir.
Hac / 5 - (Diyanet İşleri (eski))
Ey insanlar! Öldükten sonra tekrar dirilmekten şüphede iseniz bilin ki, ne olduğunuzu size açıklamak için, Biz sizi topraktan sonra nutfeden, sonra pıhtılaşmış kandan, sonra da yapısı belli belirsiz bir çiğnem etten yaratmışızdır. Dilediğimizi belli bir süreye kadar rahimlerde tutarız; sonra sizi çocuk olarak çıkartırız, böylece yetişip erginlik çağına varırsınız. Kiminiz öldürülür, kiminiz de ömrünün en fena zamanına ulaştırılır ki, bilirken birşey bilmez olur. Yeryüzünü görürsün ki kupkurudur; fakat Biz ona su indirdiğimiz zaman harekete geçer, kabarır, her güzel bitkiden çift çift yetiştirir.
Hac / 5 - (Diyanet Vakfi)
Ey insanlar! Eğer yeniden dirilmekten şüphede iseniz, şunu bilin ki, biz sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra alakadan (aşılanmış yumurtadan), sonra uzuvları (önce) belirsiz, (sonra) belirlenmiş canlı et parçasından (uzuvları zamanla oluşan ceninden) yarattık ki size (kudretimizi) gösterelim. Ve dilediğimizi, belirlenmiş bir süreye kadar rahimlerde bekletiriz; sonra sizi bir bebek olarak dışarı çıkarırız. Sonra güçlü çağınıza ulaşmanız için (sizi büyütürüz). İçinizden kimi vefat eder; yine içinizden kimi de ömrün en verimsiz çağına kadar götürülür; ta ki bilen bir kimse olduktan sonra bir şey bilmez hale gelsin. Sen, yeryüzünü de kupkuru ve ölü bir halde görürsün; fakat biz, üzerine yağmur indirdiğimizde o, kıpırdanır, kabarır ve her çeşitten (veya çiftten) iç açıcı bitkiler verir.
Hac / 5 - (Edip Yüksel)
Ey insanlar, diriliş konusunda kuşku besliyorsanız, (hatırlayın ki) sizi topraktan, sonra bir damlacıktan, sonra asılı duran bir madde (embriyo) dan, sonra biçimi belli ve belirsiz bir dölütten yarattık. Böylece size bildiriyoruz. Neyi dilemişsek belli bir süreye kadar onu rahimlerde tutarız. Sonra sizi bir bebek olarak çıkarırız, ve ardından olgunlaşıp erginleşirsiniz. Kiminizin hayatına son verilir, kiminiz de en kötü yaşa kadar ulaştırılır. Böylece bir bilgiye sahip olduktan sonra bir şey bilemez olsun. Toprağı kuru ve ölü görürsün, ancak üzerine su yağdırdığımız zaman titreşip kabarır ve çeşit çeşit güzel bitkiler bitirir.
Hac / 5 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Ey insanlar! Eğer ba'sten şübhede iseniz şu muhakkak ki biz sizi bir topraktan halketmekteyiz, sonra bir alekadan, sonra hılkati belli belirsiz bir mudgaden, ki size anlatalım diye hem müsemma bir ecele kadar dilediğimiz müddet rahimlerde durduruyoruz da sonra sizi bir bebek olarak çıkarıyoruz, sonra da kuvvetinize irmeniz için, bununla beraber içinizden kimisi vefat ettiriliyor, yine içinizden kimisi de biraz ılimden sonra bir şey bilmesin diye erzeli omre doğru giri itiliyor, Arzı da görürsün sönmüş kül halinde, derken üzerine suyu indirdiğimiz zaman ihtizaz eder kabarır da her dilber çiftten nebatlar bitirir
Hac / 5 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Ey insanlar, eğer öldükten sonra dirilmekten şüphede iseniz, şu muhakkak ki, Biz sizi topraktan, sonra nutfe (sperma) den, sonra alaka (yapışkan bir madde)dan, sonra da uzuvları görünen ya da görünmeyen bir et parçasından yaratmaktayız ki, size (ne olduğunuzu) anlatalım. Dilediğimizi de belli bir süreye kadar rahimlerde durdururuz. Sonra sizi bir bebek olarak çıkarırız, sonra da olgunluk çağına gelmeniz için geliştiririz. Bununla beraber, içinizden kiminizin canı alınıyor, kiminiz de biraz bilgiden sonra birşey bilmemek üzere, ömrünün en kötü devresine getiriliyor. Yeryüzünü de sönmüş kül halinde görürsün; ama üzerine su indirdiğimiz zaman harekete geçer, kabarır ve her dilber çiftten bitkiler bitirir.
Hac / 5 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Ey insanlar! Eğer öldükten sonra dirilmekten şüphede iseniz, (bilin ki) ne olduğunuzu size açıklamak için şüphesiz biz sizi topraktan, sonra nutfeden (spermadan) sonra bir alekadan (embriodan) sonra yapısı belli belirsiz bir et parçasından yaratmışızdır. Dilediğimizi belli bir süreye kadar rahimlerde tutarız. Sonra sizi bir çocuk olarak çıkartırız, sonra sizi, olgunluk çağına erişmeniz için bırakırız. Bununla beraber kiminiz öldürülür, kiminiz de önceki bilgisinden sonra, hiçbir şey bilmemek üzere, ömrünün en fena zamanına ulaştırılır. Bir de yeryüzünü görürsün ki kupkurudur; fakat biz onun üzerine su indirdiğimiz zaman, harekete geçer, kabarır ve her güzel çiftten bitkiler bitirir.
Hac / 5 - (Gültekin Onan)
Ey insanlar, eğer dirilişten yana bir kuşku içindeyseniz, gerçek şu ki, biz sizi topraktan yarattık, sonra bir damla sudan, sonra bir alaktan, sonra yaratılış biçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından; size (kudretimizi) açıkca göstermek için. Dilediğimizi, adı konulmuş bir ecele kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra sizi bebek olarak çıkarıyoruz, sonra da erginlik çağına erişmeniz için (sizi büyütüyoruz). Sizden kiminizin hayatına son verilmekte, kiminiz de, bildikten sonra hiç bir şey bilmeme durumuna gelmesi için ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri çevrilmektedir. Yeryüzünü kupkuru ölü gibi görürsün, fakat biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir, kabarır ve her güzel çiftten (ürünler) bitirir.
Hac / 5 - (Harun Yıldırım)
Ey insanlar! Eğer yeniden dirilmekten şüphede iseniz, şunu bilin ki, biz sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra alakadan (aşılanmış yumurtadan), sonra uzuvları (önce) belirsiz, (sonra) belirlenmiş canlı et parçasından (uzuvları zamanla oluşan ceninden) yarattık ki size (kudretimizi) gösterelim. Ve dilediğimizi, belirlenmiş bir süreye kadar rahimlerde bekletiriz; sonra sizi bir bebek olarak dışarı çıkarırız. Sonra güçlü çağınıza ulaşmanız için (sizi büyütürüz). İçinizden kimi vefat eder; yine içinizden kimi de ömrün en verimsiz çağına kadar götürülür; ta ki bilen bir kimse olduktan sonra bir şey bilmez hale gelsin. Sen, yeryüzünü de kupkuru ve ölü bir halde görürsün; fakat biz, üzerine yağmur indirdiğimizde o, kıpırdanır, kabarır ve her çeşitten (veya çiftten) iç açıcı bitkiler verir.
Hac / 5 - (Hasan Basri Çantay)
Ey insanlar, eğer siz öldükden sonra dirilmek hususunda herhangi bir şübhe içinde iseniz şu muhakkakdır ki biz sizi (n aslınızı) toprakdan, sonra (onun zürriyetini) insan suyundan, sonra pıhtılaşmış bir kandan, daha sonra da hilkati belli belirsiz bir çiğnem etden yaratdık (ve bunları) size (kemâl-i kudretimizi) apaçık gösterelim diye (yapdık). Sizi dileyeceğimiz muayyen bir vaktâ kadar rahmlerde durduruyoruz, sonra sizi bir çocuk olarak çıkarıyoruz, daha sonra da kuvvetinize (yiğitlik çağına) ermeniz için (büyütüyoruz). Kiminiz öldürülüyor, kiminiz de (evvelki) bilgi (sin) den sonra (artık) hiç bir şey bilmemek üzere ömrün en fena (devresine) doğru gerisin geri itiliyor. Sen yer (yüzünü) kupkuru ve ölü görürsün. Fakat biz onun üstüne suyu (yağmuru) indirdiğimiz zaman o harekete gelir, kabarır, her güzel çiftden nice nebat bitirir.
Hac / 5 - (Hayrat Neşriyat)
Ey insanlar! Eğer öldükten sonra dirilmekten şübhe içinde iseniz, artık muhakkak ki biz, sizi bir topraktan, sonra bir nutfeden, sonra bir alakadan, sonra da (ne) yaratılmış (ne de) yaratılmamış (henüz kemâle ermemiş) bir mudgadan yarattık ki, size (kud reti mi zi)açıkça gösterelim. Artık dilediğimizi muayyen bir vakte kadar rahimlerde bekletiriz; sonra sizi bir bebek olarak çıkarırız; sonra da gücünüz kemâle ersin diye (sizi büyütürüz). İçinizden kimisi(yaşlanmadan) vefât ettirilir, kiminiz de ömrün en rezîline (bunaklık çağına) ulaştırılır ki, biraz bilgiden sonra bir şey bilmez olsun! Ve (sen) yeryüzünü kupkuru görürsün; fakat onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman, harekete geçer, kabarır ve her çift (her cins) güzel bitkiden yetiştirir.
Hac / 5 - (İbni Kesir)
Ey insanlar; eğer dirilişten yana bir şüphede iseniz; gerçek şu ki: Size açıkça gösterelim diye Biz sizi; topraktan, sonra nutfeden, sonra pıhtılaşmış bir kandan, sonra da yaratılışı belli belirsiz bir çiğnem etten yarat tık. İstediğimizi belli bir süreye kadar rahimlerde tutarız. Sonra sizi bir çocuk olarak çıkarırız. Böylece yetişip erginlik çağına gelirsiniz. Kiminiz öldürülür, kiminiz de bilirken hiç bir şey bilmez olsun diye ömrünün en fena zamanına geri itilir. Yeryüzünü kupkuru olarak görürsün. Ama Biz, ona su indirdiğimiz zaman harekete geçer, kabarır ve her çeşit güzel bitkiden çift çift yetiştirir.
Hac / 5 - (Kadri Çelik)
Ey insanlar! Eğer dirilişten yana bir kuşku içindeyseniz, şüphesiz size (kudretimizi) açıkça göstermek için biz sizi topraktan, sonra bir damla sudan, sonra pıhtılaşmış kandan (embriyo), sonra yaratış biçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından yarattık. Dilediğimizi, adı konulmuş bir süreye kadar rahimlerde karar kılarız. Sonra sizi bebek olarak çıkarıyoruz, sonra da erginlik çağına erişmeniz için (sizi büyütüyoruz). Sizden kiminizin hayatına son verilmekte, kiminiz de bildikten sonra hiç bir şey bilmeme durumuna gelmesi için ömrün en rezil çağına geri çevrilmektedir. Yeryüzünü de kupkuru ölü gibi görürsün, fakat biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir, kabarır ve her çiftten iç açıcı (bitkiler) bitirir.
Hac / 5 - (Muhammed Esed)
Ey İnsanlar! Ölümden sonra kalkış (olgusun)dan şüphedeyseniz, o zaman, (hatırlayın ki,) Biz, gerçekten de sizi(n her birinizi) topraktan, sonra bir döl suyu damlasından, sonra döllenmiş hücreden, sonra (temel unsurları ve istidatlarıyla) tamamlanmış ama (bütün ögeleriyle) henüz tamamlanmamış bir ceninden yarattık ki, size (menşeinizi böylece) açıklayalım. Ve (doğmasını) dilediğimizin, (annesinin) rahminde (Bizce) belirlenmiş bir süre için kalmasını sağlarız; sonra sizi çocuk olarak dünyaya getirir ve (yaşamanıza imkan veririz); böylece (bazılarınız) olgunluk çağına erişir; öyle ki, kiminize (daha çocukluk çağında) ölüm tattırılırken, kiminiz de yaşlılığın öyle düşkün çağlarına eriştirilir ki, bildiğini bilmez olur. Ve (sen, ey insanoğlu, ölümden sonra kalkıştan şüphe ediyorsan, düşün ki:) bir bakıyorsun yeryüzü kupkuru; ama ona su indirdiğimizde, (bir de bakıyorsun) canlanıp kabarmış ve her türden güzel ekinler ortaya koymuş!
Hac / 5 - (Mustafa İslamoğlu)
Ey insanlık! Eğer (ölümden sonra) diriliş konusunda kuşku içindeyseniz, unutmayın ki Biz sizi (ilkin) bir tür topraktan, sonra bir damlacık döl suyundan, sonra rahim cidarına asılıp tutunan döllenmiş yumurtadan, sonra (asli unsurları) olumuş fakat (tali unsurları) henüz oluşmamış bir ceninden yarattık: bu size (menşeinizi) açıklamak için yaptığımız (bir uyarıdır).
Derken, (doğmasını) dilediğimizi belirlenmiş bir süreye kadar (annelerinin) rahimlerinde tutarız; sonra sizi bir bebek olarak dünyaya getiririz; nihayet sizler olgunluk çağına, (işte bütün bu süreçlerden geçerek) ulaşırsınız: ama içinizden kimilerine ölüm (erken yaşlarda) tattırılır, kimileri de ömrün en düşkün çağına kadar ertelenir; öyle ki, sonunda o, bilen biriyken hiçbir şey bilmez hale gelir. (Bu, şuna benzer) ki; önce yeryüzünü kupkuru bir halde görürsün; fakat ona indirdiğimiz suyun ardından canlanır, kabarır ve her türden gözalıcı bitkilerle yeşerir.
Hac / 5 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ey insanlar! Eğer siz öldükten sonra tekrar dirilmekten bir şüphede iseniz (düşününüz ki) Biz sizi topraktan, sonra safi bir sudan, sonra kırmızı bir kan parçasından, sonra da tam yaratılmış veya tam yaratılmamış bir et parçasından yarattık, size açıkça anlatalım (diye) ve dilediğimizi rahimlerde muayyen bir vakte kadar durduruyoruz, sonra sizi bir çocuk olarak çıkarıyoruz, sonra da kemale eresiniz (diye yaşatıyoruz) ve sizden kimi vefat ettiriliyor, ve sizden kimi de ihtiyarlık çağına itiliverilir, tâ ki, bilgiden sonra birşey bilmez olsun. Ve yeryüzünü kurumuş bir halde görürsün. Vaktâ ki, onun üzerine suyu indiriveririz, harekete gelir ve kabarır ve her güzel çiftten otları bitirir.
Hac / 5 - (Ömer Öngüt)
Ey insanlar! Eğer öldükten sonra tekrar dirilmekten şüphede iseniz, gerçek şu ki; biz sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra pıhtılaşmış kandan, sonra yapısı belli belirsiz bir çiğnem etten yarattık. Ki, size kudret ve hikmetimizi açıkça gösterelim. Dilediğimizi belli bir süreye kadar rahimlerde durdururuz. Sonra sizi bir bebek olarak çıkarırız. Daha sonra da güçlü kuvvetli bir çağa eriştiririz. Sizden kimine ölüm gelip çatar. Kiminiz ömrünün en kötü çağına, yaşlılık devresine ulaştırılır, bilirken bir şey bilmez olur. Yeryüzünü kurumuş ölmüş görürsünüz. Fakat biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman harekete geçer, kabarır ve her çeşit güzel bitkilerden çift çift yetişir.
Hac / 5 - (Şaban Piriş)
-Ey insanlar, eğer, tekrar diriltileceğinizden bir şüpheniz varsa size açıkça gösterelim diye sizi topraktan yarattık, sonra spermden, sonra embriyodan, sonra da yaratılışı belli belirsiz bir çiğnem etten yarattık. Dilediğimizi adı konmuş bir süreye kadar rahimlerde tutar ve sizi bebek olarak çıkarırız. Sonra siz yetişip, erginlik çağına gelirsiniz. Kiminizin canı alınır, kiminiz de bildiği şeyleri bilmez olsun diye ömrünün en düşkün dönemine ulaştırılır. Yeryüzünü kupkuru görürsün de biz ona su indirince harekete geçer, kabarır ve her çeşit güzel bitkiyi çift çift bitirir ya...
Hac / 5 - (Sadık Türkmen)
Ey insanlar! Ölümden sonra diriliş konusunda herhangi bir şüphe içindeyseniz (düşünün ki) hiç şüphesiz Biz sizi topraktan, sonra az bir sudan/nutfeden/spermadan, sonra bir “alaka/embrio”dan, sonra da yaratılışı belli belirsiz, bir çiğnemlik et parçası olan ceninden yarattık ki, size (kudretimizi) apaçık anlatalım/gösterelim. Dilediğimizi, belli bir süreye kadar rahimlerde durduruyoruz. Sonra sizi bir bebek/çocuk olarak çıkarıyor, sonra da tam gücünüze (erginlik çağınıza) ulaşmanız için (sizi kemale erdiriyoruz.) İçinizden (çocukken) ölenler (de) olur. Yine içinizden bir kısmı da ömrün en düşkün çağına (ihtiyarlığa) ulaştırılır ki, bilirken (çocuk gibi) hiçbir şey bilmez hale gelir. Yeryüzünü de ölü, kupkuru görürsün. Biz onun üzerine, yağmur indirdiğimiz zaman kıpırdar, kabarır ve her türden iç açıcı çift çift bitkiler bitirir.
Hac / 5 - (Seyyid Kutub)
Ey insanlar, şayet öldükten sonra tekrar dirilmek konusunda şüphede iseniz, bilin ki ne olduğunuzu size açıklamak için biz sizi topraktan, sonra insan suyundan, sonra pıhtılaşmış bir kandan, sonra yaratılışı belli belirsiz bir çiğnem etten yaratmışızdır. İstediğimizi belli bir süreye kadar rahimlerde tutarız. Sonra sizi çocuk olarak çıkarırız. Böylece yetişip erginlik çağına gelirsiniz. Kiminiz öldürülür, kiminiz de ömrünün en fena zamanına ulaştırılır ki bildiği halde bir şey bilmez olur. Yeryüzünü kupkuru olarak görürsünüz ama biz ona su indirdiğimiz zaman harekete geçer, kabarır ve her çeşit güzel bitkiden çift çift yetiştirir.
Hac / 5 - (Suat Yıldırım)
Ey insanlar! Eğer siz öldükten sonra dirilmekten şüphe ediyorsanız, bilin ki: Biz sizi ilkin topraktan, sonra bir nutfeden, sonra (rahim cidarına) yapışan bir hücreden, sonra esas unsurlarıyla hilkati tamamlanmış, ama bütün azalarıyla henüz tamamlanmamış bir çiğnem et görünümünde bir ceninden yarattık ki, kudretimizi size açıkça gösterelim. Dilediğimizi belli bir süreye kadar ana rahminde durdururuz. Sonra da sizi bir bebek olarak dünyaya çıkarırız. Sonra güç kuvvet kazanıncaya kadar sizi büyütürüz. İçinizden kimi henüz çocukken öldürülür, kimi de hayatın en düşkün biçimine götürülür. Öyle ki daha önce bildiği şeyleri bilmez hale gelir. Yeri de kupkuru görürsün, ama oraya Biz su indirince çok geçmeden kıpırdanır, kabarır da gözü gönlü açan her güzel çiftten nice nebat bitirir.
Hac / 5 - (Süleyman Ateş)
Ey insanlar eğer öldükten sonra dirilmekten kuşkuda iseniz (bilin ki) biz sizi (önce) topraktan, sonra nutfe(sperm)den, sonra alaka(embriyo)dan, sonra biçimlenen ve biçimlenmeyen bir çiğnem et parçasından yarattık ki, size (kudretimizi) açıkça gösterelim. Dilediğimizi belirtilmiş bir süreye kadar rahimlerde tutarız, sonra sizi bir bebek olarak çıkarırız. Sonra güç(ve kabiliyetler)inize ermeniz için (sizi büyütürüz). İçinizden kimi (henüz çocukken) öldürülür, kimi de ömrün en kötü çağına(ihtiyarlığa) itilir ki, bilirken bir şey bilmez hale gelsin (çocukluğundaki gibi bedence ve akılca güçsüz bir duruma düşsün). Yeri de kurumuş, ölmüş görürsün. Fakat biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir, kabarır ve her güzel çifti bitirir.
Hac / 5 - (Tefhim-ul Kuran)
Ey insanlar, eğer dirilişten yana bir kuşku içindeyseniz, gerçek şu ki, biz sizi topraktan yarattık, sonra bir damla sudan, sonra bir alak'tan (Embriyo), sonra yaratış biçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından; size (kudretimizi) açıkça göstermek için. Dilediğimizi, adı konulmuş bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra sizi bebek olarak çıkarıyoruz, sonra da erginlik çağına erişmeniz için (sizi büyütüyoruz). Sizden kiminizin hayatına son verilmekte, kiminiz de, bildikten sonra hiç bir şey bilmeme durumuna gelmesi için ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri çevrilmektedir. Yeryüzünü kupkuru ölü gibi görürsün, fakat biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir, kabarır ve her güzel çiftten (ürünler) bitirir.
Hac / 5 - (Ümit Şimşek)
Ey insanlar! Kıyamet gününde diriltilmekten şüpheniz varsa, şu bir gerçek ki, Biz sizi önce topraktan, sonra bir nutfe'den, sonra bir aleka'dan, sonra kısmen şekillenmiş, kısmen şekillenmemiş bir çiğnem etten yarattık-tâ ki size âyetlerimizi açıklayalım. Dilediğimizi belirlenmiş bir vakte kadar rahimlerde yerleştiririz. Sonra sizi bebek olarak çıkarır, sonra olgunluk çağınıza kadar büyütürüz. Sonra kiminiz öldürülür, kiminiz ise ömrün en düşkün çağına döndürülür de, evvelce bildiği şeyleri bilmez hale gelir. Yeri de kupkuru görürsün; fakat üzerine suyu indirdiğimizde kıpırdanır, kabarır ve her güzel çiftten bitkiler bitirir.
Hac / 5 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Ey insanlar! Ölümden sonra dirilme konusunda kuşku içinde olabilirsiniz. Ama şu bir gerçek ki, biz sizi bir topraktan, sonra bir spermden, sonra bir embriyodan/döllenmiş bir karışımdan, sonra ne olduğu kısmen belirli, kısmen belirsiz bir et parçasından yarattık ki, size açık seçik beyanda bulunalım. Ve sizi rahimlerde, belirlenen bir süreye kadar dilediğimiz şekilde bekletiyoruz. Sonra sizi bir çocuk olarak çıkarıyoruz. Daha sonra da tam kuvvetinize ulaşmanızı sağlıyoruz. Bununla birlikte içinizden bir kısmı öldürülüyor, yine içinizden bir kısmı ilimden sonra bir şey bilmesin diye ömrün en basit ve düşük noktasına geri gönderiliyor. Yeryüzünü de sönmüş kül halinde görürsün. Nihayet onun üzerine suyu indirdiğimizde titrer, kabarır ve her güzel/bereketli çiftten bir şeyler bitirir.
Hac / 5 - (İskender Ali Mihr)
Ey insanlar! Eğer beas edilmekten (tekrar diriltilmekten) şüphe içinde iseniz... Oysa muhakkak ki Biz sizi, size beyan edelim (açıklayalım) diye (önce) topraktan (inorganik ve organik maddelerden), sonra bir nutfeden (bir damladan), sonra bir alakadan (rahim duvarına bir noktadan bağlı duran embriyodan), sonra şekillendirilmiş ve şekillendirilmemiş (bir çiğnemlik et görünümünde) mudgadan yarattık. Ve (sizi), dilediğimiz süreye kadar rahimlerde tutarız. Sonra sizi, ergenlik çağına ulaşmak üzere bebek olarak çıkarırız. Ve sizden bir kısmınız vefat ettirilir. Ve sizden bir kısmınız, sonradan ilimden bir şey bilemez hale gelsin diye ömrünün ihtiyarlık çağına döndürülür. Ve arzı (yeryüzünü) kurumuş görürsün. Fakat ona su indirdiğimiz zaman hareketlenir ve kabarır ve bütün güzel çiftlerden bitkiler yetiştirir.
Hac / 5 - (İlyas Yorulmaz)
Ey İnsanlar! Eğer dirilme gününden şüphe içinde iseniz, şunu unutmayın ki, sizi topraktan biz yarattık. Sonra sizi atılmış meniden, sonra ana rahmine asılmış kan pıhtısından ve belli belirsiz et parçasından meydana getirdik ki, size bunları açıklıyoruz. Ve bunların arkasından tespit edilmiş, bizim dilediğimiz bir zamana kadar rahimlerde sizi biz tutarız. Sonra sizi olgunluk çağına erişmeniz için çocuk olarak çıkartırız. Bu çağlarda sizden canlarını aldıklarımız olduğu gibi, aynı zamanda sizden ömrünün en düşkün çağına, bir şeyi bilirken, bilmez duruma (yaşlılığa) ulaşanlar olur. Sen yeryüzünü kupkuru görürsün ve biz gökten su indirdiğimizde yeryüzü canlanır, toprağı kabarır ve her türlü güzel bitkilerden çift çift ortaya çıkar.
ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ هُوَ الْحَقُّ وَأَنَّهُ يُحْيِي الْمَوْتَى وَأَنَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Okunuşu: Zâlike bi ennallâhe huvel hakku ve ennehu yuhyil mevtâ ve ennehu alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Hac / 6 - (Diyanet İşleri)
Bu böyle. Çünkü Allah, hakkın ta kendisidir. Şüphesiz O, ölüleri diriltir ve O, her şeye hakkıyla kadirdir.
Hac / 6 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Bu da, şüphe yok ki Allah'ın gerçek oluşundandır ve şüphe yok ki o, ölüyü de diriltir ve şüphe yok ki onun, her şeye gücü yeter.
Hac / 6 - (Abdullah Parlıyan)
Bütün bunlar, Allah'ın kudreti sayesinde, böylece meydana gelmektedir. Çünkü Allah hakkın ta kendisidir, herşey O'nunla varlık kazanır ve O ölüleri diriltir ve herşeye güç yetirendir.
Hac / 6 - (Adem Uğur)
Çünkü Allah hakkın ta kendisidir; O, ölüleri diriltir; yine O, her şeye hakkıyla kadirdir.
Hac / 6 - (Ahmed Hulusi)
Bu böyledir; çünkü Allâh, O Hak'tır (apaçık ortada olandır)! Muhakkak ki O, ölüleri de (hakikat ilmi ile) diriltir. . . Çünkü O, her şeye Kaadir'dir.
Hac / 6 - (Ahmet Tekin)
Bütün bunlar, Allah’ın bizâtihi varlığında şüphe olmayan hak ilâhlığından, ölülere hayat verecek güce kudrete sahip olmasından kaynaklanmaktadır. O’nun her şeye gücü kudreti yeter.
Hac / 6 - (Ali Bulaç)
İşte böyle; şüphesiz Allah, hakkın kendisidir ve şüphesiz ölüleri diriltir ve gerçekten her şeye güç yetirendir.
Hac / 6 - (Ali Fikri Yavuz)
İşte bunlar (insanın muhtelif tavırlarla yaratılışı ve ölü arzın ihya edilişi) ispat ediyor ki, hakikaten Allah vardır. O, ölüleri diriltiyor ve gerçekten O, her şeye kadirdir.
Hac / 6 - (Ali Ünal)
Böyledir, çünkü Allah, evet O, Hakk’tır; (değişmezMutlak Gerçek’tir; her sözü, her icraatı hakikattır ve belli bir gayeye yöneliktir); hiç şüphesiz O, ölüleri diriltecektir ve yine hiç şüphesiz O, her şeye hakkıyla güç yetirendir.
Hac / 6 - (Bekir Sadak)
(6-7) Bunlar, yalniz Allah'in gercek oldugunu, oluleri dirilttigini, gucunun herseye yettigini, suphe goturmeyen kiyamet saatinin gelecegini, Allah'in kabirlerde olani diriltecegini gosterir.
Hac / 6 - (Cemal Külünkoğlu)
İşte böyle; şüphesiz Allah, Hakk'ın kendisidir ve şüphesiz ölüleri dirilten ve gerçekten her şeye güç yetirendir.
Hac / 6 - (Diyanet İşleri (eski))
(6-7) Bunlar, yalnız Allah'ın gerçek olduğunu, ölüleri dirilttiğini, gücünün herşeye yettiğini, şüphe götürmeyen kıyamet saatinin geleceğini, Allah'ın kabirlerde olanı dirilteceğini gösterir.
Hac / 6 - (Gültekin Onan)
İşte böyle; şüphesiz Tanrı, hakkın kendisidir ve şüphesiz ölüleri diriltir ve gerçekten her şeye güç yetirendir.
Hac / 6 - (Hasan Basri Çantay)
Bunun sebebi şudur: Çünkü Allah Hakkın ta kendisidir. Hakıykat, ölüleri O diriltiyor. O, şübhesiz her şey'e hakkıyle kaadirdir.
Hac / 6 - (Hayrat Neşriyat)
İşte bu (yaratılış), şübhesiz ki Allah’ın gerçekten Hakk olması ve muhakkak ki ölüleri O’nun diriltmesi ve şübhe yok ki O’nun, herşeye hakkıyla gücü yetmesindendir.
Hac / 6 - (İbni Kesir)
İşte böyle. Muhakkak ki Allah hakkın kendisidir. Doğrusu ölüleri O, diriltir. Ve O; her şeye Kadir'dir.
Hac / 6 - (Kadri Çelik)
İşte bunlar şüphesiz Allah'ın hak olduğundan, muhakkak ölüleri dirilttiğinden ve hakikaten her şeye kadir olmasındandır.
Hac / 6 - (Muhammed Esed)
Bütün bunlar (böylece vuku bulmaktadır,) çünkü Allah nihai gerçek'tir ve çünkü O, ölü olanı dirilten ve her şeye gücü yetendir.
Hac / 6 - (Mustafa İslamoğlu)
Bütün bunların (gösterdiği) nihai bir amaç vardır ki, o da mutlak olanın yalnızca Allah olduğu gerçeğidir. Zira sadece O'dur ölüyü dirilten; ve her şeye gücü yeten de yalnızca O'dur.
Hac / 6 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
O (yaratılış, şu sebeplerdendir ki) şüphesiz hak olan, O Allah'tır ve muhakkak ki O, ölüleri diriltir ve şüphe yok ki O, her şey üzerine ziyâdesiyle kâdirdir.
Hac / 6 - (Ömer Öngüt)
Bu böyledir. Muhakkak ki Allah tek gerçektir. (Her şey O'nunla var olmuştur). Ölüleri O diriltiyor ve O her şeye kâdirdir.
Hac / 6 - (Şaban Piriş)
İşte hakkın kendisi olan Allah, ölüleri de böyle diriltir. Çünkü O’nun her şeye gücü yeter.
Hac / 6 - (Sadık Türkmen)
Bu böyle! Çünkü Allah hakkın/gerçeğin ta kendisidir. Şüphesiz O ölüleri diriltir ve O herşeye hakkıyla kâdirdir/tam hakimdir.
Hac / 6 - (Suat Yıldırım)
Bütün bunlar böyle cereyan etmektedir. Çünkü Allah hakkın, gerçeğin ta kendisidir ve çünkü ölüleri dirilten de O’dur. Her şeye hakkıyla kadir olan da O’dur.
Hac / 6 - (Süleyman Ateş)
Bu böyledir. Çünkü Allâh, tek gerçektir. (Her şey O'nunla varlık kazanır) ve O, ölüleri diriltir ve O, her şeyi yapabilir.
Hac / 6 - (Tefhim-ul Kuran)
İşte böyle; hiç şüphesiz Allah, hakkın kendisidir ve şüphesiz ölüleri diriltir ve gerçekten her şeye güç yetirendir.
Hac / 6 - (Ümit Şimşek)
Bütün bunlar gösterir ki, Allah Hakkın tâ kendisidir, ölüleri O diriltir ve Onun gücü herşeye yeter.
وَأَنَّ السَّاعَةَ آتِيَةٌ لَّا رَيْبَ فِيهَا وَأَنَّ اللَّهَ يَبْعَثُ مَن فِي الْقُبُورِ
Okunuşu: Ve ennes sâate âtiyetun lâ raybe fîhâ ve ennallâhe yeb’asu men fîl kubûr(kubûri).
Hac / 7 - (Diyanet İşleri)
Çünkü kıyamet muhakkak gelecektir. Onda hiçbir şüphe yoktur ve şüphesiz Allah, kabirlerdeki kimseleri diriltecektir.
Hac / 7 - (Abdullah Parlıyan)
Ve bil ki ey insanoğlu! Kıyamet de şüphe götürmez bir biçimde gelip çatacaktır ve Allah mezarlarda yatan herkesi de diriltip kaldıracaktır.
Hac / 7 - (Adem Uğur)
Kıyamet vakti de gelecektir; bunda şüphe yoktur. Ve Allah kabirlerdeki kimseleri diriltip kaldıracaktır.
Hac / 7 - (Ahmed Hulusi)
O Saat (vefat) muhakkak gelecektir, onda hiç şüphe yoktur. Kesinlikle Allâh, kabirlerde (bedenleri içinde) olan nefsleri (bilinçleri) bâ's edecektir (yeni bir beden oluşturarak yaşamlarına devam ettirecektir)!
Hac / 7 - (Ahmet Tekin)
Kıyametin kopacağı an kesinlikle gelecek, gerçekleşecektir. Bunda şüphe yoktur. Allah kabirdekileri diriltip kaldıracaktır.
Hac / 7 - (Ahmet Varol)
Ve (çünkü) kıyamet saati gelecektir, bunda şüphe yoktur ve Allah kabirlerde olanları diriltecektir.
Hac / 7 - (Ali Bulaç)
Gerçek şu ki, kıyamet saati yaklaşarak gelmektedir, onda şüphe yoktur. Gerçekten Allah kabirlerde olanları diriltecektir.
Hac / 7 - (Ali Fikri Yavuz)
(Bir de beyan edilen yukardaki delillerle bilesiniz ki), kıyamet muhakkak gelecektir, bunda hiç şüphe yoktur; ve Allah bütün kabirlerde olan kimseleri diriltecektir.
Hac / 7 - (Ali Ünal)
Yine şu da bir gerçek ki, Kıyamet mutlaka gelecektir: bunda en ufak bir şüphe yoktur. Ve Allah, hiç kuşkusuz kabirlerde yatan ölüleri diriltecektir.
Hac / 7 - (Bekir Sadak)
(6-7) Bunlar, yalniz Allah'in gercek oldugunu, oluleri dirilttigini, gucunun herseye yettigini, suphe goturmeyen kiyamet saatinin gelecegini, Allah'in kabirlerde olani diriltecegini gosterir.
Hac / 7 - (Celal Yıldırım)
Kıyamet kesinlikle gelecektir ; onda hiç şüphe yoktur ve şüpheniz olmasın ki Allah kabirlerde olanları diriltip kaldıracaktır.
Hac / 7 - (Cemal Külünkoğlu)
Ve kıyamet muhakkak gelecektir. Onda hiçbir şüphe yoktur ve şüphesiz Allah, (o gün) kabirlerde olan kimseleri diriltecektir.
Hac / 7 - (Diyanet İşleri (eski))
(6-7) Bunlar, yalnız Allah'ın gerçek olduğunu, ölüleri dirilttiğini, gücünün herşeye yettiğini, şüphe götürmeyen kıyamet saatinin geleceğini, Allah'ın kabirlerde olanı dirilteceğini gösterir.
Hac / 7 - (Diyanet Vakfi)
Kıyamet vakti de gelecektir; bunda şüphe yoktur. Ve Allah kabirlerdeki kimseleri diriltip kaldıracaktır.
Hac / 7 - (Edip Yüksel)
Ve dünyanın sonu hiç bir kuşkuya yer bırakmadan gelmekte ve ALLAH mezarlardakileri diriltecektir.
Hac / 7 - (Gültekin Onan)
Gerçek şu ki, kıyamet saati yaklaşarak gelmektedir, onda şüphe yoktur. Gerçekten Tanrı kabirlerde olanları diriltecektir.
Hac / 7 - (Harun Yıldırım)
Kıyamet vakti de gelecektir; bunda şüphe yoktur. Ve Allah kabirlerdeki kimseleri diriltip kaldıracaktır.
Hac / 7 - (Hasan Basri Çantay)
Ve çünkü o saat elbette gelecekdir. Onda hiç bir şübhe yokdur. Muhakkak Allah kabirlerde olan kimseleri de diriltib kaldıracakdır.
Hac / 7 - (Hayrat Neşriyat)
Muhakkak ki kıyâmet gelicidir; onda şübhe yoktur ve elbette Allah, kabirlerde bulunan kimseleri diriltecektir!
Hac / 7 - (İbni Kesir)
Kıyamet saatı mutlaka gelecektir, onda hiç şüphe yoktur. Ve Allah; kabirlerde olanları diriltecektir.
Hac / 7 - (Kadri Çelik)
Elbette kıyamet hiç şüphesiz yaklaşarak gelmektedir ve gerçekten de Allah kabirlerde olanları diriltecektir.
Hac / 7 - (Muhammed Esed)
Ve (bil ki, ey insanoğlu,) Son Saat, şüphe götürmez bir biçimde gelip çatacaktır ve Allah mezarlarda yatan herkesi kaldıracaktır.
Hac / 7 - (Mustafa İslamoğlu)
Hem unutma ki, Son Saat kuşku götürmez bir biçimde gelip çatacaktır; yine unutma ki, Allah kabirlerde yatan herkesi kaldıracaktır.
Hac / 7 - (Ömer Öngüt)
Kıyamet saati mutlaka gelecektir, onda hiç şüphe yoktur. Allah kabirlerdeki kimseleri diriltip kaldıracaktır.
Hac / 7 - (Şaban Piriş)
Kıyamet saatinin geleceğinde ve Allah’ın kabirlerdekileri dirilteceğinde, hiç şüphe yoktur.
Hac / 7 - (Sadık Türkmen)
Çünkü kıyamet muhakkak gelecektir. Onda hiçbir şüphe yoktur ve şüphesiz Allah, kabirdeki kimseleri diriltecektir.
Hac / 7 - (Seyyid Kutub)
Ve kıyamet anı kesinlikle gelecektir, bunda kuşku yoktur, Allah mezarlardaki ölüleri diriltecektir.
Hac / 7 - (Süleyman Ateş)
Ve (çünkü) o (duruşma) sâ'at(i) mutlaka gelecektir, onda şüphe yoktur. Ve Allâh, kabirlerde olanları diriltecektir.
Hac / 7 - (Tefhim-ul Kuran)
Gerçek şu ki, kıyamet saati yaklaşarak gelmektedir, onda şüphe yoktur. Gerçekten Allah kabirlerde olanları diriltecektir.
Hac / 7 - (Ümit Şimşek)
Yine bütün bunlardan şunu da anlayın ki, kıyamet hiç kuşkusuz gelecek, Allah kabirdekileri diriltecektir.
Hac / 7 - (İskender Ali Mihr)
Ve onda (vuku bulacağında) şüphe olmayan o saat (kıyâmet) mutlaka gelecektir. Ve muhakkak ki Allah, kabirlerde olan kimseleri beas edecektir (diriltecektir).
Hac / 7 - (İlyas Yorulmaz)
Geleceğinde hiçbir şüphe olamayan kıyamet saati, mutlaka gelecektir ve o gün geldiğinde, Allah kabirlerde olanları diriltecektir.
وَمِنَ النَّاسِ مَن يُجَادِلُ فِي اللَّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُّنِيرٍ
Okunuşu: Ve minen nâsi men yucâdilu fîllâhi bi gayri ilmin ve lâ huden ve lâ kitâbin munîr(munîrin).
Hac / 8 - (Diyanet İşleri)
(8-9) İnsanlardan öylesi de vardır ki, bir ilmi, bir yol göstericisi, aydınlatıcı bir kitabı olmadığı hâlde kibirlenerek insanları Allah’ın yolundan saptırmak için, Allah hakkında tartışmaya kalkar. Ona dünyada bir rezillik vardır. Ona kıyamet gününde de yangın azabını tattıracağız.
Hac / 8 - (Abdullah Parlıyan)
Ama buna rağmen yine insanlar arasında, niceleri vardır ki, herhangi bir bilgiye, herhangi bir doğru yol öğretisine ve ışık saçan ilahi bir kitaba sahip olmaksızın, Allah hakkında tartışıp durur.
Hac / 8 - (Adem Uğur)
İnsanlardan bazısı, bir bilgisi, bir rehberi ve (vahye dayanan) aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın, Allah hakkında tartışır.
Hac / 8 - (Ahmed Hulusi)
İnsanlardan kimi de Allâh (adıyla işaret edilen) hakkında ilim sahibi olmadan, gerçeğe kılavuzlayanı olmaksızın ve vahyi bilgiye (Esmâ hakikatinden şuura yansıyan bilgiye) dayanmaksızın mücadele eder.
Hac / 8 - (Ahmet Tekin)
Allah hakkında, hiçbir bilgileri, ilmî delilleri, hidayet rehberleri, aydınlatıcı bir kitapları olmadığı halde tartışan insanlar var.
Hac / 8 - (Ahmet Varol)
İnsanlardan kimi de bilgisizce, bir yol göstericisi ve aydınlatıcı bir kitabı olmaksızın Allah hakkında tartışır.
Hac / 8 - (Ali Bulaç)
İnsanlardan kimi, hiç bir bilgisi, yol göstericisi ve aydınlatıcı kitabı olmaksızın Allah hakkında tartışır durur.
Hac / 8 - (Ali Fikri Yavuz)
İnsanların kimi de vardır ki, ne bir bilgiye ne bir delile, ne de aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın Allah’ın dini hakkında mücadele eder.
Hac / 8 - (Ali Ünal)
Hakikat bu iken insanlar içinde öylesi var ki, Allah hakkında tartışır durur da, ne dayandığı kesin bir bilgi vardır, ne bir delil ve marifete istinat eder, ne de kalbleri ve zihinleri aydınlatan İlâhî bir Kitaba.
Hac / 8 - (Bayraktar Bayraklı)
(8-9) İnsanlardan bazısı, bir bilgisi, bir rehberi ve aydınlatıcı bir kitabı olmadığı halde, sırf Allah yolundan saptırmak için yanını eğip bükerek Allah hakkında tartışmaya kalkar. Onun için dünyada bir rezillik vardır; kıyamet gününde ise ona yakıcı azabı tattıracağız.
Hac / 8 - (Bekir Sadak)
(8-9) Bilmeden, dogruya goturen bir rehberi olmadan, aydinlatici bir kitabi da bulunmadan Allah yolundan saptirmak icin buyukluk taslayarak Allah hakkinda tartisan insan vardir. Dunyada rezillik onadir; ona kiyamet gunu yakici azabi tattiririz.
Hac / 8 - (Celal Yıldırım)
(8-9) İnsanlardan öylesi de var ki, hiçbir bilgisi, doğruyu gösterici belgesi ve (yolunu) aydınlatıcı kitabı olmaksızın Allah yolundan saptırmak için burun büküp büyüklük taslayarak Allah hakkında tartışıp durur. Dünya'da rüsvaylık onadır. Kıyamet gününde ise ona yakıcı azabı tattıracağız.
Hac / 8 - (Cemal Külünkoğlu)
(8-9) Hal böyleyken öyle insanlar vardır ki hiç bir bilgiye, hiç bir delile ve hiç bir aydınlatıcı kitaba dayanmaksızın Allah hakkında tartışır durur. (İnsanları) Allah yolundan saptırmak için gururla salınıp, kasılır. Ona dünya hayatında rezillik vardır. Kıyamet günü de ona (cehennemin) can yakıcı azabını tattırırız.
Hac / 8 - (Diyanet İşleri (eski))
(8-9) Bilmeden, doğruya götüren bir rehberi olmadan, aydınlatıcı bir kitabı da bulunmadan Allah yolundan saptırmak için büyüklük taslayarak Allah hakkında tartışan insan vardır. Dünyada rezillik onadır; ona kıyamet günü yakıcı azabı tattırırız.
Hac / 8 - (Diyanet Vakfi)
(8-9) İnsanlardan bazısı, bir bilgisi, bir rehberi ve (vahye dayanan) aydınlatıcı bir kitabı olmadığı halde, sırf Allah yolundan saptırmak için yanını eğip bükerek (kibir ve azamet içinde) Allah hakkında tartışmaya kalkar. Onun için dünyada bir rezillik vardır; kıyamet gününde ise ona yakıcı azabı tattıracağız.
Hac / 8 - (Edip Yüksel)
İnsanlardan kimi, bir bilgiye, bir yol göstericiye ve aydınlatıcı bir kitaba sahip olmadan ALLAH hakkında tartışır.
Hac / 8 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Nâstan kimi de vardır ki ne bir ılme, ne bir rehbere nede tenvir eder bir kitaba istinad etmeksizin Allah hakkında mücadele eder
Hac / 8 - (Gültekin Onan)
İnsanlardan kimi, hiç bir bilgisi, yol göstericisi ve aydınlatıcı kitabı olmaksızın Tanrı hakkında tartışır durur.
Hac / 8 - (Harun Yıldırım)
İnsanlardan bazısı, bir bilgisi, bir rehberi ve aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın, Allah hakkında tartışır.
Hac / 8 - (Hasan Basri Çantay)
(8-9) İnsanlar içinde öyle kişi vardır ki ne bir bilgisi, ne istidlal edeceği bir senedi, ne de aydınlatıcı bir kitabı olmaksızın, (sırf insanları) Allah yolundan sapdırmak için, (kibir ve azametle) yanını eğib bükerek Allah hakkında kavga eder durur. Dünyâda rüsvaylık onundur. Biz ona kıyamet gününde de yangın (cehennem) azabını tatdıracağız.
Hac / 8 - (Hayrat Neşriyat)
(8-9) İnsanlardan bazısı ne bir bilgi, ne bir yol gösteren, ne de aydınlatıcı bir kitab olmadan, Allah yolundan saptırmak için (kibirinden) yanını büküp çevirerek, Allah hakkında mücâdele eder. Ona dünyada bir rezillik vardır; kıyâmet günü ise ona o yakıcı azâbı tattıracağız!
Hac / 8 - (İbni Kesir)
İnsanlardan öyleleri vardır ki; bilmeden, doğruya götüren bir rehberi olmadan, aydınlatıcı bir kitabı bulunmadan Allah hakkında tartışmaya girer.
Hac / 8 - (Kadri Çelik)
İnsanlardan kimi, hiç bir bilgisi, hidayetçisi ve aydınlatıcı kitabı olmaksızın Allah hakkında tartışır durur.
Hac / 8 - (Muhammed Esed)
Hal böyleyken, yine de insanların içinde niceleri vardır ki, herhangi bir bilgiye, herhangi bir doğru yol öğretisine ve ışık saçan bir ilahi kitaba sahip olmaksızın Allah hakkında tartışmakta;
Hac / 8 - (Mustafa İslamoğlu)
Ne ki yine de insanlar icerisinden herhangi bir bilgiye, yol gösterici bir kılavuza ve aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın Allah hakkında tartışan kimseler çıkabilmektedir.
Hac / 8 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ve insanlardan öylesi de vardır ki, ne bir ilme ve ne bir rehbere ve ne de aydınlatan bir kitaba sahip olmaksızın Allah hakkında mücadelede bulunur.
Hac / 8 - (Ömer Öngüt)
İnsanlar içinde öylesi var ki; ne bir bilgisi, ne doğruya götüren bir rehberi, ne de aydınlatıcı bir kitabı olmaksızın Allah hakkında tartışır durur.
Hac / 8 - (Şaban Piriş)
İnsanlardan, bir ilme dayanmadan, rehber ve aydınlatıcı kitabı olmadan Allah hakkında tartışanlar vardır.
Hac / 8 - (Sadık Türkmen)
Insanlardan öylesi de vardır ki, Allah hakkında tartışır; ne bir ilmi, ne bir yol göstericisi, ne de aydınlatıcı bir kitabı olmadan!..
Hac / 8 - (Seyyid Kutub)
İnsanlar arasında öylesi var ki, doğru bir bilgiye dayanmaksızın, yol göstereni ve aydınlatıcı bir kitabı olmaksızın Allah hakkında tartışmaya girişir.
Hac / 8 - (Suat Yıldırım)
Hal böyleyken öyle insanlar vardır ki hiç bir bilgiye, hiç bir delile ve hiç bir aydınlatıcı kitaba dayanmaksızın Allah hakkında tartışır durur.
Hac / 8 - (Süleyman Ateş)
İnsanlardan kimi bilmeden, ne bir yol göstereni, ne de aydınlatıcı bir Kitabı olmadan, Allâh hakkında tartışır.
Hac / 8 - (Tefhim-ul Kuran)
İnsanlardan kimi, hiç bir bilgisi, yol göstericisi ve aydınlatıcı kitabı olmaksızın Allah hakkında tartışır durur.
Hac / 8 - (Ümit Şimşek)
Fakat insanlardan öylesi vardır ki, hiçbir bilgiye veya yol göstericiye veya aydınlatıcı bir kitaba dayanmadan Allah hakkında tartışmaya kalkar.
Hac / 8 - (Yaşar Nuri Öztürk)
İnsanlar içinde öylesi vardır ki, Allah konusunda ilimsiz, kılavuzsuz ve aydınlık getiren bir kitaba sahip olmaksızın mücadele edip durur.
Hac / 8 - (İskender Ali Mihr)
Ve insanlardan (öyle) kimseler vardır ki; bir ilme, bir hidayetçiye ve nurlu (aydınlatıcı) bir kitaba sahip olmaksızın Allah hakkında mücâdele eder.
Hac / 8 - (İlyas Yorulmaz)
(Böyle olmasına rağmen) İnsanlardan bilgisizce, ona yol gösteren bir kimse veya elinde kendisini aydınlatacak bir kitap olamadığı halde, Allah hakkında tartışıp duranlar var.
ثَانِيَ عِطْفِهِ لِيُضِلَّ عَن سَبِيلِ اللَّهِ لَهُ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ وَنُذِيقُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَذَابَ الْحَرِيقِ
Okunuşu: Sâniye ıtfihî li yudılle an sebîlillâh(sebîlillâhi), lehu fid dunyâ hızyun ve nuzîkuhu yevmel kıyâmeti azâbel harîk(harîkı).
Hac / 9 - (Diyanet İşleri)
(8-9) İnsanlardan öylesi de vardır ki, bir ilmi, bir yol göstericisi, aydınlatıcı bir kitabı olmadığı hâlde kibirlenerek insanları Allah’ın yolundan saptırmak için, Allah hakkında tartışmaya kalkar. Ona dünyada bir rezillik vardır. Ona kıyamet gününde de yangın azabını tattıracağız.
Hac / 9 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Halkı Allah yolundan saptırmak için kendi kendine ululanır durur. Ona, dünyada aşağılık bir durum var ve kıyâmet günü de yakıp kavurucu azâbı tattırırız ona.
Hac / 9 - (Abdullah Parlıyan)
Allah'ın yolundan saptırmak amacıyla, gururla salınıp kasılarak tartışmasını sürdürür. Dünyada onun için aşağılık bir durum var, kıyamet günü de yakıcı azabı ona tattıracağız.
Hac / 9 - (Adem Uğur)
Allah yolundan saptırmak için yanını eğip bükerek (kibir ve azamet içinde) Allah hakkında tartışmaya kalkar. Onun için dünyada bir rezillik vardır; kıyamet gününde ise ona yakıcı azabı tattıracağız.
Hac / 9 - (Ahmed Hulusi)
Allâh yolundan saptırmak için, hakikate sırtını döner! Dünyada onun için rezillik vardır! Kıyamet sürecinde de ona korkunç yanmanın azabını tattırırız!
Hac / 9 - (Ahmet Tekin)
Bunlar sırf insanları başına buyruk hale getirerek, Allah yolundan, İslâm’dan uzaklaştırıp dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercihlerine imkân sağlamak için, yanını eğip bükerek, tavırdan tavıra girerek Allah hakkında tartışırlar. Onlar için dünyada rezillik vardır. Kıyamet gününde ise, onlara harlı ateş azâbını tattıracağız.
Hac / 9 - (Ahmet Varol)
Allah'ın yolundan saptırmak için (kibirle) kasılarak (bunu yapar). Dünyada onun için rezillik vardır; kıyamet gününde de ona yakıcı ateşin azabını tattıracağız.
Hac / 9 - (Ali Bulaç)
Allah'ın yolundan saptırmak amacıyla 'gururla salınıp kasılarak' (bunu yapar); dünyada onun için aşağılanma vardır, kıyamet günü de yakıcı azabı ona taddıracağız.
Hac / 9 - (Ali Fikri Yavuz)
Allah yolundan şaşırtmak için (azamet ve kibirle) boynunu bükerek de bunu yapar. Dünyada ona bir rüsvaylık vardır. Kıyamet günü ise, ona cehennem azabını taddıracağız.
Hac / 9 - (Ali Ünal)
Kibirli kibirli tartışmasını sürdürür ve bütün maksadı, insanları Allah’ın Yolu’ndan saptırmaktır. Böylesinin hakkı dünyada rüsvaylık olduğu gibi, Kıyamet Günü de ona o yakıcı azabı tattırırız.
Hac / 9 - (Bayraktar Bayraklı)
(8-9) İnsanlardan bazısı, bir bilgisi, bir rehberi ve aydınlatıcı bir kitabı olmadığı halde, sırf Allah yolundan saptırmak için yanını eğip bükerek Allah hakkında tartışmaya kalkar. Onun için dünyada bir rezillik vardır; kıyamet gününde ise ona yakıcı azabı tattıracağız.
Hac / 9 - (Bekir Sadak)
(8-9) Bilmeden, dogruya goturen bir rehberi olmadan, aydinlatici bir kitabi da bulunmadan Allah yolundan saptirmak icin buyukluk taslayarak Allah hakkinda tartisan insan vardir. Dunyada rezillik onadir; ona kiyamet gunu yakici azabi tattiririz.
Hac / 9 - (Celal Yıldırım)
(8-9) İnsanlardan öylesi de var ki, hiçbir bilgisi, doğruyu gösterici belgesi ve (yolunu) aydınlatıcı kitabı olmaksızın Allah yolundan saptırmak için burun büküp büyüklük taslayarak Allah hakkında tartışıp durur. Dünya'da rüsvaylık onadır. Kıyamet gününde ise ona yakıcı azabı tattıracağız.
Hac / 9 - (Cemal Külünkoğlu)
(8-9) Hal böyleyken öyle insanlar vardır ki hiç bir bilgiye, hiç bir delile ve hiç bir aydınlatıcı kitaba dayanmaksızın Allah hakkında tartışır durur. (İnsanları) Allah yolundan saptırmak için gururla salınıp, kasılır. Ona dünya hayatında rezillik vardır. Kıyamet günü de ona (cehennemin) can yakıcı azabını tattırırız.
Hac / 9 - (Diyanet İşleri (eski))
(8-9) Bilmeden, doğruya götüren bir rehberi olmadan, aydınlatıcı bir kitabı da bulunmadan Allah yolundan saptırmak için büyüklük taslayarak Allah hakkında tartışan insan vardır. Dünyada rezillik onadır; ona kıyamet günü yakıcı azabı tattırırız.
Hac / 9 - (Diyanet Vakfi)
(8-9) İnsanlardan bazısı, bir bilgisi, bir rehberi ve (vahye dayanan) aydınlatıcı bir kitabı olmadığı halde, sırf Allah yolundan saptırmak için yanını eğip bükerek (kibir ve azamet içinde) Allah hakkında tartışmaya kalkar. Onun için dünyada bir rezillik vardır; kıyamet gününde ise ona yakıcı azabı tattıracağız.
Hac / 9 - (Edip Yüksel)
ALLAH'ın yolundan saptırmak için kibirle kasılarak gayret eder. Bu dünya hayatında onun için rezillik vardır. Diriliş gününde de ona yakıcı azabı tattırırız.
Hac / 9 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Allah yolundan şaşırtmak için yanını bükerek ki: Dünyada ona bir rüsvalık vardır, Kıyamet günü de kendisine o yangın azâbını tattıracağızdır
Hac / 9 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Yanını bükerek (büyüklük taslayarak) Allah yolundan saptırmak için ki, dünyada ona bir rüsvaylık vardır; kıyamet günü de kendisine o yangın azabını tattıracağız.
Hac / 9 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Allah yolundan şaşırtmak (saptırmak) için büyüklük taslayarak (tartışır). Dünyada ona bir rezillik vardır. Kıyamet gününde ise ona cehennem azabını tattıracağız
Hac / 9 - (Gültekin Onan)
Tanrı'nın yolundan saptırmak amacıyla 'gururla salınıp kasılarak' (bunu yapar); dünyada onun için aşağılanma vardır, kıyamet günü de yakıcı azabı ona tattıracağız.
Hac / 9 - (Harun Yıldırım)
Allah yolundan saptırmak için yanını eğip bükerek (kibir ve azamet içinde) Allah hakkında tartışmaya kalkar. Onun için dünyada bir rezillik vardır; kıyamet gününde ise ona yakıcı azabı tattıracağız.
Hac / 9 - (Hasan Basri Çantay)
(8-9) İnsanlar içinde öyle kişi vardır ki ne bir bilgisi, ne istidlal edeceği bir senedi, ne de aydınlatıcı bir kitabı olmaksızın, (sırf insanları) Allah yolundan sapdırmak için, (kibir ve azametle) yanını eğib bükerek Allah hakkında kavga eder durur. Dünyâda rüsvaylık onundur. Biz ona kıyamet gününde de yangın (cehennem) azabını tatdıracağız.
Hac / 9 - (Hayrat Neşriyat)
(8-9) İnsanlardan bazısı ne bir bilgi, ne bir yol gösteren, ne de aydınlatıcı bir kitab olmadan, Allah yolundan saptırmak için (kibirinden) yanını büküp çevirerek, Allah hakkında mücâdele eder. Ona dünyada bir rezillik vardır; kıyâmet günü ise ona o yakıcı azâbı tattıracağız!
Hac / 9 - (İbni Kesir)
Allah yolundan saptırmak için, kibirlenerek, yanını eğip büker. Dünyada rüsvaylık onadır. Ve kıyamet günü ona yakıcı azabı tattırırız.
Hac / 9 - (Kadri Çelik)
Allah'ın yolundan saptırmak amacıyla yanını bükerek (büyüklük taslayarak bunu yapar); dünyada onun için aşağılanma vardır, kıyamet günü de ona yakıcı azabı tattıracağız.
Hac / 9 - (Muhammed Esed)
(başkalarını) Allah yolundan saptırmak için (hakka) sırt çevirmektedir. Böyle birinin bu dünyadaki payı (manen) gözden düşmedir; Kıyamet Günü'nde ise ona yakıcı azabı tattıracağız;
Hac / 9 - (Mustafa İslamoğlu)
Bunlar Allah yolundan çevirebilmek için (hakikati) eğip bükerler. Bu tipin dünyadaki payı onursuzluktur; ama Kıyamet Günü'nde ona yakıp kavurucu bir azabı tattıracak (ve diyeceğiz ki):
Hac / 9 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Boynunu böbürlenip bükerek, Allah yolundan şaşırtmak için (öyle mücadelede bulunur). Onun için dünyada zillet vardır ve ona Kıyamet gününde yangın azabını tattırırız.
Hac / 9 - (Ömer Öngüt)
Allah'ın yolundan saptırmak için yanını eğip büker. (Büyüklenerek yüzünü çevirir). Onun için dünyada bir rezillik vardır, kıyamet gününde ise ona yangın azabını tattırırız.
Hac / 9 - (Şaban Piriş)
Allah yolundan saptırmak için gururla salınıp, kasılır. Ona dünya hayatında rezillik vardır. Kıyamet günü de ona yakıcı azabı tattırırız.
Hac / 9 - (Sadık Türkmen)
Kibirlenerek insanları Allah’ın yolundan saptırmaya çalışır. Ona dünyada bir rezillik vardır. Ona kıyamet gününde de yangın azabını tattıracağız.
Hac / 9 - (Seyyid Kutub)
Bu tartışma sırasında küstahça gerdan kırar. Amaç, başkalarını Allah yolundan saptırmaktır. Böylesini dünyada rezil edeceğimiz gibi kıyamet günü de ona kavurucu azabı tattırırız.
Hac / 9 - (Suat Yıldırım)
Allah yolundan saptırmak için kibirle kabararak tartışmasını sürdürür. Onun hakkı dünyada bir rüsvaylık olduğu gibi, kıyamet günü de ona can yakıcı azap tattıracağız.
Hac / 9 - (Süleyman Ateş)
Allâh'ın yolundan şaşırtmak için boynunu öteye döndürerek (kabara kabara tartışmasını sürdürür), dünyâda onun için bir kepazelik vardır. Kıyâmet günü de ona yangın azâbını taddıracağız:
Hac / 9 - (Tefhim-ul Kuran)
Allah'ın yolundan saptırmak amacıyla 'gururla salınıp kasılarak' (bunu yapar); dünyada onun için aşağılanma vardır, kıyamet günü de yakıcı azabı ona taddıracağız.
Hac / 9 - (Ümit Şimşek)
Halkı Allah yolundan saptırmak için de büyüklük taslar. Onun için dünyada bir rezillik vardır; kıyamet gününde ise ona yakıcı azabı tattırırız.
Hac / 9 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Yanını eğip bükerek uğraşır ki, Allah yolundan saptırıversin. Böyle kişiye dünyada bir yüz karası öngörülmüştür. Ve kıyamet günü biz ona, o kasıp kavuran yangının azabını tattıracağız.
Hac / 9 - (İskender Ali Mihr)
Allah’ın yolundan saptırmak için onu (Allah’ın dînindeki esasları) eğip büker (değiştirir). Onun için dünyada rezillik vardır. Ve ona kıyâmet günü yakıcı bir azap tattıracağız.
Hac / 9 - (İlyas Yorulmaz)
Tartışan insanların ikinci amacı, insanları Allah’ın yolundan saptırmaktır. Böylesi için dünyada küçük düşürülmek var ve kıyamet gününde de ona tutuşturulmuş ateşin azabını tattırırız.
ذَلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ يَدَاكَ وَأَنَّ اللَّهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِّلْعَبِيدِ
Okunuşu: Zâlike bimâ kaddemet yedâke ve ennallâhe leyse bi zallâmin lil abîd(abîdi).
Hac / 10 - (Diyanet İşleri)
(Ona), “İşte bu kendi ellerinin önceden işledikleri yüzündendir. Allah, kesinlikle kullara zulmedici değildir” (denir.)
Hac / 10 - (Abdullah Parlıyan)
Ve ona o gün: “Bu senin kendi elinle önceden kazandığın şey. Çünkü Allah kullarına, asla en küçük bir haksızlık yapmaz!” denecek.
Hac / 10 - (Adem Uğur)
İşte bu, önceden yapıp ettiklerin yüzündendir (denilir). Elbette Allah kullarına haksızlık edici değildir.
Hac / 10 - (Ahmet Tekin)
Onlara: 'Bunlar sizin dünyada, bizzat ellerinizle kazandığınız günahlar sebebiyledir' denir. Şüphesiz Allah kullarına zâlimce davranmaz.
Hac / 10 - (Ali Bulaç)
(Ey insan) Bu, senin ellerinin önden takdim ettikleridir. Şüphesiz Allah, kullar için zulmedici değildir.
Hac / 10 - (Ali Fikri Yavuz)
(Kıyamet gününde ona şöyle denecektir): Bu perişanlık ve azab, iki elinin kazandığı günahlar sebebiyledir. Muhakkak ki Allah, kullara zulümkar değildir (günahları olmadan onları cezalandırmaz).
Hac / 10 - (Ali Ünal)
“Bu azap, dünyada iken bizzat kazanıp buraya gönderdiğin günahlarının sonucudur. Yoksa Allah, kullarına asla zulmedici değildir.”
Hac / 10 - (Bekir Sadak)
Ona: «Bunlar senin yaptiklarindan oturudur» denir, yoksa Allah, kullarina karsi hic de zalim degildir.*
Hac / 10 - (Cemal Külünkoğlu)
(Kıyamet günü ona:) “Bu senin kendi elinle önceden kazandığın (günahlarınla hazırladığın) şeydir. Çünkü Allah kullarına asla en küçük bir haksızlık yapmaz (günahları olmadan onları cezalandırmaz)” (denilir).
Hac / 10 - (Diyanet Vakfi)
İşte bu, önceden yapıp ettiklerin yüzündendir (denilir). Elbette Allah kullarına haksızlık edici değildir.
Hac / 10 - (Edip Yüksel)
'Bu, ellerinin senin için yapıp öne sürdüğü işlerden ötürüdür.' ALLAH kullara zulmedici değildir
Hac / 10 - (Gültekin Onan)
(Ey insan) Bu, senin ellerinin önden takdim ettikleridir. Şüphesiz Tanrı, kullar için zulmedici değildir.
Hac / 10 - (Hayrat Neşriyat)
(O zaman ona şöyle denilir:) 'Bu, senin ellerinin takdîm ettiği (senin işlediğingünahlar) yüzündendir.' Şübhesiz ki Allah, kullarına zulümkâr değildir.
Hac / 10 - (İbni Kesir)
Ona: Bunlar senin yaptıklarından ötürüdür, denir. Yoksa Allah kullarına asla zulmedici değildir.
Hac / 10 - (Kadri Çelik)
(Ey insan!) Bu, senin ellerinin önden takdim ettikleridir. Şüphesiz Allah, kullar için zulmedici değildir.
Hac / 10 - (Muhammed Esed)
(Ve ona) (o Gün:) "bu senin kendi elinle önceden kazandığın şey; çünkü Allah kullarına asla en küçük bir haksızlık yapmaz!" (denecek).
Hac / 10 - (Mustafa İslamoğlu)
"İşte bu senin kendi ellerinde kazanıp getirdiklerindir; unutma ki Allah'ın kullarına zulmetme ihtimali asla bulunmamaktadır!"
Hac / 10 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
(Denilir ki) «Bu (azab) senin iki elinin evvelce yaptığından dolayıdır. Ve şüphe yok ki, Allah kulları için hiçbir zulmeden değildir.»
Hac / 10 - (Ömer Öngüt)
“İşte bu, senin iki elinle öne sürdüğün şeyler yüzündendir. Yoksa Allah kullarına aslâ zulmedici değildir. ”
Hac / 10 - (Şaban Piriş)
-Bunlar, senin elinle yaptığının karşılığıdır. Yoksa Allah, kullarına karşı asla zulmedici değildir.
Hac / 10 - (Sadık Türkmen)
(ona ey insan); “İşte bu, kendi ellerinin önceden işledikleri yüzündendir. Allah kesinlikle kullara zulmedici değildir” (denir.)
Hac / 10 - (Seyyid Kutub)
O gün ona «Bu ceza, vaktiyle kendi ellerinle işlediğin günahların karşılığıdır; Allah kullarına asla haksızlık etmez» denecektir.
Hac / 10 - (Suat Yıldırım)
O vakit kendisine: "İşte bu, dünyada işlediklerinin cezasıdır. Yoksa Allah kullarına en ufak bir haksızlık bile yapmaz." denilir.
Hac / 10 - (Süleyman Ateş)
(Ey insan), "İşte bu, senin ellerinin yapıp öne sürdüğü işler yüzündendir. Allâh kullara zulmedici değildir!"
Hac / 10 - (İskender Ali Mihr)
İşte bu, senin ellerinle takdim edilen şeyler (yaptığın zulümler) sebebiyledir. Ve muhakkak ki Allah, abidler (Allah’a kul olanlar) için zulmedici değildir.
وَمِنَ النَّاسِ مَن يَعْبُدُ اللَّهَ عَلَى حَرْفٍ فَإِنْ أَصَابَهُ خَيْرٌ اطْمَأَنَّ بِهِ وَإِنْ أَصَابَتْهُ فِتْنَةٌ انقَلَبَ عَلَى وَجْهِهِ خَسِرَ الدُّنْيَا وَالْآخِرَةَ ذَلِكَ هُوَ الْخُسْرَانُ الْمُبِينُ
Okunuşu: Ve minen nâsi men ya’budullâhe alâ harf(harfın), fe in asâbehu hayrunıtmeenne bihî, ve in asâbethu fitnetuninkalebe alâ vechihî, hasired dunyâ vel âhırate, zâlike huvel husrânul mubîn(mubînu).
Hac / 11 - (Diyanet İşleri)
İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah’a kıyıdan kenardan kulluk eder. Eğer kendisine bir hayır dokunursa, gönlü onunla hoş olur. Şâyet başına bir kötülük gelirse, gerisingeri (küfre) dönüverir. O dünyayı da kaybetmiştir, ahireti de. İşte bu apaçık ziyanın ta kendisidir.
Hac / 11 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Ve insanlardan, Allah'a kalbiyle değil de diliyle kulluk eden de var; ona bir hayır isâbet ederse kalbi yatışır o hayır yüzünden, fakat bir sınamaya uğrarsa yüzü dönüverir; dünyâda da ziyan eder, âhirette de; işte budur apaçık ziyan.
Hac / 11 - (Abdullah Parlıyan)
Ve insanlardan kimi de vardır ki, Allah'a imanla küfrün sınırında, yani kıyı kenar kulluk eder, öyle ki başına bir iyilik gelse, ondan hoşnut olur, ama başına sınayıcı bir güçlük gelse, hemen bütünüyle yüz çevirir ve böylece dünyayı da, ahireti de kaybeder. İşte en açık zarar ve kayıp da budur.
Hac / 11 - (Adem Uğur)
İnsanlardan kimi Allah'a yalnız bir yönden kulluk eder. Şöyle ki: Kendisine bir iyilik dokunursa buna pek memnun olur, bir de musibete uğrarsa çehresi değişir (dinden yüz çevirir). O, dünyasını da, ahiretini de kaybetmiştir. İşte bu, apaçık ziyanın ta kendisidir.
Hac / 11 - (Ahmed Hulusi)
İnsanlardan kimi de vardır ki, Allâh'a tek taraflı (işine gelen şeyler yönünden) kulluğu kabul eder. Eğer ona bir hayır isâbet eder ise, onunla keyiflenir. . . Şayet ona bir belâ isâbet eder ise, yüzüstü döner (kulluğunu inkâr eder). . . (Böylesinin) dünyası da gelecek yaşamı da yitirilmiştir. İşte bu apaçık hüsranın ta kendisidir!
Hac / 11 - (Ahmet Tekin)
Allah’a, sanki bir yar kenarındaymış gibi tereddütlü, iman ile küfür sınırında kulluk ve ibadet eden insanlar da var. Kendilerine bir hayır dokunursa, buna pek memnun olurlar. Eğer musibete uğrarlarsa, çehreleri değişir, dinden yüz çevirirler. Onlar dünyalarını da, âhiretlerini, ebedî yurtlarını da kaybetmiştir. İşte kıyas kabul etmeyecek zarar, kayıp budur.
Hac / 11 - (Ahmet Varol)
İnsanlardan kimi de Allah'a bir kenardan (yarım yamalak) ibadet eder. Eğer kendine bir hayır dokunursa onunla tatmin olur ve eğer başına bir bela gelirse yüzüstü döner. O dünyayı da ahireti de kaybetmiştir. İşte bu apaçık bir kayıptır.
Hac / 11 - (Ali Bulaç)
İnsanlardan kimi, Allah'a bir ucundan ibadet eder, eğer kendisine bir hayır dokunursa, bununla tatmin bulur ve eğer kendisine bir fitne isabet edecek olursa yüzü üstü dönüverir. O, dünyayı kaybetmiştir, ahireti de. İşte bu, apaçık bir kayıptır.
Hac / 11 - (Ali Fikri Yavuz)
İnsanlardan kimi de Allah’a dinin bir ucundan ibadet eder; eğer kendisine bir hayır isabet ederse ona razı olur, kararlaşır ve eğer bir bela isabet ederse, yüzü üstü döner (dinden çıkar). Dünya ve ahireti perişan olur. İşte bu aldanış, apaçık ziyandır.
Hac / 11 - (Ali Ünal)
İnsanlar içinde öylesi de vardır ki, Allah’a kenarından (ve tek bir gayeyi gözeterek) ibadet eder. Bu bakımdan, beklentisi gerçekleşir de bir iyilik görürse onunla rahatlar ve sevinir. Yok, bir sıkıntı ve imtihana maruz kalırsa, yüzüstü dönüverir. Dünyasını da mahvetti, âhiretini de. İşte budur apaçık hüsran.
Hac / 11 - (Bayraktar Bayraklı)
Allah'a iman ile küfür sınırında kulluk eden insanlar da vardır. Kendisine bir iyilik dokunursa, buna çok memnun olur. Eğer kendisine bir musibet dokunursa, yüzüstü döner. O, dünyasını da, âhiretini de kaybetmiştir. İşte kıyas kabul etmeyecek kayıp budur.
Hac / 11 - (Bekir Sadak)
insanlar icinde Allah'a, bir yar kenarindaymis gibi kulluk eden vardir. Ona bir iyilik gelirse yatisir, basina bir bela gelirse yuz ustu doner. Dunyayi da ahireti de kaybeder. iste apacik kayip budur.
Hac / 11 - (Celal Yıldırım)
İnsanlardan kimi de Allah'a kıyıdan (şüphe üzere) ibâdet eder; kendisine bir iyilik erişirse, onunla gönlü yatışır; bir sıkıntı, dert ve belâ dokunursa, yüzüstü döner de hem Dünya'da, hem Âhiret'te zarara uğramış olur. Bu da çok açık bir ziyandır.
Hac / 11 - (Cemal Külünkoğlu)
İnsanlardan öylesi de vardır ki, (dinin tamamına inanmadığı halde) sınırlı ve somut bir amaç uğruna Allah'a kulluk eder. Eğer kendisine bir hayır dokunursa, gönlü onunla hoş olur. Şayet başına (hastalık, fakirlik gibi) bir kötülük gelirse, gerisingeri dönüverir (Allah'tan şikâyetçi olur). O dünyayı da kaybetmiştir, ahireti de. İşte bu, apaçık hüsranın ta kendisidir.
Hac / 11 - (Diyanet İşleri (eski))
İnsanlar içinde Allah'a, bir yar kenarındaymış gibi kulluk eden vardır. Ona bir iyilik gelirse yatışır, başına bir bela gelirse yüz üstü döner. Dünyayı da ahireti de kaybeder. İşte apaçık kayıp budur.
Hac / 11 - (Diyanet Vakfi)
İnsanlardan kimi Allah'a yalnız bir yönden kulluk eder. Şöyle ki: Kendisine bir iyilik dokunursa buna pek memnun olur, bir de musibete uğrarsa çehresi değişir (dinden yüz çevirir). O, dünyasını da, ahiretini de kaybetmiştir. İşte bu, apaçık ziyanın ta kendisidir.
Hac / 11 - (Edip Yüksel)
İnsanlardan öyleleri var ki ALLAH'a koşullu olarak kulluk eder. İşleri yolunda gidince sevinir; ancak başına bir bela gelince yüzünü çevirir. Böylece dünyayı da ahireti de kaybeder. Gerçek kayıp işte budur.
Hac / 11 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Nâstan kimi de Allaha kıyıdan kıyıya ıbadet eder, eğer kendisine bir hayır isabet ederse ona yatışır ve eğer bir mihnet isabet ederse yüz üstü dönüverir «dünyayı da ahireti de kaybetmiş» olur, işte husranı mübîn odur
Hac / 11 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
İnsanlardan kimi de Allah'a kıyıdan kıyıya ibadet eder, eğer kendisine bir iyilik dokunursa ona yatışır ve eğer bir bela gelirse yüzüstü dönüverir; dünyayı da ahireti de kaybetmiş olur, işte açık hüsran budur.
Hac / 11 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
İnsanlardan kimi de Allah'a bir yar kenarındaymış gibi ibadet eder, eğer kendisine bir iyilik gelirse ona gönlü yatışır ve eğer başına bir bela gelirse yüzüstü dönüverir. Dünyayı da ahireti de kaybeder. İşte apaçık kayıp budur.
Hac / 11 - (Gültekin Onan)
İnsanlardan kimi, Tanrı'ya bir ucundan ibadet eder, eğer kendisine bir hayır dokunursa, bununla tatmin bulur ve eğer kendisine bir fitne isabet edecek olursa yüzü üstü dönüverir (kalebe). O, dünyayı kaybetmiştir, ahireti de. İşte bu, apaçık bir kayıptır.
Hac / 11 - (Harun Yıldırım)
İnsanlardan kimi Allah'a yalnız bir yönden kulluk eder. Şöyle ki: Kendisine bir iyilik dokunursa buna pek memnun olur, bir de musibete uğrarsa çehresi değişir (dinden yüz çevirir). O, dünyasını da, ahiretini de kaybetmiştir. İşte bu, apaçık ziyanın ta kendisidir.
Hac / 11 - (Hasan Basri Çantay)
İnsanlardan kimi de Allaha, (dîninin) yalınız bir taraf (ın)-dan (tutub), ibâdet eder. Eğer kendisine bir hayır dokunursa ona yapışır. Eğer bir fitne isaabet ederse yüzü üstü döner. Dünyâda da, âhiretde de hüsrana uğramışdır o. Bu ise apaçık ziyanın ta kendisidir.
Hac / 11 - (Hayrat Neşriyat)
İnsanlardan bazısı da, Allah’a bir kenardan (şübhe içinde) kulluk eder. Artık ona bir iyilik isâbet ederse, onunla mutmain olur. Fakat ona bir kötülük isâbet ederse, yüzüstü döner (dinden çıkar). Dünyayı da, âhireti de kaybetmiştir. İşte o apaçık hüsran, budur!
Hac / 11 - (İbni Kesir)
İnsanlardan öyleleri de vardır ki; Allah'a bir yar kenarındaymış gibi kulluk eder. Ona bir iyilik gelirse yatışır. Başına bir bela gelirse; yüz üstü döner. Dünyayı da ahireti de kaybetmiştir. İşte apaçık kayıp budur.
Hac / 11 - (Kadri Çelik)
İnsanlardan kimi de Allah'a kıyıdan kıyıya ibadet eder; eğer kendisine bir hayır dokunursa, bununla yatışır ve eğer kendisine imtihan amaçlı bir sıkıntı isabet edecek olursa, yüzü üstü dönüverir. Dünyada da ahirette de hüsrana uğramıştır. İşte apaçık hüsran budur, bu!
Hac / 11 - (Muhammed Esed)
Ve insanlardan kimi de vardır ki, Allah'a (imanla küfrün) sınır(ın)da kulluk eder; öyle ki, başına bir iyilik gelse, O'ndan hoşnut olur; ama başına sınayıcı bir güçlük gelse hemen bütünüyle yüz çevirir, ve böylece dünyayı da, ahireti de kaybeder; zaten, hiçbir şeyle kıyaslanamayan kayıp da gerçekte budur!
Hac / 11 - (Mustafa İslamoğlu)
Yine insanlardan kimileri de vardır ki, Allah'a (iman ve küfrü birbirinden ayıran) sınırda kulluk eder; öyle ki, eğer kendisine bir iyilik dokunsa onunla tatmin olup sevinç duyar; fakat başına bir musibet gelse yüzüstü dönüverir; dünyayı da ahireti de kaybeder: nitekim telafisi en zor kayıp da budur.
Hac / 11 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ve insanlardan öylesi de vardır ki, Allah'a bir tereddüt üzere ibadet eder. Eğer ona bir hayır dokunursa onunla yüreği rahat eder ve eğer bir mihnet dokunursa yüzü üzerine geri döner. Dünyada da ahirette de ziyana uğramıştır. İşte apaçık ziyan budur, bu.
Hac / 11 - (Ömer Öngüt)
İnsanlardan kimi de, Allah'a bir yar kenarındaymış gibi kulluk eder. Eğer kendisine bir hayır dokunursa buna pek memnun olur. Başına bir belâ gelirse yüzüstü döner. Dünyayı da ahireti de kaybeder. İşte apaçık kayıp budur.
Hac / 11 - (Şaban Piriş)
İnsanlardan, Allah’a bir uçurum kenarındaymış gibi kulluk edenler var. Eğer ona bir iyilik dokunursa, onunla tatmin olur. Eğer bir imtihana tabi tutularsa, yüz üstü döner. Dünya ve ahireti kaybeder. İşte apaçık hüsran budur.
Hac / 11 - (Sadık Türkmen)
Insanlardan öylesi de vardır ki, Allah’a kıyıdan kenardan kulluk eder. Eğer kendisine bir hayır dokunursa gönlü onunla hoş olur. Şâyet başına bir kötülük gelirse, gerisin geri (küfre) dönüverir. O dünyayı da kaybetmiştir, ahireti de! İşte bu apaçık ziyanın ta kendisidir.
Hac / 11 - (Seyyid Kutub)
İnsanlar arasında öylesi de var ki, sınırlı ve somut bir amaç uğruna Allah'a kulluk eder. Eğer işleri iyi giderse hoşnut olur. Fakat eğer sınav amaçlı bir sıkıntı ile karşılaşırsa yüzgeri eder, sırt çevirir. Böylesi hem dünyayı hem de ahireti kaybeder ki, işte apaçık hüsran budur.
Hac / 11 - (Suat Yıldırım)
Öyle insanlar vardır ki Allah’a, sırf bir hesaba binaen, imanla küfrün arasında bir yerde ibadet eder. Şayet umduğu faydayı elde ederse onunla huzur bulup sevinir, eğer bir sıkıntı ve imtihana mâruz kalırsa yüzüstü dönüverir. Dünyayı da âhireti de kaybeder. İşte besbelli olan hüsran budur.
Hac / 11 - (Süleyman Ateş)
İnsanlardan kimi de Allah'a bir kenardan, ibâdet eder. Eğer kendisine bir hayır gelirse onunla huzûra kavuşur (sevinir) ve eğer başına bir kötülük gelirse yüz üstü döner (dini kötüleyerek ondan vazgeçer). O, dünyâyı da, âhireti de kaybetmiştir. İşte apaçık ziyan budur.
Hac / 11 - (Tefhim-ul Kuran)
İnsanlardan kimi de, Allah'a bir ucundan ibadet eder, eğer kendisine bir hayır dokunursa, bununla tatmin bulur ve eğer kendisine bir fitne isabet edecek olursa yüzü üstü dönüverir. O, dünyayı kaybetmiştir, ahireti de. İşte bu, apaçık bir kayıptır.
Hac / 11 - (Ümit Şimşek)
İnsanlardan öylesi de var ki, Allah'a iğreti şekilde kulluk eder. Kendisine bir iyilik eriştiğinde onunla mutlu olur; başına bir imtihan geldiği zaman ise yüz geri dönüverir. O, dünyada da, âhirette de ziyana uğramıştır. Apaçık bir hüsran diye işte buna denir.
Hac / 11 - (Yaşar Nuri Öztürk)
İnsanlardan bazısı da Allah'a kıyıdan kıyıya ibadet eder. Kendisine bir hayır isabet ettiğinde, onunla tatmin bulup yatışır; kendisine bir fitne, bir deneme gelip çattığında yüzüstü geri dönüverir. Dünyada da kayba uğramıştır böylesi, âhirette de. Apaçık hüsranın ta kendisi işte budur.
Hac / 11 - (İskender Ali Mihr)
İnsanlardan (öyle) kimseler vardır ki, Allah’a az (gönülsüz) ibadet eder. Ona bir hayır isabet etse onunla tatmin olur. Ve bir fitne isabet etse yüz geri döner. (Onlar), dünyada ve ahirette hüsrandadır. İşte o, apaçık hüsrandır.
Hac / 11 - (İlyas Yorulmaz)
İnsanlardan Allah’a son sınırda kulluk edenler var. Ona bir hayır isabet ettiğinde, ondan dolayı tatmin olur. Ona bir fitne dokunduğu zaman, yüzünü kulluktan çevirir ve dünyasını ve ahiretini kaybeder. Bu onun açıkça kaybedişidir.
يَدْعُو مِن دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَضُرُّهُ وَمَا لَا يَنفَعُهُ ذَلِكَ هُوَ الضَّلَالُ الْبَعِيدُ
Okunuşu: Yed’û min dûnillâhi mâ lâ yadurruhû ve mâ lâ yenfeuhu, zâlike huved dalâlul baîd(baîdu).
Hac / 12 - (Diyanet İşleri)
O, Allah’ı bırakır da kendine ne zarar, ne de fayda veren şeylere tapar. Bu da derin sapıklığın ta kendisidir.
Hac / 12 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Allah'ı bırakır da kendisine ne bir zarar verebilen, ne bir fayda verebilen şeyi çağırır. Budur işte doğruluktan tamâmıyla uzak bir sapıklık.
Hac / 12 - (Abdullah Parlıyan)
Böyle yaparken Allah yerine, kendisine ne zarar, ne de yarar sağlayabilen şeylere yalvarıp yakarır. İşte budur, doğruluktan tamamıyla uzak bir sapıklık.
Hac / 12 - (Adem Uğur)
O, Allah'ı bırakıp, kendisine ne faydası, ne de zararı dokunacak olan şeylere yalvarır. Bu, (haktan) büsbütün uzak olan sapıklığın ta kendisidir.
Hac / 12 - (Ahmed Hulusi)
Allâh dûnundaki ne yararı ne de zararı olmayan şeylere yönelir. . . İşte bu tam bir (hakikatten) sapmadır!
Hac / 12 - (Ahmet Tekin)
Allah’ı bırakıp, kulları durumundaki, kendilerine zarar veremeyecek, fayda sağlamayacak şeylere taparlar ve yalvarırlar. İşte bu, hak yoldan büsbütün uzak, başına buyruk bir hayatın, dalâletin, bozuk düzenin, ahmaklığın, cehaletin ta kendisidir.
Hac / 12 - (Ahmet Varol)
Allah'ı bırakıp kendisine ne zarar ne de yarar veremeyen şeylere yalvarır. İşte bu uzak bir sapıklıktır.
Hac / 12 - (Ali Bulaç)
Allah'tan başka, kendisine ne zararı dokunan, ne yararı olan şeylere yakarır. İşte bu, en uzak bir sapıklıktır.
Hac / 12 - (Ali Fikri Yavuz)
Allah’ı bırakır da kendine ne zarar, ne fayda vermiyecek olan şeylere ibadet eder, yalvarır. İşte, hidayetten uzak olan sapıklık budur.
Hac / 12 - (Ali Ünal)
Öylesi, Allah’ı bırakır da, (zarar ve fayda vermeye gücü yetmeyen, dolayısıyla) kendisine zararı da faydası da olmayacak şeylere yalvarır. Budur, doğru yolun en uzağına düşme.
Hac / 12 - (Bayraktar Bayraklı)
O, Allah'ı bırakıp, kendisine faydası da zararı da dokunamayacak olan şeylere yalvarır. Bu, büsbütün uzak olan sapıklığın ta kendisidir.
Hac / 12 - (Bekir Sadak)
Allah'i birakip, kendisine fayda da zarar da veremeyen seylere yalvarir. iste derin sapiklik budur.
Hac / 12 - (Celal Yıldırım)
Allah'tan başka kendisine ne zarar verecek, ne de yarar sağlayacak şeylere (taparcasına) yalvarıp yakarır ki bu da uzak bir sapıklığın kendisidir.
Hac / 12 - (Diyanet Vakfi)
O, Allah'ı bırakıp, kendisine ne faydası, ne de zararı dokunacak olan şeylere yalvarır. Bu, (haktan) büsbütün uzak olan sapıklığın ta kendisidir.
Hac / 12 - (Edip Yüksel)
ALLAH'tan ayrı olarak, kendisine yarar ve zarar veremiyenlere yalvarır. Sapıklığın en aşırı noktası budur.
Hac / 12 - (Gültekin Onan)
Tanrı'dan başka, kendisine ne zararı dokunan, ne yararı olan şeylere yakarır. İşte bu, en uzak bir sapıklıktır.
Hac / 12 - (Harun Yıldırım)
O, Allah'ı bırakıp, kendisine ne faydası, ne de zararı dokunacak olan şeylere yalvarır. Bu, (haktan) büsbütün uzak olan sapıklığın ta kendisidir.
Hac / 12 - (Hasan Basri Çantay)
O, Allahı bırakır da kendisine ne zarar, ne fâide vermeyecek olan şeylere tapar. Bu ise (Hakdan) en uzak sapıklığın ta kendisidir.
Hac / 12 - (Hayrat Neşriyat)
Allah’ı bırakıp, kendisine ne bir zararı dokunan, ne de kendisine bir fayda veren şeylere yalvarır. İşte o (haktan) uzak olan dalâlet, budur!
Hac / 12 - (İbni Kesir)
O, Allah'ı bırakıp da kendisine fayda ve zarar veremeyecek şeylere tapınır. İşte en derin sapıklık budur.
Hac / 12 - (Kadri Çelik)
Allah'tan başka, kendisine ne zararı dokunan, ne yararı olan şeylere yakarır. İşte bu, en derin bir sapıklıktır.
Hac / 12 - (Muhammed Esed)
(Böyle yaparken,) Allah yerine, kendisine ne zarar ne de yarar sağlayabilen şeylere yalvarıp yakarır; düşülebilecek en vahim sapıklık da zaten budur.
Hac / 12 - (Mustafa İslamoğlu)
O kimse, Allah dışında, kendisine ne zarar veren ne de yarar sağlayan nesnelere yalvarıp durur: kişiyi (haktan) uzaklaştıran en vahim sapıklık da zaten budur.
Hac / 12 - (Ömer Öngüt)
O, Allah'ı bırakıp da kendisine fayda ve zarar vermeyecek şeylere tapar. İşte en uzak sapıklık budur.
Hac / 12 - (Şaban Piriş)
O, Allah’ın dışında kendisine zararı da faydası da dokunmayacak şeylere yalvarır. İşte en uzak sapıklık budur.
Hac / 12 - (Sadık Türkmen)
O, Allah’ı bırakır da kendine ne zarar, ne de fayda veren şeylere tapar. Bu da derin sapıklığın ta kendisidir.
Hac / 12 - (Seyyid Kutub)
Allah'ı bir yana bırakarak kendisine ne zarar ve ne de fayda dokunduramayan sözde ilahlara yalvarır. İşte koyu sapıklık budur.
Hac / 12 - (Suat Yıldırım)
Allah’tan başka, kendisine ne zarar ne de yarar sağlamayacak şeylere yalvarır. İşte besbelli sapıklık budur.
Hac / 12 - (Süleyman Ateş)
Allah'tan ayrı olarak kendisine ne zarar, ne de yarar veremeyen şeylere yalvarır. İşte (doğru yoldan) uzak(lara) sapma budur!
Hac / 12 - (Tefhim-ul Kuran)
Allah'tan başka, kendisine ne zararı dokunan, ne yararı olan şeylere yakarır. İşte bu, en uzak bir sapıklıktır.
Hac / 12 - (Ümit Şimşek)
Allah'ı bırakıp da kendisine ne bir yarar, ne de bir zarar veremeyen şeylere dua eder. Şaşkınlığın en koyusu da işte budur.
Hac / 12 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Allah'ın berisinden, kendisine zarar veremeyecek, yarar sağlamayacak şeylere dua/davet eder. Dönüşü olmayan sapıklığın ta kendisidir bu.
Hac / 12 - (İlyas Yorulmaz)
Kendisine ne bir zarar ve nede fayda vermeyen, Allah dan başkalarını yardıma çağırsınlar. Böyle yapmak çok uzak bir sapıklıktır.
يَدْعُو لَمَن ضَرُّهُ أَقْرَبُ مِن نَّفْعِهِ لَبِئْسَ الْمَوْلَى وَلَبِئْسَ الْعَشِيرُ
Okunuşu: Yed’û le men darruhû akrabu min nef’ıhî, le bi’sel mevlâ ve le bi’sel aşîr(aşîru).
Hac / 13 - (Abdullah Parlıyan)
Ve bazan da zararı, yararından daha akla yakın olan kimselere yalvarıp yakarır ve tapınır. Ne kötü yardımcı ve ne kötü yoldaştır o.
Hac / 13 - (Adem Uğur)
O, zararı faydasından daha (akla) yakın olan bir varlığa yalvarır. O (yalvardığı), ne kötü bir yardımcı, ne kötü bir dosttur!
Hac / 13 - (Ahmed Hulusi)
(O), zararı yararından fazla olana yönelir. . . O (taptığı) ne kötü bir mevlâ ve ne kötü arkadaştır!
Hac / 13 - (Ahmet Tekin)
Onlar, zararı faydasından daha yakın olana taparlar ve yalvarırlar. O yalvardıkları, ne kötü bir otorite, kötü bir koruyucu, kötü bir dost, ne kötü bir yoldaştır.
Hac / 13 - (Ali Bulaç)
(Ya da) Zararı, yararından daha yakın olana tapar; ne kötü yardımcı ve ne kötü yoldaştır.
Hac / 13 - (Ali Fikri Yavuz)
(Hak dinden çıkan) o insan, zararı faydasından daha yakın olana tapar. Taptığı şey ne fena dost, ne de kötü arkadaş!...
Hac / 13 - (Ali Ünal)
Faydadan çok zarar getirecek kişiye (büyük bildiklerine, reislere, bir takım otoritelere) yalvarır tapınırcasına. Oysa yalvardığı o kişi, gerçekte ne fena bir efendi, ne fena bir yandaştır!
Hac / 13 - (Bekir Sadak)
Kendisine zarari faydasindan daha yakin olana yalvarir. Yalvardigi sey ne kotu yardimci ve ne kotu yoldastir!
Hac / 13 - (Cemal Külünkoğlu)
(Ve bazen de) kendisine zararı yararından çok olacak olan kimseye yalvarıp yakarır. Böylesi ne fena bir yardımcı ve ne fena bir dosttur!
Hac / 13 - (Diyanet Vakfi)
O, zararı faydasından daha (akla) yakın olan bir varlığa yalvarır. O (yalvardığı), ne kötü bir yardımcı, ne kötü bir dosttur!
Hac / 13 - (Harun Yıldırım)
O, zararı faydasından daha (akla) yakın olan bir varlığa yalvarır. O (yalvardığı), ne kötü bir yardımcı, ne kötü bir dosttur!
Hac / 13 - (İbni Kesir)
Kendisine zararı faydasından daha yakın olana tapınır. Tapındığı şey ne kötü yardımcıdır, ne kötü yoldaştır.
Hac / 13 - (Kadri Çelik)
(Ya da) Zararı, yararından daha yakın olana yakarır; O (yalvardığı), ne kötü mevla ve ne kötü yoldaştır.
Hac / 13 - (Muhammed Esed)
(Ve bazan da) kendisine zararı yararından çok olacak olan kimseye, (bir başka insana) yalvarıp yakarır: gerçekten de, bu ne kötü efendi ve bu ne kötü uyruk!
Hac / 13 - (Ömer Öngüt)
O, kendisine faydasından çok zararı olana tapınır. O ne kötü bir yardımcı, ne kötü bir arkadaştır!
Hac / 13 - (Seyyid Kutub)
O, zararı faydasından daha yakında olana yalvarır. Böylesi ne fena bir destekçi ve kötü bir yandaştır.
Hac / 13 - (Suat Yıldırım)
Hatta bazen da kendisine zararı yararından çok olacak kimselere yalvarıp yakarır. Ne kötü bir efendi, ne fena bir yandaştır o!
Hac / 13 - (Ümit Şimşek)
O, aslında, yarardan çok zarar beklenecek şeye dua etmektedir. Ne kötü bir dost, ne kötü bir yoldaştır o!
Hac / 13 - (İskender Ali Mihr)
Gerçekten, zararı yararından daha yakın (daha fazla) olana dua ederler. (Onların taptıkları şeyler), ne kötü dost (yardımcı) ve ne kötü arkadaştır.
Hac / 13 - (İlyas Yorulmaz)
Bırak onları faydasından daha çok zararı olan kimseleri yardıma çağırsınlar. Yardıma çağırdıkları, ne kötü sığınacak yer ve ne kötü arkadaş.
إِنَّ اللَّهَ يُدْخِلُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ إِنَّ اللَّهَ يَفْعَلُ مَا يُرِيدُ
Okunuşu: İnnallâhe yudhılullezîne âmenû ve amilûs sâlihâti cennâtin tecrî min tahtihâl enhâru, innallâhe yef’alu mâ yurîd(yurîdu).
Hac / 14 - (Diyanet İşleri)
Muhakkak ki Allah, iman edip salih ameller işleyenleri içinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Şüphesiz Allah, dilediğini yapar.
Hac / 14 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Şüphe yok ki Allah, inanan ve iyi işlerde bulunanları, kıyılarından ırmaklar akan cennetlere sokar; şüphe yok ki Allah, dilediğini yapar.
Hac / 14 - (Abdullah Parlıyan)
Gerçek şu ki, Allah iman edip dürüst ve yararlı işler ortaya koyanları, altlarından ırmaklar akan cennetlere girdirir. Şüphe yok ki Allah dilediğini yapar.
Hac / 14 - (Adem Uğur)
Muhakkak ki Allah, iman edip iyi davranışlarda bulunan kimseleri, zemininden ırmaklar akan cennetlere kabul eder. Şüphesiz Allah dilediği şeyi yapar.
Hac / 14 - (Ahmed Hulusi)
Şüphesiz ki Allâh, iman edip imanın gereğini uygulayanları, altlarından nehirler akan cennetlere dâhil eder. . . Kesinlikle Allâh irade ettiğini yapar (ilminden açığa çıkmasını irade ettiğini kudretiyle oluşturur; İlim - İrade - Kudret).
Hac / 14 - (Ahmet Tekin)
Allah, iman edip, hâlis niyet ve amaçlarla, İslâm esaslarını, İslâmî düzeni hayata geçirenleri, iş barışı içinde bilinçli, planlı, mükemmel, meşrû, faydalı, verimli çalışarak nimetin-ürünün bollaşmasını sağlayanları, yerinde, haklı çıkışlar yaparak, düzelmeye, iyiliğe, iyileştirmeye ön ayak olanları, cârî-kalıcı hayırlar-sâlih ameller işleyenleri, altından ırmaklar akan cennet konaklarına koyacak. Kesinkes Allah dilediği kanunları koyuyor, her an iradesinin tecellisini icraya devam ediyor.
Hac / 14 - (Ahmet Varol)
Şüphesiz Allah iman edip salih ameller işleyenleri altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Doğrusu Allah istediğini yapar.
Hac / 14 - (Ali Bulaç)
Şüphesiz Allah, iman edip salih amellerde bulunanları, altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Gerçekten Allah, her istediğini yapar.
Hac / 14 - (Ali Fikri Yavuz)
Şüphe yok ki Allah, iman edip salih amel işliyenleri, (ağaç ve evleri) altından ırmaklar akan cennetlere koyacak. Muhakkak ki Allah, dilediğini yapar.
Hac / 14 - (Ali Ünal)
Halbuki Allah, iman edip, imanları istikametinde sağlam, doğru, yerinde ve ıslaha yönelik işler yapanları (ağaçlarının arasından ve köşklerinin) altından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Kuşkusuz Allah, her ne dilerse yapar.
Hac / 14 - (Bayraktar Bayraklı)
Şüphesiz ki Allah, inanıp iyi amelde bulunanları, içinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Şüphesiz, Allah dilediğini yapar.
Hac / 14 - (Celal Yıldırım)
Şüphesiz ki Allah, imân edip iyi-yararlı amellerde bulunanları, altlarından ırmaklar akan Cennet'lere yerleştirir. Allah şüphesiz ki dilediğini yapar.
Hac / 14 - (Cemal Külünkoğlu)
Muhakkak ki Allah, iman ettikten sonra faydalı işler yapanları altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Şüphesiz Allah, dilediğini yapar.
Hac / 14 - (Diyanet Vakfi)
Muhakkak ki Allah, iman edip iyi davranışlarda bulunan kimseleri, zemininden ırmaklar akan cennetlere kabul eder. Şüphesiz Allah dilediği şeyi yapar.
Hac / 14 - (Edip Yüksel)
ALLAH inanıp erdemli davrananları, içinde ırmaklar akan cennetlere sokar. ALLAH istediğini yapar.
Hac / 14 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Şübhe yok ki Allah, iyman edib salih ameller işliyenleri altından ırmaklar akar Cennetlere koyacak, şübhe yok ki Allah ne isterse yapar
Hac / 14 - (Gültekin Onan)
Şüphesiz Tanrı, inanıp salih amellerde bulunanları altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Gerçekten Tanrı her istediğini yapar.
Hac / 14 - (Harun Yıldırım)
Muhakkak ki Allah, iman edip iyi davranışlarda bulunan kimseleri, zemininden ırmaklar akan cennetlere kabul eder. Şüphesiz Allah dilediği şeyi yapar.
Hac / 14 - (Hasan Basri Çantay)
Şübhesiz ki Allah, îman eden ve güzel güzel amel (ve hareketlerde bulunan kimseleri altından ırmaklar akıp duran cennetlere sokar. Hakıykat, Allah ne dilerse yapar.
Hac / 14 - (Hayrat Neşriyat)
Muhakkak ki Allah, îmân edip sâlih ameller işleyenleri altlarından ırmaklar akan Cennetlere koyar. Şübhesiz ki Allah, ne dilerse yapar.
Hac / 14 - (İbni Kesir)
Muhakkak ki Allah; iman edenleri ve salih ameller işleyenleri altından ırmaklar akan cennetlere koyar. Doğrusu Allah; istediğini yapar.
Hac / 14 - (Kadri Çelik)
Şüphesiz Allah iman edip salih amellerde bulunanları, altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Şüphesiz Allah, her istediğini yapar.
Hac / 14 - (Muhammed Esed)
Gerçek şu ki, Allah imana erişip dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyanları, içlerinde derelerin, ırmakların çağıldadığı hasbahçelere kabul edecektir; çünkü Allah dilediğini yapar.
Hac / 14 - (Mustafa İslamoğlu)
Şüphesiz ki Allah iman eden, dürüst ve erdemli davrananları zemininden ırmaklar çağlayan cennetlere yerleştirecektir: Zira Allah dilediği şeyi mutlaka gerçekleştirir.
Hac / 14 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Muhakkak ki Allah, imân eden ve sâlih amellerde bulunanları altlarından ırmaklar akan cennetlere girdirir. Şüphesiz ki, Allah dilediği şeyi işler.
Hac / 14 - (Ömer Öngüt)
Muhakkak ki Allah iman edip sâlih ameller işleyen kimseleri, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar. Şüphesiz ki Allah dilediğini yapar.
Hac / 14 - (Şaban Piriş)
Allah, iman eden ve doğruları yapanları, alt tarafından ırmaklar akan cennetlere koyar. Şüphesiz Allah, ne isterse yapar.
Hac / 14 - (Sadık Türkmen)
Şüphesiz ki Allah; iman edip iyi işler yapanları, içinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Şüphesiz Allah dilediğini (adaletle) yapar.
Hac / 14 - (Seyyid Kutub)
Allah, iman edip iyi ameller işleyenleri altlarından çeşitli ırmaklar akan cennetlere yerleştirir. Hiç kuşkusuz Allah istediğini yapar.
Hac / 14 - (Suat Yıldırım)
Gerçek şu ki: Allah iman edip makbul ve güzel işler işleyenleri, zemininden ırmaklar akan cennetine yerleştirecektir. Elbette Allah dilediğini yapar.
Hac / 14 - (Süleyman Ateş)
Allâh, inanan ve iyi işler yapanları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır. Şüphesiz Allâh istediğini yapar.
Hac / 14 - (Tefhim-ul Kuran)
Şüphesiz Allah, iman edip salih amellerde bulunanları, altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Gerçek şu ki, Allah, her istediğini yapar.
Hac / 14 - (Ümit Şimşek)
İman edip güzel işler yapanları ise, Allah, altlarından ırmaklar akan Cennetlere yerleştirir. Hiç kuşku yok ki Allah dilediğini yapar.
Hac / 14 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Allah, iman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanları altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Allah, dilediğini yapar.
Hac / 14 - (İskender Ali Mihr)
Muhakkak ki Allah, âmenû olanları (ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyenleri) ve amilüssalihat (nefs tezkiyesi) yapanları, altından nehirler akan cennete dahil edecektir. Muhakkak ki Allah, dilediğini yapar.
Hac / 14 - (İlyas Yorulmaz)
Ebetteki Allah iman edip doğru işler yapanları, altlarından ırmakların aktığı cennetlere koyar. Şüphesiz ki Allah dilediğini yapandır.
مَن كَانَ يَظُنُّ أَن لَّن يَنصُرَهُ اللَّهُ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ فَلْيَمْدُدْ بِسَبَبٍ إِلَى السَّمَاء ثُمَّ لِيَقْطَعْ فَلْيَنظُرْ هَلْ يُذْهِبَنَّ كَيْدُهُ مَا يَغِيظُ
Okunuşu: Men kâne yezunnu en len yensurahullâhu fîd dunyâ vel âhırati felyemdud bi sebebin ilâs semâi summelyakta’ felyenzur hel yuzhibenne keyduhu mâ yagîz(yagîzu).
Hac / 15 - (Diyanet İşleri)
Her kim ona (Muhammed’e) Allah’ın dünyada ve ahirette asla yardım etmeyeceğini zannediyorsa hemen tavana bir ip çeksin, sonra kendini assın da bir baksın; başvurduğu (bu yöntem), öfkelendiği şeyi giderecek mi?
Hac / 15 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Allah, peygambere dünyâda da, âhirette de yardım etmeyecek sanan bilsin ki yardım edecektir, isterse tavana bir ip takıp assın kendini de ölsün ve baksın da görsün, bu yaptığı düzen, kızdığı şeyi ortadan kaldırır mı?
Hac / 15 - (Abdullah Parlıyan)
Her kim Allah'ın peygamberine bu dünyada ve ahirette yardım etmeyeceğini düşünüyorsa kendisine bir çare bulup göklere uzansın, Allah'la olan bütün bağlantılarını kessin ve böylece görsün bakalım, bu kurduğu düzen onu sıkıntısından kurtaracak mı?
Hac / 15 - (Adem Uğur)
Her kim, Allah'ın, dünya ve ahirette ona (Resûlüne) asla yardım etmeyeceğini zannetmekte ise, (Allah ona yardım ettiğine göre) artık o kimse tavana bir ip atsın; (boğazına geçirsin); sonra da (ayağını yerden) kessin! Şimdi bu kimse baksın! Acaba, hilesi (bu yaptığı), öfke duyduğu şeyi (Allah'ın Peygamber'e yardımını) gerçekten engelleyecek mi?
Hac / 15 - (Ahmed Hulusi)
Kim Allâh'ın (hakikatindeki Esmâ kuvvelerinin) kendisine dünyada ve gelecek yaşamında yardımcı olmayacağını zannediyorsa, bir sebep ile (tefekkürle) semâya (bilincine) yönelsin, sonra (bedensiz sırf bilinç olarak beden bağını) kessin de bir baksın; (kendini yalnızca beden zannetmesiyle düştüğü) tuzağı, öfkelendiği şeyi (Rabbinin kulu olması gerçeğini) ortadan kaldırıyor mu?
Hac / 15 - (Ahmet Tekin)
Allah’ın, dünya ve âhirette, ebedî yurtta Rasûlüne asla yardım etmeyeceğini sanan kimseler, güçleri yetiyorsa eğer, herhangi bir vasıta ile göğe çıksınlar, sonra da yardımı kessinler. Değilse takındıkları düşmanca tavırların, gizli mücadele planlarının, kurdukları tuzakların, öfke duydukları şeyi, İslâm’ın ilerlemesini, Kur’ân’ı, Allah’ın peygambere, müslümanlara yardımını ortadan kaldırmadığını görerek akıllarını başlarına toplasınlar.
Hac / 15 - (Ahmet Varol)
Kim Allah'ın ona (peygambere) dünyada ve ahirette yardım etmeyeceğini sanıyorsa göğe bir araç uzatsın sonra kessin de baksın bakalım bu oyunu onun öfkesini giderecek mi? [1]
Hac / 15 - (Ali Bulaç)
Her kim Allah'ın, Peygamberine dünya ve âhirette yardım etmeyeceğini sanıyorsa, göğe ulaşacak bir çare arasın; sonra eğer mümkünse o yardımı kessin. Baksın bu hilesi, kızdığı yardımı engelleyecek mi?
Hac / 15 - (Ali Fikri Yavuz)
Kim ki, Allah, Peygambere dünyada ve ahirette asla yardım etmez zannediyorsa, hemen yukarıya (evinin tavanına) bir ip uzatsın, sonra intihar etsin (boğulsun) de baksın, yaptığı bu iş, kendini öfkelendirmekte olan Allah’ın (Peygamberine) yardımını giderecek mi? (Çatlasa, patlasa, yine de Allah, Peygamberine, hem dünyada hem ahirette zafer verecektir.)
Hac / 15 - (Ali Ünal)
Kim Allah’ın, Rasûlü’ne dünyada (şanını yüceltme ve dinini hakim kılma konusunda) ve Âhiret’te (O’nu rahmetiyle sarıp sarmalama hususunda) yardım etmeyeceğini sanıyorsa, o halde hiç durmasın, (Allah’ın söz konusu yardımına, hattâ O’na Kur’ân’ı da indirmesine engel olmak için) elinden ne geliyorsa yapsın: o kadar ki, bir yolunu bulup göğe çıksın, nefessiz kalıncaya kadar uğraşıp didinsin ve baksın bakalım, kurduğu tuzaklar bir işe yarıyor ve gayzını yatıştırmaya yetiyor mu?
Hac / 15 - (Bayraktar Bayraklı)
Her kim Allah'ın, Peygamberine dünya ve âhirette yardım etmeyeceğini sanıyorsa, göğe ulaşacak bir çare arasın; sonra eğer mümkünse o yardımı kessin. Baksın bu hilesi, kızdığı yardımı engelleyecek mi?
Hac / 15 - (Bekir Sadak)
Allah'in peygamber'e dunyada ve ahirette yardim etmeyecegini sanan kimse, yukari bagladigi bir ipe kendini asip, bogsun; bir dusunsun bakalim, bu hilesi kendisini ofkelendiren seye engel olabilir mi?
Hac / 15 - (Celal Yıldırım)
Kim Dünya'da da, Âhiret'te de Allah'ın o peygambere asla yardım etmiyeceğini sanıyorsa, hemen bir ip göğe (tavana) uzatsın, sonra da (nefesini) kessin de bir baksın, kin ve öfkesini giderebilecek mi ?
Hac / 15 - (Cemal Külünkoğlu)
Her kim ona (Muhammed'e) Allah'ın dünyada ve ahirette asla yardım etmeyeceğini zannediyorsa hemen semaya bir sebep (araç/alet) çeksin, sonra da (Allah'ın yardımını) kesmeye çalışsın ve baksın, yaptığı bu hile/tuzak, kendini öfkelendirmekte olan Allah'ın (Peygamberine) yardımını giderecek mi?
Hac / 15 - (Diyanet İşleri (eski))
Allah'ın peygamber'e dünyada ve ahirette yardım etmeyeceğini sanan kimse, yukarı bağladığı bir ipe kendini asıp, boğsun; bir düşünsün bakalım, bu hilesi kendisini öfkelendiren şeye engel olabilir mi?
Hac / 15 - (Diyanet Vakfi)
Her kim, Allah'ın, dünya ve ahirette ona (Resûlüne) asla yardım etmeyeceğini zannetmekte ise, (Allah ona yardım ettiğine göre) artık o kimse tavana bir ip atsın; (boğazına geçirsin); sonra da (ayağını yerden) kessin! Şimdi bu kimse baksın! Acaba, hilesi (bu yaptığı), öfke duyduğu şeyi (Allah'ın Peygamber'e yardımını) gerçekten engelleyecek mi?
Hac / 15 - (Edip Yüksel)
Kim dünyâda da, âhiretde de ona (o peygambere) Allahın asla yardım etmeyeceğini sanıyorsa (evinin) tavan (ın) a bir ip uzatsın, sonra kendini (yerden) kes (ib boğ) sun da bir baksın, (bu) hıylesi onun öfkelenmekde olduğu şey'i behemehal giderecek mi?!
Hac / 15 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Her kim, ona Allah Dünyada ve Âhırette aslâ yardım etmez zannediyorsa hemen Semâya bir ip uzatsın sonra nefesini kessin de baksın keydi gayzını giderecek mi?
Hac / 15 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Her kim, Allah'ın ona dünyada ve ahirette asla yardım etmiyeceğini sanıyorsa, hemen yukarıya bir ip uzatsın, sonra (kendini boğup) nefesini kessin de bir baksın, (baş vurduğu) hilesi öfkesini giderecek mi?
Hac / 15 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Kim, Allah'ın ona (Peygamber'e), dünyada ve ahirette kesin olarak yardım etmeyeceğini sanıyorsa göğe bir ip uzatsın, sonra (bu iple kendini asarak nefesini) kesiversin de bir bakıversin, kurduğu düzen, onun öfkesini giderebilecek mi?
Hac / 15 - (Gültekin Onan)
Kim, Tanrı'nın ona, dünyada ve ahirette kesin olarak yardım etmeyeceğini sanıyorsa, göğe bir araç uzatsın sonra kesiversin de bir bakıversin, kurduğu düzen, onun öfkesini giderebilecek mi?
Hac / 15 - (Harun Yıldırım)
Her kim, Allah'ın kendisine dünya ve ahirette asla (doğrudan) yardım etmeyeceğini düşünüyorsa, bir sebebe tutunup göğe uzanıversin ve (Allah dışında yalvardıklarıyla ilişkiyi) kessin; daha sonra görsün bu tedbiri kendisini öfkelendiren şeyin kökünü kazıyacak mı (kazımayacak mı)?
Hac / 15 - (Hasan Basri Çantay)
Her kim O'na (peygambere) Allah'ın ne dünyada ve ne de ahirette yardım etmeyeceğini zannediyor ise semaya bir ip uzatsın, sonra onunla intihar etsin, artık baksın ki, kendisinin bu hilesi onun nefret ettiği şeyi giderecek mi?
Hac / 15 - (Hayrat Neşriyat)
Her kim Allah'ın ona (Peygamber'e) dünyada ve ahirette yardım etmeyeceğini sanıyorsa, o kimse tavana bağladığı bir ipe kendini assın. Sonra kessin de bir baksın, acaba bu hilesi içindeki öfkeyi giderecek mi?
Hac / 15 - (İbni Kesir)
Kim, Allah’ın dünyada ve ahirette ona yardım edemeyeceğini zannediyorsa, göğe bir ip uzatsın ve sonra kesiversin. Baksın, kurduğu düzen onun öfkesini giderebilecek mi?
Hac / 15 - (Kadri Çelik)
Kim, Allah'ın ona (Peygamber'e), dünyada ve ahirette kesin olarak yardım etmeyeceğini sanıyorsa göğe bir ip uzatsın, sonra (bu iple kendini asarak nefesini) kesiversin de bir bakıversin, kurduğu düzen, onun öfkesini giderebilecek mi?
Hac / 15 - (Muhammed Esed)
Kim dünyada ve ahirette Allah'ın kendisine yardım etmeyeceği vehmine (sanısına) kapılırsa evinin tavanına bağlayacağı bir ipi boğazına geçirdikten sonra onu kessin ve arkasından baksın bakalım, bu girişimi umutsuzluktan kaynaklanan öfkesini giderebiliyor mu?
Hac / 15 - (Mustafa İslamoğlu)
Kim Allah’ın, Resulünü dünyada ve âhirette desteklemeyeceğini zannederse, haydi öfkesinden bir ip alıp tavandan uzatsın, boğazından geçirsin. Sonra nefesini kessin de bir baksın, bulduğu bu tedbiri, bu çırpınışları öfke duyduğu şeyi, Allah’ın Resulüne yardımını engelleyecek mi?
Hac / 15 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Her kim O'na (peygambere) Allah'ın ne dünyada ve ne de ahirette yardım etmeyeceğini zannediyor ise semaya bir ip uzatsın, sonra onunla intihar etsin, artık baksın ki, kendisinin bu hilesi onun nefret ettiği şeyi giderecek mi?
Hac / 15 - (Ömer Öngüt)
Her kim Allah'ın ona (Peygamber'e) dünyada ve ahirette yardım etmeyeceğini sanıyorsa, o kimse tavana bağladığı bir ipe kendini assın. Sonra kessin de bir baksın, acaba bu hilesi içindeki öfkeyi giderecek mi?
Hac / 15 - (Şaban Piriş)
Kim, Allah’ın dünyada ve ahirette ona yardım edemeyeceğini zannediyorsa, göğe bir ip uzatsın ve sonra kesiversin. Baksın, kurduğu düzen onun öfkesini giderebilecek mi?
Hac / 15 - (Sadık Türkmen)
Her kim ona (Muhammed’e); Allah’ın, dünyada ve ahirette asla yardım etmeyeceğini zannediyorsa; göğe ulaşacak bir çare arasın sonra mümkünse o yardımı kessin. Başvurduğu (bu yöntem), öfkelendiği şeyi giderecek mi?
Hac / 15 - (Seyyid Kutub)
Kim dünyada ve ahirette Allah'ın kendisine yardım etmeyeceği vehmine (sanısına) kapılırsa evinin tavanına bağlayacağı bir ipi boğazına geçirdikten sonra onu kessin ve arkasından baksın bakalım, bu girişimi umutsuzluktan kaynaklanan öfkesini giderebiliyor mu?
Hac / 15 - (Suat Yıldırım)
Kim Allah’ın, Resulünü dünyada ve âhirette desteklemeyeceğini zannederse, haydi öfkesinden bir ip alıp tavandan uzatsın, boğazından geçirsin. Sonra nefesini kessin de bir baksın, bulduğu bu tedbiri, bu çırpınışları öfke duyduğu şeyi, Allah’ın Resulüne yardımını engelleyecek mi?
Hac / 15 - (Süleyman Ateş)
Kim Allâh'ın, dünyâda ve âhirette kendisine yardım etmeyeceğini sanıyorsa öfkesini gidermek için göğe bir sebep(ip)le uzansın, sonra (ayaklarını yerden) kessin de baksın, bu çaresi, öfkelendiği şeyi giderebilecek mi?
Hac / 15 - (Tefhim-ul Kuran)
Kim, Allah'ın ona, dünyada ve ahirette kesin olarak yardım etmeyeceğini sanıyorsa, göğe bir araç uzatsın sonra kesiversin de bir bakıversin, kurduğu düzen, onun öfkesini giderebilecek mi?
Hac / 15 - (Ümit Şimşek)
Kim Allah'ın Peygambere dünyada ve âhirette yardım etmeyeceğini sanıyorsa, elinden geldiği takdirde semâya bir yol uzatsın da Allah'ın ona yardımını kessin; bakalım kendisini öfkelendiren şeyi giderebilecek mi?
Hac / 15 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Kim Allah'ın dünyada ve âhirette kendisine yardım etmeyeceğini sanıyorsa; bir sebeple göğe uzansın, sonra öteki ilişkilerini kessin de bakıversin: Oyunu, öfkelendirdiği şeyleri gerçekten giderecek mi?
Hac / 15 - (İskender Ali Mihr)
Kim Allah’ın, ona dünyada ve ahirette asla yardım etmeyeceğini zannediyorsa, o zaman semaya (gökyüzüne) bir sebep uzatsın. Sonra da onu (o sebebi, irtibatı) kessin. O taktirde baksın, O’nun hilesi, onun öfkelendiği şeyi (başına gelen musîbeti) giderir mi?
Hac / 15 - (İlyas Yorulmaz)
Kim Allah’ın kendisine dünya ve ahirette yardım etmeyeceğini zannediyorsa, göğe ulaşmak için başka bir araç bulsun ve sonrada bu aracı bıraksın. Sonra baksın, hazırladığı hilesi (çabası) öfkelendiği şeyi (azabı) giderebilecek mi?
وَكَذَلِكَ أَنزَلْنَاهُ آيَاتٍ بَيِّنَاتٍ وَأَنَّ اللَّهَ يَهْدِي مَن يُرِيدُ
Okunuşu: Ve kezâlike enzelnâhu âyâtin beyyinâtin ve ennallâhe yehdî men yurîd(yurîdu).
Hac / 16 - (Abdullah Parlıyan)
İşte böylece biz, O kitabı apaçık ayetler halinde indirdik ve bundan böyle, Allah doğru yola ulaşmayı isteyen kimseyi, doğru yola yöneltecektir.
Hac / 16 - (Adem Uğur)
İşte böylece biz o Kur'an'ı açık seçik âyetler halinde indirdik. Gerçek şu ki Allah dilediği kimseyi doğru yola sevkeder.
Hac / 16 - (Ahmed Hulusi)
İşte böylece O'nu apaçık delillerle inzâl ettik. . . Muhakkak ki Allâh kimi dilerse onu hakikate yönlendirir, hidâyet eder.
Hac / 16 - (Ahmet Tekin)
İşte biz, Kur’ân’ı böyle açık seçik âyetler halinde indirdik. Allah dilediğini doğru yola iletme lütfunda bulunur.
Hac / 16 - (Ahmet Varol)
İşte böylece onu (Kur'an'ı) apaçık ayetler olarak indirdik. Şüphesiz Allah dilediğini doğru yola iletir.
Hac / 16 - (Ali Bulaç)
İşte biz onu (Kur'an'ı) apaçık ayetler olarak indirdik; şüphesiz Allah, dilediğini hidayete yöneltir.
Hac / 16 - (Ali Ünal)
İşte böyle (bir kin, gayz ve muhalefet karşısında) Biz Kur’ân’ı, manâ ve muhtevası açık ve her biri birer delil âyetler halinde indiriyoruz. Gerçek şu ki Allah, dilediği kimseyi doğru yola iletir.
Hac / 16 - (Bekir Sadak)
iste boylece Kuran'i apacik ayetler olarak indirdik. Allah, suphesiz, diledigini dogru yola eristirir.
Hac / 16 - (Celal Yıldırım)
İşte böylece biz o (kitabı) çok açık âyetler halinde indirdik. Ve şüphe yok ki, Allah dilediği kimseyi doğru yola iletir.
Hac / 16 - (Cemal Külünkoğlu)
İşte biz onu (Kur'an'ı) böyle apaçık ayetler halinde indirdik. Şüphesiz Allah, dilediğini (niyet ve eylemlerine göre) doğru yola iletir.
Hac / 16 - (Diyanet Vakfi)
İşte böylece biz o Kur'an'ı açık seçik âyetler halinde indirdik. Gerçek şu ki Allah dilediği kimseyi doğru yola sevkeder.
Hac / 16 - (Edip Yüksel)
Böylece, biz onu apaçık ayetler olarak indirdik. ALLAH dilediğini ve dileyeni doğruya ulaştırır.
Hac / 16 - (Harun Yıldırım)
İşte böylece biz o Kur'an'ı açık seçik âyetler halinde indirdik. Gerçek şu ki Allah dilediği kimseyi doğru yola sevkeder.
Hac / 16 - (Hayrat Neşriyat)
İşte onu (Kur’ân’ı) böyle apaçık âyetler hâlinde indirdik; şübhesiz ki Allah,(hikmetine binâen, kendi lûtfundan) dilediğine hidâyet verir.
Hac / 16 - (İbni Kesir)
İşte böylece ona apaçık ayetler olarak indirdik. Muhakkak ki Allah; dilediğini hidayete eriştirendir.
Hac / 16 - (Kadri Çelik)
İşte biz onu (Kur'an'ı) apaçık ayetler olarak indirdik. Şüphesiz Allah, dilediğini hidayete yöneltir.
Hac / 16 - (Muhammed Esed)
Bu (ilahi öğretiyi) Biz işte böyle apaçık mesajlar şeklinde indirdik; artık (bundan böyle) Allah, (doğru yola ulaşmayı) isteyen kimseyi doğru yola yöneltecektir.
Hac / 16 - (Mustafa İslamoğlu)
İşte böylece Biz, bu (mesajları) hakikatin apaçık belgeleri olarak indirmiş bulunuyoruz; ama şu da bir gerçek ki, Allah isteyen kimseyi doğru yola yöneltmeyi diler.
Hac / 16 - (Ömer Öngüt)
İşte biz böylece onu açık açık âyetler hâlinde indirdik. Şüphesiz ki Allah dilediğine hidayet eder.
Hac / 16 - (Seyyid Kutub)
İşte biz onu (Kur'an'ı) böyle apaçık ayetler halinde indirdik. Şüphesiz Allah, dilediğini (niyet ve eylemlerine göre) doğru yola iletir.
Hac / 16 - (Suat Yıldırım)
İşte Biz Kur’ân’ı, böyle açık âyetler halinde indirdik. Gerçek şu ki Allah, dilediği kimseyi doğru yola iletir.
Hac / 16 - (Süleyman Ateş)
Ve işte biz Kur'ân'ı böyle açık açık âyetler olarak indirdik. Şüphesiz Allâh, dilediğini doğru yola iletir.
Hac / 16 - (Ümit Şimşek)
Kur'ân'ı Biz böylece apaçık âyetler halinde indirdik. Şurası muhakkak ki, Allah dilediğini doğru yola iletir.
Hac / 16 - (İskender Ali Mihr)
Ve işte böylece Biz, onu apaçık âyetler (halinde) indirdik. Ve muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi hidayete erdirir (Kendisine ulaştırır).
إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَالَّذِينَ هَادُوا وَالصَّابِئِينَ وَالنَّصَارَى وَالْمَجُوسَ وَالَّذِينَ أَشْرَكُوا إِنَّ اللَّهَ يَفْصِلُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ
Okunuşu: İnnellezîne âmenû vellezîne hâdû ves sâbiîne ven nasârâ vel mecûse vellezîne eşrakû innallâhe yafsılu beynehum yevmel kıyâmeti, innallâhe alâ kulli şey’in şehîd(şehîdun).
Hac / 17 - (Diyanet İşleri)
Şüphesiz, iman edenler, Yahudiler, Sâbiîler, Hıristiyanlar, Mecûsiler ve Allah’a ortak koşanlar var ya; Allah, kıyamet günü onların aralarında mutlaka hüküm verecektir. Çünkü Allah, her şeye şahittir.
Hac / 17 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Şüphe yok ki inananlar ve Yahûdi olanlar, Sabiîler, Nasrânîler ve Mecusîlerle bir de şirk koşan kişiler; şüphe yok ki Allah, kıyâmet gününde onların aralarını ayırır; şüphe yok ki Allah, her şeye tanıktır.
Hac / 17 - (Abdullah Parlıyan)
Gerçek şu ki inananlar, Yahudiler, Sabiîler, Hıristiyanlar, Mecusiler ve bir de Allah'tan başka varlıklara tanrısal nitelik yakıştıranlar arasındaki hükmü kıyamet günü Allah verecek, haklıyı haksızı ortaya çıkaracaktır. Çünkü Allah herşeye şahittir.
Hac / 17 - (Adem Uğur)
Mümin olanlar, yahudi olanlar, sâbiîler, hıristiyanlar, mecûsîler ve müşrik olanlara gelince, muhakkak ki Allah, bunlar arasında kıyamet gününde (ayrı ayrı) hükmünü verir. Çünkü Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
Hac / 17 - (Ahmed Hulusi)
Muhakkak ki iman edenler, Yahudiler, Sabiiler (Allâh'a inanmayıp yıldızları tanrı kabul edip onlara tapınanlar), Hristiyanlar, Mecusiler (ateşe tapanlar) ve şirk koşanlara gelince; muhakkak ki Allâh, kıyamet sürecinde onların arasını (hak ettiklerine göre) ayıracaktır. . . Muhakkak ki Allâh her şeye şahittir.
Hac / 17 - (Ahmet Tekin)
Allah’a ve Rasulü Muhammed’e iman edenler, hakka ve tevhide yönelik inançları olanlar, sözde iman edenler, yahudiliğin takipçileri, Sâbiîler, inançlarını terkedenler, hıristiyanlar, mecûsîler (ateşe tapanlar), ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında Allah’a ortak koşanlar, işte bunlar arasında, Allah Kıyamet günü ayrı ayrı hesaplarını görüp hükmünü icra edecektir. Çünkü Allah açık-gizli her şeye, her an şâhittir.
Hac / 17 - (Ahmet Varol)
Şüphesiz iman edenlerin, yahudilerin, sabiilerin, hıristiyanların, mecusilerin ve ortak koşanların arasında kıyamet günü Allah hükmünü verecektir. Doğrusu Allah her şeye şahittir.
Hac / 17 - (Ali Bulaç)
Gerçekten iman edenler, Yahudiler, yıldıza tapanlar (Sabii), Hristiyanlar, ateşe tapanlar (Mecusi) ve şirk koşanlar; şüphesiz Allah, kıyamet günü aralarını ayıracaktır. Doğrusu Allah, her şeyin üzerinde şahid olandır.
Hac / 17 - (Ali Fikri Yavuz)
O iman edenler, o yahudiler, o yıldızlara tapanlar, o hristiyanlar, o ateşe tapanlar, o Allah’a ortak koşanlar (var ya), muhakkak ki Allah, kıyamet günü, aralarında hükmünü verecek, hak ve bâtılı ayıracaktır. Çünkü Allah, her şeye şahid bulunuyor.
Hac / 17 - (Ali Ünal)
(Allah Rasûlü’ne ittiba ile) Allah’a gerektiği şekilde iman etmiş bulunan mü’minlerle, Yahudi olanlar, Sabiîler, Hıristiyanlar, Mecusîler ve bir de (herhangi bir semavî dinle münasebeti olmaksızın) Allah’a şirk koşanlar: şüphe edilmesin ki Allah, Kıyamet Günü aralarındaki hükmünü verecektir. Allah, her şeye hakkıyla şahittir.
Hac / 17 - (Bayraktar Bayraklı)
Gerçek şu ki, inananlar, Yahûdî inancını benimseyenler ve Sâbiîler, Hıristiyanlar ve Mecûsîler, bir de Allah'a şirk koşanlar arasında, Allah kıyamet günü hükmünü verecektir. Allah her şeye şâhittir.
Hac / 17 - (Bekir Sadak)
Dogrusu, inananlar ve yahudiler, sabiiler, hiristiyanlar, mecusiler, pota tapanlar arasinda, kiyamet gunu Allah kesin hukum verecektir. Dogrusu Allah herseye sahiddir.
Hac / 17 - (Celal Yıldırım)
Dosdoğru imân edenler, Yahudîler, Sâbiîler, Hıristiyanlar, Mecûsîler ve Allah'a ortak koşan (putperestler) var ya Allah şüphesiz ki Kıyamet günü bunların arasında (haklıyı, haksızı) ayırıp hükmedecektir. Çünkü gerçekten Allah her şeye şâhiddir.
Hac / 17 - (Cemal Külünkoğlu)
Gerçekten inananlar, Yahudiler, Sabiiler, Hıristiyanlar ve Mecusiler ve bir de, Allah'tan başka varlıklara tanrısal nitelikler yakıştıranlar arasındaki hükmü kıyamet günü Allah verecektir. Muhakkak ki Allah her şeye şahittir.
Hac / 17 - (Diyanet İşleri (eski))
Doğrusu, inananlar ve yahudiler, sabiiler, hıristiyanlar, mecusiler, ortak koşanlar arasında, kıyamet günü Allah kesin hüküm verecektir. Doğrusu Allah herşeye şahiddir.
Hac / 17 - (Diyanet Vakfi)
Mümin olanlar, yahudi olanlar, sâbiîler, hıristiyanlar, mecûsîler ve müşrik olanlara gelince, muhakkak ki Allah, bunlar arasında kıyamet gününde (ayrı ayrı) hükmünü verir. Çünkü Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
Hac / 17 - (Edip Yüksel)
İnananlar, yahudiler, din değiştirenler, hıristiyanlar, zerdüştiler ve ortak koşanlar... ALLAH diriliş günü aralarında hüküm verecektir. ALLAH her şeye tanıktır.
Hac / 17 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Onlar ki iyman ettiler ve onlar ki Yehûdî oldular ve o sabiîler ve o Nesârâ ve o Mecûs ve o şirk edenler her halde Allah her şey'e şâhiddir
Hac / 17 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
İman edenler, yahudi olanlar, sabiiler (yıldıza tapanlar), hıristiyanlar, mecusiler (ateşe tapanlar) ve müşriklere gelince, muhakkak Allah kıyamet günü bunların arasını şüphesiz ayıracaktır; çünkü Allah herşeye şahittir.
Hac / 17 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Şüphesiz o iman edenler, yahudi olanlar, sabiîler (yıldıza tapanlar), hıristiyanlar, ateşe tapanlar ve (Allah'a) eş koşanlar (yok mu?) Allah, kıyamet günü bunların arasını şüphesiz ayıracaktır. Çünkü Allah her şeyi hakkıyla görüp bilendir.
Hac / 17 - (Gültekin Onan)
Gerçekten inananlar, Yahudiler, Sabiiler, Hristiyanlar, Mecusiler ve şirk koşanlar; şüphesiz Tanrı, kıyamet günü aralarını ayıracaktır. Doğrusu Tanrı her şeyin üzerinde şahid olandır.
Hac / 17 - (Harun Yıldırım)
Mümin olanlar, yahudi olanlar, sâbiîler, hıristiyanlar, mecûsîler ve müşrik olanlara gelince, muhakkak ki Allah, bunlar arasında kıyamet gününde (ayrı ayrı) hükmünü verir. Çünkü Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
Hac / 17 - (Hasan Basri Çantay)
O îman edenler, o Yahudiler, o Sabaiîler, o Nasraanîler, o Mecûsîler, o (Allaha) eş koşanlar (yok mu?) Allah kıyamet günü (bütün) bunların aralarını mutlakaa ayıracakdır. Çünkü Allah her şey'i hakkıyle görüb bilendir.
Hac / 17 - (Hayrat Neşriyat)
İmân edenler, yahudi olanlar, sâbiîler (yıldızlara ve meleklere tapanlar), hristiyanlar, mecûsîler (ateşe tapanlar) ve (Allah’a) şirk koşanlar var ya, şübhesiz ki Allah, kıyâmet günü bunların arasını (hükmederek) ayıracaktır. Muhakkak ki Allah, herşeye hakkıyla şâhiddir.
Hac / 17 - (İbni Kesir)
Muhakkak ki Allah; iman edenler, yahudiler, sabiiler, hıristiyanlar, mecusiler ve puta tapanlar arasında kıyamet günü kesin hükmünü verecektir. Doğrusu Allah; her şeye şahiddir.
Hac / 17 - (Kadri Çelik)
Gerçekten iman edenler, Yahudiler, Sabiiler, Mecusiler ve şirk koşanlar; şüphesiz Allah, kıyamet günü (hüküm vererek) aralarını ayıracaktır. Doğrusu Allah, her şeyin üzerinde şahit olandır.
Hac / 17 - (Muhammed Esed)
Gerçek şu ki, (bu ilahi öğretiye) inananlar, Yahudi inancına bağlı olanlar ve Sabiiler, Hristiyanlar ve Mecusiler ve bir de, Allah'tan başka varlıklara tanrısal nitelikler yakıştıranlar arasındaki hükmü Kıyamet Günü Allah verecektir: çünkü Allah her şeye tanıktır.
Hac / 17 - (Mustafa İslamoğlu)
Şüphesiz (sizden) iman eden kimseler, yahudileşen kimseler, Sabiiler, Hıristiyanlar, Mecusiler ve şirk koşan kimseler arasındaki hükmü Kıyamet Günü Allah verecektir: kuşku yok ki Allah her şeye şahittir.
Hac / 17 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Muhakkak o kimseler ki imân ettiler ve o kimseler ki, Yahudi oldular ve Sabiîler ve Nasrânîler ve Mecûsiler ve şirke düşenler yok mu, muhakkak ki Allah Teâlâ Kıyamet gününde onların aralarını ayıracaktır, şüphe yok ki Allah Teâlâ her şeyi görüp bilendir.
Hac / 17 - (Ömer Öngüt)
Şüphesiz ki iman edenler, yahudiler, sâbiîler, hıristiyanlar, mecusiler ve müşrik olanlar arasında Allah kıyamet gününde kesin hükmünü verecektir. Allah her şeye şâhittir.
Hac / 17 - (Şaban Piriş)
Şüphesiz Allah, kıyamet günü iman edenler, Yahudiler, Hıristiyanlar, Mecusiler ve müşrikler arasında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah her şeye şahittir.
Hac / 17 - (Sadık Türkmen)
Şüphesiz müslümanlar, Yahudiler, Sabiîler, Hristiyanlar, Mecûsiler ve Allah’a ortak koşanlar var ya, Allah kıyamet günü onların aralarında mutlaka hüküm verecektir. Çünkü Allah herşeye şahittir.
Hac / 17 - (Seyyid Kutub)
Mü'minler, yahudiler, sabiiler, hristiyanlar, ateşe tapanlar ve Allah'a ortak koşanlar var ya, Allah kıyamet günü bunlar hakkındaki ayırd edici hükmünü verecektir. Hiç kuşkusuz Allah her şeyin tanığıdır.
Hac / 17 - (Suat Yıldırım)
(Kâmil ve makbul şekliyle) iman edenler, Yahudiler, Sâbiîler, Hıristiyanlar, Mecûsiler ve Müşrikler... Allah kıyamet günkü büyük duruşmada onlar arasındaki kesin hükmünü verecektir. Çünkü Allah her şeye hakkıyla şahittir.
Hac / 17 - (Süleyman Ateş)
İnananlar, yahûdiler, sâbiiler, hırıstiyanlar, mecûsiler ve (Allah'a) ortak koşanlar... Allâh, kıyâmet günü bunlar arasında hüküm verecek(haklıyı haksızı ortaya çıkaracak)tır. Şüphesiz Allâh, her şeye şâhidtir!
Hac / 17 - (Tefhim-ul Kuran)
Gerçekten iman edenler, Yahudiler, yıldıza tapan (Sabii) lar, Hristiyanlar, ateşe tapan (Mecusi) lar ve şirk koşanlar; şüphesiz Allah, kıyamet günü aralarını ayıracaktır. Doğrusu Allah, her şeyin üzerinde şahid olandır.
Hac / 17 - (Ümit Şimşek)
İman edenler, Yahudiler, Sâbiîler, Hıristiyanlar, Mecusîler ve Allah'a ortak koşanlar arasında kıyamet günü Allah hükmünü verecektir. Çünkü Allah herşeye hakkıyla şahittir.
Hac / 17 - (Yaşar Nuri Öztürk)
İman edenler, Yahudiler, Sâbiîler, Hıristiyanlar, Mecusîler ve şirke sapanlar arasında Allah, kıyamet günü ayrım yapacaktır. Allah, her şey üzerine Şehîd'dir, tanıktır.
Hac / 17 - (İskender Ali Mihr)
Gerçekten âmenû olan (Allah’a ulaşmayı dileyen) kimseler ile haduların (yahudilerin), sabiinlerin (yıldızlara tapanların), hristiyanların, mecusilerin (ateşe tapanların) ve şirk koşanların (putlara tapanların); (onların) arasını Allah, kıyâmet günü mutlaka (cennet ve cehennem ehli olarak) ayıracaktır. Muhakkak ki Allah, herşeye şahittir.
Hac / 17 - (İlyas Yorulmaz)
İman edenlerin, Yahudi olanların, Sabilerin, Hıristiyanların, ateşe tapanların ve Allah’a ortak koşanların, Allah kıyamet gününde hepsinin aralarını mutlaka ayıracaktır. Elbetteki Allah (onların yaptıkları) her şeyi görüp şahit olandır.
أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يَسْجُدُ لَهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَمَن فِي الْأَرْضِ وَالشَّمْسُ وَالْقَمَرُ وَالنُّجُومُ وَالْجِبَالُ وَالشَّجَرُ وَالدَّوَابُّ وَكَثِيرٌ مِّنَ النَّاسِ وَكَثِيرٌ حَقَّ عَلَيْهِ الْعَذَابُ وَمَن يُهِنِ اللَّهُ فَمَا لَهُ مِن مُّكْرِمٍ إِنَّ اللَّهَ يَفْعَلُ مَا يَشَاء*
Okunuşu: E lem tera ennallâhe yescudu lehu men fîs semâvâti ve men fîl ardı veş şemsu vel kameru ven nucûmu vel cibâlu veş şeceru ved devâbbu ve kesîrun minen nâs(nâsi), ve kesîrun hakka aleyhil azâb(azâbu), ve men yuhinillâhu fe mâ lehu min mukrimin, innallâhe yef’alu mâ yeşâu. (SECDE ÂYETİ)
Hac / 18 - (Diyanet İşleri)
Görmedin mi ki şüphesiz, göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu Allah’a secde etmektedir. Birçoğunun üzerine de azap hak olmuştur. Allah, kimi alçaltırsa ona saygınlık kazandıracak hiçbir kimse yoktur. Şüphesiz Allah, dilediğini yapar.
Hac / 18 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Görmez misin, Allah, şüphe yok, öyle bir mâbut ki ona secde eder ne varsa göklerde ve ne varsa yeryüzünde ve güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaç, hayvanlar ve insanların çoğu ve çoğu da azâbı hak etmiştir ve Allah, kimi hor kılarsa onu kutluluğa ulaştırıp ona lütuf ve ihsânda bulunan hiçbir kimse bulunamaz; şüphe yok ki Allah, dilediğini yapar.
Hac / 18 - (Abdullah Parlıyan)
Ey insanoğlu! Göklerde ve yerde varolan herşeyin, güneşin, ayın, yıldızların, dağların, ağaçların, hayvanların ve insanların bir çoğunun Allah'ın kudret ve yüceliği önünde yere kapandığını görmüyor musun? Bir çok insan da O'na karşı geldikleri için öte dünyada, azabı hak edecekler. Allah'ın alçalttığını yükseltebilecek kimse yoktur. Şüphe yok ki, Allah dilediğini yapar.
Hac / 18 - (Adem Uğur)
Görmez misin ki, göklerde olanlar ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu Allah'a secde ediyor; birçoğunun üzerine de azap hak olmuştur. Allah kimi hor ve hakir kılarsa, artık onu değerli kılacak bir kimse yoktur. Şüphesiz Allah dilediğini yapar.
Hac / 18 - (Ahmed Hulusi)
Görmedin mi ki Allâh (O'dur ki), semâlarda kim varsa ve arzda kim varsa; Güneş, Ay, Yıldızlar, Dağlar, Ağaçlar, Dabbeler (yürür canlılar) ve insanlardan birçoğu O'na secde etmede! Birçoğunun üzerine de azap hak olmuştur. . . Allâh kimi hor-hakir kılarsa, artık onu yüceltecek yoktur. . . Muhakkak ki Allâh dilediğini yapar. (18. âyet secde âyetidir. )
Hac / 18 - (Ahmet Tekin)
Göklerdeki ve yerdeki akıllı ve sorumlu varlıklar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların çoğu Allah’a secde ediyor, görmüyor musun?Birçoğu da hür iradeye, özgürce seçme hakkına sahipken, sana ve Kur’ân’a itibar etmedikleri için gerekçeli olarak azâbı hak etmiştir. Allah kimi hor ve hakir kılarsa, alçaltırsa, artık onu onurlu, şerefli, mutlu hale getirecek kimse yoktur. Allah, sünnetinin, düzeninin yasalarını koyuyor; yasalarını, iradesinin tecellisine uygun icraya devam ediyor.
Hac / 18 - (Ahmet Varol)
Göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların bir çoğunun Allah'a secde ettiklerini görmedin mi? Bir çoğuna da azab hak olmuştur. Allah kimi aşağılık kılarsa artık onu yücelten biri olmaz. Allah dilediğini yapar.
Hac / 18 - (Ali Bulaç)
Görmedin mi ki, gerçekten, göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan birçoğu Allah'a secde etmektedirler. Birçoğu üzerine azab hak olmuştur. Allah kimi aşağılık kılarsa, artık onun için bir yüceltici yoktur. Şüphesiz Allah, dilediğini yapar.
Hac / 18 - (Ali Fikri Yavuz)
Görmedin mi, göklerde ve yerde olan her şey; güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan çok kimseler hep Allah’a secde (*) ediyor (O’nun kudretine boyun eğiyor). Bir çoğunun (küffarın) da üzerine azap hak olmuştur. Kimi de Allah hor bırakırsa, artık ona saadet verecek yoktur. Elbette Allah dilediğini yapar.
Hac / 18 - (Ali Ünal)
Görmez misin ki göklerde bulunan bütün şuurlu varlıklar ve yerdeki her şuurlu varlık, ayrıca güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, bütün hayvanlar ve insanlar içinde de bir çoğu Allah’a secde etmektedir? İnsanlardan bir çoğu hakkında da azap hükmü kesinleşmiştir. Allah kimi zelil ederse, onu aziz edecek kimse yoktur. Kuşkusuz Allah, her ne dilerse yapar.
Hac / 18 - (Bayraktar Bayraklı)
Göklerde ve yerde olanların; güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğunun Allah'a boyun eğdiklerini görmüyor musun? İnsanlardan birçoğu da azabı hak etmiştir. Allah'ın hakir kıldığına saygı duyacak kimse yoktur. Doğrusu, Allah dilediğini yapar.
Hac / 18 - (Bekir Sadak)
SÙ Goklerde ve yerde olanlarin, gunes, ay, yildizlar, daglar, agaclar, hayvanlarin ve insanlarin bircogunun Allah'a secde ettiklerini gormuyor musun? insanlarin bircogu da azabi hak etmistir. Allah'in alcalttigi kimseyi yukseltebilecek yoktur. Dogrusu Allah ne dilerse yapar.
Hac / 18 - (Celal Yıldırım)
Görmez misin ki, göklerde olanlar, yerde olanlar, Güneş, Ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan bir çoğu Allah'a secde ederler. (İnsanlardan) çoğunun da üzerine azâb hak olmuştur. Allah kimi değersiz kılıp aşağılarsa, onu, saygı gösterip ağırlayan bulunmaz. Şüphesiz ki Allah dilediğini yapar.
Hac / 18 - (Cemal Külünkoğlu)
Görmedin mi ki, gerçekten, göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan birçoğu Allah'a secde ediyor. (insanlardan) birçoğunun üzerinde (yaptıkları yüzünden) azap hak olmuştur. Allah kimi aşağılık kılarsa, artık onun için bir yüceltici yoktur. Hiç şüphesiz Allah, dilediğini yapar.
Hac / 18 - (Diyanet İşleri (eski))
Göklerde ve yerde olanların, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanların ve insanların birçoğunun Allah'a secde ettiklerini görmüyor musun? İnsanların birçoğu da azabı hak etmiştir. Allah'ın alçalttığı kimseyi yükseltebilecek yoktur. Doğrusu Allah ne dilerse yapar.
Hac / 18 - (Diyanet Vakfi)
Görmez misin ki, göklerde olanlar ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu Allah'a secde ediyor; birçoğunun üzerine de azap hak olmuştur. Allah kimi hor ve hakir kılarsa, artık onu değerli kılacak bir kimse yoktur. Şüphesiz Allah dilediğini yapar.
Hac / 18 - (Edip Yüksel)
Göklerde ve yerde bulunan kimselerin, güneşin, ayın, yıldızların, dağların, ağaçların, hayvanların ve insanlardan bir çok kişinin ALLAH'a secde ettiklerini (boyun eğdiklerini) görmez misin? Bir çok kişi de azabı hakketmiştir. ALLAH'ın alçalttığını hiç kimse onurlu kılamaz. ALLAH dilediğini yapar.
Hac / 18 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Görmedin mi hep Allaha secde ediyor Göklerdeki kimseler, Yerdeki kimseler, Güneş, Ay ve yıldızlar, dağlar, bütün hayvanlar, ve insanlardan bir çoğu, bir çoğunun da üzerine azâb hakk olmuş her, kimi de Allah tahkır ederse artık ona ikram edecek yoktur, şübhesiz Allah ne dilerse yapar
Hac / 18 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Görmedin mi göklerdeki kimseler, yerdeki kimseler güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, bütün hayvanlar ve insanlardan birçoğu hep Allah'a secde ediyorlar. Bir çoğunun üzerine de azap hak olmuştur. Allah her kimi de hakir ve zelil ederse artık ona ikram edecek yoktur. Şüphesiz Allah, dilediğini yapar.
Hac / 18 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Görmedin mi, göklerdeki kimseler, yerdeki kimseler, güneş, ay ve yıldızlar, dağlar, ağaçlar, bütün hayvanlar ve insanlardan birçoğu hep Allah'a secde ediyor. Birçoğunun üzerine de azab hak olmuştur. Allah kimi hor ve hakir kılarsa artık ona ikram edecek yoktur. Şüphesiz Allah dilediği şeyi yapar.
Hac / 18 - (Gültekin Onan)
Görmedin mi ki, gerçekten göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan birçoğu Tanrı'ya secde etmektedirler. Birçoğu üzerine azab hak olmuştur. Tanrı kimi aşağılık kılarsa, artık onun için bir yüceltici yoktur. Şüphesiz Tanrı dilediğini yapar.
Hac / 18 - (Harun Yıldırım)
Görmez misin ki, göklerde olanlar ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu Allah'a secde ediyor; birçoğunun üzerine de azap hak olmuştur. Allah kimi hor ve hakir kılarsa, artık onu değerli kılacak bir kimse yoktur. Şüphesiz Allah dilediğini yapar.
Hac / 18 - (Hasan Basri Çantay)
Görmedin mi, göklerde olan herkes (herşey) ve yerde bulunan herkes (herşey), güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların bir çoğu hakıykaten Allaha secde ediyor. Bir çoğunun üzerine de azâb hak olmuşdur. Allah kimi (bedbahtlıkla) hor kılarsa onu seâdete kavuşduracak (hiç bir kuvvet) yokdur. Şübhesiz ki Allah ne dilerse (onu) yapar.
Hac / 18 - (Hayrat Neşriyat)
Görmedin mi, şübhesiz Allah (O Rabbinizdir ki), göklerde olan ve yerde bulunan herkes, güneş, ay ve yıldızlar, dağlar, ağaçlar, (yeryüzünde) hareketli olan (bütün) canlılar ile insanlardan birçoğu O’na secde eder. (Onlardan) birçok (kimse) de vardır ki, azab üzerine hak olmuştur. Ve Allah kimi alçaltırsa, artık onu yükseltecek kimse yoktur. Muhakkak ki Allah, ne dilerse yapar.
Hac / 18 - (İbni Kesir)
Göklerde ve yerde olanların; güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ile insanların bir çoğunun Allah'a secde ettiklerini görmüyor musun? İnsanların bir çoğu da azabı hak etmiştir. Ve Allah kimi alçaltırsa; ona ikram edecek kimse yoktur. Şüphesiz ki Allah; dilediğini yapar.
Hac / 18 - (Kadri Çelik)
Görmedin mi ki, Gerçekten göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan birçoğu Allah'a secde etmektedirler. Birçoğu üzerinde de azap hak olmuştur. Allah kimi aşağılık kılarsa, artık onun için bir yüceltici yoktur. Hiç şüphesiz Allah, dilediğini yapar.
Hac / 18 - (Muhammed Esed)
(Ey İnsanoğlu,) göklerde ve yerde var olan her şeyin, -güneşin, ayın, yıldızların, dağların, ağaçların ve hayvanların- Allah'ın (kudret ve yüceliği) önünde yere kapandığını görmüyor musun? Ve insanlardan bir nicesi (Allah'a bilinçli olarak baş eğmektedir); ama niceleri de (O'na karşı geldikleri için öte dünyada) kaçınılmaz biçimde azabı hak edecekler; ve Allah'ın (Kıyamet Günü'nde) alçalttığı kimseyi de onurlandırabilecek kimse yoktur; çünkü, Allah dilediği her şeyi mutlaka yapar.
Hac / 18 - (Mustafa İslamoğlu)
(Ey insan!) Göklerde ve yerde bulunan herkesin, güneşin, ayın, yıldızların, dağların, ağaçların ve hayvanların (ister istemez) Allah'ın emrine amade olduğunu görmez misin? İnsanlardan niceleri (bilinçli tercihlerinden dolayı ödülü hak etmiş), niceleri ise azabı hak etmişlerdir. İmdi, Allah her kimi alçaltırsa artık onu kimse yüceltemez: kuşkusuz Allah dilediğini daima gerçekleştirir.
Hac / 18 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Görmedin mi ki, muhakkak Allah'a göklerde olanlar da ve yerde olanlar da ve güneş, ay, yıldızlar da dağlar, ağaçlar ve bütün hayvanat da ve insanlardan birçoğu da secde ederler. Ve birçokları da vardır ki, onun üzerine de azap hak olmuştur ve kimi ki, Allah şekavete düşürürse artık onu saadete erdirecek bir kimse yoktur. Şüphesiz ki, Allah dilediğini işler.
Hac / 18 - (Ömer Öngüt)
Göklerde ve yerde olanların, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların bir çoğunun Allah'a secde ettiklerini görmüyor musun? Bir çoğunun üzerine de azap hak olmuştur. Allah kimi hor ve hakir kılarsa, artık ona ikramda bulunacak bir kimse yoktur. Şüphesiz ki Allah dilediğini yapar.
Hac / 18 - (Şaban Piriş)
Göklerde ve yerde olanların, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, canlılar ve bir çok insanın Allah’a secde ettiklerini görmüyor musun? Çoğu da azabı hak etmiştir. Allah kimi alçaltırsa onu yükseltecek yoktur. Allah, ne isterse yapar.
Hac / 18 - (Sadık Türkmen)
Görmedin mi ki şüphesiz, göklerde ve yerde olanlar; güneş, ay, yıldızlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu, Allah’a secde etmekte/boyun eğmektedir. Birçoğunun üzerine de azap hak olmuştur. Allah kimi alçaltırsa, ona saygınlık kazandıracak hiçbir kimse yoktur. Şüphesiz, Allah dilediğini (adaletle) yapar.
Hac / 18 - (Seyyid Kutub)
Göklerdeki ve yerdeki tüm varlıkların, güneşin, ayın, yıldızların, dağların, ağaçların, hayvanların ve çok sayıda insanın Allah'a secde ettiklerini, O'nun buyruğuna boyun eğdiklerini görmüyor musun? Birçok sayıdaki insan da azaba çarpılmayı haketmiştir. Allah'ın alçalttığı kimseye hiç kimse onur kazandıramaz. Hiç şüphesiz Allah dilediğini yapar.
Hac / 18 - (Suat Yıldırım)
Bilmez misin ki göklerde ve yerde bulunan kimseler, hatta güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar bütün canlılar ve insanların da birçoğu Allah’ın yüceliğine secde ediyorlar. İnsanların çoğu hakkında ise azap hükmü kesinleşmiştir. Allah’ın zelil kıldığını aziz edecek kuvvet yoktur. Şüphesiz ki Allah ne dilerse yapar.
Hac / 18 - (Süleyman Ateş)
Görmedin mi (baksana), göklerde, yerde bulunan kimseler, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan birçoğu hep Allah'a secde ediyorlar! Ama birçoğuna da azâb hak olmuştur. Allâh kimi aşağılatırsa artık ona değer veren olmaz. Allâh, dilediğini yapar.
Hac / 18 - (Tefhim-ul Kuran)
Görmedin mi ki, gerçekten, göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan birçoğu Allah'a secde etmektedirler. Birçoğu üzerinde de azab hak olmuştur. Allah kimi aşağılık kılarsa, artık onun için bir yüceltici yoktur. Hiç şüphesiz Allah, dilediğini yapar.
Hac / 18 - (Ümit Şimşek)
Gökte olanların, yerde olanların, Güneşin, Ayın, yıldızların, dağların, ağaçların ve bütün canlıların Allah'a secde ettiğini görmedin mi? İnsanların da pek çoğu Ona secde eder; birçoğu ise azabı hak etmiştir. Allah'ın hor kıldığını aziz edecek kimse yoktur. Hiç kuşkusuz, Allah dilediğini yapar.
Hac / 18 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Görmedin mi göklerdeki kimseler, yerdeki kimseler, Güneş, Ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan birçoğu hep Allah'a secde ediyor. Birçoğunun da üzerine azap hak olmuştur. Allah'ın hakir kıldığına ikramda bulunan olmaz. Allah, dilediğini yapar.
Hac / 18 - (İskender Ali Mihr)
Göklerde ve yeryüzünde olan kimseler, Güneş, Ay ve yıldızlar, dağlar, ağaçlar ve (yürüyen) hayvanlar ve insanlardan çoğu; görmüyor musun (görmedin mi) ki Allah’a secde ediyorlar. (İnsanların) çoğunun üzerine azap hak oldu ve Allah, kimi zayıf düşürürse (alçaltırsa) artık ona ikram eden yoktur. Muhakkak ki Allah, dilediğini yapar.
Hac / 18 - (İlyas Yorulmaz)
Görmez misin? Göklerde ve yerde olan kimselerle güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, canlılar ve insanlardan pek çoğu, Allah’ın yüceliği ve otoritesi karşısında saygıyla yere (secdeye) kapanıyorlar. İnsanların pek çoğu da (yaptıklarından dolayı) azabı hak etmişlerdir. Allah kimi alçaltmışsa, ona ikramda bulunacak hiç kimse yoktur. Allah dilediğini yapar.
هَذَانِ خَصْمَانِ اخْتَصَمُوا فِي رَبِّهِمْ فَالَّذِينَ كَفَرُوا قُطِّعَتْ لَهُمْ ثِيَابٌ مِّن نَّارٍ يُصَبُّ مِن فَوْقِ رُؤُوسِهِمُ الْحَمِيمُ
Okunuşu: Hâzâni hasmânihtesamû fî rabbihim fellezîne keferû kuttıat lehum siyâbun min nâr(nârin), yusabbu min fevkı ruûsihumul hamîm(hamîmu).
Hac / 19 - (Diyanet İşleri)
İşte iki hasım taraf ki, Rableri hakkında tartışmaya girmişlerdir. Bunlardan inkâr edenler için ateşten giysiler biçilmiştir. Başlarının üstünden de kaynar su dökülür.
Hac / 19 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Şu iki zümre, Rablerinin dini hakkında birbirleriyle çekişen iki düşmandır; kâfir olanlara ateşten libaslar biçilmiştir, tepelerine de kaynar su dökülecek.
Hac / 19 - (Abdullah Parlıyan)
İşte birbirine karşı iki gurup. Rableri hakkında her zaman birbirleriyle çatışma içinde olmuşlardır. Bunlardan, Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edip, hakkı inkâr edenler için, öte dünyada ateşten elbiseler biçilmiştir, tepelerine de kaynar su dökülecektir.
Hac / 19 - (Adem Uğur)
Şu iki gurup, Rableri hakkında çekişen iki hasımdır: İmdi, inkâr edenler için ateşten bir elbise biçilmiştir. Onların başlarının üstünden kaynar su dökülecektir!
Hac / 19 - (Ahmed Hulusi)
Şu iki hasım, Rableri hakkında davalaştılar. . . Hakikat bilgisini inkâr edenlere gelince, onlar için ateşten elbiseler kesilip biçilmiştir. . . Kafalarına kaynar su dökülür.
Hac / 19 - (Ahmet Tekin)
Şu iki zümre, müslümanlarla, (ehl-i kitabın, müşriklerin, mecûsîlerin, ateistlerin oluşturduğu) kâfirler, Rablerinin zatı, sıfatları, şeriatı, dinî konularında birbirleriyle tartışan hasım gruplardır. Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip küfürde ısrar ile Kur’ân’ı ve Muhammed’i inkâr edenlere ateşten bir elbise biçilmiştir. Onların başlarının üstünden kaynar su dökülecektir.
Hac / 19 - (Ahmet Varol)
Bunlar Rableri hakkında çekişen iki hasım taraftır. İnkar edenler için ateşten elbiseler biçilmiştir. Başlarının üstünden kaynar su dökülür.
Hac / 19 - (Ali Bulaç)
İşte bunlar çekişen iki gruptur, Rableri konusunda çekiştiler. İşte o inkâr edenler, onlar için ateşten elbiseler biçilmiştir; başları üstünden de kaynar su dökülür.
Hac / 19 - (Ali Fikri Yavuz)
Şu iki sınıf (müminlerle kâfirler), Rablerinin dini hakkında birbirleriyle davaya kalkışan iki hasımdır. İşte o kâfir olanlar için ateşten çamaşırlar biçilmiştir, başlarının üstünden kaynar su dökülür.
Hac / 19 - (Ali Ünal)
Bunlar, (Allah’a secde eden ve O’na secde etmeyi reddeden) birbirine muhalif iki gruptur. (Her biri içinde farklı yaklaşımlar olmakla birlikte,) Rabbileri hakkında çekişip durmaktadırlar. O’nu inkâr ederek veya O’na şirk koşarak küfürde diretenler için Ateş’ten elbiseler kesilip biçilmiştir. Başlarının üstünden de kaynar sular dökülür.
Hac / 19 - (Bayraktar Bayraklı)
Şu iki grup, Rabbleri hakkında çekişen iki hasımdır. İnkâr edenler için ateşten bir elbise biçilmiştir. Onların başlarının üstünden kaynar su dökülecektir.
Hac / 19 - (Bekir Sadak)
(19-21) iste Rableri hakkinda tartismaya giren iki taraf: O'nu inkar edenlere, atesten elbiseler kesilmistir, baslarina da kaynar su dokulur de bununla karinlarindakiler ve deriler eritilir. Demir topuzlar da onlar icindir.
Hac / 19 - (Celal Yıldırım)
İşte birbirine hasım iki grup, Rabları hakkında çekişip tartışırlar. (O'nu) inkâr edenlere ateşten elbiseler biçilmiştir. Başları üzerine de kaynar su dökülür.
Hac / 19 - (Cemal Külünkoğlu)
(19-22) Bunlar Rableri konusunda çekişen iki gruptur. İşte o küfre sapanlar, onlar için ateşten elbiseler biçilmiştir; başları üstünden de kaynar su dökülür. Onunla, karınlarının içindekiler ve derileri eritilir. Ayrıca onlar için demirden kamçılar (topuzlar) hazırlanmıştır. Her ne zaman ıstıraptan dolayı cehennemden çıkmak isteseler, oraya geri döndürülürler ve onlara: “Tadın yangın azabını” denilir.
Hac / 19 - (Diyanet İşleri (eski))
(19-21) İşte Rableri hakkında tartışmaya giren iki taraf: O'nu inkar edenlere, ateşten elbiseler kesilmiştir, başlarına da kaynar su dökülür de bununla karınlarındakiler ve deriler eritilir. Demir topuzlar da onlar içindir.
Hac / 19 - (Diyanet Vakfi)
Şu iki gurup, Rableri hakkında çekişen iki hasımdır: İmdi, inkâr edenler için ateşten bir elbise biçilmiştir. Onların başlarının üstünden kaynar su dökülecektir!
Hac / 19 - (Edip Yüksel)
İşte şunlar, Rab'leri hakkında tartışan iki karşıt grubtur. İnkarcı olanlar için ateşten elbiseler biçilir ve başlarından aşağı kaynar su dökülür.
Hac / 19 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Şu ikisi rabları hakkında muhakemeye duruşmuş iki hasımdırlar, binaenaleyh o küfredenler, için ateşten çamaşırlar biçilmiştir, başlarının üstünden kaynar su dökülür
Hac / 19 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Şu ikisi Rableri hakkında tartışmaya girmiş iki hasımdır. Bu yüzden küfredenler için ateşten çamaşırlar biçilmiştir. Başlarının üstünden kaynar su dökülür.
Hac / 19 - (Gültekin Onan)
İşte bunlar çekişen iki gruptur, rableri konusunda çekiştiler. İşte o küfredenler, onlar için ateşten elbiseler biçilmiştir; başları üstünden de kaynar su dökülür.
Hac / 19 - (Harun Yıldırım)
Şu iki gurup, Rableri hakkında çekişen iki hasımdır: İmdi, inkâr edenler için ateşten bir elbise biçilmiştir. Onların başlarının üstünden kaynar su dökülecektir!
Hac / 19 - (Hasan Basri Çantay)
Bu iki (sınıf, ya'nî îman edenlerle etmeyenler) Rableri (nin dîni) hakkında birbiriyle da'valaşan hasım iki (zümre) dir. İşte o küfredenler (yok mu?) onlar için ateşden elbiseler biçilmişdir. Başkalarının üzerine de kaynar su dökülecekdir onların.
Hac / 19 - (Hayrat Neşriyat)
İşte bu ikisi (mü’min ve kâfir), Rableri hakkında mücâdele eden iki hasımdır. İnkâr edenler için ateşten elbiseler biçilmiştir. Başlarının üstünden (de) kaynar su dökülür.
Hac / 19 - (İbni Kesir)
Bunlar iki düşmandır ki, Rabbları hakkında çekişmişlerdir. Küfredenler için, ateşten elbiseler kesilmiştir. Başları üstünden de kaynar su dökülecektir.
Hac / 19 - (Kadri Çelik)
Şu iki hasım grup (müminler ve küfre sapanlar), Rableri hakkında çatıştılar. Artık (iki gruptan) kâfirler (var ya), onlar için ateşten elbiseler biçilmiştir, başları üstünden de kaynar su dökülür.
Hac / 19 - (Muhammed Esed)
Birbirine karşıt bu iki taraf Rableri hakkında (her zaman) birbiriyle çatışma, tartışma içinde olmuşlardır: (Onlardan) hakkı inkara kalkışanlar için (öte dünyada) ateşten giysiler biçilecek ve başlarının üstünden yakıcı umutsuzluk boca edilecektir;
Hac / 19 - (Mustafa İslamoğlu)
Birbirlerine karşıt konumlarda bulunan bu iki gurup, Rableri konusunda hep çatışa gelmişlerdir. Onlardan inkarda direnenlere, ateşten elbiseler biçilecek; başlarının üzerinden yakıp kavuran bir (gam) boca edilecek:
Hac / 19 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Şu ikisi, iki düşmandır. Rableri hakkında muhasemede bulunmuşlardır. Artık o kimseler ki, kâfir olmuşlardır,onlar için ateşten esvab biçilmiştir. Başlarının üzerine de kaynar su dökülür.
Hac / 19 - (Ömer Öngüt)
İşte birbirine hasım iki zümre. Bunlar Rableri hakkında çekiştiler. Kâfirler için ateşten elbiseler biçilmiştir. Başlarının üstünden de kaynar su dökülür.
Hac / 19 - (Şaban Piriş)
İşte bunlar Rab’leri hakkında tartışan iki hasımdır. İşte inkar edenler için ateşten elbiseler biçilmiştir. Başlarının üzerinden kaynar su dökülecektir.
Hac / 19 - (Sadık Türkmen)
Işte iki hasım taraf ki, Rableri hakkında tartışmaya girmişlerdir. Bunlardan inkâr edenler için ateşten giysiler biçilmiştir. Başlarının üstünden de kaynar su dökülür.
Hac / 19 - (Seyyid Kutub)
Karşımızda Allah konusunda çatışan, iki çelişik inançlı insan kesimi, iki karşıt grup var. Bunlardan biri olan kâfirler için ateşten elbiseler biçilmiştir. Başlarından aşağıya kaynar sular dökülür.
Hac / 19 - (Suat Yıldırım)
(19-21) Şu iki hasım takım, Rab’leri hakkında çekişip durmaktalar. Dini inkâr edenlere ateşten elbiseler biçilmiştir. Başlarının üstünden kaynar sular dökülür. Öyle ki onunla içlerinde olan her şey, bütün organları, hatta derileri bile eritilir. Bir de bunlara demirden topuzlar vardır.
Hac / 19 - (Süleyman Ateş)
İşte şunlar, Rableri hakkında çekişen iki hasım taraf: Nankörler için ateşten giysi biçildi, başlarının üstünden de kaynar su dökülüyor!
Hac / 19 - (Tefhim-ul Kuran)
İşte bunlar çekişen iki gruptur, Rableri konusunda çekiştiler. İşte o küfre sapanlar, onlar için ateşten elbiseler biçilmiştir; başları üstünden de kaynar su dökülür.
Hac / 19 - (Ümit Şimşek)
Şunlar, Rableri hakkında çekişen iki karşıt topluluktur. Kâfir olanlar için ateşten elbiseler biçilmiştir; başlarından aşağı da kaynar sular dökülür.
Hac / 19 - (Yaşar Nuri Öztürk)
İşte şu iki hasım, Rableri hakkında çekişip durmuşlardır. Sonuçta küfre sapanlar için ateşten giysiler biçilmiştir. Başlarının üstünden de kaynar su dökülmektedir.
Hac / 19 - (İskender Ali Mihr)
Bu ikisi (mü’minler ve kâfirler), Rab’leri hakkında mücâdele eden iki hasımdır. O inkâr edenler ki onlar için ateşten elbiseler biçilmiştir. Onların başlarının üzerinden kaynar su dökülecek.
Hac / 19 - (İlyas Yorulmaz)
Bu iki birbirine karşı olan gurup, Rableri hakkında karşılıklı tartışıyorlar. Çekişen iki guruptan doğruları inkâr edenler için ateşten elbiseler biçilmiş, onların başlarının üzerinden kaynar sular serpilmektedir.
يُصْهَرُ بِهِ مَا فِي بُطُونِهِمْ وَالْجُلُودُ
Okunuşu: Yusheru bihî mâ fî butûnihim vel culûd(culûdu).
Hac / 20 - (Bekir Sadak)
(19-21) iste Rableri hakkinda tartismaya giren iki taraf: O'nu inkar edenlere, atesten elbiseler kesilmistir, baslarina da kaynar su dokulur de bununla karinlarindakiler ve deriler eritilir. Demir topuzlar da onlar icindir.
Hac / 20 - (Cemal Külünkoğlu)
(19-22) Bunlar Rableri konusunda çekişen iki gruptur. İşte o küfre sapanlar, onlar için ateşten elbiseler biçilmiştir; başları üstünden de kaynar su dökülür. Onunla, karınlarının içindekiler ve derileri eritilir. Ayrıca onlar için demirden kamçılar (topuzlar) hazırlanmıştır. Her ne zaman ıstıraptan dolayı cehennemden çıkmak isteseler, oraya geri döndürülürler ve onlara: “Tadın yangın azabını” denilir.
Hac / 20 - (Diyanet İşleri (eski))
(19-21) İşte Rableri hakkında tartışmaya giren iki taraf: O'nu inkar edenlere, ateşten elbiseler kesilmiştir, başlarına da kaynar su dökülür de bununla karınlarındakiler ve deriler eritilir. Demir topuzlar da onlar içindir.
Hac / 20 - (Suat Yıldırım)
(19-21) Şu iki hasım takım, Rab’leri hakkında çekişip durmaktalar. Dini inkâr edenlere ateşten elbiseler biçilmiştir. Başlarının üstünden kaynar sular dökülür. Öyle ki onunla içlerinde olan her şey, bütün organları, hatta derileri bile eritilir. Bir de bunlara demirden topuzlar vardır.
وَلَهُم مَّقَامِعُ مِنْ حَدِيدٍ
Okunuşu: Ve lehum makâmıu min hadîd(hadîdin).
Hac / 21 - (Bekir Sadak)
(19-21) iste Rableri hakkinda tartismaya giren iki taraf: O'nu inkar edenlere, atesten elbiseler kesilmistir, baslarina da kaynar su dokulur de bununla karinlarindakiler ve deriler eritilir. Demir topuzlar da onlar icindir.
Hac / 21 - (Cemal Külünkoğlu)
(19-22) Bunlar Rableri konusunda çekişen iki gruptur. İşte o küfre sapanlar, onlar için ateşten elbiseler biçilmiştir; başları üstünden de kaynar su dökülür. Onunla, karınlarının içindekiler ve derileri eritilir. Ayrıca onlar için demirden kamçılar (topuzlar) hazırlanmıştır. Her ne zaman ıstıraptan dolayı cehennemden çıkmak isteseler, oraya geri döndürülürler ve onlara: “Tadın yangın azabını” denilir.
Hac / 21 - (Diyanet İşleri (eski))
(19-21) İşte Rableri hakkında tartışmaya giren iki taraf: O'nu inkar edenlere, ateşten elbiseler kesilmiştir, başlarına da kaynar su dökülür de bununla karınlarındakiler ve deriler eritilir. Demir topuzlar da onlar içindir.
Hac / 21 - (Suat Yıldırım)
(19-21) Şu iki hasım takım, Rab’leri hakkında çekişip durmaktalar. Dini inkâr edenlere ateşten elbiseler biçilmiştir. Başlarının üstünden kaynar sular dökülür. Öyle ki onunla içlerinde olan her şey, bütün organları, hatta derileri bile eritilir. Bir de bunlara demirden topuzlar vardır.
كُلَّمَا أَرَادُوا أَن يَخْرُجُوا مِنْهَا مِنْ غَمٍّ أُعِيدُوا فِيهَا وَذُوقُوا عَذَابَ الْحَرِيقِ
Okunuşu: Kullemâ erâdû en yahrucû minhâ min gammin uîdû fîhâ ve zûkû azâbel harîk(harîkı).
Hac / 22 - (Diyanet İşleri)
Her ne zaman cehennemden, o ızdıraptan çıkmak isteseler, oraya geri döndürülürler ve onlara, “Tadın yangın azabını” denilir.
Hac / 22 - (Abdullah Parlıyan)
Onlar, uğradıkları beladan, acı ve ızdıraplardan dolayı, kurtulmak için, oradan çıkmak istediklerinde, yine oraya çevrilirler ve bu yakıcı azabı sonuna kadar tadın! denir.
Hac / 22 - (Adem Uğur)
Izdıraptan dolayı oradan her çıkmak istediklerinde, oraya geri döndürülürler ve: "Tadın bu yakıcı azabı!" (denilir).
Hac / 22 - (Ahmed Hulusi)
(Hakikati fark etmeleri sonucu içinde bulundukları telâfisi olmayan şartlardan) her çıkmak dilediklerinde, oraya iade olunurlar. . . "Yanmanın azabını tadın!" (denilir).
Hac / 22 - (Ahmet Tekin)
Istıraptan dolayı, cehennemden her çıkmak istediklerinde, oraya geri döndürülürler.'Tadın, bu harlı ateş azâbını' denilir.
Hac / 22 - (Ali Bulaç)
Ne zaman ordan, sarsıcı üzüntüden çıkmak isterlerse, oraya geri çevrilirler ve (onlara:) "Yakıcı azabı tadın" (denir).
Hac / 22 - (Ali Fikri Yavuz)
Her ne zaman ateşten, onun ızdırabından çıkmak isterlerse, yine içine döndürülürler: ve onlara: “- Haydi tadın yangın azabını.” denir.
Hac / 22 - (Ali Ünal)
Bunalmışlık içinde ne zaman Ateş’ten çıkmaya teşebbüs etseler gerisin geriye onun içine itilirler ve “Tadın o yakıcı azabı!” denir kendilerine.
Hac / 22 - (Bekir Sadak)
Orada, ugradiklari gamdan ne zaman cikmak isteseler her defasinda oraya geri cerilirler: «Yakici azabi tadin» denir. *
Hac / 22 - (Celal Yıldırım)
Ne kadar bir üzüntü ve elemden dolayı ateşten çıkmak isteseler; oraya geri çevrilirler ve «yakıcı azabı tadın !» denilir.
Hac / 22 - (Cemal Külünkoğlu)
(19-22) Bunlar Rableri konusunda çekişen iki gruptur. İşte o küfre sapanlar, onlar için ateşten elbiseler biçilmiştir; başları üstünden de kaynar su dökülür. Onunla, karınlarının içindekiler ve derileri eritilir. Ayrıca onlar için demirden kamçılar (topuzlar) hazırlanmıştır. Her ne zaman ıstıraptan dolayı cehennemden çıkmak isteseler, oraya geri döndürülürler ve onlara: “Tadın yangın azabını” denilir.
Hac / 22 - (Diyanet Vakfi)
Izdıraptan dolayı oradan her çıkmak istediklerinde, oraya geri döndürülürler ve: «Tadın bu yakıcı azabı!» (denilir).
Hac / 22 - (Gültekin Onan)
Ne zaman oradan, sarsıcı üzüntüden çıkmak isterlerse, oraya geri çevrilirler ve (onlara:) "Yakıcı azabı tadın" (denir).
Hac / 22 - (Harun Yıldırım)
Izdıraptan dolayı oradan her çıkmak istediklerinde, oraya geri döndürülürler ve: "Tadın bu yakıcı azabı!" (denilir).
Hac / 22 - (Hasan Basri Çantay)
Ne zaman oradan, (çektiği) ıztırabdan (dolayı) çıkmak isterlerse yine içerisine iade olunurlar (ve kendilerine): «Tadın (bu) yangın azabını» (denilir).
Hac / 22 - (Hayrat Neşriyat)
(Çektikleri) ızdırabdan dolayı oradan ne zaman çıkmak isteseler, yine oraya iâde olunurlar ve (kendilerine): 'Yakıcı azâbı tadın!' (denilir).
Hac / 22 - (İbni Kesir)
Ne zaman oradan ve oradaki ıztırabdan çıkıp kurtulmak isteseler; her defasında oraya geri çevrilirler. Yakıcı azabı tadın, denir.
Hac / 22 - (Kadri Çelik)
Istıraptan dolayı oradan (ateşten) her çıkmak istediklerinde, oraya geri çevrilirler ve (onlara,) “Yakıcı azabı tadın” (denir).
Hac / 22 - (Muhammed Esed)
ve kendi boğuntuları içinde (kıvranıp dururken) bu durumdan ne zaman kurtulmaya çalışsalar her seferinde yeniden (aynı boğuntuya) sokulacaklar ve (onlara:) "Tadın (bu) yakıcı azabı (sonuna kadar)!" (denecek).
Hac / 22 - (Mustafa İslamoğlu)
gam ve kederden (bunalıp) da ne zaman oradan çıkmak isteseler, hemen oraya geri döndürülecekler ve (onlara şöyle denilecek): "Yakıp kavurucu azabı tadın bakalım!"
Hac / 22 - (Ömer Öngüt)
Her ne zaman ateşten, onun ıstırabından çıkmak isteseler, her defasında geri çevrilirler ve onlara: “Yangın azabını tadın!” denilir.
Hac / 22 - (Şaban Piriş)
Her ne zaman oradaki kavurucu ateşten çıkmak isteseler yine oraya döndürülür ve: -Yakıcı azabı tadın, denir.
Hac / 22 - (Sadık Türkmen)
Her ne zaman cehennemden, o ızdıraptan çıkmak isteseler, oraya geri döndürülürler ve onlara; “Tadın yangın azabını” denilir.
Hac / 22 - (Seyyid Kutub)
Onlar çektikleri acının baskısı altında cehennemden her çıkmak istediklerinde «kavurucu azabı tadınız» diye paylanarak oraya geri püskürtülürler.
Hac / 22 - (Suat Yıldırım)
Bunalmaları sebebiyle, her ne vakit cehennemden çıkmak isterlerse, gerisin geriye oraya itilirler ve kendilerine: "Çıkmak yok! İster istemez, bu yakıcı azabı tadacaksınız!" denir.
Hac / 22 - (Süleyman Ateş)
Oradan, (o) gamdan her çıkmak istediklerinde (demir kamçılarla vurularak) oraya geri çevrilirler ve : "Yangın azâbını tadın!" (denilir).
Hac / 22 - (Tefhim-ul Kuran)
Ne zaman ordan, sarsıcı üzüntüden çıkmak isterlerse, oraya geri çevrilirler ve (onlara:) «Yakıcı azabı tadın!» (denir).
Hac / 22 - (Ümit Şimşek)
Ne zaman Cehennemin ıztırabından kurtulmak isteseler, 'Tadın yakıcı azabı' diye geri çevrilirler.
Hac / 22 - (İskender Ali Mihr)
Izdıraptan dolayı oradan her çıkmak istediklerinde, oraya (geri) iade edilirler. Ve (kendilerine): “Yakıcı azabı tadın!” (denir).
Hac / 22 - (İlyas Yorulmaz)
Çektikleri acıdan dolayı, ne zaman o cehennemden çıkmayı isteseler, tekrar o azabın içine döndürülürler ve yakıcı azabı tadın denir.
إِنَّ اللَّهَ يُدْخِلُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ يُحَلَّوْنَ فِيهَا مِنْ أَسَاوِرَ مِن ذَهَبٍ وَلُؤْلُؤًا وَلِبَاسُهُمْ فِيهَا حَرِيرٌ
Okunuşu: İnnallâhe yudhılullezîne âmenû ve amilus sâlihâti cennâtin tecrî min tahtihâl enhâru yuhallevne fîhâ min esâvira min zehebin ve lu’luen, ve libâsuhum fîhâ harîr(harîrun).
Hac / 23 - (Diyanet İşleri)
Şüphesiz Allah, iman edip salih ameller işleyenleri içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacak, orada altından bileziklerle, incilerle süsleneceklerdir. Oradaki giysileri ise ipektir.
Hac / 23 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Şüphe yok ki Allah, inanan ve iyi işlerde bulunanları, kıyılarından ırmaklar akan cennetlere koyar, orada altın bilezikler ve inciler takınıp bezenirler ve orada, elbiseleri de ipektir.
Hac / 23 - (Abdullah Parlıyan)
Buna karşılık imana erişip, dürüst ve faydalı davranışlar ortaya koyanları, Allah içlerinde dere ve ırmakların aktığı cennetlere sokacaktır. Orada onlar altın bilezikler ve inciler takınacaklar ve onların elbiseleri de ipekten olacaktır.
Hac / 23 - (Adem Uğur)
Muhakkak ki Allah, iman edip iyi davranışlarda bulunanları, zemininden ırmaklar akan cennetlere kabul eder. Bunlar orada altın bileziklerle ve incilerle bezenirler. Orada giyecekleri ise ipektir.
Hac / 23 - (Ahmed Hulusi)
Muhakkak ki Allâh iman edip imanın gereğini uygulayanları, altlarından nehirler akan cennetlere dâhil eder. . . Orada, altından bilezikler ve inci ile süslenirler. . . Orada onların elbiseleri, ipektir.
Hac / 23 - (Ahmet Tekin)
Allah iman edip, İslâm’ın emirlerini, meşrû, hayırlı, faydalı işler yapanları, devamlı, bilinçli, amaçla örtüşen niyete dayalı, carî-kalıcı sâlih ameller işleyenleri, altlarından ırmaklar akan cennet konaklarına koyacaktır. Orada altın bilezikler ve incilerle süslenirler. Orada elbiseleri ise ipektendir.
Hac / 23 - (Ahmet Varol)
Şüphesiz Allah iman edip salih ameller işleyenleri altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır. Orada altından bileziklerle ve incilerle süslenirler. Oradaki giysileri de ipektir.
Hac / 23 - (Ali Bulaç)
Hiç şüphesiz Allah, iman edenleri ve salih amellerde bulunanları altından ırmaklar akan cennetlere sokar, orada altından bileziklerle ve incilerle süslenirler; ordaki elbiseleri ipek(ten)dir.
Hac / 23 - (Ali Fikri Yavuz)
Şüphesiz Allah, iman edip salih âmeller işleyenleri, (ağaçları) altından ırmaklar akan cennetlere koyacak, orada altından bilezikler ve incilerle süslenecekler. Elbiseleri de orada ipektir. (*) Dikkat!...Secde ayetidir.
Hac / 23 - (Ali Ünal)
Buna karşılık Allah, iman edip imanları istikametinde sağlam, doğru, yerinde ve ıslaha yönelik işler yapanları ise (ağaçlarının arasından ve köşklerinin) altından ırmaklar akan cennetlere koyar. O cennetlerde altından bilezikler ve incilerle bezenirler. Orada elbiseleri de ipektendir.
Hac / 23 - (Bayraktar Bayraklı)
Şüphesiz Allah, inanıp iyi amel işleyenleri, içinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Orada altın bilezikler ve inciler takınırlar. Onların oradaki elbiseleri de ipektir.
Hac / 23 - (Bekir Sadak)
Dogrusu Allah, inanip yararli is isleyenleri, iclerinden irmaklar akan cennetlere koyar. Orada altin bilezikler ve inciler takinirlar. Oradaki elbiseleri de ipektendir.
Hac / 23 - (Celal Yıldırım)
Şüphesiz ki Allah, imân edip iyi yararlı amellerde bulunanları, altlarından ırmaklar akıp duran Cennet'lere yerleştirir; orada altından (yapılmış) bileziklerle, incilerle süslenecekler ; oradaki elbiseleri ise İpektir.
Hac / 23 - (Cemal Külünkoğlu)
Şüphesiz Allah, iman edip faydalı işler yapanları altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacak, orada altından bileziklerle, incilerle süsleneceklerdir. Oradaki giysileri ise ipektendir.
Hac / 23 - (Diyanet İşleri (eski))
Doğrusu Allah, inanıp yararlı iş işleyenleri, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Orada altın bilezikler ve inciler takınırlar. Oradaki elbiseleri de ipektendir.
Hac / 23 - (Diyanet Vakfi)
Muhakkak ki Allah, iman edip iyi davranışlarda bulunanları, zemininden ırmaklar akan cennetlere kabul eder. Bunlar orada altın bileziklerle ve incilerle bezenirler. Orada giyecekleri ise ipektir.
Hac / 23 - (Edip Yüksel)
ALLAH inanıp erdemli bir hayat sürenleri içlerinden ırmaklar akan cennetlere (bahçelere) sokar. Orada altın bilezikler ve inciler takınırlar. Orada giysileri de ipektir.
Hac / 23 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Şübhesiz Allah o iyman edip salih salih ameller işliyenleri altından ırmaklar akar Cennetlere koyacak, orada altın bileziklerden ve inci süslenecekler elbiseleri de orada ipek
Hac / 23 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Şüphesiz Allah, iman edip iyi iyi işler yapanları, altından ırmaklar akan cennetlere koyacak, orada altın bilezikler ve incilerle süslenecekler; elbiseleri de orada ipektir.
Hac / 23 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Şüphesiz Allah iman edip yararlı iş işleyenleri, altından ırmaklar akan cennetlere koyacak, orada altın bilezikler ve inciler takınacaklar. Oradaki elbiseleri de ipektendir.
Hac / 23 - (Gültekin Onan)
Hiç kuşkusuz Tanrı, inananları ve salih amellerde bulunanları altından ırmaklar akan cennetlere sokar, orada altından bileziklerle ve incilerle süslenirler; oradaki elbiseleri ipek(ten)dir.
Hac / 23 - (Harun Yıldırım)
Muhakkak ki Allah, iman edip iyi davranışlarda bulunanları, zemininden ırmaklar akan cennetlere kabul eder. Bunlar orada altın bileziklerle ve incilerle bezenirler. Orada giyecekleri ise ipektir.
Hac / 23 - (Hasan Basri Çantay)
Şübhesiz ki Allah îman edib de güzel güzel amel (ve hareketlerde bulunanları altından ırmaklar akıb duran cennetlere sokacak. Orada bunlar altundan bileziklerle, incilerle bezenecekler. Orada giyecekleri de ipekdir.
Hac / 23 - (Hayrat Neşriyat)
Muhakkak ki Allah, îmân edip sâlih ameller işleyenleri, altlarından ırmaklar akan Cennetlere koyar; orada altından bilezikler ve inciler takınırlar. Orada onların elbiseleri ise ipektir.
Hac / 23 - (İbni Kesir)
Muhakkak ki Allah; iman edip salih ameller işleyenleri altından ırmaklar akan cennetlere koyar. Orada altun bilezikler ve inciler takınırlar. Ve oradaki elbiseleri ipektendir.
Hac / 23 - (Kadri Çelik)
Hiç şüphesiz Allah, (rableri hakkında çatışan iki gruptan) iman edenleri ve salih amellerde bulunanları ise altından ırmaklar akan cennetlere sokar, orada altından bileziklerle ve incilerle süslenirler ve oradaki elbiseleri de ipektir.
Hac / 23 - (Muhammed Esed)
(Buna karşılık,) imana erişip dürüst ve erdemli davranışlar orta koyanları Allah, içlerinde derelerin, ırmakların çağıldadığı hasbahçelere sokacaktır; orada onlar altın bilezikler ve inciler takınacaklar ve onların giyim kuşamları da ipekten olacak;
Hac / 23 - (Mustafa İslamoğlu)
Buna karşın Allah iman eden ve imanıyla uyumlu davranış sergileyenleri zemininden ırmaklar çağıldayan cennetlere yerleştirecek; orada onlar altın künye ve bilezikler takınıp incilerle bezenecekler: dahası orada sınırsız bir özgürlük üniforması taşıyacaklar.
Hac / 23 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Şüphe yok ki, Allah Teâlâ, imân edenleri ve sâlih sâlih amellerde bulunanları altlarından ırmaklar akan cennetlere girdirecektir. Orada altundan bilekler ve inci ile süsleneceklerdir ve oradaki libasları ipektir.
Hac / 23 - (Ömer Öngüt)
Şüphesiz ki Allah iman edip sâlih amellerde bulunanları altlarından ırmaklar akan cennetlere sokar. Orada altın bilezikler takınırlar ve incilerle süslenirler. Oradaki elbiseleri de ipektir.
Hac / 23 - (Şaban Piriş)
Allah, iman eden ve doğruları yapanları alt tarafından ırmaklar akan cennetlere koyar. Orada altın bilezik ve inciler takınırlar. Oradaki elbiseleri ise ipektir.
Hac / 23 - (Sadık Türkmen)
Şüphesiz Allah, iman edip faydalı bir işi en iyi şekilde yapanları, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacak, orada altından bileziklerle, incilerle süsleneceklerdir. Oradaki giysileri ise ipektir.
Hac / 23 - (Seyyid Kutub)
Buna karşılık Allah, iman edip iyi ameller işleyenleri, altlarından çeşitli ırmaklar akan cennetlere yerleştirir. Orada altın bilezikler ve inciler takınırlar. Giydikleri elbiseler ipekten olur.
Hac / 23 - (Suat Yıldırım)
İman edip makbul ve güzel işler yapanları ise Allah, içinden ırmaklar akan cennetlere yerleştirecektir. Orada altın bilezikler ve incilerle bezenirler. Orada giyim kuşamları da ipekten olacak.
Hac / 23 - (Süleyman Ateş)
Allâh, inanan ve iyi işler yapanları da altlarından ırmaklar akan cennetlere sokar. Orada altun bilezikler ve inci(ler) takınırlar. Orada giysileri de ipektir.
Hac / 23 - (Tefhim-ul Kuran)
Hiç şüphesiz Allah, iman edenleri ve salih amellerde bulunanları altından ırmaklar akan cennetlere sokar, orada altından bileziklerle ve incilerle süslenirler; ordaki elbiseleri de ipektir.
Hac / 23 - (Ümit Şimşek)
İman edip güzel işler yapanları ise, Allah, altlarından ırmaklar akan Cennetlere yerleştirir. Onlar orada altından bilezikler ve inciler takınırlar. Onların Cennetteki elbiseleri de ipektendir.
Hac / 23 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Allah, iman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanları, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Orada, altından bilezikler ve inciyle süsleneceklerdir. Ve orada giysileri ipektir.
Hac / 23 - (İskender Ali Mihr)
Muhakkak ki Allah, âmenû olanları (Allah’a ulaşmayı dileyenleri) ve salih amel işleyenleri (nefs tezkiyesi yapanları) altından nehirler akan cennetlere dahil eder. (Onlar), orada altın bileziklerle ve incilerle süslenirler. Orada onların libası (elbiseleri) ipektendir.
Hac / 23 - (İlyas Yorulmaz)
Şüphe yok ki Allah iman edip, emredilen doğru şeyleri yapanları, altlarından ırmakların aktığı cennet bahçelerine koyar. Onlar orada, altından bilezikler ve inciler takarlar. Oradaki giysileri ise ipektendir.
وَهُدُوا إِلَى الطَّيِّبِ مِنَ الْقَوْلِ وَهُدُوا إِلَى صِرَاطِ الْحَمِيدِ
Okunuşu: Ve hudû ilât tayyibî minel kavli ve hudû ilâ sırâtıl hamîd(hamîdi).
Hac / 24 - (Abdullah Parlıyan)
Çünkü bu cennetleri kazananlar, sözün en iyisine, en tutarlısına yönelmek arzusunu gösterdiler de böylece övgüye değer Rablerinin yolunu bulmuş oldular.
Hac / 24 - (Adem Uğur)
Ve onlar, sözün en güzeline yöneltilmişler, övgüye lâyık olan Allah'ın yoluna iletilmişlerdir.
Hac / 24 - (Ahmed Hulusi)
Ve onlar hem düşüncenin sağlıklı olanına yönlendirilmişlerdir; hem de Hamiyd'in (verilenleri değerlendirmenin) yoluna hidâyet olunmuşlardır.
Hac / 24 - (Ahmet Tekin)
Onlara, sözün güzeline, Kelime-i Şehâdet’e, Allah kelâmına, Kur’ân’a giden yol aydınlatılmıştır. Onlara, övgüye ve şükre lâyık olan Allah’ın yolu, birlikte nezaket içinde yaşama kurallarına, sevgiye dayalı kardeşliğe, hasedi, hilesi, dalaveresi, nefreti, düşmanlığı olmayan örnek hayat tarzına götüren Allah yolu, İslâm’ın yolu aydınlatılmıştır.
Hac / 24 - (Ali Fikri Yavuz)
O iman edenler, sözün en güzeline (tevhid kelimesine) hidayet edilmişler ve hak yoluna (islâm dinine) iletilmişlerdir.
Hac / 24 - (Ali Ünal)
Onlar, sözlerin en pak ve güzeline (inanmaya, onu söyleyip onu ilan etmeye) yönlendirilmiş, yine Hamîd (her türlü hamd ve övgüye lâyık) Olan’ın yoluna hidayet edilmişlerdir.
Hac / 24 - (Bekir Sadak)
Bu kimseler, sozun guzelini isitecek duruma ulastirilmislar, ovulmege layik olan Allah'in yoluna eristirilmislerdir.
Hac / 24 - (Celal Yıldırım)
Bunlar sözün güzeline, nezihine eriştirilmişlerdir; her an her türlü güzel övgüye lâyık (olan Allah)ın yoluna iletilmişlerdir.
Hac / 24 - (Cemal Külünkoğlu)
Onlar (iman edenler dünyada) sözün en güzeline (tevhid kelimesine) eriştirilmişler ve onlar, her türlü övgüye lâyık olan Allah'ın yoluna (İslam dinine) iletilmişlerdir.
Hac / 24 - (Hayrat Neşriyat)
(Onlar) sözün güzel olanına (kelime-i tevhîde) hidâyet edilmişlerdir; hamd edilmeye yegâne lâyık olan (Allah’)ın yoluna hidâyet edilmişlerdir.
Hac / 24 - (İbni Kesir)
Onlar sözün en güzeline alıştırılmışlar ve övülmeye layık olan Allah'ın doğru yoluna iletilmişlerdir.
Hac / 24 - (Kadri Çelik)
Onlar, sözün en güzeline hidayet edilmişlerdir ve övülen Allah'ın yoluna hidayete erdirilmişlerdir.
Hac / 24 - (Muhammed Esed)
çünkü böyleleri sözün en iyisine, en tutarlısına yönelmek (arzusunu göster)diler ve böylece O bütün övgülere layık olan'a götüren yola yöneltildiler.
Hac / 24 - (Mustafa İslamoğlu)
Evet, onlar düşünülüp dile gelebilir olanın en iyisine yönlendirildiler; zira onlar (dünyadayken) bütün övgülere layık olanın (dosdoğru) yoluna yöneltilmişlerdi.
Hac / 24 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ve onlar sözden en temiz olana hidâyet olunmuşlardır ve hem de ziyâde hem de müstahik olan (Allah Teâlâ'nın) yoluna erdirilmiştirler.
Hac / 24 - (Ömer Öngüt)
Onlar sözün en güzeline hidayet edilmişler, kendisine çok hamdedilen Allah'ın doğru yoluna eriştirilmişlerdir.
Hac / 24 - (Sadık Türkmen)
Onlar hem sözün hoş olanına ulaşmışlar, hem de övgüye lâyık olan Allah’ın, vasiyet ettiği/emrettiği şekilde yaşamışlardır.
Hac / 24 - (Suat Yıldırım)
Çünkü onlara sözlerin en güzelini söylemek nasib edilmiş, bütün güzel övgülere lâyık olan Allah’ın yoluna hidâyet edilmişlerdir.
Hac / 24 - (Ümit Şimşek)
Onlar sözün en güzeline iletilmişlerdir; onlar, her türlü övgüye lâyık olan Allah'ın yoluna iletilmişlerdir.
Hac / 24 - (İskender Ali Mihr)
(Onlar), sözün güzeline (Allahû Tealâ’ya ulaşmayı dilemeye) yöneltildiler ve Sıratı Hamîd’e (İslâm’ın 7 safhasından birincisinin yoluna) hidayet olundular (ulaştırıldılar).
إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا وَيَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ اللَّهِ وَالْمَسْجِدِ الْحَرَامِ الَّذِي جَعَلْنَاهُ لِلنَّاسِ سَوَاء الْعَاكِفُ فِيهِ وَالْبَادِ وَمَن يُرِدْ فِيهِ بِإِلْحَادٍ بِظُلْمٍ نُذِقْهُ مِنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ
Okunuşu: İnnellezîne keferû ve yasuddûne an sebîlillâhi vel mescidil harâmillezî cealnâhu lin nâsi sevâenil âkıfu fîhi vel bâdı, ve men yurid fîhi bi ilhâdin bi zulmin nuzıkhu min âzâbin elîm(elîmin).
Hac / 25 - (Diyanet İşleri)
İnkâr edenler ile Allah’ın yolundan ve içinde, yerli, misafir bütün insanları eşit kıldığımız Mescid-i Haram’dan alıkoyanlar (azabı hak etmişlerdir.) Kim de orada zulmederek haktan sapmak isterse, biz ona elem dolu bir azaptan tattıracağız.
Hac / 25 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Kâfir olanlar ve halkı Allah'ın yolundan çıkaranlar ve insanlar için ibâdet yeri olarak halkettiğimiz ve orada yurt tutanla orayı ziyâret için gelen hakkında aynı hükümleri yürüttüğümüz Mescid-i Harâm'dan men edenlerse. Ve kim orada nehy edilmiş birşeyi zulmederek yapmak isterse ona elemli azâbı tattırırız.
Hac / 25 - (Abdullah Parlıyan)
Gerçekten, O Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenler, Allah'ın yolundan ve kendisini ziyarette yerlisi ile misafiri eşit tutulan, Mescidi Haram'dan insanları alıkoyanlar şunu bilmeliler ki, kim orada zulüm ile haktan sapıp dinsizliğe yeltenirse, ona can yakıcı bir azaptan tattırırız.
Hac / 25 - (Adem Uğur)
İnkâr edenler, Allah'ın yolundan ve -yerli, taşralı- bütün insanlara eşit (kıble veya mâbed) kıldığımız Mescid-i Harâm'dan (insanları) alıkoymaya kalkanlar (şunu bilmeliler ki) kim orada (böyle) zulüm ile haktan sapmak isterse ona acı azaptan tattırırız.
Hac / 25 - (Ahmed Hulusi)
Muhakkak ki hakikat bilgisini inkâr edenler; hem yerleşik olan hem de dışarıdan gelen insanlar için eşit kılınan Mescid-i Haram'dan ve Allâh yolundan alıkoyanlardır. . . Kim orada hakikatin gereğine ters düşerek ve zulmederek yanlış yaparsa, ona elim azaptan tattırırız.
Hac / 25 - (Ahmet Tekin)
Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar ile küfre saplananları, Allah yolundan, İslâm’a girmekten, İslâm’ı yaşamaktan ve yerli-taşralı ayırımı yapmaksızın herkes için hür, serbest ibadet, ticaret bölgesi, siyasî ve ekonomik kararlar, kültür ve medeniyet merkezi haline getirdiğimiz Mescid-i Haram’a gitmekten insanları alıkoyanları şiddetle cezalandıracağız. Orada zulümle, baskı ve işkenceyle, Harem’in saygınlığına gölge düşürenlere, karaborsacılara, müslümanların hürriyetlerini engelleyerek doğru yoldan saptırmak isteyenlere, can yakıp, inleten müthiş bir azaptan tattıracağız.
Hac / 25 - (Ahmet Varol)
İnkar edenler, Allah'ın yolundan ve içerisinde oranın yerlisi ile dışarıdan gelen bir olmak üzere insanlar için (ibadet ve ziyaret yeri) kıldığımız Mescidi Haram'dan alıkoyanlar (bilsinler ki); kim orada saptırmaya ve zulme yeltenirse biz ona acıklı bir azap tattırırız.
Hac / 25 - (Ali Bulaç)
Gerçek şu ki, inkar edip Allah yolundan ve yerlilerle dışarıdan gelenler için eşit olarak (haram ve kıble) kıldığımız Mescid-i Haram'dan alıkoyanlara, orada zulmederek adaletten ayrılanlara acı bir azab taddırırız.
Hac / 25 - (Ali Fikri Yavuz)
Amma o küfre varıp da Allah yolundan ve Mescid-i Haram’dan -ki biz onu, mukîm ve misafire müsavi olmak üzere bütün insanlar için (kıble ve ibadethane) yapmışızdır - alıkoymakta olanlar elbette azab göreceklerdir. Her kim, Mescid-i Haram’da hakdan meylederek zulüm yaparsa, ona acıklı bir azab taddırırız.
Hac / 25 - (Ali Ünal)
Kendileri kâfir oldukları gibi, başkalarını da Allah’ın yolundan alıkoyanlara, bu arada, ister Mekke içinde ister taşrada oturuyor olsunlar inanan bütün insanlar için ibadet yeri olarak tayin buyurduğumuz Mescidi Haram’ı mü’minlerin ziyaret etmelerine mani olanlara gelince: kim orada böyle zulüm ve haksızlıkla hak ve adaletten sapmaya kalkışırsa, öylesine pek acı bir azap tattırırız.
Hac / 25 - (Bayraktar Bayraklı)
Şüphesiz, inkâr edenlere, insanları Allah'ın yolundan, yerli ve yabancı bütün insanlar için eşit kıldığımız Mescid-i Harâm'dan alıkoyanlara ve orada haktan ayrılarak zulmetmek isteyenlere acıklı bir azabı tattıracağız.
Hac / 25 - (Bekir Sadak)
Dogrusu inkar edenleri, Allah'in yolundan, yerli ve yolcu butun insanlar icin esit kilinan Mescidi Haram'dan alikoyanlari ve orada zulm ile yanlis yola saptirmak isteyeni, can yakici bir azaba ugratiriz. *
Hac / 25 - (Celal Yıldırım)
O inkâr edenlere, Allah yolundan ve içinde yerlisi ve misafiri eşit tutulan Mescid-i Haram'dan alıkoyanlara; içinde haksızlık yaparak dinsizliğe yeltenen kimselere elbette elem verici azâbdan tattıracağız.
Hac / 25 - (Cemal Külünkoğlu)
İnkâr edenler ile (insanları) Allah'ın yolundan ve yerlilerle dışarıdan gelenler için eşit olarak (ibadet ve kıble yeri) kıldığımız Mescid-i Haram'dan alıkoyanlar (bilsinler ki) kim orada haksızlık yaparak haktan sapmak isterse, biz ona elem dolu bir azaptan tattırırız.
Hac / 25 - (Diyanet İşleri (eski))
Doğrusu inkar edenleri, Allah'ın yolundan, yerli ve yolcu bütün insanlar için eşit kılınan Mescidi Haram'dan alıkoyanları ve orada zulm ile yanlış yola saptırmak isteyeni, can yakıcı bir azaba uğratırız.
Hac / 25 - (Diyanet Vakfi)
İnkâr edenler, Allah'ın yolundan ve -yerli, taşralı- bütün insanlara eşit (kıble veya mâbed) kıldığımız Mescid-i Harâm'dan (insanları) alıkoymaya kalkanlar (şunu bilmeliler ki) kim orada (böyle) zulüm ile haktan sapmak isterse ona acı azaptan tattırırız.
Hac / 25 - (Edip Yüksel)
İnkar edenler, yerli ve dışarıdan gelen tüm insanlar için eşit olarak ayırdığımız Kutsal Mescid'den ve ALLAH'ın yolundan geri çevirenler ve orada zulüm ve sapıklık arayanlar, tarafımızdan acı bir azap tadacaklardır.
Hac / 25 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Amma şunlar ki küfr ettiler hem Allah yolundan ve o Mescidi haramdan meni' ediyorlar ki biz onu, mukîm ve müsafir içinde müsavi olmak üzere, umum insanlar için yapmışız ve her kim onun içinde zulm ile ilhad ile bir irade ederse ona muhakkak elîm bir azâb tattırırız
Hac / 25 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Ancak o inkar edenler Allah'ın yolundan, yerli ve yabancının eşit hakka sahip olduğu bütün insanlar için yapılan Mescid-i Haram'dan alıkoyanlara ve orada zulüm ve dinsizlik ile yalnış bir yola saptırmak isteyene, ona muhakkak gayet acı bir azap tattırırız.
Hac / 25 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Şüphesiz inkâr edenlere, Allah'ın yolundan, yerli ve yolcu bütün insanlar için eşit kılınan Mescid-i Haram'dan alıkoyanlara ve orada zulümle yanlış yola saptırmak isteyene can yakıcı bir azab tattırırız.
Hac / 25 - (Gültekin Onan)
Gerçek şu ki, küfredip Tanrı yolundan ve yerlilerle dışarıdan gelenler için eşit olarak (haram ve kıble) kıldığımız Mescid-i Haram'dan alıkoyanlara, orada zulmederek adaletten ayrılanlara acı bir azab tattırırız.
Hac / 25 - (Harun Yıldırım)
İnkâr edenler, Allah'ın yolundan ve yerli, taşralı bütün insanlara eşit (kıble veya mâbed) kıldığımız Mescidi Harâm'dan (insanları) alıkoymaya kalkanlar (şunu bilmeliler ki) kim orada (böyle) zulüm ile haktan sapmak isterse ona acı azaptan tattırırız.
Hac / 25 - (Hasan Basri Çantay)
Hakıykat, o küfredenler, o Allahın yolundan ve kendisi (ni ziyaret) de yerli, müsâfir insanları müsâvî kıldığımız Mescid-i haramdan alıkoymakda olanları... Kim orada zulm ile ilhaada yeltenirse biz ona pek acıklı bir azâb tatdırırız.
Hac / 25 - (Hayrat Neşriyat)
Şübhesiz ki o inkâr edenler ve (insanları) Allah yolundan, içinde yerli olsun misâfir olsun (kıble ve ma'bed olma husûsunda) insanlar için eşit kıldığımız Mescid-i Harâm’dan men' edenler yok mu, işte her kim ki orada zulüm ile haktan sapmak isterse, ona (pek) elemli bir azabdan tattırırız.
Hac / 25 - (İbni Kesir)
Muhakkak ki o küfredenlere, Allah'ın yolundan ve (yerli, yolcu bütün insanları eşit kıldığımız) Mescid-i Haram'dan alıkoyanlara ve orada zulm ile ilhada yeltenenlere; elim bir azabtan tattırırız.
Hac / 25 - (Kadri Çelik)
Muhakkak ki o küfre sapanlara, Allah'ın yolundan, yerli ve yolcu bütün insanlar için eşit kılınan Mescid-i Haram'dan alıkoyanlara ve de orada zulüm ile haktan sapmaya yeltenenlere, elim bir azaptan tattırırız.
Hac / 25 - (Muhammed Esed)
Bilin ki, hakkı inkara şartlanmış olanlara, (başkalarını) Allah'ın yolundan çevirmeye, (keza) hem orada yaşayan, hem de dışarıdan gelen bütün insanlar için tayin ettiğimiz Mescid-i Haram'dan (alıkoymaya) çalışanlara ve (bile bile) haksızlık yaparak oranın saygınlığına gölge düşürmeye kalkışanlara (öte dünyada) çok can yakıcı bir azap tattıracağız.
Hac / 25 - (Mustafa İslamoğlu)
Fakat inkarda direnenleri, Allah yolundan ve yerli-yabancı ayrımı gözetmeden bütün insanlar için tayin ettiğimiz Mescid-i Haram'dan alıkoyanları, oralı olmayı sapıklığa ve haksızlığa bile isteye vesile kılanları, can yakıcı bir azaba terk edeceğiz.
Hac / 25 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Muhakkak o kimseler ki, kâfir oldular ve Allah'ın yolundan ve yerliler ile taşradan gelenler için müsavî kıldığımız Mescid-i Haram'dan (nâsı) menederler, ve her kim ki, orada zulme meyletmek arzusunda bulunur, ona bir acıklı azaptan tattıracağız.
Hac / 25 - (Ömer Öngüt)
İnkâr edenler, Allah'ın yolundan alıkoyanlarla, ister yerli ister yabancı olsun bütün insanları eşit kıldığımız Mescid-i haram'dan çevirenler var ya! Kim orada zulüm ile haktan sapmak isterse, ona yakıcı bir azap tattırırız.
Hac / 25 - (Şaban Piriş)
Küfredenlere, Allah yolundan ve yerli olsun, yolcu olsun bütün insanlar için eşit kıldığımız Mescid-i Haram’dan alıkoyanlara ve orada zulüm ile sapıklık isteyenlere acı bir azap tattırırız.
Hac / 25 - (Sadık Türkmen)
Şüphesiz inkâr edenler ve Allah’ın yolundan, yerli ve dışarıdan gelen bütün insanlar için, ibadet yeri olarak eşit kıldığımız, Mescidi Haram’dan alıkoyanlar (azabı hak etmişlerdir.) Kim de orada zulmederek haktan sapmak isterse Biz ona çok acıklı bir azaptan tattıracağız.
Hac / 25 - (Seyyid Kutub)
Kâfirlere, insanları, Allah'ın yolundan ve gerek Mekke yerlilerinin gerekse dışardan gelen herkesin ziyaretine eşitçe açtığımız Mescid-i Haram'a (Kâ'be'ye) girmekten alıkoyanlara gelince kim orada zalimce bir tutum takınarak Allah'ın emirlerini çiğnerse kendisine acıklı bir azap tattırırız.
Hac / 25 - (Suat Yıldırım)
Kendileri dini inkâr edenler, üstelik insanları Allah’ın yolundan ve gerek şehirli, gerek taşralı bütün insanlara müsavi olmak üzere kıble ve ibadet yeri yaptığımız Mescid-i Haramdan engelleyip uzaklaştıranlar bilsinler ki kim orada böyle zulüm ile haktan ve adaletten sapmak isterse ona can yakıcı bir azap tattırırız.
Hac / 25 - (Süleyman Ateş)
Nânkörlük edenler, Allâh'ın yolundan ve gerek yerli, gerek dışarıdan gelen bütün insanlar için ibâdet yeri yaptığımız Mescid-i Harâm'dan (insanları) geri çevirenler (bilsinler ki), kim orada (böyle) zulüm ile haktan sapmak isterse ona acı bir azâb taddırırız.
Hac / 25 - (Tefhim-ul Kuran)
Gerçek şu ki, inkâr edip Allah yolundan ve yerlilerle dışarıdan gelenler için eşit olarak (haram ve kıble) kıldığımız Mescid-i Haram'dan alıkoyanlara, orada zulmederek adaletten ayrılanlara acı bir azab taddırırız.
Hac / 25 - (Ümit Şimşek)
İnkâr eden ve insanları Allah'ın yolundan ve yerli olsun, yolcu olsun, eşit şekilde hepsi için bir ibadet yeri yaptığımız Mescid-i Haramdan alıkoyanlar bilsinler ki, kim orada haktan saparak bir zulme yeltenirse, Biz ona acı bir azaptan tattırırız.
Hac / 25 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Küfre sapanlar, Allah'ın yolundan alıkoyarlar. Hem sürekli içinde kalan hem dışarıdan gelen tüm insanlar için oluşturduğumuz Mescid-i Haram'dan da geri çeviriyorlar. Kim orada zulmederek haktan sapmak isterse, biz ona acıklı bir azabı tattıracağız.
Hac / 25 - (İskender Ali Mihr)
Muhakkak ki kâfir olanlara ve Allah’ın yolundan alıkoyanlara ve yerlilere de dışarıdan gelenlere de eşit kıldığımız Mescid-i Haram’dan men edenlere ve orada zulüm ile (Hakk yolundan) saptırmak isteyen kimselere elîm azaptan tattıracağız.
Hac / 25 - (İlyas Yorulmaz)
Şüphesiz ki doğruları inkâr edenlere ve insanları zorla Allah’ın yolundan ve gerek çölden gelenler veya uzaklardan deve sırtında gelenlerin eşit oldukları mekân olarak yaptığımız Mescid-i Haramdan çevirenlere, acıklı bir azap tattıracağız.
وَإِذْ بَوَّأْنَا لِإِبْرَاهِيمَ مَكَانَ الْبَيْتِ أَن لَّا تُشْرِكْ بِي شَيْئًا وَطَهِّرْ بَيْتِيَ لِلطَّائِفِينَ وَالْقَائِمِينَ وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ
Okunuşu: Ve iz bevve’nâ li ibrâhîme mekânel beyti en lâ tuşrik bî şey’en ve tahhir beytiye lit tâifîne vel kâimîne ver rukkais sucûd(sucûdi).
Hac / 26 - (Diyanet İşleri)
Hani biz İbrahim’e, Kâbe’nin yerini, “Bana hiçbir şeyi ortak koşma; evimi, tavaf edenler, namaz kılanlar, rükû ve secde edenler için temizle” diye belirlemiştik.
Hac / 26 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
An o zamanı ki hani biz İbrâhim'e, bana hiçbir şeyi şerik tutma ve tavâf edenlere, namaz kılanlara, rükû edenlere, secde kılanlara tertemiz tut evimi diye Beyt'in yerini göstermiştik.
Hac / 26 - (Abdullah Parlıyan)
Hani bir vakit biz İbrahim'e, mukaddes evin yerini göstermiş ve O'na demiştik ki: “Bana hiçbir şeyi ortak koşma ve benim mabedimi, O'nu tavaf edecek olanlar, namaz kılanlar, saygı ile eğilip secdeye kapananlar için temiz tut.”
Hac / 26 - (Adem Uğur)
Bir zamanlar İbrahim'e Beytullah'ın yerini hazırlamış ve (ona şöyle demiştik): Bana hiçbir şeyi eş tutma; tavaf edenler, ayakta ibadet edenler, rükû ve secdeye varanlar için evimi temiz tut.
Hac / 26 - (Ahmed Hulusi)
Hani biz İbrahim'e Beyt'in mekânını hazırlamıştık da: "Bana bir şeyi ortak koşma! Beytimi, tavaf edenler, (benlikleriyle) ayakta yönelenler ve secde (benliksiz) ile rükû edenler (boyun eğenler) için arındır!"
Hac / 26 - (Ahmet Tekin)
Hani İbrâhim’e, Beytullah’ın yerini hazırlamış ve ona: 'İlâhlığımda, otoritemde, mülkümde, tasarruflarımda bana hiçbir şeyi ortak koşma, gizli şirke düşme, başka otoriteler de kabul etme. Evimi, tavaf edenler, orada cemaat halinde ibadet ve dua edenler, kıyamda durarak, rükûlara vararak namaz kılanlar, İslâmî faaliyetlere katılanlar, secdelere kapananlar için temiz tut.' demiştik.
Hac / 26 - (Ahmet Varol)
Hani biz İbrahim'e Ev'in (Kabe'nin) yerini belirtmiş (şöyle demiştik): 'Bana bir şeyi ortak koşma ve evimi tavaf edenler, kıyam edenler, rüku edenler ve secde edenler için temizle.
Hac / 26 - (Ali Bulaç)
Hani biz İbrahim'e Evin (Kabe'nin) yerini belirtip hazırladığımız zaman (şöyle emretmiştik:) "Bana hiç bir şeyi ortak koşma, tavaf edenler, kıyam edenler, rükua ve sücuda varanlar için Evimi tertemiz tut."
Hac / 26 - (Ali Fikri Yavuz)
(Ey Rasûlüm), hatırla o zamanı ki, biz Kâbe’nin yerini İbrahîm’e beyan etmiş ve ona: “-Bana hiç bir şeyi ortak koşma. Beyt’imi de tavaf edenler için, orada oturanlar, rükû ve secdeye varanlar için iyice temizle.” diye vahy etmiştik.
Hac / 26 - (Ali Ünal)
Halbuki vaktiyle İbrahim için o Beyt’in yerini bir ibadet mahalli olarak tayin buyurduğumuz zaman şöyle emretmiştik: “Bana hiçbir şeyi hiçbir şekilde ortak tanıma ve Evimi, O’nu tavaf edecekler ve orada elpençe huzurumda ibadete duracaklar, rükûa varıp secde edecekler için maddîmanevî her türlü kirden tertemiz tut.”
Hac / 26 - (Bayraktar Bayraklı)
İbrâhim'e Kâbe'nin yerini gösterip şöyle dediğimiz anı hatırla: “Bana hiçbir şeyi ortak koşma, tavaf edenler, orada kıyama duranlar, rükû ve secde edenler için evimi temizle!”[342]
Hac / 26 - (Bekir Sadak)
«ana hicbir seyi ortak kosma; tavaf edenler, orada kiyama duranlar, ruku edenler ve secdeye varanlar icin Evimi temiz tut» diye Ibrahim'i Kabe'nin yerine yerlestirmistik.
Hac / 26 - (Celal Yıldırım)
Hani bir vakit Beytü'l-Haram'ın yerini İbrahim'e hatırlattık da ona, «bana hiç bir şeyi ortak koşma, evimi tavaf edenlere, (onda) ayakta duranlara, rükû' ve secde edenlere tertemiz tut» demiştik.
Hac / 26 - (Cemal Külünkoğlu)
Hani İbrahim'e Beytullah'ın yerini göstermiş ve kendisine şöyle demiştik: “Bana hiç bir şeyi ortak koşma! Tavaf edenler, kıyam edenler, rükûa ve secdeye varanlar için evimi tertemiz tut!”
Hac / 26 - (Diyanet İşleri (eski))
'Bana hiçbir şeyi ortak koşma; tavaf edenler, orada kıyama duranlar, rüku edenler ve secdeye varanlar için Evimi temiz tut' diye İbrahim'i Kabe'nin yerine yerleştirmiştik.
Hac / 26 - (Diyanet Vakfi)
Bir zamanlar İbrahim'e Beytullah'ın yerini hazırlamış ve (ona şöyle demiştik): Bana hiçbir şeyi eş tutma; tavaf edenler, ayakta ibadet edenler, rükû ve secdeye varanlar için evimi temiz tut.
Hac / 26 - (Edip Yüksel)
İbrahim'i Evin (Kabe'nin) mekanına yerleştirmiştik: 'Bana hiç bir şeyi ortak etme. Evimi de, ziyaretçiler, orada yerleşenler, rukü ve secde edenler için temizle.'
Hac / 26 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Hem unutma o vakti ki o beytin yerini İbrahime şöyle diye hazırlamıştık: sakın bana hiç bir şey şirk koşma, ve beytimi dolaşanlar ve duranlar ve ruküa sücude varanlar için tertemiz et
Hac / 26 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Bir zamanlar Kabe'nin yerini İbrahim'e şu şekilde hazırlamıştık: «Sakın bana hiçbir şeyi ortak koşma; tavaf edenler, (kıyama) duranlar, rüku ve secdeye varanlar için Evim'i tertemiz et!
Hac / 26 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Bir zamanlar Kâbe'nin yerini İbrahim'e şu şekilde hazırlamıştık: Sakın bana hiçbir şeyi ortak koşma; tavaf edenler, orada (kıyama) duranlar, ruku edenler ve secdeye varanlar için evimi tertemiz et.
Hac / 26 - (Gültekin Onan)
Hani biz İbrahim'e Evin (Kabe'nin) yerini belirtip hazrladığımız zaman (şöyle emretmiştik:) "Bana hiç bir şeyi ortak koşma, tavaf edenler, kıyam edenler, rükua ve sücuda varanlar için Evimi tertemiz tut."
Hac / 26 - (Harun Yıldırım)
Hani biz İbrahim’e Evin yerini tayin etmiş ve şöyle demiştik: “Bana hiçbir şeyi şirk koşma, tavaf edenler, kıyam edenler, rükû ve sucûd edenler için Evimi tertemiz tut.”
Hac / 26 - (Hasan Basri Çantay)
Hatırla o zamanı ki biz Beytin yerini İbrâhîme: «Bana hiç bir şey'i eş tutma, Beytini tavaaf edenler, kıyam edenler, rükû' ve sücûd edenler için iyice temizle» diye merci' yapmışdık.
Hac / 26 - (Hayrat Neşriyat)
Ve bir zaman İbrâhîm’e, (tufandan dolayı nerede olduğunu bulamadığı) Beyt’in(Kâ'be’nin) yerini (onu yeniden binâ etmesi için) göstermiş (ve ona şöyle emretmiş)tik: 'Bana hiçbir şeyi ortak koşma! Tavâf edenler, (o bölgede) oturanlar (yerli olanlar), rükû' ve secde edenler için beytimi temiz tut!'
Hac / 26 - (İbni Kesir)
Hani İbrahim'e: Bana hiç bir şeyi ortak koşma, tavaf edenler, kıyama duranlar, rüku edenler ve secdeye varanlar için evimi temiz tut, diye Kabe' nin yerini hazırlamıştık.
Hac / 26 - (Kadri Çelik)
Hani biz İbrahim'e, evin (Kâbe'nin) yerini belirtip hazırladığımız zaman, “Bana hiç bir şeyi ortak koşma ve yolcular, yerliler ve rükû ederek secdeye varanlar için evimi temiz tut (diye emretmiştik).”
Hac / 26 - (Muhammed Esed)
Çünkü, İbrahim'e bu İbadet Evi'nin kurulacağı yeri gösterdiğimiz zaman (o'na demiştik ki:) "Bana kimseyi ortak koşma! Ve Benim Mabedimi, onu tavaf edecek olanlar için, onun önünde (Rablerini tazim ve tefekkür ederek) dikilip duranlar için, saygıyla eğilenler ve yere kapananlar için temiz tut!"
Hac / 26 - (Mustafa İslamoğlu)
Hani Biz, İbrahim'in (inşa ve ihya etmesi) için bu İbadet Evi'nin yerini tesbit ettiğimiz zaman; "Bana hiçbir şeyi şirk koşmadığın gibi, Mabedimi de tavaf edecekler ve (ona doğru) kıyama durup rüku ve secdeye kapanacaklar için (şirkten) temiz tutacaksın!" (demiştik).
Hac / 26 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ve yâd et ki, İbrahim'e Beyt-i Şerif'in yerini bir makam kılmıştık, «Bana bir şeyi şerik koşma ve Benim beytimi tavaf edenler için ve mukim olanlar için ve rükû ve secde edenler için tertemiz tut,» diye (hazırlamıştık).
Hac / 26 - (Ömer Öngüt)
Bir zamanlar İbrahim'e Beytullah'ın yerini hazırlamış ve (Ona şöyle demiştik): “Bana hiçbir şeyi ortak koşma; tavaf edenler, orada kıyama duranlar, rükû edenler ve secdeye varanlar için beytimi temiz tut!”
Hac / 26 - (Şaban Piriş)
Hani İbrahim’e: - Bana hiç bir şeyi şirk koşma, tavaf edenler, kıyama duranlar, rükû ve secde edenler için Beytimi temiz tut, diye Kâbe’nin yerini hazırlamıştık.
Hac / 26 - (Sadık Türkmen)
Hani biz İbrahim’e Kâbe’nin yerini; “Bana hiçbir şeyi ortak koşma; tavaf edenler, namaz kılanlar, rükû ve secde edenler için yapılan Evi tertemiz tut” diye belirtmiştik.
Hac / 26 - (Seyyid Kutub)
Hani İbrahim'e Beytullah'ın yerini gösterdik ve kendisine şöyle dedik; «Bana hiçbir şeyi ortak koşma ve bu evimi tavaf edenler, ayakta dikilenler, rükua ve secdeye varanlar için temiz tut.»
Hac / 26 - (Suat Yıldırım)
(26-28) Zira Biz vaktiyle İbrâhim’e Beytullah'ın yerini belirlediğimiz zaman: "Sakın Bana hiç bir şeyi ortak koşma ve Ben’im Mâbedimi tavaf ederken, kıyamda, rükûda veya secdede olarak ibadet edenler için tertemiz tut!" Hem bütün insanları hacca dâvet et ki gerek yaya, gerek uzak yollardan gelen yorgun argın develer üzerinde sana gelsinler. Gelsinler de bunun kendilerine sağlayacağı çeşitli faydaları görsünler ve Allah’ın kendilerine rızk olarak verdiği kurbanlık hayvanları, belirli günlerde Allah’ın adını anarak kurban etsinler. Siz de onların etinden hem kendiniz yiyin, hem de yoksula ve fakire yedirin.
Hac / 26 - (Süleyman Ateş)
Bir zamanlar İbrâhim'i Beyt(Ka'be'n)in yerine kondurmuş(ve ona şöyle emretmiş)tik: "Bana hiçbir şeyi ortak koşma ve tavâf edenler, ayakta duranlar, rükû' ve secde edenler için Evimi temizle."
Hac / 26 - (Tefhim-ul Kuran)
Hani biz İbrahim'e Evin (Kâbe'nin) yerini belirtip hazırladığımız zaman (şöyle emretmiştik:) «Bana hiç bir şeyi ortak koşma, tavaf edenler, kıyam edenler, rükûa ve sücuda varanlar için Evimi temiz tut.
Hac / 26 - (Ümit Şimşek)
Vaktiyle Biz İbrahim'e Beytin yerini göstermiş ve şöyle buyurmuştuk: 'Hiçbir şeyi Bana ortak koşma; Beytimi de, tavaf edenler, Allah huzurunda duranlar, rükû ve secde edenler için temiz tut.
Hac / 26 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Bir zamanlar İbrahim için, o evin yerini, şöyle diyerek hazırlamıştık: Bana hiçbir şeyi ortak koşma, evimi; tavaf edenler, kıyamda duranlar, rükû, secde edenler için temizle.
Hac / 26 - (İskender Ali Mihr)
Hz. İbrâhîm’e Beyt’in mekânını (Kâbe’nin yerini) indirdiğimiz (gösterdiğimiz) zaman: “Bana hiçbir şeyi ortak koşma! Ve Beytim’i (Evim’i) tavaf edenler, kaim olanlar (ayakta duranlar), rükû edenler ve secde edenler için temiz tut.” (dedik).
Hac / 26 - (İlyas Yorulmaz)
Biz İbrahim’i, bana hiçbir şeyi ortak koşma ve tavaf edenler, (namaz için) ayakta duranlar, rükû ve secde edenler için evimi temiz tut diye, beytin bulunduğu yere yerleştirmiştik.
وَأَذِّن فِي النَّاسِ بِالْحَجِّ يَأْتُوكَ رِجَالًا وَعَلَى كُلِّ ضَامِرٍ يَأْتِينَ مِن كُلِّ فَجٍّ عَمِيقٍ
Okunuşu: Ve ezzin fîn nâsi bil hacci ye’tûke ricâlen ve alâ kulli dâmirin ye’tîne min kulli feccin amîk(amîkın).
Hac / 27 - (Diyanet İşleri)
İnsanlar arasında haccı ilan et ki, gerek yaya olarak, gerek uzak yollardan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler.
Hac / 27 - (Abdullah Parlıyan)
Bütün insanlara haccı ilan et, hacca çağır, yaya olarak ve her türlü binek üstünde veya yorgun argın develer üzerinde, her uzak yoldan sana gelsinler
Hac / 27 - (Adem Uğur)
İnsanlar arasında haccı ilân et ki, gerek yaya olarak, gerekse nice uzak yoldan gelen argın develer üzerinde sana gelsinler.
Hac / 27 - (Ahmed Hulusi)
"İnsanlara haccı yaşamalarını ilan et (Beytullah'a davet et) ki yakın veya derin - uzak yollardan gelen her tür binek aracıyla sana gelsinler. "
Hac / 27 - (Ahmet Tekin)
İnsanlar arasında Allah’ın haccı farz kıldığını ilân et. Yaya olarak veya uzak yollardan incelmiş binekler, yorgun argın develer üstünde derin vâdileri aşarak sana gelsinler.
Hac / 27 - (Ahmet Varol)
İnsanlar içinde haccı duyur ki gerek yürüyerek ve gerekse uzak yollardan gelen bineklerle sana gelsinler.
Hac / 27 - (Ali Bulaç)
"İnsanlar içinde haccı duyur; gerek yaya, gerekse uzak yollardan (derin vadilerden) gelen yorgun düşmüş develer üstünde sana gelsinler."
Hac / 27 - (Ali Fikri Yavuz)
Bütün insanlara haccı ilân et; gerek yaya olarak, gerek her uzak yoldan binek üzerinde senin huzuruna gelsinler.
Hac / 27 - (Ali Ünal)
Ve bütün insanlar içinde Hac’cı ilan et ki, gerek yaya, gerekse dünyanın dört bir köşesinden yola çıkan ve yolculuktan zayıf düşmüş develer üzerinde sana gelsinler.
Hac / 27 - (Celal Yıldırım)
İnsanlar arasında Hacc'ı ilân et de yaya olarak, arık binekler üzerinde her uzak vadiden, yoldan sana gelsinler.
Hac / 27 - (Cemal Külünkoğlu)
(27-28) (Ey Muhammed!) İnsanlara haccı ilân et (onları hacca çağır). Gerek yaya olarak ve gerekse uzak yolları aşarak yorgun develer üzerinde sana gelsinler. Gelsinler ki, kendilerine ait birtakım menfaatlere şahit olsunlar ve belirli günlerde de Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine (onları kurban ederken) Allah'ın adını ansınlar. Artık onlardan siz de yiyin, yoksula ve fakire de yedirin.
Hac / 27 - (Diyanet Vakfi)
(27-28) İnsanlar arasında haccı ilân et ki, gerek yaya olarak, gerekse nice uzak yoldan gelen yorgun argın develer üzerinde, kendilerine ait bir takım yararları yakînen görmeleri, Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine belli günlerde Allah'ın ismini anmaları (kurban kesmeleri için) sana (Kâbe'ye) gelsinler. Artık ondan hem kendiniz yeyin, hem de yoksula, fakire yedirin.
Hac / 27 - (Edip Yüksel)
'İnsanlara Hac ziyaretini ilan et. Sana yaya olarak veya çeşitli taşıt araçlarıyla uzaklardan gelsinler.'
Hac / 27 - (Gültekin Onan)
"İnsanlar içinde haccı duyur; gerek yaya, gerekse uzak yollardan (derin vadilerden) gelen yorgun düşmüş develer üstünde sana gelsinler."
Hac / 27 - (Harun Yıldırım)
“Ve insanlar arasında haccı ilân et! Gerek yaya, gerekse uzak yollardan gelen yorgun düşmüş develer üstünde sana gelsinler.”
Hac / 27 - (Hasan Basri Çantay)
«İnsanlar içinde haccı i'lân et. Gerek yaya, gerek her uzak yoldan gelecek arık develerin üstünde (süvârî) olarak sana gelsinler».
Hac / 27 - (Hayrat Neşriyat)
'Ve insanlar içinde Hacc’ı i'lân et, gerek yaya olarak, gerekse bütün uzak yollardan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler!'
Hac / 27 - (İbni Kesir)
İnsanlar için haccı ilan et. Gerek yaya, gerek arık binekler üzerinde uzak vadiden ve yollardan sana gelsinler.
Hac / 27 - (Kadri Çelik)
“İnsanlar içinde haccı duyur; gerek yaya gerekse uzak yollardan gelen yorgun düşmüş develer üstünde sana gelsinler.”
Hac / 27 - (Muhammed Esed)
Bunun içindir ki, (ey Muhammed,) bütün insanları hacca çağır: yaya olarak ve hızlı yürüyen her (türlü) binek üstünde, (dünyanın) en uzak köşelerinden sana gelsinler
Hac / 27 - (Mustafa İslamoğlu)
Ve insanları hacca davet et! Gerek yaya, gerekse hızlı yol alma yeteneğine sahip ulaşım araçlarına binerek her bir yoldan senin (çağrına) gelsinler
Hac / 27 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
«Ve nâs arasında haccı ilân et, sana piyade olarak ve her bir geniş, uzak yoldan gelen zayıf develer üzerine binmiş olarak geliversinler.»
Hac / 27 - (Ömer Öngüt)
“İnsanları Hacc'a çağır, yürüyerek ve uzak yollardan gelen bineklere binerek sana gelsinler. ”
Hac / 27 - (Şaban Piriş)
İnsanlar arasında haccı duyur. Yürüyerek ve uzak yollardan yorgun hayvanlar üstünde sana gelsinler.
Hac / 27 - (Sadık Türkmen)
Insanlar arasında haccı ilân et ki, gerek yaya olarak, gerek uzak yollardan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler.
Hac / 27 - (Seyyid Kutub)
İnsanlara haccı ilân et. Gerek yaya olarak ve gerekse uzak yolları aşarak yorgun develer üzerinde sana gelsinler.
Hac / 27 - (Suat Yıldırım)
(26-28) Zira Biz vaktiyle İbrâhim’e Beytullah'ın yerini belirlediğimiz zaman: "Sakın Bana hiç bir şeyi ortak koşma ve Ben’im Mâbedimi tavaf ederken, kıyamda, rükûda veya secdede olarak ibadet edenler için tertemiz tut!" Hem bütün insanları hacca dâvet et ki gerek yaya, gerek uzak yollardan gelen yorgun argın develer üzerinde sana gelsinler. Gelsinler de bunun kendilerine sağlayacağı çeşitli faydaları görsünler ve Allah’ın kendilerine rızk olarak verdiği kurbanlık hayvanları, belirli günlerde Allah’ın adını anarak kurban etsinler. Siz de onların etinden hem kendiniz yiyin, hem de yoksula ve fakire yedirin.
Hac / 27 - (Süleyman Ateş)
İnsanlar içinde haccı ilân et; yaya olarak veya uzak yollardan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler.
Hac / 27 - (Tefhim-ul Kuran)
«İnsanlar içinde haccı duyur; gerek yaya gerekse uzak yollardan (derin vadilerden) gelen yorgun düşmüş develer üstünde sana gelsinler.»
Hac / 27 - (Ümit Şimşek)
'İnsanlara da haccı duyur ki, yaya olarak yahut her türlü binek üzerinde, dünyanın dört bucağından sana gelsinler.
Hac / 27 - (Yaşar Nuri Öztürk)
İnsanlar içinde haccı ilan et ki, gerek yaya olarak gerekse derin vadilerden gelerek, yorgunluktan incelmiş binitler üzerinde sana ulaşsınlar.
Hac / 27 - (İlyas Yorulmaz)
(Ey İbrahim!) İnsanların Beyti hac etmeleri gerektiğini ilan et ki, yaya olarak veya her türlü vasıta ile sana gelsinler. İnsanlarda dünyanın uzak her köşesinden (senin çağrına uyarak) gelirler.
لِيَشْهَدُوا مَنَافِعَ لَهُمْ وَيَذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ فِي أَيَّامٍ مَّعْلُومَاتٍ عَلَى مَا رَزَقَهُم مِّن بَهِيمَةِ الْأَنْعَامِ فَكُلُوا مِنْهَا وَأَطْعِمُوا الْبَائِسَ الْفَقِيرَ
Okunuşu: Li yeşhedû menâfia lehum ve yezkurusmallâhi fî eyyâmin ma’lûmâtin alâ mâ razakahum min behîmetil en’âm(en’âmi), fe kulû minhâ ve at’ımul bâisel fakîr(fakîre).
Hac / 28 - (Diyanet İşleri)
Gelsinler ki, kendilerine ait birtakım menfaatlere şahit olsunlar ve Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine belli günlerde (onları kurban ederken) Allah’ın adını ansınlar. Artık onlardan siz de yiyin, yoksula fakire de yedirin.
Hac / 28 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Gelsinler de kendilerine âit olan menfaatleri elde etsinler ve kendilerine rızık olarak verilen dört ayaklı hayvanları, muayyen günlerde Allah'ın adını anarak kessinler. Yiyin artık onlardan ve yok yoksul fakiri de doyurun.
Hac / 28 - (Abdullah Parlıyan)
de haccın kendilerine sağlayacağı yararları görsünler ve kurban için belirlenen günlerde kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanları Allah adını anarak kessinler. Bunların etinden yiyin, yoksul ve fakirlere de yedirin.
Hac / 28 - (Adem Uğur)
Ta ki kendilerine ait bir takım yararları yakînen görmeleri, Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine belli günler de Allah'ın ismini ansınlar. Artık ondan hem kendiniz yeyin, hem de yoksula, fakire yedirin.
Hac / 28 - (Ahmed Hulusi)
"Tâ ki kendileri yararına şahit olsunlar. . . Kendilerini rızıklandırdığımız kurbanlıkları kurban ederek, bilinen günlerde Allâh'ın ismini zikretsinler. . . Artık onlardan yeyin ve fakir, muhtaç olanlara da yedirin. "
Hac / 28 - (Ahmet Tekin)
Kendilerinin dinî, kültürel, ekonomik, siyasî menfaatleriyle yakînen ilgilenmeleri, tesbitler ve planlamalar yapmaları, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanları belli günlerde, bayram günlerinde keserlerken Allah’ın ismini anarak şükretmeleri, kurban kesmeleri için sana, Kâbe’ye gelsinler. Artık ondan hem kendiniz yeyin, hem de fakr-u zarurete, sıkıntıya düşen iflas eden, sıkıntısını hissettirmeyen kimselere yedirin.
Hac / 28 - (Ahmet Varol)
Ki kendileri için birtakım yararlara şahit olsunlar ve kendilerine rızık olarak verdiği hayvanların üzerine belli günlerde Allah'ın adını ansınlar. Onlardan yiyin ve zor durumdaki yoksula da yedirin.
Hac / 28 - (Ali Bulaç)
Kendileri için bir takım yararlara şahid olsunlar ve kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine belli günlerde (kurban adarken) Allah'ın adını ansınlar. Artık bunlardan yiyin ve zorluk çeken yoksulu da doyurun.
Hac / 28 - (Ali Fikri Yavuz)
Tâ ki kendilerine ait menfaatlere şahid olsunlar ve Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği dört ayaklı hayvanlar (kurbanlıklar) üzerine belirli günlerde (kurban kesme günlerinde) Allah’ın adını ansınlar. İşte bu kurbanlıklardan yeyin ve muztar fakiri doyurun.
Hac / 28 - (Ali Ünal)
Gelsinler de, Hac’da kendilerini bekleyen (bütün manevî, içtimaî, iktisadî) faydaları müşahede etsinler. Ayrıca, Allah’ın onlara rızık olarak bahşettiği kurbanlık hayvanları belli günlerde mutlaka Allah’ın adını anarak kurban etsinler. O hayvanların etlerinden kendiniz yediğiniz gibi, darda kalmışlara ve fakirlere de yedirin.
Hac / 28 - (Bayraktar Bayraklı)
“Kendileri için orada bulunan faydaları görsünler; belli günlerde kendilerine verdiğimiz hayvanlardan Allah'ın adını anarak kurban kessinler. Bu kurbanlardan yiyiniz, yoksullara da yediriniz!”
Hac / 28 - (Bekir Sadak)
Taki kendi menfaatlerine sahid olsunlar; Allah'in onlara rizik olarak verdigi hayvanlari belli gunlerde kurban ederken O'nun adini ansinlar. Siz de bunlardan yiyin, caresiz kalmis yoksulu da doyurun.
Hac / 28 - (Celal Yıldırım)
Tâ ki kendileri lehine bir takım menfaatlere şâhid ve hazır olsunlar. Allah'ın onlara rızık olarak sunduğu eti yenen hayvanlara (kurban etmelerine) karşılık belli günlerde Allah'ın ismini ansınlar. Siz de onların etinden yeyin ve sıkıntıya uğramış fakirlere yedirin.
Hac / 28 - (Cemal Külünkoğlu)
(27-28) (Ey Muhammed!) İnsanlara haccı ilân et (onları hacca çağır). Gerek yaya olarak ve gerekse uzak yolları aşarak yorgun develer üzerinde sana gelsinler. Gelsinler ki, kendilerine ait birtakım menfaatlere şahit olsunlar ve belirli günlerde de Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine (onları kurban ederken) Allah'ın adını ansınlar. Artık onlardan siz de yiyin, yoksula ve fakire de yedirin.
Hac / 28 - (Diyanet İşleri (eski))
Taki kendi menfaatlerine şahid olsunlar; Allah'ın onlara rızık olarak verdiği hayvanları belli günlerde kurban ederken O'nun adını ansınlar. Siz de bunlardan yiyin, çaresiz kalmış yoksulu da doyurun.
Hac / 28 - (Diyanet Vakfi)
(27-28) İnsanlar arasında haccı ilân et ki, gerek yaya olarak, gerekse nice uzak yoldan gelen yorgun argın develer üzerinde, kendilerine ait bir takım yararları yakînen görmeleri, Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine belli günlerde Allah'ın ismini anmaları (kurban kesmeleri için) sana (Kâbe'ye) gelsinler. Artık ondan hem kendiniz yeyin, hem de yoksula, fakire yedirin.
Hac / 28 - (Edip Yüksel)
Ki kendileri için bir takım (sosyal, politik, ekonomik) yararlara tanık olsunlar ve kendilerine çiftlik hayvanlarını rızık olarak verdiği için ALLAH'ın ismini bilinen günlerde ansınlar. 'Onlardan yeyin ve sıkıntı içindeki yoksullara da yedirin.'
Hac / 28 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Gelsinler kendilerine aid bir takım menfeatlere şâhid olsunlar ve En'am behîmelerinden kendilerine merzûk buyurduğu kurbanlıklar üzerine ma'lûm günlerde Allahın ismini ansınlar da onlardan yeyin ve yoksulu, fakıri doyurun
Hac / 28 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Kendilerine ait bir takım menfaatlara şahit olsunlar; Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanları kurban ederken Allah'ın adını ansınlar; siz de onlardan yiyin, yoksulu ve fakiri doyurun.
Hac / 28 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Ta ki kendilerine ait birtakım menfaatlere şahid olsunlar; Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanları belli günlerde kurban ederken O'nun adını ansınlar. Siz de onlardan yiyin, yoksulu, fakiri de doyurun.
Hac / 28 - (Gültekin Onan)
Kendileri için bir takım yararlara şahid olsunlar ve kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine belli günlerde (kurban adarken) Tanrı'nın adını ansınlar. Artık bunlardan yiyin ve zorluk çeken yoksulu da doyurun.
Hac / 28 - (Harun Yıldırım)
Kendileri için bir takım yararlara şahid olsunlar ve kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine belli günlerde Allah’ın adını ansınlar. Artık bunlardan yiyin ve zorluk çeken yoksulu da doyurun.
Hac / 28 - (Hasan Basri Çantay)
«Tâki kendilerine âid menfeatlere şâhid (ve haazır) olsunlar. Allahın rızk olarak kendilerine verdiği dört ayaklı davarlar (kurbanlıklar) üzerine ma'lûm olan günlerde Allahın adını ansınlar. İşte bunlardan yeyin, yoksulu, fakîri de doyurun».
Hac / 28 - (Hayrat Neşriyat)
'Tâ ki kendilerine âid (dünyevî ve uhrevî) menfaatlere şâhid olsunlar ve (Allah’ın)kendilerine rızık olarak verdiği sağmal hayvanlar üzerine belli günlerde (onları kurban ederken) Allah’ın ismini zikretsinler! Artık (siz de) bunlardan yiyin, darda kalmış fakire de yedirin!'
Hac / 28 - (İbni Kesir)
Ta ki kendileri için faydalara şahid olsunlar ve Allah'ın onlara rızık olarak verdiği hayvanları belli günlerde kurban ederken O'nun adını ansınlar. Siz de bunlardan yeyin. Çaresiz kalmış yoksulu da doyurun.
Hac / 28 - (Kadri Çelik)
(Hacca gelsinler de) Böylece kendileri için bir takım yararlara şahit olsunlar ve kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine belli günlerde Allah'ın adını ansınlar. Artık bunlardan yiyin ve zorluk çeken yoksulu da doyurun.
Hac / 28 - (Muhammed Esed)
de (bunun) kendilerine sağlayacağı yararları görsünler; ve (kurban için) belirlenen günlerde, (bu amaçla) O'nun kendilerine rızık olarak sağladığı hayvanlar üzerine Allah'ın ismini ansınlar; ve böylece siz de bunlardan yiyin ve darlık içindeki yoksulu da doyurun.
Hac / 28 - (Mustafa İslamoğlu)
ki, bunun kendilerine sağlayacağı yararlara tanık olsunlar. Bir de belirlenen günlerde, O'nun kendilerine rızık olarak sunduğu hayvanları (kurban ederken), üzerine Allah'ın adını ansınlar: işte bunlardan siz de yiyin, zor durumdaki ihtiyaç sahiplerine de yedirin.
Hac / 28 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
«Tâ ki, kendileri için birtakım menfaatlere şahit olsunlar ve kendilerini merzûk etmiş olduğumuz dört ayaklı kurbanlık hayvanlar üzerine malum olan günlerde Allah'ın ismini ansınlar. Artık onlardan yeyin ve yoksul fakirlere yediriniz.»
Hac / 28 - (Ömer Öngüt)
“Tâ ki kendilerine âit bir takım faydaları yakînen görsünler. Allah'ın onlara rızık olarak verdiği hayvanları belli günlerde kurban ederken, O'nun adını ansınlar. Siz de bunlardan yiyin, hem de yoksula fakire yedirin. ”
Hac / 28 - (Şaban Piriş)
Kendilerine faydalı olacak şeyleri görsünler, Allah’ın onlara rızık olarak verdiği hayvanları belli günlerde, Allah’ın adını anarak kurban etsinler. Ondan hem siz yiyin hem de muhtaç durumdaki fakiri doyurun.
Hac / 28 - (Sadık Türkmen)
Gelsinler ki, kendilerine ait birtakım menfaatlere şahit olsunlar ve Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği, (kurbanlık) hayvanlar üzerine belli günlerde, (onları kurban ederken) Allah’ın adını ansınlar. Artık onlardan siz de yiyin, yoksula fakire de yedirin.
Hac / 28 - (Seyyid Kutub)
Gelsinler de çeşitli yararlarını gözleri ile görsünler ve Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanları belirli günlerde kurban ederken O'nun adını ansınlar. Bu hayvanların etinden hem kendiniz yiyiniz, hem de sıkıntı içinde bulunan yoksullara yediriniz.
Hac / 28 - (Suat Yıldırım)
(26-28) Zira Biz vaktiyle İbrâhim’e Beytullah'ın yerini belirlediğimiz zaman: "Sakın Bana hiç bir şeyi ortak koşma ve Ben’im Mâbedimi tavaf ederken, kıyamda, rükûda veya secdede olarak ibadet edenler için tertemiz tut!" Hem bütün insanları hacca dâvet et ki gerek yaya, gerek uzak yollardan gelen yorgun argın develer üzerinde sana gelsinler. Gelsinler de bunun kendilerine sağlayacağı çeşitli faydaları görsünler ve Allah’ın kendilerine rızk olarak verdiği kurbanlık hayvanları, belirli günlerde Allah’ın adını anarak kurban etsinler. Siz de onların etinden hem kendiniz yiyin, hem de yoksula ve fakire yedirin.
Hac / 28 - (Süleyman Ateş)
Ki kendileri için birtakım faydalara tanık olsunlar ve (Allâh'ın) kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine belli günlerde (onları kurban ederken) Allâh'ın adını ansınlar. Onlardan yeyin, sıkıntı içinde bulunan fakire de yedirin.
Hac / 28 - (Tefhim-ul Kuran)
Kendileri için bir takım yararlara şahid olsunlar ve kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine belli günlerde (kurban adarken) Allah'ın adını ansınlar. Artık bunlardan yiyin ve zorluk çeken yoksulu da doyurun.
Hac / 28 - (Ümit Şimşek)
'Böylece haccın kendilerine sağlayacağı yararları görsünler ve belirli günlerde, Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanların üzerine Onun adını ansınlar. Sonra onlardan hem siz yiyin, hem de yoksullara ve darlığa düşmüş kimselere yedirin.
Hac / 28 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Kendilerine ait bir takım yararlara tanık olsunlar. Kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerinde belirli günlerde Allah'ın adını ansınlar. İşte bunlardan yiyin, sıkıntı içindeki fakiri de doyurun.
Hac / 28 - (İskender Ali Mihr)
Kendilerinin menfaatlerine (faydalandıkları şeylere) şahit olsunlar. Ve onları, rızıklandırdığı hayvanların üzerine belli günlerde Allah’ın İsmi’ni ansınlar (kurban kessinler). Böylece ondan yeyiniz ve muhtaç fakir(ler)i doyurunuz!
Hac / 28 - (İlyas Yorulmaz)
(Geldiklerinde) Haccın kendileri için ne kadar faydalı olduğuna, bizatihi şahit olsunlar ve belirli günlerde, Allah’ın rızık olarak onlar için verdiği hayvanları boğazlarken, Allah’ın ismini ansınlar. Sonra o hayvanların etlerinden hem kendileri yesin, hemde zor durumda olan aç fakirleri doyursunlar.
ثُمَّ لْيَقْضُوا تَفَثَهُمْ وَلْيُوفُوا نُذُورَهُمْ وَلْيَطَّوَّفُوا بِالْبَيْتِ الْعَتِيقِ
Okunuşu: Summel yakdû tefesehum vel yûfû nuzûrahum vel yettavvefû bil beytil atîk(atîkı).
Hac / 29 - (Abdullah Parlıyan)
Sonra ihramda iken yapılamayan şeyleri yapıp temizlensinler, varsa adaklarını yerine getirsinler ve bu dünyanın en eski ve zorbalardan engellenip özgürlüğe kavuşturulmuş mabedini bir kere daha tavaf etsinler.
Hac / 29 - (Adem Uğur)
Sonra kirlerini gidersinler; adaklarını yerine getirsinler ve o Eski Ev'i (Kâbe'yi) tavaf etsinler.
Hac / 29 - (Ahmed Hulusi)
"Sonra (nefslerinin) kirlerine son versinler, adaklarını yerine getirsinler ve Beyt-i Atik'lerini (şerefli - özgür ev'i) çok tavaf etsinler. "
Hac / 29 - (Ahmet Tekin)
Sonra kirlerini giderip, temizlensinler, adaklarını yerine getirsinler ve Beyti Atîk’ı, ilk kurulan, dokunulmazlığı olan özgür mabedi, özgürlük yurdunu, ziyaret edenleri günahlardan uzaklaştıran şerefli en eski mâbedi tavaf etsinler.
Hac / 29 - (Ahmet Varol)
Sonra kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler ve Eski Ev'i (Kabe'yi) tavaf etsinler.'
Hac / 29 - (Ali Bulaç)
Sonra kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler. Beyt-i Atik'i tavaf etsinler.
Hac / 29 - (Ali Fikri Yavuz)
Sonra kirlerini (saç ve tırnaklarını) atsınlar, adaklarını yerine getirsinler ve o kadîm olan Beyt’i = Kâbe’yi tavaf etsinler.
Hac / 29 - (Ali Ünal)
Sonra, (saçlarını tıraş ettirip ihramdan çıkarak, banyo yapıp tırnaklarını keserek vb.) temizlensin ve üstlerinibaşlarını düzeltsinler. O günler için herhangi bir adakta bulunmuşlarsa bunları ve kalan Hac görevlerini yerine getirsinler. (Henüz yapmamışlarsa farz tavaf, son olarak da Veda Tavafı için) o pek şerefli ve en kıdemli Ev’in etrafında dönsünler.
Hac / 29 - (Celal Yıldırım)
Sonra da (saçlarını, tırnaklarını kesip üst-başlarındaki) kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler ve (yeryüzünde Allah'a ibâdet için) ilk kurulan Beyt'i tavaf etsinler.
Hac / 29 - (Edip Yüksel)
Sonra yükümlülüklerini tamamlasınlar, vermiş oldukları sözlerini yerine getirsinler ve o Tarihi Evi ziyaret etsinler.
Hac / 29 - (Hayrat Neşriyat)
'Sonra (vücudlarındaki) kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler ve Beyt-i Atîk’ı (Kâ'be’yi) tavâf etsinler!'
Hac / 29 - (İbni Kesir)
Bilahare kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler ve Beyt el Atik'i tavaf etsinler.
Hac / 29 - (Kadri Çelik)
Sonra kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler ve eski evi (Kâbe'yi) tavaf etsinler.
Hac / 29 - (Muhammed Esed)
Bundan sonra, uymak zorunda oldukları belli birtakım kısıtlamalara son versinler; (varsa) adaklarını yerine getirsinler ve (Dünyanın) bu en eski Mabedini (bir kere daha) tavaf etsinler.
Hac / 29 - (Mustafa İslamoğlu)
En sonunda, zorunlu yasaklara son verip kirlerini gidersinler; adaklarını yerine getirsinler ve bu Özgürlük Evi'ni tavaf etsinler.
Hac / 29 - (Ömer Öngüt)
“Sonra kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler ve Beyt-i Atik'i tavaf etsinler. ”
Hac / 29 - (Şaban Piriş)
Sonra da temizlensinler, adaklarını yerine getirsinler ve Beyt-i Atik-i (Kâbe’yi) tavaf etsinler.
Hac / 29 - (Sadık Türkmen)
Aynı zamanda bunlar; Arafat vakfesini, Müzdelife vakfesine yerine getirsinler ve Beyti Atik’i (Allah’a ibadet için yapılan Kâbe’yi) tavaf etsinler.
Hac / 29 - (Seyyid Kutub)
Sonra kirlerini giderip temizlensinler, adaklarını yerine getirsinler ve bu tarihi evi (Kâ'be'yi) tavaf etsinler.
Hac / 29 - (Suat Yıldırım)
Bundan sonra saçlarını, tırnaklarını kesip üstlerindeki başlarındaki kirleri gidersinler ve diğer hac görevlerini yerine getirsinler, dünyanın bu en kıdemli mâbedini bir kere daha tavaf etsinler.
Hac / 29 - (Süleyman Ateş)
Sonra (bıyıklarını, tırnaklarını kesmek, sair temizlik gereklerini yapmak sûretiyle) Kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler ve Eski Ev(Ka'be'y)i tavâf etsinler.
Hac / 29 - (İskender Ali Mihr)
Sonra kirlerini gidersinler (ihrama girsinler). Ve nezirlerini (adaklarını) ifa etsinler (yerine getirsinler). Ve Beyt-i Atik’i (ilk ev Kâbe’yi) tavaf etsinler.
Hac / 29 - (İlyas Yorulmaz)
Sonra haccı tamamladıktan sonraki üzerlerine düşen (temizlenmek, kurban kesmek, tıraş olmak, ihramdan çıkmak v. s. ) görevleri yapsınlar. Adaklarını yerine getirip, Beyt-i Atik’i tavaf etsinler.
ذَلِكَ وَمَن يُعَظِّمْ حُرُمَاتِ اللَّهِ فَهُوَ خَيْرٌ لَّهُ عِندَ رَبِّهِ وَأُحِلَّتْ لَكُمُ الْأَنْعَامُ إِلَّا مَا يُتْلَى عَلَيْكُمْ فَاجْتَنِبُوا الرِّجْسَ مِنَ الْأَوْثَانِ وَاجْتَنِبُوا قَوْلَ الزُّورِ
Okunuşu: Zâlike ve men yuazzım hurumâtillâhi fe huve hayrun lehu inde rabbihî, ve uhıllet lekumul en’âmu illâ mâ yutlâ aleykum fectenibûr ricse minel evsâni vectenibû kavlez zûr(zûri).
Hac / 30 - (Diyanet İşleri)
Bu böyle. Kim Allah’ın hükümlerine saygı gösterirse, bu, Rabbi katında kendisi için bir hayırdır. Haramlığı size okunanların (bildirilenlerin) dışında bütün hayvanlar size helâl kılındı. Artık putlara tapma pisliğinden kaçının, yalan sözden kaçının.
Hac / 30 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
İşte budur hac ve Allah'ın, hürmeti emrettiği şeylere tâzîm eden kişiye bu hareketi, Rabbi katında hayırlıdır ve size, okunan şeyler müstesna, öküz, inek, koyun, deve helâl edilmiştir, artık çekinin putlara tapma pisliğinden ve çekinin yalan sözden.
Hac / 30 - (Abdullah Parlıyan)
Bütün bunlar, Allah tarafından tanzim edilen hacc ibadetidir. Her kim Allah'ın mukaddes emirlerine saygı gösterirse, bu Rabbinin katında kendi iyiliğinedir. Yasak oldukları size bildirilenlerin dışında, bütün hayvanlar size helal kılınmıştır. Artık o pis putlara hürmet göstermekten çekinin, yalan sözden sakının.
Hac / 30 - (Adem Uğur)
Durum böyle. Her kim, Allah'ın emir ve yasaklarına saygı gösterirse, bu, Rabbinin katında kendisi için daha hayırlıdır. (Haram olduğu) size okunanların dışında kalan hayvanlar size helâl kılındı. O halde, pislikten, putlardan sakının; yalan sözden sakının.
Hac / 30 - (Ahmed Hulusi)
İşte böyle. . . Kim Allâh'ın saygı gösterilmesi gerekenlerine saygı duyup gereğini uygularsa, bu yaptığı, onun için Rabbinin indînde daha hayırlıdır. . . Size bildirilenler hariç, en'am (deve, sığır, koyun cinsi) helal kılındı. . . O hâlde putların pisliğinden ve uydurma fikirlerden kaçının.
Hac / 30 - (Ahmet Tekin)
Emir budur. Kim Allah’ın emir ve yasaklarına şer’î mükellefiyetlere saygı gösterirse, bu kendisi için Rabbinin katında daha hayırlıdır. Haram olduğu size bildirilenlerin dışındaki hayvanlar size helâl kılındı. O halde taştan yontularak yapılan heykellere, putlara tapma gibi yasaklanmış bir amelden, küfürden, Allah’ın lânetinden, gazabından sakının, yalan, iftira, Allah’a şirk koşma ve yalancı şahitlikten kaçının.
Hac / 30 - (Ahmet Varol)
İşte böyle! Kim Alah'ın yasaklarına saygı gösterirse bu onun için Rabbinin katında hayırlıdır. Hayvanların size okunanların dışında kalanları size helal kılındı. Öyleyse iğrenç putlardan uzak durun ve yalan sözden sakının.
Hac / 30 - (Ali Bulaç)
İşte böyle; kim Allah'ın haram kıldıklarını (gözetip hükümlerini) yüceltirse, Rabbinin katında kendisi için hayırlıdır. Size (haklarında yasaklar) okunanlar dışındaki hayvanlar helal kılındı. Öyleyse iğrenç bir pislik olan putlardan kaçının, yalan söz söylemekten de kaçının.
Hac / 30 - (Ali Fikri Yavuz)
İşte bu işleri yapsınlar. Kim, Allah’ın korunmasını emrettiği şeylere hürmet ederse, bu Rabbi katında kendisi için mutlak hayırdır. Size (Mâide sûresinde beyan edilib) okunanlar müstesna olmak üzere, bütün davarlar size helâl kılındı. O halde pis putlardan kaçının, yalan sözden sakının.
Hac / 30 - (Ali Ünal)
Bütün bunlar, (Allah’ın Hac ile ilgili emirleridir). Kim Allah’ın kendilerine saygı gösterilmesini emrettiği şeylere gereken saygıyı gösterir ve onları yüceltirse bu, onun için Rabbisinin nezdinde bütünüyle hayırdır. Haram oldukları daha önceden size bildirilmiş olanlar dışında koyunsığır türü ehlî hayvanlar size helâl kılınmıştır. Artık, puta tapıcılığın kirinden bütünüyle uzak durun ve her türlü yalan, bâtıl sözden de kaçının. (Kaçının da, haram ve helâller hakkında vahye dayanmayan hükümler dışında başka söz ve kabullere asla itibar etmeyin.)
Hac / 30 - (Bayraktar Bayraklı)
Yapılması gerekenler işte bunlardır. Kim Allah'ın koyduğu yasaklara saygı gösterirse, bu durum onun için Rabbinin katında daha iyidir. Haram olduğu okunanlar dışında evcil havyanlar size helâl kılındı. Artık putların pisliğinden uzak durunuz, yalan söylemekten de kaçınınız!
Hac / 30 - (Bekir Sadak)
iste boyle. Kim Allah'in yasaklarina saygi gosterirse, bu Rabbinin katinda kendi iyiligindendir. (Haram oldugu) size okunanlar disinda kalan hayvanlar, size helal kilindi. O halde pis putlardan sakinin; yalan sozden kacinin.
Hac / 30 - (Celal Yıldırım)
İşte (Hacc ibâdeti) budur. Kim Allah'ın yasakladığı hususlara, yapılmasını emrettiği şeylere saygılı olur da gereğini yerine getirirse, bu onun için Rabbinin yanında daha hayırlıdır. Size (yenilmesi haram olduğu Mâide Sûresi'nde) okunarak bildirilen şeyler müstesna olmak üzere davarlar helâl kılınmıştır. O halde Allah'a (Onun hak dinine) yönelerek O'na ortak koşmaksızın murdar putlardan uzaklaşın; yalan sözden kaçının.
Hac / 30 - (Cemal Külünkoğlu)
İşte böyle; kim Allah'ın haram kıldıklarını (gözetip hükümlerini) yüceltirse, bu tutum Rabbinin katında kendisi için hayırlıdır. (Yasak oldukları) size okunanlar (bildirilenler) dışında (kurban etmek ve etinden yemek üzere) bütün hayvanlar size helal kılınmıştır. Öyleyse iğrenç bir pislik olan putlardan ve yalan söz söylemekten de kaçının.
Hac / 30 - (Diyanet İşleri (eski))
İşte böyle. Kim Allah'ın yasaklarına saygı gösterirse, bu Rabbinin katında kendi iyiliğinedir. (Haram olduğu) size okunanlar dışında kalan hayvanlar, size helal kılındı. O halde pis putlardan sakının; yalan sözden kaçının.
Hac / 30 - (Diyanet Vakfi)
Durum böyle. Her kim, Allah'ın emir ve yasaklarına saygı gösterirse, bu, Rabbinin katında kendisi için daha hayırlıdır. (Haram olduğu) size okunanların dışında kalan hayvanlar size helâl kılındı. O halde, pislikten, putlardan sakının; yalan sözden sakının.
Hac / 30 - (Edip Yüksel)
İşte böyle. Kim ALLAH'ın yasaklarına saygı gösterirse Rabbinin yanında kendisi için daha iyidir. Size özellikle bildirilenlerin haricindeki tüm çiftlik hayvanları helal (yasal) kılınmıştır. O halde putperestliğin felaketinden kaçının, yalan sözden sakının.
Hac / 30 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Emir budur, her kim de Allahın hurmetlerine ta'zîm ederse bu kendisi için rabbı ındinde mutlak hayırdır, size ise karşınızda tilâvet olunub duranlar müstesna olmak üzere bütün en'am halâl kılındı, o halde o evsandan, o pislikten kaçının ve tezvir sözden kaçının
Hac / 30 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Emir budur! Kim de Allah'ın hürmet edilmesini istediği şeylere saygı gösterirse bu, kendisi için Rabbi katında şüphesiz hayırlıdır. Size (Kur'an'da) okunup bildirilenlerin dışındaki bütün hayvanların etinden yemek helal kılınmıştır. O halde o putlardan, o pislikten kaçının; ve yalan sözden de kaçının.
Hac / 30 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Emir budur, Allah'ın yasaklarına kim saygı gösterirse, bu, kendisi için Rabbinin katında şüphesiz hayırdır. Size bildirilegelenden başka bütün hayvanlar helal kılınmıştır. O halde o pis putlardan kaçının ve yalan sözden sakının.
Hac / 30 - (Gültekin Onan)
İşte böyle; kim Tanrı'nın haram kıldıklarını (gözetip hükümlerini) yüceltirse Rabbinin katında kendisi için hayırlıdır. Size (haklarında yasaklar) okunanlar dışındaki hayvanlar helal kılındı. Öyleyse iğrenç bir pislik olan putlardan kaçının; yalan söz söylemekten de kaçının.
Hac / 30 - (Harun Yıldırım)
Durum böyle. Her kim, Allah'ın emir ve yasaklarına saygı gösterirse, bu, Rabbinin katında kendisi için daha hayırlıdır. Size okunanların dışında kalan hayvanlar size helâl kılındı. O halde, pislikten, putlardan sakının; yalan sözden sakının.
Hac / 30 - (Hasan Basri Çantay)
İşte (emir) budur. Kim Allahın hürmet (edilmesini emreylediği şey) lere ta'zıymde bulunursa bu, Rabbi indinde kendisi için (mahz-ı) hayırdır. Karşınızda okunagelenler müstesna olmak üzere davarlar sizin için halâl kılındı. O halde murdardan, putlardan kaçının, yalan sözden çekinin.
Hac / 30 - (Hayrat Neşriyat)
(Emrimiz) budur! Kim Allah’ın (emir ve) yasaklarına hürmet gösterirse, artık bu Rabbi katında kendisi için bir hayırdır. (Haram olduğu) size okunanların (bildirilenlerin)dışında kalan sağmal hayvanlar size helâl kılınmıştır; artık o pis putlardan kaçının ve yalan sözden sakının!
Hac / 30 - (İbni Kesir)
İşte böyle. Kim Allah'ın haram kıldıklarına saygı gösterirse; Rabbı katında bu, onun hayrınadır. Size okunanlardan başka büyük hayvanlar helal kılınmıştır. O halde murdardan, putlardan kaçının ve yalan sözlerden çekinin.
Hac / 30 - (Kadri Çelik)
İşte böyle; kim Allah'ın hürmetli kıldıklarını yüceltirse, Rabbinin katında kendisi için daha hayırlıdır. (Haram olduğu) size okunanların dışında kalan hayvanlar size helâl kılındı. Öyleyse iğrenç bir pislik olan putlardan kaçının ve yalan söz söylemekten şiddetle sakının.
Hac / 30 - (Muhammed Esed)
Bütün bunlar (Allah tarafından öngörülmüştür;) dolayısıyla, kişi eğer Allah'ın (bu) yasaklayıcı buyruklarını saygıyla gözetirse, bu Rabbinin katında kendi iyiliğine sonuç verecektir. (Yasak oldukları) size bildirilenlerin dışında, (kurban etmek ve etinden yemek üzere) bütün hayvanlar size helal kılınmıştır. Öyleyse artık, (Allah'ın yasaklamış bulunduğu her şeyden, ve en çok da) inanç ve uygulama olarak puta taparlığın her türlü bayağılığından uzak durun; asılsız her türlü sözden kaçının,
Hac / 30 - (Mustafa İslamoğlu)
(Sözün özü) şudur ki; her kim Allah'ın kısıtlayıcı buyruklarına saygı gösterirse, bu Rabbi katında kendi yararına olacaktır; zaten size bildirilenler dışında kalan bütün hayvanlar size helal kılınmıştır. Ama özellikle de putla(ştırma)dan kaynaklanan her tür (manevi) pislikten sakının; bir de asılsız iddialardan kaçınarak,
Hac / 30 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Emir böyledir ve her kim Allah'ın hürmetlerine tazîm ederse bu onun için Rabbinin indinde bir hayırdır ve sizin için en'am helâl kılınmıştır. Ancak size (hürmetleri) tilâvet olunanlar müstesna! Artık putlardan ibaret olan pislikten kaçının ve yalan lakırdıdan kaçının.
Hac / 30 - (Ömer Öngüt)
İşte böyle. Her kim Allah'ın yasaklarına tâzim ederse bu, Rabbinin katında kendisi için daha hayırlıdır. (Haram olduğu) size okunanların dışında kalan hayvanlar size helâl kılındı. O halde murdar olan putlardan kaçının ve yalan sözden çekinin.
Hac / 30 - (Şaban Piriş)
İşte böyle, kim Allah’ın haramlarına saygı gösterirse, Rabbinin katında bu onun iyiliğinedir. Size okunandan başka, büyük baş hayvanlar helal kılınmıştır. Öyleyse, putlardan gelen pisliklerden kaçının, aslı olmayan sözden de sakının.
Hac / 30 - (Sadık Türkmen)
Bu böyle! Kim Allah’ın hükümlerine saygı gösterirse, bu Rabbi katında kendisi için bir hayırdır. Haramlığı size okunanların (bildirilenlerin) dışında, bütün hayvanlar size helal kılındı. Artık putlara tapma pisliğinden kaçının, yalan sözden kaçının.
Hac / 30 - (Seyyid Kutub)
İşte böyle. Kim Allah'ın yasaklarına saygı gösterirse bu tutum Rabb'inin katında kendisi için hayırlıdır. Tek tek sayılarak yasaklananlar dışındaki bütün hayvanlar size helâl kılındı. Artık o pis putlardan ve yalan sözden kaçınınız.
Hac / 30 - (Suat Yıldırım)
İşte durum bundan ibaret. Artık kim Allah’ın hürmet edilmesini emrettiği şeyleri tazim ederse bu, Rabbinin nezdinde kendisi için sırf hayırdır. Yenilmesi haram kılınanlar dışında, bütün hayvan size helâl edilmiştir. O halde Allah’ın yasakladığı her şeyden, özellikle pis putlardan ve yalan sözden kaçının.
Hac / 30 - (Süleyman Ateş)
İşte öyle. Kim Allâh'ın yasaklarına saygı gösterirse, o (hareketi), Rabbinin yanında kendisi için iyidir. Size (âyetlerle) oku(nup açıkla)nanlar dışındaki hayvanlar sizin için helâl kılınmıştır. Artık o pis putlardan ve yalan sözden kaçının.
Hac / 30 - (Tefhim-ul Kuran)
İşte böyle; kim Allah'ın haram kıldıklarını (gözetip hükümlerini) yüceltirse, Rabbinin katında kendisi için hayırlıdır. Size (haklarında yasaklar) okunanlar dışındaki hayvanlar helal kılındı. Öyleyse iğrenç bir pislik olan putlardan kaçının, yalan söz söylemekten de kaçının.
Hac / 30 - (Ümit Şimşek)
İşte Allah'ın buyrukları bunlardır. Kim Allah'ın hürmet edilmesini istediği şeylere saygı gösterirse, bu onun için Rabbinin katında hayırlı olur. Yasaklanmış olduğu bildirilenler dışındaki hayvanların etleri ise size helâl kılınmıştır. Putlara tapmak gibi pisliklerden ve yalan sözden de kaçının.
Hac / 30 - (Yaşar Nuri Öztürk)
İşte böyle. Kim Allah'ın yasaklarına saygılı olursa bu, Rabbi katında kendisi için çok hayırlı olur. Karşınızda okunarak açıklananlar hariç, tüm hayvanlar size helal kılınmışır. Artık putların pisliğinden, yalan sözden uzak durun.
Hac / 30 - (İskender Ali Mihr)
İşte böyle, kim Allah’ın haramlarına (yasaklarına) hürmet ederse, o zaman bu, Rabbinin katında kendisi için hayırlıdır. Ve size okunanlar (yasak olduğu bildirilen hayvanlar) hariç, hayvanlar size helâl kılındı. Artık putların pisliğinden ve yalan sözden içtinap edin (kaçının).
Hac / 30 - (İlyas Yorulmaz)
Böylece kim Allah’ın koyduğu saygı duyulması gereken hususlara riayet edip, Allah’ı ulularsa, Rabbinin yanında onun için daha hayırlı olur. Ancak haram olarak kitapta okunan hayvanların dışındakiler, size helal edildi. Pis olan yiyeceklerden, putlardan ve ayrıca kötü sözlerden de uzak durun.
حُنَفَاء لِلَّهِ غَيْرَ مُشْرِكِينَ بِهِ وَمَن يُشْرِكْ بِاللَّهِ فَكَأَنَّمَا خَرَّ مِنَ السَّمَاء فَتَخْطَفُهُ الطَّيْرُ أَوْ تَهْوِي بِهِ الرِّيحُ فِي مَكَانٍ سَحِيقٍ
Okunuşu: Hunefâe lillâhi gayra muşrikîne bihî, ve men yuşrik billâhi fe ke ennemâ harra mines semâi fe tahtafuhut tayru ev tehvî bihir rîhu fî mekânin sahîk(sahîkın).
Hac / 31 - (Diyanet İşleri)
Allah’a yönelen, O’na ortak koşmayan kimseler (olun). Kim Allah’a ortak koşarsa, sanki gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgâr onu uzak bir yere sürüklüyor gibidir.
Hac / 31 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Allah'ı bir tanıyıp ona şirk koşmaksızın ve kim, Allah'a şirk koşarsa sanki havadan düşmüştür de kuş kapmıştır onu, yahut da rüzgâr almış, pek uzak bir yere sürüp atmıştır onu.
Hac / 31 - (Abdullah Parlıyan)
Ve bütün bunları, O'ndan başka şeylere tanrısal nitelikler yakıştırmaksızın ve sahte, düzmece olan herşeyden yüz çevirip yalnızca Allah'a yönelerek yapın. Çünkü bilin ki, Allah'tan başkasına ilahlık yakıştıran kimse, gökten savrulup düşen, kuşların didikleyip kapıştığı, yahut rüzgarın uzak ıssız bir yere savurduğu kimse gibi, kendini boşlukta hisseder.
Hac / 31 - (Adem Uğur)
Kendisine ortak koşmaksızın Allah'ın hanifleri (O'nun birliğini tanıyan müminler olun). Kim Allah'a ortak koşarsa sanki o, gökten düşüp parçalanmış da kendisini kuşlar kapmış, yahut rüzgâr onu uzak bir yere sürüklemiş (bir nesne) gibidir.
Hac / 31 - (Ahmed Hulusi)
Gayrını ona şirk koşmaksızın, Allâh için hanîfler (dûnunda bir tanrı düşünmeyenler) olun! Kim Esmâ'sıyla hakikati olan Allâh'a ortak koşarsa, o sanki semâdan düşmüş de kendisini kuş kapıyor yahut rüzgâr onu uzak bir mekâna atıp sürüklüyor gibidir.
Hac / 31 - (Ahmet Tekin)
Allah için, ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde tasarruflarında O’na ortak koşmayan, Hakka ve tevhide yönelen kimseler olun. Allah’a ortak koşan kimse, gökten düşüp de kuşların didikleyerek kapıştığı veya rüzgârın uzak bir yere sürüklediği şeye benzer.
Hac / 31 - (Ahmet Varol)
O'na ortak koşmadan Allah'ı bir bilenler olarak (putlardan kaçının). Kim Allah'a ortak koşarsa o, sanki gökten düşmüş ve kendisini kuş kapıyor yahut rüzgar onu uzak bir yere sürüklüyor gibidir.
Hac / 31 - (Ali Bulaç)
Allah'ı birleyen (Hanif)ler olarak, O'na ortak koşmaksızın. Kim Allah'a ortak koşarsa, sanki o gökten düşmüş de onu bir kuş kapıvermiş veya rüzgar onu ıssız bir yere sürükleyip atmış gibidir.
Hac / 31 - (Ali Fikri Yavuz)
Allah için halis müslümanlar, O’na ortak koşmıyanlar olun. Her kim Allah’a ortak koşarsa, sanki o gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgâr onu uzak bir yere düşürüyor.
Hac / 31 - (Ali Ünal)
Her türlü nifak şaibesinden uzak dupduru bir Tevhid inancıyla Allah’a bağlanın ve asla O’na şirk koşanlardan olmayın. Her kim Allah’a şirk koşarsa, sanki o, baş aşağı gökten düşerken vahşi kuşlar kendisini kapıp götürmüş de didik didik etmekte veya rüzgâr onu parça parça olacağı derin bir çukura bırakmak üzere uzak, ıssız bir yere savurmaktadır.
Hac / 31 - (Bayraktar Bayraklı)
Hiçbir şeyi ortak koşmadan samimi bir şekilde Allah'a yöneliniz. Kim Allah'a ortak koşarsa, onun durumu sanki gökten düşen ve kuşlar tarafından kapılıp kaçırılan ya da rüzgârın uzak bir yere savurduğu eşya gibidir.[343]
Hac / 31 - (Bekir Sadak)
Allah'a ortak kosmaksizin O'na yonelerek pis putlardan kacinin, yalan sozden cekinin. Allah'a ortak kosan kimse, gokten dusup de kuslarin kaptigi veya ruzgarin bir ucuruma attigi seye benzer.
Hac / 31 - (Celal Yıldırım)
Kim Allah'a ortak koşarsa, sanki o gökten düşüp de kuş onu tutup kapıyor veya rüzgâr onu ücra bir yere sürükleyip atıyor (gibi kendini boşlukta hisseder).
Hac / 31 - (Cemal Külünkoğlu)
Hiçbir şeyi O'na ortak koşmadan Allah'a yönelen kimseler olun. Kim Allah'a ortak koşarsa sanki gökten yere düşmüş de kuşlara yem olmuş ya da rüzgâr tarafından sürüklenerek ıssız bir köşeye atılmış gibi olur.
Hac / 31 - (Diyanet İşleri (eski))
Allah'a ortak koşmaksızın O'na yönelerek pis putlardan kaçının, yalan sözden çekinin. Allah'a ortak koşan kimse, gökten düşüp de kuşların kaptığı veya rüzgarın bir uçuruma attığı şeye benzer.
Hac / 31 - (Diyanet Vakfi)
Kendisine ortak koşmaksızın Allah'ın hanifleri (O'nun birliğini tanıyan müminler olun). Kim Allah'a ortak koşarsa sanki o, gökten düşüp parçalanmış da kendisini kuşlar kapmış, yahut rüzgâr onu uzak bir yere sürüklemiş (bir nesne) gibidir.
Hac / 31 - (Edip Yüksel)
ALLAH'a ortak koşmayarak, kendinizi sadece O'na adayın. Kim ALLAH'a ortak koşarsa sanki gökten düşmüş ve kendisini akbaba kapmış veya rüzgar tarafından derin bir fiyortta sürükleniyor gibidir.
Hac / 31 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Allah için, ona şirk koşmayan hanîfler olun, her kim Allaha şirk koşarsa öyle olur ki sanki semadan düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgâr onu ücra bir yere sürüklüyordur.
Hac / 31 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Allah için, O'na ortak koşmaksızın birliğini tanıyan kimseler olun. Her kim Allah'a ortak koşarsa, sanki gökten düşüp de kendisini kuşlar kapışmış veya rüzgar kendisini ücra bir yere sürüklemiş atmış olur.
Hac / 31 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Allah için, O'na eş koşmayan, O'nun birliğine inanmış kimseler olun. Allah'a ortak koşan kimse, gökten düşüp de kuşların kaptığı veya rüzgarın bir uçuruma sürüklediği şeye benzer.
Hac / 31 - (Gültekin Onan)
Hanifler olarak O'na (hiç bir) ortak koşmaksızın. Kim Tanrı'ya ortak koşarsa, sanki o gökten düşmüş de onu bir kuş kapıvermiş veya rüzgar onu ıssız bir yere sürükleyip atmış gibidir.
Hac / 31 - (Harun Yıldırım)
Kendisine ortak koşmaksızın Allah'ın hanifleri. Kim Allah'a ortak koşarsa sanki o, gökten düşüp parçalanmış da kendisini kuşlar kapmış, yahut rüzgâr onu uzak bir yere sürüklemiş (bir nesne) gibidir.
Hac / 31 - (Hasan Basri Çantay)
Allahın muvahhidleri, Ona eş tutmayanlar olarak (kaçının, çekinin). Kim Allaha eş koşarsa o, yüksekden düşüb de (parçalanmış ve) kendisini kuş kapmış, yahud rüzgâr onu uzak bir yere atmış (nesne) gibidir.
Hac / 31 - (Hayrat Neşriyat)
Allah için, Hakk’a yönelen kimseler olarak O’na şirk koşan kimseler olmaksızın (o çirkin şeylerden sakının)! Kim Allah’a şirk koşarsa, bunun üzerine sanki (o), gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapıyor veya rüzgâr onu uzak bir yere sürüklüyor gibidir.
Hac / 31 - (İbni Kesir)
Allah'a şirk koşmaksızın, hanifler olarak. Kim Allah'a şirk koşarsa; gökten düşüp de kuşların kaptığı veya rüzgarın uçuruma attığı bir şeye benzer.
Hac / 31 - (Kadri Çelik)
Allah'ı birleyenler olarak, O'na ortak koşmaksızın (putlardan kaçının). Kim Allah'a ortak koşarsa, sanki o gökten düşmüş de onu bir kuş kapıvermiş veya rüzgâr onu ıssız bir yere sürükleyip atmış gibidir.
Hac / 31 - (Muhammed Esed)
(ve bunu,) O'ndan başka kimseye, hiçbir şeye tanrısal nitelikler yakıştırmaksızın (ve) sahte ve düzmece olan her şeyden yüz çevirip yalnızca Allah'a yönelerek (yapın): çünkü, bilin ki, Allah'tan başkasına tanrılık yakıştıran kimse, gökten savrulup düşen, kuşların didikleyip kapıştığı, yahut rüzgarın uzak, ıssız bir yere savurduğu kimseye benzer.
Hac / 31 - (Mustafa İslamoğlu)
batıldan yüz çevirip yalnız Allah'a yöneldiğinizi ve O'ndan başkasına ilahlık yakıştırdımadığınızı (isbat edin): zira Allah'tan başkasına ilahlık yakıştıran kimse, gökten düşerek un ufak olan ve saçılan parçalarını kuşların didikleyip kaptığı, ya da rüzgarın ıssız bir köşeye savurduğu nesneye benzer.
Hac / 31 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Adil kimseler olduğunuz, Allah için şerik ittihaz etmemiş bulunduğunuz halde (o fenalıklardan kaçınınız) ve her kim Allah'a şerik koşarsa artık o sanki gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışmış veya onu rüzgâr uzak bir yere atıvermiş gibi bulunur.
Hac / 31 - (Ömer Öngüt)
O'na ortak koşmadan, Allah'ın hanifleri (birleyenleri olun). Allah'a ortak koşan kimse, gökten düşüp de kuşların kaptığı veya rüzgarın bir uçuruma attığı şeye benzer.
Hac / 31 - (Şaban Piriş)
Allah’a şirk koşmayan hanifler olun. Kim Allah’a şirk koşarsa, gökten düşüp de kuşların kaptığı veya rüzgarın uçuruma attığı kimseye benzer.
Hac / 31 - (Sadık Türkmen)
Allah’a yönelen, O’na ortak koşmayan (aracı edinmeyen) kimseler (olun). Kim Allah’a ortak koşarsa (aracı edinirse), sanki gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgar onu uzak bir yere sürüklüyor gibidir.
Hac / 31 - (Seyyid Kutub)
Allah'ın birliğini onaylayan kimseler olunuz, O'na ortak koşmayınız. Kim Allah'a ortak koşarsa sanki gökten yere düşmüş de kuşlara yem olmuş ya da rüzgâr tarafından sürüklenerek ıssız bir köşeye atılmış gibi olur.
Hac / 31 - (Suat Yıldırım)
Allah’a ortak tanımayan halis muvahhidler olun. Çünkü bilin ki Allah’a şirk koşan kimse, gökten düşüveren ve kuşların didik didik edip kapıştığı birine yahut rüzgârın uzak ve ıssız bir yere savurduğu kimseye benzer.
Hac / 31 - (Süleyman Ateş)
Allah'a ortak koşmadan, halis olarak O'nu birleyenler olun. Kim Allah'a ortak koşarsa, o, sanki gökten düşmüş de kendisini kuş kapıyor veya rüzgâr onu, uzak bir yere sürüklüyor gibidir.
Hac / 31 - (Tefhim-ul Kuran)
Allah'ı birleyen (Hanif) ler olarak, O'na (hiç bir) ortak koşmaksızın. Kim Allah'a ortak koşarsa, sanki o gökten düşmüş de onu bir kuş kapıvermiş veya rüzgar onu ıssız bir yere sürükleyip atmış gibidir.
Hac / 31 - (Ümit Şimşek)
Hiçbir şeyi Ona ortak koşmadan Allah'a yönelen kimseler olun. Allah'a ortak koşan kimse sanki gökten düşmüş de kuşlar onu kapıp parçalamış, yahut rüzgâr onu ıssız bir yere savurmuştur.
Hac / 31 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Allah'a ortak koşmadan, hanîfler olarak... Allah'a ortak koşan kişi, gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgâr onu uzak bir yere fırlatıp atıyor gibidir.
Hac / 31 - (İskender Ali Mihr)
Hanifler (tek Allah’a teslim olan kullar), onunla (putlarla), O’na şirk koşmayanlardır. Ve kim Allah’a şirk koşarsa o taktirde sanki o, gökyüzünden düşmüş de böylece onu, kuş kapmış gibi veya rüzgâr, onu uzak bir mekâna (yere) atmış gibidir.
Hac / 31 - (İlyas Yorulmaz)
Allah’a ortak koşmadan, samimi içten gelerek yönel. Kim Allah’a ortak koşarsa, o kimse havaya kalkıp da kuşun kaptığı veya rüzgârın uzaklara sürüklediği herhangi bir şey gibidir.
ذَلِكَ وَمَن يُعَظِّمْ شَعَائِرَ اللَّهِ فَإِنَّهَا مِن تَقْوَى الْقُلُوبِ
Okunuşu: Zâlike ve men yuazzım şeâirallâhi fe innehâ min takvâl kulûb(kulûbi).
Hac / 32 - (Diyanet İşleri)
Bu böyle. Her kim de Allah’ın nişanelerini (kurbanlıklarını) yüceltirse, şüphesiz ki bu kalplerin takvasından (Allah’a karşı gelmekten sakınmasından)dır.
Hac / 32 - (Abdullah Parlıyan)
İşte bu akılda tutulmalıdır. Kim Allah'ın ibadet için koyduğu alamet, sembol ve simgelere uyup saygı gösterirse, şüphe yok ki bu inananların kalplerinde bulunan Allah'a karşı sorumluluk bilincindendir.
Hac / 32 - (Adem Uğur)
Durum öyledir. Her kim Allah'ın hükümlerine saygı gösterirse, şüphesiz bu, kalplerin takvâsındandır.
Hac / 32 - (Ahmed Hulusi)
İşte böyle. . . Kim Allâh'ın kurallarına saygı duyup uyarsa, muhakkak ki o, şuurun korunmak istemesi sonucudur.
Hac / 32 - (Ahmet Tekin)
Koyduğumuz kurallar çok açık. Kimler Allah’ın emirlerine, yasaklarına saygı gösterirse, bu davranışlar, akılların, kalplerin takva esaslarını-Kur’ân esaslarını hayata geçirme anlayışıyla korunma, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranma, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olma eseridir.
Hac / 32 - (Ali Fikri Yavuz)
Bu uzaklaşma Allah’a eş koşanlar içindir. Fakat kim Allah’ın dinini (veya hac farzlarını) büyük tanırsa, şüphe yok ki, bu, kalblerin takvasındandır.
Hac / 32 - (Ali Ünal)
Budur gerçek. Her kim Allah’ın, (bütün yönleriyle İslâm’ı ve İslâm toplumunu tanımaya) alâmet ve Kendisine ibadete vesile kıldığı eserlere (şiar) gereken hürmeti gösterirse, hiç kuşkusuz bu, kalblerin takvasından (Allah’a saygıyla dopdolu oluşundan) dır.
Hac / 32 - (Bekir Sadak)
Bu boyledir; kisinin Allah'in nisanelerine hurmet gostermesi, kalblerin Allah'a karsi gelmekten sakinmasindandir.
Hac / 32 - (Celal Yıldırım)
(Gerçek) budur. Kim Allah'ın ibâdet için koyduğu alâmet ve ölçülere uyup saygı gösterirse, şüphesiz ki bu kalblerin takvası (Allah'tan korkup saygısızlıktan sakınması)dır.
Hac / 32 - (Cemal Külünkoğlu)
Bu böyledir. Kim Allah'ın (dininin) alametlerini (hükümlerini) yüceltirse, şüphe yok ki, bu, kalplerin Allah'a saygısından ve O'na karşı sorumluluk bilincinin oluşmasındandır.
Hac / 32 - (Hayrat Neşriyat)
Bu (böyle)dir! Kim Allah’ın şeâirine (dîninin alâmetlerine) hürmet ederse, artık şübhesiz bu, kalblerin takvâsındandır.
Hac / 32 - (İbni Kesir)
Bu böyledir. Kim, Allah'ın nişanelerine saygı gösterirse; şüphesiz ki bu kalblerin takvasındandır.
Hac / 32 - (Kadri Çelik)
İşte böyle; kim Allah'ın şiarlarını (nişanelerini) yüceltirse, şüphesiz bu, kalplerin takvasındandır.
Hac / 32 - (Muhammed Esed)
İşte bu (akılda tutulmalıdır,) Allah tarafından konulan simgeleri saygıyla gözeten kimse (bilsin ki,) bu (simgeler gerçek anlamını inananların) kalpler(in)de Allah'a karşı taşıdıkları sorumluluk bilincinde bulmaktadırlar.
Hac / 32 - (Mustafa İslamoğlu)
(Sözün özü) işte şudur: Allah'ın sembollerine sarılarak onları yücelten herkes iyi bilsin ki, bu (semboller gerçek anlamını) kalplerde kök salan sorumluluk bilincinden alırlar.
Hac / 32 - (Ömer Öngüt)
İşte böyle. Kim Allah'ın nişânelerine (hükümlerine) tâzim ederse, bu kalplerin takvâsındandır.
Hac / 32 - (Şaban Piriş)
İşte böyle, kim Allah’ın nişanelerine saygı gösterirse elbette bu, kalplerin takvasından ileri gelir.
Hac / 32 - (Sadık Türkmen)
Bu böyle! Her kim de Allah’ın, nişanelerine (Hac’daki ritüelleri anlamaya çalışıp) uyarsa; şüphesiz ki, bu kalplerin takvasındandır.
Hac / 32 - (Seyyid Kutub)
Bu böyledir. Kim Allah'ın emrettiği ibadet biçimlerine saygı gösterirse hiç kuşkusuz bu saygı kalplerdeki takvadan kaynaklanır.
Hac / 32 - (Süleyman Ateş)
İşte böyle. Kim Allâh'ın nişanlarına (hac ibâdetlerine ve kurbanlara) saygı gösterirse, bu, kalblerin takvâsındandır (kalblerinde Allâh korkusu olanlar, O'nun dininin işâretlerine saygı gösterirler).
Hac / 32 - (Ümit Şimşek)
İşte bunlar Allah'ın açıkladığı hükümlerdir. Kim Allah'ın belirlediği nişanlara saygı gösterirse, hiç şüphesiz ki bu kalplerin takvâsındandır.
Hac / 32 - (İskender Ali Mihr)
Ve işte kim, Allah’ın şiarlarına (emirlerine, farzlarına) hürmetle uyarsa bunun sebebi muhakkak ki onların kalplerinin takva sahibi olmasındandır.
Hac / 32 - (İlyas Yorulmaz)
Bundan böyle kimde Allah’ın sembollerini (namaz, oruç haç gibi emrettikleri her şeyi) saygı ile yerine getirirse, Bu onun kalbinin Allah dan sakınıp korunduğunun işaretidir.
لَكُمْ فِيهَا مَنَافِعُ إِلَى أَجَلٍ مُّسَمًّى ثُمَّ مَحِلُّهَا إِلَى الْبَيْتِ الْعَتِيقِ
Okunuşu: Lekum fîhâ menâfiu ilâ ecelin musemmen summe mahılluhâ ilâl beytil atîk(atîki).
Hac / 33 - (Diyanet İşleri)
Sizin için onlarda belli bir zamana kadar birtakım yararlar vardır. Sonra da kurbanlık olarak varacakları yer Beyt-i Atik (Kâbe)’dir.
Hac / 33 - (Abdullah Parlıyan)
O kurbanlık hayvanlarda, sizin için kesilecekleri zamana kadar yani yün, süt ve güçlerinden birtakım yararlar vardır. Sonra bu kurbanlıkların boğazlanıp infak edilecekleri yer, yeryüzünün en eski ve zorbalardan korunmuş mabedi olan Kâbe'dir.
Hac / 33 - (Adem Uğur)
Onlarda (kurbanlık hayvanlarda veya hac fiillerinde) sizin için belli bir süreye kadar birtakım yararlar vardır. Sonra bunların varacakları (biteceği) yer, Eski Ev'e (Kâbe'ye) kadardır.
Hac / 33 - (Ahmed Hulusi)
Onlarda sizin için belli bir ömür süresince faydalar vardır. . . Sonra onların varacakları yer Beyt-i Atik'tir (en eski şerefli hür ev - Beytullah - kalp).
Hac / 33 - (Ahmet Tekin)
Sizin için onlarda, kurban ve hacla ilgili amellerde, belirlenmiş bir süreye kadar, bir takım faydalar vardır, bir de bu kurbanlar Beyt-i Atîk’a, ilk kurulan, dokunulmazlığı olan özgür mâbede, özgürlük yurduna, ziyaret edenleri günahlardan uzaklaştıran şerefli eve, Kâbe’ye götürülerek Harem-i Şerif’te kurban edilir.
Hac / 33 - (Ahmet Varol)
Sizin için onlarda belli bir süreye kadar birtakım yararlar vardır. Sonra onların varacakları yer Eski Ev'dir.
Hac / 33 - (Ali Bulaç)
Onlarda sizin için adı konulmuş bir süreye kadar yararlar vardır. Sonra onların yerleri Beyt-i Atik'tir.
Hac / 33 - (Ali Fikri Yavuz)
Sizin için davarlarda muayyen bir vakte kadar (kurban zamanına kadar yün ve sütlerinden) bir takım menfaatler vardır. Sonra da varacakları kesim yeri, Beyti-i Atîk’de (Harem’de) son bulur.
Hac / 33 - (Ali Ünal)
Kurbanlık hayvanlarda onların kurban edilme vaktine kadar sizin için faydalar vardır (ve bu vakte kadar onlardan faydalanmanızda bir vebal yoktur). (Hac’da) onların kurban edilmek üzere götürüleceği nihaî yer ise, o pek şerefli ve en kıdemli Ev’in çevresi olan harem sahasıdır.
Hac / 33 - (Bekir Sadak)
Bu nisanelerde sizin icin belli bir sureye kadar faydalar vardir. Sonra bunlar Beyti Atik'de, Kabe'de son bulurlar. *
Hac / 33 - (Celal Yıldırım)
Sizin için onlarda belli bir süreye kadar bir takım yararlar vardır. Sonra da (boğazlanıp dağıtılacakları) yerleri Beytü'l-Atîk'dir.
Hac / 33 - (Cemal Külünkoğlu)
Sizin için o (kurbanlık hayva)nlarda belirli bir süreye kadar (kurban zamanına kadar yün ve sütlerinden) bir takım menfaatler vardır. Sonra varacakları yer o tarihi evdir (Beytullah'tır).
Hac / 33 - (Diyanet Vakfi)
Onlarda (kurbanlık hayvanlarda veya hac fiillerinde) sizin için belli bir süreye kadar birtakım yararlar vardır. Sonra bunların varacakları (biteceği) yer, Eski Ev'e (Kâbe'ye) kadardır.
Hac / 33 - (Gültekin Onan)
Onlarda sizin için adı konulmuş bir ecele kadar yararlar vardır. Sonra onların yerleri Beyt-i Atik'tir.
Hac / 33 - (Harun Yıldırım)
Onlarda (kurbanlık hayvanlarda veya hac fiillerinde) sizin için belli bir süreye kadar birtakım yararlar vardır. Sonra bunların varacakları (biteceği) yer, Eski Ev'e (Kâbe'ye) kadardır.
Hac / 33 - (Hasan Basri Çantay)
Onlardan muayyen bir zamana kadar sizin için menfeatler vardır. Sonra varacakları (kurban edilecekleri) yer Beyt-i atıyka müntehidir.
Hac / 33 - (Hayrat Neşriyat)
Onlarda (kurbanlık hayvanlarda) sizin için belirli bir zamâna kadar birtakım menfaatler vardır. Sonra onların varacakları (kurban edilecekleri) yer, Beyt-i Atîk (Harem bölgesinin yanın)a kadardır.
Hac / 33 - (İbni Kesir)
Onlarda belli bir süreye kadar sizin için faydalar vardır. Sonra varacakları yer, Beyt el Atik ile son bulur.
Hac / 33 - (Kadri Çelik)
Onlarda (kurbanlık hayvanlarda) sizin için adı konulmuş bir süreye (Mekke'ye varıncaya) kadar yararlar vardır. Sonra onların varacakları (kesim) yerleri, Beyt-i Atik'tir (Kâbe'dir).
Hac / 33 - (Muhammed Esed)
Bu (simgeleri gözetmekte gösterilen bilinç ve duyarlığın) size (O'nun tarafından) belirlenmiş bir süreye kadar yararları olacaktır; sonra bunda güdülen amacın ve varılan sonucun (tevhid inancını simgeleyen) En Eski Mescid (olduğunu anlayacaksınız).
Hac / 33 - (Mustafa İslamoğlu)
(Sarıldığınız) bu semboller sonu yasayla belirlenmiş bir süre doluncaya kadar size yarar sağlamayı sürdürür; nihayet bu sembollerin gösterdiği güzergahı izleyenin varış yeri bu Özgürlük Mabedi olacaktır.
Hac / 33 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Sizin için onlarda (kurbanlarda) bir muayyen müddete kadar menfaatler vardır. Sonra da onların varacakları yer, Beyt-i Atîk'e kadardır.
Hac / 33 - (Ömer Öngüt)
Onlarda belli bir süreye kadar sizin için faydalar vardır. Sonra varacakları yer Beyt-i Atik'tir.
Hac / 33 - (Şaban Piriş)
Onlarda sizin için belli bir süreye kadar faydalar vardır. Sonra Kurban yeri Beyti’l- Atik (Kâbe)dir.
Hac / 33 - (Sadık Türkmen)
Sizin için onlarda belli bir zamana kadar birtakım yararlar vardır. Sonra da kurbanlık olarak varacakları yer Beyti Atik (Allah’a ibadet için yapılan Kâbe)’dir.
Hac / 33 - (Suat Yıldırım)
O kurbanlıklarda belirli bir süreye kadar sizin çeşitli menfaatleriniz vardır. Sonra varacakları yer, o en kıdemli mâbedde son bulur.
Hac / 33 - (Süleyman Ateş)
O(hayva)nlarda belli bir süreye kadar sizin için menfaatler vardır. Sonra onların varacakları yer, Eski Ev(Ka'be)dir. (Orada kurban edilirler).
Hac / 33 - (Ümit Şimşek)
Kurbanlıklarda, belirli bir vakte kadar sizin için faydalar vardır; sonra da varacakları yer Beyt-i Atik'tir.
Hac / 33 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Onlarda sizin için, belirli bir süreye kadar yararlar vardır. Sonunda onların varacakları yer saldırılardan korunmuş/tarihî/yüce evdir.
Hac / 33 - (İskender Ali Mihr)
Onda, sizin için belli bir süreye (kesilme zamanına) kadar menfaatler (sütünde, yününde faydalar) vardır. Sonra onun yeri, Beyt-i Atik (Kâbe)’dir.
Hac / 33 - (İlyas Yorulmaz)
Elbetteki sizin için (Rabbinizin emirlerini yerine getirmenizde) belirlenmiş bir güne (ölümün size gelmesi veya kıyamete) kadar faydalar var. Sora Beyt-i Atik (çevresindeki insanlar) içinde faydası var.
وَلِكُلِّ أُمَّةٍ جَعَلْنَا مَنسَكًا لِيَذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ عَلَى مَا رَزَقَهُم مِّن بَهِيمَةِ الْأَنْعَامِ فَإِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ فَلَهُ أَسْلِمُوا وَبَشِّرِ الْمُخْبِتِينَ
Okunuşu: Ve li kulli ummetin cealnâ menseken li yezkurûsmallâhi alâ mâ razakahum min behîmetil en’âm(en’âmi), fe ilâhukum ilâhun vâhıdun fe lehû eslimû ve beşşiril muhbitîn(muhbitîne).
Hac / 34 - (Diyanet İşleri)
Her ümmet için, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine ismini ansınlar diye kurban kesmeyi meşru kıldık. İşte sizin ilâhınız bir tek ilâhtır. Şu hâlde yalnız O’na teslim olun. Alçak gönüllüleri müjdele!
Hac / 34 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Her ümmete kurban kesmeyi meşrû kıldık davarlardan onlara rızık olarak verdiklerimizi keserlerken Allah'ın adını anmaları şartıyla ve bilin ki mâbûdunuz, bir mâbuttur artık ona teslîm olun ve müjdele itâat edip alçak gönüllü olanları.
Hac / 34 - (Abdullah Parlıyan)
Biz her ümmet için bir kulluk eylemi olarak; Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanları Allah'ın adını anmaları şartıyla kurban kesmelerini öngördük. Gerçek ilahınız tek bir ilahtır. Yalnız O'na teslim olun. Ey Muhammed! Tüm iyi yürekli, alçak gönüllü kimseleri Allah'ın hoşnutluğuyla müjdele.
Hac / 34 - (Adem Uğur)
Biz, her ümmete -(Kurban kesmeye uygun) hayvan cinsinden kendilerine rızık olarak verdiklerimiz üzerine Allah'ın adını ansınlar diye- kurban kesmeyi gerekli kıldık. İmdi, İlâhınız, bir tek İlah'tır. Öyle ise, O'na teslim olun. (Ey Muhammed!) O ihlâslı ve mütevazi insanları müjdele!
Hac / 34 - (Ahmed Hulusi)
Allâh ismini anmaları için, kurbanlıklarla rızıklandırdığımız her ümmete bir mensek (ibadet yeri - Rahmanî hakikatin gereği) kıldık. . . Sizin ilâh olarak düşündüğünüz, Ulûhiyet sahibi TEK'tir! Bu durumda O'na teslimiyetinizin farkında olun! Teslimiyet ve itaati fark etmeye müsait olanları müjdele!
Hac / 34 - (Ahmet Tekin)
Biz, kendilerine rızık olarak verdiğimiz dört ayaklı, kurban olabilecek hayvanları keserken Allah’ı zikrederek şükretsinler diye, her ümmet için kurban kesmeyi bir ibadet, bir kulluk görevi olarak belirledik. İlâhınız bir tek tanrıdır. O’na, sadece O’na teslim olarak hükmüne rıza gösterin, İslâm’ı yaşayan müslüman olun, samimi olarak ibadet edin. Samimi, itaatkâr ve saygılı mü’minlere, dünyada yardım, zafer ve devlet, âhirette cennet müjdesini ver.
Hac / 34 - (Ahmet Varol)
Her ümmet için, Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanların üzerine O'nun adını anmaları için bir ibadet yeri (veya kurban kesme yeri) belirledik. İlahınız bir tek ilahtır. Yalnız O'na teslim olun. Alçakgönüllükle itaat edenleri müjdele.
Hac / 34 - (Ali Bulaç)
Biz her ümmet için bir "Mensek" kıldık, O'nun kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine Allah'ın adını ansınlar diye. İşte sizin ilahınız bir tek ilahtır, artık yalnızca O'na teslim olun. Sen alçak gönüllü olanlara müjde ver.
Hac / 34 - (Ali Fikri Yavuz)
Her ümmet için, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği dört ayaklı davarlar üzerine ancak Allah’ın adını ansınlar diye, biz bir ibadet ve kurban yeri yaptık. İşte sizin İlâhınız tek bir İlâh’dır. O halde yalnız O’na ibadet edin (ve teslim olun). Ey Resûlüm, itaatkâr ve mütevazi olanları cennetle müjdele...
Hac / 34 - (Ali Ünal)
(Tarihte peygamberinin arkasından giden) her inanmış toplum için kurbanı, belli zaman ve yerde yerine getirilmesi gereken bir ibadet türü kıldık. Böyle yaptık ki, Allah’ın kendilerine rızık olarak bahşettiği (koyun–sığır–deve nev’inden) küçük ve büyükbaş hayvanlardan Allah için kurban kessinler ve kesim esnasında Allah’ın adını ansınlar. (İşte, ey bütün mü’minler!) İlâhınız, tek bir ilâhtır; öyleyse yalnızca O’na teslim olun. Ey Rasûlüm, tam bir samimiyet ve mahviyetle Allah’a teslim olmuş müminleri müjdele.
Hac / 34 - (Bayraktar Bayraklı)
Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlıklar üzerine Allah'ın adını ansınlar diye, biz her ümmet için kurban kesmeyi farz kıldık. İşte sizin tanrınız tek bir Tanrı'dır. O halde O'na teslim olun. O'na samimiyetle boyun eğenleri müjdele![345]
Hac / 34 - (Bekir Sadak)
(34-35) Her ummet icin, Allah'in kendilerine rizk olarak verdigi kurbanlik hayvanlarin uzerlerine O'nun adini anarak kurban kesmeyi mesru kildik. Sizin Tanriniz tek bir Tanri'dir, O'na teslim olun. Allah anildigi zaman kalbleri titreyen, baslarina gelene sabreden, namaz kilan, kendilerine verdigimiz riziktan sarfeden ve Allah'a gnul vermis olan kimselere mujde et.
Hac / 34 - (Celal Yıldırım)
Her ümmete nüsük (ibâdet) mâhiyetinde kurban kesmeyi meşru' kıldık; tâ ki Allah'ın kendilerine rızık olarak sunduğu davarların üzerine Allah'ın ismini anıp (öylece boğazlasınlar). Tanrı'nız bir tek Tanrı'dır. Artık O'na (müslimler olarak) teslîm olun.. Tevazu, gönül yatışkanlığı ve ürpertisi içinde Allah'a yönelenleri müjdele !
Hac / 34 - (Cemal Külünkoğlu)
Biz, her ümmet için kurban kesmeyi bir kulluk vazifesi olarak öngördük ki, (bu amaçla,) kendilerine rızık olarak verdiğimiz hayvanları keserken Allah'ın ismini ansınlar. İşte sizin ilâhınız bir tek ilâhtır. Şu hâlde yalnız O'na teslim olun. (Resulüm!) Alçak gönüllü itaatkarları müjdele!
Hac / 34 - (Diyanet İşleri (eski))
(34-35) Her ümmet için, Allah'ın kendilerine rızk olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerlerine O'nun adını anarak kurban kesmeyi meşru kıldık. Sizin Tanrınız tek bir Tanrı'dır, O'na teslim olun. Allah anıldığı zaman kalbleri titreyen, başlarına gelene sabreden, namaz kılan, kendilerine verdiğimiz rızıktan sarfeden ve Allah'a gönül vermiş olan kimselere müjde et.
Hac / 34 - (Diyanet Vakfi)
Biz, her ümmete -(Kurban kesmeye uygun) hayvan cinsinden kendilerine rızık olarak verdiklerimiz üzerine Allah'ın adını ansınlar diye- kurban kesmeyi gerekli kıldık. İmdi, İlâhınız, bir tek İlâh'tır. Öyle ise, O'na teslim olun. (Ey Muhammed!) O ihlâslı ve mütevazi insanları müjdele!
Hac / 34 - (Edip Yüksel)
Kendilerine çiftlik hayvanlarını rızık olarak vermesinden ötürü ALLAH'ın ismini anmaları için, her topluluğa ayrı bir ibadet biçimi belirledik. Tanrınız bir tek tanrıdır. Sadece O'na teslim olun. İtaat edenlere müjde ver.
Hac / 34 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Ve her ümmet için, Allahın kendilerine merzuk kıldığı en'am behimesi üzerine ismini zikretsinler diye bir ma'bed yapmışızdır, imdi hepinizin tanrısı bir tek tanrıdır, onun için yalnız ona teslim olan müsliman olun ve müjdele o muti', mütevazı'ları
Hac / 34 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Her ümmet için Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerine (Allah'ın) adını ansınlar diye bir mabed yapmışızdır. Hepinizin tanrısı bir tek tanrıdır; onun için yalnız O'na teslim olan müslümanlar olun. İtaat eden alçak gönüllü kimseleri müjdele!
Hac / 34 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Her ümmet için Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerine O'nun adını ansınlar diye bir mabed yapmışızdır. Hepinizin ilâhı bir tek ilâhtır. Onun için yalnız O'na teslim olan müslümanlar olun. (Ey Muhammed!) Allah'a itaat eden alçak gönüllüleri müjdele.
Hac / 34 - (Gültekin Onan)
Biz her ümmet için bir 'mensek' kıldık, O'nun kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine Tanrı'nın adını ansınlar diye. İşte sizin tanrınız bir tek tanrıdır; artık yalnızca O'na teslim olun. Sen alçak gönüllü olanlara müjde ver.
Hac / 34 - (Harun Yıldırım)
Biz, her ümmete (Kurban kesmeye uygun) hayvan cinsinden kendilerine rızık olarak verdiklerimiz üzerine Allah'ın adını ansınlar diye kurban kesmeyi gerekli kıldık. İmdi, İlâhınız, bir tek İlah'tır. Öyle ise, O'na teslim olun. O ihlâslı ve mütevazi insanları müjdele!
Hac / 34 - (Hasan Basri Çantay)
Biz her ümmet için kurban kesmeyi meşru' kıldık, kendilerini rızıklandırdığı dört ayaklı davarlar üzerine (yalınız) Allahın adını ansınlar diye. İşte sizin Tanrınız bir tek Tanrıdır. O halde Ona teslîm olun. (Habibim) sen mutıy' ve mütevazı' olanları müjdele.
Hac / 34 - (Hayrat Neşriyat)
Her ümmet için bir kurban ibâdeti (ve yeri meşrû') kıldık ki, (O’nun) kendilerine rızık olarak verdiği sağmal hayvanlar(dan kurban keserken) üzerine Allah’ın ismini zikretsinler! Çünki sizin İlâhınız tek bir İlâhtır; öyle ise O’na teslîm olun! (Ey Resûlüm!)İşte o gönülden bağlı olanları müjdele!
Hac / 34 - (İbni Kesir)
Biz; her ümmet için kurban kesmeyi meşru kıldık ki Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanların üzerine O'nun adını ansınlar. Sizin tanrınız, bir tek tanrıdır. O'na teslim olun. Sen mütevazı olanları müjdele.
Hac / 34 - (Kadri Çelik)
Biz her ümmet için, O'nun kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine Allah'ın adını ansınlar diye, bir ibadet yeri kıldık. İşte sizin ilahınız bir tek ilahtır, artık yalnızca O'na teslim olun. Sen alçak gönüllü olanlara müjde ver.
Hac / 34 - (Muhammed Esed)
Bunun gibi, (Bize inanan) her ümmet için kurban kesmeyi bir kulluk eylemi olarak öngördük ki, (bu amaçla,) kendilerine rızık olarak sağladığımız hayvanları keserken Allah'ın ismini ansınlar. Ve (her zaman akıllarında tutsunlar ki:) Sizin tanrınız Tek bir Tanrı'dır; öyleyse bütün varlığınızla kendinizi O'na teslim edin. Ve sen de (ey Peygamber,) tüm iyi yürekli, alçak gönüllü kimseleri (Allah'ın hoşnutluğuyla) müjdele.
Hac / 34 - (Mustafa İslamoğlu)
Ve Biz, her ümmet için kurban kesmeyi bir ibadet kıldık ki, bu vesileyle O'nun kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine Allah'ın ismini ansınlar. Bakın, ilahınız tek bir İlah'tır; o halde yalnız O'na teslim olun! Ve (sen de Ey Peygamber); O'na yürekten boyun eğenleri (O'nun rızasıyla) müjdele!
Hac / 34 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ve her ümmet için kurban kesecek bir yer kılmışızdır ki, Allah'ın ismini kendilerini merzûk ettiği dört ayaklı hayvanların üzerine kesecekleri zaman ansınlar. İşte ilâhınız, bir tek ilâhtır. Artık O'na inkıyâdda bulunun ve mütevazi olanları müjdele.
Hac / 34 - (Ömer Öngüt)
Biz her ümmet için kurban kesmeyi meşru kıldık. Tâ ki Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanların üzerine Allah'ın adını ansınlar. Sizin ilâhınız bir tek ilâhtır. Yalnız O'na teslim olun. Gönülden boyun bükenleri müjdele!
Hac / 34 - (Şaban Piriş)
Her ümmete kurban ibadeti koyduk ki, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine onun adını ansınlar. Sizin ilahınız tek bir ilahtır. Öyleyse ona teslim olun. Allah’tan korkanları müjdele!
Hac / 34 - (Sadık Türkmen)
Her toplum için, Allah’ın kendilerine rızık olarak yarattığı hayvanlar üzerine ismini anarak, kurban kesmeyi meşru kıldık. İşte sizin ilahınız Bir Tek İlah’tır. (Kâinatta var olan herşeyi yaratan, koruyan tek ve yüce varlık Allah’tır sizin İlahınız!) Şu halde yalnız O’na teslim olun. Alçak gönüllüleri müjdele!
Hac / 34 - (Seyyid Kutub)
Biz her ümmete kurban kesmeyi, ibadet olarak emrettik. Amaç, Allah'ın insanlara rızık olarak sunduğu hayvanları keserken O'nun adını anmaktır. İlahınız tek ilahtır, yalnız O'na boyun eğiniz. Ey Muhammed, alçak gönüllü saygılıları müjdele.
Hac / 34 - (Suat Yıldırım)
Biz her ümmete kurban ibadeti koyduk ki Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanları keserken Allah’ın adını ansınlar. Şunu unutmayın ki hepinizin ilahı bir tek İlahtır. Öyleyse yalnız O’na teslim olun. Sen ey Resulüm! O alçak gönüllü, samimi ve ihlâslı olanları müjdele!
Hac / 34 - (Süleyman Ateş)
Biz, her ümmet için bir kurban ibâdeti koyduk ki Allâh'ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanların üzerine O'nun adını ansınlar. Tanrınız bir tek Tanrıdır, yalnız O'na teslim olun. (Ey Muhammed) o alçak gönüllü, saygılı, samimi insanları müjdele;
Hac / 34 - (Tefhim-ul Kuran)
Biz her ümmet için bir «Mensek» kıldık, O'nun kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine Allah'ın adını ansınlar diye. İşte sizin ilahınız bir tek ilahtır, artık yalnızca O'na teslim olun. Sen alçak gönüllü olanlara müjde ver.
Hac / 34 - (Ümit Şimşek)
Kendilerine rızık olarak verdiğimiz hayvanları keserken Allah'ın adını ansınlar diye, Biz her ümmet için bir kurban ibadeti belirledik. Hepinizin tanrısı tek bir Tanrıdır; yalnız Ona teslim olun. Müjdele o saygılı ve alçakgönüllü kulları!
Hac / 34 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Biz her ümmet için bir kurbanlık hayvan kesme zamanı/kurbanlık hayvan kesme yeri/kurbanlık hayvan kesme tarzı belirledik ki, kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanların üstüne Allah'ın ismini ansınlar. Sizin tanrınız bir tek tanrıdır; o halde yalnız O'na teslim olun. Alçak gönüllü, saygılı kişileri muştula.
Hac / 34 - (İskender Ali Mihr)
Ve Biz, bütün ümmetler için (kurban konusunda aynı) usulleri tayin ettik ki onlara, (Allah’ın) rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine Allah’ın İsmi’ni zikretsinler (Allah’ın İsmi ile kurbanları kessinler). O halde, sizin İlâhınız Tek Bir İlâh’tır. Öyleyse O’na teslim olun! Ve muhbitleri müjdele.
Hac / 34 - (İlyas Yorulmaz)
Her ümmete, onlar için rızık olarak verdiğimiz hayvanları boğazlarken Allah’ın isminin anılmasını vazgeçilmez bir ibadet olarak yaptık. Sizin ilahınız tek bir ilah dır. Artık yalnızca O na teslim olun. Alçak gönüllü olanları müjdele.
الَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ اللَّهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَالصَّابِرِينَ عَلَى مَا أَصَابَهُمْ وَالْمُقِيمِي الصَّلَاةِ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ
Okunuşu: Ellezîne izâ zukirallâhu vecilet kulûbuhum vas sâbirîne alâ mâ esâbehum vel mukîmis salâti ve mimmâ razaknâhum yunfikûn(yunfikûne).
Hac / 35 - (Diyanet İşleri)
Onlar, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperen, başlarına gelen musibetlere sabreden, namazı dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcayan kimselerdir.
Hac / 35 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Öyle kişilerdir onlar ki Allah anılınca yürekleri oynar korkudan ve uğradıkları müsîbetlere katlanırlar, namaz kılmaya devâm ederler ve kendilerini rızıklandırdığımız şeylerin bir kısmını harcarlar yoksullara.
Hac / 35 - (Abdullah Parlıyan)
Onlar ki, ne zaman Allah'tan söz edilse kalpleri titrer, başlarına gelen her türlü sıkıntı ve zorluklara karşı dişlerini sıkıp direnirler, namazlarına devamlı ve duyarlıdırlar. Kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah'ın rızasını kazanmak için başkalarına da harcarlar.
Hac / 35 - (Adem Uğur)
Onlar öyle kimseler ki, Allah anıldığı zaman kalpleri titrer; başlarına gelene sabrederler, namaz kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden (Allah için) harcarlar.
Hac / 35 - (Ahmed Hulusi)
Onlar ki, "Allâh" anıldığında o anlam şuurlarında haşyet oluşturur. . . Kendilerine isâbet edenlere sabredenler ve salâtı ikame edenlerdir. . . Kendilerini beslediğimiz yaşam gıdalarından, başkalarına da bağışlarlar.
Hac / 35 - (Ahmet Tekin)
Onlar, Allah zikredilirken, Allah’a ibadet edilirken, Allah’ın dini, şeriatı anlatılırken, lâyıkı veçhile ilgilenememe endişesiyle kalpleri ürperenlerdir. Başlarına gelen musibetlere, belâlara karşı sabrederek mücadeleye devam edenlerdir. Namazı âdâbına riayet ederek aksatmadan âşikâre kılanlardır. Kendilerine verdiğimiz rızık ve servetten karşılık gözetmeden gönüllü harcayanlardır.
Hac / 35 - (Ahmet Varol)
Onlar ki, Allah anıldığında kalpleri ürperir; başlarına gelenlere sabrederler, namazı kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan hayra harcarlar.
Hac / 35 - (Ali Bulaç)
Onlar ki, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir; kendilerine isabet eden musibetlere sabredenler, namazı dosdoğru kılanlar ve rızık olarak verdiklerimizden infak edenlerdir.
Hac / 35 - (Ali Fikri Yavuz)
Bunlar, o kimselerdir ki, Allah anılınca kableri titrer, kendilerine isabet eden musibetlere karşı da sabırlıdırlar, namaza devamlıdırlar ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan bir kısmını (hayır için) harcarlar.
Hac / 35 - (Ali Ünal)
Onlar ki, yanlarında Allah anıldığı zaman kalbleri derin bir saygıyla ürperir; başlarına ne gelirse gelsin sabırla bütünleşmiş olanlar ve namazı bütün şartlarına riayet ederek, vaktinde ve hiç aksatmadan kılanlardır onlar; ve kendilerine rızık olarak (mal, güç, zekâ, bilgi...) ne lütfetmişsek, onun bir miktarını (Allah rızası için ve kimseyi minnet altında koymadan ihtiyaç sahiplerine geçimlik olarak) verirler.
Hac / 35 - (Bayraktar Bayraklı)
Onlar, Allah anıldığında kalpleri ürperenler, başlarına gelene sabredenler, namazı dosdoğru kılanlar ve verdiğimiz rızklardan Allah rızası için harcayanlardır.
Hac / 35 - (Bekir Sadak)
(34-35) Her ummet icin, Allah'in kendilerine rizk olarak verdigi kurbanlik hayvanlarin uzerlerine O'nun adini anarak kurban kesmeyi mesru kildik. Sizin Tanriniz tek bir Tanri'dir, O'na teslim olun. Allah anildigi zaman kalbleri titreyen, baslarina gelene sabreden, namaz kilan, kendilerine verdigimiz riziktan sarfeden ve Allah'a gnul vermis olan kimselere mujde et.
Hac / 35 - (Celal Yıldırım)
Onlar ki, Allah anıldığı zaman kalbleri korku ve saygıdan titrer; kendilerine dokunan şeye (sıkıntı ve üzüntüye) karşı sabrederler; namazı vaktinde kılarlar ve kendilerine sunduğumuz rızıktan (Allah için) harcarlar.
Hac / 35 - (Cemal Külünkoğlu)
Onlar ki, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperen, başlarına gelen her türlü sıkıntıya göğüs geren, namazı dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden (Allah rızası için hayır yolunda) harcayanlardır.
Hac / 35 - (Diyanet İşleri (eski))
(34-35) Her ümmet için, Allah'ın kendilerine rızk olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerlerine O'nun adını anarak kurban kesmeyi meşru kıldık. Sizin Tanrınız tek bir Tanrı'dır, O'na teslim olun. Allah anıldığı zaman kalbleri titreyen, başlarına gelene sabreden, namaz kılan, kendilerine verdiğimiz rızıktan sarfeden ve Allah'a gönül vermiş olan kimselere müjde et.
Hac / 35 - (Diyanet Vakfi)
Onlar öyle kimseler ki, Allah anıldığı zaman kalpleri titrer; başlarına gelene sabrederler, namaz kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden (Allah için) harcarlar.
Hac / 35 - (Edip Yüksel)
Onlar öyle kimselerdir ki, ALLAH'tan söz edildiğinde yürekleri ürperir. Başlarına gelene sabrederler, namazı gözetirler ve kendilerine verdiğimiz rızıktan yardım için harcarlar.
Hac / 35 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Ki Allah anıldığı vakıt kalbleri oynar ve kendilerine isabet edene sabırlı ve namaza devamlıdırlar ve kısmet ettiğimiz şeylerden infak da ederler
Hac / 35 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Ki Allah anıldığı zaman, kalpleri oynar; kendilerine gelen musibete sabreder; namazı devamlı kılar ve kendilerine verdiğimiz şeylerden başkalarına dağıtırlar.
Hac / 35 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Ki Allah anıldığı vakit onların kalpleri titrer. Onlar başlarına gelene sabreden, namaz kılan kimselerdir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar.
Hac / 35 - (Gültekin Onan)
Onlar ki, Tanrı anıldığı zaman kalpleri ürperir; kendilerine isabet eden musibetlere sabredenler, namazı dosdoğru kılanlar ve rızık olarak verdiklerimizden infak edenlerdir.
Hac / 35 - (Harun Yıldırım)
Onlar öyle kimseler ki, Allah anıldığı zaman kalpleri titrer; başlarına gelene sabrederler, namaz kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden (Allah için) harcarlar.
Hac / 35 - (Hasan Basri Çantay)
(Öyle mutıy' ve mütevâzi' olanlar ki) Allah anılınca onların kalbleri kork (u ile oyn) ar. Onları kendilerine isaabet eden (mihnetlere, zorluklara) sabredenlerdir. Namazı dosdoğru kılanlardır. Kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden (Allah için) harcarlar.
Hac / 35 - (Hayrat Neşriyat)
Onlar ki, Allah anıldığı zaman kalbleri titrer; (ve onlar) başlarına gelen musîbetlere sabredenler ve namazı hakkıyla edâ edenlerdir; hem (onlar) kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden (Allah yolunda) sarf ederler.
Hac / 35 - (İbni Kesir)
Onlar ki; Allah anıldığı zaman kalbleri titrer. Başlarına gelenlere sabr eder, namaz kılar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan infak ederler.
Hac / 35 - (Kadri Çelik)
Onlar Allah anıldığı zaman kalpleri ürperenler, kendilerine isabet eden musibetlere sabredenler, namazı dosdoğru kılanlar ve rızık olarak verdiklerimizden infak edenlerdir.
Hac / 35 - (Muhammed Esed)
Onlar ki, ne zaman Allah'tan söz edilse kalpleri saygı ve sakınmayla titrer; (onlar ki) başlarına gelen her türlü darlığa, sıkıntıya göğüs gererler; salatta devamlı ve duyarlıdırlar; ve kendilerine verdiğimiz rızıktan başkalarına da harcarlar.
Hac / 35 - (Mustafa İslamoğlu)
Onlar ki, ne zaman Allah anılsa kalpleri saygıyla ürperir ve başlarına gelen şeylere sabrederler; üstelik namazı hakkını vererek kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan çömertçe sarf ederler.
Hac / 35 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Onlar ki, zikrolunduğu vakit kalpleri korkudan titrer ve kendilerine isabet etmiş olana sabredenlerdir ve namazı ikame edenlerdir ve kendilerini merzûk ettiğimiz şeylerden infakta bulunurlar.
Hac / 35 - (Ömer Öngüt)
Onlar o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalpleri titrer. Başlarına gelene sabrederler, namazı kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan infak ederler.
Hac / 35 - (Şaban Piriş)
Onlar, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. Başlarına gelene sabrederler, namaz kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan bağışlarlar.
Hac / 35 - (Sadık Türkmen)
Onlar, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperen, başlarına gelen musibetleri düşünüp sabreden, namaza devam eden ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden, Allah’ın tavsiye ettiği şekilde harcayan kimselerdir.
Hac / 35 - (Seyyid Kutub)
Onlar ki, yanlarında Allah'ın adı anıldığında kalpleri ürperir, başlarına gelen belalara karşı sabrederler, namaz kılar ve kendilerine verdiğimiz rızıkların bir bölümünü Allah yolunda harcarlar.
Hac / 35 - (Suat Yıldırım)
Onlar ki; yanlarında Allah anıldığında kalpleri saygı ile ürperir. Başlarına gelen dertlere sabrederler. Namazlarını hakkıyla ifa eder, Allah’ın kendilerine nasib ettiği nimetlerden, O’nun rızasında harcayıp dururlar.
Hac / 35 - (Süleyman Ateş)
Onlar ki Allâh anıldığı zaman kalbleri titrer. Başlarına gelene sabrederler, namazı kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allâh yoluna) harcarlar.
Hac / 35 - (Tefhim-ul Kuran)
Onlar ki, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir; onlar, kendilerine isabet eden musibetlere sabredenler, namazı dosdoğru kılanlar ve rızık olarak verdiklerimizden infak edenlerdir.
Hac / 35 - (Ümit Şimşek)
Onlar, Allah anıldığında kalpleri ürperen, başlarına gelene sabreden, namazı dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden bağışta bulunan kimselerdir.
Hac / 35 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Onlar öyle insanlardır ki, Allah anıldığında kalpleri titrer; başlarına gelene sabrederler, namazı gözetirler. Ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan infak ederler.
Hac / 35 - (İskender Ali Mihr)
Onlar, Allah’ı zikrettikleri zaman kalpleri titreyenlerdir (Allah’tan gelen bir cereyanla kalpleri ve vücutları sarsılanlardır). Onlara isabet edenlere (musîbetlere) sabredenlerdir ve salâtı (namazı) ikame edenlerdir. Ve onlar, onları rızıklandırdığımız şeylerden infâk ederler.
Hac / 35 - (İlyas Yorulmaz)
O alçak gönüllüler, Allah anıldığında kalpleri saygı ile titrer ve onlara bir kötülük isabet ettiğinde Allah’a olan saygılarını (sabırlarını) bozmazlar, namazlarını kılarlar ve kendilerine verilen rızıklardan ihtiyaç sahiplerine de verirler.
وَالْبُدْنَ جَعَلْنَاهَا لَكُم مِّن شَعَائِرِ اللَّهِ لَكُمْ فِيهَا خَيْرٌ فَاذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ عَلَيْهَا صَوَافَّ فَإِذَا وَجَبَتْ جُنُوبُهَا فَكُلُوا مِنْهَا وَأَطْعِمُوا الْقَانِعَ وَالْمُعْتَرَّ كَذَلِكَ سَخَّرْنَاهَا لَكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Okunuşu: Vel budne cealnâhâ lekum min şeâirillâhi lekum fîhâ hayrun, fezkurûsmallâhi aleyhâ savâff(savâffe), fe izâ vecebet cunûbuhâ fe kulû minhâ ve at’ımûl kânia vel mu’terra, kezâlike sahharnâhâ lekum leallekum teşkurûn(teşkurûne).
Hac / 36 - (Diyanet İşleri)
Kurbanlık büyük baş hayvanları da sizin için Allah’ın dininin nişanelerinden kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır. Onlar saf saf sıralanmış dururken (kurban edeceğinizde) üzerlerine Allah’ın adını anın. Yanları üzerlerine düşüp canları çıkınca onlardan siz de yiyin, istemeyen fakire de istemek zorunda kalan fakire de yedirin. Şükredesiniz diye onları böylece sizin hizmetinize verdik.
Hac / 36 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Büyük develeri de Allah'ın size meşrû kıldığı kurbanlık hayvanlar olarak yarattık, onlarda hayır ve menfaat var size. Artık onlar, ayaktayken onları boğazlayın ve Allah'ın adını anın, yanüstü düştükleri zaman da hem siz yiyin ondan, hem de yoksulluğunu bildirip isteyen ve gizleyip istemeyen yoksulları doyurun; siz şükredesiniz diye böylece onları da râm ettik size.
Hac / 36 - (Abdullah Parlıyan)
Büyük baş hayvanların kurban edilmelerine gelince, biz bunu sizin için, Allah tarafından konulmuş, dininizin alamet ve sembollerinden biri olarak öngördük ki, bunlarda sizin için nice yararlar vardır. Öyleyse artık onlar kurban edilmek üzere sıraya dizildiklerinde veya develer ayakta oldukları halde onların üzerine Allah'ın adını anarak kesin. Cansız olarak yere serildiklerinde, onların etinden kendiniz de yiyin; ihtiyacını gizleyen ve istemek zorunda kalan fakiri de onunla doyurun. İşte bu hayvanları biz, şükredesiniz diye sizin istifadenize sunduk.
Hac / 36 - (Adem Uğur)
Biz, büyükbaş hayvanları da sizin için Allah'ın (dininin) işaretlerinden (kurban) kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Şu halde onlar, ayakları üzerine dururken üzerlerine Allah'ın ismini anınız (ve kurban ediniz). Yan üstü yere düştüklerinde ise, artık (canı çıktığında) onlardan hem kendiniz yeyin, hem de ihtiyacını gizleyen gizlemeyen fakirlere yedirin. İşte bu hayvanları biz, şükredesiniz diye sizin istifadenize verdik.
Hac / 36 - (Ahmed Hulusi)
Develeri de sizin için Allâh'ın kurallarından kıldık; sizin için onlarda hayır vardır. . . Ön ayaklarından biri bağlı olarak ayakta iken, Allâh'ın ismini zikredin (hatırlayın). . . Yere yıkıldıklarında da, onlardan yeyin ve orada bulunanlara da, isteyen kimseye de yedirin. . . İşte böylece onları size boyun eğdirdik ki şükredesiniz.
Hac / 36 - (Ahmet Tekin)
Besili kurbanlık sığır ve develeri de, sizin faydalanmanız için, Allah’ın emirleriyle bağlantılı kurban ibadeti için belirlediği kurbanlık hayvanlar arasında saydık. Sizin için, onlarda hayır vardır. Ön ayaklarından biri bükülmüş vaziyette bağlı olduğu halde keserken üzerlerine Allah’ın adını anın. Yanları üzerine düşüp canları çıktığı zaman da, onların etinden yeyin. Kanaatkâr olup dilenmeyen ve istemek zorunda kalan fakirlere de verin. İşte böylece biz onları sizin faydalanmanız için emrimize boyun eğdirdik. Umulur ki şükrünüze vesile olur.
Hac / 36 - (Ahmet Varol)
Kurbanlık develeri de sizin için Allah'ın işaretlerinden kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Onlar (kesilmek üzere) bağlı olarak ayakta dururlarken üzerlerine Allah'ın adını anın. (Kesilip) yanları üstüne düştüklerinde artık onlardan yiyin; kanaat ed(ip istemey)ene ve isteyene de yedirin. İşte böylece onları sizin emrinize verdik. Olur ki şükredersiniz.
Hac / 36 - (Ali Bulaç)
İri cüsseli develeri size Allah'ın işaretlerinden kıldık, sizler için onlarda bir hayır vardır. Öyleyse onlar bir dizi halinde (veya saf tutmuşcasına ayakta durup) boğazlanırken Allah'ın adını anın; yanları üzerine yattıkları zaman da onlardan yiyin, kanaatkara ve isteyene yedirin. İşte böyle, onlara sizin için boyun eğdirdik, umulur ki şükredersiniz.
Hac / 36 - (Ali Fikri Yavuz)
Biz, kurbanlık deve ve sığırları da, Allah’ın size verdiği dinin alâmetlerinden kıldık. Sizin için bu kurbanlıklarda (dinî ve dünyevî) hayır vardır. O halde develeri, ön ayaklarından biri bağlı olarak ayakta boğazlarken, üzerlerine Allah’ın ismini anın (besmele getirin). Yere düşüb canları çıktığı zaman da, onlardan yeyin; kanaatkâra da verin, dilenene de verin. İşte böylece, şükredesiniz diye, o kurbanlıkları (maddi ve manevî faydalar bakımından) sizin emrinize bağlı kıldık.
Hac / 36 - (Ali Ünal)
Kurbanlık büyükbaş hayvanları, (bu arada özellikle develeri,) hakkınızda Allah’a ibadet vesilelerinden ve Din’in tatbikinin alâmetlerinden kıldık. Sizin için onlarda dinî–dünyevî menfaatler vardır. O (deve) leri ayakta iken ve üzerlerine Allah’ın adını anarak kurban edin. Yan üstü yere yıkılıp bütünüyle öldüklerinde ise, etlerinden kendiniz yediğiniz gibi, kanaatkâr davranıp istemeyen fakirlere de, boyun büküp isteyen fakirlere de yedirin. O hayvanları böylesi faydalar için hizmetinize verdik ki, (kalben, sözlü ve fiilî olarak) Allah’a şükredesiniz.
Hac / 36 - (Bayraktar Bayraklı)
Biz, büyükbaş hayvanları da sizin için Allah'ın işaretlerinden kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Şu halde onlar, ayakları üzerinde dururken üzerlerine Allah'ın ismini anınız. Yan üstü yere düştüklerinde ise, canı çıktığında onlardan hem kendiniz yiyiniz, hem de kanaatkâr olup dilenmeyene de, dilenene de veriniz. İşte bu hayvanları biz, şükredesiniz diye sizin istifadenize sunduk.
Hac / 36 - (Bekir Sadak)
iste kurbanlik deve ve sigirlari Allah'in size olan nisanelerinden kildik. Onlarda sizin icin hayir vardir. Bagli halde keserken uzerlerine Allah'in adini anin. Yan ustu dusup olunce onlardan yiyin, isteyene de istemeyene de verin. sukeredersiniz diye onlari bylece sizin buyrugunuza verdik.
Hac / 36 - (Celal Yıldırım)
Kurbanlık develeri de sizin için Allah'a ibâdet nişanelerinden kıldık. Sizin için onda hayır vardır. O halde bir dizi halinde (ayakta) boğazlanırken üzerlerine Allah'ın ismini anın ; yanüstü yere yıkılınca da onlardan yeyin ve hem kanaat edip istemiyene, hem de isteyen fakire yedirin. İşte böylece biz, onları size boyun eğdirdik, ola ki şükredersiniz.
Hac / 36 - (Cemal Külünkoğlu)
Büyükbaş hayvanları kurban etmeyi de Allah'ın size emrettiği ibadet biçimlerinden kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Ön ayaklarını bağlayarak onları boğazlarken Allah'ın adını anınız. Yan üstü düşüp canları çıktığı zaman da, etlerinden hem kendiniz yiyiniz, hem de isteyen fakire de istemeyen fakire de yediriniz. Şükredesiniz diye o hayvanları böylece yararınıza sunduk.
Hac / 36 - (Diyanet İşleri (eski))
İşte kurbanlık deve ve sığırları Allah'ın size olan nişanelerinden kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Bağlı halde keserken üzerlerine Allah'ın adını anın. Yan üstü düşüp ölünce onlardan yiyin, isteyene de istemeyene de verin. Şükredersiniz diye onları böylece sizin buyruğunuza verdik.
Hac / 36 - (Diyanet Vakfi)
Biz, büyük baş hayvanları da sizin için Allah'ın (dininin) işaretlerinden (kurban) kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Şu halde onlar, ayakları üzerine dururken üzerlerine Allah'ın ismini anınız (ve kurban ediniz). Yan üstü yere düştüklerinde ise, artık (canı çıktığında) onlardan hem kendiniz yeyin, hem de ihtiyacını gizleyen-gizlemeyen fakirlere yedirin. İşte bu hayvanları biz, şükredesiniz diye sizin istifadenize verdik.
Hac / 36 - (Edip Yüksel)
ALLAH'a kulluğun bir işareti olarak, hayvanların kurban edilmesinde sizin için yararlar mevcuttur. Onlar sırada diziliyken üzerlerinde ALLAH'ın ismini anmalısınız. Yanları üzerine düştükleri zaman da onlardan yeyin ve dilenene de dilenmeyen yoksula da yedirin. Şükredesiniz diye onları size amade kıldık.
Hac / 36 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Hem o bedeneler, o güvdeli hayvanlar var â biz onları Allah şeâirinden kıldık, sizin için onlarda hayır vardır, binaenaleyh ön ayaklarının biri bağlı olarak bir düzüye üzerlerine Allahın ismini anın, yanları yere yaslandığı vakıt da onlardan yiyin, kanaatliye ve istiyene ıt'am da edin, o böyle onları size müsahhar kıldı ki şükr edesiniz
Hac / 36 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
O gövdeli hayvanlar var ya, Biz onları da Allah için kesilen kurbanlıklar arasında kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır; bu yüzden ön ayaklarının biri bağlı olarak bir dizi halinde dururlarken üzerlerine Allah'ın adını anın (öyle boğazlayın). Yanları yere yaslandığı vakit de onlardan yiyin, kanaat edip istemeyene de, isteyene de yedirin. O böylece onları sizin emrinize verdi ki, şükredesiniz.
Hac / 36 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Kurbanlık deve ve sığırları Allah'ın size olan nişanelerinden kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır. Ön ayaklarının biri bağlı halde keserken üzerlerine Allah'ın adını anın. Yanları yere yaslandığı vakit de onlardan yiyin, kanaat edip istemeyene de, isteyene de yedirin. Böylece onları sizin buyruğunuza verdik ki, şükredesiniz.
Hac / 36 - (Gültekin Onan)
İri cüsseli develeri size Tanrı'nın işaretlerinden kıldık, sizler için onlarda bir hayır vardır. Öyleyse onlar bir dizi halinde (veya saf tutmuşcasına ayakta durup) boğazlanırken Tanrı'nın adını anın; yanları üzerine yattıkları zaman da onlardan yiyin, kanaatkara ve isteyene yedirin. İşte böyle, onlara sizin için boyun eğdirdik, umulur ki şükredersiniz.
Hac / 36 - (Harun Yıldırım)
Biz, büyük baş hayvanları da sizin için Allah'ın (dininin) işaretlerinden (kurban) kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Şu halde onlar, ayakları üzerine dururken üzerlerine Allah'ın ismini anınız. Yan üstü yere düştüklerinde ise, artık (canı çıktığında) onlardan hem kendiniz yeyin, hem de ihtiyacını gizleyengizlemeyen fakirlere yedirin. İşte bu hayvanları biz, şükredesiniz diye sizin istifadenize verdik.
Hac / 36 - (Hasan Basri Çantay)
Biz, kurbanlık develeri de sizin için Allahın şeaairinden kıldık. Onlarda size hayır vardır. O halde onlar ayakda dur (ub boğazlanır) larken üzerlerine Allahın ismini anın. Yanları üstü düş (üb öl) dükleri vakit da ondan hem kendiniz yeyin, hem ihtiyâcını gizleyen ve gizlemeyib dilenen fakîr (ler) e yedirin. Onları, şükredesiniz diye, böylece size müsahhar kıldık.
Hac / 36 - (Hayrat Neşriyat)
Kurbanlık develeri (ve sığırları) da sizin için Allah’ın (dîninin) alâmetlerinden kıldık; onlarda sizin için hayır vardır. Öyle ise (onlar) ayakta dururken, üzerlerine Allah’ın ismini zikredin (ve kurbân edin)! Nihâyet yanları yere yaslandığında (canları çıkınca)onlardan yiyin ve kanâat edene (istemeyene) de (açıkça) isteyene de yedirin! İşte böylece onları sizin istifâdenize verdik; tâ ki şükredesiniz.
Hac / 36 - (İbni Kesir)
Biz, kurbanlık develeri de sizin için Allah'ın nişanelerinden kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Ön ayakları bağlı halde keserken üzerlerine Allah'ın adını anın. Kesilince onlardan yeyin. İsteyene de, istemeyene de verin. Şükredersiniz diye, onları böylece sizin emrinize müsahhar kıldık.
Hac / 36 - (Kadri Çelik)
İri cüsseli develeri de size Allah'ın işaretlerinden kıldık, sizler için onlarda bir hayır vardır. Öyleyse onlar saf tutmuşçasına ayakta durup boğazlanırken, Allah'ın adını anın; yanları üzerine yattıkları zaman da onlardan yiyin, kanaatkâra ve isteyene yedirin. Onlara sizin için işte böyle boyun eğdirdik. Umulur ki şükredersiniz.
Hac / 36 - (Muhammed Esed)
Hayvanların kurban edilmesine gelince, Biz bunu sizin için Allah tarafından konulmuş simgelerden biri olarak öngördük ki bunda sizin için (nice) yararlar vardır. Öyleyse artık, (kurban edilmek üzere) sıraya dizildiklerinde onların üzerinde Allah'ın ismini anın; ve cansız olarak yere serildiklerinde onların etinden kendiniz de yiyin; kendi nasibiyle yetinip istemeyen kimseyi de, istemek zorunda kalan kimseyi de (onunla) doyurun. Biz, işte bu amaçla onları sizin yararınıza sunuyoruz ki şükredesiniz.
Hac / 36 - (Mustafa İslamoğlu)
Malum kurbana gelince: Biz onu sizin için içerisinde nice hayırlar barındıran Allah'ın simgelerinden biri olarak (ibadet) kıldık: o halde, (ön ayaklarından biri bağlanıp) sıra sıra diz çöktürülen hayvanları kurban ederken Allah'ın ismini anın; nihayet onların yanı yere gelince artık ondan siz de yiyin, ihtiyacını belli eden ya da etmeyen herkese de yedirin: Bu böyledir; zira Biz onları sizin yararınıza amade kılmışızdır; umulur ki şükredersiniz.
Hac / 36 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ve develeri de sizin için Allah'ın şeâirinden kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır. Artık onların üzerlerine birer ayakları bağlı, üçer ayakları bağlı, üçer ayakları üzerine kâim bulundukları halde Allah'ın ismini zikredin. Yanları üzerine yere düşünce de artık etlerinden yeyin; haline kanaat edip istemeyene de ve isteyene de yediriniz. Onları size öylece musahhar kıldık, tâ ki şükredesiniz.
Hac / 36 - (Ömer Öngüt)
Biz kurbanlık develeri sizin için Allah'ın nişanelerinden kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Ön ayakları bağlı olduğu halde keserken Allah'ın adını anın. Yanları üstüne düştüklerinde ise onlardan yiyin. Kanaat edip istemeyene de, isteyene de yedirin. Şükredersiniz diye onları böylece sizin emrinize musahhar kıldık.
Hac / 36 - (Şaban Piriş)
Kurbanlık develeri, sizin için Allah’ın nişanelerinden kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Onları keserken üzerlerine sadece Allah’ın adını anın. Kesilip yere düşünce onlardan yiyin. İsteyene de, istemeyene de yedirin. Şükredesiniz diye, onları işte böyle sizin emrinize sunduk.
Hac / 36 - (Sadık Türkmen)
Kurbanlik büyük baş hayvanları da sizin için Allah’ın dininin nişânelerinden kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır. Onlar saf saf sıralanmış dururken, (kurban edeceğinizde) üzerlerine Allah’ın adını anın. Yanları üzerlerine düşüp canları çıkınca, onlardan siz de yiyin, istemeyen fakire de, istemek zorunda kalan fakire de yedirin. Şükredesiniz diye onları böylece sizin hizmetinize verdik.
Hac / 36 - (Seyyid Kutub)
Büyükbaş hayvan kurban etmeyi de Allah'ın size emrettiği ibadet biçimlerinden saydık. Onlar size çeşitli yararlar sağlarlar. Ön ayaklarını bağlayarak onları boğazlarken Allah'ın adını anınız. Yan üstü düşüp öldüklerinde, etlerinden hem kendiniz yiyiniz, hem de isteyene ve istemeyene yediriniz. Şükredesiniz diye o hayvanları böylece yararınıza sunduk.
Hac / 36 - (Suat Yıldırım)
Biz kurbanlık büyükbaş hayvanları da sizin hakkınızda Allah’ın dininin şeâirinden kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Onlar boğazlanmak üzere saf halinde dururken onları kestiğiniz zaman Allah’ın adını anın. Yanı üstü yere yıkılınca da onlardan hem siz yiyin, hem kanaat gösterip istemeyene, hem de isteyen fakire yedirin! İşte böylece onları size âmâde kıldık ki şükredesiniz.
Hac / 36 - (Süleyman Ateş)
Biz o kurbanlık develeri de size Allâh'ın (dininin) işâretlerinden yaptık. Onlarda sizin için hayır vardır. Onlar ön ayaklarını sıra halinde yere basmış durumda iken üzerlerine Allâh'ın adını anın (da boğazlayın) yanları yere düş(üp canları çık)ınca da onlardan yeyin, kanâat eden(fakir)e de; isteyen(fakir)e de yedirin. Allâh o(kocaman hayva)nları, size boyun eğdirdi ki şükredesiniz.
Hac / 36 - (Tefhim-ul Kuran)
İri cüsseli develeri de size Allah'ın işaretlerinden kıldık, sizler için onlarda bir hayır vardır. Öyleyse onlar bir dizi halinde (veya saf tutmuşcasına ayakta durup) boğazlanırken Allah'ın adını anın; yanları üzerine yattıkları zaman da onlardan yiyin, kanaatkara ve isteyene yedirin. İşte böyle, onlara sizin için boyun eğdirdik, umulur ki şükredersiniz.
Hac / 36 - (Ümit Şimşek)
Kurbanlık develeri de sizin için Allah'ın belirlediği nişanlardan kıldık ki, onlarda sizin için hayır vardır. Ayakta oldukları halde onları kurban ederken üzerlerine Allah'ın adını anın. Yere düştüklerinde onlardan hem siz yiyin, hem de dilenene, dilenmeyene yedirin. Şükredesiniz diye, onları size böylece boyun eğdirmiş bulunuyoruz.
Hac / 36 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Biz o büyükbaş hayvanları da sizin için Allah'ın kutsallık nişanları arasına koyduk. Sizin için onlarda hayır vardır. Onlar sıralanmış halde ayakları üzerine dururken, üzerlerine Allah'ın ismini anın. Yanları yere yaslandığı zaman da onlardan yiyin; isteyen yoksulu da istemeyen yoksulu da doyurun. Allah o hayvanları sizin hizmetinize verdi ki, şükredebilesiniz.
Hac / 36 - (İskender Ali Mihr)
Bedeneleri (deve ve sığır cinsi hayvanları), sizin için Allah’ın şiarlarından (emirlerinden, farzlarından) kıldık. Onda (onların kurban edilmesinde) sizin için hayır vardır. Onların (kurbanlarının) üzerine saf dururken (ayaktayken tekbir getirin), (kurban kesilirken) Allah’ın İsmi’ni zikredin (besmele ile kesin). Yanları üzerine düşünce (kesilince), artık ondan yeyin ve isteyeni de istemeyeni de doyurun. İşte böylece onu, size musahhar kıldık (boyun eğdirdik). Umulur ki, böylece siz şükredersiniz.
Hac / 36 - (İlyas Yorulmaz)
Allah’ın sembollerinden olan kurban kesmeyi, sizin için bir ibadet yaptık ve bunda sizin için onda pek çok faydalar var. Dizi dizi kurbanları keserken Allah’ın ismini anın. Bu kesme işini yaptığınızda, onların etlerinden yiyin ve istemeyen ve isteyen fakirleri de doyurun. Bu rızıkların hepsini sizin istifadenize sunduk ki, belki şükredersiniz.
لَن يَنَالَ اللَّهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَاؤُهَا وَلَكِن يَنَالُهُ التَّقْوَى مِنكُمْ كَذَلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمْ لِتُكَبِّرُوا اللَّهَ عَلَى مَا هَدَاكُمْ وَبَشِّرِ الْمُحْسِنِينَ
Okunuşu: Len yenâlallâhe luhûmuhâ ve lâ dimâuhâ ve lâkin yenâluhut takvâ minkum, kezâlike sahharahâ lekum li tukebbirûllâhe alâ mâ hedâkum, ve beşşiril muhsinîn(muhsinîne).
Hac / 37 - (Diyanet İşleri)
Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Fakat O’na sizin takvanız (Allah’a karşı gelmekten sakınmanız) ulaşır. Böylece onları sizin hizmetinize verdi ki, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah’ı büyük tanıyasınız. İyilik edenleri müjdele.
Hac / 37 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Onların ne etleri Allah'a ulaşır, ne kanları, fakat sizin çekinmenizdir ki ona ulaşır. Sizi doğru yola sevkettiğinden dolayı Allah'ı büyük bilmeniz için onları da râm etti size ve müjdele iyilik edenleri.
Hac / 37 - (Abdullah Parlıyan)
Fakat unutmayın ki, onların ne etleri Allah'a ulaşır, ne de kanları. Fakat O'na ulaşan, yalnızca sizin iyi niyet ve samimiyetinizdir. İşte bu amaçla onları sizin yararınıza sunuyoruz ki, O'nun sizi doğru yola iletmesine karşılık, O'nun şanını yüceltip tekbir getiresiniz diye. Öyleyse güzel davrananları müjdele
Hac / 37 - (Adem Uğur)
Onların ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşır; fakat O'na sadece sizin takvânız ulaşır. Sizi hidayete erdirdiğinden dolayı Allah'ı büyük tanıyasınız diye O, bu hayvanları böylece sizin istifadenize verdi. (Ey Muhammed!) Güzel davrananları müjdele!
Hac / 37 - (Ahmed Hulusi)
Onların etleri de kanları da Allâh'a asla erişmez; fakat sizden O'na takva (itaatle elde edilecek yararlar) ulaşır. . . İşte böylece (Allâh) onları size boyun eğdirdi ki; size hakikati fark ettirdiği kadarıyla Allâh'ı tekbir edesiniz. . . Muhsinleri müjdele!
Hac / 37 - (Ahmet Tekin)
Asla kurbanların etleri ve kanları Allah’a ulaşmayacaktır. Fakat ona sadece takvâ esaslarını-Kur’ân esaslarını benimseyerek hayata geçirmeniz, şirkten, insan kurban etme, katil ve kan dökme gibi büyük günahlardan korunmanız, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranma, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olma gayretiniz ulaşır. Onları, bu şekilde sizin faydalanmanız için emrine boyun eğdirdi ki, size Kur’ân’da ve Rasulünün sünnetinde öğrettiği şekilde, şer’î mükellefiyetleri yerine getirerek Allah’ı tekbir ile yüceltesiniz. İyiliği, iyi niyetleri, dinin, ahlâkın ve kamu vicdanının emirlerini, devamlı davranışlarına, ilişkilerine, görevlerine, hayatlarına yansıtan, samimiyetle ibadet eden, aktif olarak iyiliğe, iyi uygulamaya, iyileştirmeye örnek olan, işlerinde mükemmellik, dürüstlük ve başarı için dikkat harcayan, hayırlı icraatlar, kalıcı hizmetler yapan müslümanlara, dünyada yardım, zafer ve devlet, âhirette cennet müjdesini ver.
Hac / 37 - (Ahmet Varol)
Onların ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşır. Ancak sizden O'na yalnız takva ulaşır. İşte böylece onları sizin emrinize verdi ki sizi hidayete erdirmesine karşılık Allah'ı yüceltesiniz [3]. İyilik edenleri müjdele.
Hac / 37 - (Ali Bulaç)
Onların etleri ve kanları kesin olarak Allah'a ulaşmaz, ancak O'na sizden takva ulaşır. İşte böyle, onlara sizin için boyun eğdirmiştir; O'nun size hidayet vermesine karşılık Allah'ı tekbir etmeniz için. Güzellikte bulunanlara müjde ver.
Hac / 37 - (Ali Fikri Yavuz)
Elbette kurbanların ne etleri, ne kanları Allah’a erişmez. (Allah katında makbul olmaz). Fakat Allah’a sizden ancak takva (hâlis ve kâmil ibadetler) ulaşır. İşte kurbanlıkları böyle sizin emrinize bağladı ki size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah’ı, tekbir getirerek yüceltesiniz. Ey Rasûlüm, ihlâsla güzel iş yapanlara (cenneti) müjdele...
Hac / 37 - (Ali Ünal)
(Şurası da bir gerçek ki,) kurban ettiğiniz hayvanların ne etleri ne de kanları asla Allah’a ulaşmaz; sizden O’na ulaşacak tek şey, takvadır. Allah, o hayvanları sayılan faydalar adına hizmetinize verdi ki, (sizi iman, ibadet ve itaat noktasında) doğru yola ilettiği için Allah’ın büyüklüğünü (hem sözle, hem de davranışlarınızla) ilan edesiniz. (Ey Rasûlüm,) Allah’ı görürcesine, en azından, Allah’ın kendilerini sürekli gördüğünün tam şuurunda olarak sürekli iyilik düşünen ve iyi işler yapanları müjdele.
Hac / 37 - (Bayraktar Bayraklı)
Bu kurbanların ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşır! Fakat Allah'a ulaşacak olan sizin takvânızdır. Sizi doğru yola erdirdiğinden dolayı Allah'ı büyük tanıyasınız diye, bu hayvanları sizin istifadenize sundu. Güzel davrananları müjdele!
Hac / 37 - (Bekir Sadak)
Bu hayvanlarin ne etleri ve ne de kanlari Allah'a ulasacaktir. Allah'a ulasacak olan ancak sizin O'nun icin yaptiginiz gosteristen uzak amel ve ibadettir. Size dogru yolu gosterdiginden, Allah'i yuceltmeniz icin onlari boylece sizin buyrugunuza vermistir. iyilik yapanlara mujde et.
Hac / 37 - (Celal Yıldırım)
Boğazlanan kurbanlık hayvanların ne eti, ne de kanı elbette Allah'a ulaşmaz; ama Allah'a ulaşacak olan, sizin takvânızdır. Böylece Allah size doğru yolu, ibâdet ölçüsünü gösterdiğinden O'na TEKBÎR getirip ululamanız için bu hayvanları sizin buyruğunuza baş eğdirdi; sen iyiliği huy edinenleri müjdele!
Hac / 37 - (Cemal Külünkoğlu)
(Unutmayın ki) o (kurban)ların etleri de, kanları da asla Allah'a ulaşacak değildir. Lakin O'na ulaşan, yalnızca sizin O'na karşı gösterdiğiniz bilinç ve duyarlıktır. O bu hayvanları sizin emrinize vermiştir ki, sizi doğru yola eriştirdiği için O'nun yüceliğini saygıyla anasınız. Güzel davrananları ve iyilik yapanları müjdele!
Hac / 37 - (Diyanet İşleri (eski))
Bu hayvanların ne etleri ve ne de kanları Allah'a ulaşacaktır. Allah'a ulaşacak olan ancak sizin O'nun için yaptığınız gösterişten uzak amel ve ibadettir. Size doğru yolu gösterdiğinden, Allah'ı yüceltmeniz için onları böylece sizin buyruğunuza vermiştir. İyilik yapanlara müjde et.
Hac / 37 - (Diyanet Vakfi)
Onların ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşır; fakat O'na sadece sizin takvânız ulaşır. Sizi hidayete erdirdiğinden dolayı Allah'ı büyük tanıyasınız diye O, bu hayvanları böylece sizin istifadenize verdi. (Ey Muhammed!) Güzel davrananları müjdele!
Hac / 37 - (Edip Yüksel)
ALLAH'a ne onların etleri, ne de kanları ulaşır; O'na ancak sizin erdemli davranışınız ulaşır. Onları böylece sizin hizmetinize vermiştir ki, sizi doğruya ulaştırdığı için ALLAH'ın büyüklüğünü anasınız.
Hac / 37 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Elbette onların ne etleri, ne kanları Allaha ermez, velâkin ona sizden olan tekva irecektir, böyle onları size müsahhar kıldı ki size yolunu gösterdiğinden dolayı Allahı tekbir ile büyükleyesiniz, ve müjdele o vazifelerini güzel yapan muhsinleri
Hac / 37 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Elbette onların ne etleri, ne de kanları Allah'a ulaşmaz. Ancak O'na sizin takvanız ulaşacaktır. Böylece onları sizin emrinize verdik ki, size yolunu gösterdiğinden dolayı, Allah'ı tekbir ile yüceltesiniz. Görevlerini iyi yapan iyilik sevenleri müjdele!
Hac / 37 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Elbette onların etleri ve kanları Allah'a ulaşmayacaktır. Ancak O'na sizin takvanız erecektir. Onları bu şekilde sizin buyruğunuza verdi ki, size yolunu gösterdiğinden dolayı, Allah'ı tekbir ile yüceltesiniz. (Ey Muhammed!) Vazifelerini güzelce yapan iyilik sevenleri müjdele.
Hac / 37 - (Gültekin Onan)
Onların etleri ve kanları kesin olarak Tanrı'ya ulaşmaz, ancak O'na sizden takva ulaşır. İşte böyle, onlara sizin için boyun eğdirmiştir; O'nun size hidayet vermesine karşılık Tanrı'yı tekbir etmeniz için. Güzellikte bulunanlara müjde ver.
Hac / 37 - (Harun Yıldırım)
Onların ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşır; fakat O'na sadece sizin takvânız ulaşır. Sizi hidayete erdirdiğinden dolayı Allah'ı büyük tanıyasınız diye O, bu hayvanları böylece sizin istifadenize verdi. Güzel davrananları müjdele!
Hac / 37 - (Hasan Basri Çantay)
Onların ne etleri, ne kanları hiç bir zaman Allaha (yükselib) erişmez. Fakat sizden Ona (yalınız) takvaa ulaşır. Size olan hidâyetine karşı Allâhı büyük tanımanız içindir ki O, bunları böylece size raam etmişdir. (Habîbim) iyi hareket edenleri müjdele.
Hac / 37 - (Hayrat Neşriyat)
Onların ne etleri, ne de kanları Allah’a ulaşır; fakat O’na (sâdece) sizin takvânız ulaşacaktır. İşte böylece onları sizin istifâdenize verdi ki, sizi hidâyete erdirdiği için (tekbir getirerek) Allah’ı çokça yüceltesiniz! (Ey Resûlüm!) Artık o iyilik edenleri müjdele!
Hac / 37 - (İbni Kesir)
Onların ne etleri, ne de kanları Allah'a ulaşır. Sizden O'na sadece takva ulaşır. Sizi hidayete erdirdiği için Allah'ı tekbir edesiniz diye O, bunları size müsahhar kılmıştır.
Hac / 37 - (Kadri Çelik)
Onların etleri ve kanları kesin olarak Allah'a ulaşmaz, ancak O'na sizden takva ulaşır. O'nun size hidayet vermesine karşılık Allah'ı ululamanız için onlara boyun eğdirmiştir. İhsan sahiplerine müjde ver.
Hac / 37 - (Muhammed Esed)
(Fakat unutmayın ki,) onların ne etleri Allah'a ulaşır, ne de kanları; lakin O'na ulaşan, yalnızca sizin O'na karşı gösterdiğiniz bilinç ve duyarlıktır. İşte bu amaçla, onları sizin yararınıza sunuyoruz ki, size ulaşma yolunu, yordamını gösterdiği (her türlü rahmet) için O'nun yüceliğini saygıyla anasınız. Öyleyse, o iyilik yapanları müjdele
Hac / 37 - (Mustafa İslamoğlu)
Onların ne etleri, ne de kanları Allah'a ulaşır; fakat sizden O'na ulaşan yalnızca O'na karşı gösterdiğiniz derin sorumluluk bilincidir. Böylece onları sizin yararınıza amade kıldı ki, size yol gösterdiğinden dolayı Allah'ın yüceliğini layıkıyla takdir edesiniz; ve (sen Ey Peygamber,) iyileri (O'nun rızasına ermekle) müjdele!
Hac / 37 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Elbette ki onların ne etleri ve ne de kanları Allah'a erecek değildir. Velâkin O'na sizden takvâ erecektir. Onları öylece size musahhar kılmıştır, tâ ki size hidâyet buyurduğundan dolayı Allah'a tekbirde bulunasınız ve muhsin olanları müjdele.
Hac / 37 - (Ömer Öngüt)
Boğazlanan kurbanlık hayvanların ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşmaz. Allah'a ulaşacak olan sizin takvânızdır. Sizi hidayete erdirdiği için Allah'ı tekbir edesiniz diye, O bunları size musahhar kıldı. İhsan edenleri müjdele!
Hac / 37 - (Şaban Piriş)
Onların etleri ve kanları Allah’a ulaşmayacaktır. Fakat, O’na sizin takvanız ulaşacaktır. Size doğru yolu gösterdiği için Rabbinizin büyüklüğünü anın diye O, bunları sizin emrinize vermiştir. İyilik edenleri müjdele!
Hac / 37 - (Sadık Türkmen)
Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Fakat O’na ulaşacak olan, sizin takvanızdır/içten saygınızdır. Böylece onları sizin hizmetinize verdi ki, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı, Allah’ı büyük tanıyasınız. İyilik edenleri müjdele!
Hac / 37 - (Seyyid Kutub)
Bu hayvanların ne etleri ve ne de kanları Allah'a ulaşacaktır. Allah'a ulaşacak olan şey, sadece gönlünüzdeki Allah saygısıdır, takvadır. Bu şekilde onları yararınıza sunduk ki, sizi doğru yola ilettiği gerekçesi ile Allah'ın yüceliğini dile getiresiniz. Ey Muhammed, iyi ameller işleyenleri müjdele.
Hac / 37 - (Suat Yıldırım)
Fakat unutmayın ki ne onların etleri, ne de kanları asla Allah’a ulaşacak değildir. Lâkin Ona ulaşan tek şey, kalplerinizde beslediğiniz takvâdır, Allah saygısıdır. O bu hayvanları size âmâde kıldı ki, sizi doğru yola eriştirdiği için O’nun yüceliğini ilan edesiniz. Öyleyse güzel davrananları müjdele!
Hac / 37 - (Süleyman Ateş)
Onların etleri ve kanları Allah'a ulaşmaz. Fakat sizin takvânız O'na ulaşır. Allâh onları size böyle boyun eğdirdi ki, sizi doğru yola ilettiği için O'nun büyüklüğünü anasınız. (Ey Muhammed), güzel davrananları müjdele.
Hac / 37 - (Tefhim-ul Kuran)
Onların etleri ve kanları kesin olarak Allah'a ulaşmaz, ancak O'na sizden takva ulaşır. İşte böyle, onlara sizin için boyun eğdirmiştir; O'nun size hidayet vermesine karşılık Allah'ı tekbir etmeniz için. Güzellikte bulunanlara müjde ver.
Hac / 37 - (Ümit Şimşek)
Ne onların etleri Allah'a ulaşır, ne de kanları. Sizden Allah'a ulaşacak olan, takvânızdır. Size hidayet nasip ettiği için Allah'ın büyüklüğünü anasınız diye, Allah onları size böylece boyun eğdirmiştir. İyilik yapan ve iyi kulluk edenleri müjdele.
Hac / 37 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Onların etleri de kanları da Allah'a asla ulaşmaz; fakat sizin takvanız O'na ulaşır. Onları size bu şekilde boyun eğdirdi ki, sizi hidayete erdirdiği için Allah'ı yücelterek anasınız. Güzel düşünüp güzel davrananlara müjde ver.
Hac / 37 - (İskender Ali Mihr)
Onun (kurbanların), etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Fakat sizden O’na, takva (Allah’a teslim olma) ulaşır. İşte böylece size, onu musahhar kıldı. Sizi hidayete erdirdiği şey üzerine (hidayete erdirmesi sebebiyle) Allah’ı tekbir etmeniz için. Ve muhsinleri (Allah’a fizik vücutlarını teslim edenleri) müjdele!
Hac / 37 - (İlyas Yorulmaz)
Allah için kestiğiniz kurbanlıkların ne etleri, nede kanları Allah’a ulaşmaz. Ancak O na ulaşan, yalnızca sizin bilerek ondan sakınma bilincinizdir. Böylece bu nimetleri size tahsis ettik ki, sizi doğru yola iletmesinden dolayı Allah’ı büyükleyin diye. İyi ve güzel davrananları müjdele.
إِنَّ اللَّهَ يُدَافِعُ عَنِ الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ خَوَّانٍ كَفُورٍ
Okunuşu: İnnallâhe yudâfiu anillezîne âmenû, innallâhe lâ yuhıbbu kulle havvânin kefûr(kefûrin).
Hac / 38 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Şüphe yok ki Allah, inananlardan müşriklerin şerrini defedecek; şüphe yok ki Allah, hâinlikte ileri giden nankörlerin hiçbirini sevmez.
Hac / 38 - (Abdullah Parlıyan)
ki, Allah inananları bütün kötülüklere karşı savunup koruyacaktır. Çünkü Allah, hangi türden olursa olsun, hainliği sanat edinip, nankörlüğü benimseyen hiç kimseyi asla sevmez.
Hac / 38 - (Adem Uğur)
Allah, iman edenleri korur. Şu da muhakkak ki Allah, hain ve nankör olan herkesi sevgisinden mahrum eder.
Hac / 38 - (Ahmed Hulusi)
Muhakkak ki Allâh iman edenlere sahip çıkar! Muhakkak ki Allâh hiçbir hain (emanete ihanet eden) ve nankörü (verileni değerlendirmeyeni) sevmez!
Hac / 38 - (Ali Bulaç)
Şüphesiz Allah, (müşriklerin saldırı ve sinsi tuzaklarını) iman edenlerden uzaklaştırmaktadır. Gerçekten Allah, hain ve nankör olan kimseyi sevmez.
Hac / 38 - (Ali Ünal)
Allah, iman edenleri daima koruyup müdafaa eder. Allah, her hain ve nankörü ise hiç sevmez.
Hac / 38 - (Celal Yıldırım)
Şüphesiz ki Allah, imân edenlerden (azgın müşriklerin gaile ve saldırısını) savar; şüphesiz ki Allah hainliği sanat edinip nankörlüğü benimseyen hiç kimseyi sevmez.
Hac / 38 - (Cemal Külünkoğlu)
Şüphesiz, Allah (inkârcıların saldırı ve sinsi tuzaklarına karşı) inananları savunur. Doğrusu Allah hiçbir haini, nankörü sevmez.
Hac / 38 - (Diyanet Vakfi)
Allah, iman edenleri korur. Şu da muhakkak ki Allah, hain ve nankör olan herkesi sevgisinden mahrum eder.
Hac / 38 - (Gültekin Onan)
Şüphesiz Tanrı, (müşriklerin saldırı ve sinsi tuzaklarını) inananlardan uzaklaştırmaktadır. Gerçekten Tanrı hain ve (pek) kafir olan kimseyi sevmez.
Hac / 38 - (Hasan Basri Çantay)
Şübhesiz ki Allah (müşriklerin ezasını) îman edenlerden defedecekdir. Çünkü Allah hıyânetkâr ve nankör olan herkesi sevmez.
Hac / 38 - (İbni Kesir)
Muhakkak ki Allah; iman edenleri savunur. Muhakkak ki Allah; hainleri ve nankörleri sevmez.
Hac / 38 - (Kadri Çelik)
Hiç şüphesiz Allah, iman edenleri savunur. Gerçekten Allah, hain ve nankör olan kimseyi sevmez.
Hac / 38 - (Muhammed Esed)
ki, Allah inananları (bütün kötülüklere karşı) mutlaka koruyacaktır; çünkü, Allah, hangi türden olursa olsun, hainleri ve nankörleri asla sevmez.
Hac / 38 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Şüphe yok ki, Allah Teâlâ imân eden kimselerden kâfirlerin eziyetlerini def'eder. Muhakkak ki, Allah Teâlâ herhangi bir haini, nankörü sevmez.
Hac / 38 - (Seyyid Kutub)
Hiç kuşkusuz Allah mü'minleri destekler, savunur; yine hiç şüphesiz Allah hiçbir emanetine hıyanet edeni ve nankörü sevmez.
Hac / 38 - (Suat Yıldırım)
Muhakkak ki Allah iman edenleri koruyup müdafaa eder. Çünkü Allah hain ve nankör olan hiçbir kimseyi sevmez.
Hac / 38 - (Tefhim-ul Kuran)
Hiç şüphe yok ki Allah, (müşriklerin saldırı ve sinsi tuzaklarını) iman edenlerden uzaklaştırmaktadır. Gerçekten Allah, hain ve nankör olan kimseyi sevmez.
Hac / 38 - (Ümit Şimşek)
Hiç şüphesiz, Allah iman edenleri esirger. Çünkü Allah hainlerin ve nankörlerin hiçbirini sevmez.
Hac / 38 - (İskender Ali Mihr)
Muhakkak ki Allah, âmenû olanlardan (Allah’a ulaşmayı dileyenlerden) (belâları) defeder (uzaklaştırır). Muhakkak ki Allah, hain ve kâfirlerin hiçbirini sevmez.
أُذِنَ لِلَّذِينَ يُقَاتَلُونَ بِأَنَّهُمْ ظُلِمُوا وَإِنَّ اللَّهَ عَلَى نَصْرِهِمْ لَقَدِيرٌ
Okunuşu: Uzine lillezîne yukâtelûne bi ennehum zulimû, ve innallâhe alâ nasrihim le kadîr(kadîrun).
Hac / 39 - (Diyanet İşleri)
Kendilerine savaş açılan müslümanlara, zulme uğramaları sebebiyle cihad için izin verildi. Şüphe yok ki Allah’ın onlara yardım etmeğe gücü yeter.
Hac / 39 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Kendileriyle savaşa girişilenlere, zulme uğradıklarından dolayı savaşmaya izin verildi ve şüphe yok Allah'ın, onlara yardım etmeye gücü yeter elbette.
Hac / 39 - (Abdullah Parlıyan)
Kendileriyle savaşa girişilen mü'minlere, zulme uğramalarından dolayı, savaş izni verildi. Şüphesiz Allah, onlara yardım ulaştıracak güçtedir.
Hac / 39 - (Adem Uğur)
Kendileriyle savaşılanlara (müminlere), zulme uğramış olmaları sebebiyle, (savaş konusunda) izin verildi. Şüphe yok ki Allah, onlara yardıma mutlak surette kadirdir.
Hac / 39 - (Ahmed Hulusi)
Kendileri ile savaşılan kimselere, (savaş için) izin verilmiştir. . . Zulme uğradıkları içindir bu! Muhakkak ki Allâh onları zafere ulaştırmaya Kaadir'dir.
Hac / 39 - (Ahmet Tekin)
Baskı zulüm ve işkence ile temel hak ve hürriyetlerinin engellenerek, zulmedilerek kendilerine fiilen savaş ilan edilenlerin, mü’minlerin savaşmalarına ruhsat verildi. Allah’ın yardımıyla mü’minleri daima zafere ulaştırmaya kesinlikle gücü kudreti yeter.
Hac / 39 - (Ahmet Varol)
Kendileriyle savaşılan (mü'minlere) zulmedilmeleri dolayısıyla (savaşa) izin verilmiştir. Şüphesiz Allah onlara yardım etmeye güç yetirir.
Hac / 39 - (Ali Bulaç)
Kendilerine zulmedilmesi dolayısıyla, onlara karşı savaş açılana (mü'minlere, savaşma) izni verildi. Şüphesiz Allah, onlara yardım etmeye güç yetirendir.
Hac / 39 - (Ali Fikri Yavuz)
Kendilerine savaş açılan müminlere, (kâfirlere karşı savaş için) izin verildi. Çünkü onlar zulmedildiler. Şüphe yok ki Allah, müminlere zafer vermeğe kadirdir.
Hac / 39 - (Ali Ünal)
Kendilerine savaş açılan mü’minlere, mukabil olarak savaşma izni verildi. Çünkü onlar, pek çok yönden zulme maruz kaldılar. Kuşkusuz Allah, onlara yardım edip zafer bahşetmeye kadirdir.
Hac / 39 - (Bayraktar Bayraklı)
Zulme uğrayanlara, kendilerine savaş açılmış müminlere savaş izni verildi. Allah onlara yardım etmeye elbette gücü yetendir.[346]
Hac / 39 - (Bekir Sadak)
Haksizliga ugratilarak kendilerine savas acilan kimselerin karsi koyup savasmasina izin verilmistir. Allah onlara yardim etmege elbette Kadir'dir.
Hac / 39 - (Celal Yıldırım)
Kendileriyle savaş açılıp da zulme uğrayanlara, savaşmaları için İzin verilmiştir. Şüphesiz ki Allah'ın onlara yardımda bulunmaya kudreti yeter.
Hac / 39 - (Cemal Külünkoğlu)
Kendilerine haksız yere savaş açılan (mü'min)lere zulme uğradıklarından dolayı (artık savaş için) izin verildi ve şüphesiz Allah onlara yardım ulaştıracak güçtedir.
Hac / 39 - (Diyanet İşleri (eski))
Haksızlığa uğratılarak kendilerine savaş açılan kimselerin karşı koyup savaşmasına izin verilmiştir. Allah onlara yardım etmeğe elbette Kadir'dir.
Hac / 39 - (Diyanet Vakfi)
Kendileriyle savaşılanlara (müminlere), zulme uğramış olmaları sebebiyle, (savaş konusunda) izin verildi. Şüphe yok ki Allah, onlara yardıma mutlak surette kadirdir.
Hac / 39 - (Edip Yüksel)
Zulmedilerek kendilerine savaş açılanlara izin verilmiştir. ALLAH onları desteklemeye elbette kadirdir.
Hac / 39 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
İzin verildi o kendilerine kıtal edilenlere, çünkü onlara zulm olundu ve şübhesiz ki Allah onları muzaffer kılmağa her halde kadirdir
Hac / 39 - (Gültekin Onan)
Kendilerine zulmedilmesi dolayısıyla, onlara karşı savaş açılana (müminlere, savaşma) izni verildi. Şüphesiz Tanrı, onlara yardım etmeye güç yetirendir.
Hac / 39 - (Harun Yıldırım)
Kendileriyle savaşılanlara (müminlere), zulme uğramış olmaları sebebiyle, (savaş konusunda) izin verildi. Şüphe yok ki Allah, onlara yardıma mutlak surette kadirdir.
Hac / 39 - (Hasan Basri Çantay)
Kendileriyle mukaatele edilen (ya'nî düşmanların hücumuna uğrayan mü'min) lere, uğradıkları o zulümden dolayı, (bilmukaabele harbe) izin verildi. Şübhesiz ki Allah onlara yardım etmiye elbette kemâliyle kaadirdir.
Hac / 39 - (Hayrat Neşriyat)
Kendilerine savaş açılan (Müslüman)lara, gerçekten zulme uğramaları sebebiyle(savaşmaları için) izin verildi. Şübhesiz ki Allah, onlara yardım etmeye elbette hakkıyla gücü yetendir.
Hac / 39 - (İbni Kesir)
Zulmedildikleri için savaşanlara izin verildi. Allah, onlara yardım etmeye elbette Kadir'dir.
Hac / 39 - (Kadri Çelik)
Kendileriyle savaşılanlara (müminlere), zulme uğramış olmaları sebebiyle, (savaş için) izin verildi. Şüphesiz Allah, onlara yardım etmeye güç yetirendir.
Hac / 39 - (Muhammed Esed)
Kendilerine haksız yere saldırılan kimselere (savaşma) izni verilmiştir -ve şüphesiz Allah onlara yardım ulaştıracak güçtedir-:
Hac / 39 - (Mustafa İslamoğlu)
(İşte bu yüzden), kendilerine savaş açılan kimselere (savaş) izni verildi; zira onlar zulme uğramış kimselerdi: ve elbette Allah, onlara yardım edecek güce sahiptir.
Hac / 39 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Kendileriyle mukatelede bulunanlara zulmolunduklarından dolayı izin verildi, ve şüphe yok ki, Allah onlara yardım etmeğe elbette kâdirdir.
Hac / 39 - (Ömer Öngüt)
Zulüm ve haksızlığa uğratılarak kendisine savaş açılan kimselerin, karşı koyup savaşmasına izin verildi. Allah onlara yardım etmeye elbette kâdirdir.
Hac / 39 - (Şaban Piriş)
Zulme uğrayan kimselere savaşmaları için izin verildi. Allah, onlara yardım etmeye elbette kadirdir.
Hac / 39 - (Sadık Türkmen)
Kendilerine savaş açılan müslümanlara, zulme uğramaları sebebiyle cihat için izin verildi. Şüphe yok ki, Allah’ın onlara yardım etmeğe gücü yeter.
Hac / 39 - (Seyyid Kutub)
Saldırıya uğrayan mü'minlere savaşma izni verilmiştir. Çünkü onlar zulme uğramışlardır. Hiç kuşkusuz Allah'ın onlara yardım etmeye gücü yeter.
Hac / 39 - (Suat Yıldırım)
Kendilerine savaş açılan müminlere, savaşmaları için izin verildi. Çünkü onlar zulme mâruz kaldılar. Allah onlara zafer vermeye elbette kadirdir.
Hac / 39 - (Süleyman Ateş)
Kendileriyle savaşılan(mü'min)lere (karşı koyma) izn(i) verildi. Çünkü onlara zulmedilmiştir ve şüphesiz Allâh, onlara yardım etmeğe kâdirdir.
Hac / 39 - (Tefhim-ul Kuran)
Kendilerine zulmedilmesi dolayısıyla, onlara karşı savaş açılana (mü'minlere savaşma) izni verildi. Şüphesiz Allah, onlara yardım etmeye güç yetirendir.
Hac / 39 - (Ümit Şimşek)
Kendilerine savaş açılan mü'minlere, zulme uğramaları yüzünden, savaş izni verildi. Hiç şüphe yok ki Allah onları muzaffer etmeye kadirdir.
Hac / 39 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Kendilerine savaş açılanlara savaşma izni verilmiştir. Çünkü onlar zulme uğratıldılar. Allah onlara yardıma elbette kadirdir.
Hac / 39 - (İskender Ali Mihr)
Zulme uğramaları sebebiyle savaşanlara (savaşmaları için) izin verildi. Ve şüphesiz Allah, onlara yardıma muhakkak ki kaadirdir.
Hac / 39 - (İlyas Yorulmaz)
Haksızlığa uğratıldıklarından dolayı, mücadele edenlere savaşma izni verilmiştir. Mücadele edenlere Allah’ın, mücadelelerinde onlara yardım etmeye gücünün yettiğini duyur.
الَّذِينَ أُخْرِجُوا مِن دِيَارِهِمْ بِغَيْرِ حَقٍّ إِلَّا أَن يَقُولُوا رَبُّنَا اللَّهُ وَلَوْلَا دَفْعُ اللَّهِ النَّاسَ بَعْضَهُم بِبَعْضٍ لَّهُدِّمَتْ صَوَامِعُ وَبِيَعٌ وَصَلَوَاتٌ وَمَسَاجِدُ يُذْكَرُ فِيهَا اسْمُ اللَّهِ كَثِيرًا وَلَيَنصُرَنَّ اللَّهُ مَن يَنصُرُهُ إِنَّ اللَّهَ لَقَوِيٌّ عَزِيزٌ
Okunuşu: Ellezîne uhricû min diyârihim bi gayri hakkın illâ en yekûlû rabbunâllâh(rabbunâllâhu), ve lev lâ def’ullâhin nâse ba’dahum bi ba’dın le huddimet savâmıu ve biyaun ve salavâtun ve mesâcidu yuzkeru fîhâsmullâhi kesîran, ve le yansurannallâhu men yansuruhu, innallâhe le kaviyyun azîz(azîzun).
Hac / 40 - (Diyanet İşleri)
Onlar, haksız yere, sırf, “Rabbimiz Allah’tır” demelerinden dolayı yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer Allah’ın, insanların bir kısmını bir kısmıyla defetmesi olmasaydı, içlerinde Allah’ın adı çok anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler muhakkak yerle bir edilirdi. Şüphesiz ki Allah, kendi dinine yardım edene mutlaka yardım eder. Şüphesiz ki Allah, çok kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.
Hac / 40 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
O kişilerdir onlar ki ancak Rabbimiz Allah'tır dediklerinden dolayı haksız olarak yurtlarından çıkarıldılar ve eğer Allah, insanların bir kısmını bir kısmıyle defetmeseydi, içlerinde Allah adının çok anıldığı manastırlar da yıkılırdı, havralar da, kiliseler de, mescitler de ve Allah, kendisine yardım edene mutlaka yardım eder; şüphe yok ki Allah, kuvvetlidir, üstündür.
Hac / 40 - (Abdullah Parlıyan)
Onlar ki, sadece “Bizim Rabbimiz Allah'tır” dedikleri için, haksızlıkla yurtlarından çıkarıldılar. Eğer Allah insanların bir kısmını diğeriyle savmasaydı, şüphesiz o zaman içlerinde Allah'ın isminin çokça anıldığı manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler çoktan yıkılıp gitmiş olurdu. Ve şüphesiz Allah, kendi dinine yardım edenlere, mutlaka yardım edecektir. Şüphesiz ki Allah, çok üstündür, çok güçlüdür.
Hac / 40 - (Adem Uğur)
Onlar, başka değil, sırf "Rabbimiz Allah'tır" dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer Allah, bir kısım insanları (kötülüklerini) diğer bir kısmı ile defedip önlemeseydi, mutlak surette, içlerinde Allah'ın ismi bol bol anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescidler yıkılır giderdi. Allah, kendisine (kendi dinine) yardım edenlere muhakkak surette yardım eder. Hiç şüphesiz Allah, güçlüdür, galiptir.
Hac / 40 - (Ahmed Hulusi)
Onlar ki yurtlarından haksız yere sırf: "Rabbimiz Allâh'tır" dedikleri için çıkarıldılar. . . Eğer Allâh, insanların bir kısmıyla bir diğer kısmını defetmeseydi; manastırlar, kiliseler, havralar ve içlerinde Allâh isminin çokça zikredildiği mescitler elbette yıkılırdı. . . Allâh kendisine (tefekkür, riyâzat ve mücahede ile) yardım edene elbette yardım eder (Esmâ kuvvelerini kullandırtır). . . Muhakkak ki Allâh Kaviyy'dir, Aziyz'dir.
Hac / 40 - (Ahmet Tekin)
Onlar, sadece, ' Rabbimiz Allah’tır' demelerinden dolayı haksız yere yurtlarından çıkarılanlardır. Eğer Allah insanların bir kısmıyla diğer bir kısmının devletlerini, medeniyetlerini ortadan kaldırmasa, iktidarlarından uzaklaştırmasa, zulümlerine karşı koydurmasa, azgınlarını, kötülük yapanlarını engelletmese, insanlara savunma imkânı vermeseydi, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah’ın adı çok zikredilen mescitler, camiler elbette yıkılırdı. Allah, cihadı benimseyerek, emirlerini yerine getirerek dinine, peygamberine yardım edene, elbette yardım edecektir. Allah güçlü, kudretli, üstün ve hükümrandır.
Hac / 40 - (Ahmet Varol)
Onlar sırf: 'Rabbimiz Allah'tır' dediklerinden dolayı haksız yere yurtlarından çıkarılmışlardır. Eğer Allah'ın insanların bazılarını bazılarıyla savması olmasaydı şüphesiz içlerinde Allah'ın adı çokça anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescidler yıkılırdı. Allah kendine yardım edenlere elbette yardım edecektir. Şüphesiz Allah güçlüdür, yücedir.
Hac / 40 - (Ali Bulaç)
Onlar, yalnızca; "Rabbimiz Allah'tır" demelerinden dolayı, haksız yere yurtlarından sürgün edilip çıkarıldılar. Eğer Allah'ın, insanların kimini kimiyle defetmesi (yenilgiye uğratması) olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın isminin çokça anıldığı mescidler, muhakkak yıkılır giderdi. Allah kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, aziz olandır.
Hac / 40 - (Ali Fikri Yavuz)
Müminler o mazlûmlardır ki: “- Rabbimiz Allah’dır” demelerinden başka bir sebep olmaksızın yurdlarından (Mekke’den) haksız yere çıkarıldılar. Eğer, Allah insanların bir kısmını (müşrikleri) bir kısmı ile (müminlerle) defetmeseydi, içlerinde Allah’ın ismi çok anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescidler elbette yıkılırdı. Muhakkak ki Allah, dinine yardım edene yardım edecek, zafer verecektir. Şüphe yok ki Allah, çok kuvvetlidir, her şeye galibdir.
Hac / 40 - (Ali Ünal)
O mü’minler, tamamen haksız yere ve sadece inançlarından dolayı, “Rabbimiz Allah’tır” diyerek ancak O’na iman ve ibadet ettikleri için öz vatanlarından çıkarıldılar. Eğer Allah, (insan hayatının, temel insanî hak ve hürriyetlerin korunması için) bir kısım insanların zarar ve şerlerini diğer bir kısmıyla savmasaydı, ibadet için insanların içlerinde inzivaya çekildiği zaviyeler, yine manastırlar, kiliseler, sinagoglar ve içlerinde Allah’a çok ibadet edilen ve adının çok anıldığı mescitler yıkılır gider, (neticede Allah’a ibadet edilmez olur ve yeryüzü yaşanır olmaktan çıkardı). Allah’ın dinine yardım edene hiç şüphesiz Allah da yardım eder. Muhakkak ki Allah, mutlak kuvvet sahibidir, her işte üstün ve mutlak galiptir.
Hac / 40 - (Bayraktar Bayraklı)
Onlar haksız yere ve sırf “Rabbimiz Allah'tır” dedikleri için, haksız bir şekilde yurtlarından çıkarılmışlardır. Allah insanların bir kesimini diğerleriyle engellemeseydi, içinde Allah'ın adı çokça anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler yıkılıp giderdi. Andolsun ki, Allah'a yardım edenlere O da yardım eder. Allah kuvvetlidir; güçlüdür.
Hac / 40 - (Bekir Sadak)
Onlar haksiz yere ve «Rabbimiz Allah'tir dediler diye yurtlarindan cikarilmislardir. Allah insanlarin bir kismini digeriyle savmasaydi, manastirlar, kiliseler, havralar ve icinde Allah'in adi cok anilan camiler yikilip giderdi. And olsun ki, Allah'a yardim edenlere O da yardim eder. Dogrusu Allah kuvvetlidir, gucludur.
Hac / 40 - (Celal Yıldırım)
Onlar ki haksız yere ve sadece «Allah Rabbimizdir» dedikleri için yurtlarından çıkarıldılar. Eğer Allah, insanların bir kısmının (şerrini) diğer bir kısmıyla savmamış olsaydı, elbette manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah ismi çokça anılan mescidler yıkılıp yok olurdu. Ve elbette Allah kendi (dinine) yardım edenlere yardım edecektir. Şüphesiz ki Allah çok güçlü, çok üstündür.
Hac / 40 - (Cemal Külünkoğlu)
O (mü'min) kimseler, yalnızca: “Rabbimiz Allah'tır” demelerinden dolayı, haksız yere yurtlarından sürgün edildiler. Eğer Allah'ın, insanların bir kısmıyla bir kısmını defetmesi (yenilgiye uğratması) olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın isminin çokça anıldığı mescitler muhakkak yıkılır giderdi. Allah kendi (dini)ne yardım edenlere elbette yardım edecektir. Şüphesiz ki Allah (her şeyi hükmü altında tutacak kadar) kuvvetlidir, her şeye galiptir.
Hac / 40 - (Diyanet İşleri (eski))
Onlar haksız yere ve 'Rabbimiz Allah'tır' dediler diye yurtlarından çıkarılmışlardır. Allah insanların bir kısmını diğeriyle savmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın adı çok anılan camiler yıkılıp giderdi. And olsun ki, Allah'a yardım edenlere O da yardım eder. Doğrusu Allah kuvvetlidir, güçlüdür.
Hac / 40 - (Diyanet Vakfi)
Onlar, başka değil, sırf «Rabbimiz Allah'tır» dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer Allah, bir kısım insanları (kötülüklerini) diğer bir kısmı ile defedip önlemeseydi, mutlak surette, içlerinde Allah'ın ismi bol bol anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescidler yıkılır giderdi. Allah, kendisine (kendi dinine) yardım edenlere muhakkak surette yardım eder. Hiç şüphesiz Allah, güçlüdür, galiptir.
Hac / 40 - (Edip Yüksel)
Onlar ki yalnızca, 'Rabbimiz ALLAH'tır,' dedikleri için haksız yere ülkelerinden çıkarıldılar. ALLAH halkın bir kısmını bir kısmına karşı savunmasaydı içlerinde ALLAH'ın isminin çokça anıldığı manastırlar, kiliseler, sinagoglar ve mescidler yıkılırdı. ALLAH kendisine yardım edenlere elbette yardım edecektir. ALLAH Kuvvetlidir, Güçlüdür,
Hac / 40 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Onlar ki rabbımız bir Allahdır demelerinden başka bir sebeb, bir hakk olmaksızın diyarlarından çıkarıldılar. Allahın da nasın bir kısmını bir kısmiyle def'etmesi olmasa idi her halde manastırlar, kiliseler, havralar, mescidler yıkılırdı ki bunlar da Allahın ismi çok zikr olunur ve elbette Allah kendine nusret edeni mensur kılacaktır, şübhe yok ki Allah çok kuvvetli, çok ızzetlidir
Hac / 40 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Onlar: «Rabbimiz Allah'tır.» demelerinden başka hiçbir haklı gerekçe olmaksızın yurtlarından çıkarıldılar. Allah, insanların bir kısmını bir kısmı ile defetmeseydi, şüphesiz manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın adı çok anılan mescitler yıkılıp giderdi. Elbette Allah kendi (dini)ne yardım edene yardım edecektir. Şüphesiz Allah çok güçlü, çok izzetlidir.
Hac / 40 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Onlar «Rabbimiz Allah'tır» demelerinden başka bir sebep olmaksızın haksız yere yurtlarından çıkarıldılar. Eğer Allah insanların bir kısmını bir kısmı ile defetmeseydi manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın adı çok anılan mescidler elbette yıkılırdı. Şüphesiz Allah kendi (dini)ne yardım edene yardım edecektir. Şüphesiz Allah çok güçlüdür, çok izzetlidir (her şeye galiptir).
Hac / 40 - (Gültekin Onan)
Onlar, yalnızca; "Rabbimiz Tanrı'dır" demelerinden dolayı, haksız yere yurtlarından sürgün edilip çıkarıldılar. Eğer Tanrı'nın, insanların kimini kimiyle defetmesi (yenilgiye uğratması) olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Tanrı'ın isminin çokça anıldığı mescidler, muhakkak yıkılır giderdi. Tanrı kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Tanrı, güçlü olandır, aziz olandır.
Hac / 40 - (Harun Yıldırım)
Onlar, başka değil, sırf "Rabbimiz Allah'tır" dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer Allah, bir kısım insanları (kötülüklerini) diğer bir kısmı ile defedip önlemeseydi, mutlak surette, içlerinde Allah'ın ismi bol bol anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescidler yıkılır giderdi. Allah, kendisine (kendi dinine) yardım edenlere muhakkak surette yardım eder. Hiç şüphesiz Allah, güçlüdür, galiptir.
Hac / 40 - (Hasan Basri Çantay)
Onlar (o müminlerdir ki) haksız yere ve ancak «Rabbimiz Allahdır» diyorlar diye yurdlarından çıkarılmışlardır. Allah ba'zı insanları (n şerrini diğer) ba'zısı ile def etmeseydi içlerinde Allahın adı çok anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescidler muhakkak yıkılıb giderdi. (Dînine) yardım edenlere elbet Allah da yardım eder. Şübhesiz ki Allah kavidir, yegâne gaalibdir.
Hac / 40 - (Hayrat Neşriyat)
Onlar, sırf 'Rabbimiz Allah’dır!' demelerinden dolayı haksız yere yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer Allah’ın, insanların bir kısmını diğer bir kısmıyla def' etmesi olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içlerinde Allah’ın ismi çok zikredilen mescidler elbette yıkılıp giderdi. Allah, kendi (dîni)ne yardım edene mutlaka yardım eder! Muhakkak ki Allah, elbette Kavî (çok kuvvetli olan)dır, Azîz (kudreti dâimâ üstün gelen)dir.
Hac / 40 - (İbni Kesir)
Onlar ki; haksız yere ve sadece: Rabbımız Allah'tır dedikleri için yurtlarından çıkarılmışlardır. Şüphesiz ki Allah; insanların bir kısmını diğerleriyle bertaraf etmeseydi; manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın adı çok anılan mescidler yıkılır giderdi. Allah; kendisine yardım edenlere elbette yardım eder. Şüphesiz ki Allah; Kavi'dir, Aziz'dir.
Hac / 40 - (Kadri Çelik)
Onlar sadece, “Rabbimiz Allah'tır” demelerinden dolayı haksız yere yurtlarından sürgün edilip çıkarılan kimselerdir. Eğer Allah'ın, insanların bir kısmıyla bir kısmını defetmesi olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın isminin çokça anıldığı mescitler, muhakkak yerle bir edilirdi. Allah kendine (dinine) yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, güçlüdür.
Hac / 40 - (Muhammed Esed)
onlar ki, sadece "Bizim Rabbimiz Allah'tır!" dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarıldılar. Çünkü, Allah insanları birbirlerine karşı savunmasız bıraksaydı, şüphesiz o zaman, içlerinde Allah'ın isminin çokça anıldığı manastırlar, kiliseler, havralar ve mescidler (çoktan) yıkılıp gitmiş olurdu. Ve muhakkak ki Allah, O'nun davasına arka çıkanlara yardım edecektir: çünkü, Allah (her şeyi hükmü altında tutan) en yüce iktidar Sahibidir.
Hac / 40 - (Mustafa İslamoğlu)
Onlar ki, yalnızca "Bizim Rabbimiz Allah'tır" dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarıldılar. Zira eğer Allah insanların bir kısmını diğer bir kısmıyla savunmamış olsaydı, o zaman içerisinde Allah'ın adının çokca anıldığı nice manastırlar, kiliseler, havralar ve mescidler yıkılıp giderdi. Ama Allah kendi (davasına) destek verenlere elbette yardım edecektir: çünkü Allah aklın almayacağı kadar güçlü ve yücedir.
Hac / 40 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Onlar ki, haksız yere, ancak, «Rabbimiz Allah'tır», demelerinden dolayı yurtlarından çıkarıldılar. Eğer nâsın bazılarını bazıları ile Allah'ın defetmesi olmasa idi manastırlar, kiliseler, havralar ve içlerinde Allah'ın adı çok zikredilen mescitler elbette ki yıkılırdı, ve elbette ki Allah kendi dinine yardım edenlere yardım eder. Şüphe yok ki Allah elbette pek kuvvetlidir, pek izzetlidir.
Hac / 40 - (Ömer Öngüt)
Onlar ki, başka değil, sırf: “Rabbimiz Allah'tır. ” dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarılmışlardır. Şüphesiz ki Allah, bir kısım insanları diğer bir kısmı ile bertaraf edip savmasaydı; manastırlar, kiliseler, havralar ve içlerinde Allah'ın ismi çok çok anılan mescidler yıkılır giderdi. Allah kendisine yardım edenlere elbette yardım eder, şüphesiz ki Allah pek kuvvetlidir, aziz olandır.
Hac / 40 - (Şaban Piriş)
Onlar, sadece “Rabbimiz Allah’tır” dedikleri için, haksız yere yurtlarından çıkartılmışlardır. Eğer Allah’ın insanların bir kısmını, bir kısmıyla bertaraf etmesi olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah’ın isminin çokça anıldığı mescitler yıkılıp giderdi. Allah, elbette ona yardım edenlere yardım eder. Şüphesiz Allah güçlüdür, kuvvetlidir.
Hac / 40 - (Sadık Türkmen)
Onlar; haksız yere, sırf; “Rabbimiz Allah’tır” demelerinden dolayı, yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer Allah’ın, insanların bir kısmını bir kısmıyla defetmesi olmasaydı, içlerinde Allah’ın adı çok anılan Manastırlar, Kiliseler, Havralar ve Mescitler muhakkak yerle bir edilirdi. Şüphesiz ki Allah; kendi dinine yardım edene mutlaka yardım eder. Şüphesiz ki Allah; çok kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.
Hac / 40 - (Seyyid Kutub)
Onlar sırf «Rabb'imiz Allah'dır» dediler diye haksız yere yurtlarından çıkarıldılar. Eğer Allah bir kısım insanları diğer bir bölümü aracılığı ile savmasaydı nice manastır, havra ve içlerinde Allah'ın adı, çokça anılan cami yıkılıp giderdi. Kim Allah'a yardım ederse bilsin ki Allah da mutlaka kendisine yardım edecektir. Hiç şüphesiz Allah güçlü ve üstün iradelidir.
Hac / 40 - (Suat Yıldırım)
O müminler ki tamamen haksız yere, sırf "Rabbimiz Allah’tır!" dediklerinden ötürü yerlerinden yurtlarından kovulmuşlardı. Eğer Allah insanların bir kısmının zararını diğer bir kısmı ile savmasaydı manastırlar, kiliseler, havralar ve Allah’ın adının çok anıldığı mescidler yıkılır giderdi. Dinine yardım edene Allah da elbette yardım edecektir. Muhakkak ki Allah pek kuvvetlidir, mutlak galiptir.
Hac / 40 - (Süleyman Ateş)
Onlar, sırf "Rabbimiz Allah'tır" dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarıldılar. Eğer Allâh'ın bazı insanları diğer bazılarıyle savunması olmasaydı, içlerinde Allâh'ın ismi çok anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescidler yıkılırdı. Allâh, kendi(dini)ne yardım edene elbette yardım eder. Kuşkusuz Allâh, kuvvetlidir, gâlibdir.
Hac / 40 - (Tefhim-ul Kuran)
Onlar, yalnızca; «Rabbimiz Allah'tır» demelerinden dolayı, haksız yere yurtlarından sürgün edilip çıkarıldılar. Eğer Allah'ın, insanların bir kısmıyla bir kısmını defetmesi (yenilgiye uğratması) olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın isminin çokça anıldığı mescidler, muhakkak yıkılır giderdi. Allah kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, aziz olandır.
Hac / 40 - (Ümit Şimşek)
Onlar, 'Rabbimiz Allah'tır' demelerinden başka hiçbir sebep yok iken, haksız yere yurtlarından çıkarılmışlardır. Eğer Allah insanların kötülüğünü birbirinin eliyle savuşturmasaydı, manastırlar, havralar, kiliseler ve mescidler-ki buralarda Allah'ın adı çok anılır-yıkılıp giderdi. Allah'a yardım edene Allah elbette yardım eder. Çünkü Allah karşı konulmaz kuvvet sahibi ve herşeyin mutlak galibidir.
Hac / 40 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Onlar sırf, "Rabbimiz Allah'tır" dedikleri için yurtlarından çıkarıldılar. Eğer Allah'ın, insanların bir kısmını bir kısmıyla defetmesi olmasaydı, içlerinde Allah'ın adı çokça anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler her halde yerle bir edilirdi. Allah, kendisine yardım edene elbette yardım eder. Allah elbette Kavî, Azîz'dir.
Hac / 40 - (İskender Ali Mihr)
Onlar, sadece “Rabbimiz Allah’tır” dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarıldılar. Ve eğer, Allah’ın insanları birbiriyle defetmesi olmasaydı, (rahiplerin) mabetleri, (hristiyanların) kiliseleri, (yahudilerin) havraları ve içinde Allah’ın isminin çok zikredildiği (müslümanların) mescidleri mutlaka harap olup yıkılırdı. O’na (Allah’a) yardım edene, Allah mutlaka yardım eder. Muhakkak ki Allah, elbette Kaviyy’dir (kuvvetli, güçlü) Azîz’dir (yüce).
Hac / 40 - (İlyas Yorulmaz)
“Rabbimiz Allah” dır dedikleri için yurtlarından çıkartılanlara da (Rablerinin yardımını) haber ver. Allah’ın insanların bazılarını diğerleriyle def etmesi olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve Allah’ın isimlerinin çokça anıldığı mescitler yıkılıp giderdi. Allah’a yardım edenlere, Allah elbette yardım edecektir. Zira Allah kuvvet ve güç elinde olandır.
الَّذِينَ إِن مَّكَّنَّاهُمْ فِي الْأَرْضِ أَقَامُوا الصَّلَاةَ وَآتَوُا الزَّكَاةَ وَأَمَرُوا بِالْمَعْرُوفِ وَنَهَوْا عَنِ الْمُنكَرِ وَلِلَّهِ عَاقِبَةُ الْأُمُورِ
Okunuşu: Ellezîne in mekkennâhum fîl ardı ekâmûs salâte ve âtevuz zekâte ve emerû bil ma’rûfi ve nehev anil munker(munkeri), ve lillâhi âkıbetul umûr(umûri).
Hac / 41 - (Diyanet İşleri)
Onlar öyle kimselerdir ki, şâyet kendilerine yeryüzünde imkân ve iktidar versek, namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, iyiliği emreder ve kötülüğü yasaklarlar. Bütün işlerin âkıbeti Allah’a aittir.
Hac / 41 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
O kişilerdir onlar ki onları yeryüzünde yerleştirdik mi namaz kılarlar, zekât verirler, iyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirmeye çalışırlar ve bütün işlerin sonucu, Allah'a varır.
Hac / 41 - (Abdullah Parlıyan)
O mü'minler ki, kendilerini yeryüzünde egemen kılsak, namaz ibadetine ağırlık verip, toplumda namazı devamlı kılınması ve duyarlı olunması gereken bir ibadet haline getirirler, arınmak için verilmesi gereken zekatı verirler, yapılması iyi ve doğru olanı emreder, yanlış ve kötü olanı yasaklarlar. Ama olup biten herşeyin sonucu hakkkında hüküm vermek Allah'a kalmıştır.
Hac / 41 - (Adem Uğur)
Onlar (o müminler) ki, eğer kendilerine yeryüzünde iktidar verirsek namazı kılar, zekâtı verirler, iyiliği emreder ve kötülükten nehyederler. İşlerin sonu Allah'a varır.
Hac / 41 - (Ahmed Hulusi)
Onlar, eğer kendilerine arzda yer verirsek; salâtı ikame ederler, zekâtı verirler, doğrulukla hükmedip, çirkin davranışlardan engellerler. . . İşlerin sonu Allâh'a aittir.
Hac / 41 - (Ahmet Tekin)
Allah’ın dinine, peygamberine yardım edenler, ülkelerinde, yeryüzünde, kendilerini iktidar mevkiine getirdiğimizde onlar namazı âdâbına riayet ederek aksatmadan âşikâre kılanlar, vicdanlarını, servetlerini sosyal bünyelerini arındıran, berekete vesile olan zekâtı verenler, Kur’ân’ın ve sünnetin hükümlerini, meşrû olanı, İslâmî kurallarla örtüşen örfü, ilmî verileri, mü’minlerin tasvip ettiği, icrasında hayır gördüğü, planları, programları, adaleti uygulayarak kamu düzenini sağlayanlar, iyiliği emredenler, şeriatın suç saydığı ve haram kıldığı, kamu vicdanının tasvip etmediği, mü’minlerin icrasında hayır görmediği şeyleri, bunların savunuculuğunu, sözcülüğünü yasaklayarak, önleyici tedbirler alarak kamu güvenliğini temin edenlerdir. Elde edilecek güzel sonuçlar, Allah için, Allah rızası içindir.
Hac / 41 - (Ahmet Varol)
Onlar, kendilerine yeryüzünde iktidar verirsek namazı kılar, zekatı verir, iyiliği emreder ve kötülükten sakındırırlar. İşlerin sonu Allah'ındır.
Hac / 41 - (Ali Bulaç)
Onlar ki, yeryüzünde kendilerini yerleştirir, iktidar sahibi kılarsak, dosdoğru namazı kılarlar, zekatı verirler, ma'rufu emrederler, münkerden sakındırırlar. Bütün işlerin sonu Allah'a aittir.
Hac / 41 - (Ali Fikri Yavuz)
Onlar, o müminlerdir ki, eğer kendilerini yeryüzünde iktidar mevkiine getirirsek namazı kılarlar, zekâtı verirler, iyiliği emrederler ve fenalıktan da alıkoyarlar. Bütün işlerin sonu (kıyamette) Allah’a dönecektir.
Hac / 41 - (Ali Ünal)
O mü’minler ki, eğer kendilerine yeryüzünde hakimiyet bahşedersek, namazı bütün şartlarına riayet ederek vaktinde ve aksatmadan kılar, üzerlerine borç olan zekâtı eksiksiz öder, iyilik, doğruluk ve güzelliği teşvik edip yayar, kötülük, yanlışlık ve çirkinliğin ise önünü almaya çalışırlar. Bütün işler, neticede varıp Allah’ta biter.
Hac / 41 - (Bayraktar Bayraklı)
Eğer onlara yeryüzünde iktidar verirsek namazı kılar, zekâtı verir, iyiliği emreder ve kötülükten sakındırırlar. İşlerin sonu Allah'a varır.
Hac / 41 - (Bekir Sadak)
Onlari biz yeryuzune yerlestirirsek namaz kilarlar, zekat verirler, uygun olani emrederler, fenaligi yasak ederler. islerin sonucu Allah'a aittir.
Hac / 41 - (Celal Yıldırım)
O mü'minler ki, kendilerini yeryüzünde yerleştirip iktidar sahibi kılarsak, namazı kılarlar, zekâtı verirler ; iyilikle emredip kötülükten men'ederler. İşlerin sonucu ise Allah'a aittir.
Hac / 41 - (Cemal Külünkoğlu)
Onlar (Allah'ın dininin topluma yayılması için gayret gösterenler) öyle kimselerdir ki, şayet kendilerine yeryüzünde imkân ve iktidar versek, namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, iyiliği yayarlar ve kötülükten sakındırırlar. Bütün işlerin sonu Allah'a aittir.
Hac / 41 - (Diyanet İşleri (eski))
Onları biz yeryüzüne yerleştirirsek namaz kılarlar, zekat verirler, uygun olanı emrederler, fenalığı yasak ederler. İşlerin sonucu Allah'a aittir.
Hac / 41 - (Diyanet Vakfi)
Onlar (o müminler) ki, eğer kendilerine yeryüzünde iktidar verirsek namazı kılar, zekâtı verirler, iyiliği emreder ve kötülükten nehyederler. İşlerin sonu Allah'a varır.
Hac / 41 - (Edip Yüksel)
Onlar ki kendilerini yeryüzüne yöneticiler kıldığımız zaman namazı gözetir, zekatı verir, iyiliği emreder ve kötülükten menederler. Son karar ALLAH'a aittir.
Hac / 41 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Onlar ki şayed kendilerini arzda makam-ı iktıdara getirirsek namazı kılarlar, zekâtı verirler, ma'ruf ile emir ve münkerden nehiy ederler bütün umurun akıbeti de sırf Allaha aiddir
Hac / 41 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Onlara ki, kendilerini yeryüzünde iktidar mevkiine getirdiğimiz takdirde, namazı kılarlar, zekatı verirler, iyilikle emir, kötülükten nehyederler. Bütün işlerin sonu sadece Allah'a aittir.
Hac / 41 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Onlar (o müminlerdir) ki, eğer kendilerini yeryüzünde iktidar mevkiine getirirsek namazı kılarlar, zekatı verirler, iyiliği emrederler ve fenalığı yasak ederler. Bütün işlerin sonu sırf Allah'a âittir.
Hac / 41 - (Gültekin Onan)
Onlar ki, yeryüzünde kendilerini yerleştirir, iktidar sahibi kılarsak, dosdoğru namazı kılarlar, zekatı verirler, marufu buyururlar, münkerden sakındırırlar. Bütün buyrukların sonu Tanrı'yadır / Tanrı'ya aittir.
Hac / 41 - (Harun Yıldırım)
Onlar ki, eğer kendilerine yeryüzünde iktidar verirsek namazı kılar, zekâtı verirler, iyiliği emreder ve kötülükten nehyederler. İşlerin sonu Allah'a varır.
Hac / 41 - (Hasan Basri Çantay)
Onlar, (o müminlerdir ki) eğer kendilerine yer (yüzün) de bir iktidar mevkii verirsek dosdoğru namazı kılarlar, zekâtı verirler, iyiliği emr ederler, kötülükden vaz geçirmiye çalışırlar. (Bütün) umurun aakıbeti (nihayet) Allaha (râci') dir.
Hac / 41 - (Hayrat Neşriyat)
Onlar ki, kendilerine yeryüzünde imkân (iktidar) verdiğimiz takdirde (gafletedalmazlar ve) namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, iyiliği emrederler ve kötülükten men' ederler. (Bütün) işlerin sonu ise Allah’a âiddir.
Hac / 41 - (İbni Kesir)
Onlar ki; eğer kendilerini yeryüzüne yerleştirirsek; namaz kılarlar, zekat verirler, ma'rufu emreder, münkerden nehyederler. Bütün işlerin akıbeti Allah'adır.
Hac / 41 - (Kadri Çelik)
Onları yeryüzünde yerleştirip iktidar sahibi kılacak olursak; dosdoğru namazı kılan, zekâtı veren, uygun olanı emreden ve kötü olandan sakındıran kimselerdir. Bütün işlerin sonu Allah'a aittir.
Hac / 41 - (Muhammed Esed)
(O yardıma layık olanlar ki,) kendilerini yeryüzünde egemen kılsak (dahi) salata devam ederler, arınmak için verilmesi gerekeni verirler, yapılması iyi ve doğru olanı emreder, yanlış ve kötü olanı yasaklarlar; ama yine de, olup biten her şeyin sonucu Allah'a kalmıştır.
Hac / 41 - (Mustafa İslamoğlu)
Bu kimseler ki, eğer onlara yeryüzünde iktidar versek namazı hakkını vererek eda ederler; arınmak için ödenmesi gereken bedeli öderler; iyi, doğru ve yararlı olanı emreder, kötü, yanlış ve zararlı olandan da sakındırırlar. En nihayetinde işlerin sonucunu belirlemek Allah'a aittir.
Hac / 41 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Onlar ki, eğer onları yeryüzünde yerleştirirsek (bir makamı iktidara getirirsek) namazı dosdoğru kılarlar ve zekâtı verirler ve ma'ruf ile emrederler ve münkerden nehyeylerler ve bütün işlerin akibeti ise Allah Teâlâ'ya aittir.
Hac / 41 - (Ömer Öngüt)
Onlar ki, eğer biz kendilerine yeryüzünde iktidar mevkii verirsek namazı kılarlar, zekâtı verirler, iyiliği emreder, kötülükten nehyederler. Bütün işlerin sonucu Allah'a âittir.
Hac / 41 - (Şaban Piriş)
Eğer onlara yeryüzünde imkan ve güç verirsek, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler, iyiliği emrederler, kötülüğü yasaklarlar. İşlerin sonu Allah’a aittir.
Hac / 41 - (Sadık Türkmen)
Onlar öyle kimselerdir ki; şâyet kendilerine yeryüzünde imkân ve iktidar versek, namazı (zayi etmeden) gereği gibi kılar, zekatı verir, iyilikle emreder ve kötülüğün oluşumuna engel olurlar. Bütün işlerin âkıbeti/sonu Allah’a aittir.
Hac / 41 - (Seyyid Kutub)
Onlar ki, eğer biz kendilerini yeryüzünde egemen kılarsak namazı kılarlar, zekâtı verirler, iyiliği emrederek kötülükten sakındırırlar. Her şeyin akıbeti Allah'a aittir.
Hac / 41 - (Suat Yıldırım)
Onlar öyle mükemmel insanlardır ki şayet kendilerine dünyada hakimiyet nasib edersek namazlarını hakkıyla ifa eder, zekâtlarını verir, iyi ve meşrû olanı yayar, kötülüğü önlerler. Bütün işlerin âkıbeti elbette Allah’a aittir.
Hac / 41 - (Süleyman Ateş)
O (Allâh'ın dinine yardım ede)nleri yer yüzünde iktidâra getirdiğimiz takdirde (zorbaların yoluna sapmazlar, bil'akis) namazı kılarlar, zekâtı verirler, iyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirmeğe çalışırlar. Bütün işlerin sonu Allah'a âittir (her şey sonunda O'na varacaktır).
Hac / 41 - (Tefhim-ul Kuran)
Onlar ki, yeryüzünde kendilerini yerleştirir iktidar sahibi kılarsak, dosdoğru namazı kılarlar, zekatı verirler, ma'rufu emrederler, münkerden sakındırırlar. Bütün işlerin sonu Allah'a aittir.
Hac / 41 - (Ümit Şimşek)
O kimseler ki, kendilerini yeryüzünde iktidara getirdiğimizde namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, iyiliği emredip kötülükten sakındırırlar. Sonunda bütün işlerin dönüşü Allah'adır.
Hac / 41 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Onlar o kişilerdir ki eğer kendilerini yeryüzünde imkân ve güç sahibi yapsak namazı kılarlar, zekâtı verirler, iyiliğe özendirirler, kötülükten sakındırırlar. Tüm iş ve oluşlar Allah'a varır.
Hac / 41 - (İskender Ali Mihr)
Yeryüzünde onlara imkânlar verseydik, namazı ikame ederler (kılarlar), zekâtı verirler, maruf ile emrederler ve münkerden nehyederlerdi (yasaklarlardı). Bütün işlerin akıbeti (sonucu), Allah’a aittir (hüküm ve takdir Allah’ındır).
Hac / 41 - (İlyas Yorulmaz)
Yer yüzünde kendilerine mekân edindirdiğimiz kimseler, namazı kılarlar, zekâtı verirler, iyilikleri emrederler ve kötülüklere de engel olurlar. Bütün işlerin sonucunu belirlemek Allah’a aittir.
وَإِن يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَعَادٌ وَثَمُودُ
Okunuşu: Ve in yukezzibûke fe kad kezzebet kablehum kavmu nûhın ve âdun ve semûd(semûdun).
Hac / 42 - (Diyanet İşleri)
Ey Muhammed! Eğer seni yalanlarlarsa bil ki, onlardan önce Nûh, Âd ve Semûd kavimleri de (peygamberlerini) yalanlamışlardı.
Hac / 42 - (Abdullah Parlıyan)
Ey peygamber! Eğer o kimseler seni yalanlıyorlarsa, unutma ki onlardan çok önce Nuh toplumu, Âd ve Semûd toplumu kendilerine gönderilen peygamberleri yalanlamışlardı.
Hac / 42 - (Adem Uğur)
(Resûlüm!) Eğer onlar (inkârcılar) seni yalanlıyorlarsa, (şunu bil ki) onlardan önce Nuh'un kavmi, Ad, Semûd (kavimleri de kendi peygamberlerini) yalanladılar
Hac / 42 - (Ahmet Tekin)
Seni yalanlıyorlarsa eğer, bil ki, onlardan önceki Nûh kavmi, Âd ve Semûd da peygamberlerini yalanlamışlardı.
Hac / 42 - (Ali Fikri Yavuz)
(Ey Rasûlüm), eğer seni (müşrikler) tekzib ediyorlarsa, bil ki, onlardan önce Nûh’un, Âd’ın ve Semûd’un kavimleri de (kendi peygamberlerini) tekzib ettiler;
Hac / 42 - (Ali Ünal)
(Ey Rasûlüm,) eğer seni yalanlıyorlarsa, biliyorsun ki onlardan önce gelen Nuh kavmi ve Âd da, Semûd da, (kendilerine gönderilen peygamberleri) yalanlamıştı.
Hac / 42 - (Bekir Sadak)
(42-44) Seni yalanci sayiyorlarsa bil ki, onlardan once Nuh milleti, Ad, Semud, Ibrahim milleti, Lut milleti ve Medyen halki da peygamberlerini yalanci saymis ve Musa da yalanlanmisti. Ama Ben, kafirlere once mehil verdim, sonra da onlari yakalayiverdim. beni tanimamak nasilmis grsunler.
Hac / 42 - (Celal Yıldırım)
(42-43-44) Eğer seni yalanlıyorlarsa, onlardan önce Nûh kavmi, Âd ve Semûd kavmi, İbrâhim kavmi, Lût kavmi, Medyen halkı da yalanlamıştı ; Musâ da yalanlanmıştı. Kâfirlere mühlet verdim. Sonra da onları yakalayıverdim. (Bir görsünler) benim durumu-düzeni değiştirip alt-üst etmemi !
Hac / 42 - (Cemal Külünkoğlu)
(42-44) (Ey Muhammed!) Eğer seni yalanlıyorlarsa bil ki, onlardan önce Nuh, Ad ve Semûd kavimleri, İbrahim kavmi, Lût kavmi ve (Şuayip'in kavmi olan) Medyen halkı da (peygamberlerini) yalanlamışlardı. Musa da yalanlanmıştı. İşte ben o inkârcılara süre tanıdım ve sonra onları yakaladım. Bak bakalım beni inkâr etmek (inadına hakka karşı direnmek) nasıl oluyormuş!
Hac / 42 - (Diyanet İşleri (eski))
(42-44) Seni yalancı sayıyorlarsa bil ki, onlardan önce Nuh milleti, Ad, Semud, İbrahim milleti, Lut milleti ve Medyen halkı da peygamberlerini yalancı saymış ve Musa da yalanlanmıştı. Ama Ben, kafirlere önce mehil verdim, sonra da onları yakalayıverdim; Beni tanımamak nasılmış görsünler.
Hac / 42 - (Diyanet Vakfi)
(42-44) (Resûlüm!) Eğer onlar (inkârcılar) seni yalanlıyorlarsa, (şunu bil ki) onlardan önce Nuh'un kavmi, Âd, Semûd, İbrahim'in kavmi, Lût'un kavmi ve Medyen halkı da (peygamberlerini) yalanladılar. Musa da yalanlanmıştı. İşte ben o kâfirlere süre tanıdım, sonra onları yakaladım. Nasıl oldu benim onları reddim (cezalandırmam)!
Hac / 42 - (Hasan Basri Çantay)
(42-43-44) Eğer (kâfirler) seni tekzîb ediyorlarsa onlardan evvel Nuuh kavmi, Aad, Semuud (kavmleri), İbrâhîm kavmi, Lût kavmi ve Medyen Yârânı da (peygamberlerini) tekzîb etmişlerdir. Muusâ dahi tekzîb edilmiştir. Nihayet ben o kâfirlere (ukuubet hususunda) bir mühlet verdim de sonra onları yakaladım. (Bak) benim inkârım (inkılâbım) nasıl imiş!
Hac / 42 - (Hayrat Neşriyat)
(42-44) (Habîbim, yâ Muhammed!) Seni yalanlıyorlarsa artık (bil ki) onlardan önce Nûh’un kavmi, Âd ve Semûd (kavimleri), İbrâhîm’in kavmi ve Lût’un kavmi, hem Medyen halkı da (peygamberlerini) yalanlamıştı. Mûsâ da yalanlandı. Fakat o kâfirlere mühlet verdim; sonra onları (azâbımla) yakaladım. Artık (bak) benim (onları) inkârım(cezâlandırmam) nasıl oldu!
Hac / 42 - (Muhammed Esed)
İmdi, o (hakkı inkara şartlanmış olan) kimseler seni yalanlıyorlarsa, (ey Muhammed, unutma ki,) onlardan çok önce, Nuh toplumu, 'Ad ve Semud toplumu da (kendilerine gönderilen elçileri) yalanlamışlardı;
Hac / 42 - (Mustafa İslamoğlu)
İmdi, eğer seni yalanlıyorlarsa, unutma ki onlardan çok daha önce Nuh, Ad ve Semud kavmi de (kendi peygamberlerini) yalanlamışlardı.
Hac / 42 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ve eğer seni tekzîp ederlerse (üzülme). Muhakkak ki onlardan evvel Nûh, Âd ve Semûd kavmi de (peygamberlerini) tekzîp etmişti.
Hac / 42 - (Ömer Öngüt)
Resulüm! Eğer onlar seni yalanlıyorlarsa, bil ki onlardan önce Nuh, Âd ve Semud kavimleri de yalanlamışlardı.
Hac / 42 - (Sadık Türkmen)
(Ey Muhammed!) Eğer seni yalanlarlarsa bil ki, onlardan önce; Nuh, Âd ve Semûd kavimleri de (peygamberlerini) yalanlamışlardı.
Hac / 42 - (Seyyid Kutub)
Ey Muhammed, eğer müşrikler seni yalanlıyorlarsa bil ki, Nuh'un soydaşları, Adoğulları ve Semudoğulları da peygamberlerini yalanlamışlardı.
Hac / 42 - (Suat Yıldırım)
(42-44) Eğer onlar seni yalancı sayıyorlarsa sen bil ki onlardan önce Nuh, Âd ve Semûd halkı da, İbrâhim’in halkı da, Lut’un halkı da, Medyen ahalisi de resulleri yalanlamışlardı. Mûsâ da yalancı sayılmıştı. Ben de şöyle yaptım: Her seferinde inkârcılara mühlet verdim. Sonra da tuttuğum gibi işlerini bitirdim. Onların inkârına mukabil nasıl olurmuş Benim inkârım, cümle âlem görüp bildi!
Hac / 42 - (Süleyman Ateş)
(Ey Muhammed), eğer (bunlar) seni yalanlıyorlarsa (bil ki) bunlardan önce Nûh, 'Âd ve Semûd kavmi de yalanlamıştı.
Hac / 42 - (Ümit Şimşek)
Onlar seni yalanlıyorlarsa, onlardan önce Nuh kavmi ile Âd ve Semud da peygamberlerini yalanlamıştı.
Hac / 42 - (İskender Ali Mihr)
Ve eğer seni yalanlıyorlarsa (bil ki), onlardan önce Nuh kavmi, Adn kavmi ve Semud kavmi de (peygamberlerini) yalanlamışlardı.
Hac / 42 - (İlyas Yorulmaz)
Eğer kavmin seni yalanlarlarsa, onlardan önceki Nuh, Ad ve Semud kavimleri de kendilerine gelen elçileri yalanlamışlardı.
وَقَوْمُ إِبْرَاهِيمَ وَقَوْمُ لُوطٍ
Okunuşu: Ve kavmu ibrâhîme ve kavmu lût(lûtın).
Hac / 43 - (Diyanet İşleri)
(43-44) İbrahim’in kavmi ile Lût’un kavmi ve Medyen halkı da (yalanlamışlardı). Mûsâ da yalanlandı ve nihayet o inkârcılara mühlet verdim, sonra da onları yakalayıverdim. Beni inkâr etmek nasılmış, (gördüler).
Hac / 43 - (Bekir Sadak)
(42-44) Seni yalanci sayiyorlarsa bil ki, onlardan once Nuh milleti, Ad, Semud, Ibrahim milleti, Lut milleti ve Medyen halki da peygamberlerini yalanci saymis ve Musa da yalanlanmisti. Ama Ben, kafirlere once mehil verdim, sonra da onlari yakalayiverdim. beni tanimamak nasilmis grsunler.
Hac / 43 - (Celal Yıldırım)
(42-43-44) Eğer seni yalanlıyorlarsa, onlardan önce Nûh kavmi, Âd ve Semûd kavmi, İbrâhim kavmi, Lût kavmi, Medyen halkı da yalanlamıştı ; Musâ da yalanlanmıştı. Kâfirlere mühlet verdim. Sonra da onları yakalayıverdim. (Bir görsünler) benim durumu-düzeni değiştirip alt-üst etmemi !
Hac / 43 - (Cemal Külünkoğlu)
(42-44) (Ey Muhammed!) Eğer seni yalanlıyorlarsa bil ki, onlardan önce Nuh, Ad ve Semûd kavimleri, İbrahim kavmi, Lût kavmi ve (Şuayip'in kavmi olan) Medyen halkı da (peygamberlerini) yalanlamışlardı. Musa da yalanlanmıştı. İşte ben o inkârcılara süre tanıdım ve sonra onları yakaladım. Bak bakalım beni inkâr etmek (inadına hakka karşı direnmek) nasıl oluyormuş!
Hac / 43 - (Diyanet İşleri (eski))
(42-44) Seni yalancı sayıyorlarsa bil ki, onlardan önce Nuh milleti, Ad, Semud, İbrahim milleti, Lut milleti ve Medyen halkı da peygamberlerini yalancı saymış ve Musa da yalanlanmıştı. Ama Ben, kafirlere önce mehil verdim, sonra da onları yakalayıverdim; Beni tanımamak nasılmış görsünler.
Hac / 43 - (Diyanet Vakfi)
(42-44) (Resûlüm!) Eğer onlar (inkârcılar) seni yalanlıyorlarsa, (şunu bil ki) onlardan önce Nuh'un kavmi, Âd, Semûd, İbrahim'in kavmi, Lût'un kavmi ve Medyen halkı da (peygamberlerini) yalanladılar. Musa da yalanlanmıştı. İşte ben o kâfirlere süre tanıdım, sonra onları yakaladım. Nasıl oldu benim onları reddim (cezalandırmam)!
Hac / 43 - (Hasan Basri Çantay)
(42-43-44) Eğer (kâfirler) seni tekzîb ediyorlarsa onlardan evvel Nuuh kavmi, Aad, Semuud (kavmleri), İbrâhîm kavmi, Lût kavmi ve Medyen Yârânı da (peygamberlerini) tekzîb etmişlerdir. Muusâ dahi tekzîb edilmiştir. Nihayet ben o kâfirlere (ukuubet hususunda) bir mühlet verdim de sonra onları yakaladım. (Bak) benim inkârım (inkılâbım) nasıl imiş!
Hac / 43 - (Hayrat Neşriyat)
(42-44) (Habîbim, yâ Muhammed!) Seni yalanlıyorlarsa artık (bil ki) onlardan önce Nûh’un kavmi, Âd ve Semûd (kavimleri), İbrâhîm’in kavmi ve Lût’un kavmi, hem Medyen halkı da (peygamberlerini) yalanlamıştı. Mûsâ da yalanlandı. Fakat o kâfirlere mühlet verdim; sonra onları (azâbımla) yakaladım. Artık (bak) benim (onları) inkârım(cezâlandırmam) nasıl oldu!
Hac / 43 - (Suat Yıldırım)
(42-44) Eğer onlar seni yalancı sayıyorlarsa sen bil ki onlardan önce Nuh, Âd ve Semûd halkı da, İbrâhim’in halkı da, Lut’un halkı da, Medyen ahalisi de resulleri yalanlamışlardı. Mûsâ da yalancı sayılmıştı. Ben de şöyle yaptım: Her seferinde inkârcılara mühlet verdim. Sonra da tuttuğum gibi işlerini bitirdim. Onların inkârına mukabil nasıl olurmuş Benim inkârım, cümle âlem görüp bildi!
وَأَصْحَابُ مَدْيَنَ وَكُذِّبَ مُوسَى فَأَمْلَيْتُ لِلْكَافِرِينَ ثُمَّ أَخَذْتُهُمْ فَكَيْفَ كَانَ نَكِيرِ
Okunuşu: Ve ashâbu medyen(medyene), ve kuzzibe mûsâ fe emleytu lil kâfirîne summe ehaztuhum, fe keyfe kâne nekîr(nekîri).
Hac / 44 - (Diyanet İşleri)
(43-44) İbrahim’in kavmi ile Lût’un kavmi ve Medyen halkı da (yalanlamışlardı). Mûsâ da yalanlandı ve nihayet o inkârcılara mühlet verdim, sonra da onları yakalayıverdim. Beni inkâr etmek nasılmış, (gördüler).
Hac / 44 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Ve Medyen ehli de yalanlamıştı ve Mûsâ da yalanlanmıştı da onların azâbını geciktirdim, bir mühlet verdim onlara da sonra helâk ediverdim onları; nasılmış beni inkâr etmek, nasıl da devletlerini felâkete çevirmişim.
Hac / 44 - (Abdullah Parlıyan)
Medyen halkı da aynen yalanlamıştı. Musa da yalan sayılmış, reddedilmişti. Her seferinde hakkı inkâr edenlere belirli bir süre için fırsat verdim, ama günü gelince, onları kıskıvrak yakaladım ki, nasılmış beni inkâr etmek? görsünler!
Hac / 44 - (Adem Uğur)
(Şuayb'ın kavmi olan) Medyen halkı da (Şûayb'ı) yalanladılar. Musa da yalanlanmıştı. İşte ben o kâfirlere süre tanıdım, sonra onları yakaladım. Nasıl oldu benim onları reddim (cezalandırmam)!
Hac / 44 - (Ahmed Hulusi)
Ashab-ı Medyen de (yalanlamıştı). . . Musa da yalanlandı. . . Ben de o hakikat bilgisini inkâr edenlere mühlet verdim, sonra onları yakaladım. . . Beni inkâr etmenin sonucunu yaşatmam nasıl oldu!
Hac / 44 - (Ahmet Tekin)
Medyen Halkı da yalanlamıştı. Mûsâ da yalanlandı. Ben de, kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar eden kâfirlere, bir mühlet verdim. Sonra onları cezalandırdım, işlerini bitirdim. Beni tanımamak nasılmış, kendilerini gözden çıkarmam, gazabım nasılmış, görsünler.
Hac / 44 - (Ahmet Varol)
Medyen ahalisi de. Musa da yalanlanmıştı. Ama ben kâfirlere önce biraz süre tanıdım sonra onları yakaladım. Benim inkarım nasılmış?
Hac / 44 - (Ali Bulaç)
Medyen halkı da (peygamberlerini yalanlamıştı). Musa da yalanlanmıştı. Böylelikle Ben, o inkâr edenlere bir süre tanıdım, sonra onları yakalayıverdim. Nasılmış benim (her şeyi alt üst edip kökten değiştiren) inkılabım (veya inkarım).
Hac / 44 - (Ali Fikri Yavuz)
(Şuayb’ın kavmi olan) Ashab-ı Medyen de (Şuayb’ı) tekzib etti. Mûsa da (firavun tarafından) tekzib olundu. Ben de o kâfirlere bir mühlet verdim. Sonra da kendilerini azabla yakalayıverdim. Bak ki, beni inkâr nasıl olmuştur?
Hac / 44 - (Ali Ünal)
Medyen halkı da. Musa da (Firavun ve taraftarlarınca) yalanlandı. Fakat Ben, her seferinde inkârcılara süre verdim; sonra da (kendilerine yapılan onca ikaza aldırmayıp inkârla birlikte zulümlerinde ısrar edince) kendilerini yakalayıverdim. Beni tanımamalarına karşılık Benim onları tanımamam nasılmış, işte ortada!
Hac / 44 - (Bayraktar Bayraklı)
Medyen halkı da yalanlamıştı. Mûsâ da yalanlanmıştı. Ben o kâfirlere süre tanıdım. Sonra onları yakalayıverdim. Bir görseydin benim cezalandırmam nasıl olmuştu!
Hac / 44 - (Bekir Sadak)
(42-44) Seni yalanci sayiyorlarsa bil ki, onlardan once Nuh milleti, Ad, Semud, Ibrahim milleti, Lut milleti ve Medyen halki da peygamberlerini yalanci saymis ve Musa da yalanlanmisti. Ama Ben, kafirlere once mehil verdim, sonra da onlari yakalayiverdim. beni tanimamak nasilmis grsunler.
Hac / 44 - (Celal Yıldırım)
(42-43-44) Eğer seni yalanlıyorlarsa, onlardan önce Nûh kavmi, Âd ve Semûd kavmi, İbrâhim kavmi, Lût kavmi, Medyen halkı da yalanlamıştı ; Musâ da yalanlanmıştı. Kâfirlere mühlet verdim. Sonra da onları yakalayıverdim. (Bir görsünler) benim durumu-düzeni değiştirip alt-üst etmemi !
Hac / 44 - (Cemal Külünkoğlu)
(42-44) (Ey Muhammed!) Eğer seni yalanlıyorlarsa bil ki, onlardan önce Nuh, Ad ve Semûd kavimleri, İbrahim kavmi, Lût kavmi ve (Şuayip'in kavmi olan) Medyen halkı da (peygamberlerini) yalanlamışlardı. Musa da yalanlanmıştı. İşte ben o inkârcılara süre tanıdım ve sonra onları yakaladım. Bak bakalım beni inkâr etmek (inadına hakka karşı direnmek) nasıl oluyormuş!
Hac / 44 - (Diyanet İşleri (eski))
(42-44) Seni yalancı sayıyorlarsa bil ki, onlardan önce Nuh milleti, Ad, Semud, İbrahim milleti, Lut milleti ve Medyen halkı da peygamberlerini yalancı saymış ve Musa da yalanlanmıştı. Ama Ben, kafirlere önce mehil verdim, sonra da onları yakalayıverdim; Beni tanımamak nasılmış görsünler.
Hac / 44 - (Diyanet Vakfi)
(42-44) (Resûlüm!) Eğer onlar (inkârcılar) seni yalanlıyorlarsa, (şunu bil ki) onlardan önce Nuh'un kavmi, Âd, Semûd, İbrahim'in kavmi, Lût'un kavmi ve Medyen halkı da (peygamberlerini) yalanladılar. Musa da yalanlanmıştı. İşte ben o kâfirlere süre tanıdım, sonra onları yakaladım. Nasıl oldu benim onları reddim (cezalandırmam)!
Hac / 44 - (Edip Yüksel)
Medyen yerlileri de... Musa dahi yalanlandı. Ben o kafirlere süre tanıdım ve sonra onları hesaba çektim; beni tanımamak da nasılmış!..
Hac / 44 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Eshab-i Medyen de. Musâ da tekzib olundu, ben de o kâfirlere bir mühlet verdim, sonra da kendilerini tuttum alıverdim, nasıl oldu o vakıt benim inkârım?
Hac / 44 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Medyen halkı da. Musa da yalanlandı. Ben de o kafirlere bir süre verdim, sonradan kendilerini tuttum alıverdim. O vakit cezalandırışım nasıl oldu (bir görseydin).
Hac / 44 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
(Şuayb'ın kavmi olan) Medyen halkı da (Şûayb'ı) yalanladı. Musa da (Firavun tarafından) yalanlandı. Ben de o kâfirlere bir süre verdim. Sonra da onları yakalayıverdim. Beni tanımamak nasılmış görsünler.
Hac / 44 - (Gültekin Onan)
Medyen halkı da (peygamberlerini yalanlamıştı). Musa da yalanlanmıştı. Böylelikle ben, o kafirlere bir süre tanıdım sonra onları yakalayıverdim. Nasılmış benim inkarım?
Hac / 44 - (Harun Yıldırım)
Medyen halkı da yalanladılar. Musa da yalanlanmıştı. İşte ben o kâfirlere süre tanıdım, sonra onları yakaladım. Nasıl oldu benim onları reddim (cezalandırmam)!
Hac / 44 - (Hasan Basri Çantay)
(42-43-44) Eğer (kâfirler) seni tekzîb ediyorlarsa onlardan evvel Nuuh kavmi, Aad, Semuud (kavmleri), İbrâhîm kavmi, Lût kavmi ve Medyen Yârânı da (peygamberlerini) tekzîb etmişlerdir. Muusâ dahi tekzîb edilmiştir. Nihayet ben o kâfirlere (ukuubet hususunda) bir mühlet verdim de sonra onları yakaladım. (Bak) benim inkârım (inkılâbım) nasıl imiş!
Hac / 44 - (Hayrat Neşriyat)
(42-44) (Habîbim, yâ Muhammed!) Seni yalanlıyorlarsa artık (bil ki) onlardan önce Nûh’un kavmi, Âd ve Semûd (kavimleri), İbrâhîm’in kavmi ve Lût’un kavmi, hem Medyen halkı da (peygamberlerini) yalanlamıştı. Mûsâ da yalanlandı. Fakat o kâfirlere mühlet verdim; sonra onları (azâbımla) yakaladım. Artık (bak) benim (onları) inkârım(cezâlandırmam) nasıl oldu!
Hac / 44 - (İbni Kesir)
Medyen halkı da. Musa da yalanlanmıştır. Ama Ben; kafirlere mühlet verdim, sonra da onları yakaladım. Benim inkarım nasılmış?
Hac / 44 - (Kadri Çelik)
Medyen halkı da (yalanlamıştı). Musa da yalanlanmıştı. Böylelikle ben, o küfre sapanlara bir süre tanıdım, sonra onları yakalayıverdim. Nasılmış benim azabım!
Hac / 44 - (Muhammed Esed)
Medyen halkının (yaptığı gibi); ayrıca, Musa da (Firavun ve yandaşlarınca) yalanlanmıştı. (Her seferinde) hakkı inkar edenlere belirli bir süre için fırsat verdim, ama günü gelince onları kıskıvrak yakaladım ki böylece, Benim onları hiçe saymam nasıl olurmuş, görsünler!
Hac / 44 - (Mustafa İslamoğlu)
Medyen ahalisi de (öyle yapmış) ve Musa da yalanlanmıştı. Hepsinde de kafirlere süre tanıdım, ama sonunda onları enseledim: haydi, Beni inkar nasıl olurmuş görsünler bakalım!
Hac / 44 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Medyen ahalisi de (tekzîp etti,) Mûsa da tekzîp olundu. Nihâyet o kâfirler için bir mühlet verdim, sonra onları yakaladım. Artık (onların yaptıklarını) inkârım nasıl oldu bir düşünmeli!
Hac / 44 - (Ömer Öngüt)
Medyen halkı da (yalanlamıştı), Musa da yalanlanmıştı. Ben de kâfirlere önce mühlet verdim, sonra onları yakalayıverdim. Beni tanımamak nasılmış görsünler!
Hac / 44 - (Şaban Piriş)
Medyen halkı da. Musa da yalanlanmıştı. Kafirlere süre tanıdım; sonra da onları yakaladım. Beni inkar nasılmış?
Hac / 44 - (Sadık Türkmen)
Mûsâ da yalanlandı ve nihayet o inkârcılara mühlet verdim, sonra da onları (azabımla) yakalayıverdim. Beni inkâr etmek nasılmış, (gördüler).
Hac / 44 - (Seyyid Kutub)
Medyenliler de öyle. Musa'yı da yalanlamışlardı. Ben bütün bu kâfirlere önce mühlet tanıdım, sonra yakalarına yapıştım. Onlara indirdiğim darbe nasıldı?
Hac / 44 - (Suat Yıldırım)
(42-44) Eğer onlar seni yalancı sayıyorlarsa sen bil ki onlardan önce Nuh, Âd ve Semûd halkı da, İbrâhim’in halkı da, Lut’un halkı da, Medyen ahalisi de resulleri yalanlamışlardı. Mûsâ da yalancı sayılmıştı. Ben de şöyle yaptım: Her seferinde inkârcılara mühlet verdim. Sonra da tuttuğum gibi işlerini bitirdim. Onların inkârına mukabil nasıl olurmuş Benim inkârım, cümle âlem görüp bildi!
Hac / 44 - (Süleyman Ateş)
Medyen halkı da (yalanlamıştı); Mûsâ da yalanlanmıştı. Ben de kâfirlere bir süre vermiş, sonra onları yakalamıştım. (Bak), benim (onları) inkârım (görülmemiş biçimde cezâlandırmam) nasıl oldu!
Hac / 44 - (Tefhim-ul Kuran)
Medyen halkı da (yalanlamıştı peygamberlerini). Musa da yalanlanmıştı. Böylelikle Ben, o küfre sapanlara bir süre tanıdım, sonra onları yakalayıverdim. Nasılmış benim (her şeyi alt üst edip kökten değiştiren) inkilabım (veya inkârım).
Hac / 44 - (Ümit Şimşek)
Ve Medyen ahalisi de. Sonra Musa da yalanlandı. Ben ise o kâfirlere önce süre tanıdım; sonra da onları yakalayıverdim. Nasıl oluyormuş Benim onları inkârım?
Hac / 44 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Medyen halkı da. Mûsa da yalanlamıştı da ben, inkârcılara biraz süre vermiş sonra hepsini yakalamıştım. Nasılmış benim azabım!
Hac / 44 - (İskender Ali Mihr)
Ve Medyen halkı da (yalanladı) ve Musa (A.S) da yalanlandı. Fakat kâfirlere, mühlet (zaman) verdim. Sonra (da) onları aldım. O zaman benim cezalandırmam nasıl oldu?
Hac / 44 - (İlyas Yorulmaz)
Medyen halkı da yalanladı ve Musa da yalanlandı. Sonra elçilerin getirdiklerini inkâr edenlere mühlet verdim ve onları yakalayıverdim. İnkâr edenler nasıl oldu (baksınlar).
فَكَأَيِّن مِّن قَرْيَةٍ أَهْلَكْنَاهَا وَهِيَ ظَالِمَةٌ فَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلَى عُرُوشِهَا وَبِئْرٍ مُّعَطَّلَةٍ وَقَصْرٍ مَّشِيدٍ
Okunuşu: Fe ke eyyin min karyetin ehleknâhâ ve hiye zâlimetun fe hiye hâviyetun alâ urûşihâ ve bi’rin muattalatin ve kasrın meşîd(meşîdin).
Hac / 45 - (Diyanet İşleri)
Halkı zulmetmekteyken helâk ettiğimiz, böylece duvarları, çökmüş çatılarının üzerine yıkılmış nice memleketler, nice kullanılmaz kuyular, nice muhteşem saraylar vardır!
Hac / 45 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Nice şehirler var ki halkı zâlim olduğundan helâk ettik onları ve o şehirlerin tavanları, duvarlarına çökmüş, yerle bir olmuş, ıpıssız kalmış ve nice kuyular kuruttuk, nice yüce köşkler yıktık.
Hac / 45 - (Abdullah Parlıyan)
Yaratılış gayesine aykırı davranan nice şehir sakinlerini biz yok ettik. Şimdi hepsinin yerinde yeller esiyor. O şehirlerin tavanları, duvarlarına çökmüş, yerle bir olmuş, kuyuları kendi haline terkedilmiş, bir zamanlar göğe doğru yükselen sarayları şimdi yerle bir olmuş!
Hac / 45 - (Adem Uğur)
Nitekim, birçok memleket vardı ki, o memleket (halkı) zulmetmekte iken, biz onları helâk ettik. Şimdi o ülkelerde duvarlar, (çökmüş) tavanların üzerine yıkılmıştır. Nice kullanılmaz hale gelmiş kuyular ve (ıssız kalmış) ulu saraylar vardır.
Hac / 45 - (Ahmed Hulusi)
Nice zâlim şehir vardı ki, haksızlıkta aşırı gitmeleri sonucu onları helâk ettik. . . Artık çatıları, duvarları üstüne çökmüş. . . Geride kullanılmaz kuyular ve yıkılmış saraylar kalmış.
Hac / 45 - (Ahmet Tekin)
Nice memleketleri, baskı zulüm ve işkence ile temel hak ve hürriyetleri, Allah yolunu, Allah yolundaki faaliyetleri engellerken yok ettik. Geride, damları çökmüş, duvarları yıkılmış harabeler, terkedilmiş susuz kuyular, ıssız kalmış ulu saraylar bıraktılar.
Hac / 45 - (Ahmet Varol)
(Halkı) zalim olduğu için helak ettiğimiz nice kentler vardır ki şimdi oraların damları duvarlarının üstüne çökmüş haldedir. (Oralarda) nice kullanılmaz halde kuyu ve (bomboş bırakılmış) sağlam köşk vardır.
Hac / 45 - (Ali Bulaç)
(Halkı) Zulmediyorken yıkıma uğrattığımız nice ülkeler vardır ki, şimdi onların altları üstlerine gelmiş ıpıssız durmakta, kullanılamaz durumdaki kuyuları (terkedilmiş bulunmakta), yüksek sarayları (çın çın ötmektedir).
Hac / 45 - (Ali Fikri Yavuz)
Nice memleketler vardı ki, zulüm yapıyorlarken biz onları helâk ettik de damları çökmüş, duvarları üzerlerine yıkılmıştır (ıssız harabeye dönmüştür). Nice kuyularla yüksek saraylar (sahibsiz) bomboş bırakılmıştır.
Hac / 45 - (Ali Ünal)
Halkı büsbütün zalim olan nice memleketi helâk ettik. Bir zamanlar pek ma’mur görünen o memleketlerin hepsinin yerinde yeller esiyor: üstü altına gelmiş binalar, kendilerine uğranılmaz olmuş kuyular, çeşmeler ve bomboş duran saraylar, köşkler.
Hac / 45 - (Bayraktar Bayraklı)
Nice zulme dalmış ülke halkını yok ettik. Artık duvarları çatıları üzerine çökmüş, kuyuları kullanılmaz olmuş, yüce sarayları terkedilmiştir.
Hac / 45 - (Bekir Sadak)
Nice kasabalarin halkini haksizlik yaparken yok ettik. Artik catilari cokmus, kuyulari metruk, saraylari bombos kalmistir.
Hac / 45 - (Celal Yıldırım)
Birçok kasaba halkını zulüm edip dururlarken yakalayıp yok ettik. Damları çökmüş, kuyuları kendi haline terkedilmiş ve (ıssız kalmış) yüksekçe sarayları..
Hac / 45 - (Cemal Külünkoğlu)
Halkı zalim olan nice şehirleri yok ettik. Öyle ki yapılarının duvarları, yere inen tavan yıkıntılarının üzerine çökmüştür. Nice kuyularla yüksek saraylar (sahipsiz) bomboş kalmıştır.
Hac / 45 - (Diyanet Vakfi)
Nitekim, birçok memleket vardı ki, o memleket (halkı) zulmetmekte iken, biz onları helâk ettik. Şimdi o ülkelerde duvarlar, (çökmüş) tavanların üzerine yıkılmıştır. Nice kullanılmaz hale gelmiş kuyular ve (ıssız kalmış) ulu saraylar vardır.
Hac / 45 - (Edip Yüksel)
Nice kentlerin halkını, işledikleri haksızlıklardan ötürü helak ettik. Onlardan arta kalanlar, çökmüş çatılar, terkedilmiş kuyular ve ıssız saraylardı...
Hac / 45 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Evet, nice memleketler vardı ki biz onları zulm etmektelerken helâk ettik de şimdi onlar damlarının üzerine çökmüş ıp ıssız, hem nice muattal kuyu ve müşeyyed köşk
Hac / 45 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Evet nice memleketler vardır ki, Biz onları zulum yaparlarken helak ettik; şimdi damlarının üzerine çökmüş, ıp ıssız yıkıntı halindedir; ve nice kullanılmaz hale gelmiş kuyular ve (bomboş kalmış) muhteşem köşkler vardır.
Hac / 45 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Nice memleketler vardı ki, zulüm yaparlarken biz onları yok ettik. Artık damları çökmüş, duvarları üzerine yıkılmıştır. (Geride) Nice terkedilmiş kuyularla bomboş kalmış yüksek saraylar (bırakılmıştır.)
Hac / 45 - (Gültekin Onan)
(Halkı) Zulmediyorken yıkıma uğrattığımız nice ülkeler vardır ki, şimdi onların altları üstlerine gelmiş ıpıssız durmakta, kullanılamaz durumdaki kuyuları (terkedilmiş bulunmakta), yüksek sarayları (çın çın ötmektedir).
Hac / 45 - (Harun Yıldırım)
Nitekim, birçok memleket vardı ki, o memleket (halkı) zulmetmekte iken, biz onları helâk ettik. Şimdi o ülkelerde duvarlar, (çökmüş) tavanların üzerine yıkılmıştır. Nice kullanılmaz hale gelmiş kuyular ve (ıssız kalmış) ulu saraylar vardır.
Hac / 45 - (Hasan Basri Çantay)
(Evet) nice memleket (ler vardı) ki (halkı) zulümde devam edib dururlarken biz onları (mahv-ü) helak etdik. Şimdi dıvarlar tavanlarının üstüne çökmüş (ıpıssız kalmış) dır (o yerler). Ve (biz nice) kuyu (lar) ı muattal, (nice) yüksek saray (ları bomboş bırakdık).
Hac / 45 - (Hayrat Neşriyat)
Nitekim o (halkı) zâlim olan nice şehirler vardır ki, onları helâk etmişizdir. Şimdi o, duvarları çatıları üzerine çökmüş (harâb olmuş) bir hâldedir; kullanılmaz hâle gelmiş nice kuyular ve (bomboş) kalmış nice yüksek saraylar (hep sâhibsiz kaldılar)!
Hac / 45 - (İbni Kesir)
Nice kasabaları zulüm ederken helak ettik. Şimdi onların altları üstlerine gelmiş ıpıssız durmaktadır, kuyuları körelmiş, sarayları yıkılmıştır.
Hac / 45 - (Kadri Çelik)
(Halkı) Zulmediyorken yıkıma uğrattığımız nice ülkeler vardır ki, şimdi içi boş binaları öylece ayakta durmakta; terkedilmiş kuyuları ve yüksek sarayları (da sahipsiz bulunmaktadır).
Hac / 45 - (Muhammed Esed)
Ve zulüm ve haksızlıkta onmaz düzeylere vardıkları için nice şehirleri yok ettik, öyle ki, şimdi hepsinin yerinde yeller esiyor; çatıları çökmüş, kuyuları kurumuş, (bir zamanlar göğe doğru) yükselen sarayları (şimdi yerle bir olmuş)!
Hac / 45 - (Mustafa İslamoğlu)
İşte bu yüzden çığırdan çıkmış nice kentleri helak ettik. Nihayet hepsi de tepe taklak gitti, şimdi yerlerinde yeller esiyor. (Geriye) terkedilmiş kuyular (kaldı); o heybetli saraylar(dan şimdi eser yok).
Hac / 45 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Evet. Nice beldeyi, o zalim olduğu halde onu helâk ettik ki, onun duvarları, tavanları üzerine yıkılmış ve nice muattal kuyu ve nice yüksek köşk (sahipsiz bırakılmıştır).
Hac / 45 - (Ömer Öngüt)
Nice şehirlerin halkını, zulmederken helâk edip yok ettik. Artık çatıları çökmüş, kuyuları körelmiş, sarayları yıkılmıştır.
Hac / 45 - (Şaban Piriş)
Nice ülkeleri zalimlik ederken helak ettik. Şimdi, onlar tepetakla edilmiş, su kuyuları terkedilmiş ve sağlam sarayları bomboş kalmıştır.
Hac / 45 - (Sadık Türkmen)
Böylece zulüm yapan halkları helak ettik. Artık duvarları, çatılarının üzerine çökmüş/yıkılmış memleketler, nice kuyular, nice muhteşem sarayları kullanılmaz olmuştur!
Hac / 45 - (Seyyid Kutub)
Halkı zalim olan nice kenti yok ettik. Yapılarının duvarları, yere inen tavan yıkıntılarının üzerine çökmüştür. Nice su kuyularını kullanan kalmamış, nice korunaklı köşkleri ıssız kalmıştır.
Hac / 45 - (Suat Yıldırım)
Halkı zulümde artık onmaz derecede ileri gitmiş nice şehirleri yok ettik! Öyle ki şimdi hepsinin yerinde yeller esiyor: Üstü altına gelmiş binalar, körelmiş kuyular, kurumuş çeşmeler, yerle bir olmuş muhteşem saraylar...
Hac / 45 - (Süleyman Ateş)
(Halkı) zulmederken helâk ettiğimiz nice kent vardır ki duvarları (yıkılan) tavanlarının üstüne çökmüştür. Nice kullanılmaz olmuş kuyu ve nice (ıssız kalmış) sağlam köşk vardır!
Hac / 45 - (Tefhim-ul Kuran)
(Halkı) Zulmediyorken yıkıma uğrattığımız nice ülkeler vardır ki, şimdi onların altları üstlerine gelmiş ıpıssız durmakta, kullanılamaz durumdaki kuyuları (terkedilmiş bulunmakta), yüksek sarayları (çın çın ötmektedir).
Hac / 45 - (Ümit Şimşek)
Böylece Biz nice zalim beldeyi helâk ettik ki, şimdi onların yerinde altı üstüne gelmiş harabeler, kör kuyular, bomboş duran yüksek saraylar vardır.
Hac / 45 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Zalim olduğu için helâk ettiğimiz nice kent/medeniyet var ki, duvarları, tavanları üzerine çökmüş halde. Nice kullanılmaz halde bırakılmış su kuyusu, nice görkemli/süslü/bakımlı köşk var.
Hac / 45 - (İskender Ali Mihr)
Böylece (halkı) zalim olan nice ülkeler gibi onu da helâk ettik. Artık o (ülke), çatıları yıkılmış, kuyuları ve yüksek sarayları terkedilmiş (bir halde)dir.
Hac / 45 - (İlyas Yorulmaz)
Haksızlık yapmalarından sonra helak ettiğimiz kasabalardan, altı üstüne gelmiş, su kuyularının suları kurumuş ve sarayları yerle bir olmuş, niceleri var.
أَفَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَتَكُونَ لَهُمْ قُلُوبٌ يَعْقِلُونَ بِهَا أَوْ آذَانٌ يَسْمَعُونَ بِهَا فَإِنَّهَا لَا تَعْمَى الْأَبْصَارُ وَلَكِن تَعْمَى الْقُلُوبُ الَّتِي فِي الصُّدُورِ
Okunuşu: E fe lem yesîrû fîl ardı fe tekûne lehum kulûbun ya’kılûne bihâ ev âzânun yesmeûne bihâ, fe innehâ lâ ta’mâl ebsâru ve lâkin ta’mâl kulûbulletî fîs sudûr(sudûri).
Hac / 46 - (Diyanet İşleri)
Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, düşünecek kalpleri, işitecek kulakları olsun? (Dolaştılar, ama ibret almadılar). Çünkü gerçekte gözler değil, göğüslerdeki kalpler (kalp gözleri) kör olur.
Hac / 46 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Akıl ve tedbîre sâhip olacak akıl, duyup anlayacak kulak elde etmek için hiç de mi yeryüzünde gezip dolaşmazlar? Gerçekten de gözler kör olmaz ama gönüllerdeki can gözleri körleşir.
Hac / 46 - (Abdullah Parlıyan)
Sana karşı çıkanlar, hiç yeryüzünde dolaşmadılar mı? Zira dolaşsalardı, onların başına gelenleri görerek, düşünebilen kalpleri ve işitebilen kulakları olurdu. Ama gerçek şu ki, onlarda kör olan gözler değil, kör olan göğüslerdeki kalplerdir. Yani asıl felaket, kalp gözünün kör olmasıdır. Çünkü insana gerçekleri gösterecek olan odur.
Hac / 46 - (Adem Uğur)
(Sana karşı çıkanlar) hiç yeryüzünde dolaşmadılar mı? Zira dolaşsalardı elbette düşünecek kalpleri ve işitecek kulakları olurdu. Ama gerçek şu ki, gözler kör olmaz; lâkin göğüsler içindeki kalpler kör olur.
Hac / 46 - (Ahmed Hulusi)
Değerlendirecek şuurları yahut algılayacak kulakları yok muydu ki, arzda gezip ibret almadılar! Gerçek ki gözler kör olmaz, içlerindeki (beyinlerindeki) kalp gözleri körleşir!
Hac / 46 - (Ahmet Tekin)
Onlar, hiç yeryüzünü dolaşmadılar mı? Dolaşsalardı eğer, gördüklerini düşünecek akılları kalpleri olurdu, söylenenleri duyacak kulakları olurdu. Unutmayın, gözler görmemezlik, akıl ermemezlik etmez. Fakat göğüslerin içindeki kalpler, basîretler kör kesildiği için, keyfîliğe, taklide ve saplantıya dayalı olarak akıl kötüye kullanılmıştır. Gözlerin gördüğünden, muhakemeler, mukayeseler yaparak faydalanmaz.
Hac / 46 - (Ahmet Varol)
Akıl edecekleri kalplere ve duyacakları kulaklara sahip olmak için yeryüzünde dolaşmadılar mı?. [4] Doğrusu gözler kör olmaz ama göğüslerdeki kalpler kör olur.
Hac / 46 - (Ali Bulaç)
Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı, böylece onların kendisiyle akledebilecek kalpleri ve işitebilecek kulakları oluversin? Çünkü doğrusu, gözler kör olmaz, ancak sinelerdeki kalpler körelir.
Hac / 46 - (Ali Fikri Yavuz)
Mekke kâfirleri, hiç de yeryüzünde dolaşmadılar mı ki, bu sebeple düşünecek kalblere, işitecek kulaklara sahip olsalar. Gerçek şudur ki, gözler (görmemek suretiyle) kör olmaz, fakat asıl sinelerin içindeki kalbler (ibret gözleri) kör olur.
Hac / 46 - (Ali Ünal)
O inkârcılar, yeryüzünde gezip de (bütün bu tarihî levhalara ibret gözüyle bakmazlar mı): belki böylece kendileriyle akledip gerçeği idrak edecekleri kalblere veya (kendileriyle vahyin ve gerçeğin sesini) işitecekleri kulaklara sahip olurlar. Gerçek şu ki, kör olan gözler değildir; gerçekte kör olan, sînelerdeki kalblerdir.
Hac / 46 - (Bayraktar Bayraklı)
Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki, düşünecek kalpleri ve işitecek kulakları olsun. Gerçek şu ki, gözler kör olmaz, fakat asıl sinelerdeki kalpler kör olur.
Hac / 46 - (Bekir Sadak)
Yeryuzunde dolasmiyorlar mi ki, orada olanlari akledecek kalbleri, isitecek kulaklari olsun. Ama yalniz gozler kor olmaz, fakat goguslerde olan kalbler de korlesir.
Hac / 46 - (Celal Yıldırım)
Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, o sebeple akledip anlayacak kalbleri, işitecek kulakları olsun. Doğrusu (yalnız) gözler kör olmaz; göğüslerde olan kalbler de kör olur.
Hac / 46 - (Cemal Külünkoğlu)
Onlar, yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki, orada olup biteni kalpleri kavrasın ve kulakları işitsin? Ne var ki, gözler kör olmaz, göğüslerdeki kalpler kör olur!
Hac / 46 - (Diyanet İşleri (eski))
Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki, orada olanları akledecek kalbleri, işitecek kulakları olsun. Ama yalnız gözler kör olmaz, fakat göğüslerde olan kalbler de körleşir.
Hac / 46 - (Diyanet Vakfi)
(Seni yalanlayanlar) hiç yeryüzünde dolaşmadılar mı? Zira dolaşsalardı elbette düşünecek kalpleri ve işitecek kulakları olurdu. Ama gerçek şu ki, gözler kör olmaz; lâkin göğüsler içindeki kalpler kör olur.
Hac / 46 - (Edip Yüksel)
Düşünen beyinlerle ve işiten kulaklarla yeryüzünü dolaşmadılar mı? Gerçek körlük, gözlerin körlüğü değil; göğüslerdeki gönüllerin körlüğüdür.
Hac / 46 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Ya o yerde neye bir seyr etmediler ki kendileri için akıllanmalarına sebeb olacak kalbler ve işıtmelerine sebeb olacak kulaklar olsun, zira hakikat budur ki gözler körelmez ve lâkin sînelerdeki kalbler körelir
Hac / 46 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Ya o yerde niye bir dolaşmadılar ki, kendileri için akıllanmalarına sebep olacak kalpleri ve işitmelerine sebep olacak kulakları olsun;çünkü gerçek şudur ki, gözler körelmez, ancak sinelerdeki kalpler körelir.
Hac / 46 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki olanları akledecek kalbleri, işitecek kulakları olsun. Gerçek şudur ki, gözler kör olmaz, fakat asıl göğüslerin içindeki kalpler kör olur.
Hac / 46 - (Gültekin Onan)
Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı, böylece onların kendisiyle akledebilecek kalpleri ve işitebilecek kulakları oluversin? Çünkü doğrusu, gözler kör olmaz ancak sinelerdeki kalpler körelir.
Hac / 46 - (Harun Yıldırım)
(Sana karşı çıkanlar) hiç yeryüzünde dolaşmadılar mı? Zira dolaşsalardı elbette düşünecek kalpleri ve işitecek kulakları olurdu. Ama gerçek şu ki, gözler kör olmaz; lâkin göğüsler içindeki kalpler kör olur.
Hac / 46 - (Hasan Basri Çantay)
(Hiç de) yer (yüzün) de gezib dolaşmadılar mı ki (bari) bu sebeble düşünecek kalblere, bu suretle işidecek kulaklara mâlik olsunlar). Fakat hakıykat şudur ki (yalınız maaddî) gözler kör olmaz, fakat (asıl) sinelerin içindeki kalbler kör olur.
Hac / 46 - (Hayrat Neşriyat)
(İnkâr edenler) yeryüzünde hiç dolaşmadılar mı ki, kendileri için onlarla akıl erdirecekleri kalbler ve onlarla işitecekleri kulaklar olsun! Ama şu gerçek ki, gözler kör olmaz, fakat göğüslerdeki kalbler (basîretler) kör olur.
Hac / 46 - (İbni Kesir)
Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki; orada olanları akledecek kalbleri, işitecek kulakları olsun. Ne var ki yalnız gözler kör olmaz, göğüslerde olan kalbler de körelir.
Hac / 46 - (Kadri Çelik)
Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki böylece onların kendisiyle düşünecek kalpleri ve kendisiyle işitebilecek kulakları oluversin? Çünkü şüphesiz gözler kör olmaz; lâkin göğüsler içindeki kalpler kör olur.
Hac / 46 - (Muhammed Esed)
Peki, yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki, orada olup biteni kalpleri kavrasın ve kulakları işitsin? Ne var ki, onlarda kör olan gözler değil; kör olan, göğüslerdeki kalpler!
Hac / 46 - (Mustafa İslamoğlu)
İyi ama, onlar hiç mi yeryüzünde gezip dolaşmazlar? Bu sayede kendisiyle akledecekleri bir kalbe ya da işitecekleri bir kulağa sahip olsalardı ya! Ama şu da var ki; gözler kör olmaz, fakat asıl kör olan göğüslerdeki kalplerdir.
Hac / 46 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, kendileri için onlar ile düşünecekleri kalpler olsun veya onlar ile işitecekleri kulaklar olsun. Velhasıl (onların) gözleri körleşmez; velâkin sineleri içindeki kalpleri körleşir.
Hac / 46 - (Ömer Öngüt)
Hiç yeryüzünde dolaşmadılar mı? Ki, düşünecek kalplere ve duyacak kulaklara sahip olsunlar. Gerçek şu ki yalnız gözler kör olmaz, sinelerde olan kalpler de körleşir.
Hac / 46 - (Şaban Piriş)
Yeryüzünde dolaşmıyorlar ki kendisiyle akledecek kalpleri ve kendisiyle işitebilecek kulakları olsun?! Oysa, gözler kör olmuyor, fakat sinelerdeki kalpler köreliyor.
Hac / 46 - (Sadık Türkmen)
Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki; düşünecek kalpleri, işitecek kulakları olsun? Çünkü gerçekte gözler değil, göğüslerdeki kalpler (kalp gözleri) kör olur.
Hac / 46 - (Seyyid Kutub)
Müşrikler yeryüzünü gezmiyorlar mı ki, bu sayede kalpleri gördüklerinden ibret alabilsin ve kulakları söylenenleri işitebilecek bir duyarlık kazansın. Çünkü kör olan onların gözleri değildir, fakat göğüs boşluklarındaki kalpleri kördür, duyarsızdır.
Hac / 46 - (Suat Yıldırım)
Peki bu inkârcılar biraz olsun dünyayı gezip dolaşmazlar mı ki, hiç değilse bu sayede düşünüp duygulanacak gönüllere, gerçeğin sesini işitecek kulaklara sahip olsunlar. Ne var ki onlarda kör olan, gözler değil, asıl kör olan sinelerindeki gönüller!
Hac / 46 - (Süleyman Ateş)
Hiç yeryüzünde gezmediler mi ki (kendilerinden önce mahvolanların yerlerini görsünler de) düşünecekleri kalbleri, işitecekleri kulakları olsun (akıllları başlarına gelsin, hak sözünü işitsinler). Zira gözler kör olmaz (çünkü gözlerin körlüğü, geçici bir görme yetersizliğidir); fakat (asıl) göğüslerdeki kalbler kör olur.
Hac / 46 - (Tefhim-ul Kuran)
Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı, böylece onların kendisiyle akledebilecek kalpleri ve kendisiyle işitebilecek kulakları oluversin? Çünkü gerçek şu ki, gözler kör olmaz, ancak sinelerdeki kalpler körelir.
Hac / 46 - (Ümit Şimşek)
Onlar yeryüzünde gezmezler mi ki akıl edecek kalpleri yahut işitecek kulakları olsun? Fakat kör olan gözler değil, sinelerdeki kalplerdir.
Hac / 46 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Yeryüzünde hiç dolaşmadılar mı ki, kalpleri olsun da onunla akıllarını çalıştırsınlar, kulakları olsun da onlarla duysunlar. Şu bir gerçek ki, kafadaki gözler kör olmaz ama göğüslerin içindeki gönüller körleşir.
Hac / 46 - (İskender Ali Mihr)
Onlar, yeryüzünde dolaşmadılar mı ki onların, onunla akıl ettikleri kalpleri ve onunla işittikleri kulakları olsun. Fakat baş gözleri kör olmaz. Lâkin sinelerdeki kalpler kör olur.
Hac / 46 - (İlyas Yorulmaz)
Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı? Sonra onların kalpleri var da onunla akletmiyorlar mı? Kulakları var da işitmiyorlar mı? Onun gözleri varda görmüyor mu? Hayır hayır! Ancak onların sinelerindeki kalpler körleşmiş.
وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِ وَلَن يُخْلِفَ اللَّهُ وَعْدَهُ وَإِنَّ يَوْمًا عِندَ رَبِّكَ كَأَلْفِ سَنَةٍ مِّمَّا تَعُدُّونَ
Okunuşu: Ve yesta’cilûneke bil azâbi ve len yuhlifallâhu va’dehu, ve inne yevmen inde rabbike ke elfi senetin mimmâ teuddûn(teuddûne).
Hac / 47 - (Diyanet İşleri)
Bir de senden acele azap istiyorlar. Hâlbuki Allah asla va’dinden caymaz. Şüphesiz Rabbinin nezdinde bir gün, sizin saydığınız bin yıl gibidir.
Hac / 47 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Azâbın, çabucak gelip çatmasını isterler senden ve Allah, vaadinden caymaz kesin olarak ve Rabbinin katında bir gün, sizin sayıp durduğunuz bin yıl gibidir.
Hac / 47 - (Abdullah Parlıyan)
Onlar senden, azabı çarçabuk getirmeni isterler. Andolsun ki, Allah verdiği sözden caymaz. Şüphesiz ki Rabbinizin ölçüsüyle bir gün, sizin sayıp hesapladığınız bin yıl gibidir.
Hac / 47 - (Adem Uğur)
(Resûlüm!) Onlar senden azabın çabuk gelmesini istiyorlar. Allah vâdinden asla dönmez. Muhakkak ki, Rabbinin nezdinde bir gün sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir.
Hac / 47 - (Ahmed Hulusi)
Senden azabını acele istiyorlar. . . Allâh vaadinden asla caymaz! Muhakkak ki Rabbinin indînde bir gün, size göre bin yıl gibidir! (Buradaki işaret insanın geçeceği vefat sonrasındaki yaşam boyutu algılamasınadır Allâhu âlem. Çünkü 'Rabbinin' denerek, kişinin Esmâ bileşimi algılamasının getirisi olan bilinç boyutuna {beyninin içindeki - kozasındaki dünyasının zaman anlayışına} atıf yapılmaktadır. İşaret Rabb-ül âlemîn'e göre değildir. A. H. )
Hac / 47 - (Ahmet Tekin)
Onlar, senden, küstahça azâbın çabuk gelmesini istiyorlar. Allah va’dinden asla dönmez. Rabbinin nezdinde bir gün, sizin hesaplarınızla bin yıl gibidir.
Hac / 47 - (Ahmet Varol)
Senden azabı çarçabuk istiyorlar. Allah sözünden dönmeyecektir. Doğrusu Rabbinin katında bir gün sizin saydıklarınızdan bin yıl gibidir.
Hac / 47 - (Ali Bulaç)
Onlar senden, azabın çarçabuk getirilmesini istiyorlar; Allah, va'dine kesin olarak muhalefet etmez. Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir.
Hac / 47 - (Ali Fikri Yavuz)
(Ey Rasûlüm) bir de senden acele azab istiyorlar. Elbette Allah vadinden caymaz (muhakkak o kâfirlere takdir edilen azab, vaktinde gelecektir). Bununla beraber Rabbinin katında bir gün, sizin sayacaklarınızdan bin sene gibidir.
Hac / 47 - (Ali Ünal)
Onlar, senden kendisiyle tehdit edildikleri azabı hemen getirivermeni istiyorlar. Şunu bilsinler ki, (azapla onları tehdit eden) Allah asla va’dinden dönmez. Ama şurası da bir gerçek ki, Rabbinin katında öyle bir gün vardır ki, sizin hesabınıza göre bin yıl gibidir.
Hac / 47 - (Bayraktar Bayraklı)
Onlar senden azabın çabuk gelmesini istiyorlar. Allah vaadinden asla dönmez. Rabbin katında bir gün, sizin saydıklarınızdan bin yıl gibidir.
Hac / 47 - (Bekir Sadak)
Senden, baslarina acele azap getirmeni isitiyorlar. Allah sozunden asla caymayacaktir. Rabbinin katinda bir gun, saydiklarinizdan bin yil gibidir.
Hac / 47 - (Celal Yıldırım)
(O sapık inkarcılar) senden acele azâbın gelmesini istiyorlar. And olsun ki Allah verdiği sözden caymaz. Şüphesiz ki Rabbın yanında bir gün, sizin sayıp hesapladığınız bin yıl gibidir.
Hac / 47 - (Cemal Külünkoğlu)
Bir de senden acele azap istiyorlar. Hâlbuki Allah asla vaadinden caymaz. Şüphesiz Rabbinin nezdinde bir gün, sizin saydığınız bin yıl gibidir.
Hac / 47 - (Diyanet İşleri (eski))
Senden, başlarına acele azap getirmeni istiyorlar. Allah sözünden asla caymayacaktır. Rabbinin katında bir gün, saydıklarınızdan bin yıl gibidir.
Hac / 47 - (Diyanet Vakfi)
(Resûlüm!) Onlar senden azabın çabuk gelmesini istiyorlar. Allah vâdinden asla dönmez. Muhakkak ki, Rabbinin nezdinde bir gün sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir.
Hac / 47 - (Edip Yüksel)
O azabı çabuk getirmen için sana meydan okuyorlar. ALLAH sözünü bozmaz. Rabbinin katında bir gün, onların hesabıyla bin sene gibidir.
Hac / 47 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Bir de senden acele azâb istiyorlar, elbette Allah, va'dinde hulf etmez, bununla beraber rabbının ındinde bir gün sizin sayacaklarınızdan bin sene gibidir
Hac / 47 - (Gültekin Onan)
Onlar senden, azabın çarçabuk getirilmesini istiyorlar. Tanrı vaadine kesin olarak muhalefet etmez. Gerçekten, senin rabbinin katında bir gün sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir.
Hac / 47 - (Harun Yıldırım)
(Resûlüm!) Onlar senden azabın çabuk gelmesini istiyorlar. Allah vâdinden asla dönmez. Muhakkak ki, Rabbinin nezdinde bir gün sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir.
Hac / 47 - (Hasan Basri Çantay)
Senden (başlarına çatacak) azâbı (n) çabucak gelmesini isterler. Allah, tehdidinden asla caymaz. Hakıykat, Rabbinin indinde bir gün sizin sayacaklarınızdan bin yıl gibidir.
Hac / 47 - (Hayrat Neşriyat)
(Ey Habîbim!) Senden azâbı acele istiyorlar; hâlbuki Allah, va'dinden aslâ dönmez! Şübhesiz ki Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin sene gibidir.
Hac / 47 - (İbni Kesir)
Senden çabucak azabı getirmeni istiyorlar. Allah, asla vaadinden caymaz. Doğrusu Rabbının katında bir gün; saydıklarınızdan bin yıl gibidir.
Hac / 47 - (Kadri Çelik)
Onlar senden, azabın çarçabuk getirilmesini istiyorlar; Allah, vaadine kesin olarak muhalefet etmez. Şüphesiz senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir.
Hac / 47 - (Muhammed Esed)
Ve bir de (ey Muhammed,) (gelecekse gelsin diyerek) onlar azap konusunda sana meydan okuyorlar: fakat (bilmelidirler ki) Allah vaadinden asla cayacak değildir ve bilin ki, Rabbinin ölçüsüyle bir gün, sizin hesap ettiğiniz bin yıl gibidir.
Hac / 47 - (Mustafa İslamoğlu)
Bir de kalkmış, azabın çabuk gelmesi için seni sıkıştırıyorlar. Ama Allah sözünden asla caymaz; ve unutmayın ki, Senin Rabbin katında bir gün sizin hesabınıza göre tut ki bin yıldır;
Hac / 47 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ve senden azabın acele gelmesini isterler. Halbuki, Allah vaadinde asla hulf etmez ve şüphe yok ki, Rabbin indindeki bir gün, sizin sayacaklarınızdan bin yıl gibidir.
Hac / 47 - (Ömer Öngüt)
Onlar senden azabın çabuk gelmesini istiyorlar. Allah sözünden aslâ caymaz. Doğrusu Rabbinin katında bir gün, sizin saydıklarınızdan bin yıl gibidir.
Hac / 47 - (Şaban Piriş)
Senden, azabı acele getirmeni istiyorlar. Fakat Allah, verdiği sözden dönmez. Rabbi’nin katında bir gün, sizin saydıklarınızdan bin yıl gibidir.
Hac / 47 - (Sadık Türkmen)
Bir de senden acele azap istiyorlar. Halbuki Allah asla vadinden caymaz. Şüphesiz Rabbinin nezdinde bir gün, sizin saydığınız bin yıl gibidir.
Hac / 47 - (Seyyid Kutub)
Onlar senden azabımın bir an önce gerçekleşmesini istiyorlar. Oysa Allah sözünden caymaz ve Rabb'inin katındaki bir gün, sizin saydıklarınızdan bin yıl gibidir.
Hac / 47 - (Suat Yıldırım)
Onlar senden o tehdit edildikleri azabı, çarçabuk getirmeni isterler. Telaşa kapılmasınlar, Allah vâdinden asla dönmez. Bilin ki Rabbinizin ölçüsüyle bir gün, sizin hesabınıza göre bin yıl gibidir.
Hac / 47 - (Süleyman Ateş)
Senden azâbı çabuk istiyorlar. Allâh sözünden caymaz. (Ama herşeyin bir zamanı vardır. O, acele etmez. Zirâ) Rabbinin yanında bir gün, sizin saydıklarınızdan bin yıl gibidir.
Hac / 47 - (Tefhim-ul Kuran)
Onlar senden, azabın çarçabuk getirilmesini istiyorlar; Allah, va'dine kesin olarak muhalefet etmez. Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir.
Hac / 47 - (Ümit Şimşek)
Senden azabın çabuklaştırılmasını istiyorlar; oysa Allah vaadinden dönecek değildir. Ne var ki, Rabbinin katında bir gün, sizin hesabınızla bin sene gibidir.
Hac / 47 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Senden aceleyle azabı istiyorlar: Allah, vaadine asla ters düşmez. Şu da bir gerçek ki Rabbinin katındaki bir gün, sizin saymakta olduğunuzun bin yılı gibidir.
Hac / 47 - (İskender Ali Mihr)
Ve azabı senden acele istiyorlar. Ve Allah, asla vaadinden dönmez. Ve Rabbinin katındaki bir gün, sizin saydığınız bin sene gibidir.
Hac / 47 - (İlyas Yorulmaz)
Azabı acilen istiyorlar. Ancak Allah asla vaadinden dönmez. Rabbinin katında ki bir gün, sizin saydığınız bin yıl gibidir.
وَكَأَيِّن مِّن قَرْيَةٍ أَمْلَيْتُ لَهَا وَهِيَ ظَالِمَةٌ ثُمَّ أَخَذْتُهَا وَإِلَيَّ الْمَصِيرُ
Okunuşu: Ve ke eyyin min karyetin emleytu lehâ ve hiye zâlimetun summe ehaztuhâ, ve ileyyel masîr(masîru).
Hac / 48 - (Diyanet İşleri)
Zalim oldukları hâlde, mühlet verdiğim, sonra da kendilerini azabımla yakaladığım nice memleket halkları vardır. Dönüş yalnız banadır.
Hac / 48 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Ve nice şehir var ki halkı zâlim olduğundan mühlet verdik onlara da sonra helâk ediverdim ve dönüp gelecekleri yer de benim tapımdır.
Hac / 48 - (Abdullah Parlıyan)
Ve nice şehir halkı var ki, yaratılış gayesine aykırı hareket ettikleri için onlara, bir süre için fırsat vermiştim. Ama zamanı gelince, onları kıskıvrak yakalayıverdim, dönüş ancak banadır.
Hac / 48 - (Adem Uğur)
Nice ülkeler var ki, zulmedip dururlarken onlara mühlet verdim. Sonunda onları yakaladım. Dönüş yalnız banadır.
Hac / 48 - (Ahmed Hulusi)
Zâlim oldukları için, kendilerine mühlet verdiğim nice şehir vardı. . . Hepsini yakaladım. . . Dönüş sadece banadır!
Hac / 48 - (Ahmet Tekin)
Baskı zulüm ve işkence ile temel hak ve hürriyetleri, Allah yolunu ve Allah yolundaki faaliyetleri engellerlerken, kendilerine mühlet verdiğim nice memleketi, sonunda cezalandırdım. Sonuçta hepiniz benim huzuruma gelip bir daha hesap vereceksiniz.
Hac / 48 - (Ali Bulaç)
Nice ülkeler vardır ki, (halkı) zulmediyorken Ben ona bir süre tanıdım, sonra yakalayıverdim; dönüş yalnızca banadır.
Hac / 48 - (Ali Fikri Yavuz)
Zulmedib dururlarken kendilerine mühlet verdiğim nice memleket halkı vardı ki, ben onları azabımla yakalayıvermiştim. Sonunda muhakkak dönüş banadır.
Hac / 48 - (Ali Ünal)
(Onlar, azabın gelmesinde acele etmesinler.) Halkı büsbütün zalim nice memleket vardı ki, Ben onlara süre tanıdım ve sonra da (kendilerine yapılan onca ikaza aldırmayıp, inkârla birlikte zulümlerinde ısrar edince) kendilerini yakalayıverdim. Zaten Banadır nihaî varış.
Hac / 48 - (Bayraktar Bayraklı)
Zulmedip dururlarken, kendilerine süre tanıdığım nice ülkeler vardır. Sonunda onları yakalayıp yok ettim. Dönüş yalnız banadır.
Hac / 48 - (Bekir Sadak)
Nice kasabalara, haksiz olduklari halde, mehil vermistim; sonunda onlari yakalayiverdim. Donus ancak Bana'dir. *
Hac / 48 - (Celal Yıldırım)
Nice kasabalar zâlim oldukları halde onlara mühlet vermişizdir; sonra (sırası ve vakti gelince) onları yakalayıverdim. Dönüş ise ancak banadır.
Hac / 48 - (Cemal Külünkoğlu)
Nice kentlerin halkına, zalim oldukları halde (onlara iman etmeleri için) mühlet verdim ve sonra onları kıskıvrak yakaladım. (Herkes bilsin ki) Son dönüş banadır.
Hac / 48 - (Diyanet Vakfi)
Nice ülkeler var ki, zulmedip dururlarken onlara mühlet verdim. Sonunda onları yakaladım. Dönüş yalnız banadır.
Hac / 48 - (Edip Yüksel)
Nice kentlerin halkına, zalim oldukları halde süre tanıdım ve sonra onları hesaba çektim; son dönüş Banadır.
Hac / 48 - (Gültekin Onan)
Nice ülkeler vardır ki, (halkı) zulmediyorken ben ona bir süre tanıdım, sonra yakalayıverdim; dönüş yalnızca banadır.
Hac / 48 - (Harun Yıldırım)
Nice ülkeler var ki, zulmedip dururlarken onlara mühlet verdim. Sonunda onları yakaladım. Dönüş yalnız banadır.
Hac / 48 - (Hasan Basri Çantay)
(Halkı sizin gibi) zulümde devam edib dururken kendisine mühlet verdiğim nice memleket vardır ki ben onları nihayet (azabımla) yakalayıverdim. Dönüş ancak banadır.
Hac / 48 - (Hayrat Neşriyat)
Hem o (halkı) zâlim olan nice şehirler vardır ki onlara mühlet verdim, sonra onları(azâbımla) yakaladım! Dönüş ise, ancak banadır!
Hac / 48 - (İbni Kesir)
Nice kasabalar var ki; zalim oldukları halde onlara mühlet vermiştim. Sonunda onları yakalayıverdim. Dönüş yalnız Banadır.
Hac / 48 - (Kadri Çelik)
Nice ülkeler vardır ki (halkı) zulmedici olduğu halde ben ona bir süre tanıdım, sonra da kıskıvrak yakalayıverdim ve dönüş yalnızca banadır.
Hac / 48 - (Muhammed Esed)
Ve onmaz zulüm ve haksızlıklara dalıp gitmiş nice toplumlara bir süre için fırsat vermiştim! Ama günü gelince onları kıskıvrak yakalayıverdim: çünkü bütün yolculukların sonu Banadır!
Hac / 48 - (Ömer Öngüt)
Nice memleket var ki, zulümlerine devam ederlerken mühlet verdim, sonunda onları yakaladım. Dönüş yalnız banadır.
Hac / 48 - (Şaban Piriş)
Nice ülkeler vardır ki, zalim olmalarına rağmen ben, onlara süre tanıdım. Sonra da onları aldım. Dönüş banadır.
Hac / 48 - (Sadık Türkmen)
Zalim oldukları halde mühlet verdiğim, sonra da kendilerini azabımla yakaladığım, nice memleket halkları vardır. Dönüş yalnız Benim huzurumadır.
Hac / 48 - (Seyyid Kutub)
Halkı zalim olan nice kente önce mühlet tanıdım, sonra yakasına yapıştım. Sonunda bana dönülecektir.
Hac / 48 - (Suat Yıldırım)
Zulümde aşırı giden nice memleket vardı ki Ben onlara önce mühlet verip sonra da tuttuğum gibi işlerini bitirdim! Herkesin dönüşü ancak Banadır.
Hac / 48 - (Süleyman Ateş)
Nice kent var ki zulmederken ona biraz süre vermişim, sonra onu yakalamışımdır. Sonunda dönüş ancak banadır.
Hac / 48 - (Tefhim-ul Kuran)
Nice ülkeler vardır ki, (halkı) zulmediyorken ben ona bir süre tanıdım, sonra yakalayıverdim; dönüş yalnızca banadır.
Hac / 48 - (Ümit Şimşek)
Nice zalim beldeler vardı ki, Ben onlara süre tanıdım, sonra da yakalayıverdim. Sonunda herkesin dönüşü Banadır.
Hac / 48 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Nice kent/medeniyet var ki, zulme saptığı halde, ona süre tanıdım. Ama sonra kendisini yakalayıverdim. Dönüş yalnız banadır.
قُلْ يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّمَا أَنَا لَكُمْ نَذِيرٌ مُّبِينٌ
Okunuşu: Kul yâ eyyuhân nâsu innemâ ene lekum nezîrun mubîn(mubînun).
Hac / 49 - (Ahmet Tekin)
' Ey insanlar, kesinlikle ben sizin iyiliğiniz, kurtuluşunuz için sorumluluk, hesap ve cezanın varlığını açıklayan, apaçık bir uyarıcıyım.' diye ilan et.
Hac / 49 - (Ali Fikri Yavuz)
(Ey Rasûlüm) de ki: “- Ey insanlar! Ben size ancak açık anlatan bir korkutucuyum, (iman etmiyeceklere Allah’ın azabını açıkça haber veriyorum).
Hac / 49 - (Ali Ünal)
(Ey Rasûlüm,) de ki: “Ey insanlar! Ben, (dilediği gibi davranıp dilediğini veya sizin istediklerinizi yapacak, yapabilecek bir insan değil), sadece görevi sizi uyarmak olan apaçık bir uyarıcıyım.”
Hac / 49 - (Muhammed Esed)
(Ey Muhammed,) de ki: "Ey insanlar! Ben, yalnızca, size (Allah tarafından gönderilen) apaçık bir uyarıcıyım!"
فَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرِيمٌ
Okunuşu: Fellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti lehum magfiratun ve rızkun kerîm(kerîmun).
Hac / 50 - (Diyanet İşleri)
Artık iman edip salih ameller işleyenler var ya, işte onlar için bir bağışlama güzel bir nimet (cennet) vardır.
Hac / 50 - (Ahmed Hulusi)
İman edip imanın gereği yararlı çalışmalar yapmış kimseler için, bağışlanma ve cömert bir yaşam gıdası vardır.
Hac / 50 - (Ahmet Tekin)
İman ederek, hâlis niyet ve amaçlarla, İslâm esaslarını, İslâmî düzeni hayata geçirenlere, iş barışı içinde bilinçli, planlı, mükemmel, meşrû, faydalı, verimli çalışarak nimetin-ürünün bollaşmasını sağlayanlara, yerinde, haklı çıkışlar yaparak, düzelmeye, iyiliğe, iyileştirmeye ön ayak olanlara, cârî-kalıcı hayırlar-sâlih ameller işleyenlere hem koruma kalkanına alma, bağışlanma, hem de tükenmez, bol rızıklar vardır.
Hac / 50 - (Ali Bulaç)
Buna göre, iman edip salih amellerde bulunanlar, onlar için bir bağışlanma (mağfiret) ve üstün bir rızık vardır.
Hac / 50 - (Ali Fikri Yavuz)
Fakat iman edib salih amel işleyenler var ya, bunlar için hem bir mağfiret, hem de (cennette) tükenmez bir rızık vardır.
Hac / 50 - (Ali Ünal)
Bu durumda, iman edip, imanları istikametinde sağlam, doğru, yerinde ve ıslaha yönelik işler yapanlar için (Âhiret’te sürpriz neticelerle yüklü) bir mağfiret ve pek bol, artıp eksilmeyen, hiç zararsız ve bütünüyle hayır bir rızık vardır.
Hac / 50 - (Gültekin Onan)
Buna göre, inanıp salih amellerde bulunanlar, onlar için bir bağışlanma (mağrifet) ve üstün bir rızık vardır.
Hac / 50 - (Kadri Çelik)
O halde iman edip salih amellerde bulunanlar (var ya), onlar için bir bağışlanma (mağfiret) ve yüce bir rızık vardır.
Hac / 50 - (Muhammed Esed)
Ve (bilin ki,) imana erişip dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyanları bağışlanma ve çok üstün, çok büyük bir rızık beklemektedir;
Hac / 50 - (Mustafa İslamoğlu)
Ve işte (Allah'tan aldığım uyarı): İmanda sebat eden, o imanla uyumlu ıslah edici davranışlarda bulunan kimseleri sınırsız bir bağış ve tarifsiz güzellikte bir rızık beklemektedir.
Hac / 50 - (Sadık Türkmen)
Artık iman edip, faydalı bir işi en iyi şekilde yapanlar var ya, işte onlar için bir bağışlama, güzel bir nimet (cennet) vardır.
Hac / 50 - (Tefhim-ul Kuran)
Buna göre, iman edip salih amellerde bulunanlar, onlar için bir bağışlanma (mağfiret) ve üstün bir rızık vardır.
Hac / 50 - (İskender Ali Mihr)
Âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı dileyenler) ve amilüssalihat (nefsi tezkiye eden ameller) yapanlar; onlar için mağfiret (günahların sevaba çevrilmesi) ve kerim bir rızık vardır.
وَالَّذِينَ سَعَوْا فِي آيَاتِنَا مُعَاجِزِينَ أُوْلَئِكَ أَصْحَابُ الْجَحِيمِ
Okunuşu: Vellezîne seav fî âyâtinâ muâcizîne ulâike ashâbul cehîm(cehîmi).
Hac / 51 - (Adem Uğur)
Ayetlerimiz hakkında (onları tesirsiz kılmak için) birbirlerini geri bırakırcasına yarışanlara gelince, işte bunlar, cehennemliklerdir.
Hac / 51 - (Ahmed Hulusi)
Etkisiz kılmak amacıyla işaretlerimizi iptal için koşuşanlara gelince; işte onlar cehennem halkıdır!
Hac / 51 - (Ahmet Tekin)
Bizim kendilerine gücümüzün yetmeyeceğini, bizim koyduğumuz kuralların dışına çıkıp yakalarını kurtaracaklarını zannederek âyetlerimizi, Kur’ân’ımızı ve ilkelerimizi tesirsiz kılmak için birbirlerini geride bırakırcasına çalışan güç ve iktidar sahipleri, ilim adamları ve yazarlar, işte onlar, kaynayan, köpüren cehennem azabına müstehak olanlardır.
Hac / 51 - (Ahmet Varol)
Ayetlerimiz konusunda (mü'minleri) acze düşürmek için koşuşturanlar ise işte onlar alevli ateşin halkıdır.
Hac / 51 - (Ali Ünal)
Âyetlerimizi akılları sıra etkisiz bırakmak ve söndürmek için uğraşıp duranlar ise, öyleleri Kızgın, Alevli Ateş’in yârân ve yoldaşlarıdır.
Hac / 51 - (Celal Yıldırım)
(Karşısındakiler!) acze düşürmek için âyetlerimiz hakkında (kötü niyetle) koşup duranlara gelince, işte onlardır Cehennem yaranları!.
Hac / 51 - (Diyanet Vakfi)
Âyetlerimiz hakkında (onları tesirsiz kılmak için) birbirlerini geri bırakırcasına yarışanlara gelince, işte bunlar, cehennemliklerdir.
Hac / 51 - (Harun Yıldırım)
Ayetlerimiz hakkında (onları tesirsiz kılmak için) birbirlerini geri bırakırcasına yarışanlara gelince, işte bunlar, cehennemliklerdir.
Hac / 51 - (Hasan Basri Çantay)
Âyetlerimiz (in, akıllarınca, red ve ibtaali) hususunda birbirini âciz bırakacak bir halde (fesâd yarışına) koşanlar (a gelince:) onlar da çok alevli ateşin (cehennemin) yaranıdırlar.
Hac / 51 - (Hayrat Neşriyat)
Âyetlerimiz(i ibtâl) husûsunda (güyâ bizi) âciz bırakacak kimseler olarak (bizimle yarışırcasına) koşuşanlara gelince, işte onlar Cehennem ehlidirler.
Hac / 51 - (Kadri Çelik)
Ayetlerimiz konusunda acze düşürücü çabalar harcayanlar (var ya), onlar da alevli ateşin yarenleridir.
Hac / 51 - (Muhammed Esed)
ama mesajlarımıza karşı, onları amaçlarında zaafa uğratma niyetiyle, düşmanca çabalara girişenlere gelince; harlı ateşe girecek olanlar işte böyleleridir.
Hac / 51 - (Mustafa İslamoğlu)
Ama ayetlerimizi etkisiz kılmak için çaba harcayanlara gelince: işte onlar, gözlerini faltaşı gibi açacak dehşet bir ateşe duçar olacaklar.
Hac / 51 - (Ömer Öngüt)
Âyetlerimiz hakkında (onları boşa çıkarmak için) birbirlerini geri bırakırcasına yarışanlar var ya, işte onlar cehennemliklerdir.
Hac / 51 - (Seyyid Kutub)
Ayetlerimizi gözden düşürüp etkisiz bırakmak için birbirleri ile kıyasıya yarışanlar ise cehennemliktirler.
Hac / 51 - (Suat Yıldırım)
Âyetlerimizi akılları sıra etkisiz bırakmak için çabalayıp duranlar ise, cehennemlik olanların ta kendileridir.
وَمَا أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ مِن رَّسُولٍ وَلَا نَبِيٍّ إِلَّا إِذَا تَمَنَّى أَلْقَى الشَّيْطَانُ فِي أُمْنِيَّتِهِ فَيَنسَخُ اللَّهُ مَا يُلْقِي الشَّيْطَانُ ثُمَّ يُحْكِمُ اللَّهُ آيَاتِهِ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
Okunuşu: Ve mâ erselnâ min kablike min resûlin ve lâ nebiyyin illâ izâ temennâ elkaş şeytânu fî umniyyetihî, fe yensehullâhu mâ yulkış şeytânu summe yuhkimullâhu âyâtihî, vallâhu alîmun hakîm(hakîmun).
Hac / 52 - (Diyanet İşleri)
Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Hac / 52 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Ve senden önce, şeriât sâhibi veya başkasının şeriâtine uymuş hiçbir peygamber göndermedik ki o, bir şey dilediği zaman Şeytan, onun dileğine bir fitne katmaya uğraşmasın. Fakat Allah, Şeytan'ın katmak istediği şeyi bozar, sonra da âyetlerini sağlamlaştırır ve Allah, her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sâhibidir.
Hac / 52 - (Abdullah Parlıyan)
Biz senden önce, hiçbir Rasül ve Nebi göndermedik ki, o bir dilek ve arzuda bulunduğu zaman veya birşey okumak istediği zaman şeytan onun dileğine bir kuşku veya sapma unsuru bırakmış olmasın. Ama Allah şeytanın katmak istediği şeyi iptal eder ve kendi ayetlerini, peygamberinin kalbinde ve zihninde sağlam olarak yerleştirir. Allah yaptığını yerli yerince yapandır ve sınırsız bilgi sahibidir.
Hac / 52 - (Adem Uğur)
(Ey Muhammed!) Biz, senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, o, bir temennide bulunduğunda, şeytan onun dileğine ille de (beşerî arzular) katmaya kalkışmasın. Ne var ki Allah, şeytanın katacağı şeyi iptal eder. Sonra Allah, kendi âyetlerini (lafız ve mana bakımından) sağlam olarak yerleştirir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Hac / 52 - (Ahmed Hulusi)
Senden önce hiçbir Rasûl (hakikat ve marifetlerden haberdar eden) ve hiçbir Nebi (ilâhî hükümleri ulaştıran) irsâl etmedik ki, o (şuurundaki idrakı gereği) temenni ettiğinde, onun idealine, şeytanı (beşerî yanını oluşturan oluşmuş benliği - bilinci) bir fikir ilka etmiş olmasın! Allâh (Esmâ hakikati şuuruna yansıyarak), şeytanın ilkasını geçersiz kılar; sonra da kendi işaretlerini en sağlıklı kesin şekilde yerleştirir! Allâh Aliym'dir, Hakiym'dir.
Hac / 52 - (Ahmet Tekin)
Bizim, senden önce, gönderdiğimiz istisnasız bütün Rasüller ve nebiler tebliğlerine müsbet sonuç alma ümidi içindelerken, şeytan, şeytanî güçler, insanların gönüllerinde şüphe uyandırarak peygamberlerin gerçekleştirmek istediği amaçlarına, ülkülerine gölge düşürmüşlerdir. Allah şeytanın, şeytanî güçlerin karıştırdığı vesveseyi çabucak giderir. Sonra da, âyetlerini muhkem kılar, güçlendirir, sağlamlaştırır. Allah her şeyi bilir. Hikmet sahibi ve hükümrandır.
Hac / 52 - (Ahmet Varol)
Biz senden önce hiçbir elçi veya peygamber (resul veya nebi) göndermedik ki o (bir şey) arzuladığında şeytan onun arzuladığına bir (fitne) karıştırmış olmasın. Allah şeytanın karıştırdığını giderir; sonra Allah kendi ayetlerini sağlamlaştırır. Allah bilendir, hakimdir.
Hac / 52 - (Ali Bulaç)
Biz senden önce hiç bir Resul ve Nebi göndermiş olmayalım ki, o bir dilekte bulunduğu zaman, şeytan, onun dilediğine (bir kuşku veya sapma unsuru) katıp bırakmış olmasın. Ama Allah, şeytanın katıp bırakmalarını giderir, sonra kendi ayetlerini sağlamlaştırıp pekiştirir. Allah, gerçekten bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Hac / 52 - (Ali Fikri Yavuz)
(Ey Rasûlüm), biz senden evvel hiç bir Rasûl ve hiç bir Peygamber göndermedik ki, o bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun arzusuna şübheler karıştırmasın. (Ancak Allah peygamberleri vahy sureti ile korur). Bunun üzerine Allah, şeytanın bıraktığı şüphe ve fitneyi giderir. Sonra da Allah, ayetlerini tesbit eder, kuvvetleştirir Allah, Alîm’dir= her şeyi bilir, Hakîm’dir= hikmet sahibidir.
Hac / 52 - (Ali Ünal)
(Ey Rasûlüm!) Senden önce hiçbir rasûl veya nebî göndermedik ki, (misyonu çerçevesinde) temennilerde bulunduğunda, şeytan (halka vahiy gerçeğiyle ilgili vesveseler vermek) için onun temennilerine (veya Allah’ın âyetlerini halka okurken, onların gerçek manâsı hakkında halkı yanıltmak için şerareler yayıp, onun okumasının muhatapları tarafından işitilip algılanmasına) müdahaleye yeltenmemiş olsun. Ama Allah, şeytanın attığı vesveseleri, yaptığı şerareleri giderir; sonra da Kendi âyetlerini pekiştirir, sabitleştirir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir, her hüküm ve icraatında pek çok hikmetler bulunandır.
Hac / 52 - (Bayraktar Bayraklı)
Biz, senden önce hiçbir rasûl ve nebi göndermedik ki o, bir temennide bulunduğunda, şeytan onun dileğine ille de beşeri arzular katmaya kalkışmasın. Ne var ki Allah, şeytanın katacağı şeyi iptal eder. Sonra Allah, kendi âyetlerini sağlam olarak yerleştirir. Allah, bilendir; hikmet sahibidir.
Hac / 52 - (Bekir Sadak)
Senden once gonderdigimiz hicbir elci ve peygamber yoktur ki, birseyi arzuladigi zaman, seytan onun arzusuna vesvese karistirmamis olsun.
Hac / 52 - (Celal Yıldırım)
Senden önce ne kadar bir Resul ve bir Nebî gönderdikse, o bir arzu ve temennide bulunduğunda şeytan mutlaka onun temennisine bir vesvese atmış (arzusunu karıştırmış) tır. Ama Allah, şeytanın attığı vesveseyi giderip te'sirsiz bırakır; sonra da kendi âyetlerini (onun kalbinde) sağlam biçimde tesbit eder. Allah bilir ve hikmet sahibidir.
Hac / 52 - (Cemal Külünkoğlu)
Biz senden önce hiç bir Resul ve Nebi göndermiş olmayalım ki, o bir dilekte bulunduğu zaman, onun dileğine karşı şeytan (insanların kalbine) bir kuşku veya sapma katmış olmasın. Ama Allah, şeytanın katmak istediği şeyleri derhal giderir, sonra da kendi ayetlerini sağlamlaştırıp pekiştirir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Hac / 52 - (Diyanet İşleri (eski))
Senden önce gönderdiğimiz hiçbir resul ve nebi yoktur ki, birşeyi arzuladığı zaman, şeytan onun arzusuna vesvese karıştırmamış olsun. Fakat Allah, şeytanın attığını derhal iptal eder, sonra kendi ayetlerini sağlamlaştırır. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Hac / 52 - (Diyanet Vakfi)
(Ey Muhammed!) Biz, senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, o, bir temennide bulunduğunda, şeytan onun dileğine ille de (beşerî arzular) katmaya kalkışmasın. Ne var ki Allah, şeytanın katacağı şeyi iptal eder. Sonra Allah, kendi âyetlerini (lafız ve mana bakımından) sağlam olarak yerleştirir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Hac / 52 - (Edip Yüksel)
Senden önce, arzularına şeytanın karışmadığı hiç bir elçi ve hiç bir peygamberi göndermedik. ALLAH şeytanın attığı şeyleri ortadan kaldırır ve sonra ALLAH ayetlerini sağlamlaştırır. ALLAH Bilendir, Bilgedir.
Hac / 52 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Hem biz senden evvel ne bir Resul ve ne bir Nebiy göndermedik ki bir temenni kurduğu vakıt Şeytan onun ümniyyesine bir ilka yapmış olmasın, bunun üzerine Allah Şeytanın ilka ettiğini derhal nesheder de sonra Allah, âyetlerini muhkemler ve Allah, alîmdir, hakîmdir
Hac / 52 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Biz senden önce bir resul ve bir nebi göndermedik ki, o bir şey yapmak arzu ettiğinde, şeytan onun arzularına şüpheler karıştırmasın. Bunun üzerine Allah şeytanın karıştırdığı şüpheyi derhal giderir. Sonra da Allah, ayetlerini güçlendirir. Allah, bilendir, hikmet sahibidir.
Hac / 52 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
(Ey Muhammed!) Biz senden önce hiçbir elçi ve hiçbir peygamber göndermedik ki o bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun arzusuna şüpheler karıştırmasın. Bunun üzerine Allah şeytanın karıştırdığı şüpheyi giderir. Sonra da Allah, âyetlerini tahkim eder (güçlendirir). Allah Alîm'dir (herşeyi bilir), Hakîmdir (Hikmet sahibidir)
Hac / 52 - (Gültekin Onan)
Biz senden önce hiç bir resul ve nebi göndermiş olmayalım ki, o bir dilekte bulunduğu zaman, şeytan, onun dilediğine (bir kuşku vaya sapma unsuru) katıp bırakmış olmasın. Ama Tanrı, şeytanın katıp bırakmalarını giderir, sonra kendi ayetlerini sağlamlaştırıp pekiştirir. Tanrı, gerçekten bilendir hüküm ve hikmet sahibidir.
Hac / 52 - (Harun Yıldırım)
(Ey Muhammed!) Biz, senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, o, bir temennide bulunduğunda, şeytan onun dileğine ille de (beşerî arzular) katmaya kalkışmasın. Ne var ki Allah, şeytanın katacağı şeyi iptal eder. Sonra Allah, kendi âyetlerini (lafız ve mana bakımından) sağlam olarak yerleştirir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Hac / 52 - (Hasan Basri Çantay)
Biz, senden evvel hiçbir resul, hiç bir nebî göndermedik ki o, (bir şey) arzu etdiği zaman şeytan onun dileği hakkında ille (bir fitne meydana) atmış olmasın. Nihayet Allah, şeytanın ilkaa edeceği (o fitneyi) giderir, ibtaal eder. Yine Allah âyetlerini sabit (ve mahfuz) kılar. Allah (her şey'i) hakkıyle bilendir, tam hüküm ve hikmet saahibidir.
Hac / 52 - (Hayrat Neşriyat)
(Ey Resûlüm!) Senden önce, hiçbir resûl ve hiçbir nebî göndermedik ki, o bir temennîde bulunduğu (âyetlerimizi okuduğu) zaman (sustuğu bir anda), şeytan(dinleyenleri yanıltmak isteyerek) onun temennîsine bir şey atmış olmasın! Allah, şeytanın attığını derhâl giderir (de peygamberine onu bildirir); sonra Allah âyetlerini sağlamlaştırır. Çünki Allah, Alîm (herşeyi bilen)dir, Hakîm (her işi hikmetli olan)dır.
Hac / 52 - (İbni Kesir)
Senden önce gönderdiğimiz hiç bir Rasul ve hiç bir Nebi yoktur ki; bir şeyi arzuladığı zaman şeytan onun arzusuna vesvese karıştırmamış olsun. Allah; şeytanın karıştırdığını giderir. Sonra Allah; kendi ayetlerini yerleştirir. Ve Allah; Alim'dir, Hakim'dir.
Hac / 52 - (Kadri Çelik)
Biz senden önce hiç bir resul ve nebi göndermedik ki, o (dinini egemen kılmayı) temenni ettiği zaman, şeytan, onun bu arzusuna (engel olmak için küfre sapanlara) telkinde bulunmamış olsun. Ama Allah, şeytanın telkin ettiği şeyleri giderir, sonra kendi ayetlerini sağlamlaştırıp pekiştirir. Allah, gerçekten bilendir, hikmet sahibidir.
Hac / 52 - (Muhammed Esed)
Bununla birlikte, senden önce her ne zaman bir elçi ya da haberci göndersek ve bu (elçi ya da haberci) ne zaman (uyarılarına olumlu tepkiler almayı) umut etse, Şeytan mutlaka o'nun güttüğü nihai amaca gölge düşürmeye kalkışmıştır; ama Allah Şeytan'ın düşürmeye çalıştığı gölgeyi giderir ve mesajlarını kendi içlerinde açık ve anlaşılır kılar ve birbirleriyle açıklar; çünkü Allah doğru hüküm ve hikmetle edip eyleyen, mutlak ve sınırsız bilgi Sahibidir.
Hac / 52 - (Mustafa İslamoğlu)
Hem senden önce kimi rasul ve nebi olarak göndermişsek, (sonuç almayı) umdukları her seferinde, Şeytan mutlaka onun idealindeki amaca ilişkin beklentisine gölge düşürmeye çabalamıştır. Fakat Allah, Şeytan'ın çabasını boşa çıkarır; dahası Allah, ayetlerini kendi içinde açık ve birbirlerini açıklayıcı kılar: zira (yalnızca) Allah'tır her şeyi bilen, her hükmünde tam isabet kaydeden.
Hac / 52 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ve senden evvel bir resûl, illâ bir nebi göndermedik ki, illâ bir temennide bulunduğu zaman onun temennisine şeytan bir şey atıvermiştir. Fakat Allah şeytanın attığını defeder, sonra Allah, âyetlerini muhkem kılar ve Allah alîmdir, hakîmdir.
Hac / 52 - (Ömer Öngüt)
Resulüm! Biz senden önce ne zaman bir resul ve nebi göndermişsek, bir şeyi arzuladığında şeytan mutlaka onun arzusuna vesvese karıştırmak istemiştir. Ne var ki Allah, şeytanın attığını iptal eder. Sonra kendi âyetlerini muhkem kılar, sağlamlaştırır. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Hac / 52 - (Şaban Piriş)
Senden önce hiç bir peygamber göndermedik ki, bir şeyi arzuladığı zaman, şeytan onun arzusuna vesvese karıştırmış olmasın. Ama Allah, şeytanın karıştırdığını giderir ve Allah, ayetlerini sağlamlaştırır. Allah bilendir, hakimdir.
Hac / 52 - (Sadık Türkmen)
Senden önce hiçbir Rasûl (Elçi) ve Nebi (Peygamber) göndermedik ki, velev ki o; bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine vesvese vermeye çalışmasın! Ama Allah şeytanın bu çabasını boşa çıkarır. Sonra Allah, âyetlerini bağıntılı (birinin anlaşılmasını diğerine bağlı), sağlam/çelişkisiz kılmıştır. Allah bilen ve doğru hüküm/karar verendir.
Hac / 52 - (Seyyid Kutub)
Senden önce gönderdiğimiz bütün resuller ve nebiler bir şey dilediklerinde şeytan bu dileklerini mutlaka birtakım beşeri arzular karıştırdı. Fakat Allah, şeytanın körüklediği bu arzuları her defasında gidererek arkasından ayetlerini pekiştirdi. Allah her şeyi bilir ve her yaptığı yerindedir.
Hac / 52 - (Suat Yıldırım)
Senden önce hiç bir resul veya nebî göndermedik ki, halkının hidâyetini umarak gayret gösterdiğinde, Şeytan onun temennisi hakkında bir vesvese vermek, ümidini kırmak istemesin. Ama Allah, şeytanın attığı o vesveseyi giderir, sonra da âyetlerini sapasağlam, muhkem kılar. Zira Allah alîmdir, hakîmdir (her şeyi hakkıyla bilir, tam hüküm ve hikmet sahibidir).
Hac / 52 - (Süleyman Ateş)
Senden önce hiçbir resûl ve nebi göndermemiştik ki o, temenni ettiği zaman, şeytân onun temennisine (bir düşünce) atmış olmasın. Fakat Allâh, şeytânın attığını siler, sonra kendi âyetlerini sağlamlaştırır. Allâh, 'alim(bilen)dir, hakim (sağlamlaştıran)dır.
Hac / 52 - (Tefhim-ul Kuran)
Biz senden önce hiç bir Resul ve Nebi göndermiş olmayalım ki, o bir dilekte bulunduğu zaman, şeytan, onun dileğine (bir kuşku veya sapma unsuru) katıp bırakmış olmasın. Ama Allah, şeytanın katıp bırakmalarını giderir, sonra kendi ayetlerini sağlamlaştırıp pekiştirir. Allah, gerçekten bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Hac / 52 - (Ümit Şimşek)
Senden önce de Biz hiçbir resul veya nebî göndermedik ki, onlardan biri birşey dilediğinde, şeytan onun dileğine bir vesvese karıştırmış olmasın. Fakat Allah şeytanın attığı vesveseyi giderir ve âyetlerini sapasağlam yerleştirir. Zira Allah herşeyi bilen, her işi hikmetle yapandır.
Hac / 52 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Biz senden önce hiçbir resul ve nebi göndermedik ki, o bir şey dilediğinde, şeytan onun düşünce ve dileği içine bir şey atmış olmasın. Ama Allah, şeytanın attığını siler, sonra kendi ayetlerini muhkemleştirir. Allah Alîm'dir, Hakîm'dir.
Hac / 52 - (İskender Ali Mihr)
Senden önce gönderdiğimiz (hiç)bir resûl ve nebî yoktur ki; (bir şey) temenni ettiği (dilediği) zaman şeytan, onun temenni ettiği şeye, (yalan) ilka etmemiş (ulaştırmamış) olsun. Fakat Allah, şeytanın ilka ettiği şeyi nesheder (kaldırır, yok eder). Sonra Allah, âyetlerini muhkem kılar (sağlamlaştırır). Ve Allah, Alîm’dir, Hakîm’dir (ilim ve hikmet sahibidir).
Hac / 52 - (İlyas Yorulmaz)
Senden önce gönderdiğimiz hiçbir elçi ve haberci yoktur ki, onlar bir şey arzu ettiklerinde, şeytan onların içlerine kuruntu atmasın. Allah şeytanın attığı kuruntuları yok eder, sonra da kendi ayetlerini hüküm halinde onların kalbine yerleştirir. Allah her şeyi bilen ve her şeyden haberdar olandır.
لِيَجْعَلَ مَا يُلْقِي الشَّيْطَانُ فِتْنَةً لِّلَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ وَالْقَاسِيَةِ قُلُوبُهُمْ وَإِنَّ الظَّالِمِينَ لَفِي شِقَاقٍ بَعِيدٍ
Okunuşu: Li yec’ale mâ yulkış şeytânu fitneten lillezîne fî kulûbihim maradun vel kâsiyeti kulûbuhum, ve innez zâlimîne le fî şikâkın baîd(baîdin).
Hac / 53 - (Diyanet İşleri)
Allah, şeytanın verdiği bu vesveseyi, kalplerinde hastalık bulunanlar ile kalpleri katı olanlara bir imtihan vesilesi kılmak için böyle yapar. Hiç şüphesiz ki o zalimler, derin bir ayrılık içindedirler.
Hac / 53 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Bu da, Şeytan'ın katmak istediği şeyi, gönüllerinde hastalık olanlarla yürekleri katı bulunanlara bir sınama yapmak içindir ve şüphe yok ki zâlimler, gerçekten pek uzak bir ayrılık içindedir.
Hac / 53 - (Abdullah Parlıyan)
Allah, peygamberlerin amaçları, ülküleri konusunda, şeytanın gönüllere düşürmeye çalıştığı şüpheyi, bu tür şüphelere verdiği fırsatı, kalpleri kararmış, akıllarından zoru olan hasta ruhlular, yürekleri katılaşan, kafaları kalınlaşan kimseler için bir imtihan aracı olarak planlıyor. Bu tür şüphelere kapılarak kendilerine yazık edenler, zâlimler, kesinlikle hakka şiddetli bir muhalefet ve bir düşmanlık içindedirler.
Hac / 53 - (Adem Uğur)
(Allah, şeytanın böyle yapmasına müsaade eder ki) kalplerinde hastalık olanlar ve kalpleri katılaşanlar için, şeytanın kattığı şeyi bir deneme (vesilesi) yapsın. Zalimler, gerçekten (haktan) oldukça uzak bir ayrılık içindedirler.
Hac / 53 - (Ahmed Hulusi)
Şeytanın ilkası olan (amigdala etkisindeki oluşmuş benlik - bilinç veri tabanından gelen) fikir, sağlıklı düşünemeyen ve şuurları örtülmüş (melekî kuvveleri - kudsî hakikati örtülmüş; bedenî zevkler, nefsanî şehvetlere düşkün) olan kimseler için, sınav objesi oluşturması içindir. . . Muhakkak ki zâlimler dönüşü olmayan yoldadırlar!
Hac / 53 - (Ahmet Tekin)
Allah, peygamberlerin amaçları, ülküleri konusunda, şeytanın gönüllere düşürmeye çalıştığı şüpheyi, bu tür şüphelere verdiği fırsatı, kalpleri kararmış, akıllarından zoru olan hasta ruhlular, yürekleri katılaşan, kafaları kalınlaşan kimseler için bir imtihan aracı olarak planlıyor. Bu tür şüphelere kapılarak kendilerine yazık edenler, zâlimler, kesinlikle hakka şiddetli bir muhalefet ve bir düşmanlık içindedirler.
Hac / 53 - (Ahmet Varol)
Şeytanın karıştırdığını, kalplerinde hastalık olanlara ve kalpleri kaskatı kesilenlere bir imtihan vesilesi kılması için Allah böyle yapar. Şüphesiz zalimler uzak bir ayrılık içindedirler.
Hac / 53 - (Ali Bulaç)
Şeytanın (bu tür) katıp bırakmaları, kalplerinde hastalık olanlara ve kalpleri (her türlü) duyarlılıktan yoksun bulunanlara (Allah'ın) bir deneme kılması içindir. Şüphesiz zalimler, (gerçeğin kendisinden) uzak bir ayrılık içindedirler.
Hac / 53 - (Ali Fikri Yavuz)
(Allah’ın şeytana imkân verib de sonra fitnesini gidermesi) şeytanın ilka eylediğini, kalblerinde bir maraz (nifak) olanlarla kalbleri katı bulunanlara bir mihnet ve azab vesilesi yapmak içindir. Gerçekten o münafıklarla müşrikler, hakdan çok uzak bir ayrılık içindedirler.
Hac / 53 - (Ali Ünal)
O, şeytanın vesvese ve şerarelerini, kalblerinin merkezinde (idraklerini söndüren ve karakterlerini çürüten) bir hastalık bulunanlar ve kalbleri kaskatı kesilmişler için bir imtihan vesilesi yapar. Gerçekten zalimler, gerçeğin pek uzağında ve hakka karşı derin bir düşmanlık ve muhalefet içindedirler.
Hac / 53 - (Bayraktar Bayraklı)
Böyle yapar ki, şeytanın attığını, kalplerinde hastalık olanlar ve kalpleri katılaşanlar için bir imtihan yapsın. Zâlimler uzak bir ayrılık içindedirler.
Hac / 53 - (Bekir Sadak)
Allah seytanin karistirdigini, kalblerinde hastalik bulunan ve kalbleri kaskati olan kimseleri sinamayi vesile kilar. Zalimler suphesiz derin bir ayrilik icindedirler.
Hac / 53 - (Celal Yıldırım)
Bu da, şeytanın attığı vesveseyi, kalblerinde hastalık bulunanlara ve kalbleri katılaşanlara bir imtihan kılması içindir. Şüphesiz ki zâlimler uzak bir ayrılık içindedirler
Hac / 53 - (Cemal Külünkoğlu)
Yine de Allah’ın bu vesveseye fırsat vermesi, şeytanın attığı vesveseyi kalplerinde bir hastalık, bir şüphe olanlar ve kalpleri katılaşanlar hakkında bir imtihan vesilesi yapmak içindir. Gerçekten, zalimler, pek derin bir muhalefet ve düşmanlık içindedirler.
Hac / 53 - (Diyanet İşleri (eski))
(Allâh, böyle yapar ki) Şeytânın attığını, kalblerinde hastalık olanlar ve kalbleri katılaşanlar için bir imtihan yapsın; zâlimler uzak bir ayrılık içindedirler.
Hac / 53 - (Diyanet Vakfi)
(Allah, şeytanın böyle yapmasına müsaade eder ki) kalplerinde hastalık olanlar ve kalpleri katılaşanlar için, şeytanın kattığı şeyi bir deneme (vesilesi) yapsın. Zalimler, gerçekten (haktan) oldukça uzak bir ayrılık içindedirler.
Hac / 53 - (Edip Yüksel)
Böylece şeytanın attığını kalplerinde hastalık bulunanlar ve kalpleri katı olanlar için bir test haline sokar. Zalimler, elbette apaçık bir karşıtlık içindedirler.
Hac / 53 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Bu, Allah'ın; şeytanın attığını, kalplerinde hastalık olanlara, gönülleri katılaşanlara bir fitne yapması içindir. Zalimler, geri dönülmez bir ayrılık ve kopuş içindedirler.
Hac / 53 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Bunu, şeytanın karıştıracağı şüpheyi kalplerinde hastalık bulunan ve kalpleri kaskatı olan kimselere bir imtihan vesilesi kılmak için böyle yapar. Çünkü zalimler haktan uzak bir ayrılık içindedirler.
Hac / 53 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Allah, şeytanın karıştırdığını, kalblerinde hastalık bulunan ve kalpleri kaskatı olan kimseleri sınamaya vesile kılar. Zalimler şüphesiz (haktan uzak) derin bir ayrılık içindedirler.
Hac / 53 - (Gültekin Onan)
Şeytanın (bu tür) katıp bırakmaları, kalplerinde hastalık olanlara ve kalpleri (her türlü) duyarlılıktan yoksun bulunanlara (Tanrı'nın) bir deneme kılması içindir. Şüphesiz zalimler, (gerçeğin kendisinden) uzak bir ayrılık içindedirler.
Hac / 53 - (Harun Yıldırım)
(Allah, şeytanın böyle yapmasına müsaade eder ki) kalplerinde hastalık olanlar ve kalpleri katılaşanlar için, şeytanın kattığı şeyi bir deneme (vesilesi) yapsın. Zalimler, gerçekten (haktan) oldukça uzak bir ayrılık içindedirler.
Hac / 53 - (Hasan Basri Çantay)
(Allahın buna müsâade buyurması) şeytanın (meydana) atacağı (fitneyi) kalblerinde bir maraz bulunanlara, yürekleri katı olanlara bir imtihan (vesilesi) yapmak içindir. Hiç şüphe yok ki o zaalimler (hakdan) uzak bir ayrılık (ve muhaalefet) içindedirler.
Hac / 53 - (Hayrat Neşriyat)
(Şeytan’a ise böyle müsâade eder ki,) şeytanın atmakta olduğu şeyi, kalblerinde bir hastalık bulunanlara (münâfıklara) ve kalbleri katılaşmış olanlara (müşriklere) bir imtihan kılsın! Şübhesiz ki zâlimler, elbette (haktan) uzak bir ayrılık içindedir.
Hac / 53 - (İbni Kesir)
Şeytanın karıştırdığı, kalblerinde hastalık bulunan ve kalbleri kaskatı olan kimseleri sınamay vesile kılmak içindir. Zalimler, şüpjesiz derin bir ayrılık içindedirler.
Hac / 53 - (Kadri Çelik)
(Amaç,) Şeytanın telkin ettiği şeyleri, kalplerinde hastalık olanlara ve kalpleri kaskatı bulunanlara bir imtihan aracı kılmaktır. Hiç şüphesiz zalimler, (hakikatten) derin bir ayrılık içindedirler.
Hac / 53 - (Muhammed Esed)
(Yine de, Allah'ın bu tür şüphelere fırsat vermesi,) Şeytan'ın (peygamberlerin niyeti konusunda gönüllere) düşürmeye çalıştığı gölgeyi kalplerinde bir eğrilik, bir hastalık bulunan, kalpleri katılaşmış olan kimseler için bir sınama aracı kılmasındandır; çünkü, (bu tür şüphelere kapılarak kendilerine) yazık eden kimseler, doğrusu, çok derin bir yanılgı içindedir.
Hac / 53 - (Mustafa İslamoğlu)
(Allah'ın) Şeytan'ın engel koyma çabasına (izin vermesi), yalnızca kalplerinde bir tür hastalık bulunan ve iç dünyaları kararmış olan kimseleri sınamak içindir. İşte bu tür zalimler, kesinlikle derin bir yabancılaşma içindedirler.
Hac / 53 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
(Şeytanın bu vesvesesine müsaade verilmesi ise) Şeytanın atıverdiği şeyin kalplerinde maraz olan kimselere ve yürekleri katı olanlara bir imtihan kılınması içindir. Ve şüphe yok ki, zalimler bir uzak ayrılık içindedirler.
Hac / 53 - (Ömer Öngüt)
Böylece Allah şeytanın attığı vesveseleri, kalplerinde hastalık bulunan ve kalpleri kaskatı olan kimseler için bir imtihan vesilesi yapar. Zâlimler, gerçekten derin bir ayrılık içindedirler.
Hac / 53 - (Şaban Piriş)
Şeytanın karıştırdığı, kalplerinde hastalık bulunan ve kalpleri kaskatı olan kimseleri denemek içindir. Zalimler, derin bir ayrılık içindedirler.
Hac / 53 - (Sadık Türkmen)
Allah; şeytanın bu çabasına, kalplerinde hastalık bulunanlar ile, kalpleri katı olanları açığa çıkarmak için izin verir. Hiç şüphesiz ki o zalimler derin bir ayrılık içindedirler.
Hac / 53 - (Seyyid Kutub)
Amaç şeytanın körüklediği bu arzular vesilesi ile kalpleri hasta olanları ve katı yüreklileri sınavdan geçirmektir. Hiç kuşkusuz zalimler gerçeğe son derece uzak düşen bir ayrılığa saplanmışlardır.
Hac / 53 - (Suat Yıldırım)
Yine de Allah’ın bu vesveseye fırsat vermesi, şeytanın attığı vesveseyi kalplerinde bir hastalık, bir şüphe olanlar ve kalpleri katılaşanlar hakkında bir imtihan vesilesi yapmak içindir. Gerçekten, zalimler, pek derin bir muhalefet ve düşmanlık içindedirler.
Hac / 53 - (Süleyman Ateş)
(Allâh, böyle yapar ki) Şeytânın attığını, kalblerinde hastalık olanlar ve kalbleri katılaşanlar için bir imtihan yapsın; zâlimler uzak bir ayrılık içindedirler.
Hac / 53 - (Tefhim-ul Kuran)
Şeytanın (bu tür) katıp bırakmaları, kalplerinde hastalık olanlara ve kalpleri (her türlü) duyarlılıktan yoksun bulunanlara (Allah'ın) bir deneme kılması içindir. Hiç şüphesiz zalimler, (gerçeğin kendisinden) uzak bir ayrılık içindedirler.
Hac / 53 - (Ümit Şimşek)
Böyle birşeye Allah'ın fırsat vermesi, şeytanın attığı bu vesveseyi, kalplerinde hastalık bulunanlar ile kalpleri iyice katılaşmış kimselere bir sınama vesilesi yapmak içindir. Hiç kuşkusuz, o zalimler haktan pek uzak bir ayrılık içindedir.
Hac / 53 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Bu, Allah'ın; şeytanın attığını, kalplerinde hastalık olanlara, gönülleri katılaşanlara bir fitne yapması içindir. Zalimler, geri dönülmez bir ayrılık ve kopuş içindedirler.
Hac / 53 - (İskender Ali Mihr)
Kalplerinde maraz (hastalık) olan ve kalpleri kasiyet bağlamış (kararmış ve sertleşmiş) olanlara, şeytanın ilka ettiği (ulaştırdığı) şeyi fitne (imtihan) kılmak içindir. Ve muhakkak ki zalimler, elbette uzak bir ayrılık içindedirler (Sıratı Mustakîm’den uzaklaşmışlardır, ayrılmışlardır).
Hac / 53 - (İlyas Yorulmaz)
Allah, şeytanın ilka ettikleriyle, kalplerinde hastalık olanları ve kalplerini katılaştırdığı kimseleri fitneye düşürür. Haksızlıkta haddi aşanlar, çok uzak ayrılığa düşmüşlerdir.
وَلِيَعْلَمَ الَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ أَنَّهُ الْحَقُّ مِن رَّبِّكَ فَيُؤْمِنُوا بِهِ فَتُخْبِتَ لَهُ قُلُوبُهُمْ وَإِنَّ اللَّهَ لَهَادِ الَّذِينَ آمَنُوا إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ
Okunuşu: Ve li ya’lemellezîne ûtûl ilme ennehul hakku min rabbike fe yu’minû bihî fe tuhbite lehu kulûbuhum, ve innallâhe le hâdillezîne âmenû ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).
Hac / 54 - (Diyanet İşleri)
Bir de kendilerine ilim verilmiş olanlar onun, Rabbinden gelen hak olduğunu bilsinler, böylece ona iman etsinler ve sonuçta da kalpleri ona saygı duysun diye Allah böyle yapar. Hiç şüphe yok ki Allah, iman edenleri doğru yola iletir.
Hac / 54 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Bir de bu sûretle kendilerine bilgi verilenler, bilirler ki Kur'ân, Rabbinden gelen bir gerçektir ve artık inanırlar ona, gönülleri, onunla tevâzuya erişir ve şüphe yok ki Allah, inananları elbette doğru yola sevk eder.
Hac / 54 - (Abdullah Parlıyan)
Ve yine Allah'ın, şeytanın bu çabalarını boşa çıkarması, doğru bilgiden nasibi olanların, bu ilahi mesajın senin Rabbbinden gelen bir gerçek olduğunu kavramaları, ona inanmaları ve bütün kalpleriyle ona bağlanıp boyun eğmeleri içindir. Çünkü gerçekten de Allah, iman edenleri dosdoğru bir yola yöneltir.
Hac / 54 - (Adem Uğur)
Bir de, kendilerine ilim verilenler, onun (Kur'an'ın) hakikaten Rabbin tarafından gelmiş bir gerçek olduğunu bilsinler de ona inansınlar, bu sayede kalpleri huzur ve tatmine kavuşsun. Şüphesiz ki Allah, iman edenleri, kesinlikle dosdoğru bir yola yöneltir.
Hac / 54 - (Ahmed Hulusi)
Ayrıca da kendilerine ilim verilenler, onun (şuurlarına yansıyanın) Rabbinden hak olduğunu bilsinler de Ona iman etsinler ve Ona şuurları hûşu duysunlar. . . Muhakkak ki Allâh iman etmiş kimseleri hakikate yönlendirendir.
Hac / 54 - (Ahmet Tekin)
Kendilerine ilim verilen, sorumluluk sahibi âlimler ise, Kur’ân’ın, senin Rabbinden gelen gerekçeli, hikmete dayalı, toplumda hakça düzeni gerçekleştirecek hak bir kitap olduğunu bilip ona iman ederler, akılları yatar, kalpleri huzura kavuşur, ona saygı duyarlar. Allah iman edenleri doğru, muhkem, güvenli yola, İslâmi hayata iletir.
Hac / 54 - (Ahmet Varol)
Bir de kendilerine ilim verilenlerin onun Rabbinden gelen bir gerçek olduğunu bilip de ona iman etmeleri ve kalplerinin ona saygı duyması içindir. Şüphesiz Allah iman edenleri doğru yola iletir.
Hac / 54 - (Ali Bulaç)
(Bir de) Kendilerine ilim verilenlerin, bunun (Kur'an'ın) hiç tartışmasız Rablerinden olan bir gerçek olduğunu bilmeleri için; böylelikle ona iman etsinler ve kalpleri ona tatmin bulmuş olarak bağlansın. Şüphesiz Allah, iman edenleri dosdoğru yola yöneltir.
Hac / 54 - (Ali Fikri Yavuz)
Bir de kendilerine ilim verilmiş olanlar, Kur’an’ın muhakkak Rabbinden gelen bir gerçek olduğunu bilsinler ve ona iman etsinler de kalbleri ona saygı duysun. Çünkü Allah, iman edenleri, doğru bir yola (islâm dinine) iletir.
Hac / 54 - (Ali Ünal)
Yine O, (şeytanın bu tür teşebbüslerine müsaade eder ki,) kendilerine ilim verilmiş olanlar, senin Rabbinden gelen her bir vahyin hakikatin ta kendisi olduğunu daha bir kesinlikle bilsinler de, Kur’ân’a daha bir gönülden inanıp teslim olsun ve bağlansınlar. Gerçek şu ki Allah, iman etmiş bulunanları her meselede dosdoğru bir yol ve isabetli bir tavra yöneltir.
Hac / 54 - (Bayraktar Bayraklı)
Kendilerine ilim verilmiş olanlar da Kur'ân'ın, senin Rabbinden gelenin hak olduğunu bilsinler de ona inansınlar; böylece kalpleri ona saygı duysun. Şüphesiz Allah, inananları doğru yola iletir.
Hac / 54 - (Bekir Sadak)
Bu, kendilerine ilim verilenlerin Kuran'in, senin Rabbin'den bir gercek oldugunu bilip de ona inanmalari ve gonullerini baglamalari icindir. Allah inananlari suphesiz dogru yola eristirir.
Hac / 54 - (Celal Yıldırım)
Ve bir de kendilerine ilim verilenlerin, onun (Kur'ân'ın) senin Rabbından hakk olarak (indirildiğini) bilmeleri ve böylece ona inanıp kalbleri de ona saygı duyarak bağlanması içindir. Hem şüphesiz ki Allah, imân edenleri doğru yola iletendir.
Hac / 54 - (Cemal Külünkoğlu)
Bir de, kendilerine ilim verilenler, onun (Kur'an'ın), Rabbinden gelen bir hak olduğunu bilip ona inansın ve böylece kalpleri ona saygı duysun diye Allah böyle yapar. Hiç şüphe yok ki Allah, inananları doğru yola iletir.
Hac / 54 - (Diyanet İşleri (eski))
Bu, kendilerine ilim verilenlerin Kuran'ın, senin Rabbin'den bir gerçek olduğunu bilip de ona inanmaları ve gönüllerini bağlamaları içindir. Allah inananları şüphesiz doğru yola eriştirir.
Hac / 54 - (Diyanet Vakfi)
Bir de, kendilerine ilim verilenler, onun (Kur'an'ın) hakikaten Rabbin tarafından gelmiş bir gerçek olduğunu bilsinler de ona inansınlar, bu sayede kalpleri huzur ve tatmine kavuşsun. Şüphesiz ki Allah, iman edenleri, kesinlikle dosdoğru bir yola yöneltir.
Hac / 54 - (Edip Yüksel)
Bu durum, aynı zamanda, kendilerine bilgi verilmiş olanların bunun Rabbinden gelen bir gerçek olduğunu anlamalarını sağlar. Böylece kalpleri onu benimser ve iman ederler. ALLAH, elbette, inananları doğru yola ulaştırır.
Hac / 54 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Bir de kendilerine ılim verilmiş olanlar muhakkak rabbından gelen hakk olduğunu bilsinler ve ona iyman etsinler de kalbleri ona saygı duysun ve çünkü Allah, iyman edenleri doğru bir caddeye çıkarır
Hac / 54 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Bir de kendilerine ilim verilmiş olanlar, Kur'an'ın şüphesiz Rabbından gelen bir gerçek olduğunu bilsinler ve ona iman etsinler de kalpleri O'na saygı duysun. Çünkü Allah iman edenleri doğru bir caddeye çıkarır.
Hac / 54 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Bir de bu, kendilerine ilim verilenlerin onun, Rabbından gelme bir gerçek olduğunu bilip inanmaları ve gönüllerini ona bağlamaları içindir. Muhakkak ki Allah; iman edenleri dosdoğru yola iletir.
Hac / 54 - (Gültekin Onan)
(Bir de) Kendilerine ilim verilenlerin, bunun (Kuran'ın) hiç tartışmasız rablerinden olan bir gerçek olduğunu bilmeleri için; böylelikle ona, inansınlar ve kalpleri ona tatmin bulmuş olarak bağlansın. Şüphesiz Tanrı inananları dosdoğru yola yöneltir.
Hac / 54 - (Harun Yıldırım)
Bir de, kendilerine ilim verilenler., onun (Kur'an'ın) hakikaten Rabbin tarafından gelmiş bir gerçek olduğunu bilsinler de ona inansınlar, bu sayede kalpleri huzur ve tatmine kavuşsun. Şüphesiz ki Allah, iman edenleri, kesinlikle dosdoğru bir yola yöneltir.
Hac / 54 - (Hasan Basri Çantay)
Bir de bu, kendilerine ilim verilenlerin onun (Kur'ânın) muhakkak Rabbinden (gelen) bir gerçek olduğunu bilib de ona (tam) îman etmeleri ve kalblerinden tam bir itmi'nan haasıl olması içindir. Şübhesiz ki Allah, (o suretle) îman edenleri doğru bir yola iletir.
Hac / 54 - (Hayrat Neşriyat)
Ve kendilerine ilim verilmiş olanlar, gerçekten onun (bu Kur’ân’ın), Rabbinden(gelen) hak olduğunu bilsin de ona îmân etsinler, derken kalbleri ona gönülden bağlansın! Şübhesiz ki Allah, îmân edenleri dosdoğru bir yola elbette hidâyet edendir.
Hac / 54 - (İbni Kesir)
Bir de bu, kendilerine ilim verilenlerin onun, Rabbından gelme bir gerçek olduğunu bilip inanmaları ve gönüllerini ona bağlamaları içindir. Muhakkak ki Allah; iman edenleri dosdoğru yola iletir.
Hac / 54 - (Kadri Çelik)
Bu, kendilerine ilim verilenlerin, Kur'an'ın senin Rabbinden bir gerçek olduğunu bilip de ona inanmaları ve kalplerinin onunla yatışması içindir. Allah iman edenleri şüphesiz hidayete eriştirir.
Hac / 54 - (Muhammed Esed)
Ve (yine, Allah'ın Şeytan'ın bu çabalarını boşa çıkarması,) doğru bilgiden nasibi olanların bu ilahi mesajın senin Rabbinden ulaşan katıksız gerçek olduğunu kavramaları, O'na inanmaları ve bütün kalpleriyle O'na bağlanıp boyun eğmeleri içindir. Çünkü gerçekten de, Allah imana erişenleri dosdoğru bir yola yöneltir.
Hac / 54 - (Mustafa İslamoğlu)
Yine (bunun bir nedeni) de, bilgi ve bilginin amacını kavrayanlar bu (mesajın) Rabbinden gelen hakikatin ta kendisi olduğunu anlasınlar diyedir. Bu sayede ona inanacaklar, nihayet kalpleri ona tam bir teslimiyetle yatışacaktır. Şu bir gerçek ki, Allah inanıp güvenen kimseleri dosdoğru bir yola yöneltir.
Hac / 54 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ve bir de kendilerine ilim verilmiş olanların bilmesi içindir ki, şüphesiz o, (Kur'an) Rabbin tarafından (gelmiş) bir hakikattır. Artık ona imân etsinler de onun için kalplerine bir itminan husûle gelmiş olsun. Ve şüphe yok ki Allah, imân edenleri elbette müstakim bir yola hidâyet edicidir.
Hac / 54 - (Ömer Öngüt)
Bir de bu, kendilerine ilim verilenlerin onun Rabbinden gelen bir gerçek olduğunu bilip ona inanmaları ve bu sayede kalplerinin huzur ve itminana kavuşması içindir. Şüphesiz ki Allah iman edenleri mutlaka dosdoğru bir yola iletir.
Hac / 54 - (Şaban Piriş)
Kendilerine ilim verilenlerin, onun, Rabbinden gelen gerçek bir vahiy olduğunu bilip, ona inanmaları ve onunla gönüllerini bağlamaları içindir. Şüphesiz Allah, iman edenleri dosdoğru yola iletir.
Hac / 54 - (Sadık Türkmen)
Bir de kendilerine ilim verilmiş olanlar onun, Rabbinden gelen hak/gerçek olduğunu bilsinler. Böylece O’na iman etsinler ve sonuçta da; kalpleri O’na saygı duysun diye Allah böyle yapar. Hiç şüphe yok ki Allah iman edenleri doğru yola iletir.
Hac / 54 - (Seyyid Kutub)
Diğer bir amaç, kendilerine bilgi verilenlerin, Kur'anın Rabb'inin gönderdiği bir gerçek olduğunu anlayarak ona inanmaları, ona karşı yürekten saygı duymalarıdır. Hiç kuşkusuz Allah, mü'minleri doğru yola iletir.
Hac / 54 - (Suat Yıldırım)
Ve yine, ilimden nasibi olanların bu Kur’ân’ın senin Rabbin tarafından gönderilen gerçeğin ta kendisi olduğunu iyice anlayıp da onu bütün kalpleriyle tasdik edip gönülden tazim ederek bağlanmaları içindir. Elbette Allah iman edenleri dosdoğru yola, isabetli tutuma yöneltir.
Hac / 54 - (Süleyman Ateş)
Ve kendilerine ilim verilmiş olanlar da o(Kur'â)nın, Rabbinden (gelen) gerçek olduğunu bilsinler de ona inansınlar; böylece kalbleri ona saygı duysun. Şüphesiz Allâh, inananları mutlaka doğru yola iletir.
Hac / 54 - (Tefhim-ul Kuran)
(Bir de) Kendilerine ilim verilenlerin, bunun (Kur'an'ın) hiç tartışmasız Rablerinden olan bir gerçek olduğunu bilmeleri için; böylelikle ona iman etsinler ve kalpleri ona tatmin bulmuş olarak bağlansın. Hiç şüphe yok Allah, iman edenleri dosdoğru yola yöneltip iletmektedir.
Hac / 54 - (Ümit Şimşek)
Bir de, kendilerine ilim verilmiş olanlar, Kur'ân'ın sana Rabbinden gelen hak olduğunu bilsinler ve ona iman etsinler, kalpleri de ona karşı saygıyla dolsun diye Allah buna müsaade eder. Hiç şüphe yok ki, Allah, iman edenleri dosdoğru bir yola iletecektir.
Hac / 54 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Kendilerine ilim verilenler onun, senin Rabbinden bir hak olduğunu bilsinler, ona inansınlar da kalpleri ona saygı duysun diye böyle yapılmıştır. Şu bir gerçek ki Allah Hâdî'dir, iman edenleri dosdoğru yola mutlaka ulaştıracaktır.
Hac / 54 - (İskender Ali Mihr)
Ve kendilerine ilim verilenlerin, onun (irşad makamının, Velî Resûl’ün, Nebî Resûl’ün) söylediklerinin Rabbinden bir hak olduğunu bilmeleri, O’na îmân etmeleri, onların kalplerinin O’nu (Allah’ı) idrak etmesi (kalplerinden ekinnetin alınıp yerine ihbat sistemi konarak kalplerin mutmain olması) içindir. Muhakkak ki Allah, âmenû olanları (Allah’a ulaşmayı dileyenleri) mutlaka Sıratı Mustakîm’e hidayet edendir.
Hac / 54 - (İlyas Yorulmaz)
Kendilerine ilim verilenlerin, bunun Rablerinden bir hak olduğunu bilmeleri, ona iman etmeleri ve kalpleri onunla sükunet bulması içindir. Şüphesiz ki Allah iman edenleri doğru yola iletendir.
وَلَا يَزَالُ الَّذِينَ كَفَرُوا فِي مِرْيَةٍ مِّنْهُ حَتَّى تَأْتِيَهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً أَوْ يَأْتِيَهُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَقِيمٍ
Okunuşu: Ve lâ yezâlullezîne keferû fî miryetin minhu hattâ te’tiyehumus sâatu bagteten ev ye’tiyehum azâbu yevmin akîm(akîmin).
Hac / 55 - (Diyanet İşleri)
İnkâr edenler, kendilerine kıyamet ansızın gelinceye, yahut da onlara kısır bir günün azabı gelip çatıncaya dek o Kur’an’dan bir şüphe içinde kalırlar.
Hac / 55 - (Abdullah Parlıyan)
O Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenler ise, kendilerine kıyametin ansızın gelip çatmasına veya bütün ümitlerin boş olduğu, o günün azabı başlarına çökünceye kadar, Kur'ân hakkında kapıldıkları şüpheden, asla kurtulamazlar.
Hac / 55 - (Adem Uğur)
İnkâr edenler, kendilerine o saat ansızın gelinceye, yahut da (kendileri için hayır yönünden) kısır bir günün azabı gelinceye kadar onun (Kur'an) hakkında hep şüphe içindedirler.
Hac / 55 - (Ahmed Hulusi)
Hakikat bilgisini inkâr edenler ise, kendilerine ansızın ölüm gelinceye kadar yahut umutların boşa çıkacağı sürecin azabı gelinceye kadar, O'ndan (Teklik'ten) şüphe içinde kalmaya devam edecek. . .
Hac / 55 - (Ahmet Tekin)
Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenler, kâfirler ansızın cezalandırılıncaya, kıyametin kopacağı âna veya hiç de ümit verici şeyler va’detmeyen bir günün azâbı, kabir azâbı kendilerine gelinceye kadar Kur’ân’dan şüphe etmeye devam ederler.
Hac / 55 - (Ahmet Varol)
İnkar edenler, kendilerine kıyamet vakti ansızın gelinceye ya da kısır (hayırsız) bir günün azabı erişinceye kadar ondan (Kur'an'dan) şüphe etmeye devam edeceklerdir.
Hac / 55 - (Ali Bulaç)
İnkâr edenler ise, kıyamet saati onlara apansız gelinceye veya kesintiye uğramış (akim, verimsiz) bir günün azabı onlara yetişinceye kadar ondan (Kur'an'dan) yana şüphe içinde sür git kalacaklardır.
Hac / 55 - (Ali Fikri Yavuz)
Peygamberi ve Kur’an’ı inkâr edenler de, kendilerine ansızın kıyamet gelinceye, veya (nesilleri kesen bir harbteki) verimsiz günün azabı çatıncaya kadar Kur’an hususunda bir şübhe içinde kalır giderler.
Hac / 55 - (Ali Ünal)
Buna karşılık, küfre saplanıp kalmış olanlar, Kıyamet ansızın başlarına gelinceye veya (her ümidin tam bir ümitsizlikle noktalanacağı ve ertesinde dinlenmek için hiçbir gecenin olmayacağı) kısır bir günün azabı onları buluncaya kadar, Kur’ân (ve vahiy) hakkında şüpheler içinde bocalamaktan bir türlü kurtulamazlar.
Hac / 55 - (Bayraktar Bayraklı)
İnkâr edenler, kendilerine son saat ansızın gelinceye ya da her kurtulma gayretinin sonuçsuz kalacağı günün azabı gelinceye kadar, Kur'ân hakkında hep şüphe içinde olacaklardır.
Hac / 55 - (Bekir Sadak)
inkar edenler, ceza saati kendilerine ansizin gelene veya gecesi olmayan gunun azabi catana kadar Kuran'dan suphe etmekte devam ederler.
Hac / 55 - (Celal Yıldırım)
O küfredenler ise, kendilerine Kıyâmet'in kopuş saati ansızın gelip çatınca veya kısır bir günün azabı gelip dokununcaya kadar Kur'ân hakkında devamlı bir şüphe içinde bocalayıp kalırlar.
Hac / 55 - (Cemal Külünkoğlu)
İnkâr edenler ise, kendilerine ansızın o saat (ölüm ya da kıyamet) gelinceye yahut kısır (verimsiz) bir günün azabı onlara yetişinceye kadar, ondan (Kur'an'dan) yana kuşku içinde olmaya devam ederler.
Hac / 55 - (Diyanet İşleri (eski))
İnkar edenler, ceza saati kendilerine ansızın gelene veya gecesi olmayan günün azabı çatana kadar Kuran'dan şüphe etmekte devam ederler.
Hac / 55 - (Diyanet Vakfi)
İnkâr edenler, kendilerine o saat ansızın gelinceye, yahut da (kendileri için hayır yönünden) kısır bir günün azabı gelinceye kadar onun (Kur'an) hakkında hep şüphe içindedirler.
Hac / 55 - (Edip Yüksel)
İnkarcılar ise, Saat (dünyanın sonu) kendilerine ansızın gelinceye kadar, yahut o müthiş günün cezası kendilerine çatıncaya kadar sürekli ondan kuşku duyacaklardır
Hac / 55 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
O küfredenler de kendilerine o saat bağteten gelinciye veya akîm bir günün azâbı gelinciye kadar ondan bir şekk içinde kalır giderler
Hac / 55 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
İnkar edenler de kendilerine kıyamet ansızın gelinceye veya her kurtulma gayretinin sonuçsuz kalacağı bir günün azabı gelinceye kadar Kur'an'dan şüphe etmekte devam edip giderler.
Hac / 55 - (Gültekin Onan)
Küfredenler ise, kıyamet saati onlara apansız gelinceye veya kesintiye uğramış (akim, verimsiz) bir günün azabı onlara yetişinceye kadar ondan (Kuran'dan) yana şüphe içinde sürgit kalacaklardır.
Hac / 55 - (Harun Yıldırım)
İnkâr edenler, kendilerine o saat ansızın gelinceye, yahut da (kendileri için hayır yönünden) kısır bir günün azabı gelinceye kadar onun (Kur'an) hakkında hep şüphe içindedirler.
Hac / 55 - (Hasan Basri Çantay)
Küf (ü inkâr) edenler ise kendilerine o saat ansızın gelinceye, yahud kısır bir günün azâbı çatıncaya kadar ondan (Kur'andan) yana mütemâdi bir şek içinde kalırlar.
Hac / 55 - (Hayrat Neşriyat)
İnkâr edenler ise, kendilerine kıyâmet ansızın gelinceye veya kendilerine kısır(hayırsız) bir günün azâbı gelinceye kadar ondan (Kur’ân’dan) yana bir şübhe içinde bulunur dururlar.
Hac / 55 - (İbni Kesir)
Küfredenler; kendilerine o saat ansızın gelinceye veya gecesi olmayan günün azabı çatana kadar ondan yana devamlı bir şüphe içinde kalırlar.
Hac / 55 - (Kadri Çelik)
Küfre sapanlar, kendilerine o saat ansızın gelinceye yahut da (kendileri için hayır açısından) kısır bir günün azabı ininceye kadar onun (Kur'an) hakkında hep şüphe içindedirler.
Hac / 55 - (Muhammed Esed)
Hakkı inkara şartlanmış olanlar ise, Son Saat kendilerini apansız yakalayıncaya ve bütün ümitlerin boş olduğu o Gün'ün azabı başlarına çökünceye kadar O'nun hakkında kapıldıkları şüpheden sıyrılmayacaklardır.
Hac / 55 - (Mustafa İslamoğlu)
İnkarda direnen kimseler ise, Son Saat kendilerine ansızın gelip buluncaya, ya da (yaşama sevincinin) kökünü kurutan bir günün tarifsiz azabı kendilerine kavuşuncaya kadar, bu mesajın kaynağı hakkında kuşku duymaya devam edecekler.
Hac / 55 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ve kâfir olanlar ise kendilerine Kıyamet ansızın gelinceye veya onlara kısır bir günün azabı gelinceye kadar ondan (Kur'an'dan) bir şekk içinde bulunur dururlar.
Hac / 55 - (Ömer Öngüt)
İnkâr edenler, kendilerine o saat ansızın gelinceye, yahut da o kısır günün azabı kendilerine gelinceye kadar onun hakkında hep şüphe içindedirler.
Hac / 55 - (Şaban Piriş)
Kafirler ise, kendilerine o saat, ansızın gelinceye veya sonsuz bir günün azabı çatıncaya kadar ondan şüphe etmeye devam ederler.
Hac / 55 - (Sadık Türkmen)
Inkâr edenler; kendilerine kıyamet ansızın gelinceye, yahut ta onlara kısır bir günün azabı gelip çatıncaya dek, o Kur’an’a hep şüphe içinde bakarlar.
Hac / 55 - (Seyyid Kutub)
Kâfirler ise ansızın kıyamet günü ile karşı karşıya kalıncaya ya da «ertesi olmayan» o son günün azabına uğrayıncaya kadar Kur'an hakkında sürekli kuşku beslerler.
Hac / 55 - (Suat Yıldırım)
Dini inkâr edenler ise, son saat ansızın gelip çatıncaya veya o kısır gün kendilerine gelinceye kadar, Kur’ân hakkında şüphe içinde kalır giderler.
Hac / 55 - (Süleyman Ateş)
İnkâr edenler ise ansızın o sâ'at (kıyâmet veya ölüm) kendilerine gelinceye yahut o kısır (hayırsız) günün azâbı kendilerine gelinceye kadar o(Kur'â)ndan yana, kuşku içinde olacaklardır.
Hac / 55 - (Tefhim-ul Kuran)
Küfre sapanlar ise, kıyamet saati onlara apansız gelinceye ya da kesintiye uğramış (akîm, verimsiz) bir günün azabı onlara yetişinceye kadar ondan (Kur'an'dan) yana şüphe içinde sür git kalacaklardır.
Hac / 55 - (Ümit Şimşek)
İnkâr edenler ise, ölüm ânı ansızın gelip çatıncaya, yahut kısır günün azabı başlarına gelinceye kadar ondan şüphe etmekten geri durmazlar.
Hac / 55 - (Yaşar Nuri Öztürk)
İnkâr edenler ise kıyamet ansızın başlarına patlayıncaya kadar, yahut kısır bir günün azabı kendilerine gelip çatıncaya kadar, o Kur'an'dan yana kuşku içinde olmaya devam edecekler.
Hac / 55 - (İskender Ali Mihr)
Ve o saat (kıyâmet saati), ansızın onlara gelinceye veya akîm (hedefine ulaşılamamış) günün (ölüm gününün) azabı onlara gelinceye kadar, kâfirlerin ondan şüphesi zail olmaz (yok olmaz).
Hac / 55 - (İlyas Yorulmaz)
Doğruları inkâr edenler, kendilerine kıyamet saati veya onlar için ümitlerin tükendiği günün azabı, ölüm gelinceye kadar, Allah’ın indirdiğinden hep şüphe içinde kalacaklardır.
الْمُلْكُ يَوْمَئِذٍ لِّلَّهِ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ فَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فِي جَنَّاتِ النَّعِيمِ
Okunuşu: El mulku yevme izin lillâhi, yahkumu beynehum, fellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti fî cennâtin naîm(naîmi).
Hac / 56 - (Diyanet İşleri)
İşte o gün mülk (hükümranlık) Allah’ındır. O, insanların arasında hükmünü verir. Artık iman edip salih ameller işlemiş olanlar Naîm Cennetleri’ndedirler.
Hac / 56 - (Abdullah Parlıyan)
O kıyamet günü tüm egemenlik Allah'ındır. Bütün insanları yargılayacak ve aralarındaki farkı ortaya koyacaktır. Buna göre iman edip dürüst ve faydalı işler yapanlar, kendilerini nimet cennetlerinde bulacaktır.
Hac / 56 - (Adem Uğur)
O gün, mülk Allah'ındır. İnsanlar arasında hüküm verir. (Bu hüküm gereği) iman edip iyi davranışlarda bulunanlar Naîm cennetlerinin içindedirler.
Hac / 56 - (Ahmed Hulusi)
O süreçte mülk (tüm var olanlar) Allâh içindir; aralarında hüküm verir! İman edip gereğince çalışmalar yapanlar, nimet cennetlerindedirler.
Hac / 56 - (Ahmet Tekin)
O gün mülk, devlet ve hükümranlık yalnız Allah’ındır. İnsanlar arasında hükmünü verir, gereğini icra eder. İman ederek, hâlis niyet ve amaçlarla, İslâm esaslarını, İslâmî düzeni hayata geçirenler, iş barışı içinde bilinçli, planlı, mükemmel, meşrû, faydalı, verimli çalışarak nimetin-ürünün bollaşmasını sağlayanlar, yerinde, haklı çıkışlar yaparak, düzelmeye, iyiliğe, iyileştirmeye ön ayak olanlar, cârî-kalıcı hayırlar-sâlih ameller işleyenler Naîm cennetlerindedir.
Hac / 56 - (Ahmet Varol)
O gün mülk (hükümranlık) yalnız Allah'ındır. O, aralarında hüküm verir. Artık iman edip salih ameller işleyenler nimetlerle dolu cennetlerdedirler.
Hac / 56 - (Ali Bulaç)
Mülk, o gün yalnızca Allah'ındır. O, aralarında hükmedecektir. Artık iman edip salih amellerde bulunanlar; nimetlerle donatılmış cennetler içindedirler.
Hac / 56 - (Ali Fikri Yavuz)
O kıyamet günü, hüküm ve saltanat yalnız Allah’ındır; O, müminlerle kâfirler arasında hükmünü verir. Artık iman edip salih amel işleyenler, Na’îm cennetlerindedirler.
Hac / 56 - (Ali Ünal)
O gün, bütün hüküm ve hakimiyet yalnızca Allah’ındır. O, insanlar hakkındaki nihaî hükmünü verir. İman edip, imanları istikametinde sağlam, doğru, yerinde ve ıslaha yönelik işler yapanlar, içlerinde bütün nimetlerin kaynadığı cennetlerdedirler.
Hac / 56 - (Bekir Sadak)
iste o gun hukumranlik Allah'indir. O aralarinda hukmeder. inanip yararli is isleyenler nimet cennetlerindedirler.
Hac / 56 - (Celal Yıldırım)
Mülk o gün Allah'ındır. Onlar arasında hükmeder. İmân edip iyi yararlı amellerde bulunanlar Naîm Cennet'lerindedirler.
Hac / 56 - (Cemal Külünkoğlu)
İşte o gün, hükümranlık bütünüyle Allah'ın elinde olacaktır. O, (bütün insanları) yargılayacak ve aralarındaki farkı ortaya koyacaktır. İman ettikten sonra dürüst ve erdemli davrananlar kendilerini nimetlerle dolu cennetlerde bulacaktır.
Hac / 56 - (Diyanet Vakfi)
O gün, mülk Allah'ındır. İnsanlar arasında hüküm verir. (Bu hüküm gereği) iman edip iyi davranışlarda bulunanlar Naîm cennetlerinin içindedirler.
Hac / 56 - (Edip Yüksel)
Yönetim ve otorite, o gün tümüyle ALLAH'a aittir. Onların arasında hüküm verecektir. İnanıp erdemli davrananlar nimet cennetlerindedir.
Hac / 56 - (Gültekin Onan)
Mülk, o gün yalnızca Tanrı'nındır. O, aralarında hükmedecektir. Artık inanıp salih amellerde bulunanlar; nimetlerle donatılmış cennetler içindedirler.
Hac / 56 - (Harun Yıldırım)
O gün, mülk Allah'ındır. İnsanlar arasında hüküm verir. (Bu hüküm gereği) iman edip iyi davranışlarda bulunanlar Naîm cennetlerinin içindedirler.
Hac / 56 - (Hasan Basri Çantay)
O gün mülk (-ü saltanat yalınız) Allahındır. (Mü'minlerle kâfirlerin) aralarında O hükmeder. Artık îman edenler, güzel güzel de amel (ve hareket) lerde bulunanlar Naıym cennetlerinin içindedir.
Hac / 56 - (Hayrat Neşriyat)
O gün mülk (ve bütün tasarruf), Allah’ındır. (Kullarının) aralarında (O) hüküm verir. Artık îmân edip sâlih ameller işleyenler, Naîm Cennetlerindedirler.
Hac / 56 - (İbni Kesir)
O gün; mülk Allah'ındır. Onların arasında hükmeder. İman edip salih ameller işleyenler; Naim cennetlerindedirler.
Hac / 56 - (Kadri Çelik)
Mülk, o gün yalnızca Allah'ındır. O, aralarında hükmedecektir. Artık iman edip salih amellerde bulunanlar, nimetlerle donatılmış cennetler içindedirler.
Hac / 56 - (Muhammed Esed)
O Gün, tüm egemenlik (herkesin görebileceği biçimde) yalnızca Allah'ın elinde olacaktır. O, (bütün insanları) yargılayacak (ve) aralarında(ki farkı ortaya koyacaktır): buna göre, imana erişip de dürüst ve erdemli işler yapan kimseler kendilerini nimetlerle dolu hasbahçelerde bulacaklar;
Hac / 56 - (Mustafa İslamoğlu)
Hakimiyetin tamamı o gün, sadece Allah'a ait olacaktır. O onları yargılayıp aralarında hüküm verecektir. İşte bunun sonucunda iman eden ve o imanla uyumlu davranış sergileyen kimseler, her tür nimetle dolu olan cennetlere yerleşecekler.
Hac / 56 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Mülk o günde Allah'a mahsustur. Onların arasında hükmeder. Artık imân edenler ve sâlih sâlih amellerde bulunanlar Naîm cennetlerindedir.
Hac / 56 - (Ömer Öngüt)
O gün mülk Allah'ındır, onların arasında hükmeder. İman edip sâlih amel işleyenler Naîm cennetlerindedirler.
Hac / 56 - (Şaban Piriş)
O gün, mülk Allah’ın’dır. Aralarında hükmü, O verecektir. İman edip, doğruları yapmış olanlar nimet cennetlerindedir.
Hac / 56 - (Sadık Türkmen)
Işte o gün mülk (hükümranlık) Allah’ındır. O, insanların arasında hükmünü verir. Artık iman edip, faydalı bir işi en iyi şekilde yapmış olanlar, Naîm Cennetleri’ndedirler.
Hac / 56 - (Seyyid Kutub)
O gün kesin egemenlik Allah'ın tekelindedir. Onlar hakkında hükmünü verir. İman edip iyi ameller işleyenler nimet cennetlerine girerler.
Hac / 56 - (Suat Yıldırım)
O gün hakimiyet yalnız Allah’ındır. İnsanlar hakkındaki hükmünü verir. İman edip makbul ve güzel işler yapanlar, Naim cennetindedirler.
Hac / 56 - (Süleyman Ateş)
O gün mülk Allâh'ındır. (O) onların aralarında hükmeder. İnananlar ve iyi işler yapanlar ni'met cennetlerindedirler.
Hac / 56 - (Tefhim-ul Kuran)
Mülk, o gün yalnızca Allah'ındır. O, aralarında hükmedecektir. Artık iman edip salih amellerde bulunanlar; nimetlerle donatılmış cennetler içindedirler.
Hac / 56 - (Ümit Şimşek)
Egemenlik o gün bütünüyle Allah'ındır. O, insanların arasında hükmünü verir. İman edip güzel işler yapanlar, nimetlerle dolu Cennetler içindedir.
Hac / 56 - (Yaşar Nuri Öztürk)
O gün mülk ve yönetim Allah'ındır. Aralarında O, hüküm verecektir. İman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanlar, nimetlerle dolu cennetlerde olacaklardır.
Hac / 56 - (İskender Ali Mihr)
Mülk, izin günü Allah’ındır. Onların arasında hüküm verecektir. Böylece âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı dileyenler) ve salih (nefsi tezkiye edici) amel (salâh makamına ulaştıracak amel) yapanlar, naim cennetlerindedirler.
Hac / 56 - (İlyas Yorulmaz)
Hesap günü bütün mülk Allah’ın elindedir. Onların arasında hükmü yalnızca O verir. Sonra iman edenler nimetlerin olduğu cennetler içindedirler.
وَالَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا فَأُوْلَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُّهِينٌ
Okunuşu: Vellezîne keferû ve kezzebû bi âyâtinâ fe ulâike lehum azâbun muhîn(muhînun).
Hac / 57 - (Abdullah Parlıyan)
Ama Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenlere ve mesajlarımızı yalanlamaya kalkışanlara gelince, işte böylelerini alçaltıcı bir azap karşılayacaktır.
Hac / 57 - (Adem Uğur)
İnkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar için alçaltıcı bir azap vardır.
Hac / 57 - (Ahmed Hulusi)
Hakikat bilgisini inkâr edenler ve delillerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar için aşağılayıp, zilleti yaşatan azap vardır.
Hac / 57 - (Ahmet Tekin)
Allah ve peygamberlerini inkârda ısrar edenlere, küfre saplananlara, âyetlerimizi Kur’ân’ımızı yalanlayanlara, işte onlara alçaltıcı zillete düşürücü bir azap vardır.
Hac / 57 - (Ali Ünal)
Küfür içinde yaşayan, âyetlerimizi yalanlayan (ve neticede kâfir olarak ölenler) ise, öyleleri için alçaltıcı bir azap vardır.
Hac / 57 - (Kadri Çelik)
Küfre sapıp ayetlerimizi yalanlayanlar (var ya), artık onlar için de aşağılatıcı bir azap vardır.
Hac / 57 - (Muhammed Esed)
ama hakkı inkara, mesajlarımızı yalanlamaya kalkışanlara gelince, işte böylelerini alçaltıcı bir azap bekliyor olacaktır.
Hac / 57 - (Mustafa İslamoğlu)
Ama inkarda inat eden ve Bizim ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar, onur kırıcı bir terkedilmişliğe mahkum olacaklar.
وَالَّذِينَ هَاجَرُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ ثُمَّ قُتِلُوا أَوْ مَاتُوا لَيَرْزُقَنَّهُمُ اللَّهُ رِزْقًا حَسَنًا وَإِنَّ اللَّهَ لَهُوَ خَيْرُ الرَّازِقِينَ
Okunuşu: Vellezîne hâcerû fî sebîlillâhi summe kutilû ev mâtû le yerzukannehumullâhu rızkan hasenâ(hasenen), ve innallâhe le huve hayrur râzikîn(râzikîne).
Hac / 58 - (Diyanet İşleri)
Allah yolunda hicret edip de sonra öldürülmüş veya ölmüş olanlara gelince, Allah onlara muhakkak güzel bir rızık verecektir. Şüphe yok ki Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
Hac / 58 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Allah yolunda yurtlarından göçenleri, sonra öldürülenleri, yahut ölenleri Allah, mutlaka güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır ve şüphe yok ki Allah, elbette rızık verenlerin en hayırlısıdır.
Hac / 58 - (Abdullah Parlıyan)
Öte yandan zulüm diyarını terkedip, Allah yolunda kavgaya girişip ölen, ya da öldürülen kimselere gelince, muhakkak ki Allah onları, öte dünyada güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Şüphesiz Allah rızıklandıranların en hayırlısıdır.
Hac / 58 - (Adem Uğur)
Allah yolunda hicret edip sonra öldürülen yahut ölenleri hiç şüphesiz Allah güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Şüphesiz Allah, evet O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
Hac / 58 - (Ahmed Hulusi)
Allâh yolunda hicret edip, sonra da öldürülmüş yahut ölmüş olanlara gelince; Allâh onları güzel yaşam gıdalarıyla besler! Evet, Allâh elbette "HÛ"dur! En hayırlı yaşam gıdasıyla besleyendir!
Hac / 58 - (Ahmet Tekin)
Allah, baskı, zulüm ve işkencenin hâkim olduğu memleketlerinden, özgürce kendisine kulluk ve ibadet etmek, güç ve gönül birliği yapmak için hicret ettikten sonra öldürülenleri veya ölenleri, elbette izzete, ikrama, sonsuz güzel rızıklara mazhar edecektir. Allah, işte o rızık verenlerin en hayırlısıdır.
Hac / 58 - (Ahmet Varol)
Allah yolunda hicret edip sonra öldürülen veya ölenlere gelince; Allah onları muhakkak güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Şüphesiz Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır.
Hac / 58 - (Ali Bulaç)
Allah yolunda hicret edip öldürülen veya ölenlere gelince muhakkak Allah, onları güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Şüphesiz Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
Hac / 58 - (Ali Fikri Yavuz)
Allah yolunda hicret edip de, sonra öldürülmüş veya ölmüş olanlara gelince, elbette Allah onları güzel bir rızıkla (cennetde) rızıklandıracaktır. Çünkü Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
Hac / 58 - (Ali Ünal)
(Mü’min olup da, gerektiğinde) Allah yolunda hicret eden, sonra hicret esnasında bir şekilde öldürülen veya ölenleri Allah, hiç şüphesiz pek güzel bir tarzda rızıklandıracaktır. Doğrusu Allah, O’dur en hayırlı rızkı veren, Kendisinden hayırlı rızkın beklenmesi gereken ve rızık vermede nihaî mertebede hayır sahibi olan.
Hac / 58 - (Bayraktar Bayraklı)
Allah yolunda hicret edip sonra öldürülen veya ölenlere gelince, Allah onları pek güzel rızklarla rızıklandıracaktır. Şüphesiz ki Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.[348]
Hac / 58 - (Bekir Sadak)
Allah yolunda hicret edenlere, sonra oldurulen veya olenlere Allah, elbette onlara guzel bir rizik verecektir. Rizik verenlerin en hayirlisi yalniz Allah'tir.
Hac / 58 - (Celal Yıldırım)
Onlar ki Allah yolunda hicret ettiler, sonra da (yine Allah yolunda) öldürüldüler veya ecelleriyle öldüler, elbette Allah onları güzel bir rızık (ebedî saadetin nimeti) ile rızıklandıracaktır. Şüphesiz ki Allah rızıklandıranların mutlaka en hayırlısıdır.
Hac / 58 - (Cemal Külünkoğlu)
Allah yolunda yurtlarından göç ettikten sonra öldürülenlere ya da ölenlere gelince; Allah onlara rızıkların en güzelini verecektir. Hiç kuşkusuz Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır.
Hac / 58 - (Diyanet İşleri (eski))
Allah yolunda hicret edenlere, sonra öldürülen veya ölenlere Allah, elbette onlara güzel bir rızık verecektir. Rızık verenlerin en hayırlısı yalnız Allah'tır.
Hac / 58 - (Diyanet Vakfi)
Allah yolunda hicret edip sonra öldürülen yahut ölenleri hiç şüphesiz Allah güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Şüphesiz Allah, evet O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
Hac / 58 - (Edip Yüksel)
ALLAH yolunda göç ettikten sonra ölenler veya öldürülenler, ALLAH tarafından güzel bir rızık ile besleneceklerdir. Kuşkusuz ALLAH rızık verenlerin en iyisidir.
Hac / 58 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Allah yolunda hicret edip de sonra katl edilmiş veya ölmüş olanlar ise elbette Allah, onları muhakkak güzel bir rızk ile merzuk edecektir, ve çünkü Allah, elbette rızk verenlerin en hayırlısı odur
Hac / 58 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Allah yolunda hicret edip de sonra öldürülmüş veya ölmüş olanlara gelince elbette Allah onları kesinlikle güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Çünkü Allah elbette rızık verenlerin en hayırlısıdır.
Hac / 58 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Allah yolunda hicret edip de sonra öldürülmüş veya ölmüş olanlara gelince, elbette Allah, onları güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Çünkü Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır.
Hac / 58 - (Gültekin Onan)
Tanrı yolunda hicret edip öldürülen veya ölenlere gelince muhakkak Tanrı, onları güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Şüphesiz Tanrı, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
Hac / 58 - (Harun Yıldırım)
Allah yolunda hicret edip sonra öldürülen yahut ölenleri hiç şüphesiz Allah güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Şüphesiz Allah, evet O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
Hac / 58 - (Hasan Basri Çantay)
Allah yolunda hicret edib de sonra öldürülmüş veya ölmüş olanlar (a gelince:) Allah onları muhakkak güzel bir rızık ile rızıklandıracakdır. Çünkü rızık verenlerin en hayırlısı muhakkak ki Allahdır, bizzat kendisidir.
Hac / 58 - (Hayrat Neşriyat)
Allah yolunda hicret edip, sonra öldürülenler veya ölenler ise, mutlaka Allah onları güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Muhakkak ki Allah, elbette rızık verenlerin en hayırlısıdır.
Hac / 58 - (İbni Kesir)
Onlar ki; Allah yolunda hicret edip de sonra ölür veya öldürülürler; Allah onlara elbette güzel bir rızık verecektir. Şüphesiz ki Allah; rızık verenlerin en hayırlısıdır.
Hac / 58 - (Kadri Çelik)
Allah yolunda hicret edip öldürülen veya ölenler (var ya), Allah elbette onlara güzel bir rızık verecektir. Hiç şüphe yok Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
Hac / 58 - (Muhammed Esed)
Öte yandan, zulüm diyarını terk eden (ve) Allah yolunda (kavgaya girişip) ölen ya da öldürülen kimselere gelince: muhakkak ki, Allah onları (öte dünyada) güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır; çünkü, rızık verenlerin en iyisi, şüphesiz Allah'tır;
Hac / 58 - (Mustafa İslamoğlu)
Bir de, Allah davası uğruna yurdunu yuvasını terk ettikten sonra öldürülen ya da ölen kimseler var; Allah onlara mutlaka tarifsiz güzellikte bir rızık bahşedecektir: zira Allah, evet, elbet O'dur rızık bahşedenlerin en hayırlısı.
Hac / 58 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ve o kimseler ki, Allah yolunda muhâcerette bulundular, sonra öldürüldüler veya öldüler, elbette onları Allah güzel bir rızk ile merzûk edecektir. Ve şüphe yok ki, Allah, rızk verenlerin hayırlısıdır.
Hac / 58 - (Ömer Öngüt)
Allah yolunda hicret edip de sonra öldürülen veya ölenlere Allah elbette güzel bir rızık verecektir. Hiç şüphesiz ki Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
Hac / 58 - (Şaban Piriş)
Allah yolunda hicret edenler, sonra öldürülenler veya ölenler ise, Allah onları elbette güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Çünkü Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
Hac / 58 - (Sadık Türkmen)
Allah yolunda hicret edip de sonra öldürülmüş veya ölmüş olanlara gelince, Allah onlara muhakkak güzel bir rızık verecektir. Şüphe yok ki Allah rızık dağıtanların en hayırlısıdır.
Hac / 58 - (Seyyid Kutub)
Allah yolunda yurtlarından göçettikten sonra öldürülenlere ya da ölenlere gelince Allah onlara rızıkların en güzelini sunacaktır. Hiç kuşkusuz Allah rızık sunanların en hayırlısıdır.
Hac / 58 - (Suat Yıldırım)
Allah yolunda hicret edenleri, sonra da bu uğurda öldürülenleri veya ölenleri ise Allah pek güzel bir tarzda nimetlerine mazhar edecektir. Allah elbette nimet verenlerin en iyisidir.
Hac / 58 - (Süleyman Ateş)
Allâh yolunda göç edip sonra öldürülen veya ölenlere gelince, Allâh onları en güzel bir rızıkla besleyecektir. Doğrusu Allâh, rızık verenlerin en iyisidir.
Hac / 58 - (Tefhim-ul Kuran)
Allah yolunda hicret edip öldürülen veya ölenlere gelince muhakkak Allah, onları güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Hiç şüphe yok Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
Hac / 58 - (Ümit Şimşek)
Allah yolunda hicret eden, sonra da bu uğurda ölen yahut öldürülenleri Allah pek güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Muhakkak ki Allah en hayırlı rızık vericidir.
Hac / 58 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Allah yolunda hicret edip sonra da öldürülen yahut ölenleri, Allah güzel bir rızıkla mutlaka rızıklandıracaktır. Alah, rızık verenlerin elbette ki en hayırlısıdır.
Hac / 58 - (İskender Ali Mihr)
Ve Allah yolunda hicret edip sonra da öldürülen veya ölen kimseleri Allah, mutlaka güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Ve muhakkak ki Allah, rızık verenlerin mutlaka en hayırlısıdır.
Hac / 58 - (İlyas Yorulmaz)
Allah yolunda hicret edenleri, sonra öldürülen veya (eceliyle) ölenleri, Allah güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Şüphesiz ki Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır.
لَيُدْخِلَنَّهُم مُّدْخَلًا يَرْضَوْنَهُ وَإِنَّ اللَّهَ لَعَلِيمٌ حَلِيمٌ
Okunuşu: Le yudhılennehum mudhalen yerdavnehu, ve innallâhe le alîmun halîm(halîmun).
Hac / 59 - (Diyanet İşleri)
Elbette onları hoşnut olacakları bir yere sokacaktır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, halîmdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir).
Hac / 59 - (Abdullah Parlıyan)
Ve dolayısıyla, onları mutlaka son derce hoşnut kalacakları bir yer olan cennete sokacaktır. Çünkü Allah mutlak ve sınırsız bilgi sahibidir ve azap etmede acele etmez.
Hac / 59 - (Adem Uğur)
Allah onları, herhalde memnun kalacakları bir girilecek yere sokacaktır. Allah, kesinlikle tam bir bilgi sahibidir, halîmdir.
Hac / 59 - (Ahmet Tekin)
Allah onları hoşnut olacakları bir yere, Cennet’e koyacaktır. Allah her şeyi bilir, kudretli, âdil ve müsamahakârdır, fırsatlar ve imkânlar tanır.
Hac / 59 - (Ahmet Varol)
Muhakkak Allah onları hoşnut olacakları bir yere sokacaktır. Şüphesiz Allah bilendir, hilim sahibidir.
Hac / 59 - (Ali Bulaç)
Onları, kendisinden gerçekten hoşnut kalacakları bir yere sokacaktır. Şüphesiz Allah, bilendir, halimdir.
Hac / 59 - (Ali Fikri Yavuz)
Allah onları, hoşnud olacakları bir yere (cennete) elbette koyacaktır. Çünkü Allah Alîm’dir= iyiliklerini bilir, Halîm’dir= canilerin cezasını geciktirir.
Hac / 59 - (Ali Ünal)
O, onları memnun olacakları bir yere mutlaka yerleştirecektir. Gerçekten Allah, her şeyi hakkıyla bilendir; kullarının hataları karşısında çok sabırlı, çok müsamahalı olandır.
Hac / 59 - (Bayraktar Bayraklı)
Kesinlikle onları hoşlanacakları bir yerde konaklatacaktır. Şüphesiz Allah, her şeyi bilir; son derece yumuşak davranandır.
Hac / 59 - (Celal Yıldırım)
And olsun ki, onları hoşnut olacakları bir yere sokacaktır ve şüphesiz ki Allah yegâne bilendir, Halîm'dir ( = kullarına karşı çok şefkatli, merhametli ve sabırlıdır).
Hac / 59 - (Cemal Külünkoğlu)
(Allah,) onları kesinlikle hoşnut olacakları bir yere yerleştirecektir. Hiç kuşkusuz Allah her şeyi bilendir, yumuşak tutumludur/mühlet verendir (cezayı geciktirendir).
Hac / 59 - (Diyanet Vakfi)
Allah onları, herhalde memnun kalacakları bir girilecek yere sokacaktır. Allah, kesinlikle tam bir bilgi sahibidir, halîmdir.
Hac / 59 - (Gültekin Onan)
Onları, kendisinden gerçekten hoşnut kalacakları bir yere sokacaktır. Şüphesiz Tanrı, bilendir, halimdir.
Hac / 59 - (Harun Yıldırım)
Allah onları, herhalde memnun kalacakları bir girilecek yere sokacaktır. Allah, kesinlikle tam bir bilgi sahibidir, halîmdir.
Hac / 59 - (Hasan Basri Çantay)
O, her halde bunları hoşnud olacakları bir yere sokacakdır. Muhakkak ki Allah onlar (ın niyyetlerini) hakkıyle bilendir, (ıkaab hususundaki) hılmi cidden gaalibdir.
Hac / 59 - (Hayrat Neşriyat)
Hiç şübhesiz onları hoşnûd olacakları girilecek bir yere (Cennetine) koyacaktır. Muhakkak ki Allah, elbette Alîm (herşeyi bilen)dir, Halîm (azabda acele etmeyen)dir.
Hac / 59 - (İbni Kesir)
Andolsun ki; onları hoşnud olacakları bir yere koyacaktır. Muhakkak ki Allah; Alim'dir, Halim'dir.
Hac / 59 - (Kadri Çelik)
Onları, kendisinden gerçekten hoşnut kalacakları bir yere sokacaktır. Şüphesiz Allah, bilendir, hilim sahibidir.
Hac / 59 - (Muhammed Esed)
(ve dolayısıyla,) onları, mutlaka, son derece hoşnut kalacakları bir (varoluş) konumuna eriştirecektir; çünkü Allah, mutlak ve sınırsız bilgi sahibidir, halimdir.
Hac / 59 - (Mustafa İslamoğlu)
Kesinlikle onları hoşnut olacakları bir makama kavuşturacaktır; zira şu bir gerçek ki, Allah (onların her birinin neden razı olacaklarını) çok iyi bilen, (isyankar kullarını cezalandırmada) hiç acele etmeyendir.
Hac / 59 - (Ömer Öngüt)
Andolsun ki onları hoşnud olacakları bir yere yerleştirecektir. Şüphesiz ki Allah çok iyi bilendir, hilim sahibidir.
Hac / 59 - (Şaban Piriş)
Onları hoşlarına gidecek bir yere girdirecektir. Elbette Allah, bilmektedir, acele etmemektedir.
Hac / 59 - (Sadık Türkmen)
Elbette onları hoşnut olacakları bir yere koyacaktır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, halimdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verendir).
Hac / 59 - (Seyyid Kutub)
O, onları kesinlikle hoşnut olacakları bir yere yerleştirecektir. Hiç kuşkusuz Allah her şeyi bilir ve yumuşak tutumludur.
Hac / 59 - (Suat Yıldırım)
O, mutlaka onları memnun olacakları yere yerleştirecektir. Muhakkak ki Allah her şeyi hakkıyla bilir, hilim ve şefkati boldur.
Hac / 59 - (Ümit Şimşek)
Allah onları hoşlanacakları bir yere yerleştirir. Hiç şüphe yok ki Allah herşeyi bilen ve kullarının kusurlarına karşı lütufla muamele eden bir ilim ve hilim sahibidir.
Hac / 59 - (İskender Ali Mihr)
(Allah), onları mutlaka razı olacakları bir yere dahil edecektir. Ve şüphesiz ki Allah, mutlaka en iyi bilendir, Halim’dir.
Hac / 59 - (İlyas Yorulmaz)
Allah, kendi yolunda hicret edenleri razı olacakları yerlere koyacaktır. Elbette ki Allah kullarının her şeyinden haberdar ve kullarına çok şefkatli olandır.
ذَلِكَ وَمَنْ عَاقَبَ بِمِثْلِ مَا عُوقِبَ بِهِ ثُمَّ بُغِيَ عَلَيْهِ لَيَنصُرَنَّهُ اللَّهُ إِنَّ اللَّهَ لَعَفُوٌّ غَفُورٌ
Okunuşu: Zâlike, ve men âkabe bi misli mâ ûkıbe bihî summe bugıye aleyhi le yansurennehullâhu, innallâhe le afuvvun gafûr(gafûrun).
Hac / 60 - (Diyanet İşleri)
Bu böyle. Bir de kim kendisine verilen eziyetin dengiyle karşılık verir de sonra yine kendisine zulmedilirse, elbette Allah ona yardım eder. Hiç şüphesiz ki Allah çok affedendir, çok bağışlayandır.
Hac / 60 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Böyledir bu ve kim bir cezâya uğrar da cezâ edeni ona benzer bir sûrette cezâlandırırsa, sonra da gene aleyhine taşkınlıkta bulunulursa Allah yardım eder ona; şüphe yok ki Allah, suçları bağışlar, örter.
Hac / 60 - (Abdullah Parlıyan)
Gerçek şudur ki, kendisine yapılan saldırıya denk bir tepki ile karşılık verdiği halde, yeniden kendisine acımasızca saldırılırsa, Allah böyle birine mutlaka arka çıkacaktır. Şüphesiz Allah çok affeden ve bağışlayandır.
Hac / 60 - (Adem Uğur)
İşte böyle. Her kim, kendisine verilen eziyetin dengi ile karşılık verir de, bundan sonra kendisine yine bir tecavüz ve zulüm vaki olursa, emin olmalıdır ki, Allah ona mutlaka yardım edecektir. Hakikaten Allah çok bağışlayıcı ve mağfiret edicidir.
Hac / 60 - (Ahmed Hulusi)
İşte böyle. . . Kim kendisine yapılan eziyete benzeriyle cevap verdikten sonra yeniden aynı eziyete uğrarsa, Allâh ona mutlaka yardım eder. . . Muhakkak ki Allâh Afüvv'dür, Ğafûr'dur.
Hac / 60 - (Ahmet Tekin)
Koyduğumuz kurallar çok açık: Kim kendisine yapılan saldırıya aynı ile karşılık verir de, sonra yine kendisine zulüm yapılırsa, elbette Allah mazluma yardım eder. Allah çok affedicidir, kullarını daima koruma kalkanına alır.
Hac / 60 - (Ahmet Varol)
Bu böyledir. Kim kendisine uygulanan cezanın aynısını uygular da sonra kendisine karşı taşkınlıkta bulunulursa Allah ona muhakkak yardım edecektir. Doğrusu Allah affedicidir, bağışlayandır.
Hac / 60 - (Ali Bulaç)
İşte böyle; her kim kendisine yapılan haksızlığın benzeriyle karşılık verir, sonra aleyhine 'azgınlık ve saldırıda' bulunulursa, Allah, mutlaka ona yardım eder. Şüphesiz Allah, affedicidir, bağışlayıcıdır.
Hac / 60 - (Ali Fikri Yavuz)
Sana anlattığımız Allah’ın hükmü işte böyledir. Müminlerden kim, kendisine yapılan cezaya aynı ile mukabele eder de, sonra yine aleyhine tecavüz edilirse, muhakkak ki Allah ona yardım eder. Gerçekten Allah ziyade afv edicidir, çok bağışlayıcıdır.
Hac / 60 - (Ali Ünal)
Evet, budur gerçek. Kim kendisine yapılan haksızlık ve tecavüze karşı (kısas kaideleri içinde) misilleme ile mukabele eder, ardından tekrar tecavüze maruz kalırsa, hiç şüphesiz Allah ona yardım edecektir. Allah, elbette affı bek bol olandır, çok bağışlayıcıdır.
Hac / 60 - (Bayraktar Bayraklı)
İşte bu böyledir! Kim kendisine yapılana denk bir karşılık verir, sonra tekrar saldırıya uğrarsa, Allah ona elbette yardım eder. Çünkü Allah, çok affedicidir; çok bağışlayıcıdır.
Hac / 60 - (Bekir Sadak)
Bu boyledir; kim kendisine verilen kadar ceza verirse ve kendisine yine de saldirilirsa, Allah ona, and olsun ki yardim edecektir. Allah suphesiz, affeder ve bagislar.
Hac / 60 - (Celal Yıldırım)
(Allah'ın sünneti) budur. Kim kendisine yapılan haksız saldırıya karşı misliyle karşılık verdikten sonra yine tecâvüze uğrarsa, Allah gerçekten ona yardım eder. Şüphesiz ki, Allah çok affeden, çok bağışlayandır.
Hac / 60 - (Cemal Külünkoğlu)
(Allah'ın sünneti) budur. Kim kendine haksızlık yapanlara gördüğü haksızlık kadar karşılık verdikten sonra (tekrar) saldırıya uğrarsa, Allah ona elbette yardım eder. Hiç şüphesiz Allah çok affedendir, çok bağışlayandır.
Hac / 60 - (Diyanet İşleri (eski))
Bu böyledir; kim kendisine verilen kadar ceza verirse ve kendisine yine de saldırılırsa, Allah ona, and olsun ki yardım edecektir. Allah şüphesiz, affeder ve bağışlar.
Hac / 60 - (Diyanet Vakfi)
İşte böyle. Her kim, kendisine verilen eziyetin dengi ile karşılık verir de, bundan sonra kendisine yine bir tecavüz ve zulüm vaki olursa, emin olmalıdır ki, Allah ona mutlaka yardım edecektir. Hakikaten Allah çok bağışlayıcı ve mağfiret edicidir.
Hac / 60 - (Edip Yüksel)
Bu böyledir. Ve her kim kendisine yapılan bir eziyete misliyle eziyette bulunur da sonra yine kendisine zulmedilirse elbette ona Allah yardım eder. Şüphe yok ki, Allah elbette affedicidir, yarlığayıcıdır.
Hac / 60 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Bu böyledir. Her kim kendisine uygulanan cezanın dengi ile karşılık verir de, bundan sonra kendisine yine saldırılırsa, Allah ona mutlaka yardım edecektir. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcı, mağfiret edicidir.
Hac / 60 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
İşte böyle... Kim de kendisine yapılan haksızlığa o ölçüde karşılık verir, sonra yine kendisine saldırılırsa, elbette Allah ona yardım eder. Şüphesiz Allah, çok affedici ve çok bağışlayıcıdır.
Hac / 60 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Bu böyledir, kim kendisine yapılan cezaya aynı ile karşılık verir de, sonra yine kendisine zulüm yapılırsa, muhakkak ki, Allah ona yardım eder. Allah şüphesiz çok af edicidir, çok bağışlayıcıdır.
Hac / 60 - (Gültekin Onan)
Bu böyledir. Kim kendine haksızlık yapanlara gördüğü haksızlık kadar karşılık verdikten sonra saldırıya uğrarsa, Allah kendisine kesinlikle yardım eder. Hiç şüphesiz Allah bağışlayıcıdır, affedicidir.
Hac / 60 - (Harun Yıldırım)
İşte böyle. Her kim, kendisine verilen eziyetin dengi ile karşılık verir de, bundan sonra kendisine yine bir tecavüz ve zulüm vaki olursa, emin olmalıdır ki, Allah ona mutlaka yardım edecektir. Hakikaten Allah çok bağışlayıcı ve mağfiret edicidir.
Hac / 60 - (Hasan Basri Çantay)
İşte böyle. Kim kendisine yapılan cezânın dengiyle cezâ verir de sonra kendisine tekrar saldırılırsa elbette, Allâh ona yardım eder. Şüphesiz Allâh, affeden, bağışlayandır.
Hac / 60 - (Hayrat Neşriyat)
İşte böyle; her kim kendisine yapılan haksızlığın benzeriyle karşılık verir, sonra aleyhine 'azgınlık ve saldırıda' bulunulursa, Allah, mutlaka ona yardım eder. Hiç şüphe yok Allah, affedicidir, bağışlayıcıdır.
Hac / 60 - (İbni Kesir)
İşte böyle. Kim, kendisine yapılan haksızlığa benzeriyle mukabele eder de sonra yine kendisine saldırılırsa; andolsun ki Allah; ona yardım edecektir. Şüphesiz ki Allah; Afüvv'dür, Gafur'dur.
Hac / 60 - (Kadri Çelik)
İşte böyle; kim kendine haksızlık yapanlara gördüğü haksızlık kadar karşılık verdikten sonra saldırıya uğrarsa, Allah kendisine kesinlikle yardım eder. Hiç şüphesiz Allah bağışlayıcıdır, affedicidir.
Hac / 60 - (Muhammed Esed)
Bu şu demektir: Kim ki kendisine yapılan saldırıya denk bir tepkiyle karşılık verdiği halde (yeniden) acımasızca kendisine saldırılırsa, Allah böyle birine mutlaka arka çıkacaktır; çünkü, Allah çok bağışlayan ve böylece kullarını günahtan arındıran gerçek bağışlayıcıdır.
Hac / 60 - (Mustafa İslamoğlu)
(Sözün özü) şudur ki; kendisine yapılan saldırıya misliyle karşılık veren kimse, bunun ardından yine insafsız bir saldırıya maruz kalırsa, Allah böyle birine kesinlikle yardım edecektir: elbette Allah, affetmeyi çok seven tarifsiz bir bağışlayıcıdır.
Hac / 60 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Bu böyledir. Ve her kim kendisine yapılan bir eziyete misliyle eziyette bulunur da sonra yine kendisine zulmedilirse elbette ona Allah yardım eder. Şüphe yok ki, Allah elbette affedicidir, yarlığayıcıdır.
Hac / 60 - (Ömer Öngüt)
Bu böyledir. Her kim kendisine uygulanan cezanın dengi ile karşılık verir de, bundan sonra kendisine yine saldırılırsa, Allah ona mutlaka yardım edecektir. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcı, mağfiret edicidir.
Hac / 60 - (Şaban Piriş)
İşte böyle... Kim de kendisine yapılan haksızlığa o ölçüde karşılık verir, sonra yine kendisine saldırılırsa, elbette Allah ona yardım eder. Şüphesiz Allah, çok affedici ve çok bağışlayıcıdır.
Hac / 60 - (Sadık Türkmen)
Bu böyle! Bir de kim, kendisine verilen eziyetin dengiyle karşılık verir de sonra yine kendisine zulmedilirse, elbette Allah ona yardım eder. Hiç şüphesiz ki Allah; çok affedendir, çok bağışlayandır.
Hac / 60 - (Seyyid Kutub)
Bu böyledir. Kim kendine haksızlık yapanlara gördüğü haksızlık kadar karşılık verdikten sonra saldırıya uğrarsa, Allah kendisine kesinlikle yardım eder. Hiç şüphesiz Allah bağışlayıcıdır, affedicidir.
Hac / 60 - (Suat Yıldırım)
İşte böyle... Kim kendisine yapılan haksızlığa karşı misliyle karşılık verdikten sonra yine tecavüze uğrarsa, elbette Allah ona yardım edecektir. Çünkü Allah afüvdür, gafurdur (affı ve mağfireti boldur).
Hac / 60 - (Süleyman Ateş)
İşte böyle. Her kim, kendisine verilen eziyetin dengi ile karşılık verir de, bundan sonra kendisine yine bir tecavüz ve zulüm vaki olursa, emin olmalıdır ki, Allah ona mutlaka yardım edecektir. Hakikaten Allah çok bağışlayıcı ve mağfiret edicidir.
Hac / 60 - (Tefhim-ul Kuran)
İşte böyle; her kim kendisine yapılan haksızlığın benzeriyle karşılık verir, sonra aleyhine 'azgınlık ve saldırıda' bulunulursa, Allah, mutlaka ona yardım eder. Hiç şüphe yok Allah, affedicidir, bağışlayıcıdır.
Hac / 60 - (Ümit Şimşek)
Allah yolunda hicret edenlerin durumu böyledir. Zulme uğradıktan sonra aynıyla karşılık veren ve sonra tekrar hakkına tecavüz edilen kimseye ise, Allah mutlaka yardım edecektir. Muhakkak ki Allah çok affedici, çok bağışlayıcıdır.
Hac / 60 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Bu böyledir. Kim kendisine uygulanan cezanın aynısını uygular da sonra kendisine karşı taşkınlıkta bulunulursa Allah ona muhakkak yardım edecektir. Doğrusu Allah affedicidir, bağışlayandır.
Hac / 60 - (İskender Ali Mihr)
Ve işte böyle, kim maruz kaldığı şey kadarı ile ikab eder (karşılık, ceza verir), sonra da ona azgınlık yapılırsa (haklarına tecavüz edilirse) Allah ona mutlaka yardım eder. Muhakkak ki Allah, af ve mağfiret edicidir (günahları sevaba çevirendir).
Hac / 60 - (İlyas Yorulmaz)
Böylece, kim kendisine verilen zararın misliyle karşılık verirse ve karşı taraftan haksızlıkla karşılaşırsa, elbette ki Allah adil davranana yardım edecektir. Muhakkak ki Allah affeden ve bağışlayandır.
ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ يُولِجُ اللَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي اللَّيْلِ وَأَنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ بَصِيرٌ
Okunuşu: Zâlike bi ennallâhe yûlicul leyle fîn nehâri ve yûlicun nehâre fîl leyli ve ennallâhe semîun basîr(basîrun).
Hac / 61 - (Diyanet İşleri)
Bu böyle. Çünkü Allah, geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içine sokar. Şüphesiz ki Allah hakkıyla işiten, hakkıyla görendir.
Hac / 61 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Böyledir bu, çünkü Allah, geceyi kısaltır, gecenin bir kısmını gündüz yapar, gündüzü kısaltır, bir kısmını gece yapar ve şüphe yok ki Allah, her şeyi duyar, görür.
Hac / 61 - (Abdullah Parlıyan)
İşte böylece Allah öylesine sınırsız kudret sahibidir ki, geceyi kısaltır, gecenin bir kısmını gündüz yapar, gündüzü kısaltır, gündüzün bir kısmını gece yapar. Çünkü Allah, olup biten herşeyi görücü ve işiticidir.
Hac / 61 - (Adem Uğur)
Böylece (Allah, haksızlığa uğrayana yardım edecektir ve buna kadirdir). Çünkü Allah, geceyi gündüze katar, gündüzü geceye katar. Şu da muhakkak ki Allah, hakkıyla işiten ve görendir.
Hac / 61 - (Ahmed Hulusi)
İşte böyle. . . Zira Allâh, geceyi gündüze dönüştürür, gündüzü de geceye (olaylar birbirinin zıddına dönerek devran döner)! Muhakkak ki Allâh Semi'dir, Basıyr'dir.
Hac / 61 - (Ahmet Tekin)
Bu yardım, Allah’ın, geceyi gündüzün içine sokarak uzatacak, gündüzü de gecenin içine sokarak uzatacak güce, kudrete sahip olmasından kaynaklanmaktadır. Allah dualara icabet eder, her şeyi bilir, görür, hakkı, doğruyu gösterir.
Hac / 61 - (Ahmet Varol)
Bu böyledir. Çünkü Allah geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içine sokar ve Allah duyandır, görendir.
Hac / 61 - (Ali Bulaç)
İşte böyle; çünkü Allah, geceyi gündüze bağlayıp katar ve gündüzü geceye bağlayıp katar. Şüphesiz Allah, işitendir, görendir.
Hac / 61 - (Ali Fikri Yavuz)
Mazluma Allah’ın yardım edişi şundan: Çünkü Allah (dilediğine kadirdir) geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içine sokar. Gerçekten Allah, Semi’dir= her şeyi işitir, Basîr’dir= her şeyi görür.
Hac / 61 - (Ali Ünal)
Böyledir, çünkü Allah, geceyi gündüze katar ve gündüzü de geceye katar; yine Allah, her şeyi hakkıyla işitendir, her şeyi hakkıyla görendir.
Hac / 61 - (Bekir Sadak)
Boyledir; Allah geceyi gunduze katar, gunduzu de geceye katar ve Allah suphesiz isitir ve gorur.
Hac / 61 - (Cemal Külünkoğlu)
İşte böyle. Allah (öylesine sınırsız kudret sahibidir ki,) gündüzü kısaltarak geceyi uzatan, geceyi kısaltarak gündüzü uzatan O'dur. Muhakkak Allah olup biten her şeyi gören ve işitendir.
Hac / 61 - (Diyanet Vakfi)
Böylece (Allah, haksızlığa uğrayana yardım edecektir ve buna kadirdir). Çünkü Allah, geceyi gündüze katar, gündüzü geceye katar. Şu da muhakkak ki Allah, hakkıyla işiten ve görendir.
Hac / 61 - (Edip Yüksel)
Bu gerçekleşecektir. Çünkü ALLAH geceyi gündüze sokar, gündüzü geceye sokar ve ALLAH İşitendir, Bilendir.
Hac / 61 - (Gültekin Onan)
İşte böyle; çünkü Tanrı geceyi gündüze bağlayıp katar ve gündüzü geceye bağlayıp katar. Şüphesiz Tanrı, işitendir, görendir.
Hac / 61 - (Harun Yıldırım)
Böylece (Allah, haksızlığa uğrayana yardım edecektir ve buna kadirdir). Çünkü Allah, geceyi gündüze katar, gündüzü geceye katar. Şu da muhakkak ki Allah, hakkıyla işiten ve görendir.
Hac / 61 - (Hasan Basri Çantay)
Bu, böyledir. Çünkü Allah geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içine sokar. Hakıykat, Allah (her şey'i) kemâliyle işidendir, hakkıyle görendir.
Hac / 61 - (Hayrat Neşriyat)
İşte böyle! Çünki Allah, geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katar; hiç şübhesiz Allah, Semî' (herşeyi işiten)dir, Basîr (herşeyi gören)dir.
Hac / 61 - (İbni Kesir)
İşte böyle. Allah; geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katar. Muhakkak ki Allah; Semi'dir, Basir'dir.
Hac / 61 - (Kadri Çelik)
Böylece (Allah, haksızlığa uğrayana yardım edeceğine ve buna kadir bulunduğuna delil olarak) Allah, geceyi gündüzün içine sokar ve gündüzü de gecenin içine girdirir. Şüphesiz Allah işitendir, görendir.
Hac / 61 - (Muhammed Esed)
Bu böyledir, çünkü Allah (öylesine sınırsız kudret Sahibidir ki,) gündüzü kısaltarak geceyi uzatan, geceyi kısaltarak gündüzü uzatan O'dur; çünkü Allah olup biten her şeyi görücü, işiticidir.
Hac / 61 - (Mustafa İslamoğlu)
Bunun (yasası) budur; zira baksanıza Allah gündüzü kısaltıp geceyi uzatıyor, geceyi kısaltıp gündüzü uzatıyor! Ne var ki Allah, her (yardım çağrısını) işitir ve (haksızlığa uğrayan) herkesi görür.
Hac / 61 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Bu böyledir, çünkü Allah geceyi gündüzün içine girdirir. Ve gündüzü de gecenin içine girdirir. Ve şüphe yok ki Allah, tamamıyla işiticidir, görücüdür.
Hac / 61 - (Ömer Öngüt)
İşte bu böyledir. Zira Allah geceyi gündüzün içine sokuyor, gündüzü de gecenin içine sokuyor. Allah işitendir, görendir.
Hac / 61 - (Şaban Piriş)
İşte böyle, çünkü Allah, geceyi gündüze bağlar, gündüzü de geceye bağlar. Şüphesiz Allah, işitendir, görendir.
Hac / 61 - (Sadık Türkmen)
Bu böyle! Çünkü Allah geceyi kısaltıp gündüzü uzatıyor, gündüzü de kısaltıp geceyi uzatıyor. Şüphesiz ki Allah; hakkıyla işiten, hakkıyla görendir.
Hac / 61 - (Seyyid Kutub)
Bu böyledir. Allah geceyi gündüze dönüştürür, gündüzü de geceye dönüştürür. Hiç şüphesiz Allah her şeyi işitir ve her şeyi görür.
Hac / 61 - (Suat Yıldırım)
Bu böyle... Çünkü Allah öyle sınırsız kudret sahibidir ki gâh gündüzü kısaltarak geceyi uzatır, gâh geceyi kısaltarak gündüzü uzatır ve çünkü Allah semîdir, basîrdir (her şeyi hakkıyla işitip görmektedir).
Hac / 61 - (Süleyman Ateş)
İşte böyle. (Allâh), geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü gecenin içine sokar. Doğrusu Allâh, işiten ve görendir.
Hac / 61 - (Tefhim-ul Kuran)
İşte böyle; çünkü Allah, geceyi gündüze bağlayıp katar ve gündüzü de geceye bağlayıp katar. Şüphesiz Allah, işitendir, görendir.
Hac / 61 - (Ümit Şimşek)
Allah dilediğine böylece yardım eder; çünkü geceyi gündüze, gündüzü de geceye katan Odur; ve Allah herşeyi işiten, herşeyi görendir.
Hac / 61 - (İskender Ali Mihr)
İşte böyle, çünkü geceyi gündüzün içine ve gündüzü gecenin içine sokar (katar). Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten, en iyi görendir.
ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ هُوَ الْحَقُّ وَأَنَّ مَا يَدْعُونَ مِن دُونِهِ هُوَ الْبَاطِلُ وَأَنَّ اللَّهَ هُوَ الْعَلِيُّ الْكَبِيرُ
Okunuşu: Zâlike bi ennallâhe huvel hakku ve enne mâ yed’ûne min dûnihî huvel bâtılu ve ennallâhe huvel aliyyul kebîr(kebîru).
Hac / 62 - (Diyanet İşleri)
Bu böyle. Çünkü Allah, hakkın ta kendisidir. O’nu bırakıp da taptıkları ise batılın ta kendisidir. Şüphesiz ki Allah yücedir, büyüktür.
Hac / 62 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Böyledir bu, çünkü Allah, gerçektir ve şüphe yok ki ondan başka neyi çağırırlarsa boştur, aslı yoktur ve şüphe yok ki Allah, pek yücedir, pek büyük.
Hac / 62 - (Abdullah Parlıyan)
Bunu böylece bilin ki, Allah varlığı kendinden olan tek gerçek zattır. O'nun dışında yalvarıp yakardıkları ise, anlamsız ve amaçsız boş şeylerdir. Çünkü Allah, çok yüce ve çok büyüktür.
Hac / 62 - (Adem Uğur)
Böyledir. Çünkü Allah, hakkın ta kendisidir. O'nun dışındaki taptıkları ise bâtılın ta kendisidir. Gerçek şu ki Allah, evet O, uludur, büyüktür.
Hac / 62 - (Ahmed Hulusi)
İşte böyle. . . Zira Allâh; "HÛ"dur! Hak'tır (hakiki varlık)! O'nun dûnunda olan yöneldikleri ise, aslı olmayan (bilinçteki yanlış verinin var sandırdığı) şeylerdir! Muhakkak ki Allâh, Alîy'dir, Kebiyr'dir.
Hac / 62 - (Ahmet Tekin)
Bu mükemmel kudret ve ilimle tanımlama, Allah’ın bizâtihî varlığında şüphe olmayan hak bir ilâh olmasından, Allah’ı bırakıp, kulları durumundaki taptıkları, yalvardıkları şeylerin bâtıl oluşundan, bizâtihî Allah’ın yüce ve büyük olmasından kaynaklanmaktadır.
Hac / 62 - (Ahmet Varol)
Bu böyledir. Çünkü Allah, hakkın kendisidir. O'ndan başka taptıkları ise batılın ta kendisidir ve Allah uludur, büyüktür.
Hac / 62 - (Ali Bulaç)
İşte böyle; çünkü Allah, hakkın ta kendisidir. O'nun dışında, onların taptıkları ise, şüphesiz batılın ta kendisidir. Gerçekten Allah, yücedir, büyüktür.
Hac / 62 - (Ali Fikri Yavuz)
Bu kâmil kudret şundandır: Çünkü Allah, varlığı kendinden olan Hak’dır. Müşriklerin Allah’ı bırakıb da tapındıkları putlar ise, hep bâtıldır. Şüphesiz Allah her şeyden yücedir, her şeyden büyüktür.
Hac / 62 - (Ali Ünal)
Böyledir, çünkü Allah, hakkın ta kendisidir; buna karşılık, müşriklerin O’ndan başka tapınıp yalvardıkları her ne olursa olsun, bâtılın ta kendisidir. Ve Allah, evet O’dur Aliyy (mutlak Yüce) ve Kebîr (mutlak Büyük).
Hac / 62 - (Bayraktar Bayraklı)
Bu, böyledir. Çünkü gerçek tanrı Allah'tır. O'ndan başka taptıkları ise bâtıldır. Şüphesiz en yüce ve en büyük olan Allah'tır.
Hac / 62 - (Bekir Sadak)
Keza Hak yalniz Allah'tir; O'nu birakip taptiklari sadece batildir. Dogrusu Allah yucedir buyuktur.
Hac / 62 - (Celal Yıldırım)
(Gerçek) budur. Çünkü Allah, O'dur Hakk; Ondan başka taptıkları ise bâtıldır ve doğusu Allah çok yücedir, çok büyüktür.
Hac / 62 - (Cemal Külünkoğlu)
Bu böyledir! Çünkü Allah Hakk'ın ta kendisidir. Onların (müşriklerin), O'ndan başka yalvardıkları tanrılar ise batılın ta kendisidir. Şüphesiz Allah büyüktür, yücedir!
Hac / 62 - (Diyanet Vakfi)
Böyledir. Çünkü Allah, hakkın ta kendisidir. O'nun dışındaki taptıkları ise bâtılın ta kendisidir. Gerçek şu ki Allah, evet O, uludur, büyüktür.
Hac / 62 - (Edip Yüksel)
Bu gerçekleşecektir. Çünkü ALLAH Gerçektir, O'nun dışında yalvardıkları ise asılsızdır ve ALLAH Yücedir, Büyüktür.
Hac / 62 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Çünkü Allahdır ancak zati hak, onların ondan başka da'vet ettikleri ise hep bâtıldır, ve Allahdır ancak yegâne yüksek, yegâne büyük
Hac / 62 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
(Bu sonsuz güç şundandır) Çünkü Allah, varlığı kendinden olan Hak'tır. Müşriklerin O'nu bırakıp da tapındıkları putlar ise hep bâtıldır. Şüphesiz Allah, yücedir, büyüktür.
Hac / 62 - (Gültekin Onan)
İşte böyle; çünkü Tanrı, hakkın ta kendisidir. O'nun dışında, onların taptıkları ise, şüphesiz batılın ta kendisidir. Gerçekten Tanrı, yücedir, büyüktür.
Hac / 62 - (Harun Yıldırım)
Böyledir. Çünkü Allah, hakkın ta kendisidir. O'nun dışındaki taptıkları ise bâtılın ta kendisidir. Gerçek şu ki Allah, evet O, uludur, büyüktür.
Hac / 62 - (Hasan Basri Çantay)
Bu, böyledir. Zîrâ Allah Hakkın ta kendisidir. Onların kendisini bırakıb da tapdıkları (putlar) da hakıykaten baatılın ta kendisidir. Şübhesiz ki Allah, O, (her şeyden) yücedir, çok büyükdür.
Hac / 62 - (Hayrat Neşriyat)
İşte böyle! Çünki Allah, O Hakk olandır. O’ndan başka (kendisine) yalvarmaktaoldukları şeyler ise gerçekten bâtıldır; hiç şübhesiz Aliyy (pek yüce olan), Kebîr (pek büyük olan) ancak Allah’dır.
Hac / 62 - (İbni Kesir)
İşte böyle. Çünkü Allah; hakkın ta kendisidir. O'nu bırakıp da taptıkları şeyler de doğrudan doğruya batıldır. Muhakkak ki Allah; Aliyy'dir, Kebir'dir.
Hac / 62 - (Kadri Çelik)
Bu (sonsuz güç) Allah'ın, hakkın ta kendisi olduğu sebebiyledir. O'nun dışında onların kendilerine tapmakta oldukları ise, şüphesiz batılın ta kendisidir. Şüphesiz Allah, yücedir, büyüktür.
Hac / 62 - (Muhammed Esed)
Bu böyledir, çünkü nihai gerçek, şüphesiz, Allah'tır; apaçık sahte ve düzmece olan ise, onların O'ndan başka yalvarıp yakardıkları varlıklardır; ve çünkü Allah ulular ulusu, yüceler yücesidir!
Hac / 62 - (Mustafa İslamoğlu)
Bunun böyle olması (doğaldır); zira mutlak hakikat Allah'ın ta kendisidir; ve onların O'nun dışında yalvarıp yakardıklarıysa batılın ta kendisidir: ve şüphe yok ki Allah, yüceler yücesi, büyükler büyüğüdür.
Hac / 62 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
İşte bu böyledir. Çünkü hak olan ancak Allah'tır. O'ndan başka ibadet ettikleri ise o bâtıldır ve muhakkak ki, en yüce ve en büyük olan ancak Allah'tır.
Hac / 62 - (Ömer Öngüt)
Bu böyledir. Çünkü Allah hakkın tâ kendisidir. Onu bırakıp da taptıkları şeyler ise bâtıldan başka bir şey değildir. Şüphesiz ki Allah yücedir, büyüktür.
Hac / 62 - (Şaban Piriş)
İşte bu, Allah’ın hakkın kendisi olması, O’nu bırakıp da başkalarına dua etmenin batıl olması sebebiyledir. Allah, yücedir, büyüktür.
Hac / 62 - (Sadık Türkmen)
Bu böyle! Çünkü Allah gerçeğin ta kendisidir. O’nu bırakıp da taptıkları ise batılın/yalanın ta kendisidir. Şüphesiz ki Allah; yücedir, büyüktür.
Hac / 62 - (Seyyid Kutub)
Bu böyledir. Allah gerçektir ve onların Allah dışındaki imdada çağırdıkları düzmece ilahlar asılsızdır. Allah yüce ve uludur.
Hac / 62 - (Suat Yıldırım)
Bu böyle... Çünkü Allah hakkın, gerçeğin ta kendisidir. Müşriklerin O’ndan başka yalvardıkları tanrılar ise batılın ta kendisidir ve tam anlamıyla yüce ve büyük olan da ancak Allah’tır.
Hac / 62 - (Süleyman Ateş)
İşte böyle. Çünkü Allâh, Hak'tır, O'ndan başka yalvardıkları ise bâtıldır (aslı olmayan yalan şeylerdir). İşte çok yüce, çok büyük olan, Allah'tır.
Hac / 62 - (Tefhim-ul Kuran)
İşte böyle; çünkü Allah, hakkın ta kendisidir. O'nun dışında onların kendilerine tapmakta oldukları ise, şüphesiz batılın ta kendisidir. Şüphesiz Allah, yücedir, büyüktür.
Hac / 62 - (Ümit Şimşek)
Bütün bunlar gösterir ki, Allah Hakkın tâ kendisi, Ondan başka dua ettikleri ise bâtılın tâ kendisidir; ve Allah herşeyden yüce, herşeyden büyüktür.
Hac / 62 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Evet böyledir! Çünkü Allah Hakk'ın ta kendisidir. O'nun berisinden yalvarıp çağırdıkları ise bâtılın ta kendisidir. Hiç kuşkusuz, Allah Aliyy'dir, Kebîr'dir.
Hac / 62 - (İskender Ali Mihr)
İşte böyle, çünkü O, “Hakk”tır. Ve Muhakkak ki O’ndan (Allah’tan) başka dua ettiğiniz (taptığınız) şeyler, onlar bâtıldır. Muhakkak ki Allah, O, Âli (yüce)’dir, Kebir’dir (büyüktür).
Hac / 62 - (İlyas Yorulmaz)
İşte Allah gerçekten böyledir ve ondan başka dua edip kulluk ettikleri ise batıldır. Allah şüphesiz ki her şeyden yüce ve her şeyden büyük olandır.
أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ أَنزَلَ مِنَ السَّمَاء مَاء فَتُصْبِحُ الْأَرْضُ مُخْضَرَّةً إِنَّ اللَّهَ لَطِيفٌ خَبِيرٌ
Okunuşu: E lem tera ennallâhe enzele mines semâi mâen fe tusbihul ardu muhdarraten, innallâhe latîfun habîr(habîrun).
Hac / 63 - (Diyanet İşleri)
Allah’ın gökten yağmur indirdiği, böylece yeryüzünün yemyeşil olduğunu görmedin mi? Şüphesiz Allah, çok lütufkârdır, hakkıyla haberdardır.
Hac / 63 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Görmez misin, şüphe yok ki Allah, gökten yağmur yağdırır da yeryüzü yemyeşil olur; şüphe yok ki Allah, lütuf ve ihsân sâhibidir, her şeyden haberdardır.
Hac / 63 - (Abdullah Parlıyan)
Görmüyor musun, gökten su indiren Allah'tır ki, onunla yeryüzü yeşeriyor. Şüphesiz Allah, kulları hakkında lütuf ve ihsan sahibidir ve herşeyden de haberdardır.
Hac / 63 - (Adem Uğur)
Görmedin mi, Allah, gökten yağmur indirdi de bu sayede yeryüzü yeşeriyor. Gerçekten Allah çok lütufkârdır, (her şeyden) haberdardır.
Hac / 63 - (Ahmed Hulusi)
Görmedin mi ki; Allâh semâdan bir su inzâl etti de arz yemyeşil oluyor. . . Muhakkak ki Allâh Latiyf'tir, Habiyr'dir.
Hac / 63 - (Ahmet Tekin)
Allah’ın gökten su indirdiğini, yeryüzünün yemyeşil olduğunu görmüyor musun? Allah hikmetine nüfuz edilmeyen yüce varlıktır, gizli-açık her şeyden haberdardır.
Hac / 63 - (Ahmet Varol)
Allah'ın gökten su indirdiğini ve böylece yeryüzünün yemyeşil olduğunu görmedin mi? Şüphesiz Allah lütüf sahibidir, her şeyden haberdardır.
Hac / 63 - (Ali Bulaç)
Görmedin mi, Allah, gökten su indirdi, böylece yeryüzü yemyeşil donatıldı. Şüphesiz Allah, lütfedicidir, her şeyden haberdardır.
Hac / 63 - (Ali Fikri Yavuz)
Görmedin mi, Allah gökten bir yağmur indirmekle yeryüzü yemyeşil oluveriyor? Gerçekten Allah çok lütûfkârdır, her şeyden haberdardır.
Hac / 63 - (Ali Ünal)
Görmez misin ki Allah, gök tarafından bir tür su indirir de, yer yemyeşil oluverir? Kuşkusuz Allah, en derin, en görünmez şeylere de nüfuz edendir; (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır.
Hac / 63 - (Bayraktar Bayraklı)
Allah'ın gökten yağmur yağdırdığını ve bu sebeple yeryüzünün yemyeşil olduğunu görmez misin? Şüphesiz Allah, lütuf sahibidir; her şeyden haberdardır.
Hac / 63 - (Bekir Sadak)
Allah'in gokten indirdigi su ile yerin yemyesil oldugunu gormez misin? Dogrusu Allah Latif'dir, haberdardir.
Hac / 63 - (Celal Yıldırım)
Görmedin mi ki, Allah gökten bir su indirdi de yeryüzü yemyeşil oluverdi. Şüphesiz ki Allah çok lütuf sahibidir ve her şeyden haberlidir.
Hac / 63 - (Cemal Külünkoğlu)
Allah'ın gökten su indirmesiyle yeryüzünün yemyeşil olduğunu görmüyor musun? Allah, çok lütufkârdır, her şeyden haberdardır.
Hac / 63 - (Diyanet Vakfi)
Görmedin mi, Allah, gökten yağmur indirdi de bu sayede yeryüzü yeşeriyor. Gerçekten Allah çok lütufkârdır, (her şeyden) haberdardır.
Hac / 63 - (Edip Yüksel)
ALLAH'ın gökten bir su indirdiğini ve yeryüzünün yeşerdiğini görmez misin? ALLAH Şefkatlidir, Haberdardır.
Hac / 63 - (Gültekin Onan)
Görmedin mi, Tanrı, gökten su indirdi, böylece yeryüzü yemyeşil donatıldı. Şüphesiz Tanrı, lütfedicidir, her şeyden haberdardır.
Hac / 63 - (Harun Yıldırım)
Görmedin mi, Allah, gökten yağmur indirdi de bu sayede yeryüzü yeşeriyor. Gerçekten Allah çok lütufkârdır (her şeyden) haberdardır.
Hac / 63 - (Hasan Basri Çantay)
Görmedin mi, Allah gökden su (yağmur) indirdi de (o sayede) yer (yüzü) yemyeşil olmakdadır. Şübhe yok ki Allah çok lûtufkârdır, (her şey'e) hakkıyle âgâhdır.
Hac / 63 - (Hayrat Neşriyat)
Görmedin mi ki, doğrusu Allah, gökten bir su indirdi de (böylece) yeryüzü yemyeşil oluyor. Muhakkak ki Allah, Latîf (çok ihsân eden)dir, Habîr (herşeyden haberdâr olan)dır.
Hac / 63 - (İbni Kesir)
Görmedin mi; Allah, gökten su indirdi de böylece yeryüzü yemyeşil olmaktadır. Ve gerçekten Allah; Latif'dir, Hamid'dir.
Hac / 63 - (Kadri Çelik)
Görmedin mi Allah, gökten su indirdi de böylece yeryüzü yemyeşil donatıldı. Şüphesiz Allah, en ince işlerin içini bilendir, her şeyden haberdardır.
Hac / 63 - (Muhammed Esed)
Görmüyor musun, gökten su indiren Allah'tır; ki onunla yeryüzü yeşeriyor? Doğrusu, Allah her şeyden haberdar olan, (bilgi ve gözetimiyle) her şeye nüfuz eden ama kendisine asla nüfuz edilemeyen aşkın Varlık'tır.
Hac / 63 - (Mustafa İslamoğlu)
(Ey insan!) Görmez misin ki, gökten su indiren Allah'tır? Ki bu sayede yeryüzü yeşillenmektedir. Çünkü Allah dilediği şeyi cömertçe lütfeder, (nankörün nankörlüğünden) haberdar olur.
Hac / 63 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Görmedin mi ki, muhakkak Allah, gökten bir su indirdi de yeryüzü yemyeşil olarak sabahlar oldu. Şüphe yok ki Allah çok lütufkârdır, çok haberdardır.
Hac / 63 - (Ömer Öngüt)
Görmez misin ki, Allah gökten bir su indirir de bu sayede yeryüzü onunla yemyeşil kesiliverir. Şüphesiz ki Allah Lâtif'tir, her şeyden haberdardır.
Hac / 63 - (Şaban Piriş)
Allah’ın gökten su indirmesiyle yeryüzünün yemyeşil olduğunu görmüyor musun? Allah, çok lütufkar ve her şeyden haberdardır.
Hac / 63 - (Sadık Türkmen)
Allah’ın gökten yağmur indirdiği, böylece yeryüzünün yemyeşil olduğunu görmedin mi? Şüphesiz Allah çok lütufkârdır, hakkıyla haberdardır.
Hac / 63 - (Seyyid Kutub)
Allah'ın gökten su indirdiğini ve bu sayede yeryüzünün yemyeşil olduğunu görmüyor musun? Hiç kuşkusuz Allah latiftir ve her şeyden haberdardır.
Hac / 63 - (Suat Yıldırım)
Görmedin mi ki Allah gökten yağmur indirir de yer yemyeşil oluverir. Allah latiftir, habîrdir (lütfu boldur, her şeyden haberdardır).
Hac / 63 - (Süleyman Ateş)
Görmedin mi Allâh gökten bir su indirdi de yer yeşeriyor. Doğrusu Allâh latiftir (bilgisi veya lutfu en ince ve nazik şeylere kadar varır), habirdir (her türlü tedbiri bilir, her şeyi haber alır).
Hac / 63 - (Tefhim-ul Kuran)
Görmedin mi, Allah, gökten su indirdi, böylece yeryüzü yemyeşil donatıldı. Şüphesiz Allah, lütfedicidir, her şeyden haberdardır.
Hac / 63 - (Ümit Şimşek)
Görmedin mi: Allah gökten bir su indirir de yeryüzü onunla yemyeşil olur. Hiç kuşku yok ki Allah'ın lütfu pek geniştir, Onun bilgisi herşeyin bütün inceliklerini kapsar ve O herşeyden haberdardır.
Hac / 63 - (İskender Ali Mihr)
Allah’ın semadan su indirdiğini ve böylece yeryüzünün yeşerdiğini görmedin mi? Muhakkak ki Allah, Lâtif’tir (lütûf sahibidir), Habîr’dir (herşeyden haberdardır).
Hac / 63 - (İlyas Yorulmaz)
Bakmıyor musun? Allah gökten su indirdiğinde yeryüzü yemyeşil oluyor. Elbetteki Allah her şeyi en ince şekilde planlayan ve planladığı her şeyden de haberdar olandır.
لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَإِنَّ اللَّهَ لَهُوَ الْغَنِيُّ الْحَمِيدُ
Okunuşu: Lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard(ardı), ve innallâhe le huvel ganiyyul hamîd(hamîdu).
Hac / 64 - (Diyanet İşleri)
Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. Şüphesiz ki Allah elbette zengindir, elbette övgüye lâyıktır.
Hac / 64 - (Abdullah Parlıyan)
Göklerde ne varsa, yerde ne varsa hepsi O'nundur. Ve doğrusu Allah, hiçbir şeye muhtaç olmayacak kadar zengin ve bütün övgülere de layıktır.
Hac / 64 - (Adem Uğur)
Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Hakikaten Allah, yalnız O zengindir, övgüye değerdir.
Hac / 64 - (Ahmed Hulusi)
Semâlarda ve arzda olan ne varsa O'nun (Esmâ özelliklerinin seyredilmesi) içindir!. . Muhakkak ki Allâh, elbette O, Ğaniyy'dir, Hamiyd'dir.
Hac / 64 - (Ahmet Tekin)
Göklerdeki varlıkların ve imkânların, yerdeki varlıkların ve imkânların tamamı Allah’ındır, Allah’ın tasarrufundadır. Allah, işte O, zengindir, muhtaç değildir. Övgüye ve şükre lâyıktır.
Hac / 64 - (Ahmet Varol)
Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Muhakkak ki Allah hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, övgüye layık olandır.
Hac / 64 - (Ali Bulaç)
Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Şüphesiz Allah, hiç bir şeye ihtiyacı olmayan (Gani)dır, övülmeye layık olandır.
Hac / 64 - (Ali Fikri Yavuz)
Göklerde ve yerde ne varsa hep Allah’ındır. Doğrusu Allah, Ganî= (hiç bir şeye muhtaç olmıyan) hamd’e lâyık bulunandır.
Hac / 64 - (Ali Ünal)
Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi O’nundur. Ve Allah, evet O’dur Ğaniyy (mutlak servet sahibi ve her türlü ihtiyaçtan mutlak müstağnî); Hamîd (bütün ihtiyaçlarınızı gideren ve rızkınızı veren Rabbiniz olarak hakkıyla hamde ve övgüye lâyık).
Hac / 64 - (Celal Yıldırım)
Göklerde ne varsa, yerde ne varsa hepsi O'nundur. Ve doğrusu Allah çok zengindir (kimselere muhtaç değildir), çok övülmeye lâyıktır.
Hac / 64 - (Cemal Külünkoğlu)
Göklerde ve yerde var olan her şey O'na aittir. Şüphesiz Allah, hiç bir şeye ihtiyacı olmayandır, övülmeye layık olandır.
Hac / 64 - (Gültekin Onan)
Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Şüphesiz Tanrı, hiç bir şeye ihtiyacı olmayan (Gani)dır, övülmeye layık olandır.
Hac / 64 - (Hasan Basri Çantay)
Göklerde ne var, yerde ne varsa Onundur. Hakıykat, Allah zâti i'tibariyle her şeyden) müstağnidir. (Sıfatları, fiilleri ile de) bihakkın hamde ancak kendisi lâyıkdır.
Hac / 64 - (Hayrat Neşriyat)
Göklerde ne var, yerde ne varsa O’nundur. Şübhesiz ki Ganî (hiçbir şeye ihtiyâcı olmayan), Hamîd (hamd edilmeye yegâne lâyık) olan elbette ancak Allah’dır.
Hac / 64 - (Kadri Çelik)
Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Şüphesiz Allah, hiç bir şeye ihtiyacı olmayandır, övülmeye layık olandır.
Hac / 64 - (Muhammed Esed)
Göklerde ve yerde var olan her şey O'na aittir; ve Allah'tır, Yalnız O'dur, bütün övgülere layık ve kendine yeterli olan.
Hac / 64 - (Mustafa İslamoğlu)
Göklerde ve yerde var olan her şey bütünüyle sadece O'na aittir: Ve kuşkusuz Allah, elbet O kendi kendine yeterli olandır ve her tür övgüye layık olandır.
Hac / 64 - (Şaban Piriş)
Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur. Gerçekten Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan ve övgüye layık olandır.
Hac / 64 - (Sadık Türkmen)
Göklerdeki herşey, yerdeki herşey O’nundur. Şüphesiz ki Allah; elbette zengindir, elbette övgüye lâyıktır.
Hac / 64 - (Seyyid Kutub)
Göklerde ve yerde bulunan tüm varlıklar O'nundur. Hiç kuşkusuz Allah zengindir ve övgüye layıktır..
Hac / 64 - (Suat Yıldırım)
Göklerde ne var, yerde ne varsa hep O’nundur ve muhakkak ki Allah ganîdir, hamîddir (hiç bir şeye ihtiyacı yoktur, bütün övgülere lâyıktır).
Hac / 64 - (Tefhim-ul Kuran)
Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Şüphesiz Allah, hiç bir şeye ihtiyacı olmayan (Gani) dır, övülmeye layık olandır.
Hac / 64 - (Ümit Şimşek)
Göklerde ne var, yerde ne varsa Onundur. Hiçbir şeye ihtiyacı olmayan ve her türlü övgüye lâyık olan da ancak Allah'tır.
Hac / 64 - (İskender Ali Mihr)
Semalarda ve yeryüzünde olan herşey, O’nundur. Muhakkak ki Allah, O, mutlaka Ganî’dir (mustağni, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır), Hamîd (hamdedilen)’dir.
Hac / 64 - (İlyas Yorulmaz)
Göklerde ve yerde olanların tamamı O na aittir. Şüphesiz ki Allah hiçbir şeye ve kimseye ihtiyacı olamayan ve yüceltilip övülmeye layık olandır.
أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ سَخَّرَ لَكُم مَّا فِي الْأَرْضِ وَالْفُلْكَ تَجْرِي فِي الْبَحْرِ بِأَمْرِهِ وَيُمْسِكُ السَّمَاء أَن تَقَعَ عَلَى الْأَرْضِ إِلَّا بِإِذْنِهِ إِنَّ اللَّهَ بِالنَّاسِ لَرَؤُوفٌ رَّحِيمٌ
Okunuşu: E lem tera ennallâhe sahhara lekum mâ fîl ardı vel fulke tecrî fîl bahri bi emrihî, ve yumsikus semâe en tekaa alâl ardı illâ bi iznihî, innallâhe bin nâsi le raûfun rahîm(rahîmun).
Hac / 65 - (Diyanet İşleri)
Görmüyor musun ki, Allah bütün yerdekileri ve emri uyarınca denizde akıp gitmekte olan gemileri sizin hizmetinize vermiştir. İzni olmaksızın yerin üzerine düşmesin diye göğü O tutuyor. Şüphesiz ki Allah, insanlara karşı çok esirgeyici, çok merhametlidir.
Hac / 65 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Görmez misin, şüphe yok ki Allah, râm etmiştir size yeryüzünde ne varsa ve emriyle denizde akıp giden gemiyi ve izni olmadıkça gökyüzünü yeryüzüne yıkmaz da tutar; şüphe yok ki Allah, insanları pek esirger ve rahîmdir.
Hac / 65 - (Abdullah Parlıyan)
Yeryüzünde var olan herşeyi ve koyduğu yasalarla denizde seyreden gemileri ve gök cisimlerini, kendi izni olmadıkça yeryüzüne düşmemeleri için, yerlerinde ve yörüngelerinde tutanın Allah olduğunu görmüyor musun? Gerçekten de Allah, insanlara karşı çok şefkatli ve merhametlidir.
Hac / 65 - (Adem Uğur)
Görmedin mi, Allah, yerdeki eşyayı ve emri uyarınca denizde yüzen gemileri sizin hizmetinize verdi. Göğü de, kendi izni olmadıkça yer üzerine düşmekten korur. Çünkü Allah, insanlara çok şefkatli ve çok merhametlidir.
Hac / 65 - (Ahmed Hulusi)
Görmedin mi Allâh, arzdakileri de denizde akıp giden gemileri de sizin hizmetinize vermiştir. . . Semâyı (gökten gelecek meteorları) arza çarpmaktan O koruyor. . . Oluşmasına elverdiği şartları dışında. . . Muhakkak ki Allâh insanlarda Rauf'tur, Rahıym'dir.
Hac / 65 - (Ahmet Tekin)
Allah’ın, kurduğu düzen gereğince yeryüzündeki varlıkların ve imkânların tamamını, denizlerde seyreden gemileri, filoları sizin menfaatiniz için kanunlarına boyun eğdirdiğini görmüyor musun? Göğü de kesinkes yasalarıyla, iradesiyle yere düşmekten, denge ve çekim kanununu işleterek O koruyor. Koruyacak kanunları o koyarak işlerlik kazandırıyor Allah insanlara karşı çok şefkatli, engin merhamet sahibidir.
Hac / 65 - (Ahmet Varol)
Allah'ın yerde olanları ve denizde O'nun emriyle akıp giden gemileri hizmetinize verdiğini görmedin mi? O, izni olmadan yerin üzerine düşmesin diye göğü tutmaktadır. Şüphesiz Allah insanlara çok acıyan ve çok rahmet edendir.
Hac / 65 - (Ali Bulaç)
Görmedin mi, Allah, yerdekileri ve denizde onun emriyle akıp giden gemileri, sizin yararınıza verdi. Ve izni olmadıkça, göğü yerin üstüne düşmekten alıkoyar. Şüphesiz Allah, insanlara karşı şefkatlidir, çok merhametlidir.
Hac / 65 - (Ali Fikri Yavuz)
Görmedin mi ki, Allah, bütün yerdekileri ve emriyle denizde akıb giden gemileri hep sizin hizmetinize bağlı kıldı. Semayi, yeryüzüne düşmekten koruyan O’dur; ancak kıyamette izniyle düşecektir. Doğrusu Allah insanlara çok şefkatlidir, çok merhametlidir.
Hac / 65 - (Ali Ünal)
Görmez misin ki Allah, yerde her ne varsa sizin hizmetinize verdi; emir ve tasarrufu altında denizlerde akıp giden gemileri de? Kendi izni olmadan yerin üzerine düşmesin diye göğü de O tutuyor. Kuşkusuz Allah, insanlara pek çok acıyandır, hususî merhameti pek bol olandır.
Hac / 65 - (Bayraktar Bayraklı)
Allah'ın yerde olan her şeyi, emriyle denizlerde seyreden gemileri, sizin emrinize verdiğini görmüyor musun? İzni olmadan yere düşmesinler diye, gök cisimlerini tutar. Çünkü Allah, insanlara karşı son derece şefkatli ve merhametlidir.
Hac / 65 - (Bekir Sadak)
Allah'in yerde olanlari ve emriyle denizlerde yuruyen gemileri buyrugunuz altina vermis oldugunu; buyrugu olmaksizin yere dusmemesi icin gogu O'nun tuttugunu gormez misin? Dogrusu Allah insanlara karsi sefkatli ve merhametli olandir.
Hac / 65 - (Celal Yıldırım)
Allah'ın yerde olanları ve O'nun buyruğuyla denizde yol alıp giden gemiyi sizin emrinize verdiğini görmedin mi ? Yerin üstüne (büyükçe gök taşlarının) düşmemesi için göğü (ondaki cisimleri) tutar; ancak O'nun izniyle düşebilir. Şüphesiz ki Allah insanlara karşı çok şefkatli, esirgeyici ve çok merhametlidir.
Hac / 65 - (Cemal Külünkoğlu)
Görmüyor musun ki, Allah bütün yerdekileri ve emri uyarınca denizde akıp gitmekte olan gemileri sizin hizmetinize vermiştir. İzni olmaksızın yerin üzerine düşmesin diye göğü O tutuyor. Şüphesiz ki Allah, insanlara karşı çok şefkatli ve çok merhametlidir.
Hac / 65 - (Diyanet İşleri (eski))
Allah'ın yerde olanları ve emriyle denizlerde yürüyen gemileri buyruğunuz altına vermiş olduğunu; buyruğu olmaksızın yere düşmemesi için göğü O'nun tuttuğunu görmez misin? Doğrusu Allah insanlara karşı şefkatli ve merhametli olandır.
Hac / 65 - (Diyanet Vakfi)
Görmedin mi, Allah, yerdeki eşyayı ve emri uyarınca denizde yüzen gemileri sizin hizmetinize verdi. Göğü de, kendi izni olmadıkça yer üzerine düşmekten korur. Çünkü Allah, insanlara çok şefkatli ve çok merhametlidir.
Hac / 65 - (Edip Yüksel)
ALLAH'ın yerdeki şeyleri ve emriyle denizde akıp giden gemileri hizmetinize sunduğunu ve göğü, izni olmadan yerin üzerine düşmekten alıkoyduğunu görmez misin? ALLAH insanlara karşı Şefkatlidir, Rahimdir.
Hac / 65 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Görmedin mi Allah, hakıkaten bütün yerdekileri sizin için müsahhar kıldı, Semayı da izni olmaksızın Yere düşmekten tutuyor, hakıkaten Allah, insanlara çok ra'fetli bir rahîmdir
Hac / 65 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Görmedin mi ki, Allah bütün yerdekileri sizin hizmetinize sundu. Ve emriyle denizde seyredip giden gemileri de. Göğü de izni olmaksızın yere düşmekten o tutuyor. Gerçekten Allah insanlara çok şefkatli, çok merhametlidir.
Hac / 65 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Görmedin mi ki, Allah bütün yerdekileri ve emriyle denizlerde akıp giden gemileri hep sizin buyruğunuz altına verdi. Göğü de izni olmaksızın yere düşmekten o (koruyup havada) tutuyor. Şüphesiz Allah insanlara çok şefkatlidir, çok merhametlidir.
Hac / 65 - (Gültekin Onan)
Görmedin mi, Tanrı, yerdekileri ve denizde onun buyruğuyla akıp giden gemileri sizin yararınıza / kullanımınıza verdi. Ve izni olmadıkça, göğü yerin üstüne düşmekten alıkoyar. Şüphesiz Tanrı, insanlara karşı şefkatlidir, çok merhametlidir.
Hac / 65 - (Harun Yıldırım)
Görmedin mi, Allah, yerdeki eşyayı ve emri uyarınca denizde yüzen gemileri sizin hizmetinize verdi. Göğü de, kendi izni olmadıkça yer üzerine düşmekten korur. Çünkü Allah, insanlara çok şefkatli ve çok merhametlidir.
Hac / 65 - (Hasan Basri Çantay)
Görmedin mi, Allah yerde ne varsa onları ve emriyle denizde akıb gitmekde olan gemileri size râm etmişdir. Semâyi, izni olmadıkça, yerin üzerine düşmekden O tutuyor. Şübhe yok ki Allah insanları pek çok esirgeyicidir, çok merhametlidir.
Hac / 65 - (Hayrat Neşriyat)
Görmedin mi ki şübhesiz Allah, yerde bulunanları ve emriyle denizde akıp giden gemileri sizin emrinize verdi. Göğü de, izni olmaksızın yerin üzerine düşmesin diye (O)tutuyor. Şübhesiz ki Allah, insanlara karşı elbette Raûf (çok şefkatli olan)dır, Rahîm (çok merhametli olan)dır.
Hac / 65 - (İbni Kesir)
Görmedin mi; Allah, yerde olanları ve emriyle denizde akıp giden gemileri buyruğunuz altına vermiştir. İzni olmadıkça, göğü yerin üstüne düşmemesi için O tutar. Doğrusu Allah; insanlara karşı Rauf'dur, Rahim'dir.
Hac / 65 - (Kadri Çelik)
Allah'ın yerde olanları ve emriyle denizlerde yürüyen gemileri buyruğunuz altına vermiş olduğunu ve izni olmaksızın yere düşmemesi için göğü O'nun tuttuğunu görmez misin? Doğrusu Allah insanlara karşı şefkatli ve merhametli olandır.
Hac / 65 - (Muhammed Esed)
Yeryüzünde var olan her şeyi ve koyduğu (fiziki) yasalara uyarak denizde seyreden gemileri size boyun eğdirenin Allah olduğunu görmüyor musun? Ve gök cisimlerini, kendi izni olmadıkça yeryüzüne düşmemeleri için, yerlerinde, yörüngelerinde tutan(ın O olduğunu görmüyor musun?) Gerçekten de Allah insanlara karşı çok acıyıp esirgeyen, çok şefkat gösterendir.
Hac / 65 - (Mustafa İslamoğlu)
(Ey insan!) Görmez misin ki yeryüzünde bulunan her şeyi sizin için bir yasaya bağlayan; ve (buna) bağlı olarak denizde seyreden gemileri emrinize amade kılan; ve gök (cisimlerinin O izin vermedikçe yeryüzüne çarpmasına (yasalarıyla) engel olan Allah'tır: Şüphe yok ki Allah insanlara karşı pek şefkatli, hep merhametlidir.
Hac / 65 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Görmedin mi ki, muhakkak Allah, sizin için yerde olanları ve emriyle denizde cereyan eden gemileri de musahhar kıldı ve göğü de izni olmaksızın yerin üzerine düşmekten tutuyor. Şüphe yok ki, Allah insanlara çok re'fetlidir, çok merhametlidir.
Hac / 65 - (Ömer Öngüt)
Görmedin mi? Allah yerde olanları ve emriyle denizde akıp giden gemileri buyruğunuz altına vermiştir. Göğü de, kendi izni olmadıkça yerin üzerine düşmemesi için O tutar. Doğrusu Allah insanlara çok şefkatli çok merhametlidir.
Hac / 65 - (Şaban Piriş)
Allah’ın yeryüzündeki her şeyi ve denizde O’nun emri ile akıp giden gemileri hizmetinize verdiğini görmüyor musun? O’nun izni olmadıkça, göğü yerin üzerine düşmemesi için tutuyor. Allah, insanlara karşı gerçekten çok şefkatli ve merhametlidir.
Hac / 65 - (Sadık Türkmen)
Görmüyor musun ki bütün yerdekiler ve Allah’ın tabiat kanunları uyarınca; denizde akıp gitmekte olan gemiler, size hizmet etmektedir. İzni olmaksızın yerin üzerine düşmesin diye, göğü O tutuyor. Şüphesiz ki Allah; insanlara karşı çok esirgeyici, çok merhametlidir.
Hac / 65 - (Seyyid Kutub)
Görmüyor musun ki, Allah yeryüzündeki tüm varlıkları ve emri uyarınca denizde yüzen gemileri yararınıza sundu. O yeryüzüne düşmesin diye göğü askıda tutuyor. O ancak O'nun izni ile yere düşer. Hiç şüphesiz Allah, insanlara karşı şefkatli ve merhametlidir.
Hac / 65 - (Suat Yıldırım)
Görmedin mi ki Allah yerde olan her şeyi ve Kendi emriyle denizlerde yüzen gemileri, sizin hizmetinize verdi? Yerin üstüne düşmesin diye, göğü O tutuyor. Gök ancak O’nun izniyle düşebilir. Çünkü Allah raûfdur, rahîmdir (insanlara karşı çok şefkatli ve merhametlidir).
Hac / 65 - (Süleyman Ateş)
Görmedin mi Allâh, yerdekileri ve emriyle, (koyduğu kanunla) denizde akıp giden gemileri sizin buyruğunuza verdi. Yerin üstüne düşmesin diye göğü tutuyor. (Gök) ancak O'nun izniyle düşer. Çünkü Allâh, insanlara çok şefkatli, çok merhametlidir.
Hac / 65 - (Tefhim-ul Kuran)
Görmedin mi, Allah yerde ne varsa onları ve emriyle denizde akıb gitmekde olan gemileri size râm etmişdir. Semâyi, izni olmadıkça, yerin üzerine düşmekden O tutuyor. Şübhe yok ki Allah insanları pek çok esirgeyicidir, çok merhametlidir.
Hac / 65 - (Ümit Şimşek)
Görmedin mi ki şübhesiz Allah, yerde bulunanları ve emriyle denizde akıp giden gemileri sizin emrinize verdi. Göğü de, izni olmaksızın yerin üzerine düşmesin diye (O)tutuyor. Şübhesiz ki Allah, insanlara karşı elbette Raûf (çok şefkatli olan)dır, Rahîm (çok merhametli olan)dır.
Hac / 65 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Görmedin mi, Allah yeryüzündekileri ve denizde O'nun emriyle akıp giden gemileri sizin hizmetinize verdi. O'nun izni olmaksızın yerkürenin üstüne düşmemesi için göğü O tutuyor. Allah, insanlara karşı elbette Raûf, Rahîm'dir,
Hac / 65 - (İskender Ali Mihr)
Allah’ın yeryüzündeki herşeyi size musahhar (emrinize amade) kıldığını görmedin mi? Ve gemiler, denizde onun emri ile akıp gider. Ve Allah’ın izni olmadıkça semanın, arz üzerine (yeryüzüne) düşmesini önler (semayı arzın üzerine düşmemesi için tutar). Muhakkak ki Allah, insanlara Rauf’tur, Rahîm’dir.
Hac / 65 - (İlyas Yorulmaz)
Görmüyor musun? Allah yeryüzünde olanları ve O nun emri ile denizlerde akıp giden gemileri sizin istifadenize verdi. Gökyüzünde olanları O tutuyor. Ancak onların yeryüzüne düşmeleri O nun izniyledir. Elbette ki Allah insanlara çok şefkatli ve merhametlidir.
وَهُوَ الَّذِي أَحْيَاكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ إِنَّ الْإِنسَانَ لَكَفُورٌ
Okunuşu: Ve huvellezî ahyâkum summe yumîtukum summe yuhyîkum, innel insâne le kefûr(kefûrun).
Hac / 66 - (Diyanet İşleri)
O, size hayat veren, sonra sizi öldürecek, daha sonra da diriltecek olandır. Şüphesiz, insan çok nankördür.
Hac / 66 - (Abdullah Parlıyan)
Nitekim size hayat veren, sonra sizi öldüren ve en sonunda sizi yeniden diriltecek olan da O'dur. Bunca gerçeklere rağmen, insan çok nankördür.
Hac / 66 - (Adem Uğur)
O, (önce) size hayat veren, sonra sizi öldürecek, sonra yine diriltecek olandır. Gerçekten insan, çok nankördür.
Hac / 66 - (Ahmed Hulusi)
"HÛ"dur ki sizi (şuurla) diriltti. . . Sonra sizi ("ben"liğinizden) öldürür, sonra sizi (hakiki ölümsüz hayat ile) diriltir. . . Muhakkak ki insan sınırlı değerlendirme özelliğine sahiptir.
Hac / 66 - (Ahmet Tekin)
O, size hayat veren, sizi yaşatan, sonra eceller gelince ölümü gerçekleştiren, daha sonra yeniden hayat verendir. İnsan pek nankördür, çok inkârcıdır.
Hac / 66 - (Ahmet Varol)
Sizi dirilten, sonra öldürecek, sonra yeniden diriltecek olan O'dur. Doğrusu insan pek nankördür.
Hac / 66 - (Ali Bulaç)
Sizi diri tutan, sonra öldürecek, sonra da diriltecek olan O'dur. Gerçekten insan pek nankördür.
Hac / 66 - (Ali Fikri Yavuz)
Önce sizi dirilten, sonra öldürecek olan, sonra da (kabirden) diriltecek olan yine O’dur. Doğrusu insan (Allah’ın sayısız nimetlerine karşı) çok nankördür.
Hac / 66 - (Ali Ünal)
O Allah ki, (vücudunuzu oluşturacak bütün o cansız zerreler havada, suda ve toprakta dağılmış halde iken) sizi hayata mazhar kıldı. Zamanı gelince size ölümü verecek ve sonra da sizi diriltecektir. Ama insan, gerçekten çok nankördür.
Hac / 66 - (Bekir Sadak)
Sizi dirilten, sonra oldurecek sonra yine diriltecek olan O'dur. insan gercekten pek nankordur.
Hac / 66 - (Diyanet Vakfi)
O, (önce) size hayat veren, sonra sizi öldürecek, sonra yine diriltecek olandır. Gerçekten insan, çok nankördür.
Hac / 66 - (Edip Yüksel)
O'dur size can veren, sonra sizi öldüren ve sonra sizi dirilten... İnsan elbette pek nankördür.
Hac / 66 - (Harun Yıldırım)
O, (önce) size hayat veren, sonra sizi öldürecek, sonra yine diriltecek olandır. Gerçekten insan, çok nankördür.
Hac / 66 - (Hasan Basri Çantay)
O, (önce) size hayaat veren, sonra sizi öldürecek, daha sonra da sizi yine diriltecek olandır. Hakıykat, (şu) insan çok nankördür!
Hac / 66 - (Hayrat Neşriyat)
Hem O’dur ki size hayat verdi; sonra sizi vefât ettirecek; sonra sizi tekrar diriltecek! Doğrusu insan gerçekten çok nankördür.
Hac / 66 - (İbni Kesir)
O'dur; sizi dirilten, sonra öldürecek, sonra yine diriltecek olan. Gerçekten insan; çok nankördür.
Hac / 66 - (Kadri Çelik)
Sizi diri tutacak, sonra öldürecek, sonra da diriltecek olan O'dur. Gerçekten insan pek nankördür.
Hac / 66 - (Muhammed Esed)
Nitekim, size hayat veren, sonra sizi öldüren ve en sonunda sizi yeniden hayata döndürecek olan O'dur; (bütün bu gerçeklere rağmen, yine de) insan, gerçekten, çok nankördür.
Hac / 66 - (Mustafa İslamoğlu)
Zira size hayat bahşeden, sonra size ölümü tattıracak olan, ardından sizi diriltecek olan yine O'dur. Şu bir gerçek ki insanoğlu, (bütün bunlara rağmen) nankörlükte ısrarcıdır.
Hac / 66 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ve O, o zâttır ki, sizi diriltmiştir, sonra sizi öldürecektir, sonra sizi diriltecektir. Şüphe yok ki, insan elbette çok nankördür.
Hac / 66 - (Ömer Öngüt)
O Allah ki, sizi diriltti. Sonra sizi öldürür ve sonra yine diriltir. Gerçekten insan çok nankördür.
Hac / 66 - (Şaban Piriş)
O’dur size hayat veren sonra sizi öldürecek, sonra da yeniden diriltecek olan. Fakat insan çok nankördür.
Hac / 66 - (Sadık Türkmen)
O size hayat veren, sonra sizi öldürecek, daha sonra da diriltecek olandır. Şüphesiz, insan çok nankörlük ediyor.
Hac / 66 - (Seyyid Kutub)
Sizi yaratan, sonra öldüren ve sonra tekrar diriltecek olan O'dur. Hiç kuşkusuz insan pek nankördür.
Hac / 66 - (Suat Yıldırım)
Size hayatı veren de O’dur. Sizi müteakiben öldürecek ve tekrar diriltecek olan da O’dur. Gerçekten insan pek nankördür!
Hac / 66 - (Ümit Şimşek)
Size hayat veren, sonra öldüren, sonra tekrar dirilten de Odur. İnsan ise, doğrusu, pek nankördür.
Hac / 66 - (İskender Ali Mihr)
Ve size hayat veren, sonra sizi öldürecek olan, sonra da sizi diriltecek olan, O’dur. Muhakkak ki insan, gerçekten nankördür.
Hac / 66 - (İlyas Yorulmaz)
Size hayat veren yalnızca O dur. Sonra sizi öldürecek, sonra size tekrar hayat verip diriltecek. Şu bir gerçek ki insan nankördür (inkârcıdır).
لِكُلِّ أُمَّةٍ جَعَلْنَا مَنسَكًا هُمْ نَاسِكُوهُ فَلَا يُنَازِعُنَّكَ فِي الْأَمْرِ وَادْعُ إِلَى رَبِّكَ إِنَّكَ لَعَلَى هُدًى مُّسْتَقِيمٍ
Okunuşu: Li kulli ummetin cealnâ menseken hum nâsikûhu fe lâ yunâziunneke fîl emri ved’u ilâ rabbike, inneke le alâ huden mustekîm(mustekîmin).
Hac / 67 - (Diyanet İşleri)
Biz her ümmet için uygulayacağı bir ibadet yolu verdik. O hâlde, din işinde seninle asla çekişmesinler. Sen Rabbine davet et. Çünkü sen hiç şüphesiz hakka götüren dosdoğru bir yol üzerindesin.
Hac / 67 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Ve her ümmete bir din verdik, o dine göre ibâdette bulunurlar, artık seninle her hususta çekişmeye kalkışmasınlar ve Rabbinin yoluna çağır, şüphe yok ki sen, doğru yolu bulmuşsun.
Hac / 67 - (Abdullah Parlıyan)
Biz her ümmete bir ibadet tarzı kıldık, onlar bu tarz üzere ibadet etmektedirler. Öyleyse onlar, bu ibadet tarzı meselesinde, seninle tartışmasınlar. Sen yalnızca onları, Rabbinin yoluna çağır. Çünkü sen, gerçekten dosdoğru bir yol üzerindesin.
Hac / 67 - (Adem Uğur)
Biz her ümmete bir ibâdet yolu (şerîat) gösterdik ki onlar bunun aamilleridir. O halde emirde seninle asla münazaa etmesinler. Sen (insanları sâdece) Rabbine da'vet et. Çünkü sen, şübhesiz dosdoğru bir hidâyetin tâ üzerindesin.
Hac / 67 - (Ahmed Hulusi)
Her ümmet için bir şeriat koyduk ki onlar onunla amel eden kimselerdir. Öyle ise bu hususta seninle aslâ mücâdele etmesinler; ve Rabbine da'vet et! Doğrusu sen, elbette dosdoğru bir hidâyet (bir din) üzerindesin.
Hac / 67 - (Ahmet Tekin)
Biz, her millete kulluklarını ifa edecek ibadet tarzları belirlemiştik. Geçmişten kalan kırık dökük bilgilere sahip insanların, tebliğ ettiğin din, uyguladığın plan ve yönetim konusunda, seni faydasız münakaşalar içine çekip meşgul etmelerine izin verme. Sen bütün insanları Rabbine kulluğa ve ibadete, Rabbinin yoluna davete devam et. Sen doğru bilgilere sahipsin, doğru, muhkem, güvenli, hak yolda faaliyet göstermeye, görevini yapmaya, İslâm’ı yaşamaya, öğretmeye memursun.
Hac / 67 - (Ahmet Varol)
Biz her ümmet için bir ibadet tarzı koyduk, onlar buna göre ibadet ederler. Artık (din) iş(in)de seninle çekişmeye girmesinler. Sen Rabbine çağır. Şüphesiz sen dosdoğru bir hidayet üzeresin.
Hac / 67 - (Ali Bulaç)
Biz her ümmete bir ibadet tarzı (Mensek) kıldık, onlar bu tarz üzere ibadet etmektedirler. Öyleyse, (din) iş(in)de seninle çekişmesinler. Sen, Rabbine çağır. Şüphesiz sen dosdoğru bir hidayet üzerindesin.
Hac / 67 - (Ali Fikri Yavuz)
Biz her ümmet için bir şeriat tayin ettik ki, onlar bununla amel ederler. Bunun için (ey Rasûlüm) din işinde sana asla muhalefet etmesinler. Sen, insanları, Rabbine ibadet etmeye davet et. Çünkü sen, gerçekten hidayete götüren doğru bir yol üzerindesin.
Hac / 67 - (Ali Ünal)
Her bir ümmete, (kendi dönemlerinde) uyguladıkları belli bir ibadet sistemi tayin ve tahsis buyurduk. Bu sebeple başkaları, dininizi tatbikte sana muhalefet edip de seni bir tartışmanın içine çekmesinler. Sen, insanları Rabbine çağırmaya devam et. Hiç kuşkusuz sen, hakka götüren kusursuz ve dosdoğru bir yol üzerindesin.
Hac / 67 - (Bayraktar Bayraklı)
Biz her ümmete, uygulayacakları bir ibadet şekli öğrettik. Öyle ise, onların bu konuda seninle çekişmelerine müsaade etme! Sen, Rabbine davet et! Zira sen gerçekten doğru bir yoldasın.
Hac / 67 - (Bekir Sadak)
(67-69) Her ummete, yerine getirmeleri gerekli ibadetler koyduk. Oyleyse, bu konuda seninle cekismelerine firsat verme; Rabbine davet et, sen suphesiz dogru yol uzerindesin. Seninle tartisirlarsa: «Allah yaptiginizi cok iyi bilir; ayriliga dustugunuz seyler hakkinda, kiyamet gunu aranizda Allah hukmedecektir» de.
Hac / 67 - (Celal Yıldırım)
Her ümmete (kendi çağlarında) ayrı bir ibâdet yolu sunduk ki onlar o yolda ibâdet ederler. O halde bu konuda seninle tartışmasınlar. Sen Rabbına davet etmeye bak. Şüphesiz ki sen dosdoğru yolda bulunuyorsundur.
Hac / 67 - (Cemal Külünkoğlu)
Biz her ümmete, kulluklarını göstermeleri için (farklı) bir ibadet tarzı (şeriat) belirledik. O halde onlar din işinde asla seninle tartışmasınlar. Sen insanları Rabbine çağır! Hiç kuşkusuz sen doğru bir yol üzerindesin.
Hac / 67 - (Diyanet İşleri (eski))
(67-69) Her ümmete, yerine getirmeleri gerekli ibadetler koyduk. Öyleyse, bu konuda seninle çekişmelerine fırsat verme; Rabbine davet et, sen şüphesiz doğru yol üzerindesin. Seninle tartışırlarsa: 'Allah yaptığınızı çok iyi bilir; ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında, kıyamet günü aranızda Allah hükmedecektir' de.
Hac / 67 - (Diyanet Vakfi)
Biz, her ümmete, uygulamakta oldukları bir ibadet tarzı gösterdik. Öyle ise onlar (ehl-i kitap) bu işte seninle çekişmesinler. Sen, Rabbine davet et. Zira sen, hakikaten dosdoğru bir yoldasın.
Hac / 67 - (Edip Yüksel)
Her bir topluluğu, uygulayacakları bir dizi kural ile yükümlü kıldık. Onun için bu konuda seninle çekişmesinler. Sen Rabbine çağır. Kuşkusuz sen doğru bir yol üzerindesin.
Hac / 67 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Biz her ümmet için bir ıbadet yolu yapmışızdır ki onlar onun âbidleridir, binaenaleyh emirde sana aslâ münazea etmesinler ve rabbına da'vet et, çünkü sen cidden hakka götüren doğru bir yol üzerindesin
Hac / 67 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Biz her ümmet için bir ibadet yolu yapmışızdır ki, onlar onun abidleridir. Şu halde bu işte seninle asla tartışmaya girmesinler; ve sen Rabbine davet et; çünkü sen muhakkak doğru olana götüren, doğru bir yoldasın.
Hac / 67 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Biz her ümmet için bir şeriat tayin ettik ki, onlar onunla amel ederler. Bunun için (ey Muhammed!) bu konuda seninle hiçbir zaman çekişmesinler. (İnsanları) Rabbine (ibadet etmeye) çağır. Şüphesiz sen gerçekten hidayete götüren doğru bir yol üzerindesin.
Hac / 67 - (Gültekin Onan)
Biz her ümmete bir 'ibadet tarzı' (mensek) kıldık, onlar bu tarz üzere ibadet etmektedirler. Öyleyse, buyrukta seninle çekişmesinler. Sen rabbine çağır. Şüphesiz sen dosdoğru bir hidayet üzerindesin.
Hac / 67 - (Harun Yıldırım)
Biz, her ümmete, uygulamakta oldukları bir ibadet tarzı gösterdik. Öyle ise onlar (ehli kitap) bu işte seninle çekişmesinler. Sen, Rabbine davet et. Zira sen, hakikaten dosdoğru bir yoldasın.
Hac / 67 - (Hasan Basri Çantay)
Biz her ümmete bir ibâdet yolu (şerîat) gösterdik ki onlar bunun aamilleridir. O halde emirde seninle asla münazaa etmesinler. Sen (insanları sâdece) Rabbine da'vet et. Çünkü sen, şübhesiz dosdoğru bir hidâyetin tâ üzerindesin.
Hac / 67 - (Hayrat Neşriyat)
Her ümmet için bir şeriat koyduk ki onlar onunla amel eden kimselerdir. Öyle ise bu hususta seninle aslâ mücâdele etmesinler; ve Rabbine da'vet et! Doğrusu sen, elbette dosdoğru bir hidâyet (bir din) üzerindesin.
Hac / 67 - (İbni Kesir)
Her ümmete; yerine getirmeleri gerekli ibadetler koyduk. Öyle ise işte seninle çekişmesinler, Rabbına davet et. Şüphesiz ki sen; dosdoğru bir hidayet üzeresin.
Hac / 67 - (Kadri Çelik)
Biz her ümmete bir ibadet tarzı kıldık, onlar bu tarz üzere ibadet etmektedirler. Öyleyse, bu işte (din hususunda) seninle çekişmesinler. Sen, Rabbine çağır. Şüphesiz sen dosdoğru bir hidayet üzeresin.
Hac / 67 - (Muhammed Esed)
Biz her ümmete, kulluklarını göstermeleri için (ayrı) bir ibadet tarzı tayin ettik. Bunun içindir ki, (ey inanan kişi, seninkinden başka yollar tutan) kimseler bu konuda seni tartışmaya sürüklemesinler; sen yalnızca (onların hepsini) Rabbine çağır: çünkü, sen gerçekten dosdoğru bir yol üzerindesin.
Hac / 67 - (Mustafa İslamoğlu)
Biz her bir ümmet için Allah'a kalben yaklaşsınlar diye bir ibadet yol ve yöntemi belirledik; şu halde (ey bu hitabın muhatabı), kimse seni bu konuda tartışmaya çekmesin; ve sen sadece Rabbine çağır: şu bir gerçek ki sen kesinlikle dosdoğru bir yol üzeresin.
Hac / 67 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Her bir ümmet için bir şeriat kıldık ki, onlar onunla amel ederlerdi. Artık emr-i dinde seninle münazarada bulunmasınlar. Ve Rabbine dâvet et. Şüphe yok ki, sen elbette dosdoğru vâzıh bir din üzerindesin.
Hac / 67 - (Ömer Öngüt)
Biz her ümmete bir ibadet yolu tayin ettik, onlar ona göre ibadet etmektedirler. Öyleyse bu hususta seninle çekişmesinler. Sen Rabbine dâvet et, şüphesiz ki sen dosdoğru bir hidayet üzerindesin.
Hac / 67 - (Şaban Piriş)
Her ümmete bir ibadet tarzı belirledik. Öyleyse, yerine getirmeleri gereken iş hususunda seninle tartışmasınlar. Rabbine çağır/yalvar. Hiç kuşkusuz sen, dosdoğru bir yol üzerindesin.
Hac / 67 - (Sadık Türkmen)
Biz her ümmet için uygulayacağı bir ibadet yolu verdik. O halde din işinde seninle asla çekişmesinler. Sen Rabbine davet et. Çünkü sen, hiç şüphesiz hakka götüren dosdoğru bir yol üzerindesin.
Hac / 67 - (Seyyid Kutub)
Biz her ümmet için uygulayacakları ayrı ibadet biçimleri belirledik. O halde müşrikler bu konuda seninle kesinlikle tartışmamalıdırlar. Sen insanları Rabb'ine çağır. Hiç kuşkusuz sen doğru yoldasın.
Hac / 67 - (Suat Yıldırım)
Biz her ümmete kendi dönemlerinde uyguladıkları özel bir ibadet yolu belirledik. Öyle ise onlar din işinde asla sana muhalefet etmesinler. Sen insanları Rabbinin yoluna dâvet et! Çünkü sen gerçekten hakka götüren dosdoğru bir yolun üzerindesin.
Hac / 67 - (Süleyman Ateş)
Biz her ümmete, uydukları bir mensek (ibâdet yöntemi) yaptık. Bu işte seninle asla çekişmesinler. Sen Rabbine çağır, kuşkusuz sen doğru bir yol üzerindesin.
Hac / 67 - (Tefhim-ul Kuran)
Biz her ümmete bir ibadet-tarzı (Mensek) kıldık, onlar bu tarz üzere ibadet etmektedirler. Öyleyse, (din) iş(in) de seninle çekişmesinler. Sen, Rabbine çağır. Şüphesiz sen dosdoğru bir hidayet üzerindesin.
Hac / 67 - (Ümit Şimşek)
Biz her ümmet için bir şeriat belirledik ki, onu izlerlerdi. Onun için din konusunda seninle çekişmesinler. Sen de insanları Rabbine çağır. Hiç şüphesiz sen dosdoğru hidayet üzeresin.
Hac / 67 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Her ümmet için biz, bir ibadet şekli/bir ibadet yeri belirledik; onlar, onu izlerler. Artık bu iş konusunda seninle çekişmesinler. Sen de Rabbine davet et/dua et. Sen, elbette ki şaşırtmadan yol aldıran bir kılavuzun ardındasın.
Hac / 67 - (İskender Ali Mihr)
Ve Biz, bütün ümmetler için mensek (tek bir şeriat) tayin ettik. Onlar, onunla (o şeriatle) amel ederler (etsinler). Öyleyse emrim konusunda seninle niza etmesinler (çekişmesinler). Sen, Rabbine davet et. Muhakkak ki sen, mutlaka mustakîm (Allah’a doğru istikametlenmiş) olan hidayet üzeresin.
Hac / 67 - (İlyas Yorulmaz)
Her ümmet için onların yapa geldiği birtakım ibadetler var ettik. Bu ibadetler konusunda seninle asla tartışmamaları gerekir. Sen Rabbine davet et. Zira sen en doğru yol üzerindesin.
وَإِن جَادَلُوكَ فَقُلِ اللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ
Okunuşu: Ve in câdelûke fe kulillâhu a’lemu bimâ ta’melûn(ta’melûne).
Hac / 68 - (Adem Uğur)
Eğer seninle münakaşa ve mücâdeleye girişirlerse: "Allah yaptığınızı çok iyi bilmektedir" de.
Hac / 68 - (Ahmed Hulusi)
Şayet seninle mücadele ederler ise de ki: "Allâh, yapmakta olduğunuzu (yaratanı olarak) daha iyi bilir. "
Hac / 68 - (Ahmet Tekin)
Eğer dinî konularda doğru deliller, Kur’ân ortaya konduktan sonra seninle tartışırlarsa:' Allah işlediğiniz, dayanaksız boşa giden amelleri, yalanlamalarınızı ve inkârlarınızı iyi biliyor.' diyerek tartışmalarına fırsat verme.
Hac / 68 - (Ali Bulaç)
Eğer seninle mücadeleye girişirlerse, de ki: "Allah, yapmakta olduklarınızı daha iyi bilir."
Hac / 68 - (Ali Ünal)
Eğer başkaları seninle mücadeleye girişecek olurlarsa sen, “Allah, yapıp ettiklerinizi çok daha iyi biliyor; (benim hesabım bana, sizinki size)!” de.
Hac / 68 - (Bekir Sadak)
(67-69) Her ummete, yerine getirmeleri gerekli ibadetler koyduk. Oyleyse, bu konuda seninle cekismelerine firsat verme; Rabbine davet et, sen suphesiz dogru yol uzerindesin. Seninle tartisirlarsa: «Allah yaptiginizi cok iyi bilir; ayriliga dustugunuz seyler hakkinda, kiyamet gunu aranizda Allah hukmedecektir» de.
Hac / 68 - (Diyanet İşleri (eski))
(67-69) Her ümmete, yerine getirmeleri gerekli ibadetler koyduk. Öyleyse, bu konuda seninle çekişmelerine fırsat verme; Rabbine davet et, sen şüphesiz doğru yol üzerindesin. Seninle tartışırlarsa: 'Allah yaptığınızı çok iyi bilir; ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında, kıyamet günü aranızda Allah hükmedecektir' de.
Hac / 68 - (Muhammed Esed)
Ama eğer seninle tartışmaya (çalışırlarsa, onlara sadece) de ki: "yapıp ettiklerinizi en iyi bilen Allah'tır".
Hac / 68 - (Mustafa İslamoğlu)
Ve eğer seninle ille de tartışmak isterlerse, onlara de ki: "Allah, yaptıklarınızın (altında yatan gerçek nedenleri) çok iyi biliyor".
اللَّهُ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فِيمَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ
Okunuşu: Allâhu yahkumu beynekum yevmel kıyâmeti fîmâ kuntum fîhi tahtelifûn(tahtelifûne).
Hac / 69 - (Adem Uğur)
Allah kıyamet gününde, ihtilâf etmekte olduğunuz konulara dair aranızda hüküm verecektir.
Hac / 69 - (Ahmet Tekin)
Allah, Kıyamet günü ihtilâf çıkarmakta olduğunuz konularda, mü’minlerle kâfirler arasında, haklı ile haksızı ayıran hükmünü verecektir.
Hac / 69 - (Ali Bulaç)
"Allah, kıyamet günü, kendisinde ihtilafa düştüğünüz şey hakkında aranızda hükmedecektir."
Hac / 69 - (Ali Fikri Yavuz)
(Ey müminlerle kâfirler), muhalefet edip durduğunuz şeyler hakkında kıyamet günü Allah aranızda hükmünü verecektir.
Hac / 69 - (Ali Ünal)
Allah, üzerinde ihtilâf edegeldiğiniz konularda Kıyamet Günü aranızdaki hükmünü verecektir.
Hac / 69 - (Bekir Sadak)
(67-69) Her ummete, yerine getirmeleri gerekli ibadetler koyduk. Oyleyse, bu konuda seninle cekismelerine firsat verme; Rabbine davet et, sen suphesiz dogru yol uzerindesin. Seninle tartisirlarsa: «Allah yaptiginizi cok iyi bilir; ayriliga dustugunuz seyler hakkinda, kiyamet gunu aranizda Allah hukmedecektir» de.
Hac / 69 - (Diyanet İşleri (eski))
(67-69) Her ümmete, yerine getirmeleri gerekli ibadetler koyduk. Öyleyse, bu konuda seninle çekişmelerine fırsat verme; Rabbine davet et, sen şüphesiz doğru yol üzerindesin. Seninle tartışırlarsa: 'Allah yaptığınızı çok iyi bilir; ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında, kıyamet günü aranızda Allah hükmedecektir' de.
Hac / 69 - (Kadri Çelik)
“Allah, kıyamet günü, kendisinde ihtilaf etmekte olduğunuz şey hakkında aranızda hükmedecektir.”
Hac / 69 - (Muhammed Esed)
(Çünkü) üzerinde ayrılığa düşegeldiğiniz tüm konularda Kıyamet Günü aranızda hüküm verecek olan Allah'tır.
Hac / 69 - (Süleyman Ateş)
"Allâh kıyâmet günü, ayrılığa düştüğünüz hususlarda aranızda hükmedecek (haklıyı, haksızı ayıracak)tır."
أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمَاء وَالْأَرْضِ إِنَّ ذَلِكَ فِي كِتَابٍ إِنَّ ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرٌ
Okunuşu: E lem ta’lem ennallâhe ya’lemu mâ fis semâi vel ard(ardı), inne zâlike fî kitâbin, inne zâlike alâllâhi yesîr(yesîrun).
Hac / 70 - (Diyanet İşleri)
Bilmez misin ki, kuşkusuz Allah gökte ve yerde ne varsa hepsini bilir. Kuşkusuz bunların hepsi bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da)dır. Şüphesiz bu, Allah’a göre çok kolaydır.
Hac / 70 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Bilmez misin ki Allah, gerçekten de bilir ne varsa göklerde ve ne varsa yeryüzünde; şüphe yok ki bu, bir kitapta tespît edilmiştir; şüphe yok ki bu, Allah'a pek kolaydır.
Hac / 70 - (Abdullah Parlıyan)
Bilmez misin ki göklerde ve yerde ne varsa hepsini ancak Allah bilir. Bunların hepsi bir kitapta yazılıdır. Bu eşya ve olayların bilgisine sahip olmak, Allah için çok kolaydır.
Hac / 70 - (Adem Uğur)
Bilmez misin ki, Allah, yerde ve gökte ne varsa bilir? Bu, bir kitapta (levh-i mahfuzda) mevcuttur. Bu (eşya ve olayların bilgisine sahip olmak), Allah için çok kolaydır.
Hac / 70 - (Ahmed Hulusi)
Kavradın mı ki; Allâh, semâda ve arzda ne varsa (Esmâ özellikleriyle hepsinin hakikati olarak) hepsini bilir. . . Muhakkak ki onlar bilgi kapsamındadır. . . Muhakkak ki o, Allâh'a çok kolaydır.
Hac / 70 - (Ahmet Tekin)
Allah’ın gökteki ve yerdeki varlıkları ve olayları bildiğini, bütün bunların bilgi işlem merkezinde, Levh-i Mahfuz’da yazılı bulunduğunu; bunları yapmanın da Allah için çok kolay olduğunu bilmiyor musun?
Hac / 70 - (Ahmet Varol)
Allah'ın gökte ve yerde ne varsa bildiğini bilmez misin? Şüphesiz bu, bir Kitap'tadır. Doğrusu bu Allah için kolaydır.
Hac / 70 - (Ali Bulaç)
Allah'ın, gökte ve yerde olanların hepsini bilmekte olduğunu bilmiyor musun? Gerçekten bunlar bir kitaptadır. Hiç şüphesiz bunlar(ı bilmek), Allah için pek kolaydır.
Hac / 70 - (Ali Fikri Yavuz)
Bilmez misin ki Allah, gökte ve yerde ne varsa hepsini bilir. Muhakkak bunlar bir kitabdadır (Levh-i Mahfuz’dadır). Doğrusu bunları bilmek, Allah’a göre pek kolaydır.
Hac / 70 - (Ali Ünal)
Bilmez misin ki Allah, gökte ve yerde her ne varsa ve her ne olup bitiyorsa hepsini bilmektedir. Bunların hepsi bir kitapta kayıtlıdır. Her şeyi bilmek ve kayıtlı olarak bir kitapta tutmak, Allah için pek kolaydır.
Hac / 70 - (Bayraktar Bayraklı)
Allah'ın göklerde ve yerde olan her şeyi bildiğini bilmez misin? Şüphesiz bunların tamamı bir kitaptadır. Bu iş, Allah'a kolaydır.
Hac / 70 - (Bekir Sadak)
Gokte ve yerde olani Allah'in bildigini bilmez misin? Bunlar hic suphesiz Kitap'dadir ve suphesiz bunlar Allah'a kolaydir.
Hac / 70 - (Celal Yıldırım)
Bilmez misin ki, Allah mutlaka gökte ve yerde olanları bilir. Şüphesiz ki bunların (hepsi) kitapta (yazılı)dır. Ve bunlar elbette Allah'a pek kolaydır.
Hac / 70 - (Cemal Külünkoğlu)
Allah'ın göklerde ve yerde olup biten her şeyi, (bütün detaylarıyla) bildiğini bilmiyor musun? Kuşkusuz bunların hepsi bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da) kayıtlıdır. Bütün bunlar gerçekten Allah için çok kolaydır.
Hac / 70 - (Diyanet Vakfi)
Bilmez misin ki, Allah, yerde ve gökte ne varsa bilir? Bu, bir kitapta (levh-i mahfuzda) mevcuttur. Bu (eşya ve olayların bilgisine sahip olmak), Allah için çok kolaydır.
Hac / 70 - (Edip Yüksel)
ALLAH'ın gökte ve yerde olan her şeyi bildiğini bilmez misin? Tüm bunlar bir kitapta kayıtlıdır. Elbette bu ALLAH'a kolaydır.
Hac / 70 - (Gültekin Onan)
Tanrı'nın, gökte ve yerde olanların hepsini bilmekte olduğunu bilmiyor musun? Gerçekten bunlar bir kitaptadır. Hiç şüphesiz bunlar(ı bilmek), Tanrı için pek kolaydır.
Hac / 70 - (Harun Yıldırım)
Bilmez misin ki, Allah, yerde ve gökte ne varsa bilir? Bu, bir kitapta (levhi mahfuzda) mevcuttur. Bu (eşya ve olayların bilgisine sahip olmak), Allah için çok kolaydır.
Hac / 70 - (Hasan Basri Çantay)
Bilmedin mi ki Allah gökde ve yerde ne varsa (hepsini) bilir. Bu (zikr olunanların hepsi) muhakkak bir kitabdadır. Hakıykat, bu (nları bilmek) Allaha göre pek kolaydır.
Hac / 70 - (Hayrat Neşriyat)
Bilmedin mi ki şübhesiz Allah, gökte ve yerde ne varsa bilir. Muhakkak ki bunlar bir kitabda (Levh-i Mahfûz’da)dır. Şübhesiz bu, Allah’a göre pek kolaydır.
Hac / 70 - (İbni Kesir)
Bilmez misin ki Allah; gökte ve yerde olanı bilir. Hiç şüphesiz bunlar, bir Kitab'dadır. Doğrusu bunlar, Allah için pek kolaydır.
Hac / 70 - (Kadri Çelik)
Allah'ın, gökte ve yerde olanların hepsini bilmekte olduğunu bilmiyor musun? Gerçekten bunlar bir kitaptadır. Hiç şüphesiz bu, Allah için pek kolaydır.
Hac / 70 - (Muhammed Esed)
Allah'ın göklerde ve yerde olup biten her şeyi, bütün içeriğiyle bildiğini bilmiyor musun? Bütün bunlar (Allah'ın koyduğu) evrensel yasalar dizgesinde kayıtlıdır; (dolayısıyla,) bütün bunlar(ı bilmek), gerçekten Allah için çok kolaydır.
Hac / 70 - (Mustafa İslamoğlu)
(Ey bu hitabın muhatabı!) Bilmez misin ki Allah, gökte ve yerde olup biten her şeyi bilir? Çünkü bunların tamamı (yasalarla) bir bir kayıt altına alınmıştır: nitekim bu Allah için çok kolaydır.
Hac / 70 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Bilmedin mi ki, şüphesiz Allah, gökte ve yerde olanı bilir. Muhakkak ki, o bir kitaptadır. Hakikaten o, Allah'a göre pek kolaydır.
Hac / 70 - (Ömer Öngüt)
Bilmez misin ki, Allah yerde ve gökte ne varsa hepsini bilir. Bu, bir kitapta (Levh-i mahfuz'da) mevcuttur. Şüphesiz ki bu, Allah için çok kolaydır.
Hac / 70 - (Şaban Piriş)
Allah’ın gökte ve yerde ne varsa bildiğini bilmiyor musun? Şüphesiz bu bir kitaptadır. Yine bu, Allah’a çok kolaydır.
Hac / 70 - (Sadık Türkmen)
Bilmez misin ki; kuşkusuz Allah, gökte ve yerde ne varsa hepsini bilir. Kuşkusuz bunların hepsi, bir Kitaba (Levhi Mahfuz’a) yazılmaktadır. Şüphesiz bu Allah’a göre çok kolaydır.
Hac / 70 - (Seyyid Kutub)
Allah'ın gökte ve yerde bulunan her şeyi bildiğini bilmiyor musun? Bunların hepsi (O'nun katındaki) bir kitapta kayıtlıdır. Bu, Allah için kolay bir iştir.
Hac / 70 - (Suat Yıldırım)
Bilmez misin ki, Allah gökte ve yerde olan bütün şeyleri bilir? Bunların hepsi bir kitapta mevcuttur. Bütün bunlar Allah’a göre pek kolaydır.
Hac / 70 - (Süleyman Ateş)
Bilmez misin ki Allâh gökte ve yerde ne varsa hepsini bilir. Bunların hepsi, bir Kitaptadır (katında yazılıdır). Bu, Allah'a kolaydır.
Hac / 70 - (Tefhim-ul Kuran)
Allah'ın, gökte ve yerde olanların hepsini bilmekte olduğunu bilmiyor musun? Gerçekten bunlar bir kitaptır. Hiç şüphesiz bunlar(ı bilmek), Allah için pek kolaydır.
Hac / 70 - (Ümit Şimşek)
Gökte ve yerde olan herşeyi Allah'ın bildiğini bilmiyor musun? Bunların hepsi bir kitapta yazılıdır. Bu da Allah için pek kolaydır.
Hac / 70 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Bilmedin mi ki; Allah gökte ne var, yerde ne varsa hepsini bilir. Bunların tümü bir Kitap'tadır. Bütün bunlar Allah için çok kolaydır.
Hac / 70 - (İskender Ali Mihr)
Allah’ın semalarda ve arzda olan şeyleri mutlaka bildiğini bilmiyor musun? Muhakkak ki bunlar, Kitap’tadır. Muhakkak ki bunlar, Allah için kolaydır.
Hac / 70 - (İlyas Yorulmaz)
Sen bilmez misin? Allah göklerde ve yerde olanları bilir. Hepsi bir kitapta kayıtlıdır. Bunların kaydını tutmak Allah için çok kolaydır.
وَيَعْبُدُونَ مِن دُونِ اللَّهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهِ سُلْطَانًا وَمَا لَيْسَ لَهُم بِهِ عِلْمٌ وَمَا لِلظَّالِمِينَ مِن نَّصِيرٍ
Okunuşu: Ve ya’budûne min dûnillâhi mâ lem yunezzil bihî sultânen ve mâ leyse lehum bihî ilmun, ve mâ liz zâlimîne min nasîr(nasîrin).
Hac / 71 - (Diyanet İşleri)
Onlar, Allah’ı bırakıp, hakkında Allah’ın hiçbir delil indirmediği, kendilerinin de hakkında hiçbir bilgilerinin bulunmadığı şeylere kulluk ederler. Zalimlerin hiçbir yardımcısı yoktur.
Hac / 71 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Ve bu hususta kendilerinin bir delilleri olmadığı ve bir bilgiye sâhip bulunmadıkları halde Allah'ı bırakırlar da başka şeylere kulluk ederler ve zâlimlere hiçbir yardımcı yoktur.
Hac / 71 - (Abdullah Parlıyan)
Yine de yeri geldikçe, O'na inandıklarını söyleyen kimseler, Allah'ı bırakıp öyle şeylere tapıyorlar ki, Allah onlara ibadet edilebileceği hakkında, hiçbir bilgi indirmemiştir. Kendilerinin de bu hususta, bir bilgileri yoktur. Sadece hayallerine göre hareket ediyorlar. Yaratılış gayelerine aykırı yaşayan bu kimselerin, hiçbir yardımcıları da yoktur.
Hac / 71 - (Adem Uğur)
Onlar, Allah'ı bırakıp, Allah'ın kendisine hiçbir delil indirmediği, kendilerinin dahi hakkında bilgi sahibi olmadıkları şeylere tapıyorlar. Zalimlerin hiç yardımcısı yoktur.
Hac / 71 - (Ahmed Hulusi)
Allâh dûnunda, kendisinde hiçbir güç olmayan ve dahi kendilerinin de hakkında hiçbir ilimleri bulunmayan şeye tanrı niyetine tapınıyorlar! Zâlimler için bir yardımcı yoktur.
Hac / 71 - (Ahmet Tekin)
Onlar, Allah’ı bırakıp, kulları durumundaki, Allah’ın, haklarında kendilerine hiçbir ferman, kesin hiçbir delil indirmediği, kendilerinin dahi haklarında bilgi sahibi olmadıkları, lehlerinde ilmî bir delil ortaya koyamadıkları şeylere tapıyorlar. İsyanda, inkârda, şirkte ısrar eden zâlimler için bir yardım eden bulunmayacaktır.
Hac / 71 - (Ahmet Varol)
Onlar, Allah'ı bırakıp da haklarında hiçbir delil indirmediği ve haklarında bir bilgi sahibi olmadıkları şeylere tapıyorlar. Zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.
Hac / 71 - (Ali Bulaç)
Onlar, Allah'ı bırakıp da (Allah'ın) kendisine bir delil indirmediği ve haklarında (hiç bir) bilgileri olmayan şeylere tapıyorlar. Zulmedenler için hiç bir yardımcı yoktur.
Hac / 71 - (Ali Fikri Yavuz)
O Mekke kâfirleri, Allah’ı bırakıb da kendisine bir delil indirilmiyen ve hakkında kendileri için bir bilgi bulunmıyan şeye (putlara) ibadet ediyorlar. O zalimler için, (azabdan alıkoyacak) hiç bir yardımcı yoktur.
Hac / 71 - (Ali Ünal)
Ne var ki pek çokları, Allah’tan başka, (ilâh ve ma’bud edinilebileceklerine dair) haklarında Allah’ın hiçbir delil indirmediği, kendilerinin de hiçbir gerçek bilgi sahibi olmadıkları birtakım nesnelere ibadet etmektedirler. Doğrusu, zalimlerin (Allah’ın azabı karşısında) hiçbir yardımcıları olmayacaktır.
Hac / 71 - (Bayraktar Bayraklı)
Onlar, Allah'ı bırakıp haklarında hiçbir delil indirmediği ve hiçbir bilgilerinin olmadığı şeylere tapıyorlar. Zâlimlerin hiçbir yardımcıları olmayacaktır.
Hac / 71 - (Bekir Sadak)
Onlar Allah'i birakip da O'nun, haklarinda hicbir delil indirmedigi, kendilerinde de bir bilgi olmayan seylere taparlar. Zulmedenlerin yardimcisi olmaz.
Hac / 71 - (Celal Yıldırım)
Allah'tan başka, hakkında Allah'ın hiçbir delil ve belge indirmediği ve o hususta (kendilerinin de) hiçbir bilgileri olmadığı şeylere tapıyorlar. Zâlimler için hiçbir yardımcı yoktur.
Hac / 71 - (Cemal Külünkoğlu)
Onlar Allah'ı bırakıp, O'nun haklarında hiçbir delil indirmediği ve gerçekte kendilerinin de haklarında pek bir şey bilemedikleri başka varlıklara kulluk edip duruyorlar. (Bu şekilde başka varlıklara ilahlık yalıştıran) zalimler kendilerine asla yardımcı bulamayacaklardır.
Hac / 71 - (Diyanet İşleri (eski))
Onlar Allah'ı bırakıp da O'nun, haklarında hiçbir delil indirmediği, kendilerinde de bir bilgi olmayan şeylere taparlar. Zulmedenlerin yardımcısı olmaz.
Hac / 71 - (Diyanet Vakfi)
Onlar, Allah'ı bırakıp, Allah'ın kendisine hiçbir delil indirmediği, kendilerinin dahi hakkında bilgi sahibi olmadıkları şeylere tapıyorlar. Zalimlerin hiç yardımcısı yoktur.
Hac / 71 - (Edip Yüksel)
ALLAH'ın yanında öylelerine tapıyorlar ki, kendilerine hiç bir güç verilmemiştir ve haklarında bir bilgiye de sahip değillerdir. Bu zalimlerin hiç bir yardımcısı yoktur.
Hac / 71 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Onlar Allahın karşısında öyle bir şey'e tapıyorlar ki o ona öyle bir ferman indirmedi ve öyle bir şey ki ol babda lehlerine hiç bir ılim yok, zalimlere ise yardımcı yoktur
Hac / 71 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Onlar Allah'ı, bırakıp, hakkında Allah'ın hiç bir delil indirmediği, kendilerinin de hakkında bir bilgileri bulunmayan şeylere tapıyorlar; zalimlere ise hiçbir yardımcı yoktur.
Hac / 71 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Onlar Allah'ı bırakıp da O'nun, haklarında hiçbir delil indirmediği ve kendilerinde de bir bilgi bulunmayan şeylere taparlar. Zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.
Hac / 71 - (Gültekin Onan)
Onlar, Tanrı'yı bırakıp da (Tanrı'nın) kendisine bir delil indirmediği ve haklarında (hiç bir) bilgileri olmayan şeylere tapıyorlar. Zulmedenler için hiç bir yardımcı yoktur.
Hac / 71 - (Harun Yıldırım)
Onlar, Allah'ı bırakıp, Allah'ın kendisine hiçbir delil indirmediği, kendilerinin dahi hakkında bilgi sahibi olmadıkları şeylere tapıyorlar. Zalimlerin hiç yardımcısı yoktur.
Hac / 71 - (Hasan Basri Çantay)
Onlar Allâhı bırakıb da (Allahın), kendisine hiçbir hüccet indirmediği, kendilerinin dahi (Tanrı olduklarına dâir) bir bilgileri bulunmadığı şeylere (putlara) taparlar. O zaalimlerin (azâb-ı ilâhîyi men' edici) hiç bir yardımcısı yokdur.
Hac / 71 - (Hayrat Neşriyat)
Allah’ı bırakıp da, haklarında (Allah’ın) bir delil indirmediği ve haklarında bilgi sâhibi olmadıkları şeylere tapıyorlar. Hâlbuki o zâlimlerin, hiçbir yardımcısı yoktur.
Hac / 71 - (İbni Kesir)
Onlar; Allah'ı bırakır da Allah'ın haklarında hiç bir delil indirmediği ve kendilerinde de bilgi bulunmayan şeylere taparlar. Zalimlerin hiç bir yardımcısı yoktur.
Hac / 71 - (Kadri Çelik)
Onlar, Allah'ı bırakıp da (Allah'ın) kendisine ispatlayıcı bir delil indirmediği ve haklarında kendilerinin (hiç bir) bilgileri olmayan şeylere tapmaktadırlar. Zulme sapanlar için hiç bir yardımcı yoktur.
Hac / 71 - (Muhammed Esed)
Yine de, (yeri gelince O'na inandıklarını söyleyen) kimseler, Allah'ı bırakıp, O'nun haklarında hiçbir delil indirmediği ve gerçekte kendilerinin de haklarında pek bir şey bilemeyecekleri başka varlıklara, başka güçlere kulluk edip duruyorlar; (Hesap Günü'nde, işte bu) zalimler kendilerine asla yardımcı bulamayacaklardır.
Hac / 71 - (Mustafa İslamoğlu)
Ne ki (bazıları hem Allah'a inanıp, hem de) Allah'tan başka, O'nun haklarında hiçbir delil indirmediği ve kendilerinin de haklarında sahici bir bilgiye sahip olmadıkları varlıklara kulluk ediyorlar. Herhalde bu zalimlerin hiçbir yardımcısı olmayacaktır.
Hac / 71 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ve Allah'tan başka öyle bir şeye ibadet ederler ki, ona dair bir hüccet indirmemiştir. Ve onlar için ona ait bir bilgi de yoktur ve zalimler için bir yardımcı da yoktur.
Hac / 71 - (Ömer Öngüt)
Onlar Allah'ı bırakıp da, Allah'ın onlar hakkında hiçbir delil indirmediği ve kendilerinin dahi hakkında bilgi sahibi olmadıkları şeylere tapıyorlar. Zâlimlerin hiçbir yardımcısı yoktur.
Hac / 71 - (Şaban Piriş)
Onlar, Allah’ı bırakıp, hakkında hiçbir belge indirmediği ve kendilerinin de hakkında bir bilgiye sahip olmadıkları şeylere kulluk ediyorlar. Zalimler için hiç yardımcı yoktur.
Hac / 71 - (Sadık Türkmen)
Onlar Allah’ı bırakıp, hakkında Allah’ın hiçbir delil indirmediği, kendilerinin de, hakkında hiçbir bilgilerinin bulunmadığı şeylere, kulluk ederler. Zalimlerin hiçbir yardımcısı yoktur.
Hac / 71 - (Seyyid Kutub)
Müşrikler, Allah'ı bir yana bırakarak haklarında hiçbir destekleyici delil indirilmemiş ve mahiyetlerine ilişkin hiçbir şey bilmedikleri sözde ilahlara tapıyorlar. Zalimler hiçbir destekçi bulamazlar.
Hac / 71 - (Suat Yıldırım)
Müşrikler Allah’tan başka, O’nun, tanrılıklarına dair hiç bir delil göndermediği ve kendilerinin de onlara ibadet edilmesinin cevazı hakkında kesin bilgi sahibi olmadıkları bir takım nesnelere ibadet ediyorlar. İşte o zalimlerin hiç bir yardımcısı olmayacaktır.
Hac / 71 - (Süleyman Ateş)
Allah'tan ayrı olarak öyle şeylere tapıyorlar ki (Allâh), onlara hiçbir kudret indirmemiştir. Kendilerinin de onların tanrı olabileceği hakkında bir bilgileri yoktur. O zâlimlerin yardımcısı yoktur.
Hac / 71 - (Tefhim-ul Kuran)
Onlar, Allah'ı bırakıp da (Allah'ın) kendisine ispatlayıcı bir delil indirmediği ve haklarında kendilerinin (hiç bir) bilgileri olmayan şeylere tapmaktadırlar. Zulme sapanlar için hiç bir yardımcı yoktur.
Hac / 71 - (Ümit Şimşek)
Onlar ise Allah'tan gayrı şeylere kulluk ediyorlar ki, onlar hakkında ne Allah bir delil indirmiştir, ne de kendilerinin bir bilgisi vardır. O zalimlerin hiçbir yardımcısı olmayacaktır.
Hac / 71 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Allah'tan ayrı olarak, hakkında O'nun hiçbir kanıt indirmediği şeye kulluk ediyorlar. Kendilerinin de onunla ilgili bir ilmi yoktur. O zalimlerin yardımcısı olmayacaktır.
Hac / 71 - (İskender Ali Mihr)
Ve (onlar), kendilerine bir sultan (delil, yaptırım gücü) indirilmeyen Allah’tan başka şeylere tapıyorlar. Ve onların, ona (taptıkları şeylere) ait ilimleri yoktur. Ve zalimler için yardımcı da yoktur.
Hac / 71 - (İlyas Yorulmaz)
Allah haklarında kesin bir delil indirmediği ve hiçbir bilgileri olmadığı halde, Allah dan başkalarına kulluk ediyorlar. Allah’a karşı zalimlerin hiçbir yardımcısı yoktur.
وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ تَعْرِفُ فِي وُجُوهِ الَّذِينَ كَفَرُوا الْمُنكَرَ يَكَادُونَ يَسْطُونَ بِالَّذِينَ يَتْلُونَ عَلَيْهِمْ آيَاتِنَا قُلْ أَفَأُنَبِّئُكُم بِشَرٍّ مِّن ذَلِكُمُ النَّارُ وَعَدَهَا اللَّهُ الَّذِينَ كَفَرُوا وَبِئْسَ الْمَصِيرُ
Okunuşu: Ve izâ tutlâ aleyhim âyâtunâ beyyinâtin ta’rifu fî vucûhillezîne keferûl munker(munkere), yekâdûne yestûne billezîne yetlûne aleyhim âyâtinâ, kul e fe unebbiukum bi şerrin min zâlikum, en nâru, vaadehâllâhullezîne keferû, ve bi’sel masîr(masîru).
Hac / 72 - (Diyanet İşleri)
Kendilerine âyetlerimiz açık açık okunduğu zaman, o kâfirlerin yüz ifadelerinden inkârlarını anlarsın. Neredeyse, kendilerine âyetlerimizi okuyanlara hışımla saldıracaklar. De ki: “Şimdi size bu durumdan daha beterini haber vereyim mi: Ateş.. Allah, onu kâfirlere vaad etti. Ne kötü varış yeridir orası!”
Hac / 72 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Onlara apaçık âyetlerimizi okudun mu yüzlerinde inkâr alâmetleri belirir, görüp tanırsın sen de; neredeyse âyetlerimizi onlara okuyanlara saldırıverecekler. De ki: Bundan daha şer, daha da beter bir şey haber vereyim mi size: Ateş. Allah, kâfir olanlara vaadetmiştir onu ve orası, dönüp gidilecek ne de kötü yer.
Hac / 72 - (Abdullah Parlıyan)
Kendilerine apaçık ayetlerimiz okunduğu zaman, Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenlerin yüzündeki, inkârcı tavrı hemen farkedebilirsin. Kendilerine ayetlerimizi okuyanlara neredeyse saldıracak gibiler. De ki: Size bu kin ve öfkenizden daha kötü birşey haber vereyim mi? Ahiretteki cehennem ateşi! Allah onu, gerçekleri örtbas etmiş olanlara vaad etmiştir. Ne kötü sonuçtur o.
Hac / 72 - (Adem Uğur)
Âyetlerimiz açık açık kendilerine okunduğunda, kâfirlerin suratlarında hoşnutsuzluk sezersin. Onlar, kendilerine âyetlerimizi okuyanların neredeyse üzerlerine saldırırlar. De ki: Size bundan (bu öfke ve huzursuzluğunuzdan) daha kötüsünü bildireyim mi? Cehennem! Allah, onu kâfirlere (ceza olarak) bildirdi. O, ne kötü sondur!
Hac / 72 - (Ahmed Hulusi)
Onlara âyetlerimiz apaçık kanıtlar hâlinde tilâvet edildiğinde, hakikat bilgisini inkâr edenlerin yüzlerinde inkârı, reddi görürsün! Neredeyse, delillerimizi kendilerine bildirenlere saldırıp çullanacaklar. . . De ki: "Size ondan daha kötüsünü haber vereyim mi? Ateş (sizi yakacak olan)! Allâh, onu hakikat bilgisini inkâr edenlere vadetmiştir. . . O ne kötü dönüş yeridir!"
Hac / 72 - (Ahmet Tekin)
Allah’ın birliğini ifade eden âyetlerimiz, kendilerine âşikâre okunduğu zaman, inkârda ısrar edenlerin, küfre saplananların yüzlerindeki ifadeden dinlediklerini tasvip etmediklerini, inkârlarını anlarsın. Neredeyse, kendilerine âyetlerimizi okuyanlara saldıracaklar. Onlara:' Şimdi size, bundan daha kötü olanını haber vereyim mi? Daha kötüsü ateştir. Allah ateşle, inkârda ısrar edenleri, küfre saplananları tehdit etti. Orası ne kötü bir cezalandırma ve nihaî bir dönüş yeridir.' de.
Hac / 72 - (Ahmet Varol)
Onlara apaçık ayetlerimiz okunduğunda inkar edenlerin yüzlerindeki hoşnutsuzluğu anlarsın. Neredeyse kendilerine ayetlerimizi okuyanların üzerlerine saldıracaklar. De ki: 'Size bundan daha kötüsünü bildireyim mi? Ateş! Allah onu inkar edenlere vaad etmiştir. Orası ne kötü bir dönüş yeridir.'
Hac / 72 - (Ali Bulaç)
Onlara karşı apaçık olan ayetlerimiz okunduğu zaman, sen o inkâr edenlerin yüzlerindeki 'red ve inkarı' tanıyabilirsin. Neredeyse, kendilerine karşı ayetlerimizi okuyanın üzerine çullanıverecekler. De ki: "Size, bundan daha kötü olanını haber vereyim mi? Ateş... Allah, onu inkâr edenlere va'detmiş bulunmaktadır; ne kötü bir duraktır."
Hac / 72 - (Ali Fikri Yavuz)
Kendilerine karşı ayetlerimiz apaçık olarak okunduğu zaman da, o kâfirlerin yüzlerinde inkâr hallerini görür tanırsın. Nerde ise, karşılarında ayetlerimizi okuyanlara saldırıverecek gibi olurlar. (Ey Rasûlüm, o kâfirlere) de ki: “- Şimdi size bundan daha kötü olanını haber vereyim mi? : O, ateş’dir. Allah bunu kâfir olanlara vaad buyurdu. O ne kötü bir karargâhdır!...
Hac / 72 - (Ali Ünal)
Âyetlerimiz, apaçık deliller halinde insanlara okunup tebliğ edildiğinde küfre saplanıp kalmışların yüzlerindeki hoşnutsuzluğu ve o inkârcı tavrı hemen fark edersin. Âyetlerimizi kendilerine okuyanların üzerine neredeyse çullanıverecekler. De ki: “(Hakkınızda şer telâkki ettiğiniz bu gerçeklerden ve onlar karşısındaki) şu halinizden sizin için daha kötü bir şeyi size bildireyim mi? Ateş! Allah, onu küfürde saplanıp kalanlara va’detmiştir. Ne fena bir âkıbet, ne kötü bir son durak!”
Hac / 72 - (Bayraktar Bayraklı)
Onlara âyetlerimiz apaçık okunduğu zaman, inkârcıların yüzündeki hoşnutsuzluğu hemen fark edersin. Neredeyse, kendilerine âyetlerimizi okuyanlara saldıracaklar. De ki: “Size bundan daha kötüsünü haber vereyim mi? Allah'ın inkâr edenler için belirlediği ateş! Gidilecek ne kötü bir yerdir!”
Hac / 72 - (Bekir Sadak)
Onlara ayetlerimiz apacik olarak okundugu zaman, inkar edenlerin yuzlerinden inkarlarini anlarsin. Nerdeyse, kendilerine ayetlerimizi okuyanlara saldiracaklar. De ki: «Size bundan daha fenasini haber vereyim mi? Allah'in inkarcilara vadettigi ates! Ne ktu bir dnustur!..*
Hac / 72 - (Celal Yıldırım)
Âyetlerimiz onlara karşı açık seçik okunduğu zaman o kâfirlerin yüzünde inkâr ve hoşnudsuzluk (belirtisini) anlarsın. Neredeyse kendilerine âyetlerimizi okuyanlara saldıracaklar. De ki: Bundan daha kötüsünü size haber vereyim mi ? Allah'ın inkarcılara va'dettiği (Cehennem) ateşi... O ne kötü gidilecek yerdir!
Hac / 72 - (Cemal Külünkoğlu)
Kendilerine ayetlerimiz apaçık (anlaşılır bir şekilde) okunduğu zaman, o inkârcıların yüzlerindeki hoşnutsuzluğu görürsün. Neredeyse, ayetlerimizi kendilerine okuyanlara hışımla saldıracaklar. De ki: “Şimdi size bu öfkenizden daha kötüsünü haber vereyim mi? Cehennem ateşi! Allah onu inkârcılar için hazırladığını bildirmiştir. Orası ne kötü bir varış yeridir!”
Hac / 72 - (Diyanet İşleri (eski))
Onlara ayetlerimiz apaçık olarak okunduğu zaman, inkar edenlerin yüzlerinden inkarlarını anlarsın. Nerdeyse, kendilerine ayetlerimizi okuyanlara saldıracaklar. De ki: 'Size bundan daha fenasını haber vereyim mi? Allah'ın inkarcılara vadettiği ateş! Ne kötü bir dönüştür!..
Hac / 72 - (Diyanet Vakfi)
Âyetlerimiz açık açık kendilerine okunduğunda, kâfirlerin suratlarında hoşnutsuzluk sezersin. Onlar, kendilerine âyetlerimizi okuyanların neredeyse üzerlerine saldırırlar. De ki: Size bundan (bu öfke ve huzursuzluğunuzdan) daha kötüsünü bildireyim mi? Cehennem! Allah, onu kâfirlere (ceza olarak) bildirdi. O, ne kötü sondur!
Hac / 72 - (Edip Yüksel)
Kendilerine apaçık ayetlerimiz okunduğunda, inkarcıların yüzünde inkarcılığı okursun. Kendilerine ayetlerimizi okuyanların üzerine neredeyse saldıracaklardır. De ki, 'Bundan daha kötüsünü size bildireyim mi? Ateş! ALLAH onu kafirlere vadetmiştir. Ne kötü bir sonuçtur!'
Hac / 72 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Kendilerine karşı âyetlerimiz birer beyyine olarak okunduğu zaman da o kâfirlerin yüzlerinde münkirliklerini tanırsın, hemen hemen karşılarında âyetlerimizi tilâvet edenlere saldırıverecek gibi olurlar, de ki: şimdi size ondan daha şer olanını haber vereyim mi? Ateş, Allah onu küfredenlere va'd buyurdu, ki o ne fena akıbettir
Hac / 72 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Kendilerine karşı ayetlerimiz birer delil olarak okunduğu zaman, o kafirlerin yüzlerinden inkarlarını anlarsın; hemen hemen karşılarında ayetlerimizi okuyanlara karşı saldırıverecek gibi olurlar. De ki: «Şimdi size ondan daha kötü olanını haber vereyim mi? Ateş! Allah onu inkar edenlere va'detti. O ne kötü akibettir!»
Hac / 72 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Âyetlerimiz kendilerine apaçık olarak okunduğu zaman, o kâfirlerin yüzlerinden inkârlarını anlarsın. Neredeyse, kendilerine âyetlerimizi okuyanlara saldıracaklar. De ki: «Şimdi size ondan daha kötü olanını haber vereyim mi? O, ateştir. Allah bunu kâfir olanlara vaad buyurdu. O ne kötü bir dönüş yeridir.»
Hac / 72 - (Gültekin Onan)
Onlara karşı apaçık olan ayetlerimiz okunduğu zaman, sen o küfredenlerin yüzlerindeki inkarı tanıyabilirsin. Neredeyse, kendilerine karşı ayetlerimizi okuyanın üzerine çullanıverecekler. De ki: "Size, bundan daha kötü olanını haber vereyim mi? Ateş... Tanrı, onu küfredenlere vaadetmiş bulunmaktadır; ne kötü bir duraktır."
Hac / 72 - (Harun Yıldırım)
Âyetlerimiz açık açık kendilerine okunduğunda, kâfirlerin suratlarında hoşnutsuzluk sezersin. Onlar, kendilerine âyetlerimizi okuyanların neredeyse üzerlerine saldırırlar. De ki: Size bundan (bu öfke ve huzursuzluğunuzdan) daha kötüsünü bildireyim mi? Cehennem! Allah, onu kâfirlere (ceza olarak) bildirdi. O, ne kötü sondur!
Hac / 72 - (Hasan Basri Çantay)
Karşılarında açık açık âyetlerimiz okunduğu zaman o kâfirlerin suratlarında inkâr (görüb) tanırsın. Kendilerine âyetlerimizi okuyanlara nerdeyse saldırıverecek olurlar! De ki: «Şimdi bundan daha çok kötü (bir şey) i haber vereyim mi? Ateşdir! Allah bunu o küfür (ve inkâr) edenlere va'd etmişdir. O, ne kötü bir merci'dir!
Hac / 72 - (Hayrat Neşriyat)
Onlara âyetlerimiz apaçık olarak okunmakta olduğu zaman, inkâr edenlerin yüzlerinde hoşnudsuzluk sezersin (anlarsın). Nerede ise kendilerine âyetlerimizi okuyanlara saldıracaklar! De ki: 'Size bundan daha kötüsünü bildireyim mi? Ateş! Allah onu, inkâr edenlere va'd etmiştir. Ve (o,) ne kötü varılacak yerdir!'
Hac / 72 - (İbni Kesir)
Onlara, apaçık ayetlerimiz okunduğu zaman; o küfredenlerin yüzlerinden inkarı anlarsın. Neredeyse, kendilerine ayetlerimizi okuyanlara saldıracaklar. De ki: Size bundan daha kötüsünü haber vereyim mi? Ateş. Allah, onu küfredenlere vaad etmiştir. Ne kötü dönüş.
Hac / 72 - (Kadri Çelik)
Onlara karşı apaçık olan ayetlerimiz okunduğu zaman, sen o küfre sapanların yüzlerindeki küfrü tanıyabilirsin. Neredeyse, kendilerine karşı ayetlerimizi okuyanların üzerine çullanıverecekler. De ki: “Size, bundan daha kötü olanını haber vereyim mi? (O) Ateş'tir. Onu Allah küfre sapanlar için vaat etmiştir ve de pek kötü bir dönüş yeridir!”
Hac / 72 - (Muhammed Esed)
Kendilerine apaçık mesajlarımız okunduğu zaman, hakkı inkara şartlanmış olanların yüzündeki inkarcı tavrı hemen fark edebilirsin; kendilerine mesajlarımızı okuyanlara neredeyse saldıracak gibidirler! De ki: "Peki, size şimdi hissettiklerinizden daha vahim olanı haber vereyim mi? Bu (Ahiret Günü'nün) ateşidir ki Allah onu hakkı inkara şartlanmış olanlara vaad etmiştir; varılacak ne kötü bir sondur o!"
Hac / 72 - (Mustafa İslamoğlu)
Ve ne zaman kendilerine hakikatin apaçık belgeleri olan ayetlerimiz okunsa, inkarda direnenlerin suratlarındaki inkarı hemen fark edersin. Öyle ki, neredeyse ayetlerimizi okuyanlara saldıracak gibidirler: De ki: "Bakın, sizi bundan daha beter (kızdıracak) bir haber vereyim mi: O, Allah'ın inkarda ısrar edenlere vaat ettiği ateştir; o ne berbat bir son duraktır!"
Hac / 72 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Onlara karşı âyetlerimiz apaçık oldukları halde okunduğu zaman o kâfir olanların yüzlerinde bir inkar (bir gayz ve gazab alâmeti görür) anlarsın. Onlar, kendilerine karşı âyetlerimizi okuyanlara az kalır ki, saldırıversinler. De ki: «Size o inkarınızdan daha şerlisini haber vereyim mi? (O) Ateş'tir. Onu Allah kâfir olanlar için vaadetmiştir. Ve ne fena gidilecek yer!»
Hac / 72 - (Ömer Öngüt)
Âyetlerimiz açık açık kendilerine okunduğu zaman, kâfirlerin suratlarında hoşnutsuzluk sezersin. Onlar âyetlerimizi okuyanlara neredeyse saldıracak gibi oluyorlar. Onlara de ki: “Size bundan (bu kin ve öfkenizden) daha kötü bir şey haber vereyim mi? Ateş! Allah onu kâfirlere vâdetmiştir. O ne kötü bir dönüş yeridir!”
Hac / 72 - (Şaban Piriş)
Onlara apaçık ayetlerimiz okunduğu zaman, o kafirlerin yüzlerinden inkarı okursun. Neredeyse, kendilerine ayetlerimizi okuyanlara saldıracaklar. De ki: -Size bundan daha kötüsünü haber vereyim mi? Ateş! Allah onu kafirlere söz verdi. O, ne kötü sondur.
Hac / 72 - (Sadık Türkmen)
Kendilerine âyetlerimiz açık açık okunduğu zaman o kâfirlerin yüz ifadelerinden inkârlarını anlarsın. Neredeyse, kendilerine âyetlerimizi okuyanlara hışımla saldıracaklar. De ki: “Şimdi size bu durumdan daha beterini haber vereyim mi: Ateş!.. Allah onu kâfirlere vadetti. Ne kötü varış yeridir orası!”
Hac / 72 - (Seyyid Kutub)
Kâfirlere açık anlamlı ayetlerimiz okunduğunda içlerinde kabaran öfkeyi ve nefreti yüzlerinden okuyabilirsin. Neredeyse ayetlerimizi okuyanların üzerlerine çullanacak gibi olurlar. Onlara de ki; «Size bu öfkenizden daha kötüsünü haber vereyim mi?: Cehennem ateşi! Allah onu kâfirler için hazırladığını bildirmiştir. Ne kötü bir akıbettir o!»
Hac / 72 - (Suat Yıldırım)
Âyetlerimiz karşılarında açık açık birer delil olarak okunduğunda kâfirlerin yüzündeki inkârcı tavrı hemen fark edebilirsin. Öyle ki, nerdeyse kendilerine âyetlerimizi okuyanlara saldıracak olurlar. De ki: Sizi bundan da beter kızdıracak olan şeyi de bildireyim de görün: "İşte cehennem! Allah onu kâfirlere vâd etmiş bulunuyor. Ne kötü bir sondur o!"
Hac / 72 - (Süleyman Ateş)
Kendilerine apaçık âyetlerimiz okunduğu zaman kâfirlerin yüzlerinde hoşnutsuzluk belirdiğini anlarsın. Neredeyse kendilerine âyetlerimizi okuyanların üzerine saldıracaklar. De ki: "Size bundan (bu öfkeli durumunuzdan) daha kötü bir şey haber vereyim mi? Varacağınız ateş! Allâh onu kâfirlere va'detmiştir. Ne kötü sonuçtur (o)!"
Hac / 72 - (Tefhim-ul Kuran)
Onlara karşı apaçık olan ayetlerimiz okunduğu zaman, sen o küfre sapanların yüzlerindeki 'red ve inkârı' tanıyabilirsin. Neredeyse, kendilerine karşı ayetlerimizi okuyanın üzerine çullanıverecekler. De ki: «Size, bundan daha kötü olanını haber vereyim mi? Ateş, Allah, onu küfre sapanlara va'detmiş bulunmaktadır; ne kötü bir duraktır.»
Hac / 72 - (Ümit Şimşek)
Kendilerine apaçık âyetlerimiz okunduğunda, o kâfirlerin inkârını yüzlerinde okursun. Neredeyse âyetlerimizi okuyanlara saldıracaklar! 'Bundan daha kötüsünü size haber vereyim mi?' de. O ateştir. Allah onu kâfirlere vaad etmiştir. Gidilecek ne kötü bir yerdir orası!
Hac / 72 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Onlara açık seçik ayetlerimiz okunduğunda, o küfre sapanların yüzlerinde bir hoşnutsuzluk/yadsıma görürsün. Kendilerine ayetlerimizi okuyanlara saldıracak olurlar. De ki: "Size şu yaptığınızdan daha kötü bir şey haber vereyim mi: Ateş! Allah onu inkârcılara vaat etmiştir. Ne kötü dönüş yeridir o!"
Hac / 72 - (İskender Ali Mihr)
Onlara açıklanmış âyetlerimiz okunduğu zaman münkeri (inkârı, reddi), inkâr edenlerin yüzlerinden tanırsın (farkedersin). Neredeyse, âyetlerimizi onlara okuyanlara saldıracaklar. De ki: “Size bundan daha şerlisini haber vereyim mi?” Allah’ın kâfirlere vaadettiği o (şey), ateştir. Ne kötü masir (gidilecek yer)dir.
Hac / 72 - (İlyas Yorulmaz)
Onlara açıklayıcı ayetlerimizi okuduğun zaman, doğruları inkâr edenlerin inkârlarını yüzlerinden okursun. Neredeyse ayetlerimizi okuyanlara saldıracaklar. Onlara deki “Bundan daha kötüsünü size haber vereyim mi? Allah, ayetlerini kabul etmeyip inkâr edenlere ateşi vaat etmektedir. O ateş, ne kötü dönülecek bir yer.
يَا أَيُّهَا النَّاسُ ضُرِبَ مَثَلٌ فَاسْتَمِعُوا لَهُ إِنَّ الَّذِينَ تَدْعُونَ مِن دُونِ اللَّهِ لَن يَخْلُقُوا ذُبَابًا وَلَوِ اجْتَمَعُوا لَهُ وَإِن يَسْلُبْهُمُ الذُّبَابُ شَيْئًا لَّا يَسْتَنقِذُوهُ مِنْهُ ضَعُفَ الطَّالِبُ وَالْمَطْلُوبُ
Okunuşu: Yâ eyyuhân nâsu duribe meselun festemiû lehu, innellezîne ted’ûne min dûnillâhi len yahlukû zubâben ve levictemeû lehu, ve in yeslubhumuz zubâbu şey’en lâ yestenkızûhu minhu, daufat tâlibu vel matlûb(matlûbu).
Hac / 73 - (Diyanet İşleri)
Ey insanlar! Size bir örnek verildi. Şimdi ona iyi kulak verin. Sizin Allah’tan başka taptıklarınız bir sinek dahi yaratamazlar, hepsi bunun için toplansalar bile. Eğer sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan kurtaramazlar. İsteyen de âciz, istenen de.
Hac / 73 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Ey insanlar, bir örnek getirilmede, dinleyin onu: Allah'ı bırakıp da taptığınız putlar yok mu, onlar, bir sineği bile yaratamazlar kesin olarak, hattâ hepsi bir araya gelse bile ve sinek, onlardan bir şey kapıp gitse onu da tekrar geri alamazlar ondan; isteyen de âcizdir, istenen de.
Hac / 73 - (Abdullah Parlıyan)
Ey insanlar! İşte size bir örnek veriliyor, onu dinleyin şimdi. Sizin Allah'tan başka yalvarıp yakardığınız bütün o düzmece varlıklar, hepsi bir araya gelseler dahi, asla bir sinek bile yaratamazlar. Hatta bir sinek, onlardan birşey kapacak olsa, onu bile geri alamazlar. İsteyen, yani puta tapanda aciz ve güçsüz, istenen put veya putlaştırılan şahsiyet de, ne kadar güçsüz.
Hac / 73 - (Adem Uğur)
Ey insanlar! (Size) bir misal verildi; şimdi onu dinleyin: Allah'ı bırakıp da yalvardıklarınız (taptıklarınız) bunun için bir araya gelseler bile bir sineği dahi yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan geri de alamazlar. İsteyen de âciz, kendinden istenen de!
Hac / 73 - (Ahmed Hulusi)
Ey insanlar! Bir ibretlik misal verildi; onu dinleyin. . . Allâh dûnunda yöneldikleriniz, bir araya toplansalar bile, bir sinek dahi yaratamazlar! Sinek bile onlardan bir şey kapsa, onu sinekten kurtaramazlar. . . İsteyen de istenilen de âcizdir!
Hac / 73 - (Ahmet Tekin)
Ey insanlar, konu size bir örnek verilerek anlatılıyor. Şimdi ona iyi kulak verin. Sizin, Allah’ı bırakıp, kulları durumundakilerden taptıklarınız, yalvardıklarınız, bir araya da gelseler, asla bir sinek bile yaratamayacaklar. Sinek onlardan bir şey kapıp kaçsa, onu da sineğin ağzından kurtarıp alamazlar. Almaya çalışan da, ağzından alınmaya çalışılan da ne kadar âcizdir.
Hac / 73 - (Ahmet Varol)
Ey insanlar! Bir örnek verildi. Şimdi onu dinleyin: Sizin Allah'tan başka taptıklarınız hepsi bunun için biraraya gelseler, bir sinek bile yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey kapsa bunu ondan geri alamazlar. İsteyen de istenen de güçsüzdür.
Hac / 73 - (Ali Bulaç)
Ey insanlar, (size) bir örnek verildi; şimdi onu dinleyin. Sizin, Allah'ın dışında tapmakta olduklarınız -hepsi bunun için bir araya gelseler dahi- gerçekten bir sinek bile yaratamazlar. Eğer sinek onlardan bir şey kapacak olsa, bunu da ondan geri alamazlar. İsteyen de güçsüz, istenen de.
Hac / 73 - (Ali Fikri Yavuz)
Ey insanlar! (putlara tapma halini beyan hususunda şöyle) bir misal getirilmiştir, şimdi ona iyi kulak verin: Sizin Allah’dan başka taptıklarınız (putlar), bir sinek bile yaratamazlar, velev ki hepsi bunun için toplansalar... Eğer sinek, o putlardan (üzerlerine sürülen bal gibi şeylerden) bir şey kaparsa, putlar onu sinekten kurtaramazlar. (Kapılan şeyi geri almak isteyecek olan) put da zayıf ve aciz, matlup olan sinek de aciz!...
Hac / 73 - (Ali Ünal)
Ey insanlar! İşte size bir temsil, dikkatlerinizi ona çevirin: Allah’tan başka ilâh yerine koyup taptığınız ve kendilerine yalvardığınız her ne varsa, bütün imkânlarını birleştirip bir araya gelseler tek bir sineği olsun yaratamazlar. Bundan da öte, eğer sinek onlardan bir şey kapıp götürse onu bile kurtarıp geri alamazlar. İsteyen de güçsüz, kendisinden bir şey istenilen de!
Hac / 73 - (Bayraktar Bayraklı)
Ey insanlar! Size bir örnek verilmektedir; onu dikkatle dinleyiniz! Allah'tan başka taptıklarınız bunun için bir araya gelseler bile bir sineği dahi yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan geri alamazlar. İsteyen de âciz, kendinden istenen de.
Hac / 73 - (Bekir Sadak)
Ey insanlar! Bir misal verilmektedir, simdi onu dinleyin: Sizlerin Allah'i birakip taptiklariniz bir araya gelseler, bir sinek bile yaratamiyacaklardir. Sinek onlardan bir sey kapsa, onu kurtaramazlar; isteyen de, istenen de aciz!
Hac / 73 - (Celal Yıldırım)
Ey insanlar! Bir misâl verildi, ona şimdi iyice kulak verin: Şüphesiz ki Allah'tan başka taptıklarınız bir sinek bile yaratamazlar hepsi bunun için biraraya gelse bile (yine de bunu meydana getiremezler). Sinek onlardan bir şey koparıp alsa, onu ondan kurtaramazlar. İsteyen de âciz, istenen de âciz..
Hac / 73 - (Cemal Külünkoğlu)
Ey insanlar! Size bir örnek verildi. Şimdi onu iyi dinleyin: Sizin Allah'tan başka taptıklarınız güç birliği yapsalar bir sinek dahi yaratamazlar. Eğer sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan geri alamazlar. (Çünkü) isteyen de âciz, (kendisinden) istenen de.
Hac / 73 - (Diyanet İşleri (eski))
Ey insanlar! Bir misal verilmektedir, şimdi onu dinleyin: Sizlerin Allah'ı bırakıp taptıklarınız bir araya gelseler, bir sinek bile yaratamıyacaklardır. Sinek onlardan bir şey kapsa, onu kurtaramazlar; isteyen de, istenen de aciz!
Hac / 73 - (Diyanet Vakfi)
Ey insanlar! (Size) bir misal verildi; şimdi onu dinleyin: Allah'ı bırakıp da yalvardıklarınız (taptıklarınız) bunun için bir araya gelseler bile bir sineği dahi yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan geri de alamazlar. İsteyen de âciz, kendinden istenen de!
Hac / 73 - (Edip Yüksel)
İnsanlar, işte size, dikkatle dinleyeceğiniz bir örnek: ALLAH'ın yanında taptıklarınız, toplansalar dahi bir sinek bile yaratamazlar. Hatta sinek onlardan bir şey kapsa onu ondan geri alamazlar. İsteyen de aciz, istenen de...
Hac / 73 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Ey insanlar! bir mesel darbedildi, şimdi ona iyi kulak verin, haberiniz olsun ki sizin Allahdan başka taptıklarınız bir sinek yaratamazlar, hepsi onun için toplansalar bile, ve şayed sinek onlardan bir şey kaparsa onu ondan kurtaramazlar, tâlib de zaıyf matlûb da
Hac / 73 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Ey insanlar bir misal verildi, şimdi ona iyi kulak verin! Haberiniz olsun ki sizin Allah'tan başka taptıklarınız bir sinek yaratamazlar, hepsi onun için bir araya gelseler bile; şayet sinek onlardan birşey kaparsa onu ondan kurtaramazlar; isteyen de güçsüz, istenen de!
Hac / 73 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Ey insanlar! Bir misal verilmektedir, şimdi ona iyi kulak verin: Sizin Allah'ı bırakıp taptıklarınız bir araya gelseler, bir sinek bile yaratamayacaklardır. Sinek onlardan bir şey kapsa onu kurtaramazlar. İsteyen de, istenen de âcizdir.
Hac / 73 - (Gültekin Onan)
Ey insanlar, (size) bir örnek verildi; şimdi onu dinleyin. Sizin, Tanrı'nın dışında tapmakta olduklarınız -hepsi bunun için bir araya gelseler dahi- gerçekten bir sinek bile yaratamazlar. Eğer sinek onlardan bir şey kapacak olsa, bunu da ondan geri alamazlar. İsteyen de güçsüz, istenen de.
Hac / 73 - (Harun Yıldırım)
Ey insanlar! (Size) bir misal verildi; şimdi onu dinleyin: Allah'ı bırakıp da yalvardıklarınız (taptıklarınız) bunun için bir araya gelseler bile bir sineği dahi yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan geri de alamazlar. İsteyen de âciz, kendinden istenen de!
Hac / 73 - (Hasan Basri Çantay)
Ey insanlar, size (şöyle) bir misâl getirildi. Şimdi onu dinleyin: Sizin Allâhı bırakıb da tapdığınız (putlar) hakıykaten bir sinek bile yaratamazlar, hepsi bunun için bir yere toplanmış olsalar dahi. Eğer sinek onlardan bir şey kapsa bunu ondan geri de alamazlar! İsteyen de aaciz, istenen de!..
Hac / 73 - (Hayrat Neşriyat)
Ey insanlar! İşte size bir örnek veriliyor, onu dinleyin şimdi. Sizin Allah'tan başka yalvarıp yakardığınız bütün o düzmece varlıklar, hepsi bir araya gelseler dahi, asla bir sinek bile yaratamazlar. Hatta bir sinek, onlardan birşey kapacak olsa, onu bile geri alamazlar. İsteyen, yani puta tapanda aciz ve güçsüz, istenen put veya putlaştırılan şahsiyet de, ne kadar güçsüz.
Hac / 73 - (İbni Kesir)
Ey insanlar, bir misal verildi, şimdi onu dinleyin: Şüphesiz ki Allah'ı bırakıp da taptıklarınız bir araya gelseler; bir sinek bile yaratamazlar Ama sinek, onlardan bir şey kapsa bunu da ondan kurtaramazlar. İsteyen de, istenen de aciz.
Hac / 73 - (Kadri Çelik)
Ey insanlar! (Size) Bir örnek verildi, şimdi onu dinleyin: Sizin, Allah'ın dışında tapmakta olduklarınız hepsi bunun için bir araya gelseler dahi gerçekten bir sinek bile yaratamazlar. Eğer sinek onlardan bir şey kapacak olsa, bunu da ondan geri alamazlar. İsteyen de güçsüz, istenen de.
Hac / 73 - (Muhammed Esed)
Ey İnsanlar! (İşte) size bir misal veriliyor; onu dinleyin şimdi: sizin Allah'tan başka yalvarıp yakardığınız bütün o (düzmece) varlıklar, hepsi bir araya gelseler dahi, bir sinek bile yaratamazlar (değil mi?); hatta bir sinek onlardan bir şey kapacak olsa, onu bile geri alamazlar! Başvurup isteyen de, başvurulan ve istenen de ne kadar güçsüz!...
Hac / 73 - (Mustafa İslamoğlu)
Siz ey insanlık! Bir misal veriliyor, şimdi onu dinleyin: Allah dışında yalvarıp yakardığınız o varlıkların hiç biri, asla bir sinek bile yaratamazlar; bu iş için hepsi bir araya toplansa dahi... Dahası, eğer sinek kendilerinden bir şey kapıp kaçacak olsa, ondan onu dahi geri alamazlar: (zira) almak isteyen de aciz, kendisinden alınmak istenen de!
Hac / 73 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ey insanlar! Bir mesel irâd edildi, onu artık dinleyiniz! Şüphe yok ki, Allah'tan başka kendilerine ibadet ettikleriniz, bir sinek bile yaratamazlar, velev ki onun için hepsi de toplansınlar ve eğer sinek onlardan bir şey kapacak olsa onu ondan geri de alamazlar. İsteyen de, istenilen de zayıf olmuştur.
Hac / 73 - (Ömer Öngüt)
Ey insanlar! Size bir misal verilmektedir, şimdi onu dinleyin! Şüphesiz ki sizin Allah'ı bırakıp da taptıklarınız bu iş için bir araya gelseler dahi bir sinek bile yaratamazlar. Eğer sinek onlardan bir şey kapsa, onu da geri alamazlar. İsteyen de âciz, istenen de.
Hac / 73 - (Şaban Piriş)
-Ey insanlar, Bir örnek veriliyor, onu dinleyin! Sizin Allah’tan başka yalvardığınız şeyler birleşseler bile bir sinek dahi yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey kapsa, onu ondan kurtaramazlar. İsteyen de aciz, istenen de..
Hac / 73 - (Sadık Türkmen)
Ey insanlar! Size bir örnek verildi. Şimdi ona iyi kulak verin. Sizin Allah’tan başka taptıklarınız, bir sinek dahi yaratamazlar; hepsi bunun için toplansalar bile!.. Eğer sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan kurtaramazlar! İsteyen de âciz, istenen de!
Hac / 73 - (Seyyid Kutub)
Ey insanlar, size bir örnek verildi, şimdi onu dinleyiniz: Allah'ı bir yana bırakarak yalvardığınız sözde ilahlar var ya, onların hepsi biraraya gelseler bir sinek bile yaratamazlar. Buna karşılık eğer sinek onların vücudundan son derece küçük bir parça kapıp götürse onu, onun ağzından geri alamazlar. Demek ki kovalayan da aciz, kovalanan da!
Hac / 73 - (Suat Yıldırım)
Ey insanlar! İşte size bir misal veriliyor, ona iyi kulak verin: Sizin Allah’tan başka yalvardığınız bütün sahte tanrılar güç birliği yapsalar da, bir sinek bile yaratamazlar. Hatta sinek onlardan bir şey kapsa, onu dahi kurtarıp geri alamazlar. İsteyen de, kendinden istenilen de, kaçan da kovalayan da ne kadar güçsüz!
Hac / 73 - (Süleyman Ateş)
Ey insanlar, size bir temsil verildi, onu dinleyin: O Allah'tan başka yalvardıklarınız (var ya), onların hepsi bir araya toplansalar, bir sinek dahi yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan kurtaramazlar. İsteyen de âciz, istenen de.
Hac / 73 - (Tefhim-ul Kuran)
Ey insanlar, (size) bir örnek verildi; şimdi onu dinleyin. Sizin, Allah'ın dışında tapmakta olduklarınız -hepsi bunun için bir araya gelseler dahi- gerçekten bir sinek bile yaratamazlar. Eğer sinek onlardan bir şey kapacak olsa, bunu da ondan geri alamazlar. İsteyen de güçsüz, istenen de.
Hac / 73 - (Ümit Şimşek)
Ey insanlar! Size bir misal getirildi; şimdi onu dinleyin. Sizin Allah'tan başka dua ettiklerinizin hepsi toplansa bir sineği yaratamazlar. Sinek onlardan birşey kapsa onu da geri alamazlar. İsteyen de güçsüz, istenen de.
Hac / 73 - (Yaşar Nuri Öztürk)
İnsanlar, işte size, dikkatle dinleyeceğiniz bir örnek: ALLAH'ın yanında taptıklarınız, toplansalar dahi bir sinek bile yaratamazlar. Hatta sinek onlardan bir şey kapsa onu ondan geri alamazlar. İsteyen de aciz, istenen de...
Hac / 73 - (İskender Ali Mihr)
Ey insanlar! (Size), bir örnek verildi. Öyleyse onu dinleyin. Muhakkak ki Allah’tan başka taptıklarınız, bir sinek dahi yaratamazlar, onun için (onu yaratmak için) biraraya gelip toplansalar bile. Ve eğer sinek, onlardan bir şey kapıp kaçsa, onu ondan (sinekten) alamazlar. Talip (isteyen) de talep edilen (istenen) de aciz.
Hac / 73 - (İlyas Yorulmaz)
Ey İnsanlar! Size anlatılan bu misali dinleyin. Allah dan başka yalvardıklarınız, hepsi bir araya gelse bir sineği dahi yaratamazlar. Eğer o sinek onlardan bir şey kapsa, kaptırdıklarını ondan kurtaramazlar. O, dua edenler zayıf olduğu gibi, dua edip kulluk ettikleri de zayıf.
مَا قَدَرُوا اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ إِنَّ اللَّهَ لَقَوِيٌّ عَزِيزٌ
Okunuşu: Mâ kaderûllâhe hakka kadrihî, innallâhe le kaviyyun azîz(azîzun).
Hac / 74 - (Abdullah Parlıyan)
Putları Allah'a ortak koşmak suretiyle hataya düşenler, Allah'ın güç ve kudretini gereği gibi kavrayıp değerlendiremiyorlar. Çünkü Allah, herşeyi hükmü altında tutan, en yüce iktidar sahibidir.
Hac / 74 - (Adem Uğur)
Onlar, (Bu âciz putları Allah'a ortak koşmak suretiyle) Allah'ın kadrini hakkıyla bilemediler. Hiç şüphesiz Allah, çok kuvvetlidir, çok üstündür.
Hac / 74 - (Ahmed Hulusi)
ALLÂH'ı (adıyla işaret edileni) hakkıyla değerlendiremediler! Muhakkak ki Allâh Kaviyy'dir, Aziyz'dir (güçlü ve gücünü karşı konulmaz şekilde kullanandır).
Hac / 74 - (Ahmet Tekin)
Onlar, Allah’ın, yüceliğini, kudretini, kadrini, zâtını vasfının, sıfatlarının tecellisinin ifade ettiği şekilde künhüyle kavrayamadılar, Allah’ı hakkıyla tanıyıp saygıyla hafsalalarına yerleştiremediler. Allah güçlü, kudretli, üstün ve hükümrandır.
Hac / 74 - (Ali Bulaç)
Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Şüphesiz Allah, güç sahibidir, azizdir.
Hac / 74 - (Ali Ünal)
Allah’ı Allah oluşunun gerektirdiği şekilde tanıyıp takdir etmediler. Muhakkak ki Allah, mutlak güçlüdür, her işte üstün ve mutlak galiptir.
Hac / 74 - (Cemal Külünkoğlu)
Onlar Allah'ın gücünü gereği gibi kavrayıp değerlendiremediler. Muhakkak ki Allah, her şeyi hükmü altında tutan en yüce iktidar sahibidir.
Hac / 74 - (Diyanet Vakfi)
Onlar, (Bu âciz putları Allah'a ortak koşmak suretiyle) Allah'ın kadrini hakkıyla bilemediler. Hiç şüphesiz Allah, çok kuvvetlidir, çok üstündür.
Hac / 74 - (Gültekin Onan)
Onlar, Tanrı'nın gerçek gücünü ölçemediler / değerlendiremediler veya onlar Tanrı'nın gücünü gerçekten / gerektiği gibi değerlendiremediler. De ki: Kuşkusuz Tanrı güç sahibidir, azizdir.
Hac / 74 - (Harun Yıldırım)
Onlar, (Bu âciz putları Allah'a ortak koşmak suretiyle) Allah'ın kadrini hakkıyla bilemediler. Hiç şüphesiz Allah, çok kuvvetlidir, çok üstündür.
Hac / 74 - (Hayrat Neşriyat)
Allah’ı, kadrinin (kudretinin ve büyüklüğünün) hakkıyla takdîr edemediler! Şübhesiz ki Allah, elbette Kavî (pek kuvvetli olan)dır, Azîz (kudreti dâimâ üstün gelen)dir.
Hac / 74 - (Muhammed Esed)
Bu (konuda hataya düşe)nler Allah'ın gücünü gereği gibi kavrayıp değerlendiremiyorlar; çünkü Allah, her şeyi hükmü altında tutan en yüce iktidar Sahibidir.
Hac / 74 - (Mustafa İslamoğlu)
Onlar, Allah'ın gücünü gereği gibi kavrayıp takdir edemiyorlar: nitekim Allah her şeye muktedir olan yüce bir otorite sahibidir.
Hac / 74 - (Ömer Öngüt)
Onlar Allah'ı lâyıkıyla takdir edip bilemediler. Şüphesiz ki Allah çok kuvvetlidir, Azîz'dir.
Hac / 74 - (Seyyid Kutub)
Onlar Allah'ın ululuğunu gerektiği gibi kavrayamamışlardır. Hiç kuşkusuz Allah güçlüdür ve üstün iradelidir.
Hac / 74 - (Ümit Şimşek)
Onlar Allah'ı hakkıyla takdir edemediler. Fakat Allah karşı koyulmaz kuvvet sahibi ve herşeyin mutlak galibidir.
Hac / 74 - (İskender Ali Mihr)
Allah’ın kadrini de (kudretini de) hakkıyla takdir edemediler. Muhakkak ki Allah, mutlaka Kaviyy’dir (kuvvetli), Azîz’dir (yüce).
اللَّهُ يَصْطَفِي مِنَ الْمَلَائِكَةِ رُسُلًا وَمِنَ النَّاسِ إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ بَصِيرٌ
Okunuşu: Allâhu yastafî minel melâiketi rusulen ve minen nâsi, innallâhe semîun basîr(basîrun).
Hac / 75 - (Diyanet İşleri)
Allah, meleklerden de resûller seçer, insanlardan da. Şüphesiz Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.
Hac / 75 - (Adem Uğur)
Allah meleklerden de elçiler seçer, insanlardan da. Şüphesiz Allah işitendir, görendir.
Hac / 75 - (Ahmet Tekin)
Allah meleklerden elçiler, insanlardan Rasuller seçer. Allah her şeyi işitir, her şeyi bilir, görür; hep doğruları duyurur, doğru yolu gösterir.
Hac / 75 - (Ali Bulaç)
Allah, meleklerden elçiler seçer ve insanlardan da. Şüphesiz Allah, işitendir, görendir.
Hac / 75 - (Ali Fikri Yavuz)
Allah, hem meleklerden, hem de, insanlardan peygamberler seçer. Gerçekten Allah her şeyi işitir = Semî’dir, her şeyi görür= Basîr’dir.
Hac / 75 - (Ali Ünal)
Gerçek şu ki, Allah meleklerden elçiler seçtiği gibi insanlardan da seçer; (onlar da yaratılmıştır ve Ulûhiyet’te hiçbir ortaklıkları yoktur). Allah, her şeyi hakkıyla işitendir, her şeyi hakkıyla görendir.
Hac / 75 - (Hayrat Neşriyat)
Allah, meleklerden de insanlardan da elçiler seçer. Muhakkak ki Allah, Semî'(hakkıyla işiten)dir, Basîr (kemâliyle gören)dir.
Hac / 75 - (Muhammed Esed)
(Sınırsız kudret ve nüfuzuyla) Allah meleklerden de, insanlardan da elçiler seçer. Ama yine de her şeyi gören, her şeyi işiten Allah'tır:
Hac / 75 - (Mustafa İslamoğlu)
(Dolayısıyla) Allah meleklerden de elçiler seçer, insanlardan da. Ne var ki sadece Allah her bir şeyi duyar, her bir şeyi görür.
Hac / 75 - (Ömer Öngüt)
Allah hem meleklerden elçiler seçer, hem de insanlardan. Şüphesiz ki Allah işitendir, görendir.
Hac / 75 - (Sadık Türkmen)
Allah meleklerden de rasûller (elçiler) seçer, insanlardan da!.. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.
Hac / 75 - (Suat Yıldırım)
Allah meleklerden de insanlardan da elçiler seçer. Allah elbette semî ve basîrdir (her şeyi hakkıyla işitir ve görür).
Hac / 75 - (Ümit Şimşek)
Allah meleklerden de, insanlardan da elçiler seçer. Şüphesiz ki Allah herşeyi işiten, herşeyi bilendir.
Hac / 75 - (İlyas Yorulmaz)
Allah, melek ve insanlardan dilediği kimseleri elçi olarak seçer. Allah her şeyi işiten ve her şeyi görendir.
يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَإِلَى اللَّهِ تُرْجَعُ الأمُورُ
Okunuşu: Ya’lemu mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum, ve ilâllâhi turceul umûr(umûru).
Hac / 76 - (Diyanet İşleri)
Onların önlerindekini de (yaptıklarını da), arkalarındakini de (yapacaklarını da) bilir. Bütün işler hep Allah’a döndürülür.
Hac / 76 - (Abdullah Parlıyan)
Seçtiği tüm elçilerin bildikleri sınırlıyken O, onlar hakkında olanı ve olacağı da bütünüyle bilmektedir. Çünkü bütün işler Allah'a döner.
Hac / 76 - (Adem Uğur)
Onların önlerindekini de, arkalarındakini de (yaptıklarını da, yapacaklarını da) bilir. Bütün işler Allah'a döndürülür.
Hac / 76 - (Ahmet Tekin)
Allah onların aşikâre, saklı, gizli yaptıklarını, yapacaklarını bilir. Bütün planların icra edilerek sonuçlandırıldığı, bütün icraatların, amellerin hesabının sorulduğu tek merci Allah’tır.
Hac / 76 - (Ali Fikri Yavuz)
Allah onların ne yaptıklarını ve ne yapacaklarını bilir. Bütün işler (netice itibariyle ahirette) Allah’a döndürülür.
Hac / 76 - (Ali Ünal)
O, onların önlerinde ne var arkalarında ne varsa, (yapacaklarını da yaptıklarını da, onlara malûm olanı da meçhûl olanı da) bilir. Bütün işler neticede varır Allah’ta biter ve O, neye hükmederse o olur.
Hac / 76 - (Diyanet Vakfi)
Onların önlerindekini de, arkalarındakini de (yaptıklarını da, yapacaklarını da) bilir. Bütün işler Allah'a döndürülür.
Hac / 76 - (Harun Yıldırım)
Onların önlerindekini de, arkalarındakini de (yaptıklarını da, yapacaklarını da) bilir. Bütün işler Allah'a döndürülür.
Hac / 76 - (Hayrat Neşriyat)
Onların önlerindekini de arkalarındakini de (yaptıklarını da, yapacaklarını da)bilir. Ve (bütün) işler Allah’a döndürülür.
Hac / 76 - (Muhammed Esed)
(bu elçilerin bildikleri sınırlıyken,) O onların gözleri önünde olanları da, onlardan gizli tutulanları da bütünüyle bilmektedir; çünkü her şey, tüm olaylar ve olgular (mebde ve me'ad olarak) Allah'a dönmektedir.
Hac / 76 - (Sadık Türkmen)
Onların önlerindekilerini/gördüklerini de, arkalarındakilerini/görmediklerini de bilir. Bütün işler hep Allah’a döndürülür.
Hac / 76 - (Seyyid Kutub)
O, onların önlerindekileri (geleceklerini) de bilir, arkada bıraktıklarını (geçmişlerini) de. Olup biten her şeyin son mercii O'dur.
Hac / 76 - (Suat Yıldırım)
O onların yaptıklarını da yapacaklarını da, olanı da olacağı da bilir. Bütün işler yalnız Allah’a raci olur, onlar hakkındaki nihaî hükmü O verir.
Hac / 76 - (Süleyman Ateş)
Onların önlerinde ve arkalarında olan (bütün olayları, yaptıkları bütün işler)i bilir. Bütün işler Allah'a döndürülür.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا ارْكَعُوا وَاسْجُدُوا وَاعْبُدُوا رَبَّكُمْ وَافْعَلُوا الْخَيْرَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ*
Okunuşu: Yâ eyyuhâllezîne âmenûrkeû vescudû va’budû rabbekum vef’alûl hayra leallekum tuflihûn(tuflihûne). (SECDE ÂYETİ)
Hac / 77 - (Adem Uğur)
Ey iman edenler! Rükû edin; secdeye kapanın; Rabbinize ibadet edin; hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz.
Hac / 77 - (Ahmed Hulusi)
Ey iman edenler! Rükû edin (her an her zerrede hükümranlığını fark ederek eğilin); secde edin (indînde "ben"liğinizin "yok"luğunu hissedin), Rabbinize kullukta olduğunuzu kavrayın; hayır (Hakkanî fiil) işleyin ki kurtulasınız!
Hac / 77 - (Ahmet Tekin)
Ey iman edenler, rükûlara vararak cemaatle namazlarınızı kılın, saygıyla Allah’ın emirlerine itaat ederek, İslâmî sorumluluğa, ibadetlere, cemaate, faaliyetlere katılın, secdelere kapanın. Rabbinizi ilâh tanıyın, candan müslüman olarak O’na bağlanın, saygıyla Rabbinize kulluk ve ibadet edin, Onun şeriatını uygulayın. Dünya ve âhiret için en hayırlı işleri yapın, Kurân’ı öğretin ve Kur’ân ilkelerini yaşayın, farz olan emirleri yerine getirin. Bunlar kurtuluşa, ebedî nimetlerle mutluluğa ermenize vesile olur.
Hac / 77 - (Ahmet Varol)
Ey iman edenler! Rüku edin, secde eden, Rabbinize ibadet edin ve hayır işleyin. Umulur ki kurtuluşa erersiniz.
Hac / 77 - (Ali Bulaç)
Ey iman edenler, rüku edin, secdeye varın, Rabbinize ibadet edin ve hayır işleyin, umulur ki kurtuluş bulursunuz.
Hac / 77 - (Ali Ünal)
Ey iman edenler! Rükûa varın, secde edin: (böylece namazınızı kılın); ve Rabbinize karşı daha başka bütün kulluk vazifelerinizi yerine getirin; ayrıca, dininizin hepsi de hayır olan bütün diğer hükümlerini de yerine getirin. Ki, neticede kurtuluşa eresiniz.
Hac / 77 - (Bekir Sadak)
Ey inananlar! Ruku edin, secdeye varin, Rabbiniz'e kulluk edin, iyilik yapin ki saadete erisesiniz.
Hac / 77 - (Celal Yıldırım)
Ey imân edenler! Rükû' edin, secde edin; Rabbınıza (kulluk ölçüleri içinde) ibâdet edin ve hayır işleyin ki korktuğunuzdan kurtulup umduğunuza kavuşasınız.
Hac / 77 - (Cemal Külünkoğlu)
Ey inananlar! Rükû edin, secde edin ve Rabbinize kulluk edin! Faydalı ve erdemli işler yapın ki kurtuluşa eresiniz.
Hac / 77 - (Diyanet Vakfi)
Ey iman edenler! Rükû edin; secdeye kapanın; Rabbinize ibadet edin; hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz.
Hac / 77 - (Gültekin Onan)
Ey inananlar, rüku edin, secdeye varın, rabbinize ibadet edin ve hayır işleyin, umulur ki kurtuluş bulursunuz.
Hac / 77 - (Hasan Basri Çantay)
Ey îman edenler, rükû' edin, sücûd edin. (Diğer suretlerle de) Rabbinize ibâdet edin, hayır işleyin. Tâki umduğunuza nail olasınız.
Hac / 77 - (İbni Kesir)
Ey iman edenler; rüku edin, secdeye varın, Rabbınıza kulluk edin ve iyilik yapın ki kurtuluşa eresiniz.
Hac / 77 - (Kadri Çelik)
Ey iman edenler! Rükû edin, secdeye varın, Rabbinize ibadet edin ve hayır işleyin; umulur ki kurtuluşa erersiniz.
Hac / 77 - (Muhammed Esed)
Siz ey imana erişenler! (Allah'ın huzurunda) eğilin, yere kapanın ve (yalnızca) Rabbinize kulluk edin; ve iyi işler yapın ki, kurtuluşa, esenliğe erişesiniz!
Hac / 77 - (Mustafa İslamoğlu)
Siz ey iman edenler! Sadece (Allah'ın huzurunda) eğilin! O'nun sizin için koyduğu yasaya tabi olun ve yalnızca Rabbinize kulluk edin! Bir de hayırlı işler yapın ki ebedi kurtuluşa nail olasınız!
Hac / 77 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ey imân edenler, rükûa varınız ve secde ediniz ve Rabbinize ibadette bulunun ve hayır işleyiniz, tâ ki felâha erebilesiniz.
Hac / 77 - (Ömer Öngüt)
Ey iman edenler! Rükû edin, secde edin, Rabbinize ibadet edin ve iyilik yapın ki kurtuluşa eresiniz.
Hac / 77 - (Şaban Piriş)
-Ey iman edenler! Rüku edin, secde edin, Rabbinize kulluk edin, hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz.
Hac / 77 - (Seyyid Kutub)
Ey insanlar, ruküa varınız, secde ediniz, Rabb'inize kulluk ediniz ve iyi işler yapınız ki, kurtuluşa ve mutlu sona eresiniz.
Hac / 77 - (Suat Yıldırım)
Ey iman edenler! Rükû edin, secde edin, hasılı yalnız Rabbinize ibadet edin, hayırlar işleyin ki felaha eresiniz.
Hac / 77 - (Tefhim-ul Kuran)
Ey iman edenler, rükû edin, secdeye varın, Rabbinize ibadet edin ve hayır işleyin, umulur ki kurtuluş bulursunuz.
Hac / 77 - (Ümit Şimşek)
Ey iman edenler! Rükû edin, secde edin, Rabbinize ibadet edin ve hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz.
Hac / 77 - (İskender Ali Mihr)
Ey âmenû olanlar! Rükû edin ve secde edin. Ve Rabbinize kulluk edin. Ve hayır işleyin. Umulur ki böylece siz felâha eresiniz.
Hac / 77 - (İlyas Yorulmaz)
Ey İman edenler! Rabbinize rükû ederek saygı ile eğilin, secde edin ve kulluk edin. Güzel ve faydalı işler yapın ki, kurtuluşa eresiniz.
وَجَاهِدُوا فِي اللَّهِ حَقَّ جِهَادِهِ هُوَ اجْتَبَاكُمْ وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِي الدِّينِ مِنْ حَرَجٍ مِّلَّةَ أَبِيكُمْ إِبْرَاهِيمَ هُوَ سَمَّاكُمُ الْمُسْلِمينَ مِن قَبْلُ وَفِي هَذَا لِيَكُونَ الرَّسُولُ شَهِيدًا عَلَيْكُمْ وَتَكُونُوا شُهَدَاء عَلَى النَّاسِ فَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَاعْتَصِمُوا بِاللَّهِ هُوَ مَوْلَاكُمْ فَنِعْمَ الْمَوْلَى وَنِعْمَ النَّصِيرُ
Okunuşu: Ve câhidû fîllâhi hakka cihâdihî, huvectebâkum ve mâ ceale aleykum fîd dîni min haracin, millete ebîkum ibrâhîm(ibrâhîme), huve semmâkumul muslimîne min kablu ve fî hâzâ li yekûner resûlu şehîden aleykum ve tekûnû şuhedâe alân nâsi, fe ekîmûs salâte ve âtuz zekâte va’tesımû billâhi, huve mevlâkum, fe ni’mel mevlâ ve ni’men nasîr(nasîru).
Hac / 78 - (Diyanet İşleri)
Allah uğrunda hakkıyla cihad edin. O, sizi seçti ve dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi. Babanız İbrahim’in dinine uyun. Allah, sizi hem daha önce, hem de bu Kur’an’da müslüman diye isimlendirdi ki, Peygamber size şahit (ve örnek) olsun, siz de insanlara şahit (ve örnek) olasınız. Artık namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve Allah’a sarılın. O, sizin sahibinizdir. O, ne güzel sahip, ne güzel yardımcıdır!
Hac / 78 - (Abdulbaki Gölpınarlı)
Ve Allah için hakkıyla savaşın. O seçti sizi ve dinde bir güçlük vermedi size; babanız İbrâhim'in dini. O mâbuttur daha önce ve bu Kur'ân'da size Müslüman adını takan, Peygamber, size tanık olsun, siz de insanlara tanıklık edin diye. Artık namaz kılın, zekât verin ve sarılın Allah'a, odur dostunuz; ne de güzel dosttur, ne de güzel yardımcı.
Hac / 78 - (Abdullah Parlıyan)
Ve Allah'ın davası için, O'nun yolunda gösterilmesi gereken, en zorlu ve en üstün çabalara girişin. Mesajına muhatap ve taşıyıcı olarak, sizi seçen ve bu din konusunda üzerinize bir zorluk ve güçlük yüklemeyen O'dur. Sizin dininizi de, babanız İbrahim'in dini gibi, geniş kapsamlı yapıp güçlük yüklemedi. O Allah, bundan önceki kitaplarda da, bu Kur'ân'da da size müslümanlar adını verdi ki, peygamber size şahit ve örnek olsun, siz de insanlara, şahit ve güzel örnek olasınız. Öyleyse namazınıza devamlı ve duyarlı olun, arınmanız için verilmesi gereken zekatı verin ve Allah'a sımsıkı bağlanın. Sizin gerçek efendiniz O'dur. Ne güzel efendi ve ne güzel yardımcıdır O.
Hac / 78 - (Adem Uğur)
Allah uğrunda, hakkını vererek cihad edin. O, sizi seçti; din hususunda üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi; babanız İbrahim'in dininde (de böyleydi). Peygamberin size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için, O, gerek daha önce (gelmiş kitaplarda), gerekse bunda (Kur'an'da) size "müslümanlar" adını verdi. Öyle ise namazı kılın; zekâtı verin ve Allah'a sımsıkı sarılın. O, sizin mevlânızdır. Ne güzel mevlâdır, ne güzel yardımcıdır!
Hac / 78 - (Ahmed Hulusi)
Allâh için, O'nun Hak cihadı olarak, mücahede edin! O, sizi seçti ve Dinde size bir zorluk yüklemedi. . . Babanız İbrahim'in milletinin (din anlayışıdır bu). . . Daha önce de şimdi de O, sizi "Müslimler = teslim olmuşlar" diye isimlendirdi ki, O (Sistemi "OKU"yan, vahdeti açıklayan) Rasûl (Hz. Muhammed s. a. v. ) sizin üzerinize bir şahit olsun, siz de insanlar üzerine şahitler olasınız! Artık salâtı ikame edin ve zekâtınızı verin; Esmâ'sıyla hakikatiniz olan Allâh'a tamamıyla bağlanın! O, Mevlâ'nızdır (sahibiniz, her fiilinizin oluşturanı). . . Ne güzel Mevlâ'dır ve ne güzel Nasîr'dir (O).
Hac / 78 - (Ahmet Tekin)
Allah’ın dini uğrunda, cihadın bütün icaplarını, sorumluluklarını yerine getirerek, samimiyetle, hayatlarınızı ortaya koyarak, konuşarak, yazarak, hesapsız servet harcayarak cihad edin. O sizi seçti. Dinde, şeriatta, medenî kurallar arasında size ağır gelecek hükümler koymadı. Atanız İbrâhim’in dini, sünneti de böyleydi. Daha önce de, bu Kur’ân’da da, bütün peygamberlerin ümmetlerine ve size İslâm’ı yaşayan müslümanlar adını verdi. Allah’ın, ilâhî hükümleri icraya, ülkeyi imara, dünya düzenini kurmaya, sağlamaya memur tek yetkili Rasûlü Kur’ân’ı bilen, size tebliğ eden, çözüm getiren güvenilir örnek önder, doğruları konuşan şahit olsun, siz de Kur’ân’ı bilen bütün insanlara tebliğ eden, çözüm getiren güvenilir örnek önderler, doğruları konuşan şâhitler olasınız istedi. O halde, namazı âdâbına riayet ederek, aksatmadan kılın. Vicdanlarınızı, servetinizi, sosyal bünyenizi arındıran, berekete vesile olan zekâtı verin. Allah’ın kitabına, emirlerine sımsıkı sarılarak himayesine sığının. O sizin mevlânız, emrinde olduğunuz otorite ve koruyucunuzdur. O ne güzel mevlâ, ne güzel otorite ve koruyucu, ne güzel yardım edendir.
Hac / 78 - (Ahmet Varol)
Allah uğrunda gereği gibi cihad edin. O sizi seçti ve dinde sizin için bir güçlük kılmadı. Babanız İbrahim'in dininde (olduğu gibi). O, peygamberin sizin üzerinize şahit olması sizin de insanların üzerine şahit olmanız için sizi daha önce [5] de, bunda (Kur'an'da) da Müslümanlar olarak adlandırdı. Artık namazı kılın, zekatı verin ve Allah'a dayanın. O sizin mevlanızdır (dostunuzdur). O ne güzel mevla ve ne güzel yardımcıdır.
Hac / 78 - (Ali Bulaç)
Allah adına gerektiği gibi cihad edin. O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim'in dini(nde olduğu gibi). O (Allah) bundan daha önce de, bunda (Kur'an'da) da sizi "müslümanlar" olarak isimlendirdi; elçi sizin üzerinize şahid olsun, siz de insanlar üzerine şahidler olasınız diye. Artık dosdoğru namazı kılın, zekatı verin ve Allah'a sarılın, sizin Mevlanız O'dur. İşte, ne güzel mevla ve ne güzel yardımcı.
Hac / 78 - (Ali Fikri Yavuz)
Allah uğrunda gerektiği gibi cihad ediniz. Allah dinini muzaffer kılmak için (ey Peygamber ümmeti) sizi seçti. Din işinde üzerinize bir güçlük de yüklemedi; babanız İbrahîm’in dininde olduğu gibi. Bundan evvelki kitablarda ve bu Kur’an’da size müslüman ismini Allah taktı, ki Peygamber, size karşı (tebliğ vazifesini yaptığına) şahid olsun, siz de bütün insanlara karşı (Peygamberler için) şahidler olasınız. Artık gereği üzre namazı kılın, zekâtı verin ve Allah’ın dinine sarılın ki, mevlânız O’dur. O ne güzel mevlâdır (dosttur), ne güzel yardımcıdır!...
Hac / 78 - (Ali Ünal)
Allah yolunda, hakkını vererek ve bütün imkânlarınızla cihad edin. İnsanlar içinde O sizi, (bilhassa bu misyon için) seçti ve Din’i yaşama konusunda üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi. Bu, babanız İbrahim’in yoludur. Allah, bundan önce de ve bu Kitap’ta da sizi Müslümanlar olarak adlandırdı ki, (risaletin en büyük temsilcisi o yüce) Rasûl, (İslâm’a bağlılığınız konusunda) size şahit olsun; siz de bütün insanlar hakkında şahitler olasınız. Öyleyse, bütün şartlarına riayet ederek, vaktinde ve aksatmadan namazı kılın, zekâtı tastamam verin ve Allah’a sımsıkı sarılın. O, sizin Mevlânızdır, (sahibinizdir, efendinizdir). Ne güzel Mevlâ’dır O, ne güzel Yardımcı’dır.
Hac / 78 - (Bayraktar Bayraklı)
Allah yolunda, hakkını vererek cihad ediniz! Sizi O seçti. Din hususunda üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi; ceddiniz İbrâhim'in dininde de böyleydi. Peygamberin size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için, Allah gerek daha önce gelmiş kitaplarda, gerekse Kur'ân'da, size Müslümanlar adını verdi. Öyleyse namazı kılınız, zekâtı veriniz ve Allah'a sımsıkı sarılınız! O, sizin dostunuzdur. Ne güzel dosttur; ne güzel yardımcıdır![349]
Hac / 78 - (Bekir Sadak)
Allah ugrunda geregi gibi cihat edin. O, sizi secmis, babaniz Ibrahim'in yolu olan dinde sizin icin bir zorluk kilmamistir. Daha once ve Kuran'da, peygamberin size sahit olmasi, sizin de insanlara sahit olmaniz icin size musluman adini veren O'dur. Artik, namaz kilin, zekat verin, Allah'a sarilin. O sizin sahibinizdir. Ne guzel sahip ve ne guzel yardimcidir!*
Hac / 78 - (Celal Yıldırım)
Allah (yolunda O'nun) için nasıl gerekiyorsa öylece cihâd edin. Sizi (insanlar arasından bu emânete lâyık görüp) seçen O'dur. Dinde size hiçbir zorluk meydana getirmedi; babanız İbrahim'in (temelde İslâm'a benzeyen Hanîf) dinine uyun ! (Kur'ân'ın inmesinden) önce de, bunda da size Müslüman adını veren odur. Tâ ki Peygamber (Muhammed) size şâhid ola ve siz de insanlara şâhid olasınız. Artık namaz kılmaya devam edin, zekâtı verin; Allah'a sımsıkı bağlanıp güvenin ; o sizin yegâne sahibiniz ve dostunuzdur; ne güzel Mevlâdır ve ne güzel yardımcıdır O!.
Hac / 78 - (Cemal Külünkoğlu)
Allah uğrunda gereği gibi cihad edin. O, (cihad için) sizi seçti ve din konusunda da üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi. Babanız İbrahim'in dinine uyun. Allah sizi hem daha önce(ki kitaplarda) hem de bu (Kur'an')da Müslüman diye isimlendirdi. (Bunu) peygamber size şahit/örnek olsun, siz de diğer insanlara şahit/örnek olasınız diye (yaptı). Artık namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve Allah'a (emirlerine) sımsıkı tutunun. O sizin koruyucunuzdur. (Allah) ne güzel koruyucu ve ne güzel yardımcıdır!
Hac / 78 - (Diyanet İşleri (eski))
Allah uğrunda gereği gibi cihat edin. O, sizi seçmiş, babanız İbrahim'in yolu olan dinde sizin için bir zorluk kılmamıştır. Daha önce ve Kuran'da, peygamberin size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için size müslüman adını veren O'dur. Artık, namaz kılın, zekat verin, Allah'a sarılın. O sizin sahibinizdir. Ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır!
Hac / 78 - (Diyanet Vakfi)
Allah uğrunda, hakkını vererek cihad edin. O, sizi seçti; din hususunda üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi; babanız İbrahim'in dininde (de böyleydi). Peygamberin size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için, O, gerek daha önce (gelmiş kitaplarda), gerekse bunda (Kur'an'da) size «müslümanlar» adını verdi. Öyle ise namazı kılın; zekâtı verin ve Allah'a sımsıkı sarılın. O, sizin mevlânızdır. Ne güzel mevlâdır, ne güzel yardımcıdır!
Hac / 78 - (Edip Yüksel)
Ve ALLAH uğrunda gereken çaba ve gayreti gösteriniz. O'dur sizi seçen. O, babanız İbrahim'in yolu olan bu dini, sizin için güç ve ağır kılmadı. Elçinin size tanık olması, sizin de halka tanık olmanız için, sizi, daha önce de şimdi de 'müslümanlar = teslim olanlar' olarak adlandıran O'dur. Namazı gözetin, zekatı verin ve ALLAH'a sarılın; Mevlanız (Sahibiniz) O'dur. Ne güzel sahip ve ne güzel Yardımcıdır!
Hac / 78 - (Elmalılı Hamdi Yazır)
Ve Allah uğruna hak cihâdiyle mücahede eyleyin, sizi o seçti, üzerinize dinde bir harec de yükletmedi, haydin babanız İbrahimin milletine, bundan evvel ve bunda size müsliman ismini o (Allah) taktı, ki Peygamber size karşı şâhid olsun, siz de bütün insanlara karşı şâhidler olasınız, haydin namazı kılın, zekâtı verin ve Allah'a sıkı tutunun ki mevlânız odur, artık ne güzel mevlâ, ne güzel nasîr!
Hac / 78 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş))
Allah uğrunda gerektiği gibi cihad edin! Sizi O seçti, üzerinize dinde hiçbir zorluk da yükletmedi. Haydi babanız İbrahim'in milletine! Bundan önce ve bunda (Kur'an'da) size müslüman adını o Allah verdi ki peygamber size şahid olsun, siz de bütün insanlara şahidler olasınız. Şu halde namazı kılın, zekatı verin ve Allah'a sıkı tutunun ki, sahibiniz O'dur. Artık O ne güzel bir sahip, ne güzel bir yardımcıdır.
Hac / 78 - (Elmalılı (sadeleştirilmiş-2))
Allah uğrunda gerektiği gibi cihad edin. Sizi o seçmiş, babanız İbrahim'in yolu olan dinde sizin için bir zorluk kılmamıştır. Daha önce ve Kur'ân'da, Peygamberin size şahid olması, sizin de insanlara şahid olmanız için, size müslüman adını veren O'dur. Artık namaz kılın, zekat verin, Allah'a sarılın. O sizin sahibinizdir. O ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır!
Hac / 78 - (Gültekin Onan)
Tanrı adına gerektiği gibi cihad edin. O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim'in dini(nde olduğu gibi). O (Tanrı ) bundan daha önce de, bunda (Kuran'da) da sizi "müslümanlar" olarak isimlendirdi; elçi sizin üzerinize şahid olsun, siz de insanlar üzerine şahidler olasınız diye. Artık dosdoğru namazı kılın, zekatı verin ve Tanrı'ya sarılın; sizin Mevlanız O'dur. İşte, ne güzel mevla ve ne güzel yardımcı!
Hac / 78 - (Harun Yıldırım)
Allah adına gerektiği gibi cihad edin. O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir. Atanız İbrahim’in milletine. Bundan daha önce de, bunda da sizi müslümanlar olarak adlandırdı. Ta ki rasul size şahid olsun, siz de insanlara karşı şahidlik edesiniz. Artık namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve Allah’a sarılın. Mevlanız O’dur. İşte, ne güzel mevla ve ne güzel yardımcı.
Hac / 78 - (Hasan Basri Çantay)
Allah uğrunda (nasıl savaşmak lazımsa öylece) hakkıyle cihâd edin. Sizi O seçdi. Dîn (işlerin) de üzerinize hiçbir güdük de yüklemedi, (tıbkı) babanız İbrâhîmin (tevhıyd) dîn (inde olduğu) gibi. Size daha evvel (gönderdiği kitablarda) da, bu (Kur'anda) da müslüman adını — peygamber sizin üzerinize şâhid olsun, siz de (bütün) insanların üzerine şâhidler olasınız diye — (Allah) vermişdir. Artık dosdoğru namazı kılın, zekâtı verin, Allaha sarılın. O, sizin mevlânızdır. İşte ne güzel mevlâ O, ne güzel yardımcı O!
Hac / 78 - (Hayrat Neşriyat)
Allah uğrunda nasıl cihâd etmek gerekiyorsa, öyle cihâd edin! O sizi seçmiş ve dinde üzerinize hiçbir zorluk kılmamıştır. Babanız İbrâhîm’in dîninde de (böyleydi).O (Allah), gerek daha önce(ki kitablarda), gerekse bunda (Kur’ân’da) sizi 'Müslümanlar' diye isimlendirdi ki, peygamber(iniz) size şâhid olsun ve (siz de) bütün insanlara şâhidler olasınız! Öyle ise namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve Allah’(ın dînin)e sımsıkı tutunun! O sizin Mevlâ’nızdır. İşte O ne güzel Mevlâ ve ne güzel yardımcıdır!
Hac / 78 - (İbni Kesir)
Ve Allah için hakkıyla cihad edin. O, sizi seçmiş ve babanız İbrahim'in yolu olan dinde sizin için bir zorluk kılmamaıştır. Daha önce peygamberlerin size şahid olması, sizin de insanlara şahidler olmanız için size müslüman adını veren O'dur. Şu halde namaz kılın, zekat verin ve Allah'a sarılın. O'dur sizin Mevlanız. Ne güzel Mevla, ne güzel yardımcı.
Hac / 78 - (Kadri Çelik)
Allah adına gerektiği gibi cihad edin. O sizi seçmiş, babanız İbrahim'in de dini olan bu dinde sizin için bir zorluk kılmamıştır. Daha önce ve Kur'an'da, peygamberin size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için size Müslüman adını veren O'dur. Artık namaz kılın, zekât verin ve Allah'a sarılın. O sizin mevlanızdır. Öyle ya, O pek de güzel bir mevla ve pek de güzel bir yardımcıdır!
Hac / 78 - (Muhammed Esed)
Ve Allah'ın davası için, O'nun yolunda gösterilmesi gereken en zorlu, en üstün çabalara girişin; (mesajına muhatap ve taşıyıcı olarak) sizi seçen ve din konusunda üzerinize bir zorluk, bir güçlük yüklemeyen O'dur: (ve size) atanız İbrahim'in inancını (izlemeyi öneren de O). Elçi'nin sizin önünüzde ve sizin de tüm insanlığın önünde gerçeğe tanık olmanız için geçmiş çağlarda da, bu ilahi mesajda da, sizi "kendilerini yürekten Allaha teslim edenler" diye isimlendiren O'dur. Öyleyse, salatta devamlı ve duyarlı olun, arınmak için verilmesi gerekeni verin ve sımsıkı Allah'a bağlanın. Sizin gerçek Efendiniz O'dur; ne üstün, ne yüce Efendi; ne üstün, ne yüce Yardımcı!
Hac / 78 - (Mustafa İslamoğlu)
Ve Allah uğrunda üstün çaba sarf ederek gereği gibi mücadele edin: O (mesajını hayata taşımak için) sizi seçti; ve O din konusunda sizi zora koşmadı. (Sizden tek istediği) atanız İbrahim'in inanç sistemine (tabi olmanız). O sizleri bundan önce de bu vahyin (gelişinden) sonra da müslüman olarak isimlendirdi ki, elçi sizin için iyi bir model ve tanık olsun, siz de insanlık için iyi bir model ve tanıklar olasınız. Şu halde, artık namazı hakkını vererek kılın ve zekatı içten gelerek verin; bir de Allah'a sımsıkı bağlanın: O'dur sizin tek efendiniz; O ne güzel koruyup kurtarıcı, ve O ne güzel yardımcıdır!
Hac / 78 - (Ömer Nasuhi Bilmen)
Ve Allah yolunda bihakkın cihad ile mücâhedede bulununuz. O sizi intihab etti ve sizin üzerinize dinde hiçbir güçlük kılmadı. Babanız İbrahim'in milleti gibi. O bundan evvel size müslümanlar ismini vermişti ve bunda da. Tâ ki Resûl sizin üzerinize şahit olsun ve siz de nâs üzerine şahitler olasınız. Artık namazı ikame ediniz ve zekâtı veriniz ve Allah'a sığının. O sizin mevlânızdır. İşte ne güzel mevlâ, ve ne güzel yardımcı.
Hac / 78 - (Ömer Öngüt)
Allah yolunda nasıl cihad etmek gerekiyorsa öylece hakkıyla cihad edin. O sizi seçmiş, babanız İbrahim'in yolu olan dinde sizin için hiçbir zorluk yüklememiştir. Bundan önceki kitaplarda ve bu Kur'an'da size müslüman adını veren O'dur. Tâ ki Peygamber size şâhit olsun, siz de insanların şâhitleri olasınız. Namazı kılın, zekâtı verin, Allah'a sarılın. O sizin Mevlâ'nızdır. O ne güzel Mevlâ, ne güzel yardımcıdır!
Hac / 78 - (Şaban Piriş)
Allah yolunda, ona layık olacak şekilde gayret gösterin. O, sizi seçkin kıldı, Dinde üzerinize bir zorluk yüklemedi. Atanız İbrahim’in yoludur. Allah, bundan önce ve bunda (Kur’an’da) size "müslüman" ismini vermiştir. Peygamber size şahit olsun, siz de insanlığa şahit olun diye. Öyleyse namazı kılın. Zekatı verin, Allah’a sımsıkı bağlanın. Sizin mevlânız O’dur. O, ne güzel mevlâ ve ne güzel yardımcıdır !..
Hac / 78 - (Sadık Türkmen)
Allah izin verdiği için size savaş açanlarla siz de savaşın. O sizi seçti ve dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi. Babanız İbrahim’in dinine tabi olun/uyun! Allah sizi; hem daha önce, hem de bu Kur’an’da “Müslüman” diye isimlendirdi ki; Peygamber size şahit (ve örnek) olsun, siz de insanlara şahit (ve örnek) olun. Öyleyse namazı gereği gibi kılın, zekatı (çalışıp üreterek) verin ve (yalnızca) Allah’a bağlanın. Sizin sahibiniz/yardımcınız/dostunuz yalnız O’dur. O ne güzel dost/sahip ve ne güzel yardımcıdır!
Hac / 78 - (Seyyid Kutub)
Allah'ın rızası uğrunda gerektiği gibi cihad ediniz. O sizi bu görevi yapmak üzere seçti. Din konusunda size hiçbir zorluk yüklemedi. Atanız İbrahim'in dinidir bu. Allah sizi gerek daha önceki kutsal kitaplarda gerekse elinizdeki Kur'anda «müslüman» olarak adlandırdı. Amaç, Peygamberin size tanık ve canlı örnek olması, sizin de diğer insanlara tanık ve canlı örnek olmanızdır. Öyleyse namazı kılınız, zekâtı veriniz ve Allah'a sımsıkı bağlanınız. Sizin efendiniz, koruyucunuz O'dur. O ne güzel efendi ve ne güzel destekleyicidir!
Hac / 78 - (Suat Yıldırım)
Allah yolunda gereği gibi cihad edin. Sizi insanlar içinde bu emanete ehil bulup seçen O’dur. Din konusunda, size hiçbir zorluk da yüklemedi. Haydin öyleyse babanız İbrâhim’in milletine ve yoluna! Bundan önce de, bu Kur’ân’da da, size Müslüman adını veren O’dur. Ta ki Resul size şahid olsun, siz de diğer insanlar nezdinde Hakkın şahitleri olasınız. Haydin namazı hakkıyla ifa edin, zekâtı verin ve Allah’a sımsıkı bağlanın. O sizin biricik mevlanız, efendinizdir. O, ne güzel mevla ve ne güzel yardımcıdır.
Hac / 78 - (Süleyman Ateş)
Allâh uğrunda, O'na yaraşır biçimde cihâd edin. O, sizi seçti ve dinde size bir güçlük yüklemedi; babanız İbrâhim'in dini(ne uyun). O (Allâh) bu (Kur'â)ndan önce(ki Kitaplarda) da, bu(Kur'â)nda da size "müslümanlar" adını verdi ki, Elçi size şâhid olsun, siz de insanlara şâhid olasınız. Haydi namazı kılın, zekâtı verin ve Allah'a sarılın; sâhibiniz O'dur. Ne güzel sâhip ve ne güzel yardımcıdır (O)!
Hac / 78 - (Tefhim-ul Kuran)
Allah adına gerektiği gibi cihad edin. O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim'in dini(nde olduğu gibi). O (Allah) bundan daha önce de, bunda (Kur'an'da) da sizi 'müslümanlar' olarak isimlendirdi; peygamber sizin üzerinize şahid olsun, siz de insanlar üzerine şahidler olasınız diye. Artık dosdoğru namazı kılın, zekâtı verin ve Allah'a sarılın, sizin Mevlanız O'dur. İşte ne güzel mevla ve ne güzel yardımcı.
Hac / 78 - (Ümit Şimşek)
Allah uğrunda, Ona lâyık bir cihadla cihad edin. Sizi O seçti ve dinde size bir güçlük de yüklemedi. Atanız İbrahim'in dini üzere olun. Bundan önce de, bu kitapta da sizi Müslümanlar olarak adlandıran Odur-tâ ki Peygamber size şahit olsun, siz de insanlara şahit olun. Öyleyse namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve Allah'a sarılın. Sizin dostunuz Odur. Ve O ne güzel dost, ne güzel yardım edicidir.
Hac / 78 - (Yaşar Nuri Öztürk)
Allah uğrunda O'na yaraşır bir gayretle didinin. O sizi seçmiş ve dinde size hiçbir güçlük çıkarmamıştır. Babanız İbrahim'in milletini esas alın. Allah sizi, önceden de şu Kitap'ta da "Müslümanlar/Allah'a teslim olanlar" diye adlandırdı ki, resul sizin üzerinize bir tanık olsun, siz de insanlar üzerine tanıklar olasınız. O halde namazı kılın, zekâtı verin ve Allah'a sarılın. O'dur sizin Mevlâ'nız. Ne güzel Mevlâ'dır O, ne güzel yardımcıdır O!
Hac / 78 - (İskender Ali Mihr)
Ve Allah’da hakkıyla cihad edin. O, sizi seçti. Dînde sizin için bir zorluk kılmadı ki; o, babanız İbrâhîm (A.S)’ın dînidir. O, sizi daha önce de “müslümanlar” (Allah’a teslim olanlar) olarak isimlendirdi. Bunda da (Kur’ân-ı Kerim’de de), resûl size şahit olsun ve siz de insanlara şahitler olasınız diye. Öyleyse namazı ikame edin (kılın), zekâtı verin, Allah’a sarılın (Allah’ın Zat’ında yok olun). O, sizin Mevlâ’nız. (O), ne güzel Mevlâ (dost) ve ne güzel yardımcı.
Hac / 78 - (İlyas Yorulmaz)
Gerçekte Allah için ne kadar çalışabilirseniz, o kadar çalışın. O sizi kulluk etmeniz için seçti ve sizin uymanız gereken, koyduğu kurallarda (dinde) zorluk koymadı. O din ki, atanız İbrahim’in dini. Daha önceden size müslümanlar ismini koyan da Allah dır. Müslüman olmanız konusunda elçi size ilk örnek olsun ve sizde müslüman olmakta, insanlara ilk örnekler olun. Namazı kılın, zekâtı verin ve Allah’a sım sıkı sarılın. Zira sizin sığınacağınız tek sığınılacak merci O dur. Allah, ne güzel sığınılacak yer ve ne güzel yardım edendir.
22-HAC:
1-2- "Kıyamet
gününün sarsıntısı, büyük bir şeydir..." (Zilzâl Sûresi'nin tefsirine bkz.)
Meâl-i Şerifi
3-4- 3- İnsanlardan
bazıları Allah hakkında bir bilgisi olmadığı halde tartışır da her azılı şeytanın
ardına düşer.
4- (O şeytanki)
hakkında şöyle hüküm verilmiştir: Şüphesiz kim onu dost edinirse, o muhakkak
onu saptırır ve doğruca cehennem azabına götürür.
Meâl-i Şerifi
5- Ey insanlar
! Eğer öldükten sonra dirilmekten şüphede iseniz, (bilin ki) ne olduğunuzu
size açıklamak için şüphesiz biz sizi topraktan, sonra nutfeden (spermadan)
sonra bir alekadan (embriodan) sonra yapısı belli belirsiz bir et parçasından
yaratmışızdır. Dilediğimizi belli bir süreye kadar rahimlerde tutarız. Sonra
sizi bir çocuk olarak çıkartırız, sonra sizi, olgunluk çağına erişmeniz için
bırakırız. Bununla beraber kiminiz öldürülür, kiminiz de önceki bilgisinden
sonra, hiçbir şey bilmemek üzere, ömrünün en fena zamanına ulaştırılır. Bir
de yeryüzünü görürsün ki kupkurudur; fakat biz onun üzerine su indirdiğimiz
zaman, harekete geçer, kabarır ve her güzel çiftten bitkiler bitirir.
6- İşte bunlar
gösteriyor ki, Allah şüphesiz haktır. Şüphesiz ölüleri o diriltir ve o her
şeye kadirdir.
7- Kıyamet
ise şüphesiz gelecek ve muhakkak ki Allah bütün kabirlerde olan kimseleri
tekrar diriltecektir.
5- Ey İnsanlar!
Eğer diriliş konusunda şüphede iseniz, ölülerin diriltilmesi meselesi hakkında
şüphe ediyorsanız, etmeyin. Çünkü bu konuda şüpheye mahal yoktur. Çünkü o,
gerek nefislerinizde ve gerek çevrenizde sürekli varlığının delillerini gördüğünüz
bir gerçektir. Her şeyden önce nefsinize, kendi vücudunuza bakın. Şüphesiz
biz sizi önce bir topraktan yarattık. (Hıcr, 15/26. âyetin tefsirine bkz.).
Ölüyü diriltmek, hayatı olmayan bir şeye hayat vermek demek olduğuna göre,
cansız topraktan bir canlıyı yaratmak, bir ölüyü diriltmekten daha fazla bir
gücün olmasını gerektirdiğinde hiç şüphe yoktur. Sonra sizi bir nutfeden,
bir meniden, daha doğrusu menideki tohumdan, "sonra bir alekadan", yani erkeğin
spermasının kadının yumurtacığını aşıladıktan sonra bir kan pıhtısı şeklinde
görünen bir maddeden, sonra yapısı belli belirsiz bir çiğnemlik bir et parçasından
yarattık. Sizi o kan pıhtısından meydana gelmiş, yaratılışı kısmen belirmiş
kısmen de belirmemiş bir çiğnemlik etten yarattık. ki size bunu açıklayıp
bildirelim diye. Yani şüpheye düşmemeniz için, size kudretimizin varlığını
gösteren delilleri açıklayıp ortaya koymak istedik.
Bir tekamül
zinciri içerisinde her biri kendisine mahsus bir hayat şeklini ifade eden,
her mertebesinde bir çeşit diriltme olayını içeren şu tedric kanunu içerisinde
meydana gelen yaradılışın merhalelerini göz önünde bulunduran ve üzerinde
ciddi düşünen bir kimse, o yaratıcı kudretin ölüleri tekrar diriltebileceği
hususunda nasıl şüphe edebilir? Yaradılışın bu merhalelerinde sonsuz kudretin
varlığını gösteren delillerden başka, ayrıca Allah'ın irade ve arzusunu gösteren
delillerden de gaflet edilmemelidir. Çünkü:
Bununla beraber
dilediğimizi belli bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Rahimlerde ki bazı
yavrular zamanından önce düştüğü halde, diğer bazıları ise ezelde takdir edilmiş
bir gebelik müddeti kadar orada duruyor. Demek ki yüce yaratıcı dilediğine
hayat veriyor. Ve sizden kiminiz vefat ettirilir; ergenlik çağına geldikten
sonra veya daha önce, yahut tam o sırada ruhu kabz olunur. Kiminiz de ömrün
en rezil (hayatın en fena) dönemine kadar bırakılır. Gerisin geri kuvvetten
düşürülüp kocaltılarak pek düşkün bir hale getirilir. Ta ki bir hayli ilim
öğrenip bilgi sahibi olduktan sonra, yeniden hiçbir şey bilmez duruma gelsin.
Ki bu şekilde insanoğlu çocukluk dönemindeki acizlik, güçsüzlük, bilgisizlik
ve anlayışsızlığa doğru dönerek yapısının ilk harcı olan toprak unsuruna yaklaşmış
olur. İşte enfüste (insanın kendi vucudunda) meydana gelen bütün bu değişiklikler,
her dilediğini yapmaya kadir olan yüce yaratıcının, öldükten sonra insanı
tekrar diriltebilecek bir güç ve iradeye sahip olduğunu gösteren apaçık delilerdir.
Âfâka (insanın
dış dünyasına) gelince:
Ey insan yeryüzünü
yanmış kül olmuş görürsün. Bu ihtar gerçi ilk bakışta yazın güneşin harareti
karşısında yeryüzünün, toprağın kupkuru kesildiği durumunu gösterir. Ancak
bunu bir benzetme sanatı içerisinde değerlendirmekten ziyade, bir gerçeğin
tam ifadesi olarak anlamak daha uygundur. Çünkü böyle bir anlayış maksadı
güzel bir şekilde göstereceği gibi, çağımızın bu konudaki bilimsel teorilerine
de uygun düşecektir. Buna göre yerküresi vaktiyle yanar bir ateş kütlesi olduğundan
zamanla sönmüş olan toprak, esas itibariyle yanıp sönmüş bir ateşin kül halinde
iken katılaşıp tortulaşmasından ibarettir ki, hayatın son derece zıttıdır.
Böyle iken üzerine suyu indirdiğimiz vakit, o yanmış olan toprak harekete
geçmekte, yani atomları ve elementleri bir canlanma gücünü ortaya koyarak
canlılığın en açık bir belirtisi olan bir sarsıntı ile harekete geçmekte ve
koparıp gelişmekte her güzel çiftten bitkiler bitirmektedir. Bunların bu şekilde
olmasının sebebi nedir?
6-7- O, yukarıda
belirtilen insanın yaratılışındaki değişik merhalenin olması, toprağın harekete
geçmesi ve bitki bitirmesi gibi olayların meydana gelmesinin asıl nedeni Allah'ın
hak olduğunu, varlığının gerçek ve değişmez olduğunu ve ölüleri O'nun dirilteceğini
ve O'nun gerçekten her şeye kâdir olduğunu ve gerçekten o saatin, sarsıntısı
korkunç bir şey olan o dehşetli vakit, dünyalıların dünyasını başlarına yıkacak
olan kıyametin geleceğini göstermek içindir. Bunda şüphe yoktur. Yani bu konuda
hiçbir şüpheye yer yoktur. Ve şüphesiz Allah kabirlerde yatanları tekrar diriltecektir.
Meâl-i Şerifi
8- İnsanlardan
kimi de vardır ki ne bir bilgiye, ne bir delile, ne de aydınlatıcı bir kitaba
dayanmaksızın Allah hakkında tartışır.
9- Allah yolundan
şaşırtmak (saptırmak) için büyüklük taslayarak (tartışır). Dünyada ona bir
rezillik vardır. Kıyamet gününde ise ona cehennem azabını tattıracağız
10 -Ona "Bunlar,
senin ellerinle kazandığın günahlar sebebiyledir" denir. Şüphesiz Allah kullarına
zulmeden değildir.
11- İnsanlardan
kimi de Allah'a bir yar kenarındaymış gibi ibadet eder, eğer kendisine bir
iyilik gelirse ona gönlü yatışır ve eğer başına bir bela gelirse yüzüstü dönüverir.
Dünyayı da ahireti de kaybeder. İşte apaçık kayıp budur.
12- Allah'ı
bırakır da kendine ne zarar, ne menfaat veremeyecek şeylere yalvarır. İşte
derin sapıklık budur.
13- Herhalde
o, zararı faydasından daha yakın olana yalvarıyor. Yalvardığı şey ne kötü
yardımcı ve ne kötü yoldaştır.
8-10- "İnsanlardan
kimi de vardır ki Allah hakkında tartışır." Bu âyet, Nadr b. Haris ve Ebu
Cehil gibi İslâm'a karşı şeytanca mücadele verenlerin ileri gelenleri hakkındadır.
Yukarıda geçen bunun benzeri (22/3) âyet de böylelerin arkasına düşüp onları
taklit edenler hakkındadır. "Bilgisizce" yani (Allah hakkındaki tartışmaları)
herhangi kesin bir bilgiye dayanmaksızın sırf hissî ve bir zanna kapılarak
yapılmaktadır.
11-13- İnsanlardan
kimi de vardır ki, bir yarın kenardaymış gibi Allah'a ibadet eder; gönülden,
içten gelerek değil de, bir kenardan, belli bir maksat için dindarlık eder
veya dil ucu ile müslüman olur. Eğer kendisine bir iyilik gelirse yatışır,
tatmin olur. Ve eğer başına bir bela gelirse yüzü üzerine dönüverir, kıçını
çevirir. Bir rivayete göre bu âyetin iniş sebebi, müellefetü'l-kulûb'dan Uyeyne
b. Bedr, Akra b. Habis ve Abbas b. Mirdas'ın kendi aralarında anlaşıp "Muhammed'in
dinine gireriz; eğer bize bir iyilik gelirse onun hak olduğunu kabul ederiz,
yoksa onun doğru olmadığına hükmederiz" şeklindeki sözleridir.
Meâl-i Şerifi
14- Şüphe
yok ki Allah, iman edip salih amelleri işleyenleri altından ırmaklar akan
cennetlere koyacak. Şüphesiz Allah dilediğini yapar.
15- Allah'ın
ona (peygambere) dünyada ve ahirette yardım etmeyeceğini sanan kimse hemen
yukarıya bir ip uzatsın, sonra (kendini intihar edip) boğsun da baksın bu
hilesi kendisini öfkelendiren şeyi giderecek mi?
16- İşte biz
onu (Kur'ân'ı) böylece, apaçık âyetler olarak indirdik. Şüphesiz Allah dilediğini
doğru yola eriştirir.
14-15- Kimki
ona, yani peygamber'e Allah'ın dünya ve ahirette kesinlikle yardım etmeyeceğini
zannediyorsa, hemen yukarıya bir ip uzatsın. Sonra kendini boğup nefesini
keserek intihar etsin de baksın, Çünkü onu böyle bir zanna iten, onun Hz.
Peygambere olan kin ve kıskançlığıdır, dünya ve ahirette Allah'ın ona yardım
edip işlerinde muvaffak kılmasını görmek istememesidir. Halbuki Allah'ın Peygambere
dünya ve ahirette Allah'ın ona yardım edip işlerinde muvaffak kılmasını görmek
istememesidir. Halbuki Allah'ın Peygambere dünya ve ahiret yardımı o derece
kesin ve şüphesizdir ki, onu istemeyenin hakkı, kahrından kendi kendini boğmaktır.
O halde Peygamberin ve dolayısıyla dinin zafere ulaşmasını istemeyen kimse,
onu dünyada görmek istemediğine göre, intihar etsin de ahiretten bir baksın
bu hilesi, kin beslediği şeyi kesin giderecek mi? Din galip gelmesin diye
kurduğu tuzak, çevirdiği oyun, gerçekleşmesi kesin olan Allah'ın dinine olan
yardımına sanki mani mi olacak? Hayır, Allah'ın peygamberine söz verdiği yardım
dünyada ve ahirette şüphesiz tahakkuk edecektir.
16- Ve işte
böyle, Ey Muhammed! biz her türlü şek ve şüpheden uzak bir kesinlikte, biz
o, Kur'ân'ı birçok açık belgelerden ibaret olan âyetler halinde indirdik.
Şüphesiz Allah, dilediğini doğru yola iletir.
Meâl-i Şerifi
17- Şüphesiz
o iman edenler, yahudi olanlar, sabiîler (yıldıza tapanlar), hıristiyanlar,
ateşe tapanlar ve (Allah'a) eş koşanlar (yok mu?) Allah, kıyamet günü bunların
arasını şüphesiz ayıracaktır. Çünkü Allah her şeyi hakkıyla görüp bilendir.
18- Görmedin
mi, göklerdeki kimseler, yerdeki kimseler, güneş, ay ve yıldızlar, dağlar,
ağaçlar, bütün hayvanlar ve insanlardan birçoğu hep Allah'a secde ediyor.
Birçoğunun üzerine de azab hak olmuştur. Allah kimi hor ve hakir kılarsa artık
ona ikram edecek yoktur. Şüphesiz Allah dilediği şeyi yapar.
17- Şüphesiz
o iman edenler, Allah'ın indirdiği apaçık âyetlerine, ve bunlara iman etmenin
bir gereği olarak, Allah'ın birliği ve Hz. Muhammed'in peygamberliği gibi
iman edilmesi gereken temel esaslara inananlar yahudi olanlar sabiîler (yıldıza
tapanlar), (Maide, 5/69. âyetin tefsirine bkz. Ancak burada "Sabiîn" sözcüğünün,
"Bakara sûresinde olduğu gibi, "yahudiler" ile "hıristiyanlar" sözcükleri
arasında mansub olarak zikredilmiş olması, bir de mecusi ve müşriklere karşılık
ayrıca kullanılması, ona burada özel bir anlam kazandırır. Bunu da gözden
kaçırmamak gerekir). ve ateşe tapanlar (Allah'a) eş koşanlar, birden çok ilâh
edinenler.
Görülüyor
ki, bu âyette altı tane dinden söz edilmiş, ancak bunlardan yalnız birincisi
iman sahibi olarak gösterilmiştir. Demek ki, geri kalan beşi küfür ehlidir.
Sonra bu beşten yalnız sonuncusunda şirk açıkça belirtilmiştir. Oysa diğerlerinde
de şirk yok değildir. Örneğin mecusilerin ateşe tapmaları bilinen bir gerçektir.
Şu halde buradaki "şirk koşanlar" ifadesi tahsisden sonra, genelleme olarak
"ve diğer müşrikler" demek olabilirse de, burada açıklanan şirkten maksat
hiçbir yönüyle ne doğrudan ve ne de dolaylı bir şekilde herhangi bir tevhid
iddiasının karıştırılmadığı bir şirk olması, karşıt olarak ifade ediliş tarzına
daha uygundur. Çünkü hıristiyanlar, üç, birdir diye tevhid iddiasında bulundukları
gibi, mecusiler ve bu cümleden olarak zerdüştiler de bir mabuda inandıklarını
iddia etmektedirler. Bu suretle cümlesi, sırf sineviyyet (ikilemi) iddia eden
maneviyye (Mani dinine inananlar) ile, birden çok ilâhın varlığını kabul eden
putlara tapan müşrikleri göstermiş oluyor. Dolayısıyla "sabiîler" den maksat
da hıristiyanlar gibi açıkça es koşmayı iddia etmeyenlerdir.
Bütün bunlar,
"Kıyamet günü şüphesiz Allah, onların aralarını ayırır."
18-Ey muhatab
görmedin mi?, kalb gözüyle görüp anlamadın mı veya haberin yok mu? Gerçekte
Allah'a hep şunlar secde ediyor; yani emir ve iradesine boyun eğiyorlar. (Ra'd,
13/2, âyetin tefsirine bkz.) Göklerdekiler ve yerdekiler, yukarılarda ve aşağıda
her kim ve her ne varsa, melekler, nefisler, canlı ve cansız her şey. Bu cümleden
olarak güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar ve bütün canlılar ve insanlardan
birçoğu, yani insanlara gelince hepsi değil, çoğuda değil, bir kısmı; karşı
taraftan daha çok değilse de yine de bir yekün teşkil eden bir kısmı secde
ediyor. Gerçi yüce Allah'ın etkin hükümranlığına bütün insanlar da ister istemez
boyun eğer. Bu yönüyle "yerde bulunan kimseler" in genelinde onlar da vardır.
Fakat serbest iradeleriyle isteyerek Allah'ın emirlerine boyun eğen ve O'na
itaat secdesi eden, insanların ancak bir kısmıdır ki, müminlerdir. Bunun içindir
ki, bazı tefsirciler bu itaat secdesinin anlamını ortaya koyup göstermek için
işte bu "insanlardan birçoğu" kaydını atıf cümlesi kabilinden olmak üzere
"insanlardan birçoğu secde eder" takdirinde olduğunu söylemişlerdir. Birçoğunun
da üzerine azab hak olmuştur. Çünkü onlar Allah'ın emrine karşı küfür ve isyan
ile dikbaşlılık edip itaat secdesini yerine getirmeye yanaşmamışlardır ki
bunlar, şeytanlar ve şeytanlara uyan insanlardır.
Meâl-i Şerifi
19- Şu ikisi
Rableri hakkında tartışmaya girmiş iki hasımdır. O'nu inkar edenler için ateşten
elbiseleri biçilmiştir. Başlarının üstünden kaynar su dökülür.
20- Bununla
karınlarındaki ve derileri eritilir.
21- Bir de
bunlara demirden kamçılar vardır.
22- Uğradıkları
gamdan (dolayı) oradan ne zaman çıkmak isteseler, her defasında oraya geri
çevrilirler: "Yakıcı azabı tadın" denir.
23- Şüphesiz
Allah iman edip yararlı iş işleyenleri, altından ırmaklar akan cennetlere
koyacak, orada altın bilezikler ve inciler takınacaklar. Oradaki elbiseleri
de ipektendir.
24- Hem sözün
güzelini işitecek duruma ulaştırılmışlar, hem de övülmeye layık (olan Allah'ın)
yoluna eriştirilmişlerdir.
19-24- Bu
ikisi, insanlardan secde eden kısım ile secde etmeyen kısım, müminlerle kâfirler
iki hasımdırlar ki kendilerinin Rabbi (olan Allah) hakkında tartışmaktadırlar.
Rableri hakkında birbirlerine karşı dava açtıkları mahkemede duruşma halindedirler.
Biraz önce söylendiği gibi yüce Allah, kıyamet gününde aralarını ayıracaktır.
Gerçek olanı ortaya koyup münakaşalarını sona erdirecek ve herbirinin hakkını
verecektir. Şöyle ki: Kâfir olanlar için ateşten elbiseler biçilmiştir. Tepelerinin
üstünden o kaynar su dökülecek...
İbnü Abbas'tan
yapılan rivayete göre işbu den itibaren üç veya dört âyet, Medine'de nazil
olmuştur. Ebu Zer (r.a) den yapılan bir rivayette de Bedir savaşı günü Hz.
Hamza, Hz. Ali ve Hz. Ubeyde b. el-Haris (r.anhüm) üçünün Kureyş'ten Rebia'nın
oğulları Utbe ve Şeybe, bir de Utbe'nin oğlu Velid ile yaptıkları çarpışmaları
hususunda inmiştir.
Genel olarak
kâfir için yapılan uyarılarla, müminler için verilen müjdelerden sonra, birtakım
kâfirleri korkutmak ve İslâmın beş şartından biri olan hacca teşvik etmek
için buyuruluyor ki:
Meâl-i Şerifi
25- Şüphesiz
inkâr edenlere, Allah'ın yolundan, yerli ve yolcu bütün insanlar için eşit
kılınan Mescid-i Haram'dan alıkoyanlara ve orada zulümle yanlış yola saptırmak
isteyene can yakıcı bir azab tattırırız.
26- Bir zamanlar
Kâbe'nin yerini İbrahim'e şu şekilde hazırlamıştık: Sakın bana hiçbir şeyi
ortak koşma; tavaf edenler, orada (kıyama) duranlar, ruku edenler ve secdeye
varanlar için evimi tertemiz et.
27- İnsanları
hacca çağır; yürüyerek veya incelmiş binekler üstünde (uzak yollardan) her
derin vadiyi aşarak sana gelsinler.
28- Ta ki
kendilerine ait birtakım menfaatlere şahid olsunlar; Allah'ın kendilerine
rızık olarak verdiği hayvanları belli günlerde kurban ederken O'nun adını
ansınlar. Siz de onlardan yiyin, yoksulu, fakiri de doyurun.
29- Sonra
kirlerini giderip temizlensinler. Adaklarını yerine getirsinler. Kâbeyi tavaf
etsinler.
30- Emir budur,
Allah'ın yasaklarına kim saygı gösterirse, bu, kendisi için Rabbinin katında
şüphesiz hayırdır. Size bildirilegelenden başka bütün hayvanlar helal kılınmıştır.
O halde o pis putlardan kaçının ve yalan sözden sakının.
31- Allah
için, O'na eş koşmayan, O'nun birliğine inanmış kimseler olun. Allah'a ortak
koşan kimse, gökten düşüp de kuşların kaptığı veya rüzgarın bir uçuruma sürüklediği
şeye benzer.
32- Bu böyledir;
kim Allah'ın nişanelerine, kurbanlıklarına saygı gösterirse, şüphesiz o kalblerin
takvasındandır.
33- Sizin
için onlarda belli bir süreye kadar bir takım faydalar vardır. Sonra bunlar
Beyt-i atik (kâbe) de son bulurlar.
34- Her ümmet
için Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerine
O'nun adını ansınlar diye bir mabed yapmışızdır. Hepinizin ilâhı bir tek ilâhtır.
Onun için yalnız O'na teslim olan müslümanlar olun. (Ey Muhammed!) Allah'a
itaat eden alçak gönüllüleri müjdele.
35- Ki Allah
anıldığı vakit onların kalpleri titrer. Onlar başlarına gelene sabreden, namaz
kılan kimselerdir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar.
36- Kurbanlık
deve ve sığırları Allah'ın size olan nişanelerinden kıldık. Sizin için onlarda
hayır vardır. Ön ayaklarının biri bağlı halde keserken üzerlerine Allah'ın
adını anın. Yanları yere yaslandığı vakit de onlardan yiyin, kanaat edip istemeyene
de, isteyene de yedirin. Böylece onları sizin buyruğunuza verdik ki, şükredesiniz.
37- Elbette
onların etleri ve kanları Allah'a ulaşmayacaktır. Ancak O'na sizin takvanız
erecektir. Onları bu şekilde sizin buyruğunuza verdi ki, size yolunu gösterdiğinden
dolayı, Allah'ı tekbir ile yüceltesiniz. (Ey Muhammed!) Vazifelerini güzelce
yapan iyilik sevenleri müjdele.
25- Şüphesiz
inkâr edenler, Allah'ın yolundan ve Mescid-i Haram'dan insanları alıkoyanlar.
Bu âyetin Hudeybiye senesi Kureyş müşriklerinin Hz. Peygamber ve ashabını
Mescid-i Haram'ı ziyaret etmekten menettikleri zaman nazil olduğu rivayet
edilmiştir. (Bakara, 2/96. âyetin tefsirine bkz.) Öyle bir mesciddenki biz
onu insanlar için mukîm ve misafiri eşit olmak üzere, gerek Mekkeli ve gerek
taşralı bütün insanlar için mescit kıldık. Kim orada zulümle, haksızlıkla
doğru yoldan saptırmak isterse ona can yakıcı bir azab tattırırız. Bu âyetin
zahirine göre Mekke'de fiile dönüşmeyen, yalnızca kötü bir niyet bile Allah
katında sorumluluk gerektirir.
26- Hani bir
zaman İbrahim'e, Kâbe'nin yerini hazırlamıştık. Yani Kâbe'nin yapılmasını
temin etmek üzere, her şeyden önce yerini hazırlamış, gerek orada ibadet etmek
ve gerek barınmak için faydalanabileceği bir sığınak yapmıştık. Şöyle diye
ki bana hiçbir şeyi ortak koşma ve Beyt'in binasını yaparken bana ihlastan
başka bir gaye besleme, her şeyi sırf benim rızam için ve samimi bir kulluk
görevi olarak yap. Ve işte Beytullah (Allah'ın evi) adı ona bu anlamda verilmiştir
ki, Allah için ibadete mahsus hane demektir. Evimi, tavaf edenler, kıyama
duranlar, rükû edenler ve secdeye varanlar için tertemiz et. Buradaki temizlik,
hem maddî, hem de manevî anlamdadır. Böyle olunca "Şeytan işi pislik" (Mâide,
5/90) olan put ve dikili taşlardan temizlemek de bunun içindedir. Yani Kâbe'nin
içini, dışını gerek gözle görülen maddî ve gerek manevî pisliklerden arındırıp
pek temiz tut, dolaşanlar ve duranlar, tavaf eden ve namaz kılanlar tertemiz
ibadet etsinler.
27- Ve insanlar
içinde haccı ilan et. Hasan-ı Basrî gibi bazıları bu emirlerin Hz. Peygamber'e
hitap olduğunu söylemişlerdir. Çünkü âyetteki "tertemiz" emri, buna daha uygundur.
Buna göre Hz. Peygamber'e ve ümmetine haccın farz oluşu bu âyetlerin inişlerinden
itibaren başlamış olur. Fakat açık olan Hz. İbrahim'e olan hitabların hatırlatılmasıdır.
Bu durumda Hz. Peygamber ve ümmeti hakkında haccın farz kılınması söz konusu
olmayıp, sadece güzel bir şey olduğuna dair teşvik ifade edebilir. Bunun için
haccın farz oluşunu kesin olarak ifade eden delil "Yoluna gücü yeten her kimsenin
o evi Kâbe'yi hacc etmesi, insanlar üzerinde Allah'ın hakkıdır, farzdır. "
(Al-i İmran, 3/97) âyeti olmuştur. Sana yaya olarak ve derin derin vadilerden,
uzak yollardan binekler üzerinde, arık arık develer üzerinde gelsinler.
28- Ta ki
kendilerine ait birçok menfaatlere şahid olsunlar. Haccın hikmetleri olan
bu menfaatler, Mâide Sûresi'nde "Rablerinden bol nimet ve rıza taleb edenler"
(Mâide, 5/2), "Allah hürmetli ve Kâbe'yi, insanların faydası için ortaya koydu"
(Mâide, 5/77) buyurulduğu ve İbnü Abbas'tan da rivayet olunduğu üzere hem
dünya, hem de ahiretle ilgilidir. Ahiretle ilgili menfaat Allah'ın bağışlaması
ve rızası gibi şeylerdir. Dünyadaki menfaatlere gelince bunlar da, Allah'ın
insanlara olan nişanelerini görmekle irfan, ahlâk, ticaret ve sosyal hayatla
ilgili birtakım faydalardır. Bu menfaatlere hazır olsunlar. Ve Allah'ın kendilerine
rızık olarak verdiği hayvanları belli günlerde kurban ederken O'nun adını
ansınlar. Yani diyerek Allah için kurban kessinler. "Behîmetü'l-en'am" deve,
sığır, koyun, keçidir. (Mâide, 5/1 ve En'âm, 6/143-144. âyetlerin tefsirine
bkz.)
Hacc âyetlerinde
"sayılı günler" teşrik günleridir. (Bakara, 2/203. âyetin tefsirine bkz.)
"Belirli günler" ise zilhicce ayının ilk on günü veya kurban günleridir. Çünkü
zilhiccenin ilk on gününden sonra hacc vakti, arafe ve kurban bayramı olduğundan
dolayı, halkın bunları bilmeye istek ve arzusu vardır. Bunun için o günler,
halkın arasında malumdur. Bu sebeple İmam-ı Azam Ebu Hanife ve İmam Şâfiî
bu malum, belirli günlerin zilhiccenin ilk on günü olduğunu söylemişlerdir
ki, Mücahid'in, Ata'nın, Katade'nin, Hasan'ın görüşleri ve Said b. Cübeyr'in,
İbnü Abbas'tan rivayetidir. Buna göre şu "belirli günler"in kurbana zarf olması,
kurban bayramı günü olan onuncu gün itibariyle demektir. Oysa kurban, bayramın
yalnız birinci günü değil, ikinci ve üçüncü günleri de kesilebildiğinden bu
üç gün "kurban günleri" olarak bilinir. Şu halde kurbanların kesim günleri
olan "belirli günler" i kurban günleri olarak tefsir etmek lazım gelir. Bunun
için İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed "belirli günler"den maksadın "kurban
günleri" olduğunu söylemişlerdir ki, tercih edilen görüş de budur. "Ondan
yiyiniz." Görülüyor ki, burada gıyabdan (üçüncü şahıstan) hitaba (ikinci şahısa)
iltifat sanatı vardır ki, bununla hitap peygamber ve ümmetine çevrilmiştir.
Şüphe yok ki, Hz. İbrahim zamanında kesilen kurbanlardan Hz. Muhammed'in ümmetinin
yemesi ve yedirmesi düşünülemez. Şu halde buradaki "fâ"nın, bir icaz-ı hazif
(mânâya zararı olmaksızın lafzî veya aklî bir karinenin delaletiyle cümleyi
tamamlayanlardan bazılarının cümleden atıldığını) ifade eden "fâ"nın, fasîha
(açıklama cümlesinin başında gelen "fâ") olduğu anlaşılır. Buna göre mânâ
şöyle olur: Şimdi ey Muhammed ve ümmeti! Siz de o günlerde kurbanlarınız üzerine
Allah'ın adını anın, onlardan yiyin ve muhtaç olan yoksula da yedirin. Yeme
emri, mübahlık, yedirme emri ise vaciblik ifade eder. Yani kurban bayramı
kurbanından sahibinin yemesi caizdir. Bir miktarını fakirlere vermesi ise
vacibdir. Mendûp olan, kurbanın üçte birini kendisi ile ailesi, üçte birini
dostlar, üçte birini de yoksul olanlar için ayırmaktır. Ancak aşağıda söz
konusu yapılacak olan adak kurbanlarından sahibinin yemesi caiz olmaz.
29- Sonra
kirlerini giderip temizlensinler. Hac ibadetlerini yerine getirdikten sonra
tırnaklarını kesmek, bıyığını ve sakalını düzeltmek, koltuklarını yolmak,
başını ve kasığını tıraş etmek gibi temizlenmekle ilgili ihtiyaçlarını yerine
getirsinler. Ve adaklarını yerine getirsinler ve Beyt-i Atîk'i, yani Kâbe'yi
tekrar tekrar dolaşıp tavaf etsinler. Bir tavaf yedi şavf, bir şavf bir dolaşımdır.
Yedi şavfın dördü farz, üçü vacibdir. Tefsircilerin çoğu demişlerdir ki, buradaki
tavaftan kastedilen, haccın rükünlerinden olan ifaza tavafı, diğer adıyla
ziyaret tavafıdır ki, hac ile ilgili yasakların kalkmasının tamamı bununladır.
Bu tavaf yapılmadan ihramdan çıkılmaz. Kirlerin giderilmesi konusu da bununla
olur. "Vâv" tertibe delalet etmediği için bunun, kirlerin giderilmesinden
sonra yapılması gerekmez. Fakat bunların bir sıralamaya göre söz konusu edilmiş
olmaları, bu tavafın kirlerin giderilmesinden sonra olması, ilk akla geldiği
ve ziyaret tavafı, ihram ve vakfe gibi hac anlamının içinde bulunduğu için,
bazıları bunun Sader denilen veda tavafı olduğunu söylemişlerdir ki, o âfâkî
(Mekke'nin dışından gelen) için vaciptir. Bunun tam karşıtı ise kudûm tavafıdır
ki, ilk vardığı vakit yapılır. Bu üç tavaftan başka her zaman arzu edildiği
kadar nafile tavaflar yapılabilir.
Kâbe'ye Beyt-i
Atîk denilmesinin sebebine gelince: Bunda bir kaç mânâ vardır:
1- Atîk dilimizde
de meşhur olduğu gibi kadim mânâsına gelir, önceki zamandan kalma demektir.
Gerçi biz bazen bu anlamda "eski" tâbirini de kullanırız, fakat eski daha
çok "Halak" yani köhne ve harab anlamını ifade eder. Oysa Atîk ve kadîm köhne
demek değildir. Antika demektir. "Şüphesiz insanlar için ilk kurulan ev (mabed)
Mekke'de âlemlere mübarek olan (Kâbe)dir." (Al-i İmran, 3/96) âyetinin ifadesince
Kâbe'ye yeryüzünde mevcut olan mabedlerin ilki olması itibariyle "atîk" adı
verilmiştir. Bu görüş Hasan-ı Basrî ye aittir.
2- Atîk, İsrâ
Sûresi'nin son kısmında (17/111. âyetin tefsirinde) belirtildiği üzere, "ıtak"
gibi yepyeni ve değerli olma anlamına gelir ki, birinci görüşteki ifade edilen
mânânın gereğidir.
Bu anlamda
Beyt-i Atîk, şerefli ve saygı değer ev demektir. Nitekim ona Beytü'l-Haram
(hürmetli ev) da denilir. Bu görüş Sâid b. Cübeyr'den nakledilmiştir.
3- Atîk,
özgür ve hür olmak anlamına gelir. Hürmetli Kâbe de zalim despotların sataşmalarından
kurtulduğu için ona bu isim verilmiştir. Bu mânâ bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber'den
de rivayet edilmiştir. Buyurmuş ki: "Yani yüce Allah Kâbe'ye "el-Atîk" adını
verdi. Çünkü onu despotların şerrinden korumuştur. Hiçbir zaman bir zorba
ona galebe edemedi." Bu hadisi, Buharî, tarihinde; İbnü Cerir, Taberânî ve
daha başkaları, İbnü Zübeyr'den rivayet etmişlerdir. Tirmizî, "hasendir" demiş,
Hakim ise "salih" demiştir. İbnü Ebî Necih ile Katâde de bu anlamda tefsir
etmişlerdir. Gerçekten bir zamanlar "Tübba'" (Yemen hükümdarı) Kâbe'yi yıkmak
istemiş, felç olmuş ve bu işten vazgeçmesi için yapılan tavsiyelere uyunca
da iyileşmişti. Bunun üzerine Kâbe'ye olan saygısını göstermek için ona bir
örtü yaptırmıştı ki, ilk Kâbe örtüsüdür. Sonraları Ebrehe de fil vakası ile
perişan olmuştu. Gerçi Haccac yıktı, fakat onun maksadı Kâbe'yi yıkmak değil,
İbnü Zübeyr'i çıkarmaktı, sonra tekrar yaptı. Karmatîler'in Hacer-i Esved'i
bir kaç sene alıp götürmüş olmaları da bu kabilden olsa gerektir. Ahir zamanda
Habeş tarafından yıkılıp taşlarının denize atılacağına dâir rivayet edilen
bir hadisin içeriği ise, sahih olduğuna göre kıyamet alâmetlerindendir.
Mücahid, kimsenin
mülkü olmadığından dolayı, hurrü'l-asıl (temelden özgür) anlamını ifade etmesi
için, kendisine "Atîk" adının verildiğini söylemiştir. Bazılarıda Atîk, Mu'tik
(özgürlüğe kavuşturan) anlamındadır demişler ki, hacc edenler boyunlarını
günahlardan kurtarırlar demektir. Şimdi bu açıklamalardan anlaşılan şudur
ki, "Beyt-i Atîk" ünvanının, bütün bu mânâları içine alacak şekilde bir tercemesinin
yapılmasının mümkün olamayacağına göre, onun olduğu gibi korunması gerekir.
30- İşte öyle,
emir böyle ve böyle yapılması gerekir. Her kim Allah'ın hürmetlerine saygı
gösterirse, yani Allah'ın hükümlerine, emirlerine, yasaklarına, Beyt-i Haram,
Mescid-i Haram, Beled-i Haram (Mekke) Meş'ar-i Haram (Müzdelife Mescidi),
Şehr-i Haram (Haram aylar) ve saire gibi muhterem kıldığı şeylere riayet etmenin
vacip olduğunu bilerek ve gereği gibi amel ederek saygı gösterirse, Rabbinin
katında o, onun için hayırdır. Ahirette onlara gösterdiği saygının mükafatını
görür.
Size en'âm
(koyun, keçi, sığır, deve) hep helal kılındı. Haramlıkları yoktur. Mâide Sûresi'nde
(5/103) belirtildiği gibi, Bahîre (kulağı yarılıp salıverilen deve) Sâibe
(putlara adak yapılan deve), Vasiyle (erkek dişi ikizler doğuran deve) Hâm
(sırtı yükten muaf tutulan erkek deve) yok, sekiz eşlerin hepsi helaldir.
Ancak size okunan şey müstesna ki, bu da Mâide Sûresi'nin başında (5/3) açıklandığı
üzere, leş, kan ve "Allah'dan başkası adına boğazlanan" dır. O halde pis putlardan
sakının Leş gibi gözle görülür maddî pisliklerden sakındığınız gibi, putları
dikmek gibi manevî pisliklerden de sakının. Hayvanları, Allah'ın adını anarak
kesin. Allah'tan başkasının adına kesip de onları pis etmeyin. Kâbe'yi de
putlardan temizleyin. Yalan sözden de çekinin. Yalan söylemediğiniz gibi ona
itibar edip kıymet de vermeyiniz, yalan dolandan uzak olunuz. Şunu iyi bilin
ki putlara tapmak da yalancı şahitlik gibi bir yalancılıktır, hatta yalancılığın
da başıdır. Bir de Allah'ın haram kılmadığı şeylere haram demekten, Bahîre,
Sâibe, Vasiyle, ham haramdır demek gibi yalan sözlerden ve akîdelerden sakının.
Böyle pisliklerden son derece çekinmek gerekir.
31- Şöyle
ki: Allah için her dinden çekilip samimi olarak gerçek tevhide sarılmış bir
cemaat olarak, O'na hiçbir şekilde ortak koşmayarak. Kim Allah'a ortak koşarsa
sanki gökten düşüp kuşların kaptığı veya rüzgarın uzak bir yere (bir uçuruma)
sürüklediği bir şeye benzer.Şirk böyle helak edicidir. İnsanın kalbini didik
didik didikler, uçurumlara sürükler.
32- Bu böyledir
kim Allah'ın nişânelerine, hürmetli kıldığı alâmetlere saygı gösterirse, şüphesiz
o saygı duyma, kalblerin takvasındandır; gönülleri (kötülükten) himaye edip
koruyan sebeplerdendir. O halde Allah'ın nişanelerinden olan haccın o büyük
kurbanlarına karşı saygı göstermeli, hürmetle bakmalı ve onları ancak Allah'ın
adını anarak kurban etmelidir.
33- Sizin
için onlarda, o nişanelerde belli bir süreye kadar birtakım menfaatler vardır.
Sağımından, dölünden, tüyünden, hizmetinden vesairesinden belli bir zamana
kadar birçok istifadeler edilir. Sonra bunlar ecellerinin yeri olan Beyt-i
Atîk Kâbe'de son bulurlar;
"Mina" da
kurban olurlar ki, bu da ahiretle ilgili faydalarıdır. Şu halde böyle mübarek
şeylere saygı gösterilmez mi? Bunlar yaratıcıları olan Allah'tan başkası adına
nasıl kesilir? Başkaları bunların bir kılını bile yaratabilir mi? Burada "Beyt-i
Atîk" sözcüğüyle âyetin sonlandırılması, Kâbe'nin şirk koşanlardan kurtarılması
ve putlardan arındırılması ile ilgili hususun gereğini pekiştirmek içindir.
34-Bunların
Beyt-i Atîk'a kadar varmalarının hikmetine gelince; biz her ümmet için bir
ibadet ve kurban yeri yaptık ki kendilerine rızık olarak verdiği dört ayaklı
davarları keserken Allah'ın adını ansınlar. İşte sizin ilâhınız tek bir ilâhtır.
Her ümmet için bir ibadet ve kurban yeri yaptığı gibi, sizin için de yapmıştır.
O halde yalnız O'na, o bir tek olan ilâha teslim olup, samimi olarak ibadet
ediniz. Zikrinizi, kurbanınızı şirk ile lekelendirmeyiniz. Ey Muhammed! Bir
de o alçak gönüllüleri müjdele
35- ki Allah
anılınca kalbleri titrer. Yüce Allah'ın büyüklüğünün o anda gönüllerinde parladığını
hissederler. Başlarına gelen müsibetlere karşı da sabırlıdırlar. Namaza devamlıdırlar.
Ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan bir kısmını (hayır için) harcarlar.
Zekat, sadaka verirler. Kurban keser, ikram ederler.
36- Bedeneleri
de, yani hayvanların iri gövdeleri olan ve hacda kurban olarak kesilenleri
ki, develerdir. "Kurban olarak bir deve yedi kişi, bir sığır da yedi kişi,
için yeterlidir." hadis-i şerifi gereğince sığırın da deve gibi yedi kişi
adına kurban edilmesi caiz olduğuna göre, şer'an sığırlar da bedene türünden
sayılır. Allah'ın size olan nişanelerinden kıldık. Allah'ın size verdiği dinin
alâmetlerinden kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır. Yukarıda belirtildiği
gibi din ve dünya hayatınız için faydalar vardır. O halde onların ön ayaklarından
biri bağlı olduğu halde keserken üzerlerine Allah'ın adını anın. Allah'ın
adını anarak kurban edin. Bu kesim şekline göre kurban deveye mahsustur. Deve
ayakta iken ön ayaklarından biri bağlanıp gerdanından boğazlanır ki, buna
nahır adı verilir. Bununla beraber çene altından kesilmesi de caizdir. Sığır
ile keçi ve koyun ise yatırılıp üç ayağı bağlanarak boğazlanır. Buna da zebih
denilir. Nahır veya zebihte Allah'ın adının anılması demektir ki, "Allah'ın
adıyla, Allah en büyüktür, Allah'ım! (bunlar) senden ve sanadır." mânâsına
gelir.
Yan üstü düşüp
canları çıktığı zaman artık onlardan yiyiniz. Yani her şeylerini değil, yenilmesi
caiz olan kısımlarından yiyiniz. Kanaatkâr olup dilenmeyene de, dilenene de
verin. İşte böylece biz onları sizin buyruğunuza verdik. O koca hayvanları
böyle boyun eğdirdik. Bu, her istediğinizi yaparsınız diye değil, şükredesiniz
diyedir. Bir o hayvanların büyüklüğüne, bir de insanın küçüklüğüne bakmalı
ve maddenin mânâ karşısında nasıl aciz ve güçsüz kaldığını görmeli ve yüce
Allah'ın insana verdiği nimet ve gücün kadrini bilmeli, Allah'a şükretmelidir.
Muhyiddin
Arabî hazretleri demiştir ki: "Minâ kurbanların kesim yeri kılınmıştır. Kesimler
orada yapılır. Minâ "Ümmiyye"den türemiştir ki arzulara kavuşmak anlamındadır.
Çünkü meşru olan arzularına kavuşan kimse, gayesine ermiş demektir. Kurbanların
kesilmesinde, insan vucudunun beslenmesi için, hayvanların bedenini idare
eden ruhlarının görevden azledilmesi söz konusu olur ki, birbirinden ayrılırken
ruhları yine onlara nezaret eder. O cesetleri deve, sığır olarak idare ettikten
sonra bu defa insana ait olmak üzere yönetir. Bu öyle ince bir meseledir ki,
Allah'ın, basîret (zeka ve anlayış) lerini aydınlattığı, Allah dostlarından
başkası onu kavrayamaz."
37-Buna nasıl
şükretmeli? Onların ne etleri ne kanları Allah'a erişmez, o rızasına kavuşamaz.
Fakat sizden Allah'a ancak takva ulaşır. Sizin manevî yönünüzden gelen gönüllerinizi,
Allah'ın emrini tutup ona karşı saygılı olmaya ve sizi ihlas ile Allah'a yaklaşmaya
davet eden, takvanızdır ki Allah katında makbul olup hoşnutluğunu kazanır.
İşte onları
böylece sizin buyruğunuza vermiştir ki size verdiği hidayet ve gösterdiği
doğru yoldan dolayı Allah'ı tekbir edip, büyükleyesiniz. Onları buyruk altına
almanın yolunu öğretip sebeplerini bahşeden ve kendisine yaklaşmanın nasıl
olacağını gösteren Allah'ın nimetinin büyüklüğünü ve kudretinin yüceliğini
tanıyıp, ululuğunu ve birliğini hem kalb, hem söz, hem de davranışlarınızla,
tekbir ile ilan edesiniz. Ey Muhammed! Bir de ihsan ve iyilik yapanları müjdele.
Çünkü:
Meâl-i Şerifi
38- Şüphesiz
Allah inananları savunur. Çünkü Allah hâin ve nankörlerin hiçbirini sevmez.
39- Kendilerine
savaş açılan kimselere (kâfirlere karşı koymak için) izin verildi. Çünkü onlar
zulme uğradılar. Şüphesiz Allah onları zafere ulaştırmaya kadirdir.
40- Onlar
"Rabbimiz Allah'tır" demelerinden başka bir sebep olmaksızın haksız yere yurtlarından
çıkarıldılar. Eğer Allah insanların bir kısmını bir kısmı ile defetmeseydi
manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın adı çok anılan mescidler
elbette yıkılırdı. Şüphesiz Allah kendi (dini) ne yardım edene yardım edecektir.
Şüphesiz Allah çok güçlüdür, çok izetlidir (her şeye galiptir).
41- Onlar
(o müminlerdir) ki, eğer kendilerini yeryüzünde iktidar mevkiine getirirsek
namazı kılarlar, zekatı verirler, iyiliği emrederler ve fenalığı yasak ederler.
Bütün işlerin sonu sırf Allah'a âittir.
38- Şüphesiz
ki Allah iman edenleri savunur. Müminlerden kâfirlerin hücumlarını def'eder.
Şu halde yukarıda belirtildiği üzere Allah yolundan ve hacdan menetmeye kalkışan
ve menedecek olan kâfirlere karşı savunmaya güzel bir şekilde hazırlansınlar.
Şüphesiz Allah hâin ve nankörlerin hiçbirini sevmez; emanetlerine hiyanet,
nimetlerine karşı ise nankörlük edenlerin hiçbirini sevmediği gibi, onların
meydana getirdiği toplumu da müdafaa etmez, aksine onların bertaraf edilmelerine
müsaade eder. Onun için:
39- Kendilerine
savaş açılan kimselere izin verildi. Haîn kâfirler tarafından kendilerine
savaş açılan müminlerin onlara karşı savaşmalarına izin verilmiştir. Çünkü
onlar zulme uğramışlardır. Müşrikler. Hz. Peygamber ve ashabına eziyet ediyorlardı,
sahabeler ise kimi dayak yemiş, kimi yaralanmış bir halde gelip Hz. Peygambere
başlarına gelen bu haksızlıkları şikayet ediyorlardı, Efendimiz: "Sabrediniz,
çünkü henüz savaş ile emrolunmadım" buyururdu. Nihayet hicret ettikten sonra
bu âyet nazil oldu ki, savaş hakkında ilk inen âyettir. (Bakara, 2/190. âyetin
tefsirine bkz.) Şüphesiz Allah onlara, o müminlere yardım etmeye, onları zafere
ulaştırmaya elbette kâdir, çok kâfidir. Dolayısıyla çok olan kâfirlere karşı,
şu azıcık olan müminler nasıl savaşabilirler gibi bir şüpheye düşmemelidir.
40- O mazlumlar
ki, "Rabbimiz Allah'tır" demelerinden başka bir sebep olmaksızın haksız yere
yurtlarından çıkarıldılar. Eğer Allah insanların bir kısmını bir kısmı ile
def'etmeseydi; azgın zalimleri, bozguncuları, kâfirleri âdillerle, salihlerle,
müminlerle defetmiş olmasaydı manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın
adı çok anılan mescidler yıkılırdı. Nitekim o zalimlerin defedilmediği yerlerde
dinsizlik görülmektedir.
SAVMAA: Tepesi
sivri ve yüksek olan bina demektir ki, İslâmiyet'ten önce hıristiyan rahiplerinin
manastırlarının ve sâbie (yıldızlara tapanlar) sofularının zaviyelerinin adı
olmuştu. Sonra Müslümanların ezan yerleri olan minareler içinde kullanılmaya
başlandı. Ancak âyette kastedilen hıristiyanların manastırları veya sâbienin
zaviyeleridir,
BÎ'A: Hıristiyanların
ibadet yeri olan kilise demektir.
SALÂT: Bu
kelime İbrânice Saluta'dan gelen ve sonradan Arapçalaşan bir sözcüktür ki,
yahudilerin namaz yeri, yani havra demektir. Görülüyor ki, mescidler, "Allah'ın
adının çok anıldığı yer" olarak nitelendirilmiştir ki, bunda iki nükte vardır.
Birincisi, İslâm'ın emrettiği ibadetlerden asıl maksadın Allah'ın adının çokça
anılması olduğunu vurgulamak, ikincisi de diğerlerinin var olmalarının, asıl
sebebi olan Allah'ın anıldığı yer olmaktan çıkıp başka maksatlar için kullanıldığına
işarettir.
Özetle Allah,
dindar olanları, haddi aşan azgınları defetmeye göndermeyip; inananlara savaşma
hak ve salahiyetini vermeseydi manastırlar, zaviyeler, kiliseler, havralar
ve içinde Allah'ın adı çok anılan mescidlerin hepsi yıkılırdı.
Dinsizlerin
saldırıları karşısında bunlardan hiçbiri ayakta kalamazdı. Bakara Sûresi'nde
(2/251) geçtiği üzere bütün yeryüzünün düzeni bozulurdu. Bütün bunların yıkılmaktan
kurtulmaları ve korunmaları ancak onları savunmakla mümkündür. O halde bütün
bunları himaye etmeyi hedefleyen İslâm'ın savunma hakkının bütün hakların
başında geldiği muhakkaktır. Şüphesiz Allah kendi dinine yardım edene yardım
edecektir. Çünkü dinin ihtiyarî olan fiillerle alakası olduğuna göre, o konuda
arzu edilen gayenin gerçekleşebilmesi için, Allah'ın iradesi kulun cüzî iradesine
bağlı olduğundan, kulların cüzî iradelerini kullanarak bir çaba sarfetmeleri,
Allah'ın iradesinin işlemesine vesile olması itibariyle bir yardım gibidir.
Onun için müminlere savunmayı söz veren yüce Allah, yardımının kesin olarak
gerçekleşmesini onların yardım ve çalışmalarına bağlamıştır. Yoksa Allah şüphesiz
çok güçlüdür, herşeye galiptir, yardıma ihtiyacı yoktur. Yardım ettiği kimseler
de her zaman üstün olup hiçbir zaman mağlup olmazlar.
41- Onlar,
o müminlerdir ki eğer kendilerini yeryüzüne yerleştirirsek; iktidar mevkiine
getirip devlet idaresini ellerine verirsek namazı kılarlar ve zekatı verirler
iyiliği emrederler ve fenalığı yasak ederler. Meşru güzel şeyleri emreder,
gayrı meşru, çirkin ve dinen reddedilmiş şeylerden sakındırırlar, İktidar
mevkiine geçince ahlâklarını bozmaz, dinden, adaletten sapmaz birer idareci
olurlar. Doğrusu Hulefâ-i Raşidîn böyle olmuşlardı. Şu da bilinmelidir ki
"İşlerin sonucu Allah'a aittir"
Meâl-i Şerifi
42-48- 42-
(Ey Muhammed!) Eğer seni (müşrikler) yalanlıyorlarsa bil ki onlardan önce
Nûh kavmi, Âd ve Semûd (kavimleri de kendi peygamberlerini) yalancı saydılar.
43- İbrahim'in
kavmi de, Lût'un kavmi de (peygamberlerini) yalancı saydılar.
44- (Şuayb'ın
kavmi olan) Medyen halkı da (Şûayb'ı) yalanladı. Musa da (Firavun tarafından)
yalanlandı. Ben de o kâfirlere bir süre verdim. Sonra da onları yakalayıverdim.
Beni tanımamak nasılmış görsünler.
45- Nice memleketler
vardı ki, zulüm yaparlarken biz onları yok ettik. Artık damları çökmüş, duvarları
üzerine yıkılmıştır. (Geride) Nice terkedilmiş kuyularla bomboş kalmış yüksek
saraylar (bırakılmıştır.)
46- Yeryüzünde
dolaşmıyorlar mı ki olanları akledecek kalbleri, işitecek kulakları olsun.
Gerçek şudur ki, gözler kör olmaz, fakat asıl göğüslerin içindeki kalpler
kör olur.
47- Bir de
senden acele azab istiyorlar. Elbette Allah sözünden caymaz. Bununla beraber
Rabbinin katında birgün, sizin sayacaklarınızdan bin sene gibidir.
48- Zulmedip
dururlarken kendilerine mühlet verdiğim nice memleket halkı vardı ki, sonunda
onları yakalayıvermiştim. Dönüş ancak banadır.
Meâl-i Şerifi
49- (Habîbim!)
De ki: "Ey insanlar! Ben size ancak apaçık anlatan bir uyarıcıyım."
50- İşte iman
edip salih amel işleyenler için hem bir mağfiret, hem de (cennette) tükenmez
bir rızık vardır.
51- Âyetlerimizi
tartışarak bozmaya uğraşanlara gelince, işte onlar cehennemliktirler. 49-51-Böyle
de ve temennilere uyma. Çünkü:
Meâl-i Şerifi
52- (Ey Muhammed!)
Biz senden önce hiçbir elçi ve hiçbir peygamber göndermedik ki o bir şey temenni
ettiği zaman, şeytan onun arzusuna şüpheler karıştırmasın. Bunun üzerine Allah
şeytanın karıştırdığı şüpheyi giderir. Sonra da Allah, âyetlerini tahkim eder
(güçlendirir). Allah Alîm'dir (herşeyi bilir), Hakîmdir (Hikmet sahibidir)
53- Allah,
şeytanın karıştırdığını, kalblerinde hastalık bulunan ve kalpleri kaskatı
olan kimseleri sınamaya vesile kılar. Zalimler şüphesiz (haktan uzak) derin
bir ayrılık içindedirler.
54- Bir de
kendilerine ilim verilmiş olanlar, Kur'ân'ın şüphesiz Rabbinden gelen bir
gerçek olduğunu bilsinler ve ona iman etsinler de kalpleri ona saygı duysun.
Çünkü Allah, iman edenleri doğru yola eriştirir.
55- İnkâr
edenler de, kendilerine ansızın kıyamet gelinceye veya akîm (kısır) bir günün
azabı gelinceye kadar, Kur'ân'dan şüphe etmekte devam edip giderler.
52- Senden
önce ne bir Resulü, ne de bir Nebîyi başka bir halde göndermedik. Bu âyet
Resul ile Nebî'nin anlamlarında farklılık bulunduğunu bildirmektedir. Nebî'nin,
Resulden daha genel olduğunu ifade eden bazı hadisler de nakledilmektedir.
Şeriat örfünde meşhur olduğuna göre Resul, kendine vahy olunan ve aldığı vahyi
başkasına tebliğ etmekle de yükümlü bulunan kimsedir. Nebî ise tebliğe memur
olsun olmasın, kendisine vahyedilen kimsedir. O halde her Resul Nebî'dir,
fakat her Nebî Resul değildir. Ancak bilindiği gibi umum ifade eden, hususiyet
ifade edene (âmm, hâssa) karşılık olarak kullanıldığı zaman o hâssın ötesine
yorumlanır. Burada Nebî, Resule karşılık olarak kullanıldığı için Resul olmayan,
yani tebliğ vazifesiyle emrolunmayan peygamberin kastedilmiş olması gerekir.
Oysa âyetin başındaki "İrsâl" fiili ikisine de bağlantılıdır. Tebliğe memur
edilmeyenin ise irsal edilmiş olması hemen anlaşılır bir ifade değildir. Bunun
için denilmiştir ki: Resul, yüce Allah'ın insanları hakka davet etmek üzere,
yeni bir şeriatle gönderdiği hür erkektir. Nebî ise hem bunu, hem de geçmiş
bir şerîati bildirmek için gönderilen peygamberi içine alır. Nitekim İsrailoğullarına
gönderilen peygamberlerin hepsi de Musa'nın şeriatını anlatmak için gönderilmişlerdir.
Fakat buna da şöyle bir itiraz geliyor: İsmail (a.s) hakkında "Ve kavmine
gönderilmiş bir Resul, bir Nebî (bir peygamber) idi" (Meryem, 19/54) buyurulmuştur.
O halde hem Nebî, hem Resuldur. Halbuki o yeni bir şeriatle değil, Hz. İbrahim'in
şeriatiyle gönderilmiştir. Buna cevap olarak da gönderildiği insanlara nisbetle
yeni bir şeriat olması yeterlidir deniliyor. Ayrıca Resul, mucizesi ve kendisine
indirilen bir kitabı olan, Nebî ise kitabı olmayandır diye tarif edilmişse
de İsmail (a.s) ile itiraz bu tanım için çok daha geçerlidir. O halde en doğrusu
önceki tanımdır. fiilinin bağlantısına gelince, bunu "ona kılıç ve mızrak
kuşandırdım" kabilinden olarak şeklinde anlamak gerekir. Yani: "Senden önce,
başka şekilde hiç bir Resul göndermedik ve hiç bir Nebîye haber vermedik".
Ancak şu şekilde
ki o bir şey temenni edip arzuladığı zaman, temennînin asıl anlamı, gönlün
arzu ettiği şeyi kişinin kendi içinde, hayalinde şekillendirip canlandırmasıdır.
Zihinde canlandırılmış olan bu tabloya "ümmiyye" veya "münye" denilir ki,
Fransızca "ideal" diye tabir edilir. Son zamanlarda bu kelime felsefede hayli
önem kazanmış ve idealizm adı ile bir felsefe ekolünün oluşmasına kaynak görevini
yapmış ve sanki uydurma olduğunun belli olması için dilimize terceme edilirken
"mefkûre" kelimesi uydurulmuş ve hertarafa yayılmış. Şu halde temenni bir
ümmiyye beslemek, bir mefkûre kurmak demek olur. İdealistler bütün gerçeklerin
aslının "benlik" de olduğunu varsaydıkları için, nefsin istek ve arzusunu
her gerçeğin temel taşı gibi görmek isterler. Bu yüzden hayatta başarılı olmuş
büyük adamları hep idealci (idealist) kabul ederler. Bununla ulûhiyyet ve
nübüvvet meselesini de çözdüklerine inanarak peygamberi bir ideal kurmuş,
bir müddet programını yapmakla uğraşmış, sonra da peygamberlik davasıyla ortaya
atılmış bir idealist gibi göstermek isterler. Fakat Kur'ân özellikle bu âyetle
anlatıyor ki, peygamberlik bir arzu bir temenni işi değildir. "O hevadan (kendi
nefsinden) söylemiyor; Kur'ân sadece bir vahiydir, ancak vahyolunur" (Necm,
53/3-4) âyetiyle anlatılan peygambere temenni yakışmaz, çünkü vahiy tamamen
hakkın emridir. Ümniyye'ye ise şeytan karışır. Başkaları şöyle dursun peygamber
bile, insanlık gereği temennide bulunduğu vakit Şeytan onun arzusuna şüpheler
karıştırır. Ümniyye (temenni) ise, heves ve hayal ile isabetsizlikten kurtulamaz.
Demek ki peygamberlerin ismeti (masum olmaları) kesinlik ifade eden vahiy
yönüyledir, yoksa ictihadıyla hareket ettiği zaman hata yapması mümkündür.
Bunun üzerine Allah şeytanın karıştırdığı şüpheleri giderir. Sonra da Allah
âyetlerini tahkîm eder, muhkemleştirir. Hiçbir şekilde red edilmesi söz konusu
olmayacak, hata ihtimali bulunmayacak bir tarzda kuvvetleştirir. Burada zamanda
değil, rütbede terâhî (sonraya bırakmak) içindir. Çünkü bir gerçeğin güçlendirilip
muhkemleştirilmesi, şüpheleri gidermekten sonra gelen daha üstün bir mertebe,
daha yukarı bir basamaktır. Allah her şeyi bilir, hikmet sahibidir.
53-Her şeyi
hakkıyla bilen o olduğu gibi, şeytanın karıştırdığını da bilir. Yine her yaptığını
hikmetle yaptığı gibi peygamberler de bile temenniyi şeytanın karıştırmasıyla
bağlantılı kılması, sonra o şüpheleri giderip âyetlerini muhkemleştirmesi
de hikmetledir. Şöyleki: Bunlar Şeytanın karıştırdığı şüpheleri kalplerinde
hastalık bulunanlarla kalpleri kaskatı kesilmiş bulunanlara bir mihnet ve
bir azab vesilesi yapmak içindir. Çünkü bunlar hep kuruntulara kapılır ve
temenniler peşinde dolaşırlar . Gerçekten o zalimler haktan uzak, derin bir
ayrılık içindedir." Araları o kadar açıktır ki, birleşip uzlaşmayı kabul etmez.
Her biri başka bir kuruntu ile haktan uzaklaşmış şiddetli bir düşmanlık ve
tam bir ayrılık içindedirler.
54- Bir de
kendilerine ilim verilmiş olanlar şunu iyi bilsinler ki o Rabbinden gelen
bir gerçektir. Kur'ân veya o şeytanın karıştırdığı şeyi giderip, âyetleri
tahkîm etmek Rabbin tarafından indirilmiştir. Yani Peygamber bir arzu ve temenniyi
takip ettiği zaman şeytanın bir şeyler karıştırmasına imkan verilmeseydi veya
o karıştırılan şey giderilip da Allah'ın âyetleri muhkemleştirilmeseydi, vahiy
ile temenni'nin farkı olmazdı. O vakit ilim sahipleri de Kur'ân'ın ve dolayısıyla
da peygamberliğin Allah tarafından gelen bir gerçek olduğunu bilemezlerdi.
Fakat Allah'ın hikmetiyle öyle yapıldı, Ta ki ilim sahipleri bilsinler de
ona, o Kur'ân'a veya âyetleri tahkim işine iman etsinler Böylece kalpleri
ona bağlanıp saygı duysun ve şüphesiz Allah iman edenleri doğru yola eriştirir.
Bu âyetlerin inişi Garanık uydurması ile ilgili olduğuna dair bir söz vardır.
(Onun için Necm, 53/19-24: âyetlerin tefsirine bkz.)
55- "İnkâr
edenler, kendilerine ansızın kıyamet gelinceye veya akîm (kısır) bir günün
azabı gelinceye kadar Kur'ân'dan şüphe etmekte devam edip giderler."
Meâl-i Şerifi
56-62- 56-
O gün hükümranlık yalnız Allah'ındır, O aralarında hükmünü verir. Artık iman
edip yararlı iş işleyenler nimet cennetlerindedirler.
57- İnkâr
edip âyetlerimizi yalan sayanlar ise, işte bunlar için hakîr düşüren bir azab
vardır.
58- Allah
yolunda hicret edip de sonra öldürülmüş veya ölmüş olanlara gelince, elbette
Allah, onları güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Çünkü Allah rızık verenlerin
en hayırlısıdır.
59- Allah
onları hoşnud olacakları bir yere (cennete) elbette koyacaktır. Şüphesiz Allah
Alîmdir (herşeyi bilir) Halîmdir, (Kullarına yumuşak davranır.)
60- Bu böyledir,
kim kendisine yapılan cezaya aynı ile karşılık verir de, sonra yine kendisine
zulüm yapılırsa, muhakkak ki, Allah ona yardım eder. Allah şüphesiz çok af
edicidir, çok bağışlayıcıdır.
61- Çünkü
Allah, geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içine sokar. Şüphesiz
Allah, Semîdir (herşeyi işitir) Basîrdir (herşeyi görür).
62- (Bu sonsuz
güç şundandır) Çünkü Allah, varlığı kendinden olan Hak'tır. Müşriklerin O'nu
bırakıp da tapındıkları putlar ise hep bâtıldır. Şüphesiz Allah, yücedir,
büyüktür.
Meâl-i Şerifi:
63-66- *63-
Görmedin mi Allah'ın gökten indirdiği su ile yeryüzü (nasıl) yemyeşil oluyor?
Gerçekten Allah çok lütufkârdır, her şeyden haberdardır.
64- Göklerde
ve yerde ne varsa hep O'nundur. Doğrusu Allah müstağnîdir, övülmeğe layıktır.
65- Görmedin
mi ki, Allah bütün yerdekileri ve emriyle denizlerde akıp giden gemileri hep
sizin buyruğunuz altına verdi. Göğü de izni olmaksızın yere düşmekten o (koruyup
havada) tutuyor. Şüphesiz Allah insanlara çok şefkatlidir, çok merhametlidir.
66- Size
(ilk defa) hayat veren, sonra öldürecek olan, sonra da yeniden diriltecek
olan O'dur. İnsan gerçekten pek nankördür.
Meâl-i Şerifi
67-72- * 67-
Biz her ümmet için bir şeriat tayin ettik ki, onlar onunla amel ederler. Bunun
için (ey Muhammed!) bu konuda seninle hiçbir zaman çekişmesinler. (İnsanları)
Rabbine (ibadet etmeye) çağır. Şüphesiz sen gerçekten hidayete götüren doğru
bir yol üzerindesin. 68- Eğer seninle tartışırlarsa, de ki: "Allah yaptıklarınızı
çok iyi bilir."
69- Ayrılığa
düştüğünüz şeyler hakkında kıyamet günü Allah aranızda hükmünü verecektir.
70- Bilmez
misin ki, Allah, gökte ve yerde ne varsa hepsini bilir. Şüphesiz bunlar bir
kitabtadır. Hiç şüphe yok ki bunlar Allah'a pek kolaydır.
71- Onlar
Allah'ı bırakıp da O'nun, haklarında hiçbir delil indirmediği ve kendilerinde
de bir bilgi bulunmayan şeylere taparlar. Zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.
72- Âyetlerimiz
kendilerine apaçık olarak okunduğu zaman, o kâfirlerin yüzlerinden inkârlarını
anlarsın. Neredeyse, kendilerine âyetlerimizi okuyanlara saldıracaklar. De
ki: "Şimdi size ondan daha kötü olanını haber vereyim mi? O, ateştir. Allah
bunu kâfir olanlara vaad buyurdu. O ne kötü bir dönüş yeridir."
Meâl-i Şerifi
73-76-73-
Ey insanlar! Bir misal verilmektedir, şimdi ona iyi kulak verin: Sizin Allah'ı
bırakıp taptıklarınız bir araya gelseler, bir sinek bile yaratamayacaklardır.
Sinek onlardan
bir şey kapsa onu kurtaramazlar. İsteyen de, istenen de âcizdir.
74- Allah'ın
büyüklüğünü gereği gibi değerlendirip bilemediler. Şüphesiz ki Allah çok kuvvetlidir,
her şeye üstündür.
75- Allah
hem meleklerden, hem de insanlardan elçiler seçer. Şüphesiz Allah her şeyi
işitir, her şeyi görür.
76- O geçmişlerini
ve geleceklerini bilir. Bütün işler Allah'a döndürülür.
Meâl-i Şerifi
77- Ey iman
edenler! rükû edin, secdeye varın, Rabbinize kulluk edin, iyilik yapın ki
kurtulabilesiniz.
78- Allah
uğrunda gerektiği gibi cihad edin. Sizi o seçmiş, babanız İbrahim'in yolu
olan dinde sizin için bir zorluk kılmamıştır. Daha önce ve Kur'ân'da, Peygamberin
size şahid olması, sizin de insanlara şahid olmanız için, size müslüman adını
veren O'dur. Artık namaz kılın, zekat verin, Allah'a sarılın. O sizin sahibinizdir.
O ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır!
77- "Ey iman
edenler! Rükû edin, secdeye varın." Yani rükû edip, secdelere vararak namaz
kılınız. Rivayet edildiğine göre İslâm'ın başlangıcında, bu âyet ininceye
kadar, namazda bazan rükûa varırlar, bazan da secde ederlerdi. Bu âyetle her
ikisinin de bir arada, aynı namazda yapılmaları emredilmiştir. Şu halde buradaki
secde tilâvet secdesi değil, namazın rükunlerinden olan secdedir. Fakat İmam
Şâfii hazretleri bu âyette de tilâvet secdesinin gerekli olduğunu söylemiştir.
Rabbinize ibadet ediniz, yani rükû ve secdelerinizi Rabbinize ibadet maksat
ve niyetiyle yapınız. Bir de yalnız namaz kılmakla vazifenizin bittiğini sanmayınız.
Aksine emrolunan diğer ibadetleri de yapınız. Yaptığınız ibadetleri başkası
için değil, sırf Rabbiniz olan Allah için yapınız. Ve hayır işleyiniz; namaz
ve diğer ibadetlerden başka bir de her işinizde hayır ve sevap getiren şeyleri
araştırıp, nafile ibadetler, yakın akrabayı gözetmek, güzel ahlâk insanlara
yararlı olmak ve Allah'ın yaratıklarına şefkat gibi gücünüzün yetebildiği
iyiliği yapınız ki kurtuluş ümit edebilesiniz. Yani bunları yapmakla amellerinize
güvenerek kurtuluşunuzun kesin olduğuna hükmetmeksizin ümit besleyebilirsiniz.
Çünkü kurtuluş aslında Allah'ın bir lütfudur. Fakat "Kul, yaptığı nafile ibadetlerle
sürekli bana yaklaşır." kudsî hadisinin ifade ettiği anlamı gereğince Allah'a
yaklaşmak yalnız farz olan ibadetlerle değil, onlara eklenen nafile ibadetlerle
olur. "Hayır işleyin" emri de özellikle bu mânâyı bildirmektedir.
78-Ve özellikle
Allah uğrunda gerektiği gibi hakkıyla cihad ediniz.
Cihad: Düşmana
karşı savunmada bütün gücünü harcamaktır ki, üç kısımdır: Birincisi, açıkça
kendini belli etmiş düşman ile yapılan cihad. İkincisi, şeytan ile yapılan
cihad. Üçüncüsü de nefis ile yapılan cihaddır. Bazıları buradaki cihaddan
maksat ilk şıktakidir demişler, bazıları da hevâ ve nefisle yapılan cihad
olduğunu söylemişlerdir. Fakat en doğru olan üç kısmın üçünü de içine almış
olmasıdır. Bu kapsam, hakikat ile mecazın bir araya getirilmesi kabilinden
değil, cihad kavramının kendi kapsamının bir gereğidir. Şüphesiz mücahede
tabiri mukatele (savaşmak) tabirinden daha geneldir. Nitekim rivayet olunur
ki, Hz. Hasan bu âyeti okumuş ve demiştir ki: Adam, Allah uğrunda cihad eder,
oysa düşmana bir tek kılıç bile vurmamıştır. Sonra Allah uğrunda cihad etmenin
hakkı da onun hak ve ihlasa uygun olması, haksızlıktan, kötü gaye ve maksatlardan
uzak olması, mümkün olduğu kadar gevşeklik ve tembellikten arınmış olmasıdır.
O sizi seçti,
yani ey Muhammed ümmeti, düşmanlarına karşı cihad için sizi Allah kendisi
seçti. Din işinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi. Size emrettiği dindeki
mükellefiyetlerinizi rahmetinin genişliğine uygun düşecek şekilde kıldı. (Bakara,
2/286. âyetin tefsirine bkz.) Diğer dinler gibi ağır, çekilmez yükümlülükleri
yüklemedi. Herkesin sıkıntısına, ihtiyacına, mazeretine göre ruhsatlar verdi.
Mesela ayakta namaz kılamayanın oturmasına, oturamayanın îma ile kılmasına
müsaade etti, kolaylıklar gösterdi. Cihadı da yeterli bir gücün varlığı ile
orantılı olarak farz kıldı. Babanız İbrahim'in dininde olduğu gibi bundan
önce ve bunda size müslümanlar ismini o taktı.Yani gerek bu Kur'ân'da ve gerek
Hz. İbrahim ve İsmail'in "Soyumuzdan bir topluluğu da sana boyun eğen bir
ümmet yap." (Bakara, 2/128) duasında olduğu gibi geçmişte size müslüman ismini
Allah taktı ki Peygamber size karşı şahid olsun siz de bütün insanlara karşı
şahidler olasınız. Yani hakkıyla cihad yapmanın, dine uymanın ve müslümanlığı
yaşamanın nasıl olacağını Peygamber size bizzat yaparak gösterip öğretsin;
hakkın şahidi, peşinden gidilecek bir örnek olsun. Siz de ona uymak suretiyle
bütün insanlar için, hakkın örnek tutulacak birer şahidleri olasınız. Artık
gereği üzere namazı kılın, zekatı verin ve Allah'ın dinine sarılın ki Mevlânız
O'dur. İşinizi görecek emir sahibiniz, sizi kurtaracak efendiniz, yardımcınız
ancak Allah'tır. O ne güzel Mevlâ ve ne güzel yardımcıdır.