طسم
Şu’arâ / 1 -
Tâ, Sîn, Mîm.
Diyanet İşleri = Tâ Sîn Mîm.
Abdulbaki Gölpınarlı = Tâ sîn mîm.
Abdullah Parlıyan = Tâ, Sîn, Mîm.
Adem Uğur = Tâ. Sîn. Mîm.
Ahmed Hulusi = Ta, Siin, Miim.
Ahmet Tekin = Tâ. Sîn. Mîm.
Ahmet Varol = Ta. Sin. Mim.
Ali Bulaç = Ta, Sin, Mim.
Ali Fikri Yavuz = Tâ, Sîn, Mîm.
Bayraktar Bayraklı = Tâ, sîn, mîm.[376]
Bekir Sadak = Ta, Sin, Mim.
Celal Yıldırım = Tâ - Sîn - Mîm.
Cemal Külünkoğlu = Tâ Sin Mim.
Diyanet İşleri (eski) = Ta, Sin, Mim.
Diyanet Vakfi = Tâ. Sîn. Mîm.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ta, Sin, Mim.
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ta, Sin, Mim.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Tâ, Sîn, Mîm.
Gültekin Onan = Ta, Sin, Mim.
Harun Yıldırım = Tâ. Sîn. Mîm.
Hasan Basri Çantay = Taa, Sîn, Mîm.
Hayrat Neşriyat = Tâ, Sîn, Mîm.
İbni Kesir = Ta, Sin, Mim.
Kadri Çelik = Ta, Sin, Mim.
Muhammed Esed = Ta-Sin-Mim.
Mustafa İslamoğlu = Ta-Sin-Mim!
Ömer Nasuhi Bilmen = Tâ, Sîn, Mîm.
Ömer Öngüt = Tâ. Sîn. Mîm.
Şaban Piriş = Tâ Sîn mîm.
Sadık Türkmen = Ta, sin, Mim.
Seyyid Kutub = Ta, sin, mim.
Suat Yıldırım = Tâ Sîn Mîm
Süleyman Ateş = Tâ sin mim.
Tefhim-ul Kuran = Tâ, Sîn, Mîm.
Ümit Şimşek = Tâ sîn mîm.
Yaşar Nuri Öztürk = Tâ, Sîn, Mîm.
İskender Ali Mihr = Tâ, Sin, Mim.
İlyas Yorulmaz = Ta- Sin- Mim
تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْمُبِينِ
Şu’arâ / 2 -
Tilke âyâtul kitâbil mubîn(mubîni).
Diyanet İşleri = Bunlar, apaçık Kitab’ın âyetleridir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Bunlardır gerçekle bâtılı açıklayan kitabın âyetleri.
Abdullah Parlıyan = Bunlar, apaçık kitabın ayetleridir.
Adem Uğur = Bunlar, apaçık Kitab'ın âyetleridir.
Ahmed Hulusi = Bunlar apaçık ortada olan BİLGİnin (Sünnetullah'ın) işaretleridir.
Ahmet Tekin = Bunlar, Allah, insan, kâinat ilişkilerini ve ilâhî düzeni açıklayan apaçık mükemmel kutsal kitabın, Kur’ân’ın âyetleridir.
Ahmet Varol = Bunlar apaçık Kitab'ın ayetleridir.
Ali Bulaç = Bunlar, apaçık olan Kitabın ayetleridir.
Ali Fikri Yavuz = Bu ayetler, sıhhatı apaçık olan Kur’an’ın âyetleridir.
Ali Ünal = (Sûre’ye dahil olarak gelecek bütün) bu sözler, gerçeği açıklayan ve Hak’tan geldiği apaçık ortada olan Kitab’ın âyetleridir.
Bayraktar Bayraklı = Bunlar, apaçık kitabın âyetleridir.
Bekir Sadak = Bunlar apacik Kitap'in ayetleridir.
Celal Yıldırım = Bu, açık-seçik (aynı zamanda açıklayıcı) Kitab'ın âyetleridir.
Cemal Külünkoğlu = Bunlar, kendi içinde apaçık ve tutarlı olan ve gerçeği bütün açıklığıyla ortaya koyan ilahi kelamın ayetleridir.
Diyanet İşleri (eski) = Bunlar apaçık Kitap'ın ayetleridir.
Diyanet Vakfi = Bunlar, apaçık Kitab'ın âyetleridir.
Edip Yüksel = Bunlar (harfler), açıklayıcı kitabın mucizeleridir.
Elmalılı Hamdi Yazır = Bunlar sana o mübin kitabın âyetleri
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Bunlar sana o apaçık Kitab'ın ayetleridir!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Bunlar sana apaçık kitabın âyetleridir.
Gültekin Onan = Bunlar, apaçık olan Kitabın ayetleridir.
Harun Yıldırım = Bunlar, apaçık Kitab'ın âyetleridir.
Hasan Basri Çantay = Bunlar o hakikatleri açıklayan kitabın âyetleridir.
Hayrat Neşriyat = Bunlar, (hak ile bâtılı) apaçık beyân eden Kitâb’ın âyetleridir.
İbni Kesir = Bunlar apaçık kitabın ayetleridir.
Kadri Çelik = Bunlar, apaçık olan kitabın ayetleridir.
Muhammed Esed = Bunlar, kendi içinde apaçık ve tutarlı olan ve gerçeği bütün açıklığıyla ortaya koyan ilahi kelamın mesajlarıdır.
Mustafa İslamoğlu = Bunlar Kitab'ın açık ve açıklayıcı olan ayetleridir.
Ömer Nasuhi Bilmen = Bu, gâyet açıkça bildiren kitabın âyetleridir.
Ömer Öngüt = Bunlar apaçık Kitab'ın âyetleridir.
Şaban Piriş = Bunlar, apaçık kitabın ayetleridir.
Sadık Türkmen = Bunlar, apaçık olan kitabın ayetleridir.
Seyyid Kutub = Bu ayetler, açık anlamlı Kitabın ayetleridir.?
Suat Yıldırım = Şunlar gerçekleri açıklayan kitabın âyetleridir.
Süleyman Ateş = Şunlar o apaçık Kitabın âyetleridir.
Tefhim-ul Kuran = Bunlar, apaçık olan Kitabın ayetleridir.
Ümit Şimşek = Bunlar, apaçık kitabın âyetleridir.
Yaşar Nuri Öztürk = İşte sana gerçeği apaçık gösteren Kitap'ın ayetleri...
İskender Ali Mihr = Bunlar, Kitab-ı Mübin’in âyetleri’dir.
İlyas Yorulmaz = Bu apaçık kitabın ayetleridir.
لَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَّفْسَكَ أَلَّا يَكُونُوا مُؤْمِنِينَ
Şu’arâ / 3 -
Lealleke bâhıun nefseke ellâ yekûnû mu’minîn(mu’minîne).
Diyanet İşleri = Ey Muhammed! Mü’min olmuyorlar diye âdeta kendini helâk edeceksin!
Abdulbaki Gölpınarlı = Kendine kıyacaksın inanmıyorlar diye âdetâ.
Abdullah Parlıyan = İnsanlardan bir kısmı, ulaştırdığın mesaja inanmıyorlar diye, üzüntüden neredeyse kendini tüketeceksin.
Adem Uğur = (Resûlüm!) Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse kendine kıyacaksın!
Ahmed Hulusi = İman etmiyorlar diye neredeyse kendini helâk edeceksin?
Ahmet Tekin = Rasûlüm, onlar iman etmiyorlar diye neredeyse kendini helâk edeceksin!
Ahmet Varol = Mü'min olmuyorlar diye neredeyse kendini kahredeceksin.
Ali Bulaç = Onlar mü'min olmayacaklar diye neredeyse kendini kahredeceksin (öyle mi?)
Ali Fikri Yavuz = Ey Rasûlüm, Kureyş halkı) iman etmiyecekler diye, kederden nerde ise, nefsine kıyacaksın.
Ali Ünal = Öyle görünüyor ki, o insanlar iman etmiyorlar diye üzüntüden neredeyse kendini helâk edeceksin.
Bayraktar Bayraklı = Sen, inanmıyorlar diye neredeyse kendini helâk edeceksin.
Bekir Sadak = Inanmiyorlar diye nerdeyse kendini mahvedeceksin.
Celal Yıldırım = (Ey Peygamber!) Onlar dosdoğru imân etmiyeoekler diye neredeyse kendine yazık edip kıyacaksın.
Cemal Külünkoğlu = (Ey Muhammed!) Onlar inanmıyorlar diye (üzüntüden) neredeyse kendini tüketeceksin!
Diyanet İşleri (eski) = İnanmıyorlar diye nerdeyse kendini mahvedeceksin.
Diyanet Vakfi = (Resûlüm!) Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse kendine kıyacaksın!
Edip Yüksel = İnanmıyorlar diye kendini kahrediyor olabilirsin
Elmalılı Hamdi Yazır = Sen âdetâ kendine kıyacaksın mü'min olmıyacaklar diye
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Onlar iman etmeyecekler diye, neredeyse sen kendine kıyacaksın.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (Resulüm!) Onlar iman etmiyorlar diye adeta kendine kıyacaksın!
Gültekin Onan = Onlar inançlı olmayacaklar diye neredeyse kendini kahredeceksin (öyle mi?)
Harun Yıldırım = Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse kendine kıyacaksın!
Hasan Basri Çantay = (Habîbim) Onlar mü'min olmayacaklar diye aadetâ kendine kıyacaksın!
Hayrat Neşriyat = (Ey Resûlüm!) Sen (onlar) mü’min kimseler olmayacaklar diye, neredeyse kendi nefsini helâk edicisin!
İbni Kesir = Mü'min olmuyorlar diye nerede ise kendini mahvedeceksin.
Kadri Çelik = Onlar mümin olmayacaklar diye neredeyse kendine kıyacaksın (öyle mi?).
Muhammed Esed = (İnsanların bir kısmı, ulaştırdığın mesaja) inanmıyorlar diye (üzüntüden) neredeyse kendini tüketeceksin!
Mustafa İslamoğlu = Mü'min olmuyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin.
Ömer Nasuhi Bilmen = Sen, (onlar) mü'min olmayacaklar diye ihtimal ki, kendi nefsini helâk edeceksin!
Ömer Öngüt = İman etmiyorlar diye neredeyse kendini tüketeceksin Resulüm!
Şaban Piriş = Mümin olmuyorlar diye neredeyse kendini mahvedeceksin.
Sadık Türkmen = Onlar inanmıyorlar diye, neredeyse kendini helâk edeceksin.
Seyyid Kutub = Ey Muhammed, onlar mü'min olmuyorlar diye neredeyse canına kıyacaksın.
Suat Yıldırım = Onlar iman etmiyor diye üzüntüden nerdeyse kendini yiyip tüketeceksin.
Süleyman Ateş = Herhalde sen, inanmıyorlar diye neredeyse kendini helâk edeceksin!
Tefhim-ul Kuran = Onlar mü'min olmayacaklar diye neredeyse kendini kahredeceksin (öyle mi?)
Ümit Şimşek = Onlar iman etmiyor diye, neredeyse kendini tüketeceksin.
Yaşar Nuri Öztürk = Onlar iman etmiyorlar diye kendini üzüntüden tüketir gibisin.
İskender Ali Mihr = Onlar mü’min olmuyorlar diye, neredeyse kendini helâk edeceksin.
İlyas Yorulmaz = (İnsanlar) İman etsinler diye neredeyse kendini paralayacaksın.
إِن نَّشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِم مِّن السَّمَاء آيَةً فَظَلَّتْ أَعْنَاقُهُمْ لَهَا خَاضِعِينَ
Şu’arâ / 4 -
İn neşe’ nunezzil aleyhim mines semâi âyeten fe zallet a’nâkuhum lehâ hâdıîn(hâdıîne).
Diyanet İşleri = Biz dilesek, onlara gökten bir mucize indiririz de, ona boyun eğmek zorunda kalırlar.
Abdulbaki Gölpınarlı = Dileseydik gökten bir delîl indirirdik onlara, onun karşısında başlarını eğerlerdi, kalakalırlardı.
Abdullah Parlıyan = Eğer biz dileseydik, gökten onları zorla imana getirecek bir ayet ve alamet indirirdik de, onun karşısında hemen ona baş eğerler ve inanırlardı.
Adem Uğur = Biz dilesek, onların üzerine gökten bir mucize indiririz de, ona boyunları eğilip kalır.
Ahmed Hulusi = Eğer dilesek semâdan üzerlerine bir mucize inzâl ederiz de, zorunlu olarak boyunları bükülüp, hükmü kabul ederler!
Ahmet Tekin = Bizim sünnetimizin, düzenimizin yasaları içinde, irademizin tecellisine uygun olursa, onların üzerlerine gökten bir âyet, bir mûcize indiririz. Bu mûcizeden dolayı toplu olarak boyun eğmek mecburiyetinde kalırlar.
Ahmet Varol = Dilersek onların üzerlerine gökten bir mucize indiririz de boyunları ona eğilir kalır.
Ali Bulaç = Dilersek, onların üzerine gökten bir ayet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilmiş kalıverir.
Ali Fikri Yavuz = Biz eğer dilersek, onların üzerine gökten bir ayet (iman etmelerini gerektirecek bir delâlet) indiriveririz de ona boyunları eğile kalır (artık hiç biri isyan etmez).
Ali Ünal = Eğer dilemiş olsak, üzerlerine gökten öyle bir delil (mucize) indiririz ki, onun karşısında ister istemez boyun büker ve inanmak zorunda kalırlar.
Bayraktar Bayraklı = Dilersek onlara gökten bir mucize indiririz de mecbur kalıp boyun eğerler.
Bekir Sadak = Biz dilesek onlara gokten bir mucize inidiririz de ona boyun egip kalirlar.
Celal Yıldırım = Biz isteseydik onlara gökten bir âyet (acık bir belge ya da mu'cize) indirirdik de onlar ona boyun eğip eğilirlerdi.
Cemal Külünkoğlu = Biz dilesek, onlara gökten bir mucize indiririz de, ona (toptan) boyun eğmek zorunda kalırlar (ama bunu istemedik).
Diyanet İşleri (eski) = Biz dilesek onlara gökten bir mucize indiririz de ona boyun eğip kalırlar.
Diyanet Vakfi = Biz dilesek, onların üzerine gökten bir mucize indiririz de, ona boyunları eğilip kalır.
Edip Yüksel = Dilesek onların üzerine gökten bir mucize indiririz de ona boyun eğip kalırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır = Dilersek üzerlerine Semadan bir âyet indiriveririz de ona boyunları eğile kalır
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Dilersek üzerlerine gökten bir ayet (mucize) indiriveririz de ona boyunları eğile kalır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Biz dilersek onların üzerlerine gökten bir âyet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilekalır.
Gültekin Onan = Dilersek, onların üzerine gökten bir ayet indiririz de, ona boyunları eğilmiş kalıverir.
Harun Yıldırım = Biz dilesek, onların üzerine gökten bir mucize indiririz de, ona boyunları eğilip kalır.
Hasan Basri Çantay = Eğer dilersek biz onların tepesine gökden bir âyet indiriveririz de ona boyunları eğilekalır.
Hayrat Neşriyat = Dilesek, onlara gökten bir mu'cize indiririz de boyunları ona eğilip kalanlar (olarak inanmaya mecbûr) olurlar.
İbni Kesir = Dilersek, onlara gökten bir ayet indiririz de ona boyunları eğik kalır.
Kadri Çelik = Dilersek, onların üzerine gökten bir ayet (mucize) indiririz de ona boyunları eğilmiş kalıverirler.
Muhammed Esed = Eğer dileseydik, onlara gökten öyle bir alamet indirirdik ki, onun karşısında boyunları bükülür, hemen baş eğerlerdi.
Mustafa İslamoğlu = Eğer dileseydik onlara semadan öyle bir belge indirirdik ki, onun karşısında (mecburen) boyun büker, baş eğerlerdi.
Ömer Nasuhi Bilmen = Eğer dileyecek olsak üzerlerine gökten bir âyet indiririz de artık ona boyunları eğili kalmış olurlar.
Ömer Öngüt = Biz dilersek onların üzerine gökten bir âyet (mucize) indiririz de ona boyun eğmek zorunda kalırlar.
Şaban Piriş = Dilersek, üzerlerine gökten bir işaret indiririz de boyunları öne eğilip kalır.
Sadık Türkmen = Eğer dileseydik; üzerlerine gökyüzünden bir mucize indirirdik de, (mecburen/zorla) eğilerek ona boyunları bükülür kalırdı!
Seyyid Kutub = Eğer dilesek onlara gökten bir mucize indiririz de karşısında boyunları eğik kalır.
Suat Yıldırım = Eğer dileseydik onlara gökten öyle bir mûcize indirirdik ki, onun karşısında ister istemez boyun bükerlerdi.
Süleyman Ateş = Dilesek onların üzerine gökten bir mu'cize indiririz de boyunları ona eğilir (inanırlar).
Tefhim-ul Kuran = Dilersek, onların üzerine gökten bir ayet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilmiş kalıverir.
Ümit Şimşek = Eğer dileseydik, onlara gökyüzünden bir âyet indirirdik de ister istemez ona boyun eğerlerdi.
Yaşar Nuri Öztürk = Eğer istersek gökten üzerlerine bir mucize indiririz de boyunları onun önünde perişanlıkla eğilip kalır.
İskender Ali Mihr = Eğer dileseydik gökten onlara âyet indirirdik. Böylece onların boyunlarını gölgelerdi de (hükmü altına alırdı da) ona itaat ederlerdi.
İlyas Yorulmaz = Biz istersek gökten onlara bir mucize (ayet) indiririz de, sonra onlar indirdiğimiz ayetler karşısında boyun bükmüş olarak çaresiz kalırlar.
وَمَا يَأْتِيهِم مِّن ذِكْرٍ مِّنَ الرَّحْمَنِ مُحْدَثٍ إِلَّا كَانُوا عَنْهُ مُعْرِضِينَ
Şu’arâ / 5 -
Ve mâ ye’tîhim min zikrin miner rahmâni muhdesin illâ kânû anhu mu’ridîn(mu’ridîne).
Diyanet İşleri = Rahmân’dan kendilerine gelen her yeni öğütten mutlaka yüz çevirirler.
Abdulbaki Gölpınarlı = Rahman katından, Kur'ân'ın yeni bir âyeti indi mi, hemen yüz çevirirler ondan.
Abdullah Parlıyan = Fakat biz, böyle olmasını istemedik. Öyleyse sen, kendini yorma ve sıkıntıya sokma ve bu yüzden onlara ne zaman Rahmandan uyarıcı, hatırlatıcı yeni bir mesaj gelse, mutlaka ondan yüz çevirirler.
Adem Uğur = Kendilerine, o çok esirgeyici Allah'tan hiçbir yeni öğüt gelmez ki, ondan yüz çevirmesinler.
Ahmed Hulusi = Ne zaman kendilerine Rahman'dan yeni bir hatırlatma gelse, hep ondan yüz çevirirler.
Ahmet Tekin = Kendilerine, Rahmet sahibi Rahman olan Allah’tan, okunması ibadet olan övünç kaynağı Kur’ân âyetleri, yeni bir öğüt gelir gelmez, ille de ondan yüz çeviriyorlar, tebliği engelliyorlar.
Ahmet Varol = Rahman'dan onlara ne zaman yeni bir uyarı gelse mutlaka ondan yüz çevirirler.
Ali Bulaç = Onlara Rahman (olan Allah)'tan yeni bir uyarı gelmeyiversin, hiç tartışmasız ondan yüz çevirirler.
Ali Fikri Yavuz = Kendilerine, Rahman’dan yeni bir öğüt her geldikçe, muhakkak ondan yüz çevirici olmuşlardır.
Ali Ünal = Ne zaman kendilerine Rahmân’dan yeni bir öğüt, bir talimat ve ikaz gelse, mutlaka hoşnutsuzluk içinde ona arkalarını dönüp uzaklaşıyorlar.
Bayraktar Bayraklı = Onlara Rahmân'dan hiçbir yeni hatırlatma gelmez ki, ondan yüz çevirmesinler.
Bekir Sadak = Rahman'dan kendilerine gelen her yeni ogutten mutlaka yuz cevirirler.
Celal Yıldırım = Onlara Rahmân'dan ne kadar yeni bir öğüt geldiyse mutlaka ondan yüzçevirdiler.
Cemal Külünkoğlu = Onlar, Rahman'dan kendilerine yeni bir öğüt gelince, kesinlikle ondan yüz çevirirler.
Diyanet İşleri (eski) = Rahman'dan kendilerine gelen her yeni öğütten mutlaka yüz çevirirler.
Diyanet Vakfi = Kendilerine, o çok esirgeyici Allah'tan hiçbir yeni öğüt gelmez ki, ondan yüz çevirmesinler.
Edip Yüksel = Her ne zaman Rahman'dan kendilerine yeni bir mesaj gelse, mutlaka ondan yüz çevirirler.
Elmalılı Hamdi Yazır = Bununla beraber Rahmandan kendilerine yeni bir zikir gelmiyor ki ondan yüz çevirmiş olmasınlar
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Bununla beraber Rahman'dan kendilerine yeni bir öğüt gelmiyor ki, ondan yüz çevirmiş olmasınlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Bununla beraber kendilerine O Rahmân'dan yeni bir öğüt gelmeyedursun, ille ondan yüz çevirirler.
Gültekin Onan = Onlara Rahmandan yeni bir uyarı gelmeyiversin, hiç tartışmasız ondan yüz çevirirler.
Harun Yıldırım = Kendilerine, o çok esirgeyici Allah'tan hiçbir yeni öğüt gelmez ki, ondan yüz çevirmesinler.
Hasan Basri Çantay = Kendilerine O çok esirgeyici (Allah) dan (vahy ile) yeni bir öğüd gelmeye dursun, ille bundan yüz çeviricidirler onlar.
Hayrat Neşriyat = Hâlbuki onlara Rahmân’dan hiçbir yeni nasîhat gelmez ki ondan yüz çevirici kimseler olmasınlar!
İbni Kesir = Onlara Rahman'dan bir öğüt geldiğinde, mutlaka ondan yüz çevirirler.
Kadri Çelik = Onlara Rahman'dan yeni bir uyarı gelmeyiversin, hiç tartışmasız ondan yüz çevirirler.
Muhammed Esed = (Ama Biz böyle olsun istemedik:) ve bu yüzden, onlar da, ne zaman Rahman'dan hatırlatıcı, uyarıcı yeni bir mesaj gelse, mutlaka ondan yüz çevirirler.
Mustafa İslamoğlu = Ama onlara Rahman'ın katından yeni bir hatırlatıcı mesaj gelse, kesinlikle ondan yüz çevirirler.
Ömer Nasuhi Bilmen = Onlara Rahmân tarafından yeni bir mev'ize gelmez ki, illâ ondan kaçınır bir halde olmuşlardır.
Ömer Öngüt = Onlara Rahman'dan yeni bir öğüt geldiğinde mutlaka ondan yüz çevirirler.
Şaban Piriş = Rahman’dan kendilerine gelen her yeni uyarıdan hemen yüz çevirenler oldular.
Sadık Türkmen = Rahmân’dan onlara yeni bir hatırlatma/öğüt/ayet gelince; ondan yüz çeviriyorlar.
Seyyid Kutub = Onlar son derece merhametli olan Allah'ın kendilerine gönderdiği her yeni uyarıya burun kıvırarak set çevirirler.
Suat Yıldırım = (Fakat Biz bunu istemedik.) O sebeple, ne zaman onlara Rahman’dan yeni bir mesaj gelse, mutlaka ona arkalarını dönüp uzaklaşırlar.
Süleyman Ateş = Rahmân'dan onlara hiçbir yeni Zikir (uyarı) gelmez ki, mutlaka ondan yüz çevirici olmasınlar.
Tefhim-ul Kuran = Onlara Rahman (olan Allah)'tan yeni bir uyarı gelmeyiversin, hiç tartışmasız ondan yüz çevirirler.
Ümit Şimşek = Fakat onlara ne zaman Rahmân'dan yeni bir öğüt gelecek olsa, yüz çevirirler.
Yaşar Nuri Öztürk = O Rahman'dan kendilerine söze bürünmüş yeni bir hatırlatma gelmeye dursun, ondan mutlaka yüz çevirirler.
İskender Ali Mihr = Ve Rahmân’dan hiçbir yeni zikir (emir) gelmez ki, ondan yüz çevirmiş olmasınlar.
İlyas Yorulmaz = Rahmanın katından, yalnızca öğüt veren sözlerden oluşan ayetler geldiğinde, onlar gelen hatırlatmalardan yüz çevirirler.
فَقَدْ كَذَّبُوا فَسَيَأْتِيهِمْ أَنبَاء مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُون
Şu’arâ / 6 -
Fe kad kezzebû fe se ye’tîhim enbâu mâ kânû bihî yestehziûn(yestehziûne).
Diyanet İşleri = Onlar (Allah’ın âyetlerini) yalanladılar, fakat alay edegeldikleri şeylerin haberleri başlarına gelecek.
Abdulbaki Gölpınarlı = Gerçekten de yalanladılar, artık yakında alay ettikleri şeyin haberleri gelip çatacak onlara.
Abdullah Parlıyan = Nitekim işte bu mesajı da yalanladılar, ama alay edip durdukları şeylerin haberleri, yakında gelip çatacak onlara.
Adem Uğur = Üstelik (ona) "yalandır" derler; fakat alay edip durdukları şeylerin haberleri yakında onlara gelecektir.
Ahmed Hulusi = Gerçekten yalanladılar! Alay edegeldikleri şeyin haberleri, kendilerine yakında gelecektir.
Ahmet Tekin = Üstelik onu, Kur’ân’ı yalanladılar. Onlara alay edip durdukları şeyin gücünün, kendilerine getireceği sıkıntı ile ilgili haberler, yakında, dünyada da, âhirette de başlarına gelecek.
Ahmet Varol = Onlar yalanladılar; (ancak) alaya aldıkları şeyin haberleri kendilerine gelecektir.
Ali Bulaç = Gerçekten yalanladılar; fakat, alay konusu yaptıkları şeyin haberi kendilerine pek yakında gelecektir.
Ali Fikri Yavuz = Onlar, ısrarla Peygamberi ve Kur’an’ı yalanladılar. Fakat o istihza ettikleri Kur’an’ın dehşetli (azab) haberi kendilerine yakında gelecektir. (Bedir savaşında veya kıyamette perişan olacaklardır).
Ali Ünal = Hep böyle, inatla karşı çıkıp yalanladılar; ama alay edip durdukları şey gerçekte ne imiş, pek yakında öğreneceklerdir.
Bayraktar Bayraklı = Nitekim Kur'ân'ı da yalanladılar. Ama alay edip durdukları şeyin haberleri yakında onlara gelecektir.
Bekir Sadak = Evet, yalanladilar; alay edip durduklari seylerin haberleri kendilerine ulasacaktir.
Celal Yıldırım = Cidden (onu) yalanladılar. Alaya aldıkları hususların haberi kendilerine gelecektir.
Cemal Külünkoğlu = Onlar (Allah'tan gelen ayetleri) yalanladılar. Fakat alay konusu ettikleri şeyin (azap) haberleri ile yakında yüz yüze geleceklerdir.
Diyanet İşleri (eski) = Evet, yalanladılar; alay edip durdukları şeylerin haberleri kendilerine ulaşacaktır.
Diyanet Vakfi = Üstelik (ona) «yalandır» derler; fakat alay edip durdukları şeylerin haberleri yakında onlara gelecektir.
Edip Yüksel = Yalanladıkları için, eğlenceye aldıkları şeylerin haberleri kendilerine ulaşacaktır.
Elmalılı Hamdi Yazır = Evet tekzib etmekteler, fakat onlara o istihza ettikleri şeyin müdhiş haberleri gelecek
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Evet, yalanlamaktalar; fakat onlara alay edip durdukları şeyin dehşet veren haberleri gelecektir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Üstelik (ona) «yalandır» dediler; fakat onlara alay edip durdukları şeyin haberleri yakında gelecektir.
Gültekin Onan = Gerçekten yalanladılar; fakat, alay konusu yaptıkları şeyin haberi kendilerine pek yakında gelecektir.
Harun Yıldırım = Üstelik (ona) "yalandır" derler; fakat alay edip durdukları şeylerin haberleri yakında onlara gelecektir.
Hasan Basri Çantay = Şimdi (kat'î suretde) tekzîb etdiler. (Fakat) istihza edegeldikleri (hakıykatların mühim) haberleri yakında onlara gelecekdir.
Hayrat Neşriyat = Üstelik (onu) gerçekten yalanladılar; fakat kendisiyle alay edip durdukları şeylerin haberleri kendilerine yakında gelecektir.
İbni Kesir = Onlar, gerçekten yalanladılar. Ama alay edip durdukları şeylerin haberleri kendilerine yakında gelecektir.
Kadri Çelik = Sonuçta gerçekten de yalanladılar; fakat alay konusu edinmekte oldukları şeyin haberi kendilerine pek yakında gelecektir.
Muhammed Esed = Nitekim, işte (bu mesajı da) yalanladılar. Ama alay edip durdukları şeyin tahakkuku yakında bütün açıklığıyla onların karşısına çıkarılacak!
Mustafa İslamoğlu = Kaldı ki, işte onlar (bunu) da yalanladılar. Buna rağmen, alay edip durdukları haberler yine de karşılarına çıkarılacaktır.
Ömer Nasuhi Bilmen = Muhakkak ki, tekzîp ettiler. Artık kendisiyle istihzâda bulundukları şeyin haberleri kendilerine yakında gelecektir.
Ömer Öngüt = Üstelik yalanladılar. Fakat alay edip durdukları şeylerin haberleri yakında kendilerine gelecektir.
Şaban Piriş = Onlar, inkar ettiler; ama, alay ettikleri şeyin haberleri onlara gelecektir.
Sadık Türkmen = Israrla yalanlıyorlar; yalanlıyor oldukları şeyin haberleri kendilerine, yakında gelecektir!
Seyyid Kutub = Onlar yalanladılar. Fakat, alay konusu ettikleri gerçeklerin somut olayları ile yakında yüzyüze geleceklerdir.
Suat Yıldırım = Nitekim işte bu mesajı da yalan saydılar, ama alay edip durdukları Kur’ân’ın bildirdiği olaylar, yakında başlarına gelince, alay etmenin ne demek olduğunu anlayacaklardır.
Süleyman Ateş = Yalanladılar ama, alay edip durdukları şeyin haberleri, yakında kendilerine gelecektir.
Tefhim-ul Kuran = Gerçekten yalanladılar; fakat, alay konusu edinmekte oldukları şeyin haberi kendilerine pek yakında gelecektir.
Ümit Şimşek = İşte yine yalanladılar. Ancak alaya aldıkları şeyin haberi yakında onlara ulaşacaktır.
Yaşar Nuri Öztürk = Yemin olsun, yalanladılar ama yakında gelecektir onlara alaya alıp durdukları şeyin haberleri.
İskender Ali Mihr = Böylece onlar yalanladılar. Fakat alay etmiş oldukları şeyin haberleri onlara yakında gelecek.
İlyas Yorulmaz = Onlar öğütlerle dolu zikri yalanladılar. Ancak ayetlerle alay edenlerin (başlarına gelen) haberleri onlara da gelecek
أَوَلَمْ يَرَوْا إِلَى الْأَرْضِ كَمْ أَنبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍ كَرِيمٍ
Şu’arâ / 7 -
E ve lem yerav ilâl ardı kem enbetnâ fîhâ min kulli zevcin kerîm(kerîmin).
Diyanet İşleri = Yeryüzüne bakmazlar mı, orada her türden nice güzel ve yararlı bitkiler bitirdik.
Abdulbaki Gölpınarlı = Bakmazlar mı yeryüzüne, nice güzelim nebatlar bitirdik çifter çifter orada.
Abdullah Parlıyan = Peki bunlar yeryüzüne hiç bakıpda düşünmediler mi? Orada her çeşitten, yani bitki, hayvan, insandan nice güzel türleri çıkarmışız.
Adem Uğur = Yeryüzüne bir bakmazlar mı! Orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirdik.
Ahmed Hulusi = Görmediler mi arzı ki, orada her cömert çiftten (genetik çifte sarmalından) nice (şeyler) yetiştirip büyüttük?
Ahmet Tekin = Erkekli dişili güzel, faydalı çiftlerin her türünden nice bitkiler yetiştirdiğimiz yeryüzüne bakmıyorlar mı?
Ahmet Varol = Yeryüzüne bakmadılar mı ki, orada her güzel çiftten nice bitkiler bitirmişizdir.
Ali Bulaç = Yeryüzüne bir bakmadılar mı ki, biz onda her güzel (kerim) çiftten nice ürünler bitirdik.
Ali Fikri Yavuz = (O kâfirler), yeryüzüne bakmadılar mı? Her çift ve çeşit iyi nebattan orada nicelerini bitirmişizdir!...
Ali Ünal = Hiç yeryüzüne bakmazlar mı ki, orada çift çift nice güzel bitki bitiriyor, gün yüzüne nice yeni hayat çıkarıyoruz?
Bayraktar Bayraklı = Yeryüzüne bir bakmazlar mı? Orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirdik.
Bekir Sadak = Yeryuzune bakmazlar mi? Orada, bitkilerden nice guzel ciftler yetistirmisizdir.
Celal Yıldırım = Yeryüzüne bakmadılar mı? Onda gönül çekici her (bitki)den nice çiftler yetiştirdik.
Cemal Külünkoğlu = Onlar, yeryüzüne hiç bakmazlar mı? Biz orada her çeşitten nice güzel bitkiler çıkarmışız?
Diyanet İşleri (eski) = Yeryüzüne bakmazlar mı? Orada, bitkilerden nice güzel çiftler yetiştirmişizdir.
Diyanet Vakfi = Yeryüzüne bir bakmazlar mı! Orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirdik.
Edip Yüksel = Yeryüzüne bakmazlar mı, onda değişik türden nice güzel bitkiler bitirmişiz.
Elmalılı Hamdi Yazır = Arza bir bakmadılar da mı? biz onda her hoş çiftten ne kadar bitirmişiz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Yeryüzüne bakmazlar mı, orada her türden nice güzel ve yararlı bitkiler bitirdik.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Yeryüzüne bir bakmadılar mı? Biz orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirmişiz.
Gültekin Onan = Yeryüzüne bir bakmadılar mı ki, biz onda her güzel (kerim) çiftten nice ürünler bitirdik.
Harun Yıldırım = Yeryüzüne bir bakmazlar mı! Orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirdik.
Hasan Basri Çantay = Görmediler mi arzı ki, orada her cömert çiftten (genetik çifte sarmalından) nice (şeyler) yetiştirip büyüttük?
Hayrat Neşriyat = Erkekli dişili güzel, faydalı çiftlerin her türünden nice bitkiler yetiştirdiğimiz yeryüzüne bakmıyorlar mı?
İbni Kesir = Yeryüzüne bakmazlar mı ki; Biz, orada bitkilerden nice güzel çiftler bitirmişizdir.
Kadri Çelik = (O kâfirler), yeryüzüne bakmadılar mı? Her çift ve çeşit iyi nebattan orada nicelerini bitirmişizdir!...
Muhammed Esed = Hiç yeryüzüne bakmazlar mı ki, orada çift çift nice güzel bitki bitiriyor, gün yüzüne nice yeni hayat çıkarıyoruz?
Mustafa İslamoğlu = Yeryüzüne bir bakmazlar mı? Orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirdik.
Ömer Nasuhi Bilmen = Yere bir bakmadılar mı ki, orada her çok menfaatli çiftten ne kadar bitirmişizdir!
Ömer Öngüt = Yeryüzüne hiç bakmazlar mı? Biz orada her güzel çiftten nice bitkiler bitirmişizdir.
Şaban Piriş = Yeryüzüne hiç bakmıyorlar mı? Her çiftten nice hoş bitkiler bitirdik.
Sadık Türkmen = Yeryüzüne bakmadılar mı? Biz orada her güzel çiftten nicesini bitirmişiz.
Seyyid Kutub = Onlar yeryüzüne bakarak orada ne kadar yararlı bitki türleri yarattığımızı görmezler mi?
Suat Yıldırım = Peki bunlar yeryüzüne, orada her güzel çiftten nice nebatlar yetiştirdiğimize hiç bakmıyorlar mı?
Süleyman Ateş = Yere bakmadılar mı orada her çeşit güzel çifti bitirmişiz?
Tefhim-ul Kuran = Yeryüzüne bir bakmadılar mı ki, biz onda her güzel (kerim) çiftten nice ürünler bitirdik.
Ümit Şimşek = Onlar yeryüzüne bakmadılar mı, Biz onda her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirmişiz?
Yaşar Nuri Öztürk = Bakmadılar mı yere, neler fışkırtmışız onda cömert ve bereketli her çiftten.
İskender Ali Mihr = Onlar yeryüzünü görmediler mi? Orada çeşit çeşit çiftlerin hepsinden, nicelerini (nice bitkiler) yetiştirdik.
İlyas Yorulmaz = Onlar yeryüzüne bakmıyorlar mı? Nice verimli bitkilerden çiftler halinde yetiştirdik.
إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
Şu’arâ / 8 -
İnne fî zâlike le âyeten, ve mâ kâne ekseruhum mu’minîn(mu’minîne).
Diyanet İşleri = Şüphesiz bunlarda (Allah’ın varlığına) bir delil vardır, ama onların çoğu inanmamaktadırlar.
Abdulbaki Gölpınarlı = Bunda bir delil var elbette ve çoğu inanmaz gene de.
Abdullah Parlıyan = Şüphesiz bunda insanlar için çıkarılacak bir ders vardır. Fakat onların çoğu inanmazlar.
Adem Uğur = Şüphesiz bunlarda (Allah'ın kudretine) bir nişâne vardır; ama çoğu iman etmezler.
Ahmed Hulusi = Muhakkak ki bunda bir işaret vardır. . . Onların ekseriyeti (Hakk'a, hakikatlerine) iman etmemişlerdir.
Ahmet Tekin = Bunlarda, Allah’ın kudretine, ilmine, hikmet sahibi olduğuna işaretler, insanlar için ibretler vardır. Ama onların çoğu, mü’min olacak değildi.
Ahmet Varol = Şüphesiz bunda bir ayet vardır. Ancak onların çoğu iman etmezler.
Ali Bulaç = Şüphesiz, bunda bir ayet vardır; ancak onların çoğu mü'min değildirler.
Ali Fikri Yavuz = Şüphesiz ki bu nebatları bitirmekte (Allah’ın kudretine, merhamet ve nimetinin genişliğine delâlet eden) bir alâmet vardır. Bununla beraber onların çoğu mümin olmadılar.
Ali Ünal = Hiç kuşkusuz bunda bir delil, alınacak bir ders vardır. Buna rağmen onların çoğu, (o delile ve derse gözlerini, kulaklarını kapamakta ve) iman etmemektedirler.
Bayraktar Bayraklı = Şüphesiz bunda yaratıcının varlığına dair kesin delil vardır; ama çoğu iman etmezler.
Bekir Sadak = suphesiz bunlarda Allah'in kudretine isaret vardir, ama cogu inanmazlar.
Celal Yıldırım = Şüphesiz ki bunda açık bir belge vardır, ama onların çoğu inanmazlar.
Cemal Külünkoğlu = Şüphesiz bunların her birinde (Allah'ın kudretine işaret eden) bir delil vardır. Fakat yine de onların çoğu inanmamaktadır.
Diyanet İşleri (eski) = Şüphesiz bunlarda Allah'ın kudretine işaret vardır, ama çoğu inanmazlar.
Diyanet Vakfi = Şüphesiz bunlarda (Allah'ın kudretine) bir nişâne vardır; ama çoğu iman etmezler.
Edip Yüksel = Bunda bir işaret vardır. Ama çokları inanacak değildir.
Elmalılı Hamdi Yazır = Şübhesiz ki bunda mutlak bir âyet var, hemde ekserîsi mü'min olmadı
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Şüphesiz ki, bunda mutlak bir ibret vardır; ama çoğu iman etmedi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Şüphesiz ki bunda mutlak bir âyet (nişane) vardır; ama onların çoğu iman etmezler.
Gültekin Onan = Şüphesiz, bunda bir ayet vardır ancak onların çoğu inançlı olmamışlardır.
Harun Yıldırım = Şüphesiz bunlarda bir nişâne vardır; ama çoğu iman etmezler.
Hasan Basri Çantay = Şübhesiz ki bunlardan (Hakkın kemâl-i kudretine) elbet birer, nişane vardır. (Fakat) onların çoğu îman edici değildirler.
Hayrat Neşriyat = Şübhesiz bunda, (Allah’ın kudretine) apaçık bir delil vardır. Buna rağmen onların çoğu îmân etmiş kimseler değildir.
İbni Kesir = Muhakkak ki bunda, bir ayet vardır. Ama onların çoğu mü'min olmadılar.
Kadri Çelik = Şüphesiz onda (yararlı çiftlerde) bir ayet vardır; ancak onların çoğu mümin değillerdir.
Muhammed Esed = Şüphesiz, bunda (insanlar için çıkarılacak) bir ders vardır; ama onlardan çoğu (buna) inanmazlar.
Mustafa İslamoğlu = Elbet bunda da alınacak bir ders mutlaka vardır; fakat insanların çoğu yine de inanmayacaklardır:
Ömer Nasuhi Bilmen = Şüphe yok ki, bunda elbette bir ibret vardır. Halbuki, onların ekserisi imân etmiş kimseler olmadı.
Ömer Öngüt = Şüphesiz ki bunda âyet (kudretimize bir nişane) vardır. Yine de onların çoğu iman etmezler.
Şaban Piriş = İşte bunda da bir işaret vardır. Buna rağmen onların çoğu inanacak değildir.
Sadık Türkmen = Şüphesiz bunda bir ayet/öğüt/hatırlatma vardır. Ancak onların birçoğu mümin değildirler/inanmıyorlar!
Seyyid Kutub = Hiç kuşkusuz bunda, üstün gücümüzü kanıtlayan bir ayet vardır, ama onların çoğu inanmazlar.
Suat Yıldırım = Elbette bunda alınacak ibret vardır; fakat onların ekserisi ibret alıp da iman etmezler.
Süleyman Ateş = Şüphesiz bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanıcı değillerdir.
Tefhim-ul Kuran = Hiç şüphe yok, bunda bir ayet vardır; ancak onların çoğu mü'min değildirler.
Ümit Şimşek = İşte bunda bir âyet vardır. Fakat onların çoğu yine iman etmez.
Yaşar Nuri Öztürk = Bunda elbette bir mucize var, fakat onların çoğu mümin değiller.
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki bunda elbette âyet vardır. Ve (fakat) onların çoğu mü’min olmadılar.
İlyas Yorulmaz = Bunlarda alınacak ibretler, işaretler var. Ama onların pek çoğu inanmış değillerdir.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
Şu’arâ / 9 -
Ve inne rabbeke le huvel azîzur rahîm(rahîme).
Diyanet İşleri = Şüphesiz senin Rabbin, elbette mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve şüphe yok ki Rabbin, elbette üstündür, rahîmdir.
Abdullah Parlıyan = Oysa senin Rabbin, gücüne erişilemeyen bir güç sahibi ve çok acıyıp esirgeyendir.
Adem Uğur = Şüphe yok ki Rabbin, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Ahmed Hulusi = Muhakkak ki senin Rabbin "HÛ"; El Aziyz'dir, Er Rahıym'dir.
Ahmet Tekin = Senin Rabbin kudretli ve hükümrandır. Engin merhamet sahibidir.
Ahmet Varol = Şüphesiz ki, Rabbin, gerçekten güçlü, çok merhametlidir.
Ali Bulaç = Şüphesiz, senin Rabbin, gerçekten O, üstün ve güçlüdür, merhamet sahibidir.
Ali Fikri Yavuz = Muhakkak ki senin Rabbin Azîzdir (kâfirlerden intikam almaya kâdirdir), Rahîm’dir (Müminlere merhametlidir).
Ali Ünal = Fakat şüphesiz ki senin Rabbin, O’dur Azîz, O’dur Rahîm (izzet ve ululuk sahibi ve mutlak galip, izzetine dokunan her kim olursa olsun onu cezalandırmaya gücü yeten; özellikle iman edip Kendisine yönelen kullarına karşı da hususî rahmeti pek bol olan).
Bayraktar Bayraklı = Şüphesiz senin Rabbin, mutlak galip ve sonsuz merhamet sahibidir.
Bekir Sadak = Rabbin suphesiz gucludur, merhametlidir. *
Celal Yıldırım = Rabbin gerçekten çok üstündür, çok güçlüdür ve çok merhamet sahibidir.
Cemal Külünkoğlu = Muhakkak ki senin Rabbin, elbette O, mutlak galiptir, çok merhametlidir.
Diyanet İşleri (eski) = Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.
Diyanet Vakfi = Şüphe yok ki Rabbin, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Edip Yüksel = Kuşkusuz senin Rabbin Güçlüdür, Rahimdir.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve şübhesiz ki rabbın o öyle azîz, öyle rahîm
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Şüphesiz ki, Rabbin, gerçekten güçlü, çok merhametlidir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ve şüphe yok ki Rabbin, galip ve engin merhamet sahibidir.
Gültekin Onan = Şüphesiz, senin rabbin, gerçekten O, üstün ve güçlüdür, merhamet sahibidir.
Harun Yıldırım = Şüphe yok ki Rabbin, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Hasan Basri Çantay = Şüphesiz ki senin Rabbin, elbette O, mutlak gaalibdir, çok esirgeyicidir.
Hayrat Neşriyat = Muhakkak ki, Azîz (kudreti dâimâ üstün gelen), Rahîm (çok merhamet eden)elbette ancak Rabbindir.
İbni Kesir = Ve muhakkak ki senin Rabbın, elbette O; Aziz'dir, Rahim'dir.
Kadri Çelik = Şüphesiz senin Rabbin, gerçekten o üstün, güçlü ve çok merhamet sahibi olandır.
Muhammed Esed = Oysa, senin Rabbin çok acıyıp esirgeyen O yüceler yücesidir!
Mustafa İslamoğlu = ne ki senin Rabbin sınırsız rahmet sahibi olan O yüceler yücesidir.
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve muhakkak ki, Senin Rabbin elbette o, çok izzet sahibidir, çok merhametlidir.
Ömer Öngüt = Şüphesiz ki Rabbin Azîz'dir, engin merhamet sahibidir.
Şaban Piriş = Elbette Rabbin, güçlüdür, merhametlidir.
Sadık Türkmen = Şüphesiz rabbin çok güçlü, çok merhametlidir.
Seyyid Kutub = Hiç kuşkusuz senin Rabb'in üstün iradeli ve merhametlidir.
Suat Yıldırım = Ama senin Rabbin azîz ve rahîmdir (mutlak galiptir, geniş merhamet sahibidir).
Süleyman Ateş = Şüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur merhamet eden O'dur.
Tefhim-ul Kuran = Hiç şüphe yok, senin Rabbin, gerçekten O, üstün ve güçlü olandır, merhamet sahibi olandır.
Ümit Şimşek = Rabbin ise hem Azizdir, hem Rahîm.
Yaşar Nuri Öztürk = Ve hiç kuşku yok, senin Rabbin gerçekten mutlak Azîz, mutlak Rahîm'dir.
İskender Ali Mihr = Ve muhakkak ki senin Rabbin, elbette Azîz’dir (yüce), Rahîm’dir (Rahîm esmasıyla tecelli eden).
İlyas Yorulmaz = Elbetteki Rabbin güçlü ve merhamet sahibidir.
وَإِذْ نَادَى رَبُّكَ مُوسَى أَنِ ائْتِ الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ
Şu’arâ / 10 -
Ve iz nâdâ rabbuke mûsâ eni’til kavmez zâlimîn(zâlimîne).
Diyanet İşleri = (10-11) Hani Rabbin, Mûsâ’ya; “Zalimler topluluğuna, Firavun’un kavmine git! Başlarına geleceklerden hâlâ korkmuyorlar mı?” diye seslenmişti.
Abdulbaki Gölpınarlı = An o zamanı ki hani Rabbin, Mûsâ'ya, git zâlimler topluluğuna diye nidâ etmişti,
Abdullah Parlıyan = Ve hatırla, hani Rabbin Musa'ya şöyle seslenmişti: “O yaratılış gayesi dışında yaşayan kavme git.
Adem Uğur = (10-11) Hani Rabbin Musa'ya: O zalimler güruhuna, Firavun'un kavmine git. Hâla (başlarına gelecekten) sakınmayacaklar mı onlar? diye seslenmişti.
Ahmed Hulusi = Hani Rabbin Musa'ya: "Zâlimler topluluğuna git!" diye nida etmişti.
Ahmet Tekin = Hani Rabbin Mûsâ’ya:'İnkârda, isyanda ileri giden baskı, zulüm ve işkence ile temel hak ve hürriyetleri, Allah yolunu ve Allah yolundaki faaliyetleri engelleyen, insanları köleleştiren o zâlim kavme git.' diye nida etmişti.
Ahmet Varol = Hani Rabbin Musa'ya şöyle seslenmişti: 'Zalimler topluluğuna git.
Ali Bulaç = Hani senin Rabbin, Musa'ya seslenmişti: "Zulmetmekte olan kavme git;"
Ali Fikri Yavuz = Bir vakit Rabbin, Mûsa’ya şöyle buyurmuştu: “- Git o zalimler kavmine;
Ali Ünal = Hani, Rabbin Musa’ya nida etmiş ve şöyle buyurmuştu: “O zalim topluluğa git.
Bayraktar Bayraklı = (10-11) Hani Rabbin Mûsâ'ya, “O zâlimler topluluğuna, Firavun'un kavmine git! Hâlâ sakınmayacaklar mı onlar?” diye seslenmişti.[377]
Bekir Sadak = (10-11) Rabbin Musa'ya: «Haksizlik eden millete, Firavun'un milletine git» diye nida etmisti. «Haksizliktan sakinmazlar mi?»
Celal Yıldırım = (10-11) Hani bir zaman Rabbin, Musâ'ya : «Zulmü âdet edinen millete, Fir'avn'ın milletine git; artık (Allah'tan) korkup (inkâr ve azgınlıktan, haksızlık ve taşkınlıktan) sakınmıyacaklar mı ?» diye seslenmişti.
Cemal Külünkoğlu = (10-11) Hani Rabbin, Musa'ya seslenmişti: “Zulmetmekte olan kavme git! Firavn'un toplumuna git. Hâlâ Allah'a karşı gelmekten sakınmayacaklar mı?”
Diyanet İşleri (eski) = (10-11) Rabbin Musa'ya: 'Haksızlık eden millete, Firavun'un milletine git' diye nida etmişti. 'Haksızlıktan sakınmazlar mı?'
Diyanet Vakfi = (10-11) Hani Rabbin Musa'ya: O zalimler güruhuna, Firavun'un kavmine git. Hâla (başlarına gelecekten) sakınmayacaklar mı onlar? diye seslenmişti.
Edip Yüksel = Bir zamanlar Rabbin Musa'ya seslenmişti: 'O zalim topluma git.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Bir vakıt da rabbın, Musaya nidâ buyurdu: git o zalim kavme dedi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Bir vakit Rabbin Musa'ya şöyle seslendi: «Git o zalim kavme!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Bir vakit de Rabbin, Musa'ya nida edip «Git o zalim kavme» dedi.
Gültekin Onan = Hani senin rabbin Musa'ya seslenmişti: "Zulmetmekte olan kavme git."
Harun Yıldırım = (10-11) Hani Rabbin Musa'ya: O zalimler güruhuna, Firavun'un kavmine git. Hâla sakınmayacaklar mı onlar? diye seslenmişti.
Hasan Basri Çantay = (10-11) Hani Rabbin Musâya: «O zaalimler güruhuna, Fir'avnın kavmine git. Haalâ (fenâlıkdan) sakınmayacaklar mı onlar?» diye nida etmişdi.
Hayrat Neşriyat = (10-11) Hani Rabbin Mûsâ’ya: 'O zâlimler topluluğuna, Fir'avun’un kavmine git!(Allah’a karşı gelmekten) hâlâ sakınmayacaklar mı?' diye nidâ buyurdu.
İbni Kesir = Hani Rabbın Musa'ya seslenmişti ki: Zalimler güruhuna git;
Kadri Çelik = Hani senin Rabbin, Musa'ya (şöyle) seslenmişti: “Zulmetmekte olan kavime git.”
Muhammed Esed = Ve (hatırla,) hani, Rabbin Musa'ya: "Şu zalimler toplumuna git!" diye seslenmişti,
Mustafa İslamoğlu = Hani bir zamanlar Rabbin Musa'ya şöyle nida etmişti: "Şu zalimler güruhuna git;
Ömer Nasuhi Bilmen = (10-11) Ve yâd et o zamanı ki, Rabbin Mûsa'ya nidâ buyurdu ki: «Zalimler olan kavme gidiver. Fir'avun'un kavmine ki, daha sakınmayacaklar mı?»
Ömer Öngüt = Hani Rabbin Musa'ya şöyle seslenmişti: “O zâlim kavme git!”
Şaban Piriş = Hani Rabbin, Musa’ya: -Zalim kavme git! diye seslenmişti.
Sadık Türkmen = Ve (hatirla); hani, Rabbin Musa’ya seslenmişti: “Zalimler topluluğuna git,
Seyyid Kutub = Hani Rabb'in Musa'ya şöyle seslenmişti, «Şu zalim topluma git.
Suat Yıldırım = (10-11) Bir vakit de Rabbin Mûsâ’ya: "Haydi! o zulme batmış olan topluma, yani Firavun’un halkına gidip, "hakkı inkârdan ve azgınlıktan sakınma zamanı gelmedi mi? de!" diye nida etti.
Süleyman Ateş = Rabbin Mûsâ'ya seslendi: "O zâlim kavme git!"
Tefhim-ul Kuran = Hani senin Rabbin, Musa'ya seslenmişti: «Zulmetmekte olan kavime git;»
Ümit Şimşek = Hani Rabbin Musa'ya seslenmişti, 'O zalimler güruhuna git,' diye.
Yaşar Nuri Öztürk = Rabbinin Mûsa'ya, "Zulüm sergileyenler topluluğuna git" diye seslenişini hatırla.
İskender Ali Mihr = Ve Rabbin, Musa (A.S)’a zalimler kavmine gitmesi (için) nida etmişti.
İlyas Yorulmaz = Biz Musa ya “Zalim bir topluma git” diye seslenmiştik.
قَوْمَ فِرْعَوْنَ أَلَا يَتَّقُونَ
Şu’arâ / 11 -
Kavme fir’avn(fir’avne), e lâ yettekûn(yettekûne).
Diyanet İşleri = (10-11) Hani Rabbin, Mûsâ’ya; “Zalimler topluluğuna, Firavun’un kavmine git! Başlarına geleceklerden hâlâ korkmuyorlar mı?” diye seslenmişti.
Abdulbaki Gölpınarlı = Firavun'un kavmine, hâlâ mı çekinmeyecekler?
Abdullah Parlıyan = Firavun'un kavmine, Hâlâ yollarını Allah'ın kitabıyla bulmayacaklar mı?”
Adem Uğur = (10-11) Hani Rabbin Musa'ya: O zalimler güruhuna, Firavun'un kavmine git. Hâla (başlarına gelecekten) sakınmayacaklar mı onlar? diye seslenmişti.
Ahmed Hulusi = "Firavun'un halkına. . . Korkup korunmayacaklar mı?"
Ahmet Tekin = 'Firavun’un kavmine git. Hâlâ, bana sığınmayacaklar, emirlerime yapışmayacaklar, günahlardan arınıp, azâbımdan korunmayacaklar, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranmayacaklar, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olmayacaklar mı?'
Ahmet Varol = Firavun'un kavmine. (Hâlâ) sakınmıyorlar mı?'
Ali Bulaç = Firavun'un kavmine, hâlâ sakınmıyorlar mı?"
Ali Fikri Yavuz = Firavun kavmine. Hâlâ (küfürden) sakınmıyacaklar mı?”
Ali Ünal = “Firavun’un halkına. Artık Bana saygı duyup, küfür ve isyandan, dolayısıyla azabımdan halâ sakınmayacaklar mı?”
Bayraktar Bayraklı = (10-11) Hani Rabbin Mûsâ'ya, “O zâlimler topluluğuna, Firavun'un kavmine git! Hâlâ sakınmayacaklar mı onlar?” diye seslenmişti.[377]
Bekir Sadak = (10-11) Rabbin Musa'ya: «Haksizlik eden millete, Firavun'un milletine git» diye nida etmisti. «Haksizliktan sakinmazlar mi?»
Celal Yıldırım = (10-11) Hani bir zaman Rabbin, Musâ'ya : «Zulmü âdet edinen millete, Fir'avn'ın milletine git; artık (Allah'tan) korkup (inkâr ve azgınlıktan, haksızlık ve taşkınlıktan) sakınmıyacaklar mı ?» diye seslenmişti.
Cemal Külünkoğlu = (10-11) Hani Rabbin, Musa'ya seslenmişti: “Zulmetmekte olan kavme git! Firavn'un toplumuna git. Hâlâ Allah'a karşı gelmekten sakınmayacaklar mı?”
Diyanet İşleri (eski) = (10-11) Rabbin Musa'ya: 'Haksızlık eden millete, Firavun'un milletine git' diye nida etmişti. 'Haksızlıktan sakınmazlar mı?'
Diyanet Vakfi = (10-11) Hani Rabbin Musa'ya: O zalimler güruhuna, Firavun'un kavmine git. Hâla (başlarına gelecekten) sakınmayacaklar mı onlar? diye seslenmişti.
Edip Yüksel = 'Firavun'un halkına; dinleyip düzelmiyecekler mi?'
Elmalılı Hamdi Yazır = Fir'avn kavmine, daha sakınmıyacaklar mı?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Firavun kavmine, artık sakınmayacaklar mı!»
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Firavun'un kavmine, hâlâ mı çekinmeyecekler?
Gültekin Onan = Firavunun kavmine, hala sakınmıyorlar mı?"
Harun Yıldırım = (10-11) Hani Rabbin Musa'ya: O zalimler güruhuna, Firavun'un kavmine git. Hâla sakınmayacaklar mı onlar? diye seslenmişti.
Hasan Basri Çantay = (10-11) Hani Rabbin Musâya: «O zaalimler güruhuna, Fir'avnın kavmine git. Haalâ (fenâlıkdan) sakınmayacaklar mı onlar?» diye nida etmişdi.
Hayrat Neşriyat = (10-11) Hani Rabbin Mûsâ’ya: 'O zâlimler topluluğuna, Fir'avun’un kavmine git!(Allah’a karşı gelmekten) hâlâ sakınmayacaklar mı?' diye nidâ buyurdu.
İbni Kesir = Firavun kavmine. Sakınmazlar mı hala?
Kadri Çelik = “Firavun'un kavmine. Hâlâ sakınmıyorlar mı?”
Muhammed Esed = "Şu Bana karşı sorumluluk bilincinden uzaklaşan Firavun toplumuna!"
Mustafa İslamoğlu = Firavun'un kavmine!.. (Ve sor onlara): Hala Bana karşı sorumlu davranmayacaklar mı?"
Ömer Nasuhi Bilmen = (10-11) Ve yâd et o zamanı ki, Rabbin Mûsa'ya nidâ buyurdu ki: «Zalimler olan kavme gidiver. Fir'avun'un kavmine ki, daha sakınmayacaklar mı?»
Ömer Öngüt = “Firavun'un kavmine. Hâlâ korkmayacaklar mı onlar?”
Şaban Piriş = Firavun’un kavmine... Onlar hala sakınmayacaklar mı?
Sadık Türkmen = Firavun halkına! Hâlâ korunup sakınmıyorlar mı?”
Seyyid Kutub = Firavun'un soydaşlarına. Onlar hiç mi başlarına geleceklerden korkmuyorlar?»
Suat Yıldırım = (10-11) Bir vakit de Rabbin Mûsâ’ya: "Haydi! o zulme batmış olan topluma, yani Firavun’un halkına gidip, "hakkı inkârdan ve azgınlıktan sakınma zamanı gelmedi mi? de!" diye nida etti.
Süleyman Ateş = "Fir'avn'ın kavmine. Onlar (kötülüklerden) korunmayacaklar mı?"
Tefhim-ul Kuran = «Firavun'un kavmine. Hâlâ sakınmıyorlar mı?»
Ümit Şimşek = 'Firavun hanedanına git. Onlar hâlâ sakınmayacaklar mı?'
Yaşar Nuri Öztürk = "Firavun'un toplumuna git. Hâlâ korkup korunmayacaklar mı?"
İskender Ali Mihr = Firavun kavmi (hâlâ) takva sahibi olmuyorlar mı?
İlyas Yorulmaz = Firavunun toplumuna, korunmazlar mı? diye.
قَالَ رَبِّ إِنِّي أَخَافُ أَن يُكَذِّبُونِ
Şu’arâ / 12 -
Kâle rabbi innî ehâfu en yukezzibûni.
Diyanet İşleri = Mûsâ, şöyle dedi: “Ey Rabbim! Muhakkak ki ben, beni yalanlamalarından korkuyorum.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Mûsâ, Rabbim demişti, gerçekten de beni yalanlarlar diye korkuyorum.
Abdullah Parlıyan = Musa: “Rabbim!” dedi. “Ben onların beni yalanlayacaklarından korkuyorum
Adem Uğur = Musa şöyle dedi: Rabbim! Doğrusu, beni yalancılıkla suçlamalarından korkuyorum.
Ahmed Hulusi = (Musa) dedi ki: "Rabbim, beni yalanlamalarından korkuyorum!"
Ahmet Tekin = Mûsâ: 'Rabbim, beni yalanlamalarından korkuyorum' dedi.
Ahmet Varol = Dedi ki: 'Rabbim! Doğrusu onların beni yalanlamalarından korkuyorum.
Ali Bulaç = Dedi ki: "Rabbim, gerçekten ben, onların beni yalanlamalarından korkuyorum."
Ali Fikri Yavuz = Mûsa dedi ki: “ - Rabbim! Doğrusu onların beni tekzib etmelerinden korkuyorum.
Ali Ünal = Musa, şöyle karşılık verdi: “Rabbim, korkarım ki beni yalanlarlar.
Bayraktar Bayraklı = Mûsâ şöyle dedi: “Ey Rabbim! Doğrusu, beni yalanlamalarından korkuyorum.”
Bekir Sadak = (12-14) Musa: «Rabbim! Dogrusu beni yalanlamalarindan korkuyorum; gogsum daraliyor, dilim acilmiyor. Onun icin Harun'a da elcilik ver. Onlarin bana isnat ettikleri bir suc da vardir. Beni oldurmelerinden korkuyorum» demisti.
Celal Yıldırım = Musâ: «Rabbim! Doğrusu (beni) yalanlıyacaklarından korkuyorum da,
Cemal Külünkoğlu = (12-14) Musa, şöyle dedi: “Ey Rabbim! Onların beni yalanlamalarından korkuyorum. (Bundan dolayı) içim daralır, akıcı konuşamam. Onun için, Harun'a da peygamberlik ver (ve onu bana yardımcı yap)! Bir de (genç yaşımda Kıptî'nin ölümüne sebep olduğumdan dolayı) onların bana isnat ettikleri bir suç var. Bu yüzden onların beni öldürmelerinden korkuyorum.”
Diyanet İşleri (eski) = (12-14) Musa: 'Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum' demişti.
Diyanet Vakfi = Musa şöyle dedi: Rabbim! Doğrusu, beni yalancılıkla suçlamalarından korkuyorum.
Edip Yüksel = Dedi ki, 'Rabbim, onların beni yalanlamalarından korkuyorum.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Yarab! dedi: doğrusu ben korkarım ki beni tekzib ederler
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (Musa) dedi ki: «Ya Rab, doğrusu korkarım ki, beni yalanlarlar;
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (Musa) şöyle seslendi: «Ya Rab! Doğrusu ben korkarım ki beni yalancı sayarlar.»
Gültekin Onan = Dedi ki: "Rabbim, gerçekten ben, onların beni yalanlamalarından korkuyorum."
Harun Yıldırım = Musa şöyle dedi: Rabbim! Doğrusu, beni yalancılıkla suçlamalarından korkuyorum.
Hasan Basri Çantay = O, dedi ki: «Rabbim, onların beni tekzîb edeceklerinden cidden korkarım».
Hayrat Neşriyat = (Mûsâ şöyle) dedi: 'Rabbim! Muhakkak ki ben, (onların) beni yalanlamalarından korkarım!'
İbni Kesir = Dedi ki: Rabbım, onların beni yalanlamalarından korkarım.
Kadri Çelik = Dedi ki: “Rabbim! Kuşkusuz ben, onların beni yalanlamalarından korkmaktayım.”
Muhammed Esed = (Musa:) "Ey Rabbim!" diye cevap verdi, "Doğrusu, beni yalanlamalarından korkuyorum,
Mustafa İslamoğlu = (Musa): "Rabbim!" dedi, "Onların beni yalanlamasından endişe ediyorum!
Ömer Nasuhi Bilmen = (12-13) Dedi ki: «Yarabbi! Şüphe yok ki, beni tekzîp edeceklerinden korkarım. Ve göğsüm daralır ve dilim açılmaz, artık Harun'a da risâlet ver.»
Ömer Öngüt = Dedi ki: “Ey Rabbim! Onların beni yalanlamalarından endişe duyuyorum. ”
Şaban Piriş = -Rabbim, beni yalancı saymalarından korkuyorum, dedi.
Sadık Türkmen = “rabbim!” dedi; “Ben onların beni yalanlamalarından korkuyorum.
Seyyid Kutub = Musa dedi ki: «Ya Rabbi, onlar beni yalanlayacaklar diye korkuyorum.»
Suat Yıldırım = (12-13) "Ya Rabbî" dedi, "Korkarım ki beni yalancı sayarlar, benim de göğsüm daralır, dilim tutulur. Onun için Harun’a da risalet ver!"
Süleyman Ateş = (Mûsâ): "Rabbim, dedi, ben, onların beni yalanlayacaklarından korkuyorum."
Tefhim-ul Kuran = Dedi ki: «Rabbim, kuşkusuz ben, onların beni yalanlamalarından korkmaktayım.»
Ümit Şimşek = Musa 'Ey Rabbim,' dedi. 'Beni yalanlamalarından korkuyorum.
Yaşar Nuri Öztürk = Demişti ki Mûsa: "Rabbim, doğrusu ben, beni yalanlamalarından korkuyorum."
İskender Ali Mihr = (Musa A.S): “Rabbim, muhakkak ki ben, beni tekzip etmelerinden (yalanlamalarından) korkuyorum.” dedi.
İlyas Yorulmaz = Musa “Rabbim! Beni yalanlamalarından korkuyorum”
وَيَضِيقُ صَدْرِي وَلَا يَنطَلِقُ لِسَانِي فَأَرْسِلْ إِلَى هَارُونَ
Şu’arâ / 13 -
Ve yadîku sadrî ve lâ yentaliku lisânî fe ersil ilâ hârûn(hârûne).
Diyanet İşleri = “Göğsüm daralır. Akıcı konuşamam. Onun için, Hârûn’a da peygamberlik ver (ve onu bana yardımcı yap).”
Abdulbaki Gölpınarlı = Gönlüm daralır, dilim açılmaz, sen Hârûn'u gönder.
Abdullah Parlıyan = ve göğsüm daralıyor ve dilim dönmüyor. Kardeşim Harûn'a da peygamberlik vererek bana yardımcı kıl.
Adem Uğur = (Bu durumda) içim daralır, dilim dönmez; onun için Harun'a da elçilik ver.
Ahmed Hulusi = "İçim daralıyor, dilim çözülmüyor, bunun için Harun'a (görev) irsâl et!"
Ahmet Tekin = 'Göğsüm daralıyor, dilim dönmüyor. Hârûn’a da, özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere peygamberlik, elçilik görevi ver.'
Ahmet Varol = Ayrıca göğsüm daralıyor ve dilim açılmıyor. Bundan dolayı Harun'a (da Cebrail'i) gönder.
Ali Bulaç = "Göğsüm sıkışıyor, dilim dönmüyor; bundan dolayı Harun'a da (elçilik görevini bildirmesi için Cibril'i) gönder."
Ali Fikri Yavuz = Hem (beni tekzib etmelerinden) canım sıkılır, dilim açılmaz. Onun için Hârun’a da peygamberlik ver (ve onu tebliğ için bana arkadaş yap).
Ali Ünal = “Benim de göksüm daralır ve gereken tahammül ve müsamahayı gösteremeyebilirim; dilim de tutulur (da, Mesajı’nı onun gerektirdiği fesahat ve selâsette anlatamayabilirim). Bu bakımdan ne olur, Harun’u da risaletle şereflendir!
Bayraktar Bayraklı = “Bu durumda içim daralır, dilim dönmez. Onun için Hârûn'a da peygamberlik ver!”
Bekir Sadak = (12-14) Musa: «Rabbim! Dogrusu beni yalanlamalarindan korkuyorum; gogsum daraliyor, dilim acilmiyor. Onun icin Harun'a da elcilik ver. Onlarin bana isnat ettikleri bir suc da vardir. Beni oldurmelerinden korkuyorum» demisti.
Celal Yıldırım = Göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da peygamberlik gönder.
Cemal Külünkoğlu = (12-14) Musa, şöyle dedi: “Ey Rabbim! Onların beni yalanlamalarından korkuyorum. (Bundan dolayı) içim daralır, akıcı konuşamam. Onun için, Harun'a da peygamberlik ver (ve onu bana yardımcı yap)! Bir de (genç yaşımda Kıptî'nin ölümüne sebep olduğumdan dolayı) onların bana isnat ettikleri bir suç var. Bu yüzden onların beni öldürmelerinden korkuyorum.”
Diyanet İşleri (eski) = (12-14) Musa: 'Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum' demişti.
Diyanet Vakfi = (Bu durumda) içim daralır, dilim dönmez; onun için Harun'a da elçilik ver.
Edip Yüksel = 'Göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor; kardeşim Harun'u gönder.'
Elmalılı Hamdi Yazır = ve Göğsüm daralır, dilim açılmaz, onun için Harûna da risalet ver
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = ve göğsüm daralır, dilim açılmaz, onun için Harun'a da peygamberlik ver!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Ve göğsüm daralır, dilim dönmez, onun için Harun'a da elçilik ver.»
Gültekin Onan = "Göğsüm sıkışıyor, dilim dönmüyor bundan dolayı Harun'a da (elçilik görevini bildirmesi için Cibril'i) gönder."
Harun Yıldırım = (Bu durumda) içim daralır, dilim dönmez; onun için Harun'a da elçilik ver.
Hasan Basri Çantay = «Benim de göğsüm daralır, dilim açılmaz. Onun için Hâruuna (Cebrâili) gönder (ona da peygamberlik ver)».
Hayrat Neşriyat = 'Ve göğsüm daralır, dilim açılmaz; onun için (bana yardımcı olmak üzere)Hârûn’a da peygamberlik ver!'
İbni Kesir = Göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Bunun için Harun'a da elçilik ver.
Kadri Çelik = “Göğsüm sıkışmakta, dilim dönmemektedir; bundan dolayı Harun'a da (vahiy) gönder.”
Muhammed Esed = ve göğsümün daralacağından ve dilimin dolaşacağından (korkuyorum); bu yüzden, (bu emri) Harun'a tevdi et.
Mustafa İslamoğlu = Bundan dolayı göğsüm daralacak, dilim dolaşacaktır: işte bu yüzden Harun'a (da) elçilik ver!
Ömer Nasuhi Bilmen = (12-13) Dedi ki: «Yarabbi! Şüphe yok ki, beni tekzîp edeceklerinden korkarım. Ve göğsüm daralır ve dilim açılmaz, artık Harun'a da risâlet ver.»
Ömer Öngüt = “Benim göğsüm daralır, dilim dönmez. Onun için Harun'a da elçilik ver. ”
Şaban Piriş = Göğsüm daralır, dilim açılmaz. Onun için Harun’a da peygamberlik ver.
Sadık Türkmen = Göğsüm daralıyor, dilim tam açılmıyor, Harun’a da elçilik görevi ver.
Seyyid Kutub = Bu yüzden canım sıkılır ve öfkemden dilim tutulur. Onun için Harun'a da peygamberlik görevi ver.
Suat Yıldırım = (12-13) "Ya Rabbî" dedi, "Korkarım ki beni yalancı sayarlar, benim de göğsüm daralır, dilim tutulur. Onun için Harun’a da risalet ver!"
Süleyman Ateş = Göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor (tutukluk yapıyor), onun için Hârûn'a da elçilik ver."
Tefhim-ul Kuran = Göğsüm sıkışmakta, dilim dönmemektedir; bundan dolayı Harun'a da (elçilik görevini bildirmesi için Cibril'i) gönder.»
Ümit Şimşek = 'Göğsüm daralır, dilim tutulur. Onun için Harun'a da peygamberlik ver.
Yaşar Nuri Öztürk = "Göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Görev emrini Hârun'a gönder."
İskender Ali Mihr = Ve göğsüm daralıyor ve dilim dönmüyor. Bunun için Harun’a gönder.
İlyas Yorulmaz = “Göğsüm daralır ve dilim konuşmaz olur. Harun’u benimle beraber gönder. ”
وَلَهُمْ عَلَيَّ ذَنبٌ فَأَخَافُ أَن يَقْتُلُونِ
Şu’arâ / 14 -
Ve lehum aleyye zenbun fe ehâfu en yaktulûni.
Diyanet İşleri = “Bir de onlara karşı ben suçlu durumundayım. Bu yüzden onların beni öldürmelerinden korkarım.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve bir de onlara karşı suçum var, korkarım, öldürürler beni.
Abdullah Parlıyan = Hem ben, onların gözünde suçluyum. Bu yüzden beni öldürmelerinden korkuyorum.”
Adem Uğur = Onların bana isnad ettikleri bir suç da var. Bundan ötürü beni öldürmelerinden korkuyorum.
Ahmed Hulusi = "Beni öldürmelerinden korkuyorum; çünkü onların haklı oldukları bir suçum var!"
Ahmet Tekin = 'Hem onların bana isnat ettikleri bir suç var. Beni öldürmelerinden korkuyorum.'
Ahmet Varol = Üstelik onların benim aleyhimde bir suç (davaları) var. Dolayısıyla beni öldürmelerinden korkuyorum.'
Ali Bulaç = "Üstelik, onların bana karşı (davasını savunacakları bir cinayet) suçu(m) var; bundan dolayı beni öldürmelerinden korkuyorum."
Ali Fikri Yavuz = Bir de (Kıptî’yi öldürdüğümden) onların üzerimde bir kısas davası var, bundan dolayı korkarım ki, hemen beni öldürürler.”
Ali Ünal = “Ayrıca, bana karşı bir de suçlamaları var, bu bakımdan, endişe ederim ki beni öldürürler de (vazifemi hakkıyla yapamayabilirim).
Bayraktar Bayraklı = “Onlara karşı benim bir suçum var. Beni öldürmelerinden korkuyorum.”
Bekir Sadak = (12-14) Musa: «Rabbim! Dogrusu beni yalanlamalarindan korkuyorum; gogsum daraliyor, dilim acilmiyor. Onun icin Harun'a da elcilik ver. Onlarin bana isnat ettikleri bir suc da vardir. Beni oldurmelerinden korkuyorum» demisti.
Celal Yıldırım = Hem onların benim üzerimde bir (cinayet) günahı vardır; bu yüzden beni öldüreceklerinden endişeliyim» demişti.
Cemal Külünkoğlu = (12-14) Musa, şöyle dedi: “Ey Rabbim! Onların beni yalanlamalarından korkuyorum. (Bundan dolayı) içim daralır, akıcı konuşamam. Onun için, Harun'a da peygamberlik ver (ve onu bana yardımcı yap)! Bir de (genç yaşımda Kıptî'nin ölümüne sebep olduğumdan dolayı) onların bana isnat ettikleri bir suç var. Bu yüzden onların beni öldürmelerinden korkuyorum.”
Diyanet İşleri (eski) = (12-14) Musa: 'Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum' demişti.
Diyanet Vakfi = Onların bana isnad ettikleri bir suç da var. Bundan ötürü beni öldürmelerinden korkuyorum.
Edip Yüksel = 'Ayrıca, onların yanında suçlu biriyim. Korkarım ki beni öldürsünler.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Hem onlara üzerinde bir günah var, ondan dolayı korkarım ki hemen beni öldürürler
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Bir de onlara karşı suçluyum; ondan dolayı beni öldürürler diye korkarım.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Hem onların bana isnad ettikleri bir suç var. Ondan dolayı korkarım ki, hemen beni öldürürler.»
Gültekin Onan = "Üstelik, onların bana karşı (davasını savunacakları bir cinayet) suçu(m) var bundan dolayı beni öldürmelerinden korkuyorum."
Harun Yıldırım = Onların bana isnad ettikleri bir suç da var. Bundan ötürü beni öldürmelerinden korkuyorum.
Hasan Basri Çantay = «Hem onların benim aleyhimde bir suç (da'vaları) da var. Bundan dolayı beni öldürmelerinden korkarım».
Hayrat Neşriyat = 'Hem onlar için benim aleyhimde (bana isnâd ettikleri) bir suç da var (onlardan birini hatâ ile öldürmüştüm); bu yüzden beni öldürmelerinden korkarım!'
İbni Kesir = Hem onların bana isnad ettikleri bir suç var. Korkarım ki beni öldürürler
Kadri Çelik = “Üstelik onlar için benim üzerimde bir de suç var; bundan dolayı beni öldürmelerinden korkmaktayım.”
Muhammed Esed = Üstelik, onların benim aleyhime ciddi bir suçlamaları da var ortada; bu yüzden beni öldürmelerinden korkuyorum".
Mustafa İslamoğlu = Üstelik ortada onların lehine benim aleyhime olan bir suçlama da var; bundan dolayı onların beni öldürmelerinden çekiniyorum.
Ömer Nasuhi Bilmen = (14-15) «Ve hem onlar için benim üzerimde bir suç da var. Binaenaleyh beni öldüreceklerinden korkarım.» (Cenâb-ı Hak) Buyurdu ki: «Asla! İmdi ikiniz de Bizim âyetlerimizle gidiniz. Şüphe yok Biz işiticiler olduğumuz halde sizinle beraberiz.»
Ömer Öngüt = “Onların bana isnat ettikleri bir suç da var. Beni öldürmelerinden korkarım. ”
Şaban Piriş = Üstelik onlara karşı işlediğim bir de suçum var. Beni öldürmelerinden korkarım.
Sadık Türkmen = Benim üzerimde, onlara karşı işlediğim bir suç var; bundan dolayı beni öldürmelerinden endişe ediyorum.”
Seyyid Kutub = Hem onların bana isnat ettikleri bir suç var, bu gerekçe ile beni öldürürler diye korkuyorum.
Suat Yıldırım = "Hem sonra onların benim aleyhimde bir suçlamaları da var. Bundan ötürü beni öldürmelerinden endişe ediyorum."
Süleyman Ateş = "Hem benim üzerimde onlara karşı işlediğim bir günâh da var (onlardan bir adam öldürmüştüm); onların beni öldürmelerinden korkuyorum."
Tefhim-ul Kuran = «Üstelik, onların bana karşı (davasını savunacakları bir cinayet) suçu(m) var; bundan dolayı beni öldürmelerinden de korkmaktayım.»
Ümit Şimşek = 'Hem onların gözünde suçluyum; beni öldürmelerinden korkarım.'
Yaşar Nuri Öztürk = "Hem, benim üzerimde onlar aleyhine işlenmiş bir suç var; bu yüzden beni öldürmelerinden korkuyorum."
İskender Ali Mihr = Ve onlara göre ben, günahkârım. Bu yüzden beni öldürmelerinden korkuyorum.
İlyas Yorulmaz = “Onların bana yükledikleri bir suç var ve bundan dolayı beni öldürmelerinden korkuyorum” dedi.
قَالَ كَلَّا فَاذْهَبَا بِآيَاتِنَا إِنَّا مَعَكُم مُّسْتَمِعُونَ
Şu’arâ / 15 -
Kâle kellâ, fezhebâ bi âyâtinâ innâ meakum mustemiûn(mustemiûne).
Diyanet İşleri = Allah dedi ki, “Hayır, korkma! Mucizelerimizle gidin. Çünkü biz sizinle beraberiz, (her şeyi) işitmekteyiz.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Rab, hayır dedi, ikiniz de, delillerimizle gidin, şüphe yok ki biz, sizinleyiz, her şeyi duyarız.
Abdullah Parlıyan = Allah: “Hayır, asla seni öldüremezler” buyurdu. “Yine de siz ikiniz, mesajlarımızla gidin. Onların yapıp edeceklerini dinlemek üzere biz de sizinle beraberiz.
Adem Uğur = Allah buyurdu: Hayır (seni asla öldüremezler)! İkiniz mucizelerimizle gidin. Şüphesiz ki, biz sizinle beraberiz, (her şeyi) işitmekteyiz.
Ahmed Hulusi = Buyurdu ki: "Hayır, asla!". . . "İkiniz mucizelerimiz - delillerimiz olarak gidiniz. . . Doğrusu biz sizinle BİRlikteyiz, işiticileriz. "
Ahmet Tekin = Allah:'Hayır, korkma! Haydi, mûcizelerimizle gidin. Kesinlikle biz sizinle beraberiz. Olanları işitiyoruz.' buyurdu.
Ahmet Varol = (Allah) dedi ki: 'Hayır. İkiniz de ayetlerimizle gidin. Şüphesiz biz sizinle beraber dinlemekteyiz.
Ali Bulaç = (Allah:) "Hayır," dedi. "İkiniz de ayetlerimle gidin, şüphesiz sizinle birlikteyiz (ve) işitmekteyiz."
Ali Fikri Yavuz = Allah şöyle buyurdu: “ -Hayır, ikiniz de mucizelerimizle hemen gidin. Muhakkak ki biz sizinle beraberiz, işiticileriz.
Ali Ünal = “Asla!” buyurdu Allah: “(Sana hiçbir zarar veremeyeceklerdir. Bununla birlikte, Harun’u da rasûl kıldım.) Şimdi siz, (destek olarak sana verdiğim ve daha da vereceğim) delillerimizle (mucizelerimizle) gidin. Elbette Biz de sizinle beraberiz ve olup bitecek her şeyin takipçisi olacağız.
Bayraktar Bayraklı = Allah şöyle buyurdu: “Hayır! Asla endişe etme! İkiniz, mucizelerimizle gidiniz. Şüphesiz biz, sizinle beraberiz, işitmekteyiz.”
Bekir Sadak = (15-17) Allah: «Hayir; ikiniz mucizlerimizle gidiniz. Dogrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a variniz: «Biz suphesiz alemlerin Rabbinin elcisiyiz; Israilogullarini bizimle beraber gonder, deyiniz» demisti.
Celal Yıldırım = (Allah ona): «Hayır, bırak bu endişeleri» dedi; açık belge ve mu'cizelerimizle ikiniz (onlara) gidiniz. Şüpheniz olmasın ki biz sizinle beraberiz ; (olup bitenleri) işitiriz.
Cemal Külünkoğlu = Allah buyurdu ki: “Hayır ( korkma)! İkinizde mucizelerimizle gidin. Çünkü biz sizinle beraberiz, (konuşulanları) işitmekteyiz.”
Diyanet İşleri (eski) = (15-17) Allah: 'Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: 'Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz' demişti.
Diyanet Vakfi = Allah buyurdu: Hayır (seni asla öldüremezler)! İkiniz mucizelerimizle gidin. Şüphesiz ki, biz sizinle beraberiz, (her şeyi) işitmekteyiz.
Edip Yüksel = Dedi ki, 'Hayır, siz ikiniz ayetler (vahiy ve mucizeler) imizle gidin. Biz sizinle birlikteyiz; dinliyoruz.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Hayır, buyurdu: haydi ikiniz bir, âyetlerimizle gidin, her halde biz sizinle beraberiz, dinliyoruzdur
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (Allah) «Hayır» (endişe etme), «haydi ikiniz ayetlerimizle gidin; muhakkak Biz sizinle beraberiz (olup bitenleri) dinliyoruz,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (Allah): «Hayır hayır» buyurdu, «haydi ikiniz âyetlerimizle (mucizelerimizle) gidin. Şüphesiz ki, biz sizinle beraberiz. (Onları) işitiyoruz.»
Gültekin Onan = (Tanrı:) "Hayır" dedi. "İkiniz de ayetlerimle gidin, şüphesiz sizinle birlikteyiz (ve) işitmekteyiz."
Harun Yıldırım = (Allah:) "Hayır, asla!" dedi, "Yine de, siz ikiniz mesajlarımızla gidin; (yapacağınız çağrıyı) izlemek üzere Biz de sizinle beraberiz!
Hasan Basri Çantay = (Allah) dedi: «Hayır. İkiniz de âyetlerimizle gidin. Şübhesiz ki biz sizinle beraberiz, (her şey'i) işidiciyiz».
Hayrat Neşriyat = (Allah) buyurdu ki: 'Aslâ! (Sana bir şey yapamazlar.) Şimdi (ikiniz de)mu'cizelerimizle gidin; muhakkak ki biz (ben Azîmüşşân), (aranızda olacak şeyleri)dinleyiciler olarak sizinle berâberiz!'
İbni Kesir = Buyurdu ki: Hayır, ikiniz ayetlerimizle gidin. Muhakkak Biz, sizinle beraber dinleyicilerdeniz.
Kadri Çelik = -Asla (bunu yapamazlar), dedi. İkiniz, ayetlerimle birlikte gidin, şüphesiz biz, sizin yanınızdayız, işitmekteyiz.
Muhammed Esed = (Allah:) "Hayır, asla!" dedi, "Yine de, siz ikiniz mesajlarımızla gidin; (yapacağınız çağrıyı) izlemek üzere Biz de sizinle beraberiz!
Mustafa İslamoğlu = (Allah) buyurdu ki: "Asla (öyle olmayacak). Siz ikiniz ayetlerimizle gidiniz! Elbet Biz, sizinle birlikte (olup bitenlerin) takipçisiyiz.
Ömer Nasuhi Bilmen = (14-15) «Ve hem onlar için benim üzerimde bir suç da var. Binaenaleyh beni öldüreceklerinden korkarım.» (Cenâb-ı Hak) Buyurdu ki: «Asla! İmdi ikiniz de Bizim âyetlerimizle gidiniz. Şüphe yok Biz işiticiler olduğumuz halde sizinle beraberiz.»
Ömer Öngüt = Allah buyurdu ki: “Hayır! İkiniz birlikte mucizelerimizle gidin. Şüphesiz ki biz sizinle beraberiz, (olanları) işitiyoruz. ”
Şaban Piriş = (Allah:) «Hayır,» dedi. «İkiniz de ayetlerimle gidin, hiç şüphesiz sizinle birlikteyiz (ve) işitmekteyiz.»
Sadık Türkmen = (Allah) buyurdu: “Hayır! İkiniz de ayetlerimizle gidin. Şüphesiz, Biz sizinle beraberiz, dinleyicileriz.
Seyyid Kutub = Allah dedi ki; «Hayır, korkma, İkiniz birlikte ayetlerimizle gidiniz. Biz sizinle birlikteyiz ve söylenecek her sözü işitiriz.»
Suat Yıldırım = "Hayır!" buyurdu, "Benim âyetlerimle gidin, Biz de sizinle beraberiz, olup bitenleri işitiriz."
Süleyman Ateş = (Allâh): "Hayır, dedi, ikiniz de âyetlerimizle gidin, biz sizinle beraberiz, (aranızda geçecekleri) dinliyoruz."
Tefhim-ul Kuran = (Allah:) «Hayır,» dedi. «İkiniz de ayetlerimle gidin, hiç şüphesiz sizinle birlikteyiz (ve) işitmekteyiz.»
Ümit Şimşek = Allah buyurdu ki: Asla! İkiniz de âyetlerimizle gidin. Biz sizinle beraberiz ve herşeyi işitmekteyiz.
Yaşar Nuri Öztürk = "Hayır, olmaz!" dediler. "Ayetlerimizi götürün. Biz sizinleyiz, herşeyi dinlemekteyiz."
İskender Ali Mihr = (Allahû Tealâ): “Hayır, haydi âyetlerimizle (ikiniz birden) gidin! Muhakkak ki Biz, sizinle beraber işitenleriz.” dedi.
İlyas Yorulmaz = Allah “Hayır kesinlikle seni öldürmeyecekler. Sen ve Harun ayetlerimle gidin, biz sizinle beraberiz ve sizi işitiyoruz.
فَأْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَا إِنَّا رَسُولُ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Şu’arâ / 16 -
Fe’tiyâ fir’avne fe kûlâ innâ resûlu rabbil âlemîn(âlemîne).
Diyanet İşleri = “Firavun’a gidin ve deyin: “Şüphesiz biz âlemlerin Rabbinin elçisiyiz”,
Abdulbaki Gölpınarlı = Firavun'un tapısına geldiler de biz dediler, şüphe yok ki âlemlerin Rabbinin peygamberleriyiz.
Abdullah Parlıyan = Haydi şimdi ikiniz de Firavun'a gidin ve O'na deyin ki: Biz alemlerin Rabbinden bir mesaj getiriyoruz, O'nun elçileriyiz.
Adem Uğur = Haydi Firavun'a gidip deyin ki: Gerçekten biz, âlemlerin Rabbi'nin elçisiyiz;
Ahmed Hulusi = "İkiniz Firavun'a gelin ve deyin ki: Muhakkak ki biz Rabb-ül âlemîn'in (Esmâ özellikleriyle âlemdekileri yaratanın) Rasûlüyüz. . . "
Ahmet Tekin = 'İkiniz Firavun’a gidin. Biz âlemlerin, bütün varlıkların Rabbinin elçisiyiz.' deyin.
Ahmet Varol = Firavun'a gidin ve deyin ki: 'Biz alemlerin Rabbinin elçisiyiz.
Ali Bulaç = "Gecikmeksizin Firavun'a giderek deyin ki: Gerçekten biz, alemlerin Rabbi'nin elçisiyiz,"
Ali Fikri Yavuz = Haydin Firavun’a gidin de deyin ki: Biz alemlerin Rabbinin peygamberiyiz.
Ali Ünal = Gidin o Firavun’a ve şöyle deyin: “Biz, Âlemlerin Rabbi’nden bir mesajla gelmiş bulunuyoruz.
Bayraktar Bayraklı = (16-17) “Firavun'a gidiniz: ‘Biz, âlemlerin Rabbinin peygamberleriyiz; İsrâiloğullarını bizimle beraber gönder!' deyiniz.”
Bekir Sadak = (15-17) Allah: «Hayir; ikiniz mucizlerimizle gidiniz. Dogrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a variniz: «Biz suphesiz alemlerin Rabbinin elcisiyiz; Israilogullarini bizimle beraber gonder, deyiniz» demisti.
Celal Yıldırım = İkiniz Fir'avn'a gidin de ona deyin ki:«Şüphesiz biz âlemlerin Rabbinin peygamberleriyiz;
Cemal Külünkoğlu = (16-17) Gecikmeksizin Firavun'a gidin ve deyin ki: “Şüphesiz biz âlemlerin Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını bizimle beraber gönder!”
Diyanet İşleri (eski) = (15-17) Allah: 'Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: 'Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz' demişti.
Diyanet Vakfi = Haydi Firavun'a gidip deyin ki: Gerçekten biz, âlemlerin Rabbi'nin elçisiyiz;
Edip Yüksel = 'İkiniz Firavun'a varıp deyin ki, 'Biz evrenlerin Rabbinin elçileriyiz.' '
Elmalılı Hamdi Yazır = Haydin Fir'avne varın da deyin: inan biz, rabbülaleminin resulüyüz
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = haydin Firavun'a varın da deyin ki: «İnan ki biz alemlerin Rabbinin elçisiyiz;
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Haydin Firavun'a gidin de deyin ki: İnan biz, âlemlerin Rabbinin elçisiyiz.
Gültekin Onan = "Gecikmeksizin Firavuna giderek deyin ki: Gerçekten biz, alemlerin rabbinin elçisiyiz."
Harun Yıldırım = Haydi Firavun'a gidip deyin ki: Gerçekten biz, âlemlerin Rabbi'nin elçisiyiz;
Hasan Basri Çantay = (16-17) «Haydi Fir'avna gidin de: — Biz, israil oğullarını beraberimizde yollayasın diye aalemlerin Rabbinin gönderdiği gerçek (iki) peygamberiz» deyin.
Hayrat Neşriyat = (16-17) Haydi (ikiniz de) Fir'avun’a gidin de deyin ki: 'Şübhe yok ki biz, İsrâiloğullarını bizimle berâber gönderesin diye âlemlerin Rabbinin elçisiyiz.'
İbni Kesir = Firavun'a varın, deyin ki: Biz, alemlerin Rabbının peygamberleriyiz.
Kadri Çelik = “Gecikmeksizin Firavun'a giderek deyin ki: “Gerçekten biz, âlemlerin Rabbinin elçisiyiz.”
Muhammed Esed = Haydi, şimdi ikiniz de Firavun'a gidin ve ona deyin ki: 'Biz alemlerin Rabbinden bir mesaj getiriyoruz:
Mustafa İslamoğlu = Haydi artık, siz ikiniz Firavun'a gidiniz ve deyiniz ki: "Biz alemlerin Rabbinin mesajını taşıyoruz:
Ömer Nasuhi Bilmen = «Artık Fir'avun'a gidin de deyin ki, biz şüphe yok âlemlerin Rabbinin Resûlüyüz.»
Ömer Öngüt = Firavun'a gidin ve ona deyin ki: “Biz âlemlerin Rabbinin elçisiyiz. ”
Şaban Piriş = Firavun’a gidin ve deyin ki: “Biz, evrenin sahibinin elçileriyiz.
Sadık Türkmen = Firavun’a gidin, deyin ki: Gerçekten, biz âlemlerin Rabbinin elçisiyiz.
Seyyid Kutub = Firavun'un yanına vararak ona deyiniz ki; «Biz bütün alemlerin Rabb'i olan Allah'ın peygamberiyiz.
Suat Yıldırım = (16-17) Gidin o Firavun’a: "Biz Rabbülâlemin tarafından sana gönderilen elçileriz, O’ndan sana mesaj getirdik: İsrailoğullarını serbest bırakacaksın, bizimle gelecekler!" deyin.
Süleyman Ateş = "Fir'avn'e giderek deyin ki: "Biz âlemlerin Rabbinin elçisiyiz."
Tefhim-ul Kuran = «Gecikmeksizin Firavun'a giderek deyin ki: -Gerçekten biz, âlemlerin Rabbi'nin elçisiyiz,»
Ümit Şimşek = Firavun'a gidin ve deyin ki: 'Biz Âlemlerin Rabbinin elçisiyiz.
Yaşar Nuri Öztürk = "Hemen Firavun'a gidin, şöyle deyin: -Âlemlerin Rabbi'nin resulleriyiz biz."
İskender Ali Mihr = Haydi, firavuna (ikiniz) gidin ve böylece ona: “Muhakkak ki biz, âlemlerin Rabbinin resûlleriyiz.” deyin.
İlyas Yorulmaz = Şimdi Firavuna gidin ve “Alemlerin Rabbinin elçileriyiz”
أَنْ أَرْسِلْ مَعَنَا بَنِي إِسْرَائِيلَ
Şu’arâ / 17 -
En ersil meanâ benî isrâîl(isrâîle).
Diyanet İşleri = “İsrailoğullarını bizimle beraber gönder.”
Abdulbaki Gölpınarlı = İsrâiloğullarını bizimle gönder.
Abdullah Parlıyan = İsrailoğullarını bırak, bizimle gelsinler.”
Adem Uğur = İsrailoğullarını bizimle beraber gönder.
Ahmed Hulusi = "İsrailoğullarını bizimle birlikte gönder. "
Ahmet Tekin = 'Temel hak ve hürriyetlerinin kısıtlanmasına son vererek, İsrâiloğulları’nı bizimle gönder' deyin.
Ahmet Varol = İsariloğullarını bizimle beraber göndermen için (geldik).'
Ali Bulaç = "İsrailoğullarını bizimle birlikte göndermen için (sana geldik)."
Ali Fikri Yavuz = İsrail oğullarını bizimle beraber salıver (onlara azab etme).”
Ali Ünal = “İsrail Oğulları’nı serbest bırakacaksın, bizimle gelecekler.”
Bayraktar Bayraklı = (16-17) “Firavun'a gidiniz: ‘Biz, âlemlerin Rabbinin peygamberleriyiz; İsrâiloğullarını bizimle beraber gönder!' deyiniz.”
Bekir Sadak = (15-17) Allah: «Hayir; ikiniz mucizlerimizle gidiniz. Dogrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a variniz: «Biz suphesiz alemlerin Rabbinin elcisiyiz; Israilogullarini bizimle beraber gonder, deyiniz» demisti.
Celal Yıldırım = İsrail oğulları'nı (salıver de) bizimle gönder.»
Cemal Külünkoğlu = (16-17) Gecikmeksizin Firavun'a gidin ve deyin ki: “Şüphesiz biz âlemlerin Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını bizimle beraber gönder!”
Diyanet İşleri (eski) = (15-17) Allah: 'Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: 'Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz' demişti.
Diyanet Vakfi = İsrailoğullarını bizimle beraber gönder.
Edip Yüksel = ' 'İsrail oğullarını bizimle birlikte gönder.' '
Elmalılı Hamdi Yazır = Beni İsraili bizimle beraber salıver
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = İsrail oğullarını bizimle beraber salıver.»
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = İsrail oğullarını bizimle beraber gönder.»
Gültekin Onan = "İsrailoğullarını bizimle birlikte göndermen için (sana geldik)."
Harun Yıldırım = İsrailoğullarını bizimle beraber gönder.
Hasan Basri Çantay = (16-17) «Haydi Fir'avna gidin de: — Biz, israil oğullarını beraberimizde yollayasın diye aalemlerin Rabbinin gönderdiği gerçek (iki) peygamberiz» deyin.
Hayrat Neşriyat = (16-17) Haydi (ikiniz de) Fir'avun’a gidin de deyin ki: 'Şübhe yok ki biz, İsrâiloğullarını bizimle berâber gönderesin diye âlemlerin Rabbinin elçisiyiz.'
İbni Kesir = İsrailoğullarını bizimle beraber gönder.
Kadri Çelik = “İsrail oğullarını bizimle birlikte gönder (demek için sana geldik).”
Muhammed Esed = İsrailoğulları'nı bırak, bizimle gelsinler!"
Mustafa İslamoğlu = İsrailoğullarını bırak, bizimle gelsinler!"
Ömer Nasuhi Bilmen = (17-18) «İsrailoğullarını bizimle beraber salıveresin diye.» Fir'avun da dedi ki: «Seni çocuk iken içimizde büyütmedik mi? Ve aramızda ömründen senelerce kalmış olmadın mı?»
Ömer Öngüt = “İsrailoğullarını bizimle beraber gönder. ”
Şaban Piriş = İsrailoğulları'nı bizimle beraber gönder.”
Sadık Türkmen = Israiloğulları’nı bizimle beraber gönder.”
Seyyid Kutub = İsrailoğullarının bizimle birlikte buradan ayrılmalarına izin ver.
Suat Yıldırım = (16-17) Gidin o Firavun’a: "Biz Rabbülâlemin tarafından sana gönderilen elçileriz, O’ndan sana mesaj getirdik: İsrailoğullarını serbest bırakacaksın, bizimle gelecekler!" deyin.
Süleyman Ateş = "İsrâil oğullarını bizimle beraber gönder."
Tefhim-ul Kuran = «İsrailoğullarını bizimle birlikte göndermen için (sana geldik).»
Ümit Şimşek = 'İsrailoğullarını bizimle göndermen için geldik.'
Yaşar Nuri Öztürk = "İsrailoğullarını bizimle birlikte gönder."
İskender Ali Mihr = Benî İsrail’i (İsrailoğulları’nı) bizimle beraber gönder!
İlyas Yorulmaz = “İsrail oğullarını bizimle beraber gönder” diye söyleyin.
قَالَ أَلَمْ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدًا وَلَبِثْتَ فِينَا مِنْ عُمُرِكَ سِنِينَ
Şu’arâ / 18 -
Kâle e lem nurabbike fînâ velîden ve lebiste fînâ min umurike sinîn(sinîne).
Diyanet İşleri = Firavun, şöyle dedi: “Seni biz küçük bir çocuk olarak alıp aramızda büyütmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirdin.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Firavun, sen dedi, çocukken içimizde büyüyüp yetişmedin mi ve ömrünün nice yılını aramızda geçirmedin mi?
Abdullah Parlıyan = Fakat Musa mesajını Firavun'a tebliğ edince, Firavun: “Biz, seni çocukken yanımızda yetiştirmemiş miydik” dedi “ve sen ömrünün pek çok yılını, bizim aramızda geçirmemiş miydin?
Adem Uğur = (Kendisine Allah'ın emri tebliğ edilince Firavun) dedi ki: Biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi?
Ahmed Hulusi = (Firavun) dedi ki: "Yanımızda ufak çocukken, seni terbiye edip yetiştirmedik mi? Hayatının nice yıllarını bizimle geçirmemiş miydin?"
Ahmet Tekin = Firavun:'Biz seni, çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi?' dedi.
Ahmet Varol = (Firavun) dedi ki: 'Biz seni daha küçük çocukken içimizde yetiştirmedik mi? Ömrünün nice yıllarını bizim aramızda geçirmedin mi?
Ali Bulaç = (Gittiler ve Firavun:) Dedi ki: "Biz seni içimizde daha çocukken yetiştirip büyütmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirmedin mi?"
Ali Fikri Yavuz = Firavun şöyle dedi: “- Seni çocukken yanımızda büyütmedik mi? Hem de bizde, ömründen senelerce kaldın.
Ali Ünal = “Öyle mi?” dedi Firavun, “Biz seni daha bebekken alıp yetiştirmedik mi ve ömrünün pek çok yıllarını bizim yanımızda geçirmedin mi?
Bayraktar Bayraklı = (18-19) Firavun dedi ki: “Seni küçükken elimizde büyütmedik mi? Yanımızda yıllarca kalmadın mı? Oysa sen sonunda yapacağını yaptın. Sen nankörlerdensin.”
Bekir Sadak = (18-19) Firavun Musa'ya: «Biz seni cocukken yanimiza alip buyutmedik mi? Hayatinin bircok yillarini aramizda gecirmedin mi? Sonunda yapacagni da yaptin. Sen nankorun birisin» dedi.
Celal Yıldırım = (Fir'avn onlara): «A, seni çocukken aramızda besleyip büyütmedik mi ve sen ömrünün birkaç yılını bizde (geçirip) kalmadın mı ?!
Cemal Külünkoğlu = (18-19) (Firavun:) “Biz seni çocukken yanımızda yetiştirmemiş miydik? Ve sen ömrünün pek çok yılını bizim aramızda geçirmemiş miydin? Sonunda yapacağını yaptın (adam öldürdün) ve nankör biri olduğunu gösterdin!” dedi.
Diyanet İşleri (eski) = (18-19) Firavun Musa'ya: 'Biz seni çocukken yanımıza alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi? Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankörün birisin' dedi.
Diyanet Vakfi = (Kendisine Allah'ın emri tebliğ edilince Firavun) dedi ki: Biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi?
Edip Yüksel = Dedi ki, 'Biz seni daha bebekken alıp yetiştirmedik mi ve hayatının nice yıllarını aramızda geçirmedin mi?'
Elmalılı Hamdi Yazır = Â, dedi: seni çocukken bizde büyütmedik mi? hem bizde ömründen senelerce kaldın
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (Firavun) dedi ki: «A! Biz seni çocukken bizde büyütmedik mi? Ömrünün bir çok yıllarını aramızda geçirdin;
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Â, dedi, biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının bir çok yıllarını aramızda geçirmedin mi?»
Gültekin Onan = (Gittiler ve Firavun:) Dedi ki: "Biz seni içimizde daha çocukken yetiştirip büyütmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirmedin mi?"
Harun Yıldırım = (Kendisine Allah'ın emri tebliğ edilince Firavun) dedi ki: Biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik
Hasan Basri Çantay = (Fir'avn) dedi ki: «Biz seni yeni doğmuş (bir çocuk) ken içimizde büyütmedik mi? Sen ömründen bir hayli seneler bizim aramızda kalmadın mı»?
Hayrat Neşriyat = (Fir'avun) dedi ki: '(Biz) seni çocukken içimizde yetiştirmedik mi? Ömrünün nice yıllarını aramızda geçirmedin mi?'
İbni Kesir = Dedi ki: Çocukken biz, seni yanımıza alıp büyütmedik mi? Ve sen, hayatının bir çok yılllarını aramızda geçirdin.
Kadri Çelik = (Firavun,) Dedi ki: “Biz seni içimizde daha çocukken yetiştirip büyütmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirmedin mi?”
Muhammed Esed = (Fakat Musa mesajını Firavun'a tebliğ edince, Firavun:) "Biz seni çocukken yanımızda yetiştirmemiş miydik?" dedi, "Ve sen ömrünün pek çok yılını bizim aramızda geçirmemiş miydin?
Mustafa İslamoğlu = (Firavun) dedi ki: "Seni daha çocukken aramıza alıp yerleştirmedik mi? Ve ömrünün uzun yıllarını aramızda geçirmedin mi?
Ömer Nasuhi Bilmen = (17-18) «İsrailoğullarını bizimle beraber salıveresin diye.» Fir'avun da dedi ki: «Seni çocuk iken içimizde büyütmedik mi? Ve aramızda ömründen senelerce kalmış olmadın mı?»
Ömer Öngüt = Firavun dedi ki: “Biz seni çocukken yanımıza alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi?”
Şaban Piriş = Firavun dedi ki: -Çocukken seni içimizde büyütmedik mi? Ömrün boyunca senelerce aramızda kalmadın mı?
Sadık Türkmen = Firavun dedi ki: “Biz seni, bir çocukken yanımızda büyütmedik mi? Ve ömründen nice yıllar içimizde kaldın.
Seyyid Kutub = Firavun dedi ki: «Biz seni çocukken yanımıza alarak büyütmedik mi? Ömrünün birçok yılını aramızda geçirmedin mi?»
Suat Yıldırım = "A!" dedi, "Sen şu bebekken alıp yanımızda büyüttüğümüz çocuk değil misin? Sonra da bizim sarayımızda senelerce kalmış, ömrünün bir kısmını bizimle geçirmiştin?"
Süleyman Ateş = (Gittiler, Allâh'ın emrini duyurdular. Fir'avn) Dedi ki: "Biz seni, içimizden bir çocuk olarak yetiştirmedik mi? Ömründe nice yıllar aramızda kalmadın mı?"
Tefhim-ul Kuran = (Gittiler ve Firavun:) Dedi ki: «Biz seni içimizde daha çocukkken yetiştirip büyütmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirmedin mi?»
Ümit Şimşek = Firavun 'Daha çocukken seni aramızda büyütmedik mi?' dedi. 'Sonra da içimizde yıllarca yaşadın.
Yaşar Nuri Öztürk = Firavun dedi: "Biz seni aramızda, bir çocuk olarak koruyup beslemedik mi? Ömrünün nice yıllarını aramızda geçirdin."
İskender Ali Mihr = “Seni biz çocukken, içimizde himaye edip yetiştirmedik mi? Ve ömrünün birçok yılında içimizde kalmadın mı?” dedi.
İlyas Yorulmaz = Firavun “Seni çocukluktan beri içimizde büyütüp yetiştirmedik mi? ve içimizde uzun seneler boyu kalmadın mı?”
وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ الَّتِي فَعَلْتَ وَأَنتَ مِنَ الْكَافِرِينَ
Şu’arâ / 19 -
Ve fealte fa’letekelletî fealte ve ente minel kâfirîn(kâfirîne).
Diyanet İşleri = “(Böyle iken) sen o yaptığın işi yaptın (adam öldürdün). Sen nankörlerdensin.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve o yaptığın işi de yaptın ve sen, nankörlerdensin.
Abdullah Parlıyan = Ama sonunda yapacağını yaptın ve nankör biri olduğunu gösterdin.”
Adem Uğur = Sonunda o yaptığın (kötü) işi de yaptın. Sen nankörün birisin!
Ahmed Hulusi = "Bir de o fiili işledin! (Firavun'un halkından birini öldürmek). . . Sen nankörlerdensin!"
Ahmet Tekin = 'Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankör birisisin.'
Ahmet Varol = Sonuçta o yaptığın işi de yaptın. Sen nankörlerdensin.'
Ali Bulaç = "Ve sen, yapacağın işi (cinayeti) de işledin; sen nankörlerdensin."
Ali Fikri Yavuz = O yaptığın işi (Kıptî’yi öldürmeyi) de sen işledin; sen nankörlerdensin.”
Ali Ünal = “Sonra da bildiğin o fena işi yaptın ve artık ispat ettin ki, sen gerçekten bir nankörsün.”
Bayraktar Bayraklı = (18-19) Firavun dedi ki: “Seni küçükken elimizde büyütmedik mi? Yanımızda yıllarca kalmadın mı? Oysa sen sonunda yapacağını yaptın. Sen nankörlerdensin.”
Bekir Sadak = (18-19) Firavun Musa'ya: «Biz seni cocukken yanimiza alip buyutmedik mi? Hayatinin bircok yillarini aramizda gecirmedin mi? Sonunda yapacagni da yaptin. Sen nankorun birisin» dedi.
Celal Yıldırım = Yapmak istediğini yaptın ve sen (cidden) nankörlerdensin,» dedi.
Cemal Külünkoğlu = (18-19) (Firavun:) “Biz seni çocukken yanımızda yetiştirmemiş miydik? Ve sen ömrünün pek çok yılını bizim aramızda geçirmemiş miydin? Sonunda yapacağını yaptın (adam öldürdün) ve nankör biri olduğunu gösterdin!” dedi.
Diyanet İşleri (eski) = (18-19) Firavun Musa'ya: 'Biz seni çocukken yanımıza alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi? Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankörün birisin' dedi.
Diyanet Vakfi = Sonunda o yaptığın (kötü) işi de yaptın. Sen nankörün birisin!
Edip Yüksel = 'Sonunda yapacağını yaptın. Sen nankör birisin.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Hem de o yaptığın fi'li yaptın, o halde sen o nankör kâfirlerdensin
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = hem de o yaptığın (kötü) işi yaptın; o halde sen o nankör kafirlerdensin!»
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Sonunda o yaptığın (kötü) işi de yaptın. Sen nankörün birisin!»
Gültekin Onan = "Ve sen, yapacağın işi (cinayeti) de işledin; sen kafirlerdensin."
Harun Yıldırım = Sonunda o yaptığın (kötü) işi de yaptın. Sen nankörün birisin!
Hasan Basri Çantay = «O yapdığın fi'li de sen işledin. Sen nankörlerdensin».
Hayrat Neşriyat = 'Sonunda o yaptığın işi de yaptın; o hâlde sen nankörlerdensin!'
İbni Kesir = Ve yapacağın işi de yaptın. Sen nankörlerdensin.
Kadri Çelik = “Ve sen, yapacağın işi (cinayeti) de işledin; sen nankörlerdensin.”
Muhammed Esed = Ama sonunda yapacağını yaptın ve nankör biri oldu(ğunu gösterdi)n!"
Mustafa İslamoğlu = Ama en sonunda sen yine yapacağını yaptın ve nankörlerden biri olup çıktın!"
Ömer Nasuhi Bilmen = «Ve o yaptığın fiilini yapıverdin. O halde sen nankörlerdensin.»
Ömer Öngüt = “Sonunda yapacağını yaptın. Sen nankörün birisin!”
Şaban Piriş = Sonunda yapacağını yaptın, Sen nankörün birisin!
Sadık Türkmen = Sonunda, yaptığın işi de yaptın. Nankörlerden birisin sen.”
Seyyid Kutub = Sonunda o ağır suçu işledin. Sen o sırada bir kafirdin.
Suat Yıldırım = "Sonunda da bildiğin o işi yapmıştın. Sen doğrusu nankörün tekisin!"
Süleyman Ateş = "Ve sonunda o yaptığını da yaptın, sen nankörlerden birisin."
Tefhim-ul Kuran = «Ve sen, yapacağın işi (cinayeti) de işledin; sen nankörlerdensin.»
Ümit Şimşek = 'Ondan sonra da yapacağını yaptın. Sen nankörün birisin.'
Yaşar Nuri Öztürk = "Ve sonunda o yaptığını da yaptın. Nankörlerden birisin sen."
İskender Ali Mihr = Ve sen, yapacağın işi yaptın (cinayet işledin). Ve sen, kâfirlerdensin.
İlyas Yorulmaz = “Buna rağmen yapacağını yine yaptın. Sen gerçekten yaptığımız iyiliklere nankörlük edenlerdensin“ dedi.
قَالَ فَعَلْتُهَا إِذًا وَأَنَا مِنَ الضَّالِّينَ
Şu’arâ / 20 -
Kâle fealtuhâ izen ve ene mined dâllîn(dâllîne).
Diyanet İşleri = Mûsâ, şöyle dedi: “Ben onu, o vakit kendimi kaybetmiş bir hâlde iken (istemeyerek) yaptım.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Mûsâ, o işi yaptım ama dedi, o vakit cahillerdendim.
Abdullah Parlıyan = Musa dedi: “Ben o işi, henüz o anda sonucun ne olacağını bilmeyerek yaptım yani öldürmek için vurmadım.
Adem Uğur = Musa: Ben, dedi, o işi o anda sonunun ne olacağını bilmeyerek yaptım.
Ahmed Hulusi = (Musa) dedi ki: "O filli işlediğimde ben ne yaptığımın farkında değildim. "
Ahmet Tekin = Mûsâ: 'Bir yumruğun ölüme sebebiyet vereceğini bilerek yapmışsam, o takdirde düzen, kural tanımayanlardan, helâki hak edenlerden olurum.' dedi.
Ahmet Varol = (Musa) dedi ki: 'Onu daha bilgisizlerden olduğum zaman yaptım.
Ali Bulaç = (Musa) Dedi ki: "Ben onu yaptığım zaman şaşkınlardandım."
Ali Fikri Yavuz = Mûsa dedi ki: “- Ben bunu, o vakit cahillerden olduğum halde yaptım.
Ali Ünal = “Ben,” diye cevap verdi Musa, “evet o işi yaptım, ama bilmeden, farkına varmadan yaptım.
Bayraktar Bayraklı = (20-22) Mûsâ, “O işi, daha ne yaptığımı bilmez biriyken işledim. Bu yüzden sizden korkup kaçtım; sonra, Rabbim bana ilim ve hikmet verip beni peygamberlerden kıldı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrâiloğulları'nı kendine köle yapmandan dolayıdır” dedi.
Bekir Sadak = (20-22) Musa: «O isi kasden yaptimsa sapiklardan biri sayilirim. Bu yuzden sizden korkunca aranizdan kactim. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yapti. Basima kaktigin bu nimet, Israilogullarini kendine kole ettiginden oturudur» dedi.
Celal Yıldırım = Musâ, «o işi ben henüz (peygamberlik) yolunda değil iken yapmıştım» dedi.
Cemal Külünkoğlu = (20-22) (Musa) dedi ki: “Ben onu, o vakit kendimi kaybetmiş bir hâlde (bir yumruk vurmakla adamın ölebileceğini bilemeden) yaptım. Sizden korktuğum için de hemen aranızdan kaçtım. Derken, Rabbim bana hüküm ve hikmet bahşetti de beni peygamberlerden biri yaptı. Başıma kaktığın o iyilik, İsrailoğullarını kendine köle yaptığın içindi.”
Diyanet İşleri (eski) = (20-22) Musa: 'O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür' dedi.
Diyanet Vakfi = Musa: Ben, dedi, o işi o anda sonunun ne olacağını bilmeyerek yaptım.
Edip Yüksel = Dedi ki, 'O işi yaptığım zaman yanlış yoldaydım.'
Elmalılı Hamdi Yazır = O vakıt, dedi: o fi'li yaptım şaşkınlardandım
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (Musa) dedi ki: «O işi o zaman yaptım, şaşkınlardandım.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Musa, «Ben, dedi, o işi o anda yaptım ki şaşkınlardandım.»
Gültekin Onan = (Musa) Dedi ki: "Ben onu yaptığım zaman şaşkınlardandım."
Harun Yıldırım = Dedi ki: o işi o anda sonunun ne olacağını bilmeyerek yaptım.
Hasan Basri Çantay = (Muusâ) dedi: «Ben bunu o vakit bilmezlerden olarak yapdım».
Hayrat Neşriyat = (Mûsâ:) 'Ben bunu o zaman (öyle kasdım olmadan, sonu ölüm olacağını)bilmeyen kimselerden olarak yaptım' dedi.
İbni Kesir = Dedi ki: Ben, onu yaptım, ama o zaman şaşkınlardandım.
Kadri Çelik = (Musa) Dedi ki: “Ben onu yaptığım zaman şaşkınlardandım.”
Muhammed Esed = (Musa:) "Evet, o fiili daha ne yaptığımı bilmez biriyken işledim" dedi,
Mustafa İslamoğlu = "Evet o işi ben yaptım" dedi, "çünkü o sırada kendimi kaybetmiştim;
Ömer Nasuhi Bilmen = (Hazreti Mûsa) Dedi ki: «Onu o vakit yaptım, fakat ben (o zaman) cahillerden idim.»
Ömer Öngüt = Musa dedi ki: “Ben onu yaptım amma, o zaman câhillerdendim (sonunun ne olacağını bilmeyerek yaptım). ”
Şaban Piriş = -Ben, onu yaptığım zaman dalalet içinde olanlardan biriydim, dedi.
Sadık Türkmen = (Musa) dedi ki: “O dediğini bilmeyerek/hataen/istemeden yapmıştım.
Seyyid Kutub = Musa dedi ki: «O suçu işlediğim sırada ben henüz doğru yolu bulmuş değildim.
Suat Yıldırım = "Ben" dedi, "yanlışlıkla, sonunda ne olacağını bilmeksizin, şaşkın bir vaziyette o işi yapmıştım."
Süleyman Ateş = (Mûsâ): "Onu yaptığım zaman sapıklardan idim" dedi.
Tefhim-ul Kuran = (Musa) Dedi ki: «Ben onu yaptığım zaman şaşkınlardandım.»
Ümit Şimşek = Musa dedi ki: 'Ben onu yanlışlıkla yaptım.
Yaşar Nuri Öztürk = Mûsa dedi: "Onu yaptığım zaman şaşkınlardandım."
İskender Ali Mihr = Musa (A.S): “Onu yaptığım zaman ben, dalâlette olanlardandım.” dedi.
İlyas Yorulmaz = Musa “Bir an için yoldan çıkmış biri olarak aniden o suçu işledim. ”
فَفَرَرْتُ مِنكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ فَوَهَبَ لِي رَبِّي حُكْمًا وَجَعَلَنِي مِنَ الْمُرْسَلِينَ
Şu’arâ / 21 -
Fe ferartu minkum lemmâ hıftukum fe vehebe lî rabbî hukmen ve cealenî minel murselîn(murselîne).
Diyanet İşleri = “Sizden korktuğum için de hemen aranızdan kaçtım. Derken, Rabbim bana hüküm ve hikmet bahşetti de beni peygamberlerden kıldı.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Korktuğumdan da hemen kaçtım sizden, derken Rabbim bana peygamberlik verdi ve beni, peygamberler zümresine aldı.
Abdullah Parlıyan = Sizden korkunca da, aranızdan hemen kaçtım, ama daha sonra bana Rabbim, doğruyla eğri arasında hüküm verebilme yeteneği bahşetti ve beni peygamberlerinden biri yaptı.
Adem Uğur = Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım. Sonra Rabbim bana hikmet bahşetti ve beni peygamberlerden kıldı.
Ahmed Hulusi = "Bu yüzden de sizden korkumdan firar ettim. . . Rabbim de bana bir hüküm hibe etti ve beni Rasûllerden kıldı. "
Ahmet Tekin = 'Sizden korkunca aranızdan kaçtım. Rabbim bana hikmete dayalı hükümranlık, yargı ve icra yetkisi, şeriat bahşetti. Beni özgürce sorumluluklarımı yerine getirmek üzere peygamberlikle görevlendirilenler arasına dahil etti.'
Ahmet Varol = Sizden korkunca da aranızdan kaçtım. Sonra Rabbim bana hikmet verdi ve beni peygamberlerden kıldı.
Ali Bulaç = "Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım; sonra Rabbim bana hüküm (ve hikmet) verdi ve beni gönderilen (elçilerden) kıldı."
Ali Fikri Yavuz = Sizden korkunca da içinizden hemen kaçtım. Nihayet rabbim bana peygamberlik ihsan etti ve beni peygamberlerden (sana gönderilen biri) yaptı.
Ali Ünal = “Sonra da, sizinle beraber bulunmaktan çekinip kaçtım. Neticede Rabbim bana her konuda doğru hüküm verme, doğru ile yanlışı ayırabilme kabiliyeti bahşetti ve beni elçilerinden kıldı.
Bayraktar Bayraklı = (20-22) Mûsâ, “O işi, daha ne yaptığımı bilmez biriyken işledim. Bu yüzden sizden korkup kaçtım; sonra, Rabbim bana ilim ve hikmet verip beni peygamberlerden kıldı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrâiloğulları'nı kendine köle yapmandan dolayıdır” dedi.
Bekir Sadak = (20-22) Musa: «O isi kasden yaptimsa sapiklardan biri sayilirim. Bu yuzden sizden korkunca aranizdan kactim. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yapti. Basima kaktigin bu nimet, Israilogullarini kendine kole ettiginden oturudur» dedi.
Celal Yıldırım = «Sizden korktuğum zaman da aranızdan kaçtım, derken Rabbim bana hüküm ve hikmet verdi ve beni peygamberlerden eyledi.
Cemal Külünkoğlu = (20-22) (Musa) dedi ki: “Ben onu, o vakit kendimi kaybetmiş bir hâlde (bir yumruk vurmakla adamın ölebileceğini bilemeden) yaptım. Sizden korktuğum için de hemen aranızdan kaçtım. Derken, Rabbim bana hüküm ve hikmet bahşetti de beni peygamberlerden biri yaptı. Başıma kaktığın o iyilik, İsrailoğullarını kendine köle yaptığın içindi.”
Diyanet İşleri (eski) = (20-22) Musa: 'O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür' dedi.
Diyanet Vakfi = Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım. Sonra Rabbim bana hikmet bahşetti ve beni peygamberlerden kıldı.
Edip Yüksel = 'Sonra, sizden korktuğum için sizden kaçtım ve Rabbim bana bilgelik verip beni elçilikle görevlendirdi.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Onun üzerine vaktâki sizden korktum, içinizden kaçtım, derken rabbım bana huküm ihsan buyurdu ve beni mürselinden kıldı
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Sizden korkunca da aranızdan kaçtım; derken Rabbim bana hüküm lütfetti ve beni peygamberlerden kıldı.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım. Sonra Rabbim bana hikmet bahşetti ve beni peygamberlerden kıldı.»
Gültekin Onan = "Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım; sonra rabbim bana hüküm (ve hikmet) verdi ve beni gönderilen (elçilerden) kıldı."
Harun Yıldırım = Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım. Sonra Rabbim bana hikmet bahşetti ve beni peygamberlerden kıldı.
Hasan Basri Çantay = «Sizden korkunca da hemen içinizden (bırakıb) kaçdım. Nihayet Rabbim bana bir hüküm verdi ve beni peygamberlerden yapdı».
Hayrat Neşriyat = 'Sizden korkunca hemen içinizden kaçtım; sonra Rabbim bana hikmet verdi ve beni peygamberlerden kıldı.'
İbni Kesir = Bu yüzden sizden korktuğum için kaçtım. Sonra Rabbım bana hüküm ihsan etti ve beni peygamberlerden kıldı.
Kadri Çelik = “Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım; sonra Rabbim bana hüküm verdi ve beni peygamberlerden kıldı.”
Muhammed Esed = "ve sizin yanınızdan kaçtım, çünkü sizden korkuyordum. Ama daha sonra bana Rabbim (doğruyla eğri arasında) hüküm verebilme yeteneği bahşetti; ve beni elçiler(in)den biri yaptı.
Mustafa İslamoğlu = ardından da, sizden korktuğum için yanınızdan kaçtım. Daha sonra Rabbim bana doğru düşünme yeteneği bahşetti ve beni elçiler arasına kattı.
Ömer Nasuhi Bilmen = «Vaktâ ki sizden korktum, sizden firar ettim, imdi Rabbim bana hüküm verdi ve beni peygamberlerden kıldı.»
Ömer Öngüt = “Sizden korktuğum için de kaçtım. Sonra Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. ”
Şaban Piriş = Sizden koktuğum için de kaçtım. Sonra Rabbim bana gerçeği kavrama yetisi verdi ve beni bir elçi olarak görevlendirdi.
Sadık Türkmen = Sizden korkunca hemen aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana lütfetti, hükmetme gücü verdi ve beni elçilerden kıldı.
Seyyid Kutub = Bu yüzden sizden korkunca yanınızdan kaçtım. Sonra Rabb'im bana hikmet bağışlayarak beni peygamberlerinden biri yaptı.
Suat Yıldırım = "Sizden korktuğum için de kaçmıştım. Ama Rabbim bana hüküm ve hikmet verdi ve beni peygamberler arasına dahil etti."
Süleyman Ateş = "Sizden korkunca aranızdan kaçtım, sonra Rabbim bana hükümdarlık verdi ve beni elçilerden yaptı"
Tefhim-ul Kuran = «Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım; sonra Rabbim bana hüküm (ve hikmet) verdi ve beni peygamberlerden kıldı.»
Ümit Şimşek = 'Sonra da sizden korkup kaçtım. Fakat Rabbim bana hüküm verdi ve beni peygamber yaptı.
Yaşar Nuri Öztürk = "Sizden korkunca aranızdan kaçtım. Daha sonra Rabbim bana hükmetme gücü bağışladı ve beni peygamberlerden biri yaptı."
İskender Ali Mihr = O zaman sizden korktuğumdan dolayı kaçtım. Fakat Rabbim, bana hikmet bağışladı. Ve beni, mürselinlerden (gönderilen elçilerden) kıldı.
İlyas Yorulmaz = “Sonra korkuya kapılarak sizden kaçtım. Ancak Rabbim bana insanlara hükmetmeyi bağışladı ve beni elçilerden birisi yaptı. ”
وَتِلْكَ نِعْمَةٌ تَمُنُّهَا عَلَيَّ أَنْ عَبَّدتَّ بَنِي إِسْرَائِيلَ
Şu’arâ / 22 -
Ve tilke ni’metun temunnuhâ aleyye en abbedte benî isrâîl(isrâîle).
Diyanet İşleri = “Senin başıma kaktığın bu nimet (gerçekte) İsrailoğullarını köleleştirmen(in neticesi)dir.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Verdiğin nîmeti başıma kakıyorsun ama bu da, İsrâiloğullarını kendine kul edindiğinden meydana gelen bir şeydi.
Abdullah Parlıyan = Ve o başıma kaktığın iyiliğe gelince, bu İsrailoğullarını köleleştirmenin bir sonucu değil miydi?”
Adem Uğur = O nimet diye başıma kaktığın ise, (aslında) İsrailoğullarını kendine kul köle etmendir.
Ahmed Hulusi = "Nimetim diye başıma kaktığın şey, İsrailoğullarını köleleştirmen yüzünden oluşan bir olaydır!"
Ahmet Tekin = 'Şu, nimet sayarak başıma kaktığın şeylere bak, İsrâiloğulları’nı köle olarak hizmetinde kullanmanın, oğullarını boğazlamanın, ilâhî bir tecelli ile boğazlanmaktan kurtarılmamın neresi senin tarafından bahşedilen nimet?'
Ahmet Varol = Başıma kaktığın o nimet ise İsariloğullarını kendine köle edinmenden dolayıdır.'
Ali Bulaç = "Bana karşı lütuf dediğin nimet de, İsrailoğullarını köle kılmandan dolayıdır."
Ali Fikri Yavuz = Zahiren başıma kaktığın o nimet de, gerçekte İsrail oğullarını kendine köle edinmiş olman içindi.”
Ali Ünal = “Başıma kaktığın o iyilik (bebekken beni yetiştirmiş olmanız) ise, bir iyilik değil, İsrail Oğulları’nı köleleştirmiş olmandan dolayıydı.”
Bayraktar Bayraklı = (20-22) Mûsâ, “O işi, daha ne yaptığımı bilmez biriyken işledim. Bu yüzden sizden korkup kaçtım; sonra, Rabbim bana ilim ve hikmet verip beni peygamberlerden kıldı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrâiloğulları'nı kendine köle yapmandan dolayıdır” dedi.
Bekir Sadak = (20-22) Musa: «O isi kasden yaptimsa sapiklardan biri sayilirim. Bu yuzden sizden korkunca aranizdan kactim. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yapti. Basima kaktigin bu nimet, Israilogullarini kendine kole ettiginden oturudur» dedi.
Celal Yıldırım = Sizde büyütülmemi başıma kakılan bir nîmet (görüyorsan bu), israil oğulları'nı kulköle edinmendendir.»
Cemal Külünkoğlu = (20-22) (Musa) dedi ki: “Ben onu, o vakit kendimi kaybetmiş bir hâlde (bir yumruk vurmakla adamın ölebileceğini bilemeden) yaptım. Sizden korktuğum için de hemen aranızdan kaçtım. Derken, Rabbim bana hüküm ve hikmet bahşetti de beni peygamberlerden biri yaptı. Başıma kaktığın o iyilik, İsrailoğullarını kendine köle yaptığın içindi.”
Diyanet İşleri (eski) = (20-22) Musa: 'O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür' dedi.
Diyanet Vakfi = O nimet diye başıma kaktığın ise, (aslında) İsrailoğullarını kendine kul köle etmendir.
Edip Yüksel = 'Başıma kaktığın bu iyilik de, İsrail oğullarını köleleştirmen yüzündendir!'
Elmalılı Hamdi Yazır = O başıma kakdığın bir ni'met de Beni İsraili kul, köle edinmiş olmandır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O başıma kaktığın nimet de İsrail oğullarını kul köle edinmiş olmandır!»
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «O başıma kaktığın nimet de (aslında) İsrail oğullarını kendine köle edinmiş olmandır.»
Gültekin Onan = "Bana karşı lütuf dediğin nimet de, İsrailoğullarını köle kılmandan dolayıdır."
Harun Yıldırım = O nimet diye başıma kaktığın ise, (aslında) İsrailoğullarını kendine kul köle etmendir.
Hasan Basri Çantay = «Bana karşı imtinân etdiğin (başıma kakdığın) o ni'met, Isrâîl oğullarını kendine kul (köle) edindiğin içindi».
Hayrat Neşriyat = '(Sarayında yetişmekle) başıma kaktığın bu ni'met de, İsrâiloğullarını kendine köle edindiğin içindir.'
İbni Kesir = İşte, başıma kaktığın o nimet, İsrailoğullarını köle ettiğin içindir.
Kadri Çelik = “Bana karşı lütuf dediğin nimet de İsrail oğullarını köle kılmandan dolayıdır.”
Muhammed Esed = Ve o başıma kaktığın iyiliğe gelince, bu İsrailoğulları'nı köleleştirmenin bir sonucu (değil mi)ydi?"
Mustafa İslamoğlu = Ve şu başıma kaktığın iyilik, İsrailoğullarını köleleştirmenin bir sonucuydu, (öyle değil mi)?"
Ömer Nasuhi Bilmen = «Ve o da bir nîmettir ki, benim üzerime minnet ediyorsun, İsrailoğullarından köle edinmiş olduğundan dolayıdır.»
Ömer Öngüt = “Başıma kaktığın o nimet, İsrailoğullarını köle ettiğinden ötürüdür. ”
Şaban Piriş = Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğulları’nı kendine köle edinmenin bedelidir.
Sadık Türkmen = Başıma kaktığın iyilik bu mu? Oysa sen, İsrailoğulları’nı (esir alarak) köleleştirdin!”
Seyyid Kutub = O nimet diye başıma kaktığın şey israiloğullarını köleleştirmenin sonucudur.»
Suat Yıldırım = "O başıma kaktığın iyilik ise, İsrailoğullarını köleleştirmenin bir sonucu değil miydi?"
Süleyman Ateş = "O başıma kaktığın ni'met de İsrâil oğullarını köle yapman(yüzünden)dir. (Onları köle diye kullanıp erkek çocuklarını kesmeseydin, senin eline düşmezdim)"
Tefhim-ul Kuran = «Bana karşı lütuf dediğin nimet de, İsrailoğullarını köle kılmandan dolayıdır.»
Ümit Şimşek = 'Başıma kaktığın iyiliğin sebebi de İsrailoğullarını kendine köle yapmış olmandı.'
Yaşar Nuri Öztürk = "O başıma kaktığın nimet, İsrailoğullarını köle yapmana karşılıktı."
İskender Ali Mihr = Ve bu bana lütufta bulunduğun ni’met, Benî İsrail’i (İsrailoğulları’nı) senin köle yapmandır.
İlyas Yorulmaz = “Bunca bana yaptığın iyilikler, senin İsrail oğullarına kölelik yaptırmanın karşılığında yapılmış iyiliklerdir” dedi.
قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ الْعَالَمِينَ
Şu’arâ / 23 -
Kâle fir’avnu ve mâ rabbul âlemîn(âlemîne).
Diyanet İşleri = Firavun, “Âlemlerin Rabbi de nedir?” dedi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Firavun, âlemlerin Rabbi nedir ki, dedi.
Abdullah Parlıyan = Firavun: “Bu alemlerin Rabbi de kim oluyor?” dedi.
Adem Uğur = Firavun şöyle dedi: Âlemlerin Rabbi dediğin de nedir?
Ahmed Hulusi = Firavun dedi ki: "Peki, Rabb-ül âlemîn nedir?"
Ahmet Tekin = Firavun: 'Âlemlerin bütün varlıkların Rabbi dediğin nedir?' diye sordu.
Ahmet Varol = Firavun dedi ki: 'Alemlerin Rabbi de nedir?
Ali Bulaç = Firavun dedi ki: "Alemlerin Rabbi nedir?"
Ali Fikri Yavuz = Firavun şöyle dedi: “- Âlemlerin Rabbi de kimdir?”
Ali Ünal = Firavun, “Âlemlerin Rabbi de neyin nesi?” dedi.
Bayraktar Bayraklı = Firavun şöyle dedi: “Âlemlerin Rabbi dediğin de nedir?”
Bekir Sadak = Firavun: «Alemlerin Rabbi de nedir?» dedi.
Celal Yıldırım = Fir'avn ona: «Âlemlerin Rabbı ne demektir ?» diye sordu.
Cemal Külünkoğlu = Firavun ona: “Âlemlerin Rabbi ne demektir?” diye sordu.
Diyanet İşleri (eski) = Firavun: 'Alemlerin Rabbi de nedir?' dedi.
Diyanet Vakfi = Firavun şöyle dedi: Âlemlerin Rabbi dediğin de nedir?
Edip Yüksel = Firavun, 'Evrenlerin Rabbi de ne demek?' dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır = Fir'avn, rabbülâlemin de nedir? dedi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Firavun: «Alemlerin Rabbi de ne demek?» dedi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Firavun şöyle dedi: «Âlemlerin Rabbi dediğin nedir ki?»
Gültekin Onan = Firavun dedi ki: "Alemlerin rabbi nedir?"
Harun Yıldırım = Firavun dedi ki: Âlemlerin Rabbi dediğin de nedir?
Hasan Basri Çantay = Firavun, 'Evrenlerin Rabbi de ne demek?' dedi.
Hayrat Neşriyat = Fir'avun dedi ki: 'Âlemlerin Rabbi de nedir?'
İbni Kesir = Firavun: Alemlerin Rabbı da nedir? dedi.
Kadri Çelik = Firavun, “Âlemlerin Rabbi de nedir?” dedi.
Muhammed Esed = Firavun: "Bu alemlerin Rabbi de kim oluyor?" dedi.
Mustafa İslamoğlu = Firavun: "Alemlerin Rabbi de neyin nesiymiş?" dedi.
Ömer Nasuhi Bilmen = Fir'avun dedi ki: «Alemlerin Rabbi nedir?»
Ömer Öngüt = Firavun: “Âlemlerin Rabbi de nedir?” diye sordu.
Şaban Piriş = Firavun dedi ki: -Alemlerin Rabbi de nedir?
Sadık Türkmen = Firavun dedi ki: “Âlemlerin Rabbi nedir?”
Seyyid Kutub = Firavun, «alemlerin Rabb'i dediğin nedir?» dedi.
Suat Yıldırım = Firavun: "Sahi, şu bahsettiğin Rabbülâlemin de ne?" dedi.
Süleyman Ateş = Fir'avn dedi ki: "(Ey Mûsâ) âlemlerin Rabbi nedir?"
Tefhim-ul Kuran = Firavun dedi ki: «Âlemlerin Rabbi nedir?»
Ümit Şimşek = Firavun 'Âlemlerin Rabbi de ne?' dedi.
Yaşar Nuri Öztürk = Firavun dedi: "Peki, âlemlerin Rabbi kim?"
İskender Ali Mihr = (Firavun): “Âlemlerin Rabbi nedir (ne demektir)?” dedi.
İlyas Yorulmaz = Firavun “Alemlerin Rabbi de nedir?” dedi.
قَالَ رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا إن كُنتُم مُّوقِنِينَ
Şu’arâ / 24 -
Kâle rabbus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ, in kuntum mûkınîn(mûkınîne).
Diyanet İşleri = Mûsâ, “O, göklerin ve yerin ve her ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir. Eğer gerçekten inanırsanız bu böyledir.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Mûsâ, göklerin ve yeryüzünün ve ikisinin arasındakilerin Rabbi, dedi, iyice bilip anlıyorsanız.
Abdullah Parlıyan = Musa: “Eğer gerçekten doğruyu öğrenmek ve onu yürekten benimsemek istiyorsanız söyliyeyim. Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında var olan herşeyin Rabbidir O” diye cevap verdi.
Adem Uğur = Musa cevap verdi: Eğer işin gerçeğini düşünüp anlayan kişiler olsanız, (itiraf edersiniz ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir.
Ahmed Hulusi = (Musa) dedi ki: "Semâların, arzın ve ikisi arasında olan şeylerin Rabbi (Esmâ'sından meydana getireni), eğer yakîn ehliyseniz (bilirsiniz)!"
Ahmet Tekin = Mûsâ: 'İlme, delile ve gerekçeye itibar eden, inanan kişiler olsanız, itiraf edersiniz ki, O, göklerin, yerin ve ikisi arasındaki varlıkların ve imkânların yaratıcısı, düzeninin hâkimi, Rabbidir' dedi.
Ahmet Varol = (Musa) dedi ki: 'Göklerin, yerin ve bu ikisinin arasındakilerin Rabbidir. Eğer gerçeği kesin bir şekilde bilebilecek kimselerseniz!'
Ali Bulaç = Dedi ki: "Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında olan her şeyin Rabbidir. Eğer 'kesin bilgiyle inanıyorsanız' (böyledir)."
Ali Fikri Yavuz = Mûsa dedi ki: “- O, göklerle yerin ve aralarında bulunan her şeyin Rabbidir; eğer gerçek olarak bilenlerseniz, (O’na iman ediniz).”
Ali Ünal = Musa cevap verdi: “Göklerin, yerin ve bu ikisi arasındaki her şeyin Rabbidir; eğer gerçeği anlama niyetinde iseniz, böyledir.”
Bayraktar Bayraklı = Mûsâ şöyle cevap verdi: “Eğer işin gerçeğini düşünüp anlayan kişiler olsanız; O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir.”
Bekir Sadak = Musa: Kesin olarak inanacaksaniz, bilin ki O goklerin, yerin ve ikisinin arasinda bulunanlarin Rabbidir» dedi.
Celal Yıldırım = Musâ, «göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbıdır. Kesin olarak bilip inanırsanız (bu böyledir),» dedi.
Cemal Külünkoğlu = (Musa:) “Eğer gerçekten (doğruyu) öğrenmek ve (onu) yürekten benimsemek istiyorsanız (söyleyeyim;) göklerin, yerin ve bu ikisi arasında var olan her şeyin Rabbi demektir!” diye cevap verdi.
Diyanet İşleri (eski) = Musa: 'Kesin olarak inanacaksanız, bilin ki O göklerin, yerin ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir' dedi.
Diyanet Vakfi = Musa cevap verdi: Eğer işin gerçeğini düşünüp anlayan kişiler olsanız, (itiraf edersiniz ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir.
Edip Yüksel = Dedi ki, 'Kesinlikle inanacaksanız O, göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Göklerin ve Yerin ve bütün aralarındakilerin rabbı, eğer ehli yakîn iseniz dedi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (Musa): «O, göklerin, yerin ve ikisi arasındaki herşeyin Rabbidir; eğer gerçeği kesin olarak görüyorsanız.» dedi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Musa cevap olarak: «Eğer işin gerçeğini düşünüp anlayan kişiler olsanız (itiraf edersiniz ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbi'dir.»
Gültekin Onan = Dedi ki: "Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında olan her şeyin rabbidir. Eğer 'kesin bilgiyle inanıyorsanız' (böyledir)."
Harun Yıldırım = Musa cevap verdi: Eğer işin gerçeğini düşünüp anlayan kişiler olsanız, (itiraf edersiniz ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir.
Hasan Basri Çantay = (Muusâ): «Göklerin, yerin ve bunların arasında bulunan şeylerin Rabbidir. Eğer hakıykatı yakıynen bilmiye ehil kimselerseniz (Onun birliğine îman edin)» dedi.
Hayrat Neşriyat = (Mûsâ:) '(O,) göklerin ve yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir! Eğer kat'î olarak bilen kimseler iseniz (bunu siz de anlarsınız)!' dedi.
İbni Kesir = Dedi ki: Göklerin, yerin ve ikisinin arasında bulunanların Rabbıdır. Eğer siz yakin getirenlerden iseniz.
Kadri Çelik = Dedi ki: “Eğer yakin sahibi iseniz, (biliniz ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir.”
Muhammed Esed = (Musa:) "Eğer gerçekten (doğruyu) öğrenmek ve (onu) yürekten benimsemek istiyorsanız (söyleyeyim;) göklerin, yerin ve bu ikisi arasında var olan her şeyin Rabbi(dir O)!" diye cevap verdi.
Mustafa İslamoğlu = (Musa): "Eğer gerçeğe boyun eğeceksen, (bil ki) O göklerin, yerin ve bunlar arasındaki her şeyin Rabbidir!"
Ömer Nasuhi Bilmen = (Musa aleyhisselâm da) Dedi ki: «Göklerin ve yerin ve bunların arasında bulunanların Rabbidir, eğer siz yakinen bilir kimseler oldunuz iseniz.»
Ömer Öngüt = Musa: “Kesin olarak inanacaksanız, bilin ki O; göklerin, yerin ve ikisinin arasında bulunan her şeyin Rabbidir. ” dedi.
Şaban Piriş = -Göklerin, yerin ve aralarındaki her şeyin sahibidir, eğer gerçekten anlayabilirseniz... dedi.
Sadık Türkmen = (Musa) dedi ki: “Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir. Eğer işin iç yüzünü düşünüp gerçeği anlayan kimseler iseniz!”
Seyyid Kutub = Musa «Eğer kesin gerçeği öğrenmek istiyorsanız, O göklerin, yerin ve bu ikisi arasındaki bütün varlıkların Rabbidir» dedi.
Suat Yıldırım = "Eğer işin gerçeğini bilmek isterseniz söyleyeyim: O, göklerin, yerin ve ikisi arasında olan her şeyin Rabbidir."
Süleyman Ateş = (Mûsâ): "Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir. Eğer gerçekten inanan kimseler iseniz (bunu anlarsınız)," dedi.
Tefhim-ul Kuran = Dedi ki: «Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında olan her şeyin Rabbidir. Eğer 'kesin bilgiyle inanıyorsanız' (böyledir).»
Ümit Şimşek = Musa dedi ki: 'Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir-eğer gerçeği kesin bir şekilde öğrenmek istiyorsanız.'
Yaşar Nuri Öztürk = Dedi: "Göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin Rabbi. Eğer iyice anlayıp inanıyorsanız."
İskender Ali Mihr = (Musa A.S): “Eğer yakîn (hasıl ederek) inananlarsanız; (O), göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir.” dedi.
İlyas Yorulmaz = Musa “Eğer keskinlikle kalbiniz ikna oluyorsa, O (Allah), göklerin, yerin ve ikisi arasında olan her şeyin Rabbidir” dedi.
قَالَ لِمَنْ حَوْلَهُ أَلَا تَسْتَمِعُونَ
Şu’arâ / 25 -
Kâle li men havlehû e lâ testemiûn(testemiûne).
Diyanet İşleri = Firavun, etrafındakilere (alaycı bir ifade ile) “dinlemez misiniz?” dedi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Firavun, etrafındakilere, işitiyor musunuz? dedi.
Abdullah Parlıyan = Firavun çevresindekilere: “O'nun ne dediğini duydunuz mu?” dedi.
Adem Uğur = (Firavun) etrafında bulunanlara: İşitiyor musunuz? dedi.
Ahmed Hulusi = (Firavun) etrafında olanlara: "İşitiyor musunuz?" dedi.
Ahmet Tekin = Firavun, etrafındakilere: 'Neler söylediğini işitmiyor musunuz?' dedi.
Ahmet Varol = (Firavun) etrafındakilere: 'Duymuyor musunuz?' dedi.
Ali Bulaç = Çevresindekilere dedi ki: "İşitiyor musunuz?"
Ali Fikri Yavuz = Firavun, etrafında bulunan kimselere: “-Duymuyor musunuz?” (Mûsa’nın verdiği cevab, suale karşılık değildir) dedi.
Ali Ünal = Firavun, çevresindekilere (alayı alaylı), “Ne dediğini işitiyorsunuz değil mi?” diye sordu.
Bayraktar Bayraklı = Firavun, etrafındakilere, “Duymuyor musunuz?” dedi.
Bekir Sadak = Yaninda bulunanlara: «Isitmiyor musunuz?» dedi.
Celal Yıldırım = Fir'avn çevresindekilere, «işitmiyor musunuz ? (Ben ne sordum, o ne cevap verdi!)» dedi.
Cemal Külünkoğlu = (Firavun,) çevresindekilere: “(Onun ne dediğini) duydunuz mu?” dedi.
Diyanet İşleri (eski) = Yanında bulunanlara: 'İşitmiyor musunuz?' dedi.
Diyanet Vakfi = (Firavun) etrafında bulunanlara: İşitiyor musunuz? dedi.
Edip Yüksel = Etrafındakilere dönerek, 'İşitiyor musunuz?' dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır = Etrafındakilere dinlemezmisiniz? dedi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (Firavun) etrafındakilere: «Dinlemez misiniz?» dedi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (Firavun) etrafında bulunanlara: «İşitmiyor musunuz?» dedi.
Gültekin Onan = Çevresindekilere dedi ki: "İşitiyor musunuz?"
Harun Yıldırım = Dedi ki: Etrafında bulunanlara: İşitiyor musunuz?
Hasan Basri Çantay = (Fir'avn) etrafında bulunan kimselere dedi ki: «İşitmiyor musunuz»?
Hayrat Neşriyat = (Fir'avun,) etrâfında bulunanlara: 'İşitmiyor musunuz?' dedi.
İbni Kesir = Yanında bulunanlara: İşitmiyor musunuz? dedi.
Kadri Çelik = (Firavun) Etrafında bulunanlara, “İşitiyor musunuz?” Dedi.
Muhammed Esed = (Firavun,) çevresindekilere: "(Onun ne dediğini) duydunuz mu?" dedi.
Mustafa İslamoğlu = (Firavun) çevresindekilere yönelerek "Ne diyor, duydunuz mu?" dedi.
Ömer Nasuhi Bilmen = (Fir'avun) Etrafında olanlara dedi ki: «İşitiyor musunuz?»
Ömer Öngüt = Firavun etrafındakilere: “İşitiyor musunuz?” dedi.
Şaban Piriş = -Duyuyor musunuz? dedi Firavun, etrafındakilere.
Sadık Türkmen = (Firavun) çevresindekilere dedi ki: “Duyuyor musunuz?”
Seyyid Kutub = Firavun çevresindekilere «dediklerini duyuyor musunuz?» dedi.
Suat Yıldırım = Firavun alaycı bir şekilde çevresindekilere: "Bu adamın dediklerini işittiniz değil mi? (Aklısıra cevap veriyor)."
Süleyman Ateş = (Fir'avn): Çevresinde bulunanlara: "İşitiyor musunuz?" dedi.
Tefhim-ul Kuran = Çevresindekilere dedi ki: «işitiyor musunuz?»
Ümit Şimşek = Firavun yanındakilere 'İşitiyor musunuz?' dedi.
Yaşar Nuri Öztürk = Firavun, çevresindekilere dedi: "Duyuyor musunuz?"
İskender Ali Mihr = (Firavun) etrafındakilere: “İşitmiyor musunuz?” dedi.
İlyas Yorulmaz = Firavun çevresinde olanlara “Musa’yı işitmiyor musunuz? (neler söylüyor).
قَالَ رَبُّكُمْ وَرَبُّ آبَائِكُمُ الْأَوَّلِينَ
Şu’arâ / 26 -
Kâle rabbukum ve rabbu âbâikumul evvelîn(evvelîne).
Diyanet İşleri = Mûsâ, “O, sizin de Rabbiniz, geçmiş atalarınızın da Rabbidir” dedi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Mûsâ, sizin de Rabbinizdir dedi, sizden önce gelip geçen atalarınızın da Rabbi.
Abdullah Parlıyan = Ve Musa: “O sizin de Rabbinizdir, gelip geçmiş atalarınızın da” diye devam etti.
Adem Uğur = Musa dedi ki: O, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbidir.
Ahmed Hulusi = (Musa) dedi ki: "Sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbi. "
Ahmet Tekin = Mûsâ: 'Sizin Rabbiniz, önceki atalarınızın Rabbi' dedi.
Ahmet Varol = (Musa): 'Sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir' dedi.
Ali Bulaç = (Musa:) Dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, geçmişteki atalarınızın da Rabbidir."
Ali Fikri Yavuz = Mûsa dedi ki: “- O, sizin de Rabbinizdir, daha önceki atalarınızın da Rabbidir.”
Ali Ünal = Musa, (aldırmadan, tartışmaya girmeden) devam etti: “O, sizin de Rabbinizdir, sizden önceki bütün atalarınızın da Rabbidir.”
Bayraktar Bayraklı = Mûsâ, “O, sizin de, evvelki atalarınızın da Rabbidir” dedi.
Bekir Sadak = «Y sizin de Rabbiniz, once gecmis atalarinizin da Rabbidir» dedi.
Celal Yıldırım = (Bunun üzerine Musâ): «O, sizin de Rabbınızdır ve daha önceki atalarınızın da Rabbıdır» dedi.
Cemal Külünkoğlu = (Ve Musa:) “O sizin de Rabbinizdir, göçüp gitmiş atalarınızın da Rabbidir!” dedi.
Diyanet İşleri (eski) = 'O sizin de Rabbiniz, önce geçmiş atalarınızın da Rabbidir' dedi.
Diyanet Vakfi = Musa dedi ki: O, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbidir.
Edip Yüksel = Dedi ki, 'Sizin Rabbiniz ve evvelki atalarınızın Rabbidir.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Rabbınızın ve evvelki atalarınızın rabbı dedi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (Musa): «O, sizin Rabbiniz ve daha önceki atalarınızın Rabbidir» dedi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Musa dedi ki: «O sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbidir.»
Gültekin Onan = (Musa:) Dedi ki: "O sizin de rabbiniz, geçmişteki atalarınızın da rabbidir."
Harun Yıldırım = Musa dedi ki: O, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbidir.
Hasan Basri Çantay = (Muusâ sözüne devamla:) «(O) sizin de, evvelki atalarınızın da Rabbidir» dedi.
Hayrat Neşriyat = (Mûsâ:) '(O,) sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir!' dedi.
İbni Kesir = O da: Sizin de Rabbınız ve önce geçmiş atalarınızın da Rabbıdır, dedi.
Kadri Çelik = (Musa,) Dedi ki: “O sizin de Rabbiniz, geçmişteki babalarınızın da Rabbidir.”
Muhammed Esed = (Ve Musa:) "O sizin de Rabbinizdir, göçüp gitmiş atalarınızın da!" diye devam etti.
Mustafa İslamoğlu = (Musa) dedi ki: "O sizin de, sizin önden giden atalarınızın da Rabbidir"
Ömer Nasuhi Bilmen = (Musa aleyhisselâm da) Dedi ki: «Sizin Rabbinizdir ve sizin evvelki atalarınızın Rabbidir.»
Ömer Öngüt = Musa: “Sizin de Rabbiniz, önce geçmiş atalarınızın da Rabbidir. ” dedi.
Şaban Piriş = Musa: -O sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir, dedi.
Sadık Türkmen = (Musa) dedi ki: “Sizin ve önceki atalarınızın Rabbidir.”
Seyyid Kutub = Musa: «O hem sizin hem de sizden önceki atalarınızın Rabbidir» dedi.
Suat Yıldırım = Mûsâ onu hiç duymamış gibi sözüne devam ederek: "O sizin de, sizden önceki babalarınızın da Rabbidir."
Süleyman Ateş = (Mûsâ): "O sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir" dedi.
Tefhim-ul Kuran = (Musa:) Dedi ki: «O sizin de Rabbiniz, geçmişteki atalarınızın da Rabbidir.»
Ümit Şimşek = Musa 'O, sizin ve daha önce geçmiş atalarınızın da Rabbidir' dedi.
Yaşar Nuri Öztürk = Mûsa dedi: "O hem sizin Rabbinizdir hem de önceki atalarınızın Rabbidir."
İskender Ali Mihr = (Musa A.S): “Sizin ve sizden evvelki atalarınızın da Rabbidir.” dedi.
İlyas Yorulmaz = Musa “(Allah) Sizin Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir” dedi.
قَالَ إِنَّ رَسُولَكُمُ الَّذِي أُرْسِلَ إِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌ
Şu’arâ / 27 -
Kâle inne resûlekumullezî ursile ileykum le mecnûn(mecnûnun).
Diyanet İşleri = Firavun, “Bu size gönderilen peygamberiniz, şüphesiz delidir” dedi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Firavun, gerçekten de dedi, size gönderilen peygamberiniz, mutlaka deli.
Abdullah Parlıyan = Firavun: “Size gönderildiğini iddia eden Rasûlünüz, düpedüz deli” dedi.
Adem Uğur = Firavun: Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir, dedi.
Ahmed Hulusi = (Firavun) dedi ki: "Size irsâl olunan bu Rasûlünüz kesinlikle cinnî etki altındadır. " (Rasûllerin birçoğu hakikati dillendirdiğinde, cin etkisi altında olma ithamına maruz kalmıştır. A. H. )
Ahmet Tekin = Firavun:'Size özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere gönderilen Rasulünüz kesinlikle cinlere mahkûm olmuş biridir, delidir' dedi.
Ahmet Varol = (Firavun): 'Size gönderilmiş olan elçiniz mutlaka delidir' dedi.
Ali Bulaç = (Firavun) Dedi ki: "Şüphesiz size gönderilmiş bulunan elçiniz, gerçekten bir delidir."
Ali Fikri Yavuz = Firavun: “- Her halde size gönderilen peygamberiniz (!) ancak bir delidir.” dedi.
Ali Ünal = Firavun, (yine etrafındakilere dönerek): “Size gönderilen bu elçi var ya, gerçekten bir deli!” dedi.
Bayraktar Bayraklı = Firavun, “Size gönderilen peygamberiniz kesinlikle delidir” dedi.
Bekir Sadak = Firavun, cevresindekilere: «Size gonderilen peygamberiniz suphesiz delidir» dedi.
Celal Yıldırım = Fir'avn, «doğrusu size gönderilen elçinin elbette aklî dengesi bozuktur» dedi.
Cemal Külünkoğlu = (Firavun:) “Dikkat edin! Size gönderilen bu elçi kesinlikle bir delidir!” dedi.
Diyanet İşleri (eski) = Firavun, çevresindekilere: 'Size gönderilen peygamberiniz şüphesiz delidir' dedi.
Diyanet Vakfi = Firavun: Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir, dedi.
Edip Yüksel = Dedi ki, 'Size gönderilen elçi, kesinlikle bir deli.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Her halde size gönderilmiş olan resulünüz mutlak mecnun dedi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (Firavun): «Size gönderilen elçiniz mutlaka delidir.» dedi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (Firavun): «Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir» dedi.
Gültekin Onan = (Firavun) Dedi ki: "Şüphesiz size gönderilmiş bulunan elçiniz, gerçekten bir delidir."
Harun Yıldırım = Dedi ki: Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir,
Hasan Basri Çantay = (Fir'avn) «Her halde size gönderilen (bu) peygamberiniz, dedi, mutlak delidir».
Hayrat Neşriyat = (Fir'avun yine etrâfındakilere:) 'Size gönderilen bu elçiniz şübhe yok, mutlaka delidir!' dedi.
İbni Kesir = Firavun dedi ki: Size gönderilen peygamberiniz şüphesiz delidir.
Kadri Çelik = (Firavun) Dedi ki: “Şüphesiz size gönderilmiş bulunan elçiniz, gerçekten bir delidir.”
Muhammed Esed = (Firavun:) "Bu size gönderil(diğini iddia eden) rasulünüz düpedüz bir deli, bir kaçık!" dedi.
Mustafa İslamoğlu = (Firavun) dedi ki: "Size gönderil(diğini iddia ed)en elçiniz gerçekten de delinin tekiymiş."
Ömer Nasuhi Bilmen = (Fir'avun da) Dedi ki: «Size gönderilmiş olan resûlünüz, şüphe yok ki elbette bir mecnûndur.»
Ömer Öngüt = Firavun: “Size gönderilen peygamberiniz şüphesiz ki delidir. ” dedi.
Şaban Piriş = (Firavun ise:) -Size gönderilen elçi elbette delidir, dedi.
Sadık Türkmen = (Firavun) dedi ki: “Size gönderilen elçiniz, şüphesiz bir mecnundur.”
Seyyid Kutub = Firavun çevresindekilere: «Size peygamber olarak gönderilen bu adam kesinlikle bir delidir» dedi.
Suat Yıldırım = Firavun: "Dikkat edin! Size gönderilen bu elçi kesinlikle bir deli!"
Süleyman Ateş = (Fir'avn): "Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir" dedi.
Tefhim-ul Kuran = (Firavun) Dedi ki: «Şüphesiz size gönderilmiş bulunan elçiniz, gerçekten bir delidir.»
Ümit Şimşek = Firavun 'Size gönderilen peygamberiniz kesinlikle delinin biri' dedi.
Yaşar Nuri Öztürk = Firavun dedi: "Şu size gönderilmiş bulunan resulünüz gerçekten tam bir deli."
İskender Ali Mihr = (Firavun): “Muhakkak ki size gönderilmiş olan resûlünüz mutlaka mecnundur (delidir).” dedi.
İlyas Yorulmaz = Firavun “ Size gönderilmiş olan elçi, geçekten delinin biri” dedi.
قَالَ رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَا إِن كُنتُمْ تَعْقِلُونَ
Şu’arâ / 28 -
Kâle rabbul meşrikı vel magribi ve mâ beynehumâ, in kuntum ta’kılûn(ta’kılûne).
Diyanet İşleri = Mûsâ, “O, doğunun da batının da ve ikisi arasındaki her şeyin de Rabbidir. Eğer düşünüyorsanız bu, böyledir” dedi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Mûsâ, doğunun da Rabbidir dedi, batının da ve ikisi arasında bulunanların da düşünüp akıl ediyorsanız.
Abdullah Parlıyan = Fakat Musa onun sözlerine aldırış etmeden devamla: “Doğunun, batının ve bu ikisi arasında kalan her yerin ve herşeyin Rabbidir O. Eğer aklınızı kullanırsanız, bu gerçeği kavrayabilirsiniz” dedi.
Adem Uğur = Musa devamla şunu söyledi: Şayet aklınızı kullansanız (anlarsınız ki), O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir.
Ahmed Hulusi = (Musa) dedi ki: "Doğu, batı ve ikisi arasındaki her şeyin Rabbi. . . Eğer aklınızı kullanıyorsanız!"
Ahmet Tekin = Mûsâ: 'Aklınız başınızdaysa, eşyanın hakikatini, kâinatın yaratılışındaki nihai sebebi kavramışsanız eğer, doğunun, batının ve ikisi arasında bulunanların Rabbi.' dedi.
Ahmet Varol = (Musa): 'O doğunun, batının ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir. Eğer akıl edebiliyorsanız' dedi.
Ali Bulaç = "Eğer aklınızı kullanabiliyorsanız, O, doğunun da, batının da ve bunlar arasında olan her şeyin de Rabbidir" dedi (Musa).
Ali Fikri Yavuz = Mûsa dedi ki: “- O doğu ile batının ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir; eğer aklınız varsa, anlarsınız.”
Ali Ünal = Musa, (yine aldırmadan) devam etti: “O, doğunun, batının ve bu ikisi arasında yer alan her şeyin de Rabbidir. Eğer gerçekten düşünüp akledebiliyorsanız, böyledir.”
Bayraktar Bayraklı = Mûsâ, “ Eğer düşünüp anlarsanız O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir” dedi.
Bekir Sadak = Musa: «Eger akledebilen kimselerseniz bilin ki O, dogunun, batinin ve ikisinin arasinda bulananlarin Rabbidir» dedi.
Celal Yıldırım = Musâ, «eğer aklınızı kullanabiliyorsanız, (bilin ki) O, doğunun da, batının da, ikisi arasındaki şeylerin de Rabbıdır; (bütün bunları yaratıp meydana getiren, terbiye edip kemâle erdirendir).» dedi.
Cemal Külünkoğlu = (Musa:) “O, doğunun da batının da ve ikisi arasındaki her şeyin de Rabbidir. Eğer aklınız varsa, anlarsınız” dedi.
Diyanet İşleri (eski) = Musa: 'Eğer akledebilen kimselerseniz bilin ki O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir' dedi.
Diyanet Vakfi = Musa devamla şunu söyledi: Şayet aklınızı kullansanız (anlarsınız ki), O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir.
Edip Yüksel = Dedi ki, 'Aklınızı kullanıyorsanız, O doğunun, batının ve aralarındakilerin de Rabbidir.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Meşrık ve Mağrıbın ve bütün aralarındakilerin rabbı, eğer siz âkıl iseniz dedi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (Musa): «O, doğunun, batının ve bunların arasındaki herşeyin Rabbidir, eğer düşünüyorsanız.» dedi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Musa devamla şöyle söyledi: «Şayet aklınızı kullansanız (anlarsınız ki), O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir.»
Gültekin Onan = "Eğer aklediyorsanız , O, doğunun da, batının da ve bunlar arasında olan her şeyin de rabbidir" dedi (Musa).
Harun Yıldırım = Dedi ki: Şayet aklınızı kullansanız, O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir.
Hasan Basri Çantay = (Muusâ yine devamla) dedi ki: «(O) Meşrıkla mağribin ve ikisi arasında bulunan her şeylerin Rabbidir. Eğer aklınızı kullanırsanız (idrâk edersiniz)».
Hayrat Neşriyat = (Mûsâ:) '(O,) doğunun ve batının ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir! Eğer aklınızı kullanırsanız (bunu siz de anlarsınız)!' dedi.
İbni Kesir = O da: Eğer aklınızı başınıza alırsanız; doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbıdır, dedi.
Kadri Çelik = (Musa,) “Eğer aklınızı kullanabiliyorsanız, O, doğunun da batının da ve bunlar arasında olan her şeyin de Rabbidir” dedi.
Muhammed Esed = (Fakat Musa sözlerine devamla:) "Doğunun, batının ve bu ikisi arasında kalan her yerin Rabbidir O; tabii (bunu) eğer aklınızı kullanırsanız (kavrayabilirsiniz)!" dedi.
Mustafa İslamoğlu = (Musa) dedi ki: "Eğer kafanızı çalıştırırsanız anlayabilirsiniz ki O, doğunun, batının ve bu ikisi arasında kalan her varlığın Rabbidir!"
Ömer Nasuhi Bilmen = (Hazreti Mûsa da) Dedi ki: «Maşrıkın ve mağrıbın ve bunların aralarında olanların Rabbidir. Eğer siz âkilâne düşünürler oldunuz iseniz.»
Ömer Öngüt = Musa: “Eğer aklınızı kullanacaksanız, bilin ki O; doğunun da batının da, ikisinin arasında bulunanların da Rabbidir. ” dedi.
Şaban Piriş = -Eğer aklınızı kullanırsanız (anlarsınız ki) O, doğunun, batının ve arasındakilerin sahibi / Rabbi’dir, dedi.
Sadık Türkmen = Musa dedi ki: 'O doğunun, batının ve ikisi arasındakilerin de Rabbidir-eğer akıl edebiliyorsanız.'
Seyyid Kutub = Musa, «Eğer düşünme yeteneğiniz varsa anlarsınız ki, O doğunun, batının ve bu ikisi arasındaki bütün varlıkların Rabbidir.» dedi.
Suat Yıldırım = Mûsâ: "O doğunun da, batının da, doğu ile batı arasındaki her şeyin de Rabbidir. Aklınız varsa bunu anlarsınız."
Süleyman Ateş = (Mûsâ): "Eğer düşünürseniz O, doğunun batının ve bunlar arasında bulunanların da Rabbidir" dedi.
Tefhim-ul Kuran = «Eğer aklınızı kullanabiliyorsanız, O, doğunun da, batının da ve bunlar arasında olan her şeyin de Rabbidir» dedi (Musa).
Ümit Şimşek = Musa dedi ki: 'O doğunun, batının ve ikisi arasındakilerin de Rabbidir-eğer akıl edebiliyorsanız.'
Yaşar Nuri Öztürk = Mûsa dedi: "Eğer aklınızı işletirseniz O, doğunun, batının ve bunlar arasındakilerin de Rabbidir."
İskender Ali Mihr = (Musa A.S): “Eğer akletmiş olsanız, şarkın ve garbın (doğunun ve batının) ve ikisi arasındakilerin de Rabbidir.” dedi.
İlyas Yorulmaz = Musa “Eğer aklınızı kullanırsanız, Allah’ın doğunun, batının ve ikisi arasında olanlarında Rabbi olduğunu anlarsınız” dedi.
قَالَ لَئِنِ اتَّخَذْتَ إِلَهًا غَيْرِي لَأَجْعَلَنَّكَ مِنَ الْمَسْجُونِينَ
Şu’arâ / 29 -
Kâle leinittehazte ilâhen gayrî le ec’alenneke minel mescûnîn(mescûnîne).
Diyanet İşleri = Firavun, “Eğer benden başka bir ilâh edinirsen, andolsun seni zindana atılanlardan ederim.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Firavun, eğer dedi, benden başka bir mâbut kabûl edersen seni mutlaka zindana atılmışlara katarım, hapsederim.
Abdullah Parlıyan = Firavun: “Bak” dedi. “Eğer benden başka bir ilah benimsersen, seni mutlaka hapse attırırım.”
Adem Uğur = Firavun: Benden başkasını tanrı edinirsen, andolsun ki seni zindanlıklardan ederim! dedi.
Ahmed Hulusi = (Firavun) dedi ki: "Andolsun ki, eğer benim gayrımı tanrı edinirsen, seni zindana attırırım!"
Ahmet Tekin = Firavun: 'Benden başka tanrı edinirsen eğer, kesinlikle seni zindana kapatılanların arasına koyarım' dedi.
Ahmet Varol = (Firavun): 'Andolsun eğer benden başka ilâh edinirsen seni mutlaka zindana atılanlardan eyleyeceğim' dedi.
Ali Bulaç = (Firavun) dedi ki: "Andolsun, benim dışımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım."
Ali Fikri Yavuz = Firavun şöyle dedi: “- Yemin ederim ki, eğer benden başka bir ilâh edinirsen, mutlak ve muhakkak seni zindanda bulunan kimselerden yaparım.”
Ali Ünal = Firavun, tehdide başvurdu: “(Bak Musa,) eğer benden başka bir ilâh edinecek olursan, var ya, hiç şüphen olmasın ki seni zindana tıkarım.”
Bayraktar Bayraklı = Firavun, “Eğer benden başka tanrı edinirsen, seni kesinlikle hapsederim” dedi.
Bekir Sadak = Firavun: «Benden baskasini tanri edinirsen, and olsun ki seni zindanlik ederim» dedi.
Celal Yıldırım = Fir'avn, «eğer benden başka ilâh edinirsen, elbette seni zindanlıklardan ederim» dedi.
Cemal Külünkoğlu = (Firavun:) “Eğer benden başka bir ilah edinirsen yemin ederim ki, seni hapse attırırım” dedi.
Diyanet İşleri (eski) = Firavun: 'Benden başkasını tanrı edinirsen, and olsun ki seni zindanlık ederim' dedi.
Diyanet Vakfi = Firavun: Benden başkasını tanrı edinirsen, andolsun ki seni zindanlıklardan ederim! dedi.
Edip Yüksel = Dedi ki, 'Benden başka bir tanrı (otorite) edinirsen seni hapis cezasına çarpacağım.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Yemin ederim ki dedi: eğer benden başka bir ilâh tutarsan seni mutlak ve muhakkak zindandakilerden ederim
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (Firavun): «Andolsun ki, eğer benden başkasını tanrı edinirsen, seni kesinlikle zindana kapatılmışlardan ederim?» dedi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Firavun: «Benden başkasını ilâh tutarsan, andolsun ki seni zindana kapatılmışlardan ederim» dedi.
Gültekin Onan = (Firavun) dedi ki: "Andolsun, benim dışımda bir tanrı edinecek olursan seni mutlaka hapse atacağım."
Harun Yıldırım = Firavun: Benden başkasını tanrı edinirsen, andolsun ki seni zindanlıklardan ederim! dedi.
Hasan Basri Çantay = (Fir'avn): «Andolsun, dedi, eğer benden başka bir Tanrı edinirsen seni muhakkak ve muhakkak zindana girenlerden ederim».
Hayrat Neşriyat = (Fir'avun:) 'Yemin olsun ki benden başkasını ilâh edinirsen, seni mutlaka zindana atılanlardan ederim!' dedi.
İbni Kesir = Firavun dedi ki: Benden başka bir tanrı edinirsen; şüphesiz seni hapse atılanlardan kılarım.
Kadri Çelik = (Firavun) Dedi ki: “Şüphesiz benim dışımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım.”
Muhammed Esed = (Firavun:) "Bak", dedi, eğer benden başka bir tanrı benimsersen, seni mutlaka hapse attırırım!"
Mustafa İslamoğlu = (Firavun) dedi ki: "Eğer sen benden başka bir ilahta ısrar edersen, seni kesinlikle mahpuslar arasına katarım!"
Ömer Nasuhi Bilmen = (Fir'avun) Dedi ki: «Andolsun, eğer benden başka ilâh ittihaz etmiş oldun isen elbette seni zindana atılmışlardan kılarım.
Ömer Öngüt = Firavun: “Benden başkasını ilâh edinirsen, andolsun ki seni zindanlık ederim. ” dedi.
Şaban Piriş = -Eğer benden başka bir ilah edinirsen, seni elbette zindana atılanlardan edeceğim! dedi (Firavun).
Sadık Türkmen = (Firavun) dedi ki: “Şayet, benden başka bir ilâh/tanrı edinirsen, seni hapsedilenlerden yapacağım.”
Seyyid Kutub = Firavun «Eğer benden başka bir ilah edinirsen yemin ederim ki, seni hapse attırırım» dedi.
Suat Yıldırım = Firavun, Mûsâ’ya cevaben: "Eğer benden başka tanrı kabul edersen mutlaka seni zindanlık ederim!" dedi.
Süleyman Ateş = (Fir'avn ey Mûsâ): "Andolsun ki benden başka tanrı edinirsen, seni mutlaka zindana atılanlardan yapacağım" dedi.
Tefhim-ul Kuran = (Firavun) Dedi ki: «Andolsun, benim dışımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım.»
Ümit Şimşek = Firavun 'Benden başka tanrı edinirsen seni hapse tıkarım' dedi.
Yaşar Nuri Öztürk = Dedi: "Benden başka ilah edinirsen, yemin olsun seni zındanlıklar arasına atarım."
İskender Ali Mihr = (Firavun): “Eğer gerçekten benden başka bir ilâh edinirsen, seni mutlaka zindana atılanlardan kılarım.”
İlyas Yorulmaz = Firavun Musa ya “Eğer benden başka bir ilah edinirsen, seni hapishanelere attırırım” dedi
قَالَ أَوَلَوْ جِئْتُكَ بِشَيْءٍ مُّبِينٍ
Şu’arâ / 30 -
Kâle e ve lev ci’tuke bi şey’in mubîn(mubînin).
Diyanet İşleri = Mûsâ, “Sana apaçık bir delil getirmiş olsam da mı?” dedi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Mûsâ, ya sana dedi, apaçık bir delil gösterirsem,
Abdullah Parlıyan = Musa: “Size gerçeği bütün açıklığıyla ortaya koyan birşey getirmiş olsamda mı?” dedi.
Adem Uğur = Musa: Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı? dedi.
Ahmed Hulusi = (Musa) dedi ki: "Apaçık bir şey ile (apaçık bir delil olarak) sana gelmişsem de mi?"
Ahmet Tekin = Mûsâ: 'Sana hak peygamber olduğumu teyit eden apaçık bir mucize getirmiş olsam da mı?' dedi.
Ahmet Varol = (Musa): 'Sana apaçık bir şey getirirsem de mi?' dedi.
Ali Bulaç = (Musa) Dedi ki: "Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?"
Ali Fikri Yavuz = Mûsa dedi ki: “- Sana, peygamberliğimi apaçık isbat edecek bir delil (mucize) getirdimse de mi, (beni zindana atacaksın)?”
Ali Ünal = Musa, “Sana (söylediklerimin doğruluğunu ispat eden) apaçık bir delille gelmiş olsam da mı?” diye karşılık verdi.
Bayraktar Bayraklı = Mûsâ, “Sana apaçık bir mucize getirirsem de mi?” dedi.
Bekir Sadak = Musa: «Sana apacik bir sey getirmis isem de mi?» dedi.
Celal Yıldırım = Musâ ona : «Sana açık-seçik bir belge (ve mu'cize) getirsem de mi ?» dedi.
Cemal Külünkoğlu = (Musa:) “Sana apaçık bir delil getirmiş olsam da mı?” dedi.
Diyanet İşleri (eski) = Musa: 'Sana apaçık bir şey getirmiş isem de mi?' dedi.
Diyanet Vakfi = Musa: Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı? dedi.
Edip Yüksel = Dedi ki, 'Size apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?'
Elmalılı Hamdi Yazır = Ya, dedi: sana apaçık isbat edecek bir şey getirdimse de mi?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (Musa Firavun'a): «Sana apaçık bir şey (delil) getirdimse de mi?» dedi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Musa sordu: «Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?»
Gültekin Onan = (Musa) Dedi ki: "Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?"
Harun Yıldırım = Dedi ki: Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?
Hasan Basri Çantay = (Muusâ) dedi ki: «Sana apaçık bir şey getirdimse de mi (zindana atacaksın)»?
Hayrat Neşriyat = (Mûsâ:) 'Sana (peygamberliğimi) apaçık bildiren bir şey (bir mu'cize) getirmişolsam da mı?' dedi.
İbni Kesir = Sana apaçık bir şeyle gelmişsem de mi? dedi.
Kadri Çelik = (Musa) Dedi ki: “Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?”
Muhammed Esed = (Musa:) "Size gerçeği bütün açıklığıyla ortaya koyan bir şey getirmiş olsam da, öyle mi?" dedi.
Mustafa İslamoğlu = (Musa) dedi ki: "Sana, (hakikati) bütün açıklığıyla ortaya koyan bir şeyle gelmiş olsam da mı?"
Ömer Nasuhi Bilmen = Mûsa aleyhisselâm da dedi ki: «Ben sana apaçık bir şey getirmiş olunca da mı beni zindana atacaksın!»
Ömer Öngüt = Musa: “Sana apaçık bir şey getirmiş isem de mi?” dedi.
Şaban Piriş = -Sana, apaçık bir şey getirmiş olsam da mı? dedi.
Sadık Türkmen = (Musa) dedi ki: “Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?!”
Seyyid Kutub = Musa «Sana doğru söylediğimi kanıtlayan apaçık bir delil göstersem de mi? dedi.
Suat Yıldırım = "Ya" dedi, "sana doğruluğumu ispatlayan âşikâr bir delil getirmiş olsam da mı?"
Süleyman Ateş = (Mûsâ, peki): "Sana (doğruluğumu) kanıtlayan apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?" dedi.
Tefhim-ul Kuran = (Musa) Dedi ki: «Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?»
Ümit Şimşek = Musa 'Apaçık bir delil getirecek olsam da mı?' dedi.
Yaşar Nuri Öztürk = Mûsa dedi: "Ya sana gerçeği gösteren birşey getirmişsem!"
İskender Ali Mihr = (Musa A.S): “Sana apaçık bir şey getirsem de mi?” dedi.
İlyas Yorulmaz = Musa “Peki sana apaçık bir kanıt getirirsem demi (hapsedersin) ?” dedi.
قَالَ فَأْتِ بِهِ إِن كُنتَ مِنَ الصَّادِقِينَ
Şu’arâ / 31 -
Kâle fe’ti bihî in kunte mines sâdikîn(sâdikîne).
Diyanet İşleri = Firavun, “Doğru söyleyenlerden isen haydi getir onu,” dedi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Firavun, doğru söyleyenlerdensen hadi dedi, göster onu.
Abdullah Parlıyan = Firavun: “Eğer doğru sözlü biriysen, haydi çıkar ortaya o dediğini” diye cevap verdi.
Adem Uğur = Firavun: Doğru söyleyenlerden isen, haydi getir onu! diye karşılık verdi.
Ahmed Hulusi = (Firavun) dedi ki: "Hadi göster bakalım, eğer doğru söyleyenlerden isen?"
Ahmet Tekin = Firavun: 'İddianda doğru isen, dediğini yap, bakalım' dedi.
Ahmet Varol = (Firavun): 'Eğer doğru söyleyenlerdensen getir onu' dedi.
Ali Bulaç = (Firavun) Dedi ki: "Eğer doğru sözlü isen, onu getir."
Ali Fikri Yavuz = Firavun: “- Eğer doğru söyliyenlerdensen, haydi getir onu.” dedi.
Ali Ünal = “Haydi, doğruyu söylüyorsan, o zaman göster o delilini!” dedi Firavun.
Bayraktar Bayraklı = Firavun, “Eğer doğru söylüyorsan, haydi getir onu!” dedi.
Bekir Sadak = Firavun: «Dogru sozlulerden isen haydi getir» dedi.
Celal Yıldırım = Fir'avn, «eğer doğru kişilerden isen haydi o belgeyi getir!» dedi.
Cemal Külünkoğlu = (Firavun:) “Eğer doğru sözlü biriysen, haydi, çıkar ortaya o dediğini!” diye cevap verdi.
Diyanet İşleri (eski) = Firavun: 'Doğru sözlülerden isen haydi getir' dedi.
Diyanet Vakfi = Firavun: Doğru söyleyenlerden isen, haydi getir onu! diye karşılık verdi.
Edip Yüksel = Dedi ki, 'Doğru sözlüysen getir bakalım onu.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Haydi, dedi: getir onu bakayım sadıklardan isen
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (Firavun): «Haydi onu getir bakayım, doğrulardan isen» dedi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Firavun: «Haydi getir onu bakayım, doğrulardan isen» dedi.
Gültekin Onan = (Firavun) Dedi ki: "Eğer doğru sözlü isen, onu getir."
Harun Yıldırım = Firavun: Doğru söyleyenlerden isen, haydi getir onu! diye karşılık verdi.
Hasan Basri Çantay = (Fir'avn): «Doğru söyleyenlerdensen haydi getir onu» dedi.
Hayrat Neşriyat = (Fir'avun:) 'Eğer (iddiânda) doğru kimselerden isen, haydi onu getir!' dedi.
İbni Kesir = Firavun: Eğer doğru söylüyorsan, haydi getir onu, dedi.
Kadri Çelik = (Firavun) Dedi ki: “Eğer doğru sözlülerden isen, haydi onu getir (de görelim).”
Muhammed Esed = (Firavun:) "Eğer doğru sözlü biriysen, haydi, çıkar ortaya o dediğini!" diye cevap verdi.
Mustafa İslamoğlu = (Firavun) dedi ki: "Eğer doğru sözlü biriysen, haydi o zaman çıkar ortaya onu!"
Ömer Nasuhi Bilmen = Fir'avun da dedi ki: «Haydi onu getir, eğer sen sâdıklardan oldun isen.»
Ömer Öngüt = Firavun: “Eğer doğru söylüyorsan haydi getir onu!” dedi.
Şaban Piriş = -Haydi doğru söylüyorsan onu getir, bakalım! dedi.
Sadık Türkmen = (Firavun) dedi ki: “Eğer doğrulardan isen onu getir.”
Seyyid Kutub = Firavun «Eğer doğru söylüyorsan kanıtını göster bakalım» dedi.
Suat Yıldırım = "Haydi, dedi, doğru söylüyorsan, göster o belgeni de görelim!"
Süleyman Ateş = (Fir'avn): "Eğer doğrulardansan onu getir (bakalım)," dedi.
Tefhim-ul Kuran = (Firavun) Dedi ki: «Eğer doğru sözlülerden isen, onu getir.»
Ümit Şimşek = Firavun 'Doğru söylüyorsan getir bakalım' dedi.
Yaşar Nuri Öztürk = Dedi: "Hadi getir onu ortaya, eğer doğru sözlülerden isen!"
İskender Ali Mihr = (Firavun): “Öyleyse sen, sadıklardan (doğru söyleyenlerden) isen, onu getir.” dedi.
İlyas Yorulmaz = Firavun “Eğer doğru söylüyorsan getir bakalım” dedi.
فَأَلْقَى عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ ثُعْبَانٌ مُّبِينٌ
Şu’arâ / 32 -
Fe elkâ asâhu fe izâ hiye su’bânun mubîn(mubînun).
Diyanet İşleri = Bunun üzerine Mûsâ, asasını attı, bir de ne görsünler, asa açıkça kocaman bir yılan olmuş.
Abdulbaki Gölpınarlı = Mûsâ, sopasını attı, sopa hemen apaçık görünen koca bir ejderhâ oldu.
Abdullah Parlıyan = Bunun üzerine Musa, asâsını yere bıraktı, bir de ne görsünler, her haliyle koskoca bir ejderha.
Adem Uğur = Bunun üzerine Musa asâsını atıverdi; bir de ne görsünler, asâ apaçık koca bir yılan (oluvermiş)!
Ahmed Hulusi = (Musa da) asasını bıraktı; birden o kesinlikle yılan olarak göründü!
Ahmet Tekin = Mûsâ asâsını attı. Bir de ne görsünler, asâ, aşikâre bir ejderha oluverdi.
Ahmet Varol = Bunun üzerine (Musa) asasını attı ve bir anda apaçık bir yılan oluverdi.
Ali Bulaç = Bunun üzerine asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, açıkça bir ejderha oluverdi.
Ali Fikri Yavuz = Bunun üzerine Mûsa asâsını bırakıverdi; apaçık bir ejderha oluverdi.
Ali Ünal = Bunun üzerine Musa asâsını yere bırakıverdi. Bir de ne görsünler: Asâ, her haliyle büyük bir yılan oluvermiş.
Bayraktar Bayraklı = Bunun üzerine Mûsâ, asasını yere attı. Bir de ne görsünler, asa apaçık koca bir yılan oluverdi.
Bekir Sadak = Bunun uzerine Musa degnegini atti, besbelli bir yilan oluverdi.
Celal Yıldırım = Bunun üzerine Musâ, Asâ'sını yere bırakıverdi, derken o çok açık ve belirgin ölçüde bir ejderha (oluverdi).
Cemal Külünkoğlu = Bunun üzerine (Musa) asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, açıkça bir ejderha oluverdi.
Diyanet İşleri (eski) = Bunun üzerine Musa değneğini attı, besbelli bir yılan oluverdi.
Diyanet Vakfi = Bunun üzerine Musa asâsını atıverdi; bir de ne görsünler, asâ apaçık koca bir yılan (oluvermiş)!
Edip Yüksel = Değneğini atınca apaçık bir yılan oluverdi.
Elmalılı Hamdi Yazır = Bunun üzerine Asasını bırakıverdi, apaçık bir ejderha kesiliverdi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Bunun üzerine (Musa) asasını bırakıverdi; apaçık bir ejderha oluverdi;
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Bunun üzerine Musa asâsını bırakıverdi; apaçık bir ejderha oluverdi.
Gültekin Onan = Bunun üzerine asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, açıkça bir ejderha oluverdi.
Harun Yıldırım = Bunun üzerine Musa asâsını atıverdi; bir de ne görsünler, asâ apaçık koca bir yılan (oluvermiş)!
Hasan Basri Çantay = Bunun üzerine (Muusâ) asaasını bırakıverdi. Birde (ne görsünler) o, apaçık bir ejderha!
Hayrat Neşriyat = Bunun üzerine (Mûsâ) asâsını (yere) bıraktı; bir de baktılar ki o, apaçık bir ejderhâdır!
İbni Kesir = Bunun üzerine o asasını attı, bir de ne görsün; apaçık bir ejderhadır.
Kadri Çelik = Bunun üzerine asasını bırakıverdi, (bir de ne görsün) o, açıkça bir ejderha oluverdi.
Muhammed Esed = Bunun üzerine (Musa) asasını yere bıraktı, bir de ne görsünler, (her haliyle) düpedüz bir yılan!
Mustafa İslamoğlu = Bunun üzerine asasını bıraktı; fakat o da ne, bu besbelli ki kocaman bir yılan!
Ömer Nasuhi Bilmen = Bunun üzerine asasını bırakıverdi, o hemen bir apaçık ejderha kesildi.
Ömer Öngüt = Bunun üzerine Musa asasını attı. O ansızın bir yılan oluverdi.
Şaban Piriş = Bunun üzerine Musa asasını atmış ve o da hemen apaçık bir yılan oluvermişti.
Sadık Türkmen = O, asasını atıverdi, bir de baktılar ki; o, apaçık bir ejderha!
Seyyid Kutub = Bunun üzerine Musa elindeki değneği yere attı, değnek o anda sahici bir yılan oluverdi.
Suat Yıldırım = Bunun üzerine Mûsa asâsını yere attı. Bir de ne görsünler: Değnek her haliyle tam bir ejderha oluvermiş!
Süleyman Ateş = (Mûsâ), asâsını attı, bir de (baktılar ki) o apaçık bir ejderha!
Tefhim-ul Kuran = Bunun üzerine asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, açıkça bir ejderha oluverdi.
Ümit Şimşek = Musa asâsını yere bıraktığında o koca bir yılan kesiliverdi.
Yaşar Nuri Öztürk = O da asasını attı. Bir de ne görsünler, asa korkunç bir ejderha oluvermiş.
İskender Ali Mihr = Bunun üzerine Musa (A.S) asasını attı. O zaman o, apaçık (gerçek) bir yılan oldu.
İlyas Yorulmaz = Sonra Musa değneğini yere attı, değnek birden bire açıkça bir yılan oldu.
وَنَزَعَ يَدَهُ فَإِذَا هِيَ بَيْضَاء لِلنَّاظِرِينَ
Şu’arâ / 33 -
Ve nezea yedehu fe izâ hiye beydâu lin nâzırîn(nâzırîne).
Diyanet İşleri = Elini koynundan çıkardı, bir de ne görsünler, bakanlara bembeyaz olmuş.
Abdulbaki Gölpınarlı = Elini koynundan çıkardı, derhal bakanlara parıl parıl parlayan bembeyaz bir el göründü.
Abdullah Parlıyan = Ve elini koynundan çıkardı, bir de ne görsünler, bakanlar için bembeyaz ışık saçan bir lamba gibi oluvermiş.
Adem Uğur = Elini de (koynundan) çıkardı; o da seyredenlere bembeyaz görünen (nur saçan bir şey oluvermiş)!
Ahmed Hulusi = (Musa) elini çekip çıkardı (gömleğinden), bakanlar bembeyaz gördü!
Ahmet Tekin = Elini koynundan çıkardı. Bir de ne görsünler! Bakanlara bembeyaz, ışıl ışıl göründü.
Ahmet Varol = Ardından elini çıkardı. O da bakanlara bembeyaz görünüverdi.
Ali Bulaç = Elini de çekip çıkardı, bir de (ne görsün) o, bakanlar için 'parlayıp aydınlanıvermiş'.
Ali Fikri Yavuz = Bir de elini çekti çıkardı; o da, bakanlara bembeyaz (nur saçan bir el) kesiliverdi.
Ali Ünal = Bir de, sağ elini koynundan çıkarıverdi ki, bakanların gözlerini kamaştıracak derecede parlak mı parlak!
Bayraktar Bayraklı = Elini de koynundan çıkardı, bir de ne görsünler; bembeyaz olmuş.
Bekir Sadak = Elini cikardi, bakanlara bembeyaz gorundu. *
Celal Yıldırım = Ve elini çekip çıkardı derken o durup bakanlara (pırıl pırıl ışık veren) bembeyaz (bir görünüme büründü).
Cemal Külünkoğlu = Ve elini (koynundan) çekip çıkardı ki bakanların gözlerini kamaştıracak kadar bembeyaz (olmuş)!
Diyanet İşleri (eski) = Elini çıkardı, bakanlara bembeyaz göründü.
Diyanet Vakfi = Elini de (koynundan) çıkardı; o da seyredenlere bembeyaz görünen (nur saçan bir şey oluvermiş)!
Edip Yüksel = Elini çıkarınca bakanlara bembeyaz görünüverdi.
Elmalılı Hamdi Yazır = Bir de elini çekti çıkardı, o da bakanlara bembeyaz oluverdi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = bir de elini (koynundan) çekti çıkardı, o da bakanlara bembeyaz oluverdi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Elini de (koynundan) çekti çıkardı; bakanlara bembeyaz (görünen, nur saçan bir şey) oluverdi.
Gültekin Onan = Elini de çekip çıkardı, bir de (ne görsün) o, bakanlar için 'parlayıp aydınlanıvermiş'.
Harun Yıldırım = Elini de çıkardı; o da seyredenlere bembeyaz görünen!
Hasan Basri Çantay = Elini de çekib çıkardı. Bir de (ne görsünler) bu, temâşâ edenler için bembeyaz (ve nuur saçan bir el) dir.
Hayrat Neşriyat = Ve elini (koynundan) çıkardı; bir de gördüler ki o, bakanlara bembeyaz (parlayan, ışık saçan bir el)dir.
İbni Kesir = Elini çıkardı, bir de ne görsün; bakanlara bembeyazdır.
Kadri Çelik = Elini de çekip çıkardı, (bir de ne görsün) bakanlara bembeyaz oluverdi.
Muhammed Esed = Sonra elini ortaya çıkardı; bakanlar ne görsünler, bembeyazdı.
Mustafa İslamoğlu = Ve elini çıkardı, fakat o da ne, bu bakanların (gözünü kamaştıran) bir beyazlık!
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve elini çekip çıkardı. Hemen o, nazar edenlere karşı bembeyaz (kesilmiş) idi.
Ömer Öngüt = Bir de elini çıkardı, bakanlara parıl parıl parlayan bir şey oluverdi.
Şaban Piriş = Elini çekip çıkardı o da bakanlara bembeyaz oluverdi.
Sadık Türkmen = Elini çıkardı, bir de ne görsünler; o, bakanlar için bembeyaz bir şey!
Seyyid Kutub = Ve elini yeninin altından çıkardı; bakanlar, onun ak bir parıltı saçtığını gördüler.
Suat Yıldırım = Bir de elini koynundan çıkardı ki bakanların gözlerini kamaştıracak kadar parlak mı parlak!
Süleyman Ateş = Elini (koltuğunun altından) çıkardı; o da, bakanlara parıl parıl parlayan bir şey oluverdi.
Tefhim-ul Kuran = Elini de çekip çıkardı, bir de (ne görsün) o, bakanlar için 'parlayıp aydınlanıvermiş.'
Ümit Şimşek = Elini çıkardı; o da bakanların gözlerini alan bir beyazlıktı.
Yaşar Nuri Öztürk = Elini çıkardı, o da anında seyredenler önünde bembeyaz kesildi.
İskender Ali Mihr = Ve elini çıkardı. İşte o zaman onu seyredenler için o, bembeyaz (nurlu) oldu.
İlyas Yorulmaz = Elini çıkarınca, Musa nın eli bakanlara bembeyaz göründü.
قَالَ لِلْمَلَإِ حَوْلَهُ إِنَّ هَذَا لَسَاحِرٌ عَلِيمٌ
Şu’arâ / 34 -
Kâle lil melei havlehû inne hâzâ le sâhırun alîm(alîmun).
Diyanet İşleri = Firavun, çevresindeki ileri gelenlere, “Şüphesiz bu, bilgin bir sihirbazdır” dedi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Firavun, yanındaki ileri gelenlere, gerçekten de dedi, bu, pek bilgili bir büyücü.
Abdullah Parlıyan = Firavun, çevresindeki seçkinlere: “Doğrusu bu, gerçekten çok bilgili bir büyücü” dedi.
Adem Uğur = Firavun, çevresindeki ileri gelenlere: Bu, dedi, doğrusu çok bilgili bir sihirbaz!
Ahmed Hulusi = (Firavun) çevresindeki ileri gelenlerine dedi ki: "Muhakkak ki bu çok bilen bir sihirbaz. . . "
Ahmet Tekin = Firavun, etrafındaki devlet büyüklerine:'Bu, kesinlikle bilge bir sihirbaz' dedi.
Ahmet Varol = (Firavun) etrafındaki ileri gelenlere dedi ki: 'Şüphesiz bu bilgin bir büyücüdür.
Ali Bulaç = (Firavun,) Çevresindeki önde gelenlere: "Bu" dedi, "Doğrusu bilgin bir büyücüdür."
Ali Fikri Yavuz = Firavun, etrafındaki topluluğa dedi ki: “- Bu şüphe yok ki bilgiç bir büyücüdür;
Ali Ünal = Firavun, (meseleyi) etrafındaki (ileri gelenlere, danışma heyetine sundu ve) “Bu adam, gerçekten çok bilgin bir büyücü!” dedi.
Bayraktar Bayraklı = (34-35) Firavun çevresindeki ileri gelenlere, “Bu, doğrusu, çok bilgili bir sihirbazdır!” dedi. “Sizi sihriyle yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Şimdi ne buyurursunuz?”
Bekir Sadak = (34-35) Firavun cevresinde bulunan ileri gelenlere: «Dogrusu bu bilgin bir sihirbaz; sizi sihirle yurdunuzdan cikarmak istiyor; ne buyurursunuz? dedi.
Celal Yıldırım = Fir'avn, çevresindeki ileri gelenlere, «şüphesiz ki bu, bilgin bir sihirbazdır,
Cemal Külünkoğlu = (34-35) Firavun çevresinde bulunan ileri gelenlere: 'Doğrusu bu bilgin bir sihirbaz; sizi sihirle yurdunuzdan çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?' dedi.
Diyanet İşleri (eski) = Firavun, çevresindeki ileri gelenlere: Bu, dedi, doğrusu çok bilgili bir sihirbaz!
Diyanet Vakfi = Firavun, çevresindeki ileri gelenlere: Bu, dedi, doğrusu çok bilgili bir sihirbaz!
Edip Yüksel = Çevresindeki ileri gelenlere dedi ki, 'Bu, gerçekten çok usta bir büyücü imiş.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Etrafındaki cem'ıyyete bu, dedi: her halde bilgiç bir sihirbaz
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (Firavun) etrafındaki topluluğa: «Bu gerçekten bilgiç bir sihirbaz!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Firavun çevresinde bulunan ileri gelenlere: «Bu dedi, herhalde çok bilgili bir sihirbaz!»
Gültekin Onan = (Firavun,) Çevresindeki önde gelenlere: "Bu" dedi "Doğrusu bilgin bir büyücüdür."
Harun Yıldırım = Firavun, çevresindeki ileri gelenlere: Bu, dedi, doğrusu çok bilgili bir sihirbaz!
Hasan Basri Çantay = (Fir'avn), çevresindeki ileri gelenlere: «Hiç şübhesiz, dedi, bu mutlak çok bilen bir büyücüdür».
Hayrat Neşriyat = (Fir'avun) etrâfındaki ileri gelenlere: 'Şüb¬he¬siz ki bu, gerçekten bilgili bir sihirbazdır!' dedi.
İbni Kesir = Çevresinde bulunan ileri gelenlere dedi ki: Şüphesiz bu, belletilmiş bir büyücüdür.
Kadri Çelik = (Firavun) Çevresindeki önde gelenlere, “Bu” dedi. “Doğrusu bilgin bir büyücüdür.”
Muhammed Esed = (Firavun) çevresindeki seçkinlere: "Doğrusu bu gerçekten çok bilgili bir büyücü" dedi,
Mustafa İslamoğlu = (Firavun) etrafındaki gözde danışmanlara "Anlaşıldı" dedi, "bunun hayli bilgili bir büyücü olduğu kesin.
Ömer Nasuhi Bilmen = (34-35) (Fir'avun) Etrafındaki ileri gelenlere dedi ki: «Şüphe yok, bu elbette bir ziyâde bilgin sâhirdir. Sizi büyüsü ile yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Artık siz ne emredersiniz?»
Ömer Öngüt = Firavun çevresindeki ileri gelenlere dedi ki: “Doğrusu bu bilgin bir sihirbaz!”
Şaban Piriş = Etrafındaki ileri gelenlere: “Bu, muhakkak bilgin bir sihirbaz!” dedi.
Sadık Türkmen = Firavun çevresindeki ileri gelenlere dedi ki: “Şüphesiz bu bilgin bir büyücüdür.
Seyyid Kutub = Bunun üzerine Firavun, çevresindeki seçkin yakınlarına dedi ki, «bu adam bilgili bir büyücüdür»
Suat Yıldırım = Firavun etrafındakilere: "Bu adam, dedi, galiba usta bir sihirbaz!"
Süleyman Ateş = (Fir'avn), çevresindeki ileri gelenlere: "Bu dedi, bilgin bir büyücüdür."
Tefhim-ul Kuran = (Firavun) Çevresindeki önde gelenlere: «Bu dedi». «Doğrusu bilgin bir büyücüdür.»
Ümit Şimşek = Firavun etrafındaki adamlarına dedi ki: 'Bu çok bilgili bir büyücü.
Yaşar Nuri Öztürk = Firavun, çevresindeki kodamanlar konseyine şöyle dedi: "Bu adam gerçekten bilgin bir büyücü;
İskender Ali Mihr = (Firavun), etrafındaki ileri gelenlere: “Muhakkak ki bu, gerçekten bilgin bir sihirbazdır.” dedi.
İlyas Yorulmaz = Firavunun etrafındaki seçkinler “Bu adam gerçekten usta bir sihirbaz. ”
يُرِيدُ أَن يُخْرِجَكُم مِّنْ أَرْضِكُم بِسِحْرِهِ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ
Şu’arâ / 35 -
Yurîdu en yuhricekum min ardıkum bi sıhrihî fe mâzâ te’murûn(te’murûne).
Diyanet İşleri = “Sizi, yaptığı sihirle, yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Ne dersiniz?”
Abdulbaki Gölpınarlı = Sizi, büyüsüyle yurdunuzdan çıkarmak istiyor, ne buyurursunuz şimdi?
Abdullah Parlıyan = “Büyüsünün gücüyle, sizi ülkenizden çıkarmak istiyor. Ne buyurursunuz şimdi?”
Ahmed Hulusi = "Sihri ile sizi mekânınızdan çıkarmayı diliyor. . . Nedir öneriniz?"
Ahmet Tekin = 'Sizi, aklınızı etki altına alan sihiriyle topraklarınızdan çıkarmak istiyor. Şimdi ne buyurursunuz?'
Ahmet Varol = Büyüsüyle sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Buna göre ne buyurursunuz?'
Ali Bulaç = "Büyüsüyle sizi yurdunuzdan sürüp çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?"
Ali Fikri Yavuz = Büyüsü ile, sizi, yerinizden (Mısır arazisinden) çıkarmak istiyor; şimdi ne (yapmamı) emir edersiniz?”
Ali Ünal = “Yaptığı büyülerle sizi yerinizden, yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Bu durumda ne tavsiye edersiniz?”
Bayraktar Bayraklı = (34-35) Firavun çevresindeki ileri gelenlere, “Bu, doğrusu, çok bilgili bir sihirbazdır!” dedi. “Sizi sihriyle yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Şimdi ne buyurursunuz?”
Bekir Sadak = (34-35) Firavun cevresinde bulunan ileri gelenlere: «Dogrusu bu bilgin bir sihirbaz; sizi sihirle yurdunuzdan cikarmak istiyor; ne buyurursunuz? dedi.
Celal Yıldırım = Sizi kendi ülkenizden sihriyle çıkarmak istiyor; (ey ileri gelenler! Bu hususta) ne buyurursunuz ?» dedi.
Cemal Külünkoğlu = (34-35) (Firavun,) çevresindeki ileri gelenlere: “Şüphesiz bu, bilgin bir sihirbazdır. Sizi, yaptığı sihirle, yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Ne dersiniz?” dedi.
Diyanet İşleri (eski) = (34-35) Firavun çevresinde bulunan ileri gelenlere: 'Doğrusu bu bilgin bir sihirbaz; sizi sihirle yurdunuzdan çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?' dedi.
Diyanet Vakfi = Sizi sihiriyle yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Şimdi ne buyurursunuz?
Edip Yüksel = 'Büyüsüyle sizi toprağınızdan çıkarmak istiyor. Ne önerirsiniz?'
Elmalılı Hamdi Yazır = Sihrile sizi yerinizden çıkarmak istiyor, binaenaleyh ne emredersiniz?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Sizi sihriyle yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Şimdi ne buyurursunuz?» dedi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Sizi sihriyle yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Şimdi ne buyurursunuz?»
Gültekin Onan = "Büyüsüyle sizi yurdunuzdan sürüp çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?"
Harun Yıldırım = Sizi sihiriyle yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Şimdi ne buyurursunuz?
Hasan Basri Çantay = «Ki sizi büyüsiyle yerinizden (yurdunuzdan sürüb) çıkarmak diliyor. Şimdi (buna) ne buyurursunuz»?
Hayrat Neşriyat = 'Sihri ile sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Şimdi ne buyurursunuz?'
İbni Kesir = Sizi büyüsüyle memleketinizden çıkarmak istiyor. Ne dersiniz?
Kadri Çelik = “Büyüsüyle sizi yurdunuzdan sürüp çıkarmak istiyor; o halde ne buyurursunuz?”
Muhammed Esed = "büyüsünün gücüyle sizi ülkenizden çıkarmak istiyor. Bu durumda ne tavsiye edersiniz?"
Mustafa İslamoğlu = Büyüsüyle sizi kendi ülkenizden çıkarıp atmak istiyor; şu halde sizler ne önerirsiniz?"
Ömer Nasuhi Bilmen = (34-35) (Fir'avun) Etrafındaki ileri gelenlere dedi ki: «Şüphe yok, bu elbette bir ziyâde bilgin sâhirdir. Sizi büyüsü ile yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Artık siz ne emredersiniz?»
Ömer Öngüt = “Sizi sihiriyle memleketinizden çıkarmak istiyor. Ne dersiniz?”
Şaban Piriş = Sihirleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Ne buyurursunuz?
Sadık Türkmen = Büyüsüyle sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Ne buyurursunuz?”
Seyyid Kutub = Sizi büyücülüğü ile yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Peki ne buyuruyorsunuz?»
Suat Yıldırım = "Büyü gücü ile sizi yerinizden yurdunuzdan çıkarmak istiyor, ne buyurursunuz, görüşünüzü bildirin!"
Süleyman Ateş = "Büyüsüyle sizi toprağınızdan çıkarmak istiyor. Ne buyurursunuz?"
Tefhim-ul Kuran = «Büyüsüyle sizi yurdunuzdan sürüp çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?»
Ümit Şimşek = 'Büyüsüyle sizi ülkenizden çıkarmak istiyor. Ne tavsiye edersiniz?'
Yaşar Nuri Öztürk = Büyüsüyle sizi toprağınızdan çıkarmak istiyor. Ne diyorsunuz?"
İskender Ali Mihr = Sizi sihri ile yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Bu taktirde ne emredersiniz?
İlyas Yorulmaz = “Yaptığı sihirle sizi etkileyip yurdunuzdan çıkarmak istiyor” dediler. Firavun “Ne öneriyorsunuz” dedi.
قَالُوا أَرْجِهِ وَأَخَاهُ وَابْعَثْ فِي الْمَدَائِنِ حَاشِرِينَ
Şu’arâ / 36 -
Kâlû ercih ve ehâhu veb’as fîl medâini hâşirîn(hâşirîne).
Diyanet İşleri = Dediler ki: "Onu ve kardeşini alıkoy. Şehirlere de toplayıcı adamlar gönder."
Abdulbaki Gölpınarlı = Ona ve kardeşine bir zaman mühlet ver dediler ve şehirlere, büyücüleri toplayıp getirecek adamlar yolla da.
Abdullah Parlıyan = “O'nu ve kardeşini bir süre alıkoy” dediler. “Bu arada şehirlere haberciler gönder.
Adem Uğur = Dediler ki: Onu ve kardeşini eğle ve şehirlere toplayıcı görevliler gönder;
Ahmed Hulusi = Dediler ki: "Onu ve kardeşini alıkoy. . . Şehirlere de haberciler yolla. . . "
Ahmet Tekin = Onlar:'Onu kardeşiyle beraber burada eğle. Şehirlere sihirbazları toplamaya adamlar gönder.' dediler.
Ahmet Varol = Dediler ki: 'Onu ve kardeşini şimdilik beklet. Sonra şehirlere toplayıcılar gönder.
Ali Bulaç = Dediler ki: "Bunu ve kardeşini oyala, şehirlere de toplayıcılar gönder,"
Ali Fikri Yavuz = Dediler ki: “- Onu ve kardeşini tut eğle; şehirlere de toplayıcılar yolla.
Ali Ünal = (Meseleyi aralarında görüşen heyet, Fi ravun’a şu mütalâada bulundu:) “Onu ve kardeşini bir süre burada alıkoy ve bu arada bütün şehirlere ulaklar sal.
Bayraktar Bayraklı = (36-38) İleri gelenler dediler ki, “Onu ve kardeşini alıkoy! Şehirlere haberciler sal! Bütün usta büyücüleri çağırsınlar.” Büyücüler, belli bir günün tayin edilen vaktinde bir araya getirildi.
Bekir Sadak = (36-37) «Onu ve kardesini alikoy, sehirlere, sana butun bilgin sihirbazlari getirecek toplayicilar gonder» dediler.
Celal Yıldırım = Onlar, «bununla kardeşini gözaltında tut ve (sonra da) şehirlere toplayıcılar gönder de,
Cemal Külünkoğlu = (36-37) (Onlar da:) “Onu ve kardeşini bir süre alıkoy, bu arada, şehirlere haberciler gönder. Sana bütün usta sihirbazları getirsinler” dediler.
Diyanet İşleri (eski) = (36-37) 'Onu ve kardeşini alıkoy, şehirlere, sana bütün bilgin sihirbazları getirecek toplayıcılar gönder' dediler.
Diyanet Vakfi = Dediler ki: Onu ve kardeşini eğle ve şehirlere toplayıcı görevliler gönder;
Edip Yüksel = Dediler ki, 'Onu ve kardeşini alıkoy ve kentlere toplayıcılar gönder de,'
Elmalılı Hamdi Yazır = Bunu ve kardeşini dediler; eğle, şehirlere de derleyiciler yolla
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Dediler ki: «Bunu ve kardeşini alıkoy! Şehirlere de toplayıcılar gönder;
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Dediler ki: «Bunu ve kardeşini eğle, şehirlere de toplayıcılar gönder.»
Gültekin Onan = Dediler ki: "Bunu ve kardeşini oyala, şehirlere de toplayıcılar gönder."
Harun Yıldırım = Dediler ki: Onu ve kardeşini eğle ve şehirlere toplayıcı görevliler gönder;
Hasan Basri Çantay = «Bunu ve kardeşini, dediler, gecikdir (eğle), şehirlere toplayıcılar yolla da»,
Hayrat Neşriyat = 'Bütün bilgili mâhir sihirbazları sana getirsinler.'
İbni Kesir = Dediler ki: Onu ve kardeşini alıkoy. Şehirlere toplayıcılar gönder.
Kadri Çelik = Dediler ki: “Bunu ve kardeşini ertele, şehirlere de toplayıcılar gönder.”
Muhammed Esed = "Onu ve kardeşini bir süre alıkoy" dediler, "bu arada, şehirlere haberciler gönder,
Mustafa İslamoğlu = (Danışmanlar) dediler ki: "Onu ve kardeşini alıkoy; bir yandan da bütün kentlere (büyücü) toplamaları için haber sal;
Ömer Nasuhi Bilmen = Dediler ki: «Onu ve kardeşini alıkoy. Şehirlere toplayıcılar yolla.»
Ömer Öngüt = Dediler ki: “Onu ve kardeşini alıkoy ve şehirlere toplayıcılar gönder. ”
Şaban Piriş = -Onu ve kardeşini alıkoy. Şehirlere de toplayıcılar gönder, dediler.
Sadık Türkmen = Dediler ki: “Onu ve kardeşini beklet, kentlere toplayıcılar gönder.
Seyyid Kutub = Dediler ki; «Onu kardeşi ile birlikte oyala ve adam toplayacak elçilerini bütün kentlere gönder.
Suat Yıldırım = (36-37) "Bunu ve kardeşini biraz burada beklet, bütün şehirlere haber gönder, sonra ne kadar usta sihirbaz varsa alıp gelsinler!" dediler.
Süleyman Ateş = Dediler ki: "Onu ve kardeşini eğle, kentlere toplayıcılar gönder."
Tefhim-ul Kuran = Dediler ki: «Bunu ve kardeşini oyala, şehirlere de toplayıcılar gönder,»
Ümit Şimşek = 'Onu ve kardeşini alıkoy,' dediler. 'Şehirlere de tellâllar çıkar.
Yaşar Nuri Öztürk = Dediler: "Onu kardeşiyle birlikte alıkoy ve kentlere toplayıcılar gönder,
İskender Ali Mihr = “Onu ve kardeşini beklet. Ve şehirlere toplayıcılar gönder!” dediler.
İlyas Yorulmaz = Seçkinler Firavun’a “Onu ve kardeşini tut. Tüm şehirlerdeki sihirbazlar toplansınlar”
يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِيمٍ
Şu’arâ / 37 -
Ye’tûke bi kulli sehhârin alîm(alîmin).
Diyanet İşleri = “Sana bütün usta sihirbazları getirsinler.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Adamakıllı bilgili bütün büyücüleri tapına getirsinler.
Abdullah Parlıyan = Hüner sahibi bütün büyücüleri toplayıp sana getirsinler.”
Adem Uğur = Ne kadar bilgisi derin sihirbaz varsa sana getirsinler.
Ahmed Hulusi = "Bütün bilgiç sihirbazları sana getirsinler!"
Ahmet Tekin = 'Bütün ünlü bilge sihirbazları getirsinler.'
Ahmet Varol = Bütün bilgin büyücüleri sana getirsinler.'
Ali Bulaç = "Bütün uzman, bilgin büyücüleri sana getirsinler."
Ali Fikri Yavuz = Bütün bilgiç sihirbazları sana getirsinler.”
Ali Ünal = “Ne kadar bilgin, usta büyücü varsa toplayıp sana getirsinler.”
Bayraktar Bayraklı = (36-38) İleri gelenler dediler ki, “Onu ve kardeşini alıkoy! Şehirlere haberciler sal! Bütün usta büyücüleri çağırsınlar.” Büyücüler, belli bir günün tayin edilen vaktinde bir araya getirildi.
Bekir Sadak = (36-37) «Onu ve kardesini alikoy, sehirlere, sana butun bilgin sihirbazlari getirecek toplayicilar gonder» dediler.
Celal Yıldırım = Bilgili olan her sihirbazı toplayıp sana getirsinler» dediler.
Cemal Külünkoğlu = (36-37) (Onlar da:) “Onu ve kardeşini bir süre alıkoy, bu arada, şehirlere haberciler gönder. Sana bütün usta sihirbazları getirsinler” dediler.
Diyanet İşleri (eski) = (36-37) 'Onu ve kardeşini alıkoy, şehirlere, sana bütün bilgin sihirbazları getirecek toplayıcılar gönder' dediler.
Diyanet Vakfi = Ne kadar bilgisi derin sihirbaz varsa sana getirsinler.
Edip Yüksel = 'Sana tüm usta büyücüleri getirsinler.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Bütün bilgiç sihirbazları getirsinler
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = bütün bilgiç sihirbazları getirsinler!»
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Bütün bilgiç sihirbazları sana getirsinler.»
Gültekin Onan = "Bütün uzman, bilgin büyücüleri sana getirsinler."
Harun Yıldırım = Ne kadar bilgisi derin sihirbaz varsa sana getirsinler.
Hasan Basri Çantay = Çok bilen her büyücüyü sana getirsin (ler)».
Hayrat Neşriyat = 'Bütün bilgili mâhir sihirbazları sana getirsinler.'
İbni Kesir = Belletilmiş tüm büyücüleri sana getirsinler.
Kadri Çelik = “Bütün bilgin büyücüleri sana getirsinler.”
Muhammed Esed = hüner sahibi bütün büyücüleri toplayıp sana getirsinler".
Mustafa İslamoğlu = ne kadar büyücü-bilgin varsa, hepsini toplayıp sana getirsinler!"
Ömer Nasuhi Bilmen = (37-39) «Sana çok bilgin sâhirleri getirsinler.» Artık sâhirler, malum bir günün muayyen bir vaktinde toplanmış oldu. Ve nâsa da denildi ki: «Siz toplanıcılar mısınız?»
Ömer Öngüt = “Ne kadar bilgisi derin sihirbaz varsa sana getirsinler. ”
Şaban Piriş = Sana bütün bilgiç sihirbazları getirsinler.
Sadık Türkmen = Bilgin büyük büyücülerin tümünü sana getirsinler.”
Seyyid Kutub = Bütün bilgili büyücüleri bulup sana getirsinler.
Suat Yıldırım = (36-37) "Bunu ve kardeşini biraz burada beklet, bütün şehirlere haber gönder, sonra ne kadar usta sihirbaz varsa alıp gelsinler!" dediler.
Süleyman Ateş = "Bütün bilgin büyücüleri sana getirsinler."
Tefhim-ul Kuran = «Bütün uzman, bilgin büyücüleri sana getirsinler.»
Ümit Şimşek = 'Bütün usta büyücüleri toplayıp sana getirsinler.'
Yaşar Nuri Öztürk = Ki, tüm bilgili büyücüleri huzuruna getirsinler."
İskender Ali Mihr = Bilgin (alîm) sihirbazların hepsini sana getirsinler.
İlyas Yorulmaz = “En maharetli sihirbazlar (seçilip) sana getirilsin” dediler.
فَجُمِعَ السَّحَرَةُ لِمِيقَاتِ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ
Şu’arâ / 38 -
Fe cumias seharatu li mîkâti yevmin ma’lûm(ma’lûmin).
Diyanet İşleri = Böylece sihirbazlar, belli bir günün belirlenen bir vaktinde bir araya getirildiler.
Abdulbaki Gölpınarlı = Muayyen bir günün muayyen bir zamânında büyücüler toplandı.
Abdullah Parlıyan = Ve böylece büyücüler, belirli bir günün, belirli bir saatinde bir araya geldiler.
Adem Uğur = Böylece sihirbazlar belli bir günün tayin edilen vaktinde biraraya getirildi.
Ahmed Hulusi = Nihayet sihirbazlar belirlenen zamanda, bilinen bir yerde toplandılar.
Ahmet Tekin = Sihirbazlar, belli günün tayin edilen saatinde bir araya geldiler.
Ahmet Varol = Böylece büyücüler belli bir günün belirlenen bir vaktinde biraraya getirildiler.
Ali Bulaç = Böylelikle büyücüler, bilinen bir günün belli vaktinde bir araya getirildi.
Ali Fikri Yavuz = Böylece maruf bir günün tayin edilen bir vaktinde bütün sihirbazlar bir araya getirildi.
Ali Ünal = Derken, kararlaştırılan malûm (bayram) gününde (Musa ile karşılaşmak üzere) bütün büyücüler bir araya toplandı.
Bayraktar Bayraklı = (36-38) İleri gelenler dediler ki, “Onu ve kardeşini alıkoy! Şehirlere haberciler sal! Bütün usta büyücüleri çağırsınlar.” Büyücüler, belli bir günün tayin edilen vaktinde bir araya getirildi.
Bekir Sadak = Sihirbazlar, belirli bir gunun bildirilen vaktinde taplandilar.
Celal Yıldırım = Böylece sihirbazlar bilinen bir günün belli vaktinde toplandılar.
Cemal Külünkoğlu = Böylece sihirbazlar, belli bir günün belirlenen bir vaktinde bir araya getirildiler.
Diyanet İşleri (eski) = Sihirbazlar, belirli bir günün bildirilen vaktinde toplandılar.
Diyanet Vakfi = Böylece sihirbazlar belli bir günün tayin edilen vaktinde biraraya getirildi.
Edip Yüksel = Belirlenmiş günün randevusu için büyücüler bir araya getirildiler.
Elmalılı Hamdi Yazır = Bu suretle ma'lûm bir gün miykat ta'yin olunarak sihirbazlar cemolundu
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Böylece tesbit edilen bir günün belli bir vaktinde sihirbazlar toplandılar
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Böylece, sihirbazlar belli bir günün tayin edilen vaktinde bir araya getirildi.
Gültekin Onan = Böylelikle büyücüler, bilinen bir günün belli vaktinde bir araya getirildi.
Harun Yıldırım = Böylece sihirbazlar belli bir günün tayin edilen vaktinde biraraya getirildi.
Hasan Basri Çantay = Bu suretle muayyen bir günün belli bir vaktında bütün sihirbazlar bir araya getirildi.
Hayrat Neşriyat = Böylece sihirbazlar, belli bir günün ta'yîn edilen vaktinde bir araya getirildi.
İbni Kesir = Büyücüler belli bir günün tayin edilen vaktinde toplandılar.
Kadri Çelik = Böylelikle büyücüler, bilinen bir günün belli vaktinde bir araya getirildi.
Muhammed Esed = Ve böylece büyücüler belli bir günün belirli bir saatinde bir araya geldiler.
Mustafa İslamoğlu = Derken büyücüler belirli bir günde, tesbit edilen toplanma yer ve zamanında bir araya geldiler.
Ömer Nasuhi Bilmen = (37-39) «Sana çok bilgin sâhirleri getirsinler.» Artık sâhirler, malum bir günün muayyen bir vaktinde toplanmış oldu. Ve nâsa da denildi ki: «Siz toplanıcılar mısınız?»
Ömer Öngüt = Böylece sihirbazlar belli bir günün sözleşilen vaktinde bir araya getirildiler.
Şaban Piriş = Sihirbazlar, belli bir günde, belirlenen bir vakitte toplandılar.
Sadık Türkmen = Büyücüler belli bir günün vaktinde toplandı.
Seyyid Kutub = Bir süre sonra büyücüler belirli bir günün kararlaştırılan saatinde biraraya geldiler.
Suat Yıldırım = Böylece belirlenen günde bütün usta sihirbazlar toplandı.
Süleyman Ateş = Derken büyücüler belli bir günün belirlenen vaktinde bir araya getirildi.
Tefhim-ul Kuran = Böylelikle büyücüler, bilinen bir günün belli vaktinde bir araya getirildi.
Ümit Şimşek = Kararlaştırılan günde büyücüler toplandı.
Yaşar Nuri Öztürk = Nihayet büyücüler belirlenen bir günün, belirlenen bir vaktinde bir araya getirildi.
İskender Ali Mihr = Böylece sihirbazlar, bilinen bir günün belli bir vaktinde biraraya getirildiler.
İlyas Yorulmaz = Sonra belirlenen günde sihirbazlar toplanıldı
وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلْ أَنتُم مُّجْتَمِعُونَ
Şu’arâ / 39 -
Ve kîle lin nâsi hel entum muctemiûn(muctemiûne).
Diyanet İşleri = İnsanlara da “Siz de toplanır mısınız?” denildi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Halka da denildi ki siz de toplanıyor musunuz?
Abdullah Parlıyan = Ve insanlara da: “Siz de hemen toplanır mısınız?” denildi.
Adem Uğur = Halka: Siz de toplanıyor musunuz (haydi hemen toplanın), denildi.
Ahmed Hulusi = İnsanlara da: 'Siz toplanacak olan kimseler misiniz? (Haydi çabuk toplanın!)' denildi.
Ahmet Tekin = Halka: 'Haydi meydanda toplanmakta acele edin!' denildi.
Ahmet Varol = Ve insanlara da, “Siz de toplanıyor musunuz?” dendi.
Ali Bulaç = Ve insanlara da: "Siz de toplanıyor musunuz?" dendi.
Ali Fikri Yavuz = İnsanlara da, “– toplanmış mısınız?” denildi.
Ali Ünal = Halk da, “Haydi, gelmiyor musunuz?” diye davet edildi.
Bayraktar Bayraklı = Halka, “Siz de toplanıyor musunuz?” denildi.
Bekir Sadak = Insanlara: «Siz de toplanir misiniz?» denildi.
Celal Yıldırım = Halka, «siz de toplandınız mı ?» denildi.
Cemal Külünkoğlu = Ve insanlara da: “Haydi siz de toplanın” denildi.
Diyanet İşleri (eski) = İnsanlara: 'Siz de toplanır mısınız?' denildi.
Diyanet Vakfi = Halka: Siz de toplanıyor musunuz (haydi hemen toplanın), denildi.
Edip Yüksel = Halka da, 'Siz de toplanır mısınız?' denildi.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve halka siz toplu musunuz denildi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = ve halka: «Siz de toplanır mısınız?» denildi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Halka, «Siz de toplanıyor musunuz? (Haydi çabuk olun)» denildi.
Gültekin Onan = Ve insanlara da: "Siz de toplanıyor musunuz?" dendi.
Harun Yıldırım = Halka: Siz de toplanıyor musunuz (haydi hemen toplanın), denildi.
Hasan Basri Çantay = Ve insanlara da: «Siz de toplamalar mısınız?» denildi.
Hayrat Neşriyat = İnsanlara da: 'Siz toplanacak olan kimseler misiniz? (Haydi çabuk toplanın!)' denildi.
İbni Kesir = İnsanlara: Siz de toplanır mısınız? denildi.
Kadri Çelik = Ve insanlara da, “Siz de toplanıyor musunuz?” dendi.
Muhammed Esed = Ve halka da "Hepiniz toplandınız mı?" denildi,
Mustafa İslamoğlu = Ve halka şöyle denildi: "Siz de toplanacaksınız değil mi?
Ömer Nasuhi Bilmen = (37-39) «Sana çok bilgin sâhirleri getirsinler.» Artık sâhirler, malum bir günün muayyen bir vaktinde toplanmış oldu. Ve nâsa da denildi ki: «Siz toplanıcılar mısınız?»
Ömer Öngüt = İnsanlara da: 'Siz de toplanıyor musunuz?' denildi.
Şaban Piriş = Halka da: “Siz de toplandınız mı?” denildi.
Sadık Türkmen = Halka da: “Sizler de toplanır mısınız?” denildi.
Seyyid Kutub = Halka da dediler ki, haydi toplanın bakalım.
Suat Yıldırım = (39-40) Halka da: "Haydi ne duruyorsunuz, siz de toplansanıza!" "Umarız büyücüler galip gelirler, biz de onların dinlerine tâbi oluruz!" denildi.
Süleyman Ateş = Halka da: "Siz de toplanır mısınız?" denildi.
Tefhim-ul Kuran = Ve insanlara da: «Siz de toplanıyor musunuz?» dendi.
Ümit Şimşek = Ahaliye de 'Hepiniz toplandınız mı?' denildi.
Yaşar Nuri Öztürk = Halka da: "Siz de toplanır mısınız?" denildi.
İskender Ali Mihr = Ve insanlara: “Siz toplandınız mı?” denildi.
İlyas Yorulmaz = “İnsanlara sihirbazların yarışını seyretmek için toplanır mısınız?” denildi
لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ السَّحَرَةَ إِن كَانُوا هُمُ الْغَالِبِينَ
Şu’arâ / 40 -
Leallenâ nettebius seharate in kânû humul gâlibîn(gâlibîne).
Diyanet İşleri = “Umarız, üstün gelirlerse sihirbazlara uyarız” (dediler.)
Abdulbaki Gölpınarlı = Umarız ki üst gelirlerse biz de büyücülere uyarız.
Abdullah Parlıyan = Halk veya Firavun'un yandaşları, üstün gelen büyücüler olursa, herhalde onlara uyarız dediler.
Adem Uğur = (Firavun'un adamları:) Eğer üstün gelirlerse, herhalde sihirbazlara uyarız, dediler.
Ahmed Hulusi = "Eğer galip gelirlerse, muhtemelen biz sihirbazlara tâbi oluruz" (dedi halk).
Ahmet Tekin = Firavun’un adamlarından biri: 'Eğer üstün gelirlerse, herhalde sihirbazlara uyarız' dedi.
Ahmet Varol = 'Umarız ki, üstün gelenler onlar olurlarsa büyücülere uyarız.'
Ali Bulaç = "Umarız ki, eğer galip gelirse biz de büyücülere uyarız."
Ali Fikri Yavuz = Eğer (büyücüler) galib gelirlerse, sanırız ki bizler, büyücülere tabi olacağız.
Ali Ünal = “Bekliyoruz ki, büyücüler galip gelsin ve inanç hususunda biz de onlara tâbi olalım.”
Bayraktar Bayraklı = Halk, “Sihirbazlar üstün gelirse, biz de belki onlara uyarız” dediler.
Bekir Sadak = «ihirbazlar ustun gelirlerse biz de onlara uyariz» dediler.
Celal Yıldırım = Üstün gelirlerse, sihirbazlara uyacağımızı umarız dediler.
Cemal Külünkoğlu = “Üstün gelirlerse herhalde sihirbazlara uyarız” dediler.
Diyanet İşleri (eski) = 'Sihirbazlar üstün gelirlerse biz de onlara uyarız' dediler.
Diyanet Vakfi = (Firavun'un adamları:) Eğer üstün gelirlerse, herhalde sihirbazlara uyarız, dediler.
Edip Yüksel = 'Büyücüler üstün gelirse onlara uyabiliriz.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Sanırız bizler sihirbazlara tabi' olacağız şayed onlar olursa galibler
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = şayet üstün gelirlerse, herhalde bizler sihirbazlara uyacağız, dediler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Üstün gelirlerse herhalde sihirbazlara uyarız» dediler.
Gültekin Onan = "Umarız ki, eğer galip gelirse biz de büyücülere uyarız."
Harun Yıldırım = (Firavun'un adamları:) Eğer üstün gelirlerse, herhalde sihirbazlara uyarız, dediler.
Hasan Basri Çantay = «Umarız ki (bizimkiler) gaalib olurlarsa biz de (kendi) büyücüler (imiz) e uyarız».
Hayrat Neşriyat = (Ve yine:) 'Umarız ki galib gelenler onlar olur da, (biz de) o sihirbazlara uyarız!'(dediler.)
İbni Kesir = Eğer onlar galip gelirlerse; büyücülere belki biz de tabi oluruz.
Kadri Çelik = “Şayet galip gelirlerse biz de büyücülere uyarız.”
Muhammed Esed = "Çünkü, umarız ki, üstün gelen büyücüler olursa onların (hükmüne) uyarız".
Mustafa İslamoğlu = Beklentimiz gerçekleşsin diye bizler herhalde sihirbazlardan yana olacağız; yeter ki galip gelen onlar olsunlar!"
Ömer Nasuhi Bilmen = «Umulur ki, biz de sâhirlere tâbi oluruz. Eğer galip olanlar onların kendileri olmuş olursa.»
Ömer Öngüt = “Sihirbazlar üstün gelirlerse biz de onlara uyarız. ” dediler.
Şaban Piriş = -Eğer galip gelen sihirbazlar olursa herhalde biz de onlara uyarız.
Sadık Türkmen = ”umulur ki büyücüler üstün gelir, böylece biz de onlara uyarız.”
Seyyid Kutub = Toplanın da eğer büyücüler galip gelirlerse onların peşinden gideriz.
Suat Yıldırım = (39-40) Halka da: "Haydi ne duruyorsunuz, siz de toplansanıza!" "Umarız büyücüler galip gelirler, biz de onların dinlerine tâbi oluruz!" denildi.
Süleyman Ateş = "Umarız ki büyücüler üstün gelirse biz de onlara uyarız."
Tefhim-ul Kuran = «Umarız ki, eğer galip gelirse biz de büyücülere uyarız.»
Ümit Şimşek = 'Üstün gelirlerse biz de büyücülere uyarız.'
Yaşar Nuri Öztürk = "Sanıyoruz ki, büyücülere uyacağız, eğer galip gelirlerse."
İskender Ali Mihr = Eğer onlar gâlip gelirlerse o zaman biz, sihirbazlara tâbî oluruz.
İlyas Yorulmaz = “Eğer sihirbazlar galip gelirlerse, belki onların sihirlerine tabi oluruz” dediler.
فَلَمَّا جَاء السَّحَرَةُ قَالُوا لِفِرْعَوْنَ أَئِنَّ لَنَا لَأَجْرًا إِن كُنَّا نَحْنُ الْغَالِبِينَ
Şu’arâ / 41 -
Fe lemmâ câes seharatu kâlû li fir’avne e inne lenâ le ecran in kunnâ nahnul gâlibîn(gâlibîne).
Diyanet İşleri = Sihirbazlar gelince, Firavun’a, “Eğer biz üstün gelirsek, gerçekten bize bir mükâfat var mı?” dediler.
Abdulbaki Gölpınarlı = Derken büyücüler gelince Firavun'a üst gelirsek dediler, bize bir mükâfat var mı?
Abdullah Parlıyan = Büyücüler dört bir yandan toplanıp gelince, Firavun'a: “Eğer biz üstün gelirsek, doğrusu bize mükafat var mıdır?” dediler.
Adem Uğur = Sihirbazlar geldiklerinde Firavun'a: Şayet biz üstün gelirsek, muhakkak bize bir ücret vardır değil mi? dediler.
Ahmed Hulusi = Sihirbazlar geldiklerinde, Firavun'a dediler ki: "Peki biz galip gelirsek, bir kazancımız olacak mı?"
Ahmet Tekin = Sihirbazlar geldiklerinde, Firavun’a:'Eğer biz üstün gelirsek, bize bir ücret var, değil mi?' dediler.
Ahmet Varol = Büyücüler geldiklerinde Firavun'a: 'Eğer üstün çıkan biz olursak bize elbette bir mükâfat olacak değil mi?' dediler.
Ali Bulaç = Büyücüler geldiklerinde, Firavun'a: "Şayet biz galip gelirsek, bize bir ücret var gerçekten, değil mi?" dediler.
Ali Fikri Yavuz = Nihayet büyücüler gelince, Firavun’a dediler ki: “- Gerçekten üstün gelirsek, muhakkak bize bir mükâfat var mı?
Ali Ünal = Derken, büyücüler karşılaşma yerine geldi ve Firavun’a, “Eğer galip gelirsek herhalde bize büyük bir mükâfat verilir!” dediler.
Bayraktar Bayraklı = (41-42) Sihirbazlar geldiklerinde, Firavun'a, “Biz üstün gelirsek, bize bir ödül vereceksin, değil mi?” dediler. Firavun, “Evet, o taktirde siz gözde kimselerden olacaksınız” dedi.
Bekir Sadak = Sihirbazlar geldiklerinde, Firavun'a; «Biz ustun gelirsek, suphesiz bize bir ucret vardir degil mi?» dediler.
Celal Yıldırım = Sihirbazlar geldiğinde Fir'avn'a dediler ki, «eğer üstün gelenler bizler olursak bizim için elbette bir mükâfat vardır ?»
Cemal Külünkoğlu = Sihirbazlar geldiklerinde, Firavun'a: “Eğer biz üstün gelirsek, gerçekten bize bir ödül var mı?” dediler.
Diyanet İşleri (eski) = Sihirbazlar geldiklerinde, Firavun'a; 'Biz üstün gelirsek, şüphesiz bize bir ücret vardır değil mi?' dediler.
Diyanet Vakfi = Sihirbazlar geldiklerinde Firavun'a: Şayet biz üstün gelirsek, muhakkak bize bir ücret vardır değil mi? dediler.
Edip Yüksel = Büyücüler geldiklerinde Firavun'a, 'Eğer biz üstün gelirsek bize bir ücret ödenecek mi?' dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır = Derken vaktâ ki sihirbazlar geldiler Firavne elbette: biz galip gelirsek bize mutlak ecir var ya? dediler
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Sihirbazlar Firavun'a geldiklerinde: «Şayet biz galip gelirsek, bize muhakkak bir mükafat vardır değil mi?» dediler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Sihirbazlar geldiklerinde Firavun'a «Şayet biz üstün gelirsek, muhakkak bize bir ücret vardır, değil mi?» dediler.
Gültekin Onan = Büyücüler geldiklerinde, Firavun'a: "Şayet biz galip gelirsek, bize bir ücret var gerçekten, değil mi?" dediler.
Harun Yıldırım = Sihirbazlar geldiklerinde Firavun'a: Şayet biz üstün gelirsek, muhakkak bize bir ücret vardır değil mi? dediler.
Hasan Basri Çantay = Nihayet büyücüler gelince Fir'avna: «Muhakkak üstün gelirsek bize herhalde bir mükâfat var mı?» dediler.
Hayrat Neşriyat = Derken sihirbazlar geldiğinde Fir'avun’a: 'Eğer galib gelenler biz olursak, şübhesiz bize elbette bir mükâfât var değil mi?' dediler.
İbni Kesir = Büyücüler geldikleri vakit, Firavun'a dediler ki: Galip gelenler biz olursak; muhakkak bize bir ücret vardır değil mi?
Kadri Çelik = Büyücüler geldiklerinde Firavun'a, “Şayet biz galip gelirsek, bize mutlaka bir ücret var değil mi?” dediler.
Muhammed Esed = Büyücüler geldiklerinde, Firavun'a: "Eğer biz üstün gelirsek, doğrusu büyük bir mükafatı hak etmiş oluruz, değil mi?" dediler.
Mustafa İslamoğlu = Ve nihayet büyücüler gelerek Firavun'a dediler ki: "Şayet biz galip gelecek olursak, bunun bize kazandıracağı büyük bir ödül olmalı, değil mi ama?"
Ömer Nasuhi Bilmen = Vaktâ ki sahirler geldi. Fir'avun'a dediler ki: «Eğer galip olanlar bizler olursak bizim için mutlaka bir mükâfaat var mı?»
Ömer Öngüt = Sihirbazlar geldiklerinde Firavun'a: “Biz galip gelirsek, bize ücret vardır değil mi?” dediler.
Şaban Piriş = Sihirbazlar geldikleri zaman, Firavun’a: -Biz galip gelirsek, bize bir ödül var, değil mi? dediler.
Sadık Türkmen = Büyücüler geldiği zaman Firavun’a dediler ki: “Bize bir ücret var değil mi? Eğer galip gelen biz olursak”.
Seyyid Kutub = Büyücüler gelince Firavun'a «Eğer biz yenecek olursak herhalde bize bir ödül verilecek değil mi? dediler.
Suat Yıldırım = Büyücüler Firavunun huzuruna varınca ona: "Biz galip gelirsek, elbet bize büyük bir ödül verilir herhâlde!" dediler.
Süleyman Ateş = Büyücüler gelince Fir'avn'e: "Eğer üstün gelenler biz olursak, bize mutlaka bir ücret var değil mi?" dediler.
Tefhim-ul Kuran = Büyücüler geldiklerinde, Firavun'a: «Şayet biz galip gelirsek, bize bir ücret var gerçekten değil mi?» dediler.
Ümit Şimşek = Büyücüler geldiklerinde, Firavun'a, 'Galip gelirsek bize bir ödül var mı?' diye sordular.
Yaşar Nuri Öztürk = Büyücüler geldiklerinde, Firavun'a dediler ki: "Eğer biz galip gelirsek bize gerçekten ödül var, değil mi?"
İskender Ali Mihr = Sihirbazlar, firavuna geldikleri zaman: “Eğer biz gâlip gelirsek, gerçekten bize mutlaka bir ecir (mükâfat) var mı?” dediler.
İlyas Yorulmaz = Sihirbazlar geldiklerinde Firavuna “Eğer biz galip gelirsek bizim için mükafat var mı?” dediler.
قَالَ نَعَمْ وَإِنَّكُمْ إِذًا لَّمِنَ الْمُقَرَّبِينَ
Şu’arâ / 42 -
Kâle neam ve innekum izen le minel mukarrabîn(mukarrabîne).
Diyanet İşleri = Firavun, “Evet, hem o takdirde mutlaka bana yakın kimselerden olacaksınız” dedi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Firavun, evet dedi, siz o zaman yakınlarımdan olursunuz.
Abdullah Parlıyan = Firavun: “Evet” dedi. “Hem de, benim yakınlarım durumuna geçeceksiniz.”
Adem Uğur = Firavun cevap verdi: Evet, o takdirde hiç şüphe etmeyin, gözde kimselerden de olacaksınız.
Ahmed Hulusi = (Firavun): "Evet" dedi. . . "Siz o takdirde benim en yakınlarım olacaksınız. "
Ahmet Tekin = Firavun: 'Evet. O takdirde hiç şüphe etmeyin, gözdelerim arasına gireceksiniz.' dedi.
Ahmet Varol = O da: 'Evet. Hem o zaman siz benim yakınıma alınanlardan olacaksınız' dedi.
Ali Bulaç = "Evet" dedi. "Üstelik şüphesiz siz en yakın(larım) kılınanlardan olacaksınız."
Ali Fikri Yavuz = "Evet" dedi. "Üstelik şüphesiz siz en yakınlarım kılınanlardan olacaksınız."
Ali Ünal = Firavun cevap verdi: Evet, o takdirde hiç şüphe etmeyin, gözde kimselerden de olacaksınız.
Bayraktar Bayraklı = (Fir'avn): «Evet, dedi, hem o takdîrde siz elbet ve elbet (benim) en yakınlar (ım) dan (olacak) sınız».
Bekir Sadak = Firavun: «Evet; o takdirde siz gozde kimselerden olacaksiniz» dedi.
Celal Yıldırım = Fir'avn, «evet, o takdirde siz elbette (bana) yakınlardan olursunuz» dedi.
Cemal Külünkoğlu = (Firavun:) “Elbette, hem o takdirde, gerçekten de bana yakın olanlar arasında yer alacaksınız” dedi.
Diyanet İşleri (eski) = Firavun: 'Evet; o takdirde siz gözde kimselerden olacaksınız' dedi.
Diyanet Vakfi = Firavun cevap verdi: Evet, o takdirde hiç şüphe etmeyin, gözde kimselerden de olacaksınız.
Edip Yüksel = 'Evet,' dedi, 'Hatta siz benim konseyime gireceksiniz.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Evet, dedi: hem siz o vakıt muhakkak mukarrebîndensiniz
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (Firavun): «Evet, hem siz o vakit benim en yakınlarımdan olacaksınız.» dedi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Firavun cevaben: «Evet, o takdirde hiç şüphe etmeyin, gözde kimselerden olacaksınız» dedi.
Gültekin Onan = "Evet" dedi. "Üstelik şüphesiz siz en yakınlarım kılınanlardan olacaksınız."
Harun Yıldırım = Firavun cevap verdi: Evet, o takdirde hiç şüphe etmeyin, gözde kimselerden de olacaksınız.
Hasan Basri Çantay = (Fir'avn): «Evet, dedi, hem o takdîrde siz elbet ve elbet (benim) en yakınlar (ım) dan (olacak) sınız».
Hayrat Neşriyat = (Fir'avun:) 'Evet, hem o takdirde doğrusu siz, elbette (bana) yakın kılınmış kimselerden olacaksınız' dedi.
İbni Kesir = Evet, dedi. O takdirde siz, muhakkak gözdelerdensiniz.
Kadri Çelik = “Evet” dedi. “Üstelik şüphesiz siz o zaman (bana) en yakın kılınanlardan da olacaksınız”
Muhammed Esed = (Firavun;) "Elbette", diye cevap verdi, "o takdirde, gerçekten de benim gözdelerim arasında yer alacaksınız".
Mustafa İslamoğlu = (Firavun) "Kesinlikle" dedi, "üstelik siz (protokolde) maiyyetimiz arasındaki yerinizi de alacaksınız!"
Ömer Nasuhi Bilmen = (Fir'avun da) Dedi ki: «Evet. Ve o vakit elbette siz, en yakın bulunmuşlardansınız.»
Ömer Öngüt = Firavun: “Evet. . . O takdirde siz gözde kimselerden olacaksınız!” dedi.
Şaban Piriş = -Evet, dedi. Siz o zaman, gözdelerimden olacaksınız.
Sadık Türkmen = Firavun: “evet” dedi. “Üstelik siz, o zaman bana yakın kimselerden olacaksınız.”
Seyyid Kutub = Firavun evet, yakın adamlarım arasına gireceksiniz, dedi.
Suat Yıldırım = "Evet, evet! dedi, Üstelik, sizi yakın çevreme alacağım, benim gözdelerimden olacaksınız."
Süleyman Ateş = "Evet dedi, hem o takdirde siz (bana) yakınlardan olacaksınız."
Tefhim-ul Kuran = «Evet» dedi. «Üstelik şüphesiz siz en yakın(larım) kılınanlardan da olacaksınız»
Ümit Şimşek = Firavun 'Evet,' dedi. 'Üstelik yakınlarımdan olursunuz.'
Yaşar Nuri Öztürk = "Evet, dedi, siz o zaman benim yakınlarımdan olacaksınız."
İskender Ali Mihr = (Firavun): “Evet, muhakkak ki siz o zaman, (bana) yakınlardan olacaksınız.” dedi.
İlyas Yorulmaz = Firavun “Evet, galip geldiğinizde bana yakınlardan olacaksınız” dedi.
قَالَ لَهُم مُّوسَى أَلْقُوا مَا أَنتُم مُّلْقُونَ
Şu’arâ / 43 -
Kâle lehum mûsâ elkû mâ entum mulkûn(mulkûne).
Diyanet İşleri = Mûsâ onlara, “Hadi ortaya atacağınız şeyi atın” dedi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Mûsâ, onlara, atacağınız şeyleri atın dedi.
Abdullah Parlıyan = Ve Musa onlara: “Ne atacaksanız, atın!” dedi.
Adem Uğur = Musa onlara: Ne atacaksanız atın! dedi.
Ahmed Hulusi = Musa onlara dedi ki: "Atın (ortaya) bakalım elinizdekileri!"
Ahmet Tekin = Mûsâ onlara:'Ne atacaksanız, atın!' dedi.
Ahmet Varol = Musa onlara: 'Ne atacaksanız atın' dedi.
Ali Bulaç = Musa onlara dedi ki: "Atacağınızı atın."
Ali Fikri Yavuz = Mûsa büyücülere: “- Atın (ortaya), ne (marifet) atacaksanız.” dedi.
Ali Ünal = (Müsabakaya geçildi ve) Musa büyücülere, “Haydi, ortaya ne koyacaksanız koyun!” dedi.
Bayraktar Bayraklı = (43-45) Mûsâ onlara: “Ne atacaksanız atın!” dedi. Onlar da iplerini ve değneklerini attılar ve “Firavun'un onuru için elbette bizler galip geleceğiz” dediler. Sonra Mûsâ asasını yere bıraktı. Bir de ne görsünler, onların sihirlerini yutuveriyor.
Bekir Sadak = Musa onlara: «Ne atacaksaniz atin» dedi.
Celal Yıldırım = Musâ, sihirbazlara : «Siz ne atacaksanız, ne ortaya koyacaksanız koyun !» dedi.
Cemal Külünkoğlu = Musa onlara: “Ne atacaksanız atın!” dedi.
Diyanet İşleri (eski) = Musa onlara: 'Ne atacaksanız atın' dedi.
Diyanet Vakfi = Musa onlara: Ne atacaksanız atın! dedi.
Edip Yüksel = Musa onlara, 'Atacağınızı atın,' dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır = Mûsâ onlara atın dedi: siz ne atacaksanız
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Musa onlara: «Siz ne atacaksanız atın!» dedi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Musa onlara «Atın, ne atacaksanız» dedi.
Gültekin Onan = Musa onlara dedi ki: "Atacağınızı atın."
Harun Yıldırım = Musa onlara: Ne atacaksanız atın! dedi.
Hasan Basri Çantay = Muusâ onlara: «Ne atacaksınız (evvelâ) siz atın» dedi.
Hayrat Neşriyat = Mûsâ onlara: 'Siz (göz boyamak üzere) ne atacak kimseler iseniz, atın(bakalım)!' dedi.
İbni Kesir = Musa onlara dedi ki: Atacak olduğunuz şeyleri atın.
Kadri Çelik = Musa onlara dedi ki: “Atacağınızı atın.”
Muhammed Esed = (Ve) Musa onlara: "Ne atacaksanız atın!" dedi.
Mustafa İslamoğlu = Musa onlara dedi ki: "Elinizden gelen ne varsa onu ortaya koyun!"
Ömer Nasuhi Bilmen = Mûsa onlara dedi ki: «Siz ne atacaksanız atıveriniz.»
Ömer Öngüt = Musa onlara: “Ne atacaksanız atın!” dedi.
Şaban Piriş = Musa sihirbazlara: -Ne atacaksanız atın! dedi.
Sadık Türkmen = Musa onlara dedi ki: “Atacağınız şeyleri atın!”
Seyyid Kutub = Musa, «Ne atacaksanız atın, hünerinizi gösterin bakalım» dedi.
Suat Yıldırım = Yarışma başlayınca Mûsa: "Önce siz marifetinizi ortaya koyun, ne atacaksanız atın!" dedi.
Süleyman Ateş = Mûsâ onlara: "Atacağınızı atın!" dedi.
Tefhim-ul Kuran = Musa onlara dedi ki: «Atacağınızı atın.»
Ümit Şimşek = Musa 'Ne atacaksanız atın' dedi.
Yaşar Nuri Öztürk = Mûsa onlara dedi ki: "Atacağınız şeyi atın!"
İskender Ali Mihr = (Musa (A.S) onlara): “Atacağınız şeyi atın.” dedi.
İlyas Yorulmaz = Musa sihirbazlara “Sihir olarak ne atacaksanız atın” dedi.
فَأَلْقَوْا حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ إِنَّا لَنَحْنُ الْغَالِبُونَ
Şu’arâ / 44 -
Fe elkav hıbâlehum ve ısıyyehum ve kâlû bi izzeti fir’avne innâ le nahnul gâlibûn(gâlibûne).
Diyanet İşleri = Bunun üzerine onlar iplerini ve değneklerini attılar ve “Firavun’un gücüyle elbette bizler üstün geleceğiz” dediler.
Abdulbaki Gölpınarlı = İplerini sopalarını attılar ve Firavun'un yüceliği hakkı için dediler, biz elbette üst olacağız.
Abdullah Parlıyan = Bunun üzerine onlar da iplerini, sopalarını yere bıraktılar ve “Firavun sayesinde, Firavun'un gücüyle, Firavun adına üstün çıkacağız” dediler.
Adem Uğur = Bunun üzerine iplerini ve değneklerini attılar ve: Firavun'un kudreti hakkı için elbette bizler galip geleceğiz, dediler.
Ahmed Hulusi = Onlar da iplerini ve asalarını attılar ve: "Firavun'un izzetine yemin olsun, galip geleceğiz" dediler.
Ahmet Tekin = Hemen iplerini ve değneklerini attılar.'Firavun’un gücü hakkı için biz, elbette biz galip geleceğiz' dediler.
Ahmet Varol = Böylece iplerini ve bastonlarını attılar ve: 'Firavun'un büyüklüğü adına mutlaka biz üstün geleceğiz' dediler.
Ali Bulaç = Onlar da, iplerini ve asalarını atıverdiler ve: "Firavun'un üstünlüğü adına, hiç tartışmasız, üstün olanlar gerçekten bizleriz" dediler.
Ali Fikri Yavuz = Onlar da hemen iplerini ve sopalarını ortaya attılar ve: “- Firavun’un izzeti hakkı için biz, şüphesiz üstün gelenleriz.” dediler.
Ali Ünal = Ellerindeki ipleri ve değnekleri yere bıraktılar ve “Firavun’un gücü ve izzeti hakkına, galip gelen biz olacağız!” dediler.
Bayraktar Bayraklı = (43-45) Mûsâ onlara: “Ne atacaksanız atın!” dedi. Onlar da iplerini ve değneklerini attılar ve “Firavun'un onuru için elbette bizler galip geleceğiz” dediler. Sonra Mûsâ asasını yere bıraktı. Bir de ne görsünler, onların sihirlerini yutuveriyor.
Bekir Sadak = Onlar da iplerini ve degneklerini attilar ve: «Firavun hakki icin, suphesiz, biz ustun gelecegiz» dediler.
Celal Yıldırım = Onlar da urganlarını ve değneklerini yere attılar ve «Fir'avn'ın azizliği hakkı için elbette bizler üstünleriz» dediler.
Cemal Külünkoğlu = Bunun üzerine onlar iplerini ve değneklerini attılar ve: “Firavun 'un gücüyle elbette bizler üstün geleceğiz” dediler.
Diyanet İşleri (eski) = Onlar da iplerini ve değneklerini attılar ve: 'Firavun hakkı için, şüphesiz, biz üstün geleceğiz' dediler.
Diyanet Vakfi = Bunun üzerine iplerini ve değneklerini attılar ve: Firavun'un kudreti hakkı için elbette bizler galip geleceğiz, dediler.
Edip Yüksel = İplerini ve değneklerini attılar, 'Firavun'un onuru için biz üstün geleceğiz,' dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır = Hemen iplerini ve sopalarını ortaya attılar ve Firavnin ızzeti hakkı için elbette biz galibiz, şüphesiz, dediler
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Hemen iplerini ve sopalarını ortaya attılar ve: «Firavun'un yüceliği hakkı için şüphesiz biz üstün geleceğiz.» dediler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Bunun üzerine iplerini ve değneklerini attılar ve «Firavun'un kudreti hakkı için şüphesiz elbette bizler galip geleceğiz» dediler.
Gültekin Onan = Onlar da, iplerini ve asalarını atıverdiler ve: "Firavun'un üstünlüğü adına, hiç tartışmasız, üstün olanlar gerçekten bizleriz" dediler.
Harun Yıldırım = Bunun üzerine iplerini ve değneklerini attılar ve: Firavun'un kudreti hakkı için elbette bizler galip geleceğiz, dediler.
Hasan Basri Çantay = Onlar da ipleri ve sopalarını atıb «Fir'avnın izzeti hakkı için gaalib olanlar elbet biziz biz!» dediler.
Hayrat Neşriyat = Bunun üzerine (onlar) iplerini ve değneklerini attılar ve (böbürlenerek:)'Fir'avun’un şerefi üzerine yemîn ederiz ki, muhakkak galib olanlar elbette ancak biziz!' dediler.
İbni Kesir = Onlar da bunun üzerine iplerini ve değneklerini attılar ve dediler ki: Firavun hakkı için elbette elbette biz galib gelenleriz.
Kadri Çelik = Onlar da iplerini ve asalarını atıverdiler ve “Firavun'un kudreti hakkı için, üstün olanlar şüphesiz bizleriz” dediler.
Muhammed Esed = Bunun üzerine onlar da halatlarını ve asalarını yere bıraktılar ve "Firavun'un sayesinde, üstün gelen mutlaka biz olacağız" dediler.
Mustafa İslamoğlu = Ve onlar da halatlarını, sopalarını (platforma) bıraktılar ve dediler ki: "Firavun'un gücü sayesinde galip gelecek olan elbette biziz, biz!.."
Ömer Nasuhi Bilmen = Hemen iplerini ve sopalarını atıverdiler ve dediler ki: «Fir'avun'un izzet-i hakkı için şüphe yok ki, elbette biz galip olanlarız.»
Ömer Öngüt = Onlar da iplerini ve değneklerini attılar ve: “Firavun hakkı için biz üstün geleceğiz!” dediler.
Şaban Piriş = Onlar da, iplerini ve değneklerini attılar ve: -Firavun’un kudretiyle elbette galip gelecekler bizleriz! dediler.
Sadık Türkmen = Attılar iplerini/fenni yapıtlarını ve aletlerini! Dediler ki: “Firavun’un gücüyle/adıyla/onur ve şerefine, kesinlikle biz galip geleceğiz.”
Seyyid Kutub = Büyücüler, «Firavun'un ululuğuna andolsun ki, üstün gelen taraf biz olacağız» diyerek iplerini ve değneklerini attılar.
Suat Yıldırım = İplerini ve değneklerini yere attılar ve:"Firavun’un izzetine yemin ederiz ki galip gelen biz olacağız" dediler.
Süleyman Ateş = İplerini ve değneklerini attılar ve "Fir'avn'ın şerefine biz, elbette biz gâlib geleceğiz" dediler.
Tefhim-ul Kuran = Onlar da, iplerini ve asalarını atıverdiler ve: «Firavun'un üstünlüğü adına, hiç tartışmasız, üstün olanlar gerçekten bizleriz» dediler.
Ümit Şimşek = 'Firavun'un izzeti hakkı için, galip gelen biz olacağız' diyerek iplerini ve değneklerini attılar.
Yaşar Nuri Öztürk = Bunun üzerine onlar, iplerini ve değneklerini ortaya attılar ve dediler: "Firavun'un onur ve yüceliği aşkına biz, evet biz galip geleceğiz."
İskender Ali Mihr = Böylece iplerini ve asalarını attılar. Ve “Firavunun izzeti için muhakkak ki gâlip gelenler elbette bizleriz.” dediler.
İlyas Yorulmaz = İplerini ve değneklerini attılar ve “Firavunun gücü ve büyüklüğü sayesinde galip gelecek olan biziz” dediler.
فَأَلْقَى مُوسَى عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ
Şu’arâ / 45 -
Fe elkâ mûsâ asâhu fe izâ hiye telkafu mâ ye’fikûn(ye’fikûne).
Diyanet İşleri = Mûsâ da asasını attı. Bir de ne görsünler, asa onların düzdükleri sihir takımlarını yutuyor.
Abdulbaki Gölpınarlı = Derken Mûsâ da sopasını attı, sopa, hemen onların düzüp meydana getirdiği şeyleri yutmaya başladı.
Abdullah Parlıyan = Onların ardından Musa da asâsını yere atınca, bir de ne görsünler, onların bütün düzenbazlıklarını yutmasın mı!
Adem Uğur = Sonra Musa asâsını attı; bir de ne görsünler, onların uydurduklarını yutuveriyor!
Ahmed Hulusi = Musa da asasını attı; bir de ne görsünler, o (asa), onların var gösterdiklerini kapıp yutuyor!
Ahmet Tekin = Sonra Mûsâ asâsını attı. Bir de ne görsünler, onların uydurduklarını yutuyor.
Ahmet Varol = Musa da asasını attı. Birden onun, onların uyduruverdikleri şeyleri yuttuğunu gördüler.
Ali Bulaç = Böylelikle Musa da asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, uydurmakta olduklarını yutuveriyor.
Ali Fikri Yavuz = Bunun üzerine Mûsa asâsını bırakıverdi; bir de ne görsünler, o, bütün uydurduklarını yutuyor!
Ali Ünal = Sonra da Musa asâsını yere bırakıverdi. Bir de ne görsünler, büyücülerin ortaya koyduğu bütün göz boyayıcı şeyleri yutuyor.
Bayraktar Bayraklı = (43-45) Mûsâ onlara: “Ne atacaksanız atın!” dedi. Onlar da iplerini ve değneklerini attılar ve “Firavun'un onuru için elbette bizler galip geleceğiz” dediler. Sonra Mûsâ asasını yere bıraktı. Bir de ne görsünler, onların sihirlerini yutuveriyor.
Bekir Sadak = Bunun uzerine Musa degnegini atti; onlarin uydurduklarini yutmaga baslayiverdi.
Celal Yıldırım = Musâ da Asâ'sını yere attı, derken ansızın onların uydurup (göz boyayarak) ortaya koyduklarını yalayıp yuttu.
Cemal Külünkoğlu = Bunun üzerine Musa asasını bırakıverdi. Bir de (gördüler ki) o, bütün uydurduklarını yutuyor!
Diyanet İşleri (eski) = Bunun üzerine Musa değneğini attı; onların uydurduklarını yutmağa başlayıverdi.
Diyanet Vakfi = Sonra Musa asâsını attı; bir de ne görsünler, onların uydurduklarını yutuveriyor!
Edip Yüksel = Sonra Musa değneğini attı; hemen onların uydurduklarını yutmaya başladı.
Elmalılı Hamdi Yazır = Mûsâ da Asasını koyuverdi, bir de baktılar ki o, her ne dolap çeviriyorlarsa yutuyor
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Musa da asasını (yere) koyuverdi, bir de ne görsünler, onlar her ne dolap çeviriyorlarsa (bütün uydurduklarını) yutuyor.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ardından Musa asâsını attı; bir de ne görsünler, onların uydurduklarını yutuyor!
Gültekin Onan = Böylelikle Musa da asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, uydurmakta olduklarını yutuveriyor.
Harun Yıldırım = Sonra Musa asâsını attı; bir de ne görsünler, onların uydurduklarını yutuveriyor!
Hasan Basri Çantay = Bunun üzerine Muusâ da asaasını bırakıverdi. Bir de (ne görsünler) o, (büyücüler) in düzer olduklarını yutuyor!
Hayrat Neşriyat = Sonra, Mûsâ asâsını bıraktı; bir de baktılar ki o, onların uydurmakta oldukları şeyleri yutuyor!
İbni Kesir = Ardından Musa asasını attı. Bir de ne görsünler; onların uydurduklarını yutuveriyor.
Kadri Çelik = Böylelikle Musa da asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, uydurmakta olduklarını yutuveriyor.
Muhammed Esed = (Onların) ardından Musa da asasını atınca, bir de ne görsünler, onların bütün o düzenbazlıklarını yutmasın mı!
Mustafa İslamoğlu = Derken, Musa asasını bıraktı. Fakat o da ne! O onların gözbağcılıklarını bir bir silip süpürmesin mi!
Ömer Nasuhi Bilmen = Bunu müteakip Mûsa da asasını bırakıverdl, hemen o zaman o (asası) onların uydurdukları şeyleri süratle yutar oldu.
Ömer Öngüt = Bunun üzerine Musa da asasını attı. Onların uydurduklarını yutmaya başlayıverdi.
Şaban Piriş = Musa da değneğini attığı zaman, onların uydurdukları şeyleri yutmaya başladı.
Sadık Türkmen = Sonra musa asasını attı; birden onların uydurduklarını yutmaya başladı.
Seyyid Kutub = Arkasından Musa değneğini atınca, değnek büyücülerin bütün göz boyayıcılıklarını yutuverdi.
Suat Yıldırım = Derken Mûsâ da değneğini yere attı; bir de ne görsünler: O, büyücülerin göz boyayarak uydurup ortaya koydukları şeyleri yutuveriyor!
Süleyman Ateş = Mûsâ da asâsını attı. Birden o, onların uydurduklarını yutmağa başladı.
Tefhim-ul Kuran = Böylelikle Musa da asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, uydurmakta olduklarını yutuveriyor.
Ümit Şimşek = Musa da asâsını attı; ve asâ, onların uydurduğu şeyleri yutmaya başladı.
Yaşar Nuri Öztürk = Mûsa da asasını attı. Bir de ne görsünler, o onların hüner olarak ortaya getirdikleri şeyleri yalayıp yutuyor.
İskender Ali Mihr = Sonra Musa (A.S) asasını attı. İşte o zaman, o (Musa (A.S)’ın asası) onların uydurdukları şeyleri yutuyordu.
İlyas Yorulmaz = Sonra Musa değneğini yere attığında, birden bire onların uydurduğu sihirlerin hepsini yuttu.
فَأُلْقِيَ السَّحَرَةُ سَاجِدِينَ
Şu’arâ / 46 -
Fe ulkıyes seharatu sâcidîn(sâcidîne).
Diyanet İşleri = Bunun üzerine sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.
Abdulbaki Gölpınarlı = Büyücüler, derhal secdeye kapandılar.
Abdullah Parlıyan = Bunun üzerine büyücüler, hemen secdeye kapanarak,
Adem Uğur = (Bunu görünce) sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.
Ahmed Hulusi = Bunu gören sihirbazlar, yere kapandılar Musa önünde!
Ahmet Tekin = Buna şâhit olan sihirbazlar, hep birlikte secdeye kapandılar.
Ahmet Varol = Bunun üzerine büyücüler secdeye kapandılar.
Ali Bulaç = Anında büyücüler secdeye kapandılar.
Ali Fikri Yavuz = Büyücüler derhal secdeye kapandılar.
Ali Ünal = Büyücüler hemen secdeye kapandılar.
Bayraktar Bayraklı = (46-48) Bu durum karşısında sihirbazlar hemen secdeye kapanarak, “Biz, âlemlerin Rabbine inandık” dediler. “Mûsâ'nın ve Hârûn'un Rabbine.”
Bekir Sadak = (46-48) Bunu goren sihirbazlar secdeye kapanarak: «Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandik» dediler.
Celal Yıldırım = Bunun üzerine sihirbazlar secdeye kapandılar.
Cemal Külünkoğlu = (46-48) Bunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: “Âlemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine iman ettik” dediler.
Diyanet İşleri (eski) = (46-48) Bunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: 'Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık' dediler.
Diyanet Vakfi = (Bunu görünce) sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.
Edip Yüksel = Büyücüler secdeye kapandılar.
Elmalılı Hamdi Yazır = Derhal sihirbazlar secdeye kapandılar
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Derhal sihirbazlar secdeye kapandılar;
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.
Gültekin Onan = Anında büyücüler secdeye kapandılar.
Harun Yıldırım = Sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.
Hasan Basri Çantay = Büyücüler derhal secde ediciler olarak (yere) kapandı (lar).
Hayrat Neşriyat = Sihirbazlar (bunun aslâ bir sihir olmadığını anlayıp) hemen secdeye kapanan kimseler olarak (yerlere) atıldı(lar).
İbni Kesir = Bunun üzerine büyücüler secdeye kapandılar.
Kadri Çelik = Anında büyücüler secdeye kapandılar.
Muhammed Esed = Bu durum karşısında büyücüler hemen yere kapanarak
Mustafa İslamoğlu = Sonunda büyücüler hep birden yere kapanarak
Ömer Nasuhi Bilmen = Sihirbazlar, hemen secde ediciler olarak yere atıldı.
Ömer Öngüt = Sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.
Şaban Piriş = Bunun üzerine sihirbazlar secdeye kapandılar.
Sadık Türkmen = Büyücüler secde edenler olarak (yere) kapandılar.
Seyyid Kutub = Bunun üzerine bütün büyücüler secdeye kapandılar.
Suat Yıldırım = Bunu gören sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.
Süleyman Ateş = Derhal büyücüler secdeye kapandılar:
Tefhim-ul Kuran = Anında büyücüler secdeye kapandılar.
Ümit Şimşek = Büyücüler secdeye kapandılar.
Yaşar Nuri Öztürk = Bunun üzerine büyücüler, secdelere kapandılar.
İskender Ali Mihr = Sihirbazlar hemen secde ederek yere kapandılar.
İlyas Yorulmaz = (Bunu gören) Sihirbazlar hemen secdeye kapandılar.
قَالُوا آمَنَّا بِرَبِّ الْعَالَمِينَ
Şu’arâ / 47 -
Kâlû âmennâ bi rabbil âlemîn(âlemîne).
Diyanet İşleri = “Âlemlerin Rabbine inandık” dediler.
Abdulbaki Gölpınarlı = Alemlerin Rabbine inandık dediler.
Abdullah Parlıyan = “Biz alemlerin Rabbine inandık!” dediler.
Adem Uğur = Alemlerin Rabbine, iman ettik dediler.
Ahmed Hulusi = Dediler ki: "Âlemlerin Rabbine iman ediyoruz. . . "
Ahmet Tekin = 'Âlemlerin, bütün varlıkların Rabbine iman ettik' dediler.
Ahmet Varol = Dediler ki: 'Alemlerin Rabbine iman ettik.
Ali Bulaç = (Ve:) "Alemlerin Rabbine iman ettik" dediler.
Ali Fikri Yavuz = Dediler ki: “- İman ettik âlemlerin Rabbine;
Ali Ünal = “Âlemlerin Rabbi’ne iman ettik!” dediler.
Bayraktar Bayraklı = (46-48) Bu durum karşısında sihirbazlar hemen secdeye kapanarak, “Biz, âlemlerin Rabbine inandık” dediler. “Mûsâ'nın ve Hârûn'un Rabbine.”
Bekir Sadak = (46-48) Bunu goren sihirbazlar secdeye kapanarak: «Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandik» dediler.
Celal Yıldırım = (47-48) «Biz âlemlerin Rabbına, Musâ ve Harun'un Rabbına inandık» dediler.
Cemal Külünkoğlu = (46-48) Bunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: “Âlemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine iman ettik” dediler.
Diyanet İşleri (eski) = (46-48) Bunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: 'Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık' dediler.
Diyanet Vakfi = (47-48) «Âlemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine iman ettik» dediler.
Edip Yüksel = Dediler, 'Evrenlerin Rabbine inandık,'
Elmalılı Hamdi Yazır = «iyman ettik rabbül'âlemîne
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = «İman ettik alemlerin Rabbine;
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «İman ettik, dediler, Âlemlerin Rabbine»
Gültekin Onan = (Ve:) "Alemlerin rabbine inandık" dediler.
Harun Yıldırım = "Alemlerin Rabbine, iman ettik" dediler.
Hasan Basri Çantay = (47-48) «Aalemlerin Rabbine, Muusâ ile Hâruunun Rabbine îman etdik dediler.
Hayrat Neşriyat = (47-48) 'Âlemlerin Rabbine, Mûsâ ve Hârûn’un Rabbine îmân ettik!' dediler.
İbni Kesir = Dediler ki: Biz, alemlerin Rabbına inandık.
Kadri Çelik = (Ve) “Âlemlerin Rabbine iman ettik” dediler.
Muhammed Esed = "Biz alemlerin Rabbine inandık!" dediler,
Mustafa İslamoğlu = şöyle dediler: "İman ettik alemlerin Rabbine!
Ömer Nasuhi Bilmen = (47-48) Dediler ki: «Âlemlerin Rabbine imân ettik.» «Mûsa'nın ve Harun'un Rabbine.»
Ömer Öngüt = “Biz âlemlerin Rabbine iman ettik!” dediler.
Şaban Piriş = -Evrenin sahibine iman ettik, dediler.
Sadık Türkmen = “âlemlerin rabbine inandık!” dediler.
Seyyid Kutub = Ve «bütün varlıkların Rabbine inandık.
Suat Yıldırım = (47-48) "Rabbülâlemin’e, Mûsâ ile Harun’un Rabbine biz de iman ettik." dediler.
Süleyman Ateş = Dediler: "Âlemlerin Rabbine inandık."
Tefhim-ul Kuran = (Ve:) «Alemlerin Rabbine iman ettik» dediler.
Ümit Şimşek = 'Âlemlerin Rabbine iman ettik,' dediler.
Yaşar Nuri Öztürk = Dediler: "İnandık âlemlerin Rabbi'ne."
İskender Ali Mihr = “Âlemlerin Rabbine îmân ettik.” dediler.
İlyas Yorulmaz = Ve “Biz alemlerin Rabbine”
رَبِّ مُوسَى وَهَارُونَ
Şu’arâ / 48 -
Rabbi mûsâ ve hârûn(hârûne).
Diyanet İşleri = “Mûsâ’nın ve Hârûn’un Rabbi’ne.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Mûsâ ve Hârûn'un Rabbine.
Abdullah Parlıyan = “Musa'nın ve Harûn'un Rabbine.”
Adem Uğur = Musa ve Harun'un Rabbine iman ettik.
Ahmed Hulusi = "Musa'nın ve Harun'un Rabbine!"
Ahmet Tekin = 'Mûsâ’nın ve Hârûn’un Rabbine iman ettik.'
Ahmet Varol = Musa ve Harun'un Rabbine.'
Ali Bulaç = "Musa'nın ve Harun'un Rabbine."
Ali Fikri Yavuz = Mûsa ve Hârûn’un Rabbine...
Ali Ünal = “Musa’nın ve Harun’un Rabbi’ne!”
Bayraktar Bayraklı = (46-48) Bu durum karşısında sihirbazlar hemen secdeye kapanarak, “Biz, âlemlerin Rabbine inandık” dediler. “Mûsâ'nın ve Hârûn'un Rabbine.”
Bekir Sadak = (46-48) Bunu goren sihirbazlar secdeye kapanarak: «Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandik» dediler.
Celal Yıldırım = (47-48) «Biz âlemlerin Rabbına, Musâ ve Harun'un Rabbına inandık» dediler.
Cemal Külünkoğlu = (46-48) Bunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: “Âlemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine iman ettik” dediler.
Diyanet İşleri (eski) = (46-48) Bunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: 'Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık' dediler.
Diyanet Vakfi = (47-48) «Âlemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine iman ettik» dediler.
Edip Yüksel = 'Musa'nın ve Harun'un Rabbine...'
Elmalılı Hamdi Yazır = Musâ ve Hârunun rabbına» dediler
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Musa ve Harun'un Rabbine!» dediler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Musa ve Harun'un Rabbine!»
Gültekin Onan = "Musa'nın ve Harun'un rabbine."
Harun Yıldırım = "Musa ve Harun'un Rabbine iman ettik" .
Hasan Basri Çantay = (47-48) «Aalemlerin Rabbine, Muusâ ile Hâruunun Rabbine îman etdik dediler.
Hayrat Neşriyat = (47-48) 'Âlemlerin Rabbine, Mûsâ ve Hârûn’un Rabbine îmân ettik!' dediler.
İbni Kesir = Musa ve Harun'un Rabbına.
Kadri Çelik = “Musa'nın ve Harun'un Rabbine.”
Muhammed Esed = "Musa'nın ve Harun'un Rabbine!"
Mustafa İslamoğlu = Rabbine Musa ve Harun'un!"
Ömer Nasuhi Bilmen = (47-48) Dediler ki: «Âlemlerin Rabbine imân ettik.» «Mûsa'nın ve Harun'un Rabbine.»
Ömer Öngüt = “Musa ve Harun'un Rabbine. ”
Şaban Piriş = Musa’nın ve Harun’un Rabbine!
Sadık Türkmen = “musa’nın ve Harun’un Rabbine.”
Seyyid Kutub = Musa ile Harun'un Rabbine dediler.
Suat Yıldırım = (47-48) "Rabbülâlemin’e, Mûsâ ile Harun’un Rabbine biz de iman ettik." dediler.
Süleyman Ateş = "Mûsâ'nın ve Hârûn'un Rabbine."
Tefhim-ul Kuran = «Musa'nın ve Harun'un Rabbine.»
Ümit Şimşek = 'Musa ile Harun'un Rabbine.'
Yaşar Nuri Öztürk = "Mûsa'nın ve Hârun'un Rabbine."
İskender Ali Mihr = Musa (A.S) ve Harun (A.S)’ın Rabbine (îmân ettik).
İlyas Yorulmaz = “Musa ve Harun’un Rabbine iman ettik” dediler.
قَالَ آمَنتُمْ لَهُ قَبْلَ أَنْ آذَنَ لَكُمْ إِنَّهُ لَكَبِيرُكُمُ الَّذِي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَ لَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُم مِّنْ خِلَافٍ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ أَجْمَعِينَ
Şu’arâ / 49 -
Kâle âmentum lehu kable en âzene lekum, innehu le kebîrukumullezî allemekumus sıhra, fe le sevfe ta’lemûn(ta’lemûne), le ukattıanne eydiyekum ve erculekum min hılâfin ve le usallibennekum ecmaîn(ecmaîne).
Diyanet İşleri = Firavun, “Ben size izin vermeden ona inandınız ha? Mutlaka o, size sihri öğreten büyüğünüzdür. Yakında bilip göreceksiniz siz! Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi asacağım” dedi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Firavun, size izin vermeden inandınız ha dedi, şüphe yok ki o, sizin büyüğünüz, büyüyü o öğretti size; şimdi anlarsınız siz, mutlaka ellerinizi, ayaklarınızı çaprazvari kestireceğim ve hepinizi de astıracağım.
Abdullah Parlıyan = Firavun: “Ben size izin vermeden, O'na inanıyorsunuz öyle mi?” diye çıkıştı. “Size büyüyü öğreten ustanız bu olmalı mutlaka. Fakat yakında, nasıl intikam alacağımı göreceksiniz. Bana karşı gelmenizden dolayı ellerinizi, ayaklarınızı çaprazlama keseceğim sonra hepinizi asacağım!” dedi.
Adem Uğur = Firavun, (kızgınlık içinde) dedi ki: Ben size izin vermeden ona iman ettiniz ha! Demek ki size sihiri öğreten büyüğünüzmüş o! Ama şimdi (size yapacağımı görecek ve) bileceksiniz: Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim, hepinizi astıracağım!
Ahmed Hulusi = (Firavun) dedi ki: "Ben size izin vermeden mi Ona iman ettiniz? Kesinlikle O, size sihri öğreten büyüğünüzdür. . . Yakında bileceksiniz. . . Ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestirip, kesinlikle hepinizi toptan astıracağım. "
Ahmet Tekin = Firavun:'Ben size izin vermeden mi, ona boyun eğip güvendiniz? Anlaşıldı ki, size sihri öğreten büyüğünüzmüş o. Şimdi size yapacaklarımı göreceksiniz. Ellerinizi ayaklarınızı çaprazlama keseceğim. Hepinizi astıracağım.' dedi.
Ahmet Varol = (Firavun) dedi ki: 'Ben size izin vermeden önce ona iman mı ettiniz? O size büyüyü öğreten büyüğünüzdür. Yakında muhakkak bileceksiniz. Sizin ellerinizi ve bacaklarınızı çaprazlama kesecek sonra hepinizi asacağım.'
Ali Bulaç = (Firavun) Dedi ki: "Ona, ben size izin vermeden önce mi inandınız? Şüphesiz, o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür; öyleyse yakında bileceksiniz. Şüphesiz ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim ve sizin hepinizi gerçekten asıp sallandıracağım."
Ali Fikri Yavuz = (Firavun onlara şöyle) dedi: “- Ben size izin vermeden ona (Mûsa’ya) iman ettiniz, anlaşıldı ki o size büyü öğreten büyüğünüzmüş! O halde mutlaka yakında bileceksiniz: Muhakkak surette ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim ve gerçekten hepinizi asacağım.”
Ali Ünal = “Ben size izin vermeden O’na inanmak ha?” diye (çıkıştı) Firavun: “Anlaşıldı, Musa sizin ustanızmış; büyüyü size o öğretmiş! Görürsünüz siz! Andolsun ki, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kesecek ve hepinizi asacağım!”
Bayraktar Bayraklı = Firavun, “Ben size izin vermeden ona inanıyorsunuz, öyle mi?” diye çıkıştı. “Doğrusu o, size sihri öğreten büyüğünüzdür. Andolsun, yakında bileceksiniz, bana karşı gelip döneklik yapmanız yüzünden ellerinizi ve ayaklarınızı doğrayacağım, hepinizi asacağım” dedi.
Bekir Sadak = Firavun: «Ben size izin vermeden ona iman mi ettiniz? Muhakkak ki o, size sihri ogreten buyugunuzdur. simdi bileceksiniz; ellerinizi ayaklarinizi, and olsun, caprazlama kestirecegim, hepinizi astiracagim» dedi.
Celal Yıldırım = Fir'avn, «ben size izin vermeden ona imân ettiniz (öyle mi ?) Elbette o size sihir öğreten büyüğünüzdür. Yakında (neler yapacağımı) bileceksiniz. Yemin ederim ki ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve elbette hepinizi asacağım» dedi.
Cemal Külünkoğlu = Firavun: “Ben size izin vermeden ona inandınız ha? Mutlaka o, size sihri öğreten büyüğünüzdür. Yakında (size ne yapacağımı) bileceksiniz! Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve sizin hepinizi asacağım” dedi.
Diyanet İşleri (eski) = Firavun: 'Ben size izin vermeden ona iman mı ettiniz? Muhakkak ki o, size sihri öğreten büyüğünüzdür. Şimdi bileceksiniz; ellerinizi ayaklarınızı, and olsun, çaprazlama kestireceğim, hepinizi astıracağım' dedi.
Diyanet Vakfi = Firavun, (kızgınlık içinde) dedi ki: Ben size izin vermeden ona iman ettiniz ha! Demek ki size sihiri öğreten büyüğünüzmüş o! Ama şimdi (size yapacağımı görecek ve) bileceksiniz: Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim, hepinizi astıracağım!
Edip Yüksel = Dedi ki, 'Ben size izin vermeden mi ona inandınız? O, size büyücülüğü öğreten ustanız olmalı. Şimdi göreceksiniz: Ellerinizi, ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi asacağım.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Ona, dedi: ben size izin vermeden iyman ettiniz, anlaşıldı ki o size sihri ta'lim eden büyüğünüzmüş, o halde mutlak yakında bileceksiniz, çaresiz ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazına kestireceğim, hem muhakkak hepinizi çarmıha gerdireceğim.
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (Firavun) dedi ki: «Ben size izin vermeden O'na iman ettiniz! Anlaşıldı ki, o size sihri öğreten büyüğünüzmüş! O halde kesinlikle yakında anlayacaksınız; çaresiz ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim, hepinizi muhakkak çarmıha gerdireceğim!»
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Firavun (kızgınlık içinde) dedi ki: «Ben size izin vermeden O'na iman ettiniz ha! Anlaşıldı ki o size sihri öğreten büyüğünüzmüş! Ama şimdi bileceksiniz: Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim, hepinizi çarmıha gerdireceğim!»
Gültekin Onan = (Firavun) Dedi ki: "Ona, ben size izin vermeden önce mi inandınız? Şüphesiz, o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür; öyleyse yakında bileceksiniz. Şüphesiz ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim ve sizin hepinizi gerçekten asıp sallandıracağım."
Harun Yıldırım = Firavun, (kızgınlık içinde) dedi ki: Ben size izin vermeden ona iman ettiniz ha! Demek ki size sihiri öğreten büyüğünüzmüş o! Ama şimdi bileceksiniz: Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim, hepinizi astıracağım!
Hasan Basri Çantay = (Fir'avn) dedi ki: «Ben size izin vermeden siz ona îman etdiniz ha! Hakıykat size büyüyü öğreten büyüğünüzmüş o! O halde yakında bileceksiniz. Herhalde sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kesdireceğim, sizin topunuzu behemehal çarmıha gerdireceğim»!
Hayrat Neşriyat = (Fir'avun:) '(Ben) size izin vermeden ona îmân ettiniz, öyle mi? Şübhesiz ki o, gerçekten size sihri öğreten büyüğünüzmüş. Ama ileride elbette göreceksiniz. Mutlaka ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi kesinlikle asacağım!' dedi.
İbni Kesir = Ben size izin vermezden önce mi ona inandınız? Şüphesiz size büyü öğreten büyüğünüzdür. Şimdi bileceksiniz; elbette ben, ellerinizi ve ayaklarınızı andolsun ki çaprazlama kestireceğim ve hepinizi astıracağım, dedi.
Kadri Çelik = (Firavun) Dedi ki: “Ben size izin vermeden önce mi ona iman ettiniz? Hiç tartışmasız o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür. Öyleyse yakında bileceksiniz, şüphesiz ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim ve sizin hepinizi gerçekten asıp sallandıracağım.”
Muhammed Esed = (Firavun:) "Ben size izin vermeden ona inanıyorsunuz, öyle mi?" diye çıkıştı, "Size büyüyü öğreten ustanız bu olmalı mutlaka! Fakat yakında (benim intikamımı) göreceksiniz: içinizden çoğunun ellerini ayaklarını kestireceğim, hepinizi astıracağım!"
Mustafa İslamoğlu = (Firavun) dedi ki: "Demek siz ben izin vermeden ona inandınız, öyle mi? Anlaşıldı ki o size büyüyü öğreten üstadınızdır; fakat pek yakında gününüzü göreceksiniz: dönekliğinizden dolayı ellerinizi ve ayaklarınızı mutlaka keseceğim ve topunuzu asacağım!"
Ömer Nasuhi Bilmen = (Fir'avun) Dedi ki: «Ben size izin vermeden evvel siz ona imân ettiniz, şüphesiz ki, o size sihri öğretmiş olan büyüğünüzdür. Artık yakında bileceksiniz, elbette ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlamasına kestireceğim ve muhakkak ki sizi toplu bir halde astıracağım.»
Ömer Öngüt = (Firavun) dedi ki: “Ben size izin vermeden ona iman mı ettiniz? Size sihiri öğreten büyüğünüz odur. Fakat siz göreceksiniz! Andolsun ki ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi asacağım!”
Şaban Piriş = -Ben size izin vermeden önce ona iman mı ettiniz? Anlaşıldı ki o, size sihri öğreten büyüğünüzdür, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireyim ve sizi çarmıha gerdireyim de görün siz! dedi.
Sadık Türkmen = (Firavun) dedi ki: “Ben size izin vermeden ona inandınız ha! Şüphesiz o size büyü öğreten liderinizdir. Yakında bileceksiniz. Şüphesiz ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim. Kesinlikle hepinizi asacağım.”
Seyyid Kutub = Firavun, «ben izin vermeden O'na inandınız, öyle mi? Hiç kuşkusuz O size büyücülüğü öğreten elebaşınızdı. Ama yakında başınıza neler geleceğini öğreneceksiniz. Andolsun ki, sağlı sollu birer el ve ayağınızı kesecek ve arkasından hepinizi asacağım» dedi.
Suat Yıldırım = Firavun: "Demek ben size izin vermeden ona inandınız ha! Anlaşıldı. Size büyüyü öğreten ustanız oymuş! Size yapacağımı da yakında öğreneceksiniz. Farklı yönlerden olmak üzere el ve ayaklarınızı kesecek ve hepinizi asacağım!"
Süleyman Ateş = (Fir'avn) dedi: "Ben size izin vermeden mi ona inandınız? O, size büyü öğreten büyüğünüzdür. Öyleyse (size ne yapacağımı) yakında bileceksiniz: Ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve hepinizi asacağım!"
Tefhim-ul Kuran = (Firavun) Dedi ki: «Ona, ben size izin vermeden önce mi inandınız? Hiç tartışmasız, o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür; öyleyse yakında bileceksiniz. Şüphesiz ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim ve sizin hepinizi gerçekten asıp sallandıracağım.»
Ümit Şimşek = Firavun 'Fakat ben size izin vermeden iman ettiniz,' dedi. 'Demek, bu size büyücülüğü öğreten büyüğünüzmüş. Siz görürsünüz; ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlamasına kesip hepinizi asacağım.'
Yaşar Nuri Öztürk = Firavun haykırdı: "Ben size izin vermeden ona inandınız ha! Anlaşıldı, o sizin hepinize sihirbazlığı öğreten büyüğünüz. Yakında bileceksiniz. Yemin olsun, ellerinizi, ayaklarınızı çaprazlamasına keseceğim ve yemin olsun sizi toptan asacağım."
İskender Ali Mihr = (Firavun): “Benim size izin vermemden evvel, siz O’na îmân ettiniz. Muhakkak ki O, size sihri öğreten büyüğünüz (ustanız). Artık yakında elbette bileceksiniz. Ellerinizi ve ayaklarınızı mutlaka çaprazlama kestireceğim. Ve sizin hepinizi mutlaka astıracağım.” dedi.
İlyas Yorulmaz = Firavun sihirbazlara “Ben size izin vermeden önce, iman mı ettiniz? Herhalde o (Musa) size sihir öğreten üstadınız. Şunu iyice öğreneceksiniz ki, çaprazlama olarak ellerinizi ve ayaklarınızı kesip, hepinizi sallandırıp asacağım. ” dedi.
قَالُوا لَا ضَيْرَ إِنَّا إِلَى رَبِّنَا مُنقَلِبُونَ
Şu’arâ / 50 -
Kâlû lâ dayra innâ ilâ rabbinâ munkalibûn(munkalibûne).
Diyanet İşleri = Sihirbazlar şöyle dediler: “Zararı yok, mutlaka Rabbimize döneceğiz.”
Abdulbaki Gölpınarlı = "Zararı yok, dediler, (nasıl olsa) biz Rabbimize döneceğiz."
Abdullah Parlıyan = «Hiç zararı yok» dediler. «Çünkü biz gerçekten Rabbimize dönücüleriz.»
Adem Uğur = Zararı yok, dediler, (nasıl olsa) biz şüphesiz Rabbimize döneceğiz.
Ahmed Hulusi = Dediler: "Zararı yok, biz nasıl olsa Rabbimize döneceğiz,
Ahmet Tekin = Sihirbazlar: 'Zararı yok. Nasıl olsa, Rabbimize döneceğiz.' dediler.
Ahmet Varol = (Büyücüler) dediler ki: 'Hiç zararı yok. Biz muhakkak Rabbimize döneceğiz.
Ali Bulaç = "Hiç zararı yok" dediler. "Çünkü biz gerçekten Rabbimize dönücüleriz."
Ali Fikri Yavuz = Büyücüler dediler ki: “- Zararı yok, muhakkak biz Rabbimize döneceğiz.
Ali Ünal = “Hiç önemi yok!” dediler, “Nasıl olsa Rabbimize dönüyoruz.
Bayraktar Bayraklı = (50-51) İnanan sihirbazlar, “Zararı yok, biz elbette Rabbimize döneceğiz, inananların ilki olmamızdan dolayı, Rabbimizin, günahlarımızı bağışlayacağını umarız” dediler.
Bekir Sadak = (50-51) Iman eden sihirbazlar: «Zarari yok, biz suphesiz Rabbimize donecegiz; inanlarin ilki olmamizdan oturu, Rabbimizin kusurlarimizi bize bagislayacagini umariz» dediler. *
Celal Yıldırım = (Onlar): «Ne zararı var, çünkü biz mutlaka Rabbımıza döneceğiz.
Cemal Külünkoğlu = (50-51) (O iman edenler) dediler ki: “Zararı yok, nasıl olsa, biz Rabbimize döndürüleceğiz. (Burada) inananların öncüleri biz olduğumuz için Rabbimizin kusurlarımızı bağışlayacağını umarız.”
Diyanet İşleri (eski) = (50-51) İman eden sihirbazlar: 'Zararı yok, biz şüphesiz Rabbimize doneceğiz; inananların ilki olmamızdan ötürü, Rabbimizin kusurlarımızı bize bağışlayacağını umarız' dediler.
Diyanet Vakfi = «Zararı yok, dediler, (nasıl olsa) biz şüphesiz Rabbimize döneceğiz.»
Edip Yüksel = Zararı yok, dediler, (nasıl olsa) biz şüphesiz Rabbimize döneceğiz.
Elmalılı Hamdi Yazır = (İman eden sihirbazlar da) dediler ki: "Zararı olmaz! Kesinlikle biz Rabbimize (hakikatimize) dönücüleriz. "
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (Büyücüler) dediler ki: «Zararı yok, mutlaka biz Rabbimize döneceğiz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Zararı yok dediler nasıl olsa biz Rabbimize döneceğiz.»
Gültekin Onan = "Hiç zararı yok" dediler. Çünkü biz gerçekten rabbimize çevrilip döneceğiz (münkalibun)."
Harun Yıldırım = "Zararı yok, dediler, (nasıl olsa) biz şüphesiz Rabbimize döneceğiz."
Hasan Basri Çantay = Dediler: «(Bunda) bize hiçbir zarar yok. Biz şübhesiz ki Rabbimize dönücüleriz».
Hayrat Neşriyat = (Onlar ise) dediler ki: 'Zararı yok; çünki biz Rabbimize dönücü kimseleriz.'
İbni Kesir = Onlar da dediler ki: Zararı yok. Biz muhakkak Rabbımıza dönenleriz.
Kadri Çelik = “Hiç zararı yok” dediler. “Çünkü biz gerçekten Rabbimize dönücüleriz.”
Muhammed Esed = Onlar da: "Hayır, (sen bize) bir zarar veremezsin" diye karşılık verdiler, "(çünkü) er geç Rabbimize döneceğiz!
Mustafa İslamoğlu = (İman eden sihirbazlar) "Ziyanı yok" dediler, "Nasıl olsa biz Rabbimize döneceğiz.
Ömer Nasuhi Bilmen = O imân edenler de dediler ki: «Zararı yok, şüphesiz ki, biz Rabbimize dönücüleriz.»
Ömer Öngüt = Onlar da dediler ki: “Zararı yok. Biz şüphesiz Rabbimize döneceğiz. ”
Şaban Piriş = Onlar da: -Önemli değil, zaten Rabbimize döneceğiz.
Sadık Türkmen = Dediler ki: “Zararı yok! Biz Rabbimize dönücüleriz!
Seyyid Kutub = Büyücüler de dediler ki, «zararı yok, nasıl olsa Rabb'imize döneceğiz.
Suat Yıldırım = "Hiç önemi yok!" dediler, "Biz zaten Rabbimize döneceğiz!"
Süleyman Ateş = "Zararı yok, dediler, (nasıl olsa) biz Rabbimize döneceğiz."
Tefhim-ul Kuran = «Hiç zararı yok» dediler. «Çünkü biz gerçekten Rabbimize dönücüleriz.»
Ümit Şimşek = 'Hiç önemi yok,' dediler. 'Nasıl olsa Rabbimize döneceğiz.
Yaşar Nuri Öztürk = Dediler: "Zararı yok, biz nasıl olsa Rabbimize döneceğiz,
İskender Ali Mihr = “Önemli değil. Muhakkak ki biz, Rabbimize dönücüleriz (dönecek olanlarız).” dediler.
İlyas Yorulmaz = Sihirbazlar Firavuna “Zararı yok, biz nasıl olsa Rabbimize döneceğiz. ”
إِنَّا نَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَايَانَا أَن كُنَّا أَوَّلَ الْمُؤْمِنِينَ
Şu’arâ / 51 -
İnnâ natmeu en yagfira lenâ rabbunâ hatâyânâ en kunnâ evvelel mu’minîn(mu’minîne).
Diyanet İşleri = “(Burada) ilk inananlar biz olduğumuz için şüphesiz Rabbimizin, hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz.”
Abdulbaki Gölpınarlı = İlk inananlardan olduğumuz için umarız ki Rabbimiz hatâlarımızı yarlıgar.
Abdullah Parlıyan = Sana uyanlar içinden, Musa'ya ve gerçek ilahına ilk olarak iman edenlerden olmamızdan dolayı, Allah tarafından bağışlanacağımızı umarız.”
Adem Uğur = Biz, ilk iman edenler olduğumuz için Rabbimizin hatalarımızı bağışlayacağını umarız.
Ahmed Hulusi = "Biz ilk iman edenler olarak, Rabbimizin hatalarımızı mağfiret edeceğini umuyoruz. "
Ahmet Tekin = 'İlk iman edenler olduğumuz için; Rabbimizin hatalarımızı bağışlayacağını umarız.'
Ahmet Varol = Mü'minlerin ilki olduğumuzdan dolayı Rabbimizin bizim hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz.'
Ali Bulaç = "Doğrusu biz, iman edenlerin ilki olduğumuzdan dolayı Rabbimizin bizim hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz."
Ali Fikri Yavuz = Doğrusu biz, (içinizde Mûsa’ya) iman edenlerin ilki olduğumuzdan dolayı Rabbimiz, bizim günahlarımızı bağışlayacağını ümid ederiz.”
Ali Ünal = “Umarız ki, (Musa ve Harun ile getirdikleri Mesaj’a) ilk iman edenler olduğumuz için Rabbimiz günahlarımızı affeder.”
Bayraktar Bayraklı = (50-51) İnanan sihirbazlar, “Zararı yok, biz elbette Rabbimize döneceğiz, inananların ilki olmamızdan dolayı, Rabbimizin, günahlarımızı bağışlayacağını umarız” dediler.
Bekir Sadak = (50-51) Iman eden sihirbazlar: «Zarari yok, biz suphesiz Rabbimize donecegiz; inanlarin ilki olmamizdan oturu, Rabbimizin kusurlarimizi bize bagislayacagini umariz» dediler. *
Celal Yıldırım = Biz (senin adamlarından) ilk imân edenler olduktan geri Rabbımızın hatâlarımızı bize bağışlayacağını ummaktayız» dediler.
Cemal Külünkoğlu = (50-51) (O iman edenler) dediler ki: “Zararı yok, nasıl olsa, biz Rabbimize döndürüleceğiz. (Burada) inananların öncüleri biz olduğumuz için Rabbimizin kusurlarımızı bağışlayacağını umarız.”
Diyanet İşleri (eski) = (50-51) İman eden sihirbazlar: 'Zararı yok, biz şüphesiz Rabbimize doneceğiz; inananların ilki olmamızdan ötürü, Rabbimizin kusurlarımızı bize bağışlayacağını umarız' dediler.
Diyanet Vakfi = «Biz, ilk iman edenler olduğumuz için Rabbimizin hatalarımızı bağışlayacağını umarız.»
Edip Yüksel = 'İlk inananlar olduğumuz için umarız ki Rabbimiz hatalarımızı bağışlar.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Her halde biz mü'minlerin evveli olduğumuzdan dolayı rabbımızın bize mağfiret buyuracağını ümid ederiz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Herhalde biz mü'minlerin ilki olduğumuzdan dolayı Rabbimizin bize mağfiret buyuracağını ümit ederiz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Herhalde biz müminlerin evveli olduğumuzdan dolayı, Rabbimizin bize mağfiret buyuracağını ümit ederiz»
Gültekin Onan = "Doğrusu biz, inançlıların ilki olduğumuzdan dolayı rabbimizin bizim hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz."
Harun Yıldırım = "Biz, ilk iman edenler olduğumuz için Rabbimizin hatalarımızı bağışlayacağını umarız."
Hasan Basri Çantay = «Herhalde biz îman edenlerin ilki olduğumuz için Rabbimizin bizim günâhlarımızı yarlığayacağını umarız».
Hayrat Neşriyat = 'Doğrusu biz (bu mecliste) îmân edenlerin ilki olduğumuzdan, Rabbimizin bizim için hatâlarımızı bağışlayacağını umarız.'
İbni Kesir = Mü'minlerin ilki olmamızdan dolayı biz, gerçekten Rabbımızın hatalarımızı bağışlayacağını umarız.
Kadri Çelik = “Doğrusu biz, iman edenlerin ilki olduğumuzdan dolayı Rabbimizin bizim hatalarımızı bağışlayacağını ummaktayız.”
Muhammed Esed = İnananların ilkleri olmamızdan ötürü Rabbimizin hatalarımızı bağışlayacağını umarız!"
Mustafa İslamoğlu = Şu kesin ki biz mü'minlerin öncülerindeniz, bundan dolayı Rabbimizin bizi bağışlamasını umarız."
Ömer Nasuhi Bilmen = «Biz mü'minlerin evveli olduğumuzdan dolayı bizim için hatalarımızı Rabbimizin mağfiret buyuracağını ümid ederiz.»
Ömer Öngüt = “İlk inananlar olduğumuz için Rabbimizin kusurlarımızı bağışlayacağını umarız. ”
Şaban Piriş = İnananların ilki olduğumuz için Rabbimizin günahlarımızı bağışlayacağını umarız.
Sadık Türkmen = Rabbimizin hatalarımızı bağışlamasını umarız; inananların ilki olduğumuz için!”
Seyyid Kutub = Bizler ilk inananlar olduğumuz için Rabb'imizin kusurlarımızı bağışlayacağını umarız.»
Suat Yıldırım = "İman edenlerin öncüleri olduğumuzdan ötürü umarız ki Rabbimiz günahlarımızı affeder."
Süleyman Ateş = "Biz ilk inananlar olduğumuz için Rabbimizin, hatâlarımızı bağışlayacağını umarız."
Tefhim-ul Kuran = «Doğrusu biz, iman edenlerin ilki olduğumuzdan dolayı Rabbimizin bizim hatalarımızı bağışlayacağını ummaktayız.»
Ümit Şimşek = 'Umuyoruz ki, iman edenlerin ilki biz oluruz da Rabbimiz bizim hatâlarımızı bağışlar.'
Yaşar Nuri Öztürk = Ümidimiz odur ku, Rabbimiz hatalarımızı bağışlar çünkü biz ilk inananlar olduk."
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki biz, mü’minlerin ilki olduk diye Rabbimizin, hatalarımızı mağfiret etmesini umuyoruz (istiyoruz).
İlyas Yorulmaz = “Rabbimizin hatalarımızı bize bağışlamasını ve (Musa’ya) inananların ilkleri olmayı umuyoruz” dediler.
وَأَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِي إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ
Şu’arâ / 52 -
Ve evhaynâ ilâ mûsâ en esri bi ıbâdî innekum muttebeûn(muttebeûne).
Diyanet İşleri = Biz Mûsâ’ya, “Kullarımı geceleyin yola çıkar, muhakkak ki takip edileceksiniz” diye vahyettik.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve Mûsâ'ya, kullarımı geceleyin yola çıkar, şüphe yok ki ardınızdan gelecekler diye vahyettik.
Abdullah Parlıyan = Ve Musa'ya: “Geceleyin kullarımla yola çık; çünkü siz Firavun tarafından takip edileceksiniz!” diye vahyettik.
Adem Uğur = Musa'ya: Kullarımı geceleyin yola çıkar; çünkü takip edileceksiniz, diye vahyettik.
Ahmed Hulusi = Ve Musa'ya 'Kullarımla gece vakti yola çık,' diye vahyettik. 'Çünkü takip edileceksiniz.'
Ahmet Tekin = Mûsâ’ya:'Beni ilâh tanıyan, candan müslüman olarak bana bağlı kullarımı geceleyin yola çıkar. Takip edileceğini unutma!' diye vahyettik.
Ahmet Varol = Musa'ya: 'Kullarımı geceleyin yürüt. Şüphesiz siz takib edileceksiniz' diye vahyettik.
Ali Bulaç = Musa'ya: "Kullarımı gece yürüyüşe geçir, çünkü izleneceksiniz" diye vahyettik.
Ali Fikri Yavuz = Mûsa’ya da, (seneler geçtikten sonra): “-İman eden kullarımı gece yola çıkar, çünkü takib edileceksiniz” diye vahy ettik.
Ali Ünal = (Hadiseler bir noktaya geldi ve nihayet) Musa’ya, “Kullarımı gece yola çıkar; arkadan sizi mutlaka takip edecekler.” diye vahyettik.
Bayraktar Bayraklı = Biz, Mûsâ'ya, “Kullarımı geceleyin yola çıkar; elbette izleneceksiniz” diye bildirdik.
Bekir Sadak = Biz Musa'ya: «Kullarimi geceleyin yola cikar; suphesiz takip edileceksiniz» diye vahyettik.
Celal Yıldırım = Biz, Musâ'ya: «Kullarımı geceleyin yola çıkar; çünkü gerçekten siz takip edileceksiniz» diye vahyettik.
Cemal Külünkoğlu = (Arkasından) Musa'ya: “Bana inanan kullarımı geceleyin yola çıkar; sizi takip edecekler” diye vahyettik.
Diyanet İşleri (eski) = Biz Musa'ya: 'Kullarımı geceleyin yola çıkar; şüphesiz takip edileceksiniz' diye vahyettik.
Diyanet Vakfi = Musa'ya: Kullarımı geceleyin yola çıkar; çünkü takip edileceksiniz, diye vahyettik.
Edip Yüksel = Musa'ya, 'Kullarımı yola çıkar, siz izleneceksiniz,' diye vahyettik.
Elmalılı Hamdi Yazır = Hem Musâya şu vahyi yerdik: kullarımı gece yürüt çünkü ta'kıb edileceksiniz
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Musa'ya şunu vahyettik: «Kullarımı geceleyin yürüt (yola çıkar); çünkü takip edileceksiniz.»
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Biz, Musa'ya: «Kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü takip edileceksiniz» diye vahyettik.
Gültekin Onan = Musa'ya: "Kullarımı gece yürüyüşe geçir, çünkü izleneceksiniz" diye vahyettik.
Harun Yıldırım = Musa'ya: Kullarımı geceleyin yola çıkar; çünkü takip edileceksiniz, diye vahyettik.
Hasan Basri Çantay = Muusâya: «Kullarımı gece yola çıkar. Çünkü ta'kîb edileceksiniz» diye vahyetdik.
Hayrat Neşriyat = Nihâyet Mûsâ’ya: 'Kullarımı geceleyin yola çıkar; çünki siz (Fir'avun ordusu tarafından) ta'kib edilecek kimselersiniz!' diye vahyettik.
İbni Kesir = Musa'ya da vahyetti ki: Kullarımı geceleyin yola çıkar. Şüphesiz siz, izleneceksiniz.
Kadri Çelik = Musa'ya da, “Kullarımı gece yürüyüşe geçir, çünkü izleneceksiniz” diye vahyettik.
Muhammed Esed = Ve derken, Musa'ya: "Kullarımı geceleyin yola çıkar; çünkü mutlaka takip edileceksiniz!" diye vahyettik.
Mustafa İslamoğlu = Sonunda Musa'ya "Kullarımı geceleyin yola çıkar; şunu da iyi bilin ki siz mutlaka takip edileceksiniz" diye vahyettik.
Ömer Nasuhi Bilmen = (52-53) Ve Mûsa'ya vahiy ettik ki kullarım ile beraber geceleyin yürü. Çünkü, siz şüphesiz ki takip edileceklersiniz. Artık Fir'avun şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi.
Ömer Öngüt = Musa'ya da vahyettik ki: “Kullarımı geceleyin yola çıkar. Çünkü siz takip edileceksiniz. ”
Şaban Piriş = Musa’ya, kullarımı geceleyin yola çıkar diye vahyettik.
Sadık Türkmen = Ve derken, Musa’ya vahyettik: “Kullarımı geceleyin yürüt. Kuşkusuz siz takip edileceksiniz.”
Seyyid Kutub = Arkasından Musa'ya «Bana inanan kullarımı geceleyin yola çıkar; sizi takip edecekler» diye vahyettik.
Suat Yıldırım = Mûsâ’ya da: "Mümin kullarımı geceden yola çıkar; zira siz mutlaka takip edileceksiniz!" diye vahyettik.
Süleyman Ateş = Mûsâ'ya: "Kullarımı geceleyin (Mısır'dan çıkar), yürüt; siz takibedileceksiniz." diye vahyettik.
Tefhim-ul Kuran = Musa'ya da: «Kullarımı gece yürüyüşe geçir, çünkü izleneceksiniz» diye vahyettik.
Ümit Şimşek = Ve Musa'ya 'Kullarımla gece vakti yola çık,' diye vahyettik. 'Çünkü takip edileceksiniz.'
Yaşar Nuri Öztürk = Mûsa'ya şunu vahyettik: Kularımı geceleyin yola çıkar. Mutlaka peşinize takılacaklar.
İskender Ali Mihr = Ve Musa (A.S)’a “Kullarım ile gece yola çık. Muhakkak ki siz, takip edilecek olanlarsınız.” diye vahyettik.
İlyas Yorulmaz = Bunun ardından Musa’ya “Kullarımı gece gizlice çıkar. Elbette ki takip edileceksiniz” diye vahyettik.
فَأَرْسَلَ فِرْعَوْنُ فِي الْمَدَائِنِ حَاشِرِينَ
Şu’arâ / 53 -
Fe ersele fir’avnu fîl medâini hâşirîn(hâşirîne).
Diyanet İşleri = Firavun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Firavun, şehirlere asker toplayan adamlar yolladı.
Abdullah Parlıyan = Firavun, şehirlere asker toplayıcı adamlar yollayıp dedi ki:
Adem Uğur = Firavun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi:
Ahmed Hulusi = Firavun, şehirlere haberciler saldı. . .
Ahmet Tekin = Firavun, şehirlere asker toplamaya görevliler gönderdi.
Ahmet Varol = Firavun da şehirlere toplayıcılar gönderdi.
Ali Bulaç = Bunun üzerine Firavun şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi.
Ali Fikri Yavuz = Firavun ise, şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi:
Ali Ünal = Bu arada Firavun, asker toplamak üzere bütün şehirlere görevliler saldı.
Bayraktar Bayraklı = (53-56) Bu arada Firavun, şehirlere, “Doğrusu bunlar, bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; elbette hepimiz uyanık olmalıyız” diyen haberciler gönderdi.
Bekir Sadak = (53-56) Bu arada Firavun sehirlere, «Dogrusu bunlar bizi ofkelendiren dokuntu azinliklardir; hepimiz tedbirli olmaliyiz» diyen munadiler gonderdi.
Celal Yıldırım = (53-54) Fir'avn da şehir ve kasabalara (asker) toplayıcı yetkilileri gönderdi (ve dedi ki): «Şüpheniz olmasın ki bunlar sayıları pek az birer topluluktur.
Cemal Külünkoğlu = (53-56) Firavun da şehirlere: “Gerçek şu ki; onlar (İsrailoğulları) azınlık olan dağınık bir topluluktur. (Buna rağmen) onlar bizi sürekli kızdırmaktadır. Biz ise, ihtiyatlı, koca bir topluluğuz” diye (çağıran asker) toplayıcılar gönderdi.
Diyanet İşleri (eski) = (53-56) Bu arada Firavun şehirlere, 'Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız' diyen münadiler gönderdi.
Diyanet Vakfi = Firavun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi:
Edip Yüksel = Firavun, kentlere kitle propagandacıları gönderdi:
Elmalılı Hamdi Yazır = Firavn de şehirlere asker toplayıcılar gönderdi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Firavun da şehirlere asker toplayıcılar gönderdi;
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Firavun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi:
Gültekin Onan = Bunun üzerine Firavun şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi.
Harun Yıldırım = Firavun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi:
Hasan Basri Çantay = Fir'avn da şehirlere toplayıcılar gönderdi.
Hayrat Neşriyat = Sonra Fir'avun (İsrâiloğullarının yola çıktığını duyunca) şehirlere (asker)toplayıcılar gönderdi.
İbni Kesir = Bunun üzerine Firavun şehirlere toplayıcılar gönderdi.
Kadri Çelik = Bunun üzerine Firavun da şehirlere toplayıcılar gönderdi.
Muhammed Esed = Bu arada Firavun şehirlere münadiler çıkarıp
Mustafa İslamoğlu = Derken, Firavun bütün kentlere (asker) toplayıcı görevliler yolladı.
Ömer Nasuhi Bilmen = (52-53) Ve Mûsa'ya vahiy ettik ki kullarım ile beraber geceleyin yürü. Çünkü, siz şüphesiz ki takip edileceklersiniz. Artık Fir'avun şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi.
Ömer Öngüt = Firavun da derhal şehirlere toplayıcılar gönderdi.
Şaban Piriş = Firavun ise şehirlere toplayıcılar gönderip:
Sadık Türkmen = Firavun kentlere toplayıcılar gönderdi:
Seyyid Kutub = Firavun asker toplamakla görevli adamlarını şehirlere saldı.
Suat Yıldırım = Firavun ise onları takip etmek gayesiyle, bütün şehirlere asker toplamak üzere görevliler çıkardı.
Süleyman Ateş = Fir'avn, (İsrâil oğullarının gittiğini duyunca) kentlere (asker) toplayıcılar gönderdi.
Tefhim-ul Kuran = Bunun üzerine Firavun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi.
Ümit Şimşek = Firavun, şehirlere asker toplayıcı adamlar yollayıp dedi ki:
Yaşar Nuri Öztürk = Bunun üzerine Firavun, kentlere toplayıcılar gönderdi:
İskender Ali Mihr = Bunun üzerine firavun, şehirlere toplayıcılar gönderdi.
İlyas Yorulmaz = Firavun şehirlere (askeri) güçleri toplayıcıları gönderdi.
إِنَّ هَؤُلَاء لَشِرْذِمَةٌ قَلِيلُونَ
Şu’arâ / 54 -
İnne hâulâi le şirzimetun kalîlûn(kalîlûne).
Diyanet İşleri = Dedi ki, “Bunlar pek az ve önemsiz bir topluluktur.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Bunlar, hiç şüphe yok azlık bir topluluk.
Abdullah Parlıyan = “Şu İsrailoğulları sayısı az bir topluluktur.
Adem Uğur = Esasen bunlar, sayıları az, bölük pörçük bir cemaattır.
Ahmed Hulusi = "Bunlar (İsrailoğulları) önemsiz bir azınlıktır!"
Ahmet Tekin = 'Esasen bunların sayıları az, önemsiz, bölük pörçük birileridir' dedi.
Ahmet Varol = 'Bunlar azlık bir kitledir.
Ali Bulaç = "Gerçek şu ki bunlar azınlık olan bir topluluktur;"
Ali Fikri Yavuz = “-Bunlar, (Mûsa’ya iman eden İsraîloğulları), muhakkak ki (bize nisbetle) pek az bir topluluktur.
Ali Ünal = “Esasen bunlar, çok küçük ve sefil bir topluluktur!” diyorlardı.
Bayraktar Bayraklı = (53-56) Bu arada Firavun, şehirlere, “Doğrusu bunlar, bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; elbette hepimiz uyanık olmalıyız” diyen haberciler gönderdi.
Bekir Sadak = (53-56) Bu arada Firavun sehirlere, «Dogrusu bunlar bizi ofkelendiren dokuntu azinliklardir; hepimiz tedbirli olmaliyiz» diyen munadiler gonderdi.
Celal Yıldırım = (53-54) Fir'avn da şehir ve kasabalara (asker) toplayıcı yetkilileri gönderdi (ve dedi ki): «Şüpheniz olmasın ki bunlar sayıları pek az birer topluluktur.
Cemal Külünkoğlu = (53-56) Firavun da şehirlere: “Gerçek şu ki; onlar (İsrailoğulları) azınlık olan dağınık bir topluluktur. (Buna rağmen) onlar bizi sürekli kızdırmaktadır. Biz ise, ihtiyatlı, koca bir topluluğuz” diye (çağıran asker) toplayıcılar gönderdi.
Diyanet İşleri (eski) = (53-56) Bu arada Firavun şehirlere, 'Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız' diyen münadiler gönderdi.
Diyanet Vakfi = «Esasen bunlar, sayıları az, bölük pörçük bir cemaattır.»
Edip Yüksel = 'Bunlar küçük bir çetedir.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Şunlar şübhe yok ki bir şirzimei kaliledirler
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Bunlar, şüphe yok ki küçük ve önemsiz bir toplulukturlar;
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Esasen bunlar, sayıları azar azar, bölük pörçük bir cemaattır.»
Gültekin Onan = "Gerçek şu ki bunlar azınlık olan bir topluluktur."
Harun Yıldırım = "Esasen bunlar, sayıları az, bölük pörçük bir cemaattır."
Hasan Basri Çantay = «Şübhesiz ki bunlar (Isrâîl oğulları) azar azar birer cemâatdir».
Hayrat Neşriyat = (Askerler toplanınca, Fir'avun:) 'Şübhe yok ki şunlar (İsrâiloğulları) elbette az bir topluluktur.'
İbni Kesir = Şüphesiz ki bunlar; döküntü azınlıklarıdır.
Kadri Çelik = “Şüphesiz bunlar azınlık olan bir topluluktur (dediler).”
Muhammed Esed = (tebaasına:) "Bu (İsrailoğulları) soysuz, sefil bir topluluk;
Mustafa İslamoğlu = (ve şöyle dedi): "Şu kesin ki onlar (donanımsız) başıbozuk bir azınlık.
Ömer Nasuhi Bilmen = Şöyle diyordu: «Şüphe yok, onlar (israiloğulları) az kimselerden ibaret bir tâifedir.»
Ömer Öngüt = “Doğrusu bunlar döküntü azınlıklardır. ”
Şaban Piriş = -Onlar, kuşkusuz, azınlık olan bir cemaattir.
Sadık Türkmen = “şüphesiz şunlar az bir topluluktur.
Seyyid Kutub = Bunlar, şüphe yok ki küçük ve önemsiz bir toplulukturlar;
Suat Yıldırım = «Esasen bunlar, sayıları azar azar, bölük pörçük bir cemaattır.»
Süleyman Ateş = "Şunlar, (şu İsrâil oğulları), az bir topluluktur" dedi.
Tefhim-ul Kuran = "Esasen bunlar, sayıları az, bölük pörçük bir cemaattır."
Ümit Şimşek = «Şübhesiz ki bunlar (Isrâîl oğulları) azar azar birer cemâatdir».
Yaşar Nuri Öztürk = "Kuşkusuz bunlar, küçücük bir topluluktur."
İskender Ali Mihr = Ve muhakkak ki bunlar, gerçekten (sayıları) az olan küçük bir grup.
İlyas Yorulmaz = “Onlar (İsrail oğulları) belalı bir azınlık. ”
وَإِنَّهُمْ لَنَا لَغَائِظُونَ
Şu’arâ / 55 -
Ve innehum lenâ le gâizûn(gâizûne).
Diyanet İşleri = “Şüphesiz onlar bize öfke duyuyorlar.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve hiç şüphe yok ki gene de bizi kızdırmadalar.
Abdullah Parlıyan = Durum böyle iken, yine de bizi öfkelendirmişlerdir.
Adem Uğur = (Böyle iken) kesinkes bizi öfkelendirmişlerdir.
Ahmed Hulusi = "Ne var ki bizi öfkelendiriyorlar!"
Ahmet Tekin = 'Böyleyken, onlar bize kin duyuyorlar, bizi öfkelendiriyorlar.'
Ahmet Varol = Ve onlar bizi kızdırmaktadırlar.
Ali Bulaç = "Ve elbette bize karşı da büyük bir öfke beslemektedirler.
Ali Fikri Yavuz = Fakat onlar bizi kızdırıyorlar.
Ali Ünal = “(Cirimlerine bakmadan,) bizi öfkelendiriyorlar.
Bayraktar Bayraklı = (53-56) Bu arada Firavun, şehirlere, “Doğrusu bunlar, bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; elbette hepimiz uyanık olmalıyız” diyen haberciler gönderdi.
Bekir Sadak = (53-56) Bu arada Firavun sehirlere, «Dogrusu bunlar bizi ofkelendiren dokuntu azinliklardir; hepimiz tedbirli olmaliyiz» diyen munadiler gonderdi.
Celal Yıldırım = Ve elbette bunlar bize karşı iyice kızgın olup (diş bilemektedirler).
Cemal Külünkoğlu = (53-56) Firavun da şehirlere: “Gerçek şu ki; onlar (İsrailoğulları) azınlık olan dağınık bir topluluktur. (Buna rağmen) onlar bizi sürekli kızdırmaktadır. Biz ise, ihtiyatlı, koca bir topluluğuz” diye (çağıran asker) toplayıcılar gönderdi.
Diyanet İşleri (eski) = (53-56) Bu arada Firavun şehirlere, 'Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız' diyen münadiler gönderdi.
Diyanet Vakfi = «(Böyle iken) kesinkes bizi öfkelendirmişlerdir.»
Edip Yüksel = 'Bize karşı öfkeyle ayaklanmaktadırlar.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Fakat hakkımızda çok gayz besliyorlar
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = fakat hakkımızda çok kin ve nefret besliyorlar;
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «(Böyle iken) hakkımızda çok gayz (öfke) besliyorlar.»
Gültekin Onan = "Ve elbette bize karşı da büyük bir öfke beslemektedirler."
Harun Yıldırım = "(Böyle iken) kesinkes bizi öfkelendirmişlerdir."
Hasan Basri Çantay = «(Böyle iken) onlar mutlakaa bizi darıltıcıdırlar».
Hayrat Neşriyat = 'Ve şübhesiz ki onlar, bizi gerçekten kızdıran kimselerdir.'
İbni Kesir = Ve gerçekten bize de büyük bir öfke beslemektedirler.
Kadri Çelik = “Ve şüphesiz bize karşı da büyük bir öfke besleyen kimselerdir.”
Muhammed Esed = fakat kalpleri bize karşı kin ve nefretle dolu;
Mustafa İslamoğlu = Buna rağmen onlar bize karşı hınçla dolular.
Ömer Nasuhi Bilmen = «Ve muhakkak ki, onlar bizi elbette çok öfkelendirmekte bulunan kimselerdir.»
Ömer Öngüt = “(Böyle iken) bizi öfkelendiriyorlar. ”
Şaban Piriş = Üstelik onlar bize karşı öfkelidirler.
Sadık Türkmen = Şüphesiz onlar bize, kin ve öfke duymaktadırlar.
Seyyid Kutub = Fakat bizi öfkelendiriyorlar.
Suat Yıldırım = "Fakat bize karşı kızgın olup diş bilemektedirler.
Süleyman Ateş = "Bizi kızdırmaktadırlar."
Tefhim-ul Kuran = «Ve şüphesiz bize karşı da büyük bir öfke beslemektedirler.
Ümit Şimşek = 'Fakat bize karşı kin besliyorlar.
Yaşar Nuri Öztürk = "Fakat bize gerçekten öfke püskürüyolar."
İskender Ali Mihr = Ve muhakkak ki onlar, gerçekten bizi çok öfkelendiren (bize karşı çok öfke duyan) (bir toplum).
İlyas Yorulmaz = “Bize karşı büyük öfkeleri kinleri var. ”
وَإِنَّا لَجَمِيعٌ حَاذِرُونَ
Şu’arâ / 56 -
Ve innâ le cemîun hâzirûn(hâzirûne).
Diyanet İşleri = “Ama biz uyanık ve tedbirli bir topluluğuz.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Bizse onların şerrine karşı uyanık ve kuvvetli bir topluluğuz diye haberler gönderdi.
Abdullah Parlıyan = Biz ise, onların yapacaklarına karşı, gözü açık ve uyanık bir topluluğuz.”
Adem Uğur = Biz ise, elbette uyanık (ve yekvücut) bir cemaatız. (diyor ve dedirtiyordu).
Ahmed Hulusi = "Doğrusu biz (her şeye) hazırlıklı bir topluluğuz" (dedi Firavun).
Ahmet Tekin = 'Biz de ihtiyatlı, her türlü savunma tedbirlerini alan bir toplumuz.'
Ahmet Varol = Biz ise şüphesiz ihtiyatlı bir topluluğuz' (dedi).
Ali Bulaç = Biz ise uyanık bir toplumuz" (dedi).
Ali Fikri Yavuz = Biz ise ihtiyatlı (silâh kuşanmış) bir topluluğuz.” (dedi).
Ali Ünal = “Ama biz, elbette uyanık ve tedbirli büyük bir topluluğuz.”
Bayraktar Bayraklı = (53-56) Bu arada Firavun, şehirlere, “Doğrusu bunlar, bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; elbette hepimiz uyanık olmalıyız” diyen haberciler gönderdi.
Bekir Sadak = (53-56) Bu arada Firavun sehirlere, «Dogrusu bunlar bizi ofkelendiren dokuntu azinliklardir; hepimiz tedbirli olmaliyiz» diyen munadiler gonderdi.
Celal Yıldırım = Doğrusu biz de uyanık tedbirli bir topluluğuzdur.»
Cemal Külünkoğlu = (53-56) Firavun da şehirlere: “Gerçek şu ki; onlar (İsrailoğulları) azınlık olan dağınık bir topluluktur. (Buna rağmen) onlar bizi sürekli kızdırmaktadır. Biz ise, ihtiyatlı, koca bir topluluğuz” diye (çağıran asker) toplayıcılar gönderdi.
Diyanet İşleri (eski) = (53-56) Bu arada Firavun şehirlere, 'Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız' diyen münadiler gönderdi.
Diyanet Vakfi = «Biz ise, elbette uyanık (ve yekvücut) bir cemaatız.» (diyor ve dedirtiyordu).
Edip Yüksel = 'Biz ise çoğunluk olarak alarmda olmalıyız.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Biz ise uyanık ihtiyatlı bir cem'ıyyet bulunuyoruz, diyordu
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = biz ise uyanık ve tedbirli topluluk bulunuyoruz.» diyordu.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Biz ise, elbette uyanık (ve tekvücut) bir cemaatız.» (diyor ve dedirtiyordu.)
Gültekin Onan = "Biz ise uyanık bir toplumuz" (dedi).
Harun Yıldırım = "Biz ise, elbette uyanık bir cemaatız."
Hasan Basri Çantay = «Biz ise elbet uyanık bir cemâatiz».
Hayrat Neşriyat = 'Doğrusu biz ise, elbette uyanık bir cemâatiz' (dedi).
İbni Kesir = Doğrusu biz, topluca tedbirli olmalıyız.
Kadri Çelik = “Biz ise tedbirli bir topluluğuz.”
Muhammed Esed = çünkü (görüyorlar ki) biz birlik bütünlük içindeyiz ve her türlü tehdit ve tehlikeye karşı hazırlıklıyız;
Mustafa İslamoğlu = Biz ise gerçekten iyi donanımlı, örgütlü bir toplumuz."
Ömer Nasuhi Bilmen = «Ve şüphe yok ki, bizler elbette pek uyanık bir cemiyetiz.»
Ömer Öngüt = “Biz ise tedbirli kimseleriz. ”
Şaban Piriş = Ama biz tedbirli bir toplumuz.
Sadık Türkmen = Biz ise varlıklı, dikkatli bir topluluğuz!”
Seyyid Kutub = Biz ihtiyatlı bir toplumuz.
Suat Yıldırım = Biz de elbette uyanık, tedbirli bir topluluğuz" diyordu.
Süleyman Ateş = "Biz, ihtiyatlı, koca bir cemaatiz."
Tefhim-ul Kuran = Biz ise uyanık bir toplumuz» (dedi).
Ümit Şimşek = 'Biz ise zinde bir topluluğuz.'
Yaşar Nuri Öztürk = "Biz ise dikkatli davranan koca bir kitleyiz."
İskender Ali Mihr = Ve muhakkak ki biz, gerçekten sakınılan (korkulan) bir topluluğuz.
İlyas Yorulmaz = “Biz (eğitimli savaşa) hazır bir topluluğuz. ”
فَأَخْرَجْنَاهُم مِّن جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ
Şu’arâ / 57 -
Fe ahracnâhum min cennâtin ve uyûn(uyûnin).
Diyanet İşleri = (57-58) Biz de Firavun’un kavmini bahçelerden, pınar başlarından, servetlerden ve iyi bir konumdan çıkardık.
Abdulbaki Gölpınarlı = Derken onları bahçelerden, kaynaklardan sürüp çıkardık.
Abdullah Parlıyan = Biz de Firavun ve yandaşlarını o güzelim bahçelerinden ve pınar başlarından,
Adem Uğur = Ama (sonunda) biz onları (Firavun ve kavmini), bahçelerden, pınarlardan, çıkardık.
Ahmed Hulusi = Bu yüzden onları bağ-bahçelerden ve pınarlardan çıkardık.
Ahmet Tekin = Sonra biz onları bahçelerden, akarsu kıyılarından ve pınar başlarından çıkardık.
Ahmet Varol = Böylece onları bahçelerden ve pınarlardan çıkardık,
Ali Bulaç = Böylelikle biz onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden ve pınarlardan sürüp çıkardık;
Ali Fikri Yavuz = Böylece Firavun’u ve kavmini çıkardık bostanlardan, pınarlardan;
Ali Ünal = Böylece Biz onları, o çok güzel bağlardan, bahçelerden ve akıp duran su kaynaklarından çıkardık;
Bayraktar Bayraklı = (57-60) Bunun üzerine Firavun'un adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece onlara İsrâiloğulları'nı mirasçı kıldık. Ancak Firavun'un adamları, güneş doğarken İsrâiloğulları'nın ardına düştüler.
Bekir Sadak = (57-59) Ama biz Firavun ve adamlarini bahcelerden, pinar baslarindan, hazinelerden ve serefli makamlardan cikardik. Boylece oralara Israilogullarini mirasci kildik.
Celal Yıldırım = (57-58) Bununla beraber biz Fir'avn ve askerlerini bahçelerinden, pınarlarından, hazine ve yüce-şerefli makamlardan çıkardık.
Cemal Külünkoğlu = (57-59) Biz de onları (Firavun ve kavmini Mısır'daki) bahçelerden ve pınarlardan sürüp çıkardık. Ve hazinelerden ve güzelim yerlerden ettik. İşte böylece, İsrailoğullarını onlara mirasçı kıldık.
Diyanet İşleri (eski) = (57-59) Ama biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık.
Diyanet Vakfi = (57-58) Ama (sonunda) biz onları (Firavun ve kavmini), bahçelerden, pınarlardan, hazinelerden ve değerli bir yerden çıkardık.
Edip Yüksel = Sonunda, onları çıkardık: Bahçelerden, çeşmelerden,
Elmalılı Hamdi Yazır = Bu suretle bunları bostanlardan, pınarlardan
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Böylece Biz onları bahçelerden, pınarlardan,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ama (sonunda) biz, onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden, pınarlardan,
Gültekin Onan = Böylelikle biz onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden ve pınarlardan sürüp çıkardık;
Harun Yıldırım = Ama biz onları, bahçelerden, pınarlardan, çıkardık.
Hasan Basri Çantay = (57-58) Bu suretle onları bostanlardan, akar sulardan, hazînelerden ve şerefli makam (lar) dan çıkardık.
Hayrat Neşriyat = (57-58) Böylelikle (İsrâiloğullarının peşine düşürerek) onları bahçelerden, pınarlardan, hazînelerden ve güzel yerlerden çıkardık.
İbni Kesir = Fakat Biz, onları bahçelerden ve pınar başlarından çıkardık.
Kadri Çelik = Böylelikle biz onları bahçelerden ve pınarlardan sürüp çıkardık.
Muhammed Esed = bunun içindir ki onları bağlar(ın)dan bahçeler(in)den, pınar başlarından çıkarıp attık,
Mustafa İslamoğlu = İşte bu tür bir (gurura kapıldıkları) için onları has bahçelerinden ve pınar başlarından çekip çıkardık;
Ömer Nasuhi Bilmen = Cenâb-ı Hak da buyuruyor ki: «Artık biz onları bostanlardan, ırmaklardan çıkardık.»
Ömer Öngüt = Böylece biz onları bahçelerden ve pınar başlarından çıkardık.
Şaban Piriş = Biz de onları, bahçelerden ve pınarlardan çıkardık.
Sadık Türkmen = Böylece onları çıkardık; bahçelerden, çeşmelerden,
Seyyid Kutub = Böylece biz, Firavun ve soydaşlarını bahçelerden ve pınar başlarından çıkardık.
Suat Yıldırım = (57-58) Ama neticede Biz onları bahçelerinden ve pınarlarından, hazinelerinden, servetlerinden ve kendilerince çok değerli makam ve mevkilerinden çıkardık.
Süleyman Ateş = Böylece biz onları çıkardık: bahçeler(in)den, çeşmeler(in)den.
Tefhim-ul Kuran = Böylelikle biz onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden ve pınarlardan sürüp çıkardık;
Ümit Şimşek = İşte böyle çıkardık onları bahçelerinden, pınarlarından.
Yaşar Nuri Öztürk = Bunun üzerine biz onları bahçelerinden, pınarlarından çıkardık.
İskender Ali Mihr = Böylece Biz, onları (firavun ve kavmini) bahçelerden ve pınarlardan çıkardık.
İlyas Yorulmaz = “Ve onları bahçelerden ve pınar başlarından çıkarmıştık. ”
وَكُنُوزٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ
Şu’arâ / 58 -
Ve kunûzin ve makâmin kerîm(kerîmin).
Diyanet İşleri = (57-58) Biz de Firavun’un kavmini bahçelerden, pınar başlarından, servetlerden ve iyi bir konumdan çıkardık.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve defînelerden ve güzelim yerlerden ettik.
Abdullah Parlıyan = hazine ve yüce makamlarından, seferberlik için çıkarıp yollara düşürdük.
Adem Uğur = Hazinelerden ve değerli bir yerlerden.
Ahmed Hulusi = Hazinelerden, zenginliklerden!
Ahmet Tekin = Hazinelerden, şerefli, yüksek makamlardan ayırdık.
Ahmet Varol = Hazinelerden ve üstün makamdan da.
Ali Bulaç = Hazinelerden ve soylu makam(lar)dan da.
Ali Fikri Yavuz = Hazinelerden ve şerefli makamlardan...
Ali Ünal = Onca hazinelerden, servetlerden, kendilerince çok değerli o yüksek makam ve mevkilerden de.
Bayraktar Bayraklı = (57-60) Bunun üzerine Firavun'un adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece onlara İsrâiloğulları'nı mirasçı kıldık. Ancak Firavun'un adamları, güneş doğarken İsrâiloğulları'nın ardına düştüler.
Bekir Sadak = (57-59) Ama biz Firavun ve adamlarini bahcelerden, pinar baslarindan, hazinelerden ve serefli makamlardan cikardik. Boylece oralara Israilogullarini mirasci kildik.
Celal Yıldırım = (57-58) Bununla beraber biz Fir'avn ve askerlerini bahçelerinden, pınarlarından, hazine ve yüce-şerefli makamlardan çıkardık.
Cemal Külünkoğlu = (57-59) Biz de onları (Firavun ve kavmini Mısır'daki) bahçelerden ve pınarlardan sürüp çıkardık. Ve hazinelerden ve güzelim yerlerden ettik. İşte böylece, İsrailoğullarını onlara mirasçı kıldık.
Diyanet İşleri (eski) = (57-59) Ama biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık.
Diyanet Vakfi = (57-58) Ama (sonunda) biz onları (Firavun ve kavmini), bahçelerden, pınarlardan, hazinelerden ve değerli bir yerden çıkardık.
Edip Yüksel = Hazinelerden, yüksek makamlardan...
Elmalılı Hamdi Yazır = Hazinelerden, ve dilrubâ makamlardan çıkardık
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = hazinelerden ve güzel makamlardan çıkardık.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık.
Gültekin Onan = Hazinelerden ve soylu makam(lar)dan da.
Harun Yıldırım = Hazinelerden ve değerli bir yerlerden.
Hasan Basri Çantay = (57-58) Bu suretle onları bostanlardan, akar sulardan, hazînelerden ve şerefli makam (lar) dan çıkardık.
Hayrat Neşriyat = (57-58) Böylelikle (İsrâiloğullarının peşine düşürerek) onları bahçelerden, pınarlardan, hazînelerden ve güzel yerlerden çıkardık.
İbni Kesir = Hazinelerden ve şerefli makamlardan.
Kadri Çelik = Hazinelerden ve yüce makamdan da.
Muhammed Esed = zenginlikler(in)den, nüfuz ve statülerinden (yoksun bıraktık)!" diyerek (onları İsrailoğulları'na karşı harekete geçirdi).
Mustafa İslamoğlu = servetlerinden, eyvan ve çardaklarından...
Ömer Nasuhi Bilmen = (58-59) «Ve hazinelerden ve pürnîmet bir makamdan (mahrum bıraktık).» İşte böyle oldu ve bunları (bu nîmetleri) İsrailoğullarına miras kıldık.
Ömer Öngüt = Hazinelerden ve şerefli makamlardan.
Şaban Piriş = Hazinelerden ve şerefli makamlardan...
Sadık Türkmen = Hazinelerden ve verimli yerden!
Seyyid Kutub = Hazinelerden ve konforlu köşklerden de.
Suat Yıldırım = (57-58) Ama neticede Biz onları bahçelerinden ve pınarlarından, hazinelerinden, servetlerinden ve kendilerince çok değerli makam ve mevkilerinden çıkardık.
Süleyman Ateş = Hazineler(in)den ve o güzel yer(lerin)den.
Tefhim-ul Kuran = Hazinelerden ve soylu makam(lar) dan da.
Ümit Şimşek = Hazinelerinden ve şerefli mevkilerinden.
Yaşar Nuri Öztürk = Hazinelerinden, mutlu kutlu yerlerinden ettik.
İskender Ali Mihr = Ve hazinelerden ve kerim (ikram edilmiş, yüksek) makamlardan (çıkardık).
İlyas Yorulmaz = “Zenginliklerden ve çok önemli makamlardan etmiştik” dedi.
كَذَلِكَ وَأَوْرَثْنَاهَا بَنِي إِسْرَائِيلَ
Şu’arâ / 59 -
Kezâlike, ve evresnâhâ benî isrâîl(isrâîle).
Diyanet İşleri = İşte böyle yaptık ve onlara, İsrailoğullarını mirasçı kıldık.
Abdulbaki Gölpınarlı = Böyle işte ve oralara İsrâiloğullarını mîrasçı kıldık.
Abdullah Parlıyan = Olaylar böylece gelişti ve bu iş, böylece bitti. İsrailoğullarını onların yerine mirasçı kıldık.
Adem Uğur = Böylece, bunlara İsrailoğullarını mirasçı yaptık.
Ahmed Hulusi = İşte böyle. . . (Sonunda) onlara (Firavun hanedanına) İsrailoğullarını vâris kıldık.
Ahmet Tekin = İşte biz böyle yaparız. Bütün bunları İsrâiloğulları’na miras olarak bıraktık.
Ahmet Varol = İşte böyle. Bunlara İsariloğullarını mirasçı kıldık.
Ali Bulaç = İşte böyle; bunlara İsrailoğullarını mirasçı kıldık.
Ali Fikri Yavuz = İşte böyle yaptık ve onlara İsraîloğullarını mirascı kıldık.
Ali Ünal = Her şey, işte böyle cereyan etti. Sonunda, benzer büyük nimetleri İsrail Oğullarına bahşettik.
Bayraktar Bayraklı = (57-60) Bunun üzerine Firavun'un adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece onlara İsrâiloğulları'nı mirasçı kıldık. Ancak Firavun'un adamları, güneş doğarken İsrâiloğulları'nın ardına düştüler.
Bekir Sadak = (57-59) Ama biz Firavun ve adamlarini bahcelerden, pinar baslarindan, hazinelerden ve serefli makamlardan cikardik. Boylece oralara Israilogullarini mirasci kildik.
Celal Yıldırım = Böylece İsrail oğulları'nı (onların yerine) vâris kıldık.
Cemal Külünkoğlu = (57-59) Biz de onları (Firavun ve kavmini Mısır'daki) bahçelerden ve pınarlardan sürüp çıkardık. Ve hazinelerden ve güzelim yerlerden ettik. İşte böylece, İsrailoğullarını onlara mirasçı kıldık.
Diyanet İşleri (eski) = (57-59) Ama biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık.
Diyanet Vakfi = Böylece, bunlara İsrailoğullarını mirasçı yaptık.
Edip Yüksel = Daha sonra onları İsrail oğullarına miras yaptık.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve onları Beni İsraile miras kıldık
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = ve onlan İsrail oğullarına miras kıldık.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ve onlara İsrail oğullarını mirasçı yaptık.
Gültekin Onan = İşte böyle; bunlara İsrailoğullarını mirasçı kıldık.
Harun Yıldırım = Böylece, bunlara İsrailoğullarını mirasçı yaptık.
Hasan Basri Çantay = İşte (çıkarışımız) böyle oldu ve onlara İsrâîl oğullarını mîrascı kıldık.
Hayrat Neşriyat = İşte böyle! Artık oralara İsrâiloğullarını vâris kıldık!
İbni Kesir = Böylece onlara İsrailoğullarını mirasçı kıldık.
Kadri Çelik = İşte böyle yaptık ve bunlara İsrail oğullarını mirasçı kıldık.
Muhammed Esed = Olaylar böyle gelişti; fakat (Firavun'un çekip aldığı bütün) bu şeylere (zaman içinde) İsrailoğulları'nın yeniden kavuşmasını sağladık.
Mustafa İslamoğlu = Her şey işte böyle olup bitti. Sonuçta Biz İsrailoğullarını, onlardan geriye kalanlara mirasçı kıldık.
Ömer Nasuhi Bilmen = (58-59) «Ve hazinelerden ve pürnîmet bir makamdan (mahrum bıraktık).» İşte böyle oldu ve bunları (bu nîmetleri) İsrailoğullarına miras kıldık.
Ömer Öngüt = Böylece onlara İsrâiloğullarını mirasçı yaptık.
Şaban Piriş = Böylece, onlara İsrailoğullarını mirasçı kıldık.
Sadık Türkmen = Işte böyle! Onlara İsrailoğulları’nı mirasçı kıldık.
Seyyid Kutub = Böylece bunlara, İsrailoğullarını mirasçı kıldık.
Suat Yıldırım = Bu olay böylece tamamlandı. Bahsedilen bütün o nimetlere İsrailoğullarını mirasçı yaptık.
Süleyman Ateş = Böylece bunları İsrâil oğullarına mirâs yaptık.
Tefhim-ul Kuran = İşte böyle; bunlara İsrailoğullarını mirasçı kıldık.
Ümit Şimşek = Onları böylece çıkardık; yerlerine de İsrailoğullarını vâris kıldık.
Yaşar Nuri Öztürk = Böylece oralara İsrailoğullarını vâris kıldık.
İskender Ali Mihr = İşte böylece onlara (onların ülkesine), İsrailoğulları’nı varis kıldık.
İlyas Yorulmaz = Böylece biz orayı İsrail oğullarına mirasçı kılmıştık.
فَأَتْبَعُوهُم مُّشْرِقِينَ
Şu’arâ / 60 -
Fe etbeûhum muşrikîn(muşrikîne).
Diyanet İşleri = Firavun ve adamları gün doğarken onları takibe koyuldular.
Abdulbaki Gölpınarlı = Firavun'a uyanlar, gün doğunca İsrâiloğullarının artlarına düştüler.
Abdullah Parlıyan = Firavun ve orduları gün doğarken, İsrailoğullarının arkalarına düştüler.
Adem Uğur = Derken (Firavun ve adamları) gün doğumunda onların ardına düştüler.
Ahmed Hulusi = (Firavun ve ordusu) güneş doğarken onları izlediler.
Ahmet Tekin = Firavun ve adamları güneş doğarken onların peşlerine düştüler.
Ahmet Varol = (Firavun ve adamları) güneş doğarken onların arkalarına düştüler.
Ali Bulaç = Böylece (Firavun ve ordusu) güneşin doğuş vakti onları izlemeye koyuldular.
Ali Fikri Yavuz = Nİhayet güneş doğarken (Firavun ordusu), İsraîloğullarının arkalarına düştüler.
Ali Ünal = Derken Firavun’un ordusu, güneş doğup ortalığı aydınlatırken, (geceden yola çıkmış bulunan) İsrail Oğulları’nı takibe koyuldu.
Bayraktar Bayraklı = (57-60) Bunun üzerine Firavun'un adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece onlara İsrâiloğulları'nı mirasçı kıldık. Ancak Firavun'un adamları, güneş doğarken İsrâiloğulları'nın ardına düştüler.
Bekir Sadak = Firavun ve adamlari gunes uzerlerine dogarken onlarin ardina dustuler.
Celal Yıldırım = Güneş doğup ortalığı aydınlatırken Fir'avn ve adamları onları takibe koyuldular.
Cemal Külünkoğlu = (Firavun ve adamları) gün doğarken (Musa ve ashabını yakalamak için) onları takibe koyuldular.
Diyanet İşleri (eski) = Firavun ve adamları güneş üzerlerine doğarken onların ardına düştüler.
Diyanet Vakfi = Derken (Firavun ve adamları) gün doğumunda onların ardına düştüler.
Edip Yüksel = Onları doğuya doğru izlediler.
Elmalılı Hamdi Yazır = Derken arkalarına düştüler Güneş doğmuştu
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Derken (Firavun ve askerleri) güneş doğmuştu ki, arkalarına düştüler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Derken (Firavun ve adamları) güneş doğmuştu ki, onların ardına düştüler.
Gültekin Onan = Böylece (Firavun ve ordusu) güneşin doğuş vakti onları izlemeye koyuldular.
Harun Yıldırım = Derken gün doğumunda onların ardına düştüler.
Hasan Basri Çantay = Derken (Fir'avncular) güneş doğarken onların arkalarına düşdüler.
Hayrat Neşriyat = Derken, (Fir'avun ve askerleri) gündoğumuna ulaşan kimseler iken (erkenden)onların peşine düştüler.
İbni Kesir = Güneş üzerlerine doğarken onları izlediler.
Kadri Çelik = Böylece (Firavun ve ordusu) güneşin doğuş vakti onları izlemeye koyuldular.
Muhammed Esed = Ve sonunda (Mısırlılar) gün doğarken onlara yetiştiler;
Mustafa İslamoğlu = Derken gündoğumunda onların ardına düştüler.
Ömer Nasuhi Bilmen = Derken (Fir'avun ile kuvvetleri) güneş parlamaya başlamış iken onların (İsrailoğullarının) arkalarına düştüler.
Ömer Öngüt = Derken (Firavun ve askerleri) gün doğarken onların ardına düştüler.
Şaban Piriş = Güneşin doğuşuyla birlikte onların peşine düştüler.
Sadık Türkmen = (Firavun ve orduları) Güneş doğarken , onların ardına düştüler.
Seyyid Kutub = Firavun ile soydaşları gün doğar doğmaz İsrailoğullarının ardına düştüler.
Suat Yıldırım = (Takip kıssasına dönelim) Güneş doğup ortalığı aydınlatırken Firavun’un ordusu onları takibe koyuldu.
Süleyman Ateş = (Fir'avn ve adamları), güneş doğarken onların ardına düştüler.
Tefhim-ul Kuran = Böylece (Firavun ve ordusu) güneşin doğuş vakti onları izlemeye koyuldular.
Ümit Şimşek = Gün doğarken peşlerine düştüler.
Yaşar Nuri Öztürk = Firavun ve adamları, gün doğarken onları izlemeye başladılar.
İskender Ali Mihr = Böylece doğuya doğru (Kızıldeniz’e doğru), onların peşine düştüler.
İlyas Yorulmaz = Sonra güneş doğarken İsrail oğullarının peşine düştüler.
فَلَمَّا تَرَاءى الْجَمْعَانِ قَالَ أَصْحَابُ مُوسَى إِنَّا لَمُدْرَكُونَ
Şu’arâ / 61 -
Fe lemmâ terâel cem’âni kâle ashâbu musâ innâ le mudrakûn(mudrakûne).
Diyanet İşleri = İki topluluk birbirini görünce Mûsâ’nın arkadaşları, “Eyvah yakalandık” dediler.
Abdulbaki Gölpınarlı = İki topluluk da birbirini görünce Mûsâ'nın arkadaşları dediler ki: Mutlaka bize yetişecekler.
Abdullah Parlıyan = İki topluluk, birbirinin görüş alanına girdiklerinde, Musa'nın adamları: “Eyvah, yakalandık!” dediler.
Adem Uğur = İki topluluk birbirini görünce, Musa'nın adamları: İşte yakalandık! dediler.
Ahmed Hulusi = İki topluluk birbirini görünce, Musa'nın çevresindekiler: "Bize yetiştiler" dediler.
Ahmet Tekin = İki topluluk birbirinin görüş alanına girince, Mûsâ’nın arkadaşları:'Kesinlikle bize yetişecekler, yakalanacağız' dediler.
Ahmet Varol = İki topluluk birbirini görünce Musa'nın adamları: 'İşte yakalandık' dediler.
Ali Bulaç = İki topluluk birbirini gördükleri zaman Musa'nın adamları: "Gerçekten yakalandık" dediler.
Ali Fikri Yavuz = Vakta ki, iki topluluk (İsraîloğulları ile Firavun’un kıpt kavmi) birbirini görüp karşılaştı, Mûsa’nın ashabı “Yakalandık” dediler.
Ali Ünal = İki topluluk birbirlerini görecek mesafeye gelince Musa’nın beraberindekiler, “Eyvah, yetiştiler!” dediler.
Bayraktar Bayraklı = (61-62) İki topluluk birbirini gördüğünde, Mûsâ'nın adamları, “İşte yakalandık” dediler. Mûsâ, “Hayır! Rabbim benimle beraberdir, bana elbette bir çıkış yolu gösterecektir” dedi.
Bekir Sadak = Iki topluluk birbirini gordugunde, Musa'nin adamlari: «Iste yakalandik» dediler.
Celal Yıldırım = İki topluluk birbirini görünce, Musa'nın arkadaşları, «eyvah ! Elbette yetişilmekteyiz» dediler.
Cemal Külünkoğlu = İki topluluk birbirini görünce Musa'nın adamları: “Eyvah yakalandık” dediler.
Diyanet İşleri (eski) = İki topluluk birbirini gördüğünde, Musa'nın adamları: 'İşte yakalandık' dediler.
Diyanet Vakfi = İki topluluk birbirini görünce, Musa'nın adamları: İşte yakalandık! dediler.
Edip Yüksel = Her iki topluluk birbirini görünce, Musa'nın arkadaşları, 'İşte yakalanıyoruz,' dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır = Vaktâ ki iki cem'ıyyet biribirine göründü Musânın eshabı yakalandık dediler
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = İki topluluk birbirini görünce, Musa'nın arkadaşları: «Yakalandık» dediler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = İki topluluk birbirini görünce, Musa'nın adamları «Eyvah, yakalandık! dediler.
Gültekin Onan = İki topluluk birbirini gördükleri zaman Musa'nın adamları: "Gerçekten yakalandık" dediler.
Harun Yıldırım = İki topluluk birbirini görünce, Musa'nın adamları: İşte yakalandık! dediler.
Hasan Basri Çantay = Vaktaki artık iki ordu birbirini görmüşdü. Muusânın ashaabı dedi ki: «Muhakkak erişilib yakalandık».
Hayrat Neşriyat = Nihâyet iki topluluk birbirini görünce, Mûsâ’nın arkadaşları: 'Muhakkak ki biz, elbet (kendilerine) yetişilmiş kimseleriz!' dedi.
İbni Kesir = İki topluluk karşı karşıya geldiğinde, Musa'nın arkadaşları dediler ki: Gerçekten biz, yakalandık.
Kadri Çelik = İki topluluk birbirini gördükleri zaman Musa'nın adamları, “Gerçekten yakalandık” dediler.
Muhammed Esed = İki topluluk birbirinin görüş alanına girdiklerinde Musa'nın yandaşları: "İşte yakalandık!" dediler.
Mustafa İslamoğlu = İki topluluk birbirlerinin görüş alanına girince, Musa'nın ashabı dedi ki: "Tamam, işte enselendik!"
Ömer Nasuhi Bilmen = Vaktâ ki, iki tâife birbirini gördü. Mûsa'nın ashâbı dedi ki: «Şüphe yok, bizler elbette yetişilmiş (yakalanmış)leriz.
Ömer Öngüt = İki topluluk karşı karşıya gelip birbirlerini gördükleri zaman Musa'nın ashabı: “İşte yakalandık!” dediler.
Şaban Piriş = İki topluluk birbirini görünce, Musa’nın arkadaşları: -İşte yakalandık, dediler.
Sadık Türkmen = Iki topluluk birbirini görünce Musa’nın arkadaşları dedi ki: “Şüphesiz yakalandık!”
Seyyid Kutub = İki topluluk birbirlerini gördüklerinde Musa'nın taraftarları «Eyvah, yakalandık» dediler.
Suat Yıldırım = İki topluluk birbirini görecek kadar yaklaşınca Mûsâ’nın arkadaşları: "Eyvah! Bize yetiştiler!" dediler.
Süleyman Ateş = İki topluluk (yaklaşıp) birbirini görünce Mûsâ'nın adamları: "İşte yakalandık!" dediler.
Tefhim-ul Kuran = İki topluluk birbirini gördükleri zaman, Musa'nın adamları: «Gerçekten yakalandık» dediler.
Ümit Şimşek = İki topluluk birbirini gördüğünde, Musa'nın adamları 'Şimdi yakalandık!' dediler.
Yaşar Nuri Öztürk = İki topluluk birbirini görecek hale gelince, Mûsa'nın adamları seslendi: "İşte şimdi yakalandık!"
İskender Ali Mihr = İki topluluk birbirini gördüğü zaman, Musa (A.S)’ın ashabı, “Gerçekten bize yetiştiler.” dediler.
İlyas Yorulmaz = İki topluluk birbirlerini gördüklerinde, Musa’nın arkadaşları “Bize yetiştiler” dedi.
قَالَ كَلَّا إِنَّ مَعِيَ رَبِّي سَيَهْدِينِ
Şu’arâ / 62 -
Kâle kellâ, inne maiye rabbî se yehdîni.
Diyanet İşleri = Mûsâ, “Hayır! Rabbim şüphesiz benimledir, bana yol gösterecektir” dedi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Mûsâ, hayır dedi, şüphe yok ki Rabbim bana yol gösterecek.
Abdullah Parlıyan = Musa: “Hayır, asla! Rabbim benimle beraberdir, bana mutlaka bir yol gösterecektir” dedi.
Adem Uğur = Musa: Asla! dedi, Rabbim şüphesiz benimledir, bana yol gösterecektir.
Ahmed Hulusi = (Musa) dedi ki: "Hayır! Rabbim benimledir; (kurtuluşun) yolunu gösterecektir!"
Ahmet Tekin = Mûsâ: 'Kesinlikle yetişemezler! Rabbim benimle beraber. Bana çıkış yolu gösterecektir.' dedi.
Ahmet Varol = Musa dedi ki: 'Hayır. Şüphesiz Rabbim benimle beraberdir. O bana yol gösterecektir.'
Ali Bulaç = (Musa:) "Hayır" dedi. "Şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir; bana yol gösterecektir."
Ali Fikri Yavuz = Mûsa: “- Hayır, Rabbim muhakkak benimledir, bana kurtuluş yolunu gösterecektir.” dedi.
Ali Ünal = “Asla!” dedi Musa, “Rabbim muhakkak benimledir; bana kurtuluş yolunu gösterecektir.”
Bayraktar Bayraklı = (61-62) İki topluluk birbirini gördüğünde, Mûsâ'nın adamları, “İşte yakalandık” dediler. Mûsâ, “Hayır! Rabbim benimle beraberdir, bana elbette bir çıkış yolu gösterecektir” dedi.
Bekir Sadak = Musa: «Hayir; Rabbim benimle beraberdir, bana elbette yol gosterecektir» dedi.
Celal Yıldırım = Musâ (onlara): «Hayır, şüpheniz olmasın ki Rabbim bizimledir; (O, kurtuluş) yolu gösterecektir» dedi.
Cemal Külünkoğlu = (Musa:) “Hayır! Rabbim şüphesiz benimledir, bana yol gösterecektir” dedi.
Diyanet İşleri (eski) = Musa: 'Hayır; Rabbim benimle beraberdir, bana elbette yol gösterecektir' dedi.
Diyanet Vakfi = Musa: Asla! dedi, Rabbim şüphesiz benimledir, bana yol gösterecektir.
Edip Yüksel = 'Asla. Rabbim benimle birliktedir; bana bir çıkış yolu gösterecektir,' dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır = Hayır asla, dedi: rabbım muhakkak benimledir, bana yolunu gösterecektir
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (Musa): «Hayır! asla! Rabbim muhakkak benimledir, bana yolunu gösterecektir» dedi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Musa: «Hayır, aslâ! dedi, Rabbim şüphesiz benimledir, bana yolunu gösterecektir.»
Gültekin Onan = (Musa:) "Hayır" dedi. "Şüphesiz rabbim benimle beraberdir; bana yol gösterecektir."
Harun Yıldırım = Dedi ki: Asla! Rabbim şüphesiz benimledir, bana yol gösterecektir.
Hasan Basri Çantay = (Muusâ) «Hayır, dedi, şübhesiz ki Rabbim benimle beraberdir. O, beni (selâmet) yol (una) iletecekdir».
Hayrat Neşriyat = (Mûsâ:) 'Aslâ! Rabbim şübhesiz benimle berâberdir; bana yol gösterecektir' dedi.
İbni Kesir = Hayır, dedi. Muhakkak ki Rabbım benimledir. Bana doğru yolu gösterecektir.
Kadri Çelik = (Musa:) “Hayır” dedi. “Şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir. O beni (bir çıkış yoluna) hidayet edecektir.”
Muhammed Esed = (Musa:) "Hayır, asla! Rabbim benimle beraber" dedi, "bana mutlaka bir çıkış yolu gösterecektir!" dedi.
Mustafa İslamoğlu = (Musa) "Hayır, asla!" dedi, "çünkü Rabbim benimledir, elbet bir çıkış yolu gösterecektir!"
Ömer Nasuhi Bilmen = (Hazreti Mûsa da) Dedi ki: «Asla. Muhakkak ki Rabbim benim ile beraberdir, beni yakında selâmete erdirecektir.»
Ömer Öngüt = Musa: “Hayır!. . . Rabbim benimle beraberdir. Bana yol gösterecektir. ” dedi.
Şaban Piriş = Musa: -Hayır, asla! dedi. Çünkü, Rabbim benimle beraberdir ve bana yol gösterecektir.
Sadık Türkmen = (Musa) “hayır hayır!” dedi. “Şüphesiz Rabbim benimle beraberdir; bana bir çıkış yolu gösterecektir.”
Seyyid Kutub = Musa «Hayır endişelenmeyin, Rabb'im benimle birliktedir, O bana bir çıkış yolu gösterecektir' dedi.
Suat Yıldırım = "Hayır, asla!" dedi, "Rabbim benimledir ve O muhakkak ki bana kurtuluş yolunu gösterecektir!"
Süleyman Ateş = (Mûsâ): "Hayır, dedi, Rabbim benimle beraberdir. Bana yol gösterecektir."
Tefhim-ul Kuran = (Musa:) «Hayır» dedi. «Şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir; bana yol gösterecektir.»
Ümit Şimşek = Musa 'Asla!' dedi. 'Rabbim benimle beraberdir; O bana yol gösterecek.'
Yaşar Nuri Öztürk = Mûsa dedi: "Hayır, asla! Rabbim benimledir, bana kılavuzluk edecektir."
İskender Ali Mihr = (Musa A.S): “Hayır, muhakkak ki Rabbim benimle beraber, O, beni hidayete (kurtuluşa) ulaştıracaktır.” dedi.
İlyas Yorulmaz = Musa onlara “Hayır, elbetteki Rabbim benimle beraberdir ve bana çıkış yolunu mutlaka gösterecektir” dedi.
فَأَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى أَنِ اضْرِب بِّعَصَاكَ الْبَحْرَ فَانفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَالطَّوْدِ الْعَظِيمِ
Şu’arâ / 63 -
Fe evhaynâ ilâ mûsâ enıdrib bi asâkel bahra, fenfeleka fe kâne kullu firkın ket tavdil azîm(azîmi).
Diyanet İşleri = Bunun üzerine Mûsâ’ya, “Asan ile denize vur” diye vahyettik. Deniz derhal yarıldı. Her parçası koca bir dağ gibiydi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Derken Mûsâ'ya, sopanı denize vur diye vahyettik. Vurunca deniz hemen yarıldı ve her parçası, koca bir dağa döndü.
Abdullah Parlıyan = Bunun üzerine Musa'ya: “Asânla denize vur!” diye vahyettik. Musa söyleneni yapınca, deniz yarılıverdi, öyle ki, açılan yolun her iki yanında, sular koca dağlar gibi yükseldi.
Adem Uğur = Bunun üzerine Musa'ya: Asân ile denize vur! diye vahyettik. (Vurunca deniz) derhal yarıldı (on iki yol açıldı), her bölük koca bir dağ gibi oldu.
Ahmed Hulusi = Musa'ya: "Asan ile denize vur" diye vahyettik. . . (Vurunca) patladı, ikiye yarıldı. . . Sonra her bir yan büyük bir dağ gibi oldu.
Ahmet Tekin = Mûsâ’ya: 'Asân ile denize vur' diye vahyettik. Mûsâ denize vurunca, deniz yarıldı. Hemen her su parçası koca bir dağ haline geldi.
Ahmet Varol = Bunun üzerine Musa'ya: 'Asanla denize vur' diye vahyettik. (Vurunca deniz) yarıldı ve her parçası kocaman bir dağ gibi oldu.
Ali Bulaç = Bunun üzerine Musa'ya: "Asanla denize vur" diye vahyettik. (Vurdu ve) Deniz hemencecik yarılıverdi de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu.
Ali Fikri Yavuz = Bunun üzerine Mûsa’ya: “-Asânı denize vur.” diye vahy ettik. Vurunca parçalandı, her bir parça kocaman dağ gibi oldu.
Ali Ünal = Biz de Musa’ya, “Asânla denize vur!” diye vahyettik. Musa vurur vurmaz deniz yarıldı ve sular, (koridor benzeri açılan yolun iki yanına) birer büyük dağ gibi yığıldı.
Bayraktar Bayraklı = Bunun üzerine Mûsâ'ya, “Değneğinle denize vur!” diye bildirdik. Deniz ortadan yarıldı; her parçası yüce bir dağ gibi oldu.
Bekir Sadak = Bunun uzerine Biz Musa'ya: «Degneginle denize vur» diye vahyettik. Hemen deniz ikiye ayrildi, her parcasi yuce bir dag gibiydi.
Celal Yıldırım = Bunun üzerine Musâ'ya: «Asâ'nı denize vur!» diye vahyettik. Böylece deniz yarılıverdi de her parçası büyük bir dağ gibi (yükselip kaldı).
Cemal Külünkoğlu = (63-64) O sırada Musa'ya: “Değneğinle denize vur” diye vahyettik. Bunun üzerine (deniz) hemen yarıldı ve her parçası koca bir dağ gibi oldu. Ötekileri de oraya yaklaştırdık (onlar da yarılan denize girdiler).
Diyanet İşleri (eski) = Bunun üzerine Biz Musa'ya: 'Değneğinle denize vur' diye vahyettik. Hemen deniz ikiye ayrıldı, her parçası yüce bir dağ gibiydi.
Diyanet Vakfi = Bunun üzerine Musa'ya: Asân ile denize vur! diye vahyettik. (Vurunca deniz) derhal yarıldı (on iki yol açıldı), her bölük koca bir dağ gibi oldu.
Edip Yüksel = Musa'ya, 'Değneğini denize vur,' diye vahyettik. Bunun üzerine yarıldı ve her bölüm koca bir tepe gibi oldu.
Elmalılı Hamdi Yazır = Bunun üzerine Musâya «vur Asan ile denize» diye vahyeyledik, vurunca bir infilak etti her bölük koca bir dağ gibi oluverdi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Bunun üzerine Musa'ya: «Vur asan ile denize» diye vahyettik; vurunca bir infilak etti, her bölük koca bir dağ oluverdi,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Bunun üzerine Musa'ya «Vur asân ile denize» diye vahyettik; vurunca bir infilak etti, her bölük koca bir dağ gibi oluverdi,
Gültekin Onan = Bunun üzerine Musa'ya: "Asanla denize vur" diye vahyettik. (Vurdu ve) Deniz hemencecik yarılıverdi de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu.
Harun Yıldırım = Bunun üzerine Musa'ya: Asân ile denize vur! diye vahyettik. derhal yarıldı, her bölük koca bir dağ gibi oldu.
Hasan Basri Çantay = Bunun üzerine Muusâya: «Asaanı denize vur» diye vahyetdik. (Vurunca) derhal (deniz) yarıldı, her parça (sı) kocaman dağ gibi oldu.
Hayrat Neşriyat = Bunun üzerine Mûsâ’ya: 'Asânla denize vur!' diye vahyettik. (Vurunca deniz)hemen yarıldı (ve on iki yol açıldı) da herbir parça (pek) büyük dağ gibi oluverdi!
İbni Kesir = Bunun üzerine Musa'ya vahyettik ki: Asanı denize vur. O, hemen yarıldı ve her parçası yüce bir dağ gibi oldu.
Kadri Çelik = Bunun üzerine Musa'ya, “Asanla denize vur” diye vahyettik. (Vurdu ve) Deniz hemencecik yarılıverdi de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu.
Muhammed Esed = Bunun üzerine, Musa'ya: "Asanla denize vur!" diye vahyettik. (Musa söyleneni yapınca) deniz ortadan yarıldı; öyle ki, açılan yolun her iki yanında sular koca dağlar gibi yükseldi.
Mustafa İslamoğlu = Bunun üzerine Musa'ya "Asanla denize vur!" diye vahyettik. Ardından deniz infilak edip ikiye ayrıldı; öyle ki, yolun her (iki) yanından sular ulu dağlar gibi yükselmişti.
Ömer Nasuhi Bilmen = Artık Mûsa'ya vahyettik ki, asan ile denize vur, (vurunca) derhal yarıldı, hemen her parça pek büyük dağ gibi oluverdi.
Ömer Öngüt = Biz de Musa'ya: “Âsânı denize vur!” diye vahyettik. Deniz hemen yarıldı. Her parçası koca bir dağ gibi oldu.
Şaban Piriş = İşte o sırada, Musa’ya: -Asanı denize vur, diye vahyettik. O, hemen yarıldı ve her parçası koca bir dağ gibi oluverdi.
Sadık Türkmen = Musa’ya: “asanla denize vur” diye vahyettik. (Deniz) hemen (ortadan ikiye) yarıldı; her bölüm kocaman bir dağ gibi oldu.
Seyyid Kutub = O sırada Musa'ya; «Değneğinle denize vur» diye vahyettik. Bunun üzerine deniz yarılarak içinde oniki yol açıldı. Denizin her parçası yüce bir dağ gibi oldu.
Suat Yıldırım = Biz Mûsâ’ya: "Asânı denize vur!" diye vahyettik. Vurur vurmaz deniz yarıldı, öyle ki birer koridor gibi açılan yolun iki yanında sular büyük dağlar gibi yükseldi.
Süleyman Ateş = Mûsâ'ya: "Değneğinle denize vur!" diye vahyettik. (Vurunca deniz) yarıldı, (on iki yol açıldı). Her bölüm, kocaman bir dağ gibi oldu.
Tefhim-ul Kuran = Bunun üzerine Musa'ya: «Asanla denize vur» diye vahyettik. (Vurdu ve) Deniz hemencecik yarılıverdi de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu.
Ümit Şimşek = Bunun üzerine Musa'ya: “Asânla denize vur!” diye vahyettik. Musa söyleneni yapınca, deniz yarılıverdi, öyle ki, açılan yolun her iki yanında, sular koca dağlar gibi yükseldi.
Yaşar Nuri Öztürk = Bunun üzerine Mûsa'ya, "Asanla denize vur!" diye vahyettik. Deniz hemen yarıldı, her dalga kümesi kocaman bir dağ gibi oldu.
İskender Ali Mihr = O zaman Musa (A.S)’a: “Asanı denize vur.” diye vahyettik. Hemen deniz infilâk etti (patlayarak yarıldı ve ikiye ayrıldı). Böylece her parça büyük ve yüksek dağ gibi oldu.
İlyas Yorulmaz = Musa’ya “Asanı denize vur diye vahyettik. Sonra (deniz) yarıldığında, (Denizin) her bir parçası büyük dağlar gibi oldu.
وَأَزْلَفْنَا ثَمَّ الْآخَرِينَ
Şu’arâ / 64 -
Ve ezlefnâ semmel âharîn(âharîne).
Diyanet İşleri = Ötekileri de oraya yaklaştırdık.
Abdulbaki Gölpınarlı = Öbürlerini buraya yaklaştırdık.
Abdullah Parlıyan = Firavun ve ordularını da, bu açılan yola sokarak, İsrailoğullarına yaklaştırdık.
Adem Uğur = Ötekilerini de oraya yaklaştırdık.
Ahmed Hulusi = Diğerlerini de (takip edenleri) oraya yaklaştırdık.
Ahmet Tekin = Ötekileri, Firavun’un ordusunu da oraya yaklaştırdık.
Ahmet Varol = Ötekileri buraya yaklaştırdık.
Ali Bulaç = Ötekileri de buraya yaklaştırdık.
Ali Fikri Yavuz = Ötekileri, (Firavuncuları) da buraya yanaştırdık.
Ali Ünal = Ötekileri (Firavun’un ordusunu da) oraya yaklaştırdık.
Bayraktar Bayraklı = Ötekilerini de oraya yaklaştırdık.
Bekir Sadak = Iste oraya, geridekileri de yaklastirdik.
Celal Yıldırım = Ötekilerini de oraya yaklaştırdık.
Cemal Külünkoğlu = (63-64) O sırada Musa'ya: “Değneğinle denize vur” diye vahyettik. Bunun üzerine (deniz) hemen yarıldı ve her parçası koca bir dağ gibi oldu. Ötekileri de oraya yaklaştırdık (onlar da yarılan denize girdiler).
Diyanet İşleri (eski) = İşte oraya, geridekileri de yaklaştırdık.
Diyanet Vakfi = Ötekilerini de oraya yaklaştırdık.
Edip Yüksel = Sonra, diğerlerini yaklaştırdık.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ötekileri de buraya yanaştırmıştık
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = ötekileri de buraya yanaştırmıştık.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ötekilerini de buraya yanaştırıvermiştik.
Gültekin Onan = Ötekileri de buraya yaklaştırdık.
Harun Yıldırım = Ötekilerini de oraya yaklaştırdık.
Hasan Basri Çantay = Ötekileri de buraya yanaşdırdık.
Hayrat Neşriyat = Ötekileri (Fir'avun ve askerlerini) de buraya yaklaştırdık.
İbni Kesir = Sonra diğerlerini oraya yaklaştırdık.
Kadri Çelik = Ötekileri de buraya yaklaştırdık.
Muhammed Esed = Ve kovalayanları (da) oraya yaklaştırdık.
Mustafa İslamoğlu = Ötekileri de oraya yaklaştırdık.
Ömer Nasuhi Bilmen = Ötekilerini de buraya yaklaştırmıştık.
Ömer Öngüt = Arkalarından diğerlerini de oraya yaklaştırdık.
Şaban Piriş = Oraya ötekilerini de yaklaştırdık.
Sadık Türkmen = Ve diğerlerini de buraya yaklaştırdık.
Seyyid Kutub = Arkadan gelenleri oraya yaklaştırdık.
Suat Yıldırım = (64-66) Ötekileri (Firavun’un ordusunu da) oraya yaklaştırdık. Mûsâ’yı ve beraberinde olan herkesi kurtardık. Öbürlerini ise suda boğduk.
Süleyman Ateş = Ötekileri de buraya yaklaştırdık (Mûsâ ve adamlarının ardından, düşmanları da bu denizde açılan yollara girdiler).
Tefhim-ul Kuran = Ötekileri de buraya yaklaştırdık.
Ümit Şimşek = Diğerlerini de oraya yaklaştırdık.
Yaşar Nuri Öztürk = İşte oraya, geridekileri de yaklaştırdık.
İskender Ali Mihr = Ve diğerlerini (de) oraya yaklaştırdık.
İlyas Yorulmaz = Diğerlerinin arkasına, onları (Firavunun ordusunu) yaklaştırdık.
وَأَنجَيْنَا مُوسَى وَمَن مَّعَهُ أَجْمَعِينَ
Şu’arâ / 65 -
Ve enceynâ mûsâ ve men meahû ecmaîn(ecmaîne).
Diyanet İşleri = Mûsâ’yı ve beraberindekilerin hepsini kurtardık.
Abdulbaki Gölpınarlı = Mûsâ'yı ve onunla berâber bulunanların hepsini kurtardık.
Abdullah Parlıyan = Musa ve beraberinde bulunanları hep kurtardık.
Adem Uğur = Musa ve beraberinde bulunanların hepsini kurtardık.
Ahmed Hulusi = Musa'yı ve Onunla beraber olanların hepsini kurtardık.
Ahmet Tekin = Mûsâ’yı ve beraberindekilerin hepsini kurtardık.
Ahmet Varol = Musa'yı ve beraberinde olanların tümünü kurtardık.
Ali Bulaç = Musa'yı ve onunla birlikte olanların hepsini kurtarmış olduk.
Ali Fikri Yavuz = Mûsa’yı ve beraberinde bulunanların hepsini kurtardık.
Ali Ünal = Musa’yı ve beraberinde bulunan herkesi kurtardık.
Bayraktar Bayraklı = Mûsâ ve beraberinde bulunanların hepsini kurtardık.
Bekir Sadak = Musa ve beraberinde bulunanlarin hepsini kurtardik.
Celal Yıldırım = Musa'yı ve beraberindekilerinin hepsini kurtardık.
Cemal Külünkoğlu = (65-66) Musa ve beraberinde bulunanların hepsini (yarıktan geçirerek) kurtardık. Sonra ötekileri (yaptıkları yüzünden) suda boğduk.
Diyanet İşleri (eski) = Musa ve beraberinde bulunanların hepsini kurtardık.
Diyanet Vakfi = Musa ve beraberinde bulunanların hepsini kurtardık.
Edip Yüksel = Musa'yı ve kendisiyle beraber olan herkesi kurtardık.
Elmalılı Hamdi Yazır = Musâyı ve maıyyetindekileri tamamen necata çıkardık
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Musa'yı ve beraberindekileri tamamen kurtardık,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Musa ve beraberindekilerin hepsini kurtardık,
Gültekin Onan = Musa'yı ve onunla birlikte olanların hepsini kurtarmış olduk.
Harun Yıldırım = Musa ve beraberindekilerin hepsini kurtardık.
Hasan Basri Çantay = Muusâ ile maiyyetinde bulunan kimseleri topdan kurtardık.
Hayrat Neşriyat = Mûsâ ve beraberinde bulunanların hepsini kurtardık.
İbni Kesir = Musa'yı ve beraberindekileri yopluca kurtardık.
Kadri Çelik = Musa'yı ve onunla birlikte olanların hepsini kurtarmış olduk.
Muhammed Esed = Öyle ki, (sonunda) Musa ve beraberindekileri kurtardık,
Mustafa İslamoğlu = Nihayet Musa ve beraberindekilerin tümünü kurtardık
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve Mûsa'yı ve O'nunla beraber olanların cümlesini necâta erdirdik.
Ömer Öngüt = Musa'yı ve beraberinde bulunanların hepsini kurtardık.
Şaban Piriş = Musa’yı ve yanındakilerin tümünü kurtardık.
Sadık Türkmen = Musa’yı ve beraberindeki kimselerin hepsini kurtardık.
Seyyid Kutub = Musa ile yanındakilerin tümünü kurtardık.
Suat Yıldırım = (64-66) Ötekileri (Firavun’un ordusunu da) oraya yaklaştırdık. Mûsâ’yı ve beraberinde olan herkesi kurtardık. Öbürlerini ise suda boğduk.
Süleyman Ateş = Mûsâ'yı ve beraberinde olanları tamamen kurtardık.
Tefhim-ul Kuran = Musa'yı ve onunla birlikte olanların hepsini kurtarmış olduk.
Ümit Şimşek = Musa ve beraberindekilerin hepsini kurtardık.
Yaşar Nuri Öztürk = Mûsa'yı ve beraberindekileri toptan kurtardık.
İskender Ali Mihr = Ve Musa (A.S)’ı ve onunla beraber olanların hepsini kurtardık.
İlyas Yorulmaz = Sonra Musa’yı ve onunla beraber olanların hepsini kurtardık.
ثُمَّ أَغْرَقْنَا الْآخَرِينَ
Şu’arâ / 66 -
Summe agraknâl âharîn(âharîne).
Diyanet İşleri = Sonra ötekileri suda boğduk.
Abdulbaki Gölpınarlı = Sonra öbürlerini sulara garkettik.
Abdullah Parlıyan = Ama diğerlerini denizde boğduk.
Adem Uğur = Sonra ötekilerini suda boğduk.
Ahmed Hulusi = Sonra, ötekilerini suda boğduk.
Ahmet Tekin = Sonra diğerlerini boğduk.
Ahmet Varol = Sonra ötekileri (suda) boğduk.
Ali Bulaç = Sonra ötekileri suda boğduk.
Ali Fikri Yavuz = Sonra ötekilerini boğduk.
Ali Ünal = Ardından, diğerlerini suda boğduk.
Bayraktar Bayraklı = Sonra ötekilerini suda boğduk.
Bekir Sadak = Oburlerini suda bogduk.
Celal Yıldırım = Sonra da diğerlerini (denizde) boğduk.
Cemal Külünkoğlu = (65-66) Musa ve beraberinde bulunanların hepsini (yarıktan geçirerek) kurtardık. Sonra ötekileri (yaptıkları yüzünden) suda boğduk.
Diyanet İşleri (eski) = Öbürlerini suda boğduk.
Diyanet Vakfi = Sonra ötekilerini suda boğduk.
Edip Yüksel = Sonra, diğerlerini boğduk.
Elmalılı Hamdi Yazır = Sonra da ötekileri gark ettik
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = sonra da ötekileri boğduk.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Sonra da ötekileri suda boğduk.
Gültekin Onan = Sonra ötekileri suda boğduk.
Harun Yıldırım = Sonra ötekilerini suda boğduk.
Hasan Basri Çantay = Sonra öbürlerini (suda) boğduk.
Hayrat Neşriyat = Sonra ötekilerini suda boğduk.
İbni Kesir = Sonra diğerlerini suda boğduk.
Kadri Çelik = Sonra ötekilerini suda boğduk.
Muhammed Esed = ama ötekileri sulara gömüverdik.
Mustafa İslamoğlu = ve ötekileri suya gark ettik.
Ömer Nasuhi Bilmen = Sonra ötekilerini garkettik.
Ömer Öngüt = Sonra ötekilerini suda boğduk.
Şaban Piriş = Sonra da, arkalarından gelenleri suda boğduk.
Sadık Türkmen = Sonra diğerlerini boğduk.
Seyyid Kutub = Arkasından öbürlerini suda boğduk.
Suat Yıldırım = (64-66) Ötekileri (Firavun’un ordusunu da) oraya yaklaştırdık. Mûsâ’yı ve beraberinde olan herkesi kurtardık. Öbürlerini ise suda boğduk.
Süleyman Ateş = Sonra ötekilerini boğduk (Mûsâ ve adamları karaya çıkınca deniz kapandı, Fir'avn ve adamları boğuldu).
Tefhim-ul Kuran = Sonra ötekilerini suda boğduk.
Ümit Şimşek = Sonra da diğerlerini boğuverdik.
Yaşar Nuri Öztürk = Sonra ötekileri boğduk.
İskender Ali Mihr = Sonra diğerlerini (denizde) boğduk.
İlyas Yorulmaz = Daha sonra diğerlerini (firavun ve ordusunu) boğduk.
إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
Şu’arâ / 67 -
İnne fî zâlike le âyeten, ve mâ kâne ekseruhum mu’minîn(mu’minîne).
Diyanet İşleri = Bunda şüphesiz bir ibret vardır. Ama pek çokları iman etmiş değillerdi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Şüphe yok ki bunda bir delil var, fakat halkın çoğu inanmaz.
Abdullah Parlıyan = Bu olayda şüphesiz bütün insanlar için, bir ders ve ibret vardır. Ama insanların pek çoğu yine de inanmazlar.
Adem Uğur = Şüphesiz bunda bir ibret vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir.
Ahmed Hulusi = Muhakkak ki bu olayda bir mucize - ders var! Onların çoğunluğu ise buna iman etmiş değillerdir.
Ahmet Tekin = Bunlarda Allah’ın kudretine, ilmine, hikmet sahibi olduğuna işaretler, insanlar için ibretler vardır. Fakat onların çoğu iman edecek değildir.
Ahmet Varol = Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu iman etmemişti.
Ali Bulaç = Şüphesiz, bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu iman etmiş değildirler.
Ali Fikri Yavuz = Elbette bunda bir ibret var, böyle iken (geri kalanlardan) çoğu imana gelmedi.
Ali Ünal = Bütün bu (olup bitenlerde) hiç kuşkusuz çok önemli bir ibret vardır. (Ey Rasûlüm, kavminden çoğu iman etmiyor diye üzülme.) Gerçe şu ki, (gördükleri onca mucizeye rağmen, bu kıssada sözü edilen Firavun halkının da, Musa’nın kavminin de) çoğu mü’min değildi.
Bayraktar Bayraklı = Şüphesiz bunda bir ders vardır, ama çokları inanmamaktadır.
Bekir Sadak = Bunda suphesiz ders vardir, ama cogu inanmamistir.
Celal Yıldırım = Şüphesiz ki bu olayda öğüt ve ibret vardır; (ne varki kalanların) çoğu imân etmiş değillerdir.
Cemal Külünkoğlu = Kuşku yok ki, bu olayda alınması gereken bir ders vardır. (Buna rağmen) yine de insanların çoğu iman etmediler.
Diyanet İşleri (eski) = Bunda şüphesiz ders vardır, ama çoğu inanmamıştır.
Diyanet Vakfi = Şüphesiz bunda bir ibret vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir.
Edip Yüksel = Elbette bunda bir ders vardır; ama çokları inanmazlar.
Elmalılı Hamdi Yazır = Şübhesiz bunda mutlak bir âyet var, öyle iken ekserîsi mü'min olmadı
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Şüphesiz bunda gerçekten bir ibret vardır; fakat çokları inanmadı.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Şüphesiz bunda bir âyet (ibret) vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir.
Gültekin Onan = Şüphesiz bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu inançlı olmamıştır.
Harun Yıldırım = Şüphesiz bunda bir ibret vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir.
Hasan Basri Çantay = Bunda elbette bir ibret vardı. (Fakat) onların çoğu îman etmiş değillerdi.
Hayrat Neşriyat = Şübhesiz ki bunda, elbette bir ibret vardır. Fakat onların çoğu îmân etmiş kimseler değildir.
İbni Kesir = Şüphesiz ki bunda, bir ayet vardır. Ama onların çoğu inananlar değildi.
Kadri Çelik = Şüphesiz bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu iman etmiş değillerdir.
Muhammed Esed = Bu (kıssada), şüphesiz, (bütün insanlar için) bir ders vardır; velev ki onlardan çoğu inanmasa da.
Mustafa İslamoğlu = Elbet bu (Musa kıssası)nda da alınacak bir ders mutlaka vardır; fakat insanların çoğu yine de inanmayacaklardır.
Ömer Nasuhi Bilmen = Şüphe yok ki, bunda elbette bir ibret vardır. Halbuki, onların ekserisi imân etmiş kimseler olmadı.
Ömer Öngüt = Şüphesiz ki bunda âyet (kudretimize bir nişane) vardır. Yine de onların çoğu iman etmezler.
Şaban Piriş = Şüphesiz bunda bir “ayet/işaret” vardır. Yine de onların çoğu iman etmezler.
Sadık Türkmen = Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların birçoğu yine de inanmıyor.
Seyyid Kutub = Kuşku yok ki, bu olaydan alınacak dersler vardır. Fakat insanların çoğu buna inanmadı.
Suat Yıldırım = Elbette bunda alınacak ibret vardır, fakat onların ekserisi ibret alıp da iman etmezler.
Süleyman Ateş = Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama çokları inanmazlar.
Tefhim-ul Kuran = Hiç şüphe yok, bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu iman etmiş değildirler.
Ümit Şimşek = İşte bunda bir âyet vardır. Fakat onların çoğu yine iman etmez.
Yaşar Nuri Öztürk = Bunda elbette bir ibret vardır ama onların çoğu inanmış kimseler değildi.
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki bunda gerçekten âyet (ibret) vardır. (Fakat) onların çoğu mü’min olmadılar.
İlyas Yorulmaz = Elbette bu olayda alınacak bir ders var ama, onların pek çoğu inanmış değiller.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
Şu’arâ / 68 -
Ve inne rabbeke le huvel azîzur rahîm(rahîmu).
Diyanet İşleri = Şüphesiz ki senin Rabbin elbette mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve şüphe yok ki Rabbin, elbette üstündür, rahîmdir.
Abdullah Parlıyan = Ve gerçek şu ki, senin Rabbin yüceler yücesi ve çok acıyan, esirgeyendir.
Adem Uğur = Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Ahmed Hulusi = Muhakkak ki senin Rabbin "HÛ"dur; El Aziyz'dir, Er Rahıym'dir.
Ahmet Tekin = Rabbin, işte o kudretli, hükümran ve engin merhamet sahibidir.
Ahmet Varol = Şüphesiz senin Rabbin güçlü ve rahmet sahibi olandır.
Ali Bulaç = Ve hiç şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
Ali Fikri Yavuz = Şüphe yok ki, senin Rabbin Azîz’dir= düşmanlarından intikam alır, Rahîm’dir= müminlere çok merhametlidir.
Ali Ünal = Şüphesiz ki senin Rabbin, O’dur Azîz (her işte üstün ve mutlak galip, izzetine dokunan herkesi kahretmeye mutlak kadir), O’dur Rahîm (özellikle mü’min kullarına karşı hususî rahmet ve merhameti pek bol olan).
Bayraktar Bayraklı = Şüphesiz Rabbin, mutlak galip ve merhamet sahibidir.
Bekir Sadak = Dogrusu Rabbin, guclu olandir, merhamet edendir. *
Celal Yıldırım = Rabbın, gerçekten O'dur yegâne üstün, yegâne güçlü ; O'dur çok rahmet sahibi.
Cemal Külünkoğlu = Şüphesiz ki senin Rabbin elbette mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.
Diyanet İşleri (eski) = Doğrusu Rabbin, güçlü olandır, merhamet edendir.
Diyanet Vakfi = Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Edip Yüksel = Kuşkusuz, senin Rabbin Üstündür, Rahimdir.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve şübhesiz ki rabbın o öyle azîz öyle rahîm
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ve şüphesiz ki Rabbin çok güçlü ve çok merhametlidir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ve şüphesiz, işte o Rabbin, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Gültekin Onan = Ve hiç şüphesiz, senin rabbin güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
Harun Yıldırım = Şüphesiz Rabbin, işte O, Aziz’dir, Rahim’dir.
Hasan Basri Çantay = Şu muhakkak ki senin Rabbin, elbette O, mutlak gaalibdir. (Mü'minleri ise) çok esirgeyicidir.
Hayrat Neşriyat = Muhakkak ki, Azîz (kudreti dâimâ üstün gelen), Rahîm (çok merhamet eden)elbette ancak Rabbindir.
İbni Kesir = Muhakkak ki Rabbın, elbette o; Aziz'dir, Rahim'dir.
Kadri Çelik = Ve şüphesiz senin Rabbin üstün güç sahibidir, esirgeyendir.
Muhammed Esed = Ve gerçek şu ki, senin Rabbin, çok acıyan esirgeyen O yüceler yücesidir!
Mustafa İslamoğlu = Ne ki senin Rabbin sınırsız rahmet sahibi olan O yüceler yücesidir!
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve şüphe yok ki, Rabbin elbette O, azîzdir, rahîmdir.
Ömer Öngüt = Muhakkak ki Rabbin Aziz'dir, engin merhamet sahibidir.
Şaban Piriş = Şüphesiz Rabbin, güçlü ve merhametli olan O’dur.
Sadık Türkmen = Şüphesiz o Rabbin; üstün, merhametli olan o’dur.
Seyyid Kutub = Ve yine kuşku yok ki, senin Rabb'in üstün iradeli ve merhametlidir.
Suat Yıldırım = Ama Senin Rabbin aziz ve rahimdir (mutlak galiptir, geniş merhamet sahibidir).
Süleyman Ateş = Şüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur.
Tefhim-ul Kuran = Ve hiç şüphe yok, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
Ümit Şimşek = Rabbin ise hem Azizdir, hem Rahîm.
Yaşar Nuri Öztürk = Ve şüphesiz, senin Rabbindir O mutlak Azîz, mutlak Rahîm.
İskender Ali Mihr = Ve muhakkak ki senin Rabbin, işte O, elbette Azîz’dir (yüce), Rahîm’dir (Rahîm esmasıyla tecelli eden).
İlyas Yorulmaz = Elbette ki senin Rabbin güçlü ve merhametli olandır.
وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ إِبْرَاهِيمَ
Şu’arâ / 69 -
Vetlu aleyhim nebee ibrâhîm(ibrâhîme).
Diyanet İşleri = Ey Muhammed! Onlara İbrahim’in haberini de oku.
Abdulbaki Gölpınarlı = Onlara oku İbrâhim'e âit haberi.
Abdullah Parlıyan = Onlara İbrahim'in başından geçenleri de anlat.
Adem Uğur = (Resûlüm!) Onlara İbrahim'in haberini de naklet.
Ahmed Hulusi = İbrahim'in haberini de anlat onlara.
Ahmet Tekin = 'Rasulüm, onlara İbrâhim’in kıssasını da anlat.'
Ahmet Varol = Onlara İbrahim'in haberini de oku.
Ali Bulaç = Onlara İbrahim'in haberini de aktar / oku:
Ali Fikri Yavuz = (Ey Rasûlüm), Kureyş kavmine İbrahîm’in gerçek haberini de oku.
Ali Ünal = Onlara İbrahim’in (hayatındaki şu önemli) hadiseleri de oku, anlat:
Bayraktar Bayraklı = (69-74) Onlara İbrâhim'in kıssasını anlat! İbrâhim, babasına ve ulusuna “nelere tapıyorsunuz?” demişti. Onlar: “Putlara tapıyoruz; onlarla ilgilenip duruyoruz” demişlerdi. İbrâhim: “Çağırdığınız zaman sizi duyarlar mı ve size bir fayda ve zarar verirler mi?” demişti. Onlar: “Ancak, babalarımızı da böyle yaparken bulduk” demişlerdi.[378]
Bekir Sadak = Onlara Ibrahim'in kissasini anlat.
Celal Yıldırım = Onlara İbrahim'le ilgili haberi de oku.
Cemal Külünkoğlu = (Ey Resulüm!) Onlara İbrahim'in haberini de naklet.
Diyanet İşleri (eski) = Onlara İbrahim'in kıssasını anlat.
Diyanet Vakfi = (Resûlüm!) Onlara İbrahim'in haberini de naklet.
Edip Yüksel = Onlara İbrahim'in tarihini anlat.
Elmalılı Hamdi Yazır = Onlara İbrahimin kıssasını da oku
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Onlara İbrahim'in kıssasını da oku!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (Resulüm!) onlara İbrahim'in kıssasını da naklet.
Gültekin Onan = Onlara İbrahim'in haberini de aktar / oku.
Harun Yıldırım = Onlara İbrahim’in haberini de oku.
Hasan Basri Çantay = Onlara İbrâhîme aaid dosdoğru haberi de oku.
Hayrat Neşriyat = (Habîbim, yâ Muhammed!) Onlara İbrâhîm’in haberini de oku!
İbni Kesir = Onlara İbrahim'in haberini oku.
Kadri Çelik = Onlara İbrahim'in haberini de aktarıp oku!
Muhammed Esed = Onlara İbrahim'in başından geçenleri de anlat.
Mustafa İslamoğlu = Onlara İbrahim'in haberini de aktar.
Ömer Nasuhi Bilmen = Onlara İbrahim'in de kıssasını oku.
Ömer Öngüt = Resulüm! Onlara İbrahim'in haberini de naklet!
Şaban Piriş = Onlara İbrahim’in haberini de oku!
Sadık Türkmen = Onlara ibrahim’in haberini de oku!
Seyyid Kutub = Ey Muhammed, o müşriklere İbrahim'in olayını da anlat.
Suat Yıldırım = Onlara İbrahim’in başından geçenleri de anlat.
Süleyman Ateş = Onlara İbrâhim'in haberini de oku:
Tefhim-ul Kuran = Onlara İbrahim'in haberini de aktar / oku:
Ümit Şimşek = Onlara İbrahim'in haberini de oku.
Yaşar Nuri Öztürk = İbrahim'in haberini de oku onlara.
İskender Ali Mihr = Ve onlara İbrâhîm (A.S)’ın haberini tilâvet et (oku)!
İlyas Yorulmaz = Sen onlara İbrahim’in haberini oku.
إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِ مَا تَعْبُدُونَ
Şu’arâ / 70 -
İz kâle li ebîhi ve kavmihî mâ ta’budûn(ta’budûne).
Diyanet İşleri = Hani o, babasına ve kavmine, “Neye tapıyorsunuz?” demişti.
Abdulbaki Gölpınarlı = Hani atasına ve kavmine, neye tapıyorsunuz demişti.
Abdullah Parlıyan = Hani O, babasına ve toplumuna “Neye tapıyorsunuz?” diye sormuştu.
Adem Uğur = Hani o, babasına ve kavmine: Neye tapıyorsunuz? demişti.
Ahmed Hulusi = Hani (İbrahim) babasına ve toplumuna: "Neye kulluk ediyorsunuz?" demişti.
Ahmet Tekin = Hani İbrâhim babasına ve kavmine:'Neye tapıyorsunuz?' demişti.
Ahmet Varol = Hani o babasına ve kavmine: 'Siz neye tapıyorsunuz?' demişti.
Ali Bulaç = Hani, babasına ve kavmine: "Siz neye kulluk ediyorsunuz?" demişti.
Ali Fikri Yavuz = Hani o, babasına ve kavmine demişti ki, siz neye tapıyorsunuz?
Ali Ünal = İbrahim, bir gün atasına ve halkına hitaben, “Nedir bu taptıklarınız böyle?” dedi.
Bayraktar Bayraklı = (69-74) Onlara İbrâhim'in kıssasını anlat! İbrâhim, babasına ve ulusuna “nelere tapıyorsunuz?” demişti. Onlar: “Putlara tapıyoruz; onlarla ilgilenip duruyoruz” demişlerdi. İbrâhim: “Çağırdığınız zaman sizi duyarlar mı ve size bir fayda ve zarar verirler mi?” demişti. Onlar: “Ancak, babalarımızı da böyle yaparken bulduk” demişlerdi.[378]
Bekir Sadak = Ibrahim, babasina ve milletine: «Nelere tapiyorsunuz?» demisti.
Celal Yıldırım = Hani İbrâhim babasına ve kavmine dedi ki: «Neye tapıyorsunuz ?»
Cemal Külünkoğlu = Hani o, babasına ve kavmine: “Neye tapıyorsunuz?” demişti.
Diyanet İşleri (eski) = İbrahim, babasına ve milletine: 'Nelere tapıyorsunuz?' demişti.
Diyanet Vakfi = Hani o, babasına ve kavmine: Neye tapıyorsunuz? demişti.
Edip Yüksel = Babasına ve halkına, 'Neye tapıyorsunuz?' demişti.
Elmalılı Hamdi Yazır = O bir vakıt babasına ve kavmine: siz neye taparsınız? dedi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O bir vakit babasına ve kavmine: «Siz neye tapıyorsunuz?» dedi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Hani o, babasına ve kavmine, «Neye tapıyorsunuz?» demişti.
Gültekin Onan = Hani, babasına ve kavmine: "Siz neye kulluk ediyorsunuz?" demişti.
Harun Yıldırım = Hani, babasına ve kavmine: “Siz neye ibadet ediyorsunuz?” demişti.
Hasan Basri Çantay = Hani o, babasına ve kavmine: «Siz neye tapıyorsunuz?» demişdi.
Hayrat Neşriyat = Hani, babasına ve kavmine: '(Siz) nelere tapıyorsunuz?' demişti.
İbni Kesir = Hani babasına ve kavmine: Nelere tapıyorsunuz? demişti.
Kadri Çelik = Hani, babasına ve kavmine, “Siz neye kulluk ediyorsunuz?” demişti.
Muhammed Esed = Hani, o babasına ve kavmine "Nelere kulluk ediyorsunuz?" diye sormuştu.
Mustafa İslamoğlu = Hani bir zamanlar o, babasını ve kavmini "Neye kulluk ediyorsunuz? Diye sor(gula)dı.
Ömer Nasuhi Bilmen = O vakit ki, babasına ve kavmine dedi ki: «Neye ibadet ediyorsunuz?»
Ömer Öngüt = Hani o, babasına ve kavmine: “Neye tapıyorsunuz?” demişti.
Şaban Piriş = Hani, babasına ve halkına: -Neye kulluk ediyorsunuz? demişti.
Sadık Türkmen = Hani babasına ve kavmine demişti: “Neye kulluk ediyorsunuz?”
Seyyid Kutub = Hani İbrahim, babası ile soydaşlarına, «Neye tapıyorsunuz?» dedi.
Suat Yıldırım = Günün birinde o babasına ve halkına hitaben: "Söyler misiniz: siz nelere ibadet ediyorsunuz?" dedi.
Süleyman Ateş = Babasına ve kavmine: "Neye tapıyorsunuz?" demişti.
Tefhim-ul Kuran = Hani, babasına ve kavmine: «Siz neye kulluk ediyorsunuz?» demişti.
Ümit Şimşek = Hani babası ile kavmine sormuştu, 'Siz neye tapıyorsunuz?' diye.
Yaşar Nuri Öztürk = Hani babasına ve toplumuna şöyle demişti: "Siz neye ibadet ediyorsunuz?"
İskender Ali Mihr = Babasına ve onun kavmine: “Taptığınız şey nedir?” demişti.
İlyas Yorulmaz = Babasına ve kavmine “Bu taptıklarınız da nedir?” diye sormuştu.
قَالُوا نَعْبُدُ أَصْنَامًا فَنَظَلُّ لَهَا عَاكِفِينَ
Şu’arâ / 71 -
Kâlû na’budu asnâmen fe nezallu lehâ âkifîn(âkifîne).
Diyanet İşleri = “Putlara tapıyoruz ve onlara tapmağa devam edeceğiz” demişlerdi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Putlara tapıyoruz dediler ve onlara kulluk edip durmadayız.
Abdullah Parlıyan = Onlar da: “Putlara kulluk ediyoruz ve onlara tapmaya devam edeceğiz” demişlerdi.
Adem Uğur = Putlara tapıyoruz ve onlara tapmaya devam edeceğiz diye cevap verdiler.
Ahmed Hulusi = Dediler ki: "Putlara kulluk ederiz, hep onlarla meşgulüz. "
Ahmet Tekin = Onlar: 'Ağaçtan yontularak, metalden dökülerek yapılan heykellere, putlara tapıyoruz. Onlara ibadete devam edeceğiz' demişlerdi.
Ahmet Varol = 'Putlara tapıyoruz. Onlar için ibadet edip duruyoruz' dediler.
Ali Bulaç = Demişlerdi ki: "Putlara tapıyoruz, bunun için sürekli onların önünde bel büküp eğiliyoruz."
Ali Fikri Yavuz = Onlar da: “- Bir takım putlara tapıyoruz, bütün gün onlara ibadete devam ediyoruz.” dediler.
Ali Ünal = “(Bildiğin gibi) biz, (tahtadan ve taştan yapılmış da olsalar) birtakım putlara tapıyoruz; (ilâhlarımız oldukları için) önlerinde eğilmeye de devam edeceğiz.” diye cevap verdiler.
Bayraktar Bayraklı = (69-74) Onlara İbrâhim'in kıssasını anlat! İbrâhim, babasına ve ulusuna “nelere tapıyorsunuz?” demişti. Onlar: “Putlara tapıyoruz; onlarla ilgilenip duruyoruz” demişlerdi. İbrâhim: “Çağırdığınız zaman sizi duyarlar mı ve size bir fayda ve zarar verirler mi?” demişti. Onlar: “Ancak, babalarımızı da böyle yaparken bulduk” demişlerdi.[378]
Bekir Sadak = «Putlara tapiyoruz, onlara baglanip duruyoruz» demislerdi.
Celal Yıldırım = «Putlara tapıyoruz ve hep onlar için toplanıp üzerlerine kapanırcasına tapmaya devam ediyoruz» dediler.
Cemal Külünkoğlu = (Onlar da:) “Putlara tapıyoruz ve onlara tapmağa devam edeceğiz” demişlerdi.
Diyanet İşleri (eski) = 'Putlara tapıyoruz, onlara bağlanıp duruyoruz' demişlerdi.
Diyanet Vakfi = «Putlara tapıyoruz ve onlara tapmaya devam edeceğiz» diye cevap verdiler.
Edip Yüksel = 'Heykellere tapıyoruz; biz kendimizi onlara adamış bulunuyoruz,' dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır = Bir takım putlara taparız da dediler: onlar sayesinde toplanırız
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Bir takım putlara taparız da, onlar sayesinde toplanırız, dediler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Birtakım putlara taparız da onlar sayesinde toplanırız» dediler.
Gültekin Onan = Demişlerdi ki: "Putlara tapıyoruz, bunun için sürekli onların önünde bel büküp eğiliyoruz."
Harun Yıldırım = Demişlerdi ki: “Putlara ibadet ediyoruz, bunun için sürekli onların önünde bel büküp eğiliyoruz.”
Hasan Basri Çantay = Dediler: «Putlara tapıyoruz. Onun için bütün gün onlara vakf-ı hizmet etmekde sabit ve dâimiz».
Hayrat Neşriyat = (Onlar:) 'Birtakım putlara tapıyoruz, öyle ki (biz) onlara tapmakta devam eden kimseleriz' dediler.
İbni Kesir = Onlar da: Putlara tapıyoruz ve onlara bağlanıp duruyoruz, demişlerdi.
Kadri Çelik = Demişlerdi ki: “Putlara tapıyoruz. Sürekli (ibadet için) onların yanında kalıcılarız.”
Muhammed Esed = Onlar da: "Putlara kulluk ediyoruz" diye karşılık verdiler, "ve her zaman, kendini onlara adamış kimseler olarak kalacağız!"
Mustafa İslamoğlu = Onlar da "Putlara kulluk ediyoruz; dahası, onlara adanmış kimseler olarak kalacağız!" dediler.
Ömer Nasuhi Bilmen = Dediler ki: «Putlara ibadet ediyoruz. Onlara (ibadete) devam edip duruyoruz.»
Ömer Öngüt = Dediler ki: “Putlara tapıyoruz ve onlara tapmaya devam edeceğiz. ”
Şaban Piriş = Onlar da: -Putlara kulluk ediyoruz, onlara bağlılıktan hiç ayrılmayız, dediler.
Sadık Türkmen = Dediler ki: “Putlara tapıyoruz ve sürekli olarak onlara boyun büküp önlerinde eğileceğiz.”
Seyyid Kutub = Onlar da «Putlara tapıyoruz ve biz tapınmayı hep sürdüreceğiz» dediler.
Suat Yıldırım = Onlar da: "Kendi putlarımıza ibadet ediyoruz." dediler ve ilave ettiler: "Onlara tapmaya da devam edeceğiz!"
Süleyman Ateş = "Putlara tapıyoruz, onların önünde ibâdete duruyoruz." dediler.
Tefhim-ul Kuran = Demişlerdi ki: «Putlara tapıyoruz, bunun için sürekli onların önünde bel büküp eğiliyoruz.»
Ümit Şimşek = 'Biz putlara taparız,' dediler. 'Ve onlara tapmaya devam edeceğiz.'
Yaşar Nuri Öztürk = Dediler: "Birtakım putlara tapıyoruz. Onların önünde toplanıp tapınmaya devam edeceğiz."
İskender Ali Mihr = “Biz putlara tapıyoruz. Böylece onlara devamlı ibadet edeceğiz.” dediler.
İlyas Yorulmaz = Onlarda “Putlara tapıyoruz ve bunları içimizden gelerek yapıyoruz” dediler.
قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ إِذْ تَدْعُونَ
Şu’arâ / 72 -
Kâle hel yesmeûnekum iz ted’ûn(ted’ûne).
Diyanet İşleri = İbrahim, dedi ki: “Onlara yalvardığınızda sizi işitiyorlar mı?”
Abdulbaki Gölpınarlı = Çağırdığınız vakit dedi, duyuyorlar mı?
Abdullah Parlıyan = İbrahim: “Peki yalvarıp, yakardığınız zaman, sizi işittiklerine,
Adem Uğur = İbrahim: Peki, dedi, yalvardığınızda onlar sizi işitiyorlar mı?
Ahmed Hulusi = (İbrahim) dedi ki: "Dua ettiğinizde sizi işitirler mi?"
Ahmet Tekin = İbrâhim: 'Peki, ibadet ettiğinizde, yalvardığınızda onlar sizi işitiyorlar, icabet ediyorlar mı?' demişti.
Ahmet Varol = Dedi ki: 'Dua ettiğiniz zaman duyuyorlar mı?
Ali Bulaç = Dedi ki: "Peki, dua ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı?"
Ali Fikri Yavuz = (İbrahîm, onlara) dedi ki: “-Dua ettiğiniz zaman, o putlar sizi işitiyorlar mı?”
Ali Ünal = İbrahim sordu: “Onlara dua ettiğinizde, onlar sizi duyuyor mu?
Bayraktar Bayraklı = (69-74) Onlara İbrâhim'in kıssasını anlat! İbrâhim, babasına ve ulusuna “nelere tapıyorsunuz?” demişti. Onlar: “Putlara tapıyoruz; onlarla ilgilenip duruyoruz” demişlerdi. İbrâhim: “Çağırdığınız zaman sizi duyarlar mı ve size bir fayda ve zarar verirler mi?” demişti. Onlar: “Ancak, babalarımızı da böyle yaparken bulduk” demişlerdi.[378]
Bekir Sadak = (72-73) Ibrahim: «Cagirdiginiz zaman sizi duyarlar veya size bir fayda ve zarar verirler mi?» demisti.
Celal Yıldırım = (72-73) İbrâhim onlara: «Duâ ettiğinizde sizi duyuyorlar mı veya size yarar ya da zarar verebiliyorlar mı ?» dedi.
Cemal Külünkoğlu = (72-73) İbrahim: “O putlar, kendilerini imdada çağırdığınızda sesinizi işitirler mi? Yahut size fayda veya zararları dokunur mu?” diye sordu.
Diyanet İşleri (eski) = (72-73) İbrahim: 'Çağırdığınız zaman sizi duyarlar veya size bir fayda ve zarar verirler mi?' demişti.
Diyanet Vakfi = İbrahim: Peki, dedi, yalvardığınızda onlar sizi işitiyorlar mı?
Edip Yüksel = 'Kendilerini çağırdığınızda sizi işitiyorlar mı?' dedi,
Elmalılı Hamdi Yazır = Onlar, dedi: dua ettiğiniz vakıt işidirler mi?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (İbrahim) dedi. Dua ettiğiniz vakit onlar işitirler mi;
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = İbrahim «Peki, dedi, yalvardığınızda onlar sizi işitiyorlar mı?»
Gültekin Onan = Dedi ki: "Peki, dua ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı?"
Harun Yıldırım = Dedi ki: “Peki, dua ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı?”
Hasan Basri Çantay = (İbrâhîm): «Siz, dedi, çağırdığınız vakit onlar sizi duyuyorlar mı»?
Hayrat Neşriyat = (İbrâhîm:) 'Peki duâ ettiğiniz zaman (onlar) sizi işitiyorlar mı?' dedi.
İbni Kesir = O da demişti ki: Çağırdığınızda sizi duyuyorlar mı?
Kadri Çelik = Dedi ki: “Peki, dua ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı?”
Muhammed Esed = (İbrahim:) "Peki, yalvarıp yakardığınız zaman sizi işittiklerine,
Mustafa İslamoğlu = (İbrahim) "Yalvarıp yakardığınızda sizi duyuyorlar mı bari?" dedi;
Ömer Nasuhi Bilmen = Dedi ki: «Onlara dua ettiğiniz zaman sizi işitiyorlar mı?»
Ömer Öngüt = Dedi ki: “Duâ ettiğiniz zaman sizi işitiyorlar mı?”
Şaban Piriş = -Onlara dua ettiğiniz de sizi işitiyorlar mı? dedi.
Sadık Türkmen = (İbrahim) dedi ki: “Çağırdığınız zaman sizi işitiyorlar mı?
Seyyid Kutub = İbrahim dedi ki, «O putlar, kendilerini imdada çağırdığınızda sesinizi işitirler mi?
Suat Yıldırım = (72-73) "Peki" dedi, "Siz kendilerine dua ettiğinizde onlar sizi işitiyorlar mı? Yahut taptığınızda size fayda veya tapmadığınızda size zarar verebiliyorlar mı?
Süleyman Ateş = "Peki, dedi, siz du'â ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı?"
Tefhim-ul Kuran = Dedi ki: «Peki, dua ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı?»
Ümit Şimşek = İbrahim sordu: 'Dua ettiğinizde sizi işitirler mi?
Yaşar Nuri Öztürk = Dedi: "Yalvarıp yakardığınızda sizi duyuyorlar mı?"
İskender Ali Mihr = (İbrâhîm A.S): “Dua ettiğiniz zaman sizi işitiyorlar mı?” dedi.
İlyas Yorulmaz = İbrahim ”Peki, siz çağırdığınızda sizi işitiyorlar mı?”
أَوْ يَنفَعُونَكُمْ أَوْ يَضُرُّونَ
Şu’arâ / 73 -
Ev yenfeûnekum ev yedurrûn(yedurrûne).
Diyanet İşleri = “Yahut size fayda veya zararları dokunur mu?”
Abdulbaki Gölpınarlı = Yahut size bir faydaları var mı, bir zarar veriyorlar mı?
Abdullah Parlıyan = yahut size fayda ve zarar verebildiklerine, gerçekten inanıyor musunuz?” dedi.
Adem Uğur = Yahut size fayda ya da zarar verebiliyorlar mı?
Ahmed Hulusi = "Yahut size fayda sağlıyor ya da zarar veriyorlar mı?"
Ahmet Tekin = 'Size faydaları dokunuyor mu? Size zarar verebiliyorlar mı?'
Ahmet Varol = Yahut size fayda veya zarar veriyorlar mı?'
Ali Bulaç = "Ya da size bir yararları veya zararları dokunuyor mu?"
Ali Fikri Yavuz = Yahud size fayda veya zarar verirler mi?”
Ali Ünal = “Veya (taptığınızda) size bir fayda, (tapmadığınızda) zarar verebiliyor, (ya da gerektiğinde) sizden bir zararı giderebiliyorlar mı?”
Bayraktar Bayraklı = (69-74) Onlara İbrâhim'in kıssasını anlat! İbrâhim, babasına ve ulusuna “nelere tapıyorsunuz?” demişti. Onlar: “Putlara tapıyoruz; onlarla ilgilenip duruyoruz” demişlerdi. İbrâhim: “Çağırdığınız zaman sizi duyarlar mı ve size bir fayda ve zarar verirler mi?” demişti. Onlar: “Ancak, babalarımızı da böyle yaparken bulduk” demişlerdi.[378]
Bekir Sadak = “Veya (taptığınızda) size bir fayda, (tapmadığınızda) zarar verebiliyor, (ya da gerektiğinde) sizden bir zararı giderebiliyorlar mı?”
Celal Yıldırım = (72-73) İbrâhim onlara: «Duâ ettiğinizde sizi duyuyorlar mı veya size yarar ya da zarar verebiliyorlar mı ?» dedi.
Cemal Külünkoğlu = (72-73) İbrahim: “O putlar, kendilerini imdada çağırdığınızda sesinizi işitirler mi? Yahut size fayda veya zararları dokunur mu?” diye sordu.
Diyanet İşleri (eski) = (72-73) İbrahim: 'Çağırdığınız zaman sizi duyarlar veya size bir fayda ve zarar verirler mi?' demişti.
Diyanet Vakfi = Yahut size fayda ya da zarar verebiliyorlar mı?
Edip Yüksel = 'Yahut size yarar veya zarar verebiliyorlar mı?'
Elmalılı Hamdi Yazır = Veya size bir menfeat verir yâhud bir zarar ederler mi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = veya size bir fayda yahut bir zarar verirler mi?»
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Veya size fayda veya zararları olur mu?»
Gültekin Onan = "Ya da size bir yararları veya zararları dokunuyor mu?"
Harun Yıldırım = “Ya da size bir yararları veya zararları dokunuyor mu?”
Hasan Basri Çantay = «Yahud size (taparsanız) bir fâide veya (tapmazsanız) bir zarar yapıyorlar mı»?
Hayrat Neşriyat = 'Yâhut size fayda sağlıyor veya zarar verebiliyorlar mı?'
İbni Kesir = Yahut size fayda veya zarar veriyorlar mı?
Kadri Çelik = “Ya da size bir yararları dokunuyor mu veya zararları?”
Muhammed Esed = yahut size fayda ya da zarar verebildiklerine (gerçekten inanıyor musunuz)?" dedi.
Mustafa İslamoğlu = "ya da, size bir yararları veya zararları dokunuyor (mu)?"
Ömer Nasuhi Bilmen = «Yahut size bir menfaat mi veya bir zarar mı verebiliyorlar?»
Ömer Öngüt = “Yahut size fayda veya zarar verebiliyorlar mı?”
Şaban Piriş = Ya da size faydaları veya zararları dokunuyor mu?
Sadık Türkmen = Size bir yarar ya da zarar veriyorlar mı?”
Seyyid Kutub = Ya da size yarar veya zarar dokundurabiliyorlar mı?»
Suat Yıldırım = (72-73) "Peki" dedi, "Siz kendilerine dua ettiğinizde onlar sizi işitiyorlar mı? Yahut taptığınızda size fayda veya tapmadığınızda size zarar verebiliyorlar mı?
Süleyman Ateş = "Yahut size fayda veya zarar verebiliyorlar mı?"
Tefhim-ul Kuran = «Ya da size bir yararları dokunuyor mu veya zararları?»
Ümit Şimşek = 'Yahut size faydaları olur mu? Veya zararları dokunur mu?'
Yaşar Nuri Öztürk = "Size yarar sağlıyor yahut zarar veriyorlar mı?"
İskender Ali Mihr = Yoksa size fayda veya zarar veriyorlar mı?
İlyas Yorulmaz = “Yahut size fayda veya zarar verebiliyorlar mı?” dedi.
قَالُوا بَلْ وَجَدْنَا آبَاءنَا كَذَلِكَ يَفْعَلُونَ
Şu’arâ / 74 -
Kâlû bel vecednâ âbâenâ kezâlike yef’alûn(yef’alûne).
Diyanet İşleri = “Hayır, ama biz babalarımızı böyle yaparken bulduk” dediler.
Abdulbaki Gölpınarlı = Hayır dediler, atalarımızı böyle bulduk, böyle yapıyordu onlar.
Abdullah Parlıyan = “Biz atalarımızı böyle bulduk, böyle yapıyordu onlar” dediler.
Adem Uğur = Şöyle cevap verdiler: Hayır, ama biz babalarımızı böyle yapar bulduk.
Ahmed Hulusi = Dediler ki: "Hayır! Fakat atalarımızı bunu uygular bulduk (biz de taklit ediyoruz onları)!"
Ahmet Tekin = Onlar: 'Ama biz babalarımızı böyle yaparlarken gördük' dediler.
Ahmet Varol = 'Hayır. Ama atalarımızın böyle yaptıklarını gördük' dediler.
Ali Bulaç = "Hayır" dediler. "Biz atalarımızı böyle yaparlarken bulduk."
Ali Fikri Yavuz = Dediler ki: “- Hayır (bize cevab vermezler, fayda ve zararları da dokunmaz), ancak biz, babalarımızı böyle yapıyorlar bulduk.
Ali Ünal = “Hayır” dediler, “ama biz, babalarımızı, dedelerimizi hep böyle yaparken bulduk.”
Bayraktar Bayraklı = (69-74) Onlara İbrâhim'in kıssasını anlat! İbrâhim, babasına ve ulusuna “nelere tapıyorsunuz?” demişti. Onlar: “Putlara tapıyoruz; onlarla ilgilenip duruyoruz” demişlerdi. İbrâhim: “Çağırdığınız zaman sizi duyarlar mı ve size bir fayda ve zarar verirler mi?” demişti. Onlar: “Ancak, babalarımızı da böyle yaparken bulduk” demişlerdi.[378]
Bekir Sadak = «ayir ama, babalarimizi da bu sekilde ibadet ederken bulduk» demislerdi.
Celal Yıldırım = «Hayır, biz babalarımızı böyle yaparlarken bulduk» dediler.
Cemal Külünkoğlu = (Onlar da:) “Hayır, ama biz babalarımızı böyle yaparken bulduk” dediler.
Diyanet İşleri (eski) = 'Hayır ama, babalarımızı da bu şekilde ibadet ederken bulduk' demişlerdi.
Diyanet Vakfi = Şöyle cevap verdiler: Hayır, ama biz babalarımızı böyle yapar bulduk.
Edip Yüksel = 'Hayır; ancak biz atalarımızın böyle yaptıklarını gördük,' dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır = Yok dediler: atalarımızı bulduk, böyle yapıyorlardı
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Hayır, biz atalarımızı böyle yaparken bulduk, dediler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Yok, dediler, ama biz babalarımızı böyle yapar bulduk.»
Gültekin Onan = "Hayır" dediler. "Biz atalarımızı böyle yaparlarken bulduk."
Harun Yıldırım = Dediler ki: “Hayır, ama biz atalarımızı böyle yapar bulduk.”
Hasan Basri Çantay = Dediler ki: «Hayır, biz babalarımızı böyle bulduk (onlar da) böyle yapıyorlar (dı)».
Hayrat Neşriyat = (Onlar:) 'Hayır! (Biz) atalarımızı böyle yapar bulduk' dediler.
İbni Kesir = Demişlerdi ki: Hayır. Atalarımızı böyle yapar gördük.
Kadri Çelik = “Hayır” dediler. “Biz babalarımızı böyle yaparlarken bulduk.”
Muhammed Esed = "Ama" diye çıkıştılar, "biz atalarımızı da bunu yapıyor gördük!"
Mustafa İslamoğlu = "Hayır ama..." dediler, "Biz, atalarımızı da böyle yapıyor bulduk!"
Ömer Nasuhi Bilmen = Dediler ki: «Yok, biz babalarımızı böylece yaparlar bulduk.»
Ömer Öngüt = Dediler ki: “Hayır, amma biz atalarımızın da böyle yaptıklarını gördük. ”
Şaban Piriş = -Hayır, dediler. Atalarımızı böyle yapıyor bulduk.
Sadık Türkmen = “hayır”, dediler. “Ama biz atalarımızı da böyle yaparken bulduk.”
Seyyid Kutub = Onlar, «Hayır ama, atalarımızın böyle yaptıklarını gördük» dediler.
Suat Yıldırım = "Yook!" dediler, "ama atalarımızı böyle bir uygulama içinde bulduk, biz de onu benimsedik."
Süleyman Ateş = "Hayır, ama babalarımızın böyle yaptıklarını gördük, (onun için biz de böyle yapıyoruz)." dediler.
Tefhim-ul Kuran = «Hayır» dediler. «Biz atalarımızı böyle yaparlarken bulduk.»
Ümit Şimşek = Onlar 'Biz atalarımızı böyle yapar halde bulduk' dediler.
Yaşar Nuri Öztürk = Dediler: "Hayır! Ancak atalarımızı böyle yapar halde bulduk."
İskender Ali Mihr = “Hayır, babalarımızı böyle yapıyor (ibadet ediyor) bulduk.” dediler.
İlyas Yorulmaz = Onlarda “Ama biz atalarımızı böyle yaparken bulduk” dediler.
قَالَ أَفَرَأَيْتُم مَّا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ
Şu’arâ / 75 -
Kâle e fe raeytum mâ kuntum ta’budûn(ta’budûne).
Diyanet İşleri = (75-76) İbrahim, şöyle dedi: “Sizin ve geçmiş atalarınızın taptığı şeyleri gördünüz mü?”
Abdulbaki Gölpınarlı = Şimdi gördünüz mü dedi, neye kulluk ediyorsunuz.
Abdullah Parlıyan = İbrahim: “Peki” dedi. “Bu taptığınız şeylere başınızı kaldırıpda, onların ne olduklarına hiç bakmadınız mı,
Adem Uğur = İbrahim dedi ki: İyi ama, neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü?
Ahmed Hulusi = (İbrahim) dedi ki: "Bir düşünün! Neye kulluk ediyorsunuz. . . "
Ahmet Tekin = İbrâhim: 'Neye taptığınızı biraz olsun düşündünüz mü?' dedi.
Ahmet Varol = Dedi ki: 'Şimdi neye taptığınızı gördünüz mü?
Ali Bulaç = (İbrahim) Dedi ki: "Şimdi, neye tapmakta olduğunuzu gördünüz mü?"
Ali Fikri Yavuz = (75-76) İbrahim şöyle dedi: “- Şimdi gördünüz mü, o sizin ve geçen atalarınızın taptıklarını?
Ali Ünal = “Öyle de, nelere taptığınıza şöyle bir bakmaz mısınız?” dedi İbrahim.
Bayraktar Bayraklı = (75-83) İbrâhim şöyle demişti: “Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum, ancak âlemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Âhiret gününde, yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana ilim ve egemenlik ver ve beni iyiler arasına kat!”
Bekir Sadak = (75-83) Ibrahim: «Eski atalarinizin ve sizin nelere taptiklarinizi goruyor musunuz? Dogrusu onlar benim dusmanimdir. Dostum ancak alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, dogru yola eristiren de O'dur. Beni yediren de, iciren de O'dur. Hasta oldugumda bana O sifa verir. Beni ldurecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gununde yanilmalarimi bana bagislamasini umdugum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasina kat.
Celal Yıldırım = (75-76) İbrâhim : «Sizin ve önceki atalarınızın nelere taptıklarını (üzerinde düşünüp onların neler olduklarını iyice) görüp anladınız mı ?
Cemal Külünkoğlu = (75-76) (İbrahim:) “Şimdi gördünüz mü, siz ve geçmişteki atalarınız neye kulluk ediyormuşsunuz?” dedi.
Diyanet İşleri (eski) = (75-83) İbrahim: 'Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
Diyanet Vakfi = (75-76) İbrahim dedi ki: İyi ama, ister sizin, ister önceki atalarınızın; neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü?
Edip Yüksel = 'Peki,' dedi, 'Tapmakta olduklarınızı gördünüz mü,'
Elmalılı Hamdi Yazır = Şimdi, dedi: gördünüz a o sizin ve eski atalarınızın taptıklarınızı
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (75-76) (İbrahim) dedi ki: «Siz ve sizden önceki atalarınızın neye taptıklarını şimdi gördünüz?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (75-76) İbrahim dedi ki: «İyi ama, ister sizin, ister önceki atalarınızın olsun, neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü?»
Gültekin Onan = (İbrahim) Dedi ki: "Şimdi, neye tapmakta olduğunuzu gördünüz mü?"
Harun Yıldırım = Dedi ki: “Şimdi neye ibadet ettiğinizi gördünüz mü?”
Hasan Basri Çantay = (75-76) (İbrâhîm): «Şimdi gördünüz mü, dedi, gerek sizin, gerek daha evvelki atalarınızın neye tapmakda olduğunuzu»?
Hayrat Neşriyat = (75-76) (İbrâhîm) dedi ki: 'Siz ve önceki atalarınız, artık nelere tapmakta olduğunuzu gördünüz mü?'
İbni Kesir = O da demişti ki: Neye tapmış olduğunuzu görüyor musunuz?
Kadri Çelik = (İbrahim) Dedi ki: “Şimdi, neye tapmakta olduğunuzu gördünüz mü?”
Muhammed Esed = (İbrahim:) "Peki" dedi, "(bu) taptığınız şeylere (başınızı kaldırıp da) hiç bakmadınız mı?
Mustafa İslamoğlu = (İbrahim) "Ne yani" dedi, "taptığınız şeylerin ne olduğuna (bir kez olsun) dönüp bakmadınız mı;
Ömer Nasuhi Bilmen = Dedi ki: «Şimdi neye ibadet eder olduğunuzu görmüş oldunuz mu?»
Ömer Öngüt = Dedi ki: “Nelere taptıklarınızı görüyor musunuz?”
Şaban Piriş = -Şimdi gördünüz mü nelere kulluk ettiğinizi? dedi.
Sadık Türkmen = (İbrahim) dedi ki: “Şimdi neye tapıyor olduğunuzu gördünüz mü?
Seyyid Kutub = İbrahim dedi ki, «Nelere taptığınızı görüyor musunuz?»
Suat Yıldırım = (75-76) İbrahim dedi ki: "Peki, gerek sizin taptığınız, gerek gelip geçmiş babalarınızın taptığı şeyler hakkında biraz olsun düşünmediniz mi?
Süleyman Ateş = "İşte gördünüz mü neye tapıyorsunuz?" dedi.
Tefhim-ul Kuran = (İbrahim) Dedi ki: «Şimdi, neye tapmakta olduklarınızı gördünüz mü?»
Ümit Şimşek = İbrahim dedi ki: 'Gördünüz mü taptıklarınızı?
Yaşar Nuri Öztürk = Dedi: "Gördünüz mü neye ibadet ediyormuşsunuz!"
İskender Ali Mihr = (İbrâhîm A.S): “Öyleyse taptığınız şeylerin ne olduğunu gördünüz mü?” dedi.
İlyas Yorulmaz = İbrahim onlara “Şimdi şu taptıklarınızı görüyor musunuz?”
أَنتُمْ وَآبَاؤُكُمُ الْأَقْدَمُونَ
Şu’arâ / 76 -
Entum ve âbâukumul akdemûn(akdemûne).
Diyanet İşleri = (75-76) İbrahim, şöyle dedi: “Sizin ve geçmiş atalarınızın taptığı şeyleri gördünüz mü?”
Abdulbaki Gölpınarlı = Siz ve çok daha önce gelip geçen atalarınız.
Abdullah Parlıyan = sizler ve daha önce gelip geçen atalarınız?
Adem Uğur = ''İster siz, ister eski atalarınız''
Ahmed Hulusi = "Siz ve geçmişteki atalarınız!"
Ahmet Tekin = 'Siz ve geçmiş atalarınız düşündünüz mü?'
Ahmet Varol = Siz ve geçmiş atalarınız.
Ali Bulaç = "Hem siz, hem de eski atalarınız?"
Ali Fikri Yavuz = (75-76) İbrahim şöyle dedi: “- Şimdi gördünüz mü, o sizin ve geçen atalarınızın taptıklarını?
Ali Ünal = “Eski atalarınızdan beri tapageldiğiniz şeylere?
Bayraktar Bayraklı = (75-83) İbrâhim şöyle demişti: “Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum, ancak âlemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Âhiret gününde, yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana ilim ve egemenlik ver ve beni iyiler arasına kat!”
Bekir Sadak = (75-83) Ibrahim: «Eski atalarinizin ve sizin nelere taptiklarinizi goruyor musunuz? Dogrusu onlar benim dusmanimdir. Dostum ancak alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, dogru yola eristiren de O'dur. Beni yediren de, iciren de O'dur. Hasta oldugumda bana O sifa verir. Beni ldurecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gununde yanilmalarimi bana bagislamasini umdugum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasina kat.
Celal Yıldırım = (75-76) İbrâhim : «Sizin ve önceki atalarınızın nelere taptıklarını (üzerinde düşünüp onların neler olduklarını iyice) görüp anladınız mı ?
Cemal Külünkoğlu = (75-76) (İbrahim:) “Şimdi gördünüz mü, siz ve geçmişteki atalarınız neye kulluk ediyormuşsunuz?” dedi.
Diyanet İşleri (eski) = (75-83) İbrahim: 'Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
Diyanet Vakfi = (75-76) İbrahim dedi ki: İyi ama, ister sizin, ister önceki atalarınızın; neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü?
Edip Yüksel = 'Siz ve geçmiş atalarınız?'
Elmalılı Hamdi Yazır = (76-77) Hep onlar benim düşmanım ancak o rabbül'âlemîn başka
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (75-76) (İbrahim) dedi ki: «Siz ve sizden önceki atalarınızın neye taptıklarını şimdi gördünüz?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (75-76) İbrahim dedi ki: «İyi ama, ister sizin, ister önceki atalarınızın olsun, neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü?»
Gültekin Onan = "Hem siz, hem de eski atalarınız?"
Harun Yıldırım = “Hem siz, hem de eski atalarınız?”
Hasan Basri Çantay = (75-76) (İbrâhîm): «Şimdi gördünüz mü, dedi, gerek sizin, gerek daha evvelki atalarınızın neye tapmakda olduğunuzu»?
Hayrat Neşriyat = (75-76) (İbrâhîm) dedi ki: 'Siz ve önceki atalarınız, artık nelere tapmakta olduğunuzu gördünüz mü?'
İbni Kesir = Siz ve geçmiş atalarınız?
Kadri Çelik = “Hem siz, hem de önceki babalarınız?”
Muhammed Esed = Sizler ve sizden önceki atalarınız,
Mustafa İslamoğlu = (yani) hem siz, hem de önden giden atalarınız?"
Ömer Nasuhi Bilmen = «Sizin ve eski atalarınızın?»
Ömer Öngüt = “Hem siz hem de önceki atalarınız. ”
Şaban Piriş = Sizin ve önceki atalarınızın..
Sadık Türkmen = Siz ve önceki atalarınız!
Seyyid Kutub = Gerek sizin ve gerekse eski atalarınızın.
Suat Yıldırım = (75-76) İbrahim dedi ki: "Peki, gerek sizin taptığınız, gerek gelip geçmiş babalarınızın taptığı şeyler hakkında biraz olsun düşünmediniz mi?
Süleyman Ateş = "Siz ve eski atalarınız?"
Tefhim-ul Kuran = «Hem siz, hem de eski atalarınız?»
Ümit Şimşek = 'Sizin de, geçmiş atalarınızın da taptığınız şeyleri?
Yaşar Nuri Öztürk = "Siz ve o eski atalarınız!"
İskender Ali Mihr = Siz ve sizin, geçmişteki babalarınızın (taptığı şeyleri).
İlyas Yorulmaz = “Siz ve daha önceki atalarınızın taptıklarını?”
فَإِنَّهُمْ عَدُوٌّ لِّي إِلَّا رَبَّ الْعَالَمِينَ
Şu’arâ / 77 -
Fe innehum aduvvun lî illâ rabbel âlemîn(âlemîne).
Diyanet İşleri = “Şüphesiz onlar benim düşmanımdır. Ancak âlemlerin Rabbi olan Allah, dostumdur.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Hiç şüphe yok ki artık, âlemlerin Rabbinden başka onlar, bana düşman.
Abdullah Parlıyan = Hiç şüphe yok ki, düzmece ilahlar benim düşmanlarımdır ve benim için, alemlerin Rabbinden başka dost yoktur.
Adem Uğur = İyi bilin ki onlar benim düşmanımdır; ancak âlemlerin Rabbi (benim dostumdur);
Ahmed Hulusi = "Kesinlikle onlar benim düşmanımdır. . . Sadece Rabb-ül âlemîn. . . "
Ahmet Tekin = 'Kesinlikle onlar benim düşmanımdır. Ben ancak âlemlerin, bütün varlıkların Rabbini ilâh tanır, candan müslüman olarak O’na bağlanır, saygıyla O’na kulluk ve ibadet ederim.'
Ahmet Varol = İşte onlar benim düşmanlarımdır. Yalnız alemlerin Rabbi hariç.
Ali Bulaç = "İşte bunlar, gerçekten benim düşmanımdır; yalnızca alemlerin Rabbi hariç"
Ali Fikri Yavuz = Muhakkak onlar benim düşmanımdır; ancak âlemlerin Rabbi müstesnadır.
Ali Ünal = “Görüyorum ki, taptığınız o şeylerin hepsi bana düşmandır; ancak Âlemlerin Rabbi başka.
Bayraktar Bayraklı = (75-83) İbrâhim şöyle demişti: “Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum, ancak âlemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Âhiret gününde, yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana ilim ve egemenlik ver ve beni iyiler arasına kat!”
Bekir Sadak = (75-83) Ibrahim: «Eski atalarinizin ve sizin nelere taptiklarinizi goruyor musunuz? Dogrusu onlar benim dusmanimdir. Dostum ancak alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, dogru yola eristiren de O'dur. Beni yediren de, iciren de O'dur. Hasta oldugumda bana O sifa verir. Beni ldurecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gununde yanilmalarimi bana bagislamasini umdugum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasina kat.
Celal Yıldırım = Şüpheniz olmasın ki o taptıklarınız benim düşmanımdır; ancak âlemlerin Rabbı müstesna. (O benim yegâne dostumdur).
Cemal Külünkoğlu = (İbrahim:) “Şüphesiz onlar benim düşmanımdır. Ancak âlemlerin Rabbi (olan Allah) dostumdur.”
Diyanet İşleri (eski) = (75-83) İbrahim: 'Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
Diyanet Vakfi = İyi bilin ki onlar benim düşmanımdır; ancak âlemlerin Rabbi (benim dostumdur);
Edip Yüksel = 'Onlar benim düşmanımdır; yalnız Evrenlerin Rabbi hariç;'
Elmalılı Hamdi Yazır = (76-77) Hep onlar benim düşmanım ancak o rabbül'âlemîn başka
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Onların hepsi benim düşmanımdır; alemlerin Rabbi hariç;
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Hep onlar benim düşmanımdır; ancak âlemlerin Rabbi (benim dostumdur)»
Gültekin Onan = "işte bunlar, gerçekten benim düşmanımdır; yalnızca alemlerin rabbi hariç"
Harun Yıldırım = “İşte bunlar, gerçekten benim düşmanımdır; yalnızca alemlerin Rabbi hariç.”
Hasan Basri Çantay = «işte onlar benim muhakkak düşmanımdır. Fakat aalemlerin Rabbi böyle değil».
Hayrat Neşriyat = "Onlar benim düşmanımdır. Yalnız âlemlerin Rabbi (benim dostumdur)."
İbni Kesir = «İşte bunlar, gerçekten benim düşmanımdır; yalnızca alemlerin Rabbi hariç»
Kadri Çelik = “İşte bunlar gerçekten benim düşmanımdır; âlemlerin Rabbi müstesna”
Muhammed Esed = "İmdi, (bana gelince, ben biliyorum ki,) şüphesiz (bu düzmece tanrılar) benim düşmanlarımdır, (ve benim için) alemlerin Rabbinden başka (tanrı yoktur);
Mustafa İslamoğlu = İşte artık (ilan ediyorum) ki, benim için onlar birer düşmandır. Başka değil, sadece alemlerin Rabbi vardır.
Ömer Nasuhi Bilmen = «İşte onlar, benim için şüphe yok bir düşmandır, alemlerin Rabbi ise müstesna».
Ömer Öngüt = “İyi bilin ki, onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak âlemlerin Rabbidir. ”
Şaban Piriş = Evrenin sahibinden başka, onların hepsi benim düşmanımdır.
Sadık Türkmen = Ben bütün bunlara karşıyım! Yalnız âlemlerin Rabbi hariç/(O) benim dostumdur.
Seyyid Kutub = O putlar, benim düşmanlarımdırlar. Benim tek dostum alemlerin Rabb'i olan Allah'tır.
Suat Yıldırım = Bilin ki ibadet ettiğiniz o tanrılar, Rabbülâlemin hariç, hepsi benim düşmanlarımdır.
Süleyman Ateş = "Onlar benim düşmanımdır. Yalnız âlemlerin Rabbi (benim dostumdur)."
Tefhim-ul Kuran = «İşte bunlar, gerçekten benim düşmanımdır; yalnızca alemlerin Rabbi hariç»
Ümit Şimşek = 'Onların hepsi benim düşmanımdır. Ancak Âlemlerin Rabbi müstesna.
Yaşar Nuri Öztürk = "Şüphesiz onlar benim düşmanım. Ama âlemlerin Rabbi dostum."
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki onlar, benim için düşmandır ama âlemlerin Rabbi hariç.
İlyas Yorulmaz = “Âlemlerin Rabbi dışında, taptıklarınızın hepsi benim düşmanımdır. ”
الَّذِي خَلَقَنِي فَهُوَ يَهْدِينِ
Şu’arâ / 78 -
Ellezî halakanî fe huve yehdîni.
Diyanet İşleri = “O, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Âlemlerin Rabbi, öyle bir mâbuttur ki beni yaratmıştır ve odur doğru yolu gösteren bana.
Abdullah Parlıyan = Beni yaratan da, bana doğru yolu gösteren de O'dur.
Adem Uğur = Beni yaratan ve bana doğru yolu gösteren O'dur.
Ahmed Hulusi = "Ki O, beni yarattı. . . O bana hidâyet eder. "
Ahmet Tekin = 'O beni yaratan ve beni hidayete erdiren, başarıya ulaştırandır.'
Ahmet Varol = Beni yaratan ve doğru yola ileten O'dur.
Ali Bulaç = "Ki beni yaratan ve bana hidayet veren O'dur;"
Ali Fikri Yavuz = O’dur ki, beni yaratıb da doğru yolu bana gösteriyor.
Ali Ünal = “O ki, beni yarattı ve bana her konuda takip etmem gereken yolu gösterir, beni faydama olan şeylere yöneltir.
Bayraktar Bayraklı = (75-83) İbrâhim şöyle demişti: “Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum, ancak âlemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Âhiret gününde, yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana ilim ve egemenlik ver ve beni iyiler arasına kat!”
Bekir Sadak = (75-83) Ibrahim: «Eski atalarinizin ve sizin nelere taptiklarinizi goruyor musunuz? Dogrusu onlar benim dusmanimdir. Dostum ancak alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, dogru yola eristiren de O'dur. Beni yediren de, iciren de O'dur. Hasta oldugumda bana O sifa verir. Beni ldurecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gununde yanilmalarimi bana bagislamasini umdugum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasina kat.
Celal Yıldırım = O ki beni yaratmış ve beni doğru yola iletmiştir.
Cemal Külünkoğlu = “O (Rab ki), beni yoktan vareden ve bana doğru yolu gösterendir.”
Diyanet İşleri (eski) = (75-83) İbrahim: 'Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
Diyanet Vakfi = Beni yaratan ve bana doğru yolu gösteren O'dur.
Edip Yüksel = 'Beni yaratan ve bana yol gösteren O'dur.'
Elmalılı Hamdi Yazır = O ki beni yarattı sonra da bana o hidayet eder
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O ki, beni yarattı, sonra da bana o doğru yolu gösterir;
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «O ki, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir,»
Gültekin Onan = "Ki beni yaratan ve bana hidayet veren O'dur;"
Harun Yıldırım = “Ki beni yaratan ve bana hidayet veren O’dur.”
Hasan Basri Çantay = «(O Rabb) ki beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir.
Hayrat Neşriyat = '(O,) beni yaratandır; bana doğru yolu gösteren de O’dur!'
İbni Kesir = Ki O, yaratmıştır beni. Ve O doğru yola eriştirir beni.
Kadri Çelik = “Ki beni yaratan ve bana hidayet veren O'dur.”
Muhammed Esed = beni yaratan da, bana doğru yolu gösteren de O'dur;
Mustafa İslamoğlu = Ki O'dur beni yaratan, bana doğru yolu gösterecek olan da O'dur.
Ömer Nasuhi Bilmen = «O (Rabbülâlemin) ki, beni yarattı, elbette beni hidâyete iletecek olan O'dur.»
Ömer Öngüt = “Beni yaratan ve bana yol gösteren O'dur. ”
Şaban Piriş = Beni yaratan O’dur, bana yol gösteren O’dur.
Sadık Türkmen = Beni o yarattı. Ve bana doğru yolu gösteren de o’dur.
Seyyid Kutub = O beni yaratan ve doğru yola iletendir.
Suat Yıldırım = O’dur beni yaratan ve hayat imkânlarını veren, maddeten ve mânen yol gösteren.
Süleyman Ateş = "Beni yaratan ve bana yol gösteren O'dur."
Tefhim-ul Kuran = «Ki beni yaratan ve bana hidayet veren O'dur;»
Ümit Şimşek = 'Beni yaratan ve bana yol gösteren Odur.
Yaşar Nuri Öztürk = "O yarattı beni, O yol gösteriyor bana."
İskender Ali Mihr = Beni yaratan da hidayete erdiren de O’dur.
İlyas Yorulmaz = “Beni yaratan ve bana doğru yolu gösteren. ”
وَالَّذِي هُوَ يُطْعِمُنِي وَيَسْقِينِ
Şu’arâ / 79 -
Vellezî huve yut’ımunî ve yeskîni.
Diyanet İşleri = “O, bana yediren ve içirendir.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve öyle bir mâbuttur ki beni doyurur ve suya kandırır.
Abdullah Parlıyan = Ve beni yediren de, içiren de O'dur.
Adem Uğur = Beni yediren, içiren O'dur.
Ahmed Hulusi = "Ki O, beni yedirip doyurur ve içirir. "
Ahmet Tekin = 'Beni yediren, beni içirendir.'
Ahmet Varol = Bana yediren ve içiren O'dur.
Ali Bulaç = "Bana yediren ve içiren O'dur;"
Ali Fikri Yavuz = O ‘dur ki, beni yediriyor ve içiriyor.
Ali Ünal = “O’dur acıktığımda beni doyuran, susadığımda susuzluğumu gideren; (yiyeceğimi de, içeceğimi de yaratan O’dur).
Bayraktar Bayraklı = (75-83) İbrâhim şöyle demişti: “Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum, ancak âlemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Âhiret gününde, yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana ilim ve egemenlik ver ve beni iyiler arasına kat!”
Bekir Sadak = (75-83) Ibrahim: «Eski atalarinizin ve sizin nelere taptiklarinizi goruyor musunuz? Dogrusu onlar benim dusmanimdir. Dostum ancak alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, dogru yola eristiren de O'dur. Beni yediren de, iciren de O'dur. Hasta oldugumda bana O sifa verir. Beni ldurecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gununde yanilmalarimi bana bagislamasini umdugum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasina kat.
Celal Yıldırım = O ki beni yedirir ve içirir.
Cemal Külünkoğlu = “O, beni yediren (doyuran) ve içirendir.”
Diyanet İşleri (eski) = (75-83) İbrahim: 'Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
Diyanet Vakfi = Beni yediren, içiren O'dur.
Edip Yüksel = 'Beni yediren ve içiren O'dur.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve o ki bana o, yedirir, o içirir,
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O ki, beni yedirir, içirir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Beni yediren, içirendir,»
Gültekin Onan = "Bana yediren ve içiren O'dur;"
Harun Yıldırım = “Bana yediren ve içiren O’dur.”
Hasan Basri Çantay = «Bana yediren, bana içiren Odur».
Hayrat Neşriyat = 'Beni yediren de, beni içiren de ancak O’dur!'
İbni Kesir = Ki O, yedirir, içirir beni.
Kadri Çelik = “Bana yediren ve içiren O'dur.”
Muhammed Esed = ve beni yediren de, içiren de O'dur;
Mustafa İslamoğlu = Ki O benim açlık ve susuzluğumu giderendir;
Ömer Nasuhi Bilmen = «Ve O'dur ki, bana o taam ihsan eder ve beni suya nâil buyurur.»
Ömer Öngüt = “Bana yediren, bana içiren O'dur. ”
Şaban Piriş = Beni yediren ve içiren de O’dur.
Sadık Türkmen = Bana yediren ve içiren O’dur.
Seyyid Kutub = O beni doyuran ve içirendir.
Suat Yıldırım = O’dur beni doyuran, O’dur beni içiren.
Süleyman Ateş = "Bana yediren ve içiren O'dur."
Tefhim-ul Kuran = «Bana yediren ve içiren O'dur;»
Ümit Şimşek = 'Beni yediren ve içiren Odur.
Yaşar Nuri Öztürk = "O'dur beni doyuran, suvaran."
İskender Ali Mihr = Ve beni yediren ve içiren, O’dur.
İlyas Yorulmaz = “Beni yediren ve içiren,
وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ
Şu’arâ / 80 -
Ve izâ maridtu fe huve yeşfîni.
Diyanet İşleri = “Hastalandığımda da O bana şifa verir.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve hastalandığım zaman o şifâ verir bana.
Abdullah Parlıyan = Ve hasta olduğum zaman, beni iyileştiren
Adem Uğur = Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur.
Ahmed Hulusi = "Hastalandığımda, O'dur bana şifa veren. "
Ahmet Tekin = 'Hastalandığım zaman bana şifa verendir.'
Ahmet Varol = Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur.
Ali Bulaç = "Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur;"
Ali Fikri Yavuz = Hastalandığım zaman da, O bana şifa veriyor.
Ali Ünal = “Hastalandığımda O’dur bana şifa veren.
Bayraktar Bayraklı = (75-83) İbrâhim şöyle demişti: “Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum, ancak âlemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Âhiret gününde, yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana ilim ve egemenlik ver ve beni iyiler arasına kat!”
Bekir Sadak = (75-83) Ibrahim: «Eski atalarinizin ve sizin nelere taptiklarinizi goruyor musunuz? Dogrusu onlar benim dusmanimdir. Dostum ancak alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, dogru yola eristiren de O'dur. Beni yediren de, iciren de O'dur. Hasta oldugumda bana O sifa verir. Beni ldurecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gununde yanilmalarimi bana bagislamasini umdugum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasina kat.
Celal Yıldırım = Hastalandığım zaman O bana şifâ verir.
Cemal Külünkoğlu = “Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur.”
Diyanet İşleri (eski) = (75-83) İbrahim: 'Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
Diyanet Vakfi = Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur.
Edip Yüksel = 'Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Hastalandığım vakıt da bana o şifa verir
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Hastalandığım zaman O bana şifa verir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Hastalandığım zaman bana O, şifâ verir.»
Gültekin Onan = "Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur;"
Harun Yıldırım = “Hastalandığımda bana şifa veren O’dur.”
Hasan Basri Çantay = «Hastalandığım zaman bana şifâ veren Odur».
Hayrat Neşriyat = 'Hem hastalandığım zaman da bana O şifâ verir!'
İbni Kesir = Hastalandığımda O, şifa verir bana.
Kadri Çelik = “Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur.”
Muhammed Esed = ve hasta olduğum zaman beni iyileştiren,
Mustafa İslamoğlu = ve hasta düştüğümde şifa veren de yine O'dur.
Ömer Nasuhi Bilmen = «Ve hasta olduğum zaman bana ancak o şifa verir.»
Ömer Öngüt = “Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur. ”
Şaban Piriş = Bana şifa veren...
Sadık Türkmen = Hastalandığım zaman bana (sıkıntılarıma) O şifa verir.
Seyyid Kutub = Hastalığımda beni iyileştiren O'dur.
Suat Yıldırım = Hastalandığımda O’dur bana şifa veren.
Süleyman Ateş = "Hastalandığım zaman bana şifâ veren O'dur."
Tefhim-ul Kuran = «Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur;»
Ümit Şimşek = 'Hastalandığımda bana şifa veren Odur.
Yaşar Nuri Öztürk = "Hastalandığımda O'dur bana şifa ulaştıran."
İskender Ali Mihr = Ve hastalandığım zaman bana şifa veren, O’dur.
İlyas Yorulmaz = “Hastalandığımda bana şifa veren. ”
وَالَّذِي يُمِيتُنِي ثُمَّ يُحْيِينِ
Şu’arâ / 81 -
Vellezî yumîtunî summe yuhyîni.
Diyanet İşleri = “O, benim canımı alacak ve sonra diriltecek olandır.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve öyle bir mâbuttur ki beni öldürür, sonra da diriltir.
Abdullah Parlıyan = ve beni öldürecek olan ve sonra tekrar diriltecek olan hep O'dur.
Adem Uğur = Benim canımı alacak, sonra beni diriltecek O'dur.
Ahmed Hulusi = "Ki O, beni öldüren, sonra dirilten. "
Ahmet Tekin = 'Ecelim gelince benim ölümümü gerçekleştiren, sonra beni tekrar diriltecek olandır.'
Ahmet Varol = Beni öldürecek, sonra diriltecek olan O'dur.
Ali Bulaç = "Beni öldürecek, sonra diriltecek olan da O'dur,"
Ali Fikri Yavuz = O’dur ki, beni öldürecek ve sonra beni diriltecek.
Ali Ünal = “O’dur bana ölümü verecek ve sonra da beni diriltecek olan.
Bayraktar Bayraklı = (75-83) İbrâhim şöyle demişti: “Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum, ancak âlemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Âhiret gününde, yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana ilim ve egemenlik ver ve beni iyiler arasına kat!”
Bekir Sadak = (75-83) Ibrahim: «Eski atalarinizin ve sizin nelere taptiklarinizi goruyor musunuz? Dogrusu onlar benim dusmanimdir. Dostum ancak alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, dogru yola eristiren de O'dur. Beni yediren de, iciren de O'dur. Hasta oldugumda bana O sifa verir. Beni ldurecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gununde yanilmalarimi bana bagislamasini umdugum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasina kat.
Celal Yıldırım = O ki beni öldürür, sonra da diriltir.
Cemal Külünkoğlu = “O, benim canımı alacak ve sonra diriltecek olandır.”
Diyanet İşleri (eski) = (75-83) İbrahim: 'Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
Diyanet Vakfi = Benim canımı alacak, sonra beni diriltecek O'dur.
Edip Yüksel = 'Beni öldüren ve sonra dirilten O'dur.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve o ki beni öldürür, sonra beni yine diriltir
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O ki, beni öldürür, sonra beni yine diriltir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «O ki, benim canımı alacak, sonra diriltecektir.»
Gültekin Onan = "Beni öldürecek, sonra diriltecek olan da O'dur."
Harun Yıldırım = “Beni öldürecek, sonra diriltecek olan da O’dur.”
Hasan Basri Çantay = «Beni öldürecek, sonra beni diriltecek olan Odur».
Hayrat Neşriyat = 'O ki, beni vefât ettirecek; sonra beni diriltecek.'
İbni Kesir = Ki O, öldürür beni, sonra da O, diriltir.
Kadri Çelik = “O, benim canımı alacak ve sonra diriltecek olandır.”
Muhammed Esed = ve beni öldürecek olan ve sonra yeniden diriltecek olan (hep) O'dur.
Mustafa İslamoğlu = Beni öldürecek, sonra tekrar diriltecek olan da O'dur.
Ömer Nasuhi Bilmen = «Ve O'dur ki, beni öldürür. Sonra da beni diritir.»
Ömer Öngüt = “Beni öldürecek, sonra beni diriltecek O'dur. ”
Şaban Piriş = Beni öldürecek olan, sonra yeniden beni diriltecek olan O’dur.
Sadık Türkmen = Beni öldürecek, sonra diriltecek olan O'dur.
Seyyid Kutub = "Beni öldürecek, sonra diriltecek olan da O'dur,"
Suat Yıldırım = O’dur beni öldürecek ve sonra da diriltecek olan.
Süleyman Ateş = "Beni öldürecek, sonra diriltecek O'dur."
Tefhim-ul Kuran = «Beni öldürecek, sonra diriltecek olan da O'dur;»
Ümit Şimşek = 'Beni öldüren ve sonra dirilten Odur.
Yaşar Nuri Öztürk = "Beni öldürecek, sonra diriltecek O'dur."
İskender Ali Mihr = Ve beni öldürecek, sonra (da) beni diriltecek olan, O’dur.
İlyas Yorulmaz = Beni öldürüp, sonra tekrar hayat verecek olan. ”
وَالَّذِي أَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لِي خَطِيئَتِي يَوْمَ الدِّينِ
Şu’arâ / 82 -
Vellezî atmeu en yagfira lî hatîetî yevmed dîn(dîni).
Diyanet İşleri = “O, hesap gününde, hatalarımı bağışlayacağını umduğumdur.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve öyle bir mâbuttur ki kıyâmet gününde umarım, hatâmı da yarlıgar.
Abdullah Parlıyan = Ve hesap gününde hatalarımı bağışlamasını umduğum kimse de O'dur.”
Adem Uğur = Ve hesap günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum O'dur.
Ahmed Hulusi = "Ki O, Din hükümleri sürecinde hatalarımı mağfiret edeceğini umduğum. "
Ahmet Tekin = 'Herkesin, vahyedilen dinin, şeriatın, İslâmî sorumluluğun hesabını vereceği, yalnız ilâhi mevzuatın yürürlükte olduğu gün, hatalarımı bağışlamasını umduğumdur.'
Ahmet Varol = Kendisinden din günü kusurlarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur.
Ali Bulaç = "Din (ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur;"
Ali Fikri Yavuz = O’dur ki, hesab gününde günahımın bağışlanmasını kendisinden umarım.
Ali Ünal = “O büyük Hesap Günü’nde günahlarımı bağışlayacağını umduğum da O’dur.
Bayraktar Bayraklı = (75-83) İbrâhim şöyle demişti: “Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum, ancak âlemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Âhiret gününde, yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana ilim ve egemenlik ver ve beni iyiler arasına kat!”
Bekir Sadak = (75-83) Ibrahim: «Eski atalarinizin ve sizin nelere taptiklarinizi goruyor musunuz? Dogrusu onlar benim dusmanimdir. Dostum ancak alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, dogru yola eristiren de O'dur. Beni yediren de, iciren de O'dur. Hasta oldugumda bana O sifa verir. Beni ldurecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gununde yanilmalarimi bana bagislamasini umdugum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasina kat.
Celal Yıldırım = O ki, hesap-cezâ günü günah ve kusurlarımı bağışlamasını ummaktayım» dedi.
Cemal Külünkoğlu = “Büyük hesap günü günahlarımı bağışlayacağını umduğum yine O'dur.”
Diyanet İşleri (eski) = (75-83) İbrahim: 'Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
Diyanet Vakfi = Ve hesap günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum O'dur.
Edip Yüksel = ' Yargı gününde, kusurlarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve o ki ceza günü ben onun günahımı afiv buyurmasını niyaz ederim
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ve O ki, ceza gününde günahlarımı bağışlamasını ümit ederim.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Ve hesap günü, hatamı bağışlayacağını umduğumdur.»
Gültekin Onan = "Din (ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur;"
Harun Yıldırım = “Din günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O’dur.”
Hasan Basri Çantay = «Ceza gününde kusurlarımı yarlığayacağını umduğum da Odur».
Hayrat Neşriyat = 'Dîn (hesab) günü hatâlarımı benim için bağışlayacağını umduğum O’dur!'
İbni Kesir = Ve din günü günahlarımı bağışlamasını umduğum O'dur.
Kadri Çelik = “Din (ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını ummakta olduğum da O'dur.”
Muhammed Esed = Ve Hesap Günü'nde hatalarımı bağışlamasını umduğum kimse de O'dur.
Mustafa İslamoğlu = Hesap Günü'nde beni, hatalarımı bağışlayacağını umduğum (tek) zat da O'dur."
Ömer Nasuhi Bilmen = «Ve O'dur ki, cem gününde benim için kusurumu af ve setretmesini umarım (niyaz ederim.)»
Ömer Öngüt = “Hesap gününde kusurlarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur. ”
Şaban Piriş = Kıyamet günü günahlarımı bağışlamasını ümit ettiğim de O’dur.
Sadık Türkmen = Hesap günü hatamı bağışlamasını umduğum da O’dur!”
Seyyid Kutub = Hesaplaşma günü günahlarımı affedeceğini umduğum da O'dur.
Suat Yıldırım = Büyük hesap günü günahlarımı bağışlayacağını umduğum ulu Rabbim de yine O’dur.
Süleyman Ateş = "Cezâ günü hatâmı bağışlayacağını umduğum da O'dur."
Tefhim-ul Kuran = «Din (Ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını ummakta olduğum da O'dur;»
Ümit Şimşek = 'Hesap gününde hatâlarımı bağışlayacağını umduğum da Odur.
Yaşar Nuri Öztürk = "Din gününde hatalarımı affetmesini umup durduğum da O'dur."
İskender Ali Mihr = Ve dîn günü, benim hatalarımı mağfiret etmesini umduğum da O’dur.
İlyas Yorulmaz = “Din gününde hatalarımı bana bağışlamasını umduğum, yalnızca O dur. ”
رَبِّ هَبْ لِي حُكْمًا وَأَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ
Şu’arâ / 83 -
Rabbi heb lî hukmen ve elhıknî bis sâlihîn(sâlihîne).
Diyanet İşleri = “Ey Rabbim! Bana bir hikmet bahşet ve beni salih kimseler arasına kat.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Rabbim, bana peygamberlik ver ve beni temiz kişilere kat.
Abdullah Parlıyan = “Rabbim, bana yüksek bilgi, olgun hareket ver ve beni doğru dürüst olan yararlı işler yapan insanlar arasına kat.
Adem Uğur = Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
Ahmed Hulusi = "Rabbim, bana bir hüküm hibe et ve beni sâlihlere dâhil et!"
Ahmet Tekin = 'Rabbim, bana hikmete dayalı hükümranlık, yargı ve icra yetkisi, şeriat ver. Beni dindar, ahlâklı, hayır-hasenât sahibi mü’minler, sâlihler zümresine kat.'
Ahmet Varol = Rabbim! Bana hüküm (ilim ve hikmet) bahşet ve beni salihlere kat.
Ali Bulaç = "Rabbim, bana hüküm (ve hikmet) bağışla ve beni salih olanlara kat;"
Ali Fikri Yavuz = Rabbim, bana bir hikmet (ilim ve anlayış veya peygamberlik) ver ve beni salih kimselere kat.
Ali Ünal = (İbrahim, dua ve münacata yöneldi:) “Rabbim, bana hikmet ve her konuda doğru hüküm ve karar verebilme kabiliyeti bahşet; beni salih kullarının arasına kat.
Bayraktar Bayraklı = (75-83) İbrâhim şöyle demişti: “Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum, ancak âlemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Âhiret gününde, yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana ilim ve egemenlik ver ve beni iyiler arasına kat!”
Bekir Sadak = (75-83) Ibrahim: «Eski atalarinizin ve sizin nelere taptiklarinizi goruyor musunuz? Dogrusu onlar benim dusmanimdir. Dostum ancak alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, dogru yola eristiren de O'dur. Beni yediren de, iciren de O'dur. Hasta oldugumda bana O sifa verir. Beni ldurecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gununde yanilmalarimi bana bagislamasini umdugum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasina kat.
Celal Yıldırım = Rabbim! Bana hüküm-hikmet ver ve beni iyi-yararlı kişilere eriştir.
Cemal Külünkoğlu = “Ey Rabbim! Bana (doğruyla eğrinin ne olduğuna) hükmedebilme bilgi ve yeteneğini bağışla ve beni dürüst ve erdemli insanların arasına kat!”
Diyanet İşleri (eski) = (75-83) İbrahim: 'Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
Diyanet Vakfi = Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
Edip Yüksel = 'Rabbim, bana bilgelik ver ve beni iyiler arasına kat.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Yarab, bana bir huküm ıhsan et ve beni sâlihine ilhak buyur
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ya Rab, bana bir hüküm ver ve beni iyiler zümresine kat!»
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Ya Rab! Bana hikmet (hüküm) ver ve beni iyiler (zümresin)e kat.»
Gültekin Onan = "Rabbim, bana hüküm (ve hikmet) bağışla ve beni salih olanlara kat;"
Harun Yıldırım = “Rabbim, bana hüküm bağışla ve beni salihlere kat.”
Hasan Basri Çantay = «Rabbim, bana hüküm ihsan et ve beni saalihler (zümresine) kat».
Hayrat Neşriyat = 'Rabbim! Bana hikmet ihsan buyur ve beni sâlih kimseler arasına kat!'
İbni Kesir = Rabbım, bana hüküm ver. Ve beni salihlere kat.
Kadri Çelik = “Rabbim! Bana hüküm (ilim) bağışla ve beni salih olanlara kat.”
Muhammed Esed = "Ey Rabbim! Bana (doğruyla eğrinin ne olduğuna) hükmedebilme bilgi ve yeteneğini bağışla ve beni dürüst ve erdemli insanların arasına kat
Mustafa İslamoğlu = "Rabbim! Bana doğru bir muhakeme yeteneği bahşet ve beni iyilerin arasına kat!
Ömer Nasuhi Bilmen = «Yarabbi! Bana bir hikmet bahşet ve beni sâlihlere ilhak buyur.»
Ömer Öngüt = “Ey Rabbim! Bana hikmet ver ve beni sâlihler zümresine kat. ”
Şaban Piriş = Rabbim bana kavrayış kabiliyeti ver ve beni iyiler arasına kat!
Sadık Türkmen = “rabbim! bana yargı gücü (hüküm verme) yetkisi ver ve beni, iyi insanlar arasına kat.
Seyyid Kutub = Ya Rabbi, bana yararlı bilgi ve egemenlik ver ve beni iyi kullarının arasına kat.
Suat Yıldırım = Ya Rabbî! Bana hikmet ver ve beni hayırlı kulların arasına dahil eyle!
Süleyman Ateş = "Rabbim, bana hüküm (hükümdarlık, bilgi) ver ve beni Sâlihler arasına kat."
Tefhim-ul Kuran = «Rabbim, bana hüküm (ve hikmet) bağışla ve beni salih olanlara kat;»
Ümit Şimşek = 'Rabbim, bana ilim ve hikmet ver ve beni salihler arasına kat.
Yaşar Nuri Öztürk = "Rabbim, bana hükmetme gücü/hikmet bağışla, beni hak ve barış seven iyiler arasına kat!"
İskender Ali Mihr = Rabbim bana hikmet bağışla ve beni salihlere dahil et.
İlyas Yorulmaz = “Rabbim bana hüküm vermeyi bağışla ve salih kullarının arasına kat. ”
وَاجْعَل لِّي لِسَانَ صِدْقٍ فِي الْآخِرِينَ
Şu’arâ / 84 -
Vec’al lî lisâne sıdkın fîl âhırîn(âhırîne).
Diyanet İşleri = “Sonra gelecekler arasında beni doğrulukla anılanlardan kıl.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Sonra gelenler arasında da güzel bir ad, san ver bana, doğrulukla andır beni.
Abdullah Parlıyan = Benden sonra gelecek ümmetler içinde, hayırla anılacak bana güzel bir yad kıl.
Adem Uğur = Bana, sonra gelecekler içinde, iyilikle anılmak nasip eyle!
Ahmed Hulusi = "Arkamdan geleceklere de hakikati iletmemi sağla!"
Ahmet Tekin = 'Bana, gelecek nesiller içinde sadakatle dinini tebliğ eden halefler, iyi bir namla anılmak nasip eyle.'
Ahmet Varol = Sonra gelenler arasında benim için bir doğruluk dili ver. [1]
Ali Bulaç = "Sonra gelecekler arasında bana bir doğruluk dili (lisan-ı sıdk) ver."
Ali Fikri Yavuz = Benden sonra gelecek ümmetler içinde, hayırla anılacak bana güzel bir yad kıl.
Ali Ünal = “Bana gelecek nesiller arasında hayırla anılmamı nasip buyur.
Bayraktar Bayraklı = (84-89) “Sonraki nesiller arasında benim doğrulukla anılmamı sağla. Beni nimet cennetine vâris olaylardan eyle. Babamı da bağışla; o, doğrusu şaşırmışlardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalple gelenden başkasına mal ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni utandırma!”
Bekir Sadak = (84-89) Sonrakilerin beni guzel sekilde anmalarini sagla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kil. Babami da bagisla, o suphesiz sapiklardandir. Insanlarin diriltilecegi gun, Allah'a temiz bir kalble gelenden baska kimseye malin ve ogullarin fayda vermeyecegi gun, beni rezil etme» demisti.
Celal Yıldırım = Sonra gelenler arasında doğru bir dil ile (anılmamı) bana sağla.
Cemal Külünkoğlu = “Benden sonra gelecek ümmetler içinde, hayırla anılmayı bana nasip eyle!”
Diyanet İşleri (eski) = (84-89) Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme' demişti.
Diyanet Vakfi = Bana, sonra gelecekler içinde, iyilikle anılmak nasip eyle!
Edip Yüksel = 'Beni, sonraki nesiller için iyi bir örnek kıl.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve bana sonrakiler içinde bir «lisanı sıdık» tahsıys eyle
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ve bana gelecekler içinde güzel bir nam tahsis eyle!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Sonra gelecekler içinde beni doğrulukla anılanlardan eyle!»
Gültekin Onan = "Sonra gelecekler arasında bana bir doğruluk dili (lisan-ı sıdk) ver."
Harun Yıldırım = “Sonrakiler arasında bana doğruluk dili ver.”
Hasan Basri Çantay = «(Benden) sonrakiler içinde benim için (bir) lisân-ı sıdk ver».
Hayrat Neşriyat = 'Sonraki (ümmet)ler içinde benim için bir lisân-ı sıdk (güzel bir medihle anılmayı)nasîb eyle!'
İbni Kesir = Ve sonrakiler içinde bana doğru söyler bir dil ihsan et.
Kadri Çelik = “Sonra gelecekler arasında bana bir doğruluk dili (güzel bir ün) karar kıl.”
Muhammed Esed = ve gerçeği benden sonrakilere ulaştırabilme gücü ver bana;
Mustafa İslamoğlu = Ve beni dillerde doğruluk timsali olarak anılan biri yap
Ömer Nasuhi Bilmen = «Ve sonrakiler arasında benim için bir yâd-ı cemil nâsip kıl!»
Ömer Öngüt = “Benden sonra geleceklerin beni hayırla anmalarını nasip eyle!”
Şaban Piriş = ..Ve beni, sonrakiler içinde “doğrunun sözcüsü” yap!
Sadık Türkmen = Sonra gelecek(nesil)ler de beni doğrulukla, iyilikle ansın!
Seyyid Kutub = İlerdeki kuşaklar arasında doğruluğun sözcüsü olmamı nasip eyle.
Suat Yıldırım = Gelecek nesiller içinde iyi nam bırakmayı, hayırla anılmayı nasib eyle bana.
Süleyman Ateş = "Sonra gelenler arasında bana, bir doğruluk dili nasib eyle (sonraki nesiller arasında hayır ile anılmamı sağla)!"
Tefhim-ul Kuran = «Sonra gelecekler arasında bana bir doğruluk dili (lisan-ı sıdk) ver.»
Ümit Şimşek = 'Bana, arkamdan hayırla anılmayı nasip et.
Yaşar Nuri Öztürk = "Sonradan gelecekler arasında benimle ilgili doğru/isabetli bir dil oluştur."
İskender Ali Mihr = Ve beni, sonrakilerin lisanlarında sadık kıl (sonraki nesiller arasında benim anılmamı sağla).
İlyas Yorulmaz = “Diğer insanlar içinde benim doğru sözlü olmamı sağla. ”
وَاجْعَلْنِي مِن وَرَثَةِ جَنَّةِ النَّعِيمِ
Şu’arâ / 85 -
Vec’alnî min veraseti cennetin naîm(naîmi).
Diyanet İşleri = “Beni Naîm cennetinin varislerinden eyle.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Beni Naîm cennetinin mîrasçılarından et.
Abdullah Parlıyan = ve beni o nimetlerle dolu, cennetin varislerinden eyle.
Adem Uğur = Beni, Naîm cennetinin vârislerinden kıl.
Ahmed Hulusi = "Beni nimetler cennetinin vârislerinden kıl!"
Ahmet Tekin = 'Beni, içinde ebedî yaşayacağım Naîm Cennet’inin vârislerinden eyle.'
Ahmet Varol = Nimetleri bol cennetin (Naim cennetinin) mirasçılarından eyle.
Ali Bulaç = "Beni nimetlerle donatılmış cennetin mirasçılarından kıl,"
Ali Fikri Yavuz = Beni Naîm Cennetinin varislerinden kıl.
Ali Ünal = “Ve beni içinde nimetlerin kaynadığı Cennet’in mirasçılarından kıl.
Bayraktar Bayraklı = (84-89) “Sonraki nesiller arasında benim doğrulukla anılmamı sağla. Beni nimet cennetine vâris olaylardan eyle. Babamı da bağışla; o, doğrusu şaşırmışlardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalple gelenden başkasına mal ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni utandırma!”
Bekir Sadak = (84-89) Sonrakilerin beni guzel sekilde anmalarini sagla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kil. Babami da bagisla, o suphesiz sapiklardandir. Insanlarin diriltilecegi gun, Allah'a temiz bir kalble gelenden baska kimseye malin ve ogullarin fayda vermeyecegi gun, beni rezil etme» demisti.
Celal Yıldırım = Beni Naîm Cennet'inin vârislerinden eyle.
Cemal Külünkoğlu = “Beni nimetlerinle dolu cennetin mirasçılarından eyle!”
Diyanet İşleri (eski) = (84-89) Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme' demişti.
Diyanet Vakfi = Beni, Naîm cennetinin vârislerinden kıl.
Edip Yüksel = 'Beni, Nimetler Cennetine varis olanlardan yap.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve beni naıym cennetinin varislerinden eyle
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ve beni Naim cennetinin varislerinden eyle!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Ve beni naîm (nimeti bol) cennetin varislerinden eyle!»
Gültekin Onan = "Beni nimetlerle donatılmış cennetin mirasçılarından kıl."
Harun Yıldırım = “Beni Na’îm cennetinin mirasçılarından kıl.”
Hasan Basri Çantay = «Beni Naıym cennetinin vârislerinden kıl».
Hayrat Neşriyat = 'Ve beni Naîm Cennetinin vârislerinden kıl!'
İbni Kesir = Beni Naim cennetinin varislerinden kıl.
Kadri Çelik = “Beni nimetlerle donatılmış cennetin mirasçılarından kıl.”
Muhammed Esed = ve beni o nimetlerle dolu bahçenin varislerinden biri yap!
Mustafa İslamoğlu = Ve beni ölümsüz nimetlerle dolu cennetin varislerinden kıl!
Ömer Nasuhi Bilmen = «Ve beni Nâim cennetinin varislerinden kıl!»
Ömer Öngüt = “Beni Naîm cennetinin vârislerinden kıl!”
Şaban Piriş = Beni nimet cennetlerinin varislerinden kıl!
Sadık Türkmen = Beni bol nimetli cennetin mirasçılarından kıl.
Seyyid Kutub = Beni bol nimetli cennette sürekli kalanlardan eyle.
Suat Yıldırım = Naim cennetlerine vâris olanlardan eyle beni ya Rabbî.
Süleyman Ateş = "Beni ni'met(i bol olan) cennetinin vârislerinden kıl."
Tefhim-ul Kuran = «Beni nimetlerle donatılmış cennetin mirasçılarından kıl,»
Ümit Şimşek = 'Beni nimetlerinle dolu Cennetin vârislerinden eyle.
Yaşar Nuri Öztürk = "Beni, nimetlerle dolu cennetin mirasçılarından kıl."
İskender Ali Mihr = Ve beni, ni’metlendirilmiş cennetlerinin varislerinden kıl.
İlyas Yorulmaz = “Beni, nimetlerin bol olduğu cennetlere mirasçı olanlardan yap. ”
وَاغْفِرْ لِأَبِي إِنَّهُ كَانَ مِنَ الضَّالِّينَ
Şu’arâ / 86 -
Vagfir li ebî innehu kâne mined dâllîn(dâllîne).
Diyanet İşleri = “Babamı da bağışla. Çünkü o gerçekten yolunu şaşıranlardandır.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Atamı da yarlıga, şüphe yok o, sapıklardan.
Abdullah Parlıyan = Sapıklardan olan babamı da bağışla.
Adem Uğur = Babamı da bağışla (ona tevbe ve iman nasip et). Çünkü o sapıklardandır.
Ahmed Hulusi = "Babamı mağfiret et! Muhakkak ki o, doğru inançtan sapanlardandı!"
Ahmet Tekin = 'Babamı da bağışla. O başına buyruk hareket ederek hak yoldan uzaklaşanlardan, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercih edenlerden.'
Ahmet Varol = Babamı da bağışla. Şüphesiz o sapıklardandır.
Ali Bulaç = "Babamı da bağışla, çünkü o şaşırıp sapanlardandır."
Ali Fikri Yavuz = Babamı da hidayete ulaştır, çünkü o sapıklardan bulunuyordu.
Ali Ünal = “Atamı da bağışla; çünkü o, sapıp gitmişler içinde bulunuyor.
Bayraktar Bayraklı = (84-89) “Sonraki nesiller arasında benim doğrulukla anılmamı sağla. Beni nimet cennetine vâris olaylardan eyle. Babamı da bağışla; o, doğrusu şaşırmışlardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalple gelenden başkasına mal ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni utandırma!”
Bekir Sadak = (84-89) Sonrakilerin beni guzel sekilde anmalarini sagla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kil. Babami da bagisla, o suphesiz sapiklardandir. Insanlarin diriltilecegi gun, Allah'a temiz bir kalble gelenden baska kimseye malin ve ogullarin fayda vermeyecegi gun, beni rezil etme» demisti.
Celal Yıldırım = Babamı da bağışla; çünkü gerçekten o (doğru yoldan) sapmışlardandır.
Cemal Külünkoğlu = “Babamı da bağışla (ona tevbe ve hidayet nasip eyle)! Çünkü o gerçekten yolunu şaşıranlardandır.”
Diyanet İşleri (eski) = (84-89) Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme' demişti.
Diyanet Vakfi = Babamı da bağışla (ona tevbe ve iman nasip et). Çünkü o sapıklardandır.
Edip Yüksel = 'Babamı bağışla, zira o sapıtmış bulunuyor.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Babama da mağfiret buyur, çünkü o yanlış gidenlerden idi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Babamı da bağışla; çünkü o yanlış gidenlerdendir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Babamı da bağışla, çünkü o yanlış gidenlerdendir.»
Gültekin Onan = "Babamı da bağışla, çünkü o şaşırıp sapanlardandır."
Harun Yıldırım = “Babamı da bağışla. Çünkü o, sapıtanlardandır.”
Hasan Basri Çantay = «Babamı da yarlığa. Çünkü o sapıklardandır».
Hayrat Neşriyat = 'Babama da mağfiret eyle; çünki o dalâlete düşenlerdendir.'
İbni Kesir = Babamı da bağışla. Şüphesiz o, sapıklardan olmuştur.
Kadri Çelik = “(Üvey) Babamı da bağışla, çünkü o şaşırıp sapanlardan olmuştur.”
Muhammed Esed = "Ve babamı bağışla; çünkü, o gerçekten yolunu şaşıranlar arasında.
Mustafa İslamoğlu = Babamı da bağışla! Çünkü o oldum olası yolunu şaşıranlardan biri olmuştur.
Ömer Nasuhi Bilmen = «Ve babam için mağfiret buyur. Şüphe yok, o sapıklardan oldu.»
Ömer Öngüt = “Babamı da bağışla, çünkü o sapıklardandır. ”
Şaban Piriş = Babamı da bağışla, çünkü o, şaşkınlardandır.
Sadık Türkmen = Babamı bağışla! Gerçekten o sapıklardan oldu.
Seyyid Kutub = Babamı affeyle. Çünkü o sapıklardandır.
Suat Yıldırım = Babamı da affet, (ona tövbe ve iman nasib et). Zira o yolunu şaşıranlar arasında.
Süleyman Ateş = "Babamı da bağışla. Çünkü o, sapıklardandır.
Tefhim-ul Kuran = «Babamı da bağışla, çünkü o şaşırıp sapanlardandır.»
Ümit Şimşek = 'Babamı da bağışla; çünkü o yolunu şaşırmışlar arasında.
Yaşar Nuri Öztürk = "Babamı da affet. Çünkü o, sapmışlardandır."
İskender Ali Mihr = Ve babamı mağfiret et, muhakkak ki o dalâlette kalanlardan oldu.
İlyas Yorulmaz = “Babam sapıtanlardan olmasına rağmen onu bağışla. ”
وَلَا تُخْزِنِي يَوْمَ يُبْعَثُونَ
Şu’arâ / 87 -
Ve lâ tuhzinî yevme yûb’asûn(yûb’asûne).
Diyanet İşleri = “(Kulların) diriltilecekleri gün beni utandırma!”
Abdulbaki Gölpınarlı = Utandırma beni insanların dirilecekleri günde.
Abdullah Parlıyan = İnsanların dirilecekleri günde, beni utandırma.
Adem Uğur = (İnsanların) dirilecekleri gün, beni mahcup etme.
Ahmed Hulusi = "Bâ's sürecinde beni rezil - rüsva etme!"
Ahmet Tekin = 'İnsanların diriltilecekleri gün beni mahcup etme.'
Ahmet Varol = İnsanların yeniden diriltilecekleri gün beni utandırma.
Ali Bulaç = "Ve beni (insanların) diriltilecekleri gün küçük düşürme,"
Ali Fikri Yavuz = Kabirlerden diriltilecekleri gün, beni utandırma.
Ali Ünal = “Beni rüsvay etme insanların diriltilip bir araya toplanacağı gün;
Bayraktar Bayraklı = (84-89) “Sonraki nesiller arasında benim doğrulukla anılmamı sağla. Beni nimet cennetine vâris olaylardan eyle. Babamı da bağışla; o, doğrusu şaşırmışlardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalple gelenden başkasına mal ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni utandırma!”
Bekir Sadak = (84-89) Sonrakilerin beni guzel sekilde anmalarini sagla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kil. Babami da bagisla, o suphesiz sapiklardandir. Insanlarin diriltilecegi gun, Allah'a temiz bir kalble gelenden baska kimseye malin ve ogullarin fayda vermeyecegi gun, beni rezil etme» demisti.
Celal Yıldırım = Beni (canlıların) dirilip kaldırılacakları gün rezîl ve rüsvay eyleme.
Cemal Külünkoğlu = “(İnsanların) diriltilecekleri gün beni rezil etme!”
Diyanet İşleri (eski) = (84-89) Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme' demişti.
Diyanet Vakfi = (İnsanların) dirilecekleri gün, beni mahcup etme.
Edip Yüksel = 'Diriliş gününde beni utandırma.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve utandırma beni ba's olunacakları gün
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Yaratıkların diriltilecekleri gün, beni utandırma,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «(İnsanların) diriltilecekleri gün, beni mahcub etme.»
Gültekin Onan = "Ve beni (inananların) diriltilecekleri gün küçük düşürme."
Harun Yıldırım = “Ve beni diriltilecekleri gün küçük düşürme.”
Hasan Basri Çantay = «(Kulların) kabirlerinden kaldırılacakları gün beni rüsvay etme».
Hayrat Neşriyat = 'Ve (insanların) diriltilecekleri gün, beni utandırma!'
İbni Kesir = Diriltilecekleri günde beni rezil etme.
Kadri Çelik = “Ve beni (insanların) diriltilecekleri gün küçük düşürme.”
Muhammed Esed = "Ve o herkesin kaldırılacağı Gün beni utandırma;
Mustafa İslamoğlu = Ve beni herkesin diriltilip kaldırılacağı o gün mahcup eyleme!"
Ömer Nasuhi Bilmen = (87-89) «Ve (nâsın) kabirlerden diriltilip kaldırılacakları gün beni zelil etme. O gün, ne mal faide verir ve ne de oğullar. Ancak Allah'a selim bir kalp ile varan kimse müstesna.»
Ömer Öngüt = “İnsanların diriltileceği gün beni utandırma!”
Şaban Piriş = İnsanların yeniden diriltilecekleri gün beni rezil etme!
Sadık Türkmen = Diriltilecekleri gün beni rezil etme.
Seyyid Kutub = İnsanların yeniden dirilecekleri gün beni mahcup etme.
Suat Yıldırım = İnsanların diriltilip bir araya toplandığı mahşer günü rüsvay eyleme beni ya Rabbî.
Süleyman Ateş = "(Kulların) diriltilecekleri gün, beni utandırma."
Tefhim-ul Kuran = «Ve beni (insanların) diriltilecekleri gün küçük düşürme,»
Ümit Şimşek = 'İnsanların diriltildiği günde beni rezil etme.
Yaşar Nuri Öztürk = "Herkesin diriltileceği gün beni utandırma."
İskender Ali Mihr = Ve beas günü (yeniden dirilme günü, kıyâmet günü) beni mahzun etme.
İlyas Yorulmaz = “Yeniden diriliş gününde beni aşağılananlardan eyleme. ” dedi
يَوْمَ لَا يَنفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَ
Şu’arâ / 88 -
Yevme lâ yenfau mâlun ve lâ benûn(benûne).
Diyanet İşleri = “O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar!”
Abdulbaki Gölpınarlı = O günde ki ne mal fayda verir o gün, ne evlât.
Abdullah Parlıyan = Ve o gün ne mal fayda verir, ne de evlat.”
Adem Uğur = O gün, ne mal fayda verir ne de evlât.
Ahmed Hulusi = "O süreçte zenginlik de fayda vermez, oğullar da (fayda vermez). "
Ahmet Tekin = 'Servet ve oğulların faydasının olmadığı gün beni mahcup etme.'
Ahmet Varol = Malın ve oğulların bir yarar sağlamayacakları gün.
Ali Bulaç = 'Malın da, çocukların da bir yarar sağlayamadığı günde."
Ali Fikri Yavuz = O gün ki, ne mal fayda verir, ne de oğullar...
Ali Ünal = “Fayda vermeyeceği gün ne malın, ne çocukların;
Bayraktar Bayraklı = (84-89) “Sonraki nesiller arasında benim doğrulukla anılmamı sağla. Beni nimet cennetine vâris olaylardan eyle. Babamı da bağışla; o, doğrusu şaşırmışlardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalple gelenden başkasına mal ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni utandırma!”
Bekir Sadak = (84-89) Sonrakilerin beni guzel sekilde anmalarini sagla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kil. Babami da bagisla, o suphesiz sapiklardandir. Insanlarin diriltilecegi gun, Allah'a temiz bir kalble gelenden baska kimseye malin ve ogullarin fayda vermeyecegi gun, beni rezil etme» demisti.
Celal Yıldırım = Öyle gün ki, mal ve oğullar (evlâd) fayda vermez.
Cemal Külünkoğlu = (88-89) “O gün ne malın bir faydası olur, ne de evlâdın. Yalnızca Allah'ın huzuruna kötülükten korunmuş bir kalple çıkanlar (kurtulacaktır)!”
Diyanet İşleri (eski) = (84-89) Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme' demişti.
Diyanet Vakfi = O gün, ne mal fayda verir ne de evlât.
Edip Yüksel = O gün, paranın ve çocukların yararı olmayacaktır.
Elmalılı Hamdi Yazır = O gün ki ne mal faide verir ne oğullar,
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O gün ki, ne mal fayda verir, ne oğullar!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar!»
Gültekin Onan = "Malın da, çocukların da bir yarar sağlayamadığı günde."
Harun Yıldırım = “Malın da, çocukların da bir yarar sağlayamadığı bir günde.”
Hasan Basri Çantay = «O günde ki ne mal fâide eder, ne de oğullar».
Hayrat Neşriyat = O gün ki, (onda) ne mal fayda verir, ne de evlâd!
İbni Kesir = O gün ki mal da fayda vermez, çocuklar da.
Kadri Çelik = “Malın da çocukların da bir yarar sağlayamadığı günde!”
Muhammed Esed = o Gün ki, ne malın mülkün, ne de çoluk çocuğun bir yararı olmayacaktır;
Mustafa İslamoğlu = O gün ne malın mülkün bir yararı olur ne de evladın;
Ömer Nasuhi Bilmen = (87-89) «Ve (nâsın) kabirlerden diriltilip kaldırılacakları gün beni zelil etme. O gün, ne mal faide verir ve ne de oğullar. Ancak Allah'a selim bir kalp ile varan kimse müstesna.»
Ömer Öngüt = O gün ne mallar fayda verir ne de oğullar.
Şaban Piriş = O gün, ne mal fayda verir ve ne de çocuklar...
Sadık Türkmen = O gün mal ve oğullar fayda vermez.
Seyyid Kutub = Ki, o gün, insana ne malı ve ne de evlatları yarar sağlamaz.
Suat Yıldırım = O gün ki ne mal, ne mülk, ne evlat insana fayda eder.
Süleyman Ateş = "O gün ki, ne mal, ne de oğullar yarar vermez."
Tefhim-ul Kuran = «Malın da, çocukların da bir yarar sağlayamadığı günde»
Ümit Şimşek = 'Öyle bir gün ki, ne malın bir faydası olur, ne evlâdın.
Yaşar Nuri Öztürk = "Bir gündür ki o, ne mal fayda verir ne oğullar."
İskender Ali Mihr = Çocukların ve malın fayda vermediği gün (beni utandırma).
İlyas Yorulmaz = Mal ve oğullar o gün hiçbir fayda sağlamazlar.
إِلَّا مَنْ أَتَى اللَّهَ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ
Şu’arâ / 89 -
İllâ men etâllâhe bi kalbin selîm(selîmin).
Diyanet İşleri = “Allah’a arınmış bir kalp ile gelen başka.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ancak Allah'a, şirkten ve şüpheden arınmış bir gönülle gelen faydalanır.
Abdullah Parlıyan = Ancak Allah'a küfür ve şirkten temizlenmiş bir kalple gelenler kurtulurlar.
Adem Uğur = Ancak Allah'a kalb-i selîm (temiz bir kalp) ile gelenler (o günde fayda bulur).
Ahmed Hulusi = "Sadece, Allâh'a kalb-i selîm (şuurunda hakikat açığa çıkmış olan) ile gelmiş kimse müstesna!"
Ahmet Tekin = «Meğer ki Allaha (küfr-ü nifakdan) tamamen salim bir kalb ile gelenler ola».
Ahmet Varol = Ancak Allah’a selîm (sağlam) bir kalble gelen müstesnâ.
Ali Bulaç = "Ancak Allah'a selim bir kalp ile gelenler başka."
Ali Fikri Yavuz = Ancak Allah’a hâlis ve pâk bir kalb ile varan müstesna.
Ali Ünal = “Ancak Allah’a tertemiz ve her türlü (manevî) hastalıktan uzak bir kalble gelen bir kişi olmanın (fayda vereceği).”
Bayraktar Bayraklı = (84-89) “Sonraki nesiller arasında benim doğrulukla anılmamı sağla. Beni nimet cennetine vâris olaylardan eyle. Babamı da bağışla; o, doğrusu şaşırmışlardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalple gelenden başkasına mal ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni utandırma!”
Bekir Sadak = (84-89) Sonrakilerin beni guzel sekilde anmalarini sagla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kil. Babami da bagisla, o suphesiz sapiklardandir. Insanlarin diriltilecegi gun, Allah'a temiz bir kalble gelenden baska kimseye malin ve ogullarin fayda vermeyecegi gun, beni rezil etme» demisti.
Celal Yıldırım = Ancak Allah'a selîm bir kalb ile gelenler müstesna, (onların elbette imânı ve iyi-yararlı ameli fayda verir.)
Cemal Külünkoğlu = (88-89) “O gün ne malın bir faydası olur, ne de evlâdın. Yalnızca Allah'ın huzuruna kötülükten korunmuş bir kalple çıkanlar (kurtulacaktır)!”
Diyanet İşleri (eski) = (84-89) Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme' demişti.
Diyanet Vakfi = Ancak Allah'a kalb-i selîm (temiz bir kalp) ile gelenler (o günde fayda bulur).
Edip Yüksel = ALLAH'a mükemmel bir kalp ile gelenler hariç.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ancak Allaha selim bir kalb ile varan başka
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ancak Allah'a temiz bir kalp ile varan başka!»
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Ancak Allah'a temiz bir kalple gelenler o günde (kurtuluşa erer).»
Gültekin Onan = "Ancak Tanrı'ya selim bir kalp ile gelenler başka."
Harun Yıldırım = yalnızca Allah'ın huzuruna kötülükten korunmuş bir kalple çıkanlar (kurtulacaktır)!"
Hasan Basri Çantay = «Meğer ki Allaha (küfr-ü nifakdan) tamamen salim bir kalb ile gelenler ola».
Hayrat Neşriyat = Ancak Allah’a selîm (sağlam) bir kalble gelen müstesnâ.
İbni Kesir = Ancak Allah'a kalb-i selimle gelmiş olan başka.
Kadri Çelik = “Ancak Allah'a selim (kusursuz) bir kalp ile gelenler başka.”
Muhammed Esed = yalnızca Allah'ın huzuruna kötülükten korunmuş bir kalple çıkanlar (kurtulacaktır)!"
Mustafa İslamoğlu = ancak selim bir kalple Allah'ın huzuruna çıkanlar müstesna.
Ömer Nasuhi Bilmen = (87-89) «Ve (nâsın) kabirlerden diriltilip kaldırılacakları gün beni zelil etme. O gün, ne mal faide verir ve ne de oğullar. Ancak Allah'a selim bir kalp ile varan kimse müstesna.»
Ömer Öngüt = Meğer ki Allah'a tamamen sâlim ve temiz bir kalp ile gelenler ola.
Şaban Piriş = Ancak kişi Allah’a tertemiz bir kalp ile gelmiş ola.!
Sadık Türkmen = Ancak, Allah’a temiz bir kalp ile gelenler başka!”
Seyyid Kutub = Yalnız temiz kalple Allah'ın huzuruna gelen kurtulur.
Suat Yıldırım = O gün insana fayda sağlayan tek şey, Allah’a teslim ettiği selim bir gönül olur.
Süleyman Ateş = "Ancak Allah'a sağlam ve temiz kalb getiren (yarar görür)."
Tefhim-ul Kuran = «Ancak Allah'a selim bir kalp ile gelenler başka.»
Ümit Şimşek = 'Ancak Allah'a selim bir kalple gelen kurtulur.'
Yaşar Nuri Öztürk = "Yalnız temiz bir kalple Allah'a varan kurtulur."
İskender Ali Mihr = Allah’a selîm (selâmete ermiş) kalple gelenler hariç.
İlyas Yorulmaz = Yalnızca teslim olmuş bir kalple gelen (kurtulur).
وَأُزْلِفَتِ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ
Şu’arâ / 90 -
Ve uzlifetil cennetu lil muttakîn(muttakîne).
Diyanet İşleri = Cennet, Allah’a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılacak.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve cennet, o gün, çekinenlere yaklaştırılmıştır.
Abdullah Parlıyan = Yolunu Allah'ın kitabıyla bulanlara o gün, cennet yaklaştırılır.
Adem Uğur = (O gün) cennet, takvâ sahiplerine yaklaştırılır.
Ahmed Hulusi = Korunmuşlara cennet (yaşantısı) yaklaştırılmıştır.
Ahmet Tekin = 'Cennet müttakilere, Allah’a sığınıp, emirlerine yapışarak günahlardan arınıp, azaptan korunanlara, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davrananlara, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olanlara yaklaştırılmıştır.
Ahmet Varol = O gün cennet takva sahiplerine yaklaştırılır.
Ali Bulaç = (O gün) Cennet takva sahiplerine yaklaştırılır.
Ali Fikri Yavuz = Erdemlilere cennet sunulacaktır.
Ali Ünal = Hem müttekiler için cennet yaklaştırılmış
Bayraktar Bayraklı = (90-91) O gün cennet, Allah'a karşı saygılı olanlara yaklaştırılır. Cehennem de azgınlar için ortaya çıkarılır.
Bekir Sadak = (90-91) O gun cennet Allah'a karsi gelmekten sakinanlara yaklastirilir. Cehennem de azginlara gosterilir.
Celal Yıldırım = (Allah'tan) korkup (fenalıklardan) sakınanlara Cennet yaklaştırılır.
Cemal Külünkoğlu = (90-91) (O gün) Cennet, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılacak. Cehennem de azgınlara gösterilecek.
Diyanet İşleri (eski) = O gün cennet, takva sahipleri için yaklaştırılmıştır.
Diyanet Vakfi = (O gün) cennet, takvâ sahiplerine yaklaştırılır.
Edip Yüksel = Erdemlilere cennet sunulacaktır.
Elmalılı Hamdi Yazır = O gün cennet müttakilere yaklaştırılır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (O gün) cennet, korunanlara yaklaştırılır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (O gün) Cennet takva sahiplerine yaklaştırılır.
Gültekin Onan = O gün Cennet takvâ sahiplerine yaklaştırılmıştır.
Harun Yıldırım = Cennet takva sahiplerine yaklaştırılır.
Hasan Basri Çantay = (O günde ki) cennet takva saahiblerine yaklaşdırılmışdır.
Hayrat Neşriyat = (O gün) Cennet takvâ sâhiblerine yaklaştırılır!
İbni Kesir = Cennet, muttakiler için hazırlanmıştır.
Kadri Çelik = (O gün) Cennet, takva sahiplerine yaklaştırılır.
Muhammed Esed = Çünkü, (o Gün) cennet, Allah'a karşı sorumluluk bilinci duyanlara yaklaştırılacaktır,
Mustafa İslamoğlu = Zira (o gün), cennet sorumlu ve bilinçli davrananlara yaklaştırılacaktır.
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve cennet muttakîler için yaklaştırılmıştır.
Ömer Öngüt = O gün cennet takvâ sahiplerine yaklaştırılır.
Şaban Piriş = O gün cennet, takva sahipleri için yaklaştırılmıştır.
Sadık Türkmen = Cennet muttakilere yaklaştırılır.
Seyyid Kutub = O gün, cennet, kötülüklerden sakınanların yakınına getirilir.
Suat Yıldırım = O gün cennet müttakilere yaklaştırılır.
Süleyman Ateş = (O gün) cennet, korunanlara yaklaştırılır.
Tefhim-ul Kuran = (O gün) Cennet takva sahiplerine yaklaştırılır.
Ümit Şimşek = O gün Cennet takvâ sahiplerine yaklaştırılmıştır.
Yaşar Nuri Öztürk = Cennet takva sahiplerine yaklaştırılır.
İskender Ali Mihr = Ve cennet, takva sahiplerine yaklaştırıldı.
İlyas Yorulmaz = Cennet o gün sakınanlara yaklaştırılır.
وَبُرِّزَتِ الْجَحِيمُ لِلْغَاوِينَ
Şu’arâ / 91 -
Ve burrizetil cahîmu lil gâvîn(gâvîne).
Diyanet İşleri = (91-93) Cehennem de azgınlara gösterilecek ve onlara, “Allah’ı bırakıp da tapmakta olduklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?” denilecek.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve cehennem, azgınlara gösterilmiş, meydana çıkarılmıştır.
Abdullah Parlıyan = Cehennem azgın ve sapıklar için apaçık gösterilir.
Adem Uğur = Cehennem de azgınlara apaçık gösterilir.
Ahmed Hulusi = Hakikatten sapanlar içinse; cehennem önlerine getirilmiştir!
Ahmet Tekin = 'Kaynayan, köpüren Cehennem başkalarını da hak yoldan çıkaran hain düşünceler taşıyan azgınlar için hortlatılmıştır.'
Ahmet Varol = Cehennem de azgınlara açılıp gösterilir.
Ali Bulaç = Cehennem de azgınlar için sergilenir.
Ali Fikri Yavuz = Cehennem ise azgınlara apaçık gösterilmiştir.
Ali Ünal = Alevli Ateş ise azgın isyankârlar için yayılıp açılır.
Bayraktar Bayraklı = (90-91) O gün cennet, Allah'a karşı saygılı olanlara yaklaştırılır. Cehennem de azgınlar için ortaya çıkarılır.
Bekir Sadak = (90-91) O gun cennet Allah'a karsi gelmekten sakinanlara yaklastirilir. Cehennem de azginlara gosterilir.
Celal Yıldırım = Cehennem de azgın sapıklar için ortaya çıkarılıp gösterilir.
Cemal Külünkoğlu = (90-91) (O gün) Cennet, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılacak. Cehennem de azgınlara gösterilecek.
Diyanet İşleri (eski) = (90-91) O gün cennet Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılır. Cehennem de azgınlara gösterilir.
Diyanet Vakfi = Cehennem de azgınlara apaçık gösterilir.
Edip Yüksel = Azgınlar için de cehennem ortaya konacaktır.
Elmalılı Hamdi Yazır = Azgınlar için de Cehennem hortlatılmıştır
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Azgınlar için de cehennem hortlatılmıştır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Azgınlar için de cehennem hortlatılmıştır.
Gültekin Onan = Cehennem de azgınlar için sergilenir.
Harun Yıldırım = Cehennem de azgınlar için sergilenir.
Hasan Basri Çantay = Cehennem de azgınlara açılıb gösterilmişdir.
Hayrat Neşriyat = Cehennem de azgınlara açıkça gösterilir!
İbni Kesir = Cehennem de azgınlara gösterilir.
Kadri Çelik = Cehennem de azgınlar için ortaya çıkarılıverir.
Muhammed Esed = cehennemse büyük azgınlıklar içinde yitip gitmiş olanların karşısına çıkarılacaktır;
Mustafa İslamoğlu = Cehennemse sorumsuz ve bilinçsizce davrananlar için kışkırtılacaktır.
Ömer Nasuhi Bilmen = Cehennem de azgınlar için açılıp âşikâre kılınmıştır.
Ömer Öngüt = Cehennem de azgınlara gösterilir.
Şaban Piriş = Cehennem de azgınlar için hortlatılmıştır.
Sadık Türkmen = Cehennem azgınlara apaçık gösterilir.
Seyyid Kutub = Cehennem de sapıkların gözleri önünde dikilir.
Suat Yıldırım = O gün cehennem azgınlara gösterilir.
Süleyman Ateş = Cehennem de azgınların karşısına çıkarılır.
Tefhim-ul Kuran = Cehennem de azgınlar için sergilenir.
Ümit Şimşek = Cehennem de azgınlara gösterilmiştir.
Yaşar Nuri Öztürk = Cehennem de şımarıp azanların karşısına getirilir.
İskender Ali Mihr = Ve cehennem azgınlara (azgınlar için) bariz olarak gösterildi.
İlyas Yorulmaz = Azgınlık yapanlar içinde, cehennem ateşi ortaya çıkarılır.
وَقِيلَ لَهُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ
Şu’arâ / 92 -
Ve kîle lehum eyne mâ kuntum ta’budûn(ta’budûne).
Diyanet İşleri = (91-93) Cehennem de azgınlara gösterilecek ve onlara, “Allah’ı bırakıp da tapmakta olduklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?” denilecek.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve onlara, nerede kulluk ettikleriniz denilmiştir,
Abdullah Parlıyan = (92-93) Onlara: “Allah'ı bırakıp da taptıklarınız hani nerededir? Allah'ı bir yana bırakarak ilah edindiğiniz putlar? Şimdi size yardım edebiliyorlar ya da kendilerini kurtarabiliyorlar mı?” diye sorulur.
Adem Uğur = (91-93) Cehennem de azgınlara gösterilecek ve onlara, “Allah’ı bırakıp da tapmakta olduklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?” denilecek.
Ahmed Hulusi = Onlara: "Nerede tapındığınız şeyler?" denildi.
Ahmet Tekin = Onlara: 'Hani, taptıklarınız nerede?' denir.
Ahmet Varol = Onlara denir ki: 'Tapmakta olduklarınız nerede?
Ali Bulaç = Ve onlara: "Tapmakta olduklarınız nerede?" denilir;
Ali Fikri Yavuz = (92-93) Ve onlara: Allah’dan başka taptıklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı, veya kendilerini kurtarıyorlar mı? denilmekte...
Ali Ünal = Ve onlara seslenilir: “Nerede o dünyada iken taptıklarınız,
Bayraktar Bayraklı = (92-95) Onlara, “Allah'tan başka taptıklarınız nerededir? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?” denilir. Onlar, azgınlar ve İblis'in adamları tepe taklak hepsi oraya atılırlar.
Bekir Sadak = (92-93) Onlara: «Allah'i birakip taptiklariniz nerededir. Size yardim ediyorlar mi veya kendilerine yardimlari dokunuyor mu?» denilir.
Celal Yıldırım = (92-93) Onlara, Allah'tan başka taptıklarınız nerede ? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerine yardımları oluyor mu ? denilir.
Cemal Külünkoğlu = (92-93) Onlara: “Allah'ı bırakıp da taptıklarınız hani nerededir? Allah'ı bir yana bırakarak ilah edindiğiniz putlar? Şimdi size yardım edebiliyorlar ya da kendilerini kurtarabiliyorlar mı?” diye sorulur.
Diyanet İşleri (eski) = (92-93) Onlara: 'Allah'ı bırakıp taptıklarınız nerededir. Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?' denilir.
Diyanet Vakfi = (92-93) Onlara: Allah'tan gayrı taptıklarınız hani nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerine (olsun) yardımları dokunuyor mu? denilir.
Edip Yüksel = Onlara şöyle denir, 'Hani taptıklarınız nerede -'
Elmalılı Hamdi Yazır = (92-93) Ve bunlara hani nerede o Allahın gayrıdan taptıklarınız? Nasıl size yardım ediyorlar veya kendilerini kurtarıyorlar mı? denilmekte
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ve bunlara: «Hani nerede o taptıklarınız,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (92-93) Onlara, «Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, hani nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?» denilir.
Gültekin Onan = Ve onlara: "Tapmakta olduklarınız nerede?" denilir.
Harun Yıldırım = Ve onlara denilir ki: “İbadet etmekte olduklarınız nerede?”
Hasan Basri Çantay = (92-93) Ve anlara: «Allâhı bırakıb da tapdıklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı, yahud kendi başlarına yardımları dokunuyor mu?» denilmişdir.
Hayrat Neşriyat = (92-93) Ve onlara: 'Sizin, Allah’dan başka tapmakta olduklarınız hani nerededir? Sizeyardım ediyorlar mı, veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?' denilir.
İbni Kesir = Ve onlara denilir ki: Nerededir taptıklarınız?
Kadri Çelik = Ve onlara, “Tapınmakta olduklarınız nerede?” denilir.
Muhammed Esed = Ve onlara: "Nerede sizin bütün o tapınıp durduklarınız?" diye sorulacaktır,
Mustafa İslamoğlu = Ve onlara sorulacaktır: "Nereye kayboldular tapınıp durduğunuz
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve onlara denildi: «İbadet eder olduğunuz şeyler nerede?»
Ömer Öngüt = Onlara denilir ki: “Taptıklarınız hani nerede?”
Şaban Piriş = (92-93) Onlara: -Hani nerede, Allah’tan başka kendilerine kulluk ettikleriniz? Hiç size yardım ediyorlar veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı? denilir.
Sadık Türkmen = Ve onlara denilir: “Tapmış olduğunuz şeyler nerede?
Seyyid Kutub = Sapıklara denir ki; «Hani vaktiyle taptığınız sözde ilahlar.
Suat Yıldırım = (92-93) Ve onlara: "Nerede o, Allah’tan başka taptıklarınız? Size yardım edebiliyorlar mı, kendilerini olsun kurtarabiliyorlar mı?" denilir.
Süleyman Ateş = Onlara "Hani taptıklarınız nerede?" denilir.
Tefhim-ul Kuran = Ve onlara: «Tapınmakta olduklarınız nerede?» denilir.
Ümit Şimşek = Onlara denir ki: 'Nerede şimdi taptıklarınız-
Yaşar Nuri Öztürk = Denir ki onlara: "O ibadet ettikleriniz nerede?"
İskender Ali Mihr = Ve onlara: “Tapmakta olduğunuz şeyler nerede?” denildi.
İlyas Yorulmaz = Azgınlara “Kulluk ettikleriniz neredeler?” diye sorulur.
مِن دُونِ اللَّهِ هَلْ يَنصُرُونَكُمْ أَوْ يَنتَصِرُونَ
Şu’arâ / 93 -
Min dûnillâh(dûnillâhi), hel yensurûnekum ev yentesırûn(yentesırûne).
Diyanet İşleri = (91-93) Cehennem de azgınlara gösterilecek ve onlara, “Allah’ı bırakıp da tapmakta olduklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?” denilecek.
Abdulbaki Gölpınarlı = Allah'ı bırakıp da tapıyordunuz onlara, size yardım ediyorlar mı, yoksa kendilerine bir yardımda bulunuyorlar mı?
Abdullah Parlıyan = Hani O Allah'tan başka ilah yerine koyduklarınız, size veya kendilerine yardım edebilecekler mi?
Adem Uğur = Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerine (olsun) yardımları dokunuyor mu?.
Ahmed Hulusi = "Allâh dûnunda tapındıklarınız. . . Size yardım ediyorlar mı? Yahut kendilerine bir yardımları dokunur mu?"
Ahmet Tekin = 'Allah’ı bırakıp, kulları durumundakilerden taptıklarınız, size yardım edebiliyorlar mı? Veya kendilerine olsun, yardımları dokunuyor mu?'
Ahmet Varol = Allah'tan başka (taptıklarınız). Size yardım ediyorlar mı ya da kendilerine yardımları oluyor mu?'
Ali Bulaç = "Allah'ın dışında olan (ilah)lar; size yardımları dokunuyor mu veya kendilerine yardımları oluyor mu?
Ali Fikri Yavuz = (92-93) Ve onlara: Allah’dan başka taptıklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı, veya kendilerini kurtarıyorlar mı? denilmekte...
Ali Ünal = “Allah’tan başka? Şimdi size bir yardımları dokunuyor mu, en azından kendilerine olsun faydaları var mı?”
Bayraktar Bayraklı = (92-95) Onlara, “Allah'tan başka taptıklarınız nerededir? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?” denilir. Onlar, azgınlar ve İblis'in adamları tepe taklak hepsi oraya atılırlar.
Bekir Sadak = (92-93) Onlara: «Allah'i birakip taptiklariniz nerededir. Size yardim ediyorlar mi veya kendilerine yardimlari dokunuyor mu?» denilir.
Celal Yıldırım = (92-93) Onlara, Allah'tan başka taptıklarınız nerede ? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerine yardımları oluyor mu ? denilir.
Cemal Külünkoğlu = (92-93) Onlara: “Allah'ı bırakıp da taptıklarınız hani nerededir? Allah'ı bir yana bırakarak ilah edindiğiniz putlar? Şimdi size yardım edebiliyorlar ya da kendilerini kurtarabiliyorlar mı?” diye sorulur.
Diyanet İşleri (eski) = (92-93) Onlara: 'Allah'ı bırakıp taptıklarınız nerededir. Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?' denilir.
Diyanet Vakfi = (92-93) Onlara: Allah'tan gayrı taptıklarınız hani nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerine (olsun) yardımları dokunuyor mu? denilir.
Edip Yüksel = '- O ALLAH'tan başka? Size şimdi yardım edebiliyorlar mı? Kendilerine bile yardımları dokunabiliyor mu?'
Elmalılı Hamdi Yazır = (92-93) Ve bunlara hani nerede o Allahın gayrıdan taptıklarınız? Nasıl size yardım ediyorlar veya kendilerini kurtarıyorlar mı? denilmekte
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Allah'tan başka; nasıl size yardım ediyorlar mı veya kendilerini kurtarıyorlar mı?» denilmekte.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (92-93) Onlara, «Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, hani nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?» denilir.
Gültekin Onan = "Tanrı'nın dışında olan tanrılar; size yardımları dokunuyor mu veya kendilerine yardımları oluyor mu?
Harun Yıldırım = “Allah’ın dışında olanlar; size yardımları dokunuyor mu veya kendilerine yardımları oluyor mu?”
Hasan Basri Çantay = (92-93) Ve anlara: «Allâhı bırakıb da tapdıklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı, yahud kendi başlarına yardımları dokunuyor mu?» denilmişdir.
Hayrat Neşriyat = (92-93) Ve onlara: 'Sizin, Allah’dan başka tapmakta olduklarınız hani nerededir? Sizeyardım ediyorlar mı, veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?' denilir.
İbni Kesir = Allah'tan başka? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?
Kadri Çelik = “Allah'ın dışında (edindiğiniz ilahların), size yardımları dokunuyor mu veya kendilerine yardımları oluyor mu?
Muhammed Esed = "(Hani), o Allah'tan başka (tanrı yerine koyduklarınız)? Onlar, bakalım, size yahut kendilerine yardım edebilecekler mi?"
Mustafa İslamoğlu = o Allah'tan gayrı (varlıklar)? Size, hadi onu da geçtik, kendilerine olsun bir yardımları dokunacak mı bari?
Ömer Nasuhi Bilmen = «Allah'tan gayrı, (onlar) size yardım ediyorlar mı? Veya kendilerine mi yardıma çalışıyorlar.»
Ömer Öngüt = “Allah'tan başka? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?”
Şaban Piriş = (92-93) Onlara: -Hani nerede, Allah’tan başka kendilerine kulluk ettikleriniz? Hiç size yardım ediyorlar veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı? denilir.
Sadık Türkmen = O Allah’tan başka taptıklarınız? Size yardım ediyorlar mı? Veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?”
Seyyid Kutub = Allah'ı bir yana bırakarak ilah edindiğiniz putlar? Şimdi size yardım edebiliyorlar ya da kendilerini kurtarabiliyorlar mı?
Suat Yıldırım = (92-93) Ve onlara: "Nerede o, Allah’tan başka taptıklarınız? Size yardım edebiliyorlar mı, kendilerini olsun kurtarabiliyorlar mı?" denilir.
Süleyman Ateş = "O Allah'tan başka (taptıklarınız) size yardım ediyorlar mı, yahut kendilerine yardımları dokunuyor mu?"
Tefhim-ul Kuran = «Allah'ın dışında olan (ilah)lar; size yardımları dokunuyor mu veya kendilerine yardımları oluyor mu?
Ümit Şimşek = 'Allah'tan başka? Size yardım edebiliyorlar mı? Veya kendilerini olsun kurtarabiliyorlar mı?'
Yaşar Nuri Öztürk = "Allah'ın dışındakiler, size yardım ediyorlar mı? Peki, kendilerine yardımları dokunuyor mu?"
İskender Ali Mihr = Allah’tan başka (ilâhlarınız) size yardım ediyorlar mı (edebiliyorlar mı) veya kendilerine yardım edebiliyorlar mı?
İlyas Yorulmaz = Allah dan başka, size yardım edenler var mı? ki sizi korusunlar.
فَكُبْكِبُوا فِيهَا هُمْ وَالْغَاوُونَ
Şu’arâ / 94 -
Fe kubkıbû fîhâ hum vel gâvun(gâvune).
Diyanet İşleri = (94-95) Artık onlar ve o azgınlar ile İblis’in askerleri hepsi birden tepetakla oraya atılırlar.
Abdulbaki Gölpınarlı = Hepsi de, birbiri üstüne, başaşağı cehenneme atılmışlardır tapanlar da, tapılanlar da.
Abdullah Parlıyan = Onlar da, azgınlık içinde kaybolup gidenler de, hepsi üstüste cehenneme tıkılacaklardır.
Adem Uğur = Onlar ve azgınlar oraya tepetaklak (cehenneme) atılırlar.
Ahmed Hulusi = Onlar (taptıklarınız) ve hakikatinden sapıp putlara tapanlar, onun içinde (cehennemde) tepetaklak yüzüstü yere çarpılmıştır!
Ahmet Tekin = Artık o putlar ve başkalarını hak yoldan uzaklaştıran, hain düşünceler taşıyan o azgınlar, derin cehennem çukurlarına defalarca yüzüstü atılırlar.
Ahmet Varol = Artık onlar da azgınlar da tepetaklak oraya atılırlar.
Ali Bulaç = Artık onlar ve azgınlar onun içine dökülüverilmiştir.
Ali Fikri Yavuz = Arkasından da o kâfirlerle azgınlar cehennemin içine atılmakta,
Ali Ünal = Sonra, hepsi baş aşağı Cehennem’e fırlatılır; o (kendilerine tapılan putlar, önlerinde eğilinen tağutlar) ve o sapkın isyankârlar;
Bayraktar Bayraklı = (92-95) Onlara, “Allah'tan başka taptıklarınız nerededir? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?” denilir. Onlar, azgınlar ve İblis'in adamları tepe taklak hepsi oraya atılırlar.
Bekir Sadak = (94-95) Onlar, azginlar ve Iblis'in adamlari, hepsi, tepetakla oraya atilirlar.
Celal Yıldırım = (94-95) Onlar da, azgın sapıklar da, İblîs'in askerleri de hepsi birden yüzükoyun Cehennem'e itilirler.
Cemal Külünkoğlu = (94-95) Onlar ve azgınlar, tepe taklak oraya atılırlar. Ve hep birlikte İblis'in orduları da (cehenneme atılır).
Diyanet İşleri (eski) = (94-95) Onlar, azgınlar ve İblis'in adamları, hepsi, tepetakla oraya atılırlar.
Diyanet Vakfi = (94-95) Artık onlar, o azgınlar ve İblis orduları, toptan oraya tepetaklak (cehenneme) atılırlar.
Edip Yüksel = Azgınlarla birlikte tepetakla oraya atılacaklardır
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve arkasından hep onlar o Cehennemin içine fırlatılmaktadır
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ve arkasından hep onlar ve azgınlar o cehennemin içine fırlatılmaktadırlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ve arkasından hep onlar (putlar ve azgınlar) o cehennemin içine fırlatılmaktadırlar.
Gültekin Onan = Artık onlar ve azgınlar onun içine dökülüverilmiştir.
Harun Yıldırım = Artık onlar ve azgınlar onun içine dökülüverilmiştir.
Hasan Basri Çantay = (94-95) Artık onlar da, o azgınlar da, İblîs orduları da topdan yüzleri koyun, (cehennemin) içerisine atılmışlardır.
Hayrat Neşriyat = (94-95) Artık onlar ve azgınlar ve İblis’in askerleri, hepsi oraya (Cehenneme) yüzüstü atılırlar.
İbni Kesir = Oraya; onlar ve azgınlar atılırlar.
Kadri Çelik = Artık onlar ve azgınlar yüzüstü onun içine atılıverirler.
Muhammed Esed = Pek tabii onlar da, azgınlık içinde yitip gidenler de, hepsi üst üste cehenneme tıkılacaklar;
Mustafa İslamoğlu = Neticede hem onlar, hem de sorumsuz ve bilinçsizce onlara (umut bağlayanlar) cehennemde üst üste istif edilecekler;
Ömer Nasuhi Bilmen = (94-95) Artık onlar (putlar) ve o azgınlar orada (ateşlere) fırlatılmışlardır. Ve şeytanın bütün orduları da (o ateşe) atılmışlardır.
Ömer Öngüt = Onlar ve azgınlar tepetakla oraya atılırlar.
Şaban Piriş = Ve onlar, saptırıcılarla birlikte cehennemin içine tepe takla yuvarlanır
Sadık Türkmen = Oraya tepetaklak atılırlar. Onlar ve azgınlar...
Seyyid Kutub = Düzmece ilahlar ile sapıklar başaşağı cehenneme atılırlar.
Suat Yıldırım = (94-95) Arkasından onlar da, o azgınlar da ve topyekûn İblis ordusu da cehenneme fırlatılır.
Süleyman Ateş = Onlar ve azgınlar, tepe taklak oraya atılırlar.
Tefhim-ul Kuran = Artık onlar ve azgınlar onun içine dökülüverilmiştir.
Ümit Şimşek = Derken, Cehenneme tepetaklak atılırlar onlar da, azgınlar da.
Yaşar Nuri Öztürk = Ardından onlar ve öteki azgınlar cehennemin içine tıkılmıştır.
İskender Ali Mihr = Onlar (putperestler) ve azgınlar, oraya (cehenneme) yüzüstü (burunları yere sürtünerek) atılırlar.
İlyas Yorulmaz = Yardım bekledikleri kişiler ve azgınlık yapanlar, ateşin içine yüz üstü atılacaklar.
وَجُنُودُ إِبْلِيسَ أَجْمَعُونَ
Şu’arâ / 95 -
Ve cunûdu iblîse ecmeûn(ecmeûne).
Diyanet İşleri = (94-95) Artık onlar ve o azgınlar ile İblis’in askerleri hepsi birden tepetakla oraya atılırlar.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve İblîs'in bütün ordusu da.
Abdullah Parlıyan = İblisin bütün ordusu da…
Adem Uğur = (94-95) Artık onlar ve azgınlar ve İblis’in askerleri, hepsi oraya (Cehenneme) yüzüstü atılırlar.
Ahmed Hulusi = İblis'in orduları da toptan (oraya atılmıştır).
Ahmet Tekin = Ve İblis'in bütün orduları da.
Ahmet Varol = ve İblis'in bütün avenesi..!
Ali Bulaç = Ve İblis'in bütün orduları da.
Ali Fikri Yavuz = İblis’in bütün askerleri de...
Ali Ünal = Ve bütün İblis orduları.
Bayraktar Bayraklı = (92-95) Onlara, “Allah'tan başka taptıklarınız nerededir? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?” denilir. Onlar, azgınlar ve İblis'in adamları tepe taklak hepsi oraya atılırlar.
Bekir Sadak = (94-95) Onlar, azginlar ve Iblis'in adamlari, hepsi, tepetakla oraya atilirlar.
Celal Yıldırım = (94-95) Onlar da, azgın sapıklar da, İblîs'in askerleri de hepsi birden yüzükoyun Cehennem'e itilirler.
Cemal Külünkoğlu = (94-95) Onlar ve azgınlar, tepe taklak oraya atılırlar. Ve hep birlikte İblis'in orduları da (cehenneme atılır).
Diyanet İşleri (eski) = (94-95) Onlar, azgınlar ve İblis'in adamları, hepsi, tepetakla oraya atılırlar.
Diyanet Vakfi = (94-95) Artık onlar, o azgınlar ve İblis orduları, toptan oraya tepetaklak (cehenneme) atılırlar.
Edip Yüksel = İblis'in tüm askerleri de...
Elmalılı Hamdi Yazır = (95-96) Ve bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken şöyle demektedirler
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ve bütün o iblis orduları.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (95-96) Ve bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken dediler ki:
Gültekin Onan = Ve İblisin bütün orduları da.
Harun Yıldırım = Ve İblis’in bütün orduları da.
Hasan Basri Çantay = (94-95) Artık onlar da, o azgınlar da, İblîs orduları da topdan yüzleri koyun, (cehennemin) içerisine atılmışlardır.
Hayrat Neşriyat = (94-95) Artık onlar ve azgınlar ve İblis’in askerleri, hepsi oraya (Cehenneme) yüzüstü atılırlar.
İbni Kesir = İblis'in askerleri de topluca.
Kadri Çelik = Ve İblis'in bütün orduları da.
Muhammed Esed = ve İblis'in bütün avenesi..!
Mustafa İslamoğlu = İblis'in bütün askerleri de...
Ömer Nasuhi Bilmen = (94-95) Artık onlar (putlar) ve o azgınlar orada (ateşlere) fırlatılmışlardır. Ve şeytanın bütün orduları da (o ateşe) atılmışlardır.
Ömer Öngüt = İblis'in bütün askerleri de.
Şaban Piriş = Ve İblis’in tüm ordusu da.
Sadık Türkmen = Ve iblisin bütün askerleri/taraftarları da...
Seyyid Kutub = Şeytanın bütün askerleri de.
Suat Yıldırım = (94-95) Arkasından onlar da, o azgınlar da ve topyekûn İblis ordusu da cehenneme fırlatılır.
Süleyman Ateş = İblis'in bütün askerleri de.
Tefhim-ul Kuran = Ve İblis'in bütün orduları da.
Ümit Şimşek = Ve hep birlikte İblis'in orduları da.
Yaşar Nuri Öztürk = İblis orduları toplu haldedir.
İskender Ali Mihr = Ve iblisin ordularının hepsi.
İlyas Yorulmaz = İblisin ordusuna katılmışların tamamı da (atılacak).
قَالُوا وَهُمْ فِيهَا يَخْتَصِمُونَ
Şu’arâ / 96 -
Kâlû ve hum fîhâ yahtesımûn(yahtesımûne).
Diyanet İşleri = Orada onlar taptıklarıyla çekişerek şöyle derler:
Abdulbaki Gölpınarlı = Orada birbirleriyle çekişerek derler ki.
Abdullah Parlıyan = O gün orada, onlar birbiriyle çekişerek derler ki:
Adem Uğur = Orada birbirleriyle çekişerek şöyle derler:
Ahmed Hulusi = Onlar orada tartışarak dediler ki:
Ahmet Tekin = Orada birbirleriyle çekişirlerken, şöyle derler:
Ahmet Varol = Orada (putlarıyla) çekişerek derler ki:
Ali Bulaç = Orada birbirleriyle çekişip tartışarak derler ki:
Ali Fikri Yavuz = Kâfirler, putları ve öncüleriyle cehennemde çekişirlerken, birbirlerine şöyle demektedirler:
Ali Ünal = Orada birbirlerini suçlamaya başlarlar. (Sapkın isyankârlar,) der:
Bayraktar Bayraklı = (96-102) Cehennemde putlarıyla çekişerek şöyle derler: “Vallahi, biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi âlemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; biz apaçık bir sapıklık içindeymişiz. Şimdi ne şefaatçimiz ne de bir dostumuz vardır. Keşke geriye dönüşümüz olsa da inananlardan olsak.”
Bekir Sadak = (96-102) Orada putlariyla cekiserek: «Vallahi biz apacik bir sapiklikta idik; cunku biz sizi alemlerin Rabbine esit tutmustuk; bizi saptiranlar ancak suclulardir; simdi sefaatcimiz, yakin bir dostumuz yoktur; keski geriye bir donusumuz olsa da inananlardan olsak derler.
Celal Yıldırım = Orada tartışıp çekişerek derler ki:
Cemal Külünkoğlu = (96-97) Orada onlar taptıklarıyla çekişerek şöyle derler: “Allah'a Andolsun ki biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz.
Diyanet İşleri (eski) = (96-102) Orada putlarıyla çekişerek: 'Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak' derler.
Diyanet Vakfi = Orada birbirleriyle çekişerek şöyle derler:
Edip Yüksel = Orada çekişerek şöyle konuşacaklar:
Elmalılı Hamdi Yazır = (95-96) Ve bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken şöyle demektedirler
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = onun içinde birbirleriyle çekişirlerken şöyle demektedirler:
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (95-96) Ve bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken dediler ki:
Gültekin Onan = Orada birbirleriyle çekişip tartışarak derler ki:
Harun Yıldırım = Onlar orada tartışarak derler ki:
Hasan Basri Çantay = Orada birbiriyle çekişerek şöyle dediler:
Hayrat Neşriyat = (96-97) Onlar orada (putlarıyla) çekişerek derler ki: 'Allah’a yemîn olsun ki, (biz)elbette apaçık bir dalâlet içinde imişiz.'
İbni Kesir = Orada birbirleriyle çekişerek derler ki:
Kadri Çelik = Onda birbirleriyle çekişip tartışarak derler ki.
Muhammed Esed = O Gün orada onlar, birbirlerini suçlayarak derler ki:
Mustafa İslamoğlu = Onlar orada birbirleriyle atışırken şöyle derler:
Ömer Nasuhi Bilmen = (96-97) Ve onlar orada birbirleriyle husumette bulunarak diyecekler ki: «Allah'a kasem olsun, biz apaçık bir sapıklık içinde imişiz.»
Ömer Öngüt = Orada birbirleriyle çekişerek derler ki:
Şaban Piriş = Orada, birbirleriyle çekişerek, şöyle derler:
Sadık Türkmen = Orada birbirleriyle çekişerek derler ki:
Seyyid Kutub = Orada birbirleri ile tartışmaya tutuşarak derler ki,
Suat Yıldırım = (96-102) Orada putlarıyla çekişirken şöyle derler "Vallahi de, tallahi de biz besbelli bir sapıklık içinde imişiz!" "Çünkü biz sizi Rabbülâlemin ile bir tutuyorduk. Ama bizi saptıranlar da, o mücrimler oldu." "Şimdi artık ne şefaatçimiz var bizim, ne candan bir dostumuz!" "Ah! Ne olurdu, imkân olsa da dünyaya bir dönsek ve müminlerden olsaydık!"
Süleyman Ateş = Onlar orada (putlarıyle) çekişerek derler ki:
Tefhim-ul Kuran = Orada birbirleriyle çekişip tartışarak derler ki:
Ümit Şimşek = Cehennemde çekişip dururken derler ki:
Yaşar Nuri Öztürk = Onun içinde birbiriyle çekişirlerken şöyle derler:
İskender Ali Mihr = Onlar (taptıkları şeyler ve onlara tapanlar) orada hasım olarak (düşmanca çekişerek) dediler ki…
İlyas Yorulmaz = Onlar ateşin içinde birbirlerini suçlayarak derler ki.
تَاللَّهِ إِن كُنَّا لَفِي ضَلَالٍ مُّبِينٍ
Şu’arâ / 97 -
Tallâhi in kunnâ le fî dalâlin mubîn(mubînin).
Diyanet İşleri = “Allah’a andolsun! Biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Allah hakkı için gerçekten de biz, apaçık bir sapıklık içindeydik.
Abdullah Parlıyan = Allah şahittir ki, biz apaçık bir sapıklık içindeydik.
Adem Uğur = Vallahi, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz.
Ahmed Hulusi = "Tallahi, kesinlikle apaçık bir sapkınlık içinde imişiz!"
Ahmet Tekin = 'Vallahi biz, tamamen başımıza buyruk bir hayat, koyu bir cehalet, dalâlet ve bozuk düzen içindeymişiz.'
Ahmet Varol = 'Allah'a andolsun, biz apaçık bir sapıklık içindeymişiz.
Ali Bulaç = "Andolsun Allah'a, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz,"
Ali Fikri Yavuz = “-Vallahi, doğrusu biz, açık bir sapıklık içinde idik.
Ali Ünal = “Allah’a yemin olsun, gerçekten biz besbelli bir sapıklık içindeydik.
Bayraktar Bayraklı = (96-102) Cehennemde putlarıyla çekişerek şöyle derler: “Vallahi, biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi âlemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; biz apaçık bir sapıklık içindeymişiz. Şimdi ne şefaatçimiz ne de bir dostumuz vardır. Keşke geriye dönüşümüz olsa da inananlardan olsak.”
Bekir Sadak = (96-102) Orada putlariyla cekiserek: «Vallahi biz apacik bir sapiklikta idik; cunku biz sizi alemlerin Rabbine esit tutmustuk; bizi saptiranlar ancak suclulardir; simdi sefaatcimiz, yakin bir dostumuz yoktur; keski geriye bir donusumuz olsa da inananlardan olsak derler.
Celal Yıldırım = Allah'a yemin ederiz ki, bizler gerçekten açık bir sapıklık içinde idik.
Cemal Külünkoğlu = (96-97) Orada onlar taptıklarıyla çekişerek şöyle derler: “Allah'a Andolsun ki biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz.
Diyanet İşleri (eski) = (96-102) Orada putlarıyla çekişerek: 'Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak' derler.
Diyanet Vakfi = Vallahi, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz.
Edip Yüksel = 'ALLAH'a andolsun, biz gerçekten çok açık bir sapıklık içinde imişiz.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Tallahi biz doğrusu açık bir dalâl içinde imişiz
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Vallahi biz, doğrusu açık bir sapıklık içindeymişiz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Vallahi biz, gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz.»
Gültekin Onan = "Andolsun Tanrı'ya, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz."
Harun Yıldırım = “Andolsun Allah’a, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz.”
Hasan Basri Çantay = «Allaha andolsun, hakıykat biz apaçık bir sapıklık içinde idik».
Hayrat Neşriyat = (96-97) Onlar orada (putlarıyla) çekişerek derler ki: 'Allah’a yemîn olsun ki, (biz)elbette apaçık bir dalâlet içinde imişiz.'
İbni Kesir = Andolsun Allah'a ki; biz, apaçık sapıklıkta idik.
Kadri Çelik = “Andolsun Allah'a, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz”
Muhammed Esed = "Allah şahittir ki, biz apaçık bir sapıklık içindeydik,
Mustafa İslamoğlu = "Hayret vallahi! Her ne kadar, apaçık bir sapıklığın ortasına düşen biz isek de,
Ömer Nasuhi Bilmen = (96-97) Ve onlar orada birbirleriyle husumette bulunarak diyecekler ki: «Allah'a kasem olsun, biz apaçık bir sapıklık içinde imişiz.»
Ömer Öngüt = “Vallahi biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz. ”
Şaban Piriş = -Vallahi biz, açıkça sapıklıktaydık.
Sadık Türkmen = “Allah’a yemin olsun biz apaçık bir sapıklık içinde imişiz.
Seyyid Kutub = Vallahi bizler apaçık bir sapıklığa saplanmıştık.
Suat Yıldırım = (96-102) Orada putlarıyla çekişirken şöyle derler "Vallahi de, tallahi de biz besbelli bir sapıklık içinde imişiz!" "Çünkü biz sizi Rabbülâlemin ile bir tutuyorduk. Ama bizi saptıranlar da, o mücrimler oldu." "Şimdi artık ne şefaatçimiz var bizim, ne candan bir dostumuz!" "Ah! Ne olurdu, imkân olsa da dünyaya bir dönsek ve müminlerden olsaydık!"
Süleyman Ateş = "Vallahi biz apaçık bir sapıklık içinde imişiz!"
Tefhim-ul Kuran = «Andolsun Allah'a, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz,»
Ümit Şimşek = 'Allah'a yemin olsun, apaçık bir sapıklık içindeymişiz.
Yaşar Nuri Öztürk = (96-102) Cehennemde putlarıyla çekişerek şöyle derler: “Vallahi, biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi âlemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; biz apaçık bir sapıklık içindeymişiz. Şimdi ne şefaatçimiz ne de bir dostumuz vardır. Keşke geriye dönüşümüz olsa da inananlardan olsak.”
İskender Ali Mihr = Allah’a yemin olsun ki, biz mutlaka apaçık bir dalâlet içindeydik.
İlyas Yorulmaz = “Allah’a yemin olsun ki biz açıkça bir sapkınlık içerisinde idik. ”
إِذْ نُسَوِّيكُم بِرَبِّ الْعَالَمِينَ
Şu’arâ / 98 -
İz nusevvîkum bi rabbil âlemîn(âlemîne).
Diyanet İşleri = “Çünkü sizi, âlemlerin Rabbi ile bir tutuyorduk.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Sizi, âlemlerin Rabbiyle bir tuttuğumuz zaman.
Abdullah Parlıyan = Çünkü sizin gibi yaratılmış varlıkları, alemlerin Rabbıyla bir tutuyorduk.
Adem Uğur = Çünkü biz sizi âlemlerin Rabbi ile eşit tutuyorduk.
Ahmed Hulusi = "Hani sizi Rabb-ül âlemîn ile eşit kılmıştık. "
Ahmet Tekin = 'Biz, sizi, âlemlerin bütün varlıkların Rabbi ile eşit tutuyor muşuz?'
Ahmet Varol = Çünkü sizi alemlerin Rabbine eşit tutuyorduk.
Ali Bulaç = "Çünkü sizi (yalancı olanları) alemlerin Rabbiyle eşit tutuyorduk.
Ali Fikri Yavuz = Çünkü (ey putlar), sizi âlemlerin Rabbine denk tutuyorduk.
Ali Ünal = “Sizi Âlemlerin Rabbi ile bir tutuyorduk.
Bayraktar Bayraklı = (96-102) Cehennemde putlarıyla çekişerek şöyle derler: “Vallahi, biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi âlemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; biz apaçık bir sapıklık içindeymişiz. Şimdi ne şefaatçimiz ne de bir dostumuz vardır. Keşke geriye dönüşümüz olsa da inananlardan olsak.”
Bekir Sadak = (96-102) Orada putlariyla cekiserek: «Vallahi biz apacik bir sapiklikta idik; cunku biz sizi alemlerin Rabbine esit tutmustuk; bizi saptiranlar ancak suclulardir; simdi sefaatcimiz, yakin bir dostumuz yoktur; keski geriye bir donusumuz olsa da inananlardan olsak derler.
Celal Yıldırım = Çünkü sizi, âlemlerin Rabbı ile eşit seviyede tutuyorduk.
Cemal Külünkoğlu = Çünkü sizi, âlemlerin Rabbi ile bir tutuyorduk.
Diyanet İşleri (eski) = (96-102) Orada putlarıyla çekişerek: 'Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak' derler.
Diyanet Vakfi = Çünkü biz sizi âlemlerin Rabbi ile eşit tutuyorduk.
Edip Yüksel = 'Çünkü sizi evrenlerin Rabbine denk tutuyorduk.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Çünkü sizi rabbül'âlemîn seviyyesinde tutuyorduk
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Çünkü sizi alemlerin Rabbi seviyesinde tutuyorduk.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Çünkü biz sizi, âlemlerin Rabbi ile bir seviyede tutuyorduk.»
Gültekin Onan = "Çünkü sizi (yalancı olanları) alemlerin rabbiyle eşit tutuyorduk."
Harun Yıldırım = “Çünkü sizi alemlerin rabbi ile eşit tutuyorduk.”
Hasan Basri Çantay = «Çünkü sizi aalemlerin Rabbi ile bir seviyyede tutuyorduk».
Hayrat Neşriyat = 'Çünki, sizi âlemlerin Rabbiyle bir tutuyorduk.'
İbni Kesir = Hani biz, sizi alemlerin Rabbı ile bir tutmuştuk.
Kadri Çelik = “Çünkü sizi âlemlerin Rabbiyle eşit tutuyorduk.”
Muhammed Esed = çünkü, siz(in gibi yaratılmış varlıklar)ı alemlerin Rabbiyle bir tutuyorduk;
Mustafa İslamoğlu = o zaman sizi alemlerin Rabbiyle bir tutuyorduk;
Ömer Nasuhi Bilmen = «Çünkü biz sizi (ey putlar) Âlemlerin Rabbine müsavî tutuyorduk.»
Ömer Öngüt = “Çünkü biz sizi âlemlerin Rabbi ile bir seviyede tutuyorduk. ”
Şaban Piriş = Çünkü sizi evrenin sahibi ile eşit tutmuştuk.
Sadık Türkmen = Biz o zaman sizi âlemlerin Rabbi ile eşit tutuyorduk!
Seyyid Kutub = Çünkü sizleri alemlerin Rabb'ine denk tutmuştuk.
Suat Yıldırım = (96-102) Orada putlarıyla çekişirken şöyle derler "Vallahi de, tallahi de biz besbelli bir sapıklık içinde imişiz!" "Çünkü biz sizi Rabbülâlemin ile bir tutuyorduk. Ama bizi saptıranlar da, o mücrimler oldu." "Şimdi artık ne şefaatçimiz var bizim, ne candan bir dostumuz!" "Ah! Ne olurdu, imkân olsa da dünyaya bir dönsek ve müminlerden olsaydık!"
Süleyman Ateş = "Çünkü sizi âlemlerin Rabbine eşit tutuyorduk."
Tefhim-ul Kuran = «Çünkü sizi (yalancı olanları) alemlerin Rabbiyle eşit tutuyorduk.
Ümit Şimşek = 'O vakit sizi Âlemlerin Rabbiyle bir tutuyorduk.
Yaşar Nuri Öztürk = "Çünkü sizi âlemlerin Rabbi'yle aynı düzeyde tutuyorduk."
İskender Ali Mihr = Âlemlerin Rabbi ile sizi (putları) bir tutuyorduk.
İlyas Yorulmaz = (Kendilerini azdıranlara) “Biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutuyorduk. ”
وَمَا أَضَلَّنَا إِلَّا الْمُجْرِمُونَ
Şu’arâ / 99 -
Ve mâ edallenâ illâl mucrimûn(mucrimûne).
Diyanet İşleri = “Bizi ancak (önderlerimiz olan) suçlular saptırdı.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Bizi, ancak o mücrimler saptırdı.
Abdullah Parlıyan = Yine de bizi yoldan çıkaranlar, o günahlara gömülüp giden elebaşılarımız oldu.
Adem Uğur = Bizi ancak o günahkârlar saptırdı.
Ahmed Hulusi = "Bizi ancak o suçlular (hakikati inkâr edenler) saptırdı. "
Ahmet Tekin = 'Bizi, kesinlikle, İslâm’a planlı cephe alarak, müslümanlığı, müslüman nesilleri yozlaştırma, yok etme suçu işleyen güç ve iktidar sahibi âsiler, suçlular, günahkârlar hak yoldan uzaklaştırıp başımıza buyruk hale getirerek, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercihimize imkân sağladılar.'
Ahmet Varol = Bizi o suçlulardan başkası saptırmadı.
Ali Bulaç = "Bizi suçlu günahkarlardan başka saptıran olmadı."
Ali Fikri Yavuz = Bizi ancak (kendilerine uyduğumuz bizden önceki) mücrimler sapıttı.
Ali Ünal = “Ama bizi saptıranlar, hep o hayatları günah hasadından ibaret inkârcı suçlular oldu.
Bayraktar Bayraklı = (96-102) Cehennemde putlarıyla çekişerek şöyle derler: “Vallahi, biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi âlemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; biz apaçık bir sapıklık içindeymişiz. Şimdi ne şefaatçimiz ne de bir dostumuz vardır. Keşke geriye dönüşümüz olsa da inananlardan olsak.”
Bekir Sadak = (96-102) Orada putlariyla cekiserek: «Vallahi biz apacik bir sapiklikta idik; cunku biz sizi alemlerin Rabbine esit tutmustuk; bizi saptiranlar ancak suclulardir; simdi sefaatcimiz, yakin bir dostumuz yoktur; keski geriye bir donusumuz olsa da inananlardan olsak derler.
Celal Yıldırım = Ve bizi ancak suçlu günahkârlar saptırdı.
Cemal Külünkoğlu = Bizi yoldan çıkaran, o suçlulardan başkası değildi.”
Diyanet İşleri (eski) = (96-102) Orada putlarıyla çekişerek: 'Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak' derler.
Diyanet Vakfi = Bizi ancak o günahkârlar saptırdı.
Edip Yüksel = 'Bizi saptıranlar suçlulardı.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve bizi hep o mücrimler şaşırtmıştı
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ve bizi hep o suçlular şaşırtmıştı.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Ve bizi hep o günahkarlar saptırdı.»
Gültekin Onan = "Bizi suçlu günahkarlardan başka saptıran olmadı."
Harun Yıldırım = “Bizi suçlulardan başkası saptırmadı.”
Hasan Basri Çantay = «Bizi o mücrimlerden başkası sapdırmadı».
Hayrat Neşriyat = 'Bizi ancak günahkârlar dalâlete düşürdü.'
İbni Kesir = Ve bizi suçlulardan başka da saptıran olmamıştı.
Kadri Çelik = “Bizi suçlu günahkârlardan başka saptıran da olmadı.”
Muhammed Esed = yine de (sizi tanrılaştırarak) yoldan çıkmamıza günah (önderlerimiz) sebep oldu!
Mustafa İslamoğlu = ne ki bizi saptıran, yalnızca günahı hayat tarzı haline getiren şu kimselerdi;
Ömer Nasuhi Bilmen = «Ve bizi ancak o mücrimler sapıtmış oldular.»
Ömer Öngüt = “Bizi ancak günahkârlar saptırdı. ”
Şaban Piriş = Bizi hep o günahkarlar şaşırtmıştı.
Sadık Türkmen = Bizi suçlulardan başkası saptırmadı.
Seyyid Kutub = Bizi ağır suçlular yoldan çıkarmışlardır.
Suat Yıldırım = (96-102) Orada putlarıyla çekişirken şöyle derler "Vallahi de, tallahi de biz besbelli bir sapıklık içinde imişiz!" "Çünkü biz sizi Rabbülâlemin ile bir tutuyorduk. Ama bizi saptıranlar da, o mücrimler oldu." "Şimdi artık ne şefaatçimiz var bizim, ne candan bir dostumuz!" "Ah! Ne olurdu, imkân olsa da dünyaya bir dönsek ve müminlerden olsaydık!"
Süleyman Ateş = "Ama bizi saptıran o suçlulardır."
Tefhim-ul Kuran = «Bizi suçlu günahkârlardan başka saptıran da olmadı.»
Ümit Şimşek = 'Fakat bizi o mücrimler saptırdı.
Yaşar Nuri Öztürk = "Bizi saptıran, o suçlulardan başkası değildi."
İskender Ali Mihr = Ve bizi mücrimlerden (hidayete mani olanlardan) başkası dalâlette bırakmadı.
İlyas Yorulmaz = “Bizi yalnızca günahkarca davranan mücrimler saptırdı. ”
فَمَا لَنَا مِن شَافِعِينَ
Şu’arâ / 100 -
Fe mâ lenâ min şâfiîn(şâfiîne).
Diyanet İşleri = “İşte bu yüzden bizim şefaatçilerimiz yok.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Artık ne şefâatçilerden bir şefâatçi var bize.
Abdullah Parlıyan = Ama şimdi, ne bir arka çıkanımız var,
Adem Uğur = ''Şimdi artık bizim ne şefaatçilerimiz var''.
Ahmed Hulusi = "Şefaatçimiz de yok. "
Ahmet Tekin = 'Bak, bizim şefaat edenlerimiz yok.'
Ahmet Varol = Artık bizim şefaatçilerimiz yok.
Ali Bulaç = "Artık bizim için ne bir şefaatçi var,"
Ali Fikri Yavuz = Artık bizim için ne şefaatçılar var,
Ali Ünal = “Gayri bir şefaatçimiz de yok;
Bayraktar Bayraklı = (96-102) Cehennemde putlarıyla çekişerek şöyle derler: “Vallahi, biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi âlemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; biz apaçık bir sapıklık içindeymişiz. Şimdi ne şefaatçimiz ne de bir dostumuz vardır. Keşke geriye dönüşümüz olsa da inananlardan olsak.”
Bekir Sadak = (96-102) Orada putlariyla cekiserek: «Vallahi biz apacik bir sapiklikta idik; cunku biz sizi alemlerin Rabbine esit tutmustuk; bizi saptiranlar ancak suclulardir; simdi sefaatcimiz, yakin bir dostumuz yoktur; keski geriye bir donusumuz olsa da inananlardan olsak derler.
Celal Yıldırım = (100-101) Artık (bugün için) ne şefaatçilerimiz vardır, ne de candan sıcak bir dostumuz...
Cemal Külünkoğlu = (100-101) “İşte bu yüzden artık bizim için ne şefaatçiler var, ne de yakın bir dost.”
Diyanet İşleri (eski) = (96-102) Orada putlarıyla çekişerek: 'Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak' derler.
Diyanet Vakfi = (100-101) Şimdi artık bizim ne şefaatçilerimiz var, ne de yakın bir dostumuz.
Edip Yüksel = 'Şimdi bizim ne şefaatçımız var.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Bak şimdi bizim için ne şefaatciler var
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Bak şimdi bizim için ne şefaatçiler var,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Bak bizim için ne şefaatçiler var,»
Gültekin Onan = "Artık bizim için ne bir şefaatçi var."
Harun Yıldırım = “Artık bizim için ne bir şefatçi var.”
Hasan Basri Çantay = Artık bizim için ne şefaatçiler (den bir kimse),
Hayrat Neşriyat = (100-101) 'Şimdi artık bizim, ne şefâatçilerimiz, ne de yakın bir dostumuz vardır!'
İbni Kesir = Şimdi bize şefaat eden kimse yoktur.
Kadri Çelik = “Artık bizim için ne bir şefaatçi var…”
Muhammed Esed = Ama şimdi ne bir arka çıkanımız var,
Mustafa İslamoğlu = gel gör ki, şimdi bize arka çıkan ne bir kimse var
Ömer Nasuhi Bilmen = (100-101) «Artık bize ne şefaat edicilerden var. Ne de yakın bir dost var.»
Ömer Öngüt = “Şimdi artık bizim şefaatçilerimiz yoktur. ”
Şaban Piriş = Şimdi, bir şefaatçimiz de yok..
Sadık Türkmen = Artık bizim şefaatçilerimiz yoktur.
Seyyid Kutub = Şimdi bizim bir şefaatçimiz yok.
Suat Yıldırım = (96-102) Orada putlarıyla çekişirken şöyle derler "Vallahi de, tallahi de biz besbelli bir sapıklık içinde imişiz!" "Çünkü biz sizi Rabbülâlemin ile bir tutuyorduk. Ama bizi saptıranlar da, o mücrimler oldu." "Şimdi artık ne şefaatçimiz var bizim, ne candan bir dostumuz!" "Ah! Ne olurdu, imkân olsa da dünyaya bir dönsek ve müminlerden olsaydık!"
Süleyman Ateş = "Şimdi artık bizim ne şefâ'atçilerimiz var",
Tefhim-ul Kuran = «Artık bizim için ne bir şefaatçi var,»
Ümit Şimşek = 'Şimdi ne bir şefaatçimiz var bizim,
Yaşar Nuri Öztürk = "Artık ne şefaatçilerimiz var,
İskender Ali Mihr = Artık bizim için bir şefaatçi yoktur.
İlyas Yorulmaz = “Artık şu an bize yardım (şefaat) edebilecek kimse yok. ”
وَلَا صَدِيقٍ حَمِيمٍ
Şu’arâ / 101 -
Ve lâ sadîkın hamîm(hamîmin).
Diyanet İşleri = “Candan bir dostumuz da yok.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ne bir can dostu.
Abdullah Parlıyan = ne de candan bir dostumuz.
Adem Uğur = ''Ne de yakın bir dostumuz''.
Ahmed Hulusi = "Güveneceğimiz bir dostumuz da yok. "
Ahmet Tekin = 'Yakın bir dost da yok.'
Ahmet Varol = Candan bir dostumuz da yok.
Ali Bulaç = "Ne de candan, yakın bir dost."
Ali Fikri Yavuz = Ne de yakın bir dost...
Ali Ünal = “Ne de candan bir dostumuz.
Bayraktar Bayraklı = (96-102) Cehennemde putlarıyla çekişerek şöyle derler: “Vallahi, biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi âlemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; biz apaçık bir sapıklık içindeymişiz. Şimdi ne şefaatçimiz ne de bir dostumuz vardır. Keşke geriye dönüşümüz olsa da inananlardan olsak.”
Bekir Sadak = (96-102) Orada putlariyla cekiserek: «Vallahi biz apacik bir sapiklikta idik; cunku biz sizi alemlerin Rabbine esit tutmustuk; bizi saptiranlar ancak suclulardir; simdi sefaatcimiz, yakin bir dostumuz yoktur; keski geriye bir donusumuz olsa da inananlardan olsak derler.
Celal Yıldırım = (100-101) Artık (bugün için) ne şefaatçilerimiz vardır, ne de candan sıcak bir dostumuz...
Cemal Külünkoğlu = (100-101) “İşte bu yüzden artık bizim için ne şefaatçiler var, ne de yakın bir dost.”
Diyanet İşleri (eski) = (96-102) Orada putlarıyla çekişerek: 'Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak' derler.
Diyanet Vakfi = (100-101) Şimdi artık bizim ne şefaatçilerimiz var, ne de yakın bir dostumuz.
Edip Yüksel = 'Ne de yakın bir dostumuz.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Ne de yakın bir sadîk
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = ne de sadık bir dost!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Ne de yakın bir dost.»
Gültekin Onan = "Ne de candan, yakın bir dost."
Harun Yıldırım = “Ne de yakın bir dost.”
Hasan Basri Çantay = «ne de candan bir dost yok».
Hayrat Neşriyat = (100-101) 'Şimdi artık bizim, ne şefâatçilerimiz, ne de yakın bir dostumuz vardır!'
İbni Kesir = Ve sıcak bir dostumuz da yoktur.
Kadri Çelik = “Ne de şefkatli bir dost!”
Muhammed Esed = (100-101) “İşte bu yüzden artık bizim için ne şefaatçiler var, ne de yakın bir dost.”
Mustafa İslamoğlu = ne de yürekten bir dost.
Ömer Nasuhi Bilmen = (100-101) «Artık bize ne şefaat edicilerden var. Ne de yakın bir dost var.»
Ömer Öngüt = “Sıcak bir dostumuz da yoktur. ”
Şaban Piriş = Sıcak bir dost da yok..
Sadık Türkmen = Sıcak, candan bir dostumuz da yoktur!
Seyyid Kutub = Cana yakın bir dostumuz da yok.
Suat Yıldırım = (96-102) Orada putlarıyla çekişirken şöyle derler "Vallahi de, tallahi de biz besbelli bir sapıklık içinde imişiz!" "Çünkü biz sizi Rabbülâlemin ile bir tutuyorduk. Ama bizi saptıranlar da, o mücrimler oldu." "Şimdi artık ne şefaatçimiz var bizim, ne candan bir dostumuz!" "Ah! Ne olurdu, imkân olsa da dünyaya bir dönsek ve müminlerden olsaydık!"
Süleyman Ateş = "Ne de sıcak bir dostumuz."
Tefhim-ul Kuran = «Ne de candan, yakın bir dost.»
Ümit Şimşek = 'Ne de candan bir dostumuz.
Yaşar Nuri Öztürk = Ne sıcak, samimi bir dostumuz."
İskender Ali Mihr = Ve (bizim için) sadık bir dost yoktur.
İlyas Yorulmaz = “Bizi koruyup gözetecek bir dost ta yok. ”
فَلَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ
Şu’arâ / 102 -
Fe lev enne lenâ kerraten fe nekûne minel mu’minîn(mu’minîne).
Diyanet İşleri = “Keşke (dünyaya) bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ne olurdu bir kere daha dünyâya dönebilseydik de inananlardan olsaydık.
Abdullah Parlıyan = Ne olurdu, o hayata bir kere daha dönebilseydik de, inananlardan olsaydık.
Adem Uğur = Ah keşke bizim için (dünyaya) bir dönüş daha olsa da, müminlerden olsak!
Ahmed Hulusi = "Keşke geri dönebilsek de (hakikate) iman etmenin getirisini elde etsek. "
Ahmet Tekin = 'Ah, keşke, bizim için dünyaya bir dönüş fırsatı olabilseydi, biz de mü’minlerden olurduk.'
Ahmet Varol = Keşke bizim için bir geri dönüş olsaydı da mü'minlerden olsaydık.
Ali Bulaç = "Bizim bir kere daha (dünyaya dönüşümüz mümkün) olsaydı da iman edenlerden olabilseydik."
Ali Fikri Yavuz = Bari bizim için geriye bir dönüş olsaydı da müminlerden olsak.”
Ali Ünal = “Ne olur, bize bir şans daha tanınsa da dünyaya döndürülsek; o zaman mutlaka mü’minlerden oluruz!”
Bayraktar Bayraklı = (96-102) Cehennemde putlarıyla çekişerek şöyle derler: “Vallahi, biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi âlemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; biz apaçık bir sapıklık içindeymişiz. Şimdi ne şefaatçimiz ne de bir dostumuz vardır. Keşke geriye dönüşümüz olsa da inananlardan olsak.”
Bekir Sadak = (96-102) Orada putlariyla cekiserek: «Vallahi biz apacik bir sapiklikta idik; cunku biz sizi alemlerin Rabbine esit tutmustuk; bizi saptiranlar ancak suclulardir; simdi sefaatcimiz, yakin bir dostumuz yoktur; keski geriye bir donusumuz olsa da inananlardan olsak derler.
Celal Yıldırım = Ah! Eğer bir defa daha (Dünya'ya) dönüşümüz olsaydı elbette mü'minlerden olurduk.
Cemal Külünkoğlu = “Ah keşke (dünyaya) bir kere daha dönebilsek de, mü'minlerden olabilsek.”
Diyanet İşleri (eski) = (96-102) Orada putlarıyla çekişerek: 'Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak' derler.
Diyanet Vakfi = Ah keşke bizim için (dünyaya) bir dönüş daha olsa da, müminlerden olsak!
Edip Yüksel = 'Bir şansımız daha olsaydı da, inananlar olsaydık.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Bari bizim için geriye bir dönmek olsa idi de mü'minlerden olsa idik
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Bari bizim için geriye (dünyaya) dönme imkanı olsaydı da, mü'minlerden olsaydık.»
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Ah keşke (dünyaya) bir kere daha dönebilsek de, müminlerden olabilseydik.»
Gültekin Onan = "Bizim bir kere daha (dünyaya dönüşümüz mümkün) olsaydı da inançlılardan olabilseydik."
Harun Yıldırım = “Bizim için bir kere daha dönüş olsaydı da iman edenlerden olabilseydik.”
Hasan Basri Çantay = «Bizim için hakıykaten bir geri dönüş olsaydı da biz de mü'minlerden olsaydık».
Hayrat Neşriyat = 'Buna rağmen ah keşke, bizim için hakikaten (dünyaya) bir (dönüş) daha olsa da mü’minlerden olsak!'
İbni Kesir = Keşki bizim için geri dönüş olsa da, mü'minlerden olsak.
Kadri Çelik = “Bizim için bir kere daha (dünyaya dönüş) olsaydı da iman edenlerden olabilseydik!”
Muhammed Esed = N'olurdu, (o hayata) bir kere daha dönebilseydik de inananlardan olsaydık!"
Mustafa İslamoğlu = Keşke bizim için bir kez daha dönüş olsaydı da, biz de inananlardan biri olsaydık."
Ömer Nasuhi Bilmen = «İmdi bizim için bir kere (geriye) dönüş olsa idi de artık mü'minlerden olsa idik.»
Ömer Öngüt = “Ah keşke (dünyaya) bir kere daha dönebilsek de inananlardan olsak!”
Şaban Piriş = Keşke bizim bir hakkımız daha olsaydı da müminlerden oluverseydik.
Sadık Türkmen = Şâyet bizim için bir imkân/dönüş daha olsa da, inananlardan olsak.”
Seyyid Kutub = Ah keşki, bir daha dünyaya dönebilsek de mü'minlerden olsak.
Suat Yıldırım = (96-102) Orada putlarıyla çekişirken şöyle derler "Vallahi de, tallahi de biz besbelli bir sapıklık içinde imişiz!" "Çünkü biz sizi Rabbülâlemin ile bir tutuyorduk. Ama bizi saptıranlar da, o mücrimler oldu." "Şimdi artık ne şefaatçimiz var bizim, ne candan bir dostumuz!" "Ah! Ne olurdu, imkân olsa da dünyaya bir dönsek ve müminlerden olsaydık!"
Süleyman Ateş = "Âh keşke bir dönüşümüz daha olsa da inananlardan olsak!"
Tefhim-ul Kuran = «Bizim bir kere daha (dünyaya dönüşümüz mümkün) olsaydı da iman edenlerden olabilseydik.»
Ümit Şimşek = 'Ne olur, bir fırsatımız daha olsa da mü'minlerden olsaydık!'
Yaşar Nuri Öztürk = "Keşke bir dönüşünüz daha olsaydı da müminlerden olabilseydik."
İskender Ali Mihr = Bizim için keşke bir kere daha (dünyaya dönüş) olsaydı, o zaman biz mü’minlerden olurduk.
İlyas Yorulmaz = “Keşke bizim için tekrar geri dönüş olsa da, inananlardan olsak” derler.
إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
Şu’arâ / 103 -
İnne fî zâlike le âyeten, ve mâ kâne ekseruhum mu’minîn(mu’minîne).
Diyanet İşleri = Elbet bunda bir ibret vardır. Onların çoğu iman etmiş değillerdi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Şüphe yok ki bunda bir delil var, fakat halkın çoğu inanmaz.
Abdullah Parlıyan = Şüphesiz bütün bunlarda, insanlar için bir ders vardır, onların çoğu buna inanmasalar da…
Adem Uğur = Bunda elbet (alınacak) büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.
Ahmed Hulusi = Muhakkak ki bu olayda bir ders vardır. . . Onların çoğunluğu (hakikatlerine) iman etmiş değillerdir.
Ahmet Tekin = Kesinlikle bunlarda Allah’ın kudretine, ilmine, hikmet sahibi olduğuna işaretler, insanlar için ibretler vardır. Fakat onların çoğu iman edecek değildir.
Ahmet Varol = Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu iman etmemişti.
Ali Bulaç = Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.
Ali Fikri Yavuz = Şüphesiz bu haberlerde kesin bir ibret var; öyle iken kavminin çoğu kendisine iman etmediler.
Ali Ünal = Bütün bu olup bitenlerde (İbrahim’in yaşadıklarında) elbette çok önemli bir ibret vardır. Doğrusu, o halkın çoğu mü’min değildi.
Bayraktar Bayraklı = (103-104) Bunda şüphesiz bir ders vardır, ama çoğu inanmamaktadır. Doğrusu Rabbin, güçlüdür, acıyandır.
Bekir Sadak = Bunda suphesiz bir ders vardir ama cogu inanmamistir.
Celal Yıldırım = Şüphesiz ki bu (anlatılanlarda bir öğüt ve ibret vardır; (ne yazık ki) onların çoğu imân etmemiştir.
Cemal Külünkoğlu = Kuşku yok ki, bunda alınacak büyük bir ders vardır. (Buna rağmen) yine de onların çoğu iman etmediler.
Diyanet İşleri (eski) = Bunda şüphesiz bir ders vardır ama çoğu inanmamıştır.
Diyanet Vakfi = Bunda elbet (alınacak) büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.
Edip Yüksel = Bunda bir ders var; ancak çoğunluk inanmaz.
Elmalılı Hamdi Yazır = Şübhesiz bunda mutlak bir âyet var, öyle iken ekserîsi mü'min olmadı
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Şüphesiz bunda mutlaka alınacak bir ders vardır; öyle iken çoğu inanmadı.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır; oysa çokları iman etmiş değillerdir.
Gültekin Onan = Gerçekten bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu inançlı olmamıştır.
Harun Yıldırım = Şüphe yok ki bunda bir âyet vardır. Fakat onların çoğu mü’min değillerdi.
Hasan Basri Çantay = Şübhesiz ki bunda mutlak bir ibret vardır. (Fakat) onların çoğu îman ediciler değildir.
Hayrat Neşriyat = Şübhesiz ki bunda, elbette bir ibret vardır. Fakat onların çoğu îmân etmiş kimseler değildir.
İbni Kesir = Muhakkak ki bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu mü'minler olmadı.
Kadri Çelik = Şüphesiz bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.
Muhammed Esed = Şüphesiz bütün bunlarda (insanlar için) bir ders vardır, onların çoğu (buna) inanmasa da.
Mustafa İslamoğlu = Elbet bu (kıssada) da alınacak bir ders mutlaka vardır, fakat insanların çoğu yine de inanmayacaklardır.
Ömer Nasuhi Bilmen = (103-104) Şüphe yok, bunda elbette bir ibret vardır. Halbuki onların ekserisi imân etmiş kimseler olmadı. Ve şüphe yok, senin Rabbin elbette O, azîzdir, rahîmdir.
Ömer Öngüt = Şüphesiz ki bunda âyet (kudretimize bir nişane) vardır. Yine de onların çoğu iman etmezler.
Şaban Piriş = İşte bunda da bir ibret vardır. Fakat onların çoğu yine de iman etmezler.
Sadık Türkmen = Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ancak onların birçoğu inanmıyor.
Seyyid Kutub = Kuşku yok ki, bu olaydan alınacak dersler vardır. Onların çoğunluğu inanmamış kimselerdi.
Suat Yıldırım = Elbette bunda alınacak ibret vardır; fakat onların ekserisi ibret alıp da iman etmezler.
Süleyman Ateş = Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar."
Tefhim-ul Kuran = Hiç şüphe yok, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.
Ümit Şimşek = İşte bunda bir âyet vardır. Fakat onların çoğu yine iman etmez.
Yaşar Nuri Öztürk = Kuşkusuz, bütün bunlarda mutlaka bir ibret vardır. Ama onların çoğu müminler değil.
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki bunda elbette bir âyet (ibret) vardır. Fakat onların çoğu (buna rağmen) mü’min olmadılar.
İlyas Yorulmaz = Elbetteki bu anlatılanlarda bir ibret var. Ancak onların çoğu (ayetlere) inanacak değillerdir.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
Şu’arâ / 104 -
Ve inne rabbeke le huvel azîzur rahîm(rahîmu).
Diyanet İşleri = Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi olandır, çok merhametli olandır.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve şüphe yok ki Rabbin, elbette üstündür, rahîmdir.
Abdullah Parlıyan = Ve şüphesiz senin Rabbin, yüceler yücesi çok acıyıp, esirgeyendir.
Adem Uğur = Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Ahmed Hulusi = Kesinlikle Rabbin "HÛ"; El Aziyz'dir, Er Rahıym'dir.
Ahmet Tekin = Senin Rabbin, işte O, kudretli, hükümran ve engin merhamet sahibidir.
Ahmet Varol = Şüphesiz senin Rabbin güçlü ve rahmet sahibi olandır.
Ali Bulaç = Ve şüphesiz senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
Ali Fikri Yavuz = Muhakkak ki senin Rabbin Azîz’dir= kâfirlerden intikam alıcıdır, Rahîm’dir= müminleri çok bağışlayıcıdır.
Ali Ünal = Şüphesiz ki senin Rabbin, O’dur Azîz, O’dur Rahîm.
Bayraktar Bayraklı = (103-104) Bunda şüphesiz bir ders vardır, ama çoğu inanmamaktadır. Doğrusu Rabbin, güçlüdür, acıyandır.
Bekir Sadak = Rabbin suphesiz gucludur, merhametlidir.*
Celal Yıldırım = Ve elbette senin Rabbın yegâne üstündür, çok merhametlidir.
Cemal Külünkoğlu = Ve yine kuşku yok ki, senin Rabbin üstün iradeli ve merhametlidir.
Diyanet İşleri (eski) = Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.
Diyanet Vakfi = Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Edip Yüksel = Kuşkusuz senin Rabbin Üstündür, Rahim'dir.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve şüphesiz ki rabbın o öyle azîz öyle rahîm
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ve şüphesiz ki, Rabbin çok güçlü ve çok merhametlidir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Gültekin Onan = Ve şüphesiz senin rabbin güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
Harun Yıldırım = Muhakkak Rabbin Azîz’dir, Rahîm’dir.
Hasan Basri Çantay = Senin Rabbin, muhakkak ki O, mutlak gaalibdir, çok esirgeyicidir.
Hayrat Neşriyat = Muhakkak ki, Azîz (kudreti dâimâ üstün gelen), Rahîm (çok merhamet eden)elbette ancak Rabbindir.
İbni Kesir = Muhakkak ki Rabbın, elbette o; Aziz'dir, Rahim'dir.
Kadri Çelik = Ve şüphesiz senin Rabbin üstün güç sahibidir, esirgeyendir.
Muhammed Esed = Ve şüphesiz senin Rabbin çok acıyıp esirgeyen O yüceler yücesidir.
Mustafa İslamoğlu = Ne ki senin rabbin, sınırsız rahmet sahibi olan O yüceler yücesidir.
Ömer Nasuhi Bilmen = (103-104) Şüphe yok, bunda elbette bir ibret vardır. Halbuki onların ekserisi imân etmiş kimseler olmadı. Ve şüphe yok, senin Rabbin elbette O, azîzdir, rahîmdir.
Ömer Öngüt = Rabbin ise şüphesiz ki Azîz'dir, engin merhamet sahibidir.
Şaban Piriş = Şüphesiz Rabbin güçlüdür, merhametlidir.
Sadık Türkmen = Şüphesiz o Rabbin; üstün olandır, merhametlidir.
Seyyid Kutub = Ve yine kuşku yok ki, senin Rabb'in üstün iradeli ve merhametlidir.
Suat Yıldırım = Ama senin Rabbin aziz ve rahîmdir (mutlak galiptir, geniş merhamet sahibidir).
Süleyman Ateş = Şüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur.
Tefhim-ul Kuran = Ve hiç şüphe yok, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
Ümit Şimşek = Rabbin ise hem Azizdir, hem Rahîm.
Yaşar Nuri Öztürk = Ve kuşkusuz senin Rabbindir o mutlak Azîz, mutlak Rahîm.
İskender Ali Mihr = Ve muhakkak ki senin Rabbin, O, Azîz’dir (yüce), Rahîm’dir (Rahîm esmasıyla tecelli eden).
İlyas Yorulmaz = Şüphesiz ki senin Rabbin çok güçlü ve merhametli olandır.
كَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍ الْمُرْسَلِينَ
Şu’arâ / 105 -
Kezzebet kavmu nûhınil murselîn(murselîne).
Diyanet İşleri = Nûh’un kavmi de Peygamberleri yalanladı.
Abdulbaki Gölpınarlı = Nûh kavmi de peygamberleri yalanladı.
Abdullah Parlıyan = Nuh'un toplumu da, peygamberlerini yalanladı.
Adem Uğur = Nuh kavmi de peygamberleri yalancılıkla suçladılar.
Ahmed Hulusi = Nuh toplumu da Rasûlleri yalanladı.
Ahmet Tekin = Nûh’un kavmi de özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere görevlendirilen Nûh’u yalanlayarak bütün peygamberleri inkâr ettiler.
Ahmet Varol = Nuh'un kavmi de peygamberleri yalanladı.
Ali Bulaç = Nuh kavmi de gönderilen (peygamber)leri yalanladı.
Ali Fikri Yavuz = Nûh kavmi, peygamberleri inkâr etti.
Ali Ünal = Nuh’un halkı da (Nuh’u yalanladı ve O’nu yalanlamakla bütün) rasûlleri yalanlamış oldular.
Bayraktar Bayraklı = Nûh kavmi de peygamberleri yalanladı.[379]
Bekir Sadak = Nuh'un milleti peygamberlerini yalanladi.
Celal Yıldırım = Nuh'un kavmi de peygamberleri yalanladılar.
Cemal Külünkoğlu = Nuh kavmi de peygamberleri yalanladı.
Diyanet İşleri (eski) = Nuh'un milleti peygamberlerini yalanladı.
Diyanet Vakfi = Nuh kavmi de peygamberleri yalancılıkla suçladılar.
Edip Yüksel = Nuh'un halkı elçileri yalanladı.
Elmalılı Hamdi Yazır = Nuh kavmı gönderilen Resulleri tekzib etti
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Nuh kavmi, gönderilen peygamberleri yalanladı,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Nuh kavmi de peygamberleri yalancılıkla itham etti.
Gültekin Onan = Nuh kavmi de gönderilen (peygamber)leri yalanladı.
Harun Yıldırım = Nuh kavmi de peygamberleri yalancılıkla suçladılar.
Hasan Basri Çantay = Nuuh kavmi gönderilen (peygamber) leri tekzîb etdi.
Hayrat Neşriyat = Nûh kavmi (de) peygamberleri yalanladı.
İbni Kesir = Nuh'un kavmi de peygamberleri yalanladı.
Kadri Çelik = Nuh kavmi de gönderilenleri yalanladı.
Muhammed Esed = Nuh toplumu (da) peygamberlerini yalanladı.
Mustafa İslamoğlu = Nuh kavmi (de) peygamberlerini yalanladı.
Ömer Nasuhi Bilmen = (105-108) Nûh'un kavmi peygamberleri tekzîp ettiler. O vakit, kardeşleri Nûh, onlara dedi: «İttikada bulunmayacak mısınız? Şüphe yok, ben sizin için emin bir peygamberim. Allah'tan korkun ve bana itaat edin.»
Ömer Öngüt = Nuh kavmi de peygamberleri yalanladılar.
Şaban Piriş = Nuh’un kavmi de elçileri yalanlamıştı.
Sadık Türkmen = Nuh’un kavmi de elçileri yalanladı.
Seyyid Kutub = Nuh'un soydaşları peygamberlerini yalanladılar.
Suat Yıldırım = Nûh’un halkı da gönderilen resulleri yalancı saydı.
Süleyman Ateş = Nûh kavmi de gönderilen elçileri yalanladı.
Tefhim-ul Kuran = Nuh kavmi de gönderilen (peygamberler)leri yalanladı.
Ümit Şimşek = Nuh kavmi de peygamberlerini yalanladı.
Yaşar Nuri Öztürk = Nûh kavmi de hak elçileri yalanladı.
İskender Ali Mihr = Nuh’un kavmi, mürselinleri (resûlleri) tekzip ettiler (yalanladılar).
İlyas Yorulmaz = Nuh kavmi de elçileri yalanlamıştı.
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ نُوحٌ أَلَا تَتَّقُونَ
Şu’arâ / 106 -
İz kâle lehum ahûhum nûhun e lâ tettekûn(tettekûne).
Diyanet İşleri = Hani kardeşleri Nûh, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”
Abdulbaki Gölpınarlı = Hani, kardeşleri Nûh, onlara demişti ki: Hâlâ mı çekinmezsiniz?
Abdullah Parlıyan = Kardeşleri Nuh onlara: “Yolunuzu Allah'ın kitabıyla bulmaya çalışmaz mısınız?” dedi.
Adem Uğur = Kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
Ahmed Hulusi = Hani kardeşleri Nuh onlara dedi ki: "Korkup sakınmaz mısınız?"
Ahmet Tekin = Hani kardeşleri Nuh onlara:'Hâlâ, Allah’a sığınıp, emirlerine yapışmayacak, günahlardan arınıp, azaptan korunmayacak, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarınıza ve özgürlüklerinize sahip çıkarak şahsiyetli davranmayacak, dinî ve sosyal görevlerinizin bilincinde olmayacak mısınız?' demişti.
Ahmet Varol = Hani kardeşleri Nuh onlara demişti ki: 'Siz sakınmıyor musunuz?
Ali Bulaç = Hani onlara kardeşleri Nuh: "Sakınmaz mısınız?" demişti.
Ali Fikri Yavuz = O vakit kardeşleri Nûh onlara şöyle demişti: “- Siz Allah’dan korkmaz mısınız?
Ali Ünal = Kardeşleri Nuh onlara şu tebliğde bulunmuştu: “Allah’a gönülden saygı duymalı ve O’na isyandan, dolayısıyla O’nun azabından sakınmalı değil misiniz?
Bayraktar Bayraklı = (106-110) Kardeşleri Nûh onlara şöyle demişti: “Sakınmaz mısınız? Bakın ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim. Artık, Allah'a saygı duyun ve bana itaat edin. Hem bunun için sizden dünyevî bir karşılık da istemiyorum. Benim karşılığımı verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir. Onun için, Allah'a saygı duyun ve bana itaat edin!”
Bekir Sadak = (106-11) 0 Kardesleri Nuh, onlara: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misinz? Dogrusu ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim. Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Buna karsi sizden bir ucret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artik Allah'tan sakinin ve bana itaat edin» dedi.
Celal Yıldırım = Hani kardeşleri Nûh onlara dedi ki: (Allah'tan) korkup (putlara tapmaktan, kötülüklerde bulunmaktan) sakınmaz mısınız?
Cemal Külünkoğlu = Kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: “(Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?”
Diyanet İşleri (eski) = (106-110) Kardeşleri Nuh, onlara: 'Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin' dedi.
Diyanet Vakfi = Kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
Edip Yüksel = Kardeşleri Nuh onlara demişti ki, 'Dinleyip erdemli davranmaz mısınız?'
Elmalılı Hamdi Yazır = O vakıt ki kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: siz Allahdan korkmaz mısınız?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = kardeşleri Nuh onlara şöyle dediği vakit: «Siz Allah'tan korkmaz mısınız?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Hani kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: «Siz Allah'tan korkmaz mısınız?»
Gültekin Onan = Hani onlara kardeşleri Nuh: "Sakınmaz mısınız?" demişti.
Harun Yıldırım = Kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti:sakınmaz mısınız?
Hasan Basri Çantay = Hani biraderleri Nuuh onlara: «(Allahdan) korkmaz mısınız?» demişdi,
Hayrat Neşriyat = Kardeşleri Nûh onlara şöyle demişti: '(Allah’a karşı gelmekten) sakınmıyor musunuz?'
İbni Kesir = Hani onlara kardeşleri Nuh demişti ki: Siz sakınmaz mısınız?
Kadri Çelik = Hani onlara kardeşleri Nuh, “Sakınmaz mısınız?” demişti.
Muhammed Esed = Kardeşleri Nuh onlara: "Allah'a karşı sorumluluk bilinci duymaz mısınız?" dedi,
Mustafa İslamoğlu = Hani bir zamanlar soydaşları Nuh onlara şöyle demişti: "Hala sorumlu davranmayacak mısınız?
Ömer Nasuhi Bilmen = (105-108) Nûh'un kavmi peygamberleri tekzîp ettiler. O vakit, kardeşleri Nûh, onlara dedi: «İttikada bulunmayacak mısınız? Şüphe yok, ben sizin için emin bir peygamberim. Allah'tan korkun ve bana itaat edin.»
Ömer Öngüt = Kardeşleri Nuh onlara: “Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” demişti.
Şaban Piriş = Kardeşleri Nuh, onlara şöyle demişti: “Hiç Allah’tan korkmuyor musunuz?
Sadık Türkmen = Hani kardeşleri Nuh onlara demişti ki: “Korunup sakınmaz mısınız?
Seyyid Kutub = Hani kardeşleri Nuh, onlara dedi ki, Siz hiç Allah'tan korkmaz mısınız?
Suat Yıldırım = Kardeşleri Nûh onlara şöyle demişti: "Hâlâ inkâr ve isyandan sakınmayacak mısınız?
Süleyman Ateş = Kardeşleri Nûh onlara: "Korunmaz mısınız?" demişti.
Tefhim-ul Kuran = Hani onlara kardeşleri Nuh: «Sakınmaz mısınız?» demişti.
Ümit Şimşek = Kardeşleri Nuh onlara 'Sakınmıyor musunuz?' demişti.
Yaşar Nuri Öztürk = Kardeşleri Nûh onlara şöyle demişti: "Siz hiç sakınmıyor musunuz?"
İskender Ali Mihr = Onların kardeşi Nuh (A.S) onlara: “Takva sahibi olmuyor musunuz?” demişti.
İlyas Yorulmaz = Nuh kardeşlerine “(Allah dan) korunmaz mısınız?”
إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
Şu’arâ / 107 -
İnnî lekum resûlun emîn(emînun).
Diyanet İşleri = “Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Şüphe yok ki ben, size emin bir peygamberim.
Abdullah Parlıyan = “Bakın, ben O'nun tarafından size gönderilmiş, güvenilir bir elçiyim.
Adem Uğur = Bilin ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
Ahmed Hulusi = "Kesinlikle sizin için güvenilir bir Rasûlüm. "
Ahmet Tekin = 'Ben size gönderilmiş emin bir Rasulüm.'
Ahmet Varol = Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.
Ali Bulaç = "Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
Ali Fikri Yavuz = Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.
Ali Ünal = “Şüphesiz ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
Bayraktar Bayraklı = (106-110) Kardeşleri Nûh onlara şöyle demişti: “Sakınmaz mısınız? Bakın ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim. Artık, Allah'a saygı duyun ve bana itaat edin. Hem bunun için sizden dünyevî bir karşılık da istemiyorum. Benim karşılığımı verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir. Onun için, Allah'a saygı duyun ve bana itaat edin!”
Bekir Sadak = (106-11) 0 Kardesleri Nuh, onlara: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misinz? Dogrusu ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim. Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Buna karsi sizden bir ucret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artik Allah'tan sakinin ve bana itaat edin» dedi.
Celal Yıldırım = Şüphe etmeyin ki ben size gönderilen güvenilir bir peygamberim.
Cemal Külünkoğlu = (107-108) “Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim. Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!”
Diyanet İşleri (eski) = (106-110) Kardeşleri Nuh, onlara: 'Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin' dedi.
Diyanet Vakfi = Bilin ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
Edip Yüksel = 'Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Haberiniz olsun ben size gönderilmiş bir Resulüm, bir eminim
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Haberiniz olsun ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Haberiniz olsun ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir Peygamberim.
Gültekin Onan = "Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir (emiyn)bir elçiyim."
Harun Yıldırım = Bilin ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
Hasan Basri Çantay = "Kesinlikle sizin için güvenilir bir Rasûlüm. "
Hayrat Neşriyat = 'Şübhesiz ki ben, sizin için (gönderilmiş) emîn bir peygamberim.'
İbni Kesir = Muhakkak ki ben, size emin bir peygamberim.
Kadri Çelik = “Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.”
Muhammed Esed = "Bakın, ben (O'nun tarafından) size (gönderilmiş) güvenilir bir elçiyim:
Mustafa İslamoğlu = Hem bakın, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim;
Ömer Nasuhi Bilmen = (105-108) Nûh'un kavmi peygamberleri tekzîp ettiler. O vakit, kardeşleri Nûh, onlara dedi: «İttikada bulunmayacak mısınız? Şüphe yok, ben sizin için emin bir peygamberim. Allah'tan korkun ve bana itaat edin.»
Ömer Öngüt = “Ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim. ”
Şaban Piriş = Ben, sizin için güvenilir bir elçiyim.
Sadık Türkmen = Şüphesiz ki ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim!
Seyyid Kutub = Ben size gönderilmiş, güvenilir bir Allah elçisiyim.
Suat Yıldırım = Bilin ki ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
Süleyman Ateş = "Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
Tefhim-ul Kuran = «Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.»
Ümit Şimşek = 'Ben size güvenilir bir elçiyim.
Yaşar Nuri Öztürk = "Ben sizin için gelmiş, güvenilir bir resulüm."
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki ben, sizin için emin bir resûlüm.
İlyas Yorulmaz = “Ben sizin için güvenilir bir elçiyim. ”
فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ
Şu’arâ / 108 -
Fettekûllâhe ve atîûni.
Diyanet İşleri = “Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Artık Allah'tan çekinin ve itâat edin bana.
Abdullah Parlıyan = Öyleyse, yolunuzu Allah'la bulmak suretiyle, benim izimden yürüyün.
Adem Uğur = Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
Ahmed Hulusi = "O hâlde Allâh'tan (kesinlikle yaptıklarınızın sonucunu yaşatacağı için) korunun ve bana itaat edin!"
Ahmet Tekin = 'Allah’a sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun, bana itaat edin, benim sünnetimi uygulayın.'
Ahmet Varol = Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin.
Ali Bulaç = "Artık Allah'tan korkup sakının ve bana itaat edin."
Ali Fikri Yavuz = Artık Allah’dan korkun ve bana itaat edin.
Ali Ünal = “O halde artık Allah’tan korkun, O’na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
Bayraktar Bayraklı = (106-110) Kardeşleri Nûh onlara şöyle demişti: “Sakınmaz mısınız? Bakın ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim. Artık, Allah'a saygı duyun ve bana itaat edin. Hem bunun için sizden dünyevî bir karşılık da istemiyorum. Benim karşılığımı verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir. Onun için, Allah'a saygı duyun ve bana itaat edin!”
Bekir Sadak = (106-11) 0 Kardesleri Nuh, onlara: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misinz? Dogrusu ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim. Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Buna karsi sizden bir ucret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artik Allah'tan sakinin ve bana itaat edin» dedi.
Celal Yıldırım = Artık Allah'tan korkup bana itaat edin.
Cemal Külünkoğlu = (107-108) “Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim. Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!”
Diyanet İşleri (eski) = (106-110) Kardeşleri Nuh, onlara: 'Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin' dedi.
Diyanet Vakfi = Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
Edip Yüksel = 'ALLAH'ı dinleyip bana uymalısınız.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Gelin Allahdan korkun, bana itaat edin
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Gelin Allah'tan korkun, bana itaat edin!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Gelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin.»
Gültekin Onan = "Artık Tanrı'dan korkup sakının ve bana itaat edin."
Harun Yıldırım = Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
Hasan Basri Çantay = «Artık Allahdan korkun ve bana itaat edin».
Hayrat Neşriyat = 'Artık, Allah’dan sakının ve bana itâat edin!'
İbni Kesir = Artık Allah'tan korkun da bana itaat edin.
Kadri Çelik = “Artık Allah'tan korkup sakının ve bana itaat edin.”
Muhammed Esed = öyleyse artık Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşıyın ve benim izimden yürüyün!"
Mustafa İslamoğlu = şu halde, Allah'a karşı sorumlu davranın ve beni izleyin!
Ömer Nasuhi Bilmen = (105-108) Nûh'un kavmi peygamberleri tekzîp ettiler. O vakit, kardeşleri Nûh, onlara dedi: «İttikada bulunmayacak mısınız? Şüphe yok, ben sizin için emin bir peygamberim. Allah'tan korkun ve bana itaat edin.»
Ömer Öngüt = “Allah'tan korkun ve bana itaat edin. ”
Şaban Piriş = Allah’tan korkun ve bana itaat edin.
Sadık Türkmen = Öyleyse Allah’tan sakının ve bana itaat edin.
Seyyid Kutub = Öyleyse Allah'tan korkunuz ve çağrıma uyunuz.
Suat Yıldırım = Öyleyse Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin!
Süleyman Ateş = "Allah'tan korkun ve bana itâ'at edin."
Tefhim-ul Kuran = «Artık Allah'tan korkup sakının ve bana itaat edin.»
Ümit Şimşek = 'Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
Yaşar Nuri Öztürk = "Artık Allah'tan sakının da bana itaat edin."
İskender Ali Mihr = Öyleyse Allah’a karşı takva sahibi olun (Allah’a ulaşmayı dileyin). Ve bana itaat edin.
İlyas Yorulmaz = “Allah dan sakının ve bana itaat edin. ”
وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى رَبِّ الْعَالَمِينَ
Şu’arâ / 109 -
Ve mâ es’elukum aleyhi min ecrin, in ecriye illâ alâ rabbil âlemîn(âlemîne).
Diyanet İşleri = “Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve ben, tebliğime karşılık bir mükâfât istemem sizden, benim mükâfâtım, ancak âlemlerin Rabbine âit.
Abdullah Parlıyan = Hem bu görevim için, sizden dünyevî bir karşılık da beklemiyorum. Benim ücretim, ancak Alemlerin Rabbine aittir.
Adem Uğur = Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.
Ahmed Hulusi = "Bunun için sizden bir karşılık istemiyorum. . . Çalışmamın karşılığını yaşatacak olan sadece Rabb-ül âlemîn'dir!"
Ahmet Tekin = 'Tebliğ görevime karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim, mükâfatım âlemlerin, bütün varlıkların Rabbine aittir.'
Ahmet Varol = Bunun için sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir.
Ali Bulaç = "Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir."
Ali Fikri Yavuz = Buna karşı, ben sizden bir mükâfat da istemiyorum. Benim mükâfatım ancak âlemlerin Rabbine aiddir.
Ali Ünal = “Ben, bu davetim karşılığında sizden bir ücret istemiyorum; benim ücretimi verecek olan ancak Âlemlerin Rabbi’dir.
Bayraktar Bayraklı = (106-110) Kardeşleri Nûh onlara şöyle demişti: “Sakınmaz mısınız? Bakın ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim. Artık, Allah'a saygı duyun ve bana itaat edin. Hem bunun için sizden dünyevî bir karşılık da istemiyorum. Benim karşılığımı verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir. Onun için, Allah'a saygı duyun ve bana itaat edin!”
Bekir Sadak = (106-11) 0 Kardesleri Nuh, onlara: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misinz? Dogrusu ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim. Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Buna karsi sizden bir ucret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artik Allah'tan sakinin ve bana itaat edin» dedi.
Celal Yıldırım = Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum ; benim hizmetimin karşılığı ancak âlemlerin Rabbına aittir.
Cemal Külünkoğlu = “Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah'a aittir.”
Diyanet İşleri (eski) = (106-110) Kardeşleri Nuh, onlara: 'Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin' dedi.
Diyanet Vakfi = Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.
Edip Yüksel = 'Buna karşılık sizden herhangi bir ücret te istemiyorum. Benim ücretim, ancak evrenlerin Rabbine aittir.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Buna karşı ben sizden bir ecir de istemiyorum, benim ecrim ancak rabbül'âlemîne aiddir
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Buna karşı ben sizden bir ücret de istemiyorum. Benim mükafatım ancak alemlerin Rabbine aittir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafaatımı verecek olan ancak, âlemlerin Rabbidir.»
Gültekin Onan = "Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin rabbine aittir."
Harun Yıldırım = Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.
Hasan Basri Çantay = «Ben buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükâfatım aalemlerin Rabbinden başkasına aaid değildir».
Hayrat Neşriyat = '(Ben) buna (tebliğ vazîfeme) karşılık sizden bir ücret istemiyorum! Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbine âiddir.'
İbni Kesir = Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak alemlerin Rabbına aittir.
Kadri Çelik = “Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; benim ücretim yalnızca âlemlerin Rabbine aittir.”
Muhammed Esed = "Hem bunun için sizden (dünyevi) bir karşılık da gözlemiyorum; hak ettiğim karşılığı (vermek) alemlerin Rabbinden başkasına düşmez.
Mustafa İslamoğlu = Ben bu (davet) karşılığında sizden hiçbir ücret talep etmiyorum. Benim ecrimi takdir etmek, sadece alemlerin Rabbine düşer.
Ömer Nasuhi Bilmen = (109-110) «Ve bunun mukabilinde sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükâfaatım, ancak alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin.»
Ömer Öngüt = “Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbine âittir. ”
Şaban Piriş = Buna karşılık sizden bir ücret de istemiyorum. Benim ücretim, ancak alemlerin Rabbine aittir.
Sadık Türkmen = Ben buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum, benim ücretim âlemlerin Rabbine aittir.
Seyyid Kutub = Ben bu çağrı hizmetime karşılık sizden herhangi bir ücret istemiyorum, benim çabamın karşılığını verecek olan alemlerin Rabb'idir.
Suat Yıldırım = Bu hizmetten ötürü sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak Rabbülâlemîn’dir.
Süleyman Ateş = "Ben sizden, buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, yalnız âlemlerin Rabbine âittir."
Tefhim-ul Kuran = «Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; benim ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir.»
Ümit Şimşek = 'Hizmetim için sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim Âlemlerin Rabbine aittir.
Yaşar Nuri Öztürk = "Ben bunun için sizden bir ücret istemiyorum. Benim ödülüm sadece âlemlerin Rabbi'ndendir.
İskender Ali Mihr = Ve ona (tebliğe) karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim sadece âlemlerin Rabbine aittir.
İlyas Yorulmaz = Elçiliğimin karşılığında sizden ücret istemiyorum. Benim ücretimi vermek alemlerin Rabbine aittir. ”
فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ
Şu’arâ / 110 -
Fettekûllâhe ve atîûni.
Diyanet İşleri = “O hâlde, Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!”
Abdulbaki Gölpınarlı = Artık Allah'tan çekinin ve itâat edin bana.
Abdullah Parlıyan = Öyleyse yolunuzu Allah'ın kitabıyla bulmak suretiyle, benim izimden yürüyün.”
Adem Uğur = Onun için, Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
Ahmed Hulusi = "O hâlde Allâh'tan (kesinlikle yaptıklarınızın sonucunu yaşatacağı için) korunun ve bana itaat edin!"
Ahmet Tekin = 'O halde, Allah’a sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun, bana itaat edin, benim sünnetimi uygulayın.'
Ahmet Varol = Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin.
Ali Bulaç = "Artık Allah'tan korkup sakının ve bana itaat edin."
Ali Fikri Yavuz = O halde, Allah’dan korkun ve bana itaat edin.”
Ali Ünal = “Artık Allah’tan korkun, O’na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
Bayraktar Bayraklı = (106-110) Kardeşleri Nûh onlara şöyle demişti: “Sakınmaz mısınız? Bakın ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim. Artık, Allah'a saygı duyun ve bana itaat edin. Hem bunun için sizden dünyevî bir karşılık da istemiyorum. Benim karşılığımı verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir. Onun için, Allah'a saygı duyun ve bana itaat edin!”
Bekir Sadak = (106-11) 0 Kardesleri Nuh, onlara: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misinz? Dogrusu ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim. Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Buna karsi sizden bir ucret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artik Allah'tan sakinin ve bana itaat edin» dedi.
Celal Yıldırım = O halde Allah'tan korkun ve bana uyun.
Cemal Külünkoğlu = “O halde, Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!”
Diyanet İşleri (eski) = (106-110) Kardeşleri Nuh, onlara: 'Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin' dedi.
Diyanet Vakfi = Onun için, Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
Edip Yüksel = 'ALLAH'ı dinleyip bana uymalısınız.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Gelin Allahdan korkun bana itaat edin
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Gelin Allah'tan korkun, bana itaat edin!»
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Gelin, artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin.»
Gültekin Onan = "Artık Tanrı'dan korkup sakının ve bana itaat edin."
Harun Yıldırım = Onun için, Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
Hasan Basri Çantay = «O halde Allahdan korkun ve bana îtâat edin».
Hayrat Neşriyat = 'Artık Allah’dan sakının ve bana itâat edin!'
İbni Kesir = O halde Allah'tan korkun da bana itaat edin.
Kadri Çelik = “Artık Allah'tan korkup sakının ve bana itaat edin.”
Muhammed Esed = Öyleyse artık Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşıyın ve benim izimden yürüyün!"
Mustafa İslamoğlu = Haydi artık Allah'a karşı sorumlu davranın ve beni izleyin!"
Ömer Nasuhi Bilmen = (109-110) «Ve bunun mukabilinde sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükâfaatım, ancak alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin.»
Ömer Öngüt = “Öyle ise Allah'tan korkun ve bana itaat edin. ”
Şaban Piriş = Allah’tan korkun ve bana itaat edin.
Sadık Türkmen = Öyleyse Allah’tan sakının ve bana itaat edin.”
Seyyid Kutub = O halde Allah'tan korkunuz ve çağrıma uyunuz.
Suat Yıldırım = Haydi öyleyse! Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin!."
Süleyman Ateş = "Öyle ise Allah'tan korkun ve bana itâ'at edin."
Tefhim-ul Kuran = «Artık Allah'tan korkup sakının ve bana itaat edin.»
Ümit Şimşek = 'Allah'tan korkun ve bana itaat edin.'
Yaşar Nuri Öztürk = "Artık Allah'tan sakının da bana itaat edin."
İskender Ali Mihr = Öyleyse Allah’a karşı takva sahibi olun (Allah’a ulaşmayı dileyin). Ve bana itaat edin.
İlyas Yorulmaz = Allah dan korunun ve bana itaat edin” demişti.
قَالُوا أَنُؤْمِنُ لَكَ وَاتَّبَعَكَ الْأَرْذَلُونَ
Şu’arâ / 111 -
Kâlû e nu’minu leke vettebeakel erzelûn(erzelûne).
Diyanet İşleri = Dediler ki: “Sana hep aşağılık kimseler uymuş iken, biz hiç sana inanır mıyız?”
Abdulbaki Gölpınarlı = Dediler ki: Sana, aşağılık kişiler uymuş, biz de mi inanalım sana?
Abdullah Parlıyan = “Toplumun en aşağı tabakasından, insanların senin ardına düştüğünü göre göre, tutup sana mı inanacağız?” dediler.
Adem Uğur = Onlar şöyle cevap verdiler: Sana düşük seviyeli kimseler tâbi olup dururken, biz sana iman eder miyiz hiç!
Ahmed Hulusi = Dediler ki: "En alt tabaka sana tâbi oluyor iken, sana iman eder miyiz hiç?"
Ahmet Tekin = 'Ayak takımı, reziller senin peşinden giderken biz sana inanıp, güvenebilir miyiz?' dediler.
Ahmet Varol = Dediler ki: 'Sana aşağılık insanlar uymuşken biz sana iman eder miyiz?'
Ali Bulaç = Dediler ki: "Sana, sıradan aşağılık insanlar uymuşken inanır mıyız?"
Ali Fikri Yavuz = Onlar dediler ki: “- Arkana hep düşük kimseler takılmışken, biz sana iman eder miyiz?”
Ali Ünal = “Şimdi, seni izleyenlerin toplumun en süflîleri olduklarını görüp dururken sana inanmamızı nasıl beklersin?” dediler.
Bayraktar Bayraklı = Kavmi, Nûh'a şöyle dedi: “Sana, düşük seviyeli kimseler tâbi olup dururken, biz sana iman eder miyiz hiç!”
Bekir Sadak = «ana mi inanacagiz? Sana en rezil kimseler uymaktadir» dediler.
Celal Yıldırım = Onlar Nuh'a dediler ki: Sana en rezil aşağılık insanlar uymuşken biz sana inanır mıyız?
Cemal Külünkoğlu = Dediler ki: “Sana hep sıradan kimseler uymuş iken, biz sana inanır mıyız hiç?”
Diyanet İşleri (eski) = 'Sana mı inanacağız? Sana en rezil kimseler uymaktadır' dediler.
Diyanet Vakfi = Onlar şöyle cevap verdiler: Sana düşük seviyeli kimseler tâbi olup dururken, biz sana iman eder miyiz hiç!
Edip Yüksel = Dediler ki, 'Seni izleyenler bayağı ve kötü kimseler iken, nasıl olur da sana inanırız?'
Elmalılı Hamdi Yazır = A, dediler: hiç biz sana inanır mıyız? Senin ardına hep o erzail düşmüş?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = A! Senin ardına hep o reziller düşmüşken, biz sana hiç inanır mıyız? dediler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Â, dediler, senin ardına hep düşük kimseler düşmüşken, biz sana hiç inanır mıyız?»
Gültekin Onan = Dediler ki: "Sana sıradan aşağılık insanlar uymuşken inanır mıyız?"
Harun Yıldırım = Onlar şöyle cevap verdiler: Sana düşük seviyeli kimseler tâbi olup dururken, biz sana iman eder miyiz hiç!
Hasan Basri Çantay = Dediler ki: «Arkana hep bayağı kimseler düşmüşken biz sana îman eder miyiz»?
Hayrat Neşriyat = (Onlar:) 'Sana en düşük kimseler (fakirler) tâbi' olmuşken, (biz) sana îmân eder miyiz?' dediler.
İbni Kesir = Sana mı inanacağız? Halbuki sana uyanlar en rezil kimselerdir, dediler.
Kadri Çelik = Dediler ki: “Sana, sıradan aşağılık insanlar uymuşken inanır mıyız?”
Muhammed Esed = "(Toplumun) en aşağı tabakasından insanların senin ardına düştüğünü göre göre tutup sana mı inanacağız?" dediler.
Mustafa İslamoğlu = Dediler ki: "Ne yani, toplumun en düşüklerinin sana tabi olduğunu bile bile sana inanalım mı?"
Ömer Nasuhi Bilmen = Dediler: «Sana imân eder miyiz? Halbuki, sana en bayağı kimseler tebaiyyet edivermişlerdir.»
Ömer Öngüt = Şöyle cevap verdiler: “Sana hep düşük bayağı kimseler tâbi olmakta iken biz sana hiç iman eder miyiz?”
Şaban Piriş = -Sana ayak takımı tabi olmuşken, biz sana inanır mıyız? dediler.
Sadık Türkmen = Dediler ki: “Biz sana inanır mıyız? Adî, rezil kişiler sana tâbi olmuşken.”
Seyyid Kutub = Soydaşları, «peşinden gelenler aramızdaki ayak takımı iken hiç biz sana inanır mıyız» dediler.
Suat Yıldırım = "A!" dediler, "Seni izleyenlerin, toplumun en aşağı tabakasından olduklarını göre göre sana inanmamızı nasıl beklersin?"
Süleyman Ateş = Dediler ki: "Sana bayağı kimseler uymuşken biz sana inanır mıyız?"
Tefhim-ul Kuran = Dediler ki: «Sana, sıradan aşağılık insanlar uymuşken inanır mıyız?»
Ümit Şimşek = Onlar, 'Sana uyanlar hep ayak takımı; biz sana inanır mıyız?' dediler.
Yaşar Nuri Öztürk = Dediler: "Biz sana inanır mıyız? Seni, o bayağı zavallılar izliyor."
İskender Ali Mihr = “Sana en basit insanlar tâbî olduğuna göre, biz (de) mi sana inanalım?” dediler.
İlyas Yorulmaz = Onlar da “Toplumun en aşağılık (rezil) insanları sana tabi olmuşken, biz sana mı inanacağız” dediler.
قَالَ وَمَا عِلْمِي بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
Şu’arâ / 112 -
Kâle ve mâ ilmî bimâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
Diyanet İşleri = Nûh, şöyle dedi: “Onların yaptıklarına dair benim ne bilgim olabilir?”
Abdulbaki Gölpınarlı = Nûh, benim onların yaptıklarına dâir bir bilgim yok dedi.
Abdullah Parlıyan = “Bana uyan garip insanların bana gelmeden önce neler yaptıklarını ben bilmem. Ben sadece görünüşlerine bakarım.
Adem Uğur = Nuh dedi ki: Onların yaptıkları hakkında bilgim yoktur.
Ahmed Hulusi = (Nuh) dedi ki: "Onların yaptıkları konusunda bilgim yok. . . "
Ahmet Tekin = Nuh: 'Onların ne yaptıklarıyla ilgili benim bir bilgim yok' dedi.
Ahmet Varol = Dedi ki: 'Onların yapmakta oldukları hakkında benim bilgim yoktur.
Ali Bulaç = Dedi ki: "Onların yapmakta oldukları hakkında benim bilgim yoktur."
Ali Fikri Yavuz = Nûh dedi ki: “- Onların yapmakta oldukları amellere dair benim bilgim yoktur (sadakatlarını bilmem, dış görünüşlerine bakıyorum).
Ali Ünal = Nuh, “(İddia ettiğiniz gibi, iman etmeden önce bir takım bayağı işlere bulaşmışlarsa, o dönemde) neyle meşguldüler, ne yapıyorlardı, bu konuda hiçbir bilgim yok!” dedi.
Bayraktar Bayraklı = (112-115) Nûh dedi ki: “Onların yaptıkları hakkında bilgim yoktur. Onların hesabı Rabbime aittir, düşünsenize! Ben iman edenleri kovacak değilim. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.”
Bekir Sadak = (112-11) 5 Nuh: «Onlarin yaptiklari hakkinda bir bilgim yoktur; hesablari Rabbime aittir, dusunsenize! Ben inananlari kovacak degilim. Ben sadece acikca uyariciyim» dedi.
Celal Yıldırım = Nûh da dedi ki:«Onların yaptıklarıyla ilgili bilgim yoktur, (onların içyüzünü bilmem).
Cemal Külünkoğlu = (112-113) (Nuh) dedi ki: “Onların yaptıkları hakkında benim bir bilgim yoktur. Onların hesabını görmek, sadece Rabbime düşer. Keşke bu gerçeğin bilincinde olsanız!”
Diyanet İşleri (eski) = (112-115) Nuh: 'Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım' dedi.
Diyanet Vakfi = Nuh dedi ki: Onların yaptıkları hakkında bilgim yoktur.
Edip Yüksel = Dedi ki, 'Onların yaptıklarından bir bilgim yok.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Benim ne ılmim olabilir? dedi: onlar ne yapıyorlarmış
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (Nuh) «Benim onların ne yaptıklarına dair ne bilgim olabilir?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Nuh dedi ki: «Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur.»
Gültekin Onan = Dedi ki: "Onların yapmakta oldukları hakkında benim bilgim yoktur."
Harun Yıldırım = Nuh dedi ki: Onların yaptıkları hakkında bilgim yoktur.
Hasan Basri Çantay = (Nuuh): «Benim onların neler yapmakda olduklarına bilgim yokdur» dedi.
Hayrat Neşriyat = (Nûh) dedi ki: 'Onların (o hakir gördüğünüz kimselerin) ne yapmakta olduklarıhakkında benim bilgim yoktur. (Ben onların zâhirdeki îmanlarına bakarım.)'
İbni Kesir = Dedi ki: Onların yapmakta oldukları şeyler hakkında bir bilgim yoktur.
Kadri Çelik = De ki: “Onların yapmakta oldukları hakkında benim bilgim yoktur.”
Muhammed Esed = (Nuh:) "Ben onların (bana gelmeden önce) neler yaptıklarını bilmem" dedi.
Mustafa İslamoğlu = (Nuh): "Onların öteden beri ne yapıp ettiklerine dair benim bir bilgim yok;
Ömer Nasuhi Bilmen = Dedi ki: «Onların ne yapar olduklarına benim ne bilgim olabilir?»
Ömer Öngüt = Nuh da dedi ki: “Onların yaptıkları hakkında bilgim yoktur. ”
Şaban Piriş = Nuh da: -Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur.
Sadık Türkmen = (Nuh) dedi ki: “Onların yapıyor olduklarının iç yüzlerini bilemem.
Seyyid Kutub = Nuh dedi ki; «Onların neler yaptıklarını ben bilemem.»
Suat Yıldırım = (112-113) Nûh: "Onların daha önce ne yaptıkları hakkında bilgim yoktur. Sizin azıcık bir şuurunuz olsaydı bilirdiniz ki onların hesabı ancak Rabbime aittir.
Süleyman Ateş = Dedi ki: "Ben onların yaptıklarını(n iç yüzünü) bilmem (ben ancak görünüşe göre hüküm veririm)."
Tefhim-ul Kuran = Dedi ki: «Onların yapmakta oldukları hakkında benim bilgim yoktur.»
Ümit Şimşek = Nuh dedi ki: 'Onların yaptıkları hakkında benim bilgim yoktur.
Yaşar Nuri Öztürk = Nûh dedi: "Onların yaptıklarına ilişkin bir ilmim yok."
İskender Ali Mihr = “Onların yapmış oldukları şey hakkında benim ilmim (bilgim) yoktur.” dedi.
İlyas Yorulmaz = Nuh “Sizin aşağıladığınız bana inananların ne yaptıkları hususunda, benim bilgim yok. ”
إِنْ حِسَابُهُمْ إِلَّا عَلَى رَبِّي لَوْ تَشْعُرُونَ
Şu’arâ / 113 -
İn hısâbuhum illâ alâ rabbî lev teş’urûn(teş’urûne).
Diyanet İşleri = “Onların hesaplarını görmek ancak Rabbime aittir. Bir anlayabilseniz!”
Abdulbaki Gölpınarlı = Onların hesâbı ancak Rabbime âittir eğer anlarsanız.
Abdullah Parlıyan = Eğer iyi düşünecek olursanız, onları yargılamak ancak, Rabbime düşer.
Adem Uğur = Onların hesabı ancak Rabbime aittir. Bir düşünseniz!
Ahmed Hulusi = "Onların yaptıklarının sonucu, Rabbimin bileceği iştir. . . Olayın şuuruna varsaydınız!"
Ahmet Tekin = 'Eğer iyi düşünecek olursanız, onların hesabı kesinlikle Rabbimin huzurunda görülecektir.'
Ahmet Varol = Onların hesapları ancak Rabbimin üzerinedir. Eğer anlıyorsanız.
Ali Bulaç = "Onların hesabı yalnızca Rabbime aittir, eğer şuurundaysanız (anlarsınız.)"
Ali Fikri Yavuz = Onların hesabı ancak Rabbime aiddir; eğer iyice düşünseydiniz bunu bilirdiniz (fakat siz cahillik yapıyor, bilmediğiniz şeyi söylüyorsunuz).
Ali Ünal = “Ama birazcık idrakiniz olsaydı bilirdiniz ki, onların hesabı ancak Rabbime aittir.
Bayraktar Bayraklı = (112-115) Nûh dedi ki: “Onların yaptıkları hakkında bilgim yoktur. Onların hesabı Rabbime aittir, düşünsenize! Ben iman edenleri kovacak değilim. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.”
Bekir Sadak = (112-11) 5 Nuh: «Onlarin yaptiklari hakkinda bir bilgim yoktur; hesablari Rabbime aittir, dusunsenize! Ben inananlari kovacak degilim. Ben sadece acikca uyariciyim» dedi.
Celal Yıldırım = Bir düşünseniz a, onların hesabını görmek ancak Rabbıma aittir.
Cemal Külünkoğlu = (112-113) (Nuh) dedi ki: “Onların yaptıkları hakkında benim bir bilgim yoktur. Onların hesabını görmek, sadece Rabbime düşer. Keşke bu gerçeğin bilincinde olsanız!”
Diyanet İşleri (eski) = (112-115) Nuh: 'Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım' dedi.
Diyanet Vakfi = Onların hesabı ancak Rabbime aittir. Bir düşünseniz!
Edip Yüksel = 'Hesapları, yalnız Rabbime aittir; keşke anlasanız.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Sizin şuurunuz olsa onların hısabı ancak rabbıma aiddir
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Sizin şuurunuz olsa onların hesabının ancak Rabbime ait olduğunu bilirdiniz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Onların hesabı ancak Rabbime aittir. Düşünsenize!»
Gültekin Onan = "Onların hesabı yalnızca rabbime aittir, eğer şuurundaysanız (anlarsınız.)"
Harun Yıldırım = Onların hesabı ancak Rabbime aittir. Bir düşünseniz!
Hasan Basri Çantay = «Onların hesabı Rabbimden başkasına aaid değildir, eğer ince düşünürseniz... »
Hayrat Neşriyat = 'Eğer anlasanız, onların hesâbı ancak Rabbime âiddir.'
İbni Kesir = Onların hesabı ancak Rabbıma aittir. Keşki düşünseniz.
Kadri Çelik = “Onların hesabı yalnızca Rabbime aittir, eğer farkındaysanız (anlarsınız).”
Muhammed Esed = "Eğer iyi düşünecek olursanız, onları yargılamak ancak Rabbime düşer!
Mustafa İslamoğlu = Onlar hakkında yargıda bulunmak bana değil, sadece Rabbime düşer: keşke bu kadarını olsun fark etseydiniz!
Ömer Nasuhi Bilmen = «Onların hesabı ancak Rabbime aittir, eğer anlayabilirseniz!»
Ömer Öngüt = “Onların hesabı ancak Rabbime âittir, düşünsenize!”
Şaban Piriş = Onların hesabı ancak Rabbime aittir. Eğer anlarsanız, dedi.
Sadık Türkmen = Onların hesabı ancak Rabbime aittir. Eğer şuur ve anlayışınız varsa!
Seyyid Kutub = Onların hesabını görmek, sadece Rabb'ime düşer. Keşke bu gerçeğin bilincinde olsanız.
Suat Yıldırım = (112-113) Nûh: "Onların daha önce ne yaptıkları hakkında bilgim yoktur. Sizin azıcık bir şuurunuz olsaydı bilirdiniz ki onların hesabı ancak Rabbime aittir.
Süleyman Ateş = "Anlayışınız olsa, onların hesabının Rabbime âit olduğunu bilirsiniz."
Tefhim-ul Kuran = «Onların hesabı yalnızca Rabbime aittir, eğer şuurundaysanız (anlarsınız.)»
Ümit Şimşek = 'Onların hesabı Rabbime aittir-eğer düşünürseniz.
Yaşar Nuri Öztürk = "Onların hesabı Rabbimden başkasına ait değildir. Bir düşünebilseniz!"
İskender Ali Mihr = Onların hesabı, sadece Rabbime aittir, keşke farkında olsanız.
İlyas Yorulmaz = Eğer bilebilseniz! Onların hesabı Rabbime aittir. ”
وَمَا أَنَا بِطَارِدِ الْمُؤْمِنِينَ
Şu’arâ / 114 -
Ve mâ ene bi târidil mu’minîn(mu’minîne).
Diyanet İşleri = “Ben inananları kovacak değilim.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve ben, inananları kovamam.
Abdullah Parlıyan = Bunun içindir ki, inandığını söyleyenleri yanımdan kovacak değilim.
Adem Uğur = Ben iman eden kimseleri kovacak değilim.
Ahmed Hulusi = "Ben iman edenleri uzaklaştırıcı değilim!"
Ahmet Tekin = 'Ben mü’minleri meclisimden kovamam.'
Ahmet Varol = Ben mü'minleri kovacak değilim.
Ali Bulaç = "Ve ben mü'min olanları kovacak değilim."
Ali Fikri Yavuz = Hem ben müminleri koğucu değilim.
Ali Ünal = “Kimse benden mü’minleri kovmamı beklemesin.
Bayraktar Bayraklı = (112-115) Nûh dedi ki: “Onların yaptıkları hakkında bilgim yoktur. Onların hesabı Rabbime aittir, düşünsenize! Ben iman edenleri kovacak değilim. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.”
Bekir Sadak = (112-11) 5 Nuh: «Onlarin yaptiklari hakkinda bir bilgim yoktur; hesablari Rabbime aittir, dusunsenize! Ben inananlari kovacak degilim. Ben sadece acikca uyariciyim» dedi.
Celal Yıldırım = Ve ben mü'minleri kovacak da değilim.
Cemal Külünkoğlu = “Ben inananları kovacak değilim.”
Diyanet İşleri (eski) = (112-115) Nuh: 'Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım' dedi.
Diyanet Vakfi = Ben iman eden kimseleri kovacak değilim.
Edip Yüksel = 'Kesinlikle hiç bir inananı kovamam.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Hem ben iyman edenleri koğmaya me'mur değilim
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Hem ben iman edenleri kovmaya me'mur değilim.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Hem ben iman edenleri kovmaya memur değilim.»
Gültekin Onan = "Ve ben inançlıları kovacak değilim."
Harun Yıldırım = Ben iman eden kimseleri kovacak değilim.
Hasan Basri Çantay = «Ve ben o mü'minleri (sizin hatırınız için) tardedici de değilim».
Hayrat Neşriyat = 'Ben mü’minleri (yanımdan) kovucu da değilim.'
İbni Kesir = Ve ben, inananları kovacak değilim.
Kadri Çelik = “Ve ben mümin olanları kovacak değilim.”
Muhammed Esed = Bunun içindir ki, inandığını söyleyenleri yanımdan kovacak değilim;
Mustafa İslamoğlu = Üstelik ben inananları yanımda kovacak değilim.
Ömer Nasuhi Bilmen = «Ve ben mü'minleri tard edici değilim.»
Ömer Öngüt = “Ve ben müminleri kovacak da değilim. ”
Şaban Piriş = Ben, müminleri kovacak değilim.
Sadık Türkmen = Ben inananları kovacak değilim!
Seyyid Kutub = Mü'minleri yanımdan kovmak bana yakışmaz.
Suat Yıldırım = (114-115) Ben iman edenleri asla kovamam. Ben sadece açıkça uyaran bir elçiyim."
Süleyman Ateş = "Ben inananları kovacak değilim."
Tefhim-ul Kuran = «Ve ben mü'min olanları kovacak değilim.»
Ümit Şimşek = 'Ben mü'minleri kovacak değilim.
Yaşar Nuri Öztürk = "Ben iman etmiş insanları kovamam."
İskender Ali Mihr = Ve ben mü’minleri tardedici (kovacak) değilim.
İlyas Yorulmaz = “Dolaysıyla inananları benim dışlamam mümkün değil. ”
إِنْ أَنَا إِلَّا نَذِيرٌ مُّبِينٌ
Şu’arâ / 115 -
İn ene illâ nezîrun mubîn(mubînun).
Diyanet İşleri = “Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ben ancak, apaçık bir korkutucuyum.
Abdullah Parlıyan = Ben sadece gerçekleri, apaçık dile getiren bir uyarıcıyım.”
Adem Uğur = Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.
Ahmed Hulusi = "Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım!"
Ahmet Tekin = 'Ben kesinlikle, sorumluluk, hesap ve cezanın varlığını açıklayan apaçık bir uyarıcıyım.'
Ahmet Varol = Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.'
Ali Bulaç = "Ben, yalnızca apaçık bir uyarıcıyım."
Ali Fikri Yavuz = Ben ancak açık bir korkutucuyum.”
Ali Ünal = “Ben, (insanların yaptıklarını araştırmaya memur veya onlardan sorumlu değilim;) ben, ancak gerçeği apaçık ortaya koymaya memur bir uyarıcıyım.”
Bayraktar Bayraklı = (112-115) Nûh dedi ki: “Onların yaptıkları hakkında bilgim yoktur. Onların hesabı Rabbime aittir, düşünsenize! Ben iman edenleri kovacak değilim. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.”
Bekir Sadak = (112-11) 5 Nuh: «Onlarin yaptiklari hakkinda bir bilgim yoktur; hesablari Rabbime aittir, dusunsenize! Ben inananlari kovacak degilim. Ben sadece acikca uyariciyim» dedi.
Celal Yıldırım = Ben ancak açık-seçik (şekilde, gelecek olan tehlikeyi haber veren ve işlenilen kötülüklere karşı elîm bir azâbın hazırlandığını duyuran) bir uyarıcıyım.
Cemal Külünkoğlu = “Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.”
Diyanet İşleri (eski) = (112-115) Nuh: 'Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım' dedi.
Diyanet Vakfi = Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.
Edip Yüksel = 'Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Ben ancak açık, bir nezirim
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.» dedi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.»
Gültekin Onan = "Ben, yalnızca apaçık bir uyarıcıyım."
Harun Yıldırım = Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.
Hasan Basri Çantay = «Ben (gelecek tehlikelerle) apaçık korkutandan başka (bir kimse) de değilim».
Hayrat Neşriyat = 'Ben sâdece apaçık bir korkutucuyum.'
İbni Kesir = Ben, ancak apaçık bir uyarıcıyım.
Kadri Çelik = “Ben, yalnızca apaçık bir uyarıp korkutucuyum.”
Muhammed Esed = 'Ben sâdece apaçık bir korkutucuyum.'
Mustafa İslamoğlu = Çünkü ben, (hakkı) tüm açıklığıyla (ortaya koyan) bir uyarıcıdan başkası değilim."
Ömer Nasuhi Bilmen = «Ben apaçık bir korkutandan başka değilim.»
Ömer Öngüt = “Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım. ”
Şaban Piriş = Ben, ancak apaçık bir uyarıcıyım.
Sadık Türkmen = Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.”
Seyyid Kutub = “Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım. ”
Suat Yıldırım = Ben, ancak apaçık bir uyarıcıyım.
Süleyman Ateş = Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.”
Tefhim-ul Kuran = «Ben, yalnızca apaçık bir uyarıcı korkutucuyum.»
Ümit Şimşek = 'Ben ancak apaçık uyarıcıyım.'
Yaşar Nuri Öztürk = "Ben sadece açık bir biçimde uyarmaktayım."
İskender Ali Mihr = Ben sadece apaçık bir nezirim (uyarıcıyım).
İlyas Yorulmaz = “Ben yalnızca açıkça uyarıcıyım” dedi.
قَالُوا لَئِن لَّمْ تَنتَهِ يَا نُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ الْمَرْجُومِينَ
Şu’arâ / 116 -
Kâlû le in lem tentehi yâ nûhule tekûnenne minel mercûmîn(mercûmîne).
Diyanet İşleri = Dediler ki: “Ey Nûh! (Bu işten) vazgeçmezsen mutlaka taşlananlardan olacaksın!”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ey Nûh dediler, bu işten vazgeçmezsen seni mutlaka taşlarız.
Abdullah Parlıyan = İnanmayanlar: “Ey Nuh!” dediler. “Eğer bu iddialarına son vermezsen, mutlaka taşlanarak öldürülenlerden olacaksın.”
Adem Uğur = Dediler ki: Ey Nuh! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bil ki, taşlanmışlardan olacaksın!
Ahmed Hulusi = Dediler ki: "Andolsun ki ey Nuh, eğer vazgeçmezsen kesinlikle taşlanarak öldürüleceksin!"
Ahmet Tekin = 'Ey Nûh, davandan vazgeçmezsen, kesinlikle taşa tutularak öldürülenlerden olacaksın.' dediler.
Ahmet Varol = Dediler ki: 'Ey Nuh! Eğer (bu işe) son vermezsen taşlananlardan olacaksın.'
Ali Bulaç = Dediler ki: "Eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten taşa tutulup kovulacaksın."
Ali Fikri Yavuz = Onlar dediler ki: “- Ey Nûh! Sen eğer dediğinden vaz geçmezsen, muhakkak taşla öldürülenlerden olacaksın.”
Ali Ünal = “Ey Nuh!” diye çıkıştılar, “eğer bu davandan vazgeçmezsen, bil ki taşa tutulup öldürüleceksin!”
Bayraktar Bayraklı = Dediler ki: “Ey Nûh! Vazgeçmezsen iyi bil ki, taşlanmışlardan olacaksın!”
Bekir Sadak = «Ey Nuh! Eger bu ise son vermezsen, suphesiz taslanacaklardan olacaksin» dediler.
Celal Yıldırım = Bunun üzerine onlar dediler ki: «Ey Nûh ! Eğer (uyarıdan) vazgeçmezsen elbette taşlanacak (bedbaht)lardan olursun.»
Cemal Külünkoğlu = (Onlar:) “Ey Nuh! Eğer bu dediklerinden vazgeçmezsen taşa tutulup öldürülenlerden olacaksın!” dediler.
Diyanet İşleri (eski) = 'Ey Nuh! Eğer bu işe son vermezsen, şüphesiz taşlanacaklardan olacaksın' dediler.
Diyanet Vakfi = Dediler ki: Ey Nuh! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bil ki, taşlanmışlardan olacaksın!
Edip Yüksel = Dediler ki, 'Bak Nuh, bu davranışına bir son vermezsen taşlananlardan olacaksın.'
Elmalılı Hamdi Yazır = And ederiz ki dediler; eğer vazgeçmezsen yâ Nuh! Mutlak ve muhakkak recm edilenlerden olacaksın
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Dediler ki: «Ey Nuh, eğer vazgeçmezsen, kesinlikle taşlanmışlardan olacaksın!»
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Dediler ki: «Ey Nuh! Eğer vazgeçmezsen, iyi bil ki, taşa tutulanlardan olacaksın!»
Gültekin Onan = Dediler ki: "Eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten taşa tutulup kovulacaksın."
Harun Yıldırım = Dediler ki: Ey Nuh! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bil ki, taşlanmışlardan olacaksın!
Hasan Basri Çantay = Dediler ki: «Ey Nuuh, sen (bu dediğinden) vaz geçmezsen muhakkak ki taşlanmışlardan olacaksın».
Hayrat Neşriyat = (Onlar:) 'Ey Nûh! Eğer (bu dediğinden) gerçekten vazgeçmezsen, mutlaka taşlana(rak öldürüle)nlerden olacaksın!' dediler.
İbni Kesir = Ey Nuh, eğer son vermezsen, sen muhakkak taşlananlardan olursun, dediler
Kadri Çelik = Dediler ki: “Eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten taşa tutulanlardan olacaksın.”
Muhammed Esed = (İnanmayanlar:) "Ey Nuh!" dediler, "Eğer (bu iddialarına) son vermezsen, mutlaka taşlanacaksın!"
Mustafa İslamoğlu = "Ey Nuh!" dediler, "Eğer buna bir son vermezsen, taşlana(rak susturula)caksın.
Ömer Nasuhi Bilmen = Dediler ki: «Ey Nûh! Eğer vazgeçmez isen elbette taşlanılmışlardan olursun.»
Ömer Öngüt = Dediler ki: “Ey Nuh! Eğer bu işten vazgeçmezsen, iyi bil ki taşa tutulanlardan olacaksın. ”
Şaban Piriş = -Eğer buna son vermezsen ey Nuh sen gerçekten taşlanacaklardan olacaksın! dediler.
Sadık Türkmen = Dediler ki: “Ey Nuh! Eğer vazgeçmezsen taşlananlardan olacaksın.”
Seyyid Kutub = Soydaşları; «Ey Nuh, eğer bu dediklerinden vazgeçmezsen taşa tutulup öldürülenlerden olacaksın» dediler.
Suat Yıldırım = Onlar: "Nûh! Bizi dinle! Eğer bu dâvadan vazgeçmezsen, mutlaka taşa tutulacaksın!" dediler.
Süleyman Ateş = Dediler: "Ey Nûh, (bu dediğinden) vazgeçmezsen mutlaka taşlananlardan olacaksın."
Tefhim-ul Kuran = Dediler ki: «Eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten taşa tutulanlardan olacaksın.»
Ümit Şimşek = 'Ey Nuh,' dediler. 'Bu işten vazgeçmezsen taşlanırsın.'
Yaşar Nuri Öztürk = Dediler: "Ey Nûh! Eğer bu işe son vermezsen, vallahi taşlananlardan olacaksın."
İskender Ali Mihr = Dediler ki: “Ey Nuh! Eğer sen, gerçekten (bizi uyarmaktan) vazgeçmezsen, sen mutlaka taşlananlardan olacaksın.”
İlyas Yorulmaz = Kavmi “Ey Nuh! Eğer vaz geçmezsen taşlananlardan olacaksın” dediler.
قَالَ رَبِّ إِنَّ قَوْمِي كَذَّبُونِ
Şu’arâ / 117 -
Kâle rabbi inne kavmî kezzebûni.
Diyanet İşleri = Nûh, şöyle dedi: “Ey Rabbim! Kavmim beni yalanladı.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Rabbim dedi, gerçekten de kavmim, yalanladı beni.
Abdullah Parlıyan = Bunun üzerine Nuh: ”Ey Rabbim!” dedi. “İşte kavmim beni yalanladı.
Adem Uğur = Nuh: Rabbim! dedi, kavmim beni yalancılıkla suçladı.
Ahmed Hulusi = (Nuh) dedi ki: "Rabbim. . . Halkım kesinkes beni yalanladı!"
Ahmet Tekin = Nuh: 'Rabbim, kavmim beni yalancılıkla suçladı.' dedi.
Ahmet Varol = (Nuh) dedi ki: 'Ey Rabbim! Kavmim beni yalanladı.
Ali Bulaç = Dedi ki: "Rabbim, şüphesiz kavmim beni yalanladı."
Ali Fikri Yavuz = Nûh şöyle dedi: “- Rabbim! Gerçekten kavmim beni tekzib etti.
Ali Ünal = (Asırlarca süren mücadelenin sonunda) Nuh, “Rabbim,” diye münacatta bulundu, “halkım beni yalanladı.
Bayraktar Bayraklı = (117-118) Nûh, “Ey Rabbim! Kavmim beni yalanladı, benimle onların arasında sen hüküm ver! Beni ve beraberimdeki inananları kurtar!” dedi.
Bekir Sadak = (117-11) 8 Nuh: «Rabbim! Milletim beni yalanladi. Benimle onlarin arasinda Sen hukum ver. Beni ve beraberimdeki inananlari kurtar» dedi.
Celal Yıldırım = Nûh : «Ey Rabbim !» dedi, «doğrusu milletim beni yalanladı.
Cemal Külünkoğlu = (117-118) (Nuh,) şöyle yakardı: “Ey Rabbim! Kavmim beni yalanladı. Artık onlarla benim aramda sen hükmet! Beni ve benimle birlikte olan inananları kurtar!”
Diyanet İşleri (eski) = (117-118) Nuh: 'Rabbim! Milletim beni yalanladı. Benimle onların arasında Sen hüküm ver. Beni ve beraberimdeki inananları kurtar' dedi.
Diyanet Vakfi = Nuh: Rabbim! dedi, kavmim beni yalancılıkla suçladı.
Edip Yüksel = Dedi ki, 'Rabbim, halkım beni yalanladı.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Yâ rab! dedi: anlaşıldı ki kavmim beni tekzib ettiler
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (Nuh): «Ey Rabbim, anlaşıldı ki, kavmim beni yalanladılar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Nuh: «Rabbim! dedi, kavmim beni yalancılıkla itham etti.»
Gültekin Onan = Dedi ki: "Rabbim, şüphesiz kavmim beni yalanladı."
Harun Yıldırım = Nuh: Rabbim! dedi, kavmim beni yalancılıkla suçladı.
Hasan Basri Çantay = (Nuuh): «Rabbim, dedi, hakıykat kavmim beni tekzîb etdi».
Hayrat Neşriyat = (Nûh ise şöyle) dedi: 'Rabbim! Şübhesiz ki kavmim beni yalanladılar.'
İbni Kesir = O da dedi ki: Rabbım, doğrusu kavmim beni yalanladı.
Kadri Çelik = De ki: “Rabbim! Şüphesiz kavmim beni yalanladı.”
Muhammed Esed = (Bunun üzerine Nuh:) "Ey Rabbim!" dedi, "İşte kavmim beni yalanladı;
Mustafa İslamoğlu = "Rabbim!" dedi, "İşte, sonunda kavmim beni yalanlamış bulunuyor;
Ömer Nasuhi Bilmen = (Nûh aleyhisselâm) Dedi ki: «Ya Rabbi! Şüphe yok ki, kavmim beni tekzîp ettiler.»
Ömer Öngüt = Dedi ki: “Ey Rabbim! Doğrusu kavmim beni yalanladı. ”
Şaban Piriş = -Rabbim, kavmim beni yalanladı, dedi.
Sadık Türkmen = (Nuh): “rabbim!” dedi. “Kavmim beni yalanladı.
Seyyid Kutub = Bunun üzerine Nuh dedi ki: «Ya Rabbi, soydaşlarım beni yalanladılar.
Suat Yıldırım = (117-118) Nûh: "Ya Rabbî, dedi, halkım beni yalancı saydı. Artık benimle onlar arasındaki hükmünü Sen ver, beni ve beraberimdeki müminleri Sen halas eyle ya Rabbî!"
Süleyman Ateş = (Nûh): "Rabbim, dedi, kavmim beni yalanladı."
Tefhim-ul Kuran = Dedi ki: «Rabbim, şüphesiz kavmim beni yalanladı.»
Ümit Şimşek = Nuh, 'Rabbim,' dedi. 'Kavmim beni yalanladı.
Yaşar Nuri Öztürk = Nûh şöyle yakardı: "Rabbim, toplumum beni yalanladı."
İskender Ali Mihr = Nuh (A.S): “Rabbim, muhakkak ki kavmim beni tekzip etti (yalanladı).” dedi.
İlyas Yorulmaz = Nuh” Rabbim! Kendi toplumum beni yalanladı. ”
فَافْتَحْ بَيْنِي وَبَيْنَهُمْ فَتْحًا وَنَجِّنِي وَمَن مَّعِي مِنَ الْمُؤْمِنِينَ
Şu’arâ / 118 -
Feftah beynî ve beynehum fethan ve neccinî ve men maiye minel mu’minîn(mu’minîne).
Diyanet İşleri = “Artık onlarla benim aramda sen hükmet. Beni ve benimle birlikte olan mü’minleri kurtar.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Sen, onlarla benim aramda hükmet ve beni de kurtar, inananlardan benimle berâber bulunanları da.
Abdullah Parlıyan = Artık benimle onlar arasını hükmederek ayır ve benimle beraber olan mü'minleri kurtar.”
Adem Uğur = Artık benimle onların arasında sen hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar.
Ahmed Hulusi = "Benimle onların arasını aç ki (lâyıklarını bulsunlar; Rasûl aralarında yaşarken azap gelmez); beni ve iman edenlerden benimle beraber olanları kurtar. "
Ahmet Tekin = 'Artık benimle onların arasında, hakkı ortaya koyanla, hakkı baskı altına alanları açığa çıkaracak kesinkes hükmünü vererek durumu açıklığa kavuştur. Beni ve beraberimdeki mü’minleri kurtar.'
Ahmet Varol = Artık benimle onların aralarında hüküm ver ve beni ve benimle beraber olan mü'minleri kurtar.'
Ali Bulaç = "Bundan böyle, benimle onların arasını açık bir hükümle ayır ve beni ve benimle birlikte olan mü'minleri kurtar."
Ali Fikri Yavuz = Artık benimle onların arasındaki hükmü sen ver ve hem beni, hem de beraberimde olan müminleri kurtar.”
Ali Ünal = “Artık benimle onlar arasındaki kesin hükmünü ver; ver de beni ve beraberimdeki mü’minleri kurtar!”
Bayraktar Bayraklı = (117-118) Nûh, “Ey Rabbim! Kavmim beni yalanladı, benimle onların arasında sen hüküm ver! Beni ve beraberimdeki inananları kurtar!” dedi.
Bekir Sadak = (117-11) 8 Nuh: «Rabbim! Milletim beni yalanladi. Benimle onlarin arasinda Sen hukum ver. Beni ve beraberimdeki inananlari kurtar» dedi.
Celal Yıldırım = Artık benimle onlar arasını (hükmederek) ayır ve benimle beraber olan mü'minleri kurtar.»
Cemal Külünkoğlu = (117-118) (Nuh,) şöyle yakardı: “Ey Rabbim! Kavmim beni yalanladı. Artık onlarla benim aramda sen hükmet! Beni ve benimle birlikte olan inananları kurtar!”
Diyanet İşleri (eski) = (117-118) Nuh: 'Rabbim! Milletim beni yalanladı. Benimle onların arasında Sen hüküm ver. Beni ve beraberimdeki inananları kurtar' dedi.
Diyanet Vakfi = Artık benimle onların arasında sen hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar.
Edip Yüksel = 'Benimle onların arasını aç; beni ve beraberimdeki inananları kurtar.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Artık benimle onların arasını nasıl ayırd edeceksen et de bana ve beraberimdeki mü'minlere necat ver
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Artık benimle onların arasını nasıl ayırt edeceksen et de, beni ve beraberimdeki müminleri kurtar!» dedi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Artık benimle onların arasında sen hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar.»
Gültekin Onan = "Bundan böyle, benimle onların arasını açık bir hükümle ayır ve beni ve benimle birlikte olan inançlıları kurtar."
Harun Yıldırım = Artık benimle onların arasında sen hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar.
Hasan Basri Çantay = «Binâen'aleyh benimle onların arasındaki hükmü Sen ver de beni ve berâberimdeki mü'minleri kurtar».
Hayrat Neşriyat = 'Artık, benimle onların arasını ayırarak aç (aramızda hüküm ver); beni ve benimle berâber bulunan mü’minleri de kurtar!'
İbni Kesir = Artık benimle onların arasında Sen, bir hüküm ver. Beni ve beraberimdeki mü'minleri kurtar.
Kadri Çelik = “Bundan böyle, benimle onların arasını açık bir hükümle ayır da beni ve benimle birlikte olan müminleri kurtar.”
Muhammed Esed = bunun için, benimle onlar arasındaki gerçeği bütün açıklığıyla ortaya koy; beni ve benimle beraber olan müminleri kurtar!"
Mustafa İslamoğlu = artık benimle onlar arasında kesin bir hüküm ver ve hem beni, hem de benimle birlikte olan mü'minleri kurtar!"
Ömer Nasuhi Bilmen = «Artık benim aram ile onların aralarını bir feth ile fethet ve benimle beraber olan mü'minleri necâta erdir.»
Ömer Öngüt = “Benimle onların arasında sen hüküm ver! Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar!”
Şaban Piriş = Artık sen benimle onların arasında nasıl ayıracaksan ayır, beni ve yanımdaki müminleri kurtar.
Sadık Türkmen = Onlarla benim aramı iyice aç! Beni ve inananlardan benimle beraber olan kimseleri kurtar.”
Seyyid Kutub = Onlar ile aramdaki meseleyi sen kesin çözüme bağla; beni ve yanımdaki mü'minleri kurtar.»
Suat Yıldırım = (117-118) Nûh: "Ya Rabbî, dedi, halkım beni yalancı saydı. Artık benimle onlar arasındaki hükmünü Sen ver, beni ve beraberimdeki müminleri Sen halas eyle ya Rabbî!"
Süleyman Ateş = "Benimle onların arasını aç (aramızda hükmet), beni ve benimle beraber bulunan mü'minleri kurtar!"
Tefhim-ul Kuran = «Bundan böyle, benimle onların arasını açık bir hükümle ayır ve beni ve benimle birlikte olan mü'minleri kurtar.»
Ümit Şimşek = 'Benimle onlar arasında hükmünü ver; beni ve beraberimdeki mü'minleri kurtar.'
Yaşar Nuri Öztürk = "Artık benimle onlar arasını iyice aç; beni ve beraberimdeki müminleri kurtar."
İskender Ali Mihr = Bu durumda benimle onların arasını öyle bir açışla aç ki (ve böylece) beni ve mü’minlerden benimle beraber olanları kurtar.
İlyas Yorulmaz = “Benimle, beni yalanlayanların arasını kesinlikle ayır. Beni ve benimle beraber inanmış olanları da kurtar” dedi.
فَأَنجَيْنَاهُ وَمَن مَّعَهُ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ
Şu’arâ / 119 -
Fe enceynâhu ve men meahu fîl fulkil meşhûn(meşhûni).
Diyanet İşleri = Derken biz onu ve beraberindekileri dolu geminin içinde (taşıyıp) kurtardık.
Abdulbaki Gölpınarlı = Derken onu da o dopdolu gemiyle kurtardık, onunla berâber bulunanları da.
Abdullah Parlıyan = Bunun üzerine biz de, O'nu ve O'nunla beraber olanları insanlar ve hayvanlarla dopdolu bir gemi içinde kurtardık.
Adem Uğur = Bunun üzerine biz onu ve beraberindekileri, o dolu geminin içinde (taşıyarak) kurtardık.
Ahmed Hulusi = Biz de Onu ve Onunla beraber olan kimselerle dolu gemiyle, onları kurtardık.
Ahmet Tekin = Biz de, onu ve beraberindekileri, istiap haddi aşılarak yüklenmiş o donanımlı gemilere alarak kurtardık.
Ahmet Varol = Böylece onu ve berberindekileri, yüklü geminin içinde kurtardık.
Ali Bulaç = Bunun üzerine, onu ve onunla birlikte olanları (insan ve hayvanlarla) yüklü gemi içinde kurtardık.
Ali Fikri Yavuz = Bunun üzerine biz, onu ve beraberindekileri, o yükle dolu geminin içinde selâmete çıkardık.
Ali Ünal = Biz de, O’nu ve beraberindekileri (üzerine mü’minler ve her hayvan türünden bir çift yüklenmiş bulunan) o dopdolu gemi içinde kurtardık.
Bayraktar Bayraklı = (119-122) Bunun üzerine onu ve beraberinde olanları dolu bir gemi içinde taşıyarak kurtardık. Sonra geride kalanları suda boğduk. Doğrusu, bunda ders vardır, ama çoğu inanmamaktadır. Rabbin, şüphesiz güçlüdür, merhamet sahibidir.
Bekir Sadak = Bunun uzerine onu ve beraberinde bulunanlari, dolu bir gemi icinde tasiyarak kurtardik.
Celal Yıldırım = Bunun üzerine biz de onu ve beraberindekileri (binenlerle ve yüklenen şeylerle) dolan gemide kurtardık.
Cemal Külünkoğlu = (119-120) Bunun üzerine biz, onu da beraberindekileri de o yüklü gemide kurtardık. Sonra da geride kalanları (yaptıkları yüzünden) suda boğduk.
Diyanet İşleri (eski) = Bunun üzerine onu ve beraberinde bulunanları, dolu bir gemi içinde taşıyarak kurtardık.
Diyanet Vakfi = Bunun üzerine biz onu ve beraberindekileri, o dolu geminin içinde (taşıyarak) kurtardık.
Edip Yüksel = Onu ve yanındakileri yüklü bir gemiyle kurtardık.
Elmalılı Hamdi Yazır = Bunun üzerine biz de onu ve beraberindekileri o dolu gemide necata çıkardık
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Bunun üzerine Biz de onu ve beraberindekileri, o dolu gemide taşıyarak kurtardık.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Bunun üzerine biz de onu ve beraberindekileri, o dolu gemide taşıyarak kurtardık.
Gültekin Onan = Bunun üzerine, onu ve onunla birlikte olanları (insan ve hayvanlarla) yüklü gemi içinde kurtardık.
Harun Yıldırım = Bunun üzerine biz onu ve beraberindekileri, o dolu geminin içinde (taşıyarak) kurtardık.
Hasan Basri Çantay = Bunun üzerine biz onu da, beraberinde olanları da o dolu (yüklü) geminin içinde selâmete erdirdik.
Hayrat Neşriyat = Bunun üzerine onu ve onunla berâber bulunanları, o dolu gemi içinde kurtardık.
İbni Kesir = Bunun üzerine Biz de, onu ve beraberindekileri, dolu bir gemi içinde kurtardık.
Kadri Çelik = Bunun üzerine onu ve onunla birlikte olanları (insan ve hayvanlarla) yüklü gemi içinde kurtardık.
Muhammed Esed = Ve bunun üzerine Biz de, onu ve onunla beraber olanları dopdolu bir gemi içinde kurtardık.
Mustafa İslamoğlu = Derken, onu ve beraberindekileri yükünü almış olan o gemiyle kurtardık;
Ömer Nasuhi Bilmen = Binaenaleyh O'nu ve O'nunla beraber dolmuş gemide bulunanları necâta erdirdik.
Ömer Öngüt = Bunun üzerine biz de onu ve beraberindekileri, dolu bir gemi içinde kurtardık.
Şaban Piriş = Bunun üzerine biz, onu ve yanındakileri o yüklü gemide kurtuluşa erdirdik.
Sadık Türkmen = Onu ve onunla birlikte bulunan kimseleri kurtardık, yük dolu gemi içinde!
Seyyid Kutub = Bunun üzerine Nuh'u ve yanındakileri dolu bir gemiye bindirerek kurtardık.
Suat Yıldırım = Hülasa Biz de onu ve yanındakileri o yükle dolu gemi içinde kurtardık.
Süleyman Ateş = Biz de onu ve onunla beraber bulunanları, dolu gemi içinde kurtardık.
Tefhim-ul Kuran = Bunun üzerine, onu ve onunla birlikte olanları (insan ve hayvanlarla) yüklü gemi içinde kurtardık.
Ümit Şimşek = Biz de onu ve dolu gemide onunla beraber olanları kurtardık.
Yaşar Nuri Öztürk = Bunun üzerine biz, onu da beraberindekileri de o yüklü gemide kurtardık.
İskender Ali Mihr = Böylece onu ve onunla beraber olanları, dolu bir gemi içinde kurtardık.
İlyas Yorulmaz = Sonra Nuh’u ve onunla beraber olanları, dolu bir geminin içinde kurtardık.
ثُمَّ أَغْرَقْنَا بَعْدُ الْبَاقِينَ
Şu’arâ / 120 -
Summe agraknâ ba’dul bâkîn(bâkîne).
Diyanet İşleri = Sonra da geride kalanları suda boğduk.
Abdulbaki Gölpınarlı = Sonra da onlardan başka geri kalanları sulara garkettik.
Abdullah Parlıyan = Sonra da, geride kalanları sulara gömüverdik.
Adem Uğur = Sonra da geri kalanları suda boğduk.
Ahmed Hulusi = Sonra, onların ardında kalanları suda boğduk!
Ahmet Tekin = Sonra da geri kalanları tufanda boğduk.
Ahmet Varol = Sonra bunun ardından geriye kalanları boğduk.
Ali Bulaç = Sonra bunun ardından geride kalanları da suda boğduk.
Ali Fikri Yavuz = Sonra da (gemiye binen Nûh’un) arkasından geride kalanları boğduk.
Ali Ünal = Sonra da arkada kalanları suda boğduk.
Bayraktar Bayraklı = (119-122) Bunun üzerine onu ve beraberinde olanları dolu bir gemi içinde taşıyarak kurtardık. Sonra geride kalanları suda boğduk. Doğrusu, bunda ders vardır, ama çoğu inanmamaktadır. Rabbin, şüphesiz güçlüdür, merhamet sahibidir.
Bekir Sadak = Sonra de geride kalanlari suda bogduk.
Celal Yıldırım = Sonra da geride kalanları (suda) boğduk.
Cemal Külünkoğlu = Sonra da arkasında kalanları suda boğduk.
Diyanet İşleri (eski) = Sonra de geride kalanları suda boğduk.
Diyanet Vakfi = Sonra da geri kalanları suda boğduk.
Edip Yüksel = Sonra bunun ardından, geride kalanları boğduk.
Elmalılı Hamdi Yazır = Sonra da arkasından kalanları garkettik
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Sonra da arkasında kalanları boğuverdik.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Sonra da arkasında kalanları suda boğduk.
Gültekin Onan = Sonra bunun ardından geride kalanları da suda boğduk.
Harun Yıldırım = Sonra da geri kalanları suda boğduk.
Hasan Basri Çantay = Sonra arkada kalanları garkettik.
Hayrat Neşriyat = Sonra (bunun) ardından geride kalanları suda boğduk.
İbni Kesir = Sonra geride kalanları suda boğduk.
Kadri Çelik = Sonra bunun ardından geride kalanları da suda boğduk.
Muhammed Esed = Bunun arkasından dışarda kalanları suda boğduk.
Mustafa İslamoğlu = ve geride kalanları boğulmaya terk ettik.
Ömer Nasuhi Bilmen = Sonra arkada kalanları garkettik.
Ömer Öngüt = Sonra da geride kalanları suda boğduk.
Şaban Piriş = Sonra geride kalanları da suda boğduk.
Sadık Türkmen = Sonra bunun ardından geride kalanları boğduk.
Seyyid Kutub = Bunun arkasından dışarda kalanları suda boğduk.
Suat Yıldırım = Arkasından geride kalanları da suda boğduk.
Süleyman Ateş = Sonra bunun ardından, geride kalanları boğduk.
Tefhim-ul Kuran = Sonra bunun ardından geride kalanları da suda boğduk.
Ümit Şimşek = Arkada kalanları da boğduk.
Yaşar Nuri Öztürk = Sonra dışta kalanları boğduk.
İskender Ali Mihr = Sonra Biz, (onların) arkasında kalanları (gemiye binmeyenleri) boğduk.
İlyas Yorulmaz = Sonra da geminin dışında kalanları da suda boğduk.
إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
Şu’arâ / 121 -
İnne fî zâlike le âyeten, ve mâ kâne ekseruhum mu’minîn(mu’minîne).
Diyanet İşleri = Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Şüphe yok ki bunda bir delil var, fakat halkın çoğu inanmaz.
Abdullah Parlıyan = Şüphesiz bu kıssada, insanlar için bir ders ve ibret vardır, onların çoğu buna inanmasa da…
Adem Uğur = Doğrusu bunda büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.
Ahmed Hulusi = Muhakkak ki bu olayda bir mucize - ders vardır. . . Ne var ki onların ekseriyeti iman edenler değillerdir!
Ahmet Tekin = Bunlarda kesinlikle, Allah’ın kudretine, ilmine, hikmet sahibi olduğuna işaretler, insanlar için ibretler vardır. Onların çoğu iman edecek değildi.
Ahmet Varol = Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu iman etmemişti.
Ali Bulaç = Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.
Ali Fikri Yavuz = Muhakkak ki (onlara yaptığımız) bu işte, (geride kalanlar için) bir ibret var, öyle iken onların çoğu mümin olmadı.
Ali Ünal = Bütün bu (olup bitenlerde) hiç kuşkusuz çok önemli bir ibret vardır. Doğrusu, o halkın çoğu mü’min değildi.
Bayraktar Bayraklı = (119-122) Bunun üzerine onu ve beraberinde olanları dolu bir gemi içinde taşıyarak kurtardık. Sonra geride kalanları suda boğduk. Doğrusu, bunda ders vardır, ama çoğu inanmamaktadır. Rabbin, şüphesiz güçlüdür, merhamet sahibidir.
Bekir Sadak = Dogrusu bunda bir ders vardir, ama cogu inanmamistir.
Celal Yıldırım = Şüphesiz ki bunda öğüt ve ibret vardır. (Ne yazık ki) onların çoğu imân etmediler.
Cemal Külünkoğlu = Şüphesiz bunda (alınacak büyük) bir ders vardır. (Buna rağmen) yine de onların çoğu iman etmediler.
Diyanet İşleri (eski) = Doğrusu bunda bir ders vardır, ama çoğu inanmamıştır.
Diyanet Vakfi = Doğrusu bunda büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.
Edip Yüksel = Bunda bir ders var; ancak çoğunluk inanmaz.
Elmalılı Hamdi Yazır = Şübhesiz bunda mutlak bir âyet var öyle iken ekserîsi mü'min olmadı
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Şüphesiz bunda mutlak bir ibret vardır; öyle iken çoğu iman etmedi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Şüphesiz bunda mutlak bir âyet (alınacak ders) vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir.
Gültekin Onan = Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu inançlı olmamıştır.
Harun Yıldırım = Doğrusu bunda büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.
Hasan Basri Çantay = Şübhe yok ki bunda mutlak bir ibret vardır. (Fakat) onların çoğu îman ediciler değildir.
Hayrat Neşriyat = Muhakkak ki bunda, elbette bir ibret vardır. Fakat onların çoğu îmân etmiş kimseler değildir.
İbni Kesir = Muhakkak ki bunda, bir ayet vardır. Ama onların çoğu mü'minler olmadı.
Kadri Çelik = Hiç şüphesiz bunda bir ayet vardır; ama onların çoğu iman etmiş değillerdir.
Muhammed Esed = Şüphesiz bu (kıssada insanlar için) bir ders vardır, onların çoğu (buna) inanmasa da.
Mustafa İslamoğlu = Elbet bu (Nuh kıssası)nda da alınacak bir ders mutlaka vardır; fakat insanların çoğu yine de inanmayacaklardır.
Ömer Nasuhi Bilmen = Şüphe yok ki, bunda elbette bir ibret vardır. Halbuki, onların ekserîsi imân etmiş olmadılar.
Ömer Öngüt = Şüphesiz ki bunda âyet (kudretimize bir nişane) vardır. Yine de onların çoğu iman etmezler.
Şaban Piriş = İşte bunda da bir ibret vardır. Fakat, onların çoğu yine de inanacak değillerdir.
Sadık Türkmen = Şüphesiz bunda bir ayet/ibret vardır. Onların birçoğu yine de inanmıyorlar.
Seyyid Kutub = Kuşku yok ki, bu olaydan alınacak dersler vardır. Onların çoğunluğu inanmamış kimselerdi.
Suat Yıldırım = Elbette bunda alınacak ibret var, fakat onların ekserisi ders alıp da iman etmezler.
Süleyman Ateş = Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar.
Tefhim-ul Kuran = Hiç şüphe yok, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.
Ümit Şimşek = İşte bunda bir âyet vardır. Fakat onların çoğu yine iman etmez.
Yaşar Nuri Öztürk = Bunda elbette bir ibret var. Ama onların çoğu müminler değildi
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki bunda mutlaka bir âyet (ibret) vardır. Ve onların çoğu mü’min olmadılar (Allah’a ulaşmayı dilemediler).
İlyas Yorulmaz = Bu olayda ibret alınacak dersler var, ancak insanların çoğu inanmıyorlar.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
Şu’arâ / 122 -
Ve inne rabbeke le huvel azîzur rahîm(rahîmu).
Diyanet İşleri = Şüphesiz senin Rabbin mutlak güç sahibi olandır, çok merhametli olandır.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve şüphe yok ki Rabbin, elbette üstündür, rahîmdir.
Abdullah Parlıyan = Muhakkak ki, senin Rabbin güçlülerin en güçlüsü ve çok acıyıp, esirgeyendir.
Adem Uğur = Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Ahmed Hulusi = Kesinlikle Rabbindir "HÛ"; El Aziyz'dir, Er Rahıym'dir.
Ahmet Tekin = Senin Rabbin, işte O, kudretli, hükümran, engin merhamet sahibidir.
Ahmet Varol = Şüphesiz senin Rabbin güçlü ve rahmet sahibi olandır.
Ali Bulaç = Ve şüphesiz senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
Ali Fikri Yavuz = Şüphesiz ki, senin O Rabbin Azîz’dir= kâfirleri kahreder, Rahîm’dir= müminlere çok merhametlidir.
Ali Ünal = Şüphesiz ki senin Rabbin, O’dur Azîz, O’dur Rahîm.
Bayraktar Bayraklı = (119-122) Bunun üzerine onu ve beraberinde olanları dolu bir gemi içinde taşıyarak kurtardık. Sonra geride kalanları suda boğduk. Doğrusu, bunda ders vardır, ama çoğu inanmamaktadır. Rabbin, şüphesiz güçlüdür, merhamet sahibidir.
Bekir Sadak = Rabbin suphesiz gucludur, merhametlidir. *
Celal Yıldırım = Senin Rabbın şüphesiz ki yegâne üstündür, çok merhametlidir.
Cemal Külünkoğlu = Ve yine kuşku yok ki, senin Rabbin üstün iradeli ve merhametlidir.
Diyanet İşleri (eski) = Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.
Diyanet Vakfi = Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Edip Yüksel = Kuşkusuz senin Rabbin Üstündür, Rahimdir.
Elmalılı Hamdi Yazır = ve şübhesiz ki rabbın, o öyle azîz, öyle rahîm
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ve şüphesiz ki Rabbin, çok güçlü, çok merhametlidir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Gültekin Onan = Ve şüphesiz senin rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
Harun Yıldırım = Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Hasan Basri Çantay = Şübhesiz ki senin Rabbin, elbette O, mutlak gaalibdir, çok esirgeyicidir.
Hayrat Neşriyat = Şübhesiz ki, Azîz (kudreti dâimâ üstün gelen), Rahîm (çok merhamet eden)elbette ancak Rabbindir.
İbni Kesir = Ve muhakkak ki Rabbın, elbette o; Aziz'dir, Rahim'dir.
Kadri Çelik = Ve hiç şüphesiz senin Rabbin üstün güç sahibidir, esirgeyendir.
Muhammed Esed = Ve şüphesiz senin Rabbin çok acıyıp esirgeyen O yüceler yücesidir!
Mustafa İslamoğlu = Ne ki senin Rabbin sınırsız rahmet sahibi olan O yüceler yücesidir.
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve muhakkak ki Rabbin, elbette O, azîzdir, rahîmdir.
Ömer Öngüt = Rabbin şüphesiz ki Azîz'dir, engin merhamet sahibidir.
Şaban Piriş = Şüphesiz Rabbin, güçlü olan, merhametli olan O’dur.
Sadık Türkmen = Şüphesiz o Rabbin; üstün olandır, merhamet edendir.
Seyyid Kutub = Ve yine kuşku yok ki, senin Rabb'in üstün iradeli ve merhametlidir.
Suat Yıldırım = Ama Senin Rabbin aziz ve rahîmdir (mutlak galiptir, geniş merhamet sahibidir).
Süleyman Ateş = Şüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur.
Tefhim-ul Kuran = Ve hiç şüphe yok senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
Ümit Şimşek = Rabbin ise hem Azizdir, hem Rahîm.
Yaşar Nuri Öztürk = Kuşkusuz, senin Rabbindir o mutlak Azîz, mutlak Rahîm.
İskender Ali Mihr = Ve muhakkak ki senin Rabbin, elbette O, Azîz’dir (yüce), Rahîm’dir (Rahîm esmasıyla tecelli eden).
İlyas Yorulmaz = Senin Rabbin elbetteki çok güçlü ve merhamet sahibidir.
كَذَّبَتْ عَادٌ الْمُرْسَلِينَ
Şu’arâ / 123 -
Kezzebet âdunil murselîn(murselîne).
Diyanet İşleri = Âd kavmi de peygamberleri yalanladı.
Abdulbaki Gölpınarlı = Âd kavmi de peygamberleri yalanladı.
Abdullah Parlıyan = Âd kavmi de, kendilerine gönderilen elçileri yalanladı.
Adem Uğur = Âd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla suçladı.
Ahmed Hulusi = Ad (Hud a. s. ın halkı) da Rasûlleri yalanladı.
Ahmet Tekin = Âd kavmi de özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere görevlendirilen Hûd’u yalanlayarak bütün peygamberleri inkâr etti.
Ahmet Varol = Ad (kavmi) de peygamberleri yalanladı.
Ali Bulaç = Ad (kavmi) de gönderilen (elçi)leri yalanladı.
Ali Fikri Yavuz = Âd kavmi de gönderilen peygamberleri tekzib etti.
Ali Ünal = Âd da (Hûd’u yalanladı ve O’nu yalanlamakla bütün) rasûlleri yalanlamış oldu.
Bayraktar Bayraklı = Âd kavmi de, kendilerine gönderilen elçileri yalanladı.
Bekir Sadak = Ad milleti de peygamberleri yalanladi.
Celal Yıldırım = Âd (kavmi) de gönderilen peygamberleri yalanladı.
Cemal Külünkoğlu = Ad kavmi de peygamberleri yalanladı.
Diyanet İşleri (eski) = Ad milleti de peygamberleri yalanladı.
Diyanet Vakfi = Âd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla suçladı.
Edip Yüksel = Ad (halkı) da elçileri yalanladı.
Elmalılı Hamdi Yazır = Âd, gönderilen Resulleri tekzib etti
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ad (kavmi de) gönderilen peygamberleri yalanladı.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Âd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti.
Gültekin Onan = Ad (kavmi) de gönderilen (elçi)leri yalanladı.
Harun Yıldırım = Âd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla suçladı.
Hasan Basri Çantay = Aad (kavmi de kendilerine) gönderilen (peygamber) leri tekzîbetdi.
Hayrat Neşriyat = Âd (kavmi) de peygamberleri yalanladı.
İbni Kesir = Ad da peygamberleri yalanladı.
Kadri Çelik = Ad (kavmi) de gönderilenleri yalanladı.
Muhammed Esed = (Ve) Ad toplumu (da) gönderilen elçilerden (birini) yalanladı.
Mustafa İslamoğlu = Ad kavmi (de) elçilerini yalanladı.
Ömer Nasuhi Bilmen = Âd (kavmi de) gönderilen resûlleri tekzîp ediverdi.
Ömer Öngüt = Âd kavmi de gönderilen peygamberleri yalanladı.
Şaban Piriş = Ad Kavmi de peygamberleri yalanlamıştı.
Sadık Türkmen = Âd kavmi de gönderilen elçileri yalanladı.
Seyyid Kutub = Adoğulları da peygamberlerini yalanladılar.
Suat Yıldırım = Âd halkı da resulleri yalancı saydı.
Süleyman Ateş = 'Âd (kavmi) de, gönderilen elçileri yalanladı.
Tefhim-ul Kuran = Âd (kavmi) de gönderilen (peygamber)leri yalanladı.
Ümit Şimşek = Âd kavmi de peygamberlerini yalanladı.
Yaşar Nuri Öztürk = Âd da peygamberleri yalanladı.
İskender Ali Mihr = Ad kavmi, mürselini (gönderilen resûlleri) tekzip etti (yalanladı).
İlyas Yorulmaz = Ad toplumu da elçileri yalanlamıştı.
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ هُودٌ أَلَا تَتَّقُونَ
Şu’arâ / 124 -
İz kâle lehum ahûhum hûdun e lâ tettekûn(tettekûne).
Diyanet İşleri = Hani kardeşleri Hûd, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”
Abdulbaki Gölpınarlı = Hani , kardeşleri Hûd, onlara demişti ki: Hâlâ mı çekinmezsiniz?
Abdullah Parlıyan = Hani kardeşleri Hûd onlara: “Artık yolunuzu Allah'ın kitabıyla bulmayacak mısınız?” demişti.
Adem Uğur = Kardeşleri Hûd onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
Ahmed Hulusi = Hani kardeşleri Hud onlara dedi ki: "Korkup sakınmaz mısınız (korunun; takva elde edin!)?"
Ahmet Tekin = Hani kardeşleri Hûd onlara:'Hâlâ, Allah’a sığınıp, emirlerine yapışmayacak, günahlardan arınıp, azaptan korunmayacak, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarınıza ve özgürlüklerinize sahip çıkarak şahsiyetli davranmayacak, dinî ve sosyal görevlerinizin bilincinde olmayacak mısınız?' demişti.
Ahmet Varol = Hani kardeşleri Hud onlara demişti ki: 'Siz sakınmıyor musunuz?
Ali Bulaç = Hani onlara kardeşleri Hud: "Sakınmaz mısınız?" demişti.
Ali Fikri Yavuz = O vakit, kardeşleri Hûd peygamber onlara şöyle demişti: “- Siz Allah’dan korkmaz mısınız?
Ali Ünal = Kardeşleri Hûd onlara şu tebliğde bulunmuştu: “Allah’a gönülden saygı duymalı ve O’na isyandan, dolayısıyla O’nun azabından sakınmalı değil misiniz?
Bayraktar Bayraklı = Kardeşleri Hûd, onlara şöyle dedi: “Allah'ın emirlerine karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”
Bekir Sadak = (124-13) 5 Kardesleri Hud, onlara: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misiniz? Dogrusu ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim; Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Buna karsi sizden bir ucret istemiyorum; benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir. Siz her yuksek yere koca bir bina kurup, bos seyle mi ugrasirsiniz? Temelli kalacaginizi umarak saglam yapilar mi edinirsiniz? Yakaladiginizi zorbaca mi yakalarsiniz? Artik Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Bildiginiz seyleri size verenden sakinin; davarlari, ogullari, bahceleri ve akarsulari size O vermistir. Dogrusu hakkinizda buyuk gunun azabindan korkuyorum» dedi.
Celal Yıldırım = Hani kardeşlen Hûd onlara dedi ki: «(Allah'tan) korkup (putlara tapmaktan, kötülük işlemekten) sakınmaz mısınız ?
Cemal Külünkoğlu = Hani kardeşleri Hûd, onlara şöyle demişti: “Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?
Diyanet İşleri (eski) = (124-135) Kardeşleri Hud, onlara: 'Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum' dedi.
Diyanet Vakfi = Kardeşleri Hûd onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
Edip Yüksel = Kardeşleri Hud onlara demişti ki, 'Erdemli davranmaz mısınız?'
Elmalılı Hamdi Yazır = O vakıt ki kardeşleri Hûd onlara demişti: siz Allahdan korkmaz mısınız?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Kardeşleri Hud o zaman onlara şöyle demişti: «Siz Allah'tan korkmaz mısınız?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Hani kardeşleri Hûd onlara şöyle demişti: «Siz Allah'tan korkmaz mısınız?»
Gültekin Onan = Hani onlara kardeşleri Hud: "Sakınmaz mısınız?" demişti.
Harun Yıldırım = Kardeşleri Hûd onlara şöyle demişti: sakınmaz mısınız?
Hasan Basri Çantay = Hani biraderleri Hûd onlara: «(Allahdan) korkmaz mısınız?» demişdi,
Hayrat Neşriyat = O vakit kardeşleri Hûd onlara şöyle demişti: '(Allah’a karşı gelmekten)sakınmıyor musunuz?'
İbni Kesir = Hani onlara kardeşleri Hud demişti ki: Siz, sakınmaz mısınız?
Kadri Çelik = Hani onlara kardeşleri Hûd, “Sakınmaz mısınız?” demişti.
Muhammed Esed = Hani, kardeşleri Hud onlara: "Artık, Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşımayacak mısınız?" demişti.
Mustafa İslamoğlu = Hani bir zamanlar onlara da soydaşları Hud şöyle demişti: "Hala sorumlu davranmayacak mısınız?"
Ömer Nasuhi Bilmen = O vakit ki, onlara kardeşleri Hûd dedi ki: «Korkmaz mısınız?»
Ömer Öngüt = Hani kardeşleri Hud onlara şöyle demişti: “Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”
Şaban Piriş = Kardeşleri Hûd onlara: -Hiç Allah’tan korkmuyor musunuz? demişti.
Sadık Türkmen = Hani kardeşleri Hud onlara demişti: “Korunup sakınmaz mısınız?
Seyyid Kutub = Hani kardeşleri Hud, onlara dedi ki, «Siz hiç Allah'tan korkmaz mısınız?»
Suat Yıldırım = (124-127) Kardeşleri Hûd onlara şöyle dedi: "Hâlâ inkâr ve isyandan sakınmayacak mısınız? Bilin ki ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Öyleyse Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin! Bu hizmetten ötürü sizden hiç bir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan ancak Rabbülâlemin’dir.
Süleyman Ateş = Kardeşleri Hûd onlara: "Korunmaz mısınız?" demişti.
Tefhim-ul Kuran = Hani onlara kardeşleri Hûd: «Sakınmaz mısınız?» demişti.
Ümit Şimşek = Kardeşleri Hud onlara 'Sakınmıyor musunuz?' demişti.
Yaşar Nuri Öztürk = Kardeşleri Hûd onlara: "Siz hiç sakınmıyor musunuz?" demişti.
İskender Ali Mihr = Onların kardeşi Hud (A.S) onlara: “Siz takva sahibi olmayacak mısınız (Allah’a ulaşmayı dilemeyecek misiniz)?” demişti.
İlyas Yorulmaz = Kardeşleri Hud kavmine “Korunmaz mısınız?”
إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
Şu’arâ / 125 -
İnnî lekum resûlun emîn(emînun).
Diyanet İşleri = “Şüphesiz ben, size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Şüphe yok ki ben, size emin bir peygamberim.
Abdullah Parlıyan = “Bakın ben size, Allah'ın gönderdiği güvenilir bir elçiyim.
Adem Uğur = Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
Ahmed Hulusi = "Şüphesiz ki ben sizin için güvenilir bir Rasûlüm. "
Ahmet Tekin = 'Ben size gönderilen emin bir Rasulüm.'
Ahmet Varol = Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.
Ali Bulaç = "Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
Ali Fikri Yavuz = Gerçekten ben, size gönderilen güvenilir bir peygamberim.
Ali Ünal = “Şüphesiz ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
Bayraktar Bayraklı = “Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.”
Bekir Sadak = (124-13) 5 Kardesleri Hud, onlara: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misiniz? Dogrusu ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim; Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Buna karsi sizden bir ucret istemiyorum; benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir. Siz her yuksek yere koca bir bina kurup, bos seyle mi ugrasirsiniz? Temelli kalacaginizi umarak saglam yapilar mi edinirsiniz? Yakaladiginizi zorbaca mi yakalarsiniz? Artik Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Bildiginiz seyleri size verenden sakinin; davarlari, ogullari, bahceleri ve akarsulari size O vermistir. Dogrusu hakkinizda buyuk gunun azabindan korkuyorum» dedi.
Celal Yıldırım = Şüpheniz olmasın ki ben, sîze gönderilen güvenilir bir peygamberim.
Cemal Külünkoğlu = (125-126) Şüphesiz ben, size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim. Öyle ise Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
Diyanet İşleri (eski) = (124-135) Kardeşleri Hud, onlara: 'Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum' dedi.
Diyanet Vakfi = Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
Edip Yüksel = 'Ben, size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Haberiniz olsun ki ben size gönderilmiş bir Resulüm, emînim
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Haberiniz olsun ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Haberiniz olsun ki ben, size gönderilmiş, güvenilir bir Peygamberim.»
Gültekin Onan = "Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir (emiyn) bir elçiyim."
Harun Yıldırım = Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
Hasan Basri Çantay = «Şübhesiz, ben size (gönderilmiş) emîn bir peygamberim».
Hayrat Neşriyat = 'Muhakkak ki ben, sizin için (gönderilmiş) emîn bir peygamberim.'
İbni Kesir = Muhakkak ki ben, size emin bir peygamberim.
Kadri Çelik = “Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.”
Muhammed Esed = "Bakın, ben size (Allah'ın gönderdiği) güvenilir bir elçiyim;
Mustafa İslamoğlu = Hem bakın, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
Ömer Nasuhi Bilmen = «Şüphe yok ki, ben sizin için bir emin Resûlüm.»
Ömer Öngüt = “Ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim. ”
Şaban Piriş = Ben sizin için güvenilir bir peygamberim.
Sadık Türkmen = Şüphesiz ki ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
Seyyid Kutub = Ben size gönderilmiş, güvenilir bir Allah elçisiyim.
Suat Yıldırım = (124-127) Kardeşleri Hûd onlara şöyle dedi: "Hâlâ inkâr ve isyandan sakınmayacak mısınız? Bilin ki ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Öyleyse Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin! Bu hizmetten ötürü sizden hiç bir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan ancak Rabbülâlemin’dir.
Süleyman Ateş = "Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
Tefhim-ul Kuran = «Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.»
Ümit Şimşek = 'Ben size güvenilir bir elçiyim.
Yaşar Nuri Öztürk = "Ben sizin için, güvenilir bir resulüm."
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki ben, sizin için emin bir resûlüm.
İlyas Yorulmaz = “Ben sizin için güvenilir bir elçiyim. ”
فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ
Şu’arâ / 126 -
Fettekullâhe ve atîûni.
Diyanet İşleri = “Öyle ise Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Artık Allah'tan çekinin ve itâat edin bana.
Abdullah Parlıyan = Öyleyse, artık yolunuzu Allah'ın kitabıyla bulmaya çalışarak, bana itaat edin.
Adem Uğur = Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
Ahmed Hulusi = "O hâlde Allâh'tan (kesinlikle yaptıklarınızın sonucunu yaşatacağı için) korunun ve bana itaat edin. "
Ahmet Tekin = 'Allah’a sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun ve bana itaat edin, benim sünnetimi uygulayın.'
Ahmet Varol = Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin.
Ali Bulaç = "Artık Allah'tan korkup sakının ve bana itaat edin."
Ali Fikri Yavuz = Artık Allah’dan korkun ve bana itaat edin.
Ali Ünal = “O halde artık Allah’tan korkun, O’na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
Bayraktar Bayraklı = “Allah'tan sakının ve bana itaat edin!”
Bekir Sadak = (124-13) 5 Kardesleri Hud, onlara: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misiniz? Dogrusu ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim; Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Buna karsi sizden bir ucret istemiyorum; benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir. Siz her yuksek yere koca bir bina kurup, bos seyle mi ugrasirsiniz? Temelli kalacaginizi umarak saglam yapilar mi edinirsiniz? Yakaladiginizi zorbaca mi yakalarsiniz? Artik Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Bildiginiz seyleri size verenden sakinin; davarlari, ogullari, bahceleri ve akarsulari size O vermistir. Dogrusu hakkinizda buyuk gunun azabindan korkuyorum» dedi.
Celal Yıldırım = Artık Allah'tan korkup bana uyunuz.
Cemal Külünkoğlu = (125-126) Şüphesiz ben, size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim. Öyle ise Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
Diyanet İşleri (eski) = (124-135) Kardeşleri Hud, onlara: 'Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum' dedi.
Diyanet Vakfi = Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
Edip Yüksel = 'ALLAH'ı dinleyip bana uyun.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Gelin Allahdan korkun ve bana itaat edin
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Gelin Allah'tan korkun ve bana itaat edin!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Gelin artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin.»
Gültekin Onan = "Artık Tanrı'dan korkup sakının ve bana itaat edin."
Harun Yıldırım = Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
Hasan Basri Çantay = «Artık Allahdan korkun ve bana itaat edin».
Hayrat Neşriyat = 'Artık, Allah’dan sakının ve bana itâat edin!'
İbni Kesir = Artık Allah'tan korkun da bana itaat edin.
Kadri Çelik = “Artık Allah'tan korkup sakının ve bana itaat edin.”
Muhammed Esed = öyleyse, artık Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşıyın ve bana itaat edin!
Mustafa İslamoğlu = Şu halde, Allah'a karşı sorumlu davranın ve beni izleyin!
Ömer Nasuhi Bilmen = «Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin.»
Ömer Öngüt = “Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin. ”
Şaban Piriş = Allah’tan korkun ve bana itaat edin.
Sadık Türkmen = Allah’tan sakının ve bana itaat edin!
Seyyid Kutub = Öyleyse Allah'tan korkunuz da, çağrıma uyunuz.
Suat Yıldırım = (124-127) Kardeşleri Hûd onlara şöyle dedi: "Hâlâ inkâr ve isyandan sakınmayacak mısınız? Bilin ki ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Öyleyse Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin! Bu hizmetten ötürü sizden hiç bir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan ancak Rabbülâlemin’dir.
Süleyman Ateş = "Allah'tan korkun ve bana itâ'at edin."
Tefhim-ul Kuran = «Artık Allah'tan korkup sakının ve bana itaat edin.»
Ümit Şimşek = 'Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
Yaşar Nuri Öztürk = "Artık Allah'tan sakının da bana itaat edin."
İskender Ali Mihr = Öyleyse Allah’a karşı takva sahibi olun (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve bana itaat edin (bana tâbî olun).
İlyas Yorulmaz = “Allah dan korunun ve bana itaat edin. ”
وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى رَبِّ الْعَالَمِينَ
Şu’arâ / 127 -
Ve mâ es’elukum aleyhi min ecrin, in ecriye illâ alâ rabbil âlemîn(âlemîne).
Diyanet İşleri = “Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve ben, tebliğime karşılık bir mükâfât istemem sizden, benim mükâfâtım, ancak âlemlerin Rabbine âit.
Abdullah Parlıyan = Hem ben, sizden bunun için bir karşılık da beklemiyorum. Benim ücretimi alemlerin Rabbi olan Allah verecektir.
Adem Uğur = Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.
Ahmed Hulusi = "Bunun üzerine sizden bir karşılık istemiyorum. . . Çalışmamın karşılığı sadece Rabb-ül âlemîn'e aittir. "
Ahmet Tekin = 'Tebliğ görevime karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, mükâfatım, ancak âlemlerin, bütün varlıkların Rabbine aittir.'
Ahmet Varol = Bunun için sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir.
Ali Bulaç = "Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir."
Ali Fikri Yavuz = Buna karşı sizden bir ücret de istemiyorum; benim mükâfatım ancak âlemlerin Rabbine aiddir.
Ali Ünal = “Ben, bu davetim karşılığında sizden bir ücret istemiyorum; benim ücretimi verecek olan ancak Âlemlerin Rabbi’dir.
Bayraktar Bayraklı = “Ben bundan dolayı sizden hiçbir karşılık istemiyorum. Benim karşılığımı ancak âlemlerin Rabbi verecektir.”
Bekir Sadak = (124-13) 5 Kardesleri Hud, onlara: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misiniz? Dogrusu ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim; Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Buna karsi sizden bir ucret istemiyorum; benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir. Siz her yuksek yere koca bir bina kurup, bos seyle mi ugrasirsiniz? Temelli kalacaginizi umarak saglam yapilar mi edinirsiniz? Yakaladiginizi zorbaca mi yakalarsiniz? Artik Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Bildiginiz seyleri size verenden sakinin; davarlari, ogullari, bahceleri ve akarsulari size O vermistir. Dogrusu hakkinizda buyuk gunun azabindan korkuyorum» dedi.
Celal Yıldırım = Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum ; benim (hizmetimin) karşılığı ancak âlemlerin Rabbına aittir.
Cemal Külünkoğlu = Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah'a aittir.”
Diyanet İşleri (eski) = (124-135) Kardeşleri Hud, onlara: 'Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum' dedi.
Diyanet Vakfi = Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.
Edip Yüksel = 'Buna karşılık sizden herhangi bir ücret te istemiyorum. Benim ücretim, ancak evrenlerin Rabbine aittir.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Buna karşı ben sizden bir ecir de istemiyorum. benim ecrim ancak rabbül'âlemîne aiddir
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Buna karşı ben sizden bir ücret de istemiyorum. Benim mükafatım ancak alemlerin Rabbine aittir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir.»
Gültekin Onan = "Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin rabbine aittir."
Harun Yıldırım = Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.
Hasan Basri Çantay = «Sizden buna karşı hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükâfatım aalemlerin Rabbinden başkasına aaid değildir».
Hayrat Neşriyat = 'Buna karşılık sizden bir ücret de istemiyorum! Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbine âiddir.'
İbni Kesir = Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak alemlerin Rabbına aittir.
Kadri Çelik = “Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; benim ücretim yalnızca âlemlerin Rabbine aittir.”
Muhammed Esed = Hem, ben sizden bunun için (dünyevi) bir karşılık da beklemiyorum; benim hak ettiğim karşılığı vermek alemlerin Rabbinden başkasına düşmez.
Mustafa İslamoğlu = Ben bu (davet) karşılığında sizden hiçbir ücret talep etmiyorum, benim ecrimi takdir etmek sadece alemlerin Rabbine düşer."
Ömer Nasuhi Bilmen = «Ve buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim mükâfaatım ise ancak âlemlerin Rabbine aittir.»
Ömer Öngüt = “Sizden buna karşılık hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükâfatım âlemlerin Rabbine âittir. ”
Şaban Piriş = Buna karşılık sizden bir ücret de istemiyorum. Benim ücretim ancak Alemlerin Rabbine aittir.
Sadık Türkmen = Ben buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim âlemlerin Rabbine aittir.
Seyyid Kutub = Ben bu çağrı hizmetime karşılık sizden herhangi bir ücret istemiyorum, benim çabamın karşılığını verecek olan alemlerin Rabb'idir.
Suat Yıldırım = (124-127) Kardeşleri Hûd onlara şöyle dedi: "Hâlâ inkâr ve isyandan sakınmayacak mısınız? Bilin ki ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Öyleyse Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin! Bu hizmetten ötürü sizden hiç bir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan ancak Rabbülâlemin’dir.
Süleyman Ateş = "Ben sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız âlemlerin Rabbine âittir."
Tefhim-ul Kuran = «Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; benim ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir.»
Ümit Şimşek = 'Hizmetim için sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim Âlemlerin Rabbine aittir.
Yaşar Nuri Öztürk = "Ben sizden bu iş için bir ücret istemiyorum. Benim ödülüm âlemlerin Rabbi'ndendir."
İskender Ali Mihr = Ve ona (tebliğime) karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim sadece âlemlerin Rabbine aittir.
İlyas Yorulmaz = “Bu uyarımdan dolayı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim alemlerin Rabbi Allah’a aittir. ”
أَتَبْنُونَ بِكُلِّ رِيعٍ آيَةً تَعْبَثُونَ
Şu’arâ / 128 -
E tebnûne bi kulli rîın âyeten ta’besûn(ta’besûne).
Diyanet İşleri = “Siz her yüksek yere bir alamet bina yapıp boş şeylerle eğleniyor musunuz?”
Abdulbaki Gölpınarlı = Siz, her yüksek tepede, ihtiyâcınız olmayan bir yapı kurarak eğlenip durur musunuz?
Abdullah Parlıyan = Siz her yüksek tepelerde, ihtiyacınız olmayan yapılar kurarak eğlenir durur musunuz veya her bir yol üzerine, gelip geçenleri yanıltmak için, bir işaret yapıp, boş şeylerle mi uğraşıyorsunuz?
Adem Uğur = Siz her yüksek yere bir alâmet dikerek eğleniyor musunuz?
Ahmed Hulusi = "Siz her tepeye köşkler inşa edip, oyalanıyor musunuz?"
Ahmet Tekin = 'Siz her tepeye, yol kavşaklarına, saraylar kâşâneler, eğlence merkezleri kurup, eğlenmeye mi devam edeceksiniz?'
Ahmet Varol = Siz her yüksekçe yere bir anıt dikip boş şeyle mi oyalanıyorsunuz?
Ali Bulaç = "Siz, her yüksekçe yere bir anıt inşa edip (yararsız bir şeyle) oyalanıp eğleniyor musunuz?"
Ali Fikri Yavuz = Siz, her tepeye bir alâmet (köşk) bina eder eğlenir misiniz?
Ali Ünal = “Böyle, gösteriş ve eğlence olsun diye her yüksek yere anıt gibi binalar dikip duracak mısınız?
Bayraktar Bayraklı = “Sizler her yüksek yerde övündüğünüz büyük bir köşk mü dikeceksiniz?”
Bekir Sadak = (124-13) 5 Kardesleri Hud, onlara: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misiniz? Dogrusu ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim; Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Buna karsi sizden bir ucret istemiyorum; benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir. Siz her yuksek yere koca bir bina kurup, bos seyle mi ugrasirsiniz? Temelli kalacaginizi umarak saglam yapilar mi edinirsiniz? Yakaladiginizi zorbaca mi yakalarsiniz? Artik Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Bildiginiz seyleri size verenden sakinin; davarlari, ogullari, bahceleri ve akarsulari size O vermistir. Dogrusu hakkinizda buyuk gunun azabindan korkuyorum» dedi.
Celal Yıldırım = Siz her yüksekçe yere bir anıt yapıp (kendinizden dünyalıkça aşağı olanlarla mı) eğlenirsiniz ?
Cemal Külünkoğlu = “Sizler her yüksek yerde gösteriş amaçlı bir anıt (tapınak) dikerek boş işlerle mi oyalanıyorsunuz?”
Diyanet İşleri (eski) = (124-135) Kardeşleri Hud, onlara: 'Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum' dedi.
Diyanet Vakfi = Siz her yüksek yere bir alâmet dikerek eğleniyor musunuz?
Edip Yüksel = 'Her tepenin üzerine bir işaret (bir yapı) yerleştirip oyalanıyor musunuz?'
Elmalılı Hamdi Yazır = Siz her tepeye bir alâmet bina eder eğlenir misiniz?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Siz her tepeye bir alamet bina edip eğlenir durur musunuz?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Siz her tepeye bir alâmet bina edip eğlenir durur musunuz?»
Gültekin Onan = "Siz, her tepeye bir ayet inşa edip [yararsız bir şeyle] oyalanıp eğleniyor musunuz?"
Harun Yıldırım = Siz her yüksek yere bir alâmet dikerek eğleniyor musunuz?
Hasan Basri Çantay = «Siz, her yüksek yerde bir alâmet bina edib eğlenir misiniz»?
Hayrat Neşriyat = '(Siz) her yüksek yere bir alâmet binâ edip (oralarda ve gelip geçenlerle)eğleniyor musunuz?'
İbni Kesir = Siz, her yüksek yere koca bir bina kurup boş şeylerle mi uğraşırsınız?
Kadri Çelik = “(Siz ihtiyacınız olmadığı halde) Sırf eğlence olsun diye her yüksek yere (ihtişamınızı gösteren) bir nişane (gökdelen) mi dikersiniz?”
Muhammed Esed = Her tepede cehalet eseri, (putperestçe) anıtlar, tapınaklar mı yükselteceksiniz
Mustafa İslamoğlu = "Siz, abesle iştigal ederek her bir tepede yüksek bir anıt, bir yapı mı inşa ediyorsunuz?
Ömer Nasuhi Bilmen = «Siz her yüksek tepede bir alâmet bina edip eğlenir misiniz?»
Ömer Öngüt = “Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, eğlenir durur musunuz?”
Şaban Piriş = Siz, her tepeye bir alamet bina edip eğlenir misiniz?
Sadık Türkmen = Her yol üzerine bir işâret yapıyorsunuz da boş şeylerle mi uğraşıyorsunuz?
Seyyid Kutub = Sizler her yüksek tepeye gösteriş amaçlı bir anıt dikerek boş işlerle mi oyalanıyorsunuz.?
Suat Yıldırım = (128-130) Siz her yol üzerinde, gelip geçenleri şaşırtmak için bir alamet yapıp saçma sapan şeylerle mi uğraşırsınız? O muazzam yapıları dünyada ebedî kalmak gayesiyle mi inşa ediyorsunuz? Başkalarının hukukuna karşı hiç sınır tanımadan hep böyle zorbalık mı yapacaksınız?
Süleyman Ateş = "Siz her yol üzerine, (gelip geçenleri yanıltmak için) bir işâret yapıp da boş şeyle mi uğraşıyorsunuz?"
Tefhim-ul Kuran = «Siz, her yüksekçe yere bir anıt inşa edip (yararsız bir şeyle) oyalanıp eğleniyor musunuz?»
Ümit Şimşek = 'Siz herbir tepeye eğlenmek için alâmet gibi binalar mı yapıyorsunuz?
Yaşar Nuri Öztürk = "Her yüksek tepeye/yola şaşılacak bir bina kurarak/bir işaret dikerek mi eğleniyorsunuz!"
İskender Ali Mihr = Bütün yüksek tepelere, âyet (eserler) bina ederek abesle mi iştigal (boşuna mı uğraşıyorsunuz) ediyorsunuz?
İlyas Yorulmaz = “Siz her tepeye boşu boşuna işaret olsun diye binalar mı kuracaksınız?”
وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَ
Şu’arâ / 129 -
Ve tettehızûne mesânia leallekum tahludûn(tahludûne).
Diyanet İşleri = “İçlerinde ebedî yaşama ümidiyle sağlam yapılar mı ediniyorsunuz?”
Abdulbaki Gölpınarlı = Sağlam yapılar, kaleler yaparsınız da ebedî kalacağını mı umarsınız?
Abdullah Parlıyan = Dünyada ebedi kalacağınızı umarak, sağlam köşkler ve kaleler mi ediniyorsunuz?
Adem Uğur = Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı ediniyorsunuz?
Ahmed Hulusi = "Sonsuz yaşayacakmış gibi kale benzeri evler mi yaptırıyorsunuz?"
Ahmet Tekin = 'Koca koca köşkler, şatolar, saraylar, âbideler, fabrikalar dikerek, ebedî yaşayacağınızı mı umuyorsunuz?'
Ahmet Varol = Sonsuza kadar yaşayacağınız umuduyla sağlam yapılar mı ediniyorsunuz? [2]
Ali Bulaç = "Ölümsüz kılınmak umuduyla sanat yapıları mı ediniyorsunuz?"
Ali Fikri Yavuz = Dünyada ebedî kalacakmışsınız gibi, bir takım saraylar ve havuzlar da ediniyorsunuz?
Ali Ünal = “Kendiniz için de, dünyada ebedî kalacakmış gibi hep böyle sağlam köşkler, kaleler mi inşa edeceksiniz?
Bayraktar Bayraklı = “Ebedî kalacağınız ümidiyle saraylar mı edineceksiniz?”
Bekir Sadak = (124-13) 5 Kardesleri Hud, onlara: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misiniz? Dogrusu ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim; Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Buna karsi sizden bir ucret istemiyorum; benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir. Siz her yuksek yere koca bir bina kurup, bos seyle mi ugrasirsiniz? Temelli kalacaginizi umarak saglam yapilar mi edinirsiniz? Yakaladiginizi zorbaca mi yakalarsiniz? Artik Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Bildiginiz seyleri size verenden sakinin; davarlari, ogullari, bahceleri ve akarsulari size O vermistir. Dogrusu hakkinizda buyuk gunun azabindan korkuyorum» dedi.
Celal Yıldırım = Devamlı kalacağınızı umarak birtakım (su kanalları, sarnıçlar, kaleler gibi) sanat eserleri sayılacak yapıları mı (kendinize tek iş ve amaç) ediniyorsunuz ?
Cemal Külünkoğlu = “İçlerinde ebedî yaşama ümidiyle sağlam yapılar mı ediniyorsunuz?”
Diyanet İşleri (eski) = (124-135) Kardeşleri Hud, onlara: 'Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum' dedi.
Diyanet Vakfi = Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı ediniyorsunuz?
Edip Yüksel = 'Ebedi kalırsınız diye sağlam yapılar mı edinirsiniz?'
Elmalılı Hamdi Yazır = Bir takım masnuat da ediniyorsunuz ki sanki muhalled kalacaksınız
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ebedi kalacakmışsınız gibi bir takım sanayiler ediniyorsunuz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz?»
Gültekin Onan = "Ölümsüz kılınmak umuduyla sanat yapıları mı ediniyorsunuz?"
Harun Yıldırım = Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı ediniyorsunuz?
Hasan Basri Çantay = «Ebedî kalacağınızı umarak yer altında su mahzenleri edinir misiniz»?
Hayrat Neşriyat = Ve '(Dünyada) ebedî kalırsınız ümîdi ile sağlam yapılar mı ediniyorsunuz?'
İbni Kesir = Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz?
Kadri Çelik = “Ebedi kalacakmışsınız gibi bir takım muhteşem yapıtlar mı ediniyorsunuz?”
Muhammed Esed = Ve sonsuza kadar yaşayacağınız kuruntusuyla, sapasağlam malikaneler mi edineceksiniz?
Mustafa İslamoğlu = Görkemli binalar kondurarak sürekli yaşayacağınızı mı umuyorsunuz?
Ömer Nasuhi Bilmen = «Ve birtakım sağlam köşkler de ediniyorsunuz. Sankı daimî kalacaksınız?»
Ömer Öngüt = “Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz?”
Şaban Piriş = Ebedi kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı yapıyorsunuz?
Sadık Türkmen = Sürekli yaşayacakmışsınız gibi köşkler ediniyorsunuz!
Seyyid Kutub = Hiç ölmemek ümidi ile sağlam köşkler mi yapıyorsunuz?
Suat Yıldırım = (128-130) Siz her yol üzerinde, gelip geçenleri şaşırtmak için bir alamet yapıp saçma sapan şeylerle mi uğraşırsınız? O muazzam yapıları dünyada ebedî kalmak gayesiyle mi inşa ediyorsunuz? Başkalarının hukukuna karşı hiç sınır tanımadan hep böyle zorbalık mı yapacaksınız?
Süleyman Ateş = "Belki ebedi yaşarsınız diye köşkler (ve müstahkem kaleler) ediniyorsunuz?"
Tefhim-ul Kuran = «Ölümsüz kılınmak umuduyla sanat yapıları mı ediniyorsunuz?»
Ümit Şimşek = 'İçinde temelli kalacakmış gibi sağlam ve süslü köşkler mi ediniyorsunuz?
Yaşar Nuri Öztürk = "Sanayi üreten yerler edinerek sonsuzlaşmak ümidine mi düşüyorsunuz?"
İskender Ali Mihr = Ve (bu dünyada) ebedî kalacağınızı umarak, yapıtlar ediniyorsunuz.
İlyas Yorulmaz = “Belki sizi ölümsüzleştir diye, yapılar yapıyorsunuz. ”
وَإِذَا بَطَشْتُم بَطَشْتُمْ جَبَّارِينَ
Şu’arâ / 130 -
Ve izâ betaştum betaştum cebbârîn(cebbârîne).
Diyanet İşleri = “Tutup yakaladığınız zaman zorbaca yakalarsınız.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Tutup yakaladığınızı cebbarcasına mı yakalarsınız?
Abdullah Parlıyan = Tutup yakaladığınız zaman, zorbalar gibi mi yakalarsınız?
Adem Uğur = Yakaladığınız zaman, zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz?
Ahmed Hulusi = "Gücünüze dayanarak hakları ortadan kaldırıp, ele geçirdiğinize sahip oluyorsunuz!"
Ahmet Tekin = 'İnsanları, mü’minleri, insafsız, insan haklarına riayet etmeyen, gücüne karşı konulmayan zorbalar gibi yakaladığınız, tutukladığınız zaman hesap vereceğini düşünmeyen zâlim diktatörler gibi mi cezalandırıyorsunuz?'
Ahmet Varol = Yakaladığınız zaman zorbaca yakalıyorsunuz.
Ali Bulaç = "Tutup yakaladığınız zaman da zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz?"
Ali Fikri Yavuz = Hem (ceza için) yakaladığınız vakit, merhametsizce, zorbaca yakalıyorsunuz (dövüyor, öldürüyorsunuz).
Ali Ünal = “Elde ettiğiniz her şeyi başkalarının hukukunu hiçe sayarak hep zorbalıkla mı elde edeceksiniz?
Bayraktar Bayraklı = “Yakaladığınızda, zorbalar gibi yakalıyorsunuz.”
Bekir Sadak = (124-13) 5 Kardesleri Hud, onlara: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misiniz? Dogrusu ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim; Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Buna karsi sizden bir ucret istemiyorum; benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir. Siz her yuksek yere koca bir bina kurup, bos seyle mi ugrasirsiniz? Temelli kalacaginizi umarak saglam yapilar mi edinirsiniz? Yakaladiginizi zorbaca mi yakalarsiniz? Artik Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Bildiginiz seyleri size verenden sakinin; davarlari, ogullari, bahceleri ve akarsulari size O vermistir. Dogrusu hakkinizda buyuk gunun azabindan korkuyorum» dedi.
Celal Yıldırım = Şiddetle (hınçla) atılıp yakaladığınızda zorbalar gibi mi yakalarsınız ?
Cemal Külünkoğlu = “Ele geçirdiklerinizi zorbalıkla mı tutup yakalıyorsunuz?
Diyanet İşleri (eski) = (124-135) Kardeşleri Hud, onlara: 'Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum' dedi.
Diyanet Vakfi = Yakaladığınız zaman, zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz?
Edip Yüksel = 'Yakaladığınız vakit acımasız yakalıyorsunuz.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Hem tuttuğunuz vakıt merhametsiz, cebbarcasına tutuyorsunuz
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Hem tuttuğunuz vakit, merhametsiz zorbalar gibi tutuyorsunuz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Hem tuttuğunuz zaman merhametsiz zorbalar gibi tutuyorsunuz.»
Gültekin Onan = "Tutup yakaladığınız zaman da zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz?"
Harun Yıldırım = Yakaladığınız zaman, zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz?
Hasan Basri Çantay = «Tutub yakaladığınız vakit zorbalar gibi yakalar mısınız»?
Hayrat Neşriyat = 'Yakaladığınız zaman da, (acımasızca) zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz?'
İbni Kesir = Ve yakaladığınız zaman da zorbaca mı yakalarsınız?
Kadri Çelik = “Tutup yakaladığınız zaman da zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz?”
Muhammed Esed = Ve (başkalarının hukukuna) el uzattığınız zaman, hiçbir sınır tanımadan, hep böyle zorbalık mı yapacaksınız?
Mustafa İslamoğlu = Elinize her (fırsat) geçirdiğinizde, hukuka tecavüz edip zorbalık (mı) yapacaksınız?
Ömer Nasuhi Bilmen = (130-131) «Ve şiddetle tutup yakaladığınız zaman, cebbârlar olarak gılzetle yakalamış oldunuz. Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin.»
Ömer Öngüt = “Yakaladığınız zaman zorbalar gibi mi yakalarsınız?”
Şaban Piriş = Yakaladığınız zaman da zorbaca tutuyorsunuz.
Sadık Türkmen = Bir kavmi yakaladığınız zaman, zorbalar gibi yakalıyorsunuz.
Seyyid Kutub = Birini yakalayınca zorbaca yakalıyorsunuz.
Suat Yıldırım = (128-130) Siz her yol üzerinde, gelip geçenleri şaşırtmak için bir alamet yapıp saçma sapan şeylerle mi uğraşırsınız? O muazzam yapıları dünyada ebedî kalmak gayesiyle mi inşa ediyorsunuz? Başkalarının hukukuna karşı hiç sınır tanımadan hep böyle zorbalık mı yapacaksınız?
Süleyman Ateş = "(Bir kavmi) yakaladığınız zaman da zorbalar gibi yakalıyorsunuz."
Tefhim-ul Kuran = «Tutup yakaladığınız zaman da zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz?»
Ümit Şimşek = 'Ele geçirdiğiniz şeyleri zorbalıkla mı tutup alıyorsunuz?
Yaşar Nuri Öztürk = "Yakaladığınız vakit zorbaca yakalıyorsunuz?"
İskender Ali Mihr = Ve yakaladığınız zaman cebirle (zorbalıkla) yakaladınız (zulmettiniz).
İlyas Yorulmaz = “Yakaladığınızı da zorbaca yakalıyorsunuz. ”
فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ
Şu’arâ / 131 -
Fettekullâhe ve atîûni.
Diyanet İşleri = “Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Artık Allah'tan çekinin ve itâat edin bana.
Abdullah Parlıyan = Öyleyse, yolunuzu Allah'ın kitabıyla ve benim sünnetime uyarak bulun ve bana uyun.
Adem Uğur = Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
Ahmed Hulusi = "Artık Allâh'tan (kesinlikle yaptıklarınızın sonucunu yaşatacağı için) korunun ve bana itaat edin. "
Ahmet Tekin = 'Allah’a sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun ve bana itaat edin, benim sünnetimi uygulayın.'
Ahmet Varol = Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin.
Ali Bulaç = "Artık Allah'tan korkup sakının ve bana itaat edin."
Ali Fikri Yavuz = Artık Allah’dan korkun ve bana itaat edin.
Ali Ünal = “Artık Allah’tan korkun, O’na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
Bayraktar Bayraklı = “Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin!”
Bekir Sadak = (124-13) 5 Kardesleri Hud, onlara: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misiniz? Dogrusu ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim; Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Buna karsi sizden bir ucret istemiyorum; benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir. Siz her yuksek yere koca bir bina kurup, bos seyle mi ugrasirsiniz? Temelli kalacaginizi umarak saglam yapilar mi edinirsiniz? Yakaladiginizi zorbaca mi yakalarsiniz? Artik Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Bildiginiz seyleri size verenden sakinin; davarlari, ogullari, bahceleri ve akarsulari size O vermistir. Dogrusu hakkinizda buyuk gunun azabindan korkuyorum» dedi.
Celal Yıldırım = Artık Allah'tan korkun ve bana uyun.
Cemal Külünkoğlu = “Artık, Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!”
Diyanet İşleri (eski) = (124-135) Kardeşleri Hud, onlara: 'Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum' dedi.
Diyanet Vakfi = Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
Edip Yüksel = 'ALLAH'ı dinleyip bana uymalısınız.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Artık Allahdan korkun ve bana itaat edin
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin.»
Gültekin Onan = "Artık Tanrı'dan korkup sakının ve bana itaat edin."
Harun Yıldırım = Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
Hasan Basri Çantay = «Artık Allahdan korkun ve bana itaat edin».
Hayrat Neşriyat = 'Artık, Allah’dan sakının ve bana itâat edin!'
İbni Kesir = O halde Allah'tan korkun da bana itaat edin.
Kadri Çelik = “Artık Allah'tan korkup sakının ve bana itaat edin.”
Muhammed Esed = "Öyleyse, Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşıyın ve bana itaat edin,
Mustafa İslamoğlu = Haydı, artık Allah'a karşı sorumlu davranın ve bana uyun!
Ömer Nasuhi Bilmen = (130-131) «Ve şiddetle tutup yakaladığınız zaman, cebbârlar olarak gılzetle yakalamış oldunuz. Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin.»
Ömer Öngüt = “Allah'tan korkun ve bana itaat edin!”
Şaban Piriş = Allah’tan korkun ve bana itaat edin.
Sadık Türkmen = Allah’tan sakının ve bana itaat edin.
Seyyid Kutub = Allah'tan korkunuz da çağrıma uyunuz.
Suat Yıldırım = (131-135) Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin. Size bildiğiniz bunca nimetleri veren, size davarlar ve evlatlar ihsan eden, bağ ve bahçeler, pınarlar lütfeden o Rabbinize karşı gelmekten sakının. Müthiş bir günün azabının tepenize ineceğinden, gerçekten endişe ediyorum!"
Süleyman Ateş = "Allah'tan korkun ve bana itâ'at edin."
Tefhim-ul Kuran = «Artık Allah'tan korkup sakının ve bana itaat edin.»
Ümit Şimşek = 'Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
Yaşar Nuri Öztürk = "Artık Allah'tan sakının da bana itaat edin."
İskender Ali Mihr = Öyleyse Allah’a karşı takva sahibi olun (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve bana itaat edin (bana tâbî olun).
İlyas Yorulmaz = “Artık Allah dan korunun ve bana itaat edin. ”
وَاتَّقُوا الَّذِي أَمَدَّكُم بِمَا تَعْلَمُونَ
Şu’arâ / 132 -
Vettekûllezî emeddekum bimâ ta’lemûn(ta’lemûne).
Diyanet İşleri = (132-134) “Bildiğiniz her şeyi size veren, size hayvanlar, oğullar, bahçeler ve pınarlar veren Allah’a karşı gelmekten sakının.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Çekinin o mâbuttan ki bildiğiniz nîmetleri vererek yardım etti size.
Abdullah Parlıyan = Bilebildiğiniz büsbütün iyilik ve nimetleri, size sağlayan Allah'ın kitabıyla yolunuzu bulun.
Adem Uğur = Bildiğiniz şeyleri size bol bol veren, Allah'dan korkun.
Ahmed Hulusi = "Bildiğiniz nimetlerle size yardım edenden korunun. "
Ahmet Tekin = 'Size, o bildiğiniz şeyleri veren Allah’a sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun.'
Ahmet Varol = Size bildiğiniz üzere nimetleri ihsan edenden korkun.
Ali Bulaç = "Bildiğiniz şeylerle size yardım edenden korkup sakının."
Ali Fikri Yavuz = Size bildiğiniz şeyleri verenden sakının;
Ali Ünal = “Korkun O Zat’tan ki, size bildiğiniz bunca nimetleri verdi.
Bayraktar Bayraklı = “Size bildiğiniz nimetleri veren Allah'tan sakının!”
Bekir Sadak = (124-13) 5 Kardesleri Hud, onlara: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misiniz? Dogrusu ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim; Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Buna karsi sizden bir ucret istemiyorum; benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir. Siz her yuksek yere koca bir bina kurup, bos seyle mi ugrasirsiniz? Temelli kalacaginizi umarak saglam yapilar mi edinirsiniz? Yakaladiginizi zorbaca mi yakalarsiniz? Artik Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Bildiginiz seyleri size verenden sakinin; davarlari, ogullari, bahceleri ve akarsulari size O vermistir. Dogrusu hakkinizda buyuk gunun azabindan korkuyorum» dedi.
Celal Yıldırım = Bildiğiniz nimetleri size (cömertçe) verenden (O'na karşı gelmekten) sakının.
Cemal Külünkoğlu = “O bildiğiniz nimetlerle size yardım eden (Allah')ın (azabından) sakının.”
Diyanet İşleri (eski) = (124-135) Kardeşleri Hud, onlara: 'Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum' dedi.
Diyanet Vakfi = (132-134) Bildiğiniz şeyleri size veren, size davarlar, oğullar, bağlar, pınarlar ihsan eden (Allah'a karşı gelmek)ten sakının.
Edip Yüksel = 'Bildiğiniz her şeyi size vereni dinleyin.'
Elmalılı Hamdi Yazır = O Allahdan korkun ki size o bildiğiniz şeylere imdad buyurdu
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O Allah'tan korkun ki, size o bildiğiniz şeyleri verdi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «O Allah'tan korkun ki, size o bildiğiniz şeyleri vermekte,»
Gültekin Onan = "Bildiğiniz şeylerle size yardım edenden korkup sakının."
Harun Yıldırım = Bildiğiniz şeyleri size bol bol veren, Allah'dan korkun.
Hasan Basri Çantay = «Size bilib durduğunuz şeylerle (nimetlerle) yardım eden»,
Hayrat Neşriyat = 'Bilip durduğunuz şeyler (ni'metler) ile size yardım edenden sakının!'
İbni Kesir = Bildiğiniz şeylerle sizi destekleyenden sakının.
Kadri Çelik = “Bilmekte olduğunuz şeylerle size yardım edenden korkup sakının.”
Muhammed Esed = düşünebileceğiniz bütün (iyilikleri) size sağlayan (Allah'tan) yana duyarlı olun;
Mustafa İslamoğlu = Aklınıza gelebilecek her tür (nimeti) size lutfeden Zat'a karşı saygılı olun!
Ömer Nasuhi Bilmen = «Ve o Zât'tan korkunuz ki, bildiğiniz şeylerle size imdat etti.»
Ömer Öngüt = “Bildiğiniz şeyleri size bol bol veren Allah'tan korkun. ”
Şaban Piriş = Size bildiğiniz şeyleri sunandan korkun!
Sadık Türkmen = Bildiğiniz şeyleri size bol bol verenden sakının!
Seyyid Kutub = Size bildiğiniz nimetleri bağışlayan Allah'tan korkunuz.
Suat Yıldırım = (131-135) Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin. Size bildiğiniz bunca nimetleri veren, size davarlar ve evlatlar ihsan eden, bağ ve bahçeler, pınarlar lütfeden o Rabbinize karşı gelmekten sakının. Müthiş bir günün azabının tepenize ineceğinden, gerçekten endişe ediyorum!"
Süleyman Ateş = "Size bildiğiniz ni'metleri bol bol veren (Allâh)dan korkun."
Tefhim-ul Kuran = «Bilmekte olduğunuz şeylerle size yardım edenden korkup sakının,»
Ümit Şimşek = 'O Allah'tan korkun ki, size bildiğiniz bunca nimetleri verdi.
Yaşar Nuri Öztürk = "O bildiğiniz nimetleri önünüze yayandan korkun."
İskender Ali Mihr = Ve bildiğiniz (sizlere öğrettiği) şeylerle size yardım eden (Allah’a) karşı takva sahibi olun (Allah’a ulaşmayı dileyin).
İlyas Yorulmaz = “Bildiklerinizi size daha çok artıran dan (Rabbinizden). ”
أَمَدَّكُم بِأَنْعَامٍ وَبَنِينَ
Şu’arâ / 133 -
Emeddekum bi en’âmin ve benîn(benîne).
Diyanet İşleri = (132-134) “Bildiğiniz her şeyi size veren, size hayvanlar, oğullar, bahçeler ve pınarlar veren Allah’a karşı gelmekten sakının.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Yardım etti size hayvanlar ve evlât vererek.
Abdullah Parlıyan = Size sürüler ve çocuklar veren,
Adem Uğur = ''O size verdi: davarlar, oğullar".
Ahmed Hulusi = "En'am (kurban edilebilir hayvanlar) ve oğullar verdi. "
Ahmet Tekin = 'Size hayvanlar ve oğullar veren Allah’a sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp azaptan korunun.'
Ahmet Varol = O size hayvanlar ve oğullar vererek ihsanda bulundu.
Ali Bulaç = "Size hayvanlar, çocuklar (vererek) yardım etti."
Ali Fikri Yavuz = Size davarlar ve oğullar verenden,
Ali Ünal = “Size bol bol evcil hayvanlar ve evlâtlar bahşetti.
Bayraktar Bayraklı = “Size evcil hayvanlar ve oğullar verdi.”
Bekir Sadak = (124-13) 5 Kardesleri Hud, onlara: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misiniz? Dogrusu ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim; Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Buna karsi sizden bir ucret istemiyorum; benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir. Siz her yuksek yere koca bir bina kurup, bos seyle mi ugrasirsiniz? Temelli kalacaginizi umarak saglam yapilar mi edinirsiniz? Yakaladiginizi zorbaca mi yakalarsiniz? Artik Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Bildiginiz seyleri size verenden sakinin; davarlari, ogullari, bahceleri ve akarsulari size O vermistir. Dogrusu hakkinizda buyuk gunun azabindan korkuyorum» dedi.
Celal Yıldırım = (133-134) Size nice nimetlerle, oğullarla, bahçelerle, pınarlarla yardımda bulunmuştur.
Cemal Külünkoğlu = (133-134) “(O,) Size hayvanlar, çocuklar (vererek) yardım etti. Bahçeler ve pınarlar (lütfetti).”
Diyanet İşleri (eski) = (124-135) Kardeşleri Hud, onlara: 'Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum' dedi.
Diyanet Vakfi = (132-134) Bildiğiniz şeyleri size veren, size davarlar, oğullar, bağlar, pınarlar ihsan eden (Allah'a karşı gelmek)ten sakının.
Edip Yüksel = 'Size çiftlik hayvanları ve çocuklar verdi.'
Elmalılı Hamdi Yazır = En'am, oğullar
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (133-134) Size davarlar, oğullar, cennet gibi bağlar, bahçeler, pınarlar verdi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Davarlar, oğullar,»
Gültekin Onan = "Size hayvanlar, çocuklar (vererek) yardım etti."
Harun Yıldırım = ''O size verdi : davarlar, oğullar".
Hasan Basri Çantay = (133-134) «Size davarlar, oğullar», «Bağlar, ırmaklar ihsan eden (Allahdan) korkun».
Hayrat Neşriyat = (133-134) '(O,) size sağmal hayvanlar, oğullar, bahçeler ve pınarlar ile yardım etmiştir.'
İbni Kesir = O, desteklemiştir sizi, hayvanlar ve oğullarla;
Kadri Çelik = “Size hayvanlar ve çocuklar (vererek) yardım etti.”
Muhammed Esed = size sürüler ve çocuklar veren,
Mustafa İslamoğlu = Size sürüler ve çocuklar lutfeden;
Ömer Nasuhi Bilmen = «Size en'am ile ve oğullar ile imdat etti.»
Ömer Öngüt = “Size davarlar, oğullar ihsan etti. ”
Şaban Piriş = Size hayvanlar ve çocuklar sundu.
Sadık Türkmen = Size davarlar, oğullar,
Seyyid Kutub = O size davar sürüleri ile evlatlar bağışladı.
Suat Yıldırım = (131-135) Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin. Size bildiğiniz bunca nimetleri veren, size davarlar ve evlatlar ihsan eden, bağ ve bahçeler, pınarlar lütfeden o Rabbinize karşı gelmekten sakının. Müthiş bir günün azabının tepenize ineceğinden, gerçekten endişe ediyorum!"
Süleyman Ateş = "O size verdi: davarlar, oğullar,"
Tefhim-ul Kuran = «Size hayvanlar, çocuklar (vererek) yardım etti.»
Ümit Şimşek = 'Size davarlar verdi, oğullar verdi.
Yaşar Nuri Öztürk = "Size bir yığın nimet lütfetti: Davarlar, oğullar,
İskender Ali Mihr = Size hayvanlar ve oğullarla yardım etti.
İlyas Yorulmaz = “Size nimetleri ve oğulları çoğaltan dan. ”
وَجَنَّاتٍ وَعُيُونٍ
Şu’arâ / 134 -
Ve cennâtin ve uyûn(uyûnin).
Diyanet İşleri = (132-134) “Bildiğiniz her şeyi size veren, size hayvanlar, oğullar, bahçeler ve pınarlar veren Allah’a karşı gelmekten sakının.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve bahçeler ve kaynaklar ihsân ederek.
Abdullah Parlıyan = size bahçeler ve pınarlar veren Allah'ın kitabıyla.
Adem Uğur = Bahçeler çeşmeler. (Allah'a karşı gelmek) den sakının.
Ahmed Hulusi = "Bahçeler, pınarlar. . . "
Ahmet Tekin = 'Size bahçeler, akarsular ve pınarlar veren Allah’a sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp azaptan korunun.'
Ahmet Varol = Yine bahçeler ve pınarlar (vererek).
Ali Bulaç = "Bahçeler ve pınarlar da."
Ali Fikri Yavuz = Bağlar ve pınarlar ihsan edenden...
Ali Ünal = “Ayrıca bağlar, bahçeler ve akıp duran su kaynakları da.
Bayraktar Bayraklı = “Bahçeler ve pınarlar verdi.”
Bekir Sadak = (124-13) 5 Kardesleri Hud, onlara: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misiniz? Dogrusu ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim; Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Buna karsi sizden bir ucret istemiyorum; benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir. Siz her yuksek yere koca bir bina kurup, bos seyle mi ugrasirsiniz? Temelli kalacaginizi umarak saglam yapilar mi edinirsiniz? Yakaladiginizi zorbaca mi yakalarsiniz? Artik Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Bildiginiz seyleri size verenden sakinin; davarlari, ogullari, bahceleri ve akarsulari size O vermistir. Dogrusu hakkinizda buyuk gunun azabindan korkuyorum» dedi.
Celal Yıldırım = (133-134) Size nice nimetlerle, oğullarla, bahçelerle, pınarlarla yardımda bulunmuştur.
Cemal Külünkoğlu = (133-134) “(O,) Size hayvanlar, çocuklar (vererek) yardım etti. Bahçeler ve pınarlar (lütfetti).”
Diyanet İşleri (eski) = (124-135) Kardeşleri Hud, onlara: 'Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum' dedi.
Diyanet Vakfi = (132-134) Bildiğiniz şeyleri size veren, size davarlar, oğullar, bağlar, pınarlar ihsan eden (Allah'a karşı gelmek)ten sakının.
Edip Yüksel = 'Üstelik bahçeler, pınarlar...'
Elmalılı Hamdi Yazır = Cennet gibi bağlar, bahçeler, menba'lar ile size imdad buyurmakta
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (133-134) Size davarlar, oğullar, cennet gibi bağlar, bahçeler, pınarlar verdi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Cennet gibi bağlar, bahçeler, pınarlar ihsan etmektedir.»
Gültekin Onan = "Bahçeler ve pınarlar da."
Harun Yıldırım = "Bahçeler çeşmeler." (Allah'a karşı gelmek) den sakının.
Hasan Basri Çantay = (133-134) «Size davarlar, oğullar», «Bağlar, ırmaklar ihsan eden (Allahdan) korkun».
Hayrat Neşriyat = (133-134) '(O,) size sağmal hayvanlar, oğullar, bahçeler ve pınarlar ile yardım etmiştir.'
İbni Kesir = Bahçeler ve çeşmelerle.
Kadri Çelik = “Bahçeler ve pınarlar da.”
Muhammed Esed = size bahçeler ve pınarlar veren (Allah'tan yana)...
Mustafa İslamoğlu = dahası, bağlar-bahçeler ve pınarlar (lutfeden Zat'a)...
Ömer Nasuhi Bilmen = «Ve bağlar ile ve ırmaklar ile (imdat buyurdu).»
Ömer Öngüt = “Bahçeler ve çeşmeler. ”
Şaban Piriş = Bahçeler ve pınarlar sundu.
Sadık Türkmen = Bahçeler ve su kaynakları verdi!
Seyyid Kutub = Bahçeler ve pınarlar armağan etti.
Suat Yıldırım = (131-135) Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin. Size bildiğiniz bunca nimetleri veren, size davarlar ve evlatlar ihsan eden, bağ ve bahçeler, pınarlar lütfeden o Rabbinize karşı gelmekten sakının. Müthiş bir günün azabının tepenize ineceğinden, gerçekten endişe ediyorum!"
Süleyman Ateş = "Bahçeler, çeşmeler."
Tefhim-ul Kuran = «Bahçeler ve pınarlar da.»
Ümit Şimşek = 'Bahçeler, pınarlar verdi.
Yaşar Nuri Öztürk = Bahçeler, pınarlar."
İskender Ali Mihr = Ve bahçelerle ve pınarlarla…
İlyas Yorulmaz = “Bahçeler ve pınarlar veren den sakının. ”
إِنِّي أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ
Şu’arâ / 135 -
İnnî ehâfu aleykum azâbe yevmin azîm(azîmin).
Diyanet İşleri = “Çünkü ben, sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Şüphe yok ki ben, o pek büyük günün azâbı size gelip çatacak, ondan korkuyorum.
Abdullah Parlıyan = Doğrusu ben, size büyük bir günün azabının çarpmasından korkuyorum.”
Adem Uğur = Doğrusu sizin hakkınızda muazzam bir günün azabından endişe ediyorum.
Ahmed Hulusi = "Doğrusu, çok büyük bir sürecin azabı üzerinizdedir (diye) korkuyorum. "
Ahmet Tekin = 'Ben sizin adınıza, büyük bir günün azâbından korkuyorum.'
Ahmet Varol = Doğrusu ben sizin hakkınızda büyük bir günün azabından korkuyorum.'
Ali Bulaç = "Doğrusu, ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum."
Ali Fikri Yavuz = Doğrusu ben, size gelecek büyük bir günün azabından korkuyorum.”
Ali Ünal = “Gerçekten ben, çok müthiş olacak bir günde başınızda patlayacak bir felâketten endişe ediyorum.”
Bayraktar Bayraklı = “Ben hakkınızda büyük bir günün azabından korkarım” dediğinde;
Bekir Sadak = (124-13) 5 Kardesleri Hud, onlara: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misiniz? Dogrusu ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim; Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Buna karsi sizden bir ucret istemiyorum; benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir. Siz her yuksek yere koca bir bina kurup, bos seyle mi ugrasirsiniz? Temelli kalacaginizi umarak saglam yapilar mi edinirsiniz? Yakaladiginizi zorbaca mi yakalarsiniz? Artik Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Bildiginiz seyleri size verenden sakinin; davarlari, ogullari, bahceleri ve akarsulari size O vermistir. Dogrusu hakkinizda buyuk gunun azabindan korkuyorum» dedi.
Celal Yıldırım = Ben, elbette size karşı o büyük günün azabından endişe ediyorum.»
Cemal Külünkoğlu = “Doğrusu, ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum.”
Diyanet İşleri (eski) = (124-135) Kardeşleri Hud, onlara: 'Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum' dedi.
Diyanet Vakfi = Doğrusu sizin hakkınızda muazzam bir günün azabından endişe ediyorum.
Edip Yüksel = 'Sizin için müthiş bir günün cezasından korkarım.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Cidden ben size büyük bir günün azâbından korkuyorum
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Cidden ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum.»
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Cidden ben sizin hakkınızda büyük bir günün azabından korkuyorum.»
Gültekin Onan = "Doğrusu, ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum."
Harun Yıldırım = Doğrusu sizin hakkınızda muazzam bir günün azabından endişe ediyorum.
Hasan Basri Çantay = «Ben cidden üstünüze (gelecek) büyük bir günün azabından korkuyorum».
Hayrat Neşriyat = 'Şübhesiz ki ben, sizin üzerinize (dehşeti) büyük bir günün azâbından korkuyorum!'
İbni Kesir = Doğrusu hakkınızda büyük bir günün azabından korkuyorum.
Kadri Çelik = “Doğrusu ben sizin için büyük bir günün azabından korkmaktayım.”
Muhammed Esed = Doğrusu, ben sizin için o büyük ve zorlu günün azabından korkuyorum!"
Mustafa İslamoğlu = Bakın, ben korkunç bir günün sizin üzerinize çöreklenecek azabından endişe ediyorum!"
Ömer Nasuhi Bilmen = «Şüphe yok ki, ben sizin üzerinize pek büyük bir günün azabından korkarım.»
Ömer Öngüt = “Doğrusu sizin hakkınızda büyük bir günün azabından korkuyorum. ”
Şaban Piriş = Ben, sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum.
Sadık Türkmen = Doğrusu ben, üzerinize gelecek olan büyük günün azabından korkuyorum.”
Seyyid Kutub = Sizin hesabınıza 'büyük gün'ün azabından endişe ederim.
Suat Yıldırım = (131-135) Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin. Size bildiğiniz bunca nimetleri veren, size davarlar ve evlatlar ihsan eden, bağ ve bahçeler, pınarlar lütfeden o Rabbinize karşı gelmekten sakının. Müthiş bir günün azabının tepenize ineceğinden, gerçekten endişe ediyorum!"
Süleyman Ateş = "Doğrusu ben size büyük bir günün azâbı(nın çarpması)ndan korkuyorum."
Tefhim-ul Kuran = «Doğrusu, ben sizin için büyük bir günün azabından korkmaktayım.»
Ümit Şimşek = 'Doğrusu, sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum.'
Yaşar Nuri Öztürk = "Büyük bir günün azabı üstünüzedir diye korkuyorum."
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki ben, azîm günün (kıyâmet gününün) azabının sizin üzerinize olmasından korkarım.
İlyas Yorulmaz = “Ben sizin başınıza gelecek büyük bir günün azabından korkuyorum” demişti.
قَالُوا سَوَاء عَلَيْنَا أَوَعَظْتَ أَمْ لَمْ تَكُن مِّنَ الْوَاعِظِينَ
Şu’arâ / 136 -
Kâlû sevâun aleynâ e vaazte em lem tekun minel vâızîn(vâızîne).
Diyanet İşleri = Dediler ki: “Sen ister öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bize göre birdir.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Bizce bir dediler, istersen öğüt ver bize, istersen öğüt verenlerden olma.
Abdullah Parlıyan = “Bütün bu uyarılara karşı onlar: “Senin öğüt vermen de, vermemen de bizim için birdir farketmez” dediler.
Adem Uğur = (Onlar) şöyle dediler: Sen öğüt versen de, vermesen de bizce birdir.
Ahmed Hulusi = Dediler ki: "İster öğüt ver ister verme; bize birdir!"
Ahmet Tekin = Kavmi: 'Sen gönül alsan, öğüt versen, sorumlulukla ilgili uyarılarda bulunsan da, öğüt verenlerden, uyarılarda bulunanlardan olmasan da, bizim için farketmez.' dediler.
Ahmet Varol = Dediler ki: 'Öğüt versen de öğüt verenlerden olmasan da bizim için birdir.
Ali Bulaç = “Hûd,” dediler, “bize ister böyle nasihatlarda bulunmuşsun ister hiç bulunmamışsın, bizim için fark etmez.
Ali Fikri Yavuz = Onlar dediler ki: “- Sen öğüd versen de, öğüd verenlerden olmasan da bizce farkı yoktur.
Ali Ünal = «ster ogut ver, ister ogut verenlerden olma, bizce birdir.
Bayraktar Bayraklı = Onlar, “Senin ögüt vermen de vermemen de bizim için birdir”;
Bekir Sadak = «ster ogut ver, ister ogut verenlerden olma, bizce birdir.
Celal Yıldırım = Onlar dediler ki: Öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da bizim için fark etmez, birdir.
Cemal Külünkoğlu = (Onlar) dediler ki: “Sen öğüt versen de öğüt vermesen de bizim için birdir (alışkanlıklarımızdan vazgeçmeyeceğiz).”
Diyanet İşleri (eski) = 'İster öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bizce birdir.
Diyanet Vakfi = (Onlar) şöyle dediler: Sen öğüt versen de, vermesen de bizce birdir.
Edip Yüksel = Dediler ki, 'Öğüt versen de vermesen de bizce birdir.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Sen, dediler: ha va'zetmişin ha va'zedenlerden olmamışın bizce müsavidir
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Dediler ki: «Sen ha öğüt vermişsin, ha öğüt verenlerden olmamışsın, bizce birdir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Dediler ki: «Sen ha vaaz etmişsin, ha vaaz edenlerden olmamışsın, bizce birdir.»
Gültekin Onan = Dediler ki: "Bizim için farketmez; öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da."
Harun Yıldırım = 'İster öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bizce birdir.
Hasan Basri Çantay = Dediler: «Va'z etsen de, yahud va'z edicilerden olmasan da bize göre birdir».
Hayrat Neşriyat = (Onlar şöyle) dediler: '(Sen) nasîhat etsen de, nasîhat edenlerden olmasan da, bizim için birdir. (Biz vazgeçmeyiz!)'
İbni Kesir = Dediler ki: Öğüt versen de, yahut öğüt verenlerden olmasan da bizim için eşittir.
Kadri Çelik = Dediler ki: “Bizim için fark etmez; öğüt versen de öğüt verenlerden olmasan da.”
Muhammed Esed = Dediler ki, 'Öğüt versen de vermesen de bizce birdir.'
Mustafa İslamoğlu = Onlar "Sen" dediler, "bize öğüt versen de öğüt vermesen de, bizim için fark eden bir şey olmaz.
Ömer Nasuhi Bilmen = Dediler ki: «Öğüt versen de veya öğüt verenlerden olmasan da bize karşı müsavîdir.»
Ömer Öngüt = Dediler ki: “Sen bize öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da bizce birdir. ”
Şaban Piriş = Onlar da şöyle dediler: -Öğüt versen de vermesen de bizim için birdir.
Sadık Türkmen = (Onlar) şöyle dediler: Sen öğüt versen de, vermesen de bizce birdir.
Seyyid Kutub = Adoğulları dediler ki, «İster öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bizim için birdir.»
Suat Yıldırım = (136-138) "Sen" dediler, "Ha böyle nasihat etmiş, ha etmemişsin, bize göre hepsi bir. Bizim tuttuğumuz yol, önceki atalarımızın sürüp gelen âdetlerinden başka bir şey değildir. Biz bundan ötürü de cezalandırılacak değiliz!"
Süleyman Ateş = Dediler ki: "Öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da bizce birdir."
Tefhim-ul Kuran = Dediler ki: «Bizim için farketmez; öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da.»
Ümit Şimşek = Dediler ki: 'Bize öğüt versen de bizim için birdir, vermesen de.
Yaşar Nuri Öztürk = Dediler: "Sen ha öğüt vermişsin ha öğüt verenlerden olmamışsın. Bizim için fark etmez."
İskender Ali Mihr = “Sen, bize vaazetsen de veya vaazedenlerden olmasan da bizim için eşittir.” dediler.
İlyas Yorulmaz = Kavmi “Sen öğüt versen de, vermesen de bizim için fark etmez. İkisi de aynı (Biz bildiğimizi yaparız. )”
إِنْ هَذَا إِلَّا خُلُقُ الْأَوَّلِينَ
Şu’arâ / 137 -
İn hâzâ illâ hulukul evvelîn(evvelîne).
Diyanet İşleri = “Bu, öncekilerin geleneklerinden başka bir şey değildir.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Bu, önce gelip geçenlerin uydurmalarından başka bir şey değil.
Abdullah Parlıyan = “Bu tavır ve hareketimiz, önceki atalarımızın tutumundan başka birşey değildir veya senin bu söylediklerin öncekilerin uydurmalarından başka birşey değildir.
Adem Uğur = Bu, öncekilerin geleneğinden başka bir şey değildir.
Ahmed Hulusi = "Bu eskilerin uydurmasıdır!"
Ahmet Tekin = 'Bu sahip olduğumuz inanç ve âdetler geçmiş ataların inanç ve âdetleridir.'
Ahmet Varol = Bu, öncekilerin geleneğinden başka bir şey değildir.
Ali Bulaç = "Bu, geçmiştekilerin geleneksel tutumundan başkası değildir."
Ali Fikri Yavuz = Bu bize getirdiğin, evvelkilerin yalanından başkası değildir.
Ali Ünal = “Bizim tuttuğumuz bu yol, eskiden beri atalarımızın takip edegeldiği âdetlerinden başka bir şey değildir.
Bayraktar Bayraklı = “Bu dediklerin eskilerin yalanlarından başka bir şey değildir.”
Bekir Sadak = (137-13) 8 Bu durumumuz oncekilerin gelenegidir. Biz azaba ugratilacak da degiliz» dediler.
Celal Yıldırım = Bu tutumunuz, öncekilerin (sürüp gelen) âdetlerinden başkası değildir.
Cemal Külünkoğlu = (137-138) “Bizim bu (durumumuz), öncekilerin geleneklerinden başka bir şey değildir. Biz azaba uğratılacak da değiliz.”
Diyanet İşleri (eski) = (137-138) Bu durumumuz öncekilerin geleneğidir. Biz azaba uğratılacak da değiliz' dediler.
Diyanet Vakfi = Bu, öncekilerin geleneğinden başka bir şey değildir.
Edip Yüksel = 'Bu, bizden öncekilerin izlediği yaşantı biçimidir.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Bu sırf eskilerin âdeti
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Bu sadece eskilerin adetidir
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Bu sırf eskilerin âdetidir.»
Gültekin Onan = "Bu, geçmiştekilerin 'geleneksel tutumundan' başkası değildir."
Harun Yıldırım = Bu, öncekilerin geleneğinden başka bir şey değildir.
Hasan Basri Çantay = «Bu, evvelkilerin aadetinden başka (bir şey) değildir».
Hayrat Neşriyat = 'Bu (getirdiğin şeyler) öncekilerin âdetinden başka bir şey değildir!'
İbni Kesir = Bu, öncekilerin adetinden başka bir şey değildir.
Kadri Çelik = “Bu sadece geçmiştekilerin âdetidir.”
Muhammed Esed = "Bu (benimsediğimiz tutum) atalarımızın tutumundan başka bir şey değil ki..!
Mustafa İslamoğlu = (Zira) bu, önden giden (atalarımızın) ahlak sisteminden başkası değildir.
Ömer Nasuhi Bilmen = (137-138) «Bu, evvelkilerin adetinden başka bir şey değildir.» «Ve bizler ise muazzep olacaklar değiliz.»
Ömer Öngüt = “Bu, öncekilerin âdetinden başka bir şey değildir. ”
Şaban Piriş = Bu, ancak öncekilerin geleneğidir.
Sadık Türkmen = Bu (tavrımız), öncekilerin huyu/ahlakı/geleneğidir ancak!
Seyyid Kutub = Bu uygulamalarımız, eski atalarımızdan bize gelen geleneklerden başka birşey değildir.
Suat Yıldırım = (136-138) "Sen" dediler, "Ha böyle nasihat etmiş, ha etmemişsin, bize göre hepsi bir. Bizim tuttuğumuz yol, önceki atalarımızın sürüp gelen âdetlerinden başka bir şey değildir. Biz bundan ötürü de cezalandırılacak değiliz!"
Süleyman Ateş = "Bu (davranışımız), sadece evvelkilerin ahlâkı (ve geleneği)dir."
Tefhim-ul Kuran = «Bu, geçmiştekilerin geleneksel tutumundan başkası değildir.»
Ümit Şimşek = 'Bu yaptıklarımız, öncekilerin âdetinden başka birşey değildir.
Yaşar Nuri Öztürk = "Bu, öncekilerin uydurmalarından başka şey değil."
İskender Ali Mihr = Bu ancak evvelkilerin hulûkundan (yaratmalarından, uydurmalarından) başka bir şey değildir.
İlyas Yorulmaz = “Senin bu söylediklerin öncekilerin uydurmaları. ”
وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ
Şu’arâ / 138 -
Ve mâ nahnu bi muazzebîn(muazzebîne).
Diyanet İşleri = “Biz azaba uğratılacak da değiliz.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve biz, azâba uğratılmayacağız.
Abdullah Parlıyan = Ve biz azaba da uğratılacak değiliz.”
Adem Uğur = Biz azaba uğratılacak da değiliz.
Ahmed Hulusi = "Biz azaba da çarpılmayacağız!"
Ahmet Tekin = 'Biz cezalandırılacak değiliz' dediler.
Ali Bulaç = "Ve biz azab görecek de değiliz."
Ali Fikri Yavuz = Biz azaba uğratılmayız.”
Ali Ünal = “Bundan dolayı biz, öyle dediğin gibi cezalandırılacak falan da değiliz.”
Bayraktar Bayraklı = (138-139) “Biz yaptıklarımızdan dolayı ceza görmeyeceğiz” deyip onu yalanladılar. Biz de onları helâk ettik. Bunda kesinlikle bir ders vardır. Onların çoğu inanmamış olsa da.
Bekir Sadak = (137-13) 8 Bu durumumuz oncekilerin gelenegidir. Biz azaba ugratilacak da degiliz» dediler.
Celal Yıldırım = Ve biz azâb edilecek de değiliz.
Cemal Külünkoğlu = (137-138) “Bizim bu (durumumuz), öncekilerin geleneklerinden başka bir şey değildir. Biz azaba uğratılacak da değiliz.”
Diyanet İşleri (eski) = Hem, (bu yüzden) azaba uğrayacak da değiliz!"
Diyanet Vakfi = Biz azaba uğratılacak da değiliz.
Edip Yüksel = 'Biz, cezalandırılacak da değiliz.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Biz ta'zib olunmayız
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Biz azaba uğratılacak değiliz.»
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Biz azaba uğratılacak da değiliz.»
Gültekin Onan = "Ve biz azab görecek de değiliz."
Harun Yıldırım = Biz azaba uğratılacak da değiliz.
Hasan Basri Çantay = «Biz azaba uğratılacaklar da değiliz».
Hayrat Neşriyat = 'Biz, azâba uğratılacak olanlar da değiliz.'
İbni Kesir = Hem biz, azaba uğratılacak da değiliz.
Kadri Çelik = “Ve biz azap görecek de değiliz.”
Muhammed Esed = 'Bu yüzden azaba uğratılacak değiliz.'
Mustafa İslamoğlu = Dolayısıyla, bu yüzden bizim azaba uğratılmamız da mümkün değildir!"
Ömer Nasuhi Bilmen = (137-138) «Bu, evvelkilerin adetinden başka bir şey değildir.» «Ve bizler ise muazzep olacaklar değiliz.»
Ömer Öngüt = “Biz azaba uğratılacak da değiliz. ”
Şaban Piriş = Biz, azaba uğrayacak değiliz.
Sadık Türkmen = Biz azaba uğratılacaklardan değiliz!..”
Seyyid Kutub = Bizim azaba çarpılmamız sözkonusu değildir.
Suat Yıldırım = (136-138) "Sen" dediler, "Ha böyle nasihat etmiş, ha etmemişsin, bize göre hepsi bir. Bizim tuttuğumuz yol, önceki atalarımızın sürüp gelen âdetlerinden başka bir şey değildir. Biz bundan ötürü de cezalandırılacak değiliz!"
Süleyman Ateş = "Biz azâba uğratılacak değiliz."
Tefhim-ul Kuran = «Ve biz azab görecek de değiliz.»
Ümit Şimşek = 'Bu yüzden azaba uğratılacak değiliz.'
Yaşar Nuri Öztürk = "Biz azaba uğratılacak değiliz."
İskender Ali Mihr = Ve biz azaplandırılacak değiliz.
İlyas Yorulmaz = “Bize asla azap edilmeyecek” dediler.
فَكَذَّبُوهُ فَأَهْلَكْنَاهُمْ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
Şu’arâ / 139 -
Fe kezzebûhu fe ehleknâhum, inne fî zâlike le âyeten, ve mâ kâne ekseruhum mu’minîn(mu’minîne).
Diyanet İşleri = Böylece onlar Hûd’u yalanladılar. Biz de bu yüzden onları helâk ettik. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Derken onu yalanladılar, biz de onları helâk ettik. Şüphe yok ki bunda bir delil var, fakat halkın çoğu inanmaz.
Abdullah Parlıyan = İşte O'nu böyle yalanladılar ve bunun üzerine, biz de onları yok ettik. Bu kıssada insanlar için mutlaka bir ders vardır, onların çoğu buna inanmasa da…
Adem Uğur = Böylece onu yalancılıkla suçladılar; biz de kendilerini helâk ettik. Doğrusu bunda büyük bir ibret vardır; ama çokları iman etmezler.
Ahmed Hulusi = Böylece Onu yalanladılar, biz de onları helâk ettik! Muhakkak ki bu olayda bir mucize - ders vardır! Onların ekseriyeti de iman eden değillerdir.
Ahmet Tekin = Böylece onu yalanladılar. Biz de onları helâk ettik. Bunlarda da, kesinlikle Allah’ın kudretine, ilmine, hikmet sahibi olduğuna işaretler, bütün insanlar için ibretler, alınacak dersler, ülkelerinde kalıntılar vardır. Onların çoğu iman edecek değildir.
Ahmet Varol = Böylece onu yalanladılar. Biz de onları helak ettik. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu iman etmemişti.
Ali Bulaç = Böylelikle onu yalanladılar, biz de onları yıkıma uğrattık. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.
Ali Fikri Yavuz = Böylece onu (Hûd peygamberi) tekzib ettiler. Biz de onları helâk ettik. Muhakkak ki, onlara yaptığımız bu işte, sonrakiler için bir ibret vardır; öyle iken çoğu mümin olmadı.
Ali Ünal = Böylece Hûd’u yalanladılar ve neticede Biz de kendilerini helâk ettik. Bütün bu olup bitenlerde hiç kuşkusuz çok önemli bir ibret vardır. Doğrusu, o halkın çoğu mü’min değildi.
Bayraktar Bayraklı = (138-139) “Biz yaptıklarımızdan dolayı ceza görmeyeceğiz” deyip onu yalanladılar. Biz de onları helâk ettik. Bunda kesinlikle bir ders vardır. Onların çoğu inanmamış olsa da.
Bekir Sadak = Boylece onu yalanladilar; Biz de kendilerini yok ettik. Bunda suphesiz ki ders vardir; ama cogu inanmamistir.
Celal Yıldırım = Böylece Hûd Peygamber'i yalanladılar. Biz de onları yok ettik. Şüphesiz ki bunda öğüt ve ibret vardır ; ne yazık ki onların çoğu imân etmedi.
Cemal Külünkoğlu = Böylece onu (Hud peygamberi) yalancı saydılar; biz de kendilerini helak ettik. Şüphesiz bunda mutlaka alınacak bir ders vardır, Fakat (buna rağmen) onların çoğu iman etmediler.
Diyanet İşleri (eski) = Böylece onu yalanladılar; Biz de kendilerini yok ettik. Bunda şüphesiz ki ders vardır; ama çoğu inanmamıştır.
Diyanet Vakfi = Böylece onu yalancılıkla suçladılar; biz de kendilerini helâk ettik. Doğrusu bunda büyük bir ibret vardır; ama çokları iman etmezler.
Edip Yüksel = Böylece onu yalanladılar. Nihayet biz de onları yok ettik. Bunda bir ders var; ancak çoğunluk inanmaz.
Elmalılı Hamdi Yazır = Diye onu tekzib ettiler de kendilerini helâk ediverdik. Şübhesiz bunda mutlak bir âyet var, öyle iken ekserîsi mü'min olmadı
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O'nu yalanladılar; Biz de kendilerini helak ediverdik. Şüphesiz bunda mutlak bir ibret vardır, ama çokları iman etmedi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Böylece onu yalancı saydılar; biz de kendilerini helak ettik. Şüphesiz bunda mutlak bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir.
Gültekin Onan = Böylelikle onu yalanladılar, biz de onları yıkıma uğrattık. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu inançlı olmamıştır.
Harun Yıldırım = Böylece onu yalancılıkla suçladılar; biz de kendilerini helâk ettik. Doğrusu bunda büyük bir ibret vardır; ama çokları iman etmezler.
Hasan Basri Çantay = Hulâsa: Onu yalan saydılar da biz de kendilerini helak etdik. Şübhesiz bunda bir ibret vardır elbet. (Fakat) onların çoğu îman ediciler değildir.
Hayrat Neşriyat = Böylece onu yalanladılar da onları (şiddetli bir rüzgârla) helâk ettik. Şübhesiz ki bunda, elbette bir ibret vardır. Fakat onların çoğu îmân etmiş kimseler değildir.
İbni Kesir = Böylece onu yalanladılar. Ve Biz, onları yok ettik. Muhakkak ki bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu mü'minler olmadı.
Kadri Çelik = Böylelikle onu (Hud'u) yalanladılar, biz de onları yıkıma uğrattık. Şüphesiz bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değillerdi.
Muhammed Esed = İşte o'nu böyle yalanladılar; ve bunun üzerine Biz de onları yok ettik. Bu (kıssada da insanlar için) mutlaka, bir ders vardır, onlardan çoğu (buna) inanmasa da...
Mustafa İslamoğlu = Neticede, onu işte böyle yalanladılar; bunun üzerine Biz de onları helak ettik. Elbet bu (Hud kıssası)nda da alınacak bir ders mutlaka vardır; fakat insanların çoğu yine de inanmayacaklardır.
Ömer Nasuhi Bilmen = Artık O'nu tekzîp ettiler, Biz de onları helâk ettik. Şüphe yok, bunda elbette bir ibret vardır ve onların ekserisi imân etmiş olmadılar.
Ömer Öngüt = Böylece onu yalanladılar. Biz de kendilerini helâk ettik. Şüphesiz ki bunda âyet (kudretimize bir nişane) vardır. Yine de onların çoğu iman etmezler.
Şaban Piriş = Hûd’u yalanladılar. Biz de onları yok ettik. İşte bunda bir ibret vardır. Yine de onların çoğu inanacak değildir.
Sadık Türkmen = Onu yalanladılar. Biz de onları helâk ettik. Şüphesiz bunda ibret vardır ama onların birçoğu inanmıyor.
Seyyid Kutub = Böylece peygamberlerini yalanladılar. Biz de onları yokettik. Kuşku yok ki, bu olaydan alınacak dersler vardır. Onların çoğu inanmamış kimselerdir.
Suat Yıldırım = Neticede onu yalancı saydılar, Biz de onları imha ettik. Elbette bunda, alınacak ibret var, fakat onların ekserisi ibret alıp da iman etmezler.
Süleyman Ateş = (Böylece) onu yalanladılar. Biz de onları helâk ettik. Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar.
Tefhim-ul Kuran = Böylelikle onu yalanladılar, biz de onları yıkıma uğrattık. Hiç şüphe yok, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.
Ümit Şimşek = Onlar onu yalanladılar; Biz de onları helâk ettik. İşte bunda bir âyet vardır. Fakat onların çoğu yine iman etmez.
Yaşar Nuri Öztürk = Onu bu şekilde yalanladılar, biz de onları helâk ettik. Bunda elbette bir ibret var. Ama onların çoğu müminlerden değildi.
İskender Ali Mihr = Böylece onu tekzip ettiler (yalanladılar). Biz de bu sebeple onları helâk ettik. Muhakkak ki bunda mutlaka bir âyet (ibret) vardır. Ve onların çoğu, mü’min olmadılar (Allah’a ulaşmayı dilemediler).
İlyas Yorulmaz = Kavmi Hud’u yalanladı. Bizde onları helak ettik. Bunda alınacak dersler var. Ancak insanların çoğu inanmıyorlar.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
Şu’arâ / 140 -
Ve inne rabbeke le huvel azîzur rahîm(rahîmu).
Diyanet İşleri = Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve şüphe yok ki Rabbin, elbette üstündür, rahîmdir.
Abdullah Parlıyan = Ve şüphesiz senin Rabbin güçlülerin en güçlüsü ve çok acıyıp, esirgeyendir.
Adem Uğur = Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Ahmed Hulusi = Kesinlikle senin Rabbin'dir "HÛ"; El Aziyz'dir, Er Rahıym'dir.
Ahmet Tekin = Senin Rabbin, işte O, kudretli, hükümran ve engin merhamet sahibidir.
Ahmet Varol = Şüphesiz senin Rabbin güçlü ve rahmet sahibi olandır.
Ali Bulaç = Ve şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
Ali Fikri Yavuz = Doğrusu senin Rabbin, muhakkak ki, O Azîz’dir= düşmanlarından intikam alıcıdır, Rahîm’dir= müminlere çok merhametlidir.
Ali Ünal = Şüphesiz ki senin Rabbin, O’dur Azîz, O’dur Rahîm.
Bayraktar Bayraklı = Şüphesiz senin Rabbin çok güçlüdür; çok merhametlidir.
Bekir Sadak = Dogrusu Rabbin gucludur, merhametlidir. *
Celal Yıldırım = Şenin Rabbın elbette O'dur cok güçlü, çok üstün ; O'dur cok merhametli.
Cemal Külünkoğlu = Şüphesiz senin Rabbin, mutlak galiptir, çok merhametlidir.
Diyanet İşleri (eski) = Doğrusu Rabbin güçlüdür, merhametlidir.
Diyanet Vakfi = Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Edip Yüksel = Kuşkusuz senin Rabbin Üstündür, Rahimdir.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve şübhesiz ki rabbın o, öyle azîz öyle rahîm
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ve şüphesiz ki Rabbin, gerçekten O, çok güçlü ve çok merhametlidir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Gültekin Onan = Ve şüphesiz, senin rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
Harun Yıldırım = Şüphesiz Rabbin, işte O, Aziz’dir, Rahim’dir.
Hasan Basri Çantay = Hakıykat, senin Rabbin, mutlak gaalibdir, çok esirgeyicidir O.
Hayrat Neşriyat = Muhakkak ki, Azîz (kudreti dâimâ üstün gelen), Rahîm (çok merhamet eden)elbette ancak Rabbindir.
İbni Kesir = Ve muhakkak ki Rabbın, elbette o; Aziz'dir, Rahim'dir.
Kadri Çelik = Ve şüphesiz senin Rabbin üstün güç sahibidir, esirgeyendir.
Muhammed Esed = Ve şüphesiz senin Rabbin çok acıyıp esirgeyen O yüceler yücesidir!
Mustafa İslamoğlu = Ne ki senin Rabbin, sınırsız rahmet sahibi olan O yüceler yücesidir.
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve muhakkak, senin Rabbin elbette O, azîzdir, rahimdir.
Ömer Öngüt = Rabbin şüphesiz ki Azîz'dir, engin merhamet sahibidir.
Şaban Piriş = Rabbin ise, elbette güçlü olan, merhametli olan O’dur.
Sadık Türkmen = Şüphesiz o Rabbin; üstündür, merhametlidir.
Seyyid Kutub = Ve yine kuşku yok ki, senin Rabb'in üstün iradeli ve merhametlidir.
Suat Yıldırım = Ama Senin Rabbin aziz ve rahimdir (mutlak galiptir, geniş merhamet sahibidir).
Süleyman Ateş = Şüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur.
Tefhim-ul Kuran = Ve hiç şüphe yok, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
Ümit Şimşek = Rabbin ise hem Azizdir, hem Rahîm.
Yaşar Nuri Öztürk = Kuşkusuz, senin Rabbin mutlak Azîz, mutlak Rahîm'dir.
İskender Ali Mihr = Ve muhakkak ki senin Rabbin, elbette O, Azîz’dir (yüce), Rahîm’dir (Rahîm esmasıyla tecelli eden).
İlyas Yorulmaz = Senin Rabbin çok güçlü ve merhamet sahibidir.
كَذَّبَتْ ثَمُودُ الْمُرْسَلِينَ
Şu’arâ / 141 -
Kezzebet semûdul murselîn(murselîne).
Diyanet İşleri = Semûd kavmi de Peygamberleri yalanladı.
Abdulbaki Gölpınarlı = Semûd kavmi de peygamberleri yalanladı.
Abdullah Parlıyan = Ve Semûd toplumu da, gönderilen elçileri yalanladı.
Adem Uğur = Semûd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla suçladı.
Ahmed Hulusi = Semud da Rasûlleri yalanladı.
Ahmet Tekin = Semûd kavmi de, özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere kendilerine gönderilen Sâlih’i yalanlayarak bütün peygamberleri inkâr ettiler.
Ahmet Varol = Semud (kavmi) de peygamberleri yalanladı.
Ali Bulaç = Semud (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanladı.
Ali Fikri Yavuz = Semûd kavmi gönderilen peygamberleri tekzib etti.
Ali Ünal = Semûd da (Salih’i yalanladı ve O’nu yalanlamakla bütün) rasûlleri yalanlamış oldu.
Bayraktar Bayraklı = Semûd kavmi de peygamberlerini yalanladı.[381]
Bekir Sadak = Semud milleti de peygamberleri yalanladi.
Celal Yıldırım = Semûd (kavmi) de peygamberleri yalanladılar.
Cemal Külünkoğlu = Semud (kavmi) de, peygamberleri yalanladı.
Diyanet İşleri (eski) = Semud milleti de peygamberleri yalanladı.
Diyanet Vakfi = Semûd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla suçladı.
Edip Yüksel = Semud (halkı) da elçileri yalanladı.
Elmalılı Hamdi Yazır = Semûd gönderilen Resulleri tekzib etti
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Semüd (kavmi) de gönderilen peygamberleri yalanladı.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Semûd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti.
Gültekin Onan = Semud (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanladı.
Harun Yıldırım = Semûd da peygamberleri yalancılıkla suçladı.
Hasan Basri Çantay = Semud (kavmi de gönderilen) peygamberleri tekzîb etmişdir.
Hayrat Neşriyat = Semûd (kavmi de) peygamberleri yalanladı.
İbni Kesir = Semud da peygamberleri yalanladı.
Kadri Çelik = Semud da gönderilenleri yalanladı.
Muhammed Esed = (Ve) Semud toplumu (da) gönderilen elçilerden (birini) yalanladı.
Mustafa İslamoğlu = Semut (da) elçilerini yalanladı.
Ömer Nasuhi Bilmen = (141-142) Semûd (kavmi de) gönderilmiş olan peygamberleri tekzîp etti. O vakit, onlara kardeşleri Salih dedi: «Korkmaz mısınız?»
Ömer Öngüt = Semud kavmi de peygamberleri yalanladılar.
Şaban Piriş = Semûd Kavmi de peygamberlerini yalanlamıştı.
Sadık Türkmen = Semud kavmi de gönderilen elçileri yalanladı.
Seyyid Kutub = Semudoğulları da peygamberlerini yalanladılar.
Suat Yıldırım = Semud halkı da resulleri yalancı saydı.
Süleyman Ateş = Semûd (kavmi) de gönderilen elçileri yalanladı:
Tefhim-ul Kuran = Semud (kavmi) de, gönderilen (peygamber)leri yalanladı.
Ümit Şimşek = Semud kavmi de peygamberlerini yalanladı.
Yaşar Nuri Öztürk = Semûd da peygamlerleri yalanladı.
İskender Ali Mihr = Semud (kavmi) de mürselini (resûlleri) tekzip etti (yalanladı).
İlyas Yorulmaz = Semud da elçileri yalanlamıştı.
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ صَالِحٌ أَلَا تَتَّقُونَ
Şu’arâ / 142 -
İz kâle lehum ahûhum sâlihun e lâ tettekûn(tettekûne).
Diyanet İşleri = Hani kardeşleri Salih, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”
Abdulbaki Gölpınarlı = Hani, kardeşleri Sâlih, onlara demişti ki: Hâlâ mı çekinmezsiniz?
Abdullah Parlıyan = Hani onlara da, kardeşleri Salih: “Artık yolunuzu Allah'ın kitabıyla bulmayacak mısınız?” demişti.
Adem Uğur = Kardeşleri Sâlih onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
Ahmed Hulusi = Hani kardeşleri Sâlih onlara dedi ki: "Korkup sakınmaz mısınız?"
Ahmet Tekin = Hani kardeşleri Sâlih, onlara: 'Hâlâ, Allah’a sığınıp, emirlerine yapışmayacak, günahlardan arınıp, azaptan korunmayacak, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarınıza ve özgürlüklerinize sahip çıkarak şahsiyetli davranmayacak, dinî ve sosyal görevlerinizin bilincinde olmayacak mısınız?' demişti.
Ahmet Varol = Hani kardeşleri Salih onlara demişti ki: 'Siz sakınmıyor musunuz?
Ali Bulaç = Hani onlara kardeşleri Salih: "Sakınmaz mısınız? demişti.
Ali Fikri Yavuz = O vakit, kardeşleri Salih (Peygamber) onlara şöyle demişti: “- Allah’dan korkmaz mısınız?
Ali Ünal = Kardeşleri Salih onlara şu tebliğde bulunmuştu: “Allah’a gönülden saygı duymalı ve O’na isyandan, dolayısıyla O’nun azabından sakınmalı değil misiniz?
Bayraktar Bayraklı = Kardeşleri Sâlih, onlara, “Allah'ın emirlerine karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” demişti.
Bekir Sadak = (142-15) 2 Kardesleri Salih onlara: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misiniz? Dogrusu ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim; artik Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Ben buna karsi sizden bir ucret istemiyorum; benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir. Burada bahcelerde, pinar baslarinda, ekinler, salkimlari sarkmis hurmaliklar arasinda guven icinde birakilir misiniz? Daglarda ustalikla evler oyar misiniz? Artik Allah'tan sakinin, bana itaat edin. Yeryuzunu islah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin» dedi.
Celal Yıldırım = Hani kardeşleri Sâlih onlara dedi ki: «Artık (putlara tapmaktan, Hakk'ı inkâr etmekten) sakınmaz mısınız ?
Cemal Külünkoğlu = Hani kardeşleri Salih, onlara şöyle demişti: “Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”
Diyanet İşleri (eski) = (142-152) Kardeşleri Salih onlara: 'Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin' dedi.
Diyanet Vakfi = Kardeşleri Sâlih onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
Edip Yüksel = Kardeşleri Salih onlara demişti ki, 'Erdemli olmaz mısınız?'
Elmalılı Hamdi Yazır = O vakıt ki kardeşleri Salih onlara demişti: Allahdan korkmaz mısınız?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Kardeşleri Salih o zaman onlara şöyle demişti: «Allah'tan korkmaz mısınız?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Hani kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: «Siz Allah'tan korkmaz mısınız?»
Gültekin Onan = Kardeşleri Sâlih, onlara, “Allah'ın emirlerine karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” demişti.
Harun Yıldırım = (142-15) 2 Kardesleri Salih onlara: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misiniz? Dogrusu ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim; artik Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Ben buna karsi sizden bir ucret istemiyorum; benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir. Burada bahcelerde, pinar baslarinda, ekinler, salkimlari sarkmis hurmaliklar arasinda guven icinde birakilir misiniz? Daglarda ustalikla evler oyar misiniz? Artik Allah'tan sakinin, bana itaat edin. Yeryuzunu islah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin» dedi.
Hasan Basri Çantay = O zamanda ki biraderleri Saalih onlara: «(Allahdan) korkmaz mısınız?» demişdi.
Hayrat Neşriyat = Kardeşleri Sâlih onlara şöyle demişti: '(Allah’a karşı gelmekten) sakınmıyor musunuz?'
İbni Kesir = Hani kardeşleri Salih, onlara şöyle demişti: “Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”
Kadri Çelik = Hani onlara kardeşleri Salih, “Sakınmaz mısınız?” demişti.
Muhammed Esed = (142-15) 2 Kardesleri Salih onlara: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misiniz? Dogrusu ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim; artik Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Ben buna karsi sizden bir ucret istemiyorum; benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir. Burada bahcelerde, pinar baslarinda, ekinler, salkimlari sarkmis hurmaliklar arasinda guven icinde birakilir misiniz? Daglarda ustalikla evler oyar misiniz? Artik Allah'tan sakinin, bana itaat edin. Yeryuzunu islah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin» dedi.
Mustafa İslamoğlu = Hani bir zamanlar onlara da soydaşları Salih şöyle demişti: "Hala sorumlu davranmayacak mısınız?
Ömer Nasuhi Bilmen = (141-142) Semûd (kavmi de) gönderilmiş olan peygamberleri tekzîp etti. O vakit, onlara kardeşleri Salih dedi: «Korkmaz mısınız?»
Ömer Öngüt = Hani kardeşleri Sâlih onlara şöyle demişti: “Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”
Şaban Piriş = Kardeşleri Salih, onlara: -Hiç Allah’tan korkmuyor musunuz? demişti.
Sadık Türkmen = Hani kardeşleri Salih onlara demişti: “Allah’tan korkup sakınmaz mısınız?
Seyyid Kutub = Hani kardeşleri Salih onlara dedi ki, siz hiç Allah'tan korkmaz mısınız?
Suat Yıldırım = (142-145) Kardeşleri Salih onlara şöyle dedi: "Hâlâ inkâr ve isyandan sakınmayacak mısınız? Bilin ki ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Öyleyse Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin! Bu hizmetten dolayı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan ancak Rabbülâlemin’dir.
Süleyman Ateş = Kardeşleri Sâlih, onlara demişti ki: "Korunmaz mısınız?"
Tefhim-ul Kuran = Hani onlara kardeşleri Salih: «Sakınmaz mısınız? demişti.
Ümit Şimşek = Kardeşleri Salih onlara 'Sakınmıyor musunuz?' demişti.
Yaşar Nuri Öztürk = Kardeşleri Sâlih onlara demişti ki: "Siz hiç sakınmıyor musunuz?"
İskender Ali Mihr = Onların kardeşi Salih (A.S) da onlara: “Siz takva sahibi olmayacak mısınız (Allah’a ulaşmayı dilemeyecek misiniz)?” demişti.
İlyas Yorulmaz = Kardeşleri Salih “Korunmaz mısınız?”
إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
Şu’arâ / 143 -
İnnî lekum resûlun emîn(emînun).
Diyanet İşleri = “Ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Şüphe yok ki ben, size emin bir peygamberim.
Abdullah Parlıyan = “Bakın, ben O'nun tarafından size gönderilen güvenilir bir elçiyim.
Adem Uğur = Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
Ahmed Hulusi = "Ben kesinlikle güveneceğiniz bir Rasûlüm. "
Ahmet Tekin = 'Ben size gönderilen Allah’ın emin bir Rasulüyüm.'
Ahmet Varol = Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.
Ali Bulaç = "Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
Ali Fikri Yavuz = Gerçekten ben size gönderilen güvenilir bir peygamberim.
Ali Ünal = “Şüphesiz ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
Bayraktar Bayraklı = “Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.”
Bekir Sadak = (142-15) 2 Kardesleri Salih onlara: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misiniz? Dogrusu ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim; artik Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Ben buna karsi sizden bir ucret istemiyorum; benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir. Burada bahcelerde, pinar baslarinda, ekinler, salkimlari sarkmis hurmaliklar arasinda guven icinde birakilir misiniz? Daglarda ustalikla evler oyar misiniz? Artik Allah'tan sakinin, bana itaat edin. Yeryuzunu islah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin» dedi.
Celal Yıldırım = Şüpheniz olmasın ki ben sizin için güvenilir bir peygamberim.
Cemal Külünkoğlu = (143-144) “Ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim. Öyle ise Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!”
Diyanet İşleri (eski) = (142-152) Kardeşleri Salih onlara: 'Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin' dedi.
Diyanet Vakfi = Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
Edip Yüksel = 'Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Haberiniz olsun ki ben size gönderilmiş bir Resulüm, eminim
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Haberiniz olsun ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Haberiniz olsun ki ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.»
Gültekin Onan = "Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir (emiyn) bir elçiyim."
Harun Yıldırım = Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
Hasan Basri Çantay = «Şübhesiz ben size (gönderilmiş) emîn bir peygamberim».
Hayrat Neşriyat = 'Muhakkak ki ben, sizin için (gönderilmiş) emîn bir peygamberim.'
İbni Kesir = Muhakkak ki ben, size emin bir peygamberim.
Kadri Çelik = “Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.”
Muhammed Esed = "Bakın ben (O'nun tarafından) size gönderilen güvenilir bir elçiyim;
Mustafa İslamoğlu = "Ben sizin için güvenilir bir elçiyim."
Ömer Nasuhi Bilmen = (143-144) «Şüphe yok, ben size bir emîn resûlüm. Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin.»
Ömer Öngüt = ”Ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim. ”
Şaban Piriş = Ben, sizin için güvenilir bir elçiyim.
Sadık Türkmen = Şüphesiz ki ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim!
Seyyid Kutub = Ben size gönderilmiş güvenilir bir Allah elçisiyim.
Suat Yıldırım = (142-145) Kardeşleri Salih onlara şöyle dedi: "Hâlâ inkâr ve isyandan sakınmayacak mısınız? Bilin ki ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Öyleyse Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin! Bu hizmetten dolayı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan ancak Rabbülâlemin’dir.
Süleyman Ateş = "Ben sizin için güvenilir bir elçiyim."
Tefhim-ul Kuran = Gerçekten ben size gönderilen güvenilir bir peygamberim.
Ümit Şimşek = 'Ben size güvenilir bir elçiyim.
Yaşar Nuri Öztürk = "Ben sizin için emin bir resulüm."
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki ben, sizin için emin bir resûlüm.
İlyas Yorulmaz = “Ben sizin için açıkça güvenilir bir elçiyim. ”
فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ
Şu’arâ / 144 -
Fettekullâhe ve atîûni.
Diyanet İşleri = “Öyle ise Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!”
Abdulbaki Gölpınarlı = Artık Allah'tan çekinin ve itâat edin bana.
Abdullah Parlıyan = Öyleyse, yolunuzu Allah'ın kitabıyla bulun ve bana uyun.
Adem Uğur = Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
Ahmed Hulusi = "O hâlde Allâh'tan (kesinlikle yaptıklarınızın sonucunu yaşatacağı için) korunun ve bana itaat edin. "
Ahmet Tekin = 'Öyleyse, Allah’a sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun, bana itaat edin, benim sünnetimi uygulayın.'
Ahmet Varol = Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin.
Ali Bulaç = "Artık Allah'tan korkup sakının ve bana itaat edin."
Ali Fikri Yavuz = Artık Allah’dan korkun ve bana itaat edin.
Ali Ünal = “O halde artık Allah’tan korkun, O’na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
Bayraktar Bayraklı = “Allah'tan sakının ve bana itaat edin!”
Bekir Sadak = (142-15) 2 Kardesleri Salih onlara: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misiniz? Dogrusu ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim; artik Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Ben buna karsi sizden bir ucret istemiyorum; benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir. Burada bahcelerde, pinar baslarinda, ekinler, salkimlari sarkmis hurmaliklar arasinda guven icinde birakilir misiniz? Daglarda ustalikla evler oyar misiniz? Artik Allah'tan sakinin, bana itaat edin. Yeryuzunu islah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin» dedi.
Celal Yıldırım = Artık Allah'tan korkun ve bana uyun.
Cemal Külünkoğlu = (143-144) “Ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim. Öyle ise Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!”
Diyanet İşleri (eski) = (142-152) Kardeşleri Salih onlara: 'Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin' dedi.
Diyanet Vakfi = Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
Edip Yüksel = 'ALLAH'ı dinleyip bana uymalısınız.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Gelin Allahdan korkun ve bana itaat edin
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Gelin Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Gelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin.»
Gültekin Onan = "Artık Tanrı'dan korkup sakının ve bana itaat edin."
Harun Yıldırım = Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
Hasan Basri Çantay = «Artık Allahdan korkun ve bana itaat edin».
Hayrat Neşriyat = 'Artık, Allah’dan sakının ve bana itâat edin!'
İbni Kesir = Artık Allah'tan korkun da bana itaat edin.
Kadri Çelik = “Artık Allah'tan korkup sakının ve bana itaat edin.”
Muhammed Esed = öyleyse, artık Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşıyın ve bana itaat edin!
Mustafa İslamoğlu = Şu halde Allah'a karşı sorumlu davranın ve beni izleyin!
Ömer Nasuhi Bilmen = (143-144) «Şüphe yok, ben size bir emîn resûlüm. Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin.»
Ömer Öngüt = “Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin. ”
Şaban Piriş = Allah’tan korkun ve bana itaat edin.
Sadık Türkmen = Allah’tan korkun ve bana itaat edin!
Seyyid Kutub = Öyleyse Allah'tan korkunuz da çağrıma uyunuz.
Suat Yıldırım = (142-145) Kardeşleri Salih onlara şöyle dedi: "Hâlâ inkâr ve isyandan sakınmayacak mısınız? Bilin ki ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Öyleyse Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin! Bu hizmetten dolayı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan ancak Rabbülâlemin’dir.
Süleyman Ateş = "Allah'tan korkun ve bana itâ'at edin."
Tefhim-ul Kuran = «Artık Allah'tan korkup sakının ve bana itaat edin.»
Ümit Şimşek = 'Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
Yaşar Nuri Öztürk = "Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin."
İskender Ali Mihr = Öyleyse Allah’a karşı takva sahibi olun (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve bana itaat edin (bana tâbî olun).
İlyas Yorulmaz = “Allah dan korunun ve bana itaat edin. ”
وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى رَبِّ الْعَالَمِينَ
Şu’arâ / 145 -
Ve mâ es’elukum aleyhi min ecrin, in ecriye illâ alâ rabbil âlemîn(âlemîne).
Diyanet İşleri = “Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve ben, teblîğime karşılık bir mükâfât istemem sizden, benim mükâfâtım, ancak âlemlerin Rabbine âit.
Abdullah Parlıyan = Üstelik ben, sizden herhangi bir karşılık da istemiyorum. Benim ücretimi, alemlerin Rabbi olan Allah verecektir.
Adem Uğur = Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.
Ahmed Hulusi = "Bunun için sizden bir karşılık istemiyorum. . . Hizmetimin karşılığı yalnızca Rabb-ül âlemîn'e aittir. "
Ahmet Tekin = 'Tebliğ görevime karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, mükâfatım âlemlerin, bütün varlıkların Rabbi Allah’a aittir.
Ahmet Varol = 'Hizmetim için sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim Âlemlerin Rabbine aittir.
Ali Bulaç = "Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir."
Ali Fikri Yavuz = Buna karşı, ben, sizden bir ücret istemiyorum; benim mükâfatım ancak âlemlerin Rabbine aiddir.
Ali Ünal = “Ben, bu davetim karşılığında sizden bir ücret istemiyorum; benim ücretimi verecek olan ancak Âlemlerin Rabbi’dir.
Bayraktar Bayraklı = “Ben bundan dolayı sizden hiçbir karşılık istemiyorum. Benim karşılığımı ancak âlemlerin Rabbi verecektir.”
Bekir Sadak = (142-15) 2 Kardesleri Salih onlara: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misiniz? Dogrusu ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim; artik Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Ben buna karsi sizden bir ucret istemiyorum; benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir. Burada bahcelerde, pinar baslarinda, ekinler, salkimlari sarkmis hurmaliklar arasinda guven icinde birakilir misiniz? Daglarda ustalikla evler oyar misiniz? Artik Allah'tan sakinin, bana itaat edin. Yeryuzunu islah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin» dedi.
Celal Yıldırım = Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim (hizmetimin) mükâfatı ancak âlemlerin Rabbına aittir.
Cemal Külünkoğlu = “Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah'a aittir.”
Diyanet İşleri (eski) = (142-152) Kardeşleri Salih onlara: 'Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin' dedi.
Diyanet Vakfi = Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.
Edip Yüksel = 'Buna karşılık sizden bir ücret te istemiyorum. Benim ücretimi ancak evrenlerin Rabbi öder.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Buna karşı ben sizden bir ecir istemiyorum, benim ecrim ancak rabbül'âlemîne aiddir
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Buna karşı ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatım ancak alemlerin Rabbine aittir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir.»
Gültekin Onan = "Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin rabbine aittir."
Harun Yıldırım = Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.
Hasan Basri Çantay = «Ben buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükâfatım aalemlerin Rabbinden başkasına aaid değildir».
Hayrat Neşriyat = 'Buna (bu hizmetime) karşılık sizden bir ücret de istemiyorum! Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbine âiddir.'
İbni Kesir = Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, ancak alemlerin Rabbına aittir.
Kadri Çelik = “Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum.”
Muhammed Esed = Üstelik, ben sizden herhangi bir karşılık da istiyor değilim; benim hak ettiğim karşılığı vermek alemlerin Rabbinden başkasına düşmez.
Mustafa İslamoğlu = Ben bu (davet) karşılığında sizden hiçbir ücret talep etmiyorum; benim ecrimi takdir etmek sadece alemlerin Rabbine düşer."
Ömer Nasuhi Bilmen = «Ve onun üzerine sizden bir ücret istemiyorum, benim mükâfaatım ancak âlemlerin Rabbine aittir.»
Ömer Öngüt = “Sizden buna karşılık hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükâfatım âlemlerin Rabbine âittir. ”
Şaban Piriş = Bu işe karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak alemlerin Rabbine aittir.
Sadık Türkmen = Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbine aittir.
Seyyid Kutub = Ben bu çağrı hizmetime karşılık sizden herhangi bir ücret istemiyorum; benim çabalarımın karşılığını verecek olan, alemlerin Rabb'idir.
Suat Yıldırım = (142-145) Kardeşleri Salih onlara şöyle dedi: "Hâlâ inkâr ve isyandan sakınmayacak mısınız? Bilin ki ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Öyleyse Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin! Bu hizmetten dolayı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan ancak Rabbülâlemin’dir.
Süleyman Ateş = "Ben sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız âlemlerin Rabbine âittir."
Tefhim-ul Kuran = «Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir.»
Ümit Şimşek = 'Hizmetim için sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim Âlemlerin Rabbine aittir.
Yaşar Nuri Öztürk = "Ben bu iş için sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız âlemlerin Rabbi'ndendir."
İskender Ali Mihr = Ve ona (tebliğime) karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim sadece âlemlerin Rabbine aittir.
İlyas Yorulmaz = “Elçiliğimin karşılığında sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim alemlerin Rabbine aittir. ”
أَتُتْرَكُونَ فِي مَا هَاهُنَا آمِنِينَ
Şu’arâ / 146 -
E tutrakûne fî mâ hâhunâ âminîn(âminîne).
Diyanet İşleri = (146-148) “Siz buradaki bahçelerde, pınar başlarında, ekinlerde, meyveleri olgunlaşmış hurmalıklarda güven içinde bırakılacak mısınız?”
Abdulbaki Gölpınarlı = Burada emin bir halde bırakılacak mısınız?
Abdullah Parlıyan = Bu bulunduğunuz hal üzere, hep böyle güvenlik içinde bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz?
Adem Uğur = Siz burada, güven içinde bırakılacak mısınız (sanırsınız)?
Ahmed Hulusi = "(Ne yaparsanız yapın) hep böyle güvende olacağınızı mı sanıyorsunuz?"
Ahmet Tekin = “Burada güven içinde bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz?”
Ahmet Varol = Siz burada güven içinde mi bırakılacaksınız?
Ali Bulaç = "Siz burada güvenlik içinde mi bırakılacaksınız?"
Ali Fikri Yavuz = Siz, buradaki nimetler içerisinde emîn olarak bırakılacak mısınız?
Ali Ünal = “Siz, burada konfor ve güven içinde kendi halinize bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz?
Bayraktar Bayraklı = “Burada güven içinde bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz?”
Bekir Sadak = (142-15) 2 Kardesleri Salih onlara: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misiniz? Dogrusu ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim; artik Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Ben buna karsi sizden bir ucret istemiyorum; benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir. Burada bahcelerde, pinar baslarinda, ekinler, salkimlari sarkmis hurmaliklar arasinda guven icinde birakilir misiniz? Daglarda ustalikla evler oyar misiniz? Artik Allah'tan sakinin, bana itaat edin. Yeryuzunu islah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin» dedi.
Celal Yıldırım = (146-147-148) Şu bulunduğunuz yerde ; bağlar ve bahçelerde ; pınarlar başında, ekinler içinde, gönül çekici salkım hurmalıklarda güven içinde kendi halinize bırakılacak mısınız?
Cemal Külünkoğlu = (146-148) “Siz burada, bahçelerin, pınarların içinde, ekinlerin, salkımları sarkmış hurmalıkların arasında güven içinde kendi halinize bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz?
Diyanet İşleri (eski) = (142-152) Kardeşleri Salih onlara: 'Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin' dedi.
Diyanet Vakfi = (146-148) Siz burada, bahçelerin, pınarların içinde; ekinlerin, salkımları sarkmış hurmalıkların arasında güven içinde bırakılacak mısınız (sanırsınız)?
Edip Yüksel = 'Şurada güvenlik içinde mi bırakılacaksınız?'
Elmalılı Hamdi Yazır = Siz burada emn-ü eman ile bırakılacak mısınız?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Siz burada güven içinde bırakılacak mısınız:
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Siz burada güven içinde bırakılacak mısınız?»
Gültekin Onan = "Siz burada güvenlik (aminiyne) içinde mi bırakılacaksınız?"
Harun Yıldırım = Siz burada, güven içinde bırakılacak mısınız?
Hasan Basri Çantay = «Siz burada (ki nimetlerin içinde) emîn emîn bırakılacak mısınız»?
Hayrat Neşriyat = (146-148) '(Siz) burada (her belâdan) emîn kimseler olarak bahçeler, pınarlar, ekinler ve tomurcukları olgunlaşan hurmalıklar içinde bırakılacak mısınız (sandınız)?'
İbni Kesir = Burada emniyet içinde bırakılır mısınız?
Kadri Çelik = “Siz burada güvenlik içinde mi bırakılacaksınız?”
Muhammed Esed = Bu bulunduğunuz hal üzere hep böyle güvenlik içinde bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz?
Mustafa İslamoğlu = "İçinde bulunduğunuz şu konumda böylece bırakılacağınıza dair güvenceniz mi var?
Ömer Nasuhi Bilmen = «Siz burada emin kimseler olarak bırakılacak mısınız?»
Ömer Öngüt = “Siz burada böyle güven içinde bırakılacak mısınız?”
Şaban Piriş = Siz, burada güven içinde mi bırakılacaksınız?
Sadık Türkmen = Burada güven içinde bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz?
Seyyid Kutub = Siz bu dünyada hep güven içinde yaşatılacağınızı mı sanıyorsunuz?
Suat Yıldırım = Siz burada, konfor ve güven içinde kendi rahatınıza bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz?
Süleyman Ateş = "Siz burada güven içinde bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz?"
Tefhim-ul Kuran = «Siz burada güvenlik içinde mi bırakılacaksınız?»
Ümit Şimşek = 'Burada, güven içinde kendi halinize bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz-
Yaşar Nuri Öztürk = "Siz burada güven içinde bırakılacak mısınız?"
İskender Ali Mihr = Siz, burada bulunduğunuz yerde emin olarak bırakılacak mısınız?
İlyas Yorulmaz = “”Siz şimdi burada güven içinde”
فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ
Şu’arâ / 147 -
Fî cennâtin ve uyûn(uyûnin).
Diyanet İşleri = (146-148) “Siz buradaki bahçelerde, pınar başlarında, ekinlerde, meyveleri olgunlaşmış hurmalıklarda güven içinde bırakılacak mısınız?”
Abdulbaki Gölpınarlı = Bağlarda, kaynaklarda.
Abdullah Parlıyan = Bu bahçeler içinde ve pınarlar başında,
Adem Uğur = Böyle bahçelerde, çeşme başlarında?
Ahmed Hulusi = "Cennetler (bahçeler) ve pınarlar içinde. . . "
Ahmet Tekin = 'Bahçelerin pınarların, akarsuların arasında mı bırakılacaksınız?'
Ahmet Varol = Bahçelerin ve pınarların arasında.
Ali Bulaç = "Bahçelerin, pınarların içinde,"
Ali Fikri Yavuz = Bağların ve pınarların içinde,
Ali Ünal = “Bağlar ve bahçeler içinde, su kaynaklarının başlarında.
Bayraktar Bayraklı = “Bahçelerin ve pınarların içerisinde.”
Bekir Sadak = (142-15) 2 Kardesleri Salih onlara: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misiniz? Dogrusu ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim; artik Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Ben buna karsi sizden bir ucret istemiyorum; benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir. Burada bahcelerde, pinar baslarinda, ekinler, salkimlari sarkmis hurmaliklar arasinda guven icinde birakilir misiniz? Daglarda ustalikla evler oyar misiniz? Artik Allah'tan sakinin, bana itaat edin. Yeryuzunu islah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin» dedi.
Celal Yıldırım = (146-147-148) Şu bulunduğunuz yerde ; bağlar ve bahçelerde ; pınarlar başında, ekinler içinde, gönül çekici salkım hurmalıklarda güven içinde kendi halinize bırakılacak mısınız?
Cemal Külünkoğlu = (146-148) “Siz burada, bahçelerin, pınarların içinde, ekinlerin, salkımları sarkmış hurmalıkların arasında güven içinde kendi halinize bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz?
Diyanet İşleri (eski) = (142-152) Kardeşleri Salih onlara: 'Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin' dedi.
Diyanet Vakfi = (146-148) Siz burada, bahçelerin, pınarların içinde; ekinlerin, salkımları sarkmış hurmalıkların arasında güven içinde bırakılacak mısınız (sanırsınız)?
Edip Yüksel = 'Bahçeler, pınarlar, '
Elmalılı Hamdi Yazır = O Cennetler, pınarlar
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = cennetler, pınarlar,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Bahçelerin, pınarların içinde,»
Gültekin Onan = "Bahçelerin, pınarların içinde."
Harun Yıldırım = "Böyle bahçelerde, çeşme başlarında ?"
Hasan Basri Çantay = «Bağların, pınarların içinde»,
Hayrat Neşriyat = (146-148) '(Siz) burada (her belâdan) emîn kimseler olarak bahçeler, pınarlar, ekinler ve tomurcukları olgunlaşan hurmalıklar içinde bırakılacak mısınız (sandınız)?'
İbni Kesir = Bahçelerde, çeşmelerde.
Kadri Çelik = “Bahçelerin, pınarların içinde (öyle mi)?”
Muhammed Esed = Bu bahçeler içre ve bu pınar başlarında;
Mustafa İslamoğlu = Envai çeşit bahçeler içinde ve pınar başlarında...
Ömer Nasuhi Bilmen = «Bağlarda ve ırmaklarda?»
Ömer Öngüt = “Bahçelerde, pınar başlarında. ”
Şaban Piriş = Bahçelerde, pınarlarda...
Sadık Türkmen = Bahçelerde, çeşmelerde,
Seyyid Kutub = Bahçeler ve pınarlar arasında
Suat Yıldırım = (147-148) Bağlarda, bahçelerde, pınarların başında, ekinler, bostanlar, dalları kırılacak derecede yüklü salkımları sarkan hurmalıklar içinde devamlı kalacağınızı mı sanıyorsunuz?
Süleyman Ateş = "Böyle bahçelerde, çeşme başlarında?"
Tefhim-ul Kuran = «Bahçelerin, pınarların içinde.»
Ümit Şimşek = 'Bahçelerin, pınarların içinde,
Yaşar Nuri Öztürk = "Bahçelerde, pınarlarda."
İskender Ali Mihr = Bahçelerde ve pınarlarda…
İlyas Yorulmaz = “Bahçeler ve subaşlarında. ”
وَزُرُوعٍ وَنَخْلٍ طَلْعُهَا هَضِيمٌ
Şu’arâ / 148 -
Ve zurûın ve nahlin tal’uhâ hedîm(hedîmun).
Diyanet İşleri = (146-148) “Siz buradaki bahçelerde, pınar başlarında, ekinlerde, meyveleri olgunlaşmış hurmalıklarda güven içinde bırakılacak mısınız?”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ekinler içinde, tomurcukları nazik, yumuşak hurmalıklar yanında.
Abdullah Parlıyan = bu ekinler, bu zarif görünüşlü ince sürgünlü hurmalıklar arasında…
Adem Uğur = Ekinlerin, salkımları sarkmış hurmalıkların arasında?
Ahmed Hulusi = "Ekinler ve tomurcuklarıyla hurma ağaçları!"
Ahmet Tekin = 'Ekinlerin, sebze bahçelerinin, salkımları sarkmış hurmalıkların arasında mı bırakılacaksınız?'
Ahmet Varol = Ekinlerin ve yumuşak tomurcuklu, hoş hurma ağaçlarının arasında.
Ali Bulaç = "Ekinler ve yumuşak tomurcuklu göz alıcı hurmalıklar arasında?"
Ali Fikri Yavuz = Ekinlerin ve meyvası yumuşak, hoş hurma ağaçlarının içinde...
Ali Ünal = “Ekinler, bostanlar, dalları kırılacak derecede yüklü salkımları sarkan hurmalıklar içinde.
Bayraktar Bayraklı = “Ekinler, salkımlı hurma ağaçları arasında.”
Bekir Sadak = (142-15) 2 Kardesleri Salih onlara: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misiniz? Dogrusu ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim; artik Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Ben buna karsi sizden bir ucret istemiyorum; benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir. Burada bahcelerde, pinar baslarinda, ekinler, salkimlari sarkmis hurmaliklar arasinda guven icinde birakilir misiniz? Daglarda ustalikla evler oyar misiniz? Artik Allah'tan sakinin, bana itaat edin. Yeryuzunu islah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin» dedi.
Celal Yıldırım = (146-147-148) Şu bulunduğunuz yerde ; bağlar ve bahçelerde ; pınarlar başında, ekinler içinde, gönül çekici salkım hurmalıklarda güven içinde kendi halinize bırakılacak mısınız?
Cemal Külünkoğlu = (146-148) “Siz burada, bahçelerin, pınarların içinde, ekinlerin, salkımları sarkmış hurmalıkların arasında güven içinde kendi halinize bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz?
Diyanet İşleri (eski) = (142-152) Kardeşleri Salih onlara: 'Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin' dedi.
Diyanet Vakfi = (146-148) Siz burada, bahçelerin, pınarların içinde; ekinlerin, salkımları sarkmış hurmalıkların arasında güven içinde bırakılacak mısınız (sanırsınız)?
Edip Yüksel = 'Ekinler ve olgun meyveli hurmalıklar içindesiniz.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Lâtıf tal'ı sarkmış hurmalar, ekinler içinde
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = salkımları sarkmış hurmalar, ekinler içinde?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Ekinlerin, salkımları sarkmış hurmalar arasında,»
Gültekin Onan = "Ekinler ve yumuşak tomurcuklu göz alıcı hurmalıklar arasında?"
Harun Yıldırım = "Ekinlerin, salkımları sarkmış hurmalıkların arasında?"
Hasan Basri Çantay = «Ekinlerin ve tomurcukları nâzik, yumuşak hurma ağaçlarının içinde».
Hayrat Neşriyat = (146-148) '(Siz) burada (her belâdan) emîn kimseler olarak bahçeler, pınarlar, ekinler ve tomurcukları olgunlaşan hurmalıklar içinde bırakılacak mısınız (sandınız)?'
İbni Kesir = Ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında.
Kadri Çelik = “Ekinler ve yumuşak tomurcuklu hurmalıklar arasında (öyle mi)?”
Muhammed Esed = bu ekinler, bu zarif görünüşlü ince sürgünlü hurmalıklar arasında...
Mustafa İslamoğlu = Ekinler ve iç geçirtecek kadar zarif, olgun ve dolgun hurma salkımlarının sarktığı hurmalıklarda...
Ömer Nasuhi Bilmen = «Ve ekinlerin ve tomurcukları latif hurma ağaçlarının içinde?»
Ömer Öngüt = “Ekinlerin, salkımları sarkmış hurmalıkların arasında. ”
Şaban Piriş = Ekinler ve yumuşak tomurcuklu hurmalıklar içinde...
Sadık Türkmen = Ekinler arasında ve yumuşak tomurcuklu hurmalıkların ortasında?
Seyyid Kutub = Ekinler ve olgun tomurcuklar hurmalar arasında
Suat Yıldırım = (147-148) Bağlarda, bahçelerde, pınarların başında, ekinler, bostanlar, dalları kırılacak derecede yüklü salkımları sarkan hurmalıklar içinde devamlı kalacağınızı mı sanıyorsunuz?
Süleyman Ateş = "Ekinler ve yumuşak tomurcuklu güzel hurmalıklar arasında?"
Tefhim-ul Kuran = «Ekinler ve yumuşak tomurcuklu can alıcı hurmalıklar arasında?»
Ümit Şimşek = 'Ekinlerin, salkımları sarkmış hurmalıkların arasında?
Yaşar Nuri Öztürk = "Ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar içinde."
İskender Ali Mihr = Ve ekinler, çiçekleri açılmış hurmalıklar…
İlyas Yorulmaz = “Tahıllar ve salkım salkım nefis hurmalar içinde bırakılacak mısınız?”
وَتَنْحِتُونَ مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا فَارِهِينَ
Şu’arâ / 149 -
Ve tenhıtûne minel cibâli buyûten fârihîn(fârihîne).
Diyanet İşleri = “Bir de dağlardan ustalıkla evler yontuyorsunuz.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve büyük bir akılla, ustalıkla dağlarda evler yontmadasınız.
Abdullah Parlıyan = Ve dağlarda hep böyle ustalıkla, evler yontabileceğinizi mi sanıyorsunuz?
Adem Uğur = (Böyle sanıp) dağlardan ustaca evler yontuyorsunuz (oyup yapıyorsunuz).
Ahmed Hulusi = "Hünerli ve keyifli olarak dağlardan evler yontuyorsunuz!"
Ahmet Tekin = 'Hep böyle, dağlarda keyifli keyifli ustaca mağaralar, kâşâneler kesip yontabileceğinizi mi sanıyorsunuz?'
Ahmet Varol = Dağlardan ustalıkla evler yontuyorsunuz.
Ali Bulaç = "Dağlardan ustalıkla zevkli evler yontuyorsunuz."
Ali Fikri Yavuz = Bir de dağlardan (taşlarından) neşe ve zevkle evler yontuyorsunuz.
Ali Ünal = “Ve bu düşünceyle mi dağlarda ince ince işlenmiş lüks evler yontuyorsunuz?
Bayraktar Bayraklı = “Sevinçle dağlarda evler yaparak?”
Bekir Sadak = (142-15) 2 Kardesleri Salih onlara: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misiniz? Dogrusu ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim; artik Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Ben buna karsi sizden bir ucret istemiyorum; benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir. Burada bahcelerde, pinar baslarinda, ekinler, salkimlari sarkmis hurmaliklar arasinda guven icinde birakilir misiniz? Daglarda ustalikla evler oyar misiniz? Artik Allah'tan sakinin, bana itaat edin. Yeryuzunu islah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin» dedi.
Celal Yıldırım = Dağlardan da ustaca sayılacak şekilde (fakat) şımarıkça evler yontuyorsunuz : (Bunun böyle devam edeceğini mi sanıyorsunuz ? Hayır aldanıyorsunuz).
Cemal Külünkoğlu = “Bir de dağlardan ustalıkla zevkli (gösterişli) evler yontuyorsunuz.”
Diyanet İşleri (eski) = (142-152) Kardeşleri Salih onlara: 'Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin' dedi.
Diyanet Vakfi = (Böyle sanıp) dağlardan ustaca evler yontuyorsunuz (oyup yapıyorsunuz).
Edip Yüksel = 'Ve dağlardan lüks köşkler yontuyorsunuz.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Ki bir de dağlardan keyfli keyfli evler yontuyorsunuz
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ki bir de dağlardan keyifli keyifli evler yontuyorsunuz?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ki bir de dağlardan keyifli keyifli kâşâneler oyuyorsunuz.»
Gültekin Onan = "Dağlardan ustalıkla zevkli evler yontuyorsunuz."
Harun Yıldırım = Dağlardan ustaca evler yontuyorsunuz
Hasan Basri Çantay = «Dağlardan şımarık şımarık evler yontuyorsunuz».
Hayrat Neşriyat = '(Kendi hâline bırakılacağını zanneden) şımarık kimseler olarak dağlardan evleryontuyorsunuz.'
İbni Kesir = Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız?
Kadri Çelik = “Dağları maharetle oyup alımlı köşkler (mi) yapıyorsunuz?”
Muhammed Esed = Ve dağlarda hep böyle ustalıkla evler yontabileceğinizi (mi sanıyorsunuz)?
Mustafa İslamoğlu = Bir de kalkmış, dağlarda yonttuğumuz görkemli evlerden dolayı şımarıyorsunuz.
Ömer Nasuhi Bilmen = «Ve dağlardan hazıkâne bir halde evler yontuyorsunuz?»
Ömer Öngüt = “Dağlarda ustalıkla kâşâneler oyar mısınız?”
Şaban Piriş = Dağları oyup, ustalıkla evler yapıyorsunuz.
Sadık Türkmen = Ustalıkla dağlardan evler yontuyorsunuz.
Seyyid Kutub = Dağları maharetle oyup alımlı köşkler yapıyorsunuz?
Suat Yıldırım = Böyle düşündüğünüz için mi dağlarda ince bir sanat eseri lüks villalar yontuyorsunuz?
Süleyman Ateş = "Dağlardan ustalıkla evler yontuyorsunuz."
Tefhim-ul Kuran = «Dağlardan da ustalıkla zevkli evler yontuyorsunuz?»
Ümit Şimşek = 'Öyle sandığınız için mi dağlarda konforlu evler yontuyorsunuz?
Yaşar Nuri Öztürk = "Keyif içinde, dağlardan evler yontuyorsunuz."
İskender Ali Mihr = Ve dağlardan maharetle evler oyuyorsunuz (yontuyorsunuz).
İlyas Yorulmaz = “Sonra siz dağlarda ustalıkla taşları yontup evler yapıyorsunuz. ”
فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ
Şu’arâ / 150 -
Fettekullâhe ve atîûni.
Diyanet İşleri = “Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Artık Allah'tan çekinin ve itâat edin bana.
Abdullah Parlıyan = Öyleyse, yolunuzu Allah'ın kitabıyla bulun ve bana itaat edin.
Adem Uğur = Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
Ahmed Hulusi = "O hâlde Allâh'tan (kesinlikle yaptıklarınızın sonucunu yaşatacağı için) korunun ve bana itaat edin. "
Ahmet Tekin = 'O halde, Allah’a sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun, bana itaat edin, benim sünnetimi uygulayın.'
Ahmet Varol = Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin.
Ali Bulaç = "Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin."
Ali Fikri Yavuz = Artık Allah’dan korkun ve bana itaat edin.
Ali Ünal = “Artık Allah’tan korkun, O’na isyandan sakının ve bana itaat edin.
Bayraktar Bayraklı = “Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin!”
Bekir Sadak = (142-15) 2 Kardesleri Salih onlara: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misiniz? Dogrusu ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim; artik Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Ben buna karsi sizden bir ucret istemiyorum; benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir. Burada bahcelerde, pinar baslarinda, ekinler, salkimlari sarkmis hurmaliklar arasinda guven icinde birakilir misiniz? Daglarda ustalikla evler oyar misiniz? Artik Allah'tan sakinin, bana itaat edin. Yeryuzunu islah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin» dedi.
Celal Yıldırım = Artık Allah'tan korkun, bana itaat edin.
Cemal Külünkoğlu = “Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!”
Diyanet İşleri (eski) = (142-152) Kardeşleri Salih onlara: 'Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin' dedi.
Diyanet Vakfi = Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
Edip Yüksel = 'ALLAH'ı dinleyip beni izlemelisiniz.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Gelin Allahdan korkun da bana itaat eyleyin
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Gelin, Allah'tan korkun da bana itaat edin.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Gelin! Allah'tan korkun da bana itaat edin.»
Gültekin Onan = "Artık Tanrı'dan sakının ve bana itaat edin."
Harun Yıldırım = Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
Hasan Basri Çantay = «Artık Allahdan korkun ve bana itaat edin».
Hayrat Neşriyat = 'Artık, Allah’dan sakının ve bana itâat edin!'
İbni Kesir = O halde Allah'tan korkun da bana itaat edin.
Kadri Çelik = “Artık Allah'tan korkup sakının ve bana itaat edin.”
Muhammed Esed = Öyleyse, artık Allah'tan yana bilinç ve duyarlık gösterin ve bana itaat edin;
Mustafa İslamoğlu = Ama artık Allah'a karşı sorumlu davranın ve beni izleyin!
Ömer Nasuhi Bilmen = «Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin.»
Ömer Öngüt = “Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin. ”
Şaban Piriş = Artık, Allah’tan korkun ve bana itaat edin.
Sadık Türkmen = Allah’tan sakının ve bana itaat edin!
Seyyid Kutub = Allah'tan korkunuz da çağrıma uyunuz.
Suat Yıldırım = (150-152) Artık Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin. Sakın işi gücü dünyada fesat çıkarıp nizamı bozmak olan, düzeltme için ise hiç bir gayretleri bulunmayan o haddi aşanların isteklerine uymayın.
Süleyman Ateş = "Allah'tan korkun ve bana itâ'at edin."
Tefhim-ul Kuran = «Artık Allah'tan korkup sakının ve bana itaat edin.»
Ümit Şimşek = 'Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
Yaşar Nuri Öztürk = "Artık Allah'tan sakının da bana itaat edin."
İskender Ali Mihr = Öyleyse Allah’a karşı takva sahibi olun (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve bana itaat edin (bana tâbî olun).
İlyas Yorulmaz = “Allah dan korunun ve bana itaat edin. ”
وَلَا تُطِيعُوا أَمْرَ الْمُسْرِفِينَ
Şu’arâ / 151 -
Ve lâ tutîû emral musrifîn(musrifîne).
Diyanet İşleri = (151-152) “Yeryüzünde ıslaha çalışmayıp fesat çıkaran haddi aşmışların emrine itaat etmeyin.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Aşırı gidenlerin emrine uymayın,
Abdullah Parlıyan = Ölçüyü aşıp, aşırı gidenlerin sözüne uymayın.
Adem Uğur = O aşırıların emrine uymayın.
Ahmed Hulusi = "Yetkisini aşanların emrine itaat etmeyin!"
Ahmet Tekin = 'Cahilce davranarak Allah’ın emirlerine âsi olanların, koyduğu kuralları tanımayanların düzenine itaat etmeyin, boyun eğmeyin.'
Ahmet Varol = Ölçüsüzce davrananların emirlerine uymayın.
Ali Bulaç = "Ve ölçüsüzce davrananların emrine itaat etmeyin."
Ali Fikri Yavuz = Kâfirlerin emrine itaat etmeyin,
Ali Ünal = “O her işi aşırılık olanların isteklerine uymayın.
Bayraktar Bayraklı = “Aşırı gidenlerin emrine uymayın!”
Bekir Sadak = (142-15) 2 Kardesleri Salih onlara: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misiniz? Dogrusu ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim; artik Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Ben buna karsi sizden bir ucret istemiyorum; benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir. Burada bahcelerde, pinar baslarinda, ekinler, salkimlari sarkmis hurmaliklar arasinda guven icinde birakilir misiniz? Daglarda ustalikla evler oyar misiniz? Artik Allah'tan sakinin, bana itaat edin. Yeryuzunu islah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin» dedi.
Celal Yıldırım = (151-152) Yeryüzünde fesâd çıkarıp orada dirlik-düzenlik getirmeyenlerin; inkâr ve azgınlıktan aşırı gidenlerin emrine uymayın.»
Cemal Külünkoğlu = (151-152) “Yeryüzünde ıslaha çalışmayıp fesat çıkaran haddi aşmışların emrine itaat etmeyin.”
Diyanet İşleri (eski) = (142-152) Kardeşleri Salih onlara: 'Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin' dedi.
Diyanet Vakfi = (151-152) Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen aşırı gidenlerin emrine uymayın.
Edip Yüksel = 'Sınırı aşanların emrine uymayın.'
Elmalılı Hamdi Yazır = İtaat etmeyin o kimselere ki
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = İtaat etmeyin o kimselere
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (151-152) «Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın.»
Gültekin Onan = "Ve ölçüsüzce davrananların buyruğuna uymayın."
Harun Yıldırım = "O aşırıların emrine uymayın."
Hasan Basri Çantay = «Müfritlerin emrine boyun eğmeyin».
Hayrat Neşriyat = 'Ve o haddi aşanların (kâfirlerin) emirlerine uymayın!'
İbni Kesir = Müsriflerin emrine itaat etmeyin.
Kadri Çelik = “Ve ölçüsüzce davrananların emrine de itaat etmeyin.”
Muhammed Esed = ölçüyü aşanların sözüne uymayın;
Mustafa İslamoğlu = Haddi aşanların isteklerine uymayın!
Ömer Nasuhi Bilmen = (151-152) «Ve müsriflerin emrine itaat etmeyin. Öyle kimseler ki, yerde ifsat ederler ve ıslah olmazlar.»
Ömer Öngüt = “Haddi aşan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin. ”
Şaban Piriş = Gafil, cahillerin emrine uymayın!
Sadık Türkmen = Aşırı gidenlerin emrine uymayın;
Seyyid Kutub = Aranızdaki azıtmışların emirlerine uymayınız.
Suat Yıldırım = (150-152) Artık Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin. Sakın işi gücü dünyada fesat çıkarıp nizamı bozmak olan, düzeltme için ise hiç bir gayretleri bulunmayan o haddi aşanların isteklerine uymayın.
Süleyman Ateş = (151-152) “Yeryüzünde ıslaha çalışmayıp fesat çıkaran haddi aşmışların emrine itaat etmeyin.”
Tefhim-ul Kuran = «Ve ölçüsüzce davrananların emrine de itaat etmeyin.»
Ümit Şimşek = 'Müsriflerin sözünü dinlemeyin.
Yaşar Nuri Öztürk = "Savurganlık edenlerin/haddi aşanların buyruğuna uymayın."
İskender Ali Mihr = Ve müsriflerin (haddi aşanların) emrine itaat etmeyin.
İlyas Yorulmaz = “Sorumsuzca yaşayanlara itaat etmeyin ki. ”
الَّذِينَ يُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ
Şu’arâ / 152 -
Ellezîne yufsidûne fîl ardı ve lâ yuslihûn(yuslihûne).
Diyanet İşleri = (151-152) “Yeryüzünde ıslaha çalışmayıp fesat çıkaran haddi aşmışların emrine itaat etmeyin.”
Abdulbaki Gölpınarlı = o aşırı gidenler ki yeryüzünde bozgunculuk ederler de ıslâh etmezler.
Abdullah Parlıyan = O ölçüyü aşanlar ki, yeryüzünde bozgunculuk yapıp, dirlik ve düzenlik vermeyenlerdir.”
Adem Uğur = Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyenler(in sözüyle hareket etmeyin).
Ahmed Hulusi = "Ki onlar (yetkilerini aşanlar) dünyada insanları yanlışa yönlendirirler, düzeltici olmazlar. "
Ahmet Tekin = 'Yeryüzünde, ülkede fesat çıkaranlara, yeryüzünü ıslaha çalışmayanlara, din ve dünya işlerini, sosyal ilişkilerini düzelterek, geliştirerek yaşamayanlara itaat etmeyin.'
Ahmet Varol = Ki onlar yeryüzünde bozgunculuk çıkarmakta, düzen sağlamamaktadırlar.
Ali Bulaç = "Ki onlar, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyor ve dirlik, düzenlik kurmuyorlar (ıslah etmiyorlar)."
Ali Fikri Yavuz = (Onlar) o kimselerdir ki, yeryüzünü fesada verirler de düzeltmezler.”
Ali Ünal = “İşi gücü dünyada bozgunculuk çıkarmak olan ve düzeltme adına hiçbir şey yapmayan o kimselerin.”
Bayraktar Bayraklı = “Onlar, yeryüzünde bozgunculuk yapıyorlar da insanların iyiliğine çalışmıyorlar” dediğinde;
Bekir Sadak = (142-15) 2 Kardesleri Salih onlara: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misiniz? Dogrusu ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim; artik Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Ben buna karsi sizden bir ucret istemiyorum; benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir. Burada bahcelerde, pinar baslarinda, ekinler, salkimlari sarkmis hurmaliklar arasinda guven icinde birakilir misiniz? Daglarda ustalikla evler oyar misiniz? Artik Allah'tan sakinin, bana itaat edin. Yeryuzunu islah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin» dedi.
Celal Yıldırım = (151-152) Yeryüzünde fesâd çıkarıp orada dirlik-düzenlik getirmeyenlerin; inkâr ve azgınlıktan aşırı gidenlerin emrine uymayın.»
Cemal Külünkoğlu = (151-152) “Yeryüzünde ıslaha çalışmayıp fesat çıkaran haddi aşmışların emrine itaat etmeyin.”
Diyanet İşleri (eski) = (142-152) Kardeşleri Salih onlara: 'Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin' dedi.
Diyanet Vakfi = (151-152) Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen aşırı gidenlerin emrine uymayın.
Edip Yüksel = 'Onlar yeryüzünde iyilik değil kötülük işlerler.'
Elmalılı Hamdi Yazır = yeryüzünü fesada verirler de islâh etmezler
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = ki, yeryüzünü fesada verirler de ıslah etmezler.»
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (151-152) «Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın.»
Gültekin Onan = "Ki onlar, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyor ve dirlik düzenlik kurmuyorlar (ıslah etmiyorlar)."
Harun Yıldırım = "Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyenler(in sözüyle hareket etmeyin).
Hasan Basri Çantay = «Ki onlar yer (yüzün) de fesâd yapar, ıslah etmez kimselerdir».
Hayrat Neşriyat = 'Onlar ki, yeryüzünde fesad çıkarırlar ve (gerek kendilerini, gerekse çevrelerinde bulunanları) ıslâh etmezler.'
İbni Kesir = Onlar ki yeryüzünde bozgunculuk yaparlar da ıslah etmezler.
Kadri Çelik = “Ki onlar, yeryüzünde bozgunculuk çıkarır ve (hiçbir şeyi) ıslah etmezler.”
Muhammed Esed = o ölçüyü aşanlar ki, yeryüzünde düzen ve uyum sağlayacaklarına bozgunculuk yaparlar!"
Mustafa İslamoğlu = Böyleleri düzeni sağlamadıkları gibi, yeryüzünde fesat çıkarmaktan da geri durmazlar."
Ömer Nasuhi Bilmen = (151-152) «Ve müsriflerin emrine itaat etmeyin. Öyle kimseler ki, yerde ifsat ederler ve ıslah olmazlar.»
Ömer Öngüt = Onlar ki yeryüzünde bozgunculuk yaparlar da ıslah etmezler.
Şaban Piriş = Onlar yeryüzünde bozgunculuk yapıyorlar, düzeltmiyorlar.
Sadık Türkmen = Onlar yeryüzünde bozgunculuk yaparlar ve düzeltmeye/iyileştirmeye çalışmazlar.”
Seyyid Kutub = Onlar yeryüzünde kargaşa çıkarırlar, hiçbir bozukluğu düzeltmezler.
Suat Yıldırım = (150-152) Artık Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin. Sakın işi gücü dünyada fesat çıkarıp nizamı bozmak olan, düzeltme için ise hiç bir gayretleri bulunmayan o haddi aşanların isteklerine uymayın.
Süleyman Ateş = "Yeryüzünde bozgunculuk yapan, ıslah etmeyen o kimseler(in sözüyle hareket etmeyin)."
Tefhim-ul Kuran = «Ki onlar, yeryüzünde bozgunculuk çıkarmakta ve dirlik, düzenlik kurmamaktadırlar (ıslah etmemektedirler).»
Ümit Şimşek = 'Onlar memlekette iyiliğe yanaşmaz, fesat çıkarırlar.'
Yaşar Nuri Öztürk = "Onlar yeryüzünde bozgun çıkarırlar, barış için çalışmazlar."
İskender Ali Mihr = Onlar (müsrifler), yeryüzünde fesat çıkarırlar ve ıslâh etmezler.
İlyas Yorulmaz = ”Onlar yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyorlar ve yanlışları düzeltmiyorlar” demişti.
قَالُوا إِنَّمَا أَنتَ مِنَ الْمُسَحَّرِينَ
Şu’arâ / 153 -
Kâlû innemâ ente minel musahharîn(musahharîne).
Diyanet İşleri = Dediler ki: “Sen ancak büyülenmişlerdensin.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Sen dediler, ancak büyülenmiş kişilerdensin.
Abdullah Parlıyan = Salih'in kavmi: “Sen, mutlaka büyülenmiş birisin” dediler.
Adem Uğur = Dediler ki: Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin!
Ahmed Hulusi = Dediler ki: "Sen büyülenmişsin (etki altına girmişsin). "
Ahmet Tekin = Kavmi: 'Sen, kesinlikle büyülenerek aklı etki altına alınanlardan birisin' dediler.
Ahmet Varol = Dediler ki: 'Sen ancak büyülenmişlerdensin.
Ali Bulaç = Dediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin."
Ali Fikri Yavuz = Onlar (Salih peygambere) dediler ki: “- Sen çok büyülenmişlerdensin.
Ali Ünal = “Salih,” dediler, “sen, büyülenmiş birisin.
Bayraktar Bayraklı = Onlar şöyle dediler: “Şüphesiz sen sadece büyülenenlerden birisin.”
Bekir Sadak = (153-15) 4 «Ben suphesiz buyulenmisin birisin; bizim gibi bir insandan baska birsey degilsin. Eger dogru sozlu isen bir belge getir» dediler.
Celal Yıldırım = Dediler ki: «Elbette sen büyülenenlerden birisin.
Cemal Külünkoğlu = (153-154) Dediler ki: “Sen ancak büyülenmiş kişilerdensin. Sen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bize bir mucize getir!”
Diyanet İşleri (eski) = (153-154) 'Sen şüphesiz büyülenmişin birisin; bizim gibi bir insandan başka birşey değilsin. Eğer doğru sözlü isen bir belge getir' dediler.
Diyanet Vakfi = Dediler ki: Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin!
Edip Yüksel = Dediler ki, 'Sen büyülenmişsin.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Sen dediler: çok büyülenmişlerdensin
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Dediler: «Sen iyice büyülenmişlerden birisisin;
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Sen dediler, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin!»
Gültekin Onan = Dediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin."
Harun Yıldırım = Dediler ki: Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin!
Hasan Basri Çantay = «Sen, dediler, ancak (hızlı) büyülenmişlerdensin»!
Hayrat Neşriyat = (Onlar) dediler ki: 'Sen ancak iyice sihirlenmiş kimselerdensin!'
İbni Kesir = Dediler ki: Şüphesiz sen, ancak büyülenmişlerdensin.
Kadri Çelik = Dediler ki: “Sen ancak büyülenmişlerdensin.”
Muhammed Esed = (Salih'in kavmi:) "Sen mutlaka büyülenmiş birisin!" dediler.
Mustafa İslamoğlu = Onlar dediler ki: "Sen, büyülenmiş birinden başkası değilsin.
Ömer Nasuhi Bilmen = Dediler ki: «Şüphe yok sen çok büyülenmişlerdensin.»
Ömer Öngüt = Dediler ki: “Sen olsa olsa iyice büyülenmiş birisin. ”
Şaban Piriş = -Sen, ancak büyülenmiş birisin, dediler.
Sadık Türkmen = Dediler ki: “Sen büyülenmiş kimselerdensin!
Seyyid Kutub = Semudoğulları dediler ki; «Sen büyüye çarpılmış birisin.»
Suat Yıldırım = (153-154) "Sen" dediler, "bir sihirin etkisine kapılmışlardan birisin. Hem bize hiçbir üstünlüğün yok, bizim gibi bir insansın. Yok eğer böyle değil de, iddianda doğru isen mûcize göster bize!"
Süleyman Ateş = "Dediler: "Sen, iyice büyülenmişlerdensin."
Tefhim-ul Kuran = Dediler ki: «Sen ancak büyülenmişlerdensin.»
Ümit Şimşek = Dediler ki: 'Anlaşılan sen büyülenmişsin.
Yaşar Nuri Öztürk = Dediler: "Sen, adamakıllı büyülenmişsin."
İskender Ali Mihr = “Sen, sadece büyülenenlerdensin.” dediler.
İlyas Yorulmaz = Kavmi ona “Sen birilerinin etkisinde kalmışsın (sihre uğramışsın). ”
مَا أَنتَ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُنَا فَأْتِ بِآيَةٍ إِن كُنتَ مِنَ الصَّادِقِينَ
Şu’arâ / 154 -
Mâ ente illâ beşerun mislunâ, fe’ti bi âyetin in kunte mines sâdikîn(sâdikîne).
Diyanet İşleri = “Sen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bize bir mucize getir.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Bizim gibi bir insandan başka bir şey de değilsin sen. Doğru söyleyenlerdensen bir delil göster bize.
Abdullah Parlıyan = “Bizim gibi bir insandan başka birşey de değilsin. Eğer doğru söyleyenlerdensen, doğru söylediğini ispat eden bir delil göster de görelim.”
Adem Uğur = Sen de ancak bizim gibi bir insansın. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize bir mucize getir.
Ahmed Hulusi = "Sen yalnızca bizim benzerimiz bir beşersin (ama kendini farklı sanıyorsun)! Eğer sözünde sadıksan hadi bir mucize göster!"
Ahmet Tekin = 'Sen ancak bizim gibi bir insansın. Eğer iddialarında doğruysan hak peygamber olduğuna dair bize maddî bir mûcize getir.'
Ahmet Varol = Sen bizim gibi bir beşerden başkası da değilsin. Eğer doğru sözlülerdensen haydi bir mucize getir.'
Ali Bulaç = "Sen yalnızca bizim benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin; eğer doğru sözlü isen, bu durumda bir ayet (mucize) getir görelim."
Ali Fikri Yavuz = Sen ancak bizim gibi bir insansın. Eğer doğru söyliyenlerden isen, haydi bir mucize getir.”
Ali Ünal = “Hem bizden bir farkın yok ki, sen de bizim gibi bir beşersin. Eğer bu söylediklerinde doğru isen, haydi bir işaret, bir delil göster de görelim.”
Bayraktar Bayraklı = “Sen de bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bize bir mucize getir!” dediler.
Bekir Sadak = (153-15) 4 «Ben suphesiz buyulenmisin birisin; bizim gibi bir insandan baska birsey degilsin. Eger dogru sozlu isen bir belge getir» dediler.
Celal Yıldırım = Sen de ancak bizim gibi bir insansın ; eğer (iddianda) doğrulardan isen haydi bize bir açık belge, bir mu'cize getir.»
Cemal Külünkoğlu = (153-154) Dediler ki: “Sen ancak büyülenmiş kişilerdensin. Sen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bize bir mucize getir!”
Diyanet İşleri (eski) = (153-154) 'Sen şüphesiz büyülenmişin birisin; bizim gibi bir insandan başka birşey değilsin. Eğer doğru sözlü isen bir belge getir' dediler.
Diyanet Vakfi = Sen de ancak bizim gibi bir insansın. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize bir mucize getir.
Edip Yüksel = 'Sen bizim gibi bir insansın. Doğru sözlü isen bize bir mucize getir bakalım.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Sen bizim gibi bir beşerden başka nesin? Haydi bir âyet getir eğer sadıklardan isen
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Sen de bizim gibi bir beşerden başka bir şey değilsin; haydi bir ayet (mucize) getir, eğer doğru konuşanlardan isen!»
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Sen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize bir âyet (mucize) getir.»
Gültekin Onan = "Sen yalnızca bizim benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin; eğer doğru sözlü isen bu durumda bir ayet getir görelim."
Harun Yıldırım = Sen de ancak bizim gibi bir insansın. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize bir mucize getir.
Hasan Basri Çantay = «Sen bizim gibi bir beşerden başkası değilsin. Bununla beraber eğer (peygamberlik da'vaasında) doğruculardan isen haydi bir âyet (mu'cize) getir».
Hayrat Neşriyat = 'Sen ancak bizim gibi bir insansın! Eğer (iddiânda) doğru kimselerden isen, haydi bir mu'cize getir!'
İbni Kesir = Hem sen, bizim gibi insandan başka bir şey değilsin. Şayet sadıklardan isen o zaman bir ayet getir.
Kadri Çelik = “Sen yalnızca bizim benzerimiz olan bir beşerden başkası da değilsin; eğer doğru sözlülerden isen, bu durumda bir ayet (mucize) getir de görelim.”
Muhammed Esed = "Bizim gibi ölümlü bir insandan başka bir şey değilsin! Eğer doğru sözlü biriysen, bize bir alamet getir (de görelim)!"
Mustafa İslamoğlu = Sen de sadece bizim gibi beşer türüne mensupsun; eğer sözünün arkasında duruyorsan, haydi bir delil getir de (görelim)!"
Ömer Nasuhi Bilmen = «Sen başka değil, bizim gibi bir insansın. Eğer sâdıklardan isen haydi bir alâmet getiriver.»
Ömer Öngüt = “Sen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru sözlü isen bize bir âyet (mucize) getir!”
Şaban Piriş = Sen de sadece bizim gibi bir insansın. Eğer, sözlerin doğruysa bize bir mucize getir bakalım.
Sadık Türkmen = Sen de bizim gibi beşersin/insansın. Eğer doğrulardan isen bir mucize/bir ayet getir.”
Seyyid Kutub = Sen sadece bizler gibi bir insansın. Eğer doğru söylüyorsan bize bir mucize göster.
Suat Yıldırım = (153-154) "Sen" dediler, "bir sihirin etkisine kapılmışlardan birisin. Hem bize hiçbir üstünlüğün yok, bizim gibi bir insansın. Yok eğer böyle değil de, iddianda doğru isen mûcize göster bize!"
Süleyman Ateş = "Sen de bizim gibi bir insansın. Eğer doğrulardansan bize bir mu'cize getir."
Tefhim-ul Kuran = «Sen yalnızca bizim benzerimiz olan bir beşerden başkası da değilsin; eğer doğru sözlülerden isen, bu durumda bir ayet (mucize) getir görelim.»
Ümit Şimşek = 'Sen de bizim gibi bir beşersin. Doğru söylüyorsan, bize bir âyet getir de görelim.'
Yaşar Nuri Öztürk = "Sen de bizim gibi bir insansın. Eğer doğru sözlülerden isen, hadi bir mucize getir."
İskender Ali Mihr = Sen, bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Öyleyse eğer sen, sadıklardan isen bize bir âyet (mucize) getir.
İlyas Yorulmaz = “Sende bizim gibi bir insansın. Eğer doğruyu söylüyorsan, bize ikna olacağımız bir işaret getir” dediler.
قَالَ هَذِهِ نَاقَةٌ لَّهَا شِرْبٌ وَلَكُمْ شِرْبُ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ
Şu’arâ / 155 -
Kâle hâzihî nâkatun lehâ şirbun ve lekum şirbu yevmin ma’lûm(ma’lûmin).
Diyanet İşleri = Salih, şöyle dedi: “İşte bir dişi deve! Onun (belli bir gün) su içme hakkı var, sizin de belli bir gün su içme hakkınız vardır.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Bu dedi, dişi bir deve; su içme hakkı, bir gün onun, malûm bir gün de su içme hakkı sizin.
Abdullah Parlıyan = “Allah'a ait bu dişi deve, sizin için bir delildir. Su içme hakkı belirli bir gün onun, belirli günlerde de sizindir.
Adem Uğur = Salih: İşte (mucize) bu dişi devedir; onun bir su içme hakkı vardır, belli bir günün içme hakkı da sizindir, dedi.
Ahmed Hulusi = (Sâlih) dedi ki: "Şu (başıboş) dişi deve. . . Onun da bir su içme sırası var, sizin develerinizin de. . . "
Ahmet Tekin = Sâlih: 'İşte mûcize dişi devedir. Onun su içme hakkı vardır. Belirli günlerde sizin de su içme hakkınız vardır.' dedi.
Ahmet Varol = Dedi ki: 'İşte şu bir dişi devedir. [3] Su içme hakkı (bir gün) onundur. Belli bir günün su içme hakkı da sizindir.
Ali Bulaç = Dedi ki: "İşte, bu bir dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onun, belli bir günün su içme hakkı da sizindir."
Ali Fikri Yavuz = (Salih peygamber onlara şöyle) dedi: “- İşte bu, (Allah’ın emriyle kayadan çıkardığım) dişi bir deve! Su içme (işi), bir gün onun, belli bir gün de (nöbetle) sizin...
Ali Ünal = “İşte,” dedi Salih, “(Allah’ın size mucizesi olarak) bir dişi deve. İçme suyunuz, nöbetleşe olarak bir gün onun, bir gün de sizin.
Bayraktar Bayraklı = Sâlih ise şöyle dedi: “İşte, mucize bu dişi devedir. Belirli bir gün onun da, sizin de su içme hakkınız vardır.”
Bekir Sadak = (155-15) 6 Salih: «Iste belge bu devedir. Kuyudan su icmek hakki belirli bir gun onun ve belirli bir gun de sizindir; sakin ona bir kotuluk yapmayin, yoksa sizi buyuk gunun azabi yakalar» dedi.
Celal Yıldırım = Sâlih, «işte (belge ve mu'cize olarak) bir dişi deve ! Su içme sırası (bir gün) onun, belirli bir gün de sizindir.
Cemal Külünkoğlu = (155-156) (Salih,) şöyle dedi: “İşte bir dişi deve! Onun (belli bir gün) su içme hakkı var, sizin de belli bir gün su içme hakkınız vardır. Sakın ona bir kötülük dokundurmayın! Sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar.”
Diyanet İşleri (eski) = (155-156) Salih: ' İşte belge bu devedir. Kuyudan su içmek hakkı belirli bir gün onun ve belirli bir gün de sizindir; sakın ona bir kötülük yapmayın, yoksa sizi büyük günün azabı yakalar' dedi.
Diyanet Vakfi = Salih: İşte (mucize) bu dişi devedir; onun bir su içme hakkı vardır, belli bir günün içme hakkı da sizindir, dedi.
Edip Yüksel = Dedi ki, 'İşte şu deve. Onun su içeceği belli bir zamanı vardır. Sizin de su içeceğiniz belli bir gününüz vardır.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Ha, dedi: işte bir naka ona bir şirb hakkı, size de ma'lûm bir günün şirb hakkı
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (Salih): «İşte (o mucize) bir dişi deve; su hakkı bir (gün) ona, belli bir günün su hakkı da size;
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Salih «İşte (mucize) bu dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onundur, belli bir günün içme hakkı da sizin» dedi.
Gültekin Onan = Dedi ki: "İşte, bu bir dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onun, belli bir günün su içme hakkı da sizindir."
Harun Yıldırım = Salih: İşte bu dişi devedir; onun bir su içme hakkı vardır, belli bir günün içme hakkı da sizindir, dedi.
Hasan Basri Çantay = (Saalih) dedi: «İşte bu dişi deve. Su içme hakkı (bir gün) onundur, belli bir günün içme hakkı da sizin».
Hayrat Neşriyat = (Sâlih) dedi ki: 'İşte (istediğiniz mu'cize kayanın içinden çıkan) bu dişi devedir; su içme (hakkı bir gün) onundur; belli bir günün su içme (sıra)sı da sizindir.'
İbni Kesir = Dedi ki: İşte şu devedir. Su içme hakkı; belirli bir gün onun ve belirli bir gün sizindir.
Kadri Çelik = (Salih,) “İşte (mucize) bu dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onundur, belli bir günün içme hakkı da sizin” dedi.
Muhammed Esed = (Salih:) "(İşte) şu dişi deve; su içme hakkı (belirli bir gün) onun, belirli günlerde de sizindir;
Mustafa İslamoğlu = "(İstediğiniz delil), işte şu (sahipsiz) dişi devedir!" dedi, "Su içme hakkı (belli bir gün) ona, belli bir gün de size aittir.
Ömer Nasuhi Bilmen = (155-156) Dedi ki: «İşte bu bir dişi devedir. Bunun için belli bir günde bir su içme hakkı vardır, sizin için de malum bir günde bir su içme hakkı vardır. Ve buna bir kötülük ile dokunmayın, sizi hemen pek büyük bir günün azabı yakalar.»
Ömer Öngüt = Sâlih dedi ki: “İşte mucize bu dişi devedir. Su içme hakkı belirli bir gün onun, belirli bir gün de sizindir. ”
Şaban Piriş = -İşte şu, bir devedir. Su içme hakkı belli bir gün onundur, belli bir gün sizindir, dedi.
Sadık Türkmen = (Salih) dedi ki: “İşte bu dişi bir deve! Onun bir su içme hakkı vardır, belli bir günün su içme hakkı da sizindir.
Seyyid Kutub = İstediğiniz mucize işte şu dişi devedir. Su içme sırası bir gün onun ve belli bir günde sizindir.
Suat Yıldırım = (155-156) Salih: "İşte mûcize, şu dişi deve! Nöbetleşe olarak, kuyudan bir onun içme sırası, belirli günde de sizin içme sıranız olsun. Sakın ona fenalık dokundurayım demeyin, yoksa sizi müthiş bir günün azabı bastırıverir." dedi.
Süleyman Ateş = Dedi: "İşte bu dişi deve (mu'cize)dir. (Bir gün) onun su içme hakkı var, belli bir günün su içme hakkı da sizin."
Tefhim-ul Kuran = Dedi ki: «İşte, bu bir dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onundur, belli bir günün su içme hakkı da sizindir.»
Ümit Şimşek = Salih 'İşte şu deve bir âyettir,' dedi. 'Kuyudan su içme sırası bir gün onun, belirlenmiş bir gün de sizindir.
Yaşar Nuri Öztürk = Dedi: "Şu bir dişi devedir. Onun su içme hakkı var. Belli bir günde su içme hakkı da sizin."
İskender Ali Mihr = (Salih A.S): “İşte bu dişi deve. Su içme hakkı onun. Bilinen (belirlenen) gün(ler)de de su içme hakkı sizin.” dedi.
İlyas Yorulmaz = Salih de onlara “İşte size bir deve, belli günlerde sizin su içme sıranız, diğer günlerde devenin su içme sırası olsun. ”
وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَظِيمٍ
Şu’arâ / 156 -
Ve lâ temessûhâ bi sûin fe ye’huzekum azâbu yevmin azîm(azîmin).
Diyanet İşleri = “Sakın ona bir kötülük dokundurmayın. Yoksa büyük bir günün azabı sizi yakalar.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve ona kötülükle dokunmayın, sonra pek büyük bir günün azâbı, helâk eder sizi.
Abdullah Parlıyan = Öyleyse, sakın ona bir kötülük yapmayın, sonra pek büyük bir günün azabı helak eder sizi.”
Adem Uğur = Ona bir kötülükle ilişmeyin, yoksa sizi muazzam bir günün azabı yakalayıverir.
Ahmed Hulusi = "(Sakın) ona kötülük yapmayın. (Aksi takdirde) sizi çok güçlü bir sürecin azabı yakalar. "
Ahmet Tekin = 'Ona kötü niyetle el sürmeyin. Yoksa büyük bir günün azâbı sizin işinizi bitirir.'
Ahmet Varol = Ona bir kötülük dokundurmayın yoksa sizi büyük bir günün azabı yakalar.
Ali Bulaç = "Ona bir kötülükle dokunmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar.
Ali Fikri Yavuz = Sakın ona bir fenalıkla dokunmayın ki, bu yüzden sizi büyük bir günün azabı yakalar.”
Ali Ünal = “Sakın ona bir fenalık yapayım demeyin. Yoksa çok müthiş olacak bir günde bir felâket başınıza çöküverir.”
Bayraktar Bayraklı = “Ona bir kötülük yapmayınız! Aksi takdirde başınıza büyük bir felaket gelir.”
Bekir Sadak = (155-15) 6 Salih: «Iste belge bu devedir. Kuyudan su icmek hakki belirli bir gun onun ve belirli bir gun de sizindir; sakin ona bir kotuluk yapmayin, yoksa sizi buyuk gunun azabi yakalar» dedi.
Celal Yıldırım = Sakın ona kötü (niyetle) dokunmayın ; sonra büyük bir azâb sizi yakalar» dedi.
Cemal Külünkoğlu = (155-156) (Salih,) şöyle dedi: “İşte bir dişi deve! Onun (belli bir gün) su içme hakkı var, sizin de belli bir gün su içme hakkınız vardır. Sakın ona bir kötülük dokundurmayın! Sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar.”
Diyanet İşleri (eski) = (155-156) Salih: ' İşte belge bu devedir. Kuyudan su içmek hakkı belirli bir gün onun ve belirli bir gün de sizindir; sakın ona bir kötülük yapmayın, yoksa sizi büyük günün azabı yakalar' dedi.
Diyanet Vakfi = Ona bir kötülükle ilişmeyin, yoksa sizi muazzam bir günün azabı yakalayıverir.
Edip Yüksel = 'Ona bir kötülük dokundurmayın. Yoksa büyük bir günün cezasına çarpılırsınız.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Sakın ona bir kötülükle ilişmeyin ki o yüzden sizi büyük bir günün azâbı yakalar
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = sakın ona bir kötülükle ilişmeyin, yoksa sizi büyük bir günün azabı yakalar.» dedi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Sakın ona bir kötülükle ilişmeyin, yoksa sizi büyük bir günün azabı yakalayıverir.»
Gültekin Onan = "Ona bir kötülükle dokunmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar."
Harun Yıldırım = Ona bir kötülükle ilişmeyin, yoksa sizi muazzam bir günün azabı yakalayıverir.
Hasan Basri Çantay = «Ona bir kötülükle ilişmeyin. Sonra sizi büyük bir günün azâbı yakalar».
Hayrat Neşriyat = 'Ve ona bir kötülükle ilişmeyin! Yoksa (dehşeti pek) büyük bir günün azâbı sizi yakalar!'
İbni Kesir = Sakın ona bir kötülük yapmayın. Yoksa sizi büyük bir günün azabı yakalayıverir.
Kadri Çelik = “Ona bir kötülükle dokunmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar.”
Muhammed Esed = öyleyse, sakın ona bir kötülük yapmayın, yoksa büyük, çetin bir günün azabı gelip sizi bulur!" dedi.
Mustafa İslamoğlu = Sakın ola ona bir kötülük yapayım demeyin! Bu takdirde sizi korkunç bir günün azabı yakalar."
Ömer Nasuhi Bilmen = (155-156) Dedi ki: «İşte bu bir dişi devedir. Bunun için belli bir günde bir su içme hakkı vardır, sizin için de malum bir günde bir su içme hakkı vardır. Ve buna bir kötülük ile dokunmayın, sizi hemen pek büyük bir günün azabı yakalar.»
Ömer Öngüt = “Sakın ona bir kötülük yapmayın. Yoksa büyük bir günün azabı sizi yakalar. ”
Şaban Piriş = Sakın ona bir kötülük etmeyin; yoksa sizi korkunç bir günün azabı yakalar.
Sadık Türkmen = Sakın ona bir kötülük dokundurmayın, yoksa büyük bir günün azabı sizi yakalar.”
Seyyid Kutub = Ona bir kötülük dokundurmayınız. Yoksa Büyük Gün'ün azabına çarpılırsınız.'
Suat Yıldırım = (155-156) Salih: "İşte mûcize, şu dişi deve! Nöbetleşe olarak, kuyudan bir onun içme sırası, belirli günde de sizin içme sıranız olsun. Sakın ona fenalık dokundurayım demeyin, yoksa sizi müthiş bir günün azabı bastırıverir." dedi.
Süleyman Ateş = "Sakın, ona bir kötülük dokundurmayın, sonra büyük bir günün azâbı sizi yakalar."
Tefhim-ul Kuran = «Ona bir kötülükle dokunmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar.»
Ümit Şimşek = 'Sakın ona kötü bir niyetle el sürmeyin; yoksa büyük bir günün azabına tutulursunuz.'
Yaşar Nuri Öztürk = "Ona kötülükle ilişmeyin. Yoksa büyük bir günün azabı sizi yakalar."
İskender Ali Mihr = Ve ona kötülükle dokunmayın. (Dokunursanız) o zaman büyük günün azabı sizi alır (yakalar).
İlyas Yorulmaz = “Sakın ola deveye bir kötülük yapmayın. Yoksa size büyük bir günün azabı dokunur” dedi.
فَعَقَرُوهَا فَأَصْبَحُوا نَادِمِينَ
Şu’arâ / 157 -
Fe akarûhâ fe asbahû nâdimîn(nâdimîne).
Diyanet İşleri = Derken onu kestiler, fakat pişman oldular.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ayaklarını kesip öldürdüler onu da nâdim oldular.
Abdullah Parlıyan = Bütün bu uyarılara rağmen, deveyi ayaklarından keserek öldürdüler, sonra da pişman oldular.
Adem Uğur = Buna rağmen onlar deveyi kestiler; ama pişman da oldular.
Ahmed Hulusi = (Uyarıyı dinlemeyip) dişi deveyi vahşice boğazladılar; sonunda da çok pişman oldular.
Ahmet Tekin = Derken, onu, kılıçla bacaklarından biçerek öldürdüler. Ama pişman da oldular.
Ahmet Varol = Sonuçta onu boğazladılar; ama pişman oldular.
Ali Bulaç = "Sonunda onu (yine de) kestiler, ancak pişman oldular."
Ali Fikri Yavuz = Derken o deveyi kestiler, fakat pişman oldular.
Ali Ünal = Ama (deveye daha fazla katlanamaya rak,) sonunda onu vahşice boğazladılar; ne var ki, çok geçmeden yaptıklarına pişman oldular.
Bayraktar Bayraklı = Buna rağmen onlar deveyi kestiler, ama sonunda pişman oldular.
Bekir Sadak = Onlar ise deveyi kestiler; ama pisman da oldular.
Celal Yıldırım = Buna rağmen onlar o deveyi (bacaklarına) vurup devirdiler, (inatla onu) kestiler. (Sonra da) pişmanlık duyarak sabahladılar.
Cemal Külünkoğlu = Derken onu kestiler, fakat pişman oldular. Böylece onları azap yakaladı.
Diyanet İşleri (eski) = Onlar ise deveyi kestiler; ama pişman da oldular.
Diyanet Vakfi = Buna rağmen onlar deveyi kestiler; ama pişman da oldular.
Edip Yüksel = Nihayet onu kestiler; ancak pişman oldular.
Elmalılı Hamdi Yazır = Derken onu vurdular, fakat nâdim oldular
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Derken onu vurdular, fakat pişman oldular;
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Derken onu kestiler; fakat pişman da oldular.
Gültekin Onan = Sonunda onu (yine de) kestiler, ancak pişman oldular.
Harun Yıldırım = Buna rağmen onlar deveyi kestiler; ama pişman da oldular.
Hasan Basri Çantay = Derken onu kesdiler. Fakat peşîman oldular.
Hayrat Neşriyat = Derken onu kestiler; bunun üzerine (yaptıklarından) pişmanlık duyan kimseler oldular.
İbni Kesir = Onlar ise onu kestiler de pişman oldular.
Kadri Çelik = Sonunda onu (yine de) kestiler de böylece pişman olmuş kimseler olarak sabahladılar.
Muhammed Esed = Bütün bu uyarılara rağmen onlar yine de o deveyi hoyratça boğazladılar; ama bunu yaptıklarına (çok geçmeden) pişman oldular;
Mustafa İslamoğlu = Buna rağmen onlar, onu işkence yaparak vahşice katlettiler; fakat sonunda pişman oldular;
Ömer Nasuhi Bilmen = Derken onu boğazladılar, sonra pişman olarak sabahladılar.
Ömer Öngüt = Onlar ise ayaklarını keserek onu öldürdüler, fakat pişman da oldular.
Şaban Piriş = Buna rağmen kestiler sonra da pişman oldular.
Sadık Türkmen = Onu kestiler sonra pişman oldular!
Seyyid Kutub = Buna rağmen devenin ayaklarını keserek onu cansız yere devirdiler. Fakat hemen pişman oldular.
Suat Yıldırım = Derken, deveyi boğazladılar, ama çok geçmeden yaptıklarına pişman oldular.
Süleyman Ateş = Nihâyet onu kestiler, ama pişman oldular.
Tefhim-ul Kuran = «Sonunda onu (yine de) kestiler, ancak pişman oldular.»
Ümit Şimşek = Deveyi kestiler ve pişman oldular.
Yaşar Nuri Öztürk = Onu yere yatırıp kestiler. Sonra da pişman oldular.
İskender Ali Mihr = Buna rağmen onu kestiler. Sonra da pişman oldular.
İlyas Yorulmaz = Deveyi boğazladılar sonrada yaptıklarına pişman oldular.
فَأَخَذَهُمُ الْعَذَابُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
Şu’arâ / 158 -
Fe ehazehumul azâb(azâbu), inne fî zâlike le âyeten, ve mâ kâne ekseruhum mu’minîn(mu’minîne).
Diyanet İşleri = Böylece onları azap yakaladı. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Azap, onları helâk ediverdi. Şüphe yok ki bunda bir delil var, fakat halkın çoğu inanmaz.
Abdullah Parlıyan = O sebeple Salih'in önceden haber verdiği azap, onları kıskıvrak yakaladı. Şüphesiz bu kıssada da, insanlar için bir ders vardır, onlardan çoğu buna inanmasalar da…
Adem Uğur = Bunun üzerine onları azap yakaladı. Doğrusu bunda, büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.
Ahmed Hulusi = Sonunda o azap onları çarptı! Muhakkak ki bu olayda bir işaret - ders vardır. . . Onların çoğunluğu iman etmemişlerdir!
Ahmet Tekin = Şiddetli bir gürleme halinde âni bir darbe onların işini bitirdi. Bunda da, kesinlikle bütün insanlar için ibretler, alınacak dersler vardır. Onların çoğu iman edecek değildi.
Ahmet Varol = Çünkü kendilerini azap yakaladı. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu iman etmemişti.
Ali Bulaç = Böylece azab onları yakaladı. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.
Ali Fikri Yavuz = Çünkü azab kendilerini yakalayıverdi. Muhakkak ki bunda bir ibret var. Öyle iken (arkadan gelenlerin) çoğu mümin olmadı.
Ali Ünal = Çünkü (kendilerine haber verilen) o felâket onları yakalayıverdi. Bütün bu olup bitenlerde hiç kuşkusuz çok önemli bir ibret vardır. Doğrusu, o halkın çoğu mü’min değildi.
Bayraktar Bayraklı = Çünkü felâket başlarına geldi. Onların çoğu inanmamış olsa da, bunda kesinlikle bir ders vardır.
Bekir Sadak = Bunun uzerine onlari azap yakaladi. Dogrusu bunda bir ders vardir, fakat cogu inanmamistir.
Celal Yıldırım = O sebeple azâb onları yakaladı. Şüphesiz ki (bu olayda) bir ibret ve öğüt vardır; ama onların çoğu imân edenler olmadı.
Cemal Külünkoğlu = Şüphesiz bunda (alınacak büyük) bir ders vardır. (Buna rağmen) yine de onların çoğu iman etmediler.
Diyanet İşleri (eski) = Bunun üzerine onları azap yakaladı. Doğrusu bunda bir ders vardır, fakat çoğu inanmamıştır.
Diyanet Vakfi = Bunun üzerine onları azap yakaladı. Doğrusu bunda, büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.
Edip Yüksel = Ve ceza onları yakaladı. Bunda bir ders var; ancak çoğunluk inanmaz.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Çünkü kendilerini azâb yakalayıverdi şüphesiz bunda mutlak bir âyet var öyle iken ekserîsi mü'min olmadı
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = çünkü kendilerini azap yakalayıverdi. Şüphesiz bunda (alınacak) bir ibret vardır; ama çoğu iman etmedi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Çünkü kendilerini azap yakalayıverdi. Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir.
Gültekin Onan = Böylece azab onları yakaladı. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu inançlı olmamıştır / değildir.
Harun Yıldırım = Bunun üzerine onları azap yakaladı. Doğrusu bunda, büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.
Hasan Basri Çantay = Çünkü kendilerini o azâb yakalayıverdi. Şübhesiz bunda mutlak bir âyet (ibret) vardır. Böyle iken onların çoğu îman ediciler değildir.
Hayrat Neşriyat = Çünki, azab onları yakaladı. Şübhe yok ki bunda apaçık bir ibret vardır. Fakat onların çoğu îmân etmiş kimseler değildir.
İbni Kesir = Bunun üzerine azab onları yakaladı. Muhakkak ki bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu mü'minler olmadı.
Kadri Çelik = Böylece azap da onları yakaladı. Şüphesiz bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değillerdi.
Muhammed Esed = çünkü (Salih'in önceden haber verdiği) azap onları kıskıvrak yakaladı. Şüphesiz bu (kıssada da insanlar için) bir ders vardır; onlardan çoğu (buna) inanmasalar da...
Mustafa İslamoğlu = çünkü onları malum azap kıskıvrak yakalamıştı. Elbet bu (Salih kıssası)nda da, alınacak bir ders mutlaka vardır; fakat insanları çoğu yine de inanmayacaklardır.
Ömer Nasuhi Bilmen = Böylece azab onları yakaladı. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.
Ömer Öngüt = Bunun üzerine azap onları yakaladı. Şüphesiz ki bunda âyet (kudretimize bir nişane) vardır. Yine de onların çoğu iman etmezler.
Şaban Piriş = Çünkü onları azap yakaladı. Bu olayda gerçekten bir ibret vardır. Fakat onların çoğu yine de iman etmiş değildir.
Sadık Türkmen = Derhal onları azap yakaladı. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların birçoğu inanmıyor.
Seyyid Kutub = Arkasından azab, yakalarına yapıştı. Kuşku yok ki, bu olaydan alınacak dersler vardır. Onların çoğunluğu inanmamış kimselerdi.
Suat Yıldırım = Çünkü bildirilen azap onları bastırıverdi. Elbette bunda alınacak ibret vardı. Fakat onların ekserisi ders alıp da iman etmezler.
Süleyman Ateş = Ve azâb onları yakaladı. Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar.
Tefhim-ul Kuran = Böylece azab da onları yakaladı. Hiç şüphe yok, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.
Ümit Şimşek = Azap onları yakalayıverdi. İşte bunda bir âyet vardır. Fakat onların çoğu yine iman etmez.
Yaşar Nuri Öztürk = Sonunda azap onları yakaladı. Bunda elbette bir ibret var. Ama onların çoğu inanan kişiler değildi.
İskender Ali Mihr = Böylece onları azap aldı (yakaladı). Muhakkak ki bunda mutlaka bir âyet (ibret) vardır. Ve onların çoğu mü’min olmadılar (Allah’a ulaşmayı dilemediler).
İlyas Yorulmaz = Bunun ardından da onları azap yakaladı. Bu olayda alınacak ibretler var. Amma insanların çoğu inanmıyorlar.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
Şu’arâ / 159 -
Ve inne rabbeke le huvel azîzur rahîm(rahîmu).
Diyanet İşleri = Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve şüphe yok ki Rabbin, elbette üstündür, rahîmdir.
Abdullah Parlıyan = Ve şüphesiz senin Rabbin, çok acıyıp, esirgeyen ve güçlülerin en güçlüsüdür.
Adem Uğur = Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Ahmed Hulusi = Kesinlikle Rabbin "HÛ"; El Aziyz'dir, Er Rahıym'dir.
Ahmet Tekin = Senin Rabbin, işte o, kudretli, hükümran ve engin merhamet sahibidir.
Ahmet Varol = Şüphesiz senin Rabbin güçlü ve rahmet sahibi olandır.
Ali Bulaç = Ve şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
Ali Fikri Yavuz = Doğrusu senin Rabbin, muhakkak ki O, Azîz’dir, Rahîm’dir.
Ali Ünal = Şüphesiz ki senin Rabbin, O’dur Azîz, O’dur Rahîm.
Bayraktar Bayraklı = Şüphesiz senin Rabbin çok güçlüdür; çok merhametlidir.
Bekir Sadak = Rabbin suphesiz gucludur, merhametlidir. *
Celal Yıldırım = Ve senin Rabbin şüphesiz ki yegâne üstündür, çok güçlüdür; çok merhamet edendir.
Cemal Külünkoğlu = Şüphesiz senin Rabbin, mutlak galiptir, çok merhametlidir.
Diyanet İşleri (eski) = Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.
Diyanet Vakfi = Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Edip Yüksel = Kuşkusuz senin Rabbin Üstündür, Rahimdir.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve şüphesiz rabbın o, öyle azîz öyle rahîm
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ve şüphesiz Rabbin gerçekten, O, çok güçlü ve çok merhametlidir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ve şüphesiz Rabbin, işte O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Gültekin Onan = Ve şüphesiz, senin rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
Harun Yıldırım = Şüphesiz Rabbin, işte O, Aziz’dir, Rahim’dir.
Hasan Basri Çantay = Hakıykat, senin Rabbin, mutlak gaalibdir, çok esirgeyicidir O.
Hayrat Neşriyat = Muhakkak ki, Azîz (kudreti dâimâ üstün gelen), Rahîm (çok merhamet eden)elbette ancak Rabbindir.
İbni Kesir = Muhakkak ki Rabbın, elbette O; Aziz'dir, Rahim'dir.
Kadri Çelik = Ve şüphesiz senin Rabbin, üstün güç sahibidir, esirgeyendir.
Muhammed Esed = Ve şüphesiz senin Rabbin çok acıyıp esirgeyen O yüceler yücesidir!
Mustafa İslamoğlu = Ne ki senin Rabbin, sınırsız rahmet sahibi olan O yüceler yücesidir.
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve muhakkak, senin Rabbin elbette O, pek galipdir, pek esirgeyicidir.
Ömer Öngüt = Rabbin şüphesiz ki Azîz'dir, engin merhamet sahibidir.
Şaban Piriş = Rabbin ise, elbette güçlü olan, merhametli olan O’dur.
Sadık Türkmen = Şüphesiz o Rabbin; üstündür, merhametlidir.
Seyyid Kutub = Ve yine kuşku yok ki, senin Rabb'in üstün iradeli ve merhametlidir.
Suat Yıldırım = Ama senin Rabbin aziz ve rahîmdir (mutlak galiptir, geniş merhamet sahibidir).
Süleyman Ateş = Şüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur.
Tefhim-ul Kuran = Ve hiç şüphe yok, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
Ümit Şimşek = Rabbin ise hem Azizdir, hem Rahîm.
Yaşar Nuri Öztürk = Ve senin Rabbin mutlak Azîz, mutlak Rahîm'dir.
İskender Ali Mihr = Ve muhakkak ki senin Rabbin, elbette O, Azîz’dir (yüce), Rahîm’dir (Rahîm esmasıyla tecelli eden).
İlyas Yorulmaz = Şüphesiz ki senin Rabbin çok güçlü ve merhamet sahibidir.
كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ الْمُرْسَلِينَ
Şu’arâ / 160 -
Kezzebet kavmu lûtınil murselîn(murselîne).
Diyanet İşleri = Lût’un kavmi de peygamberleri yalanladı.
Abdulbaki Gölpınarlı = Lût kavmi de peygamberleri yalanladı.
Abdullah Parlıyan = Lût toplumu da, gönderilen peygamberleri yalanladılar.
Adem Uğur = Lût kavmi de peygamberleri yalancılıkla suçladı.
Ahmed Hulusi = Lût toplumu da Rasûlleri yalanladı.
Ahmet Tekin = Lût kavmi de özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere görevlendirilen Lût’u yalanlayarak bütün peygamberleri inkâr etti.
Ahmet Varol = Lut kavmi de peygamberleri yalanladı.
Ali Bulaç = Lut (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanladı.
Ali Fikri Yavuz = Lût kavmi, gönderilen peygamberleri tekzib etti.
Ali Ünal = Lût’un halkı da (Lût’u yalanladı ve O’nu yalanlamakla bütün) rasûlleri yalanlamış oldular.
Bayraktar Bayraklı = Lût kavmi de peygamberleri yalanladı.[382]
Bekir Sadak = Lut milleti de peygamberleri yalanladi.
Celal Yıldırım = Lût kavmi de peygamberleri yalanladı.
Cemal Külünkoğlu = Lût kavmi de peygamberleri yalanladı.
Diyanet İşleri (eski) = Lut milleti de peygamberleri yalanladı.
Diyanet Vakfi = Lût kavmi de peygamberleri yalancılıkla suçladı.
Edip Yüksel = Lut'un halkı da elçileri yalanladı.
Elmalılı Hamdi Yazır = Lût kavmı gönderilen Resulleri tekzib etti
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Lut kavmi de gönderilen peygamberleri yalanladı.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Lût (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti.
Gültekin Onan = Lut (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanladı.
Harun Yıldırım = Lût kavmi de peygamberleri yalancılıkla suçladı.
Hasan Basri Çantay = Luut (kavmi de gönderilen) peygamberleri tekzîb etdi.
Hayrat Neşriyat = Lût kavmi (de) peygamberleri yalanladı.
İbni Kesir = Lut kavmi de peygamberleri yalanladı.
Kadri Çelik = Lut kavmi de gönderilenleri yalanladı.
Muhammed Esed = (Ve) Lut toplumu (da) gönderilen elçilerden (birini) yalanladı;
Mustafa İslamoğlu = Lut kavmi (de) elçilerini yalanlamışlardı.
Ömer Nasuhi Bilmen = Lût kavmi, gônderilen peygamberleri tekzîp ettiler.
Ömer Öngüt = Lut kavmi de gönderilen peygamberleri yalanladı.
Şaban Piriş = Lut’un kavmi de elçileri yalanlamıştı.
Sadık Türkmen = Lut kavmi de gönderilen elçileri yalanladı.
Seyyid Kutub = Lut'un soydaşları da peygamberlerini yalanladılar.
Suat Yıldırım = Lût halkı da elçileri yalancı saydı.
Süleyman Ateş = Lût (kavmi) de gönderilen elçileri yalanladı.
Tefhim-ul Kuran = Lût (kavmi) de, gönderilen (peygamber)leri yalanladı.
Ümit Şimşek = Lût kavmi de peygamberlerini yalanladı.
Yaşar Nuri Öztürk = Lût kavmi de hak elçilerini yalanladı.
İskender Ali Mihr = Lut (A.S)’ın kavmi (de) mürselini (resûlleri) tekzip etti (yalanladı).
İlyas Yorulmaz = Lut kavmi de elçileri yalanlamıştı.
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ لُوطٌ أَلَا تَتَّقُونَ
Şu’arâ / 161 -
İz kâle lehum ahûhum lûtun e lâ tettekûn(tettekûne).
Diyanet İşleri = Hani kardeşleri Lût, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”
Abdulbaki Gölpınarlı = Hani, kardeşleri Lût, onlara demişti ki: Hâlâ mı çekinmezsiniz?
Abdullah Parlıyan = Hani kardeşleri Lût onlara: “Yolunuzu Allah'ın kitabıyla bulmaz mısınız?” demişti.
Adem Uğur = Kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
Ahmed Hulusi = Hani kardeşleri Lût onlara dedi ki: "Korkup sakınmaz mısınız?"
Ahmet Tekin = Hani kardeşleri Lût onlara: 'Hâlâ Allah’a sığınıp, emirlerine yapışmayacak, günahlardan arınıp, azaptan korunmayacak, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarınıza ve özgürlüklerinize sahip çıkarak şahsiyetli davranmayacak, dinî ve sosyal görevlerinizin bilincinde olmayacak mısınız?' demişti.
Ahmet Varol = Hani kardeşleri Lut onlara demişti ki: 'Siz sakınmıyor musunuz?
Ali Bulaç = Hani onlara kardeşleri Lut: "Sakınmaz mısınız?" demişti.
Ali Fikri Yavuz = O vakit, kardeşleri Lût kendilerine şöyle demişti: “- Allah’tan korkmaz mısınız?
Ali Ünal = Kardeşleri Lût onlara şu tebliğde bulunmuştu: “Allah’a gönülden saygı duymalı ve O’na isyandan, dolayısıyla O’nun azabından sakınmalı değil misiniz?
Bayraktar Bayraklı = (161-164) Kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: “Allah'ın emirlerine karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Şüphesiz ben, size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin! Ben, bundan dolayı sizden hiçbir karşılık istemiyorum. Benim karşılığımı ancak âlemlerin Rabbi verecektir.
Bekir Sadak = (161-16) 6 Kardesleri Lut, onlara: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misiniz? Dogrusu ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim. Artik Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Buna karsi sizden bir ucret istemiyorum; benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin icin yarattigi esleri birakip da, insanlar arasinda, erkeklere mi yaklasiyorsunuz? Dogrusu siz azmis bir milletsiniz» dedi.
Celal Yıldırım = Hani kardeşleri Lût onlara dedi ki: «Artık (putlara tapmaktan, Hakk'ı inkârdan, hayasızca davranmaktan) sakınmaz mısınız ?
Cemal Külünkoğlu = Hani kardeşleri Lût, onlara şöyle demişti: “Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”
Diyanet İşleri (eski) = (161-166) Kardeşleri Lut, onlara: 'Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz' dedi.
Diyanet Vakfi = Kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
Edip Yüksel = Kardeşleri Lut onlara demişti ki, 'Erdemli olmayacak mısınız?'
Elmalılı Hamdi Yazır = O vakıt ki kardeşleri Lût onlara demişti: siz Allahdan korkmaz mısınız?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Kardeşleri Lut o zaman onlara şöyle demişti: «Siz Allah'tan korkmaz mısınız?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Hani kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: «Siz Allah'tan kormaz mısınız?»
Gültekin Onan = Hani onlara kardeşleri Lut: "Sakınmaz mısınız?" demişti.
Harun Yıldırım = Kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: sakınmaz mısınız?
Hasan Basri Çantay = Hani biraderleri Luut onlara: «(Allahdan) korkmaz mısınız?» demişdi.
Hayrat Neşriyat = Kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: '(Allah’a karşı gelmekten) sakınmıyor musunuz?'
İbni Kesir = Hani onlara kardeşleri Lut demişti ki: Siz, sakınmaz mısınız?
Kadri Çelik = Hani onlara kardeşleri Lut, “Sakınmaz mısınız?” demişti.
Muhammed Esed = hani, kardeşleri Lut onlara: "Allah'a karşı sorumluluk bilinci duymaz mısınız?" demişti,
Mustafa İslamoğlu = Hani bir zamanlar, onlara kardeşleri Lut şöyle demişti: "Hala sorumlu davranmayacak mısınız?
Ömer Nasuhi Bilmen = O vakit ki, onlara kardeşleri Lût dedi ki: «Korkmaz mısınız?»
Ömer Öngüt = Hani kardeşleri Lut onlara şöyle demişti: “Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”
Şaban Piriş = Kardeşleri Lut onlara: -Hiç Allah’tan korkmuyor musunuz? demişti.
Sadık Türkmen = Hani kardeşleri Lût onlara demişti: “Korkup sakınmaz mısınız?
Seyyid Kutub = Hani kardeşleri Lut, onlara dedi ki; «Siz hiç Allah'tan korkmaz mısınız?
Suat Yıldırım = (161-164) Kardeşleri Lût onlara şöyle dedi: "Hâlâ inkâr ve isyandan sakınmayacak mısınız? Bilin ki ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Öyleyse Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin! Bu hizmetten ötürü sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan ancak Rabbülalemindir.
Süleyman Ateş = Kardeşleri Lût, onlara "Korunmaz mısınız?" demişti.
Tefhim-ul Kuran = Hani onlara kardeşleri Lût: «Sakınmaz mısınız?» demişti.
Ümit Şimşek = Kardeşleri Lût onlara 'Sakınmıyor musunuz?' demişti.
Yaşar Nuri Öztürk = Kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: "Hâlâ sakınmıyor musunuz?"
İskender Ali Mihr = Onların kardeşi Lut (A.S) da onlara: “Siz takva sahibi olmayacak mısınız (Allah’a ulaşmayı dilemeyecek misiniz)?” demişti.
İlyas Yorulmaz = Kardeşleri Lut “Korunmaz mısınız?”
إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
Şu’arâ / 162 -
İnnî lekum resûlun emîn(emînun).
Diyanet İşleri = “Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Şüphe yok ki ben, size emin bir peygamberim.
Abdullah Parlıyan = Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
Adem Uğur = 'Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.'
Ahmed Hulusi = Haberiniz olsun ben size gönderilmiş bir Resulüm, eminim
Ahmet Tekin = 'Ben size gönderilen emin bir Rasûlüm.'
Ahmet Varol = «Haberiniz olsun ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.»
Ali Bulaç = "Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir (emiyn) bir elçiyim."
Ali Fikri Yavuz = Gerçekten ben, size gönderilen güvenilir bir peygamberim.
Ali Ünal = “Şüphesiz ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
Bayraktar Bayraklı = (161-164) Kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: “Allah'ın emirlerine karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Şüphesiz ben, size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin! Ben, bundan dolayı sizden hiçbir karşılık istemiyorum. Benim karşılığımı ancak âlemlerin Rabbi verecektir.
Bekir Sadak = (161-16) 6 Kardesleri Lut, onlara: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misiniz? Dogrusu ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim. Artik Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Buna karsi sizden bir ucret istemiyorum; benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin icin yarattigi esleri birakip da, insanlar arasinda, erkeklere mi yaklasiyorsunuz? Dogrusu siz azmis bir milletsiniz» dedi.
Celal Yıldırım = Şüpheniz olmasın ki ben size (gönderilen güvenilir) bir peygamberim.
Cemal Külünkoğlu = (162-163) “Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim. Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!”
Diyanet İşleri (eski) = (161-166) Kardeşleri Lut, onlara: 'Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz' dedi.
Diyanet Vakfi = Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
Edip Yüksel = 'Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Haberiniz olsun ben size gönderilmiş bir Resulüm, eminim
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Haberiniz olsun, ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Haberiniz olsun ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.»
Gültekin Onan = "Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir (emiyn) bir elçiyim."
Harun Yıldırım = Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
Hasan Basri Çantay = «Şübhesiz ben size (gönderilmiş) emîn bir peygamberim».
Hayrat Neşriyat = 'Şübhesiz ki ben, sizin için (gönderilmiş) emîn bir peygamberim.'
İbni Kesir = Muhakkak ki ben, size emin bir peygamberim.
Kadri Çelik = “Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.”
Muhammed Esed = "Bakın, ben (O'nun tarafından) size gönderilen güvenilir bir elçiyim;
Mustafa İslamoğlu = Hem bakın, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim:
Ömer Nasuhi Bilmen = «Muhakkak ki, ben sizin için emin bir peygamberim.»
Ömer Öngüt = “Ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim. ”
Şaban Piriş = Ben, sizin için güvenilir bir Peygamberim.
Sadık Türkmen = Şüphesiz ki ben size gönderilen güvenilir bir elçiyim!
Seyyid Kutub = Gerçekten ben, size gönderilen güvenilir bir peygamberim.
Suat Yıldırım = (161-164) Kardeşleri Lût onlara şöyle dedi: "Hâlâ inkâr ve isyandan sakınmayacak mısınız? Bilin ki ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Öyleyse Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin! Bu hizmetten ötürü sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan ancak Rabbülalemindir.
Süleyman Ateş = "Ben sizin için güvenilir bir elçiyim."
Tefhim-ul Kuran = «Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.»
Ümit Şimşek = 'Ben size güvenilir bir elçiyim.
Yaşar Nuri Öztürk = "Ben size gelen emin bir elçiyim."
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki ben, sizin için emin bir resûlüm.
İlyas Yorulmaz = Ben sizin için güvenilir bir elçiyim. ”
فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ
Şu’arâ / 163 -
Fettekullâhe ve atîûni.
Diyanet İşleri = “Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
Abdulbaki Gölpınarlı = (161-16) 6 Kardesleri Lut, onlara: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misiniz? Dogrusu ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim. Artik Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Buna karsi sizden bir ucret istemiyorum; benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin icin yarattigi esleri birakip da, insanlar arasinda, erkeklere mi yaklasiyorsunuz? Dogrusu siz azmis bir milletsiniz» dedi.
Abdullah Parlıyan = Öyleyse, yolunuzu Allah'ın kitabıyla bulun ve bana itaat edin.
Adem Uğur = Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
Ahmed Hulusi = "O hâlde Allâh'tan (kesinlikle yaptıklarınızın sonucunu yaşatacağı için) korunun ve bana itaat edin. "
Ahmet Tekin = 'O halde, Allah’a sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun, bana itaat edin, benim sünnetimi uygulayın.'
Ahmet Varol = Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin.
Ali Bulaç = "Artık Allah'tan korkup sakının ve bana itaat edin."
Ali Fikri Yavuz = Artık Allah’dan korkun ve bana itaat edin.
Ali Ünal = “O halde artık Allah’tan korkun, O’na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
Bayraktar Bayraklı = (161-164) Kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: “Allah'ın emirlerine karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Şüphesiz ben, size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin! Ben, bundan dolayı sizden hiçbir karşılık istemiyorum. Benim karşılığımı ancak âlemlerin Rabbi verecektir.
Bekir Sadak = (161-16) 6 Kardesleri Lut, onlara: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misiniz? Dogrusu ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim. Artik Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Buna karsi sizden bir ucret istemiyorum; benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin icin yarattigi esleri birakip da, insanlar arasinda, erkeklere mi yaklasiyorsunuz? Dogrusu siz azmis bir milletsiniz» dedi.
Celal Yıldırım = 0 halde Allah'tan artık korkun ve bana uyun.
Cemal Külünkoğlu = (162-163) “Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim. Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!”
Diyanet İşleri (eski) = (161-166) Kardeşleri Lut, onlara: 'Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz' dedi.
Diyanet Vakfi = Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
Edip Yüksel = 'ALLAH'ı dinleyip bana uyun.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Gelin Allahdan korkun da bana itaat edin
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Gelin Allah'tan korkun da bana itaat edin.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Gelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin.»
Gültekin Onan = "Artık Tanrı'dan korkup sakının ve bana itaat edin."
Harun Yıldırım = Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
Hasan Basri Çantay = «Artık Allahdan korkun ve bana itaat edin».
Hayrat Neşriyat = 'Artık, Allah’dan sakının ve bana itâat edin!'
İbni Kesir = Artık Allah'tan korkun da bana itaat edin.
Kadri Çelik = “Artık Allah'tan korkup sakının ve bana itaat edin.”
Muhammed Esed = öyleyse, artık Allah'tan yana bilinç ve duyarlık gösterin ve bana itaat edin!
Mustafa İslamoğlu = Şu halde Allah'a karşı sorumlu davranın ve beni izleyin!
Ömer Nasuhi Bilmen = «Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin.»
Ömer Öngüt = “Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin. ”
Şaban Piriş = Allah’tan korkun ve bana itaat edin.
Sadık Türkmen = Allah’tan sakının ve bana itaat edin!
Seyyid Kutub = Öyleyse Allah'tan korkunuz da çağrıma uyunuz.
Suat Yıldırım = (161-164) Kardeşleri Lût onlara şöyle dedi: "Hâlâ inkâr ve isyandan sakınmayacak mısınız? Bilin ki ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Öyleyse Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin! Bu hizmetten ötürü sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan ancak Rabbülalemindir.
Süleyman Ateş = "Allah'tan korkun ve bana itâ'at edin."
Tefhim-ul Kuran = «Artık Allah'tan korkup sakının ve bana itaat edin.»
Ümit Şimşek = 'Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
Yaşar Nuri Öztürk = "Artık Allah'tan sakının da bana itaat edin."
İskender Ali Mihr = Öyleyse Allah’a karşı takva sahibi olun (Allah’a ulaşmayı dileyin). Ve bana itaat edin (bana tâbî olun).
İlyas Yorulmaz = Allah dan korunun ve bana itaat edin. ”
وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى رَبِّ الْعَالَمِينَ
Şu’arâ / 164 -
Ve mâ es’elukum aleyhi min ecrin, in ecriye illâ alâ rabbil âlemîn(âlemîne).
Diyanet İşleri = “Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve ben, tebliğime karşılık bir mükâfât istemem sizden, benim mükâfâtım, ancak âlemlerin Rabbine âit.
Abdullah Parlıyan = Üstelik ben sizden herhangi bir karşılık da istemiyorum. Benim ücretim alemlerin Rabbi olan Allah'a aittir.
Adem Uğur = Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.
Ahmed Hulusi = "Bunun için sizden bir karşılık istemiyorum. . . Hizmetimin karşılığı yalnızca Rabb-ül âlemîn'e aittir. "
Ahmet Tekin = 'Tebliğ görevime karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükâfatım, ancak âlemlerin, bütün varlıkların Rabbine aittir.'
Ahmet Varol = Bunun için sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir.
Ali Bulaç = "Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir."
Ali Fikri Yavuz = Buna karşı ben sizden bir ücret de istemiyorum, benim mükâfatım ancak âlemlerin Rabbine aiddir.
Ali Ünal = “Ben, bu davetim karşılığında sizden bir ücret istemiyorum; benim ücretimi verecek olan ancak Âlemlerin Rabbi’dir.
Bayraktar Bayraklı = (161-164) Kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: “Allah'ın emirlerine karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Şüphesiz ben, size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin! Ben, bundan dolayı sizden hiçbir karşılık istemiyorum. Benim karşılığımı ancak âlemlerin Rabbi verecektir.
Bekir Sadak = (161-16) 6 Kardesleri Lut, onlara: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misiniz? Dogrusu ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim. Artik Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Buna karsi sizden bir ucret istemiyorum; benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin icin yarattigi esleri birakip da, insanlar arasinda, erkeklere mi yaklasiyorsunuz? Dogrusu siz azmis bir milletsiniz» dedi.
Celal Yıldırım = Bu (hizmete) karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim hizmetimin karşılığı ancak âlemlerin Rabbına aittir.
Cemal Külünkoğlu = “Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah'a aittir.”
Diyanet İşleri (eski) = (161-166) Kardeşleri Lut, onlara: 'Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz' dedi.
Diyanet Vakfi = Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.
Edip Yüksel = 'Buna karşı sizden herhangi bir ücret de istemiyorum. Benim ücretim ancak evrenlerin Rabbine aittir.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Buna karşı ben sizden bir ecir de istemiyorum, benim ecrim ancak rabbül'âlemîne aiddir
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Buna karşı ben sizden bir ücret de istemiyorum. Benim mükafatım ancak alemlerin Rabbine aittir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir.»
Gültekin Onan = "Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin rabbine aittir."
Harun Yıldırım = Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.
Hasan Basri Çantay = «Ben buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükâfatım aalemlerin Rabbinden başkasına aaid değildir».
Hayrat Neşriyat = '(Ben) buna (bu hizmetime) karşılık sizden bir ücret de istemiyorum! Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbine âiddir.'
İbni Kesir = Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, ancak alemlerin Rabbına aittir.
Kadri Çelik = “Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; benim ücretim yalnızca âlemlerin Rabbine aittir.”
Muhammed Esed = Üstelik ben sizden herhangi bir karşılık da istiyor değilim; benim hak ettiğim karşılığı vermek alemlerin Rabbinden başkasına düşmez.
Mustafa İslamoğlu = Ben bu (davet) karşılığında sizden hiçbir ücret talep etmiyorum; benim ecrimi takdir etmek sadece alemlerin Rabbine düşer."
Ömer Nasuhi Bilmen = «Ve buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim mükâfaatım (başkasına değil) ancak âlemlerin Rabbine aittir.»
Ömer Öngüt = “Sizden buna karşılık bir ücret istemiyorum. Benim mükâfatım âlemlerin Rabbine âittir. ”
Şaban Piriş = Bu işime karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, ancak Alemlerin Rabbi’ne aittir.
Sadık Türkmen = Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim âlemlerin Rabbine aittir.
Seyyid Kutub = Ben bu çağrı hizmetime karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum, benim çabalarımın karşılığını verecek olan alemlerin Rabb'idir.
Suat Yıldırım = (161-164) Kardeşleri Lût onlara şöyle dedi: "Hâlâ inkâr ve isyandan sakınmayacak mısınız? Bilin ki ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Öyleyse Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin! Bu hizmetten ötürü sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan ancak Rabbülalemindir.
Süleyman Ateş = "Ben sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız âlemlerin Rabbine âittir.
Tefhim-ul Kuran = «Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; benim ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir.»
Ümit Şimşek = 'Hizmetim için sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim Âlemlerin Rabbine aittir.
Yaşar Nuri Öztürk = "Ben bu iş için sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız âlemlerin Rabbi'ndendir."
İskender Ali Mihr = Ve ona (tebliğime) karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim sadece âlemlerin Rabbine aittir.
İlyas Yorulmaz = Bunun için sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretimi vermek yalnızca alemlerin Rabbine aittir. ”
أَتَأْتُونَ الذُّكْرَانَ مِنَ الْعَالَمِينَ
Şu’arâ / 165 -
E te’tûnez zukrâne minel âlemîn(âlemîne).
Diyanet İşleri = (165-166) “Rabbinizin, sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyor da insanlar arasından erkeklere mi yanaşıyorsunuz? Siz gerçekten haddi aşan bir topluluksunuz.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Siz, insanlardan erkeklere yaklaşıyor da,
Abdullah Parlıyan = İnsanlar içinden meşru olanı bırakıpda, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz?
Adem Uğur = Rabbinizin sizler için yarattığı eşlerinizi bırakıp da, insanlar içinden erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz sınırı aşmış (sapık) bir kavimsiniz!
Ahmed Hulusi = "İnsanlardan (dişileri bırakıp) erkeklerle mi yatmak istiyorsunuz?"
Ahmet Tekin = 'İnsanlar içinde, meşrû olan karşı cinsten uzaklaşarak, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz?'
Ahmet Varol = Siz insanlardan erkeklere mi gidiyorsunuz?
Ali Bulaç = "Siz insanlardan (cinsel arzuyla) erkeklere mi gidiyorsunuz?
Ali Fikri Yavuz = İnsanların içinden erkeklere mi gidiyorsunuz;
Ali Ünal = “İnsanlar içinde böyle (göz göre göre) erkeklere mi varacaksınız?
Bayraktar Bayraklı = (165-166) Allah'ın sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıp da, erkeklerle mi cinsel ilişkiye giriyorsunuz? Doğrusu siz sapık bir toplumsunuz.”
Bekir Sadak = (161-16) 6 Kardesleri Lut, onlara: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misiniz? Dogrusu ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim. Artik Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Buna karsi sizden bir ucret istemiyorum; benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin icin yarattigi esleri birakip da, insanlar arasinda, erkeklere mi yaklasiyorsunuz? Dogrusu siz azmis bir milletsiniz» dedi.
Celal Yıldırım = (165-166) Rabbınızın sizin için yarattığı eşleri bırakıyorsunuz da âlemler içinden (kala kala) erkeklere mi (şehvetle) gidiyorsunuz ?! Hayır, siz haddi aşan bir milletsiniz.»
Cemal Külünkoğlu = (165-166) “Rabbinizin, sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyor da insanlar arasından erkeklere mi yanaşıyorsunuz? Siz gerçekten haddi aşan bir topluluksunuz.”
Diyanet İşleri (eski) = (161-166) Kardeşleri Lut, onlara: 'Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz' dedi.
Diyanet Vakfi = (165-166) Rabbinizin sizler için yarattığı eşlerinizi bırakıp da, insanlar içinden erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz sınırı aşmış (sapık) bir kavimsiniz!
Edip Yüksel = 'Siz halkın arasından erkeklere mi yöneliyorsunuz?'
Elmalılı Hamdi Yazır = Âlemîn içinden erkeklere mi gidiyorsunuz?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (165-166) Sizin için yarattığı eşleri bırakıyorsunuz da insanlar içinden erkeklere mi gidiyorsunuz? Doğrusu siz insanlıktan çıkmış bir kavimsiniz!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «İnsanlar içinden erkeklere mi gidiyorsunuz?»
Gültekin Onan = "Siz insanlardan (cinsel arzuyla) erkeklere mi gidiyorsunuz?
Harun Yıldırım = (165-166) Rabbinizin sizler için yarattığı eşlerinizi bırakıp da, insanlar içinden erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz sınırı aşmış (sapık) bir kavimsiniz!
Hasan Basri Çantay = (165-166) «Siz, Rabbinizin sizin için yaratdığı zevcelerinizi bırakıb da insanların içinden erkeklere mi gidiyorsunuz? Hayır, (siz halâlden harama) tecâvüz eden bir kavmsiniz».
Hayrat Neşriyat = (165-166) 'Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıp da, el'âlemin (bütün insanların) içinden erkeklere mi gidiyorsunuz? Hayır! Siz haddi aşan bir kavimsiniz!'
İbni Kesir = İnsanlar arasında erkeklere mi yaklaşıyorsunuz?
Kadri Çelik = “Siz insanlardan (cinsel amaçla sadece) erkeklere mi varıyorsunuz?
Muhammed Esed = İnsanların içinden (tab'an ve hukuken meşru olan cinsi bırakıp da) erkeklere mi yaklaşıyorsunuz?
Mustafa İslamoğlu = "İnsanların içerisinden erkeklere mi yaklaşıyorsunuz?
Ömer Nasuhi Bilmen = «Siz ademîlerden erkeklere mi gidiyorsunuz?»
Ömer Öngüt = Âlemlerin (insanların) içinden erkeklere mi gidiyorsunuz?
Şaban Piriş = İnsanların içinde erkeklere mi yanaşıyorsunuz?
Sadık Türkmen = Koskoca âlemler içinde hemcinslerinize mi gidiyorsunuz?
Seyyid Kutub = Sizler erkekler ile cinsel ilişki kuruyorsunuz, öyle mi?
Suat Yıldırım = (165-166) Neden siz bütün insanlardan sadece erkeklere şehvetle varıyorsunuz? Neden Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıp da bu işi yapıyorsunuz? Siz hakikaten iyice azmış bir toplumsunuz."
Süleyman Ateş = "Âlemlerin içinde erkeklere mi gidiyorsunuz?"
Tefhim-ul Kuran = «Siz insanlardan (cinsel arzuyla sadece) erkeklere mi gidiyorsunuz?
Ümit Şimşek = 'Siz âlemlerin içinden erkeklere yaklaşıyor da,
Yaşar Nuri Öztürk = "Âlemlerin içinden erkeklere gidiyor da,
İskender Ali Mihr = Siz âlemlerden (insanlardan) erkeklere mi gidiyorsunuz (yaklaşıyorsunuz)?
İlyas Yorulmaz = “Dünyada yalnızca erkeklere (ilişki kuruyorsunuz) gidiyorsunuz. ”
وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمْ رَبُّكُمْ مِنْ أَزْوَاجِكُم بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ عَادُونَ
Şu’arâ / 166 -
Ve tezerûne mâ halaka lekum rabbukum min ezvâcikum, bel entum kavmun âdûn(âdûne).
Diyanet İşleri = (165-166) “Rabbinizin, sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyor da insanlar arasından erkeklere mi yanaşıyorsunuz? Siz gerçekten haddi aşan bir topluluksunuz.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Rabbinizin, sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyor musunuz? Hayır, siz, haddi aşmış bir topluluksunuz.
Abdullah Parlıyan = Hem de Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakarak. Yoo, siz her türlü ölçüyü aşan bir toplumsunuz.”
Adem Uğur = Rabbinizin sizler için yarattığı eşlerinizi bırakıp da, insanlar içinden erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz sınırı aşmış (sapık) bir kavimsiniz!
Ahmed Hulusi = "Rabbinizin sizin için yarattığı kadınları bırakıyorsunuz! Hayır, siz sınırlarınızı aşan bir topluluksunuz!"
Ahmet Tekin = 'Rabbinizin sizler için yarattığı eşleri bırakıp da erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz, sapık, insanlıktan çıkmış bir kavimsiniz.'
Ahmet Varol = Ve Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyorsunuz. Doğrusu siz sınırı aşan bir kavimsiniz.
Ali Bulaç = "Rabbinizin sizler için yaratmış bulunduğu eşlerinizi bırakıyorsunuz. Hayır, siz sınırı çiğneyen bir kavimsiniz."
Ali Fikri Yavuz = Ve Rabbinizin, sizin için helâl yarattığı zevcelerinizi bırakıyorsunuz? Doğrusu siz harama tecavüz eden bir kavimsiniz.”
Ali Ünal = “Neden Rabbinizin sizin için eşlerinizde yaratıp helâl kıldığını bırakıyorsunuz? Gerçekten haddi aşan bir topluluksunuz siz.”
Bayraktar Bayraklı = (165-166) Allah'ın sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıp da, erkeklerle mi cinsel ilişkiye giriyorsunuz? Doğrusu siz sapık bir toplumsunuz.”
Bekir Sadak = (161-16) 6 Kardesleri Lut, onlara: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misiniz? Dogrusu ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim. Artik Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Buna karsi sizden bir ucret istemiyorum; benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin icin yarattigi esleri birakip da, insanlar arasinda, erkeklere mi yaklasiyorsunuz? Dogrusu siz azmis bir milletsiniz» dedi.
Celal Yıldırım = (165-166) Rabbınızın sizin için yarattığı eşleri bırakıyorsunuz da âlemler içinden (kala kala) erkeklere mi (şehvetle) gidiyorsunuz ?! Hayır, siz haddi aşan bir milletsiniz.»
Cemal Külünkoğlu = (165-166) “Rabbinizin, sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyor da insanlar arasından erkeklere mi yanaşıyorsunuz? Siz gerçekten haddi aşan bir topluluksunuz.”
Diyanet İşleri (eski) = (161-166) Kardeşleri Lut, onlara: 'Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz' dedi.
Diyanet Vakfi = (165-166) Rabbinizin sizler için yarattığı eşlerinizi bırakıp da, insanlar içinden erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz sınırı aşmış (sapık) bir kavimsiniz!
Edip Yüksel = 'Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi terkederek? Siz gerçekten haddi çok aşan bir toplumsunuz.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Bırakıyorsunuz da sizin için yarattığı çiftleri? Doğrusu siz insanlıktan çıkmış bir kavimsiniz
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (165-166) Sizin için yarattığı eşleri bırakıyorsunuz da insanlar içinden erkeklere mi gidiyorsunuz? Doğrusu siz insanlıktan çıkmış bir kavimsiniz!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Bırakıyorsunuz da sizler için yarattığı eşleri! Doğrusu siz insanlıktan çıkmış bir kavimsiniz!»
Gültekin Onan = "Rabbinizin sizler için yaratmış bulunduğu eşlerinizi bırakıyorsunuz. Hayır, siz sınırı çiğneyen bir kavimsiniz."
Harun Yıldırım = (165-166) Rabbinizin sizler için yarattığı eşlerinizi bırakıp da, insanlar içinden erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz sınırı aşmış (sapık) bir kavimsiniz!
Hasan Basri Çantay = (165-166) «Siz, Rabbinizin sizin için yaratdığı zevcelerinizi bırakıb da insanların içinden erkeklere mi gidiyorsunuz? Hayır, (siz halâlden harama) tecâvüz eden bir kavmsiniz».
Hayrat Neşriyat = (165-166) 'Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıp da, el'âlemin (bütün insanların) içinden erkeklere mi gidiyorsunuz? Hayır! Siz haddi aşan bir kavimsiniz!'
İbni Kesir = Ve Rabbınızın sizin için yarattığı eşleri bırakıyor musunuz? Hayır, siz azmış bir kavimsiniz.
Kadri Çelik = “Rabbinizin sizler için yaratmış bulunduğu eşlerinizi bırakır mısınız? Hayır, siz haddini aşan azgın bir topluluksunuz.”
Muhammed Esed = Hem de, Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizden uzaklaşarak? Yoo, siz her türlü ölçüyü aşan azgın bir toplumsunuz!"
Mustafa İslamoğlu = Bu şekilde, Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bir yana bırakıyorsunuz? Yoo, siz basbayağı sınırları çiğneyen bir toplumsunuz!"
Ömer Nasuhi Bilmen = «Ve Rabbinizin sizin için yarattığı zevcelerinizi bırakıyorsunuz da. Hayır, siz haddi tecavüz eden bir kavimsiniz.»
Ömer Öngüt = Ve Rabbinizin sizler için yarattığı eşlerinizi bırakıyorsunuz. Hayır! Doğrusu siz sınırı aşmış bir kavimsiniz.
Şaban Piriş = Rabbinizin, sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıpta.. Gerçekten siz, azgın bir toplumsunuz.
Sadık Türkmen = Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyorsunuz! Hayır siz haddi aşmış bir kavimsiniz.”
Seyyid Kutub = Buna karşılık Rabb'inizin sizin için eş olarak yarattığı kadınları bırakıyorsunuz? Sizler doğal sınırları çiğneyen, sapık bir toplumsunuz.
Suat Yıldırım = (165-166) Neden siz bütün insanlardan sadece erkeklere şehvetle varıyorsunuz? Neden Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıp da bu işi yapıyorsunuz? Siz hakikaten iyice azmış bir toplumsunuz."
Süleyman Ateş = "Ve Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyorsunuz? Siz sınırı aşan bir kavimsiniz."
Tefhim-ul Kuran = «Rabbinizin sizler için yaratmış bulunduğu eşlerinizi bırakıyorsunuz. Hayır, siz sınırı çiğneyen bir kavimsiniz.»
Ümit Şimşek = 'Rabbinizin sizin için yarattığı hanımlarınızı bırakıyor musunuz? Doğrusu, siz haddini aşan bir topluluksunuz.'
Yaşar Nuri Öztürk = Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyor musunuz? Doğrusu siz haddi aşmış bir kavimsiniz."
İskender Ali Mihr = Ve Rabbinizin sizin için yarattığı zevcelerinizi (eşleriniz olan kadınlarınızı) bırakıyorsunuz. Hayır, siz azgın (haddi aşan) bir kavimsiniz.
İlyas Yorulmaz = “Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyorsunuz. Hayır siz, gerçekten yoldan çıkmış bir topluluksunuz” dedi.
قَالُوا لَئِن لَّمْ تَنتَهِ يَا لُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ الْمُخْرَجِينَ
Şu’arâ / 167 -
Kâlû le in lem tentehi yâ lûtu le tekûnenne minel muhracîn(muhracîne).
Diyanet İşleri = Dediler ki: “Ey Lût! (İşimize karışmaktan) vazgeçmezsen mutlaka (şehirden) çıkarılanlardan olacaksın!”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ey Lût dediler, bu işten vazgeçmezsen seni mutlaka şehrimizden çıkarırız.
Abdullah Parlıyan = “Ey Lût!” dediler. “Eğer bu sözlerinden vazgeçmezsen, bu şehirden mutlaka kovulacaksın!”
Adem Uğur = Onlar şöyle dediler: Ey Lût! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bil ki, sürgün edilmişlerden olacaksın!
Ahmed Hulusi = Dediler ki: "Andolsun ki ey Lût, eğer (bu söylemlerinden) vazgeçmezsen, kesinlikle (buradan) çıkarılacaksın!"
Ahmet Tekin = Kavmi: 'Ey Lût, davandan vazgeçmezsen, kesinlikle sürgüne gönderilenlerden olacaksın' dediler.
Ahmet Varol = Dediler ki: 'Ey Lut! Eğer sen (bu işe) son vermezsen muhakkak ki (buradan) çıkarılanlardan olacaksın.'
Ali Bulaç = Dediler ki: "Ey Lut, eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten (burdan) sürülüp çıkarılanlardan olacaksın."
Ali Fikri Yavuz = Onlar şöyle dediler: “- Ey Lût, eğer söylediklerinden vaz geçmezsen, yemin olsun ki, muhakkak (memleketimizden) çıkarılanlardan olacaksın.”
Ali Ünal = “Lût,” dediler, “bu söyleyip durduklarına bir son vermezsen, bil ki ülkeden sürgün edileceksin!”
Bayraktar Bayraklı = Onlar şöyle dediler: “Ey Lût! Bizi kınamaya bir son vermezsen, kesinlikle sürgün edilenlerden olacaksın.”
Bekir Sadak = «Ey Lut! Bu sozlerinden vazgecmezsen, mutlaka kovulacaksin» dediler.
Celal Yıldırım = Onlar dediler ki; «Ey Lût! Eğer (bu tür uyarılardan) vazgeçmezsen elbette (yurdundan) çıkarılanlardan olursun.»
Cemal Külünkoğlu = Dediler ki: “Ey Lût! (İşimize karışmaktan) vazgeçmezsen mutlaka (şehirden) çıkarılanlardan olacaksın!”
Diyanet İşleri (eski) = 'Ey Lut! Bu sözlerinden vazgeçmezsen, mutlaka kovulacaksın' dediler.
Diyanet Vakfi = Onlar şöyle dediler: Ey Lût! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bil ki, sürgün edilmişlerden olacaksın!
Edip Yüksel = Dediler, 'Bak Lut, bu tavrına son vermezsen sürülenlerden olacaksın.'
Elmalılı Hamdi Yazır = And ederiz ki dediler vazgeçmezsen ya Lût, mutlak ve muhakkak çıkarılanlardan olacaksın
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (Onlar): «Ey Lut, and içeriz ki (bu uyarılardan) vazgeçmezsen, kesinlikle (yurdun dışına) çıkarılanlardan olacaksın!» dediler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Onlar şöyle dediler: «Ey Lût! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bilki, sürülenlerden olacaksın.»
Gültekin Onan = Dediler ki: "Ey Lut, eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten (burdan) sürülüp çıkarılanlardan olacaksın."
Harun Yıldırım = Onlar şöyle dediler: Ey Lût! vazgeçmezsen, iyi bil ki, sürgün edilmişlerden olacaksın!
Hasan Basri Çantay = Dediler: «Ey Luut, sen (bu davadan) vaz geçmezsen, andolsun, mutlak (memleketimizden koğulub) çıkarılanlardan olacaksın».
Hayrat Neşriyat = (Onlar:) 'Ey Lût! Eğer (bundan) hakikaten vazgeçmezsen, mutlaka(memleketimizden) çıkarılanlardan olacaksın!' dediler.
İbni Kesir = Dediler ki: Ey Lut, buna son vermezsen sen, elbette çıkarılanlardan olursun.
Kadri Çelik = Dediler ki: “Ey Lut! Eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten (buradan) sürülüp çıkarılanlardan olacaksın.”
Muhammed Esed = "Ey Lut!" dediler, "Eğer (bu sözlerinden) vazgeçmezsen (bu şehirden) mutlaka kovulacaksın!"
Mustafa İslamoğlu = "Eğer buna bir son vermezsen Ey Lut" dediler, "kesinlikle sürgün edilmiş biri olup çıkacaksın!
Ömer Nasuhi Bilmen = Dediler ki: «Ey Lût! Andolsun ki, eğer sen nihâyet vermezsen elbette çıkarılmışlardan olacaksın.»
Ömer Öngüt = Şöyle dediler: “Ey Lut! Eğer söylediklerinden vazgeçmezsen, iyi bil ki sürülenlerden olacaksın!”
Şaban Piriş = -Ey Lut eğer son vermezsen, elbette sürgün edileceklerden olacaksın, dediler.
Sadık Türkmen = Dediler ki: “Ey Lût! Eğer (bu uyarılarından) vazgeçmezsen, mutlaka sürgün edilenlerden olacaksın!”
Seyyid Kutub = Soydaşları «Ey Lut, eğer bu dediklerinden vazgeçmezsen kesinlikle seni buradan süreceğiz» dediler.
Suat Yıldırım = "Bizi dinle Lût!" dediler, "Bu söylediklerine son vermezsen mutlaka yurt dışına sürüleceksin.
Süleyman Ateş = Dediler: "Ey Lût, andolsun, eğer (bundan) vazgeçmezsen, mutlaka sürülenlerden olacaksın."
Tefhim-ul Kuran = Dediler ki: «Ey Lût, eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten (burdan) sürülüp çıkarılanlardan olacaksın.»
Ümit Şimşek = 'Ey Lût,' dediler. 'Eğer bu işten vazgeçmezsen ülkeden sürülürsün.'
Yaşar Nuri Öztürk = Dediler: "Eğer bu tavrını sona erdirmezsen, ey Lût, yemin olsun bu topraktan sürülenlerden olacaksın."
İskender Ali Mihr = “Ey Lut! Eğer gerçekten sen, (bizi uyarmaktan) vazgeçmezsen, sen mutlaka (yurdundan) ihraç edilenlerden (çıkarılanlardan, kovulanlardan) olacaksın.” dediler.
İlyas Yorulmaz = Kavmi “Ey Lut! Eğer bizim arzularımızı engellemekten vaz geçmezsen, seni (yaşadığımız yerden) çıkarırız.
قَالَ إِنِّي لِعَمَلِكُم مِّنَ الْقَالِينَ
Şu’arâ / 168 -
Kâle innî li amelikum minel kâlîn(kâlîne).
Diyanet İşleri = Lût, şöyle dedi: “Şüphesiz ben sizin yaptığınız bu çirkin işe kızanlardanım.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Şüphe yok ki dedi, ben, sizin yaptığınızdan nefret etmedeyim, onu kınamadayım.
Abdullah Parlıyan = Lût dedi ki: “Ben sizin kadınları bırakıp, erkeklere gitmenize tiksinip kızanlardanım, nefret edip kızıyorum size!”
Adem Uğur = Lût: Doğrusu, dedi, ben sizin bu işinizden tiksinmekteyim!
Ahmed Hulusi = (Lût) dedi ki: "Gerçek şu ki, sizin bu fiillerinizden nefret ediyorum! (Fâile değil, fiile nefret gerçeği vurgulanıyor. A. H. )"
Ahmet Tekin = Lût: 'Doğrusu, ben, sizin bu yaptıklarınızdan tiksiniyorum' dedi.
Ahmet Varol = (Lut) dedi ki: 'Doğrusu ben sizin yaptığınıza çok kızanlardanım.
Ali Bulaç = Dedi ki: "Gerçekten ben, sizin bu yaptığınıza öfke ile karşı olanlardanım."
Ali Fikri Yavuz = (Lût, kavmine şöyle) dedi: “- Doğrusu ben, sizin yaptıklarınıza buğz edenlerdenim.
Ali Ünal = Şüphe yok ki dedi, ben, sizin yaptığınızdan nefret etmedeyim, onu kınamadayım.
Bayraktar Bayraklı = (168-169) Lût, “Ben kesinlikle, yaptığınız bu işe kızanlardanım. Ey Rabbim! Beni ve ailemi onların yaptıklarından kurtar!” dedi.
Bekir Sadak = (168-16) 9 Lut: «Dogrusu yaptiginiza cok kizanlardanim. Rabbim! Beni ve ailemi bunlarin yapageldigi kotulukten kurtar» dedi.
Celal Yıldırım = Lût, «şüpheniz olmasın ki ben sizin yaptıklarınıza iyice içerlenenlerdenim» dedi.
Cemal Külünkoğlu = Lut dedi ki: “Doğrusu ben sizin bu sapık davranışınızdan tiksinenlerdenim.”
Diyanet İşleri (eski) = (168-169) Lut: 'Doğrusu yaptığınıza çok kızanlardanım. Rabbim! Beni ve ailemi bunların yapageldiği kötülükten kurtar' dedi.
Diyanet Vakfi = Lût: Doğrusu, dedi, ben sizin bu işinizden tiksinmekteyim!
Edip Yüksel = Dedi ki, 'Ben, bu davranışınızı iğrenç buluyorum.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Ben, dedi: doğrusu sizin amelinize buğz edenlerdenim
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (Lut) dedi ki: «Doğrusu ben bu işinize kin güdenlerdenim.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Lût «Doğrusu ben, dedi, sizin bu işinize buğzedenlerdenim.»
Gültekin Onan = Dedi ki: "Gerçekten ben, sizin bu yaptıklarınıza öfke ile karşı olanlardanım."
Harun Yıldırım = Lût: Doğrusu, dedi, ben sizin bu işinizden tiksinmekteyim!
Hasan Basri Çantay = (Luut) dedi: «Ben sizin bu yapdığınıza elbette buğz edenlerdenim».
Hayrat Neşriyat = (Lût) dedi ki: 'Şübhesiz ki ben, (sizin bu) işinize buğz edenlerdenim!'
İbni Kesir = Dedi ki: Doğrusu ben, sizin işlediğinize kızanlardanım.
Kadri Çelik = Dedi ki: “Gerçekten ben, sizin bu yapmakta olduğunuza öfke ile karşı olanlardanım.”
Muhammed Esed = (Lut:) "İyi bilin ki, ben bu sizin yaptıklarınızı sonuna kadar kınayanlardan biri olarak kalacağım!" dedi.
Mustafa İslamoğlu = (Lut): "Bilin ki ben, bu yaptığınızdan dolayı sizi nefretle kınıyorum!" dedi.
Ömer Nasuhi Bilmen = Dedi ki: «Şüphe yok, ben sizin işlediğiniz şey için buğz edenlerdenim.»
Ömer Öngüt = Dedi ki: “Doğrusu ben sizin bu yaptığınıza buğzedenlerdenim. ”
Şaban Piriş = -Ben sizin yaptıklarınızdan tiksiniyorum dedi.
Sadık Türkmen = (Lût) dedi ki: “Ben sizin bu işinize kızanlardanım.”
Seyyid Kutub = Lut dedi ki; Ben sizin bu sapık davranışınızdan tiksinenlerdenim.
Suat Yıldırım = (168-169) "Ben" dedi, "Sizin yaptığınız bu işten nefret ediyorum. Beni ve bana tâbi olanları, onların yaptıkları kötülüğün cezasından ve onların her türlü şerrinden Sen kurtar ya Rabbi!"
Süleyman Ateş = (Lût) dedi: "Ben sizin bu işinize, (kadınları bırakıp erkeklere gidişinize) kızanlardanım."
Tefhim-ul Kuran = Dedi ki: «Gerçekten ben, sizin bu yapmakta olduğunuza öfke ile karşı olanlardanım.»
Ümit Şimşek = Lût dedi ki: 'Ben sizin yaptığınız işten şiddetle nefret edenlerdenim.
Yaşar Nuri Öztürk = Lût dedi: "Ben sizin şu yaptığınıza öfkelenenlerdenim."
İskender Ali Mihr = “Muhakkak ki ben, sizin amellerinize şiddetle buğzedenlerdenim (kızanlardan, tiksinenlerdenim).” dedi.
İlyas Yorulmaz = Lut kavmine “Şunu bilin ki ben sizin yaptıklarınızdan tamamen uzak olanlardanım. ”
رَبِّ نَجِّنِي وَأَهْلِي مِمَّا يَعْمَلُونَ
Şu’arâ / 169 -
Rabbi neccinî ve ehlî mimmâ ya’melûn(ya’melûne).
Diyanet İşleri = “Ey Rabbim! Beni ve ailemi onların yaptıkları çirkin işten kurtar.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Rabbim, beni de onların yaptıkları işin azâbından kurtar, âilemi de.
Abdullah Parlıyan = Ve sonra şöyle dua etti: “Ey Rabbim! Beni ve ailemi, bunların yapageldikleri kötülüklerin şerrinden kurtar.”
Adem Uğur = Rabbim! Beni ve ailemi, onların yapageldiklerinden (vebalinden) kurtar.
Ahmed Hulusi = "Rabbim, beni ve ehlimi (bunların) yaptıklarından kurtar. "
Ahmet Tekin = 'Rabbim, beni, ailemi ve mü’minleri, onların işlemeye devam ettikleri kötülüklerin vebalinden kurtar.'
Ahmet Varol = Ey Rabbim! Beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar.'
Ali Bulaç = "Rabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar."
Ali Fikri Yavuz = Ey Rabbim! Beni ve âilemi, bunların yapmakta oldukları kötülüğün azabından kurtar.”
Ali Ünal = Ve nihayet şöyle münacatta bulundu: “Rabbim, şunların yaptıklarının sebep olacağı felâketten beni ve ailemi kurtar.”
Bayraktar Bayraklı = (168-169) Lût, “Ben kesinlikle, yaptığınız bu işe kızanlardanım. Ey Rabbim! Beni ve ailemi onların yaptıklarından kurtar!” dedi.
Bekir Sadak = (168-16) 9 Lut: «Dogrusu yaptiginiza cok kizanlardanim. Rabbim! Beni ve ailemi bunlarin yapageldigi kotulukten kurtar» dedi.
Celal Yıldırım = Rabbim! Beni ve ailemi bunların işleyegeldiği (iğrençliğin günah ve azâb)ından kurtar, (diyerek duâ etti).
Cemal Külünkoğlu = “Ey Rabbim! Beni ve ailemi onların yaptıkları çirkin işten kurtar!”
Diyanet İşleri (eski) = (168-169) Lut: 'Doğrusu yaptığınıza çok kızanlardanım. Rabbim! Beni ve ailemi bunların yapageldiği kötülükten kurtar' dedi.
Diyanet Vakfi = Rabbim! Beni ve ailemi, onların yapageldiklerinden (vebalinden) kurtar.
Edip Yüksel = 'Rabbim, beni ve ailemi bu yaptıklarından kurtar.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Yâ rabb! Beni ve ehlimi bunların amellerinin şumundan halâs et
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ey Rabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarının uğursuzluğundan kurtar!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Yâ Rabbi! Beni ve ailemi onların yapageldiklerin(in vebalin)den kurtar.»
Gültekin Onan = "Rabbim, beni ve ehlimi (ailemi) bunların yaptıklarından kurtar."
Harun Yıldırım = Rabbim! Beni ve ailemi, onların yapa geldiklerinden (vebalinden) kurtar.
Hasan Basri Çantay = «Ey Rabbim, beni ve ehlimi onların yapageldikleri (bu kötülüğ) ün (azâb) ından kurtar».
Hayrat Neşriyat = 'Rabbim! Beni ve âilemi, bunların yapmakta oldukları şeyden kurtar!' (dedi.)
İbni Kesir = Rabbım, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar.
Kadri Çelik = “Rabbim, beni ve ailemi bunların yapmakta olduklarından kurtar!”
Muhammed Esed = (Ve sonra şöyle dua etti:) "Ey Rabbim, beni ve ailemi bunların yapageldikleri (kötülüklerden) kurtar!"
Mustafa İslamoğlu = (Allah'a yönelerek): "Rabbim!" (dedi), "Beni ve ailemi bunların yaptıkların(ın belasın)dan kurtar!"
Ömer Nasuhi Bilmen = «Ya Rabbi! Beni ve ehlimi onların yapar oldukları şeylerden necâta erdir.»
Ömer Öngüt = “Rabbim! Beni ve âilemi, bunların yapageldikleri kötülüklerden kurtar!”
Şaban Piriş = Rabbim, beni ve yakınlarımı onların yaptıklarından kurtar.
Sadık Türkmen = ”rabbim! beni ve ailemi onların yaptıklarından kurtar.”
Seyyid Kutub = Ya Rabbi, beni ve ailemi bunların sapık davranışlarının yaygın cezasından kurtar.
Suat Yıldırım = (168-169) "Ben" dedi, "Sizin yaptığınız bu işten nefret ediyorum. Beni ve bana tâbi olanları, onların yaptıkları kötülüğün cezasından ve onların her türlü şerrinden Sen kurtar ya Rabbi!"
Süleyman Ateş = "Rabbim, beni ve âilemi bunların yaptıklarından kurtar!"
Tefhim-ul Kuran = «Rabbim, beni ve ailemi bunların yapmakta olduklarından kurtar.»
Ümit Şimşek = 'Rabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar!'
Yaşar Nuri Öztürk = "Rabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından koru."
İskender Ali Mihr = Rabbim, beni ve ehlimi (ailemi ve bana tâbî olanları), onların yaptıklarından kurtar.
İlyas Yorulmaz = “Rabbim! Beni ve ehlimi yaptıkları çirkinliklerden kurtar” dedi.
فَنَجَّيْنَاهُ وَأَهْلَهُ أَجْمَعِينَ
Şu’arâ / 170 -
Fe necceynâhu ve ehlehû ecmaîn(ecmaîne).
Diyanet İşleri = (170-171) Bunun üzerine biz de onu ve geri kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın hariç bütün ailesini kurtardık.
Abdulbaki Gölpınarlı = Derken onu da kurtardık, bütün âilesini de.
Abdullah Parlıyan = Biz de, O'nu ve ailesini kurtardık.
Adem Uğur = Bunun üzerine onu ve bütün ailesini kurtardık.
Ahmed Hulusi = Bunun üzerine Onu ve ehlini toptan kurtardık.
Ahmet Tekin = Bunun üzerine onu ve bütün ailesini, mü’minleri kurtardık.
Ahmet Varol = Bunun üzerine biz onu ve bütün ailesini kurtardık.
Ali Bulaç = Bunun üzerine onu ve bütün ailesini kurtardık.
Ali Fikri Yavuz = Biz de onu ve âilesini (kendisine iman edenleri) tamamen kurtardık.
Ali Ünal = Neticede O’nu ve bütün ailesini kurtardık.
Bayraktar Bayraklı = (170-171) Bunun üzerine biz de onu ve helâk olanların içerisinde kalan bir kocakarı dışında bütün ailesini kurtardık.
Bekir Sadak = (170-17) 1 Bunun uzerine geride kalan yasli bir kadin disinda, onu ve ailesini, hepsini kurtadik.
Celal Yıldırım = (170-171) Biz de geride kalanlar arasında yaşlı bir kadın (Lût'un eşi) dışında onu ve bütün ailesini kurtardık.
Cemal Külünkoğlu = (170-171) Bunun üzerine biz de onu ve geri kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın hariç bütün ailesini kurtardık.
Diyanet İşleri (eski) = (170-171) Bunun üzerine geride kalan yaşlı bir kadın dışında, onu ve ailesini, hepsini kurtardık.
Diyanet Vakfi = Bunun üzerine onu ve bütün ailesini kurtardık.
Edip Yüksel = Onu ve tüm ailesini kurtardık
Elmalılı Hamdi Yazır = Biz de onu ve ehlini temamen halâs ettik
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Biz de onu ve ailesini tamamen kurtardık.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Biz de onu ve ailesinin tamamını kurtardık,
Gültekin Onan = Bunun üzerine onu ve bütün ehlini (ailesini) kurtardık.
Harun Yıldırım = Bunun üzerine onu ve bütün ailesini kurtardık.
Hasan Basri Çantay = Bunun üzerine biz onu ve ehlini kamilen kurtardık.
Hayrat Neşriyat = Sonuçta, Biz de onu ve ailesini tamamını kurtardık;
İbni Kesir = Bunun üzerine onu ve ailesini topluca kurtardık.
Kadri Çelik = Bunun üzerine onu ve bütün ailesini kurtardık.
Muhammed Esed = Bunun üzerine Biz de o'nu ve ailesini kurtardık;
Mustafa İslamoğlu = Sonuçta, Biz de onu ve ailesini tamamını kurtardık;
Ömer Nasuhi Bilmen = Artık O'nu ve ehlini tamamen necâta erdirdik.
Ömer Öngüt = Bunun üzerine biz de onu ve bütün âilesini kurtardık.
Şaban Piriş = Onu ve tüm yakınlarını kurtardık.
Sadık Türkmen = Onu ve ailesini (kendisine inananları) tamamen kurtardık.
Seyyid Kutub = Biz de Lut'u ve ailesini kurtardık.
Suat Yıldırım = Biz de onu ve ona uyanları tamamen kurtardık.
Süleyman Ateş = Biz de onu ve âilesini tamamen kurtardık.
Tefhim-ul Kuran = Bunun üzerine onu ve bütün ailesini kurtardık.
Ümit Şimşek = Onu ve bütün ailesini kurtardık.
Yaşar Nuri Öztürk = Bunun üzerine biz onu ve ailesini toplu halde kurtardık.
İskender Ali Mihr = Bunun üzerine Biz de onu ve ehlini (ailesini ve ona tâbî olanları), hepsini kurtardık.
İlyas Yorulmaz = Lut’u ve ona inananlarla beraber ehlini kurtardık.
إِلَّا عَجُوزًا فِي الْغَابِرِينَ
Şu’arâ / 171 -
İllâ acûzen fîl gâbirîn(gâbirîne).
Diyanet İşleri = (170-171) Bunun üzerine biz de onu ve geri kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın hariç bütün ailesini kurtardık.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ancak bir kocakarı, geri kalanların içindeydi.
Abdullah Parlıyan = Ancak Lût'un karısı olan yaşlı bir kadın, bu aileden geri kalan ve azabı hak edenlerden oldu.
Adem Uğur = Yalnız geride kalanlar arasında bulunan bir kocakarıyı (kurtarmadık).
Ahmed Hulusi = Sadece gelmek istemeyen kocakarı (Lût a. s. ın iman etmeyen karısı) hariç!
Ahmet Tekin = Ancak geridekilerin arasında ailesinden bir kocakarı kaldı.
Ahmet Varol = Geri kalanların içindeki bir yaşlı kadın hariç.
Ali Bulaç = Yalnızca geri kalanlar içinde bir kocakarı hariç.
Ali Fikri Yavuz = Ancak ailesinden, geridekiler içinde yalnız karısı kaldı.
Ali Ünal = Geride kalıp helâk olanlara karışan yaşlı bir kadın hariç.
Bayraktar Bayraklı = (170-171) Bunun üzerine biz de onu ve helâk olanların içerisinde kalan bir kocakarı dışında bütün ailesini kurtardık.
Bekir Sadak = (170-17) 1 Bunun uzerine geride kalan yasli bir kadin disinda, onu ve ailesini, hepsini kurtadik.
Celal Yıldırım = (170-171) Biz de geride kalanlar arasında yaşlı bir kadın (Lût'un eşi) dışında onu ve bütün ailesini kurtardık.
Cemal Külünkoğlu = (170-171) Bunun üzerine biz de onu ve geri kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın hariç bütün ailesini kurtardık.
Diyanet İşleri (eski) = (170-171) Bunun üzerine geride kalan yaşlı bir kadın dışında, onu ve ailesini, hepsini kurtardık.
Diyanet Vakfi = Ancak bir kocakarı müstesna. O, geride kalanlardan (oldu).
Edip Yüksel = Yalnız bir yaşlı kadın hariç; geride kalanlardan idi.
Elmalılı Hamdi Yazır = ancak bir acüze kaldı
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ancak (geride) bir yaşlı kadın kaldı.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ancak (geride) bir yaşlı kadın kaldı.
Gültekin Onan = Yalnızca geri kalanlar içinde bir kocakarı hariç.
Harun Yıldırım = Ancak bir kocakarı müstesna. O, geride kalanlardan.
Hasan Basri Çantay = Geri kalanların içinde yalınız bir koca karı vardı.
Hayrat Neşriyat = Ancak geride kalanlar arasında bulunan (ve o kavmin çirkin âdetlerini hoş gören)bir kocakarı hâriç!
İbni Kesir = Sadece yaşlı bir kadın geride kalanlardan oldu.
Kadri Çelik = Ancak bir kocakarı müstesna. O, geride kalanlardan (oldu).
Muhammed Esed = yalnızca geride kalmayı seçen bir kocakarı bunun dışında kaldı;
Mustafa İslamoğlu = ancak bir kocakarı dökülenler arasında yer aldı.
Ömer Nasuhi Bilmen = Ancak bir kocakarı geri kalan içinde (kaldı).
Ömer Öngüt = Sadece bir kocakarı geride kalanlardan oldu.
Şaban Piriş = Sadece geride kalanlar içindeki bir kocakarı hariç.
Sadık Türkmen = Geride kalanlar içinde yaşlı bir kadın (olan Lut’un eşi) hariç!
Seyyid Kutub = Ailesinden sadece yaşlı bir kadın, sapıklar arasında kaldı.
Suat Yıldırım = Yalnız bir kocakarı geride kalıp helâk edilenler arasında oldu.
Süleyman Ateş = Yalnız geride kalanlar arasında bulunan bir kocakarıyı (kurtarmadık).
Tefhim-ul Kuran = Yalnızca geri kalanlar içinde bir kocakarı hariç.
Ümit Şimşek = Birtek geride kalan kocakarı hariç.
Yaşar Nuri Öztürk = Ancak geridekiler arasında bir kocakarı kaldı.
İskender Ali Mihr = Geride kalanların içinde bir ihtiyar kadın (Lut (A.S)’ın hanımı) hariç.
İlyas Yorulmaz = Ancak (ehlinden) geride kalan yaşlı birisi hariç.
ثُمَّ دَمَّرْنَا الْآخَرِينَ
Şu’arâ / 172 -
Summe demmernâl âharîn(âharîne).
Diyanet İşleri = Sonra diğerlerini helâk ettik.
Abdulbaki Gölpınarlı = Sonra berikileri mahvettik.
Abdullah Parlıyan = Ve sonra ötekileri kırıp geçirdik.
Adem Uğur = Sonra diğerlerini helâk ettik.
Ahmed Hulusi = Sonra diğerlerini yerle bir ettik!
Ahmet Tekin = Sonra geridekilerin hepsini helâk ettik.
Ahmet Varol = Sonra diğerlerini yerle bir ettik.
Ali Bulaç = Sonra geride kalanları yerle bir ettik.
Ali Fikri Yavuz = Sonra geride kalanları hep helâk ettik.
Ali Ünal = Ardından, diğerlerini toptan imha ettik.
Bayraktar Bayraklı = (172-173) Sonra diğerlerini yerle bir ettik. Üzerlerine bir yağmur yağdırdık. Ne kötü bir yağmurdu, o uyarılanların yağmuru!
Bekir Sadak = Digerlerini yerle bir ettik.
Celal Yıldırım = Sonra da diğerlerini yerle bir edip yok ettik.
Cemal Külünkoğlu = (172-173) Sonra (Lut'un karısıyla) diğerlerini helâk ettik. Üzerlerine (dehşetli) bir yağmur yağdırdık. Uyarıldığı halde yola gelmeyenlerin yağmuru ne kötüdür.
Diyanet İşleri (eski) = Diğerlerini yerle bir ettik.
Diyanet Vakfi = Sonra diğerlerini helâk ettik.
Edip Yüksel = Sonra diğerlerini yerle bir ettik.
Elmalılı Hamdi Yazır = Sonra geridekileri hep tedmir eyledik
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Sonra geride kalanların hepsini yerle bir ettik.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Sonra geridekilerin hepsini helak ettik.
Gültekin Onan = Sonra geride kalanları yerle bir ettik.
Harun Yıldırım = Sonra diğerlerini helâk ettik.
Hasan Basri Çantay = Sonra geridekileri (tam bir suretde) helak etdik.
Hayrat Neşriyat = Sonra diğerlerini helâk ettik!
İbni Kesir = Sonra diğerlerini yerle bir ettik.
Kadri Çelik = Sonra geride kalanları yerle bir ettik.
Muhammed Esed = ve sonra ötekileri kırıp geçirdik;
Mustafa İslamoğlu = Ardından ötekileri yerle bir ettik;
Ömer Nasuhi Bilmen = Sonra geri kalanları helâk ettik.
Ömer Öngüt = Sonra diğerlerini hep helâk ettik.
Şaban Piriş = Sonra, diğerlerini yerle bir ettik.
Sadık Türkmen = Sonra diğerlerini yerle bir ettik,
Seyyid Kutub = Sonra geride kalanları yokettik.
Suat Yıldırım = Sonra geridekileri hep imhâ ettik.
Süleyman Ateş = Sonra ötekilerini hep yıktık, helâk ettik.
Tefhim-ul Kuran = Sonra geride kalanları yerle bir ettik.
Ümit Şimşek = Diğerlerini ise helâk ettik.
Yaşar Nuri Öztürk = Sonra ötekileri mahvedip batırdık.
İskender Ali Mihr = Sonra diğerlerini dumura uğrattık (nesillerini sona erdirdik).
İlyas Yorulmaz = Diğerlerini de yerle bir ettik.
وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِم مَّطَرًا فَسَاء مَطَرُ الْمُنذَرِينَ
Şu’arâ / 173 -
Ve emtarnâ aleyhim matara(mataran), fe sâe matarul munzerîn(munzerîne).
Diyanet İşleri = Onların üzerine bir yağmur (gibi taş) yağdırdık. (Başlarına gelecekler konusunda) uyarılanların yağmuru ne kadar da kötü idi!
Abdulbaki Gölpınarlı = Üstlerine öylesine bir yağmur yağdırdık ki, ne de kötüdür korkutulanlara yağdırılan yağmur.
Abdullah Parlıyan = Üzerlerine pişirilmiş taşlardan, felaket yağmuru yağdırdık. Uyarıldıkları halde, uslanmayanların maruz kaldığı yağmur, gerçekten de ne kötüydü.
Adem Uğur = Üzerlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki... Uyarılanların (fakat yola gelmeyenlerin) yağmuru ne de kötü!
Ahmed Hulusi = Onların üzerine öyle bir yağmur yağdırdık ki! Uyarılanların yağmuru ne kötüdür!
Ahmet Tekin = Üzerlerine dehşetli bir yağmur, taş yağdırdık. Sorumluluk hesap ve ceza hatırlatılarak uyarılanların yağmuru ne berbat bir yağmurdu.
Ahmet Varol = Üzerlerine de bir yağmur yağdırdık. Uyarılanların [4] yağmurları ne kötü idi!
Ali Bulaç = Ve üzerlerine bir yağmur yağdırdık; uyarılıp korkutulanların yağmuru ne kötü.
Ali Fikri Yavuz = Üzerlerine (kızgın lâvlardan ibaret) taş yağmuru yağdırdık. İşte bak, azabla korkutulanların yağmuru ne kötüdür!...
Ali Ünal = Üzerlerine öyle bir yağmur indirdik ki!! Uyarılan, fakat uyarıya kulak asmayanların yağmuru ne fena bir yağmur oldu!
Bayraktar Bayraklı = (172-173) Sonra diğerlerini yerle bir ettik. Üzerlerine bir yağmur yağdırdık. Ne kötü bir yağmurdu, o uyarılanların yağmuru!
Bekir Sadak = Uzerlerine de yagmur yagdirdik. Uyarilan fakat yola gelmeyenlerin yagmuru ne kotu idi!
Celal Yıldırım = Ve üzerlerine (taştan topraktan bir felâket) yağmuru yağdırdık. O uyarılanların yağmuru ne de kötü !
Cemal Külünkoğlu = Üzerlerine dehşetli bir yağmur, taş yağdırdık. Sorumluluk hesap ve ceza hatırlatılarak uyarılanların yağmuru ne berbat bir yağmurdu.
Diyanet İşleri (eski) = Üzerlerine de yağmur yağdırdık. Uyarılan fakat yola gelmeyenlerin yağmuru ne kötü idi!
Diyanet Vakfi = Ve üzerlerine bir yağmur yağdırdık; uyarılıp korkutulanların yağmuru ne kötü.
Edip Yüksel = Üzerlerine (kızgın lâvlardan ibaret) taş yağmuru yağdırdık. İşte bak, azabla korkutulanların yağmuru ne kötüdür!...
Elmalılı Hamdi Yazır = Üzerlerine öyle bir yağmur indirdik ki!! Uyarılan, fakat uyarıya kulak asmayanların yağmuru ne fena bir yağmur oldu!
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ve üzerlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki, ne kötü idi O uyarılanların yağmuru!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Uzerlerine de yagmur yagdirdik. Uyarilan fakat yola gelmeyenlerin yagmuru ne kotu idi!
Gültekin Onan = Ve üzerlerine bir yağmur yağdırdık; uyarılıp korkutulanların yağmuru ne kötü.
Harun Yıldırım = Üzerlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki... Uyarılanların yağmuru ne de kötü!
Hasan Basri Çantay = Üstlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki. (Bak) inzâr edilenlerin yağmuru ne kötüdür!
Hayrat Neşriyat = Üzerlerine (taştan) bir yağmur yağdırdık! Artık o korkutulanların (Lût kavminin)yağmuru ne kötüdür!
İbni Kesir = Üzerlerine de bir yağmur yağdırdık. Uyarılanların yağmuru ne kötüdür.
Kadri Çelik = Ve üzerlerine özel bir yağmur yağdırdık; uyarılıp korkutulanların yağmuru pek de kötü idi!
Muhammed Esed = üzerlerine (helak edici) yağmurlar yağdırdık; uyarıl(dıkları halde uslanmay)anların maruz kaldığı yağmur, gerçekten, ne korkunçtur!
Mustafa İslamoğlu = sonunda (bela) sağanağını üzerlerine boca ettik: gör ki, uyarılan (fakat uslanmayan) kimselerin maruz kaldığı sağanak ne berbattır.
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve onların üzerlerine bir yağmur yağdırdık. Artık ne fena oldu o korkutulmuşların yağmuru!
Ömer Öngüt = Üzerlerine öyle bir yağmur indirdik ki! Ne kötü idi azapla korkutulanların yağmuru!
Şaban Piriş = Üzerlerine şiddetli bir yağmur yağdırdık. Uyarılmışların yağmuru ne kötüdür..
Sadık Türkmen = Üzerlerine bir yağmur yağdırdık. Uyarılanların yağmuru ne kötü oldu!
Seyyid Kutub = Onların başlarına müthiş bir yağmur yağdırdık. Uyarıcıları umursamayanların başlarına yağan yağmur ne fenadır.
Suat Yıldırım = Üzerlerine öyle helâk eden bir yağmur yağdırdık ki sorma! Uyarılanların başına yağan musîbet ne fena idi!
Süleyman Ateş = Ve üzerlerine bir yağmur yağdırdık, uyarıl(ıp da yola gelmey)enlerin yağmuru hakikaten çok kötü oldu!
Tefhim-ul Kuran = Ve üzerlerine bir yağmur yağdırdık; uyarılıp korkutulanların yağmuru ne kadar da kötü.
Ümit Şimşek = Üzerlerine bir azap yağmuru indirdik. Uyarılmış olanlar için ne kötü bir yağmurdu o!
Yaşar Nuri Öztürk = Üzerlerine bir de yağmur yağdırdık. Ne de kötüymüş uyarılanların yağmuru!
İskender Ali Mihr = Ve onların üzerine yağmur yağdırdık. İşte bu uyarılanların yağmuru, çok kötü idi.
İlyas Yorulmaz = Üzerlerine yağmur yağdırdık, ama uyarılanlar için ne kötü yağmur.
إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
Şu’arâ / 174 -
İnne fî zâlike le âyeten, ve mâ kâne ekseruhum mu’minîn(mu’minîne).
Diyanet İşleri = Şüphesiz bunda büyük bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Şüphe yok ki bunda bir delil var, fakat halkın çoğu inanmaz.
Abdullah Parlıyan = Bu kıssada da, insanlar için bir ders vardır, onlardan çoğu buna inanmasalar da…
Adem Uğur = Elbet bunda büyük bir ibret vardır; fakat çokları iman etmezler.
Ahmed Hulusi = Muhakkak ki bu olayda da bir işaret - ders vardır. . . Ne var ki onların çoğunluğu iman etmemiştir.
Ahmet Tekin = Bunlarda da, kesinlikle Allah’ın kudretine, ilmine, hikmet sahibi olduğuna işaretler, bütün insanlar için ibretler, alınacak dersler vardır. Onların çoğu iman edecek değildi.
Ahmet Varol = Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu iman etmemişti.
Ali Bulaç = Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.
Ali Fikri Yavuz = Muhakkak ki bunda (onlara yaptığımız helâk işinde), arkalarından gelecekler için büyük bir ibret vardır; öyle iken, çoğu mümin olmadı.
Ali Ünal = Bütün bu olup bitenlerde hiç kuşkusuz çok önemli bir ibret vardır. Doğrusu, o halkın çoğu mü’min değildi.
Bayraktar Bayraklı = (174-175) Bunda kesinlikle bir ders vardır. Onların çoğu inanmamış olsa da. Şüphesiz senin Rabbin çok güçlüdür; çok merhametlidir.
Bekir Sadak = suphesiz bunda bir ders vardir, ama cogu inanmamistir.
Celal Yıldırım = Şüphesiz ki bunda bir ibret ve öğüt vardır; ama onların çoğu imân edenler olmadı.
Cemal Külünkoğlu = Şüphesiz bunda (alınacak büyük) bir ders vardır. (Buna rağmen) yine de onların çoğu iman etmediler.
Diyanet İşleri (eski) = Şüphesiz bunda bir ders vardır, ama çoğu inanmamıştır.
Diyanet Vakfi = Elbet bunda büyük bir ibret vardır; fakat çokları iman etmezler.
Edip Yüksel = Bunda bir ders var; ancak çokları inanmaz.
Elmalılı Hamdi Yazır = Şübhesiz bunda mutlak bir âyet var, öyle iken ekserîsi mü'min olmadı
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Şüphesiz bunda gerçekten bir ibret vardır; ama çoğu iman etmedi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır. Ama çokları iman etmiş değillerdir.
Gültekin Onan = Gerçekten bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu inançlı olmamıştır.
Harun Yıldırım = Elbet bunda büyük bir ibret vardır; fakat çokları iman etmezler.
Hasan Basri Çantay = Şübhesiz bunda elbette bir ibret vardır. (Fakat) onların çoğu îman ediciler değildir.
Hayrat Neşriyat = Şübhesiz bunda, apaçık bir ibret vardır. Fakat onların çoğu îmân etmiş kimseler değildir.
İbni Kesir = Muhakkak ki bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu mü'minler olmadı.
Kadri Çelik = Şüphesiz (iman edenler için) bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değillerdi.
Muhammed Esed = Bu (kıssada da insanlar için) bir ders vardır; onlardan çoğu (buna) inanmasalar da...
Mustafa İslamoğlu = Elbet bu (Lut kıssası)nda da alınacak bir ders mutlaka vardır; fakat insanların çoğu yine de inanmayacaklardır.
Ömer Nasuhi Bilmen = Şüphe yok ki, bunda elbette bir ibret vardır. Halbuki, onların çokları mü'minler olmadı.
Ömer Öngüt = Şüphesiz ki bunda âyet (kudretimize bir nişane) vardır. Yine de onların çoğu iman etmezler.
Şaban Piriş = İşte bunda da bir ibret vardır. Fakat, onların çoğu yine de inanmış değildir.
Sadık Türkmen = Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ancak onların birçoğu inanmıyor.
Seyyid Kutub = Kuşku yok ki, bu olaydan alınacak dersler vardır. Onların çoğunluğu inanmamış kimselerdir.
Suat Yıldırım = Elbette bunda alınacak ibret vardır. Fakat onların ekserisi ders alıp da iman etmezler.
Süleyman Ateş = Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar.
Tefhim-ul Kuran = Hiç şüphe yok, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.
Ümit Şimşek = İşte bunda bir âyet vardır. Fakat onların çoğu yine iman etmez.
Yaşar Nuri Öztürk = Elbette bunda bir ayet var ama onların çoğu müminler değildi.
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki bunda mutlaka bir âyet (ibret) vardır. Ve onların çoğu mü’min olmadılar (Allah’a ulaşmayı dilemediler).
İlyas Yorulmaz = Bu haberde ibret alınacak işaretler var, ancak onların çoğu inanmıyorlar.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
Şu’arâ / 175 -
Ve inne rabbeke le huvel azîzur rahîm(rahîmu).
Diyanet İşleri = Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve şüphe yok ki Rabbin, elbette üstündür, rahîmdir.
Abdullah Parlıyan = Şüphesiz senin Rabbin güçlülerin en güçlüsü, çok acıyıp, esirgeyendir.
Adem Uğur = Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Ahmed Hulusi = Kesinlikle Rabbin "HÛ"; El Aziyz'dir, Er Rahıym'dir.
Ahmet Tekin = Senin Rabbin işte O, kudretli, hükümran ve engin merhamet sahibidir.
Ahmet Varol = Şüphesiz senin Rabbin güçlü ve rahmet sahibi olandır.
Ali Bulaç = Ve şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır esirgeyendir.
Ali Fikri Yavuz = Doğrusu senin Rabbin, muhakkak ki O, Azîz’dir= kâfirlerden intikam alıcıdır. Rahîm’dir= müminlere çok merhametlidir.
Ali Ünal = Şüphesiz ki senin Rabbin, O’dur Azîz, O’dur Rahîm.
Bayraktar Bayraklı = (174-175) Bunda kesinlikle bir ders vardır. Onların çoğu inanmamış olsa da. Şüphesiz senin Rabbin çok güçlüdür; çok merhametlidir.
Bekir Sadak = Dogrusu Rabbin gucludur, merhametlidir. *
Celal Yıldırım = Ve elbette Rabbın yegâne üstündür, güçlüdür ve çok merhametlidir.
Cemal Külünkoğlu = Ve yine kuşku yok ki, senin Rabbin, mutlak galiptir, çok merhametlidir.
Diyanet İşleri (eski) = Doğrusu Rabbin güçlüdür, merhametlidir.
Diyanet Vakfi = Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Edip Yüksel = Kuşkusuz senin Rabbin Üstündür, Rahimdir.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve şübhesiz ki rabbın o, öyle azîz öyle rahîm
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ve şüphesiz ki Rabbin, gerçekten çok güçlü ve çok merhametlidir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ve şüphesiz Rabbin, işte O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Gültekin Onan = Ve şüphesiz, senin rabbin, güçlü ve üstün olandır esirgeyendir.
Harun Yıldırım = Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Hasan Basri Çantay = Hakıykat, senin Rabbin, mutlak gaalibdir, çok esirgeyicidir O.
Hayrat Neşriyat = Muhakkak ki, Azîz (kudreti dâimâ üstün gelen), Rahîm (çok merhamet eden)elbette ancak Rabbindir.
İbni Kesir = Muhakkak ki Rabbın, elbette O; Aziz'dir, Rahim'dir.
Kadri Çelik = Ve şüphesiz senin Rabbin üstün güç sahibidir, esirgeyendir.
Muhammed Esed = Şüphesiz senin Rabbin çok acıyıp esirgeyen O yüceler yücesidir!
Mustafa İslamoğlu = Ne ki senin rabbin, sınırsız rahmet sahibi olan O yüceler yücesidir.
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve muhakkak ki, senin Rabbin elbette O azîzdir, rahîmdir.
Ömer Öngüt = Rabbin şüphesiz ki Azîz'dir, engin merhamet sahibidir.
Şaban Piriş = Rabbin ise, elbette, güçlü olan, merhametli olan O’dur.
Sadık Türkmen = Gerçekten o Rabbin; üstündür, merhametlidir.
Seyyid Kutub = Ve yine kuşku yok ki, senin Rabb'in üstün iradeli ve merhametlidir.
Suat Yıldırım = Ama senin Rabbin aziz ve rahîmdir (mutlak galiptir, geniş merhamet sahibidir).
Süleyman Ateş = Şüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur.
Tefhim-ul Kuran = Ve hiç şüphe yok, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır esirgeyendir.
Ümit Şimşek = Rabbin ise hem Azizdir, hem Rahîm.
Yaşar Nuri Öztürk = Ve senin Rabbin mutlak Azîz, mutlak Rahîm...
İskender Ali Mihr = Ve muhakkak ki senin Rabbin, elbette O, Azîz’dir (yüce) Rahîm’dir (Rahîm esmasıyla tecelli eden).
İlyas Yorulmaz = Gerçekten senin Rabbin güçlü ve merhametli olandır.
كَذَّبَ أَصْحَابُ الْأَيْكَةِ الْمُرْسَلِينَ
Şu’arâ / 176 -
Kezzebe ashâbul eyketil murselîn(murselîne).
Diyanet İşleri = Eyke halkı da peygamberleri yalanladı.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ashâb-ı Eyke de peygamberleri yalanladı.
Abdullah Parlıyan = Ağaçlı vadinin halkı yani Eyke'liler de, kendilerine gönderilen elçiyi yalanladılar.
Adem Uğur = Eyke halkı da peygamberleri yalancılıkla suçladı.
Ahmed Hulusi = Ashab-ı Eyke de (orman halkı, Şuayb a. s. ın kavmi) Rasûlleri yalanladı!
Ahmet Tekin = Eyke halkı da özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere kendilerine gönderilen Şuayb’i yalanlayarak bütün peygamberleri inkâr etti.
Ahmet Varol = Eyke ahalisi de peygamberleri yalanladı.
Ali Bulaç = Eyke halkı da, gönderilen (peygamber)leri yalanladı.
Ali Fikri Yavuz = Eyke (adındaki yerin) halkı gönderilen peygamberleri tekzip etti.
Ali Ünal = Eyke halkı da (Şuayb’ı yalanladı ve O’nu yalanlamakla bütün) rasûlleri yalanlamış oldular.
Bayraktar Bayraklı = Eyke halkı da peygamberleri yalanladı.[383]
Bekir Sadak = Ormanlik yerde oturanlar, Eykeliler de peygamberleri yalanladi.
Celal Yıldırım = Eykeli'ler (=Ormanda eyleşen Şuâyb Peygamber'in gönderildiği kavim) de peygamberleri yalanladılar.
Cemal Külünkoğlu = Eyke halkı da, peygamberleri yalanladı.
Diyanet İşleri (eski) = Ormanlık yerde oturanlar, Eykeliler de peygamberleri yalanladı.
Diyanet Vakfi = Eyke halkı da peygamberleri yalancılıkla suçladı.
Edip Yüksel = Eyke halkı da elçileri yalanladı.
Elmalılı Hamdi Yazır = Eshabı Eyke gönderilen Resulleri tekzib etti
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Eyke halkı da gönderilen peygamberleri yalanladı
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Eyke halkı da peygamberleri yalancılıkla itham etti.
Gültekin Onan = Eyke halkı da, gönderilen (peygamber)leri yalanladı.
Harun Yıldırım = Eyke halkı da peygamberleri yalancılıkla suçladı.
Hasan Basri Çantay = Eyke yârânı da (gönderilen) peygamberleri tekzîb etmişdir.
Hayrat Neşriyat = Eyke halkı (da) peygamberleri yalanladı.
İbni Kesir = Eyke halkı da peygamberleri yalanladı.
Kadri Çelik = Eyke halkı da peygamberleri yalanladı.
Muhammed Esed = (Ve) O ağaçlı vadinin halkı da kendilerine gönderilen elçiyi yalanladılar.
Mustafa İslamoğlu = Ormanlık vadinin halkı (da) elçilerini yalanladı.
Ömer Nasuhi Bilmen = Eyke yârânı da mürselleri tekzîp ettiler.
Ömer Öngüt = Eyke halkı da gönderilen peygamberleri yalanladı.
Şaban Piriş = Eyke halkı da peygamberleri yalanlamıştı.
Sadık Türkmen = Eyke halki da gönderilen elçileri yalanladılar.
Seyyid Kutub = Eyke halkı da peygamberlerini yalanladılar.
Suat Yıldırım = Eyke halkı da resulleri yalancı saydı.
Süleyman Ateş = Eyke halkı da gönderilen elçileri yalanladı.
Tefhim-ul Kuran = Eyke halkı da, gönderilen (peygamber)leri yalanladı.
Ümit Şimşek = Eyke ahalisi de peygamberlerini yalanladı.
Yaşar Nuri Öztürk = Eyke halkı da elçileri yalanladı.
İskender Ali Mihr = Eyke halkı (da) mürselini (resûlleri) tekzip etti (yalanladı).
İlyas Yorulmaz = Eyke halkı da elçileri yalanlamıştı.
إِذْ قَالَ لَهُمْ شُعَيْبٌ أَلَا تَتَّقُونَ
Şu’arâ / 177 -
İz kâle lehum şuaybun e lâ tettekûn(tettekûne).
Diyanet İşleri = Hani Şu’ayb, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”
Abdulbaki Gölpınarlı = Hani Şuayb, onlara demişti ki: Hâlâ mı çekinmezsiniz?
Abdullah Parlıyan = Hani Şuayb onlara: “Yolunuzu Allah'ın kitabıyla bulmayacak mısınız?” demişti.
Adem Uğur = Şuayb onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
Ahmed Hulusi = Hani Şuayb onlara dedi ki: "Korkup sakınmaz mısınız?"
Ahmet Tekin = Hani Şuayb onlara: 'Hâlâ Allah’a sığınıp, emirlerine yapışmayacak günahlardan arınıp, azaptan korunmayacak mısınız?' demişti.
Ahmet Varol = Hani Şuayb onlara demişti ki: 'Siz sakınmıyor musunuz?
Ali Bulaç = Hani onlara Şuayb: "Sakınmaz mısınız?" demişti.
Ali Fikri Yavuz = O vakit, (peygamberleri) Şuayp onlara şöyle demişti: “- Allah’dan korkmazmısınız?”
Ali Ünal = Şuayb, onlara şu tebliğde bulunmuştu: “Allah’a gönülden saygı duymalı ve O’na isyandan, dolayısıyla O’nun azabından sakınmalı değil misiniz?
Bayraktar Bayraklı = Onlara Şu‘ayb şunları söyledi: “Allah'ın emirlerine karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”
Bekir Sadak = (177-18) 3 suayb onlara: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misiniz? Dogrusu ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim. Artik Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Ben buna karsi sizden bir ucret istemiyorum, benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir. Olcuyu tam yapin, eksiltenlerden olmayin. Dogru terazi ile tartin. insanlarin hakkini azaltmayin. Yeryuzunde bozgunculuk yaparak karisiklik cikarmayin.
Celal Yıldırım = Hani Şuâyb onlara: «Artık (putlara tapmaktan, haksızlık etmekten, Hakk'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız ?
Cemal Külünkoğlu = Hani Şuayb, onlara şöyle demişti: “Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”
Diyanet İşleri (eski) = (177-184) Şuayb onlara: 'Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun' dedi.
Diyanet Vakfi = Şuayb onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
Edip Yüksel = Kardeşleri Şuayb onlara demişti ki, 'Erdemli olmayacak mısınız?'
Elmalılı Hamdi Yazır = O Vakit ki Şuayb onlara demişti: Siz Allahdan korkmaz mısınız?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Şuayb o zaman onlara şöyle demişti: «Siz Allah'tan korkmaz mısınız?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Hani Şuayb onlara şöyle demişti: «Siz Allah'tan korkmaz mısınız?»
Gültekin Onan = Hani onlara Şuayb: "Sakınmaz mısınız?" demişti.
Harun Yıldırım = Şuayb onlara şöyle demişti: sakınmaz mısınız?
Hasan Basri Çantay = O zamanda ki Şuayb onlara: «(Allahdan) korkmaz mısınız?» demişdi,
Hayrat Neşriyat = Şuayb onlara (şöyle) demişti: '(Allah’a karşı gelmekten) sakınmıyor musunuz?'
İbni Kesir = Hani onlara Şuayb demişti ki: Siz, sakınmaz mısınız?
Kadri Çelik = Hani onlara Şuayb, “Sakınmaz mısınız?” demişti.
Muhammed Esed = Hani, Şuayb onlara: "Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşımayacak mısınız?" demişti,
Mustafa İslamoğlu = Hani bir zamanlar, Şuayp şöyle demişti: "Hala sorumlu davranmayacak mısınız?"
Ömer Nasuhi Bilmen = O vakit ki, onlara Şuayb dedi ki: «İttikada bulunmaz mısınız?»
Ömer Öngüt = Hani Şuayb onlara şöyle demişti: “Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”
Şaban Piriş = Şuayb onlara: -Hiç Allah’tan korkmuyor musunuz? demişti.
Sadık Türkmen = Hani şuayb onlara demişti: “Korkup sakınmaz mısınız?
Seyyid Kutub = Hani Şuayb, onlara dedi ki; «Siz hiç Allah'tan korkmaz mısınız?»
Suat Yıldırım = (177-180) Şuayb onlara şöyle dedi: "Hâlâ inkâr ve isyandan sakınmayacak mısınız? Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Öyleyse Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin. Bu hizmetten ötürü sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak Rabbülâlemin’dir."
Süleyman Ateş = Şu'ayb, onlara demişti ki: "Korunmaz mısınız?"
Tefhim-ul Kuran = Hani onlara Şuayb: «Sakınmaz mısınız?» demişti.
Ümit Şimşek = Kardeşleri Şuayb onlara 'Sakınmıyor musunuz?' demişti.
Yaşar Nuri Öztürk = Şuayb onlara demişti ki: "Hâlâ sakınmıyor musunuz?"
İskender Ali Mihr = Şuayb (A.S) onlara: “Siz takva sahibi olmayacak mısınız (Allah’a ulaşmayı dilemeyecek misiniz)?” demişti.
İlyas Yorulmaz = Şuayb onlara “Korunmaz mısınız?”
إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
Şu’arâ / 178 -
İnnî lekum resûlun emîn(emînun).
Diyanet İşleri = “Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Şüphe yok ki ben, size emin bir peygamberim.
Abdullah Parlıyan = “Bakın, ben size O'nun tarafından gönderilmiş, güvenilir bir elçiyim.
Adem Uğur = Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
Ahmed Hulusi = "Ben kesinlikle güveneceğiniz bir Rasûlüm. "
Ahmet Tekin = 'Ben size gönderilen emin bir Rasulüm.'
Ahmet Varol = Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.
Ali Bulaç = "Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
Ali Fikri Yavuz = Gerçekten ben, size gönderilen güvenilir bir peygamberim.
Ali Ünal = “Şüphesiz ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
Bayraktar Bayraklı = “Şüphesiz ben, size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.”
Bekir Sadak = (177-18) 3 suayb onlara: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misiniz? Dogrusu ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim. Artik Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Ben buna karsi sizden bir ucret istemiyorum, benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir. Olcuyu tam yapin, eksiltenlerden olmayin. Dogru terazi ile tartin. insanlarin hakkini azaltmayin. Yeryuzunde bozgunculuk yaparak karisiklik cikarmayin.
Celal Yıldırım = Şüpheniz olmasın ki ben, size (gönderilen) güvenilir bir peygamberim.
Cemal Külünkoğlu = (178-179) “Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim. Artık, Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!”
Diyanet İşleri (eski) = (177-184) Şuayb onlara: 'Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun' dedi.
Diyanet Vakfi = Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
Edip Yüksel = 'Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Haberiniz olsun ben size gönderilmiş bir Resulüm, emînim
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Haberiniz olsun, ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Haberiniz olsun ki ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.»
Gültekin Onan = "Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir (emiyn) bir elçiyim."
Harun Yıldırım = Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
Hasan Basri Çantay = «Şübhesiz ben size (gönderilmiş) emîn bir peygamberim».
Hayrat Neşriyat = 'Şübhesiz ki ben, sizin için (gönderilmiş) emîn bir peygamberim.'
İbni Kesir = Muhakkak ki ben, size emin bir peygamberim.
Kadri Çelik = “Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.”
Muhammed Esed = "Bakın, ben size (O'nun tarafından) gönderilmiş güvenilir bir elçiyim;
Mustafa İslamoğlu = Hem bakın, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
Ömer Nasuhi Bilmen = «Şüphe yok ki, ben sizin için emin bir Resûlüm.»
Ömer Öngüt = “Ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim. ”
Şaban Piriş = Ben, sizin için güvenilir bir peygamberim.
Sadık Türkmen = Şüphesiz ki ben size gönderilen güvenilir bir elçiyim.
Seyyid Kutub = Ben size gönderilmiş, güvenilir bir elçiyim.
Suat Yıldırım = (177-180) Şuayb onlara şöyle dedi: "Hâlâ inkâr ve isyandan sakınmayacak mısınız? Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Öyleyse Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin. Bu hizmetten ötürü sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak Rabbülâlemin’dir."
Süleyman Ateş = "Ben sizin için güvenilir bir elçiyim."
Tefhim-ul Kuran = «Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.»
Ümit Şimşek = 'Ben size güvenilir bir elçiyim.
Yaşar Nuri Öztürk = "Kuşkusuz, ben sizin için güvenilir bir resulüm."
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki ben, sizin için emin bir resûlüm.
İlyas Yorulmaz = “Ben sizin için güvenilir bir elçiyim. ”
فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ
Şu’arâ / 179 -
Fettekullâhe ve atîûni.
Diyanet İşleri = Artık, Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
Abdulbaki Gölpınarlı = Artık Allah'tan çekinin ve itâat edin bana.
Abdullah Parlıyan = Öyleyse artık yolunuzu, Allah'ın kitabıyla bulun ve bana itaat edin.
Adem Uğur = Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
Ahmed Hulusi = "O hâlde Allâh'tan (kesinlikle yaptıklarınızın sonucunu yaşatacağı için) korunun ve bana itaat edin. "
Ahmet Tekin = 'Allah’a sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun, bana itaat edin, benim sünnetimi uygulayın.'
Ahmet Varol = Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin.
Ali Bulaç = "Artık Allah'tan korkup sakının ve bana itaat edin."
Ali Fikri Yavuz = Artık Allah’dan korkun ve bana itaat edin.
Ali Ünal = “O halde artık Allah’tan korkun, O’na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
Bayraktar Bayraklı = “Allah'tan korkun ve bana itaat edin.”
Bekir Sadak = (177-18) 3 suayb onlara: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misiniz? Dogrusu ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim. Artik Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Ben buna karsi sizden bir ucret istemiyorum, benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir. Olcuyu tam yapin, eksiltenlerden olmayin. Dogru terazi ile tartin. insanlarin hakkini azaltmayin. Yeryuzunde bozgunculuk yaparak karisiklik cikarmayin.
Celal Yıldırım = Artık Allah'tan korkun ve bana uyun.
Cemal Külünkoğlu = (178-179) “Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim. Artık, Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!”
Diyanet İşleri (eski) = (177-184) Şuayb onlara: 'Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun' dedi.
Diyanet Vakfi = Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
Edip Yüksel = 'ALLAH'ı dinleyin ve beni izleyin.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Gelin Allahdan korkun ve bana itaat edin
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Gelin Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Gelin, Allah'tan korkun ve bana itaat edin.»
Gültekin Onan = "Artık Tanrı'dan korkup sakının ve bana itaat edin."
Harun Yıldırım = Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
Hasan Basri Çantay = «Artık Allahdan korkun ve bana itaat edin».
Hayrat Neşriyat = 'Artık, Allah’dan sakının ve bana itâat edin!'
İbni Kesir = Artık Allah'tan korkun da bana itaat edin.
Kadri Çelik = “Artık Allah'tan korkup sakının ve bana itaat edin.”
Muhammed Esed = öyleyse artık Allah'tan yana bilinç ve duyarlık gösterin ve bana itaat edin!
Mustafa İslamoğlu = Şu halde Allah'a karşı sorumlu davranın ve beni izleyin!
Ömer Nasuhi Bilmen = «Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin.»
Ömer Öngüt = “Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin. ”
Şaban Piriş = Allah’tan korkun ve bana itaat edin.
Sadık Türkmen = Allah’tan korkun ve bana itaat edin!
Seyyid Kutub = Öyleyse Allah'tan korkunuz da çağrıma uyunuz.
Suat Yıldırım = (177-180) Şuayb onlara şöyle dedi: "Hâlâ inkâr ve isyandan sakınmayacak mısınız? Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Öyleyse Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin. Bu hizmetten ötürü sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak Rabbülâlemin’dir."
Süleyman Ateş = "Allah'tan korkun ve bana itâ'at edin."
Tefhim-ul Kuran = «Artık Allah'tan korkup sakının ve bana itaat edin.»
Ümit Şimşek = 'Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
Yaşar Nuri Öztürk = "Artık Allah'tan sakının da bana itaat edin."
İskender Ali Mihr = Öyleyse Allah’a karşı takva sahibi olun (Allah’a ulaşmayı dileyin). Ve bana itaat edin (bana tâbî olun).
İlyas Yorulmaz = “Allah dan korunun ve bana itaat edin. ”
وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى رَبِّ الْعَالَمِينَ
Şu’arâ / 180 -
Ve mâ es’elukum aleyhi min ecrin, in ecriye illâ alâ rabbil âlemîn(âlemîne).
Diyanet İşleri = “Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve ben, tebliğime karşılık bir mükâfât istemem sizden, benim mükâfâtım, ancak âlemlerin Rabbine âit.
Abdullah Parlıyan = Üstelik ben sizden, bir karşılık da beklemiyorum. Benim ücretim, alemlerin Rabbi olan Allah'a aittir.
Adem Uğur = Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.
Ahmed Hulusi = "Bunun için sizden bir karşılık istemiyorum. . . Hizmetimin karşılığı yalnızca Rabb-ül âlemîn'e aittir. "
Ahmet Tekin = 'Tebliğ görevime karşılık, ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, mükâfatım, ancak âlemlerin, bütün varlıkların Rabbine aittir.
Ahmet Varol = Bunun için sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir.
Ali Bulaç = "Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir."
Ali Fikri Yavuz = Ben, buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim mükâfatım ancak âlemlerin Rabbine aiddir.
Ali Ünal = “Ben, bu davetim karşılığında sizden bir ücret istemiyorum; benim ücretimi verecek olan ancak Âlemlerin Rabbi’dir.
Bayraktar Bayraklı = “Ben, bundan dolayı sizden hiçbir karşılık istemiyorum. Benim karşılığımı ancak âlemlerin Rabbi verecektir.”
Bekir Sadak = (177-18) 3 suayb onlara: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misiniz? Dogrusu ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim. Artik Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Ben buna karsi sizden bir ucret istemiyorum, benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir. Olcuyu tam yapin, eksiltenlerden olmayin. Dogru terazi ile tartin. insanlarin hakkini azaltmayin. Yeryuzunde bozgunculuk yaparak karisiklik cikarmayin.
Celal Yıldırım = Bu (hizmetime) karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim (hizmetimin) karşılığı ancak âlemlerin Rabbına aittir.
Cemal Külünkoğlu = “Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah'a aittir.”
Diyanet İşleri (eski) = (177-184) Şuayb onlara: 'Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun' dedi.
Diyanet Vakfi = Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.
Edip Yüksel = 'Buna karşı sizden herhangi bir ücret te istemiyorum. Benim ücretim ancak evrenlerin Rabbine aittir.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Buna karşı sizden bir ecir istemiyorum, benim ecrim ancak rabbül'âlemîne aiddir
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatım alemlerin Rabbine aittir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan yalnız âlemlerin Rabbidir.»
Gültekin Onan = "Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin rabbine aittir."
Harun Yıldırım = Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.
Hasan Basri Çantay = «Ben buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükâfatım aalemlerin Rabbinden başkasına aaid değil».
Hayrat Neşriyat = '(Ben) buna (bu hizmetime) karşılık sizden bir ücret de istemiyorum! Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbine âiddir.'
İbni Kesir = Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, ancak alemlerin Rabbına aittir.
Kadri Çelik = “Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; benim ücretim yalnızca âlemlerin Rabbine aittir.”
Muhammed Esed = Üstelik, ben sizden bir karşılık da beklemiyorum; benim hak ettiğim karşılığı vermek alemlerin Rabbinden başkasına düşmez.
Mustafa İslamoğlu = Ben bu (davet) karşılığında sizden hiçbir ücret talep etmiyorum; benim ecrimi takdir etmek sadece alemlerin Rabbine düşer."
Ömer Nasuhi Bilmen = «Ve onun üzerine sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim, ancak alemlerin Rabbine aittir.»
Ömer Öngüt = “Sizden buna karşılık bir ücret istemiyorum. Benim mükâfatım âlemlerin Rabbine âittir. ”
Şaban Piriş = Bu işime karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak alemlerin Rabbine aittir.
Sadık Türkmen = Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim âlemlerin Rabbine aittir.
Seyyid Kutub = Ben bu çağrı hizmetime karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum; benim çabalarımın karşılığını verecek olan, alemlerin Rabb'idir.
Suat Yıldırım = (177-180) Şuayb onlara şöyle dedi: "Hâlâ inkâr ve isyandan sakınmayacak mısınız? Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Öyleyse Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin. Bu hizmetten ötürü sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak Rabbülâlemin’dir."
Süleyman Ateş = "Ben sizden, buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız âlemlerin Rabbine âittir."
Tefhim-ul Kuran = «Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; benim ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir.»
Ümit Şimşek = 'Hizmetim için sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim Âlemlerin Rabbine aittir.
Yaşar Nuri Öztürk = "Ben bu iş için sizden herhangi bir ödül de istemiyorum; benim ödülüm âlemlerin Rabbi'nden başkasında değil."
İskender Ali Mihr = Ve ona (tebliğime) karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim sadece âlemlerin Rabbine aittir.
İlyas Yorulmaz = “Bu elçiliğimin karşılığında sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim alemlerin Rabbine aittir. ”
أَوْفُوا الْكَيْلَ وَلَا تَكُونُوا مِنَ الْمُخْسِرِينَ
Şu’arâ / 181 -
Evfûl keyle ve lâ tekûnû minel muhsirîn(muhsirîne).
Diyanet İşleri = “Ölçüyü tam yapın. Eksik verenlerden olmayın.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ölçeği tam ölçün, eksik ölçenlerden olmayın.
Abdullah Parlıyan = Ölçüyü her zaman ve herkese karşı tam tutun, başkalarının hakkını düzenbazlıkla eksilten kimselerden olmayın.
Adem Uğur = Ölçüyü tastamam yapın, (insanların hakkını) eksik verenlerden olmayın.
Ahmed Hulusi = "Ölçmeyi tam yapın. . . Tartıda hile yapıp eksik vermeyin!"
Ahmet Tekin = 'Ölçekleri tam doldurun. Noksan ölçüp tartanlardan, kendisini hüsrana uğratanlardan olmayın.'
Ahmet Varol = Ölçüyü tam yapın ve eksiltenlerden olmayın.
Ali Bulaç = "Ölçüyü tam tutun ve eksiltenlerden olmayın."
Ali Fikri Yavuz = Ölçüyü ve tartıyı tam yapın da eksiltip hak yiyenlerden olmayın.
Ali Ünal = “Ölçüyü tam yapın ve eksik ölçerek aldatanlardan, başkalarına zarar verenlerden olmayın.
Bayraktar Bayraklı = “Ölçüyü ve tartıyı eksiksiz yapınız! İnsanların hakkını kısanlardan olmayınız!”
Bekir Sadak = (177-18) 3 suayb onlara: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misiniz? Dogrusu ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim. Artik Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Ben buna karsi sizden bir ucret istemiyorum, benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir. Olcuyu tam yapin, eksiltenlerden olmayin. Dogru terazi ile tartin. insanlarin hakkini azaltmayin. Yeryuzunde bozgunculuk yaparak karisiklik cikarmayin.
Celal Yıldırım = Ölçeği tam tutun; (hak yiyip hakları) eksiltenlerden olmayın.
Cemal Külünkoğlu = “Ölçüyü tam yapın. Eksik verenlerden olmayın.
Diyanet İşleri (eski) = (177-184) Şuayb onlara: 'Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun' dedi.
Diyanet Vakfi = Ölçüyü tastamam yapın, (insanların hakkını) eksik verenlerden olmayın.
Edip Yüksel = 'Ölçüyü tam uygulayın. Kandıranlardan olmayın.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Ölçeği tam ölçün de hak yiyenlerden olmayın
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ölçeği tam ölçün de hak yiyenlerden olmayın.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Ölçeği tam ölçün de hak yiyenlerden olmayın.»
Gültekin Onan = "Ölçüyü tam tutun ve eksiltenlerden olmayın."
Harun Yıldırım = Ölçüyü tastamam yapın, (insanların hakkını) eksik verenlerden olmayın.
Hasan Basri Çantay = Ölçeği tam ölçün. Eksiltenlerden olmayın».
Hayrat Neşriyat = 'Ölçüyü tam yapın; (alış verişlerinizde) eksiltenlerden olmayın!'
İbni Kesir = Ölçüyü tam yapın da eksiltenlerden olmayın.
Kadri Çelik = “Ölçüyü tam tutun ve eksiltenlerden olmayın.”
Muhammed Esed = Ölçüyü (her zaman ve herkese karşı) tam tutun; (başkalarının hakkını düzenbazca) eksilten kimselerden olmayın;
Mustafa İslamoğlu = (Ölçüp biçerken) ölçüyü tam tutun, hak yiyenlerden olmayın!
Ömer Nasuhi Bilmen = «Ölçeği tamamlayın ve noksan ölçenlerden olmayın.»
Ömer Öngüt = “Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. ”
Şaban Piriş = Ölçüyü tam tutun. Eksik tartanlardan olmayın.
Sadık Türkmen = Ölçüyü tam yapın ve sakın eksiltenlerden olmayın.
Seyyid Kutub = Ölçme işlemlerinizde dürüst olunuz, eksik ölçenlerden olmayınız.
Suat Yıldırım = Ölçeği, tam ölçün de eksik ölçüp hak yiyenlerden olmayın.
Süleyman Ateş = "Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın."
Tefhim-ul Kuran = «Ölçüyü tam tutun ve eksiltenlerden olmayın.»
Ümit Şimşek = 'Ölçünün hakkını verin; sakın eksiltenlerden olmayın.
Yaşar Nuri Öztürk = "Ölçüyü tam yapın; şunun bunun hakkını çarpanlardan olmayın"
İskender Ali Mihr = Ölçüyü ifa edin (mizanınızı eksiye düşürmeyin). Ve muhsirinden (nefslerini hüsrana düşürenlerden, kaybettiği dereceler kazandığı derecelerden fazla olanlardan) olmayın.
İlyas Yorulmaz = “Ölçüyü doğru olarak yerine getirin ve eksiltenlerden olmayın. ”
وَزِنُوا بِالْقِسْطَاسِ الْمُسْتَقِيمِ
Şu’arâ / 182 -
Vezinû bil kıstâsil mustekîm(mustekîmi).
Diyanet İşleri = “Doğru terazi ile tartın.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Doğru terâziyle tartın.
Abdullah Parlıyan = Ve tarttığınız zaman, şaşmaz bir teraziyle tartın.
Adem Uğur = Doğru terazi ile tartın.
Ahmed Hulusi = "Sağlıklı ölçümleme ile ölçün!"
Ahmet Tekin = 'Doğru, sağlam, düzgün ölçü ve tartı âletleriyle ölçüp tartın.'
Ahmet Varol = Dosdoğru terazi ile tartın.
Ali Bulaç = "Dosdoğru olan terazi ile tartın."
Ali Fikri Yavuz = Doğru terazi ile tartın.
Ali Ünal = “Tarttığınızda da doğru terazi ile tartın.
Bayraktar Bayraklı = “Doğru terazi ile tartınız!”
Bekir Sadak = (177-18) 3 suayb onlara: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misiniz? Dogrusu ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim. Artik Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Ben buna karsi sizden bir ucret istemiyorum, benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir. Olcuyu tam yapin, eksiltenlerden olmayin. Dogru terazi ile tartin. insanlarin hakkini azaltmayin. Yeryuzunde bozgunculuk yaparak karisiklik cikarmayin.
Celal Yıldırım = Dosdoğru terazi ile tartın.
Cemal Külünkoğlu = Doğru terazi ile tartın.
Diyanet İşleri (eski) = (177-184) Şuayb onlara: 'Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun' dedi.
Diyanet Vakfi = Doğru terazi ile tartın.
Edip Yüksel = 'Doğru ölçek ile tartınız.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve doğru terazi ile tartın
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = ve doğru terazi ile tartın!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Ve doğru terazi ile tartın.»
Gültekin Onan = "Dosdoğru olan terazi ile tartın."
Harun Yıldırım = Doğru terazi ile tartın.
Hasan Basri Çantay = «Doğru terazi ile tartın».
Hayrat Neşriyat = 'Doğru terâzi ile tartın!'
İbni Kesir = Doğru ölçekle tartın.
Kadri Çelik = “Dosdoğru olan terazi ile tartın.”
Muhammed Esed = ve (tarttığınız zaman) şaşmaz bir teraziyle tartın,
Mustafa İslamoğlu = Ve doğruluktan şaşmayan bir teraziyle tartın!
Ömer Nasuhi Bilmen = «Ve dosdoğru terazi ile tartın.»
Ömer Öngüt = “Doğru terazi ile tartın. ”
Şaban Piriş = Dosdoğru terazi ile tartın.
Sadık Türkmen = Dosdoğru ölçü ile tartın!
Seyyid Kutub = Tartma işlemlerinde doğru ve duyarlı terazi kullanınız.
Suat Yıldırım = (182-183) Doğru terazi ile tartın, halkın hakkından bir şey kısmayın. Ülkede bozgunculuk yaparak nizamı bozmayın!
Süleyman Ateş = "Doğru terâzi ile tartın."
Tefhim-ul Kuran = «Dosdoğru olan terazi ile tartın.»
Ümit Şimşek = 'Doğru terazi ile tartın.
Yaşar Nuri Öztürk = "Doğru düzgün terazi ile tartın."
İskender Ali Mihr = İstikamet üzere olanların (Allah’a ulaşmayı dileyenlerin) kıstası (ölçüsü) ile (kaybettiğiniz derecelerden daha fazla derece kazanın) tartın.
İlyas Yorulmaz = “Ağırlıkları doğru ölçü ile tartın. ”
وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ أَشْيَاءهُمْ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْأَرْضِ مُفْسِدِينَ
Şu’arâ / 183 -
Ve lâ tebhasun nâse eşyâehum ve lâ ta’sev fîl ardı mufsidîn(mufsidîne).
Diyanet İşleri = “İnsanların mallarını ve haklarını eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.”
Abdulbaki Gölpınarlı = İnsanların haklarından hiçbir şeyi eksiltmeyin ve yeryüzünde bozguncu olmayın.
Abdullah Parlıyan = İnsanların hakettikleri şeylerden, yoksun bırakmayın ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak, karışıklık çıkarmayın.
Adem Uğur = İnsanların hakkı olan şeyleri kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.
Ahmed Hulusi = "İnsanların hakkını vermemezlik etmeyin ve düzgün düzeni bozmayın, dünyada taşkınlık yapmayın. "
Ahmet Tekin = 'İnsanların mallarını eksik teslim etmeyin, değerlerini düşürmeyin, bedellerini eksik ödemeyin, mallarını kötülemeyin, haksız rekabet yapmayın, aldatarak, hile yaparak, fırsat kollayarak, gasp ederek insanların haklarını zayi etmeyin, zayiine sebep olmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmakta, küfürde ileri gitmeyin.'
Ahmet Varol = İnsanların haklarını kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.
Ali Bulaç = "İnsanların eşyasını değerden düşürüp eksiltmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın."
Ali Fikri Yavuz = İnsanların mal ve haklarını düşürmeyin ve yeryüzünü yağmacılıkla, ihtilâlcilikle fesada vermeyin.
Ali Ünal = “İnsanların mallarını eksilterek, onları haklarından mahrum etmeyin ve bozgunculuk yaparak ülkede nizamı bozmayın.
Bayraktar Bayraklı = “İnsanların eşyalarını eksiltmeyiniz! Yeryüzünde kesinlikle bozgunculuk yapmayınız!”
Bekir Sadak = (177-18) 3 suayb onlara: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misiniz? Dogrusu ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim. Artik Allah'tan sakinin ve bana itaat edin. Ben buna karsi sizden bir ucret istemiyorum, benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir. Olcuyu tam yapin, eksiltenlerden olmayin. Dogru terazi ile tartin. insanlarin hakkini azaltmayin. Yeryuzunde bozgunculuk yaparak karisiklik cikarmayin.
Celal Yıldırım = İnsanların (haklarından bir) şeyler eksiltmeyin ve bir de sakın yeryüzünde fesâd çıkararak düzensizlik ve bozgunculuk yapmayın.
Cemal Külünkoğlu = İnsanların mallarına düşük değer biçmeyin! Yeryüzünde kargaşa çıkarıp düzeni bozmayın!”
Diyanet İşleri (eski) = (177-184) Şuayb onlara: 'Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun' dedi.
Diyanet Vakfi = İnsanların hakkı olan şeyleri kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.
Edip Yüksel = 'Halkın hakkını kısmayın ve yeryüzünde kötülük işleyerek karışıklık çıkarmayın.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Halkın eşyalarını değerinden düşürmeyin ve yeryüzünü ihtilâlcılıkla fesada vermeyin
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Halkın eşyalarını değerinden düşürmeyin ve yeryüzünü ihtilalcilikle fesada vermeyin.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Halkın eşyalarını değerinden düşürmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.»
Gültekin Onan = "İnsanların eşyasını değerden düşürüp eksiltmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın."
Harun Yıldırım = İnsanların hakkı olan şeyleri kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.
Hasan Basri Çantay = «İnsanların hakkından bir şey'i kısmayın. Yer (yüzün) de fesadcılar olarak bozgunculuk etmeyin».
Hayrat Neşriyat = 'İnsanlara eşyâlarını eksik vermeyin ve yeryüzünde fesad çıkaran kimseler olarak bozgunculuk yapmayın!'
İbni Kesir = İnsanların eşyasını azaltmayın ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.
Kadri Çelik = “İnsanların eşyasını değerden düşürüp eksiltmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın.”
Muhammed Esed = insanları hak ettikleri şeylerden yoksun bırakmayın; ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın;
Mustafa İslamoğlu = İnsanları hakları olan şeylerden mahrum bırakmayın ve kötülüğü yaygınlaştırarak yeryüzünde ahlaki çürümeye meydan vermeyin!
Ömer Nasuhi Bilmen = «Ve nâsa eşyalarını noksan yapmayın ve yerde müfsitler olarak fesat çıkarmayın.»
Ömer Öngüt = “İnsanların hakkını kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayın. ”
Şaban Piriş = İnsanların eşyalarını değerinden düşürmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak, karışıklık çıkarmayın.
Sadık Türkmen = Kimsenin hakkını yemeyin. Fesat (terör/çete) oluşturmayın!
Seyyid Kutub = Halkın mallarına düşük değer biçmeyiniz, yeryüzünde kargaşa çıkarıp dirliği bozmayınız.
Suat Yıldırım = (182-183) Doğru terazi ile tartın, halkın hakkından bir şey kısmayın. Ülkede bozgunculuk yaparak nizamı bozmayın!
Süleyman Ateş = "İnsanların haklarını kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın."
Tefhim-ul Kuran = «İnsanların eşyasını değerden düşürüp eksiltmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın.»
Ümit Şimşek = 'Halkın malını çalıp çırpmayın. Fesat çıkarıp da memleketi birbirine katmayın.
Yaşar Nuri Öztürk = "Halkın eşyasını, değerlerini düşürerek almayın. Yeryüzünde, bozguncular olarak fesat çıkarmayın!"
İskender Ali Mihr = İnsanların şeylerinden kısmayın (Allah’a ulaşmayı dilemelerine mani olarak, kazandıkları derecelerin, kaybettiği derecelerden az olmasına sebebiyet vermeyin). Ve (buna sebep olarak) yeryüzünde fesat çıkararak bozgunculuk yapmayın.
İlyas Yorulmaz = “İnsanların tartı ile aldıklarını eksiltmeyin ve bozgunculuk yapanlardan olup da kargaşa çıkarmayın. ”
وَاتَّقُوا الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالْجِبِلَّةَ الْأَوَّلِينَ
Şu’arâ / 184 -
Vettekûllezî halakakum vel cibilletel evvelîn(evvelîne).
Diyanet İşleri = “Sizi ve önceki nesilleri yaratana karşı gelmekten sakının.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Çekinin o mâbuttan ki sizi de yaratmıştır, önceki ümmetleri de.
Abdullah Parlıyan = Sizi de, sizden önceki nesilleri de, yaratan Allah'ın kitabıyla yolunuzu bulmaya çalışın.”
Adem Uğur = Sizi ve önceki nesilleri yaratan (Allah)tan korkun.
Ahmed Hulusi = "Sizi ve önceki nesilleri yaratandan (onlara yaptıklarının sonucunu yaşattığı ve size de yaşatacağı için) korunun!"
Ahmet Tekin = 'Sizi ve önceki nesilleri yaratan Allah’a sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun.'
Ahmet Varol = Sizi ve önceki nesilleri yaratandan sakının.
Ali Bulaç = "Sizi ve önceki yaratılmışları yaratandan sakının".
Ali Fikri Yavuz = O Allah’dan korkun ki, hem sizi, hem de sizden evvelki halkı yaratmıştır.
Ali Ünal = “Sizi ve sizden önceki nesilleri de yaratan Zât’a karşı saygılı olun, O’na karşı gelmekten sakının.”
Bayraktar Bayraklı = “Sizi ve sizden önceki nesilleri yaratandan sakınınız!”
Bekir Sadak = Sizi ve daha onceki nesilleri yaratandan korkun» dedi.
Celal Yıldırım = Sizi ve sizden önceki nesilleri yaratan (O eşsiz kudret)ten korkun» dedi.
Cemal Külünkoğlu = “Sizi ve sizden önceki nesilleri yaratana karşı gelmekten sakının!”
Diyanet İşleri (eski) = (177-184) Şuayb onlara: 'Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun' dedi.
Diyanet Vakfi = Sizi ve önceki nesilleri yaratan (Allah)tan korkun.
Edip Yüksel = 'Sizi ve önceki nesilleri yaratanı sayıp dinleyin.'
Elmalılı Hamdi Yazır = O sizi ve sizden evvelki cibilleti yaratan hâlıktan korkun
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O sizi ve sizden önceki nesilleri yaratan Yaratıcıdan korkun!»
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «O sizi ve sizden önceki nesilleri yaratan Allah'tan korkun.»
Gültekin Onan = "Sizi ve önceki yaratılmışları yaratandan sakının."
Harun Yıldırım = Sizi ve önceki nesilleri yaratandan korkun.
Hasan Basri Çantay = «(Gerek) sizi, (gerek sizden) evvelki ümmetleri yaratan (Allah) dan korkun».
Hayrat Neşriyat = 'Sizi ve önceki nesilleri yaratandan sakının!'
İbni Kesir = Sizi ve daha önceki nesilleri yaratmış olandan korkun.
Kadri Çelik = “Sizi ve önceki yaratılmışları yaratandan korkup sakının.”
Muhammed Esed = sizi de, sizden önceki nesilleri de yaratan Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşıyın!"
Mustafa İslamoğlu = Sizi de önceki kuşakları da yaratan o Yaratıcıya karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun!"
Ömer Nasuhi Bilmen = «Ve sizi ve sizden evvelki ümmetleri yaratandan korkun.»
Ömer Öngüt = “Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun. ”
Şaban Piriş = Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun.
Sadık Türkmen = Sizi ve evvelki nesilleri yaratandan sakının.”
Seyyid Kutub = Sizi ve sizden önceki kuşakları yaratan Allah'tan korkunuz.
Suat Yıldırım = "Sizi de sizden önceki nesilleri de yaratan Rabbinize karşı gelmekten sakının."
Süleyman Ateş = "Sizi ve önceki nesilleri yaratandan korkun.
Tefhim-ul Kuran = «Sizi ve önceki yaratılmışları yaratandan korkup sakının.»
Ümit Şimşek = 'Sizi ve daha önceki nesilleri yaratan Allah'tan korkun.'
Yaşar Nuri Öztürk = "Sizi ve önceki nesilleri yaratandan sakının!"
İskender Ali Mihr = Ve sizi ve evvelki toplumları yaratana karşı takva sahibi olun (Allah’a ulaşmayı dileyin).
İlyas Yorulmaz = ”Sizi ve önceki nesilleri yaratandan korunun” dedi.
قَالُوا إِنَّمَا أَنتَ مِنَ الْمُسَحَّرِينَ
Şu’arâ / 185 -
Kâlû innemâ ente minel musahharîn(musahharîne).
Diyanet İşleri = Onlar şöyle dediler: “Sen ancak büyülenmişlerdensin.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Sen dediler, ancak büyülenmiş kişilerdensin.
Abdullah Parlıyan = Halkı Şuayb'a şöyle dedi: “Sen düpedüz büyülenmiş birisin.
Adem Uğur = Onlar şöyle dediler: Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin!
Ahmed Hulusi = Dediler ki: "Sen yalnızca büyülenmişsin (etki altındasın)!"
Ahmet Tekin = Onlar:'Sen, olsa olsa, büyülenerek aklı etki altına alınanlardan birisisin' dediler.
Ahmet Varol = Dediler ki: 'Sen ancak büyülenmişlerdensin.
Ali Bulaç = Dediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin".
Ali Fikri Yavuz = (Onlar, peygamberleri Şuayb’a şöyle) dediler: “- Sen muhakkak çok büyülenenlerdensin.
Ali Ünal = “Şuayb,” dediler, “sen, büyülenmiş birisisin.
Bayraktar Bayraklı = Onlar şöyle dediler: “Sen sadece büyülenenlerden birisin.”
Bekir Sadak = (185-18) 7 «Ben ancak buyulenmisin birisin. Bizim gibi bir insandan baska bir sey degilsin. Dogrusu seni yalancilardan saniyoruz. Eger dogru sozlu isen gogun bir parcasini ustumuze dusur» dediler.
Celal Yıldırım = «Sen ancak büyülenmiş (aklî dengesini kaybetmiş)lerden birisin.
Cemal Külünkoğlu = Onlar şöyle dediler: “Sen ancak büyülenmişlerdensin!”
Diyanet İşleri (eski) = (185-187) 'Sen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür' dediler.
Diyanet Vakfi = Onlar şöyle dediler: Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin!
Edip Yüksel = Dediler ki, 'Sen büyülenmişsin.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Sen, dediler: muhakkak sihirlilerdensin
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Dediler: «Sen muhakkak büyülenmişlerdensin.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Onlar şöyle dediler: «Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin.»
Gültekin Onan = Dediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin."
Harun Yıldırım = Onlar şöyle dediler: Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin!
Hasan Basri Çantay = Dediler: «Sen ancak fazla büyülenmişlerdensin»!
Hayrat Neşriyat = (Onlar şöyle) dediler: 'Sen ancak iyice sihirlenmiş kimselerdensin!'
İbni Kesir = Dediler ki: Sen, ancak büyülenmişlerdensin.
Kadri Çelik = Dediler ki: “Sen ancak büyülenmişlerdensin.”
Muhammed Esed = (Halkı Şuayb'a şöyle) dedi: "Sen düpedüz büyülenmiş birisin;
Mustafa İslamoğlu = Onlar dediler ki: "Sen büyülenmiş birinden başkası değilsin!
Ömer Nasuhi Bilmen = Dediler ki: «Şüphe yok, sen (iyice) büyülenmişlerdensin.»
Ömer Öngüt = Dediler ki: “Olsa olsa sen büyülenmiş birisin. ”
Şaban Piriş = -Sen, ancak büyülenmiş bir adamsın dediler.
Sadık Türkmen = Dediler ki: “Sen büyülenmişlerdensin!
Seyyid Kutub = Eykeliler dediler ki; «Sen büyüye çarpılmış birisin.»
Suat Yıldırım = "Sen" dediler, "bir sihirin etkisine kapılmışsın.
Süleyman Ateş = Dediler: "Sen iyice büyülenmişlerdensin."
Tefhim-ul Kuran = Dediler ki: «Sen ancak büyülenmişlerdensin.»
Ümit Şimşek = Dediler ki: 'Anlaşılan sen büyülenmişsin.
Yaşar Nuri Öztürk = Dediler: "Sen fena halde büyülenmişsin."
İskender Ali Mihr = “Sen sadece büyülenmişlerdensin.” dediler.
İlyas Yorulmaz = Dediler ki “Şuayb! Sen sihire uğramışlardan birisin. ”
وَمَا أَنتَ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُنَا وَإِن نَّظُنُّكَ لَمِنَ الْكَاذِبِينَ
Şu’arâ / 186 -
Ve mâ ente illâ beşerun mislunâ ve in nazunnuke le minel kâzibîn(kâzibîne).
Diyanet İşleri = “Sen sadece bizim gibi bir insansın. Biz senin yalancılardan olduğunu sanıyoruz.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve bizim gibi insandan başka bir şey de değilsin sen ve biz seni mutlaka yalancılardan sanmadayız.
Abdullah Parlıyan = Ve bizim gibi bir insandan başka birşey de değilsin. Biz seni mutlaka yalancılardan sanıyoruz.
Adem Uğur = Sen de, ancak bizim gibi bir beşersin. Bilki, biz seni ancak yalancılardan biri sayıyoruz.
Ahmed Hulusi = "Sen bizim gibi bir beşersin! Senin yalancı olduğunu düşünüyoruz!"
Ahmet Tekin = 'Sen de, sadece bizim gibi bir insansın. Biz senin yalancılardan olduğunu düşünüyoruz.'
Ahmet Varol = Sen bizim gibi bir beşerden başkası da değilsin. Biz senin mutlaka yalancılardan (olduğunu) sanıyoruz.
Ali Bulaç = "Sen, yalnızca benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin ve biz senin gerçekte yalancılardan olduğunu sanıyoruz."
Ali Fikri Yavuz = Sen ancak bizim gibi bir insansın. Doğrusu biz, seni muhakkak yalancılardan sanıyoruz.
Ali Ünal = “Sonra, senin bizden farklı bir yanın yok ki, sen de bizim gibi bir beşersin. Kanaatimiz geldi ki, sen yalancının tekisin de.
Bayraktar Bayraklı = “Sen de sırf bizim gibi bir insansın. Senin kesinlikle yalancılardan olduğunu sanıyoruz.”
Bekir Sadak = (185-18) 7 «Ben ancak buyulenmisin birisin. Bizim gibi bir insandan baska bir sey degilsin. Dogrusu seni yalancilardan saniyoruz. Eger dogru sozlu isen gogun bir parcasini ustumuze dusur» dediler.
Celal Yıldırım = Sen ancak bizim gibi bir insansın ; biz seni elbette yalancılardan sanıyoruz.
Cemal Külünkoğlu = “Sen sadece bizim gibi bir insansın. Biz senin yalancılardan olduğunu düşünüyoruz.”
Diyanet İşleri (eski) = (185-187) 'Sen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür' dediler.
Diyanet Vakfi = Sen de, ancak bizim gibi bir beşersin. Bil ki, biz seni ancak yalancılardan biri sayıyoruz.
Edip Yüksel = 'Sen sadece bizim gibi bir insansın ve biz senin yalan söylediğine inanıyoruz.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Sen bizim gibi bir beşerden başka nesin, doğrusu biz seni her halde yalancılardan sanıyoruz
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Sen de bizim gibi bir beşerden başka nesin? Doğrusu biz seni muhakkak yalancılardan sanıyoruz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Sen de bizim gibi bir beşerden başka nesin? Bil ki, biz seni ancak yalancılardan biri sayıyoruz.»
Gültekin Onan = "Siz, yalnızca benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin ve biz senin gerçekte yalancılardan olduğunu sanıyoruz."
Harun Yıldırım = Sen de, ancak bizim gibi bir beşersin. Bilki, biz seni ancak yalancılardan biri sayıyoruz.
Hasan Basri Çantay = «Sen bizim gibi bir beşerden başkası değilsin. Biz senin muhakkak yalancılardan olduğunu zannediyoruz».
Hayrat Neşriyat = 'Sen de ancak bizim gibi bir insansın; ve (biz) seni gerçekten yalancılardan sanıyoruz.'
İbni Kesir = Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu biz, seni yalancılardan sanıyoruz.
Kadri Çelik = “Sen yalnızca benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin ve biz senin gerçekte yalancılardan olduğunu sanmaktayız.”
Muhammed Esed = olup olacağın, bizim gibi ölümlü bir insansın; doğrusunu istersen, biz senin düpedüz bir yalancı olduğunu düşünüyoruz!
Mustafa İslamoğlu = Sen de sadece bizim gibi beşer türüne mensup birisin; doğrusu bize göre sen kesinlikle yalancının tekisin.
Ömer Nasuhi Bilmen = «Ve sen bizim gibi bir insandan başka değilsin. Ve seni muhakkak yalancılardan zannediyoruz.»
Ömer Öngüt = “Bizim gibi bir beşerden başka bir şey değilsin. Biz seni ancak yalancılardan sayıyoruz. ”
Şaban Piriş = Sen, sadece bizim gibi bir insansın. Gerçekten senin yalancı olduğunu sanıyoruz.
Sadık Türkmen = Sen de bizim gibi bir insandan başkası değilsin. Biz seni sadece yalancı kimselerden sanıyoruz.
Seyyid Kutub = Sen de sadece bizler gibi bir insansın. Senin kesinlikle yalan söylediğin kanısındayız.
Suat Yıldırım = Bize hiç bir üstünlüğün yok, sen de bizim gibi bir insansın. Doğrusu, biz seni yalancılardan sanıyoruz.
Süleyman Ateş = "Sen de bizim gibi bir insansın, biz seni mutlaka yalancılardan sanıyoruz."
Tefhim-ul Kuran = «Sen, yalnızca benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin ve biz senin gerçekte yalancılardan olduğunu sanmaktayız.»
Ümit Şimşek = 'Sen de bizim gibi bir beşersin. Biz senin yalancı olduğunu düşünüyoruz.
Yaşar Nuri Öztürk = "Sen bizim gibi bir insandan başka şey değilsin. Biz senin yalancılardan olduğunu düşünüyoruz."
İskender Ali Mihr = Ve sen, bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Ve biz, seni mutlaka yalancılardan zannediyoruz.
İlyas Yorulmaz = “Sen ancak bizim gibi bir insansın. Biz senin kesinlikle yalancılardan birisi olduğunu zannediyoruz. ”
فَأَسْقِطْ عَلَيْنَا كِسَفًا مِّنَ السَّمَاء إِن كُنتَ مِنَ الصَّادِقِينَ
Şu’arâ / 187 -
Fe eskıt aleynâ kisefen mines semâi in kunte mines sâdıkîn(sâdıkîne).
Diyanet İşleri = “Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi gökten üzerimize bir parça düşür.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Gökyüzünden parçalar düşür üstümüze eğer doğru söyleyenlerdensen.
Abdullah Parlıyan = Eğer doğru sözlü biri isen, haydi gökyüzünden parçalar düşür üstümüze de görelim.”
Adem Uğur = Şayet doğru sözlülerden isen, üstümüze gökten azap yağdır.
Ahmed Hulusi = "Eğer sözünde sadıksan, hadi üzerimize semâdan parçalar düşürt. "
Ahmet Tekin = 'Eğer iddianda doğru isen, gökten üzerimize kütleler düşür.'
Ahmet Varol = Eğer doğru söyleyenlerdensen haydi gökten üzerimize parçalar düşür.'
Ali Bulaç = "Eğer doğru sözlü isen, bu durumda gökten üstümüze bir parça düşürüver."
Ali Fikri Yavuz = Eğer doğru söyliyenlerdensen, hemen üzerimize gökten bir parça düşür.”
Ali Ünal = “Yok, eğer gerçekten doğru konuşan biri isen, haydi üzerimize gök parçaları düşür.”
Bayraktar Bayraklı = “Haydi, eğer doğru söyleyenlerden isen üzerimize gökten bir kütle düşür!” dediler.
Bekir Sadak = (185-18) 7 «Ben ancak buyulenmisin birisin. Bizim gibi bir insandan baska bir sey degilsin. Dogrusu seni yalancilardan saniyoruz. Eger dogru sozlu isen gogun bir parcasini ustumuze dusur» dediler.
Celal Yıldırım = Eğer doğrulardan isen haydi göğün bir parçasını üzerimize düşür» dediler.
Cemal Külünkoğlu = “Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi gökten üzerimize bir parça düşür.”
Diyanet İşleri (eski) = (185-187) 'Sen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür' dediler.
Diyanet Vakfi = Şayet doğru sözlülerden isen, üstümüze gökten azap yağdır.
Edip Yüksel = 'Doğru sözlü isen üzerimize gökten kütleler indir.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Üzerimize Semâdan bir kıt'ayı düşürüver haydi sâdıklardan isen
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Üzerimize gökten bir parça düşürüver, eğer doğru söyleyenlerden isen.»
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Şayet doğru sözlülerden isen, üstümüze gökten bir parça düşürüver.»
Gültekin Onan = "Eğer doğru sözlü isen, bu durumda gökten üstümüze bir parça düşürüver."
Harun Yıldırım = Şayet doğru sözlülerden isen, üstümüze gökten azap yağdır.
Hasan Basri Çantay = «Eğer doğruculardan isen gökden üstümüze bir parça düşür».
Hayrat Neşriyat = 'Eğer (iddiâsında) doğru kimselerden isen, haydi üzerimize gökten parçalar düşür!'
İbni Kesir = Eğer sadıklardan isen bize, gökten bir parça indir.
Kadri Çelik = “Eğer doğru sözlülerden isen, bu durumda gökten üstümüze bir parça düşürüver.”
Muhammed Esed = Eğer doğru sözlü biriysen, haydi, göğü parça parça başımıza indir (de görelim)!"
Mustafa İslamoğlu = Fakat sen, eğer sözünün arkasındaysan haydi göğü paramparça başımıza indir!"
Ömer Nasuhi Bilmen = «Artık sen eğer sâdıklardan isen üzerimize gökten bir parça düşürüver.»
Ömer Öngüt = “Şayet doğru sözlülerden isen, o halde üzerimize gökten parçalar düşür. ”
Şaban Piriş = Eğer, doğru söylüyorsan haydi üzerimize gökten bir parça düşürüver.
Sadık Türkmen = Üzerimize gökyüzünden parçalar düşür! Eğer doğrulardan isen!"
Seyyid Kutub = Eğer doğru söylüyorsan başımıza gökten parçalar yağdır.
Suat Yıldırım = Eğer peygamberlik iddiasında doğru isen haydi gökten üstümüze bir parça düşür, üstümüze azap indir."
Süleyman Ateş = "Eğer doğrulardansan o halde üzerimize gökten parçalar düşür."
Tefhim-ul Kuran = «Eğer doğru sözlülerden isen, bu durumda gökten üstümüze bir parça düşürüver.»
Ümit Şimşek = 'Doğru söylüyorsan, üzerimize gökten bir parça düşür.'
Yaşar Nuri Öztürk = "Eğer doğru sözlülerdensen, hadi üzerimize gökten parçalar düşür!"
İskender Ali Mihr = Öyleyse eğer sen, sadıklardan (doğru söyleyenlerden) isen üzerimize gökyüzünden bir parça düşür.
İlyas Yorulmaz = “Eğer doğru söyleyenlerden isen, o zaman göğü parça parça üzerimize indir” dediler.
قَالَ رَبِّي أَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ
Şu’arâ / 188 -
Kâle rabbî a’lemu bi mâ ta’melûn(ta’melûne).
Diyanet İşleri = Şu’ayb, “Rabbim, yaptıklarınızı en iyi bilendir” dedi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Rabbim dedi, yaptığınız şeyi daha iyi bilir.
Abdullah Parlıyan = Şuayb: “Bütün bu yaptıklarınızı, en iyi bilen Rabbimdir” diye cevap verdi.
Adem Uğur = Şuayb: Rabbim yaptıklarınızı en iyi bilendir, dedi.
Ahmed Hulusi = (Şuayb) dedi ki: "Rabbim, yaptıklarınızı (yaratan olarak) daha iyi bilir. "
Ahmet Tekin = Şuayb:'Rabbim, yaptıklarınızı iyi bilir' dedi.
Ahmet Varol = (Şuayb) dedi ki: 'Rabbim sizin yaptıklarınızı daha iyi biliyor.'
Ali Bulaç = Dedi ki: "Rabbim, yaptıklarınızı daha iyi bilir.
Ali Fikri Yavuz = (Şuayb, kavmine şöyle) dedi: “- Rabbim yaptıklarınızı daha iyi bilendir.”
Ali Ünal = Şuayb, “Sizin işlediklerinizi Rabbim elbette çok daha iyi biliyor.” dedi (ve onları Allah’a havale etti).
Bayraktar Bayraklı = Şu‘ayb, “Rabbim, sizin ne yaptığınızı daha iyi bilir” dedi.
Bekir Sadak = suayb: «Rabbim yaptiklarinizi cok iyi bilir» dedi.
Celal Yıldırım = Şuâyb onlara: «Rabbim yapageldiğinizi cok iyi bilir» dedi.
Cemal Külünkoğlu = (Şuayb:) “Rabbim, yaptıklarınızı en iyi bilendir” dedi.
Diyanet İşleri (eski) = Şuayb: 'Rabbim yaptıklarınızı çok iyi bilir' dedi.
Diyanet Vakfi = Şuayb: Rabbim yaptıklarınızı en iyi bilendir, dedi.
Edip Yüksel = Dedi ki, 'Rabbim sizin ne yaptığınızı çok iyi bilir.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Rabbım a'lemdir, dedi: yaptıklarınıza
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (Şuayb): «Rabbim yaptıklarınızı daha iyi bilir.» dedi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Şuayb, «Rabbim, yaptıklarınızı en iyi bilendir» dedi.
Gültekin Onan = Dedi ki: "Rabbim, yaptıklarınızı daha iyi bilir.
Harun Yıldırım = Şuayb: Rabbim yaptıklarınızı en iyi bilendir, dedi.
Hasan Basri Çantay = (Şuayb) dedi: «Ne yapıyorsanız Rabbim daha iyi bilicidir».
Hayrat Neşriyat = (Şuayb:) 'Rabbim, ne yaparsanız en iyi bilendir' dedi.
İbni Kesir = Dedi ki: Rabbım; yaptıklarınızı en iyi bilendir.
Kadri Çelik = Dedi ki: “Rabbim, yapmakta olduklarınızı daha iyi bilmektedir.”
Muhammed Esed = (Şuayb:) "Bütün (bu) yaptıklarınızı en iyi bilen Rabbimdir" diye cevap verdi.
Mustafa İslamoğlu = (Şuayb) dedi ki: "Rabbim yapıp ettiğiniz her şeyi çok iyi biliyor."
Ömer Nasuhi Bilmen = Dedi ki: «Rabbim yapar olduğunuza pek ziyâde alîmdir.»
Ömer Öngüt = Şuayb: “Rabbim yaptıklarınızı en iyi bilendir. ” dedi.
Şaban Piriş = -Sizin yaptıklarınızı Rabbim çok iyi biliyor, dedi.
Sadık Türkmen = (Şuayb) dedi ki: "Rabbim yaptığınız şeyleri daha iyi bilir."
Seyyid Kutub = Şuayb «Rabbim neler yaptığınızı herkesten iyi bilir.»
Suat Yıldırım = Şuayb: "Rabbim sizin yaptıklarınızı çok iyi biliyor." dedi.
Süleyman Ateş = "Rabbim yaptığınızı daha iyi bilir" dedi.
Tefhim-ul Kuran = Dedi ki: «Rabbim, yapmakta olduklarınızı daha iyi bilmektedir.
Ümit Şimşek = Şuayb 'Yaptıklarınızı Rabbim çok iyi biliyor' dedi.
Yaşar Nuri Öztürk = Şuayb dedi: "Yapmakta olduğunuzu Rabbim daha iyi bilir."
İskender Ali Mihr = (Şuayb A.S): “Rabbim, sizin yaptıklarınızı çok iyi bilir.” dedi.
İlyas Yorulmaz = Şuayb onlara “Rabbim ne yaptığınızı en iyi bilendir” dedi.
فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ الظُّلَّةِ إِنَّهُ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ
Şu’arâ / 189 -
Fe kezzebûhu fe ehazehum azâbu yevmiz zulleh(zulleti), innehu kâne azâbe yevmin azîm(azîmin).
Diyanet İşleri = Onlar Şu’ayb’ı yalanladılar. Derken gölge gününün azabı onları yakaladı. Şüphesiz o, büyük bir günün azabı idi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Derken onu yalanladılar da karanlık günün azâbı helâk etti onları; şüphe yok ki bu, o günün pek büyük bir azâbıydı.
Abdullah Parlıyan = Böylece O'nu yalanlamış oldular ve bu yüzden, kopkoyu gölgelerle kaplı bir günün azabı, onları kıskıvrak yakaladı.
Adem Uğur = Velhasıl onu yalancı saydılar da, kendilerini o gölge gününün azabı yakalayıverdi. Gerçekten o, muazzam bir günün azabı idi!
Ahmed Hulusi = Böylece Onu yalanladılar da bu yüzden o kararan günün şiddetli azabı onları yakaladı. . . Muhakkak ki o aziym bir sürecin azabı idi.
Ahmet Tekin = Onu da yalanladılar. Onların işini gölgeli günün azâbı bitirdi. Hakikaten o büyük bir günün azâbı idi.
Ahmet Varol = Onu yalanladılar ve bunun üzerine kendilerini gölge gününün azabı yakaladı. Gerçekten o büyük bir günün azabıydı.
Ali Bulaç = Sonunda onu yalanladılar, böylece onları o gölgelik gününün azabı yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azabıydı.
Ali Fikri Yavuz = Böylece Şuayb’ı tekzib ettiler de, (güneşin bunaltıcı sıcaklığından gölgelenmek için bulutun altında sığındıkları zaman, yakılıb mahvedildikleri) o gölge gününün azabı kendilerini yakalayıverdi. Gerçekten o büyük bir günün azabı idi.
Ali Ünal = Hasılı, Şuayb’ı yalanladılar, ama sonuçta etrafı kapkara gölgelerin kapladığı o günde dehşetli bir felâket onları yakalayıverdi. Gerçekten çok müthiş bir gündü o felâket günü.
Bayraktar Bayraklı = Bunun üzerine onu yalanladılar. Derken o gölge gününün çetin azabı onları yakıp yok etti. Şüphesiz o, korkunç bir günün azabı idi.
Bekir Sadak = Ama onu yalanladilar. Bunun uzerine onlari bulutlu bir gunun azabi yakaladi. Gercekten o gun, azabi buyuk bir gundu.
Celal Yıldırım = Buna rağmen onu yalanladılar. O sebeple gölge (yapan bulutun ortaya çıktığı) günün azabı onları yakalayıverdi. Şüphesiz ki bu büyük bir günün azabı idi.
Cemal Külünkoğlu = (Eykeliler) Şuayb'ı yalanladılar. Bunun üzerine o gölge gününün azabı onları bastırıverdi. Gerçekten o, müthiş bir günün azabıydı.
Diyanet İşleri (eski) = Ama onu yalanladılar. Bunun üzerine onları bulutlu bir günün azabı yakaladı. Gerçekten o gün, azabı büyük bir gündü.
Diyanet Vakfi = Velhasıl onu yalancı saydılar da, kendilerini o gölge gününün azabı yakalayıverdi. Gerçekten o, muazzam bir günün azabı idi!
Edip Yüksel = Onu yalanladılar ve sonuç olarak Sayvan Gününün cezası kendilerini yakaladı; müthiş bir günün cezasıydı.
Elmalılı Hamdi Yazır = Hasılı onu tekzib ettiler, kendilerini de o zulle gününün azâbı alıverdi ki o cidden büyük bir günün azâbı idi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Hülasa onu yalanladılar, kendilerini de o gölge gününün azabı yakalayıverdi. O cidden büyük bir günün azabı idi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Hülasa, onu yalancı saydılar da kendilerini o gölge gününün azabı yakalayıverdi. O cidden büyük bir günün azabı idi!
Gültekin Onan = Sonunda onu yalanladılar, böylece onları o gölgelik gününün azabı yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azabıydı.
Harun Yıldırım = Velhasıl onu yalancı saydılar da, kendilerini o gölge gününün azabı yakalayıverdi. Gerçekten o, muazzam bir günün azabı idi!
Hasan Basri Çantay = Hulâsa: Onu tekzîb etdiler de kendilerini o gölge gününün azâbı yakalayıverdi. Hakıykat bu, o günün büyük azâbı idi.
Hayrat Neşriyat = Böylece onu yalanladılar da kendilerini o gölge gününün azâbı yakalayıverdi. Gerçekten o, (dehşeti pek) büyük bir günün azâbı idi.
İbni Kesir = Onu da yalanladılar ve onları bulutlu bir günün azabı yakaladı. Doğrusu o, büyük bir günün azabı idi.
Kadri Çelik = Sonunda onu yalanladılar da böylece onları o gölgelik gününün azabı yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azabıydı.
Muhammed Esed = Böylece onu yalanlamış oldular; ve bu yüzden, (kopkoyu) gölgelerle kaplı bir günün azabı onları kıskıvrak yakaladı.
Mustafa İslamoğlu = Neticede, onu işte böyle yalanladılar; bunun üzerine onları Gölge Günü'nün azabı yakalayıverdi; gerçekten de o pek korkunç bir günün azabıydı.
Ömer Nasuhi Bilmen = Velhasıl O'nu tekzîp ettiler. Derken onları Zulle gününün azabı yakaladı. Şüphe yok ki o, pek büyük bir günün azabı olmuş idi.
Ömer Öngüt = Amma onu yalanladılar. Bunun üzerine kendilerini o gölge gününün azabı yakalayıverdi. Gerçekte o gün, azabı büyük bir gün idi.
Şaban Piriş = Onu yalanlamışlardı da, onları bulutlu bir günün azabı yakalamıştı. O, büyük günün azabı idi.
Sadık Türkmen = Onu yalanladılar. Sonunda gölge gününün azabı onları yakaladı; gerçekten o büyük bir günün azabı idi!
Seyyid Kutub = Eykeliler, Şuayb'i yalanladılar. Bunun üzerine «Yakar bulut günü» nün azabı yakalarına yapıştı. O gerçekten müthiş bir günün azabı idi.
Suat Yıldırım = Hasılı onu yalancı saydılar. Bunun üzerine o gölge gününün azabı onları bastırıverdi. Gerçekten o, müthiş bir günün azabı idi.
Süleyman Ateş = Onu yalanladılar, nihâyet o gölge gününün azâbı, kendilerini yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azâbı idi.
Tefhim-ul Kuran = Sonunda onu yalanladılar, böylece onları o gölgelik gününün azabı yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azabıydı.
Ümit Şimşek = Onu yalanladılar. Ve o gölgeli günün azabı onları yakaladı. O gerçekten büyük bir günün azabı idi.
Yaşar Nuri Öztürk = Onu yalanladılar; bunun üzerine o gölgelik gününün azabı onları yakalayıverdi. O, gerçekten büyük bir günün azabıydı.
İskender Ali Mihr = Böylece onu tekzip ettiler (yalanladılar). Bunun üzerine, “gölge günün azabı” onları aldı (yakaladı). Muhakkak ki o, azîm günün (büyük bir günün) azabıydı.
İlyas Yorulmaz = Onlar Şuayb’ı yalanladılar. Sonra karanlık bir günün azabı onları yakaladı. O azap büyük bir günün azabı idi.
إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
Şu’arâ / 190 -
İnne fî zâlike le âyeten, ve mâ kâne ekseruhum mu’minîn(mu’minîne).
Diyanet İşleri = Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Şüphe yok ki bunda bir delil var, fakat halkın çoğu inanmaz.
Abdullah Parlıyan = Bu kıssada da, insanlar için bir ders vardır, insanların çoğu inanmasalar da…
Adem Uğur = Doğrusu bunda büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.
Ahmed Hulusi = Muhakkak ki bu olayda da işaret - ders vardır. . . Ne var ki onların çoğunluğu iman etmemiştir!
Ahmet Tekin = Bunlarda da, kesinlikle Allah’ın kudretine, ilmine, hikmet sahibi olduğuna işaretler, bütün insanlar için ibretler, alınacak dersler vardır. Onların çoğu iman edecek değildi.
Ahmet Varol = Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu iman etmemişti.
Ali Bulaç = Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.
Ali Fikri Yavuz = Doğrusu bunda, (onlara yaptığımız bu helâk işinde), kendilerinden sonra gelenler için büyük bir ibret var, öyle iken çoğu mümin olmadı.
Ali Ünal = Bütün bu olup bitenlerde hiç kuşkusuz çok önemli bir ibret vardır. Doğrusu, o halkın çoğu mü’min değildi.
Bayraktar Bayraklı = Çoğu inanmamış olsa da bunda kesinlikle bir ders vardır.
Bekir Sadak = Dogrusu bunda bir ders vardir. Fakat cogu inanmamistir.
Celal Yıldırım = Bunda elbette bir öğüt ve ibret vardır. Zaten onların çoğu mü'min değildi.
Cemal Külünkoğlu = Şüphesiz bunda (alınacak büyük) bir ders vardır. (Buna rağmen) yine de onların çoğu iman etmediler.
Diyanet İşleri (eski) = Doğrusu bunda bir ders vardır. Fakat çoğu inanmamıştır.
Diyanet Vakfi = Doğrusu bunda büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.
Edip Yüksel = Bunda bir ders var; ancak çoğunluk inanmaz.
Elmalılı Hamdi Yazır = Şüphesiz bunda mutlak bir âyet var, öyle iken ekserîsi mü'min olmadı
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Şüphesiz bunda (alınacak) bir ibret vardır; ama çoğu iman etmedi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır. Ama çokları iman etmiş değillerdir.
Gültekin Onan = Gerçekten bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu inançlı olmamıştır.
Harun Yıldırım = Doğrusu bunda büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.
Hasan Basri Çantay = Şübhesiz bunda mutlak bir âyet vardır. (Fakat) onların çoğu îman ediciler değildir.
Hayrat Neşriyat = Şübhesiz ki bunda apaçık bir ibret vardır. Fakat onların çoğu îmân etmiş kimseler değildir.
İbni Kesir = Muhakkak ki bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu mü'minler olmadı.
Kadri Çelik = Şüphesiz bunda (iman edenler için) bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değillerdi.
Muhammed Esed = Bu (kıssada da insanlar için) bir ders vardır; insanların çoğu (buna) inanmasalar da...
Mustafa İslamoğlu = Elbet bu (Şuayb kıssası)nda da alınacak bir ders mutlaka vardır; fakat insanların çoğu yine de inanmayacaklardır.
Ömer Nasuhi Bilmen = Muhakkak ki, bunda elbette bir ibret vardır. Halbuki, onların ekserisi mü'min kimseler olmadı.
Ömer Öngüt = Doğrusu bunda öğüt ve ibret vardır, amma onların çoğu iman etmediler.
Şaban Piriş = İşte bu olayda da bir ibret vardır, fakat onların çoğu yine de inanmış değildir.
Sadık Türkmen = Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların birçoğu inanmıyor.
Seyyid Kutub = Kuşku yok ki, bu olaydan alınacak dersler vardır. Onların çoğunluğu inanmamış kimselerdi.
Suat Yıldırım = Elbette bunda alınacak ibret vardır. Fakat onların ekserisi ders alıp da iman etmezler.
Süleyman Ateş = Muhakkak ki bunda bir ibret vardır ama yine çokları inanmazlar.
Tefhim-ul Kuran = Hiç şüphe yok, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.
Ümit Şimşek = İşte bunda bir âyet vardır. Fakat onların çoğu yine iman etmez.
Yaşar Nuri Öztürk = Bunda elbette bir ibret var ama onların çoğu inanan kişiler değildi.
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki bunda, mutlaka bir âyet (ibret) vardır. Ve onların çoğu, mü’min olmadılar (Allah’a ulaşmayı dilemediler).
İlyas Yorulmaz = Bu anlatılanlarda alınacak ibretler var. Ancak onların pek çoğu inanıcı değiller.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
Şu’arâ / 191 -
Ve inne rabbeke le huvel azîzur rahîm(rahîmu).
Diyanet İşleri = Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve şüphe yok ki Rabbin, elbette üstündür, rahîmdir.
Abdullah Parlıyan = Şüphesiz senin Rabbin güçlülerin en güçlüsü, çok acıyıp, esirgeyendir.
Adem Uğur = Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Ahmed Hulusi = Kesinlikle Rabbin "HÛ"; El Aziyz'dir, Er Rahıym'dir.
Ahmet Tekin = Senin Rabbin, işte o, kudretli, hükümran ve engin merhamet sahibidir.
Ahmet Varol = Şüphesiz senin Rabbin güçlü ve rahmet sahibi olandır.
Ali Bulaç = Ve şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
Ali Fikri Yavuz = Gerçekte senin Rabbin, muhakkak ki o, Azîz’dir= kâfirlerden intikam alıcıdır, Rahim’dir= müminlere çok merhametlidir.
Ali Ünal = Şüphesiz ki senin Rabbin, O’dur Azîz, O’dur Rahîm.
Bayraktar Bayraklı = Şüphesiz senin Rabbin çok güçlüdür; çok merhametlidir.
Bekir Sadak = Rabbin suphesiz Gucludur, merhametlidir. *
Celal Yıldırım = Şüphesiz ki, Rabbın çok üstündür, çok güçlüdür, çok merhamet sahibidir.
Cemal Külünkoğlu = Ve kuşku yok ki, senin Rabbin üstün iradeli ve merhametlidir.
Diyanet İşleri (eski) = Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.
Diyanet Vakfi = Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Edip Yüksel = Kuşkusuz, senin Rabbin Üstündür, Rahimdir.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve şüphesiz ki rabbın o, öyle azîz öyle rahîm
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ve şüphesiz ki Rabbin, gerçekten O, çok güçlü ve çok merhametlidir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Gültekin Onan = Ve şüphesiz, senin rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
Harun Yıldırım = Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Hasan Basri Çantay = Hakıykat, senin Rabbin mutlak gaalibdir, çok esirgeyicidir O.
Hayrat Neşriyat = Muhakkak ki, Azîz (kudreti dâimâ üstün gelen), Rahîm (çok merhamet eden)elbette ancak Rabbindir.
İbni Kesir = Muhakkak ki Rabbın, elbette O; Aziz'dir, Rahim'dir.
Kadri Çelik = Ve şüphesiz senin Rabbin üstün güç sahibidir, esirgeyendir.
Muhammed Esed = Şüphesiz senin Rabbin çok acıyıp esirgeyen O yüceler yücesidir!
Mustafa İslamoğlu = Ne ki senin Rabbin sınırsız rahmet sahibi olan O yüceler yücesidir.
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve şüphe yok ki, senin Rabbin elbette o, azîzdir, rahîmdir.
Ömer Öngüt = Rabbin şüphesiz ki Azîz'dir, engin merhamet sahibidir.
Şaban Piriş = Rabbin ise, elbette güçlü olan, merhametli olan O’dur.
Sadık Türkmen = Gerçekten o Rabbin; üstündür, merhametlidir.
Seyyid Kutub = Ve yine kuşku yok ki, senin Rabb'in üstün iradeli ve merhametlidir.
Suat Yıldırım = Ama Senin Rabbin aziz ve rahîmdir (mutlak galiptir, geniş rahmet sahibidir).
Süleyman Ateş = Şüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur.
Tefhim-ul Kuran = Ve hiç şüphe yok, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
Ümit Şimşek = Rabbin ise hem Azizdir, hem Rahîm.
Yaşar Nuri Öztürk = Ve senin Rabbin mutlak Azîz, mutlak Rahîm'dir.
İskender Ali Mihr = Ve muhakkak ki senin Rabbin, elbette O, Azîz’dir (yüce), Rahîm’dir (Rahîm esmasıyla tecelli eden).
İlyas Yorulmaz = Senin Rabbin elbette çok güçlü ve merhamet sahibidir.
وَإِنَّهُ لَتَنزِيلُ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Şu’arâ / 192 -
Ve innehu le tenzîlu rabbil âlemîn(âlemîne).
Diyanet İşleri = Şüphesiz bu Kur’an, âlemlerin Rabbi’nin indirmesidir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve hiç şüphe yok ki Kur'ân, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.
Abdullah Parlıyan = Şimdi şüphesiz bu ilahi mesaj, yani Kur'ân, alemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.
Adem Uğur = Muhakkak ki o (Kur'an) âlemlerin Rabbinin indirmesidir.
Ahmed Hulusi = Muhakkak ki O (Kur'ân), Rabb-ül âlemîn'in tenzîlidir (hakikatin olan El Esmâ mertebesinden şuuruna boyutsal iniştir)!
Ahmet Tekin = Bu Kur’ân âlemlerin, bütün varlıkların Rabbi olan Allah’ın vahyidir, onun indirdiği kitaptır.
Ahmet Varol = Muhakkak ki bu (Kur'an) alemlerin Rabbinin indirmesidir.
Ali Bulaç = Gerçekten o (Kur'an), alemlerin Rabbinin (bir) indirmesidir.
Ali Fikri Yavuz = Bu Kur’ân, muhakkak ve elbette âlemlerin Rabbi katından indirilmedir.
Ali Ünal = Bu Kur’ân, hiç şüphesiz Âlemlerin Rabbi’ne ait olup, O’nun bölüm bölüm indirdiği bir kitaptır.
Bayraktar Bayraklı = Şüphesiz Kur'ân, âlemlerin Rabbinin indirmesidir.
Bekir Sadak = suphesiz Kuran alemlerin Rabbinin indirmesidir.
Celal Yıldırım = Gerçekten bu Kur'ân, âlemlerin Rabbından indirilmedir.
Cemal Külünkoğlu = Hiç kuşkusuz Kur'an, Âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.
Diyanet İşleri (eski) = Şüphesiz Kuran Alemlerin Rabbinin indirmesidir.
Diyanet Vakfi = Muhakkak ki o (Kur'an) âlemlerin Rabbinin indirmesidir.
Edip Yüksel = Bu, evrenlerin Rabbinin indirdiği vahiydir.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve hakıkat bu (kur'an) rabbül'âlemînin şübhesiz bir tenzilidir
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ve gerçekten bu (Kur'an) alemlerin Rabbinin indirmesidir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ve muhakkak ki bu (Kur'ân) âlemlerin Rabbinin indirmesidir.
Gültekin Onan = Gerçekten o (Kuran), alemlerin rabbinin (bir) indirmesidir.
Harun Yıldırım = Şüphesiz Kuran Alemlerin Rabbinin indirmesidir.
Hasan Basri Çantay = O (Kur'an) muhakkak ve muhakkak aalemlerin Rabbi (canibinden) indirilmedir.
Hayrat Neşriyat = Bu, evrenlerin Rabbinin indirdiği vahiydir.
İbni Kesir = Ve hakıkat bu (kur'an) rabbül'âlemînin şübhesiz bir tenzilidir
Kadri Çelik = Ve gerçekten bu (Kur'an) alemlerin Rabbinin indirmesidir.
Muhammed Esed = İmdi, şüphesiz, bu (ilahi mesaj) alemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir;
Mustafa İslamoğlu = Şüphe yok ki bu (mesaj) elbet alemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir:
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve şüphe yok ki, o (Kur'an) âlemlerin Rabbinin indirmiş olduğudur.
Ömer Öngüt = Muhakkak ki o (Kur'an), âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.
Şaban Piriş = Hem muhakkak ki o (Kur’ân), gerçekten âlemlerin Rabbinin tenzîli (peyderpey indirmesi)dir.
Sadık Türkmen = Muhakkak ki o, elbette alemlerin Rabbının indirmesidir.
Seyyid Kutub = Hiç kuşkusuz Kur'an, Rabb'in tarafından indirilmiştir.
Suat Yıldırım = Elbette bu Kur’ân, Rabbülâlemin’in indirdiği bir kitaptır.
Süleyman Ateş = Muhakkak ki o (Kur'ân), âlemlerin Rabbinin indirmesidir.
Tefhim-ul Kuran = Gerçekten o (Kur'an), alemlerin Rabbinin (bir) indirmesidir.
Ümit Şimşek = Hiç şüphesiz, o Âlemlerin Rabbi katından indirilmiştir.
Yaşar Nuri Öztürk = Kesin olan şu ki, o âlemlerin Rabbi'nden indirilmiştir.
İskender Ali Mihr = Ve muhakkak ki O (Kur’ân), gerçekten âlemlerin Rabbinden indirilmiştir.
İlyas Yorulmaz = Şüphe yok ki o (Vahiy), alemlerin Rabbinden indirilmedir.
نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الْأَمِينُ
Şu’arâ / 193 -
Nezele bihir rûhul emîn(emînu).
Diyanet İşleri = (193-195) Uyarıcılardan olasın diye onu güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine apaçık Arapça bir dil ile indirmiştir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Rûh-ül-Emîn indirmiştir onu.
Abdullah Parlıyan = O'nu Rûhu'lEmîn yani Cebrail indirdi.
Adem Uğur = (Resûlüm!) Onu Rûhu'l-emîn (Cebrail) indirdi.
Ahmed Hulusi = Er Ruh-ul Emin (Fuadına yansıyan Esmâ ilmi) Onunla (Cibrîl) indi!
Ahmet Tekin = Onu, ilâhî düzenin güvenilir hizmetkârı Rûhu’l-Emîn, Cebrâil indirip getirdi.
Ahmet Varol = Onu Güvenilir Ruh [5] indirdi.
Ali Bulaç = Onu Ruhu'l-emin indirdi.
Ali Fikri Yavuz = Onu Cebraîl Rûhu’l-Emîn indirdi,
Ali Ünal = O’nu Rûhu’lEmîn getiriyor,
Bayraktar Bayraklı = (193-195) Kur'ân'ı, Rûhulemîn/Cebrâil, uyarıcılardan olasın diye, apaçık Arap diliyle, senin kalbine indirmiştir.
Bekir Sadak = (193-19) 5 Apacik arap diliyle, uyaranlardan olman icin onu Cebrail senin kalbine indirmistir.
Celal Yıldırım = (193-194-195) Uyarıcılardan olasın diye Ruhu'l-emîn (Melek Cebrail) onu senin kalbine açık-seçik Arap diliyle indirmiştir.
Cemal Külünkoğlu = (193-195) (Ey Muhammed!) Uyarıcılardan olasın diye onu güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine apaçık Arapça bir dil ile indirmiştir.
Diyanet İşleri (eski) = (193-195) Apaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir.
Diyanet Vakfi = (193-195) (Resûlüm!) Onu Rûhu'l-emîn (Cebrail) uyarıcılardan olasın diye, apaçık Arap diliyle, senin kalbine indirmiştir.
Edip Yüksel = Onu Güvenilir Ruh (Cebrail) indirmiştir.
Elmalılı Hamdi Yazır = Onu Ruhı emîn indirdi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Onu Ruhu'l-Emin (Cebrail) indirdi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (Resulüm!) Onu Rûhu'l-emin (Cebrail) indirdi;
Gültekin Onan = Onu Ruhu'l-Emin indirdi.
Harun Yıldırım = (Resûlüm!) Onu Rûhu'lemîn (Cebrail) indirdi.
Hasan Basri Çantay = (193-194-195) Onu Ruuh-ul Emîn, inzâr edicilerden olasın diye, senin kalbine ma'nâsı açık Arabca bir dil ile indirmişdir.
Hayrat Neşriyat = (193-195) Onu Rûhu’l-Emîn (Cebrâîl), korkutuculardan olman için, apaçık Arabca bir lisân ile senin kalbine indirmiştir.
İbni Kesir = Onu Ruh el-Emin indirmiştir.
Kadri Çelik = Onu Ruh'ul Emin (Cebrail) indirmiştir.
Muhammed Esed = onunla, mutlak güvenilirlik derecesinde olan vahiy inmiştir
Mustafa İslamoğlu = o Güvenilir Ruh ile birlikte geldi
Ömer Nasuhi Bilmen = Onu Rûh-ül-Emîn indirdi.
Ömer Öngüt = Onu Ruh'ul-emin (Cebrail) indirmiştir.
Şaban Piriş = Onu Cebrail indirmiştir.
Sadık Türkmen = Onu güvenilir ruh indirdi;
Seyyid Kutub = Onu «güvenilir ruh» (Cebrail) indirdi.
Suat Yıldırım = (193-195) Onu Rûhu’l-emin, uyaran nebîlerden olman için, senin kalbine açık ve vazıh bir Arapça ile indirmiştir.
Süleyman Ateş = Onu, er-Rûhu'l-Emin (güvenilir ruh, Cebrâil) indirdi:
Tefhim-ul Kuran = Onu Ruhu'l-Emin indirdi.
Ümit Şimşek = Onu Ruhu'l-Emin indirdi.
Yaşar Nuri Öztürk = O güvenilir Rûh indirdi onu,
İskender Ali Mihr = O’nu, Ruh’ûl Emin (Cebrail A.S) indirdi.
İlyas Yorulmaz = O vahiy, güvenilir (melek elçi) olan Ruhul Emin (Cibril) tarafından indirilmiştir.
عَلَى قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ الْمُنذِرِينَ
Şu’arâ / 194 -
Alâ kalbike li tekûne minel munzirîn(munzirîne).
Diyanet İşleri = (193-195) Uyarıcılardan olasın diye onu güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine apaçık Arapça bir dil ile indirmiştir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Senin gönlüne, korkutanlardan olasın diye.
Abdullah Parlıyan = Senin kalbine ki, ey Muhammed! O'nunla uyaran kimselerden biri olasın.
Adem Uğur = Senin kalbine; uyarıcılardan olman için,
Ahmed Hulusi = Senin kalbine (şuuruna) ki, (bu bilgiye dayalı olarak) uyarıcılardan olasın!
Ahmet Tekin = Sorumluluk, hesap ve cezayı hatırlatan uyarıcılardan olman için senin hafızana, kalbine indirip yerleştirdi.
Ahmet Varol = Uyaranlardan olman için senin kalbine (indirdi).
Ali Bulaç = Uyarıcılardan olman için, senin kalbinin üzerine (indirmiştir).
Ali Fikri Yavuz = Korkutuculardan olasın diye, kalbine (indirdi)...
Ali Ünal = Senin kalbine, ki (vahiy emanetini yüklenmiş ve insanları gittikleri yolun neticesi konusunda ikaz edecek) bir uyarıcı olasın diye,
Bayraktar Bayraklı = (193-195) Kur'ân'ı, Rûhulemîn/Cebrâil, uyarıcılardan olasın diye, apaçık Arap diliyle, senin kalbine indirmiştir.
Bekir Sadak = (193-19) 5 Apacik arap diliyle, uyaranlardan olman icin onu Cebrail senin kalbine indirmistir.
Celal Yıldırım = (193-194-195) Uyarıcılardan olasın diye Ruhu'l-emîn (Melek Cebrail) onu senin kalbine açık-seçik Arap diliyle indirmiştir.
Cemal Külünkoğlu = (193-195) (Ey Muhammed!) Uyarıcılardan olasın diye onu güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine apaçık Arapça bir dil ile indirmiştir.
Diyanet İşleri (eski) = (193-195) Apaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir.
Diyanet Vakfi = (193-195) (Resûlüm!) Onu Rûhu'l-emîn (Cebrail) uyarıcılardan olasın diye, apaçık Arap diliyle, senin kalbine indirmiştir.
Edip Yüksel = Senin kalbine... Uyarıcılardan biri olasın diye.
Elmalılı Hamdi Yazır = Senin kalbin üzerine ki o münzirlerden olasın
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Senin kalbine ki uyarıcılardan olasın,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Uyarıcılardan olasın diye senin kalbin üzerine;
Gültekin Onan = Uyarıcılardan olman için, senin kalbinin üzerine (indirmiştir).
Harun Yıldırım = Senin kalbine; uyarıcılardan olman için,
Hasan Basri Çantay = (193-194-195) Onu Ruuh-ul Emîn, inzâr edicilerden olasın diye, senin kalbine ma'nâsı açık Arabca bir dil ile indirmişdir.
Hayrat Neşriyat = (193-195) Onu Rûhu’l-Emîn (Cebrâîl), korkutuculardan olman için, apaçık Arabca bir lisân ile senin kalbine indirmiştir.
İbni Kesir = Senin kalbine ki uyarıcılardan olasın.
Kadri Çelik = Uyarıp korkutuculardan olman için, senin kalbinin üzerine (indirmiştir).
Muhammed Esed = senin kalbine, ki (ey Muhammed, onunla) uyaran kimselerden biri olasın
Mustafa İslamoğlu = senin kalbine; ki (onunla) uyaran kimselerden biri olasın diye;
Ömer Nasuhi Bilmen = Senin kalbin üzerine, tâ ki, sen korkutuculardan olasın.
Ömer Öngüt = Senin kalbine indirmiştir ki, uyarıcılardan olasın.
Şaban Piriş = Uyarıcılardan olman için senin kalbine
Sadık Türkmen = Senin kalbine ki, uyarıcılardan olman için!
Seyyid Kutub = Senin kalbine; uyarıcılardan biri olasın diye.
Suat Yıldırım = (193-195) Onu Rûhu’l-emin, uyaran nebîlerden olman için, senin kalbine açık ve vazıh bir Arapça ile indirmiştir.
Süleyman Ateş = Senin kalbine; uyarıcılardan olman için,
Tefhim-ul Kuran = Uyarıcı korkutuculardan olman için, senin kalbinin üzerine (indirmiştir).
Ümit Şimşek = Senin kalbine indirdi, uyarıcılardan olasın diye,
Yaşar Nuri Öztürk = Senin kalbine ki, uyarıcılardan olasın.
İskender Ali Mihr = Nezirlerden (uyaranlardan) olman için senin kalbine.
İlyas Yorulmaz = Uyarıcı elçilerden birisi olman için, vahyi kalbine indiren o dur.
بِلِسَانٍ عَرَبِيٍّ مُّبِينٍ
Şu’arâ / 195 -
Bi lisânin arabiyyin mubîn(mubînin).
Diyanet İşleri = (193-195) Uyarıcılardan olasın diye onu güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine apaçık Arapça bir dil ile indirmiştir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Apaçık Arapçayla.
Abdullah Parlıyan = Ve çevrendekileri apaçık Arap diliyle uyarasın.
Adem Uğur = Apaçık Arapça bir dille.
Ahmed Hulusi = Apaçık bir Arapça anlatım diliyle!
Ahmet Tekin = Açık, edebî Arap diliyle indirdi.
Ahmet Varol = Apaçık Arapça bir dille.
Ali Bulaç = Apaçık Arapça bir dille.
Ali Fikri Yavuz = Açık bir Arab dili ile...
Ali Ünal = Apaçık Arapça dilinde.
Bayraktar Bayraklı = (193-195) Kur'ân'ı, Rûhulemîn/Cebrâil, uyarıcılardan olasın diye, apaçık Arap diliyle, senin kalbine indirmiştir.
Bekir Sadak = (193-19) 5 Apacik arap diliyle, uyaranlardan olman icin onu Cebrail senin kalbine indirmistir.
Celal Yıldırım = (193-194-195) Uyarıcılardan olasın diye Ruhu'l-emîn (Melek Cebrail) onu senin kalbine açık-seçik Arap diliyle indirmiştir.
Cemal Külünkoğlu = (193-195) (Ey Muhammed!) Uyarıcılardan olasın diye onu güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine apaçık Arapça bir dil ile indirmiştir.
Diyanet İşleri (eski) = (193-195) Apaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir.
Diyanet Vakfi = (193-195) (Resûlüm!) Onu Rûhu'l-emîn (Cebrail) uyarıcılardan olasın diye, apaçık Arap diliyle, senin kalbine indirmiştir.
Edip Yüksel = Apaçık Arapça bir dille.
Elmalılı Hamdi Yazır = Açık parlak bir Arabi lisan ile
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = açık parlak bir Arapça ile.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Açık parlak bir Arapça lisan ile.
Gültekin Onan = Apaçık Arapça bir dille.
Harun Yıldırım = Apaçık Arapça bir dille.
Hasan Basri Çantay = (193-194-195) Onu Ruuh-ul Emîn, inzâr edicilerden olasın diye, senin kalbine ma'nâsı açık Arabca bir dil ile indirmişdir.
Hayrat Neşriyat = (193-195) Onu Rûhu’l-Emîn (Cebrâîl), korkutuculardan olman için, apaçık Arabca bir lisân ile senin kalbine indirmiştir.
İbni Kesir = Apaçık arab diliyle.
Kadri Çelik = Apaçık Arapça bir dille.
Muhammed Esed = (ve çevrendekileri) apaçık Arap diliyle (uyarasın).
Mustafa İslamoğlu = açık bir Arapça ile...
Ömer Nasuhi Bilmen = (195-196) Pek açık olan Arabî bir lisan ile. Ve şüphe yok ki, o, daha evvelkilerin kitaplarında da (mezkûr)dur.
Ömer Öngüt = Apaçık Arap diliyle.
Şaban Piriş = Apaçık Arapça ile..
Sadık Türkmen = Apaçık arapça (anladığınız) bir lisan ile.
Seyyid Kutub = Açık, yalın bir arapça ile
Suat Yıldırım = (193-195) Onu Rûhu’l-emin, uyaran nebîlerden olman için, senin kalbine açık ve vazıh bir Arapça ile indirmiştir.
Süleyman Ateş = Apaçık Arapça bir dille.
Tefhim-ul Kuran = Apaçık Arapça bir dille.
Ümit Şimşek = Apaçık bir Arapça lisan ile.
Yaşar Nuri Öztürk = Açık seçik Arapça bir dille indirdi.
İskender Ali Mihr = Apaçık bir Arap lisanı ile.
İlyas Yorulmaz = Apaçık Arapça bir dille (indirmiş).
وَإِنَّهُ لَفِي زُبُرِ الْأَوَّلِينَ
Şu’arâ / 196 -
Ve innehu lefî zuburil evvelîn(evvelîne).
Diyanet İşleri = Şüphesiz bu (Kur’an’ın indirileceği) öncekilerin kitaplarında da vardı.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve şüphe yok ki o hükümler, elbette önceki kitaplarda da var.
Abdullah Parlıyan = Ve bu mesaj, temel çizgileriyle hiç şüphesiz ilâhî hikmetleri bildiren, önceki kitaplarda da yer almaktadır.
Adem Uğur = O, şüphesiz daha öncekilerin kitaplarında da vardır.
Ahmed Hulusi = Şüphesiz ki O (hakikat bilgisi), öncekilerin hikmetli bilgilerinde de vardır.
Ahmet Tekin = Kur’ân âyetlerinin bir kısmı, özü itibariyle daha önceki peygamberlerin kitaplarında bölümler halinde mevcuttur.
Ahmet Varol = Şüphesiz o öncekilerin kitaplarında da vardır. [6]
Ali Bulaç = Ve hiç şüphesiz, o (Kur'an), geçmişlerin kitaplarında da vardır.
Ali Fikri Yavuz = Gerçekten o, (Kur’an’ın nâzil olacağına dair vasıf) daha evvelki kitablarda da vardır.
Ali Ünal = O, önceki kitaplarda haber verilmiştir.
Bayraktar Bayraklı = Kur'ân, şüphesiz daha öncekilerin kitaplarında da vardır.[384]
Bekir Sadak = O, daha oncekilerin kitabinda da zikredilmistir.
Celal Yıldırım = Hem o, öncekilere (indirilen semavî) kitaplarda da (bazı özellikleriyle) vardır.
Cemal Külünkoğlu = Şüphesiz bu (Kur'an'ın indirileceği ve peygamberin geleceği haberi) öncekilerin kitaplarında da vardır.
Diyanet İşleri (eski) = O, daha öncekilerin kitabında da zikredilmiştir.
Diyanet Vakfi = O, şüphesiz daha öncekilerin kitaplarında da vardır.
Edip Yüksel = Daha önceki kitaplarda da anılmıştır.
Elmalılı Hamdi Yazır = Hem o şübhesiz evvelkilerin kitablarında da var
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O, şüphesiz öncekilerin kitaplarında da var.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = O, şüphesiz daha öncekilerin kitaplarında da vardı.
Gültekin Onan = Ve hiç şüphesiz, o (Kuran), geçmişlerin kitaplarında da vardır.
Harun Yıldırım = O, şüphesiz daha öncekilerin kitaplarında da vardır.
Hasan Basri Çantay = Şübhe yok ki o (Kur'an) daha evvelkilerin kitablarında da vardır.
Hayrat Neşriyat = Ve şübhesiz ki o(nun zikri) daha öncekilerin kitablarında da elbet vardır.
İbni Kesir = O, daha öncekilerin kitablarında vardır.
Kadri Çelik = Ve hiç şüphesiz o (Kur'an'daki hakikatler), geçmişlerin kitaplarında da vardır.
Muhammed Esed = Ve bu (mesaj, temel çizgileriyle), hiç şüphesiz, ilahi hikmetleri bildiren önceki kitaplarda da yer almaktadır.
Mustafa İslamoğlu = Yine kuşku yok ki bu (mesaj), öncekilerin hikmet yüklü sayfalarında da yer almakta.
Ömer Nasuhi Bilmen = (195-196) Pek açık olan Arabî bir lisan ile. Ve şüphe yok ki, o, daha evvelkilerin kitaplarında da (mezkûr)dur.
Ömer Öngüt = O daha öncekilerin kitaplarında da vardır.
Şaban Piriş = O, önceki kitaplarda da (bildirilmiştir)
Sadık Türkmen = Kuşkusuz o, öncekilerin kitaplarında da vardır.
Seyyid Kutub = Kur'an'ın temel ilkeleri, daha önceki ümmetlerin kutsal kitaplarında da yer almıştı.
Suat Yıldırım = Bu Kur’ân’a, elbette öncekilerin kitaplarında da işaret edilmişti.
Süleyman Ateş = O(nun içeriği), evvelkilerin Kitaplarında da vardır.
Tefhim-ul Kuran = Ve hiç şüphesiz, o (Kur'an), geçmişlerin kitaplarında da vardır.
Ümit Şimşek = Önceki kitaplarda da onun bahsi vardı.
Yaşar Nuri Öztürk = O, elbette ki öncekilerin kitaplarında da var.
İskender Ali Mihr = Ve muhakkak ki O, evvelkilerin (kitaplarının) sayfalarında mutlaka vardır.
İlyas Yorulmaz = O vahiy (emirler) daha önceki sahifelerde de vardı.
أَوَلَمْ يَكُن لَّهُمْ آيَةً أَن يَعْلَمَهُ عُلَمَاء بَنِي إِسْرَائِيلَ
Şu’arâ / 197 -
E ve lem yekun lehum âyeten en ya’lemehu ulemâu benî isrâîl(isrâîle).
Diyanet İşleri = İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar (Mekke müşrikleri) için bir delil değil midir?
Abdulbaki Gölpınarlı = Onu, İsrâiloğullarının bilginlerinin bilmesi de bir delil değil miydi onlara?
Abdullah Parlıyan = İsrailoğulları arasındaki bilginlerin, bu gerçeği bilmeleri, onlar için gerçeği yansıtan bir belge ve kanıt değil midir?
Adem Uğur = Benî İsrail bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir delil değil midir?
Ahmed Hulusi = İsrailoğullarının âlimlerinin Onu bilmesi, onlar için bir delil değil midir?
Ahmet Tekin = İsrâiloğulları’nın bilginlerinin Kurân’ı bilmesi, tanıması onlar için bir delil değil midir?'
Ahmet Varol = İsariloğulları bilginlerinin onu bilmeleri onlar için bir delil değil midir?
Ali Bulaç = İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi onlar için bir delil (ayet) değil mi?
Ali Fikri Yavuz = İsrailoğulları âlimlerin, kitâblarında Kur’an’ın vasfını bilmesi de, o kâfirlere bir delil değil mi? (Bundan da Kur’an’ın sıhhatini anlamıyorlar mı?...)
Ali Ünal = Bu gerçeği İsrail Oğulları âlimlerinin bilmesi, o müşrikler için yeterli bir delil teşkil etmez mi?
Bayraktar Bayraklı = İsrâiloğullarının bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir delil değil midir?
Bekir Sadak = Israilogullari bilginlerinin bunu bilmeye bir delilleri yok muydu?
Celal Yıldırım = Onu İsrail oğulları'ndan olan ilim adamlarının bilmesi onlar için (gerçeği yansıtan) bir belge ve kanıt değil midir?
Cemal Külünkoğlu = İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, inkârcılar için bir delil değil midir?
Diyanet İşleri (eski) = İsrailoğulları bilginlerinin bunu bilmeye bir delilleri yok muydu?
Diyanet Vakfi = Benî İsrail bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir delil değil midir?
Edip Yüksel = İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmiş olması onlar için yeterli bir delil oluşturmuyor mu?
Elmalılı Hamdi Yazır = Onu Beni İsrail ulemasının bilmesi de onlara bir âyet (bir delil) değil mi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Beni İsrail bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir delil değil mi?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir âyet (delil) değil midir?
Gültekin Onan = İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi onlar için bir ayet değil mi?
Harun Yıldırım = Benî İsrail bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir delil değil midir?
Hasan Basri Çantay = İsrâîl oğulları bilginlerinin bunu bilmesi de onlar için bir âyet (bir delîl) değil miydi?
Hayrat Neşriyat = İsrâiloğulları âlimlerinin bunu (kitablarında görerek) bilmesi, onlar için bir delil değil midir?
İbni Kesir = İsrailoğullarının bilginlerinin bunu bilmesi de onlar için bir ayet değil midir?
Kadri Çelik = İsrail oğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar için ispatlayıcı bir delil (ayet) değil mi?
Muhammed Esed = İsrailoğulları arasındaki (birçok) bilginin bu (gerçeği) bilmeleri onlar için yeterli bir belirti sayılmaz mı?
Mustafa İslamoğlu = İsrailoğullarına mensup alimlerin bunu bilmeleri onlar için delil olarak yeterli değil miydi?
Ömer Nasuhi Bilmen = Onlar için bir delil olmuş değil midir, onu Benî İsrail âlimlerinin bilir olmaları.
Ömer Öngüt = İsrâiloğullarının bilginlerinin onu bilmesi, onlar (Mekke müşrikleri) için bir delil değil midir?
Şaban Piriş = İsrailoğulları’nın bilginlerinin onu bilmeleri, onlar için bir belge değil midir?
Sadık Türkmen = Onlar için bir delil değil mi? İsrailoğulları’nın bilginlerinin onu (Kur’an’ı) bilmesi!
Seyyid Kutub = İsrailoğulları bilginlerinin bu Kur'an'dan haberdar olmaları müşrikler için bir delil değil mi?
Suat Yıldırım = İsrailoğullarından bilginlerin onu bilmeleri, onlar için bir delil değil midir?
Süleyman Ateş = İsrâiloğulları bilginlerinin onu bilmesi de onlar için (Kur'ân'ın Güvenilir Rûh tarafından vahyedildiğine) yeterli bir delil değil mi?
Tefhim-ul Kuran = İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi onlar için ispatlayıcı bir delil (ayet) değil mi?
Ümit Şimşek = İsrailoğulları bilginlerinin bunu bilmesi onlar için bir delil değil mi?
Yaşar Nuri Öztürk = Beni İsrail bilginlerinin de onu bilmesi bunlar için bir belirti/kanıt değil mi?
İskender Ali Mihr = Ve Benî İsrail’in ulemasının (âlimlerinin) O’nu bilmesi, onlar için bir delil olmadı mı?
İlyas Yorulmaz = İsrail oğullarının âlimlerinin bu inen vahyi bilmeleri onlar için bir işaret olmadı mı?
وَلَوْ نَزَّلْنَاهُ عَلَى بَعْضِ الْأَعْجَمِينَ
Şu’arâ / 198 -
Ve lev nezzelnâhu alâ ba’dıl a’cemîn(a’cemîne).
Diyanet İşleri = (198-199) Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik ve o da bunu kendilerine okusaydı, yine buna inanmazlardı.
Abdulbaki Gölpınarlı = Kur'ân'ı Arap olmayanlardan, Arapça bilmeyenlerden birisine indirseydik de.
Abdullah Parlıyan = Kur'ân'ı Arap olmayanlardan birisine indirseydik de,
Adem Uğur = Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de,
Ahmed Hulusi = Eğer Onu Arapça bilmeyen birine inzâl etseydik;
Ahmet Tekin = Biz Kur’ân’ı, Arapça bilmeyenlerden birine bölüm bölüm indirsek Kur’ân’a iman etmezlerdi.
Ahmet Varol = Eğer onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de,
Ali Bulaç = Onu Arapça bilmeyen birine indirmiş olsaydık.
Ali Fikri Yavuz = Eğer onu Arabca bilmiyenlerden birine indirseydik de,
Ali Ünal = Fakat Biz onu, Arap olmayan birine indirmiş olsaydık,
Bayraktar Bayraklı = (198-199) Biz, Kur'ân'ı Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de bunu onlara o okusaydı, yine ona iman etmezlerdi.
Bekir Sadak = (198-19) 9 Biz Kuran'i arabca bilmeyen kimselerden birine indirseydik de o bunlari okusaydi yine de ona inanmazlardi.
Celal Yıldırım = (198-199) Eğer Kur'ân'ı Arap olmayanlardan birine indirseydik, o da onlara bunu okusaydı, yine de ona inanacak değillerdi.
Cemal Külünkoğlu = (198-199) Eğer biz Kur'an'ı ana dili Arapça olmayan birine indirseydik de bunu onlara o okusaydı, yine ona iman etmezlerdi.
Diyanet İşleri (eski) = (198-199) Biz Kuran'ı Arapça bilmeyen kimselerden birine indirseydik de o bunları okusaydı yine de ona inanmazlardı.
Diyanet Vakfi = (198-199) Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu onlara o okusaydı, yine ona iman etmezlerdi.
Edip Yüksel = Onu bir takım yabancılara indirseydik,
Elmalılı Hamdi Yazır = Eğer onu Arabca bilmiyenlerin birine indirseydik de
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Eğer onu Arapça bilmeyenlerin birine indirseydik de,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (198-199) Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu o okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi.
Gültekin Onan = Onu Arapça bilmeyen birine indirmiş olsaydık.
Harun Yıldırım = Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de,
Hasan Basri Çantay = Biz onu Arabca bilmeyenlerden birine indirseydik de,
Hayrat Neşriyat = (198-199) Eğer onu Arabca bilmeyen kimselerden birine indirseydik de, (o kimse) onu onlara (Mekkeli müşriklere) okusaydı, (yine de) ona îmân eden kimseler olmazlardı!
İbni Kesir = Biz, onu arapça bilmeyen kimselerden birine indirseydik.
Kadri Çelik = Onu Arapça bilmeyen birine de indirmiş olsaydık.
Muhammed Esed = Onu Arap olmayan birine indirseydik,
Mustafa İslamoğlu = Ve eğer Biz onu yabancı birine indirseydik;
Ömer Nasuhi Bilmen = (198-199) Eğer onu Arapça bilmeyenlerin bazısı üzerine indirmiş olsa idik. Artık onu onlara karşı okuyacak olsa idi ona imân edenler olmuş olmazlardı.
Ömer Öngüt = Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de,
Şaban Piriş = Eğer onu bir yabancıya indirseydik,
Sadık Türkmen = Eğer onu (Kur’an’ı) yabancılardan birisi üzerine indirseydik,
Seyyid Kutub = Eğer biz Kur'an'ı ana dili arapça olmayan birine indirseydik de,
Suat Yıldırım = (198-199) Eğer Biz Kur’ân’ı arap olmayanlardan birine indirseydik de onu kendilerine okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi.
Süleyman Ateş = Biz onu yabancılardan birine indirseydik de,
Tefhim-ul Kuran = Onu Arapça bilmeyen birine de indirmiş olsaydık,
Ümit Şimşek = Eğer Biz onu yabancı birisine indirseydik,
Yaşar Nuri Öztürk = Biz onu Arapça konuşmayanlardan birine indirseydik de,
İskender Ali Mihr = Ve eğer Biz, O’nu bir kısım a’cemine (Arap olmayan bir gruba) indirseydik.
İlyas Yorulmaz = Biz o kitabı, yabancıların bazısına indirmiş olsaydık.
فَقَرَأَهُ عَلَيْهِم مَّا كَانُوا بِهِ مُؤْمِنِينَ
Şu’arâ / 199 -
Fe karaehu aleyhim mâ kânû bihî mu’minîn(mu’minîne).
Diyanet İşleri = (198-199) Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik ve o da bunu kendilerine okusaydı, yine buna inanmazlardı.
Abdulbaki Gölpınarlı = Onlara okusaydı gene inanmazlardı.
Abdullah Parlıyan = o da Kur'ân'ı onlara okusaydı, yine O'na inanmayacaklardı.
Adem Uğur = Bunu onlara o okusaydı, yine ona iman etmezlerdi.
Ahmed Hulusi = Onu, onlara bildirseydi; gene Ona iman etmezlerdi.
Ahmet Tekin = Kur’ân’ı, onlara okusaydı, inceletseydi, yine iman etmezlerdi.
Ahmet Varol = Onu kendilerine okusaydı, ona iman edecek değillerdi.
Ali Bulaç = Böylece onlara okusaydı, yine ona iman edecek değillerdi.
Ali Fikri Yavuz = Onu Kureyş kâfirleri üzerine okusaydı, yine iman etmiyeceklerdi.
Ali Ünal = Ve o da bu Kitabı kendilerine okusaydı, onlar ona yine de inanmazlardı.
Bayraktar Bayraklı = (198-199) Biz, Kur'ân'ı Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de bunu onlara o okusaydı, yine ona iman etmezlerdi.
Bekir Sadak = (198-19) 9 Biz Kuran'i arabca bilmeyen kimselerden birine indirseydik de o bunlari okusaydi yine de ona inanmazlardi.
Celal Yıldırım = (198-199) Eğer Kur'ân'ı Arap olmayanlardan birine indirseydik, o da onlara bunu okusaydı, yine de ona inanacak değillerdi.
Cemal Külünkoğlu = (198-199) Eğer biz Kur'an'ı ana dili Arapça olmayan birine indirseydik de bunu onlara o okusaydı, yine ona iman etmezlerdi.
Diyanet İşleri (eski) = (198-199) Biz Kuran'ı Arapça bilmeyen kimselerden birine indirseydik de o bunları okusaydı yine de ona inanmazlardı.
Diyanet Vakfi = (198-199) Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu onlara o okusaydı, yine ona iman etmezlerdi.
Edip Yüksel = Ve onu onlara okusaydı ona inanmıyacaklardı.
Elmalılı Hamdi Yazır = o kendilerine kıraet etse idi yine iyman etmiyeceklerdi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (198-199) Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu o okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (198-199) Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu o okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi.
Gültekin Onan = Böylece onlara okusaydı, yine ona inançlı olmayacaklardı.
Harun Yıldırım = Bunu onlara o okusaydı, yine ona iman etmezlerdi.
Hasan Basri Çantay = onlara karşı bunu okusaydı yîne buna îman edici kimseler değillerdi onlar.
Hayrat Neşriyat = Ve o, bunu onlara okusaydı, yine de ona inananlardan olmazlardı.
İbni Kesir = Böylece onlara karşı onu okusaydı, yine ona iman edecek değillerdi.
Kadri Çelik = ve bu yabancı onu (kendi diliyle) onlara okusaydı, onlar yine inanacak değillerdi.
Muhammed Esed = o da o (mesajı) kendilerine okusaydı, yine de ona inanmazlardı.
Mustafa İslamoğlu = (198-199) Eğer onu Arapça bilmeyenlerin bazısı üzerine indirmiş olsa idik. Artık onu onlara karşı okuyacak olsa idi ona imân edenler olmuş olmazlardı.
Ömer Nasuhi Bilmen = (198-199) Eğer onu Arapça bilmeyenlerin bazısı üzerine indirmiş olsa idik. Artık onu onlara karşı okuyacak olsa idi ona imân edenler olmuş olmazlardı.
Ömer Öngüt = O da onlara okusaydı, yine de ona inanmazlardı.
Şaban Piriş = O da onlara okusaydı, yine de ona inanmazlardı.
Sadık Türkmen = Onu o müşriklere okusaydı ona yine inanmazlardı.
Seyyid Kutub = Onu o müşriklere okusaydı ona yine inanmazlardı.
Suat Yıldırım = Onu onlara okusaydı, ona inanmazlardı:
Süleyman Ateş = Onu onlara okusaydı, ona inanmazlardı:
Tefhim-ul Kuran = Böylece onlara karşı onu okusaydı, yine ona iman edecek değillerdi.
Ümit Şimşek = Ve onu bu yabancı kimse kendilerine okusaydı, yine inanmazlardı.
Yaşar Nuri Öztürk = O onu onlara okusaydı, yine de ona inanmayacaklardı.
İskender Ali Mihr = Böylece onlara, O’nu okusaydı (gene de) O’na îmân etmezlerdi (mü’min olmazlar, Allah’a ulaşmayı dilemezlerdi).
İlyas Yorulmaz = Ve o yabancı kitabı onlara okumuş olsa idi, yine inananlardan olmazlardı.
كَذَلِكَ سَلَكْنَاهُ فِي قُلُوبِ الْمُجْرِمِينَ
Şu’arâ / 200 -
Kezâlike seleknâhu fî kulûbil mucrimîn(mucrimîne).
Diyanet İşleri = İşte böylece biz onu (Kur’an’ı) suçluların kalbine soktuk.
Abdulbaki Gölpınarlı = Biz, böylece Kur'ân'ı, mücrimlerin gönüllerine kadar işlettik.
Abdullah Parlıyan = Biz küfrü onların kalbine öylesine soktuk, veya biz Kur'ân'ı onların kalplerine öyle soktuk, yani kendi dilleriyle indirdik, manasını çok iyi anladılar.
Adem Uğur = Onu günahkârların kalplerine böyle soktuk.
Ahmed Hulusi = İşte Onu, (hakikati inkâr) suçu işleyenlerin akıllarına bu kadar sokarız!
Ahmet Tekin = Kur’ân’ı yalanlamayı, inkârı ve hidayeti kafalarına, kalplerine soktuğumuz gibi, onun, Kur’ân’ın İslâm’a planlı cephe alarak, müslümanlığı, müslüman nesilleri yozlaştırma, yok etme suçu işleyen güç ve iktidar sahibi âsilerin, suçluların, günahkârların kafalarında, kalplerinde yankı bulmadan geçip gitmesine de biz yol açtık.
Ahmet Varol = Biz onu suçluların kalplerine işte böyle soktuk.
Ali Bulaç = Biz onu, suçlu günahkarların kalbine işte böyle işlettik.
Ali Fikri Yavuz = Biz, o küfrü mücrimlerin kalblerine öyle sokmuşuz ki,
Ali Ünal = Kur’ân’ı hayatları günah hasadından ibaret o inkârcı suçluların kalblerinden (inkâr ve günahta ısrarları sebebiyle) işte böyle, kalıcı bir tesir bırakmadan geçirip gidiyoruz:
Bayraktar Bayraklı = (200-201) Onu, günahkârların kalplerine böyle soktuk. Bu yüzden, acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.
Bekir Sadak = (200-20) 2 Suclularin kalblerine Kuran'i boylece sokariz da, can yakici azabi gormedikce ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir.
Celal Yıldırım = (200-201) İşte biz onu (=inkâr ve sapıklığı) böylece suçlu günahkârların kalblerine aktarıp soktuk da elem verici azabı görmedikçe mümkün değil ona inanmazlar.
Cemal Külünkoğlu = (200-201) Biz onu (kendi dilleriyle anlatarak Kur'an'ın), o günahkârların kalplerine girmesini sağladık. Ama onlar yine de, o can yakıcı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.
Diyanet İşleri (eski) = (200-202) Suçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir.
Diyanet Vakfi = (200-201) Onu günahkârların kalplerine böyle soktuk. Onun için, acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.
Edip Yüksel = İşte biz onu suçluların kalplerine böylece (yabancı bir dil gibi) sokarız.
Elmalılı Hamdi Yazır = Biz onu mücrimlerin kalblerine öyle sokmuşuzdur.
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Biz onu suçluların kalbine öyle sokmuşuzdur.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (200-201) Böylece onu günahkarların kalplerine soktuk. (Okuyup anladılar, ama yine de) acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.
Gültekin Onan = Biz onu, suçlu günahkarların kalbine işte böyle işlettik.
Harun Yıldırım = Onu günahkârların kalplerine böyle soktuk.
Hasan Basri Çantay = Biz (küfrü) o günahkârların kalbine Öyle bir sokduk ki,
Hayrat Neşriyat = İşte onu (o küfrü) günahkârların kalblerine (yalanlamalarındaki inadları sebebiyle) böyle sokmuşuzdur.
İbni Kesir = İşte böylece onu suçluların kalbine sokarız.
Kadri Çelik = Biz böylece onu, suçlu günahkârların kalplerine soktuk (da okuyup anlamış oldular).
Muhammed Esed = Biz bu (mesajı)n o günahkarların kalplerinden (bir yankı bulmadan) geçip gitmesine yol açtık:
Mustafa İslamoğlu = İşte Biz vahyin, günaha batmışların kalplerinde (etki etmeden) geçip gitmesini böyle sağlamışızdır.
Ömer Nasuhi Bilmen = İşte öylece onu (küfrü) günahkârların kalplerine sokmuşuzdur.
Ömer Öngüt = İşte böylece onu o günahkârların kalplerine soktuk.
Şaban Piriş = İşte böylece onu suçluların kalbine sokarız da..
Sadık Türkmen = Işte, suçluların kalpleri böyledir!
Seyyid Kutub = Böylece inanmamayı ağır suçluların kalplerine aşıladık.
Suat Yıldırım = (200-201) İşte aynen bunun gibi, Biz o yalanlamayı suçlu kâfirlerin kalplerine öyle bir soktuk ki, o can yakıcı azaba girmedikçe ona iman etmezler.
Süleyman Ateş = Biz onu, suçluların kalblerine öyle soktuk.
Tefhim-ul Kuran = Biz onu, suçlu günahkârların kalbine işte böyle geçirip yürüttük.
Ümit Şimşek = Mücrimlerin kalplerinde inkârı Biz böyle yerleştirmişizdir.
Yaşar Nuri Öztürk = Biz onu suçluların kalplerine işte böyle yolladık.
İskender Ali Mihr = Biz O’nu, mücrimlerin kalplerine işte böyle soktuk (işledik).
İlyas Yorulmaz = Biz o kitabı günahkârların kalbinden geçirdik.
لَا يُؤْمِنُونَ بِهِ حَتَّى يَرَوُا الْعَذَابَ الْأَلِيمَ
Şu’arâ / 201 -
Lâ yu’minûne bihî hattâ yeravul azâbel elîm(elîme).
Diyanet İşleri = (201-203) Onlar, farkında olmadan ansızın kendilerine gelecek olan elem dolu azabı görüp de, “Bize mühlet verilmez mi?” demedikçe, ona inanmazlar.
Abdulbaki Gölpınarlı = Fakat elemli azâbı görmedikçe inanmazlar ona.
Abdullah Parlıyan = Fakat yine de can yakıcı azabı görünceye kadar, O'na inanmazlar.
Adem Uğur = Onun için, acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.
Ahmed Hulusi = Feci azabı görünceye kadar Ona iman etmezler.
Ahmet Tekin = Can yakıp inleten müthiş azâbı görmedikçe onlar Kur’ân’a iman etmeyecekler.
Ahmet Varol = Acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.
Ali Bulaç = Onlar, o pek acı azabı görünceye kadar ona inanmazlar.
Ali Fikri Yavuz = O acıklı azabı görecekleri ana kadar, bu Kur’ân’a iman etmezler.
Ali Ünal = (Onun Kelâmımız olduğunu gösteren apaçık ve reddedilemez delillere rağmen,) can yakıcı azapla karşı karşıya gelinceye kadar ona inanmayacaklardır.
Bayraktar Bayraklı = (200-201) Onu, günahkârların kalplerine böyle soktuk. Bu yüzden, acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.
Bekir Sadak = (200-20) 2 Suclularin kalblerine Kuran'i boylece sokariz da, can yakici azabi gormedikce ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir.
Celal Yıldırım = (200-201) İşte biz onu (=inkâr ve sapıklığı) böylece suçlu günahkârların kalblerine aktarıp soktuk da elem verici azabı görmedikçe mümkün değil ona inanmazlar.
Cemal Külünkoğlu = (200-201) Biz onu (kendi dilleriyle anlatarak Kur'an'ın), o günahkârların kalplerine girmesini sağladık. Ama onlar yine de, o can yakıcı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.
Diyanet İşleri (eski) = (200-202) Suçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir.
Diyanet Vakfi = (200-201) Onu günahkârların kalplerine böyle soktuk. Onun için, acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.
Edip Yüksel = Acı azabı görünceye kadar ona inanmazlar.
Elmalılı Hamdi Yazır = İyman etmezler ana tâ o elim azâbı görecekleri deme kadar
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Onlar acı azabı görecekleri zamana kadar ona iman etmezler
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (200-201) Böylece onu günahkarların kalplerine soktuk. (Okuyup anladılar, ama yine de) acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.
Gültekin Onan = Onlar, o pek acı azabı görünceye kadar ona inanmazlar.
Harun Yıldırım = Onun için, acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.
Hasan Basri Çantay = o pek çetin azâbı görecekleri (âna) kadar onlar (kaabil değil) bu (Kur'ana) inanmazlar.
Hayrat Neşriyat = Elemli bir azâbı görmedikçe ona îmân etmezler.
İbni Kesir = Elim azabı görünceye kadar ona inanmazlar.
Kadri Çelik = Onlar, o pek acıklı azabı görünceye kadar ona inanmazlar.
Muhammed Esed = o can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmayacaklardır.
Mustafa İslamoğlu = Can yakıcı bir azabı görünceye kadar bu (vahye) iman etmeyecekler;
Ömer Nasuhi Bilmen = O pek acılı azabı görünceye değin ona (Kur'an'a) imân etmezler.
Ömer Öngüt = Onlar o acıklı azabı görünceye kadar ona inanmazlar.
Şaban Piriş = Acı azabı görünceye kadar yine de ona inanmazlar.
Sadık Türkmen = Acı azabı görmedikçe ona inanmıyorlar.
Seyyid Kutub = Onlar acıklı azabı görmedikçe ona inanmazlar.
Suat Yıldırım = (200-201) İşte aynen bunun gibi, Biz o yalanlamayı suçlu kâfirlerin kalplerine öyle bir soktuk ki, o can yakıcı azaba girmedikçe ona iman etmezler.
Süleyman Ateş = Acı azâbı görünceye kadar da ona inanmazlar.
Tefhim-ul Kuran = Onlar, o pek acıklı azabı görünceye kadar ona inanmazlar.
Ümit Şimşek = Öyle ki, acı azabı görmedikçe iman etmezler.
Yaşar Nuri Öztürk = Acıklı azabı görünceye değin ona inanmazlar.
İskender Ali Mihr = Onlar elîm azabı görmedikçe O’na îmân etmezler (mü’min olmazlar, Allah’a ulaşmayı dilemezlerdi).
İlyas Yorulmaz = Onlar acıklı azabı görünceye kadar, o kitaba inanmazlar.
فَيَأْتِيَهُم بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
Şu’arâ / 202 -
Fe ye’tîyehum bagteten ve hum lâ yeş’urûn(yeş’urûne).
Diyanet İşleri = (201-203) Onlar, farkında olmadan ansızın kendilerine gelecek olan elem dolu azabı görüp de, “Bize mühlet verilmez mi?” demedikçe, ona inanmazlar.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ansızın gelip çatar onlara ve onlar anlamazlar bile.
Abdullah Parlıyan = O azab ki, sonunda onların hiç beklemedikleri bir anda ansızın gelip çatacaktır.
Adem Uğur = İşte bu (azap) onlara, kendileri farkında olmadan, ansızın geliverecektir.
Ahmed Hulusi = (Ölüm azabı) onlara, düşünmedikleri bir anda, ansızın gelir! (Ölüm, en büyük azaptır; çünkü kişi ölümü tadarak hakikatini bizzat müşahede eder ve hakikatinin hakkını veremediğini kavrar; artık bunun gereğini yerine getirme imkânı kalmadığını idrak ederek çok büyük bir pişmanlığın azabı içine düşer. A. H. )
Ahmet Tekin = İşte o azap da, onlara, ansızın, farkında olmadıkları bir sırada gelecek.
Ahmet Varol = (Azap) onlara, kendileri farkında olmadan ansızın gelir.
Ali Bulaç = Artık o (azab), kendileri şuurunda olmadan onlara apansız gelecektir.
Ali Fikri Yavuz = İşte, bu azab, hiç farkında değillerken, ansızın kendilerine gelecektir.
Ali Ünal = Ama o azap, onlar onu hiç beklemezken ve farkına da varamadan ansızın başlarında patlayıverir.
Bayraktar Bayraklı = O azap onlara ansızın gelir. Onlar hiç farkedemezler.
Bekir Sadak = (200-20) 2 Suclularin kalblerine Kuran'i boylece sokariz da, can yakici azabi gormedikce ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir.
Celal Yıldırım = Bu azâb, farkına varmadıkları bir halde ansızın kendilerine gelir de,
Cemal Külünkoğlu = (202-203) İşte, hiç farkında olmadıkları bir sırada, o azap ansızın kendilerine gelecek ve: “Bize bir süre verilir mi?” diyecekler.
Diyanet İşleri (eski) = (200-202) Suçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir.
Diyanet Vakfi = İşte bu (azap) onlara, kendileri farkında olmadan, ansızın geliverecektir.
Edip Yüksel = Onlara ansızın, beklemedikleri bir anda gelecektir.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ki geliversin de kendilerine ansızın, hiç farkında değillerken
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = o azap kendilerine ansızın hiç farkında olmadıkları bir anda gelecektir,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = İşte bu (azab) onlara, kendileri farkında olmadan, ansızın geliverecektir.
Gültekin Onan = Artık o (azab), kendileri şuurunda olmadan onlara apansız gelecektir.
Harun Yıldırım = İşte bu onlara, kendileri farkında olmadan, ansızın geliverecektir.
Hasan Basri Çantay = İşte bu (azab) onlara, kendileri de farkında olmayarak, ansızın gelecekdir.
Hayrat Neşriyat = İşte (bu azab) onlara haberleri olmadan, ansızın gelecektir.
İbni Kesir = O da kendilerine apansız, haberleri olmadan geliverir.
Kadri Çelik = Artık o (azap), kendileri farkında olmadan onlara ansızın gelecektir.
Muhammed Esed = O azap ki, sonunda, onların hiç beklemedikleri bir anda ansızın gelip çatacaktır;
Mustafa İslamoğlu = nihayet bu azap kendileri farkında değilken ansızın onları bulacaktır.
Ömer Nasuhi Bilmen = Artık (o azap) onlara hiç farkedemez bir haldeler iken ansızın geliverir.
Ömer Öngüt = Azap onlara öyle ansızın gelir ki, onlar hiç farkında olmazlar.
Şaban Piriş = O azap, onlara farkında olmadıkları bir anda ansızın gelir.
Sadık Türkmen = Azap onlara ansızın gelir de onlar farkında bile olmazlar!
Seyyid Kutub = O azapla hiç farkında olmadıkları bir sırada, ansızın yüzyüze gelirler.
Suat Yıldırım = İşte bu azap, kendilerine ansızın gelir ki, onlar hiç farkında olmazlar.
Süleyman Ateş = Azâb onlara öyle ansızın gelir ki, onlar hiç farkında olmazlar.
Tefhim-ul Kuran = Artık o (azab), kendileri şuurunda olmadan onlara apansız gelecektir.
Ümit Şimşek = O azap, hiç ummadıkları anda, birden bire onlara geliverir.
Yaşar Nuri Öztürk = O azap onlara ansızın gelecek, farkında bile olmayacaklar.
İskender Ali Mihr = Böylece o (azap), onlara ansızın gelir ve onlar farkında olmazlar.
İlyas Yorulmaz = Haberleri olmadığı bir anda, o acıklı azap onlara ansızın gelinceye kadar inanmazlar.
فَيَقُولُوا هَلْ نَحْنُ مُنظَرُونَ
Şu’arâ / 203 -
Fe yekûlû hel nahnu munzarûn(munzarûne).
Diyanet İşleri = (201-203) Onlar, farkında olmadan ansızın kendilerine gelecek olan elem dolu azabı görüp de, “Bize mühlet verilmez mi?” demedikçe, ona inanmazlar.
Abdulbaki Gölpınarlı = Derler ki: Bize mühlet verilir mi acaba?
Abdullah Parlıyan = Azabı birden karşılarında bulunca, derler ki: İnanmamız için bize, imkan tanınır mı acaba?
Adem Uğur = O zaman: Bize (iman etmemiz için) mühlet verilir mi acaba? diyeceklerdir.
Ahmed Hulusi = (O vakit) derler ki: "Bize ek süre tanınır mı ki?"
Ahmet Tekin = O zaman: 'Bize iman etmemiz için mühlet verilir mi, acaba?' diyecekler.
Ahmet Varol = Bunun üzerine: 'Bize süre tanınır mı?' derler.
Ali Bulaç = Derler ki: "bize bir süre tanınır mı?"
Ali Fikri Yavuz = “Bize bir mühlet verilir mi?” diyecekler.
Ali Ünal = İşte o zaman, “Bize birazcık olsun süre verilip de kendimizi düzeltmemize imkân tanınamaz mı?” diye inlerler.
Bayraktar Bayraklı = “Acaba bize mühlet verilir mi?” derler.
Bekir Sadak = O zaman «Erteye birakilmaz miyiz?» derler.
Celal Yıldırım = Acaba bize mühlet verilmez mi ? derler.
Cemal Külünkoğlu = (202-203) İşte, hiç farkında olmadıkları bir sırada, o azap ansızın kendilerine gelecek ve: “Bize bir süre verilir mi?” diyecekler.
Diyanet İşleri (eski) = O zaman 'Erteye bırakılmaz mıyız?' derler.
Diyanet Vakfi = O zaman: Bize (iman etmemiz için) mühlet verilir mi acaba? diyeceklerdir.
Edip Yüksel = O zaman, 'Bize biraz daha süre verilmez mi?' derler.
Elmalılı Hamdi Yazır = Desinler ki acaba bize bir müsaade edilir mi?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (O zaman) diyecekler: «Acaba bize bir mühlet verilir mi?»
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = O zaman «Bize (iman etmemiz için) mühlet verilir mi acaba?...» diyeceklerdir.
Gültekin Onan = Derler ki: "Bize bir süre tanınır mı?"
Harun Yıldırım = O zaman: Bize mühlet verilir mi acaba? diyeceklerdir.
Hasan Basri Çantay = (Gelecekdir de «Acaba) bize bir mühlet verilir mî?» diyeceklerdir.
Hayrat Neşriyat = Bunun üzerine (onlar): 'Biz (acabâ îmân etmemiz için) mühlet verilen kimseler(olur) muyuz?' derler.
İbni Kesir = O zaman derler ki: Acaba bekletilemez miyiz?
Kadri Çelik = Derler ki: “Bize bir süre tanınır mı?”
Muhammed Esed = ve o zaman onlar: "Acaba geri bırakılamaz mıyız?" diye feryad edecekler.
Mustafa İslamoğlu = Bunun üzerine onlar "Bize (ilave) bir süre daha tanınamaz mı?" diyecekler.
Ömer Nasuhi Bilmen = İmdi derler ki: «Biz mühlet verilmişlerden miyiz?»
Ömer Öngüt = O zaman: “Acaba bize mühlet verilir mi?” derler.
Şaban Piriş = İşte o zaman: -Acaba bize biraz daha süre tanınır mı? derler.
Sadık Türkmen = Derler ki: “Acaba biz mühlet verilenlerden olur muyuz?”
Seyyid Kutub = O zaman «Acaba bize mühlet verilir mi?» derler.
Suat Yıldırım = İşte o zaman: "Acaba, bize, azıcık olsun, bir mühlet verilir mi" derler.
Süleyman Ateş = (Birden onu karşılarında bulunca) "Acaba bize süre verilir mi?" derler.
Tefhim-ul Kuran = Derler ki: «Bize bir süre tanınır mı?»
Ümit Şimşek = O zaman 'Bize mühlet yok mu?' derler.
Yaşar Nuri Öztürk = O zaman şöyle derler: "Acaba bize süre verilir mi?"
İskender Ali Mihr = “O zaman biz, bekletilenler (mühlet verilenler) olur muyuz?” dediler.
İlyas Yorulmaz = “Bizim için o azap ertelenmeyecek mi?” derler.
أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ
Şu’arâ / 204 -
E fe bi azâbinâ yesta’cilûn(yesta’cilûne).
Diyanet İşleri = Bizim azabımızın çabuklaşmasını mı istiyorlar?
Abdulbaki Gölpınarlı = Hâlâ azâbımızın çabucak gelmesini mi isterler?
Abdullah Parlıyan = Hâlâ bizim azabımızın, çabucak gelmesini mi istiyorlar?
Adem Uğur = (Durmadan mucize talebiyle) onlar bizim azabımızı mı çarçabuk istiyorlardı?
Ahmed Hulusi = Azabımızın kendilerinde açığa çıkmasını acele mi istiyorlar?
Ahmet Tekin = 'Yanlış mı duyduk? Azâbımızı küstahça çabuk istemiyorlar mıydı?'
Ahmet Varol = Onlar yine de azabımızın çarçabuk gelmesini mi istiyorlar?
Ali Bulaç = Onlar yine de azabımızı çabuklaştırmak mı istiyorlar?
Ali Fikri Yavuz = Şimdi onlar azabımızı çabuklaştırmak mı istiyorlar?
Ali Ünal = Şimdi ise onlara vereceğimiz cezanın hemen gelmesi mi istiyorlar?
Bayraktar Bayraklı = Onlar, azabımızın çabuk gelmesini mi istiyorlar?
Bekir Sadak = Bizim azabimizi mi acele istiyorlardi?
Celal Yıldırım = Onlar azabımızı mı acele istiyorlar ?
Cemal Külünkoğlu = (Buna rağmen) hala bizim azabımızın çabuklaşmasını mı istiyorlar?
Diyanet İşleri (eski) = Bizim azabımızı mı acele istiyorlardı?
Diyanet Vakfi = (Durmadan mucize talebiyle) onlar bizim azabımızı mı çarçabuk istiyorlardı?
Edip Yüksel = Onlar, hâlâ cezamıza karşı meydan mı okuyorlar?
Elmalılı Hamdi Yazır = Ya şimdi azâbımızı iviyorlar mı?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Acaba azabımızın acele gelmesini mi istiyorlar?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (Oysa dünyada iken) Onlar bizim azabımızı çarçabuk istiyorlardı.
Gültekin Onan = Onlar yine de azabımızı çabuklaştırmak mı istiyorlar?
Harun Yıldırım = Onlar bizim azabımızı mı çarçabuk istiyorlardı?
Hasan Basri Çantay = Onlar haalâ azabımızı çabuklatdırmak mı istiyorlar?
Hayrat Neşriyat = Şimdi (alay ederek) bizim azâbımızı mı acele istiyorlar?
İbni Kesir = Bizim azabımızı mı çabucak istiyorlardı.
Kadri Çelik = Onlar, bizim azabımızı çabuklaştırmak mı istiyorlar?
Muhammed Esed = O halde, azabımızın çarçabuk gelmesini mi istiyorlar?
Mustafa İslamoğlu = Ne! Şimdi onlar azabımızın hemen gelmesini mi istiyorlar?
Ömer Nasuhi Bilmen = Şimdi Bizim azabımızı isti'cal mi ederler?
Ömer Öngüt = Onlar bizim azabımızı mı acele istiyorlar?
Şaban Piriş = Oysa onlar, bir an önce azabımız için acele etmiyorlar mıydı?
Sadık Türkmen = Hâlâ bizim azabımızı acele mi istiyorlar?
Seyyid Kutub = Onlar azabımızın bir an önce gerçekleşmesini mi istiyorlar?
Suat Yıldırım = Hâlâ, onlar Bizim azabımızın çarçabuk gelmesini mi istiyorlar.
Süleyman Ateş = Hâlâ bizim azâbımızı mı acele istiyorlar (doğru söyleyenlerden isen bizi tehdid ettiğin azâbı getir mi diyorlar)?
Tefhim-ul Kuran = Onlar, yine de azabımızı çabuklaştırmak mı istiyorlar?
Ümit Şimşek = Hâlâ azabımızın çabuklaştırılmasını istiyorlar mı?
Yaşar Nuri Öztürk = Bizim azabımızı acele mi istiyorlar?
İskender Ali Mihr = Yoksa onlar azabımızı acele mi istiyorlar?
İlyas Yorulmaz = Peki, onlar azabımızı acele olarak istemediler mi?
أَفَرَأَيْتَ إِن مَّتَّعْنَاهُمْ سِنِينَ
Şu’arâ / 205 -
E fe raeyte in metta’nâhum sinîn(sinîne).
Diyanet İşleri = Ey Muhammed! Ne dersin; biz onları yıllarca (dünya nimetlerinden) yararlandırsak,
Abdulbaki Gölpınarlı = Diyelim ki yıllarca onları yaşattık, geçindirdik de.
Abdullah Parlıyan = Şimdi düşün ey Muhammed! Biz onları yıllarca yaşatsak,
Adem Uğur = Ne dersin! Eğer biz onları yıllarca yaşatsak.
Ahmed Hulusi = Görüyorsun işte. . . Onları senelerce çeşitli nimetlerle zevklendirsek,
Ahmet Tekin = Ne dersin? Onları, senelerce nimetlere boğsak zevk-u safa ettirsek, faydasız.
Ahmet Varol = Ne dersin, onları yıllarca (dünyalıklardan) yararlandırsak,
Ali Bulaç = Gördün mü; biz onları yıllarca yararlandırsak,
Ali Fikri Yavuz = Gördün ya, artık onları senelerce zevklendirsek,
Ali Ünal = Elbette farkındasın: onları nimetler içinde daha senelerce yaşatsak;
Bayraktar Bayraklı = Hiç düşündün mü; onları yıllarca dünya nimetleri içerisinde yaşatsak,
Bekir Sadak = (205-20) 7 Bana soylesene, Biz onlara yillar yili nimetler vermis olsak, sonra da tehdit edildikleri sey baslarina gelse, kendilerine verilmis olan nimetler onlara bir fayda saglar mi?
Celal Yıldırım = (205-206) Söylesen ya, eğer biz onları yıllarca (bolluk ve refah içinde) yararlandırıp geçindirsek, sonra da va'dolundukları (günün azabı) onlara geliverse,
Cemal Külünkoğlu = (205-206) Ne dersin? Biz onları yıllarca yaşatsak da, sonra tehdit edildikleri o azap başlarına gelse,
Diyanet İşleri (eski) = (205-207) Söylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı?
Diyanet Vakfi = (205-206) Ne dersin! Eğer biz onları yıllarca yaşatıp nimetlerden faydalandırsak, sonra tehdit edilmekte oldukları (azap) başlarına gelse!
Edip Yüksel = Gördüğün gibi, biz onları yıllarca yaşatsak
Elmalılı Hamdi Yazır = Gördün a artık onlara senelerce zevk ettirsek
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Gördün ya, onlara senelerce zevk ettirsek,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Gördün ya artık onlara senelerce zevk ettirsek,
Gültekin Onan = Gördün mü; biz onları yıllarca yararlandırsak,
Harun Yıldırım = Ne dersin! Eğer biz onları yıllarca yaşatsak.
Hasan Basri Çantay = (205-206-207) Şimdi sen bana haber ver: Biz onları senelerce yaşatıb fâidelendirsek de sonra kendilerine tehdîd olunageldikleri (azâb gelib) çatıverse o yaşayıb fâidelenmiş oldukları (yıllar) kendilerini kurtarabilir mi?
Hayrat Neşriyat = (205-206) Söyleyin bakalım! Eğer onları senelerce (yaşatıp) ni'metlendirsek, sonra da o tehdîd edilmekte oldukları (azab) başlarına gelse (ne yapacaklar?)
İbni Kesir = Gördün mü, şayet Biz onları yıllarca yararlandırsak;
Kadri Çelik = Baksana, biz onları yıllarca da yararlandırsak.
Muhammed Esed = İmdi, düşün, (ey Muhammed): onlara (dünya hayatının) tadını çıkarmaları için yıllarca fırsat vermişsek,
Mustafa İslamoğlu = Düşünsene bir: onlara yıllarca safa sürmeleri için fırsat versek;
Ömer Nasuhi Bilmen = Gördün mü onları senelerce faidelendirmiş olsak?
Ömer Öngüt = Gördün mü? Eğer biz onları yıllarca yaşatıp nimetlerden faydalandırsak,
Şaban Piriş = Gördün mü onları senelerce nimetlendirsek,
Sadık Türkmen = Gördün değil mi? Onları Biz yıllarca yaşatsak da,
Seyyid Kutub = Baksana, eğer onları yıllarca refah içinde yaşatsak da,
Suat Yıldırım = (205-207) Ne dersin? Onları yıllarca yaşatsak da, sonra tehdit edildikleri o azap başlarına gelse, onca seneler yaşayıp zevklenmeleri kendilerini kurtarabilir mi?
Süleyman Ateş = Baksana, biz onları yıllarca yaşatsak,
Tefhim-ul Kuran = Gördün mü; biz onları yıllarca yararlandırsak,
Ümit Şimşek = Ne dersin: Biz onları yıllarca nimetlerimizden nasiplendirsek,
Yaşar Nuri Öztürk = Görmedin mi ki, biz onları yıllarca nimetlendirsek de,
İskender Ali Mihr = İşte gördün mü? Onları senelerce metalandırsak bile.
İlyas Yorulmaz = Bakmaz mısın? Yıllar boyu onların yaşam ihtiyaçlarını biz sağladık.
ثُمَّ جَاءهُم مَّا كَانُوا يُوعَدُونَ
Şu’arâ / 206 -
Summe câehum mâ kânû yûadûn(yûadûne).
Diyanet İşleri = Sonra da kendilerine tehdit edildikleri şey gelse, (hâlleri nice olurdu?)
Abdulbaki Gölpınarlı = Sonra onlara vaadedilen azap geldi.
Abdullah Parlıyan = sonra tehdit edildikleri azap başlarına gelse,
Adem Uğur = Sonra tehdit edilmekte oldukları (azap) başlarına gelse!
Ahmed Hulusi = Sonra, uyarıldıkları başlarına gelse. . .
Ahmet Tekin = Sonra tehdit edilmekte oldukları azap da başlarına gelse, bir şey değişmeyecek.
Ahmet Varol = Sonra kendilerine vaadedilen başlarına gelse,
Ali Bulaç = Sonra kendilerine va'dolunan (azab günü) geliverse,
Ali Fikri Yavuz = Sonra kendilerine verilen azab vaadi gelip çatarsa,
Ali Ünal = Sonra da kendisiyle tehdit edildikleri azap başlarına gelse,
Bayraktar Bayraklı = Sonra da kendilerine uyarıldıkları azap gelse;
Bekir Sadak = (205-20) 7 Bana soylesene, Biz onlara yillar yili nimetler vermis olsak, sonra da tehdit edildikleri sey baslarina gelse, kendilerine verilmis olan nimetler onlara bir fayda saglar mi?
Celal Yıldırım = (205-206) Söylesen ya, eğer biz onları yıllarca (bolluk ve refah içinde) yararlandırıp geçindirsek, sonra da va'dolundukları (günün azabı) onlara geliverse,
Cemal Külünkoğlu = (205-206) Ne dersin? Biz onları yıllarca yaşatsak da, sonra tehdit edildikleri o azap başlarına gelse,
Diyanet İşleri (eski) = (205-207) Söylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı?
Diyanet Vakfi = (205-206) Ne dersin! Eğer biz onları yıllarca yaşatıp nimetlerden faydalandırsak, sonra tehdit edilmekte oldukları (azap) başlarına gelse!
Edip Yüksel = Ve sonra kendilerine söz verilen başlarına gelse,
Elmalılı Hamdi Yazır = Sonra kendilerine edilen vaid gelip çatarsa
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Sonra kendilerine yapılan tehdit gelip çatsa,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Sonra kendilerine vaad edilen (azab) gelip çatarsa,
Gültekin Onan = Sonra kendilerine vaadolunan (azab günü) geliverse,
Harun Yıldırım = Sonra tehdit edilmekte oldukları başlarına gelse!
Hasan Basri Çantay = (205-206-207) Şimdi sen bana haber ver: Biz onları senelerce yaşatıb fâidelendirsek de sonra kendilerine tehdîd olunageldikleri (azâb gelib) çatıverse o yaşayıb fâidelenmiş oldukları (yıllar) kendilerini kurtarabilir mi?
Hayrat Neşriyat = (205-206) Söyleyin bakalım! Eğer onları senelerce (yaşatıp) ni'metlendirsek, sonra da o tehdîd edilmekte oldukları (azab) başlarına gelse (ne yapacaklar?)
İbni Kesir = Sonra kendilerine vaadolunan şey başlarına gelse,
Kadri Çelik = Sonra kendilerine vaat edilen (azap günü) geliverse.
Muhammed Esed = ve sonra vaad edildikleri (azap) başlarına gelmişse;
Mustafa İslamoğlu = sonra vaad edilen azap başlarına gelse;
Ömer Nasuhi Bilmen = Sonra onlara tehdit edilmiş oldukları şey gelecek olsa.
Ömer Öngüt = Sonra da kendilerine vaad olunan şey (başlarına) gelse.
Şaban Piriş = Sonra da onlara vaat edilen azap gelse...
Sadık Türkmen = Sonra tehdit ediliyor oldukları şey kendilerine gelse,
Seyyid Kutub = Sonra tehdit edildikleri azap başlarına gelse;
Suat Yıldırım = (205-207) Ne dersin? Onları yıllarca yaşatsak da, sonra tehdit edildikleri o azap başlarına gelse, onca seneler yaşayıp zevklenmeleri kendilerini kurtarabilir mi?
Süleyman Ateş = Sonra tehdid edildikleri (azâb) kendilerine gelse,
Tefhim-ul Kuran = Sonra kendilerine va'dolunan (azab günü) geliverse,
Ümit Şimşek = Sonra da kendilerine vaad edilen şey başlarına geliverse,
Yaşar Nuri Öztürk = Sonra, tehdit edildikleri şey kendilerine ulaşsa,
İskender Ali Mihr = Sonra vaadolundukları şey (azap) onlara geldi.
İlyas Yorulmaz = Sonra vaat edilen (ölüm) onlara geldi.
مَا أَغْنَى عَنْهُم مَّا كَانُوا يُمَتَّعُونَ
Şu’arâ / 207 -
Mâ agnâ anhum mâ kânû yumetteûn(yumetteûne).
Diyanet İşleri = (Dünyada) yararlandırıldıkları şeyler onlara fayda sağlamazdı.
Abdulbaki Gölpınarlı = O yaşayıp geçinmeleri, onları herhangi bir sûretle kurtarabilir mi ki?
Abdullah Parlıyan = o yaşayıp, geçinip gitmeleri, onları herhangi bir surette kurtarabilir mi ki?
Adem Uğur = Faydalandırıldıkları nimetler onlara hiç yarar sağlamayacaktır.
Ahmed Hulusi = Sahip olduklarıyla yaşadıkları zevkler, onlara hiçbir yarar sağlamaz!
Ahmet Tekin = Sahip oldukları servetler ve refahları, vaktiyle kendilerine verilmiş olan fırsatlar, devamlı tehdit edildikleri azaptan kendilerini kurtaramadı.
Ahmet Varol = Yararlandırıldıkları onlara ne sağlayabilir?
Ali Bulaç = Onların 'meta ile yararlandıkları' şey, kendilerini (görecekleri azabtan) bağımsız kılamaz.
Ali Fikri Yavuz = O yaşadıkları zevkin kendilerine hiç faydası olmıyacaktır.
Ali Ünal = Bu durumda, daha yıllarca hayatta bırakılmış olmaları onlara hiçbir fayda vermeyecektir ki.
Bayraktar Bayraklı = Bekletilmiş olmaları kendilerine ne fayda verecek?
Bekir Sadak = (205-20) 7 Bana soylesene, Biz onlara yillar yili nimetler vermis olsak, sonra da tehdit edildikleri sey baslarina gelse, kendilerine verilmis olan nimetler onlara bir fayda saglar mi?
Celal Yıldırım = O yararlandırılıp geçindirildikleri bolluk ve refahın kendilerine bir faydası olur mu ?
Cemal Külünkoğlu = Kendilerine vaktiyle verilmiş olan fırsatlar onlara hiçbir fayda sağlamaz.
Diyanet İşleri (eski) = (205-207) Söylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı?
Diyanet Vakfi = Faydalandırıldıkları nimetler onlara hiç yarar sağlamayacaktır.
Edip Yüksel = O tattıkları nimetler kendilerine bir yarar sağlamaz.
Elmalılı Hamdi Yazır = O yaşatıldıkları zevkın kendilerine hiç faidesi olmıyacaktır
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = o yaşatıldıkları zevkin kendilerine hiç faydası olmayacaktır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = O yaşadıkları zevkin kendilerine hiçbir faydası olmayacaktır.
Gültekin Onan = Onların 'meta ile yararlandıkları' şey, kendilerini (görecekleri azabtan) bağımsız kılamaz.
Harun Yıldırım = Faydalandırıldıkları nimetler onlara hiç yarar sağlamayacaktır.
Hasan Basri Çantay = (205-206-207) Şimdi sen bana haber ver: Biz onları senelerce yaşatıb fâidelendirsek de sonra kendilerine tehdîd olunageldikleri (azâb gelib) çatıverse o yaşayıb fâidelenmiş oldukları (yıllar) kendilerini kurtarabilir mi?
Hayrat Neşriyat = Faydalandırılmakta oldukları şeyler (ni'metler o gün) kendilerine bir fayda vermez.
İbni Kesir = Eğlendirilmiş olmaları onlara bir fayda sağlamaz.
Kadri Çelik = Onların yararlandıkları şey, kendilerini (görecekleri azaptan) müstağni kılamaz.
Muhammed Esed = kendilerine vaktiyle verilmiş olan fırsatın onlara ne yararı olabilir?
Mustafa İslamoğlu = safa sürerek kaçırdıkları bu fırsatın kendilerine bir yararı dokunabilir mi?
Ömer Nasuhi Bilmen = O faidelenmiş oldukları şey, onları neden kurtarabilir?
Ömer Öngüt = Faydalandırıldıkları nimetler onlara hiçbir fayda sağlamaz.
Şaban Piriş = Nimet içinde bulunmaları onlara ne fayda sağlar?
Sadık Türkmen = Yine de nimetlerle yaşatılmaları onlara hiç fayda vermez!
Seyyid Kutub = Vaktiyle refah içinde geçirdikleri hayat kendilerine hiçbir fayda sağlamaz.
Suat Yıldırım = (205-207) Ne dersin? Onları yıllarca yaşatsak da, sonra tehdit edildikleri o azap başlarına gelse, onca seneler yaşayıp zevklenmeleri kendilerini kurtarabilir mi?
Süleyman Ateş = O yaşatıldıkları (zevk-u sefâ sürdükleri) şeyler, kendilerine ne yarar sağlardı?
Tefhim-ul Kuran = Onların 'meta ile yararlandıkları' şey, kendilerini (görecekleri azabtan) bağımsız kılamaz.
Ümit Şimşek = Nasiplendikleri onca nimetler onlara ne fayda verir?
Yaşar Nuri Öztürk = O yararlandıkları nimetler onların hiçbir işine yaramaz.
İskender Ali Mihr = Onların metalandırıldıkları şeyler, onlara fayda vermez (onları müstağni kılmaz).
İlyas Yorulmaz = Ancak onlara verilen geçimliklerin hiçbirisi fayda sağlamayacak.
وَمَا أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلَّا لَهَا مُنذِرُونَ
Şu’arâ / 208 -
Ve mâ ehleknâ min karyetin illâ lehâ munzirûn(munzirûne).
Diyanet İşleri = Biz, hiçbir memleketi uyarıcıları olmadıkça helâk etmedik.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve hiçbir şehri helâk etmedik ki oraya, korkutucu peygamberler göndermeyelim de.
Abdullah Parlıyan = Kaldı ki, hiçbir toplumu önceden uyarmadan yok etmemişizdir.
Adem Uğur = Bununla birlikte hangi memleketi, helak ettikse muhakkak onu uyarıcı (peygamberleri) olmuştur.
Ahmed Hulusi = Biz, uyarıcıları gelmemiş hiçbir bölge halkını helâk etmedik.
Ahmet Tekin = Biz hiçbir memleketi sorumluluk hesap ve cezayı hatırlatan uyarıcılar göndermeden helâk etmedik.
Ahmet Varol = Biz hiçbir kasabayı kendisi için uyarıcılar olmadan helak etmedik.
Ali Bulaç = Kendisi için bir uyarıcı olmaksızın, biz hiç bir ülkeyi yıkıma uğratmış değiliz.
Ali Fikri Yavuz = Biz hangi memleket halkını helâk ettikse, muhakkak o memleket halkını korkutucu peygamberler olmuştur.
Ali Ünal = Biz, kendilerine uyarıcılar gönderip (de halkını senelerce uyarmadan) hiçbir ülkeyi helâk etmedik.
Bayraktar Bayraklı = Biz hiçbir memleketi, kendilerine uyarıcılar göndermeden yok etmedik.
Bekir Sadak = (208-20) 9 Hicbir kasaba halkini kendilerine ogut veren uyaricilar gelmeden yok etmedik. Biz zalim degiliz.*
Celal Yıldırım = Hiçbir kasaba (halkını), kendilerine uyarıcılar göndermedikçe yok etmiş değiliz.
Cemal Külünkoğlu = (208-209) Biz, hiçbir memleketi uyarıcılar göndermedikçe helâk etmedik. Bu, bir hatırlatmadır. Biz zalim değiliz.
Diyanet İşleri (eski) = (208-209) Hiçbir kent halkını kendilerine öğüt veren uyarıcılar gelmeden yok etmedik. Biz zalim değiliz.
Diyanet Vakfi = (208-209) Biz hiçbir memleketi, öğüt vermek üzere (gönderdiğimiz) uyarıcıları (peygamberleri) olmadan yok etmemişizdir. Biz zalim değiliz.
Edip Yüksel = Biz uyarıcıları olmayan hiç bir kenti yok etmedik.
Elmalılı Hamdi Yazır = Maamafih biz hangi memleketi helâk ettikse her halde onu inzar edenler olmuştur
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Bununla birlikte Biz hangi memleketi helak ettikse, muhakkak onun uyarıcıları olmuştur.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Bununla birlikte, biz hangi memleketi helak ettikse muhakkak onu uyarıcı (peygamberleri) olmuştur.
Gültekin Onan = Kendisi için bir uyarıcı olmaksızın biz hiç bir ülkeyı yıkıma uğratmış değiliz.
Harun Yıldırım = Bununla birlikte hangi memleketi, helak ettikse muhakkak onu uyarıcı (peygamberleri) olmuştur.
Hasan Basri Çantay = (208-209) Biz hiçbir memleketi, ona (halkına) öğüd vermek üzere inzâr edici (peygamber) ler (göndermiş) olmadıkça helak etmedik. Biz zulmedenler değiliz.
Hayrat Neşriyat = (208-209) Hâlbuki (biz) hiçbir memleketi, (halkına) nasîhat vermek üzere kendisine(gönderilen) korkutucuları (peygamberleri) olmadan helâk etmedik. Ve (aslâ) zâlimler olmadık.
İbni Kesir = Uyarıcılar olmaksızın Biz, hiç bir kasabayı helak etmedik.
Kadri Çelik = Kendisi için bir uyarıp korkutucu olmaksızın, biz hiç bir ülkeyi yıkıma uğratmış değiliz.
Muhammed Esed = Kaldı ki, Biz hiçbir toplumu önceden uyarmadan yok etmemişizdir
Mustafa İslamoğlu = Dahası, Biz bir ülkeyi helak etmeden önce illa ki uyarıp
Ömer Nasuhi Bilmen = Biz hiçbir beldeyi helâk etmedik, illâ onun için inzar edenler bulunmuştur.
Ömer Öngüt = Biz hiçbir memleket halkını, uyarıcıları olmadıkça helâk etmedik.
Şaban Piriş = (208-209) Uyarıcılar göndermediğimiz hiçbir ülkeyi helak etmedik. Hiçbir zaman zulmedici olmadık.
Sadık Türkmen = Biz uyarıcıları olmayan hiçbir ülkeyi helâk etmedik!
Seyyid Kutub = Yok ettiğimiz her ülkeye mutlaka uyarıcılar gönderdik.
Suat Yıldırım = Biz hiç bir ülkeyi, uyarıcıları gelmeden imha etmedik.
Süleyman Ateş = Biz, hiçbir kenti helâk etmedik ki onun uyarıcıları olmasın (helâk etmeden önce mutlaka uyarıcı gönderdik).
Tefhim-ul Kuran = (208-209) Hâlbuki (biz) hiçbir memleketi, (halkına) nasîhat vermek üzere kendisine(gönderilen) korkutucuları (peygamberleri) olmadan helâk etmedik. Ve (aslâ) zâlimler olmadık.
Ümit Şimşek = Biz, uyarıcısı olmayan hiçbir beldeyi helâk etmedik.
Yaşar Nuri Öztürk = Biz, uyarıcıları olmayan hiçbir kenti/uygarlığı helâk etmemişizdir.
İskender Ali Mihr = Ve hiçbir kasabayı, nezirler olmadıkça (ona nezirler göndermedikçe) helâk etmedik.
İlyas Yorulmaz = Biz hiçbir kasabayı, uyarıcılar göndermeden helak etmedik.
ذِكْرَى وَمَا كُنَّا ظَالِمِينَ
Şu’arâ / 209 -
Zikrâ, ve mâ kunnâ zâlimîn(zâlimîne).
Diyanet İşleri = Bu, bir hatırlatmadır. Biz zalim değiliz.
Abdulbaki Gölpınarlı = Öğüt vermesinler ve biz zulmetmeyiz hiç.
Abdullah Parlıyan = Ve hatırlatıcı mesajlar göndermeden, çünkü biz, hiç kimseye asla haksızlık etmeyiz.
Adem Uğur = (Onlar) ihtar edilmiştir ve biz zulmetmiş değilizdir.
Ahmed Hulusi = (Önce) hatırlatma olur! Biz haksızlık etmeyiz!
Ahmet Tekin = İkazda bulunmadan, öğüt vermeden de helâk etmedik. Biz zâlim değiliz.
Ahmet Varol = Hatırlatma yapılmıştır. Biz zalimler değiliz.
Ali Bulaç = (Onlara) Hatırlatma (yapılmıştır); biz zulmedici değiliz.
Ali Fikri Yavuz = (Onlara) öğüd verilmiştir. Biz (onları helâk etmekle) zulmetmiş değilizdir.
Ali Ünal = Onlara sürekli öğüt verilmiş, hatırlatmalarda bulunulmuştur. Biz, kimseye haksızlık yapmadık, (yapmayız da).
Bayraktar Bayraklı = Bu, bir uyarıdır. Biz, asla hiçbir kimseye haksızlık yapmayız.
Bekir Sadak = (208-20) 9 Hicbir kasaba halkini kendilerine ogut veren uyaricilar gelmeden yok etmedik. Biz zalim degiliz.*
Celal Yıldırım = Öğüt ve hatırlatmada bulunulmuştur ; ve biz onlara zulmediciler olmadık.
Cemal Külünkoğlu = (208-209) Biz, hiçbir memleketi uyarıcılar göndermedikçe helâk etmedik. Bu, bir hatırlatmadır. Biz zalim değiliz.
Diyanet İşleri (eski) = (208-209) Hiçbir kent halkını kendilerine öğüt veren uyarıcılar gelmeden yok etmedik. Biz zalim değiliz.
Diyanet Vakfi = (208-209) Biz hiçbir memleketi, öğüt vermek üzere (gönderdiğimiz) uyarıcıları (peygamberleri) olmadan yok etmemişizdir. Biz zalim değiliz.
Edip Yüksel = Bu bir uyarı ve mesajdır; çünkü biz haksızlık etmeyiz.
Elmalılı Hamdi Yazır = İhtar edilmiştir ve biz zulmetmiş değilizdir
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (Onlara) ihtar edilmiştir ve Biz haksızlık etmiş değilizdir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (Onlar) ihtar edilmiştir ve biz zulmetmiş değiliz.
Gültekin Onan = (Onlara) Hatırlatma (yapılmıştır); biz zulmedici değiliz.
Harun Yıldırım = (Onlar)ihtar edilmiştir ve biz zülmetmiş değilizdir.
Hasan Basri Çantay = (208-209) Biz hiçbir memleketi, ona (halkına) öğüd vermek üzere inzâr edici (peygamber) ler (göndermiş) olmadıkça helak etmedik. Biz zulmedenler değiliz.
Hayrat Neşriyat = (208-209) Hâlbuki (biz) hiçbir memleketi, (halkına) nasîhat vermek üzere kendisine(gönderilen) korkutucuları (peygamberleri) olmadan helâk etmedik. Ve (aslâ) zâlimler olmadık.
İbni Kesir = Öğüt olarak. Ve Biz, zalimler olmadık
Kadri Çelik = (Onlara bir) Hatırlatma (idi); biz zulmedenler değiliz.
Muhammed Esed = ve hatırlatıcı mesajlar göndermeden; çünkü Biz (hiç kimseye) asla zulmetmeyiz.
Mustafa İslamoğlu = hatırlatmışızdır; zira Biz, asla zulmeden biri değiliz.
Ömer Nasuhi Bilmen = Azîm bir tenbih yapılmıştır ve Biz zulmedenler olmadık.
Ömer Öngüt = Öğüt vermek üzere. Biz zâlim değiliz.
Şaban Piriş = (208-209) Uyarıcılar göndermediğimiz hiçbir ülkeyi helak etmedik. Hiçbir zaman zulmedici olmadık.
Sadık Türkmen = O (kur’an) bir uyarı[cı]dır ve Biz zulmetmiş değiliz.
Seyyid Kutub = Amaç başlarına gelecekleri kendilerine önceden haber vermektir. Biz zalim değiliz.
Suat Yıldırım = Öğüt verilip hatırlatma yapılmıştır. Biz hiçbir zaman zalim olmadık.
Süleyman Ateş = (Uyarıcılar) uyarırlardı. Biz zulmediciler değildik.
Tefhim-ul Kuran = (Onlara) hatırlatma (yapılmıştır); biz zulmedenler değiliz.
Ümit Şimşek = Onlara öğüt verilmiş, hatırlatma yapılmıştır. Yoksa Biz haksızlık edici değiliz.
Yaşar Nuri Öztürk = Uyarı/hatırlatma olacak! Biz zalimler değiliz.
İskender Ali Mihr = Hatırla ki Biz, zalimler (zulmedenler) olmadık.
İlyas Yorulmaz = O (kitap) öğüttür. Biz zulmedici değiliz.
وَمَا تَنَزَّلَتْ بِهِ الشَّيَاطِينُ
Şu’arâ / 210 -
Ve mâ tenezzelet bihiş şeyâtîn(şeyâtînu).
Diyanet İşleri = O Kur’an’ı şeytanlar indirmemiştir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve onu Şeytanlar indirmedi.
Abdullah Parlıyan = Ve bu ilâhî mesaj öylesine katıksız vahiy ürünüdür ki, O'nu asla şeytanlar ve cinler indirmemiştir.
Adem Uğur = O'nu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmedi.
Ahmed Hulusi = Onu (Kurân'ı) şeytanlar oluşturmadı!
Ahmet Tekin = Onu, Kur’ân’ı şeytanlar indirmedi.
Ahmet Varol = Onu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmedi.
Ali Bulaç = Onu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmemiştir.
Ali Fikri Yavuz = Kur’an’ı (müşriklerin zannettiği gibi), şeytanlar indirmedi.
Ali Ünal = Bu Kur’ân’ı asla şeytanlar getirmiş değildir.
Bayraktar Bayraklı = Kur'ân'ı şeytanlar indirmemiştir.
Bekir Sadak = Kuran'i seytanlar indirmemistir.
Celal Yıldırım = Kur'ân'ı (hiçbir zaman) şeytanlar indirmemiştir.
Cemal Külünkoğlu = (210-212) O Kur'an'ı şeytanlar indirmemiştir. Bu onların harcı değildir; zaten, buna güçleri de yetmez. Çünkü onların vahyi işitmeleri engellenmiştir.
Diyanet İşleri (eski) = Kuran'ı şeytanlar indirmemiştir.
Diyanet Vakfi = O'nu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmedi.
Edip Yüksel = Onu şeytanlar indirmemiştir.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve bunu Şeytanlar indirmedi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ve bunu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmedi;
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Onu (Kur'ân'ı) şeytanlar indirmedi.
Gültekin Onan = Onu, (Kuran'ı) şeytanlar indirmemiştir.
Harun Yıldırım = O'nu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmedi.
Hasan Basri Çantay = Onu (Kur'ânı) şeytanlar indirmedi.
Hayrat Neşriyat = Hem onu (o Kur’ân’ı) şeytanlar indirmedi.
İbni Kesir = Onu şeytanlar indirmemiştir.
Kadri Çelik = Onu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmiş değildir.
Muhammed Esed = Ve (bu ilahi mesaj öylesine katıksız vahiy ürünüdür ki) onu asla şeytani güçler indirmemiştir;
Mustafa İslamoğlu = Hem bu (vahyi) asla şeytanlar indirmiş değildir.
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve bunu şeytanlar indirmiş değildir.
Ömer Öngüt = Onu şeytanlar indirmedi.
Şaban Piriş = Kur’an’ı şeytanlar indirmedi.
Sadık Türkmen = Onu (kur’an’ı) şeytanlar indirmedi.
Seyyid Kutub = Kur'an, şeytanlar tarafından indirilmiş değildir.
Suat Yıldırım = Kur’ân’ı asla şeytanlar indirmiş değildir.
Süleyman Ateş = O (Kur'â)n'ı şeytânlar (cinler) indirmedi.
Tefhim-ul Kuran = Onu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmiş değildir,
Ümit Şimşek = Bu Kur'ân'ı şeytanlar indirmedi.
Yaşar Nuri Öztürk = Onu şeytanlar indirmedi.
İskender Ali Mihr = Ve O’nu (Kur’ân’ı), şeytanlar indirmedi.
İlyas Yorulmaz = O kitabı asla şeytanlar indirmedi.
وَمَا يَنبَغِي لَهُمْ وَمَا يَسْتَطِيعُونَ
Şu’arâ / 211 -
Ve mâ yenbagî lehum ve mâ yestetîûn(yestetîûne).
Diyanet İşleri = Zaten bu onların harcı değildir, buna güçleri de yetmez.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve bu, onlara yakışmadığı gibi buna güçleri de yetmez.
Abdullah Parlıyan = Çünkü bu onların harcı değildir, zaten buna güçleri de yetmez.
Adem Uğur = Bu onlara düşmez; zaten güçleri de yetmez.
Ahmed Hulusi = Onların işlevine uymaz! (Zaten) buna yetecek kuvvelere de sahip değillerdir!
Ahmet Tekin = Bu, onların yapabileceği bir şey değil. Yapmaya güçleri de yetmez.
Ahmet Varol = Bu onlara yaraşmaz ve güç de yetiremezler.
Ali Bulaç = Bu, onlara yaraşmaz ve güç de yetiremezler.
Ali Fikri Yavuz = Kur’an’ı indirmek, onlara uygun düşmez; hem de buna güçleri yetmez.
Ali Ünal = Bu, ne onların yapacağı bir iştir, ne de böyle bir şeye güçleri yeter.
Bayraktar Bayraklı = Bu, ne onlara düşer, ne de ona güç yetirebilirler.
Bekir Sadak = Bu onlara dusmez, zaten gucleri de yetmez.
Celal Yıldırım = Hem bu, onlara göre uygun ve lâyık da değildir; hem güçleri de yetmez.
Cemal Külünkoğlu = (210-212) O Kur'an'ı şeytanlar indirmemiştir. Bu onların harcı değildir; zaten, buna güçleri de yetmez. Çünkü onların vahyi işitmeleri engellenmiştir.
Diyanet İşleri (eski) = Bu onlara düşmez, zaten güçleri de yetmez.
Diyanet Vakfi = Bu onlara düşmez; zaten güçleri de yetmez.
Edip Yüksel = Onlar bunu ne yaparlar, ne de becerirler.
Elmalılı Hamdi Yazır = Bu onlara hem yaraşmaz hem güçleri yetmez?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = bu onlara hem yaraşmaz, hem güçleri yetmez.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Bu onlara hem yaraşmaz hem güçleri yetmez.
Gültekin Onan = Bu, onlara yaraşmaz ve güç de yetiremezler.
Harun Yıldırım = Bu onlara düşmez; zaten güçleri de yetmez.
Hasan Basri Çantay = Bu, onlara hem yakışmaz, hem onlar (buna esasen) güc yetiremezler.
Hayrat Neşriyat = Hem (bu) onlara düşmez; zâten güç de yetiremezler.
İbni Kesir = Bu, onlara düşmez de, buna güçleri de yetmez.
Kadri Çelik = Bu, onlara yaraşmaz ve güç de yetiremezler.
Muhammed Esed = çünkü bu onların harcı değildir; zaten, buna güçleri de yetmez.
Mustafa İslamoğlu = Zira bu hem onların ağzının işi değildir, hem de buna güçleri yetmez:
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve onlara layık olmaz ve güç de yetiremezler.
Ömer Öngüt = Bu onlara düşmez, zaten güçleri de yetmez.
Şaban Piriş = Bu onlara düşmez, buna güçleri de yetmez.
Sadık Türkmen = Bu onların yapabilecekleri bir şey değildir, zaten güçleri de yetmez.
Seyyid Kutub = Bu onların sıfatları ile bağdaşmaz. Zaten onlar bunu yapamazlar da.
Suat Yıldırım = Bu, onların yapacağı iş değildir! Hem isteseler de buna güçleri yetmez!
Süleyman Ateş = Bu, onlara yaraşmaz ve zaten yapamazlar da.
Tefhim-ul Kuran = Bu, onlara yaraşmaz ve güç de yetiremezler.
Ümit Şimşek = Bu onlara yakışmaz; buna güçleri de yetmez.
Yaşar Nuri Öztürk = Onlara yaraşmaz, zaten güçleri de yetmez.
İskender Ali Mihr = Ve (bu), onlara yakışmaz (onların harcı değildir) ve onlar, (buna) muktedir olamazlar.
İlyas Yorulmaz = Onu indirmek doğruya karşı çıkmışlara (şeytanlara) yakışmadığı gibi, zaten güçleri de yetmez.
إِنَّهُمْ عَنِ السَّمْعِ لَمَعْزُولُونَ
Şu’arâ / 212 -
İnnehum anis sem’i le ma’zûlûn(ma’zûlûne).
Diyanet İşleri = Çünkü onlar (vahyi) işitmekten uzaklaştırılmışlardır.
Abdulbaki Gölpınarlı = Şüphe yok ki onlar, vahyi duymaktan uzaklaştırılmışlardır.
Abdullah Parlıyan = Ayrıca o şeytanların, inen vahyi dinlemeleri de kesinlikle engellenmiştir.
Adem Uğur = Şüphesiz onlar, vahyi işitmekten uzak tutulmuşlardır.
Ahmed Hulusi = Muhakkak ki onlar algılama kapasitesinden yoksundurlar!
Ahmet Tekin = Onlar, kesinlikle vahyi işitmekten uzak tutulmuşlardır.
Ahmet Varol = Çünkü onlar (vahyedileni) duymaktan kesinlikle uzak tutulmuşlardır.
Ali Bulaç = Çünkü onlar, (vahyedileni) işitmekten kesin olarak uzak tutulmuşlardır.
Ali Fikri Yavuz = Şeytanlar, vahyi işitmekten kesin olarak menedilmişlerdir.
Ali Ünal = Onlar, (Rasûl’e iletilmesi esnasında) vahyi işitmekten kesinlikle men edilmişlerdir de.
Bayraktar Bayraklı = Çünkü şeytanlar, kulak hırsızlığından uzak tutulmuşlardır.
Bekir Sadak = Dogrusu onlar vahyi dinlemekten uzak tutulmuslardir.
Celal Yıldırım = Onlar (inen vahyi) dinlemekten kesinlikle uzak tutulmuşlardır.
Cemal Külünkoğlu = (210-212) O Kur'an'ı şeytanlar indirmemiştir. Bu onların harcı değildir; zaten, buna güçleri de yetmez. Çünkü onların vahyi işitmeleri engellenmiştir.
Diyanet İşleri (eski) = Doğrusu onlar vahyi dinlemekten uzak tutulmuşlardır.
Diyanet Vakfi = Şüphesiz onlar, vahyi işitmekten uzak tutulmuşlardır.
Edip Yüksel = Çünkü onlar işitmekten men edilmişlerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır = Onlar işitmekten sureti kat'ıyyede azledilmişlerdir
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Onlar (vahyi) işitmekten kesinlikle mahrum edilmişlerdir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Şüphesiz onlar vahyi işitmekten uzak tutulmuşlardır.
Gültekin Onan = Çünkü onlar, (vahyedileni) işitmekten kesin olarak uzak tutulmuşlardır.
Harun Yıldırım = Şüphesiz onlar, vahyi işitmekten uzak tutulmuşlardır.
Hasan Basri Çantay = Şübhe yok ki onlar (meleklerin sözünü) işitmekden kat'î surerde azledilmişlerdir.
Hayrat Neşriyat = Çünki onlar (meleklerin sözlerini) işitmekten elbette uzak tutulmuş olanlardır.
İbni Kesir = Onlar, gerçekten işitmekten uzak tutuldular.
Kadri Çelik = Çünkü onlar, (vahyedileni) işitmekten kesin olarak uzak tutulmuşlardır.
Muhammed Esed = Ayrıca, onların onu dinlemeleri (de) kesin olarak engellenmiştir!
Mustafa İslamoğlu = çünkü onlar (vahyi) işitmekten bile kesinlikle men edilmişlerdir.
Ömer Nasuhi Bilmen = Şüphe yok ki, onlar işitmekten elbette azledilmişlerdir.
Ömer Öngüt = Şüphesiz ki onlar işitmekten uzak tutulmuşlardır.
Şaban Piriş = Çünkü onlar, vahyi dinlemekten uzak tutulmuşlardır.
Sadık Türkmen = Çünkü onlar vahyedileni işitmekten uzaklaştırılmışlardır.
Seyyid Kutub = Çünkü onların vahyi işitmeleri engellenmiştir.
Suat Yıldırım = Çünkü onlar vahyi işitmekten kesinlikle menedilmişlerdir.
Süleyman Ateş = Çünkü onlar, (meleklerin sözlerini) işitmekten uzaklaştırılmışlardır.
Tefhim-ul Kuran = Çünkü onlar, (vahyedileni) işitmekten kesin olarak uzak tutulmuşlardır.
Ümit Şimşek = Zaten onlar vahyi işitmekten alıkonmuşlardır.
Yaşar Nuri Öztürk = Çünkü onlar, dinleyişten azledilmişlerdir.
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki onlar, (vahyi) işitmekten kesin olarak azledilmiş (men edilmiş) olanlardır.
İlyas Yorulmaz = Şeytanlar, o vahyi dinlemekten uzaklaştırılmışlardır.
فَلَا تَدْعُ مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ فَتَكُونَ مِنَ الْمُعَذَّبِينَ
Şu’arâ / 213 -
Fe lâ ted’u meallahi ilâhen âhara fe tekûne minel muazzebîn(muazzebîne).
Diyanet İşleri = Öyle ise sakın Allah ile beraber başka bir ilâha yalvarma, sonra azaba uğratılanlardan olursun!
Abdulbaki Gölpınarlı = Sakın Allah'la berâber bir başka mâbûdu çağırma, yoksa azâba uğratılanlardan olursun.
Abdullah Parlıyan = Bunun içindir ki, ey insanoğlu! Allah'la beraber başka ilaha baş vurma ki, kendini azaba uğrayanlar arasında bulmayasın.
Adem Uğur = O halde sakın Allah ile beraber başka tanrıya kulluk edip yalvarma, sonra azap edilenlerden olursun!
Ahmed Hulusi = O hâlde Allâh (hakikati ortada iken) yanı sıra tanrı kavramına yönelme! Yoksa azabı yaşayacaklardan olursun!
Ahmet Tekin = O halde, Allah ile beraber bir başka tanrıya kulluk edip yalvarma. Sonra cezalandırılacaklardan olursun.
Ahmet Varol = Sakın Allah'la beraber başka bir ilâh çağırma. [7] Yoksa azaba uğratılanlardan olursun.
Ali Bulaç = Allah ile beraber başka bir ilaha yalvarıp yakarma, sonra azaba uğratılanlardan olursun.
Ali Fikri Yavuz = O halde, sakın Allah ile beraber, diğer bir ilâha ibadet etme; azaba uğratılanlardan olursun.
Ali Ünal = Sakın Allah’tan başka bir ilâh daha edinip de ona ibadet ve dua etme; yoksa azaba maruz kalanlardan olursun.
Bayraktar Bayraklı = Artık Allah'la birlikte hiçbir tanrıya kulluk etme! Aksi takdirde cezalandırılanlardan olursun.
Bekir Sadak = O halde sakin Allah'in yaninda baska tanri tutup ona yalvarma, yoksa azap goreceklerden olursun.
Celal Yıldırım = Artık sen, Allah ile beraber başka bir tanrıya duâ edip kullukta bulunma, sonra azaba uğratılanlardan olursun.
Cemal Külünkoğlu = Öyle ise sakın Allah ile beraber başka bir ilâha yalvarma! Sonra azaba uğratılanlardan olursun!
Diyanet İşleri (eski) = O halde sakın Allah'ın yanında başka tanrı tutup ona yalvarma, yoksa azap göreceklerden olursun.
Diyanet Vakfi = O halde sakın Allah ile beraber başka tanrıya kulluk edip yalvarma, sonra azap edilenlerden olursun!
Edip Yüksel = ALLAH ile birlikte bir başka tanrı çağırma; yoksa cezalandırılırsın.
Elmalılı Hamdi Yazır = Binaenaleyh sakın Allah ile beraber diğer bir ilâha çağırma ki o ta'zib edileceklerden olmıyasın
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Bundan dolayı sakın, Allah ile beraber başka bir tanrıya yalvarma ki azap edileceklerden olmayasın.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = O halde sakın Allah ile beraber başka tanrıya kulluk edip yalvarma, yoksa azaba uğratılanlardan olursun.
Gültekin Onan = Tanrı ile beraber başka bir tanrıya yalvarıp yakarma, sonra azaba uğratılanlardan olursun.
Harun Yıldırım = O halde sakın Allah ile beraber başka ilaha kulluk edip yalvarma, sonra azap edilenlerden olursun!
Hasan Basri Çantay = Sakın Allah ile beraber diğer bir Tanrı daha çağırma. (Sonra) azâblandırılanlardan olursun.
Hayrat Neşriyat = O hâlde Allah ile berâber başka bir ilâha (kulluk edip) yalvarma; sonra azâb edilenlerden olursun!
İbni Kesir = O halde Allah ile beraber başka bir tanrıya yalvarma. Yoksa azablandırılanlardan olursun.
Kadri Çelik = Allah ile beraber başka bir ilaha yakarma; sonra azaba uğratılanlardan olursun.
Muhammed Esed = Bunun içindir ki, (ey insanoğlu,) Allah'la beraber başka bir ilaha başvurma ki kendini azaba uğrayanların arasında bulmayasın.
Mustafa İslamoğlu = Şu halde, Allah'la beraber başka bir ilaha yalvarıp yakarma! Bu takdirde azaba uğrayanlardan olursun.
Ömer Nasuhi Bilmen = Sakın Allah ile beraber başka bir ilâha da dua etme. Sonra muazzep olanlardan olursun.
Ömer Öngüt = O halde sakın Allah ile beraber başka bir ilâh edinip yalvarma. Yoksa azaba uğratılanlardan olursun.
Şaban Piriş = Allah ile beraber başka bir ilaha yalvarma, azap görenlerden olursun.
Sadık Türkmen = Öyleyse sakın Allah ile beraber başka bir ilâha yalvarma. Yoksa azap edilenlerden olursun.
Seyyid Kutub = Sakın Allah'ın yanısıra başka bir ilaha yalvarma; yoksa azaba çarpılanlardan olursun.
Suat Yıldırım = Öyleyse sakın, Allah ile beraber başka tanrıya yalvarma, sonra azaba mâruz kalanlardan olursun.
Süleyman Ateş = Allâh ile beraber başka bir tanrı çağırma, sonra azâb edilenlerden olursun.
Tefhim-ul Kuran = Allah ile beraber başka bir ilaha yalvarıp yakarma, sonra azaba uğratılanlardan olursun.
Ümit Şimşek = Allah ile beraber başka bir tanrıya yakarma; yoksa azaba uğrayanlardan olursun.
Yaşar Nuri Öztürk = O halde, Allah'ın yanında bir başka ilaha daha yalvarma/davet etme. Yoksa azaba uğratılanlardan olursun.
İskender Ali Mihr = Öyleyse Allah ile beraber diğer bir ilâha dua etme. O taktirde azap edilenlerden olursun.
İlyas Yorulmaz = Ama sen Allah dan başka bir ilaha kulluk etme. Yoksa azaba uğratılanlardan olursun.
وَأَنذِرْ عَشِيرَتَكَ الْأَقْرَبِينَ
Şu’arâ / 214 -
Ve enzir aşîratekel akrabîn(akrebîne).
Diyanet İşleri = (Önce) en yakın akrabanı uyar.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve en yakın hısımlarını korkut.
Abdullah Parlıyan = Ve en yakın hısım ve akrabalarından başlayarak, erişebileceğin herkesi uyar.
Adem Uğur = (Önce) en yakın akrabanı uyar.
Ahmed Hulusi = Uyarmaya en yakınlarından başla!
Ahmet Tekin = En yakın akrabalarını, seninle samimi olan, sana yakınlık duyan arkadaş grubunu, sorumluğu, hesap ve cezayı hatırlatarak uyar.
Ahmet Varol = (Önce) en yakın hısımlarını uyar.
Ali Bulaç = (Öncelikle) En yakın hısımlarını (aşiretini) uyar.
Ali Fikri Yavuz = Önce en yakın soydaşlarını (Allah’ın dinine dâvet ederek, kendilerine öğüd ver de cehennem azabı ile) korkut.
Ali Ünal = Ve önce en yakın akrabanı uyar.
Bayraktar Bayraklı = Yakın akrabalarını uyar!
Bekir Sadak = Once en yakin hisimlarini uyar.
Celal Yıldırım = En yakın hısımlarını (bulundukları yolun eğri olduğu hakkında) uyar.
Cemal Külünkoğlu = Önce yakın akrabanı uyar!
Diyanet İşleri (eski) = Önce en yakın hısımlarını uyar.
Diyanet Vakfi = (Önce) en yakın akrabanı uyar.
Edip Yüksel = Sana en yakın olan insanları uyar.
Elmalılı Hamdi Yazır = Hem en yakın hısımlarını inzar et
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = En yakın hısımlarını uyar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (Önce) en yakın hısımlarını uyar.
Gültekin Onan = (Öncelikle) En yakın hısımlarını (aşiretini) uyar.
Harun Yıldırım = (Önce) en yakın akrabanı uyar.
Hasan Basri Çantay = Sen (ilkin) en yakın hısımlarını inzâr et.
Hayrat Neşriyat = Ve (önce) en yakın akrabâlarını korkut!
İbni Kesir = Ve yakın akrabalarını uyar.
Kadri Çelik = (Öncelikle) En yakın hısımlarını (aşiretini) uyarıp korkut.
Muhammed Esed = Ve en yakınları(ndan başlayarak erişebildiğin herkesi) uyar
Mustafa İslamoğlu = Artık sana en yakın olan aşiretini uyar;
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve en yakınların olan aşiretini korkut.
Ömer Öngüt = Önce yakın akrabalarını uyar.
Şaban Piriş = En yakın akrabanı uyar.
Sadık Türkmen = Sen en yakınlarını uyar!
Seyyid Kutub = Öncelikle en yakın akrabalarını uyar.
Suat Yıldırım = Önce en yakın akrabalarını uyar!
Süleyman Ateş = En yakın akrabânı uyar.
Tefhim-ul Kuran = (Öncelikle) En yakın hısımlarını (aşiretini) uyarıp korkut.
Ümit Şimşek = Önce yakın akrabanı uyar.
Yaşar Nuri Öztürk = En yakın akraba ve hısımlarını uyar.
İskender Ali Mihr = Ve en yakının olan aşiretini uyar.
İlyas Yorulmaz = Sen kendi yakın aşiretini uyar.
وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِمَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ
Şu’arâ / 215 -
Vahfıd cenâhake li menittebeake minel mu’minîn(mu’minîne).
Diyanet İşleri = Mü’minlerden sana uyanlara kanatlarını indir.
Abdulbaki Gölpınarlı = İnananlardan sana uyanlara karşı kanadını indir, mütevâzi ol.
Abdullah Parlıyan = Seni izleyen mü'minlere, kol kanat ger.
Adem Uğur = Sana uyan müminlere (merhamet) kanadını indir.
Ahmed Hulusi = İman edenlerden sana tâbi olanları kanadının altına al!
Ahmet Tekin = Sana, senin tebliğ ettiğin Kur’ân’a ve sünnetine tâbî olan, peşinden gelen mü’minlere kol-kanat ger.
Ahmet Varol = Mü'minlerden sana uyanlara kanatlarını ger.
Ali Bulaç = Ve mü'minlerden, sana tabi olanlara (koruyucu) kanatlarını ger.
Ali Fikri Yavuz = Sana tabi olan müminlere kanadını indir (tevazu yap).
Ali Ünal = (Din’i yaşamada) sana tâbi olan mü’ minlerin üzerine de şefkat, merhamet ve himaye kanatlarını ger.
Bayraktar Bayraklı = Sana uyan müminlere karşı son derece alçakgönüllü ol!
Bekir Sadak = Sana uyan muminleri kanatlarin altina al.
Celal Yıldırım = Mü'minlerden sana uyanlara (tevazu, hoşgörü, rahmet ve şefkat) kanadını (yerlere kadar) indir.
Cemal Külünkoğlu = İnananlardan sana uyanlara karşı merhamet kanadını indir, mütevazı ol!
Diyanet İşleri (eski) = Sana uyan müminleri kanatların altına al.
Diyanet Vakfi = Sana uyan müminlere (merhamet) kanadını indir.
Edip Yüksel = Ve seni izleyen inananlara kanadını indir.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve sana ittiba' eden mü'minlere kanadını indir
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ve sana uyan müminlere kanadını indir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ve sana uyan müminlere kanadını indir.
Gültekin Onan = Ve inançlılardan sana tabi olanlara (koruyucu) kanatlarını ger.
Harun Yıldırım = Sana uyan müminlere (merhamet) kanadını indir.
Hasan Basri Çantay = Mü'minlerden sana tâbi' olanlara kanadını indir.
Hayrat Neşriyat = Sana tâbi' olan mü’minlere de (şefkat ve tevâzu') kanadını indir!
İbni Kesir = Mü'minlerden sana uyanlara kanatlarını ger.
Kadri Çelik = Ve müminlerden, sana tabi olanlara (koruyucu) kanatlarını ger.
Muhammed Esed = ve seni izleyen müminlere kol kanat ger;
Mustafa İslamoğlu = ve seni izleyen mü'minlere kol kanat ger.
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve mü'minlerden sana tabaiyyette bulunanlara kanadını indir.
Ömer Öngüt = Sana uyan müminlere kanadını indir.
Şaban Piriş = Sana tabi olan müminlere yumuşak davran.
Sadık Türkmen = Inananlardan sana uyanlara kanadını ger.
Seyyid Kutub = Sana uyan mü'minlere karşı alçak gönüllülük kanatlarını indir.
Suat Yıldırım = Sana tâbi olan müminlere kol kanat ger!
Süleyman Ateş = Ve sana uyan mü'minlere kanadını indir (onlara karşı mütevâzi ve şefkatli davran).
Tefhim-ul Kuran = Ve mü'minlerden, sana tabi olanlara (koruyucu) kanatlarını ger.
Ümit Şimşek = Sana uyan mü'minlere kanat ger.
Yaşar Nuri Öztürk = Müminlerin sana uyanlarına kanadını indir.
İskender Ali Mihr = Ve mü’minlerden, sana tâbî olan kimselere kanatlarını ger.
İlyas Yorulmaz = İnananlardan sana tabi olanları koruman altına al.
فَإِنْ عَصَوْكَ فَقُلْ إِنِّي بَرِيءٌ مِّمَّا تَعْمَلُونَ
Şu’arâ / 216 -
Fe in asavke fe kul innî berîun mimmâ ta’melûn(ta’melûne).
Diyanet İşleri = Eğer sana karşı gelirlerse, “Şüphesiz ben sizin yaptığınız şeylerden uzağım” de.
Abdulbaki Gölpınarlı = Sana isyân ederlerse de de ki: Şüphe yok ki ben, sizin yaptıklarınızdan uzağım.
Abdullah Parlıyan = Buna rağmen, sana karşı çıkarlarsa de ki: “Ben sizin yapıp ettiklerinizden sorumlu değilim.”
Adem Uğur = Şayet sana karşı gelirlerse de ki: Ben sizin yaptıklarınızdan muhakkak ki uzağım.
Ahmed Hulusi = Eğer sana âsi olurlar ise de ki: "Ben yaptıklarınızdan berîyim!"
Ahmet Tekin = Sana, sünnetine bağlılığı ve saygıyı terk ederler, emirlerine itaat etmezler, savsaklarlar ve rızanı gözetmezlerse eğer, onlara :'Ben sizin işlediğiniz amellerin sorumluluğunu kabul etmem' diye bildir.
Ahmet Varol = Eğer sana karşı gelirlerse: 'Ben sizin yaptıklarınızdan uzağım' de.
Ali Bulaç = Eğer sana isyan edecek olurlarsa, artık de ki: "Gerçekten ben, sizin yaptıklarınızdan uzağım."
Ali Fikri Yavuz = (Buna rağmen) sana isyan ve muhalefet ederlerse de ki: “- Ben sizin yaptıklarınızdan beriyim,”
Ali Ünal = (Yakınların davetine uymayı reddederek, yeni mü’minler ise eski hal ve yaşayışlarını terk etmeyerek) sana isyan edecek olurlarsa, “Sizin yaptıklarınızdan uzağım, onlarla hiçbir alâkam yok!” diye ilan et.
Bayraktar Bayraklı = Eğer yakın akrabaların sana karşı gelirlerse, onlara “Yaptıklarınızdan uzağım” de!
Bekir Sadak = Sana baskaldirirlarsa: «Yaptiklarinizdan uzagim» de.
Celal Yıldırım = Bununla beraber (hısımlarından) sana karşı gelip başkaldırırlarsa, de ki: «Şüphesiz ben sizin işleyegeldiğiniz (inkâr, azgınlık ve sapıklık)dan beriyim.»
Cemal Külünkoğlu = Eğer sana karşı gelirlerse: “Şüphesiz ben sizin yaptığınız şeylerden uzağım” de.
Diyanet İşleri (eski) = Sana başkaldırırlarsa: 'Yaptıklarınızdan uzağım' de.
Diyanet Vakfi = Şayet sana karşı gelirlerse de ki: Ben sizin yaptıklarınızdan muhakkak ki uzağım.
Edip Yüksel = Sana karşı gelirlerse, 'Yaptıklarınızdan uzağım,' de.
Elmalılı Hamdi Yazır = Bunun üzerine sana ısyan ederlerse ben sizin amellerinizden beriyim de!
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Bunun üzerine sana isyan ederlerse: «Ben sizin yaptıklarınızdan uzağım.» de.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Şayet sana karşı gelirlerse, de ki: «Ben sizin yaptıklarınızdan muhakkak uzağım.»
Gültekin Onan = Eğer sana isyan edecek olurlarsa, artık de ki: "Gerçekten ben, sizin yaptıklarınızdan uzağım."
Harun Yıldırım = Şayet sana karşı gelirlerse de ki: Ben sizin yaptıklarınızdan muhakkak ki uzağım.
Hasan Basri Çantay = Bunun üzerine eğer sana isyan ederlerse de ki: «Ben sizin yapageldiklerinizden hakikaten uzağım».
Hayrat Neşriyat = Buna rağmen sana karşı gelirlerse, artık (onlara) de ki: 'Doğrusu ben sizin yapmakta olduğunuz şeylerden uzağım!'
İbni Kesir = Şayet sana isyan ederlerse, de ki: Ben sizin yaptıklarınızdan uzağım.
Kadri Çelik = Eğer sana isyan edecek olurlarsa artık de ki: “Gerçekten ben, sizin yapmakta olduklarınızdan uzağım.”
Muhammed Esed = buna rağmen sana karşı çıkarlarsa, de ki: "Ben sizin yapıp ettiklerinizden sorumlu değilim!"
Mustafa İslamoğlu = Ne ki eğer (aşiretin) sana isyan ederse, bu takdirde: "Bakın, ben sizin yaptıklarınızdan beriyim!" de
Ömer Nasuhi Bilmen = Sonra sana isyan ederlerse hemen de ki: «Şüphe yok ben sizin yapar olduğunuz şeyden berîyim.»
Ömer Öngüt = Şayet sana karşı gelirlerse de ki: “Ben sizin yaptıklarınızdan uzağım. ”
Şaban Piriş = Eğer sana isyan ederlerse, ben, sizin yaptıklarınızdan uzağım de.
Sadık Türkmen = Eğer sana karşı gelirlerse, de ki: “Gerçekten ben yaptıklarınızdan uzağım.”
Seyyid Kutub = Eğer hemşehrilerin sana karşı gelirlerse onlara «Ben sizin yaptıklarınızdan uzağım» de.
Suat Yıldırım = Bununla beraber akrabalarından sana isyan edenlere "Ben sizin yaptıklarınızdan beriyim." de!
Süleyman Ateş = Şâyet sana (uymaz) karşı gelirlerse: "Ben sizin yaptıklarınızdan uzağım," de.
Tefhim-ul Kuran = Eğer sana isyan edecek olurlarsa, artık de ki: «Gerçekten ben, sizin yapmakta olduklarınızdan uzağım.»
Ümit Şimşek = Sana karşı gelecek olurlarsa, 'Ben sizin yaptıklarınızdan uzağım' de.
Yaşar Nuri Öztürk = Eğer sana isyan ederlerse şöyle de: "Ben, sizin yapmakta olduklarınızdan uzağım."
İskender Ali Mihr = Eğer onlar, sana asi olurlarsa (isyan ederlerse), o zaman: “Muhakkak ki ben, sizin yaptıklarınızdan uzağım.” de.
İlyas Yorulmaz = Eğer sana isyan ederlerse, onlara “Kesinlikle ben sizin yaptıklarınızdan sorumlu değilim” de.
وَتَوَكَّلْ عَلَى الْعَزِيزِ الرَّحِيمِ
Şu’arâ / 217 -
Ve tevekkel alâl azîzir rahîm(rahîmi).
Diyanet İşleri = (217-219) Namaza kalktığında, seni ve secde edenler arasında dolaşmanı gören; mutlak güç sahibi, çok merhametli olan Allah’a tevekkül et.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve dayan üstün ve rahîm mâbûda.
Abdullah Parlıyan = Ve bu yolda o yüceler yücesine çok acıyıp esirgeyene güven.
Adem Uğur = Sen O mutlak galip ve engin merhamet sahibine güvenip dayan.
Ahmed Hulusi = (Hakikatin olan Esmâ mertebesine) Aziyz Rahıym'e tevekkül et!
Ahmet Tekin = Kudretli, hükümran ve engin merhamet sahibi Allah’a dayanıp güven, işlerini Allah’a havale et.
Ahmet Varol = Güçlü ve rahmet sahibi olana güven.
Ali Bulaç = Sen, O güçlü ve üstün, esirgeyici olan (Allah')a tevekkül et.
Ali Fikri Yavuz = Ve o Azîz Rahim’e tevekkül et (her şeye üstün, müminlere çok merhametli olan Allah’a güven).
Ali Ünal = Ve O Azîz ve Rahîm’e güvenip dayan.
Bayraktar Bayraklı = (217-219) Namaza kalktığında ve secde edenlerle birlikte dolaştığında seni gören güçlü ve merhametli olan Allah'a güven!
Bekir Sadak = (217-22) 0 Senin kalkip namaz kilanlar arasinda bulundugunu goren, guclu ve merhametli olan Allah'a guven. Dogrusu O isitir ve bilir.
Celal Yıldırım = O yegâne güçlü, çok üstün, çok merhametli olan (Allah)'a güvenip dayan.
Cemal Külünkoğlu = Ve bu yolda, çok acıyıp esirgeyen O yüceler yücesine güven!
Diyanet İşleri (eski) = (217-220) Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir.
Diyanet Vakfi = Sen O mutlak galip ve engin merhamet sahibine güvenip dayan.
Edip Yüksel = Üstün ve Rahman olana güven.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve o, azîz rahime mütevekkil ol
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ve O güçlü ve merhametli olana güvenip dayan.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Sen O, mutlak galip ve engin merhamet sahibine güvenip dayan.
Gültekin Onan = Sen, O güçlü ve üstün, esirgeyici olana tevekkül et.
Harun Yıldırım = Sen O mutlak galip ve engin merhamet sahibine güvenip dayan.
Hasan Basri Çantay = Sen O mutlak gaalib, O çok esirgeyici (Allaha) güvenib dayan.
Hayrat Neşriyat = Ve O Azîz (kudreti dâimâ üstün gelen)e, Rahîm (çok merhametli olan Allah)’a tevekkül et!
İbni Kesir = Aziz, Rahim'e tevekkül et.
Kadri Çelik = Sen, O güçlü ve esirgeyici olana tevekkül et.
Muhammed Esed = Ve bu yolda, çok acıyıp esirgeyen O yüceler yücesine güven,
Mustafa İslamoğlu = ve merhameti bol olan O yüceler yücesine güven!
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve o azîz, rahîme tevekkül et.
Ömer Öngüt = Mağlup edilmesi mümkün olmayan ve müminlere çok merhametli olan Allah'a tevekkül et!
Şaban Piriş = Güçlü ve merhametli olan Allah’a bağlan!
Sadık Türkmen = Sen; üstün, merhametli olan(Allah)a dayanıp güven.
Seyyid Kutub = Üstün iradeli ve merhametli olan Allah'a dayan.
Suat Yıldırım = Sen o aziz-u rahîme (o mutlak galip ve geniş rahmet sahibine) güvenip dayan.
Süleyman Ateş = Gâlib ve esirgeyen (Allâh)'a tevekkül et.
Tefhim-ul Kuran = Sen, O güçlü ve üstün, esirgeyici olan (Allah') a tevekkül et.
Ümit Şimşek = Aziz ve Rahîm olana tevekkül et.
Yaşar Nuri Öztürk = Sen, O güçlü ve esirgeyici olana tevekkül et.
İskender Ali Mihr = Ve Azîz (yüce) ve Rahîm olan (Rahîm esmasıyla tecelli eden) (Allah’a) tevekkül et (O’nu vekil et ve güven).
İlyas Yorulmaz = Güçlü ve merhametli olan (Rabbin)e güven.
الَّذِي يَرَاكَ حِينَ تَقُومُ
Şu’arâ / 218 -
Ellezî yerâke hîne tekûm(tekûmu).
Diyanet İşleri = (217-219) Namaza kalktığında, seni ve secde edenler arasında dolaşmanı gören; mutlak güç sahibi, çok merhametli olan Allah’a tevekkül et.
Abdulbaki Gölpınarlı = Öylesine mâbut ki namaza kalktığın zaman da seni görür.
Abdullah Parlıyan = O ki, gece namazına kalktığın zaman, seni görüyor.
Adem Uğur = O ki, (gece namaza) kalktığın zaman seni görüyor.
Ahmed Hulusi = Ki O, işlevine kalktığında seni görür. . .
Ahmet Tekin = O, namaza başlarken, yalnız başına ibadet ederken, bir işe girişirken, görevini yaparken, yatağından ve bir meclisten kalkarken, meydanlarda mücadele ederken seni görendir.
Ahmet Varol = Ki O (namaza) kaltkığında seni görmektedir.
Ali Bulaç = O, kıyam ettiğin zaman seni görüyor.
Ali Fikri Yavuz = O Allah’dır ki, namaza kalktığın zaman seni görüyor,
Ali Ünal = O seni, Kendisi’ne ibadet için namaza dururken gördüğü gibi, her zaman O’nun emirlerini yerine getirmeye âmade bulunduğunu da görüyor.
Bayraktar Bayraklı = (217-219) Namaza kalktığında ve secde edenlerle birlikte dolaştığında seni gören güçlü ve merhametli olan Allah'a güven!
Bekir Sadak = (217-22) 0 Senin kalkip namaz kilanlar arasinda bulundugunu goren, guclu ve merhametli olan Allah'a guven. Dogrusu O isitir ve bilir.
Celal Yıldırım = (218-219) O Allah ki, seni ayakta durduğun halde de, secde edenler arasında dolaştığın durumda da görüyor.
Cemal Külünkoğlu = (218-219) O (Allah) ki, namaza durduğunda seni görüyor. Secde edenler arasında dolaşmanı da (görüyor).
Diyanet İşleri (eski) = (217-220) Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir.
Diyanet Vakfi = O ki, (gece namaza) kalktığın zaman seni görüyor.
Edip Yüksel = O ki (ibadet ve düşünme için) kalktığın/uyandığın zaman seni görür.
Elmalılı Hamdi Yazır = O ki görüyor kıyam ettiğin vakıt seni
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O ki, (namaza) kalktığın vakit seni görüyor
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = O ki, (gece namaza) kalktığın zaman seni görüyor.
Gültekin Onan = O, kıyam ettiğin zaman seni görüyor.
Harun Yıldırım = O ki, (gece namaza) kalktığın zaman seni görüyor.
Hasan Basri Çantay = (218-219) (Öyle mutlak gaalib, öyle çok esirgeyici) ki O, (namaza) kıyam etdiğin vakit seni ve secde edenler içinde dolaşmanı (dâima) görendir.
Hayrat Neşriyat = O ki, (gece ibâdet için) kalktığın zaman seni görür!
İbni Kesir = Görür O seni, kalktığında.
Kadri Çelik = O (gece namaza) kalktığın zaman seni görüyor.
Muhammed Esed = O ki senin (O'nun yolunda tek başına) ayakta kalmaya çalıştığını da görmektedir,
Mustafa İslamoğlu = Ki O kıyam ettiğin vakit seni görmektedir;
Ömer Nasuhi Bilmen = O ki, seni kıyam ettiğin vakit görüyor.
Ömer Öngüt = O ki, (gece namaza) kalktığında seni görür.
Şaban Piriş = (218-219) O, seni (namaza) kalktığın zaman da; secde edenler ile (secdeye) yatıp kalktığın zaman da görür.
Sadık Türkmen = O (Allah) ki; seni (tek başına) uyanıp (ibadet/dua/düşünmek için) kalktığın zaman (da) görür.
Seyyid Kutub = O seni namaza durduğunda görür.
Suat Yıldırım = (218-220) Sen yolunda kaim olurken, namaza dururken de, O seni elbette görüyor. Secde edenler, ibadet edenler arasında dolaşmalarını da görüyor. Çünkü her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla bilen O’dur.
Süleyman Ateş = O, seni görür; Namaza durduğun zaman,
Tefhim-ul Kuran = O, kıyam ettiğin zaman seni görmektedir.
Ümit Şimşek = Namaza kalktığında da O seni görür,
Yaşar Nuri Öztürk = O ki görüyor seni kıyam ettiğin zaman.
İskender Ali Mihr = O, sen kıyam ettiğin zaman seni görür.
İlyas Yorulmaz = O Allah (namaz için) kalktığında seni görendir.
وَتَقَلُّبَكَ فِي السَّاجِدِينَ
Şu’arâ / 219 -
Ve tekallubeke fîs sâcidîn(sâcidîne).
Diyanet İşleri = (217-219) Namaza kalktığında, seni ve secde edenler arasında dolaşmanı gören; mutlak güç sahibi, çok merhametli olan Allah’a tevekkül et.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve secde edenler arasında secde edişini de görür.
Abdullah Parlıyan = O'nun huzurunda saygıyla, yere kapananlar arasında yer aldığını da görmektedir.
Adem Uğur = Secde edenler arasında dolaşmanı da (görüyor).
Ahmed Hulusi = Secde edenler içinde yer aldığını da!
Ahmet Tekin = Cemaatle kıldığın namazın erkânına riayetteki davranışlarını, arkanda olup bitenleri de önündekiler gibi gördüğünü, müslümanların işleri için koşuşturduğunu, adının sanının önceki peygamberlerin dilinden düşmediğini, sulplerinden dolaşa dolaşa geldiğini de görendir.
Ahmet Varol = Secde edenler arasında dolaşmanı da.
Ali Bulaç = Secde edenler arasında dönüp dolaşmanı da.
Ali Fikri Yavuz = Secde edenler (namaz kılanlar) içinde dolaşmanı da...
Ali Ünal = (Kulluk görevini yerine getirebilmen için) secde edenler arasında secdede kıvrım kıvrım kıvrandığını (ve o secde edenlerin iyi birer kul olabilmeleri için nasıl gayret sarfettiğini de) görüyor.
Bayraktar Bayraklı = (217-219) Namaza kalktığında ve secde edenlerle birlikte dolaştığında seni gören güçlü ve merhametli olan Allah'a güven!
Bekir Sadak = (217-22) 0 Senin kalkip namaz kilanlar arasinda bulundugunu goren, guclu ve merhametli olan Allah'a guven. Dogrusu O isitir ve bilir.
Celal Yıldırım = (218-219) O Allah ki, seni ayakta durduğun halde de, secde edenler arasında dolaştığın durumda da görüyor.
Cemal Külünkoğlu = (218-219) O (Allah) ki, namaza durduğunda seni görüyor. Secde edenler arasında dolaşmanı da (görüyor).
Diyanet İşleri (eski) = (217-220) Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir.
Diyanet Vakfi = Secde edenler arasında dolaşmanı da (görüyor).
Edip Yüksel = Ve senin secde edenler arasındaki hareketini de.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve secdekârlar içinde dolaşmanı
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = ve secde edenler arasında dolaşmanı da.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ve secde edenler arasında dolaşmanı da (görüyor.)
Gültekin Onan = Secde edenler arasında dönüp dolaşmanı (tekallubeke) da.
Harun Yıldırım = Secde edenler arasında dolaşmanı da (görüyor).
Hasan Basri Çantay = (218-219) (Öyle mutlak gaalib, öyle çok esirgeyici) ki O, (namaza) kıyam etdiğin vakit seni ve secde edenler içinde dolaşmanı (dâima) görendir.
Hayrat Neşriyat = Secde edenler içinde değişik hâllere girmeni (eğilip doğrulmanı) da (görür)!
İbni Kesir = Secde edenler arasında bulunduğunda.
Kadri Çelik = Secde edenler arasında dönüp dolaşmanı da.
Muhammed Esed = (O'nun huzurunda) saygıyla yere kapananlar arasında yer aldığını da görmektedir;
Mustafa İslamoğlu = Allah'a teslim olanlar arasındaki tasarruflarını da...
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve secde edenler arasındaki dönüşünü de (görüyor).
Ömer Öngüt = Secde edenler arasında bulunduğunda O seni görür.
Şaban Piriş = (218-219) O, seni (namaza) kalktığın zaman da; secde edenler ile (secdeye) yatıp kalktığın zaman da görür.
Sadık Türkmen = Ve (namazda) secde edenler arasında iken de; eğilip kalktığında/doğrulduğunda (da) seni görür.
Seyyid Kutub = Secde edenler ile birlikte eğilip dikildiğini de görür.
Suat Yıldırım = (218-220) Sen yolunda kaim olurken, namaza dururken de, O seni elbette görüyor. Secde edenler, ibadet edenler arasında dolaşmalarını da görüyor. Çünkü her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla bilen O’dur.
Süleyman Ateş = Ve secde edenler arasında eğilip doğrulurken.
Tefhim-ul Kuran = Secde edenler arasında dönüp dolaşmanı da.
Ümit Şimşek = Secde edenler arasındaki dolaşmanı da.
Yaşar Nuri Öztürk = Görüyor nasıldır secde edenler içinde dolaşman.
İskender Ali Mihr = Ve secde edenler arasında senin dönmeni (de görür).
İlyas Yorulmaz = Secde edenler içinde seni farklı kılanda O dur.
إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
Şu’arâ / 220 -
İnnehu huves semîul alîm(alîmu).
Diyanet İşleri = Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Şüphe yok ki o, her şeyi duyar, bilir.
Abdullah Parlıyan = Çünkü herşeyi bütün gerçeğiyle bilen ve dolayısıyla herşeyi işiten de O'dur.
Adem Uğur = Çünkü her şeyi işiten, her şeyi bilen O'dur.
Ahmed Hulusi = Muhakkak ki O, "HÛ"; Semi'dir, Aliym'dir.
Ahmet Tekin = Hakkıyla işiten, hakkıyla bilen O’dur.
Ahmet Varol = Şüphesiz (her şeyi hakkıyla) duyan ve bilen O'dur.
Ali Bulaç = Hiç şüphesiz, O, işitendir, bilendir.
Ali Fikri Yavuz = Çünkü her şeyi künhü ile işitib bilen O’dur.
Ali Ünal = Çünkü O’dur Semî‘ (her şeyi hakkıyla işiten), O’dur Alîm (her şeyi hakkıyla bilen).
Bayraktar Bayraklı = Şüphesiz O, her şeyi duyar; her şeyi bilir.
Bekir Sadak = (217-22) 0 Senin kalkip namaz kilanlar arasinda bulundugunu goren, guclu ve merhametli olan Allah'a guven. Dogrusu O isitir ve bilir.
Celal Yıldırım = Çünkü gerçekten Allah işitendir, bilendir.
Cemal Külünkoğlu = Hiç kuşkusuz O, (her şeyi) hakkıyla işiten, (her şeyi) hakkıyla bilendir.
Diyanet İşleri (eski) = (217-220) Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir.
Diyanet Vakfi = Çünkü her şeyi işiten, her şeyi bilen O'dur.
Edip Yüksel = Çünkü O İşitendir, Bilendir.
Elmalılı Hamdi Yazır = Çünkü o öyle semi öyle alîmdir
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Çünkü, herşeyi işiten, herşeyi bilen O'dur.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Çünkü her şeyi işiten, her şeyi bilen O'dur.
Gültekin Onan = Hiç şüphesiz, O, işitendir, bilendir.
Harun Yıldırım = Çünkü her şeyi işiten, her şeyi bilen O'dur.
Hasan Basri Çantay = Çünkü hakkıyle işiden, hakkıyle bilen bizzat Odur.
Hayrat Neşriyat = Şübhesiz ki Semî' (hakkıyla işiten), Alîm (kemâliyle bilen) ancak O’dur.
İbni Kesir = Muhakkak ki O'dur O; Semi, Alim.
Kadri Çelik = Şüphesiz O işitendir, bilendir.
Muhammed Esed = çünkü her şeyi bütün gerçeğiyle bilen (ve dolayısıyla) her şeyi işiten O'dur!
Mustafa İslamoğlu = Çünkü O, evet yalnız O'dur her şeyi işiten, her şeyi bilen!
Ömer Nasuhi Bilmen = Şüphe yok, bihakkın işitici, kemaliyle bilici O'dur.
Ömer Öngüt = Çünkü O işitendir, bilendir.
Şaban Piriş = Çünkü o işitendir, bilendir.
Sadık Türkmen = Şüphesiz o; işitendir, bilendir.
Seyyid Kutub = Hiç kuşkusuz O, herşeyi işitir ve herşeyi görür.
Suat Yıldırım = (218-220) Sen yolunda kaim olurken, namaza dururken de, O seni elbette görüyor. Secde edenler, ibadet edenler arasında dolaşmalarını da görüyor. Çünkü her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla bilen O’dur.
Süleyman Ateş = Çünkü O, işitendir, bilendir.
Tefhim-ul Kuran = Hiç şüphe yok, O, işitendir, bilendir.
Ümit Şimşek = Çünkü O herşeyi işiten, herşeyi bilendir.
Yaşar Nuri Öztürk = Kuşkusuz, O'dur iyice bilen, iyice duyan.
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki O; O, Sem’î’dir (en iyi işten) Alîm’dir (en iyi bilen).
İlyas Yorulmaz = Kesinlikle O, işiten ve her şeyi bilendir.
هَلْ أُنَبِّئُكُمْ عَلَى مَن تَنَزَّلُ الشَّيَاطِينُ
Şu’arâ / 221 -
Hel unebbiukum alâ men tenezzeluş şeyâtîn(şeyâtînu).
Diyanet İşleri = Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi?
Abdulbaki Gölpınarlı = Haber vereyim mi size, kime iner Şeytanlar?
Abdullah Parlıyan = Size, o şeytanların kime indiğini haber vereyim mi?
Adem Uğur = Şeytanların ise kime ineceğini size haber vereyim mi?
Ahmed Hulusi = Şeytanların kime indiğini size haber vereyim mi?
Ahmet Tekin = Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi?
Ahmet Varol = Şeytanların kime indiğini size haber vereyim mi?
Ali Bulaç = Şeytanların kimlere inmekte olduklarını size haber vereyim mi?
Ali Fikri Yavuz = Ey müşrikler, size haber vereyim mi, şeytanlar kimin üzerine inerler?
Ali Ünal = Şimdi (ey insanlar,) şeytanların kime indiğini size bildireyim mi?
Bayraktar Bayraklı = “Şeytanların ise kime ineceğini size haber vereyim mi?”
Bekir Sadak = «eytanlarin kime indigini size haber vereyim mi?» de.
Celal Yıldırım = Size şeytanların kimler üzerine inip durduğunu haber vereyim mi ?
Cemal Külünkoğlu = Size o şeytani güçlerin kime indiğini haber vereyim mi?
Diyanet İşleri (eski) = 'Şeytanların kime indiğini size haber vereyim mi?' de.
Diyanet Vakfi = Şeytanların ise kime ineceğini size haber vereyim mi?
Edip Yüksel = Şeytanların kime indiğini size bildireyim mi?
Elmalılı Hamdi Yazır = Haber vereyim mi size Şeytanlar kimin üzerine inerler?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Şeytanların kimin üzerine indiğini size haber vereyim mi?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi?
Gültekin Onan = Şeytanların kimlere inmekte olduklarını size haber vereyim mi?
Harun Yıldırım = Şeytanların ise kime ineceğini size haber vereyim mi?
Hasan Basri Çantay = (Ey müşrikler) şeytanların kimlerin üzerine indiğini size haber vereyim mi ben?
Hayrat Neşriyat = Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi?
İbni Kesir = Şeytanların kime indiğini size bildireyim mi?
Kadri Çelik = Şeytanların kimlere inmekte olduklarını size haber vereyim mi?
Muhammed Esed = Sana o şeytani güçlerin kime indiğini haber vereyim mi?
Mustafa İslamoğlu = O şeytanların kimlere indiğini size haber vereyim mi:
Ömer Nasuhi Bilmen = Size haber vereyim mi kimlerin üzerine şeytanların iniverdiğini?
Ömer Öngüt = Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi?
Şaban Piriş = Şeytanların kime indiğini size haber vereyim mi?
Sadık Türkmen = Şeytanlarin kimin üzerine indiğini size haber vereyim mi?
Seyyid Kutub = Şeytânların kime ineceğini size söyleyeyim mi?
Suat Yıldırım = (Şeytanlardan bahsediyorlar) şeytanların asıl kime indiğini bildireyim mi?
Süleyman Ateş = Şeytânların kime ineceğini size haber vereyim mi?
Tefhim-ul Kuran = Şeytanların kimlere inmekte olduklarını size haber vereyim mi?
Ümit Şimşek = Size söyleyeyim mi, şeytanlar kime iner?
Yaşar Nuri Öztürk = Haber vereyim mi size şeytanların kime iner olduğundan?
İskender Ali Mihr = Şeytanlar kimlere iner size haber vereyim mi?
İlyas Yorulmaz = Şeytanların indiği kimseleri size haber vereyim mi?
تَنَزَّلُ عَلَى كُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍ
Şu’arâ / 222 -
Tenezzelu alâ kulli effâkin esîm(esîmin).
Diyanet İşleri = Onlar, her günahkâr yalancıya inerler.
Abdulbaki Gölpınarlı = Onlar, bütün yalancı ve suçlulara inerler.
Abdullah Parlıyan = Onlar her günahkar, iftiracı, yalancı, sahtekar üzerine iner.
Adem Uğur = Onlar, günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üstüne inerler.
Ahmed Hulusi = Kendini aldatan vebal sahibini etkilerler!
Ahmet Tekin = Onlar, bile bile günaha giren, iftirayı alışkanlık haline getiren herkesin üstüne çullanırlar.
Ahmet Varol = Onlar her yalancı günâhkâra inerler.
Ali Bulaç = Onlar, 'gerçeği ters yüz eden', günaha düşkün olan her yalancıya inerler.
Ali Fikri Yavuz = Onlar, her düzenbaz günahkârın (kâhinlerle sahte peygamberlerin) üzerine inerler.
Ali Ünal = Onlar, günahta boğulmuş her bir yalancı ve iftiracıya iner.
Bayraktar Bayraklı = “Onlar, günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üstüne inerler.”
Bekir Sadak = Onlar, gunahkar iftiracilarin hepsine iner.
Celal Yıldırım = Her günahkâr iftiracı, yalancı, sahtekâr üzerine iner.
Cemal Külünkoğlu = Onlar nerede kendi kendini aldatan bir günahkâr ve yalancı varsa ona iner.
Diyanet İşleri (eski) = Onlar, günahkar iftiracıların hepsine iner.
Diyanet Vakfi = Onlar, günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üstüne inerler.
Edip Yüksel = Onlar her günahkar iftiracıya iner.
Elmalılı Hamdi Yazır = Vebal yüklenici her bir sahtekâr üzerine inerler
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Günaha kendini kaptırmış herbir sahtekar üzerine inerler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Onlar, günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üzerine inerler.
Gültekin Onan = Onlar, 'gerçeği ters yüz eden', günaha düşkün olan her yalancıya inerler.
Harun Yıldırım = Onlar, günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üstüne inerler.
Hasan Basri Çantay = Onlar her günahkâr yalancının tepesine iner (ler).
Hayrat Neşriyat = (Onlar) iftirâya düşkün, çok günahkâr olan herkesin üzerine iner.
İbni Kesir = Onlar her günahkar, her müfteriye inerler.
Kadri Çelik = Onlar, bütün aşırı yalancı ve günah düşkünü kimselere inerler.
Muhammed Esed = Onlar nerede kendi kendini aldatan günahkar biri varsa ona inerler
Mustafa İslamoğlu = Onlar kendini aldatmayı alışkanlık haline getiren her günahkara inerler;
Ömer Nasuhi Bilmen = Her kezzab facir üzerine iniverir.
Ömer Öngüt = Onlar her günahkâr yalancıya inerler.
Şaban Piriş = Onlar, her günahkar, sahtekarlara inerler.
Sadık Türkmen = Onlar her günahkâr iftiracının üzerine inerler!
Seyyid Kutub = Onlar ne kadar aşırı yalancı ve günah düşkünü varsa onlara inerler.
Suat Yıldırım = Onlar yalan ve iftiraya, günaha düşkün kimselere inerler.
Süleyman Ateş = Onlar, her günâhkâr yalancıya inerler.
Tefhim-ul Kuran = Onlar, 'gerçeği ters yüz eden', günaha düşkün olan her yalancıya inerler.
Ümit Şimşek = Nerede yalana düşkün bir günahkâr varsa ona iner.
Yaşar Nuri Öztürk = Her bir dönek/iftiracı günahkâr üzerine iner onlar.
İskender Ali Mihr = (İftira eden) yalancı günahkârların hepsine inerler.
İlyas Yorulmaz = Şeytanlar yalnızca günahkarca yalan uyduranlara inerler.
يُلْقُونَ السَّمْعَ وَأَكْثَرُهُمْ كَاذِبُونَ
Şu’arâ / 223 -
Yulkûnes sem’a ve ekseruhum kâzibûn(kâzibûne).
Diyanet İşleri = Bunlar da şeytanlara kulak verirler. Onların çoğu ise yalancıdır.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve onlar da Şeytanlara kulak verirler ve Şeytanların çoğuysa yalancıdır.
Abdullah Parlıyan = O yalancılar, şeytanlara kulak verirler, çoğu ise yalancıdırlar.
Adem Uğur = Bunlar, (şeytanlara) kulak verirler ve onların çoğu yalancıdırlar.
Ahmed Hulusi = Kendilerini aldatanlar, (şeytanlara - bilinçteki aldatıcı fikirlere) kulak verirler ve onların ekseriyeti yalancıdırlar.
Ahmet Tekin = Bilerek günah işlemekte ısrar eden günaha dadanan yalancılar şeytanlara kulak verirler. Onların çoğu da yalancıdır.
Ahmet Varol = Onlar kulak verirler. Çoğu da yalancıdırlar.
Ali Bulaç = Bunlar (şeytanlara) kulak verirler ve çoğu yalan söylemektedirler.
Ali Fikri Yavuz = O düzenbazlardır ki, şeytanlara kulak verirler ve çoğu yalan söylerler (şeytanların telkinatını kendi bilgilerine katarlar).
Ali Ünal = Onlar, (meleklerden) kulak hırsızlığı yapabilir miyiz diye bakarlar, fakat o günahkâr, iftiracı adamlarına fısıldadıklarının çoğu yalandır.
Bayraktar Bayraklı = “Bunlar, şeytanlara kulak verirler ve onların çoğu yalancıdırlar.”
Bekir Sadak = Bunlar seytanlara kulak verirler, cogu yalancidirlar.
Celal Yıldırım = Bunlardır (şeytanların iftira ve yalanına) kulak verirler. Çoğu ise yalancıdır.
Cemal Külünkoğlu = Onlar da şeytanlara kulak verirler. Onların çoğu ise yalancıdır.
Diyanet İşleri (eski) = Bunlar şeytanlara kulak verirler, çoğu yalancıdırlar.
Diyanet Vakfi = Bunlar, (şeytanlara) kulak verirler ve onların çoğu yalancıdırlar.
Edip Yüksel = Kulak verirler; ancak çoğu yalancıdır.
Elmalılı Hamdi Yazır = Onlar kulak verirler ve ekseri yalan söylerler
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Onlar (şeytanlara) kulak verirler ve çoğu da yalan söylerler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Onlar, (şeytanlara) kulak verirler ve onların çoğu yalancıdır.
Gültekin Onan = Bunlar (şeytanlara) kulak verirler ve çoğu yalan söylemektedirler.
Harun Yıldırım = Bunlar, (şeytanlara) kulak verirler ve onların çoğu yalancıdırlar.
Hasan Basri Çantay = Onlar dır ki (şeytanlara) kulak verirler ve onların çoğu yalancıdırlar.
Hayrat Neşriyat = (Onlar ise şeytanlara) kulak verirler; bunların çoğu da yalancıdırlar.
İbni Kesir = Bunlar ona kulak verirler ve çoğu yalancılardır.
Kadri Çelik = Bunlar (şeytanlar) duyduklarını telkin ederler ve çoğu yalan söylemektedirler.
Muhammed Esed = ki, böyleleri (zaten hep asılsız, aldatıcı şeylere) kulak verir ve onlardan çoğu başkalarına da yalan söylerler.
Mustafa İslamoğlu = (yalana) kulak kabartırlar ve onların çoğu (başkalarına da) yalan söylerler.
Ömer Nasuhi Bilmen = Onlar (şeytanın sözlerine) kulak verirler ve onların ekserisi yalancı kimselerdir.
Ömer Öngüt = Bunlar şeytanlara kulak verirler ve onların çoğu yalancıdırlar.
Şaban Piriş = Onlar (şeytanlara) kulak verirler, çoğu zaten yalancıdır.
Sadık Türkmen = Onlar kulak kabartırlar. Oysa onların çoğu yalancıdır.
Seyyid Kutub = Onlar, çoğunluğu yalancı olan şeytanların söylediklerine kulak verirler.
Suat Yıldırım = Çünkü o iftiracılar şeytanlara kulak verirler, esasen onların çoğu yalancıdırlar.
Süleyman Ateş = O yalancılar, (şeytânlara) kulak verirler, çokları da yalan söylerler.
Tefhim-ul Kuran = Bunlar (şeytanlara) kulak verirler ve çoğu yalan söylemektedirler.
Ümit Şimşek = Onlar şeytanlara kulak verirler; zaten çoğu yalan söyleyip durmaktadır.
Yaşar Nuri Öztürk = Kulak kabartırlar ama çoğu yalancılardır onların.
İskender Ali Mihr = Onlar, (şeytanlara) kulak verirler (dinlerler) ve onların çoğu yalancıdırlar.
İlyas Yorulmaz = Pek çoğu yalancı oldukları halde (dedikoduya) kulak verirler.
وَالشُّعَرَاء يَتَّبِعُهُمُ الْغَاوُونَ
Şu’arâ / 224 -
Veş şuarâu yettebiuhumul gâvûn(gâvûne).
Diyanet İşleri = Şairlere ise haddi aşan azgınlar uyarlar.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve şâirlere de akılsızlar ve ziyankârlar uyar.
Abdullah Parlıyan = Şairlere gelince, onlara da sapıklar ve azgınlar uyar.
Adem Uğur = Şairler(e gelince), onlara da sapıklar uyarlar.
Ahmed Hulusi = Şairler (şiirlerle duygusallığı tahrik ederek, insanları tanrı edindiklerine tapınmaya yönlendirenler); onlara hakikatten sapanlar tâbi olur.
Ahmet Tekin = Akılsızlar, şaşkınlar, müşrikler, hain düşünceler taşıyan azgınlar, hak yoldan uzaklaşarak bozuk düzeni, helâki tercih edenler şâirlerin peşinden giderler.
Ahmet Varol = Şairlere ise azgınlar uyarlar.
Ali Bulaç = Şairler ise; gerçekten onlara azgın sapıklar uyar.
Ali Fikri Yavuz = (Peygamberi hicveden kâfir ve İslâm dışı) şairler ise, onlara sapık kimseler uyarlar.
Ali Ünal = Şairlere gelince, onların arkasına ancak azgın sapkınlarla çapkınlar düşer.
Bayraktar Bayraklı = “Şairlere gelince, onlara da sapıklar uyarlar.”[385]
Bekir Sadak = sairlere ancak azginlar uyar.
Celal Yıldırım = (Sapık hayalci) şâirlere ise, ancak yozmuş azgınlar uyarlar.
Cemal Külünkoğlu = (İslam karşıtı) şairler var ya, bunların peşine de sapkınlarla çapkınlar düşer!
Diyanet İşleri (eski) = O şairlere gelince; onlara azgınlar uyar.
Diyanet Vakfi = Şairler(e gelince), onlara da sapıklar uyarlar.
Edip Yüksel = Şairlere ise azgınlar uyar.
Elmalılı Hamdi Yazır = Şairler, bunların arkasına da çapkınlar, sapkınlar düşer
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Şairler(e gelince) bunların arkasına da çapkınlar, sapkınlar düşer.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Şairler(e gelince), onlara da sapıklar uyar.
Gültekin Onan = Şairler ise; gerçekten onlara azgın sapıklar uyar.
Harun Yıldırım = Şairler(e gelince), onlara da sapıklar uyarlar.
Hasan Basri Çantay = Şâirler (e gelince), onlara da sapıklar uyarlar.
Hayrat Neşriyat = O şuarâ’ya (şâirlere) gelince, onlara azgınlar uyar.
İbni Kesir = Şairlere gelince; onlara da azgınlar uyar.
Kadri Çelik = (Şarlatan) Şairler (var ya), gerçekten onlara da azgın sapıklar uyar.
Muhammed Esed = Şairlere gelince, (onlar da kendi kendilerini aldatmaya yatkındırlar ve bu sebeple) onlara (da yalnızca) azgınlar uymaktadır.
Mustafa İslamoğlu = Ve (Şamanlığa soyunan) şairler... Onları, batıl inanç peşindeki cahil ve bilinçsizler izlerler.
Ömer Nasuhi Bilmen = Şairlere gelince onlar da sapıklara tâbi olurlar.
Ömer Öngüt = Şâirlere de azgınlar uyarlar.
Şaban Piriş = Ve şairler, onlara da azgınlar uyar.
Sadık Türkmen = Şairlere gelince, onlara şaşkınlar/yolunu şaşırmış olanlar uyar.
Seyyid Kutub = Şairlere gelince ancak amaçsız, havai insanlar onların peşinden gider.
Suat Yıldırım = Şairler var ya, bunların peşine de sapkınlarla çapkınlar düşer!
Süleyman Ateş = Şâ'irlere gelince onlara da azgınlar uyar.
Tefhim-ul Kuran = Şairler ise; gerçekten onlara da azgın sapıklar uyar.
Ümit Şimşek = Şairlere de ancak şaşkınlar uyar.
Yaşar Nuri Öztürk = Şairlere gelince, onlara da çapkınlar, sapkınlar uyar.
İskender Ali Mihr = Ve (Allah’a karşı olan) şairler; onlara (sadece) azgınlar tâbî olurlar.
İlyas Yorulmaz = Şairlere de, azgınlar tabi olurlar.
أَلَمْ تَرَ أَنَّهُمْ فِي كُلِّ وَادٍ يَهِيمُونَ
Şu’arâ / 225 -
E lem tera ennehum fî kulli vâdin yehîmûn(yehîmûne).
Diyanet İşleri = (225-226) Görmez misin ki onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar ve yapmadıkları şeyleri söylerler.
Abdulbaki Gölpınarlı = Görmez misin ki hiç şüphe yok, onlar, her vâdide sersemce dolaşıp dururlar.
Abdullah Parlıyan = Görmüyor musun onların her vadide sözcüklerin, hayallerin peşinde şaşkın şaşkın dolaştıklarını,
Adem Uğur = Baksana onlar her vâdide şaşkın şaşkın dolaşırlar.
Ahmed Hulusi = Görmez misin ki onlar hayal - evham dünyalarında yaşarlar!
Ahmet Tekin = Onların her vadide, kelimeler ve hayaller arasında, amaçsız ve tutarsız, şaşkın şaşkın dolaştıklarını görmüyor musun?
Ahmet Varol = Onlar her vadide şaşkın şaşkın dolaşmakta olduklarını görmedin mi?
Ali Bulaç = Görmedin mi; onlar, her bir vadide vehmedip duruyorlar,
Ali Fikri Yavuz = Görmez misin o şairler, her yöne meyleder ve boş şeylere dalarlar.
Ali Ünal = Görmez misin ki onlar, her türlü (söz, düşünce, hayal ve akım) vadisinde başıboş dolaşır dururlar?
Bayraktar Bayraklı = (225-226) “Onların her vadide başı boş dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi?”
Bekir Sadak = (225-22) 6 Onlarin her vadide saskin saskin dolastiklarini ve yapmadiklarini yaptik dediklerini gormez misin?
Celal Yıldırım = Baksana, onlar her vadide avare-şaşkın dolaşırlar.
Cemal Külünkoğlu = (225-226) Görmez misin onların her sahada (hayallerin peşinde) şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapamayacakları şeyleri söyleyip durduklarını?
Diyanet İşleri (eski) = (225-226) Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmadıklarını yaptık dediklerini görmez misin?
Diyanet Vakfi = (225-226) Onların her vâdide başıboş dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi?
Edip Yüksel = Onların her vadide koştuklarını (duruma göre yön değiştirdiklerini) görmez misin?
Elmalılı Hamdi Yazır = Görmez misin bunlar her vâdide hayran olurlar
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Görmüyor musun, bunlar her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (225-226) Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi?
Gültekin Onan = Görmedin mi; onlar, her bir vadide vehmedip duruyorlar,
Harun Yıldırım = Baksana onlar her vâdide şaşkın şaşkın dolaşırlar.
Hasan Basri Çantay = (225-226) Onların her vâdîde hakıykaten ifrata (mübalağaya) düşegeldiklerini ve hakıykaten yapmayacakları şeyleri söyler (insanlar) olduklarını görmedin mi?
Hayrat Neşriyat = Görmedin mi? Gerçekten onlar (o şâirler) her vâdide şaşkın şaşkın dolaşırlar (da her türlü yalan ve çirkin sözü söylerler).
İbni Kesir = Görmedin mi; onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar.
Kadri Çelik = Görmez misin, onlar her vadide şaşkıncasına yürür dururlar (şarlatanlık ederler)!
Muhammed Esed = Görmez misin onların her vadide (sözcüklerin, hayallerin peşinde) şaşkın şaşkın dolaştıklarını;
Mustafa İslamoğlu = Görmez misin ki onlar, (hayat ve his alemindeki) her vadide şaşkın ve amaçsız gezinirler;
Ömer Nasuhi Bilmen = Görmez misin ki, onlar her vadide şaşkıncasına yürür dururlar.
Ömer Öngüt = Görmez misin? Onlar her vâdide şaşkın şaşkın dolaşırlar.
Şaban Piriş = Bilmez misin ki onlar her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar
Sadık Türkmen = Onları görmedin mi? Her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar.
Seyyid Kutub = Görmüyormusun ki, onlar her vadiye dalarlar.
Suat Yıldırım = (225-226) Görmez misin onlar her vâdide sözcüklerin, hayallerin peşinde dolaşır ve yapmayacakları şeyleri söylerler.
Süleyman Ateş = Baksana onlar, her vâdide şaşkın şaşkın dolaşırlar?
Tefhim-ul Kuran = Görmedin mi; onlar, her bir vadide vehmedip durmaktadırlar;
Ümit Şimşek = Görmez misin: Onlar her vadiye dalarlar.
Yaşar Nuri Öztürk = Görmez misin onları ki, her vadide şaşkın, tutkun dolaşırlar.
İskender Ali Mihr = Bütün vadilerde onların (hayal peşinde) koştuklarını görmedin mi?
İlyas Yorulmaz = Görmüyor musun? O şairler, şüphe yok ki hayal aleminde gezerler.
وَأَنَّهُمْ يَقُولُونَ مَا لَا يَفْعَلُونَ
Şu’arâ / 226 -
Ve ennehum yekûlûne mâ lâ yef’alûn(yef’alûne).
Diyanet İşleri = (225-226) Görmez misin ki onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar ve yapmadıkları şeyleri söylerler.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve hiç şüphe yok ki onlar, yapmadıkları şeyleri söylerler.
Abdullah Parlıyan = yapmadıkları şeyleri söylediklerini.
Adem Uğur = Ve onlar yapamayacakları şeyleri söylerler.
Ahmed Hulusi = Muhakkak ki onlar yapmayacakları şeyleri söylerler!
Ahmet Tekin = Onların yapamayacakları şeyleri söylediklerini görmüyor musun?
Ahmet Varol = Ve onlar yapmadıklarını söylemektedirler.
Ali Bulaç = Ve gerçekten onlar, yapmayacakları şeyleri söylüyorlar.
Ali Fikri Yavuz = Gerçekten onlar, şiirlerinde, yapmıyacakları şeyleri söylerler.
Ali Ünal = Hem de yapmadıkları ve yapmayacakları şeyleri söylerler.
Bayraktar Bayraklı = (225-226) “Onların her vadide başı boş dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi?”
Bekir Sadak = (225-22) 6 Onlarin her vadide saskin saskin dolastiklarini ve yapmadiklarini yaptik dediklerini gormez misin?
Celal Yıldırım = Ve yapmadıklarını söyleyip dururlar.
Cemal Külünkoğlu = (225-226) Görmez misin onların her sahada (hayallerin peşinde) şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapamayacakları şeyleri söyleyip durduklarını?
Diyanet İşleri (eski) = (225-226) Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmadıklarını yaptık dediklerini görmez misin?
Diyanet Vakfi = (225-226) Onların her vâdide başıboş dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi?
Edip Yüksel = Ve onlar yapmadıkları şeyleri söylerler.
Elmalılı Hamdi Yazır = hem de onlar yapmıyacakları şeyleri söylerler
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Hem de yapmayacakları şeyleri söylerler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (225-226) Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi?
Gültekin Onan = Ve gerçekten onlar, yapmayacakları şeyleri söylüyorlar.
Harun Yıldırım = Ve onlar yapamayacakları şeyleri söylerler.
Hasan Basri Çantay = (225-226) Onların her vâdîde hakıykaten ifrata (mübalağaya) düşegeldiklerini ve hakıykaten yapmayacakları şeyleri söyler (insanlar) olduklarını görmedin mi?
Hayrat Neşriyat = Ve doğrusu onlar, yapmayacakları şeyleri söylerler.
İbni Kesir = Ve onlar, gerçekten yapmadıklarını söylerler.
Kadri Çelik = Ve gerçekten onlar, yapmadıkları şeyleri söylerler.
Muhammed Esed = ve (çoğu zaman) yapmadıklarını söyleyegeldiklerini?
Mustafa İslamoğlu = ve onlar yapmadıklarını söylerler.
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve şüphe yok ki, onlar yapmayacak oldukları şeyleri söylerler.
Ömer Öngüt = Ve onlar gerçekte yapmadıklarını söylerler.
Şaban Piriş = Ve yapmadıkları şeyleri söylerler.
Sadık Türkmen = Gerçekten onlar yapmayacakları şeyleri söylerler.
Seyyid Kutub = Ve yapmadıklarını söylerler.
Suat Yıldırım = (225-226) Görmez misin onlar her vâdide sözcüklerin, hayallerin peşinde dolaşır ve yapmayacakları şeyleri söylerler.
Süleyman Ateş = Ve onlar yapmayacakları şeyleri söylerler.
Tefhim-ul Kuran = Ve gerçekten onlar, yapmayacakları şeyleri söylemektedirler.
Ümit Şimşek = Ve yapmadıkları şeyi söylerler.
Yaşar Nuri Öztürk = Ve onlar, yapmayacakları şeyleri söyleyip dururlar.
İskender Ali Mihr = Ve muhakkak ki onlar yapmadıkları şeyleri söylerler.
İlyas Yorulmaz = Aynı zamanda onlar, yapmayacakları şeyleri söylerler.
إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَذَكَرُوا اللَّهَ كَثِيرًا وَانتَصَرُوا مِن بَعْدِ مَا ظُلِمُوا وَسَيَعْلَمُ الَّذِينَ ظَلَمُوا أَيَّ مُنقَلَبٍ يَنقَلِبُونَ
Şu’arâ / 227 -
İllâllezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ve zekerûllâhe kesîran ventesarû min ba’di mâ zulimû, ve se ya’lemullezîne zalemû eyye munkalebin yenkalibûn(yenkalibûne).
Diyanet İşleri = Ancak iman edip salih amel işleyen, Allah’ı çok anan ve haksızlığa uğratıldıktan sonra öçlerini alanlar başka. Zulmedenler hangi akıbete uğrayacaklarını göreceklerdir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ancak inananlar ve iyi işlerde bulunanlar ve Allah'ı çok ananlar ve zulme uğradıktan sonra yardıma mazhar olanlar müstesnâ. Ve zulmedenler, yakında bileceklerdir halleri neye varacak ve nereye varıp gidecekler.
Abdullah Parlıyan = Ancak iman edip, dürüst ve faydalı davranışlar ortaya koyan, Allah'ı çokça anan, haksızlığa uğratıldıktan sonra, kendilerini savunanlar böyle değildir. Yaratılış gayesi dışında hareket edenler, yakında nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini bileceklerdir.
Adem Uğur = Ancak iman edip iyi işler yapanlar, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar başkadır. Haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akıbete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir.
Ahmed Hulusi = Ancak (hakikate) iman edenler ve imanın gereğini uygulayanlar, Allâh'ı çok zikredenler ve zulme uğradıktan sonra zafere ulaşanlar müstesna. . . (Nefslerine) zulmedenler, yakında hangi dönüşüme uğrayacaklarını kavrayacaklar (ama iş işten geçmiş olacak)!
Ahmet Tekin = Ancak iman ederek, hâlis niyet ve amaçlarla, İslâm esaslarını, İslâmî düzeni hayata geçiren, iş barışı içinde bilinçli, planlı, mükemmel, meşrû, faydalı, verimli çalışarak nimetin-ürünün bollaşmasını sağlayan, yerinde, haklı çıkışlar yaparak, düzelmeye, iyiliğe, iyileştirmeye ön ayak olan, cârî-kalıcı hayırlar-sâlih ameller işleyen, Allah’ı çok çok zikreden, Allah’a çokça ibadet eden, Allah’ın dinini, şeriatını çokça anlatan, zulme, haksızlığa uğradıktan sonra kendilerini savunan şairler müstesna. Haksızlık edenler, zulmedenler, İslâm’ın yükselişinin, müslümanların ilerlemesinin önünü kesme planları yapanlar ve uygulayanlar, günah, isyan ve inkâr bataklığında bocalayanlar nasıl devrileceklerini, hangi âkibete uğrayacaklarını yakında öğrenecekler.
Ahmet Varol = Ancak iman edip salih ameller işleyen, Allah'ı çokça anan ve haksızlığa uğratıldıktan sonra öçlerini alanlar müstesna. Zulmedenler hangi dönüş yerine döneceklerini yakında bilecekler. [8]
Ali Bulaç = Ancak iman edenler, salih amellerde bulunanlar ve Allah'ı çokça zikredenler ile zulme uğratıldıktan sonra zafer kazananlar (veya öçlerini alanlar) başka. Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir.
Ali Fikri Yavuz = Ancak iman edib salih amel işliyenler, Allah’ı çok ananlar, kendilerine zulmedildikten sonra (Peygambere hiciv yapan kâfirleri reddederek) öclerini alanlar müstesnadır. O zulmedenler, yakında hangi dönüş yerine döneceklerini bilecelerdir.
Ali Ünal = Ancak iman edip, imanları istikametinde sağlam, yerinde ve ıslaha yönelik işler yapanlar, Allah’ı çok anan ve O’na çok ibadette bulunanlar ve herhangi bir zulme maruz kaldıklarında haklarını savunanlar, bundan müstesnadır. Zulme saplanıp gitmişler ise, nasıl her şeyi değiştirecek bir inkılâp ile sarsılıp devrileceklerini yakında bileceklerdir.
Bayraktar Bayraklı = Ancak iman edip iyi işler yapanlar, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğradıklarında kendilerini savunanlar başkadır. Zulmedenler hangi devrimle devrileceklerini bileceklerdir.[386]
Bekir Sadak = Ancak inanip yararli is isleyenler, Allah'i cok cok ananlar ve haksizliga ugratildiklarinda haklarini alanlar bunun disindadir. Haksizlik eden kimseler nasil bir yikilisla yikilacaklarini anlayacaklardir. *
Celal Yıldırım = Ancak imân edip iyi-yararlı amellerde bulunanlar, Allah'ı çokça ananlar ve zulme uğradıktan sonra kendilerini savunup (gerektiğinde) karşı koyanlar müstesna.. O zulmedenler, yakında nasıl bir inkılâba uğrayacaklarını, nerede dönüp kalacaklarını bileceklerdir.
Cemal Külünkoğlu = Yalnız iman edip erdemli davranışlar ortaya koyanlar, Allah'ı çokça ananlar ve zulme uğradıklarında zalimlere karşı koyanlar böyle değildirler. Zalimler ne acı bir akıbetle yüz yüze geleceklerini yakında anlayacaklardır.
Diyanet İşleri (eski) = Ancak inanıp yararlı iş işleyenler, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında haklarını alanlar bunun dışındadır. Haksızlık eden kimseler nasıl bir yıkılışla yıkılacaklarını anlayacaklardır.
Diyanet Vakfi = Ancak iman edip iyi işler yapanlar, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar başkadır. Haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akıbete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir.
Edip Yüksel = Ancak inananlar, erdemli davrananlar, ALLAH'ı çok ananlar ve haksızlığa karşı mücadele edenler hariç. Zalimler, nasıl bir devrim ile devrileceklerini bileceklerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ancak iyman edip iyi ameller işliyenler ve Allahı çok zikredenler ve kendilerine zulmedildikten sonra öclerini alanlar müstesna, yarın bilecek o zulmedenler hangi ınkılâba münkalib olacaklar
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ancak iman edip iyi ameller işleyenler, Allah'ı çokça zikredenler ve kendilerine haksızlık edildikten sonra öçlerini alanlar müstesna. O haksızlık edenler hangi inkılaba münkalib olacaklarını (hangi akibete yuvarlanacaklarını) yarın bilecekler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ancak iman edip iyi ameller işleyenler, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar müstesna; haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir.
Gültekin Onan = Ancak inananlar, salih amellerde bulunanlar ve Tanrı'yı çokça zikredenler ile zulme uğratıldıktan sonra zafer kazananlar (veya öçlerini alanlar) başka. Zulmetmekte olanlar, nasıl bir devrilişle devrileceklerini / çevrilişle çevrileceklerini (münkalebin yenkalibun) pek yakında bileceklerdir.
Harun Yıldırım = Ancak iman edip iyi işler yapanlar, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar başkadır. Haksızlık edenler, hangi dönüşe döndürüleceklerini yakında bileceklerdir.
Hasan Basri Çantay = Ancak îman edib de iyi iyi amel (ve hareket) de bulunanlar, Allâhı çok zikredenler ve zulme uğratıldıklarından sonra öçlerini alanlar böyle değildir. O zulmedenler yakında hangi inkılâb ile sarsılacaklarını bileceklerdir.
Hayrat Neşriyat = Ancak îmân edip sâlih ameller işleyenler, Allah’ı çok zikredenler ve kendilerine zulmedildikten sonra (şiirleriyle) intikamlarını alan (mü’min şâir)ler müstesnâ!Zulmedenler ise, nasıl bir inkılab yerine (dünyadaki hâllerinin zıddına) döneceklerini yakında bilecek(ler)dir.
İbni Kesir = Ancak iman etmiş, salih amel işlemiş, Allah'ı çokça zikretmiş ve zulme uğratıldıktan sonra zafer kazananlar müstesnadır. Zulmedenler göreceklerdir nasıl bir yıkılışla yıkılacaklarını.
Kadri Çelik = Ancak iman edenler, salih amellerde bulunanlar ve Allah'ı çokça zikredenler ile zulme uğratıldıktan sonra öçlerini alanlar müstesna. Zulmetmekte olanlar, nasıl bir yıkılışla yıkılacaklarını anlayacaklardır.
Muhammed Esed = Ama inanan, dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyan, Allah'ı sıkça anan, (sadece) haksızlığa uğratıldıkdan sonra kendilerini savunan ve haksızlık yapanların, hangi devrimle devrileceklerini er geç görecekleri (konusunda Allah'ın vaadine güvenen şairler) bu hükmün dışındadır!
Mustafa İslamoğlu = Ne var ki, iman eden ve salih amel işleyen, Allah'ı sürekli hatırda (ve hatırlı) tutan, zulme uğradıktan sonra haklarını savunanlar onlara dahil değildirler. Nihayet zulme gömülenler, nasıl bir devrimle devrileceklerini günü gelince öğrenecekler.
Ömer Nasuhi Bilmen = Ancak imân edenler ve sâlih sâlih amellerde bulunanlar ve Allah'ı çokca zikredenler ve zulme uğradıklarından sonra öçlerini alanlar müstesna. Ve o kimseler ki, zulmettiler, nasıl bir inkılab mahalline yuvarlanıp gideceklerini yakın da bileceklerdir.
Ömer Öngüt = Ancak iman edip sâlih ameller işleyenler, Allah'ı çok çok zikredenler ve zulme uğratıldıktan sonra kendilerini müdafaa edenler müstesnâdır. Zulmedenler nasıl bir yıkılışla yıkılacaklarını, hangi deliğe tıkılacaklarını yakında bileceklerdir.
Şaban Piriş = İman eden, doğruları yapan ve çokça Allah’a zikreden, zulme uğradıkları zaman kendilerini savunanlar hariç. Zalimler, nasıl bir inkılapla devrileceklerini yakında öğrenecekler!
Sadık Türkmen = Ancak iman edip faydalı bir işi en iyi şekilde yapanlar, Allah’ı çokça ananlar ve zulme uğradıklarında (birbirleriyle) yardımlaşarak, üstün gelmeye çalışanlar, böyle (yapmayacakları şeyleri söyleyenler gibi) değildir! Zulmeden kimseler yakında, nasıl bir inkilab/değişim ile devrileceklerini/değişeceklerini göreceklerdir!
Seyyid Kutub = Yalnız iman edip iyi ameller işleyenler, sık sık Allah'ı ananlar ve zulme uğradıklarında zalimlere karşı koyanlar böyle değildirler. Zalimler ne acı bir akıbetle yüzyüze geleceklerini yakında anlayacaklardır.
Suat Yıldırım = Ancak iman edip, güzel ve makbul işler yapanlar, Allah’ı çok zikredip ananlar ve zulme mâruz kaldıktan sonra haklarını savunanlar müstesna. Zalimler de nasıl bir inkılab ile devrileceklerini, yakında öğrenirler.
Süleyman Ateş = Ancak inananlar, iyi işler yapanlar, Allâh'ı çok ananlar ve kendilerine zulmedildikten sonra (rakiplerine) üstün gelmeğe çalışanlar böyle değildir. Zulmedenler, yakında nasıl bir devrime uğrayıp devrileceklerini bileceklerdir!
Tefhim-ul Kuran = Ancak iman edenler, salih amellerde bulunanlar ve Allah'ı çokça zikredenler ile zulme uğratıldıktan sonra zafer kazananlar (veya öçlerini alanlar) başka. Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir.
Ümit Şimşek = Ancak iman eden, güzel işler yapan, Allah'ı çokça anan ve zulme uğradıktan sonra kendisini savunan kimse müstesnadır. Zulmedenler ise, nasıl bir inkılâpla devrilip gideceklerini yakında görecekler.
Yaşar Nuri Öztürk = İman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanlar, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğratıldıktan sonra başarıya ulaşanlar böyle değillerdir. Zulmedenler, hangi devrime uğrayıp başaşağı döneceklerini yakında bilecekler.
İskender Ali Mihr = Âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı dileyenler) ve amilüssalihat (nefs tezkiyesi) yapanlar ve Allah’ı çok zikredenler ve kendine zulüm yapıldıktan sonra (Allah tarafından) yardım edilenler hariç zulmedenler, yakında hangi dönüş yerine (cehenneme) döneceklerini (ulaştırılacaklarını) bilecekler.
İlyas Yorulmaz = Ancak iman edip, Rablerinin emrettiği doğru işleri yapanlar, Allah’ı çokça ananlar ve haksızlığa uğradıktan sonra kendilerini savunanlar (yapamayacağı şeyleri söylemezler. ) Artık haksızlık yapanlar nasıl bir değişikliğe uğrayacaklarını öğrenecekler.
26-ŞUARA:
1-3- Bu sûrenin
ismi, mânâsını Allah bilir. , den, , den, , dan diye Muhammed b. Kâ'b'dan
bir rivayet de vardır. Şiddet harflerinin en şiddetlisi, kalkale harflerinin
en serti, isti'lâ harflerinin en kalını olduğundan, ilk seste bu sûrenin şiddetli
bir korkutma ifade ettiğini hissettirir. "Ta"nın Tûr Dağına, "sîn"in Musa'ya,
"mîm" in Muhammed'e işaret olduğu da zihne çarpar.
Bunlar, sûrede
böyle basit harflerden oluşarak okunacak âyetler, işte o mübin (apaçık) kitabın
âyetleridir.
MÜBÎN: "Bâne"
mânâsına "ebâne"den "beyyin" gayet açık, parlak demek olduğundan; kitab-ı
mübîn, i'cazı açık olan kitap demek olur ki, kastedilen Kur'ân'dır. Hakkı
açıklayan demek dahi olabilirse de buraya uygun olan öncekidir.
4-7- Gökten
bir âyet, iman etmeye mecbur edecek bir âyet, tepeden inme kesin bir bela.
Halbuki Peygamber ve kitap göndermekten ilâhî kasıt zorla değil, hoşnutlukla
olgunluğa erdirmektir.
Boyunları,
huzu' boyun eğmek mânâsına geldiğinden, buradaki "a'nâk"ın topluluk mânâsına
olan "unuk" un çoğulu olması da uygun görülmüştür. Yani bütün topluluklarıyla
ona boyun eğerler. Rahmândan zikir; öğüt ve hatırlatma veya Kur'ân'dır. "Biz
orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirmişizdir."
KERÎM, her
şeyin iyisi, a'lâsı, faydalısı.
ZEVC, burada
sınıf, cins nevî.
İNBAT, görünüşte
sadece bitkilere has gibi görünürse de hayvanlara ve insana işaret eder. Zira
hepsinde artma gücü vardır. Bununla beraber yalnız bitkileri düşünmek de yeterlidir.
Yani o yeryüzünde sınıf sınıf her türlüsünden ne kadar güzel ve faydalı bitkiler
bitirmişiz ve bitirmekteyiz? Baksalar ya! Gerçekten yeryüzündeki o çeşit çeşit
bitkileri güzel bir sınıflandırma ile gözden geçirmeli de bir bakmalı; o ne
kadar hoş, ne kadar çeşitli, ne kadar faydalı çiftler? Aynı çevre içinde o
türlü renkler, o türlü şekiller, türlü çiçekler ve meyveler türlü özellikleriyle
o kadar değişik sınıflar, cinsler, neviler, çeşitler, o güzel çiftler nasıl
tertip ve tanzim olunup çıkıyor? Hem ölüp kuruduktan sonra yeniden yeniye
kaç kereler bitirilip bitirilip duruyor. Hiç bu mükemmel sanat ,kör bir doğanın
kendi kendine gelişmesi olur mu?
8- Şüphesiz
ki bunda; bu bitkilerin meydana gelmesinde veya biten her güzel çiftte mutlak
bir âyet var. Allah'ın birliğine rahmetinin genişliğine, kudretinin büyüklüğüne,
ahiretin varlığına delalet eden, imanı gerektiren bir delil var. Bununla beraber
çoğu mümin olmadı (iman etmedi); hatta bitkiler ve hayvanlar dünyası ile meşgul
olan ve tasniflerini yapanların birçoğu bile Allah'a iman edecek yerde inkâra
gittiler.
9- Ve şüphe
yok ki Rabbin, O öyle aziz, öyle Rahîmdir. Aziz, dilediğini yapar. Bu sebepten
dilediği anda kâfirlerden intikamını alır, intikamı geciktiriyorsa Rahîm olduğu
için geciktiriyordur. Şüphesiz, iman edenleri rahmetiyle sevindirecektir.
Şimdi bunu hemen aşağıda yedi kıssa ile açıklayacaktır:
Meâl-i Şerifi
10- Bir vakit
de Rabbin, Musa'ya nida edip "Git o zalim kavme" dedi.
11- "Firavun
kavmine, hâlâ sakınmayacaklar mı?"
12- (Musa)
şöyle seslendi: "Ya Rab! Doğrusu ben korkarım ki beni yalancı sayarlar."
13- "Ve göğsüm
daralır, dilim dönmez, onun için Harun'a da elçilik ver."
14- "Hem onların
bana isnad ettikleri bir suç var. Ondan dolayı korkarım ki, hemen beni öldürürler."
15- (Allah):
"Hayır hayır" buyurdu, "haydi ikiniz âyetlerimizle (mucizelerimizle) gidin.
Şüphesiz ki, biz sizinle beraberiz. (Onları) işitiyoruz."
16- "Haydin
Firavun'a gidin de deyin ki: İnan biz, âlemlerin Rabbinin elçisiyiz.
17- İsrail
oğullarını bizimle beraber gönder."
18- "Â, dedi,
biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının bir çok yıllarını
aramızda geçirmedin mi?"
19- "Sonunda
o yaptığın (kötü) işi de yaptın. Sen nankörün birisin!"
20- Musa,
"Ben, dedi, o işi o anda yaptım ki şaşkınlardandım."
21- "Sizden
korkunca da hemen aranızdan kaçtım. Sonra Rabbim bana hikmet bahşetti ve beni
peygamberlerden kıldı."
22- "O başıma
kaktığın nimet de (aslında) İsrail oğullarını kendine köle edinmiş olmandır.
"
23- Firavun
şöyle dedi: "Âlemlerin Rabbi dediğin nedir ki?"
24- Musa cevap
olarak: "Eğer işin gerçeğini düşünüp anlayan kişiler olsanız (itiraf edersiniz
ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbi'dir."
25- (Firavun)
etrafında bulunanlara: "İşitmiyor musunuz?" dedi.
26- Musa dedi
ki: "O sizin de Rabbiniz, daha önce ki atalarınızın da Rabbidir."
27- (Firavun):
"Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir" dedi.
28- Musa devamla
şöyle söyledi: "Şayet aklınızı kullansanız (anlarsınız ki), O, doğunun, batının
ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir."
29- Firavun:
"Benden başkasını ilâh tutarsan, andolsun ki seni zindana kapatılmışlardan
ederim" dedi.
30- Musa sordu:
"Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?"
31- Firavun:
"Haydi getir onu bakayım, doğrulardan isen" dedi.
32- Bunun
üzerine Musa asâsını bırakıverdi; apaçık bir ejderha oluverdi.
33- Elini
de (koynundan) çekti çıkardı; bakanlara bembeyaz (görünen, nur saçan bir şey)
oluverdi.
10-23- Onlara
üzerimde bir günah var. Kasas Sûresi'nde (28/15) geleceği üzere kazara kıptiyi
öldürmüştü. Zenb (günah) tabiri onların zannettiklerine göredir. Onun için
hemen beni öldürüvermelerinden korkarım. Peygamberlik görevini yerine getirmeden
önce öldürülmekten korkuyor. Âlemlerin Rabbinin elçisiyiz, denildiği için
Firavun; hem o Rabbülâlemin nedir? diyor. edatı ile soru, mahiyeti sormaktır.
Mahiyet kelimesi edatına nisbettendir. Yani sorusuna verilecek cevaptır. Demek
ki Firavun, bu soru ile Âlemlerin Rabbının mahiyetini sormuş oluyor. Bir şeyin
mahiyeti ise benzerleri ile beraber ortak oldukları genel gerçektir. Filanın
mahiyeti nedir? denildiği zaman ona ortaklarıyla beraber ne denir? Nevi veya
cinsi nedir? denilmiş olur. Halbuki Allah Teâlâ'nın ortağı, örneği, benzeri
imkansız olduğundan ona nitelik diye bir şey düşünülemez.
24-26-Onun
için Hz. Musa, cevabda uslüb u hakim denilen tarzı seçip yalnız Rabbülâlemin
ismini kavram mânâsıyla düşündürmek üzere "âlemin"i tefsir ederek Göklerin
ve yerin ve bütün aralarındakilerin Rabbı, eğer düşünüp anlamaya ehil iseniz,
dedi. Yani düşünüp anlamaya ehil değilseniz, anlamazsınız. Fakat eşyanın hakikatini
araştırmış, sebepsiz bir hadise olmayacağına tam bir bilginiz var ise, bilirsiniz
ki, bu üstünüzdeki gökler ve altınızda ki yer ile aralarındaki bütün bu varlıklar,
meydana gelişleri, adetleri, şekillenmeleri, değişikliklere uğramaları ve
bütün bu değişme kanunları ile bir Rabbın hükmü ve terbiyesi altında bulunduğuna
ve bütün mümkünatının (olabilecek her şeyin) üstünde bir vâcibülvücûd'un (varlığı
zorunlu olan bir zatın) ortağı, benzeri olamayacağından zatı, niteliği ile
tarif edilmeyip ancak görünen eserleriyle bilinebileceğine tam bir bilgi edinirsiniz.
Bu cevaba karşı Firavun etrafındakilere dinlemez misiniz? dedi. Bakın bakın,
ben ne soruyorum o nasıl cevap veriyor, demek istiyor ve ihtimal ki, doğanın
Rabbe ihtiyacını kabul etmiyordu. Onun için Musa sizin Rabbiniz ve evvelki
atalarınızın Rabbi, dedi. Doğa üzerinde tasarrufu olan, bununla birlikte bir
hükümete ihtiyaçları açıkça bilinen akıl sahiplerinin açık olan delillerini
ileri sürdü ki, âlemler anlamının aslı bulunuyordu. Bunu, sizin ve atalarınızın,
diye hitap ve tamlama ile ifade etmesi de, daha çok tesirli ve açık olması
içindir. Çünkü, sizin Rabbiniz demekle, kendi ihtiyaçlarını göstermiş oluyor.
Ve evvelki atalarınızın demekle de, insanlığın faniliğini anlatarak gururlarını
kırmış oluyor. Bununla beraber onları akıl sahipleri tarafından göstermekle
kendilerine bir şeref de vermiş oluyordu.
27-Buna karşılık
Firavun yine etrafındakilere hitaben herhalde size gönderilmiş olan elçiniz
mutlaka deli, dedi. Bu suretle Resulünüz (elçiniz) demesi belli ki, bir alay
oluyordu. İşte Firavunluk taslayanların hepsi de böyle Allah yolunun adamlarına
deli derler, alay ederler.
28-33-Başlangıçta
yumuşaklıkla, hikmet sahibi olarak söz söyleyen Musa, bu inad ve tecavüze
karşı yine önceki sözünü tefsir edip açıklayarak aynıyla karşılık verdi. O,
doğunun ve batının ve bütün aralarındakilerin Rabbı'dır, eğer siz akıllılarsanız,
dedi. Yani her gün görüldüğü üzere güneşi doğdurup batıran O, doğuyu ve batıyı
tayin eden ve değiştiren ve bu şekilde cansız cisimleri hareket ettirerek
bütün evreni yöneten, hepsinin üzerinde hüküm süren, hepsinin sahip ve maliki
O. Eğer siz akıllı olsanız bunu anlardınız; O doğu ve batının Rabbinin, bizi
parlatıp sizi dulundurmağa (batırmaya) kadir, ortaktan uzak olduğunu anlardınız
da, O nedir? diye sormazdınız. Bu defa da Firavun münakaşadan tehdide geçerek
Yemin ederim ki, dedi, eğer benden başka bir ilâh edinirsen seni mutlak ve
muhakkak o zindandakilerden ederim. Zindana atarım, yerinde bu ifadeyi kullanması,
o zindandakilerin acıklı halini özellikle hatırlatmak içindir.
Meâl-i Şerifi
34-68- 34-
Firavun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Bu dedi, herhalde çok bilgili
bir sihirbaz!"
35- "Sizi
sihriyle yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Şimdi ne buyurursunuz?"
36- Dediler
ki: "Bunu ve kardeşini eğle, şehirlere de toplayıcılar gönder."
37- "Bütün
bilgiç sihirbazları sana getirsinler."
38- Böylece,
sihirbazlar belli bir günün tayin edilen vaktinde bir araya getirildi.
39- Halka,
"Siz de toplanıyor musunuz? (Haydi çabuk olun)" denildi.
40- "Üstün
gelirlerse herhalde sihirbazlara uyarız" dediler.
41- Sihirbazlar
geldiklerinde Firavun'a "Şayet biz üstün gelirsek, muhakkak bize bir ücret
vardır, değil mi?" dediler.
42- Firavun
cevaben: "Evet, o takdirde hiç şüphe etmeyin, gözde kimselerden olacaksınız"
dedi.
43- Musa
onlara "Atın, ne atacaksanız" dedi.
44- Bunun
üzerine iplerini ve değneklerini attılar ve "Firavun'un kudreti hakkı için
şüphesiz elbette bizler galip geleceğiz" dediler.
45- Ardından
Musa asâsını attı; bir de ne görsünler, onların uydurduklarını yutuyor! 46-
Sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.
47- "İman
ettik, dediler, Âlemlerin Rabbine "
48- "Musa
ve Harun'un Rabbine!"
49- Firavun
(kızgınlık içinde) dedi ki: "Ben size izin vermeden O'na iman ettiniz ha!
Anlaşıldı ki o size sihri öğreten büyüğünüzmüş! Ama şimdi bileceksiniz: Andolsun,
ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama ke stireceğim, hepinizi çarmıha gerdireceğim!"
50- "Zararı
yok dediler nasıl olsa biz Rabbimize döneceğiz."
51- "Herhalde
biz müminlerin evveli olduğumuzdan dolayı, Rabbimizin bize mağfiret buyuracağını
ümit ederiz"
52- Biz, Musa'ya:
"Kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü takip edileceksiniz" diye vahyettik.
53- Firavun
da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi:
54- "Esasen
bunlar, sayıları azar azar, bölük pörçük bir cemaattır."
55- "(Böyle
iken) hakkımızda çok gayz (öfke) besliyorlar. "
56- "Biz
ise, elbette uyanık (ve tekvücut) bir cemaatız." (diyor ve dedirtiyordu.)
57- Ama (sonunda)
biz, onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden, pınarlardan,
58- Hazinelerden
ve şerefli makamlardan çıkardık.
59- Ve onlara
İsrail oğullarını mirasçı yaptık.
60- Derken
(Firavun ve adamları) güneş doğmuştu ki, onların ardına düştüler.
61- İki topluluk
birbirini görünce, Musa'nın adamları "Eyvah, yakalandık! dediler.
62- Musa:
"Hayır, aslâ! dedi, Rabbim şüphesiz benimledir, bana yolunu gösterecektir."
63- Bunun
üzerine Musa'ya "Vur asân ile denize" diye vahyettik; vurunca bir infilak
etti, her bölük koca bir dağ gibi oluverdi,
64- Ötekilerini
de buraya yanaştırıvermiştik.
65- Musa ve
beraberindekilerin hepsini kurtardık,
66- Sonra
da ötekileri suda boğduk.
67- Şüphesiz
bunda bir âyet (ibret) vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir.
68- Ve şüphesiz,
işte o Rabbin, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Meâl-i Şerifi
69- (Resulüm!)
onlara İbrahim'in kıssasını da naklet.
70- Hani o,
babasına ve kavmine, "Neye tapıyorsunuz?" demişti.
71- "Birtakım
putlara taparız da onlar sayesinde toplanırız" dediler.
72- İbrahim
"Peki, dedi, yalvardığınızda onlar sizi işitiyorlar mı?"
73- "Veya
size fayda veya zararları olur mu?"
74- "Yok,
dediler, ama biz babalarımızı böyle yapar bulduk."
75-76- İbrahim
dedi ki: "İyi ama, ister sizin, ister önceki atalarınızın olsun, neye taptığınızı
(biraz olsun) düşündünüz mü?"
77- "Hep onlar
benim düşmanımdır; ancak âlemlerin Rabbi (benim dostumdur)"
78- "O ki,
beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir,"
79- "Beni
yediren, içirendir,"
80- "Hastalandığım
zaman bana O, şifâ verir."
81- "O ki,
benim canımı alacak, sonra diriltecektir. "
82- "Ve hesap
günü, hatamı bağışlayacağını umduğumdur."
83- "Ya Rab!
Bana hikmet (hüküm) ver ve beni iyiler (zümresin)e kat."
84- "Sonra
gelecekler içinde beni doğrulukla anılanlardan eyle!"
85- "Ve beni
naîm (nimeti bol) cennetin varislerinden eyle!"
86- "Babamı
da bağışla, çünkü o yanlış gidenlerdendir. "
87- "(İnsanların)
diriltilecekleri gün, beni mahcub etme."
88- "O gün
ki ne mal fayda verir ne oğullar!"
89- "Ancak
Allah'a temiz bir kalple gelenler o günde (kurtuluşa erer)."
90- (O gün)
Cennet müttakilere yaklaştırılmıştır.
91- Azgınlar
için de cehennem hortlatılmıştır.
92-93- Onlara,
"Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, hani nerede? Size yardım edebiliyorlar
mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilir.
94- Ve arkasından
hep onlar (putlar ve azgınlar) o cehennemin içine fırlatılmaktadırlar.
95-96- Ve
bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken dediler ki:
97- "Vallahi
biz, gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz."
98- "Çünkü
biz sizi, âlemlerin Rabbi ile bir seviyede tutuyorduk."
99- "Ve bizi
hep o günahkarlar saptırdı."
100- "Bak
bizim için ne şefaatçiler var,"
101- "Ne de
yakın bir dost."
102- "Ah keşke
(dünyaya) bir kere daha dönebilsek de, müminlerden olabilseydik."
103- Şüphesiz
bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır; oysa çokları iman etmiş değillerdir.
104- Ve şüphesiz
Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
69-104- "Sonra
gelecekler içinde beni doğrulukla anılanlardan eyle."
LİSÂN-I SIDK:
Dünyada kıyamete kadar eseri baki kalacak güzel bir nam, yani güzel bir şöhret,
dosdoğru güzel bir hatıra, şaşmaz güzel bir anı. Bunun için her ümmet Hz.
İbrahim'i sevegelmiştir. Veya zürriyetim içinde benim asıl dinimi yenileyecek,
benim gibi doğruluk ve tevhide insanları davet edecek doğru bir dil ki, Muhammed
(s.a.v) dir. Şüphesiz bunda, yani okunan İbrahim kıssasında mutlak bir âyet
var, yani ibret ve öğüt alınacak, ders edinilecek bir hüccet ve delil vardır.
Meâl-i Şerifi
105- Nuh kavmi
de peygamberleri yalancılıkla itham etti.
106- Hani
kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"
107- "Haberiniz
olsun ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir Peygamberim.
108- "Gelin
artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
109- "Buna
karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafaatımı verecek olan
ancak, âlemlerin Rabbidir."
110- "Gelin,
artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
111- "Â, dediler,
senin ardına hep düşük kimseler düşmüşken, biz sana hiç inanır mıyız?"
112- Nuh dedi
ki: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur."
113- "Onların
hesabı ancak Rabbime aittir. Düşünsenize!"
114- "Hem
ben iman edenleri kovmaya memur değilim."
115- "Ben
ancak apaçık bir uyarıcıyım."
116- Dediler
ki: "Ey Nuh! Eğer vazgeçmezsen, iyi bil ki, taşa tutulanlardan olacaksın!"
117- Nuh:
"Rabbim! dedi, kavmim beni yalancılıkla itham etti."
118- "Artık
benimle onların arasında sen hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki müminleri
kurtar."
119- Bunun
üzerine biz de onu ve beraberindekileri, o dolu gemide taşıyarak kurtardık.
120- Sonra
da arkasında kalanları suda boğduk.
121- Şüphesiz
bunda mutlak bir âyet (alınacak ders) vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir.
122- Ve şüphesiz
Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
105-122- Kardeşleri
Nuh, yani, ayni kavimden olan Nuh, demektir.
Meâl-i Şerifi
123- Âd (kavmi)
de peygamberleri yalancılıkla itham etti.
124- Hani
kardeşleri Hûd onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"
125- "Haberiniz
olsun ki ben, size gönderilmiş, güvenilir bir Peygamberim."
126- "Gelin
artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
127- "Buna
karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan
ancak âlemlerin Rabbidir. "
128- "Siz
her tepeye bir alâmet bina edip eğlenir durur musunuz?"
129- "Temelli
kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz?"
130- "Hem
tuttuğunuz zaman merhametsiz zorbalar gibi tutuyorsunuz."
131- "Artık
Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
132- "O Allah'tan
korkun ki, size o bildiğiniz şeyleri vermekte,"
133- "Davarlar,
oğullar,"
134- "Cennet
gibi bağlar, bahçeler, pınarlar ihsan etmektedir."
135- "Cidden
ben sizin hakkınızda büyük bir günün azabından korkuyorum."
136- "Dediler
ki: "Sen ha vaaz etmişsin, ha vaaz edenlerden olmamışsın, bizce birdir."
137- "Bu sırf
eskilerin âdetidir."
138- "Biz
azaba uğratılacak da değiliz."
139- Böylece
onu yalancı saydılar; biz de kendilerini helak ettik. Şüphesiz bunda mutlak
bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir.
140- Ve şüphesiz
Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
123-140- Her
yüksek mevki, tepe alâmet. Burada büyük saray ve yüksek köşk gibi aşırı (gösterişli)
bina mânâsınadır. Oynuyorsunuz. Abes; hakikî veya hükmî bir faydası olmayan
oyun ve eğlence gibi boş şeyler, yani ciddî, uygun bir maksadı olmaksızın
yalnız, yapısı ile eğlenmek, öğünmek için yapıyorsunuz veya oyun yerleri yapıyorsunuz.
Mısna'ın çoğulu veya masnu'un çoğulu, yani sanat evleri veya yapılan sanatlar.
Bundan anlaşılıyor ki, o zaman sanayinin bir aşırılığı varmış, toplumun gerçek
faydasına olan şeyleri, maneviyatı, ahlâkı gözetilmeyerek, maddî yapılar ve
gösterilerle zulüm ve baskı yapılıyormuş.
Meâl-i Şerifi
141- Semûd
(kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti.
142- Hani
kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"
143- "Haberiniz
olsun ki ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."
144- "Gelin
artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
145- "Buna
karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan
ancak âlemlerin Rabbidir."
146- "Siz
burada güven içinde bırakılacak mısınız?"
147- "Bahçelerin,
pınarların içinde,"
148- "Ekinlerin,
salkımları sarkmış hurmalar arasında,"
149- Ki bir
de dağlardan keyifli keyifli kâşâneler oyuyorsunuz."
150- "Gelin!
Allah'tan korkun da bana itaat edin."
151-52- "Yeryüzünde
bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın."
153- "Sen
dediler, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin!"
154- "Sen
de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize
bir âyet (mucize) getir."
155- Salih
"İşte (mucize) bu dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onundur, belli bir
günün içme hakkı da sizin" dedi.
156- "Sakın
ona bir kötülükle ilişmeyin, yoksa sizi büyük bir günün azabı yakalayıverir."
157- Derken
onu kestiler; fakat pişman da oldular.
158- Çünkü
kendilerini azap yakalayıverdi. Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders)
vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir.
159- Ve şüphesiz
Rabbin, işte O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
141-159- Haydi
bir âyet getir, yani peygamber olduğuna işaret olacak bir mucize içme hakkı.
Fıkıhta içmek, hayvan ve tarla sulamak ve kullanmak için su alma hakkı, yalnız
içmek için olana şefe hakkı (dudak hakkı) denilir. Bir su arkından böyle nöbetle
yararlanmaya (Muhâyee, yani bölüşülmesi mümkün olmayan bir şeyi sıra ile kullanma)
denilir. Salih (a.s) deve ile kavmi arasında suyu nöbetleşe istifadeye koymuştu.
Meâl-i Şerifi
160- Lût
(kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti.
161- Hani
kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan kormaz mısınız?"
162- "Haberiniz
olsun ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."
163- "Gelin
artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
164- "Buna
karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak
âlemlerin Rabbidir."
165- "İnsanlar
içinden erkeklere mi gidiyorsunuz?"
166- "Bırakıyorsunuz
da sizler için yarattığı eşleri! Doğrusu siz insanlıktan çıkmış bir kavimsiniz!"
167- Onlar
şöyle dediler: "Ey Lût! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bilki, sürülenlerden
olacaksın."
168- Lût "Doğrusu
ben, dedi, sizin bu işinize buğzedenlerdenim."
169- "Yâ Rabbi!
Beni ve ailemi onların yapageldiklerin(in vebalin)den kurtar."
170- Biz de
onu ve ailesinin tamamını kurtardık,
171- Ancak
(geride) bir yaşlı kadın kaldı.
172- Sonra
geridekilerin hepsini helak ettik.
173- Ve üzerlerine
öyle bir yağmur yağdırdık ki, (uyarılanların) o yağmuru ne kötü bir yağmurdu!
174- Şüphesiz
bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır. Ama çokları iman etmiş değillerdir.
175- Ve şüphesiz
Rabbin, işte O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
160-175- Münzerin
yağmuru, uyarıldıkları halde yola gelmeyenlerin başına yağdırılan taş yağmuru.
Meâl-i Şerifi
176- Eyke
halkı da peygamberleri yalancılıkla itham etti.
177- Hani
Şuayb onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"
178- "Haberiniz
olsun ki ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."
179- "Gelin,
Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
180- "Buna
karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan yalnız
âlemlerin Rabbidir."
181- "Ölçeği
tam ölçün de hak yiyenlerden olmayın."
182- "Ve doğru
terazi ile tartın."
183- "Halkın
eşyalarını değerinden düşürmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık
çıkarmayın."
184- "O sizi
ve sizden önceki nesilleri yaratan Allah'tan korkun."
185- Onlar
şöyle dediler: "Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin."
186- "Sen
de bizim gibi bir beşerden başka nesin? Bil ki, biz seni ancak yalancılardan
biri sayıyoruz."
187- "Şayet
doğru sözlülerden isen, üstümüze gökten bir parça düşürüver."
188- Şuayb,
"Rabbim, yaptıklarınızı en iyi bilendir" dedi.
189- Hülasa,
onu yalancı saydılar da kendilerini o gölge gününün azabı yakalayıverdi. O
cidden büyük bir günün azabı idi!
190- Şüphesiz
bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır. Ama çokları iman etmiş değillerdir.
191- Ve şüphesiz
Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
176-188- Eyke
halkı, Eykeliler, -Leyke kırâetlerine göre, Leykeliler- Eyke yumuşak ağaç
bitiren bataklık demek olup Medyen'e doğru deniz sahilinde bir yerin adıdır.
Burda yaşayan birtakım insanlar vardı Şuayb (a.s) bunlara da gönderilmişti.
Fakat onların kavminden değil, yabancı idi. Onun için "Ehûhüm" (Onların kardeşi)
denilmeyerek sadece Şuayb, denilmiştir. Leyke, 'nün nakl ile okunuşu olabilirse
de merkezleri olan kasabanın ismi de (olabilir) deniliyor. Yani Leyke, taş
yağmuruna tutulanların merkez şehirleri imiş. Şu halde Eshabüleyke (Leyke
halkı), Eshabü'l-Hicr (Taş yağmuruna tutulanlar) demek olur. Bunların ticaretle
meşgul oldukları, zalim ve hilekar oldukları anlaşılıyor.
189-191- KISTAS:
Mizan, terazi, kantar, çeki gibi ölçü birimi demektir ki, aslı Rumcadır, denilmiştir.
Zulle günü (gölge günü), rivayet olunduğuna göre yüce Allah bunlara yedi gün,
yedi gece şiddetli bir hararet musallat kılmış, nefesleri tıkanmış. Evlerinin
içerisine sokulmuşlar duramamışlar, ovaya fırlamışlar. Bir bulut güneşe gölge
olmuş, bir serinlik bir rahat duyar gibi olmuşlar; birbirlerine seslenerek
altına toplanmışlar. O zulle, o gölgelik Allah tarafından bir ateş halinde
üzerlerine inmiş, hepsini yemiş bitirivermiş. Bu şekilde üzerlerine istedikleri
gibi gökten bir parça düşürülmüş, demektir. Bu olay burada kısaca anlatılan
yedi olayın sonuncusudur. Peygamberi yalan sayanlara azab indirilişinin değişmez
bir kaide olduğu bu yedi olay ile anlatılarak inkârcılara tehdit ve peygamberlere
teselli yapıldıktan sonra buyuruluyor ki:
Meâl-i Şerifi
192- Ve muhakkak
ki bu (Kur'ân) âlemlerin Rabbinin indirmesidir.
193- (Resulüm!)
Onu Rûhu'l-emin (Cebrail) indirdi;
194- Uyarıcılardan
olasın diye senin kalbin üzerine;
195- Açık
parlak bir Arapça lisan ile.
196- O, şüphesiz
daha öncekilerin kitaplarında da vardı.
197- İsrailoğulları
bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir âyet (delil) değil midir?
198-199-
Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu o okusaydı, yine
de ona iman etmezlerdi.
200-201-
Böylece onu günahkarların kalplerine soktuk. (okuyup anladılar, ama yine de)
acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.
202- İşte
bu (azab) onlara, kendileri farkında olmadan, ansızın geliverecektir.
203- O zaman
"Bize (iman etmemiz için) mühlet verilir mi acaba?...diyeceklerdir.
204- (Oysa
dünyada iken) Onlar bizim azabımızı çarçabuk istiyorlardı.
205- Gördün
ya artık onlara senelerce zevk ettirsek,
206- Sonra
kendilerine vaad edilen (azab) gelip çatarsa,
207- O yaşadıkları
zevkin kendilerine hiçbir faydası olmayacaktır.
208- Bununla
birlikte, biz hangi memleketi helak ettikse muhakkak onu uyarıcı (peygamberleri)
olmuştur.
209- (Onlar)
ihtar edilmiştir ve biz zulmetmiş değiliz.
210- Onu (Kur'ân'ı)
şeytanlar indirmedi.
211- Bu onlara
hem yaraşmaz hem güçleri yetmez.
212- Şüphesiz
onlar vahyi işitmekten uzak tutulmuşlardır.
213- O halde
sakın Allah ile beraber başka tanrıya kulluk edip yalvarma, yoksa azaba uğratılanlardan
olursun.
214- (Önce)
en yakın hısımlarını uyar.
215- Ve sana
uyan müminlere kanadını indir.
216- Şayet
sana karşı gelirlerse, de ki: "Ben sizin yaptıklarınızdan muhakkak uzağım."
217- Sen O,
mutlak galip ve engin merhamet sahibine güvenip dayan.
218- O ki,
(gece namaza) kalktığın zaman seni görüyor.
219- Ve secde
edenler arasında dolaşmanı da (görüyor.)
220- Çünkü
her şeyi işiten, her şeyi bilen O'dur.
221- Şeytanların
kime ineceğini size haber vereyim mi?
222- Onlar,
günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üzerine inerler.
223- Onlar,
(şeytanlara) kulak verirler ve onların çoğu yalancıdır.
224- Şairler(e
gelince), onlara da sapıklar uyar.
225-226-
Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri
söylediklerini görmedin mi?
227- Ancak
iman edip iyi ameller işleyenler, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında
kendilerini savunanlar müstesna; haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete)
döndürüleceklerini yakında bileceklerdir.
192-193- Ve
hakikaten o; bahsi geçen âyetleri ihtiva eden Kur'ân şüphesiz âlemlerin Rabbının
bir indirmesidir. Aslında O'nun sözü, O'nun sıfatı olup Arapça harflerle bu
lafızları giydirip indirten O'dur. O'nun tarafından indirilmedir. Rabbül-âlemin
(Âlemlerin Rabbi) ne tamlama yapılması; bu indirme, yüce Allah'ın bütün âlemleri
içine alan bir terbiyesi ve acıması hükmünde bulunduğunu anlatmak "Biz seni
ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik" (Enbiya, 21/107) mânâsını hatırlatmak
içindir. Âlemlerin Rabbinden onu o Ruh-ı Emin (Emin Ruh) indirdi (veya onunla
o Emin Ruh indi).
194-RUH-I
EMİN, O EMİN RUH, yani yüce Allah'ın emanetini yüklenmiş olan tam bir güvenlikle
vahyini peygamberlerine ulaştıran Ruh, Cibril-i Emin (a.s)dir. Senin kalbin
üzerine, yani yalnız üzerine indirmedi, kalbine, vicdan ve şuurun kaynağı
olan varlığının bütün zerrelerine işletti, tamamen hafızana verdi ve bütün
bundaki ahlâkı, bilgiyi ve irfanı sana meleke (alışkanlık) kıldı.
Necmeddin-i
Kübra tefsirinde der ki, "Tevrat da Hz. Musa (a.s)a levhalar halinde indirilmeyip
de böyle kalbine indirilmiş olsaydı, kızgınlık halinde onları elinden bırakıvermezdi
ve gizli ilimleri öğrenmek için Hızır'ı aramaya gitmezdi. Âlemlerin Rabbı
bunu böyle bütün kalbini kavramak üzere Emin Ruh ile indirdi ki, tam mânâsıyla
güven sağlayıp O uyarıcılardan olasın. Yani uyarı ile peygamberlikleri meşhur
olan yukarda adı geçen peygamberler gibi emin bir peygamber olup uyarasın.
195- Mübin,
yani anlattığını açık ve güzel bir ifade ile anlatır bir Arapça lisan ile.
Arapça aslında her mânâyı iyi anlatabilen bir dil olmakla beraber Kur'ân onu,
en yüksek bir şekilde süsleyip açıklık getirerek parlatmıştır.
196-Bu sebepten
yukarda anlatılan olaylarda yapılan uyarıların mânâsını anlamamakta Arapların
hiçbir özrü yoktur. Bununla beraber o şüphesiz öncekilerin kitaplarında da
vardır. Yani önceki kitaplarda da bu Kur'ân'ın adı geçmiştir.
197-Böyle
olduğunu inkâr ediyorlarsa. İsrail oğulları bilginlerinin onu bilmesi bile
onu inkâr edenlere bir delil değil midir? İsrail oğulları bilginlerinden bir
kısmı, Tevrat ve İncil de Peygamber (s.a.v) 'in sıfat ve özelliklerinin anlatıldığını
söylüyorlardı.
Kureyş de
gidip onlardan bu haberi öğreniyorlardı.
198-199- Eğer
biz onu Arapça bilmeyenlerin birine indirseydik, böyle bir mucize yapsaydık
da onlara onu, o okusaydı -ki bu şekilde okunan Kur'ân aslında bir mucize
olduğu gibi, okuyuş da başka bir mucize olurdu- yine ona inanmazlardı. Yabancı
değil, pekala Arapça biliyormuş, derlerdi.
200-210- İşte
bu Kur'ân'ın Allah'tan inme bir mucize olduğuna inanmayanlar böyle inatçı
kâfirlerdir. Biz onu günahkarların kalplerine böylece sokmuşuzdur. Mânâsını
anlarlar, fesahat ve belagatının (kusursuz ve fevkalade açık ifadelerinin)
güzelliğini tanırlar, gerek tertibi ve gerek mânâsındaki gizli haberleri yönünden
yapılması mümkün olmadığını ve bir benzerinin yapılamayacağını bilirler ve
önceki kitaplarda bahsi geçtiğini de duyarlar, fakat ona iman etmezler, günahkar
oldukları için inanmak işlerine gelmez, o uyarmalar hoşlarına gitmez, ta ki,
o acıklı azabı görsünler, yani azabı görecekleri ana kadar inanmazlar, görmek
için inanmazlar. Şimdi azabımızın hemen gelmesini mi istiyorlar? Yani azab
gelince "Bize mühlet verilir mi?" (Şuarâ, 26/203) diyeceklerken şimdi "Bizi
tehdit ettiğin (azabı) getir" (A'râf, 7/70), "Başımıza gökten (taş) yağdır"
(Enfal, 8/82) diye acele mi ediyorlar? "Gördün ya artık onlara senelerce zevk
ettirsek kendilerine hiçbir faydası olmayacaktır."
Bunu şeytanlar
alıp indirmedi, bir kısım inkârcılar peygamberliği, bir kahinlik gibi kabul
ederek Kur'ân'ı, kahinlere yapılan cin ve şeytan aşılaması şeklinde göstermek
istemişlerdi. Bununla onlar reddediliyor. Yani bunda hiçbir şeytan işi yoktur.
Âlemlerin Rabbinden onu Emin Ruh indirdi, şeytanlar değil.
211- O hem
onlara yaraşmaz, şeytana yakışır bir şey değildir, şeytanlığa terstir. Hem
de güçleri yetmez, isteseler de yapamazlar.
212- Çünkü
onlar işitmekten katî şekilde uzaktırlar. Mele-i alâ (büyük meleklerin toplandığı
yer) yı dinlemek onlara yasaktır. "Onlar artık mele-i alâ da olup bitenleri
dinleyemezler. Dinlemeye kalkışsalar her taraftan taşlanırlar" (Sâffat, 37/8),
(Sâffât, 37/8 ve Cin, 72/9-8. âyetlerin tefsirine bkz.)
213- Böylece
sakın Allah ile beraber diğer bir ilâha çağırma ki, azab edileceklerden olmayasın.
Madem ki hakikat böyledir, sen o uyarıcı peygamberlerden olasın diye, bu Kur'ân
sana Allah tarafından Emin Ruh ile indirilmiş ve şeytanlar işitmekten men
olunmuştur. O halde sen de Allah'tan başkasına ne dua et, ne davet et! Peygambere
bu hitabın böyle şirkten nehiy şeklinde gelmesi tevhid inancına davette ihlası
(samimiyeti) artırmak için bir coşturma ve diğer mükellefleri korkutmada örnek
olmak için bir inceliktir.
214- Hem en
yakın hısımlarını uyar, yani önce içinde yaşadığın kendi hısımlarının en yakınlarından
uyarmaya başla.
Rivayet edildiğine
göre bu âyet indirildiği zaman Peygamber (s.a.v) Safa tepesine çıktı, oymak
oymak bütün akrabasını çağırdı, hepsi yanında toplandılar "Ben size, şu dağın
arkasında düşman atlıları var, desem bana inanır mısınız?" buyurdu, "evet"
dediler. "O halde ben size haberci geldim, ileride şiddetli bir azab var"
buyurdu.
215- "Kanadını
indir." Kanad indirmek alçak gönüllülükle merhamet ve şefkat mânâsına istiaredir.
Müminlerden sana tabi olanlara ki, gerek yakınlarından olsun, gerek olmasın.
216- Yok sana
karşı gelirler, yani tabi olmazlarsa ben sizin amellerinizden uzağım, sorumluluğunu
kabul etmem de.
217- Sen
o Aziz ve Rahim'e; yani düşmanlarını yok etmeye ve dostlarına yardıma güç
ve kuvveti yeterli olan yüce Allah'a güven. O onların kötülüklerinden seni
korur.
218- O ki
kalktığın zaman görür, yani namaza, özellikle teheccüde veya iyiliği emretmeye,
Allah'ın dinini yükseltmeye kalkarken seni ve secde edenler arasında dönüp
dolaştığını, namaz kılanlara imam olarak hareket tarzını veya müminleri kontrol
için aralarında dolaştığını veya Allah'ın dinini yükseltmekte müminler arasında
gayretini veya peygamberlik görevini yerine getirmek için peygamberler arasındaki
hizmetlerini. Bir de "dünyaya gelinceye kadar müminden mümine atalarının sulbünden
gelişini" diye bir mânâ verilmiş ise de, bu intikal geçmişte olup âyetin ifade
şekli şimdiki ve gelecekteki hali belirttiğinden, bu mânânın burada dolaylı
kullanılması uzak görünmektedir.
219- O ki
kalktığın zaman görür, yani namaza, özellikle teheccüde veya iyiliği emretmeye,
Allah'ın dinini yükseltmeye kalkarken seni ve secde edenler arasında dönüp
dolaştığını, namaz kılanlara imam olarak hareket tarzını veya müminleri kontrol
için aralarında dolaştığını veya Allah'ın dinini yükseltmekte müminler arasında
gayretini veya peygamberlik görevini yerine getirmek için peygamberler arasındaki
hizmetlerini. Bir de "dünyaya gelinceye kadar müminden mümine atalarının sulbünden
gelişini" diye bir mânâ verilmiş ise de, bu intikal geçmişte olup âyetin ifade
şekli şimdiki ve gelecekteki hali belirttiğinden, bu mânânın burada dolaylı
kullanılması uzak görünmektedir.
220- Her halde
O, herşeyi işiten her şeyi bilendir. Bütün söylediklerinizi işitir, niyetlerinizi
bilir, ona göre mükafatını verir. Bu sebepten her yönden güven ve emniyete,
dua ve ibadete layıktır.
221- Şeytanlar
kimin üzerine iner, size haber vereyim mi? Yukarda Kur'ân'ın şeytan telkini
olamayacağı anlatılmıştı. Şimdi de şeytanların kimler üzerine ineceği anlatılarak
Hz. Peygamber'in yüce şahsiyetine şeytanların yanaşamayacağı ifade ediliyor.
222-Bakınız
şeytanlar kimin üzerine inerler: Her bir effâk-i esim üzerine inerler, nerede
bir effâk, çok yalancı, yalan uydurucu, iftiracı sahtekar; esim, günahtan
korkmaz, vebal yüklenen, kötülük işleyen kimse varsa onlara inerler. Şeytan
inmek için önce böyle günahtan, yükten çekinmez, sahteci, kötülükçü, kötü
nefisleri arar. Bu şekilde birleşmeleri arasındaki ilgi ve yakınlığına göre
olur. Bu ise Hz. Muhammed (s.a.v)in ahlâkına tamamen zıddır.
223- İkinci
olarak ki onlara kulak verirler. Yani günahtan korkmaz sahtekârlar, o şeytanların
telkinlerine kulak verir, dinlemek için hazırlanırlar çoğu yalancıdırlar.
Yani söylediklerinin çoğunu yalan söylerler, Şeytanlar onlara bir kuruntu
ve zan aşılarlar, onlar da kendi hayallerine göre uydurur uydurur söylerler.
Onun için kahin sözlerinin bazısı rastgelse bile çoğu yalan çıkar. Muhammed
Aleyhisselam'ın davranışları ve sözleri hâşâ böyle değildir. O birçok gizli
şeylerden haber vermiş ve hepsi doğru çıkmıştır. Hiç yalanı işitilmemiş ve
görülmemiştir. Bütün özelliği doğruluktur.
Kur'ân'ın
icazı hem mânâ, hem de söz yönüyle olduğundan, inkârcılar mânâdaki Allah bilgisi
ve gizli sırları, şeytan ve falcılığa dayamak istedikleri gibi, tertipteki
güzelliği de şiir türünden göstermek istedikleri için, her ikisini de reddetmek
üzere buyruluyor ki;
224- Şairler
ise onları çapkınlar ve sapkınlar takip ederler. Hak ve gerçek peşinde değil,
sade bir istek, arzu ve hevesleri peşinde giden, hep zevk ve eğlence arayan
şaşkınlar ve azgınlar onların ardına düşerler.
225- Görmez
misin onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını? Şiir de esas hüküm
değil, yalnız nefsin duygularını, zevkini veya iğrenmesini gıcıklayacak duygulardır.
Onun için şairler, eğri doğru, iyi kötü her konuya dalar, her vadide otlar
ve ifadede ne kadar şaşkınlık ve şiddetli arzuya dalarsa o kadar etkili olacağından
her telden çalmak için, iyi ve kötü her vadide sarhoş bir şekilde dolaşırlar.
Hem de onlar yapmayacakları şeyleri söylerler. Sözleri işlerini tutmaz ve
işte bu iki özelliklerinden dolayı da arkalarına çapkınlar ve sapkınlar düşerler.
Bu sebepten bu şairlerde Hz. Muhammed'e ve o Peygambere tabi olan Muhammed
ümmetine benzemezler.
226- Görmez
misin onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını? Şiir de esas hüküm
değil, yalnız nefsin duygularını, zevkini veya iğrenmesini gıcıklayacak duygulardır.
Onun için şairler, eğri doğru, iyi kötü her konuya dalar, her vadide otlar
ve ifadede ne kadar şaşkınlık ve şiddetli arzuya dalarsa o kadar etkili olacağından
her telden çalmak için, iyi ve kötü her vadide sarhoş bir şekilde dolaşırlar.
Hem de onlar yapmayacakları şeyleri söylerler. Sözleri işlerini tutmaz ve
işte bu iki özelliklerinden dolayı da arkalarına çapkınlar ve sapkınlar düşerler.
Bu sebepten bu şairlerde Hz. Muhammed'e ve o Peygambere tabi olan Muhammed
ümmetine benzemezler.
227- Şeytanîdirler
Ancak iman edip iyi ameller işleyenler, sözleri işlerine uygun olarak iyilik
isteyenler ve Allah'ı çok ananlar, şiirlerinin çoğu Allah'ı birleme, O'na
hamd ve şükretme ve O'nun yüceliğini ifade ile Allah'ı anma ve yarattığı şeylerden
O'nun kudretini hatırlama, ile O'na kulluk yapmayla ilgili olanlar ve kendilerine
zulmedildikten sonra öclerini alanlar müstesna. Yani hiciv yaparlarsa kendilerine,
yani müminlere yapılan zulmün öcünü almak, söylenen hicvi reddetmek için söylerler.
İşte böyle; mümin, iyi, Allah'ı zikreden ve müminlere yapılan zulüm ve haksızlığın
öcünü alan, hakkın savunucusu Abdullah b. Revaha ve Hassan b. Sabit ve Ka'b
b. Malik ve Ka'b b. Züheyr gibi müslüman şairleri o kötü hallerden müstesnadırlar.
Bunlar sadıktırlar, bunlara tabi olanlar sapkın değildirler.
O zulmedenler
ise hangi dönüşe (akıbete) döndürüleceklerini yakında bilecekler. Yahut hangi
dönüş meydanında yuvarlanacaklar. Bu cümlenin zalimlere ne kadar şiddetli
bir tehdit ifade ettiği açıktır. Yani bugün müslümanlara zulmeden o zalimler,
bugünkü yaptıkları zulum ile nasıl bir uçuruma yuvarlanmakta olduklarını öldükleri
zaman anlayacaklar. Aynı zamanda bu cümle, İslâm dininin dünyada zalimlere
karşı yapacağı hak ve adalet inkılabının önemini hatırlatmaktadır ki, geleceğe
ait bu gizli haberin önemi çok açıktır. Bunun için geçmişten bunu açıklayacak
bir misal, gelen sûredeki harika (mucize) larla ortaya konularak gelecek müjdelenecektir.