أَرَأَيْتَ الَّذِي يُكَذِّبُ بِالدِّينِ
Mâ’ûn / 1 -
E raeytellezî yukezzibu bid dîn(dîne).
Diyanet İşleri = Gördün mü, o hesap ve ceza gününü yalanlayanı!
Abdulbaki Gölpınarlı = Gördün mü yalanlayanı dîni?
Abdullah Parlıyan = Gördün mü şu dini veya ahiretteki ceza ve mükafatı yalan sayanı?
Adem Uğur = Dini yalanlayanı gördün mü?
Ahmed Hulusi = Gördün mü dinini (Sünnetullâh'ı) yalanlayan şu kimseyi?
Ahmet Tekin = Dini, şeriatı, ilâhî düzeni, medeniyeti, hesap ve cezayı yalanlayanı gördün mü?
Ahmet Varol = Dini yalanlayanı gördün mü?
Ali Bulaç = Dini yalanlayanı gördün mü?
Ali Fikri Yavuz = Gördün mü, o hesab gününü inkâr edeni!... (Ebu Cehîl’i).
Ali Ünal = Bakmaz mısın Âhiret’teki hesabı ve hükmü yalan sayan şu adama!
Bayraktar Bayraklı = Dini yalanlayanı gördün mü? [812][813]
Bekir Sadak = Dini yalan sayani gordun mu?
Celal Yıldırım = Dini (veya ceza ve hesap gününü) yalanlıyanı gördün mü ?
Cemal Külünkoğlu = Gördün mü, o hesap gününü yalanlayanı!
Diyanet İşleri (eski) = Dini yalan sayanı gördün mü?
Diyanet Vakfi = Dini yalanlayanı gördün mü?
Edip Yüksel = Dini yalanlayanı gördün mü?
Elmalılı Hamdi Yazır = Gördün mü o dîni tekzib edeni?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Gördün mü o dine yalan diyeni?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Dini yalanlayanı gördün mü?
Gültekin Onan = Dini yalanlayanı gördün mü?
Harun Yıldırım = Dini yalanlayanı gördün mü?
Hasan Basri Çantay = Dîni yalan sayanı gördün mü?
Hayrat Neşriyat = Dîni (hesab gününü) yalanlayanı gördün mü?
İbni Kesir = Dini yalanlayanı gördün mü?
Kadri Çelik = Hesap gününü yalanlayanı gördün mü?
Muhammed Esed = Hiç bütün bir ahlaki değerler sistemini yalanlayan (birini) tasavvur edebilir misin?
Mustafa İslamoğlu = Allah'a karşı borçluluk sorumluluğunu tümden inkar eden birini tasavvur edebilir misin!
Ömer Nasuhi Bilmen = Gördün mü o kimseyi ki, dini tekzîp eder.
Ömer Öngüt = Resulüm! Dini yalanlayanı gördün mü?
Şaban Piriş = Hüküm gününü yalanlayanı gördün mü?
Sadık Türkmen = Gördün mü/gözünde canlandırdın mı, dini/ahlaki değerleri yalanlayan o kimseyi?
Seyyid Kutub = Dini yalanlayanı gördün mü?
Suat Yıldırım = Baksana şu dini, mahşer ve hesabı yalan sayana!
Süleyman Ateş = Din (âhiret cezâsın)ı yalanlayan(adam)ı gördün mü?
Tefhim-ul Kuran = Gördün mü o şahıs ki ahiretteki ceza ve mükafatı yalanlar.
Ümit Şimşek = Hesap gününü yalanlayanı gördün mü?
Yaşar Nuri Öztürk = Gördün mü o, dini yalan sayanı?
İskender Ali Mihr = Dîni yalanlayanı gördün mü?
İlyas Yorulmaz = Dini yalanlayanı gördün mü?
فَذَلِكَ الَّذِي يَدُعُّ الْيَتِيمَ
Mâ’ûn / 2 -
Fe zâlikellezî yedu’ul yetîm(yetîme).
Diyanet İşleri = (2-3) İşte o, yetimi itip kakan, yoksula yedirmeyi özendirmeyen kimsedir.
Abdulbaki Gölpınarlı = İşte budur o kimse ki horlar yetîmi.
Abdullah Parlıyan = İşte o tip kimseler yetimi itip kakarlar.
Adem Uğur = İşte o, yetimi itip kakar;
Ahmed Hulusi = İşte o, yetimi azarlayıp iter - kakar,
Ahmet Tekin = İşte o, yetimleri, dulları itip kakandır.
Ahmet Varol = İşte o yetimi iter kakar.
Ali Bulaç = İşte yetimi itip kakan,
Ali Fikri Yavuz = İşte bu kimsedir ki, itib kakıyor yetimi;
Ali Ünal = (Öylesine inkârcı ve kötü biridir ki o,) yetimi şiddetle itip kakar;
Bayraktar Bayraklı = İşte o, yetimi itip kakar.
Bekir Sadak = (2-3) Oksuzu kakistiran, yoksulu doyurmaga yanasmayan kimse iste odur.
Celal Yıldırım = (2-3) İşte odur yetimi itip kakan, yoksulu yedirmeyi teşvîk etmeyen.
Cemal Külünkoğlu = (2-3) İşte odur yetimi itip kakan, yoksulun yiyeceği ile ilgilenmeyen/yoksula yedirmeyi teşvik etmeyen.
Diyanet İşleri (eski) = (2-3) Öksüzü kakıştıran, yoksulu doyurmaya yanaşmayan kimse işte odur.
Diyanet Vakfi = İşte o, yetimi itip kakar;
Edip Yüksel = İşte, öksüze kötü davranan odur.
Elmalılı Hamdi Yazır = O dur ki işte iter yetîmi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = İşte yetimi itip kakan odur!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = İşte o, öksüzü iter, kakar.
Gültekin Onan = İşte yetimi itip kakan.
Harun Yıldırım = İşte o, yetimi iter.
Hasan Basri Çantay = İşte yetimi unf-ü şiddetle iten,
Hayrat Neşriyat = İşte o, yetîmi itip kakandır.
İbni Kesir = İşte o'dur yetimi şiddetle iten,
Kadri Çelik = O, yetimi itip kakandır.
Muhammed Esed = İşte böyle biridir, yetimi itip kakan,
Mustafa İslamoğlu = İşte böyle biridir yetimi itip kakan,
Ömer Nasuhi Bilmen = İmdi o kimsedir ki yetimi itiverir.
Ömer Öngüt = Yetimi itip kakan odur.
Şaban Piriş = Yetimi itip kakan işte odur.
Sadık Türkmen = Işte o kimse ki, yetimi itip kakar.
Seyyid Kutub = İşte o, öksüzü iter, kakar.
Suat Yıldırım = O, yetimi şiddetle itip kakar.
Süleyman Ateş = İşte o, öksüzü iter, kakar;
Tefhim-ul Kuran = İşte yetimi itip kakan,
Ümit Şimşek = İşte odur ki, yetimi itip kakar.
Yaşar Nuri Öztürk = İşte odur yetimi itip kakan;
İskender Ali Mihr = Oysa yetimi itip kakan işte odur.
İlyas Yorulmaz = Yetimi itip kakan işte o dur.
وَلَا يَحُضُّ عَلَى طَعَامِ الْمِسْكِينِ
Mâ’ûn / 3 -
Ve lâ yahuddu alâ taâmil miskîn(miskîni).
Diyanet İşleri = (2-3) İşte o, yetimi itip kakan, yoksula yedirmeyi özendirmeyen kimsedir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve doyurmaz da, önayak olmaz da doyurmaya yoksulu.
Abdullah Parlıyan = Fakir ve muhtaçları doyurmaya çalışmadığı bir yana, başkalarına bu iş için ön ayak bile olmazlar.
Adem Uğur = Yoksulu doyurmaya teşvik etmez;
Ahmed Hulusi = Yoksulları doyurmaya teşvik etmez (cimri, bencil)!
Ahmet Tekin = İşte o çevresi, çaresi olmayan yoksulları doyurmaya teşvik etmeyendir.
Ahmet Varol = Yoksulu doyurmaya teşvik etmez.
Ali Bulaç = Yoksulu doyurmayı teşvik etmeyen odur.
Ali Fikri Yavuz = Yoksulu yedirmeğe de teşvik etmez (kimseyi)...
Ali Ünal = Ve ihtiyaç içindeki yoksulu ne doyurur, ne de bu hususta başkasına teşvikte bulunur.
Bayraktar Bayraklı = Yoksulu doyurmaya teşvik etmez.
Bekir Sadak = (2-3) Oksuzu kakistiran, yoksulu doyurmaga yanasmayan kimse iste odur.
Celal Yıldırım = (2-3) İşte odur yetimi itip kakan, yoksulu yedirmeyi teşvîk etmeyen.
Cemal Külünkoğlu = (2-3) İşte odur yetimi itip kakan, yoksulun yiyeceği ile ilgilenmeyen/yoksula yedirmeyi teşvik etmeyen.
Diyanet İşleri (eski) = (2-3) Öksüzü kakıştıran, yoksulu doyurmaya yanaşmayan kimse işte odur.
Diyanet Vakfi = Yoksulu doyurmaya teşvik etmez;
Edip Yüksel = Yoksulları doyurmaya da yanaşmaz.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve kayırmaz doyurmak üzere miskîni
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Yoksulu doyurmaya teşvik etmez.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Yoksulu doyurmaya önayak olmaz.
Gültekin Onan = Yoksulu doyurmayı teşvik etmeyen odur.
Harun Yıldırım = Yoksulu da doyurmaya teşvik etmez.
Hasan Basri Çantay = yoksulu doyurmayı teşvik etmeyen odur.
Hayrat Neşriyat = Yoksulu doyurmağa da teşvîk etmez.
İbni Kesir = Yoksulu doyurmaya teşvik etmeyen,
Kadri Çelik = Ve yoksulu doyurmayı teşvik etmez.
Muhammed Esed = yoksulu doyurma arzusu/gayreti duymayan.
Mustafa İslamoğlu = ve yoksulu doyurmaya gayret etmeyen.
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve yoksula yemek yedirilmesi için teşvikte bulunmaz.
Ömer Öngüt = Yoksulu doyurmaya teşvik etmez.
Şaban Piriş = Düşkünü doyurmaktan hoşlanmaz.
Sadık Türkmen = Ve yoksulu doyurmaya engel olur/özendirmez (onlar için iş sahaları açmaz).
Seyyid Kutub = Yoksulu doyurmaya önayak olmaz.
Suat Yıldırım = Muhtacı doyurmayı hiç teşvik etmez.
Süleyman Ateş = Yoksulu doyurmağa önayak olmaz.
Tefhim-ul Kuran = Yoksulu doyurmayı teşvik etmeyen odur.
Ümit Şimşek = Yoksulu doyurmaya önayak olmaz.
Yaşar Nuri Öztürk = Yoksulu doyurmayı özendirmez o.
İskender Ali Mihr = Ve miskini (yoksulu, çalışmaya gücü olmayanı) doyurmaya teşvik etmez.
İlyas Yorulmaz = Fakiri doyurmayı da teşvik etmez.
فَوَيْلٌ لِّلْمُصَلِّينَ
Mâ’ûn / 4 -
Fe veylun lil musallîn(musallîne).
Diyanet İşleri = Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki,
Abdulbaki Gölpınarlı = Vay hallerine o namaz kılanların.
Abdullah Parlıyan = Bir de münafıkça Allah'ın huzurunda durup namaz kılarlar. Böyle namaz kılanların vay haline! Böyle namaz kılanlara yazıklar olsun.
Adem Uğur = Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki,
Ahmed Hulusi = Vay hâline o (âdet diye) namaz kılanlara ki;
Ahmet Tekin = Göstermelik namaz kılanların, Allah’ın huzurunda namaz kıldıklarının şuuruna ermeyenlerin vay haline!
Ahmet Varol = Şu namaz kılanların vay hallerine:
Ali Bulaç = İşte (şu) namaz kılanların vay haline,
Ali Fikri Yavuz = Artık şiddetli azab olsun, (nifak sûretiyle) namaz kılanlara ki,
Ali Ünal = Vay haline (Âhiret hesabını yalanlayıp da), âdet usûlü namaz kılanların!
Bayraktar Bayraklı = (4-5) Namazlarından gaflette olarak namaz kılanların vay haline!
Bekir Sadak = Vay o namaz kilanlarin haline ki:
Celal Yıldırım = Vay hâline o namaz kılanların ki,
Cemal Külünkoğlu = (4-5) Vay, o namaz kılanların haline ki, onlar namazlarını ciddiye almazlar (namaza gereken ihtimamı göstermezler).
Diyanet İşleri (eski) = Vay o namaz kılanların haline ki:
Diyanet Vakfi = (4-5) Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarını ciddiye almazlar.
Edip Yüksel = Yazıklar olsun o namaz kılanlara,
Elmalılı Hamdi Yazır = Fakat veyl o namaz kılanlara ki
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Fakat veyl o namaz kılanlara ki,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Vay haline o namaz kılanların ki,
Gültekin Onan = Vay o namaz kılanların haline ki:
Harun Yıldırım = Veyl olsun namaz kılanlara!
Hasan Basri Çantay = İşte (bu vasıflarla beraber) namaz kılan (münafık) ların vay haaline ki,
Hayrat Neşriyat = Artık vay o namaz kılanların hâline!
İbni Kesir = Vay o namaz kılanların haline,
Kadri Çelik = İşte (şu) namaz kılanların vay haline!
Muhammed Esed = Yazıklar olsun şu namaz kılıp duranlara,
Mustafa İslamoğlu = İşbu yüzden, olmaz olsun (böyle) ibadet edenler!
Ömer Nasuhi Bilmen = Artık vay haline o namaz kılanların ki,
Ömer Öngüt = Yazıklar olsun o namaz kılanların haline!
Şaban Piriş = Öyleyse yazıklar olsun o namaz kılanlara.
Sadık Türkmen = Öyleyse, yazıklar olsun şu namaz kılanlara/ibadet edenlere!..
Seyyid Kutub = Vay, o namaz kılanların haline ki;
Suat Yıldırım = Vay haline şöyle namaz kılanların:
Süleyman Ateş = Şu namaz kılanların vay haline,
Tefhim-ul Kuran = İşte (şu) namaz kılanların vay haline,
Ümit Şimşek = Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki,
Yaşar Nuri Öztürk = Vay haline o namaz kılanların ki,
İskender Ali Mihr = İşte o namaz kılanlara yazıklar olsun.
İlyas Yorulmaz = Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki.
الَّذِينَ هُمْ عَن صَلَاتِهِمْ سَاهُونَ
Mâ’ûn / 5 -
Ellezîne hum an salâtihim sâhûn(sâhûne).
Diyanet İşleri = Onlar namazlarını ciddiye almazlar.
Abdulbaki Gölpınarlı = Öylesine namaz kılanların ki namazlarını unuturlar.
Abdullah Parlıyan = Onlar namaz konusunda gaflet içerisinde ve bilinçsizce hareket ederler yani kıldıkları namazdan habersiz, yalan yanlış namaz kılıyorlar.
Adem Uğur = Onlar namazlarını ciddiye almazlar.
Ahmed Hulusi = Onlar, (iman edenin mi'râcı olan) salâtlarından (okunanların mânâsını yaşamaktan) kozalıdırlar (gâfildirler)!
Ahmet Tekin = Namazlarını terketmeyi umursamayanların, başka şeylerle meşgul olmayı namaza tercih edenlerin, vakitlerine ve şartlarına riâyet etmeyenlerin, gaflet içinde, geçiştirerek namaz kılanların vay haline!
Ahmet Varol = Ki onlar namazlarından habersizdirler,
Ali Bulaç = Ki onlar, namazlarında yanılgıdadırlar,
Ali Fikri Yavuz = Onlar, namazlarından gâfildirler,
Ali Ünal = Ki onlar, namazlarından gafildirler.
Bayraktar Bayraklı = (4-5) Namazlarından gaflette olarak namaz kılanların vay haline!
Bekir Sadak = Onlar kildiklari namazdan gafildirler.
Celal Yıldırım = Namazlarında gaflet içindeler!.
Cemal Külünkoğlu = (4-5) Vay, o namaz kılanların haline ki, onlar namazlarını ciddiye almazlar (namaza gereken ihtimamı göstermezler).
Diyanet İşleri (eski) = Onlar kıldıkları namazdan gafildirler.
Diyanet Vakfi = (4-5) Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarını ciddiye almazlar.
Edip Yüksel = Onlar ki namazlarından tümüyle habersizdirler.
Elmalılı Hamdi Yazır = Namazlarından yanılmaktadırlar
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = namazlarında yanılmaktadırlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Kıldıkları namazın değerine aldırış etmezler.
Gültekin Onan = Ki onlar, namazlarında yanılgıdadırlar.
Harun Yıldırım = Ki onlar namazlarında gaflet içindedirler;
Hasan Basri Çantay = onlar namazlarından gaafildirler,
Hayrat Neşriyat = Ki onlar, namazlarından gaflet edenlerdir (ona ehemmiyet vermezler)!
İbni Kesir = Ki onlar; kıldıkları namazdan gafildirler.
Kadri Çelik = Onlar, kıldıkları namazdan gafildirler.
Muhammed Esed = onlar ki kalpleri namazlarına yabancıdır,
Mustafa İslamoğlu = Bu gibiler, ibadetin hakiki amacından gafil görünmektedirler.
Ömer Nasuhi Bilmen = O kimseler ki, onlar namazlarında yanılanlardır.
Ömer Öngüt = Ki onlar kıldıkları namazdan gâfildirler.
Şaban Piriş = Kıldıkları namazdan gafil olanlara.
Sadık Türkmen = Onlar, ibadetlerinden/namazlarından gafildirler.
Seyyid Kutub = Onlar kıldıkları namazdan gafildirler.
Suat Yıldırım = (5-7) Ki onlar namazlarından gafildirler (Kıldıkları namazın değerini bilmez, namaza gereken ihtimamı göstermezler). İbadetlerini gösteriş için yapar, zekât ve diğer yardımlarını esirger, vermezler.
Süleyman Ateş = Ki, onlar namazlarından gaflet ederler (kıldıkları namazın değerini bilmez, ona önem vermezler).
Tefhim-ul Kuran = Ki onlar, namazlarında yanılgıdadırlar,
Ümit Şimşek = Namazlarından gafildirler,
Yaşar Nuri Öztürk = Namazlarından gaflet içindedir onlar!
İskender Ali Mihr = Onlar ki, namazlarından gâfil olanlardır.
İlyas Yorulmaz = Kıldıkları namazlardan gafildirler.
الَّذِينَ هُمْ يُرَاؤُونَ
Mâ’ûn / 6 -
Ellezîne hum yurâûn(yurâûne).
Diyanet İşleri = Onlar (namazlarıyla) gösteriş yaparlar.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve onlar, bütün işlerini gösteriş için yaparlar.
Abdullah Parlıyan = Aslında onlar her işlerini gösteriş için yaparlar.
Adem Uğur = Onlar gösteriş yapanlardır,
Ahmed Hulusi = Onlar gösteriş yapanların ta kendileridirler!
Ahmet Tekin = Kulluk ve ibadetlerinde, davranışlarında ikiyüzlü hareket edenlerin vay haline!
Ahmet Varol = Onlar gösteriş yaparlar,
Ali Bulaç = Onlar gösteriş yapmaktadırlar,
Ali Fikri Yavuz = Onlar, (namazlarıyla insanlara) gösteriş yaparlar;
Ali Ünal = Yaptıkları ibadetleri halk görsün de kendilerinden bahsetsin diye yaparlar.
Bayraktar Bayraklı = Onlar gösteriş yapanlardır.
Bekir Sadak = Onlar gosteris yaparlar.
Celal Yıldırım = Durmadan gösteriş yaparlar.
Cemal Külünkoğlu = Onlar gösteriş yaparlar (çıkar sağlamak ve iyi bilinmek için namaz kılarlar).
Diyanet İşleri (eski) = Onlar gösteriş yaparlar.
Diyanet Vakfi = (6-7) Onlar gösteriş yapanlardır; hayra da mâni olurlar.
Edip Yüksel = Onlar ki gösteriş yaparlar.
Elmalılı Hamdi Yazır = Onlar ki müraîlik ederler
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Onlar ki, gösteriş yaparlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Gösteriş yaparlar onlar,
Gültekin Onan = Onlar gösteriş yapmaktadırlar.
Harun Yıldırım = Onlar riyakarlık yaparlar,
Hasan Basri Çantay = onlar riyakârların ta kendileridir.
Hayrat Neşriyat = Onlar ki, riyâkârlık (gösteriş için ibâdet) ederler!
İbni Kesir = Ki onlar; gösteriş yaparlar,
Kadri Çelik = Onlar, riya yapmaktadırlar.
Muhammed Esed = onlar ki niyetleri yalnızca görülüp takdir edilmektir,
Mustafa İslamoğlu = Bunlar öyle kimseler ki, (ibadeti) gösteriye dönüştürürler,
Ömer Nasuhi Bilmen = O kimseler ki, onlar riyâkardırlar.
Ömer Öngüt = Onlar riyâkârlık (gösteriş) yaparlar.
Şaban Piriş = Gösteriş yapanlara.
Sadık Türkmen = Onlar, (başkalarını memnun etmek için ibadetle) gösteriş yaparlar.
Seyyid Kutub = Onlar gösteriş yaparlar.
Suat Yıldırım = (5-7) Ki onlar namazlarından gafildirler (Kıldıkları namazın değerini bilmez, namaza gereken ihtimamı göstermezler). İbadetlerini gösteriş için yapar, zekât ve diğer yardımlarını esirger, vermezler.
Süleyman Ateş = Onlar gösteriş (için ibâdet) yaparlar.
Tefhim-ul Kuran = Onlar gösteriş yapmaktadırlar,
Ümit Şimşek = Yaptıklarını gösteriş için yaparlar,
Yaşar Nuri Öztürk = Riyaya sapandır onlar/gösteriş yaparlar.
İskender Ali Mihr = Onlar riya yapanlardır (gösteriş için yapanlardır).
İlyas Yorulmaz = Onlar, gösteriş yapan ve.
وَيَمْنَعُونَ الْمَاعُونَ
Mâ’ûn / 7 -
Ve yemneûnel mâûn(mâûne).
Diyanet İşleri = Ufacık bir yardıma bile engel olurlar.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve zekât vermeyi menederler.
Abdullah Parlıyan = İnsanlara yapılabilecek en küçük bir iyiliği ve yardımı da esirger ve sakınırlar veya zekat vermeye engel olurlar ve reddederler.
Adem Uğur = Ve hayra da mâni olurlar.
Ahmed Hulusi = Hayrı da engellerler!
Ahmet Tekin = Çok cüz’î mâlî mükellefiyetleri yerine getirmeyenlerin, olanından karşılıksız ve ödünç vermeyenlerin, gücüyle ve imkânlarıyla imdada yetişmeyenlerin vay haline!
Ahmet Varol = Ve zekatı (veya emaneti) vermezler.
Ali Bulaç = Ve 'ufacık bir yardımı (veya zekatı) da' engellemektedirler.
Ali Fikri Yavuz = Ve zekâtı vermezler...
Ali Ünal = Ve (toplum içinde hemcinslerine karşı) her türlü yardımı esirgerler.
Bayraktar Bayraklı = Hayra da mâni olurlar.
Bekir Sadak = Onlar basit seyleri dahi vermezler. *
Celal Yıldırım = Zekâtı da, eğreti âlet edavatı da vermezler (yardımda bulunmaktan hiç hoşlanmazlar).
Cemal Külünkoğlu = Basit şeyleri bile esirgerler/Ufacık bir yardıma bile engel olurlar.
Diyanet İşleri (eski) = Onlar basit şeyleri dahi vermezler.
Diyanet Vakfi = (6-7) Onlar gösteriş yapanlardır; hayra da mâni olurlar.
Edip Yüksel = Ve yardımı da engellerler.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve yardımlığı sakınır (zekâtı vermezler)
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ve yardımlığı sakınır (zekatı yemezler).
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ve yardımlığı sakınırlar (zekatı vermezler).
Gültekin Onan = Ve 'ufacık bir yardımı (veya zekatı) da' engellemektedirler.
Harun Yıldırım = Ve ufacık bir yardımı bile engellemektedirler.
Hasan Basri Çantay = Zekâtı da men'ederler onlar.
Hayrat Neşriyat = Ve mâûn’u (zekâtı) men' ederler!
İbni Kesir = Ve zekatı da men'ederler.
Kadri Çelik = Faydası olan her şeyi engellemektedirler.
Muhammed Esed = ve üstelik onlar, (insanlara) en ufak bir yardımı bile reddederler!
Mustafa İslamoğlu = ama en küçük yardımı bile esirgerler.
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve men edilmesi mutad olmayan bir şeyi bile men ediverirler.
Ömer Öngüt = Zekâtı da menederler.
Şaban Piriş = Ufak tefek yardıma bile engel olanlara..
Sadık Türkmen = Ve en ufak iyiliğe bile engel olurlar, (basit araç ve gereçleri bile iyilik için vermezler).
Seyyid Kutub = En ufak bir yardımı esirgerler.
Suat Yıldırım = (5-7) Ki onlar namazlarından gafildirler (Kıldıkları namazın değerini bilmez, namaza gereken ihtimamı göstermezler). İbadetlerini gösteriş için yapar, zekât ve diğer yardımlarını esirger, vermezler.
Süleyman Ateş = En ufak bir yardımı esirgerler.
Tefhim-ul Kuran = Ve 'ufacık bir yardımı (veya zekâtı) da' engellemektedirler.
Ümit Şimşek = Mâuna da engel olurlar.
Yaşar Nuri Öztürk = Ve onlar, kamu hakkına/yardıma/zekâta/iyiliğe engel olurlar.
İskender Ali Mihr = Ve mâûna (zekâta ve yardımlaşmaya) mani olurlar.
İlyas Yorulmaz = Yardımlara da engel olan kimselerdir.
107-MA'UN:
Gördün mü?
Hitap yine Allah'ın Resulüne ve dolayısıyla genel olarak hitaba kabiliyeti
olanların her birinedir. Soru, teaccüb (şaşma) suretiyle hazırlama içindir.
Alemde açlık ve tokluk, korku ve emniyet gibi birbirini takip etmekte olan
acı ve tatlı halleri görüp duran, ilaf ve anlaşma ile yardımlaşma ve toplum
içinde yaşamak ihtiyacında bulunan insanlar içinde Hak Teâlâ'nın ceza ve mükafatını
inkâr edenlerin, dine inanmayanların bulunması şaşılacak bir şey olduğuna
tenbih ederek onların ruh halleriyle benliklerini tanıtmak ve öylelerin huylarındaki
düşkünlüklerden müminleri sakındırmak için dikkat nazarını celbetmektir. Yani
Ey Muhammed, Kureyş içinde küfredenlerin neler yaptıklarını görerek anladın,
tanıdın a: o dini yalanlayanı.
Burada da
"din", en mutlak ve en esaslı menfuhumu olan ceza mânâsınadır. (Tin Sûresi'ne
bkz.) Yani insanların yaptığı iyilik veya kötülük karşılığında Hak Teâlâ'nın
iyiliğe güzel sevap ile mükâfat, kötülüğe kötü azarlama ile ceza vereceğini,
diğer tabirle herkesin bir olup da "Artık kim zerre ağırlığınca hayır yapmışsa
onu görür ve kim zerre ağırlığınca şer yapmışsa onu görür." (Zilzal, 99/7-8)
ölçüsünce ettiklerini bulmaları Allah Teâlâ'nın inanılması, uyulması ve teslim
olunup gereğince amel edilmesi lazım gelen kesin bir hükmü, bir Hak dini olduğunu
tasdik etmeyip de dinin aslı yoktur, o yalandır der, cezaya inanmaz olan kimseyi
gördün ya... Mukatil'den bunun As b. Vail Sehmî hakkında nazil olduğu rivayet
edilmiş, ki kıyameti inkâr eder, çirkin işler yaparmış.
Süddî'den
Velid b. Muğire hakkında nazil olduğu rivayet edilmiş, Mâverdî de Ebu Cehil
hakkında nazil olduğunu nakletmiş, rivayet edilmiştir ki: Ebu Cehil bir yetimin
vasisi bulunuyordu. Bir gün o yetim çırıl çıplak ona gelmiş, kendi malından
bir şey istemişti. Ebu Cehil onu itivermiş ve aldırmamış idi. Kureyş'in büyükleri
de çocuğa: "Muhammed'e git de sana şefaat ediversin." demişler, alay etmek
istemişler. Öksüz onların maksatlarını bilmediği için Resulullah'a gelip yardımcı
olmasını istemişti. Peygamberimiz (s.a.v) hiçbir muhtacı reddetmek adeti olmadığı
için kalkmış, onunla beraber Ebu Cehil'in yanına gitmişti. Ebu Cehil "buyurun"
deyip merhaba etmiş ve öksüzün malını vermişti. Kureyş'liler bunun üzerine
Ebu Cehil'e serzeniş etmişler, "sen de sapıttın, Muhammed gibi Sabileştin"
demişler. "Hayır" demiş, "sapıtmadım velakin onun sağında solunda birer harbe
gördüm, vermezsem vuracak diye korktum". İbnü Abbas'tan bir rivayette de hem
cimri, hem mürai bir münafık hakkında nazil oldu denilmiştir. Demek ki bu
sûre bunların birisi veya hepsi sebebiyle nazil olmuştur. Fakat hükmü onlara
mahsus değil, öylelerin hepsini içine alır.
2. Fâ, sebebiye
veya mahzuf şartın cevabı olarak kendinden sonrasının kendinden öncesine terettüp
etmesini ifade eder. mübteda, mevsûlü haberdir. Müsnedin marife olunanı da
kasr ifade eder. Yani "gördünse bilirsin ya, görmedinse de bil! İşte cezaya
inanmadığından dolayı öyle dinsiz imansız olan kimselerdir ki yetimi iter,
öksüzü zayıf gördüğü ve Allah'tan korkmadığı için insaf ve merhamet etmiyerek
kakar kakıştırır, kahir ve hakaretle kovar azarlar
3. Ve miskin,
bîçare yoksulun yiyeceğine dair teşvikte ve isteklendirmede bulunmaz. Kendisi
doyurmadığı gibi, gerek kendi akrabalarından ve gerek diğer vakit ve durumu
müsait olanlardan diğer kimselerin bakıp gözetmesi, doyurması için de kayırmaz,
bir yardımda, tavsiyede, teşvikte bulunmaz, çaresizlerin halini düşünmez,
fakirlere bakılmasına taraftar olmaz.
Burada "taâm"dan
murad it'âm olduğu için "ıt'âmûl'l-miskin" (yoksulları doyurmak) daha açık
olacakken "taâm" denilmesi nüktelidir. Bunda aç olan bir yoksulun, kudreti
olanlar tarafından verilecek taâma (yemeğe) mülkü imiş gibi dinen bir hakkı
taalluk ettiğine işaret vardır ki "Onların mallarında dilenci ve yoksul için
bir hak vardır." (Zâriyat, 51/19) âyetinin mânâsıdır. Bu şekilde hak etmenin
şiddetine tenbih ve başa kakmaktan men edilmiş demektir. Yani öyle bir çaresizi
doyuran kimse, onun kendi hakkı olan bir yiyeceği vermiş, borcunu ödemiş gibidir.
"Azarlayıp kovmak ve teşvik etmemek" fiilleri, devamlılık ifade eden muzari
olmak hasebiyle, bu âyetlerin yukarıya bağlanmasından çıkan mânânın neticesi
şu olur: Toplum halinde ülfet ve anlaşma içinde yaşamak ihtiyacında bulunan
ve Allah'ın yardımıyla açlıktan kurtulmuş ve korkudan emniyete erdirilmiş
olan insanların Allah'a ibadet ve kulluk etmeleri ve bu kulluğu yapmak için
de öksüzlere, kimsesizlere bakmak, açlara, biçarelere yemek yedirip derman
aramak için yardımlaşmaları Hak dinin gereği olan bir vazifeleri olduğu ve
güçleri yeterken bunu yapmayanların Allah katında cezaya çarpılacakları muhakkak
iken, bunun zıddına öksüzü itip kakarak hakkını yemek ve yanıbaşındaki yoksul
çaresizin en lüzumlu ihtiyacı olan yiyeceği hakkında bir delalatte ve teşvikte
bile bulunmayacak kadar acımasızlık ve merhametsizlik etmek insanlık hesabına
şaşılmak ve teessüf olunmak lazım gelen pek acı bir züll, bir düşkünlük olmakla
beraber böyle öksüzü kakmak ve fakirlere bakmamak gibi insafsızlıklar, dine
yalan diyen kimselerin yapageldikleri âdeti, huyu demektir. Her ne kadar bir
insanın dine inanmaması şaşılacak bir şey olsa da inanmadıktan sonra o fena
huylar ona tabii gibi olacağı için pek şaşılmaz. Asıl şaşılacak taraf, dindar
görünenlerin bedenen ve malen vazife ve ibadetlerinden gafleti ve mürailik
edip de cüz'î bir yardımdan sakınacak derecede cimrilik etmeleridir.
4. Onun için
buyuruluyor ki fakat yazıklar olsun o namaz kılanlara. Yani vay hallerine,
yazıklar olsun o cehennemin veyl denilen ve kan, irin akan deresine düşecek
olan namaz kılanlara, daha doğrusu namaz kılıyor, mümin görünenlere.
5. Ki onlar
namazlarından sehiv etmişlerdir, yanılmışlardır. Dinin direği ve kulların
derli toplu kalb ile Hakk'ın huzuruna durarak bir yükselişi, Allah'a kavuşmaya
bir çeşit vasıl oluşu demek olan ve şu halde onun zikriyle yardım ve inayetinden
fert ve toplum olarak medet ve hidayet alarak onun rızasına, doğru yoldan
yaklaşmak üzere emrine göre kulluk vazifelerini ihlas ile yapmak için şevk
ve uyanıklık almak gereken namazlarından gaflet ile yanılmaktadırlar. Dikkate
şayandır ki namazlarında sehiv değil, namazlarından sehiv ile azarlama yapılmıştır.
Çünkü bazan namaz içinde sehvetmek, yanılmak insanlık gereği çekinilmesi kabil
olmayan arızalardandır. Ondan dolayı Ata b. Dinar'dan rivayet edildiği üzere
denilmiştir ki, hamdolsun Allah'a, namazda yanılma ile azarlamamış "namazlarında
yanılanlar" buyurmamış, "namazlarından yanılmışlar" buyurmuştur.
Namazdan yanılmanın
mânâsında da tefsircilerin bir hayli açıklamaları vardır: Başlıca namazın
öneminde gaflet edip onu gereği gibi ciddi bir vazife olarak yapmamaktır ki,
kılınıp kılınmadığına aldırmamak, vaktine dikkat etmemek, geçip geçmediğine
aldırış etmeyip vaktinden geri bırakmak, terk etmekten üzülmemek, kıldığı
vakit de Allah için halis niyyet ile kılmayıp, dünyaya ait bir takım maksatlar,
gayeler için münafıkça bir şekilde kılmak, açıkta, el yanında kılarsa gizlide
kılmamak, kıldıklarını da Hakk'ın huzurunda hayatın ruhanî ve cismanî bütün
değişimlerini temessül ettirecek bir kulluk ve tazim olarak değil de Hz. Mevlânâ'nın
dediği gibi, "baş yerde kuyruk havada" yahut Türkçe bir deyimle söylendiği
gibi "iki yatış, bir kıntış bakış"tan ibaret bir gösteriş veya bir eğlenti
halinde yapmak şekillerine şamil olur. Söz musalli (namaz kılan) denilenlerde
olduğu için büsbütün namazı terketmek bu konudan hariç olmak gerektir. Bu
konuda İbnü Cerir rivayet ettiği iki haberle de delil getirmiştir. Birisi
Sa'd b. Ebi Vakkas (r.a.)'dan: Demiştir ki Peygamber (s.a.v.) hazretlerine
'den sordum. "Onlar, namazı vaktinden geriye bırakanlardır." buyurdu. Birisi
de: Ebu Berzele el-Eslemî (r.a)'den: Demiştir ki: İş bu âyeti nazil olduğu
zaman Resulullah (s.a.v) buyurdu ki: "Allahü Ekber, bu sizin için herbirinize
bütün dünya kadar bağış verilmekten daha hayırlıdır. Onlar o kimselerdir ki
namaz kılarsa namazın bir hayrı olacağını ummaz, terk ederse Rabb'inden korkmaz."
Bunda sözün
gelişine göre kıldıkları bir kaç vakit namazdan dolayı gururlanıp yanılıp
da dini ondan ibaretmiş gibi diğer ibadet ve kulluk vazifelerini yapmıyanlar
da dahil olur. Zira birçok defalar geçtiği üzere dinin ruhu Allah'ın emrine
ihlas ile tazim ve bütün hareket ve kuvveti, ceza ve mükâfatı ondan, bilerek,
onun adına yarattıklarına şefkat esasında toplanır. Onun için Kur'ân'da imandan
sonra salih amellerin esası olmak üzere namaz ve zekat beraber zikrolunagelmiştir.
Böyle iken dindar geçinen birtakım kimseler vardır ki, namaz kılar görünürler
de sadece onunla bütün dini vazifelerini ifa edivermişler gibi farzederek
yanılırlar. Zekat gibi diğer vazifelere önem vermez kaçınırlar. Allah için
istemekten hoşlanırlar da, Allah için ufak bir şey vermekten, Allah'ın kullarına
yardım etmekten ve Allah'ın emirlerinin îfası için lazım gelen masraflara
güçleri yettiği kadar iştirak etmekten çekinirler. Halbuki böylelerle mescidler
tamir edilmez. Çünkü Tevbe Sûresi'nde buyurulduğu üzere "Allah'ın mescitlerini,
ancak Allah'a ve ahiret gününe inanan, namazı kılan, zekatı veren ve Allah'tan
başka kimseden korkmayan kimseler onarırlar." (Tevbe, 9/18). Ve "Muhakkak
namaz kötü ve iğrenç şeylerden vazgeçirir. Allah'ı anmak, elbette en büyük
ibadettir." (Ankebut, 29/45) buyurulduğu üzere namaz çirkin ve kötü şeylerden
vazgeçirir olduğu ve böyle Allah'ın zikri olan namaz en büyük vaiz olmak lazım
geldiği halde onun yasaklamaları ve öğütleri sayesinde kötülük ve çirkinliklerden
vazgeçmeyen, iyilik ve kulluk görevlerini düşünmeyen, Allah için yardım borçlarını
vermekten bile sakınan kimseler de namazın mânâsından, yasaklama ve öğüdünden
gaflet ederek namazlarından yanılmış olurlar. Bununla beraber bu âyetin mânâsı
şu iki âyet ile de izah olunuyor:
6. Onlar ki
mürâîlik ederler, gösteriş yaparlar. Her ne amel yapsalar Allah için yapmazlar
da halka gösteriş için ve herkesin göreceği yerde yaparlar.
7. Ve mâûnu
menederler. Zekâtı vermezler, yahut kimsenin esirgemeyeceği ödünç gibi cüz'î
bir yardımlığı bile sakınır, kimseye bir damla birşey vermek, istemezler.
Öyle cimri, öyle pinti olurlar. Böyle olanların zekat vermeyecekleri ise öncelikle
anlaşılır.
İşte böyle
namaz kılar, dindar görünüp de namazlarından yanılan, mürâîlik, gösteriş yapıp
da ufak bir yardımdan bile kaçınan kimselerin bu halleri, dinsizin dini yalanlamasından
değil ise de yetimi kakıştırmasından, fakirlere yardım etmemesinden daha çok
şaşmaya değer, yazıklar olsun onlara!
Görülüyor
ki Fil Sûresi'nden sonra Kureyş Sûresi bu Mâûn Sûresi ile açıklanarak buradan
"veyl" (yazıklar olsun) kelimesi ile lafız bakımından ve "yardımlığı sakınırlar"
ile de mânâ yönünden Hümeze Sûresi'nin "İnsanları diliyle çekiştiren, kaş
ve gözüyle işaretler yapıp alay eden her fesat kişinin vay haline! O ki mal
yığdı, onu saydı durdu. Malının, kendisini ebedi yaşatacağını sanır." (Hümeze,
104/1-3) mefhumuna bağlandıktan ve Fil Sûresi'nde "Görmedin mi?", burada "gördün
mü?" hitaplarıyla Peygamber'e "Görmedin mi?" "Gördün ya" diye birer belağatlı
uyarma ile tenbih buyurulduktan sonra bunun arkasından Asr Sûresi gibi yukarıki
bütün sûrelerin semeresini üç âyette özetleyen ve Kur'ân'ın en veciz sûresi
ve bilhassa Duhâ Sûresi'nden beri gelen sûrelerin mefhumu üzerinde hepsinin
tamamlayıcısı olan Kevser Sûresi'yle de Muhammed Aleyhisselam'ın şanı, özetin
özeti olarak tebliğ edilecek ve anlatılacaktır.