وَالْمُرْسَلَاتِ عُرْفًا
Mürselât / 1 -
Vel murselâti urfâ(urfen).
Diyanet İşleri = (1-7) Ard arda gönderilenlere, kasırga gibi esenlere, hakkıyla yayanlara, hakkıyla ayıranlara, özür ya da uyarı olmak üzere öğüt bırakanlara andolsun ki, uyarıldığınız (Kıyamet) mutlaka gerçekleşecektir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Andolsun, ardı ardınca, iyilikle gönderilenlere.
Abdullah Parlıyan = Andolsun ardarda gönderilen rüzgarlara veya rüzgarlar misali Allah yolunda peşpeşe akıp gidenlere veya ardarda inen Allah sözüne.
Adem Uğur = Yemin olsun, (iyiliklerle) birbiri peşinden gönderilenlere;
Ahmed Hulusi = Andolsun o ardı ardına irsâl olunanlara;
Ahmet Tekin = Andolsun, birbiri ardınca iyiliklerle, meşrû görevlerle gönderilenlere!
Ahmet Varol = Andolsun birbiri ardınca gönderilenlere,
Ali Bulaç = Yemin olsun, (iyiliklerle) birbiri peşinden gönderilenlere;
Ali Fikri Yavuz = İyilik için gönderilen melekler hakkı için,
Ali Ünal = Yemin olsun birtakım güzel neticeler için birbiri peşisıra gönderilenlere,
Bayraktar Bayraklı = (1-7) Birbiri ardınca gönderilenlere, görevlerine koştukça koşanlara, iyiden iyiye yayanlara, hak ile bâtılı ayırdıkça ayıranlara, öğüt bırakanlara, özür veya uyarıda bulunanlara yemin olsun ki, size verilen söz mutlaka gerçekleşecektir. [703][704]
Bekir Sadak = (1-7) Birbiri ardindan gonderilenlere ve gorevlerine kostukca kosanlara, Allah'in buyruklarini yaydikca yayanlara ve hak ile batilin arasini ayirdikca ayiranlara, kotulugu onlemek veya uyarmak, icin vahiy getiren meleklere and olsun ki, size soze verilen kiyamet suphesiz kopacaktir.
Celal Yıldırım = Ardarda gönderilen rüzgârlara, (rüzgârlar misâli Allah yolunda peşpeşe akıp giden akıncılara, ardarda inen Allah sözlerine),
Cemal Külünkoğlu = (1-2) Andolsun (emrimizle) iyilik için gönderilen meleklere/vahiylere, Şiddetle eserek (zararlıları) savurup atanlara,
Diyanet İşleri (eski) = (1-7) Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
Diyanet Vakfi = Yemin olsun, (iyiliklerle) birbiri peşinden gönderilenlere;
Edip Yüksel = Andolsun ard arda gönderilenlere,
Elmalılı Hamdi Yazır = Kasem olsun o urf için gönderilenlere
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Andolsun iyilik yapılması için (o birbiri ardınca) gönderilenlere,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Andolsun birbiri ardınca gönderilenlere,
Gültekin Onan = Birbiri ardınca gönderilenlere andolsun;
Harun Yıldırım = Andolsun birbiri ardınca gönderilenlere,
Hasan Basri Çantay = Andolsun (Allahın emirlerini haamilen) birbiri ardınca (yahud şer'-u akle uygun şeylerle ve iyiliklerle) gönderilib de,
Hayrat Neşriyat = (1-2) Yemîn olsun (emirlerle) birbiri ardınca gönderilenlere (o mürselât’a) ve şiddetli bir şekilde estikçe esen (geçip giden melek)lere!
İbni Kesir = Andolsun birbiri ardınca gönderilenlere,
Kadri Çelik = Andolsun birbiri ardınca gönderilenlere.
Muhammed Esed = Düşün bu (mesaj)ları, dalga dalga gönderilen
Mustafa İslamoğlu = Şahit olsun birbiri ardınca gönderilen (bu vahiyler)!
Ömer Nasuhi Bilmen = (1-2) Andolsun, marûf ile gönderilmişlere. Ve pek sür'atle esmekle esenlere.
Ömer Öngüt = Birbiri peşinden gönderilenlere andolsun ki!
Şaban Piriş = Andolsun, birbiri ardınca gönderilenlere.
Sadık Türkmen = Ant olsun birbiri ardınca gönderilen(melek)lere,
Seyyid Kutub = Dalga dalga salınanlara,
Suat Yıldırım = İyilik için birbirinin peşinden gönderilenler,
Süleyman Ateş = Andolsun; birbiri ardınca gönderilenlere,
Tefhim-ul Kuran = Birbiri ardınca gönderilenlere andolsun;
Ümit Şimşek = And olsun hayırla gönderilenlere.
Yaşar Nuri Öztürk = Yemin olsun, o art arda gönderilenlere/meleklere/rüzgârlara/vahyin bölümlerine/kalplere inen doğuşlara,
İskender Ali Mihr = Ardarda (marufla, irfanla) gönderilenlere andolsun.
İlyas Yorulmaz = Tanınan tüm gönderilenlere (elçilere)…
فَالْعَاصِفَاتِ عَصْفًا
Mürselât / 2 -
Fel âsıfâti asfâ(asfen).
Diyanet İşleri = (1-7) Ard arda gönderilenlere, kasırga gibi esenlere, hakkıyla yayanlara, hakkıyla ayıranlara, özür ya da uyarı olmak üzere öğüt bırakanlara andolsun ki, uyarıldığınız (Kıyamet) mutlaka gerçekleşecektir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Şiddetle esip yelenlere.
Abdullah Parlıyan = Derken kökünden koparıp savuran rüzgarlara veya şiddetle eserek batılı savurup atan mesajlara veya Allah'ın dinini yaydıkça yayanlara,
Adem Uğur = Şiddetle eserek (zararlıları) savurup atanlara;
Ahmed Hulusi = Şiddetle esip de savuranlara;
Ahmet Tekin = Andolsun, şiddetle eserek, zararlıları savurup atanlara!
Ahmet Varol = Şiddetle esip savuranlara,
Ali Bulaç = Derken kökünden koparıp savuranlara.
Ali Fikri Yavuz = Şiddetli rüzgâr gibi uçan melekler hakkı için,
Ali Ünal = Gönderilip, şiddetli fırtınalar misali hızlı ve güçlü hareket edenlere;
Bayraktar Bayraklı = (1-7) Birbiri ardınca gönderilenlere, görevlerine koştukça koşanlara, iyiden iyiye yayanlara, hak ile bâtılı ayırdıkça ayıranlara, öğüt bırakanlara, özür veya uyarıda bulunanlara yemin olsun ki, size verilen söz mutlaka gerçekleşecektir. [703][704]
Bekir Sadak = (1-7) Birbiri ardindan gonderilenlere ve gorevlerine kostukca kosanlara, Allah'in buyruklarini yaydikca yayanlara ve hak ile batilin arasini ayirdikca ayiranlara, kotulugu onlemek veya uyarmak, icin vahiy getiren meleklere and olsun ki, size soze verilen kiyamet suphesiz kopacaktir.
Celal Yıldırım = (Allah'ın dinini) yaydıkça yayanlara,
Cemal Külünkoğlu = (1-2) Andolsun (emrimizle) iyilik için gönderilen meleklere/vahiylere, Şiddetle eserek (zararlıları) savurup atanlara,
Diyanet İşleri (eski) = (1-7) Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
Diyanet Vakfi = Şiddetle eserek (zararlıları) savurup atanlara;
Edip Yüksel = Esip savuranlara,
Elmalılı Hamdi Yazır = Derken büküp devirenlere
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = büküp devirenlere,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Büküp devirenlere,
Gültekin Onan = Derken kökünden koparıp savuranlara.
Harun Yıldırım = Şiddetlice esenlere,
Hasan Basri Çantay = (o emirlere) sert (ve çâlâk) rüzgârlar gibi hemen (imtisâle) koşan,
Hayrat Neşriyat = (1-2) Yemîn olsun (emirlerle) birbiri ardınca gönderilenlere (o mürselât’a) ve şiddetli bir şekilde estikçe esen (geçip giden melek)lere!
İbni Kesir = Şiddetle esip koştukça koşanlara,
Kadri Çelik = Kasırga gibi esip savuranlara.
Muhammed Esed = ve sonra fırtına şiddetiyle patlayan!
Mustafa İslamoğlu = Ardından bir fırtına gibi ortalığı kasıp kavuranlar!
Ömer Nasuhi Bilmen = (1-2) Andolsun, marûf ile gönderilmişlere. Ve pek sür'atle esmekle esenlere.
Ömer Öngüt = Estikçe eserek (zararlıları) savurup atanlara andolsun ki!
Şaban Piriş = Şiddetle esip savrulanlara..
Sadık Türkmen = Esip savuranlara,
Seyyid Kutub = Kasırga gibi esip savuranlara,
Suat Yıldırım = Esip savuranlar,
Süleyman Ateş = Esip savuranlara,
Tefhim-ul Kuran = Derken kökünden koparıp savuranlara.
Ümit Şimşek = Esip savuranlara.
Yaşar Nuri Öztürk = Esip de büküp devirenlere,
İskender Ali Mihr = Ve de şiddetle estikçe esenlere (andolsun).
İlyas Yorulmaz = Getirdikleri mesajlarla (ortalığı allak bullak edip) fırtına estirenlere…
وَالنَّاشِرَاتِ نَشْرًا
Mürselât / 3 -
Ven nâşirâti neşran.
Diyanet İşleri = (1-7) Ard arda gönderilenlere, kasırga gibi esenlere, hakkıyla yayanlara, hakkıyla ayıranlara, özür ya da uyarı olmak üzere öğüt bırakanlara andolsun ki, uyarıldığınız (Kıyamet) mutlaka gerçekleşecektir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Bulutları yayıp sürenlere.
Abdullah Parlıyan = bulutları yayıp süren rüzgarlara veya hakikat tohumlarını yaydıkça yayanlara veya bulutları yayıp dağıtan meleklere.
Adem Uğur = (Hakikat ve hayırları) yaydıkça yayanlara;
Ahmed Hulusi = Diriltip ayağa kaldıranlara;
Ahmet Tekin = Andolsun, hakikat ve hayırları yaydıkça yayanlara!
Ahmet Varol = Yaydıkça yayanlara,
Ali Bulaç = Yaydıkça yayanlara.
Ali Fikri Yavuz = Yer yüzüne şeriatleri yayan melekler hakkı için,
Ali Ünal = Ve (vahyin yazılı bulunduğu çok şerefli sayfaların muhtevasını) yaydıkça yayanlara,
Bayraktar Bayraklı = (1-7) Birbiri ardınca gönderilenlere, görevlerine koştukça koşanlara, iyiden iyiye yayanlara, hak ile bâtılı ayırdıkça ayıranlara, öğüt bırakanlara, özür veya uyarıda bulunanlara yemin olsun ki, size verilen söz mutlaka gerçekleşecektir. [703][704]
Bekir Sadak = (1-7) Birbiri ardindan gonderilenlere ve gorevlerine kostukca kosanlara, Allah'in buyruklarini yaydikca yayanlara ve hak ile batilin arasini ayirdikca ayiranlara, kotulugu onlemek veya uyarmak, icin vahiy getiren meleklere and olsun ki, size soze verilen kiyamet suphesiz kopacaktir.
Celal Yıldırım = (Hakkı bâtıldan, doğruyu eğriden) ayırdettikçe edenlere,
Cemal Külünkoğlu = (3-4) Tohumları/bulutları yaydıkça yayanlara, (Hak ile batılı) birbirinden ayıranlara,
Diyanet İşleri (eski) = (1-7) Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
Diyanet Vakfi = (Hakikat ve hayırları) yaydıkça yayanlara;
Edip Yüksel = Yaydıkça yayanlara,
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve neşrederek yayanlara
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = neşrederek yayanlara,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Yaydıkça yayanlara,
Gültekin Onan = Yaydıkça yayanlara.
Harun Yıldırım = Yaydıkça yayanlara,
Hasan Basri Çantay = (şeriatın hükümlerini yer yüzünde) iyiden iyi yayan,
Hayrat Neşriyat = Ve (o emirleri) yaydıkça yayanlara!
İbni Kesir = Veya yaydıkça yayanlara.
Kadri Çelik = Dağıttıkça dağıtanlara.
Muhammed Esed = Düşün bu (mesaj)ları, (hakikati) dört bir yana yayan,
Mustafa İslamoğlu = Ve (ilahi mesajı) yaydıkça yayanlar!
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve yaymakla yayıverenlere.
Ömer Öngüt = (Hakikat) tohumlarını yaydıkça yayanlara andolsun ki!
Şaban Piriş = Yaydıkça yayanlara..
Sadık Türkmen = Yaydıkça yayanlara,
Seyyid Kutub = Her yana dağıtanlara,
Suat Yıldırım = Tohumlarını yaydıkça yayanlar,
Süleyman Ateş = Yaydıkça yayanlara,
Tefhim-ul Kuran = Yaydıkça yayanlara,
Ümit Şimşek = Ve yaydıkça yayanlara.
Yaşar Nuri Öztürk = Dağıtıp yayanlara/diriltip harekete getirenlere,
İskender Ali Mihr = Dağıtıp yayanlara andolsun.
İlyas Yorulmaz = (Allah’ın mesajlarını) Yaydıkça yayanlara…
فَالْفَارِقَاتِ فَرْقًا
Mürselât / 4 -
Fel fârikâti ferkâ(ferkan).
Diyanet İşleri = (1-7) Ard arda gönderilenlere, kasırga gibi esenlere, hakkıyla yayanlara, hakkıyla ayıranlara, özür ya da uyarı olmak üzere öğüt bırakanlara andolsun ki, uyarıldığınız (Kıyamet) mutlaka gerçekleşecektir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Gerçekle aslı olmayanı ayırt edenlere.
Abdullah Parlıyan = Böylece doğru ile eğriyi kesin şekilde ayıran.
Adem Uğur = (Hak ile batılı) birbirinden iyice ayıranlara;
Ahmed Hulusi = Seçip ayıranlara;
Ahmet Tekin = Andolsun, hak ile bâtılı birbirinden ayıranlara!
Ahmet Varol = (Hak ile batılı kesin) bir ayırım ile ayıranlara,
Ali Bulaç = Böylece ayırdıkça ayıranlara,
Ali Fikri Yavuz = Hak ile bâtılı ayıran melekler hakkı için,
Ali Ünal = Yayıp, (hak ile bâtılın) birbirinden bütünüyle ayrılmasına hizmet edenlere,
Bayraktar Bayraklı = (1-7) Birbiri ardınca gönderilenlere, görevlerine koştukça koşanlara, iyiden iyiye yayanlara, hak ile bâtılı ayırdıkça ayıranlara, öğüt bırakanlara, özür veya uyarıda bulunanlara yemin olsun ki, size verilen söz mutlaka gerçekleşecektir. [703][704]
Bekir Sadak = (1-7) Birbiri ardindan gonderilenlere ve gorevlerine kostukca kosanlara, Allah'in buyruklarini yaydikca yayanlara ve hak ile batilin arasini ayirdikca ayiranlara, kotulugu onlemek veya uyarmak, icin vahiy getiren meleklere and olsun ki, size soze verilen kiyamet suphesiz kopacaktir.
Celal Yıldırım = (4-5-6-7) Kötülüğü temizlemek, yanlış yoldakileri uyarmak üzere vahiy (veya öğüt) getirip (Peygamberin kalbine) sunanlara and olsun ki, size va'dolunan elbette meydana gelecektir.
Cemal Külünkoğlu = (3-4) Tohumları/bulutları yaydıkça yayanlara, (Hak ile batılı) birbirinden ayıranlara,
Diyanet İşleri (eski) = (1-7) Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
Diyanet Vakfi = (Hak ile batılı) birbirinden iyice ayıranlara;
Edip Yüksel = Ayırdıkça ayıranlara,
Elmalılı Hamdi Yazır = Derken seçip ayıranlara
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (gerçek ile batılı) seçip ayıranlara,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Seçip ayıranlara,
Gültekin Onan = Böylece ayırdıkça ayıranlara,
Harun Yıldırım = Tam anlamıyla ayırd edenlere,
Hasan Basri Çantay = bu suretle (hak ile baatılı) tam ma'nâsiyle ayırd etmiye vaasıta olan,
Hayrat Neşriyat = Artık (hak ile bâtılı) ayırdıkça ayıranlara!
İbni Kesir = Böylece ayırdıkça ayıranlara,
Kadri Çelik = Derken ayırdıkça ayıranlara.
Muhammed Esed = böylece (doğru ile eğriyi) kesin şekilde ayıran,
Mustafa İslamoğlu = Peşinden (hak ile batılı) seçip ayıranlar!
Ömer Nasuhi Bilmen = Sonra ayrılmakla ayıranlara.
Ömer Öngüt = (Hak ile bâtılın, hakikat ile dalâletin, doğru ile eğrinin) arasını ayırdıkça ayıranlara andolsun ki!
Şaban Piriş = Ayırdıkça ayıranlara..
Sadık Türkmen = Ayırdıkça ayıranlara,
Seyyid Kutub = Doğruyu eğriden kesin çizgilerle ayıranlara,
Suat Yıldırım = Hakla batılı, doğru ile eğriyi ayırt edenler,
Süleyman Ateş = Ayırdıkça ayıranlara,
Tefhim-ul Kuran = Böylece ayırdıkça ayıranlara,
Ümit Şimşek = Ayırdıkça ayıranlara.
Yaşar Nuri Öztürk = Gerektiği şekilde ayıranlara,
İskender Ali Mihr = Ve de ayırdıkça ayıranlara (andolsun).
İlyas Yorulmaz = (Doğrularla yanlışları) Ayırdıkça ayıranlara…
فَالْمُلْقِيَاتِ ذِكْرًا
Mürselât / 5 -
Fel mulkıyâti zikrâ(zikran).
Diyanet İşleri = (1-7) Ard arda gönderilenlere, kasırga gibi esenlere, hakkıyla yayanlara, hakkıyla ayıranlara, özür ya da uyarı olmak üzere öğüt bırakanlara andolsun ki, uyarıldığınız (Kıyamet) mutlaka gerçekleşecektir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Öğütleri telkin edenlere.
Abdullah Parlıyan = Öğüt getirip sunan meleklere ki,
Adem Uğur = Öğüt telkin edenlere;
Ahmed Hulusi = Hatırlatıcıyı ilka edenlere (şuurda açığa çıkaran kuvveler. Mele-i Âlâ. Alûn melekler. "İlka" da, "likâ" da aynen "nefh" gibi derûndan zâhire ya da içten dışa doğru "şuurda" oluşan bir hâl, hissediştir. Ahfâ - Hafî {Sıfat tecellisi} - Sır {Esmâ tecellisi} - Ruh {Fuad - Esmâ mânâları yansıtıcısı} - Kalp {Şuur} - Nefs {Bilinç} sıralamasında, Ruh'tan kalbe yansımaları anlatır. "Halife - İnsan" bu mertebelerin tamamıdır ya da bu bütünlüğe "İnsan" adı verilmiştir; denebilir. Bundan yukarısının ise dile gelip anlatılması doğru değildir, denir. Allâhu âlem! A. H. )!
Ahmet Tekin = Andolsun, vahyi, kutsal kitapları peygamberlere tebliğ edenlere, yazdıranlara, öğüt telkin edenlere!
Ahmet Varol = Zikri (vahyi) bırakanlara,
Ali Bulaç = Zikr (vahy, öğüt) bırakanlara;
Ali Fikri Yavuz = (5-6) Hak sahiblerine özür, yahud haksızlara azab olarak vahyi peygamberlere getiren melekler hakkı için;
Ali Ünal = Ve böylece İlâhî vahyi taşıyanlara,
Bayraktar Bayraklı = (1-7) Birbiri ardınca gönderilenlere, görevlerine koştukça koşanlara, iyiden iyiye yayanlara, hak ile bâtılı ayırdıkça ayıranlara, öğüt bırakanlara, özür veya uyarıda bulunanlara yemin olsun ki, size verilen söz mutlaka gerçekleşecektir. [703][704]
Bekir Sadak = (1-7) Birbiri ardindan gonderilenlere ve gorevlerine kostukca kosanlara, Allah'in buyruklarini yaydikca yayanlara ve hak ile batilin arasini ayirdikca ayiranlara, kotulugu onlemek veya uyarmak, icin vahiy getiren meleklere and olsun ki, size soze verilen kiyamet suphesiz kopacaktir.
Celal Yıldırım = (4-5-6-7) Kötülüğü temizlemek, yanlış yoldakileri uyarmak üzere vahiy (veya öğüt) getirip (Peygamberin kalbine) sunanlara and olsun ki, size va'dolunan elbette meydana gelecektir.
Cemal Külünkoğlu = (5-7) Arındırmak ve sakındırmak için İlahi mesajı peygamberlere iletenlere andolsun ki, vaad olunduğunuz, (kıyamet) vuku bulacaktır.
Diyanet İşleri (eski) = (1-7) Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
Diyanet Vakfi = (5-6) (Allah'a yönelenleri) arıtmak, (kötüleri) sakındırmak için öğüt telkin edenlere;
Edip Yüksel = Mesajı verenlere,
Elmalılı Hamdi Yazır = Sonra bir ögüt bırakanlara
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = sonra bir öğüt bırakanlara,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Bir öğüt bırakanlara,
Gültekin Onan = Zikr (vahy, öğüt) bırakanlara;
Harun Yıldırım = Bir öğüt bırakanlara,
Hasan Basri Çantay = (5-6) kötülüğü imhaa ye, azâb ile tehdide çalışan peygamberlere vahyi getiren (melek) lere,
Hayrat Neşriyat = (5-6) Hem (tevbe edenleri) ma'zur kılmak veya (günah işleyenleri) korkutmak için(peygamberlere) zikir (vahiy) bırakanlara!
İbni Kesir = Zikri getirenlere,
Kadri Çelik = Zikri (vahyi) ilka edenlere.
Muhammed Esed = ve sonra bir öğüt ve hatırlatmada bulunan,
Mustafa İslamoğlu = derken (insanı) tarifsiz (güzellikte) bir öğütle buluşturanlar;
Ömer Nasuhi Bilmen = Sonra bir öğüt bırakanlara.
Ömer Öngüt = (Kalplerde) Allah'ın zikrini uyandıranlara andolsun ki!
Şaban Piriş = Uyarıyı/zikri ulaştıranlara..
Sadık Türkmen = Bir hatırlatma bırakanlara;
Seyyid Kutub = İlahi mesajı peygamberlere iletenlere andolsun.
Suat Yıldırım = (5-6) Hak sahiplerine özür, yahut haksızlara tehdit olarak vahyi getiren melekler hakkı için:
Süleyman Ateş = Öğüt bırakanlara:
Tefhim-ul Kuran = Zikr (vahy, öğüt) bırakanlara;
Ümit Şimşek = (5-6) Özür veya uyarı olsun diye zikri ulaştıranlara.
Yaşar Nuri Öztürk = Öğüt ulaştıranlara/Kur'an'ı ulaştıranlara,
İskender Ali Mihr = Ve de zikri ilka edenlere (andolsun).
İlyas Yorulmaz = Allah’ın zikrini…
عُذْرًا أَوْ نُذْرًا
Mürselât / 6 -
Uzran ev nuzrâ( nuzran).
Diyanet İşleri = (1-7) Ard arda gönderilenlere, kasırga gibi esenlere, hakkıyla yayanlara, hakkıyla ayıranlara, özür ya da uyarı olmak üzere öğüt bırakanlara andolsun ki, uyarıldığınız (Kıyamet) mutlaka gerçekleşecektir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Özürle suçu yok etmek husûsunda olsun, yahut korkutma husûsuna âit bulunsun.
Abdullah Parlıyan = onlar kulların Allah katında ileri sürebilecekleri delilleri kalmaması için özrü ortadan kaldırmak veya azap ve ceza ile kulları korkutmak üzere gelirler.
Adem Uğur = (Allah'a yönelenleri) arıtmak, (kötüleri) sakındırmak için.
Ahmed Hulusi = Özür (kabahati silmek için) yahut uyarı olmak üzere.
Ahmet Tekin = İnsanların özür dilemeleri, tevbe etmeleri veya sorumluluk, hesap ve ceza hatırlatılarak uyarılmaları için vahyi peygamberlere tebliğ edenlere.
Ahmet Varol = Mazeret [1] veya uyarı için.
Ali Bulaç = Özür (suçu, eksikliği ortadan kaldırmak) veya uyarmak için.
Ali Fikri Yavuz = (5-6) Hak sahiblerine özür, yahud haksızlara azab olarak vahyi peygamberlere getiren melekler hakkı için;
Ali Ünal = Bazıları tevbe ve bağışlanma sebebi edinsin, bazıları ise uyarılsın diye:
Bayraktar Bayraklı = (1-7) Birbiri ardınca gönderilenlere, görevlerine koştukça koşanlara, iyiden iyiye yayanlara, hak ile bâtılı ayırdıkça ayıranlara, öğüt bırakanlara, özür veya uyarıda bulunanlara yemin olsun ki, size verilen söz mutlaka gerçekleşecektir. [703][704]
Bekir Sadak = (1-7) Birbiri ardindan gonderilenlere ve gorevlerine kostukca kosanlara, Allah'in buyruklarini yaydikca yayanlara ve hak ile batilin arasini ayirdikca ayiranlara, kotulugu onlemek veya uyarmak, icin vahiy getiren meleklere and olsun ki, size soze verilen kiyamet suphesiz kopacaktir.
Celal Yıldırım = (4-5-6-7) Kötülüğü temizlemek, yanlış yoldakileri uyarmak üzere vahiy (veya öğüt) getirip (Peygamberin kalbine) sunanlara and olsun ki, size va'dolunan elbette meydana gelecektir.
Cemal Külünkoğlu = (5-7) Arındırmak ve sakındırmak için İlahi mesajı peygamberlere iletenlere andolsun ki, vaad olunduğunuz, (kıyamet) vuku bulacaktır.
Diyanet İşleri (eski) = (1-7) Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
Diyanet Vakfi = (5-6) (Allah'a yönelenleri) arıtmak, (kötüleri) sakındırmak için öğüt telkin edenlere;
Edip Yüksel = Bir müjde veya uyarı olarak...
Elmalılı Hamdi Yazır = Gerek özr için olsun gerek inzar
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = gerek mazur kılmak gerekse uyarmak için olsun,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Gerek özür için olsun, gerek uyarı için,
Gültekin Onan = Özür (suçu, eksikliği ortadan kaldırmak) veya uyarmak için.
Harun Yıldırım = Önlemek veya uyarmak için ki,
Hasan Basri Çantay = (5-6) kötülüğü imhaa ye, azâb ile tehdide çalışan peygamberlere vahyi getiren (melek) lere,
Hayrat Neşriyat = (5-6) Hem (tevbe edenleri) ma'zur kılmak veya (günah işleyenleri) korkutmak için(peygamberlere) zikir (vahiy) bırakanlara!
İbni Kesir = Ma'zeret ve uyarı için.
Kadri Çelik = Bahaneleri boşa çıkarmak ya da uyarmak amacıyla.
Muhammed Esed = suçlardan arınma(yı vaad eden) veya bir uyarı(da bulunan)!
Mustafa İslamoğlu = gerek mazur kılmak gerekse uyarmak için olsun,
Ömer Nasuhi Bilmen = Özür dilemek veya korkutmak için.
Ömer Öngüt = Gerek (Allah'a yönelenleri) arıtmak, gerek (kötüleri) sakındırmak için olsun.
Şaban Piriş = Özür veya korkutmak için..
Sadık Türkmen = Özür veya uyarı için!
Seyyid Kutub = Ya bahaneleri boşa çıkarmak ya da uyarmak amacı ile,
Suat Yıldırım = (5-6) Hak sahiplerine özür, yahut haksızlara tehdit olarak vahyi getiren melekler hakkı için:
Süleyman Ateş = Özür yahut uyarmak için.
Tefhim-ul Kuran = Özür (suçu, eksikliği ortadan kaldırmak) olarak veya uyarıp korkutmak için.
Ümit Şimşek = (o öğütle) imana yöneleni mazur addeden ve (tevbe için) uyarıda bulunanlar...
Yaşar Nuri Öztürk = Özür yahut uyarı için,
İskender Ali Mihr = (Bu yeminler), özür olarak (mazeret olmaması) veya nezir olarak (uyarması) içindir.
İlyas Yorulmaz = Suçlarından dolayı özrün nasıl yapılacağını veya uyarmayı ulaştıranlara, yemin olsun ki.
إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَاقِعٌ
Mürselât / 7 -
İnnemâ tûadûne le vâkıun.
Diyanet İşleri = (1-7) Ard arda gönderilenlere, kasırga gibi esenlere, hakkıyla yayanlara, hakkıyla ayıranlara, özür ya da uyarı olmak üzere öğüt bırakanlara andolsun ki, uyarıldığınız (Kıyamet) mutlaka gerçekleşecektir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Şüphe yok ki size vaat edilen, mutlaka olacak.
Abdullah Parlıyan = Bütün bunlara andolsun ki, size vaadolunan kıyamet, ceza, hesap mutlaka olacaktır. Bu gerçekleşecek olan kıyamet;
Adem Uğur = Bilin ki size vadolunan şey gerçekleşecek!
Ahmed Hulusi = Vadolunduğunuz (bâ's) mutlaka gerçekleşecektir!
Ahmet Tekin = Size va’dolunan, sizin tehdit edildiğiniz şeyler, kesinlikle apansız gerçekleşecektir.
Ahmet Varol = Şüphe yok ki, size vaadedilen mutlaka gerçekleşecektir.
Ali Bulaç = Şüphesiz, size vaadedilen gerçekleşecektir.
Ali Fikri Yavuz = Muhakkak vaad olunduğunuz, (kıyamet) vuku bulacaktır. (Bunda hiç şübhe yoktur.)
Ali Ünal = Şüphe yok ki vaad olunduğunuz şey, elbette vukû bulacaktır.
Bayraktar Bayraklı = Bilin ki size vaad olunan şeyler mutlaka olacaktır.
Bekir Sadak = Size vaadedilen elbette gerçekleşecektir.
Celal Yıldırım = (4-5-6-7) Kötülüğü temizlemek, yanlış yoldakileri uyarmak üzere vahiy (veya öğüt) getirip (Peygamberin kalbine) sunanlara and olsun ki, size va'dolunan elbette meydana gelecektir.
Cemal Külünkoğlu = (5-7) Arındırmak ve sakındırmak için İlahi mesajı peygamberlere iletenlere andolsun ki, vaad olunduğunuz, (kıyamet) vuku bulacaktır.
Diyanet İşleri (eski) = (1-7) Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
Diyanet Vakfi = Bilin ki size vadolunan şey gerçekleşecek!
Edip Yüksel = Size söz verilenler kesinlikle gerçekleşecektir.
Elmalılı Hamdi Yazır = Herhalde size va'dolunan muhakkak olacaktır
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = elbette size va'd olunan şey muhakkak meydana gelecektir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Herhalde size vaad olunan kesinlikle olacaktır.
Gültekin Onan = Şüphesiz, size vaadedilen gerçekleşecektir.
Harun Yıldırım = Şüphesiz tehdit edildiğiniz şey elbette meydana gelecektir.
Hasan Basri Çantay = Ki size va'd (ve tehdîd) edilegelen şeyler behemehal vaaki (olacak) dır,
Hayrat Neşriyat = Şübhesiz ki va'd olunup durduğunuz (o kıyâmet) mutlaka vâki' (olacak)tır.
İbni Kesir = Size vaadedilen mutlaka olacaktır.
Kadri Çelik = Ki şüphesiz size vaat edilmekte olan gerçekleşecektir.
Muhammed Esed = Bakın, bekleyip görün denilen her şey mutlaka gerçekleşecektir.
Mustafa İslamoğlu = Elbette, tehdit edildiğiniz şey mutlaka gerçekleşecektir:
Ömer Nasuhi Bilmen = Şüphe yok ki vaad olunduğunuz şey, elbette vukû bulacaktır.
Ömer Öngüt = Bilin ki size vaad olunan şeyler mutlaka olacaktır.
Şaban Piriş = Size vaadedilen elbette gerçekleşecektir.
Sadık Türkmen = Size söz verilen şey muhakkak gerçekleşecektir.
Seyyid Kutub = Size söz verilen kıyamet kesinlikle kopacaktır.
Suat Yıldırım = Size vâd edilen mutlaka gerçekleşecektir.
Süleyman Ateş = (Bunlara andolsun) Ki size va'dedilen, mutlaka olacaktır.
Tefhim-ul Kuran = Şüphesiz, size vadedilmekte olan gerçekleşecektir.
Ümit Şimşek = Size vaad olunan şey mutlaka gerçekleşecektir.
Yaşar Nuri Öztürk = Ki size duyurulmuş olan mutlaka gerçekleşecektir.
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki vaadolunduğunuz şey, mutlaka vuku bulacaktır.
İlyas Yorulmaz = Vaat edilen şey (hesap günü), kesinlikle meydana gelecek.
فَإِذَا النُّجُومُ طُمِسَتْ
Mürselât / 8 -
Fe izân nucûmu tumiset.
Diyanet İşleri = Yıldızların ışığı söndürüldüğü zaman,
Abdulbaki Gölpınarlı = Yıldızların ışıkları sönünce.
Abdullah Parlıyan = Yıldızlar söndüğü zaman,
Adem Uğur = Yıldızların ışığı söndürüldüğü zaman,
Ahmed Hulusi = Yıldızlar silindiğinde (ışıkları görünmez olduğunda),
Ahmet Tekin = Yıldızların parıltıları silindiği zaman nasıl ertelenebilir?
Ahmet Varol = Yıldızlar(ın ışıkları) söndürüldüğü zaman,
Ali Bulaç = Yıldızlar 'örtülüp (ışıkları) silindiği' zaman,
Ali Fikri Yavuz = Yıldızlar yok edildiği zaman,
Ali Ünal = Yıldızların ışığı söndürüldüğü zaman,
Bayraktar Bayraklı = (8-15) Yıldızlar silindiği zaman, gök yarıldığı zaman, dağlar ufalanıp savrulduğu zaman, peygamberlere vakit bildirildiği zaman; ertelendikleri gün için; yani hüküm günü için, -ki hüküm gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin?- Yalanlayanların vay haline o gün!
Bekir Sadak = Yildizlarin isigi giderildigi zaman,
Celal Yıldırım = Yıldızların ışığı giderilip silindiği zaman,
Cemal Külünkoğlu = (8-11) Yıldızların ışığı söndürüldüğü, gök yarıldığı/parçalandığı, dağlar toz gibi ufalandığı ve peygamberlerin (Allah'ın mesajlarını ilettikleri kişi ve topluluklar aleyhine veya lehine şahitlik yapmaları için) tanıklık sıraları geldiği zaman (artık kıyamet kopmuştur).
Diyanet İşleri (eski) = Yıldızların ışığı giderildiği zaman,
Diyanet Vakfi = (8-11) Yıldızların ışığı söndürüldüğü, gökkubbe yarıldığı, dağlar ufalanıp savrulduğu ve peygamberlerin (ümmetleri hakkında şahitlik) vakti tayin edildiği zaman (artık kıyamet kopmuştur).
Edip Yüksel = Yıldızlar söndürüldüğü,
Elmalılı Hamdi Yazır = Hani o yıldızlar silindiği vakıt
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Hani o yıldızlar silindiği vakit.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Hani o yıldızlar silindiği zaman,
Gültekin Onan = Yıldızlar 'örtülüp (ışıkları) silindiği' zaman,
Harun Yıldırım = Yıldızlar söndürüldüğünde,
Hasan Basri Çantay = yıldızlar (ın ışığı) söndürüldüğü zaman,
Hayrat Neşriyat = (8-11) Nihâyet yıldızlar söndürüldüğü zaman, gök yarıldığı zaman, dağlar ufalanıp savrulduğu zaman, peygamberlere (ümmetleri hakkında şâhidlik etmeleri için) vakit belirlendiği zaman!
İbni Kesir = Yıldızlar söndürüldüğü zaman,
Kadri Çelik = Yıldızlar karartıldığı zaman.
Muhammed Esed = Yıldızlar söndüğü zaman (gerçekleşecek,)
Mustafa İslamoğlu = Yıldızlar söndürüldüğü zaman;
Ömer Nasuhi Bilmen = (8-9) Artık o zaman ki, yıldızların ziyaları gider. Ve o vakit ki, gök yarılır.
Ömer Öngüt = Yıldızların ışığı söndürüldüğü zaman.
Şaban Piriş = Yıldızların ışığı söndüğü zaman..
Sadık Türkmen = Yildizlar görülmediğinde,
Seyyid Kutub = Yıldızlar karardığı zaman,
Suat Yıldırım = Yıldızların ışığı söndürüldüğü zaman,
Süleyman Ateş = Yıldızlar(ın ışığı) silindiği zaman,
Tefhim-ul Kuran = Yıldızlar 'örtülüp (ışıkları) silindiği' zaman,
Ümit Şimşek = Yıldızlar söndürüldüğünde,
Yaşar Nuri Öztürk = Yıldızlar silinip süpürüldüğünde,
İskender Ali Mihr = Öyle ki, o zaman yıldızların ışığı giderilmiştir.
İlyas Yorulmaz = Yıldızların ışığı söndürüldüğünde.
وَإِذَا السَّمَاء فُرِجَتْ
Mürselât / 9 -
Ve izâs semâu furicet.
Diyanet İşleri = Gök yarıldığı zaman,
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve gök yarılınca.
Abdullah Parlıyan = gökyüzü yarılıp parçalandığı zaman,
Adem Uğur = Gökkubbe yarıldığı zaman,
Ahmed Hulusi = Semâ yarıldığında,
Ahmet Tekin = Gök yarıldığı zaman nasıl ertelenebilir?
Ahmet Varol = Gök yarıldığı zaman,
Ali Bulaç = Gök yarıldığı zaman
Ali Fikri Yavuz = Gök yarıldığı zaman,
Ali Ünal = Gök yarıldığı zaman,
Bayraktar Bayraklı = (8-15) Yıldızlar silindiği zaman, gök yarıldığı zaman, dağlar ufalanıp savrulduğu zaman, peygamberlere vakit bildirildiği zaman; ertelendikleri gün için; yani hüküm günü için, -ki hüküm gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin?- Yalanlayanların vay haline o gün!
Bekir Sadak = Gok yarildigi zaman,
Celal Yıldırım = Gök açılıp varıldığı zaman,
Cemal Külünkoğlu = (8-11) Yıldızların ışığı söndürüldüğü, gök yarıldığı/parçalandığı, dağlar toz gibi ufalandığı ve peygamberlerin (Allah'ın mesajlarını ilettikleri kişi ve topluluklar aleyhine veya lehine şahitlik yapmaları için) tanıklık sıraları geldiği zaman (artık kıyamet kopmuştur).
Diyanet İşleri (eski) = Gök yarıldığı zaman,
Diyanet Vakfi = (8-11) Yıldızların ışığı söndürüldüğü, gökkubbe yarıldığı, dağlar ufalanıp savrulduğu ve peygamberlerin (ümmetleri hakkında şahitlik) vakti tayin edildiği zaman (artık kıyamet kopmuştur).
Edip Yüksel = Göğün yarıldığı,
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve o Sema açıldığı vakıt
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = o gök kubbe açıldığı vakit,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Gök yarıldığı zaman,
Gültekin Onan = Gök yarıldığı zaman,
Harun Yıldırım = Gök yarıldığında,
Hasan Basri Çantay = gök (yüzü) yarıldığı zaman,
Hayrat Neşriyat = (8-11) Nihâyet yıldızlar söndürüldüğü zaman, gök yarıldığı zaman, dağlar ufalanıp savrulduğu zaman, peygamberlere (ümmetleri hakkında şâhidlik etmeleri için) vakit belirlendiği zaman!
İbni Kesir = Gök yarıldığı vakit,
Kadri Çelik = Gök yarıldığı zaman.
Muhammed Esed = ve gök parçalandığı zaman,
Mustafa İslamoğlu = ve gök yarıldığı zaman;
Ömer Nasuhi Bilmen = (8-9) Artık o zaman ki, yıldızların ziyaları gider. Ve o vakit ki, gök yarılır.
Ömer Öngüt = Gök yarıldığı zaman.
Şaban Piriş = Gök yarıldığı..
Sadık Türkmen = Gök yarıldığında,
Seyyid Kutub = Gök parçalandığı zaman,
Suat Yıldırım = Gök yarıldığı zaman,
Süleyman Ateş = Gök yarıldığı zaman,
Tefhim-ul Kuran = Gök yarıldığı zaman
Ümit Şimşek = Gök yarıldığında,
Yaşar Nuri Öztürk = Gök yarıldığında,
İskender Ali Mihr = Ve o zaman gök yarılmıştır.
İlyas Yorulmaz = Gök yarılıp parça parça olduğunda.
وَإِذَا الْجِبَالُ نُسِفَتْ
Mürselât / 10 -
Ve izâl cibâlu nusifet.
Diyanet İşleri = Dağlar ufalanıp savrulduğu zaman,
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve dağlar, yerlerinden kopup dümdüz olunca.
Abdullah Parlıyan = dağlar yerinden kopup savrulduğu zaman
Adem Uğur = Dağlar ufalanıp savrulduğu zaman,
Ahmed Hulusi = Dağlar savrulduğunda,
Ahmet Tekin = Dağlar temellerinden sökülüp savrulduğu zaman nasıl ertelenebilir?
Ahmet Varol = Dağlar yerlerinden sökülüp savurulduğu zaman,
Ali Bulaç = Dağlar, kökünden sökülüp savurulduğu zaman,
Ali Fikri Yavuz = Dağlar (yerlerinden) sökülüp savrulduğu zaman,
Ali Ünal = Dağlar toz gibi savrulduğu zaman,
Bayraktar Bayraklı = (8-15) Yıldızlar silindiği zaman, gök yarıldığı zaman, dağlar ufalanıp savrulduğu zaman, peygamberlere vakit bildirildiği zaman; ertelendikleri gün için; yani hüküm günü için, -ki hüküm gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin?- Yalanlayanların vay haline o gün!
Bekir Sadak = Daglar pamuk gibi atildigi zaman,
Celal Yıldırım = Dağlar yerinden kopup savrulduğu zaman,
Cemal Külünkoğlu = (8-11) Yıldızların ışığı söndürüldüğü, gök yarıldığı/parçalandığı, dağlar toz gibi ufalandığı ve peygamberlerin (Allah'ın mesajlarını ilettikleri kişi ve topluluklar aleyhine veya lehine şahitlik yapmaları için) tanıklık sıraları geldiği zaman (artık kıyamet kopmuştur).
Diyanet İşleri (eski) = Dağlar pamuk gibi atıldığı zaman,
Diyanet Vakfi = (8-11) Yıldızların ışığı söndürüldüğü, gökkubbe yarıldığı, dağlar ufalanıp savrulduğu ve peygamberlerin (ümmetleri hakkında şahitlik) vakti tayin edildiği zaman (artık kıyamet kopmuştur).
Edip Yüksel = Dağların ufalanıp savrulduğu,
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve o dağlar savurulduğu vakıt
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = dağlar savrulduğu vakit,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Dağlar savrulduğu zaman,
Gültekin Onan = Dağlar, kökünden sökülüp savurulduğu zaman,
Harun Yıldırım = Dağlar, sökülüp savrulduğunda,
Hasan Basri Çantay = dağlar (yerinden koparılıb) savurulduğu zaman,
Hayrat Neşriyat = (8-11) Nihâyet yıldızlar söndürüldüğü zaman, gök yarıldığı zaman, dağlar ufalanıp savrulduğu zaman, peygamberlere (ümmetleri hakkında şâhidlik etmeleri için) vakit belirlendiği zaman!
İbni Kesir = Dağlar atıldığı zaman,
Kadri Çelik = Dağlar, kökünden sökülüp savrulduğu zaman.
Muhammed Esed = ve dağlar toz gibi ufalandığı zaman,
Mustafa İslamoğlu = ve dağlar un ufak edildiği zaman;
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve o an ki, dağlar dağılıverir.
Ömer Öngüt = Dağlar ufalanıp savrulduğu zaman.
Şaban Piriş = Dağlar un ufak savrulduğu zaman..
Sadık Türkmen = Dağlar ufalanıp savrulduğunda,
Seyyid Kutub = Dağlar ufalanıp dağıldığı zaman,
Suat Yıldırım = Dağlar parçalanıp savrulduğu zaman,
Süleyman Ateş = Dağlar ufalanıp savrulduğu zaman,
Tefhim-ul Kuran = Dağlar, kökünden sökülüp savurulduğu zaman,
Ümit Şimşek = Dağlar savrulduğunda,
Yaşar Nuri Öztürk = Dağlar un ufak edilip savrulduğunda,
İskender Ali Mihr = Ve o zaman dağlar dağılmıştır.
İlyas Yorulmaz = Dağlar un ufak hale getirildiğinde.
وَإِذَا الرُّسُلُ أُقِّتَتْ
Mürselât / 11 -
Ve izâr rusulu ukkıtet.
Diyanet İşleri = Peygamberler için (ümmetlerine şahitlik etmek üzere) vakit belirlendiği zaman (kıyamet gerçekleşir).
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve peygamberler toplanınca.
Abdullah Parlıyan = ve bütün elçiler belirlenen bir vakitte toplanmaya çağırıldıkları zaman;
Adem Uğur = Peygamberlerin (ümmetleri hakkında şahitlik) vakti tayin edildiği zaman (artık kıyamet kopmuştur).
Ahmed Hulusi = Rasûller (-Nebiler değil-) yeni işlevleri için yerlerini aldıklarında.
Ahmet Tekin = Rasullerin, ümmetlerine tebliğleri ile ilgili şâhitlik vakti tayin edildiği zaman nasıl ertelenebilir?
Ahmet Varol = Peygamberler (şahitlik için) belli bir vakitte getirildiği zaman.
Ali Bulaç = Ve resuller de (şahitlik için) belli bir vakitte getirildiği zaman
Ali Fikri Yavuz = (Kıyamette ümmetlerine şahidlik etmek için) peygamberler belirli bir vakitte bir araya getirildikleri zaman,
Ali Ünal = Ve rasûllere (ümmetleri hakkında ne vakit şahitlik yapacakları) belirlendiği zaman;
Bayraktar Bayraklı = (8-15) Yıldızlar silindiği zaman, gök yarıldığı zaman, dağlar ufalanıp savrulduğu zaman, peygamberlere vakit bildirildiği zaman; ertelendikleri gün için; yani hüküm günü için, -ki hüküm gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin?- Yalanlayanların vay haline o gün!
Bekir Sadak = Peygamberlere ummetleri hakkinda sahidlik vakitleri bildirildigi zaman
Celal Yıldırım = Peygamberler (belli bir günün) belirlenmiş vaktinde (şâhidlik için) biraraya getirildiği zaman..
Cemal Külünkoğlu = (8-11) Yıldızların ışığı söndürüldüğü, gök yarıldığı/parçalandığı, dağlar toz gibi ufalandığı ve peygamberlerin (Allah'ın mesajlarını ilettikleri kişi ve topluluklar aleyhine veya lehine şahitlik yapmaları için) tanıklık sıraları geldiği zaman (artık kıyamet kopmuştur).
Diyanet İşleri (eski) = Peygamberlere ümmetleri hakkında şahidlik vakitleri bildirildiği zaman;
Diyanet Vakfi = (8-11) Yıldızların ışığı söndürüldüğü, gökkubbe yarıldığı, dağlar ufalanıp savrulduğu ve peygamberlerin (ümmetleri hakkında şahitlik) vakti tayin edildiği zaman (artık kıyamet kopmuştur).
Edip Yüksel = Ve elçilere randevu verildiği zaman,
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve o elçiler miykatlarına irdirildiği vakıt
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = peygamberler bekleme yerlerine vardırıldığı vakit (kıyamet günü),
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Elçiler, tayin edilen vakitlerine erdirildikleri zaman,
Gültekin Onan = Ve resuller de (şahitlik için) belli bir vakitte getirildiği zaman,
Harun Yıldırım = Ve Rasullere vakit belirlendiğinde,
Hasan Basri Çantay = peygamberlerin muayyen vakti geldiği zaman,
Hayrat Neşriyat = (8-11) Nihâyet yıldızlar söndürüldüğü zaman, gök yarıldığı zaman, dağlar ufalanıp savrulduğu zaman, peygamberlere (ümmetleri hakkında şâhidlik etmeleri için) vakit belirlendiği zaman!
İbni Kesir = Peygamberlerin vakti geldiği zaman,
Kadri Çelik = Ve peygamberler de (şahitlik için) belli bir vakitte getirildiği zaman.
Muhammed Esed = ve bütün elçiler belirlenen bir vakitte toplanmaya çağırıldıkları zaman...
Mustafa İslamoğlu = ve bütün elçiler (tanıklık) vaktinde toplandığı zaman...
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve o zaman ki, peygamberlere mahdut bir müddet verilmiş olur.
Ömer Öngüt = Peygamberlerin belirli vakti geldiği zaman.
Şaban Piriş = Elçiler toplandığı zaman..
Sadık Türkmen = Elçiler için vakit belirlendiğinde!
Seyyid Kutub = Peygamberlerin tanıklık sıraları geldiği zaman,
Suat Yıldırım = Resullere ümmetleri hakkında şahitlik vakitleri belirlendiği zaman; beklenen kıyamet kopmuştur.
Süleyman Ateş = Elçilere vakit belirlendiği zaman:
Tefhim-ul Kuran = Ve peygamberler de (şahidlik için) belli bir vakitte getirildiği zaman
Ümit Şimşek = Peygamberlerin şahitlik etme zamanı geldiğinde, size vaad olunan gün gelmiştir.
Yaşar Nuri Öztürk = Resuller vakte bağlandığında,
İskender Ali Mihr = Ve o zaman resûllere vakit bildirilmiştir.
İlyas Yorulmaz = Bütün elçiler bir vakitte toplanıldığında.
لِأَيِّ يَوْمٍ أُجِّلَتْ
Mürselât / 12 -
Li eyyi yevmin uccilet.
Diyanet İşleri = (Bu) hangi güne ertelenmiştir?
Abdulbaki Gölpınarlı = Hangi gün için geciktirildi bunlar?
Abdullah Parlıyan = Bu olaylar ve peygamberler hangi gün için geciktirildiler.
Adem Uğur = (Bu alâmetler) hangi vakte ertelenmiştir?
Ahmed Hulusi = Hangi gün için ertelenmişlerdi?
Ahmet Tekin = Bunlar hangi güne ertelenebilir?
Ahmet Varol = (Bu) hangi gün için ertelenmişti?
Ali Bulaç = (Bu,) Hangi gün için ertelenmişti?
Ali Fikri Yavuz = (Şöyle denilir): Bunlar, hangi (dehşetli) güne ertelendiler!...
Ali Ünal = Bütün bunların vukûu hangi güne bağlanmıştır?
Bayraktar Bayraklı = (8-15) Yıldızlar silindiği zaman, gök yarıldığı zaman, dağlar ufalanıp savrulduğu zaman, peygamberlere vakit bildirildiği zaman; ertelendikleri gün için; yani hüküm günü için, -ki hüküm gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin?- Yalanlayanların vay haline o gün!
Bekir Sadak = Bu, hangi gune birakilmisti?
Celal Yıldırım = Bunlar hangi gün için geciktirildiler?
Cemal Külünkoğlu = (Bunları duyanlar şöyle derler:) Bu tanıklık hangi güne ertelenmiştir?
Diyanet İşleri (eski) = Bu, hangi güne bırakılmıştı?
Diyanet Vakfi = (Bu alâmetler) hangi vakte ertelenmiştir?
Edip Yüksel = Belirlenen gün için...
Elmalılı Hamdi Yazır = Onlar hangi güne te'cil edildi?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = bunlar hangi güne ertelenmiştir?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Bunlar hangi güne ertelendiler?
Gültekin Onan = (Bu,) Hangi gün için ertelenmişti (üccilet)?
Harun Yıldırım = Hangi güne geciktirildiler?
Hasan Basri Çantay = (bu vakit) hangi güne gecikdirilmişdi?
Hayrat Neşriyat = (Denilir ki:) '(Bu şâhidlik) hangi güne ertelendi?'
İbni Kesir = Hangi güne ertelenmişti?
Kadri Çelik = (Bu vaat edilmekte olan,) Hangi gün için ertelenmişti?
Muhammed Esed = Ne zaman gerçekleşecek (bütün bunlar)?
Mustafa İslamoğlu = Peki, bütün bunlar hangi gün gerçekleştirilecek?
Ömer Nasuhi Bilmen = (12-13) Hangi vakti tâcil olundu? Ayırma gününe (tecil edildi).
Ömer Öngüt = Hangi güne ertelenmişti?
Şaban Piriş = -Hangi güne ertelenmiş?
Sadık Türkmen = Bunlar hangi gün için ertelenmiştir?
Seyyid Kutub = Bu tanıklık hangi güne ertelendi?
Suat Yıldırım = Bunlar hangi güne ertelendiler?
Süleyman Ateş = Ertelenmiş oldukları gün için,
Tefhim-ul Kuran = (Bu alâmetler) hangi vakte ertelenmiştir?
Ümit Şimşek = Hangi gün için ertelenmişlerdi?
Yaşar Nuri Öztürk = Bunlar hangi güne ertelenebilir?
İskender Ali Mihr = (Bunlar) hangi gün için tecil edildi (ertelendi)?
İlyas Yorulmaz = (Dünyadaki cezaların) geri bırakıldığı gün ise.
لِيَوْمِ الْفَصْلِ
Mürselât / 13 -
Li yevmil fasli.
Diyanet İşleri = Hüküm ve ayırım gününe.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ayırma günü için.
Abdullah Parlıyan = Doğruyu yanlıştan ayırt etme günü.
Adem Uğur = Ayırım gününe.
Ahmed Hulusi = Ayırt edilme süreci için!
Ahmet Tekin = Sorumluluk gereği, mükâfata nâil olanla cezaya müstehak olanların muhakeme ile ayırt edileceği güne ertelenir.
Ahmet Varol = Ayırım (hüküm) günü için.
Ali Bulaç = (Mü'mini müşrikten, haklıyı haksızdan) Ayırma günü için.
Ali Fikri Yavuz = (İnsanların birbirinden ayırd edileceği) fâsıl gününe...
Ali Ünal = Hüküm ve (insanların inanç ve amellerine göre birbirlerinden ayrışacağı) Ayrışma Günü’ne.
Bayraktar Bayraklı = (8-15) Yıldızlar silindiği zaman, gök yarıldığı zaman, dağlar ufalanıp savrulduğu zaman, peygamberlere vakit bildirildiği zaman; ertelendikleri gün için; yani hüküm günü için, -ki hüküm gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin?- Yalanlayanların vay haline o gün!
Bekir Sadak = Hukum gunune birakilmisti.
Celal Yıldırım = (13-14) (Doğru ile eğrinin, hakk ile bâtılın) birbirinden ayrılıp hükme bağlanacağı gün için (geciktirildiler). O ayrım günü nedir bilir misin ?
Cemal Külünkoğlu = (Doğru ile eğrinin, hak ile bâtılın) birbirinden ayrılıp hükme bağlanacağı güne (ertelenmiştir).
Diyanet İşleri (eski) = Hüküm gününe bırakılmıştı.
Diyanet Vakfi = Ayırım gününe.
Edip Yüksel = Yani Karar Günü için!
Elmalılı Hamdi Yazır = Fasıl gününe
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ayırım gününe!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Hüküm gününe..
Gültekin Onan = (Mümini müşrikten, haklıyı haksızdan) Ayırma günü için.
Harun Yıldırım = Ayırma günü için.
Hasan Basri Çantay = (Her şey'i) ayırd edib hukûm verme gününe.
Hayrat Neşriyat = (Mahlûkatın arasını) ayırma (hüküm verme) gününe!
İbni Kesir = Hüküm gününe,
Kadri Çelik = Ayırma (kıyamet) günü için.
Muhammed Esed = (Doğruyu yanlıştan) Ayırd etme Günü!
Mustafa İslamoğlu = (İyi ile kötü arasındaki) Ayrım Günü.
Ömer Nasuhi Bilmen = (12-13) Hangi vakti tâcil olundu? Ayırma gününe (tecil edildi).
Ömer Öngüt = Hüküm gününe.
Şaban Piriş = -Hüküm/ayırma gününe..
Sadık Türkmen = Ayırma günü için.
Seyyid Kutub = Hüküm gününe.
Suat Yıldırım = "Hüküm gününe!"
Süleyman Ateş = Yani hüküm günü için.
Tefhim-ul Kuran = (Mü'mini müşrikten, haklıyı haksızdan) Ayırma günü için.
Ümit Şimşek = Hüküm gününe.
Yaşar Nuri Öztürk = Ayrım ve hüküm günü için.
İskender Ali Mihr = Fasıl (ayırma) günü için (tecil edildi).
İlyas Yorulmaz = (Doğru ile yanlışı) Ayırma günü için bırakıldı.
وَمَا أَدْرَاكَ مَا يَوْمُ الْفَصْلِ
Mürselât / 14 -
Ve mâ edrâke mâ yevmul fasli.
Diyanet İşleri = Hüküm ve ayırım gününü sen ne bileceksin.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve nedir, bilir misin ayırma günü?
Abdullah Parlıyan = Bu ayırım gününün nasıl bir gün olacağını bilebilirmisin?
Adem Uğur = (Resûlüm!) Ayırım gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin!
Ahmed Hulusi = Fasl (ayırt edilme) süreci nedir bilir misin?
Ahmet Tekin = Muhakeme günü ile ilgili bizden başka seni bilgilendiren mi var? Muhakeme günü ne büyük, ne korkunç bir gündür!
Ahmet Varol = Sen ayırım gününün ne olduğunu bilir misin?
Ali Bulaç = Bu ayırma gününü sana ne bildirdi?
Ali Fikri Yavuz = Bildin mi, nedir fâsıl günü?
Ali Ünal = Hüküm ve Ayrışma Günü nedir bilir misin? Nerden bileceksin ki (Allah bildirmedikçe)!
Bayraktar Bayraklı = (8-15) Yıldızlar silindiği zaman, gök yarıldığı zaman, dağlar ufalanıp savrulduğu zaman, peygamberlere vakit bildirildiği zaman; ertelendikleri gün için; yani hüküm günü için, -ki hüküm gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin?- Yalanlayanların vay haline o gün!
Bekir Sadak = Hukum gununun ne oldugunu sen nerden bilirsin?
Celal Yıldırım = (13-14) (Doğru ile eğrinin, hakk ile bâtılın) birbirinden ayrılıp hükme bağlanacağı gün için (geciktirildiler). O ayrım günü nedir bilir misin ?
Cemal Külünkoğlu = Hüküm ve ayırım gününün ne olduğunu biliyor musun?
Diyanet İşleri (eski) = Hüküm gününün ne olduğunu sen nerden bilirsin?
Diyanet Vakfi = (Resûlüm!) Ayırım gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin!
Edip Yüksel = O nasıl bir yargılama günüdür bilir misin!
Elmalılı Hamdi Yazır = bildin mi nedir fasıl günü?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ayırım gününün ne olduğunu bilir misin?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Bildin mi, nedir o hüküm günü?
Gültekin Onan = Bu ayırma gününü sana ne bildirdi?
Harun Yıldırım = Ayırma gününün ne olduğunu bilir misin?
Hasan Basri Çantay = Bu ayırd etme gününü (n ehemmiyyetini) sana hangi şey bildirdi?
Hayrat Neşriyat = O ayırma gününü sana ne bildirdi?
İbni Kesir = Hüküm gününü hangi şey bildirdi sana?
Kadri Çelik = Bu ayırma gününü sana bildiren ne?
Muhammed Esed = Bu Ayrım Günü'nün nasıl bir gün olacağını bilebilir misin?
Mustafa İslamoğlu = Sahi, bu Ayrım Günü'nün dehşetini sen nereden bileceksin?
Ömer Nasuhi Bilmen = O ayırma gününün ne olduğunu sana ne bildirdi?
Ömer Öngüt = Hüküm gününün ne olduğunu bilir misin?
Şaban Piriş = -Hüküm gününün ne olduğunu ne bilirsin?
Sadık Türkmen = Ayırma günü nedir, sen nereden bileceksin?
Seyyid Kutub = Hüküm gününün ne olduğunu biliyor musun?
Suat Yıldırım = "Hüküm günü" nedir bilir misin?
Süleyman Ateş = Hüküm gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin?
Tefhim-ul Kuran = Bu ayırma gününü sana ne bildirdi?
Ümit Şimşek = Hüküm günü nedir, bilir misin?
Yaşar Nuri Öztürk = Ayrım ve hüküm gününü sana bildiren nedir?
İskender Ali Mihr = O fasıl gününün ne olduğunu sana bildiren nedir?
İlyas Yorulmaz = Bilir misin, ayırma günü nedir?
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
Mürselât / 15 -
Veylun yevme izin lil mukezzibîn(mukezzibîne).
Diyanet İşleri = O gün vay yalanlayanların hâline!
Abdulbaki Gölpınarlı = Vay hallerine o gün yalanlayanların.
Abdullah Parlıyan = O gün hakkı yalanlayanların vay haline!
Adem Uğur = O gün (Peygamber'i ve ahireti) yalan sayanların vay haline!
Ahmed Hulusi = O süreçte (ölümle birlikte başlayacak ikinci yaşam sürecini) yalanlayanların vay hâline!
Ahmet Tekin = O gün, Kur’ân’ı, peygamberleri ve hesap gününü yalanlayanların vay haline!
Ahmet Varol = O gün, yalanlayanların vay haline!
Ali Bulaç = O gün, yalanlayanların vay haline.
Ali Fikri Yavuz = Bunu yalan sayanların o gün vay haline!...
Ali Ünal = (Onu) yalanlayanların o gün vay haline!
Bayraktar Bayraklı = (8-15) Yıldızlar silindiği zaman, gök yarıldığı zaman, dağlar ufalanıp savrulduğu zaman, peygamberlere vakit bildirildiği zaman; ertelendikleri gün için; yani hüküm günü için, -ki hüküm gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin?- Yalanlayanların vay haline o gün!
Bekir Sadak = O gun yalanlamis olanlarin vay haline!
Celal Yıldırım = O gün (Hakk'ı) yalanlayanların o gün vay hâline !
Cemal Külünkoğlu = (Bunu) yalanlayanların o gün vay haline!
Diyanet İşleri (eski) = O gün yalanlamış olanların vay haline!
Diyanet Vakfi = O gün (Peygamber'i ve ahireti) yalan sayanların vay haline!
Edip Yüksel = Yalanlayanların vay haline o gün!
Elmalılı Hamdi Yazır = Vay haline o gün yalan diyenlerin
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O gün yalan diyenlerin vay haline!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = O gün yalanlayanların vay haline!
Gültekin Onan = O gün, yalanlayanların vay haline.
Harun Yıldırım = O gün yalanlayanlara veyl olsun!
Hasan Basri Çantay = (Bunu) yalan sayanların o gün vay haline!
Hayrat Neşriyat = Yalanlayanların o gün vay hâline!
İbni Kesir = O gün; yalanlayanların vay haline.
Kadri Çelik = O gün, yalanlamakta olanların vay haline!
Muhammed Esed = O Gün vay haline hakikati yalanlayanların!
Mustafa İslamoğlu = O gün vay haline (bu) hakikati yalanlayanların!
Ömer Nasuhi Bilmen = (15-16) O gün vay haline yalanlayanların. Evvelkileri helâk etmedik mi?
Ömer Öngüt = O gün, (hakikatları) yalanlayanların vay haline!
Şaban Piriş = -Vay haline o gün, yalanlayanların!
Sadık Türkmen = O gün yalanlayanların vay haline!
Seyyid Kutub = O gün inkarcıların vay haline!
Suat Yıldırım = Hakkı yalan sayanların o gün vay hallerine!
Süleyman Ateş = Yalanlayanların vay haline o gün!
Tefhim-ul Kuran = O gün, yalanlamakta olanların vay haline.
Ümit Şimşek = Yazıklar olsun o gün yalanlayanlara!
Yaşar Nuri Öztürk = Yalanlayanların vay haline o gün!
İskender Ali Mihr = İzin günü, yalanlayanların vay haline.
İlyas Yorulmaz = Yazıklar olsun o gün, (hakkı) yalanlayanlara.
أَلَمْ نُهْلِكِ الْأَوَّلِينَ
Mürselât / 16 -
E lem nuhlikil evvelîn(evvelîne).
Diyanet İşleri = Biz öncekileri helâk etmedik mi?
Abdulbaki Gölpınarlı = Önce gelenleri helâk etmedik mi?
Abdullah Parlıyan = Biz geçmişteki o günahkarları yok etmedik mi?
Adem Uğur = Biz, (bunlar gibi inkârcı olan) öncekileri helâk etmedik mi?
Ahmed Hulusi = Evvelkileri helâk etmedik mi?
Ahmet Tekin = Biz geçmiş ümmetleri helâk etmedik mi?
Ahmet Varol = Biz öncekileri helâk etmedik mi?
Ali Bulaç = Biz, öncekileri helak etmedik mi?
Ali Fikri Yavuz = Biz, (peygamberlerini inkâr eden kavimlerden) evvelkileri, helâk etmedik mi?
Ali Ünal = Biz, (o yalanlayanlardan) eskiden yaşayıp gitmiş toplulukları helâk etmedik mi?
Bayraktar Bayraklı = (16-17) Biz, öncekileri helâk etmedik mi? Sonra da, peşlerinden gelenleri onların ardına takacağız.
Bekir Sadak = (16-17) Oncekileri yok etmedik mi? Ardindan, sonrakileri de onlara katariz.
Celal Yıldırım = Önce gelip geçenleri yok etmedik mi ?
Cemal Külünkoğlu = Biz, (peygamberlerini inkâr eden kavimlerden) evvelkileri, helâk etmedik mi?
Diyanet İşleri (eski) = (16-17) Öncekileri yok etmedik mi? Ardından, sonrakileri de onlara katarız.
Diyanet Vakfi = Biz, (bunlar gibi inkârcı olan) öncekileri helâk etmedik mi?
Edip Yüksel = Öncekileri helak etmedik mi?
Elmalılı Hamdi Yazır = Helâk etmedik mi evvelkileri?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Önceki toplulukları helak etmedik mi?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Biz, öncekileri helak etmedik mi?
Gültekin Onan = Biz, öncekileri helak etmedik mi?
Harun Yıldırım = Biz, öncekileri helak etmedik mi?
Hasan Basri Çantay = Biz öncekileri (bu tekzîblerinden dolayı) helak etmedik mi?
Hayrat Neşriyat = Biz önceki (kâfir)leri (isyanları sebebiyle) helâk etmedik mi?
İbni Kesir = Öncekileri Biz helak etmedik mi?
Kadri Çelik = Biz öncekileri helak etmedik mi?
Muhammed Esed = Biz, geçmişin o (günahkar)larını yok etmedik mi?
Mustafa İslamoğlu = Ne yani, Biz (o yalanlayanların) öncülerini helak etmedik mi?
Ömer Nasuhi Bilmen = (15-16) O gün vay haline yalanlayanların. Evvelkileri helâk etmedik mi?
Ömer Öngüt = Biz öncekileri helâk etmedik mi?
Şaban Piriş = Evvelkileri yıkıma uğratmadık mı?
Sadık Türkmen = Biz öncekileri helâk etmedik mi?
Seyyid Kutub = Önceki inkarcı toplumları yoketmedik mi?
Suat Yıldırım = Biz o peygamberleri reddedenlerden öncekileri yok etmedik mi?
Süleyman Ateş = Öncekileri helâk etmedik mi?
Tefhim-ul Kuran = Biz, öncekileri helak etmedik mi?
Ümit Şimşek = Öncekileri Biz helâk etmedik mi?
Yaşar Nuri Öztürk = Öncekileri helâk etmedik mi?
İskender Ali Mihr = Evvelkileri Biz helâk etmedik mi?
İlyas Yorulmaz = Biz, daha öncekileri helak etmedik mi?
ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ الْآخِرِينَ
Mürselât / 17 -
Summe nutbiuhumul âhırîn(âhırîne).
Diyanet İşleri = Sonra arkadan gelenleri de onların peşine takacağız.
Abdulbaki Gölpınarlı = Sonra da son gelenleri tutar, katarız onlara.
Abdullah Parlıyan = Sonra gelenleri de onların peşine katarız.
Adem Uğur = Sonra arkadakileri de onların ardına takacağız.
Ahmed Hulusi = Sonra, ardı sıra gelenleri de onlara tâbi ederiz (onlar da helâk olurlar).
Ahmet Tekin = Sonra diğer nesilleri de onların peşine eklemedik mi?
Ahmet Varol = Sonra geride kalanları da onların peşlerine takacağız.
Ali Bulaç = Sonra arkadan gelenleri onların izinde yürüteceğiz.
Ali Fikri Yavuz = Sonra (inkârcı Kureyş gibi) arkadan gelenleri, onlara ekliyeceğiz.
Ali Ünal = Onların arkasından gelip, aynı şekilde davrananları de elbette onların âkıbetine uğratırız.
Bayraktar Bayraklı = (16-17) Biz, öncekileri helâk etmedik mi? Sonra da, peşlerinden gelenleri onların ardına takacağız.
Bekir Sadak = (16-17) Oncekileri yok etmedik mi? Ardindan, sonrakileri de onlara katariz.
Celal Yıldırım = Sonra arkalarından gelenleri onların peşine takıp katacağız.
Cemal Külünkoğlu = Sonra arkadan gelen (inkârcı)ları da (kötü niyetleri yüzünden) onların peşine takacağız.
Diyanet İşleri (eski) = (16-17) Öncekileri yok etmedik mi? Ardından, sonrakileri de onlara katarız.
Diyanet Vakfi = Sonra arkadakileri de onların ardına takacağız.
Edip Yüksel = Sonra, diğerlerini de onlara katmadık mı?
Elmalılı Hamdi Yazır = Sonra arkalarına takacağız geridekileri
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Sonra arkalarına takacağız geridekileri!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Sonra geridekileri de onlara katarız.
Gültekin Onan = Sonra, arkadan gelenleri onların izinde yürüteceğiz.
Harun Yıldırım = Sonra geridekileri de onların ardına takarız.
Hasan Basri Çantay = Sonra geridekileri de onların arkasına takacağız.
Hayrat Neşriyat = Sonra geridekileri onların peşine takarız.
İbni Kesir = Ardından sonrakileri de onların arkasına takacağız.
Kadri Çelik = Sonra arkadan gelenleri onların izinde yürüteceğiz.
Muhammed Esed = İşte sonrakileri de onlarla aynı yola sokacağız:
Mustafa İslamoğlu = Sonrakileri de onların peşine diziveririz:
Ömer Nasuhi Bilmen = (17-18) Sonra arkadakilerini onlara tâbi kılarız. İşte günahkârlara böyle yaparız.
Ömer Öngüt = Sonra geridekileri de onların arkasına takacağız.
Şaban Piriş = Daha sonra da geridekileri onlara tabi kılarız.
Sadık Türkmen = Sonra arkadan gelenleri de onların ardına takarız.
Seyyid Kutub = Sonraki inkarcıları da katarız onlara.
Suat Yıldırım = Sonra gidenleri de onların ardına takarız.
Süleyman Ateş = Sonra geridekileri de onların ardına takarız.
Tefhim-ul Kuran = Sonra arkadan gelenleri onların izinde yürüteceğiz.
Ümit Şimşek = Sonrakileri de peşlerine takarız.
Yaşar Nuri Öztürk = Sonra, geriden gelenleri de onların peşlerine takarız.
İskender Ali Mihr = Sonra diğerlerini (arkadan gelenleri) de
onlara tâbî kılarız.
İlyas Yorulmaz = Sonra diğerlerini helak etmeye devam etmedik mi?
كَذَلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمِينَ
Mürselât / 18 -
Kezâlike nef’alu bil mucrimîn(mucrimîne).
Diyanet İşleri = Biz suçlulara işte böyle yaparız.
Abdulbaki Gölpınarlı = Böyle yaparız günahkârlara.
Abdullah Parlıyan = İşte günahlara batıp gidenlere böyle yaparız.
Adem Uğur = İşte biz suçlulara böyle yaparız!
Ahmed Hulusi = İşte suçluları böyle yaparız!
Ahmet Tekin = İşte, İslâm’a planlı cephe alarak, müslümanlığı, müslüman nesilleri yozlaştırma, yok etme suçu işleyen güç ve iktidar sahibi âsilere, suçlulara, günahkârlara böyle yaparız.
Ahmet Varol = İşte biz suçlulara böyle yaparız.
Ali Bulaç = İşte biz, suçlu günahkarlara böyle yapıyoruz.
Ali Fikri Yavuz = Biz, günahkârlara böyle yaparız.
Ali Ünal = Hayatları günah hasadından ibaret inkârcı suçlulara Biz böyle davranırız.
Bayraktar Bayraklı = İşte biz, suçlulara böyle yaparız.[705]
Bekir Sadak = Suclulara boyle yapariz.
Celal Yıldırım = İşte suçlu günahkârlara böyle yaparız.
Cemal Külünkoğlu = Biz suçlulara işte böyle yaparız.
Diyanet İşleri (eski) = Suçlulara böyle yaparız.
Diyanet Vakfi = İşte biz suçlulara böyle yaparız!
Edip Yüksel = Suçlulara işte böyle davranırız.
Elmalılı Hamdi Yazır = Biz öyle yaparız mücrimleri
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Biz suçluları öyle yaparız!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Biz suçlulara böyle yaparız.
Gültekin Onan = İşte biz, suçlu günahkarlara böyle yapıyoruz.
Harun Yıldırım = İşte biz, suçlulara böyle yaparız.
Hasan Basri Çantay = Biz günahkârlara böyle yaparız.
Hayrat Neşriyat = İşte o günahkârlara, böyle yaparız!
İbni Kesir = İşte Biz; böylr yaparız suçluları.
Kadri Çelik = İşte biz, suçlu günahkârlara böyle yapmaktayız.
Muhammed Esed = (çünkü) Biz, günaha batmış olanlarla böyle uğraşırız.
Mustafa İslamoğlu = İşte günahı hayat tarzı haline getirenlere böyle davranırız.
Ömer Nasuhi Bilmen = (17-18) Sonra arkadakilerini onlara tâbi kılarız. İşte günahkârlara böyle yaparız.
Ömer Öngüt = İşte biz günahkârlara böyle yaparız.
Şaban Piriş = İşte suçlulara böyle yaparız!
Sadık Türkmen = Suçlulara işte böyle yaparız.
Seyyid Kutub = İşte biz günahkârlara böyle yaparız.
Suat Yıldırım = İşte suçlu kâfirlere Biz böyle davranırız.
Süleyman Ateş = Suçlulara böyle yaparız.
Tefhim-ul Kuran = İşte biz, suçlu günahkarlara böyle yapmaktayız.
Ümit Şimşek = Mücrimlere Biz böyle yaparız.
Yaşar Nuri Öztürk = Biz, suçlulara işte böyle yaparız.
İskender Ali Mihr = Mücrimlere işte böyle yaparız.
İlyas Yorulmaz = Biz bunları suçlu günahkârlara yaptık.
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
Mürselât / 19 -
Veylun yevme izin lil mukezzibîn(mukezzibîne).
Diyanet İşleri = O gün vay yalanlayanların hâline!
Abdulbaki Gölpınarlı = Vay hallerine o gün yalanlayanların.
Abdullah Parlıyan = O gün hakkı yalanlayanların vay haline!
Adem Uğur = O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
Ahmed Hulusi = O süreçte yalanlayanların vay hâline!
Ahmet Tekin = O gün, Kur’ân’ı, peygamberleri ve hesap gününü yalanlayanların vay haline!
Ahmet Varol = O gün, yalanlayanların vay haline!
Ali Bulaç = O gün, yalanlayanların vay haline.
Ali Fikri Yavuz = (Allah’ın ayetlerini) yalanlayanların o gün vay haline!...
Ali Ünal = (O günü) yalanlayanların o gün vay haline!
Bayraktar Bayraklı = O gün, geçmişten ders almayan yalancıların vay haline!
Bekir Sadak = O gun! Yalanlamis olanlarin vay haline!.
Celal Yıldırım = (Hakk'ı) yalanlıyanların o gün vay hâline!.
Cemal Külünkoğlu = (Allah'ın ayetlerini) yalanlayanların o gün vay haline!
Diyanet İşleri (eski) = O gün, yalanlamış olanların vay haline!.
Diyanet Vakfi = O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
Edip Yüksel = Yalanlayanların vay haline o gün!
Elmalılı Hamdi Yazır = Vay haline o gün yalan diyenlerin
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O gün yalan diyenlerin vay haline!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = O gün yalanlayanların vah haline!
Gültekin Onan = O gün, yalanlayanların vay haline.
Harun Yıldırım = O gün yalanlayanlara veyl olsun!
Hasan Basri Çantay = (Allahın âyetlerini ve peygamberlerini) yalan sayanların o gün vay haaline!
Hayrat Neşriyat = Yalanlayanların o gün vay hâline!
İbni Kesir = O gün; yalanlayanların vay haline.
Kadri Çelik = O gün, yalanlamakta olanların vay haline!
Muhammed Esed = O Gün vay haline hakikati yalanlayanların!
Mustafa İslamoğlu = O gün vay haline bu hakikati yalanlayanların!
Ömer Nasuhi Bilmen = O gün vay haline yalanlayanların.
Ömer Öngüt = O gün, (hakikatları) yalanlayanların vay haline!
Şaban Piriş = Vay haline o gün, yalanlayanların!
Sadık Türkmen = O gün yalanlayanların vay haline!
Seyyid Kutub = O gün inkarcıların vay haline!
Suat Yıldırım = Hakkı yalan sayanların o gün, vay hallerine!
Süleyman Ateş = (Hakkı) yalanlayanların vay haline o gün!
Tefhim-ul Kuran = O gün, yalanlamakta olanların vay haline.
Ümit Şimşek = Yazıklar olsun o gün yalanlayanlara!
Yaşar Nuri Öztürk = Yalanlayanların o gün vay haline!
İskender Ali Mihr = İzin günü yalanlayanların vay haline.
İlyas Yorulmaz = Yazıklar olsun o gün, (doğruları) yalanlayanlara.
أَلَمْ نَخْلُقكُّم مِّن مَّاء مَّهِينٍ
Mürselât / 20 -
E lem nahlukkum min mâin mehîn(mehînin).
Diyanet İşleri = Biz sizi bayağı bir sudan (meniden) yaratmadık mı?
Abdulbaki Gölpınarlı = Sizi, bayağı ve azıcık bir sudan yaratmadık mı?
Abdullah Parlıyan = Sizi basit bir sudan yaratmadık mı?
Adem Uğur = (Ey insanlar!) Biz sizi dayanıksız bir sudan yaratmadık mı?
Ahmed Hulusi = Sizi basit bir sudan yaratmadık mı?
Ahmet Tekin = Biz sizi dayanıksız, zayıf bir katre sıvıdan yaratmadık mı?
Ahmet Varol = Sizi bayağı bir sudan yaratmadık mı?
Ali Bulaç = Sizi basbayağı bir sudan yaratmadık mı?
Ali Fikri Yavuz = (Ey inkârcılar topluluğu!) Biz, sizi hakîr bir sudan (meniden) yaratmadık mı?
Ali Ünal = (Yalanlamaya nasıl cesaret edebiliyorsunuz?) Biz, sizi hakir bir sıvıdan yaratmadık mı?
Bayraktar Bayraklı = Sizi değersiz bir sudan yaratmadık mı?
Bekir Sadak = (20-22) Sizi bayagi bir sudan yaratip onu belli bir sureye kadar saglam bir yere yerlestirmedik mi?
Celal Yıldırım = Sizi bayağı bir sudan yaratmadık mı ?
Cemal Külünkoğlu = Biz sizi bayağı bir sudan (meniden) yaratmadık mı?
Diyanet İşleri (eski) = (20-22) Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi?
Diyanet Vakfi = (Ey insanlar!) Biz sizi dayanıksız bir sudan yaratmadık mı?
Edip Yüksel = Sizi değersiz bir sudan yaratmadık mı?
Elmalılı Hamdi Yazır = Yaratmadık mı sizi bir hakîr sudan?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Yaratmadık mı sizi hor bir sudan?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Biz sizi âdi bir sudan yaratmadık mı?
Gültekin Onan = Sizi basbayağı bir sudan yaratmadık mı?
Harun Yıldırım = Biz sizi hakir bir sudan yaratmadık mı?
Hasan Basri Çantay = Biz, sizi hakıyr bir sudan yaratmadık mı?
Hayrat Neşriyat = (Ey insanlar!) Sizi hakir bir sudan yaratmadık mı?
İbni Kesir = Sizi bayağı bir sudan, Biz yaratmadık mı?
Kadri Çelik = Sizi basbayağı bir sudan yaratmadık mı?
Muhammed Esed = Sizi basit bir sıvıdan yaratmadık mı,
Mustafa İslamoğlu = Sizin yaratılış sürecinizi basit ve zayıf bir sıvıdan başlatmadık mı?
Ömer Nasuhi Bilmen = Sizi bir değersiz sudan yaratmadık mı?
Ömer Öngüt = Biz sizi hakir bir sudan yaratmadık mı?
Şaban Piriş = Sizi basit bir sudan yaratmadık mı?
Sadık Türkmen = Sizi basit bir sudan yaratmadık mı?
Seyyid Kutub = Sizi basit bir sıvı damlasından yaratmadık mı?
Suat Yıldırım = Biz sizi basit bir sudan yaratmadık mı?
Süleyman Ateş = Sizi âdi bir sudan yaratmadık mı?
Tefhim-ul Kuran = Sizi basbayağı bir sudan yaratmadık mı?
Ümit Şimşek = Biz sizi aşağılık bir sudan yaratmadık mı?
Yaşar Nuri Öztürk = Sizi basit bir sudan yaratmadık mı?
İskender Ali Mihr = Sizi Biz, değersiz bir sudan yaratmadık mı?
İlyas Yorulmaz = Sizi basit bir sudan yaratmadık mı?
فَجَعَلْنَاهُ فِي قَرَارٍ مَّكِينٍ
Mürselât / 21 -
Fe cealnâhu fî karârin mekîn(mekînin).
Diyanet İşleri = (21-22) Sonra onu belli bir süreye kadar sağlam bir yerde (ana rahminde) tuttuk.
Abdulbaki Gölpınarlı = Derken onu, karâr edilecek kuvvetli bir yerde tutmadık mı?
Abdullah Parlıyan = O suyu ana rahminde sağlam bir yere yerleştirdik,
Adem Uğur = İşte o suyu, sağlam bir yere yerleştirdik.
Ahmed Hulusi = Onu güvenli bir mekânda (rahimde) oluşturduk;
Ahmet Tekin = Onu elverişli sağlam, muhkem itibarlı bir yere yerleştirerek planlayıp büyütmedik mi?
Ahmet Varol = Ardından onu sağlam bir karar yerine yerleştirdik.
Ali Bulaç = Sonra onu savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik.
Ali Fikri Yavuz = Sonra o suyu, sağlam bir yerde (rahimde) sakladık,
Ali Ünal = Ve o sıvıyı sağlam bir yere yerleştirdik,
Bayraktar Bayraklı = (21-22) Sonra belli bir süreye kadar onu sağlam bir yere yerleştirmedik mi?
Bekir Sadak = (20-22) Sizi bayagi bir sudan yaratip onu belli bir sureye kadar saglam bir yere yerlestirmedik mi?
Celal Yıldırım = (21-22) Sonra onu belirlenmiş bir vakte kadar sağlam bir karargâhta bulundurmadık mı ?
Cemal Külünkoğlu = (21-22) Sonra o suyu, (doğum için) belirli bir vakte kadar sağlam bir yerde (rahimde) muhafaza ettik.
Diyanet İşleri (eski) = (20-22) Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi?
Diyanet Vakfi = (21-22) İşte o suyu, belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirdik.
Edip Yüksel = Ve sonra onu iyi korunan bir yere yerleştirmedik mi?
Elmalılı Hamdi Yazır = Kılıp da onu bir makarda temkin
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Onu güvenli bir yere (rahme) koyduk.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Onu sağlam bir yerde oturttuk.
Gültekin Onan = Sonra onu savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik.
Harun Yıldırım = Sonra onu sağlam bir yere yerleştirmedik mi?
Hasan Basri Çantay = Onu sağlam bir yerde tutub da,
Hayrat Neşriyat = (21-22) Sonra onu belli bir zamâna kadar sağlam bir yerde (rahimde yerleşik) kıldık.
İbni Kesir = Onu sağlam bir yere yerleştirdik.
Kadri Çelik = Onu güvenli bir yere (rahme) koyduk.
Muhammed Esed = (rahmin içinde) sağlam bir şekilde muhafaza ettiğimiz (bir sıvıdan),
Mustafa İslamoğlu = Ki Biz o sıvıyı (rahim gibi) sağlam bir karar mahallinde korumaya aldık;
Ömer Nasuhi Bilmen = İmdi onu bir sağlam karargâhta (bulunur) kıldık.
Ömer Öngüt = Sonra o suyu sağlam bir karargâh olan rahime yerleştirdik.
Şaban Piriş = Ve suyu sağlam bir yere yerleştirmedik mi?
Sadık Türkmen = Onu sağlam bir karargâha yerleştirdik,
Seyyid Kutub = Sonra o sıvı damlasını korunaklı bir yuvaya yerleştirmedik mi?
Suat Yıldırım = (21-22) Sonra da o meni nutfesini belirli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirdik.
Süleyman Ateş = Onu sağlam bir karar yerine koyduk.
Tefhim-ul Kuran = Sonra onu savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik,
Ümit Şimşek = Sonra onu sağlam bir yere yerleştirdik:
Yaşar Nuri Öztürk = Onu dayanıklı karargâhta tuttuk.
İskender Ali Mihr = Sonra onu sağlam bir yerde kararlı kıldık (yerleştirdik).
İlyas Yorulmaz = Sonra o suyu sağlam bir yere yerleştirdik.
إِلَى قَدَرٍ مَّعْلُومٍ
Mürselât / 22 -
İlâ kaderin ma’lûm(ma’lûmin).
Diyanet İşleri = (21-22) Sonra onu belli bir süreye kadar sağlam bir yerde (ana rahminde) tuttuk.
Abdulbaki Gölpınarlı = Bilinen bir müddete dek.
Abdullah Parlıyan = belli bir süreye kadar.
Adem Uğur = Belli bir süreye kadar.
Ahmed Hulusi = Malûm bir kadere kadar!
Ahmet Tekin = Vâdesi belli, planlanan bir vakte kadar yerleştirip büyütmedik mi?
Ahmet Varol = Belli bir süreye kadar.
Ali Bulaç = Belli bir süreye kadar;
Ali Fikri Yavuz = (Doğum için olan) belirli bir vakte kadar...
Ali Ünal = Belli bir süreye kadar kalmak üzere.
Bayraktar Bayraklı = (21-22) Sonra belli bir süreye kadar onu sağlam bir yere yerleştirmedik mi?
Bekir Sadak = (20-22) Sizi bayagi bir sudan yaratip onu belli bir sureye kadar saglam bir yere yerlestirmedik mi?
Celal Yıldırım = (21-22) Sonra onu belirlenmiş bir vakte kadar sağlam bir karargâhta bulundurmadık mı ?
Cemal Külünkoğlu = (21-22) Sonra o suyu, (doğum için) belirli bir vakte kadar sağlam bir yerde (rahimde) muhafaza ettik.
Diyanet İşleri (eski) = (20-22) Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi?
Diyanet Vakfi = (21-22) İşte o suyu, belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirdik.
Edip Yüksel = Bilinen bir süreye kadar.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ma'lûm bir kadere değin
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Belirli bir vakte değin!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Belli bir süreye kadar.
Gültekin Onan = Belli bir süreye kadar;
Harun Yıldırım = Bilinen bir süreye kadar.
Hasan Basri Çantay = ma'lûm bir vaktâ kadar.
Hayrat Neşriyat = (21-22) Sonra onu belli bir zamâna kadar sağlam bir yerde (rahimde yerleşik) kıldık.
İbni Kesir = Belli bir süreye kadar.
Kadri Çelik = Belli bir süreye kadar.
Muhammed Esed = önceden belirlenmiş bir süreyle?
Mustafa İslamoğlu = tabi ki önceden belirlenmiş bir süreye kadar...
Ömer Nasuhi Bilmen = Bir malum müddete kadar.
Ömer Öngüt = Belli bir süreye kadar.
Şaban Piriş = Belli bir süreye kadar..
Sadık Türkmen = Belirlenmiş bir süreye kadar.
Seyyid Kutub = Belirli bir sürenin sonuna kadar.
Suat Yıldırım = (21-22) Sonra da o meni nutfesini belirli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirdik.
Süleyman Ateş = Belli bir süreye kadar.
Tefhim-ul Kuran = Belli bir süreye kadar;
Ümit Şimşek = Belirli bir vakte kadar.
Yaşar Nuri Öztürk = Bilinen bir ölçüye/süreye kadar.
İskender Ali Mihr = Bilinen bir süreye kadar.
İlyas Yorulmaz = Bilinen bir zamana kadar.
فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ الْقَادِرُونَ
Mürselât / 23 -
Fe kadernâ fe ni’mel kâdirûn(kâdirûne).
Diyanet İşleri = Sonra da ona ölçülü bir biçim verdik. Biz ne güzel biçim verenleriz!
Abdulbaki Gölpınarlı = Derken taktîr ettik yaratılışını, ne güzel de takdîr ederiz biz.
Abdullah Parlıyan = Biz o insanı belli bir ölçüye göre yarattık. Herşeyi belli bir ölçüye göre yapmaya ne güzel güç yetiririz biz.
Adem Uğur = Biz buna güç yetirmişizdir. Ve bizim gücümüz ne büyüktür!
Ahmed Hulusi = Böylece biz takdir ettik! Ne güzel takdir edenleriz!
Ahmet Tekin = Demek ki, biz bunu planlayıp güç yetirmişiz. Ne mükemmel plancı, ne güçlü kudretli biriyiz biz!
Ahmet Varol = İşte biz (buna) güç yetirdik. Biz ne güzel güç yetireniz.
Ali Bulaç = İşte (buna) güç yetirdik. Demek ki, biz ne güzel güç yetirenleriz.
Ali Fikri Yavuz = İşte biz, bunu takdir ettik. O halde biz ne güzel kâdiriz!...
Ali Ünal = Ve (varlığınızla ilgili her şeyi) takdir ettik. Biz, ne güzel takdir edeniz!
Bayraktar Bayraklı = Buna gücümüz yeter. Güç yetiren ne güzeldir!
Bekir Sadak = Buna gucumuz yeter; Biz ne guzel guc yetireniz!
Celal Yıldırım = Biz, onu kudretimizle belli ölçüde tuttuk. Kudret yettirenler olarak biz ne güzel kudretlileriz!.
Cemal Külünkoğlu = Biz o sıvı damlacığın gelişmesini (insanın yaratılışını) aşamalı bir plânla gerçekleştirdik. Bizim gerçekleştirme kudretimiz ne mükemmeldir!
Diyanet İşleri (eski) = Buna gücümüz yeter; Biz ne güzel güç yetireniz!
Diyanet Vakfi = Biz buna güç yetirmişizdir. Ve bizim gücümüz ne büyüktür!
Edip Yüksel = Biz ölçtük, biçtik. Biz en iyi biçim verenleriz.
Elmalılı Hamdi Yazır = Demek ki ölçmüşüz, demek ki biz ne güzel kâdiriz
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Demek ki ölçmüşüz, demek ki Biz ne güzel güçlüleriz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Demek ki biçimlendirmişiz. Ne güzel biçimlendireniz biz.
Gültekin Onan = İşte (buna) güç yetirdik. Biz ne güzel güç yetirenleriz.
Harun Yıldırım = Gücümüz yeter bizim. Ne güzel güç yetirenleriz biz!
Hasan Basri Çantay = İşte biz (bunu) kudretimizle yapdık. Demek (biz) ne güzel kaadirler (iz)!
Hayrat Neşriyat = Artık (bunu) kudretimizle yaptık; işte (biz) ne güzel güç yetirenler(iz)!
İbni Kesir = Bunu Biz takdir ettik, ne güzel takdir edenleriz Biz.
Kadri Çelik = O halde güç yetirdik; biz pek de güzel güç yetirenleriz.
Muhammed Esed = Biz, (insanın yaratılışını) işte böyle gerçekleştirdik. Ne mükemmeldir Bizim (bir şeyi) gerçekleştirme kudretimiz!
Mustafa İslamoğlu = Ve (varlığınızla ilgili her şeyi) takdir ettik. Biz, ne güzel takdir edeniz!
Ömer Nasuhi Bilmen = Buna gücümüz yeter. Güç yetiren ne güzeldir!
Ömer Öngüt = Biz buna güç yetirmişizdir. Biz ne mükemmel kudret sahibiyiz!
Şaban Piriş = Buna gücümüz yetti. Ne güzel güç yetirenleriz.
Sadık Türkmen = Bir ölçüyle biçimlendirdik. Ne güzel biçim vereniz Biz!..
Seyyid Kutub = Biz o sıvı damlacığın gelişmesini aşamalı bir plâna bağladık. Biz ne güzel plân yaparız.
Suat Yıldırım = Biz işte böyle takdir ettik. Ne güzel takdir ederiz Biz!
Süleyman Ateş = Biçimlendirdik. Ne güzel biçim vereniz Biz.
Tefhim-ul Kuran = İşte (buna) güç yetirdik. Demek ki, biz ne güzel güç yetirenleriz.
Ümit Şimşek = Biz böylece takdir ettik. Ne güzel takdir ediciyiz!
Yaşar Nuri Öztürk = Bir ölçüyle yaptık. Ne güzel ölçü koyanlarız biz!
İskender Ali Mihr = İşte Biz, böyle takdir ettik. Bunu takdir edenler ne güzel (kudret sahibi).
İlyas Yorulmaz = (Bebeğin ana rahminde ne kadar kalacağına) Biz karar verdik. Biz ne güzel karar vericileriz.
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
Mürselât / 24 -
Veylun yevme izin lil mukezzibîn(mukezzibîne).
Diyanet İşleri = O gün vay yalanlayanların hâline!
Abdulbaki Gölpınarlı = Vay hallerine o gün yalanlayanların.
Abdullah Parlıyan = O gün hakkı yalanlayanların vay haline!
Adem Uğur = O gün (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
Ahmed Hulusi = O süreçte yalanlayanların vay hâline!
Ahmet Tekin = O gün, Kur’ân’ı, peygamberleri ve hesap gününü yalanlayanların vay haline!
Ahmet Varol = O gün, yalanlayanların vay haline!
Ali Bulaç = O gün, yalanlayanların vay haline.
Ali Fikri Yavuz = (Öyle ise öldükten sonra dirilmeyi) yalan sayanların o gün vay haline!...
Ali Ünal = Yalanlayanların o gün vay haline!
Bayraktar Bayraklı = O gün, yaratanını inkâr edenlerin vay haline!
Bekir Sadak = O gun yalanlamis olanlarin vay haline!
Celal Yıldırım = (Hakk'ı) yalanlıyanların o gün vay hâline !.
Cemal Külünkoğlu = (Öldükten sonra dirilmeyi) yalan sayanların o gün vay haline!
Diyanet İşleri (eski) = O gün yalanlamış olanların vay haline!
Diyanet Vakfi = O gün (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
Edip Yüksel = Yalanlayanların vay haline o gün!
Elmalılı Hamdi Yazır = Vay haline o gün yalan diyenlerin
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O gün yalan diyenlerin vay haline!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = O gün yalanlayanların vay haline!
Gültekin Onan = O gün, yalanlayanların vay haline.
Harun Yıldırım = O gün yalanlayanlara veyl olsun!
Hasan Basri Çantay = (Kudretimizi) yalan sayanların vay o gün haaline!
Hayrat Neşriyat = Yalanlayanların o gün vay hâline!
İbni Kesir = Vay haline o gün, yalanlayanların.
Kadri Çelik = O gün, yalanlamakta olanların vay haline!
Muhammed Esed = O Gün vay haline hakikati yalanlayanların!
Mustafa İslamoğlu = O gün vay haline (bu) hakikatı yalanlayanların!
Ömer Nasuhi Bilmen = O gün vay haline yalanlayanların.
Ömer Öngüt = O gün, (hakikatları) yalanlayanların vay haline!
Şaban Piriş = Vay haline o gün, yalanlayanların!
Sadık Türkmen = O gün yalanlayanların vay haline!
Seyyid Kutub = O gün inkarcıların vay haline!
Suat Yıldırım = Hakkı yalan sayanların o gün, vay hallerine!
Süleyman Ateş = Yalanlayanların vay haline o gün!
Tefhim-ul Kuran = O gün, yalanlamakta olanların vay haline.
Ümit Şimşek = Yazıklar olsun o gün yalanlayanlara!
Yaşar Nuri Öztürk = Vay başına o gün, yalanlayanların!
İskender Ali Mihr = İzin günü yalanlayanların vay haline.
İlyas Yorulmaz = Yazıklar olsun o gün, yalanlayanlara.
أَلَمْ نَجْعَلِ الْأَرْضَ كِفَاتًا
Mürselât / 25 -
E lem nec’alil arda kifâtâ(kifâten).
Diyanet İşleri = (25-26) Biz yeryüzünü dirileri de ölüleri de toplayan (bir yurt) yapmadık mı?
Abdulbaki Gölpınarlı = Yeryüzünü, bir toplantı yeri olarak halk etmedik mi?
Abdullah Parlıyan = Biz yeryüzünü toplantı yeri yapmadık mı?
Adem Uğur = Biz, yeryüzünü toplanma yeri yapmadık mı?
Ahmed Hulusi = Arzı bir toplanma yeri kılmadık mı?
Ahmet Tekin = Biz yeryüzünü toplanma mekânı yapmadık mı?
Ahmet Varol = Biz yeryüzünü bir toplanma yeri kılmadık mı?
Ali Bulaç = Biz yeryüzünü bir toplanma yeri kılmadık mı?
Ali Fikri Yavuz = Arzı bir toplanma yeri yapmadık mı,
Ali Ünal = Biz, yeryüzünü bir kap, bir toplanma yeri kılmadık mı,
Bayraktar Bayraklı = (25-26) Biz yeryüzünü dirilerle ölülere toplanma yeri yapmadık mı?
Bekir Sadak = (25-26) Biz yeryuzunu, dirilerin ve olulerin toplanti yeri yapmadik mi?
Celal Yıldırım = (25-26) Yeryüzünü dirilere de, ölülere de bir toplanma yeri (hazırlık devresi) yapmadık mı? .
Cemal Külünkoğlu = (25-26) Biz yeryüzünü hem dirilere, hem ölülere bir toplanma yeri kılmadık mı?
Diyanet İşleri (eski) = (25-26) Biz yeryüzünü, dirilerin ve ölülerin toplantı yeri yapmadık mı?
Diyanet Vakfi = (25-26) Biz, yeryüzünü dirilere ve ölülere toplanma yeri yapmadık mı?
Edip Yüksel = Yeryüzünü bir toplanma yeri yapmadık mı?
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve kılmadık mı Arzı bir tokat
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Yeryüzünü bir tokat (toplanma yeri) yapmadık mı?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Yeryüzünü bir tokat (toplanma yeri) yapmadık mı?
Gültekin Onan = Biz yeryüzünü bir toplanma yeri kılmadık mı?
Harun Yıldırım = Biz yeryüzünü bir toplanma yeri kılmadık mı?
Hasan Basri Çantay = Biz, yeri bir toplantı yeri yapmadık mı?
Hayrat Neşriyat = (25-26) (Biz,) arzı hayat sâhiblerine de ölülere de bir toplanma yeri yapmadık mı?
İbni Kesir = Biz; yeryüzünü toplantı mahalli kılmadık mı?
Kadri Çelik = Biz yeryüzünü bir toplanma yeri kılmadık mı?
Muhammed Esed = Biz toprağı toplanma yeri yapmadık mı
Mustafa İslamoğlu = Değil mi ki yeryüzünü bir arada yaşama alanı yaptık;
Ömer Nasuhi Bilmen = (25-26) Biz yeri bir toplantı mevzii yapmadık mı? Dirilere ve ölülere.
Ömer Öngüt = Biz yeryüzünü toplanma yeri yapmadık mı?
Şaban Piriş = Yeryüzünü toplanma yeri kılmadık mı?
Sadık Türkmen = Yeryüzünü bir toplantı/toplanma yeri kılmadık mı?
Seyyid Kutub = Biz yeryüzünü barınak yapmadık mı?
Suat Yıldırım = (25-26) Gerek diriler ve gerek ölüler için Biz dünyayı toplanma yeri kılmadık mı?
Süleyman Ateş = Arz'ı toplanma yeri yapmadık mı?
Tefhim-ul Kuran = Biz yeryüzünü bir toplanma yeri kılmadık mı?
Ümit Şimşek = Yeryüzünü bir toplanma yeri yapmadık mı:
Yaşar Nuri Öztürk = Yeri, bir toplanma zemini yapmadık mı?
İskender Ali Mihr = Biz arzı toplanma yeri kılmadık mı?
İlyas Yorulmaz = Biz yeryüzünü toplanma yeri yapmadık mı?
أَحْيَاء وَأَمْوَاتًا
Mürselât / 26 -
Ahyâen ve emvâtâ(emvâten).
Diyanet İşleri = (25-26) Biz yeryüzünü dirileri de ölüleri de toplayan (bir yurt) yapmadık mı?
Abdulbaki Gölpınarlı = Dirilere ve ölülere.
Abdullah Parlıyan = Diriler ve ölüler için,
Adem Uğur = Dirilere ve ölülere.
Ahmed Hulusi = Diriler ve ölüler için!
Ahmet Tekin = Yerin üstünü yaşayanlara, altını ölülere toplanma mekânı yapmadık mı?
Ahmet Varol = Diriler ve ölüler için.
Ali Bulaç = Dirilere ve ölülere.
Ali Fikri Yavuz = Hem dirilere, hem ölülere?
Ali Ünal = Hem diriler hem de ölüler için?
Bayraktar Bayraklı = (25-26) Biz yeryüzünü dirilerle ölülere toplanma yeri yapmadık mı?
Bekir Sadak = (25-26) Biz yeryuzunu, dirilerin ve olulerin toplanti yeri yapmadik mi?
Celal Yıldırım = (25-26) Yeryüzünü dirilere de, ölülere de bir toplanma yeri (hazırlık devresi) yapmadık mı? .
Cemal Külünkoğlu = (25-26) Biz yeryüzünü hem dirilere, hem ölülere bir toplanma yeri kılmadık mı?
Diyanet İşleri (eski) = (25-26) Biz yeryüzünü, dirilerin ve ölülerin toplantı yeri yapmadık mı?
Diyanet Vakfi = (25-26) Biz, yeryüzünü dirilere ve ölülere toplanma yeri yapmadık mı?
Edip Yüksel = Yaşayanlar için, ölüler için...
Elmalılı Hamdi Yazır = Gerekse diriler için gerekse emvat
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Gerek diriler gerekse ölüler için.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Gerek diriler, gerekse ölüler için.
Gültekin Onan = Dirilere ve ölülere.
Harun Yıldırım = Dirilere ve ölülere.
Hasan Basri Çantay = Dirilere de, ölülere de.
Hayrat Neşriyat = (25-26) (Biz,) arzı hayat sâhiblerine de ölülere de bir toplanma yeri yapmadık mı?
İbni Kesir = Ölülere de, dirilere de.
Kadri Çelik = Dirilere ve ölülere.
Muhammed Esed = diriler ve ölüler için?
Mustafa İslamoğlu = (manen) diri (mü'min)ler ve ölü (kafir)ler için.
Ömer Nasuhi Bilmen = (25-26) Biz yeri bir toplantı mevzii yapmadık mı? Dirilere ve ölülere.
Ömer Öngüt = Diriler ve ölüler için.
Şaban Piriş = Dirilere ve ölülere..
Sadık Türkmen = Dirilere ve ölülere!
Seyyid Kutub = Ölüler için de diriler için de.
Suat Yıldırım = (25-26) Gerek diriler ve gerek ölüler için Biz dünyayı toplanma yeri kılmadık mı?
Süleyman Ateş = Diriler ve ölüler için.
Tefhim-ul Kuran = Dirilere ve ölülere.
Ümit Şimşek = Hem diriler, hem ölüler için?
Yaşar Nuri Öztürk = Diriler bakımından da ölüler bakımından da.
İskender Ali Mihr = Canlılara ve ölülere.
İlyas Yorulmaz = Diriler ve ölüler için
وَجَعَلْنَا فِيهَا رَوَاسِيَ شَامِخَاتٍ وَأَسْقَيْنَاكُم مَّاء فُرَاتًا
Mürselât / 27 -
Ve cealnâ fîhâ ravâsiye şâmihâtin ve eskaynâkum mâen furâtâ(furâten).
Diyanet İşleri = Orada sabit yüce dağlar yaratmadık mı, size tatlı bir su içirmedik mi?
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve orada, sâbit ve metin dağlar yarattık ve sizi, tatlı suyla suvardık.
Abdullah Parlıyan = orada yüce dağlar meydana getirmedik mi? Size tatlı sular içirmedik mi?
Adem Uğur = Yeryüzünde haşmetli dağlar yarattık, sizlere tatlı sular içirdik..
Ahmed Hulusi = Orada yüksek (haşmetli, azametli) sâbit dağlar oluşturduk ve size tatlı bir su içirdik.
Ahmet Tekin = Orada, yüksek, ağır baskılı oturaklı, derin temellere dayalı dağlar yerleştirmedik mi? Size tatlı sular içirmedik mi?
Ahmet Varol = Orada yüksek sabit dağlar var etmedik mi ve size tatlı bir su içirmedik mi?
Ali Bulaç = Ve onda sabit yüksek dağlar var etmedik mi? Size tatlı bir su içirmedik mi?
Ali Fikri Yavuz = Orada yerli yerinde sabit yüce dağlar yerleştirip de size tatlı bir su içirmedik mi?
Ali Ünal = Ve o yeryüzüne görkemli, sağlam dağlar yerleştirdik ve size (o dağlardan çıkan) tatlı su ihsan ettik.
Bayraktar Bayraklı = Oraya sabit ve yüksek dağlar yerleştirmedik mi? Size tatlı sular içirmedik mi?
Bekir Sadak = Orada yuksek yuksek sabit daglar var edip size tatli sular icirmedik mi?
Celal Yıldırım = Orada sabit yüce dağlar meydana getirdik ve size tatlı içimi kolay bir su içirmedik mi ?
Cemal Külünkoğlu = Orada sabit yüce dağlar yaratmadık mı, size tatlı bir su içirmedik mi?
Diyanet İşleri (eski) = Orada yüksek yüksek sabit dağlar var edip size tatlı sular içirmedik mi?
Diyanet Vakfi = Yeryüzünde haşmetli dağlar yarattık, sizlere tatlı sular içirdik.
Edip Yüksel = Üzerine yüksek dağlar yerleştirip size tatlı su içirmedik mi?
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve oturdup da onda yumru yumru oturaklı dağlar, sunmadık mı size bir su (tatlı) bir furat
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ve orada, oturaklı yumru yumru dağlar oturtup size tatlı su sunmadık mı?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Orada yüksek yüksek dağlar oturtup da size bir tatlı su sunmadık mı?
Gültekin Onan = Ve onda sabit yüksek dağlar var etmedik mi? Size tatlı bir su içirmedik mi?
Harun Yıldırım = Ve onda sabit yüksek dağlar kılmadık mı? Size tatlı bir su içirmedik mi?
Hasan Basri Çantay = Orada sabit sabit, yüce yüce (dağlar) vücûde getirmedik mi? Size tatlı bir su da içirmedik mi?
Hayrat Neşriyat = Orada yüksek, sâbit dağlar meydana getirmedik mi? Hem size tatlı bir su içirmedik mi?
İbni Kesir = Orada yüksek ve sabit dağlar var edip tatlı sular içirmedik mi size?
Kadri Çelik = Ve onda sabit yüksek dağlar var ettik ve size tatlı bir su içirdik.
Muhammed Esed = Onun üzerinde haşmetli, sarsılmaz dağlar meydana getirmedik mi ve size içmeniz için tatlı sular vermedik mi?
Mustafa İslamoğlu = Ve başı yüce heybetli dağlar var ettik; ve size billur gibi suları sebil ettik.
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve orada yüksek, sabit dağlar kıldık ve size bir tatlı su içirdik.
Ömer Öngüt = Yeryüzünde haşmetli dağlar meydana getirdik. Size tatlı sular içirdik.
Şaban Piriş = Orada yüksek dağlar yaratıp, size tatlı su içirmedik mi?
Sadık Türkmen = Orada sabit yüksek yüksek dağlar oturtup, size tatlı bir su içirmedik mi?
Seyyid Kutub = Orada yüksek dağlar yaratmadık ve size tatlı sular içirmedik mi?
Suat Yıldırım = Orada, sağlam yüksek dağlar yarattık ve size tatlı bir su ihsan ettik.
Süleyman Ateş = Üzerine yüksek dağlar yerleştirip size tatlı su içirmedik mi?
Tefhim-ul Kuran = Ve onda sabit yüksek dağlar var etmedik mi? Size tatlı bir su da içirmedik mi?
Ümit Şimşek = Ve orada, oturaklı yumru yumru dağlar oturtup size tatlı su sunmadık mı?
Yaşar Nuri Öztürk = Orada yüksek yüksek dağlar oturtup da size bir tatlı su sunmadık mı?
İskender Ali Mihr = Ve orada yüksek sabit dağlar kıldık. Ve sizi tatlı su ile suladık (içecek su verdik).
İlyas Yorulmaz = Yeryüzün de sapasağlam yüksek dağlar yaptık ve size tatlı sular içirdik.
وَيْلٌ يوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
Mürselât / 28 -
Veylun yevme izin lil mukezzibîn(mukezzibîne).
Diyanet İşleri = O gün vay yalanlayanların hâline!
Abdulbaki Gölpınarlı = Vay hallerine o gün yalanlayanların.
Abdullah Parlıyan = O gün hakkı yalanlayanların vay haline!
Adem Uğur = O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
Ahmed Hulusi = O süreçte yalanlayanların vay hâline!
Ahmet Tekin = O gün inkarcıların vay haline!
Ahmet Varol = O gün, yalanlayanların vay haline!
Ali Bulaç = O gün, yalanlayanların vay haline.
Ali Fikri Yavuz = (Bütün bu nimetleri) inkâr edenlerin o gün vay haline!...
Ali Ünal = Yalanlayanların o gün vay haline!
Bayraktar Bayraklı = O gün, Allah'ın nimetlerini yalanlayanların vay haline!
Bekir Sadak = Yalanlamis olanlarin vay o gun haline!
Celal Yıldırım = (Hakk'ı) yalanlıyanların o gün vay hâline!.
Cemal Külünkoğlu = (Bütün bu nimetleri) inkâr edenlerin o gün vay haline!
Diyanet İşleri (eski) = Yalanlamış olanların vay o gün haline!
Diyanet Vakfi = O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
Edip Yüksel = Yalanlayanların vay haline o gün!
Elmalılı Hamdi Yazır = Vay haline o gün yalan diyenlerin
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O gün yalan diyenlerin vay haline!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Yalanlayanların o gün vay haline!
Gültekin Onan = O gün, yalanlayanların vay haline.
Harun Yıldırım = Yalanlamis olanlarin vay o gun haline!
Hasan Basri Çantay = (Bu gibi ni'metleri) yalan sayanlarını o gün vay haaline!
Hayrat Neşriyat = Yalanlayanların o gün vay hâline!
İbni Kesir = Vay haline o gün, yalanlayanların.
Kadri Çelik = O gün yalanlamakta olanların vay haline!
Muhammed Esed = O Gün vay haline hakikati yalanlayanların!
Mustafa İslamoğlu = O gün vay haline hakikati yalanlayanların!
Ömer Nasuhi Bilmen = (28-29) O gün vay haline yalanlayanların. Kendisini yalanladığınız şeye gidiniz.
Ömer Öngüt = O gün, (hakikatları) yalanlayanların vay haline!
Şaban Piriş = Vay haline o gün yalanlayanların!
Sadık Türkmen = O gün yalanlayanların vay haline!
Seyyid Kutub = O gün inkarcıların vay haline!
Suat Yıldırım = Hakkı yalan sayanların o gün, vay hallerine!
Süleyman Ateş = Yalanlayanların vay haline o gün!
Tefhim-ul Kuran = O gün, yalanlamakta olanların vay haline.
Ümit Şimşek = Yazıklar olsun o gün yalanlayanlara!
Yaşar Nuri Öztürk = Vay haline o gün, yalanlayanların!
İskender Ali Mihr = İzin günü yalanlayanların vay haline.
İlyas Yorulmaz = Yazıklar olsun o gün, yalanlayanlara.
انطَلِقُوا إِلَى مَا كُنتُم بِهِ تُكَذِّبُونَ
Mürselât / 29 -
İntalikû ilâ mâ kuntum bihî tukezzibûn(tukezzibûne).
Diyanet İşleri = Onlara şöyle denecek: “Yalanlamakta olduğunuz şeye (cehennem azabına) gidin.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Haydi yürüyün yalanladığınıza doğru.
Abdullah Parlıyan = O gün inkârcılara şöyle denilecek: “Haydi o yalanlayıp durduğunuz o azaba gidin.
Adem Uğur = (İnkârcılara o gün şöyle denilir:) yalan sayageldiğiniz azaba doğru gidin!
Ahmed Hulusi = Haydi, yalanlamakta olduğunuza gidin!
Ahmet Tekin = Haydi yalanladığınız yere, cezalandırma merkezine uğrayın.
Ahmet Varol = Yalanlamakta olduğunuz (azab)a doğru gidin.
Ali Bulaç = Kendisini yalanladığınız (azab)a gidin.
Ali Fikri Yavuz = (Kıyameti inkâr edenlere o gün şöyle denir): Haydi (dünyada) yalan saydığınız azaba gidin.
Ali Ünal = “Haydi, yürüyün (dünyada iken) hep yalanladığınız o (Ateş’e)!
Bayraktar Bayraklı = (29-33) Yalan sayageldiğiniz şeye doğru gidiniz! Üç boyutlu azaba, ne gölgelendiren ne de alevden koruyan bir gölgeye gidiniz. O saray gibi kocaman bir kıvılcım saçar. Her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir.
Bekir Sadak = Inkarcilara o gun soyle denir: «Yalanlayip durdugunuz seye gidin.»
Celal Yıldırım = Yalanlayıp durduğunuz şey'e (azaba) doğru yollanın.
Cemal Külünkoğlu = (Kıyameti inkâr edenlere o gün şöyle denir): Haydi yalan saydığınız azaba gidin.
Diyanet İşleri (eski) = İnkarcılara o gün şöyle denir: 'yalanlayıp durduğunuz şeye gidin;'
Diyanet Vakfi = (İnkârcılara o gün şöyle denilir:) yalan sayageldiğiniz azaba doğru gidin!
Edip Yüksel = Haydi yalanlamakta olduğunuz şeye doğru yürüyün.
Elmalılı Hamdi Yazır = Haydi boşanın o yalan dediğinize
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Haydi boşalıp (gidin) o yalan dediğinize.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (Kıyameti yalanlayanlara şöyle denir): «Haydin gidin o yalanladığınız şeye doğru.»
Gültekin Onan = Kendisini yalanladığınız (azab)a gidin.
Harun Yıldırım = Haydi kalkıp gidin yalanladığınız şeye!
Hasan Basri Çantay = (O kâfirlere şöyle denilecek:) «(Haydi) o yalan diyegeldiğiniz şey'e (azaba) gidin».
Hayrat Neşriyat = (Ki o gün kâfirlere şöyle denilir:) 'Kendisini, yalanlamakta olduğunuz (azâb)a gidin!'
İbni Kesir = Varın yalanlayıp durduğunuz şeye gidin.
Kadri Çelik = Kendisini yalanlamakta olduğunuza (azaba) gidin.
Muhammed Esed = Haydi, yalanlayıp durduğunuz şu (kıyamete) doğru gidin bakalım!
Mustafa İslamoğlu = Haydi artık, yalanlayıp durduğunuz (Hesap Günü'ne) doğru ilerleyin bakalım!
Ömer Nasuhi Bilmen = (28-29) O gün vay haline yalanlayanların. Kendisini yalanladığınız şeye gidiniz.
Ömer Öngüt = Haydi, yalanlamış olduğunuz azaba doğru gidin!
Şaban Piriş = Haydi yalanladığınıza yürüyün.
Sadık Türkmen = Haydi, yalanlıyor olduğunuz şeye gidin,
Seyyid Kutub = Şimdi inkar ettiğiniz yere koşunuz!
Suat Yıldırım = Nankörlere ise şöyle denir: "Haydi, durmayın yalan dediğiniz o azaba girin bakalım!"
Süleyman Ateş = "Haydi yalanladığınız (azâb)a gidin!
Tefhim-ul Kuran = Kendisini yalanlamakta olduğunuz (azab)a gidin.
Ümit Şimşek = Haydi, yalanlayıp durduğunuz şeye gidin.
Yaşar Nuri Öztürk = Haydi, yalanlamakta olduğunuz şeye gidin!
İskender Ali Mihr = O yalanlamış olduğunuz şeye gidin!
İlyas Yorulmaz = Haydi bakalım! Şu yalanlamış olduğunuz hesap gününe gidin.
انطَلِقُوا إِلَى ظِلٍّ ذِي ثَلَاثِ شُعَبٍ
Mürselât / 30 -
İntalikû ilâ zıllin zî selâsi şuâb(şuâbin).
Diyanet İşleri = (30-31) “Üç kola ayrılmış gölgeye gidin ki, o ne gölgelendirir ne de alevden korur.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Yürüyün üç kola ayrılmış gölgeye doğru.
Abdullah Parlıyan = Yürüyün cehennemin üç kola ayrılmış gölgesine doğru.
Adem Uğur = Üç kola ayrılmış bir gölgeye gidin.
Ahmed Hulusi = Haydi, üççatallı gölgeye gidin (Hristiyanların inandığı teslis - üçleme; Allâh - Ruh-ül Kuds ve Oğlu inancı kurtarsın bakalım sizi, anlamında)!
Ahmet Tekin = Haydi duman halindeki üç çatallı gölgeye (teslise) de uğrayın.
Ahmet Varol = Üç kola ayrılmış bir gölgeye gidin.
Ali Bulaç = Üç dala ayrılmış bir gölgeye gidin.
Ali Fikri Yavuz = (Ey inkârcılar topluluğu!) Haydi cehennemin üç çatallı duman gölgesine gidin.
Ali Ünal = “Üç sütun halinde yükselen kapkara dumanın gölgesine!”
Bayraktar Bayraklı = (29-33) Yalan sayageldiğiniz şeye doğru gidiniz! Üç boyutlu azaba, ne gölgelendiren ne de alevden koruyan bir gölgeye gidiniz. O saray gibi kocaman bir kıvılcım saçar. Her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir.
Bekir Sadak = (30-31) «olge yapmayan ve atesten de korumayan cehennem dumaninin uc kollu golgesine gidin.»
Celal Yıldırım = (Cehennem'in kara dumanının oluşturduğu) üç kollu gölgeye gidin.
Cemal Külünkoğlu = (30-31) “Haydi gidin, üç kola ayrılmış (dumandan) bir gölgeye (ki o) ne gölgelendirir ne de ateşten korur.
Diyanet İşleri (eski) = (30-31) 'gölge yapmayan ve ateşten de korumayan cehennem dumanının üç kollu gölgesine gidin.'
Diyanet Vakfi = (30-31) Üç kola ayrılmış, (ama) ne gölgelendiren ne de alevden koruyan bir gölgeye gidin.
Edip Yüksel = Yürüyün, (cehennem alevinin) üç kollu gölgesine doğru...
Elmalılı Hamdi Yazır = Haydi boşanın bir üç çatallı gölgeye
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = haydi boşalın (gidin) bir üç çatallı (üç kola ayrılmış) gölgeye;
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Haydi gidin o üç çatallı gölgeye (cehenneme).»
Gültekin Onan = Üç dala ayrılmış bir gölgeye gidin.
Harun Yıldırım = Haydi gidin üç kola ayrılmış bir gölgeye!
Hasan Basri Çantay = «Haydi (cehennemin) üç kola (ayrılmış) (duman) gölgesine gidin».
Hayrat Neşriyat = '(Haydi!) Üç çatallı bir gölgeye (Cehennemin dumanına) gidin!'
İbni Kesir = Üç kollu gölgeye gidin.
Kadri Çelik = Üç dala ayrılmış bir gölgeye gidin.
Muhammed Esed = Üç katlı gölgeye doğru gidin,
Mustafa İslamoğlu = (İnsanın duygu, düşünce ve eylemini kuşatan) üç boyutlu gölgeye doğru ilerleyin!
Ömer Nasuhi Bilmen = (30-31) Üç kola ayrılmış olan bir gölgeye gidiniz. Ne gölgelendiricidir ve ne de alevden koruyabilir.
Ömer Öngüt = Üç kola ayrılmış olan bir gölgeye gidin.
Şaban Piriş = Yürüyün üç kollu karaltıya!
Sadık Türkmen = Üç kola ayrılmış bir dumanın gölgesine gidin;
Seyyid Kutub = Üç çatallı gölgeye koşunuz.
Suat Yıldırım = Üç kola ayrılmış gölgeye gidin.
Süleyman Ateş = Üç dallı bir gölgeye gidin."
Tefhim-ul Kuran = Üç dala ayrılmış bir gölgeye gidin.
Ümit Şimşek = Üç dala ayrılmış gölgeye girin.
Yaşar Nuri Öztürk = Haydi, üç çatallı gölgeye gidin!
İskender Ali Mihr = Üç çatallı olan gölgeye gidiniz.
İlyas Yorulmaz = Haydi! Şu üç guruba ayrılmış gölgeye yürüyün.
لَا ظَلِيلٍ وَلَا يُغْنِي مِنَ اللَّهَبِ
Mürselât / 31 -
Lâ zalîlin ve lâ yugnî minel leheb(lehebi).
Diyanet İşleri = (30-31) “Üç kola ayrılmış gölgeye gidin ki, o ne gölgelendirir ne de alevden korur.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ne gölgelendirir sizi o, ne alevden korur.
Abdullah Parlıyan = Hiçbir serinliği olmayan ve ateşin alevinden de korumayan gölgeye.”
Adem Uğur = Ki ne gölgelendiren ne de alevden koruyandır.
Ahmed Hulusi = Ne (ateşten) gölgelendirir ve ne de (renk renk) alevden kurtarır!
Ahmet Tekin = Dumanlar ne gölge sağlar, ne alevi engeller.
Ahmet Varol = O ne gölgelendirir, ne de alevden korur.
Ali Bulaç = Ne gölge altında barındırır, ne (yakıcı) alevden korur.
Ali Fikri Yavuz = Ne gölgelendirir, ne alevden korur, (sırf size bir azab...)
Ali Ünal = Ama o, ne serinlik veren bir gölgedir, ne de alevlerden koruyan bir gölge.
Bayraktar Bayraklı = (29-33) Yalan sayageldiğiniz şeye doğru gidiniz! Üç boyutlu azaba, ne gölgelendiren ne de alevden koruyan bir gölgeye gidiniz. O saray gibi kocaman bir kıvılcım saçar. Her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir.
Bekir Sadak = (30-31) «olge yapmayan ve atesten de korumayan cehennem dumaninin uc kollu golgesine gidin.»
Celal Yıldırım = O, ne gölgelendiricidlr, ne de yükselen alevden korur..
Cemal Külünkoğlu = (30-31) “Haydi gidin, üç kola ayrılmış (dumandan) bir gölgeye (ki o) ne gölgelendirir ne de ateşten korur.
Diyanet İşleri (eski) = (30-31) 'gölge yapmayan ve ateşten de korumayan cehennem dumanının üç kollu gölgesine gidin.'
Diyanet Vakfi = (30-31) Üç kola ayrılmış, (ama) ne gölgelendiren ne de alevden koruyan bir gölgeye gidin.
Edip Yüksel = O ne gölgelendirir ne de alevden korur.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ne gölgelendirir ne alevden korur
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = ne gölgelendirir, ne de alevden korur.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = O, ne gölgelendirir, ne alevden korur.
Gültekin Onan = Ne gölge altında barındırır, ne (yakıcı) alevden korur.
Harun Yıldırım = Ne gölgelendirir, ne alevden korur.
Hasan Basri Çantay = (Ki o), gölgelendirici değildir. (Onları) alevden de korumaz.
Hayrat Neşriyat = (O,) ne gölgelendiricidir ne de alevden korur.
İbni Kesir = Gölge yapmaz ve alevden korumaz.
Kadri Çelik = Ne gölgelendirir, ne alevden korur.
Muhammed Esed = hiçbir (serinliği) olmayan ve ateşten korumayan (gölgeye),
Mustafa İslamoğlu = Serinletmeyen ve ateşin alevinden korumayan (acayip bir gölgeye);
Ömer Nasuhi Bilmen = (30-31) Üç kola ayrılmış olan bir gölgeye gidiniz. Ne gölgelendiricidir ve ne de alevden koruyabilir.
Ömer Öngüt = O, ne gölgelendirir, ne de alevden korur.
Şaban Piriş = Gölgelendirmez, alevden de korumaz.
Sadık Türkmen = Ne gölgelendirir, Ne de alevden korur.
Seyyid Kutub = Serinlik sağlamayan ve alevden korumayan gölgeye!
Suat Yıldırım = Gidin ama, o, ateşten sizi korumaz, gölgelik olmaz.
Süleyman Ateş = Ki ne gölgelendirir, ne de alevden korur.
Tefhim-ul Kuran = Ne gölge altında bulundurur, ne de (yakıcı) alevden korur.
Ümit Şimşek = Gölge yapmaz ve alevden korumaz.
Yaşar Nuri Öztürk = Ne gölgelendirir, ne alevden korur.
İskender Ali Mihr = Gölgelendirmez ve yakıcı aleve bir faydası olmaz.
İlyas Yorulmaz = Gölgesi kesinlikle olmayan ve o parlak ateşten korumaya faydası olmayan gölgelere.
إِنَّهَا تَرْمِي بِشَرَرٍ كَالْقَصْرِ
Mürselât / 32 -
İnnehâ termî bi şerarin kel kasr(kasri).
Diyanet İşleri = Şüphesiz cehennem, her biri saray büyüklüğünde kıvılcımlar saçar.
Abdulbaki Gölpınarlı = O, köşk gibi kıvılcımlar fırlatır.
Abdullah Parlıyan = O cehennem saray gibi kıvılcımlar fırlatır.
Adem Uğur = O, saray gibi kocaman kıvılcım saçar.
Ahmed Hulusi = Muhakkak ki o saray gibi büyük kıvılcımlar atar!
Ahmet Tekin = Cehennem, devasa kaleler gibi alevler savurarak yalanlayanları içine alır.
Ahmet Varol = Şüphesiz o (ateş) saray gibi kıvılcım(lar) atar.
Ali Bulaç = Gerçekten o, sanki her biri saray olan bir kıvılcım saçar.
Ali Fikri Yavuz = Zira o ateş, öyle kıvılcımlar atar ki, her biri saray gibi...
Ali Ünal = O Ateş, saraylar büyüklüğünde kıvılcımlar atar,
Bayraktar Bayraklı = (29-33) Yalan sayageldiğiniz şeye doğru gidiniz! Üç boyutlu azaba, ne gölgelendiren ne de alevden koruyan bir gölgeye gidiniz. O saray gibi kocaman bir kıvılcım saçar. Her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir.
Bekir Sadak = (32-33) O golgenin sactigi herbir kivilcim sanki birer sari devedir, konak gibi de buyuktur.
Celal Yıldırım = Şüphesiz ki, o, saray gibi (büyüklük ve yükseklikte) kıvılcım atar.
Cemal Külünkoğlu = (32-33) Şüphesiz o (cehennem), tomruk/saray gibi kocaman kıvılcımlar saçar. Sanki o kıvılcımın her biri sarı renkte birer halattır.
Diyanet İşleri (eski) = (32-33) O gölgenin saçtığı her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir, konak gibi de büyüktür.
Diyanet Vakfi = O, saray gibi kocaman kıvılcım saçar.
Edip Yüksel = Kıvılcımlar saçar, saraylar gibi...
Elmalılı Hamdi Yazır = çünkü o, öyle şerareler atacaktır ki her biri bir saray gibi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Çünkü o öyle kıvılcımlar atar ki, her biri bir saray gibi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = O, saray gibi kıvılcımlar atar.
Gültekin Onan = Gerçekten o sanki her biri saray olan bir kıvılcım saçar.
Harun Yıldırım = Gerçekten o, sanki her biri saray olan bir kıvılcım saçar.
Hasan Basri Çantay = Çünkü o (ateş) öyle kıvılcım atar ki herbiri sanki bir saraydır.
Hayrat Neşriyat = Çünki o (Cehennem), saray gibi (büyük) kıvılcımlar saçar.
İbni Kesir = O; her biri bir saray gibi kıvılcımlar atar.
Kadri Çelik = Gerçekten o, sanki her biri saray olan bir kıvılcım saçar.
Muhammed Esed = (yanan) kütükler gibi (ateşten) kıvılcımlar saçan,
Mustafa İslamoğlu = O (alevin ateşi) dev yapılar gibi kıvılcımlar saçar;
Ömer Nasuhi Bilmen = (32-33) Şüphe yok ki, o köşk gibi kıvılcımlar atar. Sanki o birer sarı erkek develerdir.
Ömer Öngüt = O ateş öyle kıvılcımlar atar ki, her biri bir saray gibidir.
Şaban Piriş = Kütük büyüklüğünde kıvılcımlar atar.
Sadık Türkmen = O cehennem, ağaç gövdesi gibi kıvılcımlar atar.
Seyyid Kutub = O saray gibi kocaman kıvılcımlar saçar.
Suat Yıldırım = O, birer saray gibi kıvılcımlar atar.
Süleyman Ateş = O, kütük gibi kıvılcım(lar) saçar.
Tefhim-ul Kuran = Gerçekten o, sanki her biri saray olan bir kıvılcım saçar.
Ümit Şimşek = Bina büyüklüğünde kıvılcımlar çıkarır.
Yaşar Nuri Öztürk = Gerçekten o, köşke benzer kıvılcımlar saçar.
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki o, saray gibi (büyük) kıvılcımlar atar.
İlyas Yorulmaz = O ateş ki, koca saraylar kadar kıvılcımlar saçar.
كَأَنَّهُ جِمَالَتٌ صُفْرٌ
Mürselât / 33 -
Ke ennehu cimâletun sufrun.
Diyanet İşleri = Bunlar sanki birer kızıl devedir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Sanki o kıvılcımlar, birer sarı erkek devedir.
Abdullah Parlıyan = Sanki o kıvılcımlar birer sarı devedir.
Adem Uğur = Her bir kıvılcım, sanki birer sarı deve gibidir.
Ahmed Hulusi = Sanki o (kıvılcımlar) sarı dev halatlar gibidir!
Ahmet Tekin = Alevler, kızıl buğralar gibi, yalanlayanların üstüne üstüne gelir.
Ahmet Varol = O (kıvılcım) sanki sarı develer gibidir.
Ali Bulaç = Her biri, sanki sapsarı erkek deve sürüleri gibidir.
Ali Fikri Yavuz = (Renk ve çokluk bakımından) sanki o kıvılcımlar, sarı deve sürüleri...
Ali Ünal = Sarı deve sürüleri gibi dağılan kıvılcımlar.
Bayraktar Bayraklı = (29-33) Yalan sayageldiğiniz şeye doğru gidiniz! Üç boyutlu azaba, ne gölgelendiren ne de alevden koruyan bir gölgeye gidiniz. O saray gibi kocaman bir kıvılcım saçar. Her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir.
Bekir Sadak = (32-33) O golgenin sactigi herbir kivilcim sanki birer sari devedir, konak gibi de buyuktur.
Celal Yıldırım = Sanki o kıvılcımın herbiri sarı renkte birer devedir.
Cemal Külünkoğlu = (32-33) Şüphesiz o (cehennem), tomruk/saray gibi kocaman kıvılcımlar saçar. Sanki o kıvılcımın her biri sarı renkte birer halattır.
Diyanet İşleri (eski) = (32-33) O gölgenin saçtığı her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir, konak gibi de büyüktür.
Diyanet Vakfi = Her bir kıvılcım, sanki birer sarı deve gibidir.
Edip Yüksel = (Rengi de) Sarı deve gibi.
Elmalılı Hamdi Yazır = Sanki sarı sarı hopalar gibi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Sanki sarı hopalar (erkek develer) gibi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Sanki o kıvılcımlar, sarı sarı (erkek deve sürüleridir).
Gültekin Onan = Her biri, sanki sapsarı erkek deve sürüleri gibidir.
Harun Yıldırım = Her biri, sanki sapsarı erkek deve sürüleri gibidir.
Hasan Basri Çantay = Herbiri sanki sarı sarı erkek develerdir.
Hayrat Neşriyat = Sanki o (sıçrayan kıvılcımlar, peşpeşe gelen) sarı develer gibidir.
İbni Kesir = Ve her biri sanki birer sarı erkek devedir.
Kadri Çelik = (Kıvılcımlarının) Her biri, sanki sapsarı erkek deve sürüleri gibidir.
Muhammed Esed = kızgın dev halatlar gibi!
Mustafa İslamoğlu = sanki akkordan halatlar gibi...
Ömer Nasuhi Bilmen = (32-33) Şüphe yok ki, o köşk gibi kıvılcımlar atar. Sanki o birer sarı erkek develerdir.
Ömer Öngüt = Sanki o kıvılcımlar sarı sarı develer gibidir.
Şaban Piriş = Sanki o sarı halatlar gibidir.
Sadık Türkmen = Her biri, sanki kızgın sarı madenden oluşmuş, dev gemi halatları gibidir!
Seyyid Kutub = Her biri birer sarı deve gibi kıvılcımlar,
Suat Yıldırım = O kıvılcımlardan her biri, sanki birer deve yavrusudur!
Süleyman Ateş = (Saçtığı) kıvılcım, sanki sarı bir halattır.
Tefhim-ul Kuran = Her biri, sanki sapsarı erkek deve sürüleri gibidir.
Ümit Şimşek = O kıvılcımlar sanki sarı deve sürüsüdür.
Yaşar Nuri Öztürk = O kıvılcım sanki sarımtırak bir halat/bir deve kervanı/bakırdan bir ip gibidir.
İskender Ali Mihr = Sanki o (kıvılcımlar), sarı erkek develer gibidir.
İlyas Yorulmaz = Sanki o kıvılcımlar sarı erkek develer gibi.
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
Mürselât / 34 -
Veylun yevme izin lil mukezzibîn(mukezzibîne).
Diyanet İşleri = O gün vay yalanlayanların hâline!
Abdulbaki Gölpınarlı = Vay hallerine o gün yalanlayanların.
Abdullah Parlıyan = O gün hakkı yalanlayanların vay haline!
Adem Uğur = O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
Ahmed Hulusi = O süreçte yalanlayanların vay hâline!
Ahmet Tekin = O gün, Kur’ân’ı, peygamberleri ve hesap gününü yalanlayanların vay haline.
Ahmet Varol = O gün, yalanlayanların vay haline!
Ali Bulaç = O gün, yalanlayanların vay haline.
Ali Fikri Yavuz = (Bu hali) yalan sayanların, o gün vay haline!...
Ali Ünal = Yalanlayanların o gün vay haline!
Bayraktar Bayraklı = O gün, Allah'ın uyarısını yalanlayanların vay haline!
Bekir Sadak = Yalanlamis olanlarin o gun vay haline!
Celal Yıldırım = (Hakk'ı) yalanlıyanların o gün vay hâline!.
Cemal Külünkoğlu = (Bu durumu) yalan sayanların, o gün vay haline!
Diyanet İşleri (eski) = Yalanlamış olanların o gün vay haline!
Diyanet Vakfi = O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
Edip Yüksel = Yalanlayanların vay haline o gün!
Elmalılı Hamdi Yazır = Vay haline o gün yalan diyenlerin
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O gün yalan diyenlerin vay haline!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = O gün yalanlayanların vay haline!
Gültekin Onan = O gün, yalanlayanların vay haline.
Harun Yıldırım = O gün yalanlayanlara veyl olsun!
Hasan Basri Çantay = Yalan sayanların vay o gün haaline!
Hayrat Neşriyat = Yalanlayanların o gün vay hâline!
İbni Kesir = Vay haline o gün, yalanlayanların.
Kadri Çelik = O gün yalanlamakta olanların vay haline!
Muhammed Esed = O Gün vay haline hakikati yalanlayanların,
Mustafa İslamoğlu = O gün vay haline (bu) hakikati yalanlayanların!
Ömer Nasuhi Bilmen = (34-35) O gün vay haline yalanlayanların. Bu bir gündür ki, konuşamazlar.
Ömer Öngüt = O gün, (hakikatları) yalanlayanların vay haline!
Şaban Piriş = Vay haline o gün, yalanlayanların!
Sadık Türkmen = O gün yalanlayanların vay haline!
Seyyid Kutub = O gün inkarcıların vay haline!
Suat Yıldırım = Hakkı yalan sayanların o gün vay hallerine!
Süleyman Ateş = Yalanlayanların vay haline o gün!
Tefhim-ul Kuran = O gün, yalanlamakta olanların vay haline.
Ümit Şimşek = Yazıklar olsun o gün yalanlayanlara!
Yaşar Nuri Öztürk = Vay haline o gün, yalanlayanların!
İskender Ali Mihr = İzin günü yalanlayanların vay haline.
İlyas Yorulmaz = Yazıklar olsun o gün, yalanlayanlara.
هَذَا يَوْمُ لَا يَنطِقُونَ
Mürselât / 35 -
Hâzâ yevmu lâ yentıkûn(yentıkûne).
Diyanet İşleri = Bu, konuşamayacakları gündür.
Abdulbaki Gölpınarlı = Bu, bir gündür ki söz söyleyemezler.
Abdullah Parlıyan = Bu bir gündür ki, hiç kimse söz söyleyemez.
Adem Uğur = Bu, (kâfirlerin) konuşamayacağı bir gündür.
Ahmed Hulusi = Bu, konuşamayacakları gündür.
Ahmet Tekin = Bugün, kâfirlerin mantıklı bir cevap vermek için konuşacak söz bulamayacakları bir gündür.
Ahmet Varol = Bu, onların konuşamayacakları bir gündür.
Ali Bulaç = Bu, onların konuşamayacakları bir gündür.
Ali Fikri Yavuz = Bugün, dilleri tutulacak gündür, (inkârcıların)...
Ali Ünal = Bugün, onların tek bir kelime bile edemeyecekleri bir gündür;
Bayraktar Bayraklı = Bu, konuşamayacakları gündür.
Bekir Sadak = Bu, onlarin konusamiyacaklari gundur.
Celal Yıldırım = Bu, onların nutkunun tutulacağı gündür.
Cemal Külünkoğlu = Bu, (hakka karşı direnenlerin) konuşamayacakları gündür.
Diyanet İşleri (eski) = Bu, onların konuşamayacakları gündür.
Diyanet Vakfi = Bu, (kâfirlerin) konuşamayacağı bir gündür.
Edip Yüksel = Bu, onların konuşamıyacağı bir gündür.
Elmalılı Hamdi Yazır = Bugün nutukları tutulacağı gündür
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Bugün onların nutukları tutulacağı gündür.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Bugün, konuşamıyacakları gündür.
Gültekin Onan = Bu, onların konuşamayacakları bir gündür.
Harun Yıldırım = Bu, konuşmayacakları bir gündür.
Hasan Basri Çantay = Bu, (hepsinin) dillerinin tutulacağı bir gündür.
Hayrat Neşriyat = Bu, (onların artık) konuşamayacakları bir gündür!
İbni Kesir = Bu; onların konuşamayacakları gündür.
Kadri Çelik = Bu onların konuşamayacakları bir gündür.
Muhammed Esed = hiçbir söz söyle(ye)meyecekleri,
Mustafa İslamoğlu = Bu, ağızlarını açamayacakları bir gündür;
Ömer Nasuhi Bilmen = (34-35) O gün vay haline yalanlayanların. Bu bir gündür ki, konuşamazlar.
Ömer Öngüt = Bu, onların konuşamayacakları gündür.
Şaban Piriş = Bu, onların konuşamayacakları bir gündür.
Sadık Türkmen = Bu konuşamayacakları bir gündür.
Seyyid Kutub = Bugün onların konuşamayacakları bir gündür.
Suat Yıldırım = Bugün, kâfirlerin konuşamayacakları bir gündür.
Süleyman Ateş = Bu, konuşamayacakları gündür.
Tefhim-ul Kuran = Bu, onların konuşamıyacakları bir gündür.
Ümit Şimşek = Bugün dillerinin tutulduğu gündür.
Yaşar Nuri Öztürk = Konuşamayacakları gündür bu!
İskender Ali Mihr = Bu, (yalanlayanların) konuşamayacakları bir gündür.
İlyas Yorulmaz = Bu gün, o mücrimler asla konuşmazlar.
وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ
Mürselât / 36 -
Ve lâ yu’zenu lehum fe ya’tezirûn(ya’tezirûne).
Diyanet İşleri = Onlara izin de verilmez ki, özür dilesinler.
Abdulbaki Gölpınarlı = Onlara izin de verilmez, özür getiremezler.
Abdullah Parlıyan = Özür dilemeleri için izin de verilmez.
Adem Uğur = Onlara izin de verilmez ki (sözde) mazeretlerini beyan etsinler.
Ahmed Hulusi = Onlara izin de verilmez ki mazeret beyan etsinler!
Ahmet Tekin = Mazeretlerini beyan etmeleri için onlara izin bile verilmeyecek bir gündür.
Ahmet Varol = Kendilerine izin de verilmez ki özür bildirsinler.
Ali Bulaç = Ve onlara özür beyan etmeleri için izin verilmez.
Ali Fikri Yavuz = Kendilerine izin verilmez ki, özür dilesinler.
Ali Ünal = Kendilerine izin verilmez ki, özür dilesin, mazeret beyan edebilsinler!
Bayraktar Bayraklı = Özür dilemeleri için izin de verilmez.
Bekir Sadak = Onlara izin de verilmez ki ozur beyan etsinler.
Celal Yıldırım = Kendilerine izin verilmez ki özür beyân etsinler.
Cemal Külünkoğlu = Onlara izin de verilmez ki, özür dilesinler.
Diyanet İşleri (eski) = Onlara izin de verilmez ki özür beyan etsinler.
Diyanet Vakfi = Onlara izin de verilmez ki (sözde) mazeretlerini beyan etsinler.
Edip Yüksel = Ve özür dilemeleri için onlara izin de verilmez.
Elmalılı Hamdi Yazır = İzin de verilmez ki i'tizar ederler
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = İzin de verilmez ki, özür dileyeler!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Kendilerine izin de verilmez ki, özür beyan etsinler.
Gültekin Onan = Ve onlara özür beyan etmeleri için izin verilmez.
Harun Yıldırım = Onlara izin verilmez ki özür bildirsinler.
Hasan Basri Çantay = Onlara izin de verilmeyecek ki özür dilesinler.
Hayrat Neşriyat = Onlara izin de verilmez ki özür dilesinler!
İbni Kesir = Onlara izin de verilmez ki özür dilesinler.
Kadri Çelik = Ve onlara, özür beyan etmeleri için izin de verilmez.
Muhammed Esed = ve özür dilemelerine izin verilmeyeceği o Gün.
Mustafa İslamoğlu = (o gün) onlara özür dilemeleri için dahi verilmez izin.
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve onlar için izin verilmez, itizarda da bulunamazlar.
Ömer Öngüt = Kendilerine izin de verilmez ki mazeretlerini beyan etsinler.
Şaban Piriş = Özür dilemeleri için onlara izin verilmez.
Sadık Türkmen = Onlara özür dilemeleri için izin de verilmez.
Seyyid Kutub = Özür dilemelerine de izin verilmez.
Suat Yıldırım = Kendilerine konuşma izni verilmez ki özür dilesinler.
Süleyman Ateş = Kendilerine izin de verilmez ki özür dilesinler.
Tefhim-ul Kuran = Ve onlara, özür beyan etmeleri için izin de verilmez.
Ümit Şimşek = İzin de verilmez ki özür dilesinler.
Yaşar Nuri Öztürk = İzin verilmez ki onlara özür dilesinler.
İskender Ali Mihr = Ve onlara izin verilmez ki, özür beyan etsinler.
İlyas Yorulmaz = Onlara izin verilmez ki, mazeretlerini ortaya koysunlar.
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
Mürselât / 37 -
Veylun yevme izin lil mukezzibîn(mukezzibîne).
Diyanet İşleri = O gün vay yalanlayanların hâline!
Abdulbaki Gölpınarlı = Vay hallerine o gün yalanlayanların.
Abdullah Parlıyan = O gün hakkı yalanlayanların vay haline!
Adem Uğur = O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
Ahmed Hulusi = O süreci yalanlayanların vay hâline!
Ahmet Tekin = O gün, Kur’ân’ı, peygamberleri ve hesap gününü yalanlayanların vay haline.
Ahmet Varol = O gün, yalanlayanların vay haline!
Ali Bulaç = O gün, yalanlayanların vay haline.
Ali Fikri Yavuz = (Bugünü) inkâr edenlerin, o gün vay haline!...
Ali Ünal = Yalanlayanların o gün vay haline!
Bayraktar Bayraklı = O gün, âhireti yalanlayanların vay haline!
Bekir Sadak = Yalanlamis olanlarin o gun vay haline!
Celal Yıldırım = (Hakk'ı) yalanlıyanların o gün vay hâline!.
Cemal Külünkoğlu = İnkâr edenlerin, o gün vay haline!
Diyanet İşleri (eski) = Yalanlamış olanların o gün vay haline!
Diyanet Vakfi = O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
Edip Yüksel = Yalanlayanların vay haline o gün!
Elmalılı Hamdi Yazır = Vay haline o gün yalan diyenlerin
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O gün yalan diyenlerin vay haline!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = O gün yalanlayanların vay haline!
Gültekin Onan = O gün, yalanlayanların vay haline.
Harun Yıldırım = O gün yalanlayanlara veyl olsun!
Hasan Basri Çantay = (Bu günü) yalan sayanların o gün vay haaline!
Hayrat Neşriyat = Yalanlayanların o gün vay hâline!
İbni Kesir = Vay haline o gün, yalanlayanların.
Kadri Çelik = O gün yalanlamakta olanların vay haline!
Muhammed Esed = O Gün vay haline hakikati yalanlayanların,
Mustafa İslamoğlu = O gün vay haline (bu) hakikati yalanlayanların!
Ömer Nasuhi Bilmen = (37-38) O gün vay haline yalanlayanların. İşte bu, ayırd etme günüdür, sizleri de evvelkileri de toplayıverdik.
Ömer Öngüt = O gün, (hakikatları) yalanlayanların vay haline!
Şaban Piriş = Vay haline o günü yalanlayanların!
Sadık Türkmen = O gün yalanlayanların vay haline!
Seyyid Kutub = O gün inkarcıların vay haline!
Suat Yıldırım = Hakkı yalan sayanların o gün, vay hallerine!
Süleyman Ateş = Yalanlayanların vay haline o gün!
Tefhim-ul Kuran = O gün, yalanlamakta olanların vay haline.
Ümit Şimşek = Yazıklar olsun o gün yalanlayanlara!
Yaşar Nuri Öztürk = Vay haline o gün, yalanlayanların!
İskender Ali Mihr = İzin günü yalanlayanların vay haline.
İlyas Yorulmaz = Yazıklar olsun o gün, gerçekleri yalanlayanlara.
هَذَا يَوْمُ الْفَصْلِ جَمَعْنَاكُمْ وَالْأَوَّلِينَ
Mürselât / 38 -
Hâzâ yevmul fasli, cema’nâkum vel evvelîn(evvelîne).
Diyanet İşleri = Bu, hüküm ve ayırma günüdür. Sizi ve öncekileri bir araya toplamışızdır.
Abdulbaki Gölpınarlı = Budur ayırma günü, sizi de toplarız, öncekileri de.
Abdullah Parlıyan = Bu gün ayrılma ve hüküm verme günüdür. Sizi de, önce gelenleri de topladık.
Adem Uğur = (O zaman şöyle denir:) Bu, ayırım günüdür. Sizi ve sizden öncekileri bir araya getirdik.
Ahmed Hulusi = Bu ayırt etme sürecidir! Sizi ve öncekileri bir araya getirdik.
Ahmet Tekin = 'Bugün, sorumluluk gereği, mükâfata nâil olanla cezaya müstehak olanların muhakeme ile ayırt edileceği gündür. Sizleri ve önceki ümmetleri birlikte topladık.'
Ahmet Varol = İşte bu ayırım günüdür. Sizi ve öncekileri bir araya toplamışızdır.
Ali Bulaç = Bu, hüküm günüdür; sizi ve öncekileri 'bir arada topladık.'
Ali Fikri Yavuz = Bu, (haklı ile haksızın ayırd edileceği) fâsıl günü, sizi ve evvelki ümmetleri topladık.
Ali Ünal = “Bugün, Hüküm ve Ayrışma Günü’dür. İşte, sizi ve sizden önce gelip geçmiş yalanlayıcıları bir araya topladık.
Bayraktar Bayraklı = Bu, sizleri ve öncekileri topladığımız hüküm günüdür.
Bekir Sadak = «Bu, sizleri ve oncekileri topladigimiz hukum gunudur.»
Celal Yıldırım = Bu, sizleri ve öncekileri toplayıp biraraya getirdiğimiz (Hakkı bâtıldan, doğruyu eğriden, gerçeği yalandan) ayırd eden hüküm günüdür.
Cemal Külünkoğlu = Bu, sizi ve önceki ümmetleri topladığımız doğru ile eğrinin, hak ile bâtılın ayrıldığı gündür.
Diyanet İşleri (eski) = 'Bu, sizleri ve öncekileri topladığımız hüküm günüdür.'
Diyanet Vakfi = (O zaman şöyle denir:) Bu, ayırım günüdür. Sizi ve sizden öncekileri bir araya getirdik.
Edip Yüksel = Bu, Karar Günüdür. Sizi ve öncekileri toplamışızdır.
Elmalılı Hamdi Yazır = Bu işte o fasıl günü topladık sizi ve evvelkileri
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = İşte bu o ayırt etme günüdür; topladık sizi ve öncekileri;
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Bu, işte o hüküm günüdür. Sizi ve öncekileri bir araya topladık.
Gültekin Onan = Bu, hüküm günüdür; sizi ve öncekileri 'bir arada topladık'.
Harun Yıldırım = Bu, ayırdetme günüdür. Sizi de öncekileri de toplarız.
Hasan Basri Çantay = Bu, ayırd etme ve hukûm verme günüdür. Sizi de, evvelki (ümmet) leri de (bir arada) toplamışızdır.
Hayrat Neşriyat = (Onlara şöyle denilir:) 'Bu, (hak ile bâtılın) ayırma (hüküm verme) günüdür! Sizi ve (sizden) öncekileri bir araya getirdik.'
İbni Kesir = İşte bu; sizleri ve öncekileri topladığımız hüküm günüdür.
Kadri Çelik = Bu, ayırım günüdür. Sizi ve sizden öncekileri bir araya getirdik.
Muhammed Esed = (onlara şöyle denilecek, doğru ile eğri arasındaki) o Ayrım Günü: "Sizi eski zamanların o (günahkar)ları ile bir araya getirdik;
Mustafa İslamoğlu = İşte bu, Ayrım Günü'dür. (Onlara denilecek ki): "Sizi ve öncekileri bir araya topladık:
Ömer Nasuhi Bilmen = (37-38) O gün vay haline yalanlayanların. İşte bu, ayırd etme günüdür, sizleri de evvelkileri de toplayıverdik.
Ömer Öngüt = İşte hüküm günü budur. Sizi de sizden öncekileri de bir araya toplamışızdır.
Şaban Piriş = Bu, hüküm günüdür. Sizi ve evvelkileri bir araya toplarız.
Sadık Türkmen = Sizi ve öncekileri bir araya topladığımız hüküm/ayırma günüdür bu!
Seyyid Kutub = Bugün sizi ve sizden öncekileri biraraya getirdiğimiz bir hüküm günüdür.
Suat Yıldırım = Bu gün karar ve hüküm günüdür. Sizi de, önce gelip geçmiş olanları da bir araya topladık.
Süleyman Ateş = İşte bu, hüküm günüdür. Sizi ve öncekileri bir araya topladık.
Tefhim-ul Kuran = Bu, hüküm günüdür; sizi ve öncekileri 'bir arada topladık.'
Ümit Şimşek = Bugün hüküm günüdür. Sizi ve öncekileri toplamışızdır.
Yaşar Nuri Öztürk = Ayırma günüdür bu! Sizinle öncekileri bir yere topladık.
İskender Ali Mihr = Bu ayrılma günüdür. Sizi ve evvelkileri biraraya topladık.
İlyas Yorulmaz = Bu, sizi ve sizden öncekileri topladığımız, doğrularla yanlışların ayırt edildiği gündür.
فَإِن كَانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَكِيدُونِ
Mürselât / 39 -
Fe in kâne lekum keydun fe kîdûni.
Diyanet İşleri = Eğer bir tuzağınız varsa, haydi bana tuzak kurun!
Abdulbaki Gölpınarlı = Artık bir düzeniniz varsa düzüp koşun.
Abdullah Parlıyan = Eğer kurtulmak için yapacağınız bir hileniz varsa, gösterin bana hilenizi.
Adem Uğur = (Azaptan kurtulmanız için) bir hileniz varsa, gösterin bana hilenizi!
Ahmed Hulusi = Eğer bir hileniz varsa, hadi bana bir hile yapın!
Ahmet Tekin = 'Sizin azaptan kurtulmak için hileniz, planınız varsa, bana karşı planlarınızı uygulayın.'
Ahmet Varol = Eğer bir hileniz varsa haydi bana hile yapın.
Ali Bulaç = Şayet kurabileceğiniz hileli bir düzeniniz varsa, durmaksızın bana karşı kurun.
Ali Fikri Yavuz = Eğer (azabı kaldıracak) bir hileniz varsa, haydi bana hile yapın bakalım!
Ali Ünal = “(Cezamdan kurtulmak için) varsa bir düzeniniz, bir hileniz, hiç durmayın, hemen uygulayın onu Bana karşı!”
Bayraktar Bayraklı = Eğer bir tuzağınız varsa, bana kurunuz.
Bekir Sadak = «Eger bir duzeniniz varsa Bana kurun.»
Celal Yıldırım = O halde eğer bir hile ve düzeniniz varsa, o hileyi hemen bana karşı uygulayın !.
Cemal Külünkoğlu = Eğer (azabı kaldıracak) bir hileniz varsa, haydi bana hile yapın bakalım!
Diyanet İşleri (eski) = 'Eğer bir düzeniniz varsa Bana kurun.'
Diyanet Vakfi = (Azaptan kurtulmanız için) bir hileniz varsa, gösterin bana hilenizi!
Edip Yüksel = Bir planınız varsa bana karşı onu uygulayın!
Elmalılı Hamdi Yazır = Varsa bir fenniniz atlatın beni
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Bir fenniniz (çareniz) varsa beni atlatın!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Bir hileniz varsa beni atlatın.
Gültekin Onan = Şayet kurabileceğiniz hileli bir düzeniniz varsa, durmaksızın bana karşı kurun.
Harun Yıldırım = Eğer bir hileniz varsa hemen bana bu hileyi yapın!
Hasan Basri Çantay = Eğer bir hıyleniz varsa hemen bu hileyi bana yapın!
Hayrat Neşriyat = 'Artık (azabdan kurtulmak için) bir tuzağınız varsa, haydi bana tuzak kurun!'
İbni Kesir = Eğer Bana karşı bir düzeniniz varsa; onu hemen kurun.
Kadri Çelik = Şayet kurabileceğiniz hileli bir düzeniniz varsa, durmaksızın bana karşı kurun.
Muhammed Esed = ve eğer bir bahaneniz (olduğunu sanıyorsanız), haydi (onu kullanıp) Beni atlatmaya çalışın!"
Mustafa İslamoğlu = Haydi, eğer elinizde bir kurtuluş planı varsa hemen onu uygulayın!"
Ömer Nasuhi Bilmen = (39-40) Artık sizin için bir hile var ise hemen bana hilede bulunun. O gün vay haline yalanlayanların.
Ömer Öngüt = (Kurtulmanız için) bir hileniz varsa, gösterin bana hilenizi!
Şaban Piriş = -Eğer bana karşı bir tuzağınız varsa, onu hemen kurun!
Sadık Türkmen = Eğer bir tuzağınız varsa haydi hemen Bana bir tuzak kurun!
Seyyid Kutub = Eğer bana karşı oynayacağınız bir oyununuz varsa haydi, oynayın bakalım.
Suat Yıldırım = İşte hepiniz bir aradasınız. Kurtulmak için, bir düzeniniz, bir hileniz varsa, hiç durmayın, derhal uygulayın!
Süleyman Ateş = Eğer (kurtulmak için yapacağınız) bir hileniz varsa bana hile yapın (da beni atlatın).
Tefhim-ul Kuran = Şayet kurabileceğiniz hileli bir düzeniniz varsa, durmaksızın bana karşı kurun.
Ümit Şimşek = Bir hileniz varsa, haydi, yapın Bana hilenizi!
Yaşar Nuri Öztürk = Eğer bir hileniz/bir tuzağınız varsa, hadi hile yapıp tuzak kurun bana!
İskender Ali Mihr = Haydi eğer sizin bir tuzağınız varsa hemen Bana karşı tuzak kurun.
İlyas Yorulmaz = Eğer sizin bir planınız varsa, o planı bana uygulayın.
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
Mürselât / 40 -
Veylun yevme izin lil mukezzibîn(mukezzibîne).
Diyanet İşleri = O gün vay yalanlayanların hâline!
Abdulbaki Gölpınarlı = Vay hallerine o gün yalanlayanların.
Abdullah Parlıyan = O gün hakkı yalanlayanların vay haline!
Adem Uğur = O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
Ahmed Hulusi = O süreçte yalanlayanların vay hâline!
Ahmet Tekin = O gün, Kur’ân’ı, peygamberleri ve hesap gününü yalanlayanların vay haline.
Ahmet Varol = O gün, yalanlayanların vay haline!
Ali Bulaç = O gün, yalanlayanların vay haline.
Ali Fikri Yavuz = (Öldükten sonra dirilmeyi) inkâr edenlerin o gün vay haline!...
Ali Ünal = Yalanlayanların o gün vay haline!
Bayraktar Bayraklı = O gün, hüküm gününü yalanlayanların vay haline!
Bekir Sadak = Yalanlamis olanlarin o gun vay haline!.*
Celal Yıldırım = (Hakk'ı) yalanlıyanların o gün vay hâline !
Cemal Külünkoğlu = (Öldükten sonra dirilmeyi) inkâr edenlerin o gün vay haline!
Diyanet İşleri (eski) = Yalanlamış olanların o gün vay haline!.
Diyanet Vakfi = O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
Edip Yüksel = Yalanlayanların vay haline o gün!
Elmalılı Hamdi Yazır = Vay haline o gün yalan diyenlerin
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O gün yalan diyenlerin vay haline!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = O gün yalanlayanların vay haline!
Gültekin Onan = O gün, yalanlayanların vay haline.
Harun Yıldırım = O gün yalanlayanlara veyl olsun!
Hasan Basri Çantay = (Ba'si) yalan sayanların o gün vay haaline!
Hayrat Neşriyat = Yalanlayanların o gün vay hâline!
İbni Kesir = Vay haline o gün, yalanlayanların.
Kadri Çelik = O gün yalanlamakta olanların vay haline!
Muhammed Esed = O Gün vay haline hakikati yalanlayanların!
Mustafa İslamoğlu = O gün vay haline (bu) hakikati yalanlayanların!
Ömer Nasuhi Bilmen = (39-40) Artık sizin için bir hile var ise hemen bana hilede bulunun. O gün vay haline yalanlayanların.
Ömer Öngüt = O gün, (hakikatları) yalanlayanların vay haline!
Şaban Piriş = Vay o gün yalanlayanların haline!
Sadık Türkmen = O gün yalanlayanların vay haline!
Seyyid Kutub = O gün inkarcıların vay haline!
Suat Yıldırım = Hakkı yalan sayanların o gün, vay hallerine!
Süleyman Ateş = Yalanlayanların vay haline o gün!
Tefhim-ul Kuran = O gün, yalanlamakta olanların vay haline.
Ümit Şimşek = Yazıklar olsun o gün yalanlayanlara!
Yaşar Nuri Öztürk = Vay haline o gün, yalanlayanların!
İskender Ali Mihr = İzin günü yalanlayanların vay haline.
İlyas Yorulmaz = Yazıklar olsun o gün, doğruları yalanlayanlara.
إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي ظِلَالٍ وَعُيُونٍ
Mürselât / 41 -
İnnel muttakîne fî zılâlin ve uyûn(uyûnin).
Diyanet İşleri = Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, gölgeler içinde ve pınar başlarındadırlar.
Abdulbaki Gölpınarlı = Şüphe yok ki çekinenler, gölgeliklerdedir ve pınar başlarında,
Abdullah Parlıyan = Yollarını Allah'ın kitabıyla bulanlar, gölgeliklerde ve pınar başlarındadırlar.
Adem Uğur = Şüphesiz (o gün) takvâ sahipleri, gölgeliklerde ve pınar başlarında,
Ahmed Hulusi = Muhakkak ki müttekîler (korunmuşlar), gölgelerin ve kaynakların içindedirler.
Ahmet Tekin = Allah’a sığınıp, emirlerine yapışarak günahlardan arınıp, azaptan korunanlar, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan mü’minler gölgeliklerde, akarsu kıyılarında ve pınar başlarındadır.
Ahmet Varol = Şüphesiz takva sahipleri gölgelerde ve pınar başlarındadırlar.
Ali Bulaç = Şüphesiz muttaki olanlar, gölgeliklerde ve pınar başlarındadır;
Ali Fikri Yavuz = Doğrusu takva sahibleri, gölgelerle kaynaklarda;
Ali Ünal = Allah’a gönülden saygı duyan ve O’na karşı gelmekten sakınanlar ise gölgeliklerde, pınar başlarındadırlar.
Bayraktar Bayraklı = (41-42) Şüphesiz o gün, takvâ sahipleri, gölgelerde ve pınar başlarında, canlarının çektiğinden çeşit çeşit meyveler arasında olacaklardır.
Bekir Sadak = Allah'a karsi gelmekten sakinmis olanlar, elbette golgeliklerde ve pinar baslarindadirlar.
Celal Yıldırım = Şüphesiz ki muttakîler (Allah'tan saygı ile korkup hile, yalan ve düzenbazlıktan sakınanlar) gölgelikte pınarlar başında, canlarının çektiği meyveler arasındadırlar.
Cemal Külünkoğlu = (41-42) Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayanlar, (serin) gölgeler altında ve pınarlar arasında hem de canlarının istediği meyveler içindedirler.
Diyanet İşleri (eski) = Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar, elbette gölgeliklerde ve pınar başlarındadırlar.
Diyanet Vakfi = (41-42) Şüphesiz (o gün) takvâ sahipleri, gölgeliklerde ve pınar başlarında, canlarının çektiğinden çeşit çeşit meyveler arasında olacaklardır.
Edip Yüksel = Erdemliler gölgeliklerde ve pınarlar arasında...
Elmalılı Hamdi Yazır = Şübhesiz ki (korunan) müttakîler gölgelerde, kaynaklarda
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Şüphesiz ki takva sahipleri gölgeliklerde pınar başlarında
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Kuşkusuz takva sahipleri gölgeler altında ve pınar başlarındadır.
Gültekin Onan = Şüphesiz muttaki olanlar, gölgeliklerde ve pınar başlarındadır.
Harun Yıldırım = Şüphesiz muttakiler, gölgelerde ve pınar başlarındadır.
Hasan Basri Çantay = (41-42) Hakıykat, takva saahibleri gölgeler, pınarlar ve canları ne isterse onlardan bir çok meyveler içindedirler.
Hayrat Neşriyat = (41-42) Şübhesiz ki takvâ sâhibleri (ise, o gün) gölgelerde ve pınar başlarında, canlarının çekmekte olduğu meyveler arasındadırlar.
İbni Kesir = Muhakkak ki muttakiler, gölgeliklerde ve pınarlardadırlar.
Kadri Çelik = Şüphesiz takva sahipleri olanlar, gölgeliklerde ve pınar başlarındadırlar.
Muhammed Esed = (Ama,) Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşıyanlar, (serin) gölgeler altında ve pınarlar arasında oturacaklar,
Mustafa İslamoğlu = Şüphe yok ki muttakiler (huzur veren) gölgeler altında ve (ebedi saadetin) kaynağında bulunacaklar;
Ömer Nasuhi Bilmen = Şüphe yok ki, muttakîler ise gölgelerde ve çeşmelerdedirler.
Ömer Öngüt = Muttakiler ise gölgeler altında ve pınar başlarındadırlar.
Şaban Piriş = Allah’tan sakınanlar ise gölgeler ve pınar başlarındadır.
Sadık Türkmen = Şüphesiz kötülüklerden sakınanlar gölgeliklerde ve pınar başlarındadırlar.
Seyyid Kutub = Kötülüklerden sakınanlara gelince anlar ağaç gölgeleri altında ve pınar başlarındadırlar.
Suat Yıldırım = Allah’a karşı gelmekten sakınanlar ise o gün gölgeliklerde, pınar başlarındadırlar.
Süleyman Ateş = Korunanlar ise gölgeler altında, çeşme başındadırlar.
Tefhim-ul Kuran = Şüphesiz muttaki olanlar, gölgeliklerde ve pınar başlarındadırlar;
Ümit Şimşek = Takvâ sahipleri ise gölgelerde, pınar başlarındadır.
Yaşar Nuri Öztürk = Takvaya sarılanlar gölgeler altında, su kaynaklarındadır.
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki takva sahipleri gölgelerde ve pınarbaşlarındadır.
İlyas Yorulmaz = Allah dan korunanlar ise, gölgelerin içinde ve pınarların başlarındadır.
وَفَوَاكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ
Mürselât / 42 -
Ve fevâkihe mimmâ yeştehûn(yeştehûne).
Diyanet İşleri = Canlarının çektiği meyveler içerisindedirler.
Abdulbaki Gölpınarlı = arzuladıkları meyveleri bulurlar.
Abdullah Parlıyan = Arzu ettikleri her meyveden tadacaklar.
Adem Uğur = Canlarının çektiği çeşit çeşit meyveler arasındadırlar.
Ahmed Hulusi = Canlarının çektiklerinden meyvelerle!
Ahmet Tekin = Canlarının çektiği bütün meyvalar vardır.
Ahmet Varol = Ve canlarının çektiği meyveler (arasındadırlar).
Ali Bulaç = Ve canlarının çekip arzu ettiği meyveler (arasındadırlar).
Ali Fikri Yavuz = Ve canlarının çektiği meyvalar...
Ali Ünal = Arzu ettikleri meyvelerin arasında.
Bayraktar Bayraklı = (41-42) Şüphesiz o gün, takvâ sahipleri, gölgelerde ve pınar başlarında, canlarının çektiğinden çeşit çeşit meyveler arasında olacaklardır.
Bekir Sadak = Canlarinin istedigi meyveler arasindadirlar.
Celal Yıldırım = Yapageldiğiniz (güzel, yararlı) amellere karşılık afiyetle, gönül huzuruyla yeyiniz, içiniz.
Cemal Külünkoğlu = (41-42) Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayanlar, (serin) gölgeler altında ve pınarlar arasında hem de canlarının istediği meyveler içindedirler.
Diyanet İşleri (eski) = Canlarının istediği meyveler arasındadırlar.
Diyanet Vakfi = (41-42) Şüphesiz (o gün) takvâ sahipleri, gölgeliklerde ve pınar başlarında, canlarının çektiğinden çeşit çeşit meyveler arasında olacaklardır.
Edip Yüksel = Ve canlarının çektiği meyvalar...
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve canlarının istediğinden meyveler içindedirler
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = ve canlarının istediğinden meyveler içindedirler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Canlarının çektiğinden türlü meyveler arasındadırlar.
Gültekin Onan = Ve canlarının çekip arzu ettiği meyveler (arasındadırlar).
Harun Yıldırım = Ve canlarının çektiği meyveler.
Hasan Basri Çantay = (41-42) Hakıykat, takva saahibleri gölgeler, pınarlar ve canları ne isterse onlardan bir çok meyveler içindedirler.
Hayrat Neşriyat = (41-42) Şübhesiz ki takvâ sâhibleri (ise, o gün) gölgelerde ve pınar başlarında, canlarının çekmekte olduğu meyveler arasındadırlar.
İbni Kesir = Ve canlarının istediğinden meyveler.
Kadri Çelik = Canlarının çekip arzu ettiği meyveler (arasındadırlar).
Muhammed Esed = ve canlarının istediği her meyve(den tadacaklar);
Mustafa İslamoğlu = ve canlarının istediği her şey, onları neşe ve zevke gark edecek;
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve canlarının istediğinden meyveler (içindedirler).
Ömer Öngüt = Canlarının çektiği meyveler arasındadırlar.
Şaban Piriş = Arzu ettikleri meyveler..
Sadık Türkmen = Gönüllerinin/canlarının çektiği meyveler arasındadırlar.
Seyyid Kutub = Canlarının çektiği meyvalarla başbaşadırlar.
Suat Yıldırım = Arzu ettikleri her türlü meyveyi bulurlar.
Süleyman Ateş = Gönüllerinin çektiği meyvalar içindedirler.
Tefhim-ul Kuran = Ve canlarının çekip arzu ettiği meyveler (arasındadırlar).
Ümit Şimşek = Canlarının çektiği meyveler arasındadır.
Yaşar Nuri Öztürk = Canlarının çektiği meyvelerle yanyanadırlar.
İskender Ali Mihr = Ve canlarının çektiği (iştah duydukları) meyveler vardır.
İlyas Yorulmaz = Orada canlarının çektiği her türlü meyveler var.
كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنِيئًا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Mürselât / 43 -
Kulû veşrabû henîen bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Diyanet İşleri = “Yapmakta olduğunuz şeylere karşılık afiyetle yiyin için.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Yiyin ve için, âfiyetler olsun yaptıklarınıza karşılık.
Abdullah Parlıyan = Ve onlara: “Hayatta iken yaptıklarınızın karşılığı olarak afiyetle yiyin için” denilecek.
Adem Uğur = (Kendilerine:) "İşlediklerinizin karşılığı olarak şimdi âfiyetle yeyin için" (denir).
Ahmed Hulusi = "Yaptığınız çalışmalardan dolayı afiyetle yeyin ve için!"
Ahmet Tekin = 'Yeyin, için, işlediğiniz devamlı, bilinçli amellere karşılık afiyet olsun.'
Ahmet Varol = 'Yapmakta olduklarınıza karşılık afiyetle yiyin ve için.'
Ali Bulaç = Yaptıklarınıza karşılık olmak üzere, afiyetle yiyin ve için.
Ali Fikri Yavuz = (Bu cennetliklere şöyle denilir): İşlediğiniz amellere karşılık, âfiyetle yeyin, için...
Ali Ünal = “Dünyada işlediklerinizden dolayı afiyetle yiyin için!”
Bayraktar Bayraklı = (43-44) Kendilerine, “Yaptıklarınızın karşılığı olarak şimdi âfiyetle yiyiniz, içiniz” denilecektir. İşte biz, güzel amel yapanları böyle ödüllendiririz.
Bekir Sadak = Onlara denir ki: «Islediklerinize karsilik afiyetle yiyiniz, iciniz.
Celal Yıldırım = (43-44) Hakikat biz, iyiliği, yararlı işlerde bulunmayı huy edinenleri böyle mükâfatlandırırız..
Cemal Külünkoğlu = (43-44) (Onlara şöyle denir:) “Yaptıklarınıza karşılık olmak üzere afiyetle yiyin için.” Şüphesiz biz iyilik yapanları işte böyle mükâfatlandırırız.
Diyanet İşleri (eski) = Onlara denir ki: 'İşlediklerinize karşılık afiyetle yiyiniz, içiniz.'
Diyanet Vakfi = (Kendilerine:) «İşlediklerinizin karşılığı olarak şimdi âfiyetle yeyin için» (denir).
Edip Yüksel = Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yiyip için.
Elmalılı Hamdi Yazır = Yeyin, için âfiyet olsun işlediğiniz amellere mukabil
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Yaptığınız işlere karşılık yiyin, için; afiyet olsun!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (Onlara): «Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yiyin, için» (denir).
Gültekin Onan = Yaptıklarınıza karşılık olmak üzere, afiyetle yiyin ve için.
Harun Yıldırım = Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yiyin, için.
Hasan Basri Çantay = (Şöyle denilir): «İşlemiş olduğunuz (iyi) amel (ve hareketlere mukaabil afiyetle yeyin, için».
Hayrat Neşriyat = (Onlara şöyle denilir:) 'İşleyegeldiğiniz (sâlih) ameller sebebiyle (bir mükâfât olarak), âfiyetle yiyin, için!'
İbni Kesir = İşlediklerinize karşılık afiyetle yeyin, için.
Kadri Çelik = Yapmakta olduklarınıza karşılık olmak üzere afiyetle yiyin ve için.
Muhammed Esed = (ve onlara:) "(Hayatta iken) yaptıklarınızın karşılığı olarak afiyetle yiyip için!" denilecek.
Mustafa İslamoğlu = (onlara) "Yaptıklarınıza karşılık olarak yiyin, için, afiyet olsun!" (deriz).
Ömer Nasuhi Bilmen = Yeyiniz ve içiniz, afiyet olsun yapar olduğunuz şey sebebiyle.
Ömer Öngüt = Yaptıklarınıza karşılık olarak afiyetle yiyin için!
Şaban Piriş = -Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yiyin, için.
Sadık Türkmen = (kendilerine): “yaptıklarınızın karşılığı olarak afiyetle yiyin ve için” (denir).
Seyyid Kutub = Yapmış olduğunuz iyiliklerin karşılığı olarak şimdi afiyetle yiyiniz ve içiniz.
Suat Yıldırım = Dünyada yaptıklarınızdan ötürü âfiyetle yiyin, için!
Süleyman Ateş = "Yaptıklarınıza karşılık âfiyetle yeyin, için!"
Tefhim-ul Kuran = Yapmakta olduklarınıza karşılık olmak üzere, afiyetle yiyin ve için.
Ümit Şimşek = Âfiyetle yiyin, yaptıklarınıza karşılık.
Yaşar Nuri Öztürk = "Yapıp ürettiklerinize karşılık olarak afiyetle yiyip için."
İskender Ali Mihr = Yaptıklarınız sebebiyle afiyetle yeyin ve için.
İlyas Yorulmaz = Yaptıklarınızın karşılığı olarak, hesapsız olarak yiyin için.
إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنينَ
Mürselât / 44 -
İnnâ kezâlike neczîl muhsinîn(muhsinîne).
Diyanet İşleri = Şüphesiz biz iyilik yapanları işte böyle mükâfatlandırırız.
Abdulbaki Gölpınarlı = Şüphe yok ki böyle mükâfatlandırırız iyilik edenleri.
Abdullah Parlıyan = İyilik yapanları biz işte böyle ödüllendiririz.
Adem Uğur = İşte, biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.
Ahmed Hulusi = Doğrusu biz muhsinleri (müşahedelerinde Hak'tan gayrı bulunmayanları) böylece cezalandırırız!
Ahmet Tekin = İşte biz, iyiliği, iyi niyetleri, dinin, ahlâkın ve kamu vicdanının emirlerini, devamlı davranışlarına, ilişkilerine, görevlerine, hayatlarına yansıtan, samimiyetle ibadet eden, aktif olarak iyiliğe, iyi uygulamaya, iyileştirmeye örnek olan, işlerinde mükemmellik, dürüstlük ve başarı için dikkat harcayan, hayırlı icraatlar, kalıcı hizmetler yapan müslüman idareciler, askerî erkân ve müslümanları böyle mükâfatlandırırız.
Ahmet Varol = İşte biz iyilik edenleri böyle mükâfatlandırırız.
Ali Bulaç = Elbette biz, 'iyi ve güzel' davrananları işte böyle ödüllendiririz.
Ali Fikri Yavuz = İşte biz, güzel amel işliyenleri böyle mükâfatlandırırız.
Ali Ünal = Biz, Allah’ın kendilerini gördüğünün şuuru içinde iyiliğe kilitlenmiş olanları işte böyle mükâfatlandırırız.
Bayraktar Bayraklı = (43-44) Kendilerine, “Yaptıklarınızın karşılığı olarak şimdi âfiyetle yiyiniz, içiniz” denilecektir. İşte biz, güzel amel yapanları böyle ödüllendiririz.
Bekir Sadak = Biz, iyi davarananlara iste boyle karsilik veririz.
Celal Yıldırım = (43-44) Hakikat biz, iyiliği, yararlı işlerde bulunmayı huy edinenleri böyle mükâfatlandırırız..
Cemal Külünkoğlu = (43-44) (Onlara şöyle denir:) “Yaptıklarınıza karşılık olmak üzere afiyetle yiyin için.” Şüphesiz biz iyilik yapanları işte böyle mükâfatlandırırız.
Diyanet İşleri (eski) = Biz, iyi davrananlara işte böyle karşılık veririz.
Diyanet Vakfi = İşte, biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.
Edip Yüksel = İyi davrananları işte böyle ödüllendiririz.
Elmalılı Hamdi Yazır = İşte biz muhsinleri böyle karşılarız
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = İşte Biz güzellik yapanları böyle karşılarız!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = İşte biz güzel amel işleyenleri böyle mükafatlandırırız.
Gültekin Onan = Elbette biz, 'iyi ve güzel' davrananları işte böyle ödüllendiririz.
Harun Yıldırım = Çünkü biz, ihsan edicileri böyle mükafatlandırırız.
Hasan Basri Çantay = «Şübhe yok ki biz iyi hareket edenleri böyle mükâfatlandırırız».
Hayrat Neşriyat = İşte biz, iyilik edenleri böyle mükâfâtlandırırız.
İbni Kesir = Şüphesiz ki Biz; ihsan edenleri böyle mükafatlandırırız.
Kadri Çelik = Elbette biz, iyi ve güzel davrananları işte böyle ödüllendirmekteyiz.
Muhammed Esed = İyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz;
Mustafa İslamoğlu = Elbet Biz iyileri işte böyle ödüllendiririz!"
Ömer Nasuhi Bilmen = Şüphe yok ki, Biz muhsin olanları işte böyle mükâfaatlandırırız.
Ömer Öngüt = İşte biz muhsinleri (iyilik yapanları) böyle mükâfatlandırırız.
Şaban Piriş = Biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz.
Sadık Türkmen = Biz iyilik edenleri işte böyle mükâfatlandırırız.
Seyyid Kutub = Biz iyilik yapanları, İşte böyle ödüllendiririz.
Suat Yıldırım = Biz iyi hareket edenleri işte böyle ödüllendiririz.
Süleyman Ateş = "Biz, güzel davrananları böyle mükâfâtlandırırız."
Tefhim-ul Kuran = Elbette biz, 'iyi ve güzel' davrananları işte böyle ödüllendirmekteyiz.
Ümit Şimşek = İyilik yapanları Biz böyle ödüllendiririz.
Yaşar Nuri Öztürk = İşte böyle ödüllendiririz biz, güzellikler sergileyenleri!
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki Biz, muhsinleri işte böyle mükâfatlandırırız.
İlyas Yorulmaz = İşte biz iyi davrananları böyle mükafaatlandırırız.
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
Mürselât / 45 -
Veylun yevme izin lil mukezzibîn(mukezzibîne).
Diyanet İşleri = O gün vay yalanlayanların hâline!
Abdulbaki Gölpınarlı = Vay hallerine o gün yalanlayanların.
Abdullah Parlıyan = O gün hakkı yalanlayanların vay haline!
Adem Uğur = O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
Ahmed Hulusi = O süreçte yalanlayanların vay hâline!
Ahmet Tekin = O gün, Kur’ân’ı, peygamberleri ve hesap gününü yalanlayanların vay haline!
Ahmet Varol = O gün, yalanlayanların vay haline!
Ali Bulaç = O gün, yalanlayanların vay haline.
Ali Fikri Yavuz = (Cenneti) inkâr edenlerin, o gün vay haline!...
Ali Ünal = Yalanlayanların o gün vay haline!
Bayraktar Bayraklı = O gün, âhiretteki ödülü yalanlayanların vay haline!
Bekir Sadak = O gun yalanlamis olanlarin vay haline
Celal Yıldırım = (Hakk'ı) yalanlıyanların o gün vay hâline !.
Cemal Külünkoğlu = (Cenneti) inkâr edenlerin, o gün vay haline!
Diyanet İşleri (eski) = O gün yalanlamış olanların vay haline
Diyanet Vakfi = O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
Edip Yüksel = Yalanlayanların vay haline o gün!
Elmalılı Hamdi Yazır = Vay haline o gün yalan diyenlerin
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O gün yalan diyenlerin vay haline!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = O gün yalanlayanların vay haline!
Gültekin Onan = O gün, yalanlayanların vay haline.
Harun Yıldırım = O gün yalanlayanlara veyl olsun!
Hasan Basri Çantay = (Cenneti) yalan sayanların o gün vay haline!
Hayrat Neşriyat = Yalanlayanların o gün vay hâline!
İbni Kesir = Vay haline o gün, yalanlayanların.
Kadri Çelik = O gün yalanlamakta olanların vay haline!
Muhammed Esed = (ama) o Gün vay haline hakikati yalanlayanların!
Mustafa İslamoğlu = Ne ki o gün vay haline (bu) hakikati yalanlayanların!
Ömer Nasuhi Bilmen = (45-47) O gün vay haline yalanlayanların. Yeyiniz ve menfaatleniniz biraz, muhakkak ki, siz günahkârlarsınız. O gün vay haline yalanlayanların.
Ömer Öngüt = O gün, (hakikatları) yalanlayanların vay haline!
Şaban Piriş = Yalanlayanların o gün vay haline!
Sadık Türkmen = O gün yalanlayanların vay haline!
Seyyid Kutub = O gün inkarcıların vay haline!
Suat Yıldırım = Hakkı yalan sayanların o gün, vay hallerine!
Süleyman Ateş = Yalanlayanların vay haline o gün!
Tefhim-ul Kuran = O gün, yalanlamakta olanların vay haline.
Ümit Şimşek = Yazıklar olsun o gün yalanlayanlara!
Yaşar Nuri Öztürk = Vay haline o gün, yalanlayanların!
İskender Ali Mihr = İzin günü yalanlayanların vay haline.
İlyas Yorulmaz = Yazıklar olsun o gün, hakkı yalanlayanlara.
كُلُوا وَتَمَتَّعُوا قَلِيلًا إِنَّكُم مُّجْرِمُونَ
Mürselât / 46 -
Kulû ve temetteû kalîlen innekum mucrimûn(mucrimûne).
Diyanet İşleri = Ey inkâr edenler! (Dünyada) yiyin ve birazcık yararlanın! Şüphesiz sizler suçlularsınız.
Abdulbaki Gölpınarlı = Yiyin ve geçinin az bir müddet, şüphe yok ki suçlularsınız siz.
Abdullah Parlıyan = Ey kitabı ve peygamberleri yalan sayıp, inkâr edenler! Yiyiniz, dünyadan faydalanınız, biraz sefa sürün ama siz günahkarlar mutlaka azapla karşılaşacaksınız.
Adem Uğur = (Ey inkârcılar!) Yeyiniz, (dünyadan) faydalanınız biraz! Gerçek şu ki, sizler suçlusunuz!
Ahmed Hulusi = "Yeyin ve azıcık keyif sürün (dünyada). . . Muhakkak ki siz suçlularsınız!"
Ahmet Tekin = 'Yiyin, biraz zevk ü safa sürün. Siz İslâm’a planlı cephe alarak, müslümanlığı, müslüman nesilleri yozlaştırma, yok etme suçu işleyen, güç ve iktidar sahibi âsi, suçlu ve günahkâr kimselersiniz.'
Ahmet Varol = Yiyin ve biraz yararlanın; muhakkak ki siz suçlularsınız.
Ali Bulaç = (Sizler de dünyada) Yiyin ve biraz yararlanın. Çünkü siz, suçlu günahkar kimselersiniz.
Ali Fikri Yavuz = (Ey inkârcılar topluluğu!) yeyin, zevk edin dünyada biraz; çünkü günahkâr müşriklersiniz, (ahirette ateşe gireceksiniz).
Ali Ünal = Siz (yalanlayıcılar), şu pek kısa ömür de yiyin ve zevkedin bakalım! Gerçek şu ki siz, hayatları günah hasadından ibaret suçlularsınız!
Bayraktar Bayraklı = (46-47) Yiyiniz, azıcık sefa sürünüz; siz suçlusunuz. O gün, kıyametin kopacağını yalanlayanların vay haline!
Bekir Sadak = Yiyiniz biraz zevkleniniz bakalim, dogrusu sizler suclularsiniz.
Celal Yıldırım = (Ey Peygamberi ve Kitab'ı inkâr edip yalanlayanlar!) Yeyiniz, az bir süre yararlanıp geçininiz. Çünkü gorçekten sizler suçlu günahkârlarsınız..
Cemal Külünkoğlu = (Ey inkârcılar!) Yiyiniz, (dünyada) az bir süre yararlanıp geçininiz. Gerçekten sizler suçlu günahkârlarsınız.
Diyanet İşleri (eski) = Yiyiniz, biraz zevkleniniz bakalım, doğrusu sizler suçlularsınız.
Diyanet Vakfi = (Ey inkârcılar!) Yeyiniz, (dünyadan) faydalanınız biraz! Gerçek şu ki, sizler suçlusunuz!
Edip Yüksel = Yiyiniz ve geçici olarak eğleniniz; siz suçlularsınız.
Elmalılı Hamdi Yazır = Yeyin, zevk edin biraz, çünkü mücrimlersiniz
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Kısa bir süre yiyin, zevkedin! Çünkü suçlularsınız!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Yiyin, zevklenin biraz, çünkü siz suçlularsınız.
Gültekin Onan = (Sizler de dünyada) Yiyin ve biraz yararlanın. Çünkü siz, suçlu günahkar kimselersiniz.
Harun Yıldırım = Yiyin, az bir süre faydalanın. Çünkü siz suçlu kimselersiniz.
Hasan Basri Çantay = (Ey kâfirler, dünyâda) yeyin, biraz fâidelenin! Şübhesiz ki siz günahkârlarsınız.
Hayrat Neşriyat = (Ey kâfirler! Siz de dünyada) az bir müddet yiyin, faydalanın! Çünki siz günahkârlarsınız.
İbni Kesir = Yeyin ve biraz eğlenin. Doğrusu sizler suçlularsınız.
Kadri Çelik = (Sizler de dünyada) Yiyin ve biraz da geçimlik alıp yararlanın. Çünkü siz, suçlu günahkâr olanlarsınız.
Muhammed Esed = (Doyuncaya) kadar yiyip için ve biraz sefanızı sürün, siz ey günahkarlar!
Mustafa İslamoğlu = Siz de (dünyada) yiyip için ve geçici hazların sefasını sürün (ey yalanlayanlar)! Çünkü siz, günahı hayat tarzı haline getirdiniz.
Ömer Nasuhi Bilmen = (45-47) O gün vay haline yalanlayanların. Yeyiniz ve menfaatleniniz biraz, muhakkak ki, siz günahkârlarsınız. O gün vay haline yalanlayanların.
Ömer Öngüt = Yiyiniz, faydalanınız biraz! Gerçek şu ki sizler suçlusunuz!
Şaban Piriş = -Yiyin ve azıcık faydalanın, nasılsa siz suçlusunuz!
Sadık Türkmen = Yiyin ve biraz yararlanın. Doğrusu siz batağa saplanmış suçlu kişilersiniz.
Seyyid Kutub = Şimdi yiyiniz, azıcık safa sürünüz, sizler suçlusunuz.
Suat Yıldırım = Ey kâfirler! Yiyin, azıcık zevkedin bakalım. Gerçek şu ki siz mücrimsiniz.
Süleyman Ateş = "Yeyin, azıcık sefâ sürün, siz suçlularsınız!"
Tefhim-ul Kuran = (Sizler de dünyada) Yiyin ve biraz da meta alıp yararlanın. Çünkü siz, suçlu günahkar olanlarsınız.
Ümit Şimşek = Şimdilik biraz yiyip nasiplenedurun; çünkü mücrimlersiniz.
Yaşar Nuri Öztürk = Yiyin ve birazcık nimetlenin. Suçlularsınız siz.
İskender Ali Mihr = Yeyin ve biraz da metalanın (faydalanın). Çünkü siz mücrimlersiniz.
İlyas Yorulmaz = (Dünyada) Yiyin, az bir süre yaşayın. Siz gerçekten suçlularsınız.
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
Mürselât / 47 -
Veylun yevme izin lil mukezzibîn(mukezzibîne).
Diyanet İşleri = O gün vay yalanlayanların hâline!
Abdulbaki Gölpınarlı = Vay hallerine o gün yalanlayanların.
Abdullah Parlıyan = O gün hakkı yalanlayanların vay haline!
Adem Uğur = O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
Ahmed Hulusi = O süreçte yalanlayanların vay hâline!
Ahmet Tekin = O gün Kur’ân’ı, peygamberleri ve hesap gününü yalanlayanların vay haline.
Ahmet Varol = O gün, yalanlayanların vay haline!
Ali Bulaç = O gün, yalanlayanların vay haline.
Ali Fikri Yavuz = (Allah’ı ve peygamberlerini) inkâr edenlerin o gün vay haline!
Ali Ünal = Yalanlayanların o gün vay haline!
Bayraktar Bayraklı = (46-47) Yiyiniz, azıcık sefa sürünüz; siz suçlusunuz. O gün, kıyametin kopacağını yalanlayanların vay haline!
Bekir Sadak = O gun yalanlamis olanlarin vay haline!
Celal Yıldırım = (Hakk'ı) yalanlıyanların o gün vay hâline!.
Cemal Külünkoğlu = (Peygamberi ve ahiret gününü) yalanlayanların o gün vay haline!
Diyanet İşleri (eski) = O gün yalanlamış olanların vay haline!
Diyanet Vakfi = O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
Edip Yüksel = Yalanlayanların vay haline o gün!
Elmalılı Hamdi Yazır = Vay haline o gün yalan diyenlerin
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O gün yalan diyenlerin vay haline!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = O gün yalanlayanların vay haline!
Gültekin Onan = O gün, yalanlayanların vay haline.
Harun Yıldırım = O gün yalanlayanlara veyl olsun!
Hasan Basri Çantay = (Ebedî nimeti) yalan sayanların vay o gün haaline!
Hayrat Neşriyat = Yalanlayanların o gün vay hâline!
İbni Kesir = Vay haline o gün, yalanlayanların.
Kadri Çelik = O gün yalanlamakta olanların vay haline!
Muhammed Esed = (Ama) o Gün, vay haline hakikati yalanlayanların!
Mustafa İslamoğlu = O gün vay haline (bu) hakikati yalanlayanların!
Ömer Nasuhi Bilmen = (45-47) O gün vay haline yalanlayanların. Yeyiniz ve menfaatleniniz biraz, muhakkak ki, siz günahkârlarsınız. O gün vay haline yalanlayanların.
Ömer Öngüt = O gün, (hakikatları) yalanlayanların vay haline!
Şaban Piriş = Vay haline o gün yalanlayanların!
Sadık Türkmen = O gün yalanlayanların vay haline!
Seyyid Kutub = O gün inkarcıların vay haline!
Suat Yıldırım = Hakkı yalan sayanların o gün, vay hallerine!
Süleyman Ateş = Yalanlayanların vay haline o gün!
Tefhim-ul Kuran = O gün, yalanlamakta olanların vay haline.
Ümit Şimşek = Yazıklar olsun o gün yalanlayanlara!
Yaşar Nuri Öztürk = Vay haline o gün, yalanlayanların!
İskender Ali Mihr = İzin günü yalanlayanların vay haline.
İlyas Yorulmaz = Yazıklar olsun o gün, hakikatleri yalanlayanlara.
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ارْكَعُوا لَا يَرْكَعُونَ
Mürselât / 48 -
Ve izâ kîle lehumurkeû lâ yerkeûn(yerkeûne).
Diyanet İşleri = Onlara, “Rükû edin (namaz kılın)” dendiği zaman rükû etmezler.
Abdulbaki Gölpınarlı = Rükû edin denince onlara, rükû etmezler.
Abdullah Parlıyan = Onlara Allah'ın huzurunda baş eğin denildiğinde, asla bunu yapmazlar.
Adem Uğur = Onlar, kendilerine: "Allah'ın huzurunda eğilin!" denildiği vakit eğilmezler:
Ahmed Hulusi = Onlar: “- İtaat edin, namaz kılın.” denildiği zaman, itaat etmezler.
Ahmet Tekin = Onlara: 'Saygıyla Allah’ın emirlerine itaat ederek, İslâmî sorumluluklara, ibadetlere, cemaate, faaliyetlere katılın' denildiği zaman itaat etmezler, cemaate katılmazlar, saygı göstermezler.
Ahmet Varol = (48-49) Kendilerine “Allah'ın huzurunda eğiliniz” dendiğinde, eğilmezler. O gün, Allah'a ibadeti yalanlayanların vay haline!
Ali Bulaç = Onlara: "Rüku edin" denildiği zaman, rüku etmezler.
Ali Fikri Yavuz = Onlar: “- İtaat edin, namaz kılın.” denildiği zaman, itaat etmezler.
Ali Ünal = Onlara, “Allah’ın huzurunda boyun eğin, ibadetle O’na kullukta bulunun!” dendiğinde boyun eğmezler.
Bayraktar Bayraklı = (48-49) Kendilerine “Allah'ın huzurunda eğiliniz” dendiğinde, eğilmezler. O gün, Allah'a ibadeti yalanlayanların vay haline!
Bekir Sadak = Onlara «Ruku edin» denildiginde rukua varmazlar.
Celal Yıldırım = Onlara «rükû' edin» denildiği zaman rükû' etmezler.
Cemal Külünkoğlu = Onlara, “Rükû edin (Allah'a boyun eğin)!” denildiği zaman rükû etmezler (boyun eğmez ve Allah'ın emirlerine itaatte bulunmazlar).
Diyanet İşleri (eski) = Onlara 'Rüku edin' denildiğinde rükua varmazlar.
Diyanet Vakfi = Onlar, kendilerine: «Allah'ın huzurunda eğilin!» denildiği vakit eğilmezler.
Edip Yüksel = Onlara eğilin dendiğinde eğilmezler.
Elmalılı Hamdi Yazır = Yerler, içerler de rükû' edin denildiği zaman onlara, rükû' etmezler
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (Yerken, içerken de) onlara «Rüku edin!» denildiği zaman, rüku etmezler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Onlara: «Rüku edin» denildiği zaman etmezler.
Gültekin Onan = Onlara: "Rüku edin" denildiği zaman, rüku etmezler.
Harun Yıldırım = Onlara: “Rüku edin!” denildiği zaman rüku etmezler.
Hasan Basri Çantay = Onlara «(Allahın huzuurunda) eğilin» denildiği zaman eğilmezler.
Hayrat Neşriyat = Hem onlara: 'Rükû' edin!' denildiği zaman, rükû' etmezler.
İbni Kesir = Onlara; rüku edin, denildiği zaman, rüku'a varmazlar.
Kadri Çelik = Onlara, “Rükû edin” denildiği zaman, rükû etmezler.
Muhammed Esed = Ve onlara "(Allah'ın huzurunda) baş eğin!" denildiğinde buna uymazlar:
Mustafa İslamoğlu = Zira onlara Allah'ın huzurunda saygıyla eğilin denildiğinde eğilmezler.
Ömer Nasuhi Bilmen = Onlara «Rükû ediniz!» denildiği zaman rükû etmezler.
Ömer Öngüt = Onlara: "Rükû edin!" denildiği zaman rükû etmezler.
Şaban Piriş = Onlara: -Boyun eğin denildiği zaman boyun eğmiyorlardı.
Sadık Türkmen = Onlara: “(Allah’a) rüku edin/saygıyla eğilin” denildiği zaman, (Allah’a) saygıyla eğilmezler/rüku etmezler.
Seyyid Kutub = Onlara «rükûa varın» dendiğinde rüküa varmazlar.
Suat Yıldırım = Onlara: Haydin Allah’a boyun eğin denildiğinde, boyun eğmezler.
Süleyman Ateş = Onlara: "Rükû' edin" dendiği zaman rükû' etmezler.
Tefhim-ul Kuran = Onlara: «Rükü edin» denildiği zaman, rükü etmezler.
Ümit Şimşek = Rükû edin denildiğinde onlar rükû etmezler.
Yaşar Nuri Öztürk = Onlara, "rukû' edin!" dendiğinde rukû etmezler.
İskender Ali Mihr = Ve onlara: “Rükû edin!” denildiği zaman rükû etmezler.
İlyas Yorulmaz = Onlara, Rabbinizin önünde eğilin denildiğinde, büyüklenerek eğilmediler.
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
Mürselât / 49 -
Veylun yevme izin lil mukezzibîn(mukezzibîne).
Diyanet İşleri = O gün vay yalanlayanların hâline!
Abdulbaki Gölpınarlı = Vay hallerine o gün yalanlayanların.
Abdullah Parlıyan = O gün hakkı yalanlayanların vay haline!
Adem Uğur = O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
Ahmed Hulusi = O süreçte yalanlayanların vay hâline!
Ahmet Tekin = O gün, Kur’ân’ı, peygamberleri ve hesap gününü yalanlayanların vay haline!
Ahmet Varol = O gün, yalanlayanların vay haline!
Ali Bulaç = O gün, yalanlayanların vay haline.
Ali Fikri Yavuz = (Allah’ın hükümlerini) inkâr edenlerin o gün vay haline!...
Ali Ünal = Yalanlayanların o gün vay haline!
Bayraktar Bayraklı = (48-49) Kendilerine “Allah'ın huzurunda eğiliniz” dendiğinde, eğilmezler. O gün, Allah'a ibadeti yalanlayanların vay haline!
Bekir Sadak = O gun yalanlamis olanlarin vay haline!
Celal Yıldırım = (Hakk'ı) yalanlıyanların o gün vay hâline !.
Cemal Külünkoğlu = (Allah'ın hükümlerini) yalanlayanların o gün vay haline!
Diyanet İşleri (eski) = O gün yalanlamış olanların vay haline!
Diyanet Vakfi = O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
Edip Yüksel = Yalanlayanların vay haline o gün!
Elmalılı Hamdi Yazır = Vay haline o gün yalan diyenlerin
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O gün yalan diyenlerin vay haline!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Vay haline o gün yalanlayanların!
Gültekin Onan = O gün, yalanlayanların vay haline.
Harun Yıldırım = O gün yalanlayanlara veyl olsun!
Hasan Basri Çantay = (Emr-ü nehyi) yalan sayanların o gün vay haaline!
Hayrat Neşriyat = Yalanlayanların o gün vay hâline!
İbni Kesir = Vay haline o gün, yalanlayanların.
Kadri Çelik = O gün yalanlamakta olanların vay haline!
Muhammed Esed = o Gün, vay haline hakikati yalanlayanların!
Mustafa İslamoğlu = O gün vay haline hakikati yalanlayanların!
Ömer Nasuhi Bilmen = O gün vay haline yalanlayanların.
Ömer Öngüt = O gün, (hakikatları) yalanlayanların vay haline!
Şaban Piriş = Vay haline o gün yalanlayanların!
Sadık Türkmen = O gün yalanlayanların vay haline!
Seyyid Kutub = O gün inkârcıların vay haline!
Suat Yıldırım = Hakkı yalan sayanların o gün, vay hallerine!
Süleyman Ateş = Yalanlayanların vay haline o gün!
Tefhim-ul Kuran = O gün, yalanlamakta olanların vay haline.
Ümit Şimşek = Yazıklar olsun o gün yalanlayanlara!
Yaşar Nuri Öztürk = Vay haline o gün, yalanlayanların.
İskender Ali Mihr = İzin günü yalanlayanların vay haline.
İlyas Yorulmaz = Yazıklar olsun o gün, yalanlayanlara.
فَبِأَيِّ حَدِيثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ
Mürselât / 50 -
Fe bi eyyi hadîsin ba’dehu yu’minûn(yu’minûne).
Diyanet İşleri = Onlar artık ondan (Kur’an’dan) sonra hangi söze inanacaklar?
Abdulbaki Gölpınarlı = Bundan sonra artık hangi söze inanırlar ki?
Abdullah Parlıyan = Peki bu Kur'ân'dan sonra acaba hangi söze inanırlar ve inanacaklar?
Adem Uğur = Onlar artık bundan (Kur'an'dan) sonra hangi söze inanacaklar?
Ahmed Hulusi = Artık Ondan (Kurân'ın verdiği bu büyük haberden) sonra hangi söze iman ederler?
Ahmet Tekin = Onlar, Kur’ân’a inanmıyorlarsa eğer, hangi söze, hangi kitaba iman edecekler?
Ahmet Varol = Bundan sonra hangi söze inanacaklar.
Ali Bulaç = Artık onlar, bundan sonra hangi söze inanacaklar?
Ali Fikri Yavuz = Artık (bu ahmaklar) Kur’an’dan sonra hangi söze inanacaklar?
Ali Ünal = Bu Kur’ân’a da inanmadıktan sonra gayrı hangi söze inanacaklar?
Bayraktar Bayraklı = Onlar, bundan başka hangi söze inanacaklar?[706]
Bekir Sadak = Kuran'dan baska hangi soze inanacaklar?*
Celal Yıldırım = Bundan (Kur'ân'dan) sonra artık hangi söze inanırlar?
Cemal Külünkoğlu = Artık onlar bundan sonra hangi söze inanacaklar?
Diyanet İşleri (eski) = Kuran'dan başka hangi söze inanacaklar?
Diyanet Vakfi = Onlar artık bundan (Kur'an'dan) sonra hangi söze inanacaklar.
Edip Yüksel = Artık bundan sonra hangi hadise (söze) inanırlar?
Elmalılı Hamdi Yazır = Artık bundan sonra hangi söze inanacaklar?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Artık bundan sonra hangi söze inanacaklar?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Artık bundan (Kur'an'dan) sonra hangi söze inanacaklar?
Gültekin Onan = Artık onlar, bundan sonra hangi söze inanacaklar?
Harun Yıldırım = Artık bundan sonra hangi söze inanacaklar?
Hasan Basri Çantay = Artık bundan sonra hangi söze inanacaklar onlar?
Hayrat Neşriyat = (Onlar) artık bundan (Kur’ân’dan) sonra hangi söze inanacaklar?
İbni Kesir = Bundan sonra artık hangi söze inanacaklar?
Kadri Çelik = Artık onlar, ondan (Kur'an'dan) sonra hangi söze inanacaklar?
Muhammed Esed = Peki, bundan sonra, başka hangi habere inanacaklar?
Mustafa İslamoğlu = Haydi (buna inanmadılar), iyi de, bundan böyle hangi habere inanacaklar!
Ömer Nasuhi Bilmen = Artık bundan sonra hangi bir söze inanıverirler?
Ömer Öngüt = Artık onlar bundan sonra hangi söze inanacaklar?
Şaban Piriş = Bundan sonra hangi söze inanacaklar?
Sadık Türkmen = Peki onlar, bundan/bu Kur’an’dan sonra hangi söze/habere inanacaklar?
Seyyid Kutub = Onlar Kur'an'a inanmadıktan sonra hangi söze inanacaklar?
Suat Yıldırım = Artık bu Kur’ân’a da inanmazlarsa, hangi söze inanırlar acaba?
Süleyman Ateş = Artık Ondan (Kurân'ın verdiği bu büyük haberden) sonra hangi söze iman ederler?
Tefhim-ul Kuran = Onlar, Kur’ân’a inanmıyorlarsa eğer, hangi söze, hangi kitaba iman edecekler?
Ümit Şimşek = Bundan sonra daha hangi söze inanacaklar?
Yaşar Nuri Öztürk = Artık bundan sonra hangi hadise/söze iman edecekler?
İskender Ali Mihr = Bundan başka artık hangi söze inanacaklar?
İlyas Yorulmaz = Peki, o zaman, Allah’ın vahyinden başka hangi söze inanacaklar.
77-MÜRSELAT:
1-2."And olsun
gönderilenlere". Buradaki "vav" yemin içindir. Bu yeminin cevabı "herhalde
size vaad olunun kesinlikle olacak" âyetidir.
Burada da
Saffât ve Zâriyat sûrelerinde olduğu gibi bir takım kuvvetlere yemin olunmuştur.
Mürselât (gönderilenler), asıfat (büküp devirenler), naşirat (yayanlar), farikat
(ayıranlar) ve mülkıyat (bırakanlar). Burada kendilerine yemin edilenler bu
sıfatlarla nitelenen şeylerdir. Kendileri zikredilmeyerek sıfatları zikredildiği
için bunların ne olduğunu tayinde ihtilaf edilmiştir. Hepsinin aynı şey olması
veya kısım kısım farklı cinste şeyler olması ihtimali vardır. Melekler, rüzgarlar,
Kur'ân âyetleri, peygamberlerin gönderilişleri, insanların kalplerine gelen
teşvik edici haller. Bunlardan en açık olanı hepsinin ruhanî kuvvetler olmak
üzere melekler olması ve hepsinin Allah tarafından gönderilmiş demek olan
"mürselat" ünvanına dahil bulunmasıdır. Ancak bunlar, yaptıkları işler göz
önüne alınarak kısımlara, sınıflara ayrılabilir. Asıl maksat da bunların kendilerini
anlatmak değil, âlemdeki değişimleri ifade eden fiillerini anlatmaktır. Başında
"fâ" harfi ile zikredilenlerde fiileri arasında bir sıralama bulunduğuna,
"vav" ile zikredilende ise bir sıralama gerekli olmadığına dikkat çekilmektedir.
Mesela "büküp devirme", asıfat kelimesinin başında "fâ" bulunduğu için "gönderilme"
den sonra yapılan bir iştir. Fakat "yayma" işinin "büküp devirme" işinden
sonra yapılmış olması gerekmez. Yayma işi, büküp devirme ile beraber de yapılabilir,
ayrı da yapılabilir. Aynı sınıfın işi olabileceği gibi, ayrı bir sınıfın işi
de olabilir. Fakat başlarında "fâ" bulunduğu için ayırmak yaymadan, öğüt bırakmak
da hepsinden sonra yapılacak demek olur.ü
"Birbiri ardınca."
Bu kelime hâl veya sebep bildiren bir mef'ul (tümleç)dür. Hâl olduğuna göre
mânâsı, at yelesi demek olan "urf" kelimesinden müsteâr olarak "peşpeşe,"
"ardarda" mânâsına gelir. İhsan etmek veya tanınmak mânâsına gelen urf'ten
ise; urf için, yani "tanınması gereken bir iyilik yapılmak, dinin öngördüğü
iyi bir iş meydana getirilmek için" demek olur. Bunda dilimizdeki "örfi idare=sıkı
yönetim" deyimini andıran bir mânâ vardır.
3-4. Yaymak,
dağıtmak mânâsına, yahut nüşür, yani ölüleri diriltmek, harekete getirmek
mânâsınadır.
5. Zikir;
din kitabı, öğüt, yani vaaz ve nasihat, ibret, hatırdan çıkarılmayacak anıt
mânâlarına geldiğine göre "zikir bırakanlar", herşeyden evvel peygamberlere
vahiy getiren melekler demek olursa da genellikle insanlara öğüt telkin eden,
ibret ve hatıra bırakan ilham meleklerini, olayları, kuvvetleri kapsayabilir.
ü
"Keşşaf"ta
bu beş âyet "vav" harfi göz önüne alınmak suretiyle iki kısma ayrılarak şöyle
mânâlandırılmıştır: Yüce Allah bir akım meleklerine yemin etmiştir. Allah
bunlarla emirlerini göndermiş, onlar da emri hemen yerine getirmek için rüzgarlar
gibi, yolları üzerinde önlerine geleni süratle büküp devirerek geçmişlerdir.
Yüce Allah başka birtakım meleklerine de yemin etmiştir ki, bunlar da vahyi
indirirken havada kanatlarını açmışlardır, yahut yeryüzünde şeriatleri yaymışlardır,
yahut inkâr ve cehaletle ölü olan nefisleri diriltmek, can vermek için vahy
getirmişler, hak ile batılı ayırmışlar, peygamberlere zikir bırakmışlardır.
6-10. "Gerek
özür için, gerek uyarı için".
ÖZR, mazur
kılmak, yani kabahati silmek mânâsınadır.
NÜZÜR de,
uyarmak, korkutmak, sakındırmak mânâsına mastardır. Bu iki kelime daha önce
geçen "zikir"den bedel veya mef'ûl (tümleç)dürler. Yani hakkı kabul edenlere
özr için, batılı kabul edenlere korkutmak için zikri bırakanlar demek olur.
Mazeret mânâsına "azîr"in, veya korkutmak mânâsına "nezir" 'in, yahut mazereti
kabul eden ve korkutan mânâlarına "azir" ve "nezir" in çoğulu da olabilir
ki, üçüncüsünde hâl olurlar, yani durum bildirirler. Yine "Keşşâf"ta şöyle
denilmiştir: Yahut yüce Allah azap rüzgarlarına yemin etmiştir. Onları göndermiştir
de, bunlar büküp büküp devirmişlerdir. Rahmet rüzgarlarına da yemin etmiştir.
Bunlar da ölü araziye hayat yaymışlardır da Allah'a şükredenlerle inkâr edip
nankörlük edenleri ayırmışlardır. "Elbette kendilerine bol bir su verirdik
ki bu hususta onları imtihan edelim."(Cinn, 72/16, 17) gibi de bir zikir,
bir uyanma telkin etmişlerdir. Ya Allah'ın nimetini görüp şükretmek üzere
tevbe edip mağfiret dilemek suretiyle Allah'tan özür dileyeceklere özür için
veya bu nimeti tabiat veriyor deyip Allah'a şükürden gaflet edenleri korkutmak
için. Bu durumda zikre sebep olduklarından dolayı "mülkıyatı zikir" yani "zikir
bırakanlar, zikir telkin edenler" sayılmışlardır demek olur.
Bundan başka
bu mânâlar Kur'ân âyetleri veya peygamberlerin gönderilişleri ve insan oğlunun
kalbine gelen düşünceler ve teşvik edici haller hakkında da düşünülmüştür.
Bununla beraber
bu âyetlerde yalnız sıfatlar zikredilmiş olduğu için, bu sıfatları taşıyanların
kimler olduğunu belirlemeye kalkışmayarak ve bu açıklamalar birer misal gibi
sayılarak, bu yalnız devirmek, yaymak, ayırmak, zikir telkin etmek denebilen
fiilleri yapmak üzere iyilik yapmak için veya ard arda gönderilen kuvvetler
diye anlamak en sağlıklı ve en kapsamlı mânâ olur ki bunun da "melekler" mânâsına
geleceği açıktır.
11-12. "Elçiler".
Bu elçilerin peygamberler olduğu açıktır. Bu kelime asıl itibariyle "tevkît"
kökünden türetilmiş olup aslı dir. Yani "peygamberlerin bekleye durdukları
ve ümmetlerine karşı şehadet edecekleri vakit ve vaad edilen güne erdirildikleri
zaman, ki bu kıyamet günüdür."
13-14. Bütün
bunlar "hak ile batılı ayırma gününe, hüküm gününe" ertelenmiştir.
15-20. "O
gün yalanlayanların vay haline!". Bu âyet, bu sûrenin her bir bölümünün sonunde
tekrarlanan âyetidir. Bu tekrarda, gönderilenlerin sıra sıra, ard arda geliş
manzaralarına da bir işaret vardır.
VEYL, "leyl"
vezninde, aslında kötülüğün inmesi mânâsına olup bazan bir belanın ortaya
çıkması zamanında dehşet ve kötülüğü ifade etmek için dilimizdeki "vay, yazık"
kelimeleri gibi kaygılı olma ve dehşete düşme makamında kullanılır. Bu mânâca,
"vay haline!" yahut "yazık, yazık" demek gibi olur ki, biz bunları acıma mânâsında
da esef etme mânâsında da kullanırız. Bir de veyl, uçuruma yuvarlanmak gibi
kötü bir durum, helak olma ve zarar etme mânâsına azab kelimesi, çok üzüntü
duyma veya beddua olarak kullanılır. "Veyl ona", helak oldu, veya helak olsun"
demektir.
Veyl, cehennemde
bir vadinin veya kapının da ismidir. Veyl deresi, veyl kapısı gibi.
Bu âyette
o günkü korkunç durumun şiddetini açıklayarak korkutma ifade ettiği için biz
bunu meâlde, "vay haline!" diye terceme etmekle yetindik. "Veyl, o gün o yalanlayanlara"
denilse lâfız itibariyle daha uygun olursa da dilimiz itibariyle "vay haline!"
demek kolay geldi. Oysa maksat, o feci durumun şiddetini anlatmaktır.
"Mükezzibin"
kelimesinin her âyette tekrarlanmadan önce geçen konunun ifade ettiği mânâya
göre düşünülmesi gerekir. Mesela birinci geçtiği yerde hüküm gününü, ikincide
suçlulara yapılacak azabı, üçüncüde Allah'ın ilmini ve gücünü, dördüncüde
insanoğlunun muhtaç ve sınırlı bir güce sahip olduğunu, ilâhî kudretin her
şeyi kapladığını ve Allah'ın nimetini inkâr mânâları ile ilgilidir.
21. Sağlam
oturaklı karargah, yani dölyatağı.
22-24. Yüce
Allah tarafından bilinen bir kadere, yani takdir edilmiş bir vakte kadar ki
bu vakit, doğum vaktidir.
25-26. "Toplanma
yeri."
KİFÂT, eklemek
ve toplamak mânâsına gelen kökünden türetilmiş olup kale gibi, birbirine katılıp
sıkışarak toplanılacak yer, dernek yeri ve Ebu Ubeyde'nin sözüne göre "kap"
demektir. Biz buna meâlde "tokat" dedik. Bu tokat, "sille" mânâsına tokat
zannedilmesin. Sürüden sapıp da ekinlere, bağ ve bahçelere dalan kaçak hayvanların
bekçiler tarafından tutulup hapsedildikleri yere de Anadolu Türkçesi'nde tokat
denir. Nitekim Tokat ilinin ismi de bunu andırır. Buna Rumeli'nin bazı yörelerinde
"kapı" denildiğini de duydum. "Tutuklama evi" mânâsına "kapı altı" tabiri
de Anadolu'da yaygın idi.
27-28. Yukarıda
"dölyatağında", burada "toplanma yeri" âyetleri, insanların gerek doğmadan
evvel gerek doğduktan sonra, her döneminde vatana ihtiyaçları olduğuna ve
bu şekilde gerek hayat ve gerek ölümlerinde ilâhî kudret ile kuşatılmış ve
her zaman ilâhî gücün pençesi ile tutulmuş bulunduklarına dikkat çekmekte,
bunun yanında "Yeryüzünde yüksek dağlar oturttuk ve size tatlı su içirdik"
âyeti de her taraflarından Allah'ın nimetleriyle beslenmekte olduklarını hatırlatmaktadır.
REVASİ, "ağır
basan oturaklı dağlar" demektir.
29. ŞAMİHAT,
başını kaldırmış, yüksek, şişkin, yüce mânâsınadır. "Haydi, gidin o yalanladığınız
şeye", yani o yalanlayanlara hüküm günü böyle denecek. "Dünyada o nimetler
içinde tutuklanıp hapsedildiğiniz yeryüzünden boşanın da orada iken yalan
diye varlığını inkâr edegeldiğiniz azabı boylayın, def olun" diye azarlanacaklar.
O yeryüzü onlardan boşaltılacak, yok saydıkları azaba sevk olunacaklardır
ki bu, genelde bütün kâfirlere yapılmış bir hitaptır. Mutlak yalanlamanın
cezasıdır. Batıl inançların cezası olmak üzere özellikle bir kısmına da şöyle
denecek:
30. Haydin,
burada boşanın, üç çatallı bir gölgeye gidin, Yani Allah'ın birliğini tanıyan,
onun tek olduğuna inanan müminlere özgü koyu gölgede, Arş'ın gölgesinde nimet
içinde yaşamaya ve gölgelenmeye sizin hakkınız yoktur. Siz Allah'a inanmıyordunuz.
Onun bir ortağı olduğunu; baba, oğul ve mukaddes ruh gibi üç parçadan oluştuğunu
zannediyordunuz. Şimdi onun bir olduğuna inanan müminler Arş'ın gölgesinde,
o koyu gölgede gölgelenirlerken siz inandığınız üç çatallı gölgeye sığınınız.
Ata'dan rivayet edildiğine göre bu üç çatallı gölge, cehennem dumanın gölgesi
diye yorumlanmış, birçok tefsirci bu hitabı da öncekinin bir izahı gibi kabul
ederek bunu takip etmişler ve şöyle demişlerdir: Cehennem dumanı üç ayrı yerden
yükselecek, kâfirler onu ateşten korur zannederek koşacaklar ve onu en kötü
bir halde bulacaklardır. Bu duruma göre bu âyette geçen "zıll", yani gölge,
"yalanlamakta olduğunuz şey"in bir açıklaması demek olur. Fakat Ebu Hayyan'ın
naklettiğine göre, İbnü Abbas şöyle demiştir: Bu hitap haça tapanlara söylenecektir.
Müminler Allah sayesinde Arş'ın gölgesinde korunacak, haça tapanlara da, "taptığınız
haçın gölgesine gidin" denecek. Zira haçın üç çatalı vardır. ŞU'AB, bir cisimden
ayrılan çatallardır." Yani haçın bir kolu, gövdesi demek olduğundan çatalları
üçtür.
Demek ki,
"Üç çatallı bir gölge", hıristiyanlığın teslis inancının, Allah'ı oluşturduğuna
inandıkları üç unsurun bir simgesidir. Haç, onu temsil eder. Hıristiyanlık
bunu ve Ahireti yalanlamıyor fakat en büyük kurtuluşu bu haçtan bekleyerek
buna inanıyor. Bu nedenle Ahirette, o hüküm günü müslümanlar inanmış oldukları
o saf bir Allah inancı gölgesinde gölgelenirlerken, "Allah hem birdir, hem
üçtür" diye üç unsur ile teslis (üçlemey)e inananlara: "Haydin gidin, o "üç
çatallı teslis gölgesine" denecek. Fakat öyle bir üç çatallı gölge neye yarar?
Gölgelendirir mi? Azaptan korumak için bir faydası olabilir mi?
31. Bunu "üç
çatallı" tabirinden de anlaşılacağı gibi beyan için buyruluyor ki: O, ne gölgelendirir,
ne de alevden korur. Zira çatallıdır, çatallarının arasından alevler saldırır.
Bu nedenle o bir şeye yaramaz, ona sığınmaya gelmez.
32. Çünkü
O, alev saçan ateş veya o çatallar, kuşkusuz öyle kıvılcımlar atar ki köşk
gibi. Dilimizde köşk diye tanınan kasr, burada "yüksek yapılmış büyük bina"
diye tefsir edilmiştir ki, maksat büyüklükte bir benzetme olduğundan "saray
gibi" demek olur. Yani herbiri irilik ve uzanışta saray gibi, köşk gibi.
33. Sanki
o kıvılcım sarı sarı erkek deve sürüleri gibi.
Önceki benzetme
irilik itibariyle, bu da renk, çokluk ve hareket itibariyledir. İbil deve;
nâka dişi deve; cemel erkek deve; cimale cemel'in çoğulu olarak erkek develer
demektir. Bilindiği gibi erkek deve daha iri ve daha kuvvetlidir. Bizim Anadolu'da
erkek deveye cemel yerinde hopa tabir edilir. İrilik ve kuvvetlilik benzetmelerinde
de "hopa gibi" denilir. Biz de meâlde "sarı sarı hopalar gibi" demekle bu
mânâları anlatmak istedik. İşte o cehennem ateşi, alevi o çatallardan böyle
hem her biri saray gibi büyük, hem de hopa sürüleri gibi çok, sarı sarı kıvılcımlar
atacaktır. Düşünmeli ki, kıvılcımları böyle olan alevler ne kadar salgın olacaktır.
Artık böyle bir üç çatallı gölgeye sığınmanın ne felaket olduğunu anlamalı.
34-40. Vay
haline, o gün yalanlayanların! Yani gerek o ateşe ve gerek o üç çatallı gölgenin
o ateşten korumayıp böyle bir felaket olduğuna inanmayıp da ona sığınanların!
"Bugün, konuşamıyacakları gündür..."
Onlardan korunanlara
gelince.
Meâl-i Şerifi
41- Kuşkusuz
takva sahipleri gölgeler altında ve pınar başlarındadır.
42- Canlarının
çektiğinden türlü meyveler arasındadırlar.
43- (Onlara):
"Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yiyin, için" (denir).
44- İşte biz
güzel amel işleyenleri böyle mükafatlandırırız.
45- O gün
yalanlayanların vay haline!
46- Yiyin,
zevklenin biraz, çünkü siz suçlularsınız.
47- O gün
yalanlayanların vay haline!
48- Onlara:
"Rüku edin" denildiği zaman etmezler.
49- Vay haline
o gün yalanlayanların!
50- Artık
bundan (Kur'an'dan) sonra hangi söze inanacaklar?
41-50. Ve'l-Mürselât
sûresi de burada sona erdi. Fakat o hüküm günü gerçekten gelmeden ona inanmayanların
arkası alınmış olmıyacağından, bunu Nebe' sûresi, takip edecektir.