حم
Duhân / 1 -
Hâ mîm.
Abdulbaki Gölpınarlı = Hâ mîm.
Abdullah Parlıyan = Hâ, Mîm.
Ahmed Hulusi = Ha (hayat), Miiim (ilim - Hakikat-i Muhammedî);
Ali Fikri Yavuz = Hâ, Mîm.
Bayraktar Bayraklı = Hâ, mîm.[540]
Cemal Külünkoğlu = Hâ Mîm.
Diyanet İşleri (eski) = Ha, Mim.
Elmalılı Hamdi Yazır = Hâ, mîm.
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ha, Mim.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Hâ, mîm.
Harun Yıldırım = Ha, Mim.
Hasan Basri Çantay = Haa Mîm.
Hayrat Neşriyat = Hâ, Mîm.
Mustafa İslamoğlu = Ha-Mim!
Ömer Nasuhi Bilmen = (1-2) Hâ, Mîm. Apaçık bildiren kitaba yemin olsun ki,
Tefhim-ul Kuran = Hâ, Mîm.
Yaşar Nuri Öztürk = Hâ, Mîm.
İskender Ali Mihr = Ha, mim.
وَالْكِتَابِ الْمُبِينِ
Duhân / 2 -
Vel kitâbil mubîn(mubîni).
Diyanet İşleri = (2-3) Apaçık olan Kitab’a andolsun ki, biz onu mübarek bir gecede indirdik. Şüphesiz biz insanları uyarmaktayız.
Abdulbaki Gölpınarlı = Andolsun her şeyi açıklayan Kur'ân'a.
Abdullah Parlıyan = Düşün gerçekleri apaçık ortaya koyan bu kitabı!
Adem Uğur = Apaçık olan Kitab'a andolsun ki,
Ahmed Hulusi = Kitab-ı Mubiyn (apaçık Sünnetullâh ve hakikati Bilgisi).
Ahmet Tekin = Allah, insan, kâinat ilişkilerini ve ilâhî düzeni açıklayan apaçık mükemmel, kutsal kitaba, Kur’ân’a andolsun.
Ahmet Varol = Apaçık Kitab'a andolsun;
Ali Bulaç = Apaçık Kitaba andolsun;
Ali Fikri Yavuz = (Haram ile helâli açıklayan, ifadesi) parlak Kitab= Kur’an hakkı için:
Ali Ünal = Gerçekleri açıkça ortaya koyan bu apaçık Kitaba yemin olsun.
Bayraktar Bayraklı = Açıklayıcı kitaba yemin olsun.
Bekir Sadak = (2-3) Apacik olan Kitap'a and olsun ki, Biz onu, kutlu bir gecede indirdik. Dogrusu Biz, insanlari uyarmaktayiz.
Celal Yıldırım = Açık ve açıklayıcı olan Kitab'a and olsun ki,
Cemal Külünkoğlu = (2-3) (Hükümleri) apaçık olan Kitab'a andolsun ki, biz onu (Kur'an'ı) mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz, (insanları onunla) uyaranlarız.
Diyanet İşleri (eski) = (2-3) Apaçık olan Kitap'a and olsun ki, Biz onu, kutlu bir gecede indirdik. Doğrusu Biz, insanları uyarmaktayız.
Diyanet Vakfi = (2-3) Apaçık olan Kitab'a andolsun ki, biz onu (Kur'an'ı) mübarek bir gecede indirdik. Kuşkusuz biz uyarıcıyızdır.
Edip Yüksel = Apaçık olan bu kitaba andolsun.
Elmalılı Hamdi Yazır = Hem kitabı mübîn hakk için
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Apaçık Kitab hakkı için,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (2-3) O apaçık Kitab'a andolsun ki biz onu gerçekten mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz onunla insanları uyarmaktayız.
Gültekin Onan = Apaçık Kitaba andolsun;
Harun Yıldırım = Apaçık Kitaba andolsun;
Hasan Basri Çantay = (Halâl ile haraamı ve sâir hükümleri)açıkça bildiren (bu) kitaba yemîn ederim ki,
Hayrat Neşriyat = (2-3) Apaçık beyân eden o Kitâb’a (Kur’ân’a) yemîn olsun ki, gerçekten biz onu mübârek bir gecede indirdik; şübhesiz ki biz, (mahlûkatı onda va'd edilen azâbımızla)korkutucularız.
İbni Kesir = Apaçık kitaba andolsun ki;
Kadri Çelik = Apaçık olan kitaba andolsun.
Muhammed Esed = Düşün, özünde açık olan ve hakikati bütün açıklığıyla ortaya seren bu ilahi kelamı!
Mustafa İslamoğlu = Özünde açık ve hakikati açıklayıcı olan bu kitabın değerini bilin!
Ömer Nasuhi Bilmen = (1-2) Hâ, Mîm. Apaçık bildiren kitaba yemin olsun ki,
Ömer Öngüt = Apaçık Kitab'a andolsun ki!
Şaban Piriş = Apaçık kitaba andolsun ki..
Sadık Türkmen = Apaçik kitaba ant olsun;
Seyyid Kutub = Apaçık Kitab'a andolsun ki,
Suat Yıldırım = Açık olan ve gerçeği açıklayan bu kitaba yemin ederim ki;
Süleyman Ateş = Apaçık Kitaba andolsun ki,
Tefhim-ul Kuran = Apaçık olan Kitaba andolsun;
Ümit Şimşek = Apaçık kitaba and olsun:
Yaşar Nuri Öztürk = O ayan beyan gösteren Kitap'a yemin olsun ki,
İskender Ali Mihr = Kitab-ı Mübîn’e (Apaçık Kitab’a) andolsun.
İlyas Yorulmaz = Ayetleri açık anlaşılır kitaba and olsun ki.
إِنَّا أَنزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةٍ مُّبَارَكَةٍ إِنَّا كُنَّا مُنذِرِينَ
Duhân / 3 -
İnnâ enzelnâhu fî leyletin mubâreketin innâ kunnâ munzirîn(munzirîne).
Diyanet İşleri = (2-3) Apaçık olan Kitab’a andolsun ki, biz onu mübarek bir gecede indirdik. Şüphesiz biz insanları uyarmaktayız.
Abdulbaki Gölpınarlı = Şüphe yok ki biz onu, kutlu bir gecede indirdik, şüphe yok ki biz, insanları korkuturuz.
Abdullah Parlıyan = Biz O Kur'ân'ı mübarek bir gecede indirdik, zaten biz insanlığı her zaman uyarmaktayız.
Adem Uğur = Biz onu (Kur'an'ı) mübarek bir gecede indirdik. Kuşkusuz biz uyarıcıyızdır.
Ahmed Hulusi = Biz Onu mübarek bir gecede ("yok"luk hâlinin yaşandığı anda) inzâl ettik! Uyaranlar biziz!
Ahmet Tekin = Biz onu, Kur’ân’ı kutsal, hayırlı, bereketli bir gecede indirdik. Biz, Kur’ân ile insanları, sorumluluk, hesap ve cezayı hatırlatarak uyarıyoruz.
Ahmet Varol = Biz onu mübarek bir gecede indirdik. Gerçekten biz uyarıcılarız.
Ali Bulaç = Gerçekten Biz onu mübarek bir gecede indirdik, gerçekten biz uyaranlarız.
Ali Fikri Yavuz = Gerçekten biz, onu, mübarek bir gecede (Kadir gecesinde) indirdik. Çünkü biz, (Kur’an’ın hükümleri ile) korkutanız.
Ali Ünal = Biz onu kutlu, bereket yüklü bir gecede indirdik; Biz, (baştan beri insanları gittikleri yol ve âkıbetleri konusunda) uyarmaktayız.
Bayraktar Bayraklı = Biz onu, mübarek bir gecede indirmeye başladık. Şüphesiz biz, uyarıcıyız.[541]
Bekir Sadak = (2-3) Apacik olan Kitap'a and olsun ki, Biz onu, kutlu bir gecede indirdik. Dogrusu Biz, insanlari uyarmaktayiz.
Celal Yıldırım = Biz onu gerçekten mübarek bir gecede indirdik. Şüphesiz ki biz, (haktan yüzçevirenleri) uyaranlarız.
Cemal Külünkoğlu = (2-3) (Hükümleri) apaçık olan Kitab'a andolsun ki, biz onu (Kur'an'ı) mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz, (insanları onunla) uyaranlarız.
Diyanet İşleri (eski) = (2-3) Apaçık olan Kitap'a and olsun ki, Biz onu, kutlu bir gecede indirdik. Doğrusu Biz, insanları uyarmaktayız.
Diyanet Vakfi = (2-3) Apaçık olan Kitab'a andolsun ki, biz onu (Kur'an'ı) mübarek bir gecede indirdik. Kuşkusuz biz uyarıcıyızdır.
Edip Yüksel = Biz uyarmak için onu kutlu bir gecede indirdik.
Elmalılı Hamdi Yazır = Elhak biz onu bir mübârek gecede indirdik, çünkü biz nezîr gönderiyorduk
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Biz onu gerçekten mübarek bir gecede indirdik; çünkü Biz uyarıcı gönderiyorduk.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (2-3) O apaçık Kitab'a andolsun ki biz onu gerçekten mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz onunla insanları uyarmaktayız.
Gültekin Onan = Gerçekten biz onu mübarek bir gecede indirdik, gerçekten biz uyaranlarız.
Harun Yıldırım = Gerçekten biz onu mübarek bir gecede indirdik, şüphesiz biz uyaranlarız.
Hasan Basri Çantay = Hakıykat, biz onu mübarek bir gecede indirdik. Gerçek, biz (onunla kâfirlerin uğrayacakları azâbı) haber vericileriz.
Hayrat Neşriyat = (2-3) Apaçık beyân eden o Kitâb’a (Kur’ân’a) yemîn olsun ki, gerçekten biz onu mübârek bir gecede indirdik; şübhesiz ki biz, (mahlûkatı onda va'd edilen azâbımızla)korkutucularız.
İbni Kesir = Gerçekten Biz; onu, mübarek bir gecede indirdik. Doğrusu Biz, uyarıcı idik.
Kadri Çelik = Gerçekten biz onu mübarek bir gecede (Kadir gecesinde) indirdik, gerçekten biz uyarıp korkutanlarız.
Muhammed Esed = Biz onu kutlu bir gecede indirdik. Zaten Biz, (insanı) her zaman uyarmaktayız.
Mustafa İslamoğlu = Evet, onu mübarek bir gecede Biz indir(meye başla)dık; zaten, baştan beri (vahiyle) uyaran da Bizdik.
Ömer Nasuhi Bilmen = Muhakkak Biz onu bir mübarek gecede indirdik, şüphe yok ki Biz indiriciler olduk.
Ömer Öngüt = Gerçekten biz onu mübarek bir gecede indirdik. Biz uyarıcılarız.
Şaban Piriş = Biz onu, mübarek bir gecede indirdik. Biz, uyaranlarız.
Sadık Türkmen = Biz onu, unutulmayacak bir gecede indirmeye başladık. Çünkü Biz uyarıcıyız.
Seyyid Kutub = Biz onu mübarek bir gecede indirdik. Çünkü Biz, insanları uyarmaktayız.
Suat Yıldırım = Biz onu kutlu bir gecede indirdik. Çünkü Biz haktan yüz çevirenleri uyarırız.
Süleyman Ateş = Biz onu mübârek bir gecede indirdik. Çünkü biz, uyarıcıyız.
Tefhim-ul Kuran = Gerçekten biz onu mübarek bir gecede indirdik, gerçekten biz uyarıp korkutanlarız.
Ümit Şimşek = Biz onu mübarek bir gecede indirdik. Biz daima insanları uyarmışızdır.
Yaşar Nuri Öztürk = Biz onu kutlu/bereketli bir gecede indirdik. Hiç kuşkusuz, biz uyarıcılarız.
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki Biz onu, mübarek bir gecede indirdik. Şüphesiz Biz, uyaranlarız.
İlyas Yorulmaz = Elbetteki biz uyarıcılar olduğumuz için, o kitabı mübarek bir gecede indirdik.
فِيهَا يُفْرَقُ كُلُّ أَمْرٍ حَكِيمٍ
Duhân / 4 -
Fihâ yufreku kullu emrin hakîm(hakîmin).
Diyanet İşleri = (4-7) Katımızdan bir emirle her hikmetli iş o gecede ayırt edilir. Eğer kesin olarak inanıyorsanız, Rabbinden; göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbinden bir rahmet olarak biz peygamberler göndermekteyiz. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ki onda (o gecede) her hikmetli buyruk ayrılır.
Abdullah Parlıyan = O gecede yerli yerince, her iş ayırt edilir,
Adem Uğur = Her hikmetli işe o gecede hükmedilir.
Ahmed Hulusi = Bütün işlerin hikmeti onda (o "yok"luk hâli içinde) fark edilir;
Ahmet Tekin = O gece, hükümranlığımız altındaki bütün planların, hükümlerin, icraatların, ilâhî düzenin hikmete dayalı envanteri çıkarılır, ilgili meleklere iletilir.
Ahmet Varol = Her hikmetli iş onda (o gecede) ayırt edilir.
Ali Bulaç = Ki onda (o gecede) her hikmetli iş ayrılır.
Ali Fikri Yavuz = Her hikmetli iş o mübarek gecede ayırd edilir, (rızık, ecel, iyi ve şerden ibaret bütün işler Kadir gecesinde yazılır).
Ali Ünal = O gecede, belli hikmetlere binaen (Allah tarafından) olmasına hükmedilmiş her bir iş belirlenir,
Bayraktar Bayraklı = (4-5) O gecede katımızdan verdiğimiz bir emirle bütün hikmetli işler belirlenir. Şüphesiz biz peygamberler göndeririz.
Bekir Sadak = (4-7) Katimizdan bir buyrukla, her hikmetli ise o gecede hukmedilir. Dogrusu Biz oteden beri peygamberler gondermekteyiz. Eger kesin olarak inanirsaniz bilin ki, bu senin Rabbinden, goklerin, yerin ve ikisi arasinda bulunanlarin Rabbinden bir rahmettir. O, isitendir, bilendir.
Celal Yıldırım = (4-5-6) O gecede her hikmetli iş, katımızdan bir emirle ayrılır, ayırd edilir. Rabbından bir rahmet olarak, hakikat biz, peygamberler göndermekteyiz. Şüphesiz ki O, işitendir, bilendir.
Cemal Külünkoğlu = (4-6) Katımızdan bir emir ile her hikmetli iş o mübarek gecede ayırt edilir. Rabbinden bir rahmet olarak (öteden beri) hep resuller göndermekteyiz. Şüphesiz O, (her şeyi) hakkıyla işitendir (he şeyi) hakkıyla bilendir.
Diyanet İşleri (eski) = (4-7) Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir.
Diyanet Vakfi = (4-6) Katımızdan bir emirle her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Çünkü biz, Rabbinin bir rahmeti olarak peygamberler göndermekteyiz. O işitendir, bilendir.
Edip Yüksel = Onda tüm bilgelik işleri belirlenir.
Elmalılı Hamdi Yazır = Bir gece ki her hikmetli emir onda ayırd edilir
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Bir gece ki, her hikmetli iş onda ayırt edilir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (4-6) O gecede her hikmetli iş tarafımızdan bir emirle ayrılır. Gerçekten biz Rabbin tarafından bir rahmet olarak peygamberler göndeririz. Şüphesiz ki O, herşeyi işitir ve bilir.
Gültekin Onan = Ki onda (o gecede) her hikmetli buyruk ayrılır.
Harun Yıldırım = Ki onda her hikmetli iş ayrılır.
Hasan Basri Çantay = (4-5-6) (O, bir gecedir ki) her hikmetli iş, nezdimizden bir emr ile, o zaman ayrılır. Hakıykat, biz Rabbinden bir (eser-i) rahmet olarak (peygamberler) gönderenleriz. Şüphe yok ki O, hakkıyle işidenin, (her şey'i) kemâliyle bilenin ta kendisidir.
Hayrat Neşriyat = (4-6) Katımızdan bir emirle, her hikmetli iş onda (o gecede) ayırd edilir. Çünki biz,Rabbinden bir rahmet olarak (peygamberler) göndericileriz. Doğrusu Semî' (herşeyi işiten), Alîm (hakkıyla bilen) ancak O’dur.
İbni Kesir = Ki onda her hikmetli iş ayrılır.
Kadri Çelik = Her hikmetli iş o mübarek gecede ayırt edilir.
Muhammed Esed = O (gece)de, bütün (iyi ve kötü) şeyler arasındaki farklılık, hikmetle ortaya konmuştur,
Mustafa İslamoğlu = O gece, (iyi ve kötü) her iş ayrıştırılarak hikmetli bir hükme bağlanır,
Ömer Nasuhi Bilmen = O gecede her muhkem emir, ayırdedilir.
Ömer Öngüt = O gecede her hikmetli iş ayrılır.
Şaban Piriş = O gece, her hikmetli iş ayrılır.
Sadık Türkmen = Bu hikmetli iş o gece yerine getirildi.
Seyyid Kutub = Her hikmetli iş o mübarek gecede ayırd edilir.
Suat Yıldırım = (4-6) O, öyle bir gecedir ki her hikmetli iş, tarafımızdan bir emir ile, o zaman yazılıp belirlenir. Rabbinden bir rahmet olarak hep resuller göndermekteyiz. Muhakkak ki O, her şeyi hakkıyla işitir ve bilir.
Süleyman Ateş = Her hikmetli emir, o gecede ayırdedilir;
Tefhim-ul Kuran = Ki onda (O gecede) her hikmetli iş ayrılır,
Ümit Şimşek = (4-6) Herbir hikmetli iş o gecede tarafımızdan bir emirle ayırt edilir. Rabbinden bir rahmet olarak Biz peygamberler göndeririz. O herşeyi işiten, herşeyi bilendir.
Yaşar Nuri Öztürk = Hikmetlerle dolu her iş ve oluş o gecede ayırt edilir,
İskender Ali Mihr = Hikmetli (hükmedilmiş) emirlerin (işlerin) hepsi, onda (o gecede) ayırt edilir (belirlenir).
İlyas Yorulmaz = Bu kitabın içinde, her şeyin hükmü (emirler, yasaklar, doğrular ve yanlışlar) ayırt edilmiştir.
أَمْرًا مِّنْ عِندِنَا إِنَّا كُنَّا مُرْسِلِينَ
Duhân / 5 -
Emren min indinâ innâ kunnâ mursilîn(mursilîne).
Diyanet İşleri = (4-7) Katımızdan bir emirle her hikmetli iş o gecede ayırt edilir. Eğer kesin olarak inanıyorsanız, Rabbinden; göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbinden bir rahmet olarak biz peygamberler göndermekteyiz. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Bir iş ki katımızdan hükmolunur, şüphe yok ki biz göndermişizdir.
Abdullah Parlıyan = katımızdan bir emir gereği olarak. Çünkü biz doğru yola ileten mesajlarımızı her zaman göndermekteyiz,
Adem Uğur = (Yani) katımızdan (verilen her) emir. Çünkü biz, peygamberler göndermekteyiz.
Ahmed Hulusi = İndîmizden hüküm ile! (Rasûlleri) irsâl edenler biziz!
Ahmet Tekin = Planlar, kararlar, icraatlar nezdimizden verilen emirlerle ayrılır, ilgili melekler görevlendirilir ve ilâhî düzen sağlanır. Biz peygamberlere, meleklerle vahiyler, kitaplar göndermeye devam ettik.
Ahmet Varol = Katımızdan bir emir olarak. Doğrusu biz elçiler gönderenleriz.
Ali Bulaç = Katımızdan bir emir ile; doğrusu biz, (insanlara elçi) gönderenleriz.
Ali Fikri Yavuz = Bu, (hikmetimizin gereği olan) tarafımızdan bir iştir. Çünkü biz peygambere göndereniz.
Ali Ünal = Katımızdan buyrulacak bir emir olarak; Biz, (kâinatın ve bütün varlıkların hayatlarının devamı ve şuurlu varlıkların hidayeti için meleklerden ve insanlardan) sürekli elçiler göndermekteyiz,
Bayraktar Bayraklı = (4-5) O gecede katımızdan verdiğimiz bir emirle bütün hikmetli işler belirlenir. Şüphesiz biz peygamberler göndeririz.
Bekir Sadak = (4-7) Katimizdan bir buyrukla, her hikmetli ise o gecede hukmedilir. Dogrusu Biz oteden beri peygamberler gondermekteyiz. Eger kesin olarak inanirsaniz bilin ki, bu senin Rabbinden, goklerin, yerin ve ikisi arasinda bulunanlarin Rabbinden bir rahmettir. O, isitendir, bilendir.
Celal Yıldırım = (4-5-6) O gecede her hikmetli iş, katımızdan bir emirle ayrılır, ayırd edilir. Rabbından bir rahmet olarak, hakikat biz, peygamberler göndermekteyiz. Şüphesiz ki O, işitendir, bilendir.
Cemal Külünkoğlu = (4-6) Katımızdan bir emir ile her hikmetli iş o mübarek gecede ayırt edilir. Rabbinden bir rahmet olarak (öteden beri) hep resuller göndermekteyiz. Şüphesiz O, (her şeyi) hakkıyla işitendir (he şeyi) hakkıyla bilendir.
Diyanet İşleri (eski) = (4-7) Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir.
Diyanet Vakfi = (4-6) Katımızdan bir emirle her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Çünkü biz, Rabbinin bir rahmeti olarak peygamberler göndermekteyiz. O işitendir, bilendir.
Edip Yüksel = Katımızdan bir buyruktur; biz elçiler göndeririz.
Elmalılı Hamdi Yazır = Tarafımızdan emir, çünkü biz Resul gönderiyorduk
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Tarafımızdan (gelen) emir; çünkü Biz peygamber gönderiyorduk,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (4-6) O gecede her hikmetli iş tarafımızdan bir emirle ayrılır. Gerçekten biz Rabbin tarafından bir rahmet olarak peygamberler göndeririz. Şüphesiz ki O, herşeyi işitir ve bilir.
Gültekin Onan = Katımızdan bir buyruk ile; doğrusu biz, (insanlara elçi) gönderenleriz.
Harun Yıldırım = Katımızdan bir emir ile; doğrusu biz gönderenleriz.
Hasan Basri Çantay = (4-5-6) (O, bir gecedir ki) her hikmetli iş, nezdimizden bir emr ile, o zaman ayrılır. Hakıykat, biz Rabbinden bir (eser-i) rahmet olarak (peygamberler) gönderenleriz. Şüphe yok ki O, hakkıyle işidenin, (her şey'i) kemâliyle bilenin ta kendisidir.
Hayrat Neşriyat = (4-6) Katımızdan bir emirle, her hikmetli iş onda (o gecede) ayırd edilir. Çünki biz,Rabbinden bir rahmet olarak (peygamberler) göndericileriz. Doğrusu Semî' (herşeyi işiten), Alîm (hakkıyla bilen) ancak O’dur.
İbni Kesir = Katımızdan bir emirle. Muhakkak ki Biz, peygamber gönderenleriz.
Kadri Çelik = (Kur'an) Katımızdan bir emirdir; doğrusu biz, (insanlara elçi) gönderenleriz.
Muhammed Esed = katımızdan bir emir gereği, çünkü biz (doğru yola ileten mesajlarımızı) her zaman göndermekteyiz,
Mustafa İslamoğlu = tarafımızdan verilmiş bir emirle: elbet Biz, evet peygamberleri gönderen de Bizdik,
Ömer Nasuhi Bilmen = Bizim tarafımızdan bir emir olarak, şüphe yok ki Biz resûl gönderir olduk.
Ömer Öngüt = Katımızdan bir emir olmak üzere. Muhakkak ki biz peygamberler göndeririz.
Şaban Piriş = Tarafımızdan bir emir ile biz elçi göndeririz.
Sadık Türkmen = Katımızdan bir emir olarak! Şüphesiz Biz elçiler göndericiyiz;
Seyyid Kutub = Bu katımızdan verilen her emirdir. Çünkü Biz elçi göndericiyiz.
Suat Yıldırım = (4-6) O, öyle bir gecedir ki her hikmetli iş, tarafımızdan bir emir ile, o zaman yazılıp belirlenir. Rabbinden bir rahmet olarak hep resuller göndermekteyiz. Muhakkak ki O, her şeyi hakkıyla işitir ve bilir.
Süleyman Ateş = Katımızdan (verilen her) emir. Çünkü biz elçi göndericiyiz.
Tefhim-ul Kuran = Katımızdan bir emir ile; doğrusu biz, (insanlara elçi) gönderenleriz,
Ümit Şimşek = (4-6) Herbir hikmetli iş o gecede tarafımızdan bir emirle ayırt edilir. Rabbinden bir rahmet olarak Biz peygamberler göndeririz. O herşeyi işiten, herşeyi bilendir.
Yaşar Nuri Öztürk = Katımızdan bir emir olarak. Hiç kuşkusuz biz, resuller göndeririz,
İskender Ali Mihr = Katımızdan bir emir olarak. Muhakkak ki Biz, (Kur’ân’ı ve resûlleri) gönderenleriz.
İlyas Yorulmaz = Katımızdan bir kararla, o hükümleri göndericiler biziz.
رَحْمَةً مِّن رَّبِّكَ إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
Duhân / 6 -
Rahmeten min rabbik(rabbike), innehu huves semîul alîm(alîmu).
Diyanet İşleri = (4-7) Katımızdan bir emirle her hikmetli iş o gecede ayırt edilir. Eğer kesin olarak inanıyorsanız, Rabbinden; göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbinden bir rahmet olarak biz peygamberler göndermekteyiz. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Rahmet olarak Rabbinden; şüphe yok ki o, duyar, bilir.
Abdullah Parlıyan = Rabbinden bir rahmet olarak. Şüphesiz herşeyi işiten ve bilen O'dur.
Adem Uğur = Senin Rabb'inin acıması gereği olarak (gönderdiğimiz elçilere o gece emirlerimizi bir bir açıklar, vahiylerimizi bildiririz). Doğrusu o işitendir, bilendir.
Ahmed Hulusi = (İrsâl olanın) Rabbinden Rahmet olarak! Muhakkak ki O, "HÛ"; Semi'dir, Aliym'dir.
Ahmet Tekin = Rabbinden rahmet olarak vahiyler, kitaplar gönderdik, peygamberler görevlendirdik. Doğrusu, her şeyi işiten, her şeyi bilen, hakkı, doğruları insanlara duyuran ve bildiren O’dur.
Ahmet Varol = Rabbinden bir rahmet olarak. Şüphesiz (her şeyi hakkıyla) duyan ve bilen O'dur.
Ali Bulaç = Rabbinden bir rahmet olarak. Şüphesiz O, işitendir, bilendir.
Ali Fikri Yavuz = Peygamberi kitabla gönderişimiz de, senin Rabbinden bir rahmettir, nimettir. Gerçekten O, Semî’dir= bütün söylenenleri işitir, Alîm’dir= her hali bilir.
Ali Ünal = Rabbinden bir rahmet olarak –hiç şüphesiz O, Semî‘ (her şeyi hakkıyla işiten)dir, Alîm (her şeyi hakkıyla bilen)dir–
Bayraktar Bayraklı = Peygamber göndermemiz, Rabbinden olan bir rahmet gereğidir. Şüphesiz Allah her şeyi işitendir; her şeyi bilendir.
Bekir Sadak = (4-7) Katimizdan bir buyrukla, her hikmetli ise o gecede hukmedilir. Dogrusu Biz oteden beri peygamberler gondermekteyiz. Eger kesin olarak inanirsaniz bilin ki, bu senin Rabbinden, goklerin, yerin ve ikisi arasinda bulunanlarin Rabbinden bir rahmettir. O, isitendir, bilendir.
Celal Yıldırım = (4-5-6) O gecede her hikmetli iş, katımızdan bir emirle ayrılır, ayırd edilir. Rabbından bir rahmet olarak, hakikat biz, peygamberler göndermekteyiz. Şüphesiz ki O, işitendir, bilendir.
Cemal Külünkoğlu = (4-6) Katımızdan bir emir ile her hikmetli iş o mübarek gecede ayırt edilir. Rabbinden bir rahmet olarak (öteden beri) hep resuller göndermekteyiz. Şüphesiz O, (her şeyi) hakkıyla işitendir (he şeyi) hakkıyla bilendir.
Diyanet İşleri (eski) = (4-7) Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir.
Diyanet Vakfi = (4-6) Katımızdan bir emirle her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Çünkü biz, Rabbinin bir rahmeti olarak peygamberler göndermekteyiz. O işitendir, bilendir.
Edip Yüksel = Rabbinden bir rahmet olarak. O İşitendir, Bilendir.
Elmalılı Hamdi Yazır = Rabbından bir rahmet olarak, hakikat o, öyle semî' öyle alîmdir
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Rabbinden bir rahmet olarak; gerçekten O öyle işiten, öyle bilendir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (4-6) O gecede her hikmetli iş tarafımızdan bir emirle ayrılır. Gerçekten biz Rabbin tarafından bir rahmet olarak peygamberler göndeririz. Şüphesiz ki O, herşeyi işitir ve bilir.
Gültekin Onan = Rabbinden bir rahmet olarak. Şüphesiz O, işitendir, bilendir.
Harun Yıldırım = Rabbinden bir rahmet olarak. Şüphesiz Semi’, Alîm olan O’dur, O!
Hasan Basri Çantay = (4-5-6) (O, bir gecedir ki) her hikmetli iş, nezdimizden bir emr ile, o zaman ayrılır. Hakıykat, biz Rabbinden bir (eser-i) rahmet olarak (peygamberler) gönderenleriz. Şüphe yok ki O, hakkıyle işidenin, (her şey'i) kemâliyle bilenin ta kendisidir.
Hayrat Neşriyat = (4-6) Katımızdan bir emirle, her hikmetli iş onda (o gecede) ayırd edilir. Çünki biz,Rabbinden bir rahmet olarak (peygamberler) göndericileriz. Doğrusu Semî' (herşeyi işiten), Alîm (hakkıyla bilen) ancak O’dur.
İbni Kesir = Rabbından bir rahmet olarak. Gerçekten O; Semi, Alim olanın kendisidir.
Kadri Çelik = (Kur'an) Rabbinden bir rahmettir. Şüphesiz O işitendir, bilendir.
Muhammed Esed = Rabbinin (insana) rahmetini yerine getirmek için. Şüphesiz yalnız O, her şeyi işiten, her şeyi bilendir:
Mustafa İslamoğlu = Rabbinin rahmeti sayesinde. Şüphesiz yalnızca O'dur her şeyi işiten, her şeyi bilen O'dur.
Ömer Nasuhi Bilmen = Rabbinden bir rahmet olarak. Muhakkak ki, O'dur bihakkın işiten, bihakkın bilen O'dur.
Ömer Öngüt = Bu, Rabbinden bir rahmettir. Gerçekten O, işiten ve bilendir.
Şaban Piriş = Rabbinden bir rahmet olarak. Şüphesiz O, işiten bilen O’dur.
Sadık Türkmen = Rabbinden bir rahmet/merhamet olarak! Şüphesiz O işitendir, bilendir.
Seyyid Kutub = Bu Rabbinden bir rahmettir. Allah, işitendir, bilendir.
Suat Yıldırım = (4-6) O, öyle bir gecedir ki her hikmetli iş, tarafımızdan bir emir ile, o zaman yazılıp belirlenir. Rabbinden bir rahmet olarak hep resuller göndermekteyiz. Muhakkak ki O, her şeyi hakkıyla işitir ve bilir.
Süleyman Ateş = Senin Rabbinin acıması gereği olarak (gönderdiğimiz elçilere o gece emirlerimizi açıklar, vahiylerimizi bildiririz). Doğrusu O, işitendir, bilendir.
Tefhim-ul Kuran = Rabbinden bir rahmet olarak. Şüphesiz O, işitendir, bilendir.
Ümit Şimşek = (4-6) Herbir hikmetli iş o gecede tarafımızdan bir emirle ayırt edilir. Rabbinden bir rahmet olarak Biz peygamberler göndeririz. O herşeyi işiten, herşeyi bilendir.
Yaşar Nuri Öztürk = Senin Rabbinden bir rahmet olarak. Hiç kuşkusuz O, gereğince duyan, gereğince bilendir.
İskender Ali Mihr = Rabbinden bir rahmet olarak. Muhakkak ki O; O, en iyi işiten, en iyi bilendir.
İlyas Yorulmaz = Bunlar Rabbinden bir rahmettir. Muhakkak ki O, her şeyi işiten ve her şeyi bilendir.
رَبِّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ
Duhân / 7 -
Rabbis semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ, in kuntum mûkinîn(mûkinîne).
Diyanet İşleri = (4-7) Katımızdan bir emirle her hikmetli iş o gecede ayırt edilir. Eğer kesin olarak inanıyorsanız, Rabbinden; göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbinden bir rahmet olarak biz peygamberler göndermekteyiz. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Rabbidir göklerin ve yeryüzünün ve ikisinin arasındakilerin. Adamakıllı inanır, iyice bilirseniz.
Abdullah Parlıyan = Eğer kesin olarak inanıyorsanız bilin ki Allah, göklerin, yerin ve her ikisi arasında bulunanların Rabbidir.
Adem Uğur = Eğer kesin olarak inanıyorsanız (bilin ki Allah), göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir.
Ahmed Hulusi = Semâların, arzın ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. . . Yakîne erenlerdenseniz!
Ahmet Tekin = İlme, delile ve gerekçeye itibar ettiğiniz, imandan nasibiniz olduğu sürece, kitaplar, vahiyler, peygamberler, göklerin, yerin ve ikisinin arasındaki varlıkların ve imkânların yaratıcısı, düzeninin hâkimi Rabbinden bir rahmettir.
Ahmet Varol = Göklerin, yerin ve bu ikisinin arasındakilerin Rabbidir. Eğer gerçeği kesin bir şekilde bilebilecek kimselerseniz!
Ali Bulaç = Eğer kesin bir bilgiyle inanıyorsanız (Allah), göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların Rabbidir.
Ali Fikri Yavuz = O, göklerin ve yerin ve bütün aralarındakinin Rabbidir. (Ey Mekke’liler, göklerin ve yerin Rabbi Allah olduğuna) eğer gerçekten inanıyorsanız, (biliniz ki, Hz. Muhammed s.a.v. da peygamberidir).
Ali Ünal = Göklerin, yerin ve bunların arasında bulunan her şeyin Rabbidir, eğer (Elçimiz ve getirdiği Kitap hakkında) kesin bilgi ve itmi’nan peşinde iseniz.
Bayraktar Bayraklı = Eğer kesin olarak inanıyorsanız, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir.
Bekir Sadak = (4-7) Katimizdan bir buyrukla, her hikmetli ise o gecede hukmedilir. Dogrusu Biz oteden beri peygamberler gondermekteyiz. Eger kesin olarak inanirsaniz bilin ki, bu senin Rabbinden, goklerin, yerin ve ikisi arasinda bulunanlarin Rabbinden bir rahmettir. O, isitendir, bilendir.
Celal Yıldırım = Eğer kesiniikle bilip inanıyorsanız, O, göklerin, yerin ve ikisi arasındaki her şeyin Rabbıdır.
Cemal Külünkoğlu = Eğer kesin olarak inanıyorsanız (bilin ki Allah,) göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir.
Diyanet İşleri (eski) = (4-7) Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir.
Diyanet Vakfi = Eğer kesin olarak inanıyorsanız (bilin ki Allah), göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir.
Edip Yüksel = Göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir. Kesin bir inanca sahipseniz...
Elmalılı Hamdi Yazır = O Göklerin ve Yerin ve bütün aralarındakilerin rabbıdır ehli yakîn olsanız
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O, göklerin, yerin ve bütün aralarındakilerin Rabbidir, kesin inanıyorsanız.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Siz eğer kesin olarak inanıyorsanız, iyi bilin ki Allah göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir.
Gültekin Onan = Eğer kesin bir bilgiyle inanıyorsanız (Tanrı), göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların rabbidir.
Harun Yıldırım = Eğer kesin bir bilgiyle inanıyorsanız, göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların Rabbidir.
Hasan Basri Çantay = (Evet) göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan şeylerin Rabbinden (bir eser-i rahmet olarak). Eğer (buna) iyice inanıcılar iseniz (o halde Muhammed sallellâhü aleyhi ve sellemin Onun peygamberi oldu ğuna da îman etmelisiniz).
Hayrat Neşriyat = Eğer kat'î olarak îmân eden kimseler iseniz (bilin ki Allah), göklerin ve yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir.
İbni Kesir = Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbından. Şayet kesin olarak inanıyorsanız.
Kadri Çelik = Eğer kesin bir bilgiyle inanıyorsanız, (Allah) göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların Rabbidir.
Muhammed Esed = göklerin ve yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbi, buna bütün kalbinizle inanıp bağlanmışsanız!
Mustafa İslamoğlu = Eğer inandığınız değerlerden mutmain olsaydınız, (yakinen bilirdiniz) ki O göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin yegane Rabbidir.
Ömer Nasuhi Bilmen = Göklerin ve yerin ve bunların aralarındakilerinin Rabbidir. Eğer siz yakinen inanır kimseler oldu iseniz.
Ömer Öngüt = Eğer inanmıyorsanız O, göklerin, yerin ve ikisinin arasındakilerin Rabbidir.
Şaban Piriş = Göklerin, yerin ve arasındakilerin Rabbidir. Eğer gerçekten bilenler iseniz.
Sadık Türkmen = Göklerin, yeryüzünün ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir. Eğer kesin inananlar iseniz!
Seyyid Kutub = Eğer kesin olarak inanıyorsanız bilin ki Allah, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir.
Suat Yıldırım = (7-8) Yakin, kesin bilgi ve itmi’nan peşinde iseniz, bilin ki O, göklerin, yerin ve ikisi arasındaki varlıkların Rabbidir. O’ndan başka tanrı yoktur. Hayatı veren ve hayatı alıp öldüren de O’dur. Sizin ve daha önce gelmiş geçmiş atalarınızın da Rabbidir.
Süleyman Ateş = Eğer kesin olarak inanıyorsanız (bilin ki Allâh), göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir.
Tefhim-ul Kuran = Eğer kesin bir bilgiyle inanıyorsanız (Allah), göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların Rabbidir.
Ümit Şimşek = O göklerin, yerin ve ikisi arasındaki herşeyin Rabbidir-eğer kesin bir bilgiyle inanacaksanız.
Yaşar Nuri Öztürk = Göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin Rabbidir O, eğer görürcesine biliyor iseniz.
İskender Ali Mihr = Göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Eğer siz yakîn sahibi iseniz.
İlyas Yorulmaz = Eğer kesinlikle inanıyorsanız, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbi O dur.
لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ يُحْيِي وَيُمِيتُ رَبُّكُمْ وَرَبُّ آبَائِكُمُ الْأَوَّلِينَ
Duhân / 8 -
Lâ ilâhe illâ huve yuhyî ve yumît(yumîtu), rabbukumve rabbu âbâikumul evvelîn(evvelîne).
Diyanet İşleri = O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Yaşatır, öldürür. O, sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Yoktur ondan başka tapacak, diriltir ve öldürür; Rabbinizdir ve Rabbidir gelip geçen atalarınızın.
Abdullah Parlıyan = O'ndan başka gerçek ilah yoktur, hayat veren ve öldüren O'dur. O sizin de Rabbinizdir, geçmiş atalarınızın da.
Adem Uğur = O'ndan başka ilâh yoktur. (Her şeyi O) diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.
Ahmed Hulusi = Tanrı yok; sadece "HÛ"; diriltir ve öldürür! Rabbinizdir ve atalarınızın da rabbidir!
Ahmet Tekin = Hak ilâh yalnızca O’dur. Hayat verir, yaşatır, eceller gelince de ölümü gerçekleştirir. Sizin Rabbinizdir, önceki atalarınızın Rabbidir.
Ahmet Varol = O'ndan başka ilah yoktur. O öldürür ve diriltir. Sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.
Ali Bulaç = O'ndan başka ilah yoktur; diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbinizdir, geçmiş atalarınızın da Rabbidir.
Ali Fikri Yavuz = O’ndan başka hiç bir İlâh yoktur; hem diriltir, hem öldürür. Hem sizin Rabbinizdir, hem de evvelki atalarınızın Rabbi...
Ali Ünal = O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur; hayatı veren de ölümü veren de O’dur; sizin ve sizden önce geçen bütün atalarınızın da Rabbidir O.
Bayraktar Bayraklı = O'ndan başka tanrı yoktur. O yaşatır ve öldürür. Sizin de, önceki atalarınızın da Rabbidir.
Bekir Sadak = O'ndan baska tanri yoktur; diriltir ve oldurur. Sizin de Rabbiniz onceki babalarinizin da Rabbidir.
Celal Yıldırım = O'ndan başka (hakiki) tanrı yoktur, ancak O vardır. Diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbinizdir, önceki babalarınızın da Rabbıdır.
Cemal Külünkoğlu = O'ndan başka hiç bir ilah yoktur, diriltir ve öldürür. (O,) sizin de Rabbinizdir, geçmiş atalarınızın da Rabbidir.
Diyanet İşleri (eski) = O'ndan başka tanrı yoktur; diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbiniz önceki atalarınızın da Rabbidir.
Diyanet Vakfi = O'ndan başka ilâh yoktur. (Her şeyi O) diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.
Edip Yüksel = O'ndan başka tanrı yoktur. Yaşatır ve öldürür. Sizin de, önceki atalarınızın da Rabbidir.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ondan başka Tanrı yoktur, hem diriltir hem öldürür, hem sizin rabbınız hem de evvelki atalarınızın rabbı
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O'ndan başka tanrı yoktur. Hem diriltir, hem de öldürür; hem sizin Rabbiniz, hem de önceki atalarınızın Rabbidir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ondan başka hiçbir ilâh yoktur. O hem yaşatır, hem öldürür. O sizin de Rabbiniz, sizden önceki babalarınızın da Rabbidir.
Gültekin Onan = O'ndan başka tanrı yoktur; diriltir ve öldürür. Sizin de rabbinizdir, geçmiş atalarınızın da rabbidir.
Harun Yıldırım = O’ndan başka ilah yoktur; diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbinizdir, geçmiş atalarınızın da Rabbidir.
Hasan Basri Çantay = Ondan başka hiçbir Tanrı yokdur. Hem diriltir, hem öldürür O, Sizin de, geçmiş atalarınızın da Rabbi (O) dur.
Hayrat Neşriyat = O’ndan başka ilâh yoktur; (ancak O,) hayat verir ve öldürür. Sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbi (O)dur.
İbni Kesir = Ondan başka ilah yoktur. Diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbınızdır, sizden önceki atalarınızın da Rabbıdır.
Kadri Çelik = O'ndan başka ilah yoktur; diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbinizdir ve geçmiş babalarınızın da Rabbidir.
Muhammed Esed = O'ndan başka ilah yoktur, hayat bağışlayan ve ölüm veren O'dur: O sizin de Rabbinizdir, geçmiş atalarınızın da.
Mustafa İslamoğlu = O'ndan başka ilah yoktur; hayatı ve ölümü yaratan (Allah) sizin de Rabbinizdir, önden giden atalarınızın da Rabbidir.
Ömer Nasuhi Bilmen = O'ndan başka ilâh yoktur. O diriltir ve öldürür, sizin Rabbinizdir ve evvelki atalarınızın Rabbidir.
Ömer Öngüt = O'ndan başka ilâh yoktur. O diriltir, O öldürür. Sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.
Şaban Piriş = O’ndan başka ilah yoktur. Diriltir ve öldürür. Sizin de Rabb’iniz, sizden önceki atalarınızın da Rabb’idir.
Sadık Türkmen = O’ndan başka İlâh yoktur. Yaşatır ve öldürür. Sizin de Rabbinizdir, önceki atalarınızın da Rabbi’dir.
Seyyid Kutub = O'ndan başka ilah yoktur, yaşatır, öldürür. Sizinde Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.
Suat Yıldırım = (7-8) Yakin, kesin bilgi ve itmi’nan peşinde iseniz, bilin ki O, göklerin, yerin ve ikisi arasındaki varlıkların Rabbidir. O’ndan başka tanrı yoktur. Hayatı veren ve hayatı alıp öldüren de O’dur. Sizin ve daha önce gelmiş geçmiş atalarınızın da Rabbidir.
Süleyman Ateş = O'ndan başka tanrı yoktur, yaşatır, öldürür. Sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.
Tefhim-ul Kuran = O'ndan başka ilah yoktur; diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbinizdir ve geçmiş atalarınızın da Rabbidir.
Ümit Şimşek = Ondan başka tanrı yoktur; O diriltir ve öldürür. Sizin Rabbiniz de, gelip geçmiş atalarınızın Rabbi de Odur.
Yaşar Nuri Öztürk = Tanrı yoktur O'ndan başka! Diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbinizdir O, önceki atalarınızın da Rabbidir,
İskender Ali Mihr = O’ndan başka İlâh yoktur. Diriltir ve öldürür. Sizin ve evvelki (sizden önceki) babalarınızın Rabbidir.
İlyas Yorulmaz = Yalnızca tek ilah O dur. Sizin ve daha önce yaşamış atalarınızın Rabbi hayat verir ve öldürür.
بَلْ هُمْ فِي شَكٍّ يَلْعَبُونَ
Duhân / 9 -
Bel hum fî şekkin yel’abûn(yel’abûne).
Diyanet İşleri = Fakat onlar, şüphe içinde eğlenip duruyorlar.
Abdulbaki Gölpınarlı = Hayır, onlar şüphe içindedir, alay edip dururlar.
Abdullah Parlıyan = Evet ama o inanmayanlar, kendi şüpheleriyle oyalanıp, oynayıp duruyorlar.
Adem Uğur = Fakat onlar, şüphe içinde eğlenip duruyorlar.
Ahmed Hulusi = Hayır, onlar kuşkulu yaşam içinde, (dünya hayatıyla) eğlenip duruyorlar.
Ahmet Tekin = Fakat kâfirler, bir şüphe içinde oynayıp eğleniyorlar.
Ahmet Varol = Hayır, onlar şüphe içinde oynuyorlar.
Ali Bulaç = Hayır, onlar şüphe içindedirler; oynayıp oyalanıyorlar.
Ali Fikri Yavuz = Fakat onlar, bir şüphe içinde oynuyorlar, (yakînen Allah’a ve Peygambere inanmıyorlar, eğleniyorlar).
Ali Ünal = Fakat onlar, onulmaz bir şüphe içinde boğulmakta, oyun ve eğlence ile vakit geçirmektedirler.
Bayraktar Bayraklı = Doğrusu onlar şüphe içerisinde oynamaktadırlar.
Bekir Sadak = Ama inkarcilar, dirilmekten suphededirler, bunu eglenceye alirlar.
Celal Yıldırım = Fakat onlar (o inkarcı sapıklar) şüphe içinde (Kur'ân'ı) alaya alıp (Onunla) eğlenmekteler.
Cemal Külünkoğlu = Fakat onlar, (ahireti umursamadan) şüphe içinde eğlenip duruyorlar.
Diyanet İşleri (eski) = Ama inkarcılar, dirilmekten şüphededirler, bunu eğlenceye alırlar.
Diyanet Vakfi = Fakat onlar, şüphe içinde eğlenip duruyorlar.
Edip Yüksel = Doğrusu, onlar bir kuşku içinde oynamaktadırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır = Fakat onlar şekk içinde oynuyorlar
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Fakat onlar şüphe içinde oynuyorlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Fakat kâfirler bir şüphe içinde oynayıp eğleniyorlar.
Gültekin Onan = Hayır, onlar şüphe içindedirler; oynayıp yalanlıyorlar.
Harun Yıldırım = Hayır, onlar şüphe içindedirler; oynayıpoyalanıyorlar.
Hasan Basri Çantay = Hayır, onlar (tekrar dirilmekden) şübhe içindedirler. (Bununla} eğlenirler.
Hayrat Neşriyat = Hayır! Onlar, şübhe içinde (eğlenip) oynuyorlar.
İbni Kesir = Hayır, onlar şüphe içinde oynayıp dururlar.
Kadri Çelik = Hayır, onlar bir şüphe içinde oynayıp eğleniyorlar.
Muhammed Esed = Evet, ama onlar, (bütün kalpleriyle inanıp bağlanmaktan uzak olanlar), yalnızca kendi şüpheleriyle oyalanıp duruyorlar.
Mustafa İslamoğlu = Ama nerde! Onlar, şüphe bataklığında oyalanıp duruyorlar.
Ömer Nasuhi Bilmen = (9-10) Fakat onlar, şekk içinde oynarlar. Artık gözet bir günü ki, gök, bir apaçık duman ile gelecektir.
Ömer Öngüt = Hayır! Onlar bir şüphe içindedirler ve eğlenip duruyorlar.
Şaban Piriş = Fakat, onlar şüphe içinde eğlenirler.
Sadık Türkmen = Aksine, onlar şüphe içinde oynayıp duruyorlar!
Seyyid Kutub = Fakat onlar şüphe içinde eğlenip duruyorlar.
Suat Yıldırım = Fakat onlar şüphe içindedirler. Din gerçekleriyle alay edip eğlenirler.
Süleyman Ateş = Ama onlar, şüphe içinde oynuyorlar.
Tefhim-ul Kuran = Hayır, onlar şüphe içindedirler; oynayıp oyalanıyorlar.
Ümit Şimşek = Fakat onlar şüphe içinde, eğleniyorlar.
Yaşar Nuri Öztürk = İş, onların sandığı gibi değil! Bir kuşku içinde oynayıp oyalanmaktadırlar.
İskender Ali Mihr = Hayır, onlar şüphe içinde oynuyorlar (oyalanıyorlar).
İlyas Yorulmaz = Hayır, onlar şüphe içerisinde oynayıp duruyorlar.
فَارْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِي السَّمَاء بِدُخَانٍ مُّبِينٍ
Duhân / 10 -
Fertekib yevme te’tîs semâu bi duhânin mubîn(mubînin).
Diyanet İşleri = Göğün açık bir duman getireceği günü bekle.
Abdulbaki Gölpınarlı = Artık gözetle gökyüzünden apaçık, gözle görünür bir dumanın geleceği günü.
Abdullah Parlıyan = Artık gözetle… Gökyüzünde apaçık gözle görülür bir dumanın geleceği günü.
Adem Uğur = Şimdi sen, göğün, açık bir duman çıkaracağı günü gözetle.
Ahmed Hulusi = Semânın apaçık bir duhân (duman) olarak geleceği (insanî hakikatin fark edileceği) süreci gözetle!
Ahmet Tekin = Şimdi sen göğün açık bir duman getireceği günü gözetle.
Ahmet Varol = Artık sen göğün açık bir duman getireceği günü gözetle.
Ali Bulaç = Öyleyse sen, göğün açıkça bir duman getireceği günü gözle;
Ali Fikri Yavuz = O halde (Ey Rasûlüm), semanın aşikâre bir duman (kıtlık ve açlık) getireceği (azab) gününü gözle.
Ali Ünal = Bu bakımdan, göğün aşikâr bir duman çıkaracağı günü gözle;
Bayraktar Bayraklı = (10-11) Artık sen, göğün, insanları bürüyecek apaçık bir duman çıkaracağı günü bekle! Bu, elem verici bir azaptır.[542]
Bekir Sadak = (10-11) GOgun, insanlari buruyecek ve gozle gorulecek bir duman cikaracagi gunu bekle; bu, can yakan bir azabdir.
Celal Yıldırım = (10-11) (Ey Peygamber!) Artık göğün, insanları saracağı bir dumanla geleceği günü gözetle. Bu elem verici bir azâbdır.
Cemal Külünkoğlu = (10-11) Artık sen, göğün, bütün insanları kuşatacak ve gözle görülür bir duman getireceği günü gözetle! Bu, acıklı bir azaptır.
Diyanet İşleri (eski) = (10-11) Göğün, insanları bürüyecek ve gözle görülecek bir duman çıkaracağı günü bekle; bu, can yakan bir azabdır.
Diyanet Vakfi = (10-11) Şimdi sen, göğün, insanları bürüyecek açık bir duman çıkaracağı günü gözetle. Bu, elem verici bir azaptır.
Edip Yüksel = Göğün apaçık bir dumanı getireceği günü gözetle.
Elmalılı Hamdi Yazır = O halde gözet o Semânın açık bir duman ile geleceği günü
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O halde o göğün açık bir duman ile geleceği günü gözetle
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (10-11) Ey Muhammed! Şimdi sen göğün, insanları bürüyecek açık bir duman getireceği günü gözetle! Bu acı bir azabdır.
Gültekin Onan = Öyleyse sen, göğün açıkça bir duman getireceği günü gözle;
Harun Yıldırım = Öyleyse sen, göğün açıkça bir duman getireceği günü gözle;
Hasan Basri Çantay = O halde semânın apâşikâr bir duman getireceği günü gözetle (Habîbim).
Hayrat Neşriyat = (10-11) O hâlde, göğün insanları bürüyecek apaçık bir duhân (bir duman) getireceği günü gözetle! Bu (pek) elemli bir azabdır.
İbni Kesir = Öyleyse sen gözle. Göğün açıkça bir duman çıkaracağı gün;
Kadri Çelik = Öyleyse sen, göğün açıkça bir duman getireceği günü gözle.
Muhammed Esed = Öyleyse, gökyüzünde (Son Saat'in yaklaştığını) haber veren bir duman tabakasının belireceği Gün'ü bekle,
Mustafa İslamoğlu = Şu halde, göğün (felaket) taşıyan bir dumanla kaplanacağı günü bekle!
Ömer Nasuhi Bilmen = (9-10) Fakat onlar, şekk içinde oynarlar. Artık gözet bir günü ki, gök, bir apaçık duman ile gelecektir.
Ömer Öngüt = Resulüm! O halde sen göğün apaçık bir duman getireceği günü bekle.
Şaban Piriş = Göğün apaçık bir duman getireceği günü gözle!
Sadık Türkmen = Öyleyse şimdi sen, gökyüzünde açık bir duman görüneceği günü gözetle!
Seyyid Kutub = Göğün gözle görülür bir duman getireceği günü gözetle.
Suat Yıldırım = (10-11) O halde sen göğün, bütün insanları saracak olan aşikâr bir duman çıkaracağı günü gözle. Bu, gayet acı bir azaptır.
Süleyman Ateş = Göğün, açık bir duman getireceği günü gözetle.
Tefhim-ul Kuran = Öyleyse sen, göğün açıkça bir duman getireceği günü gözle;
Ümit Şimşek = Sen göğün aşikâr bir duman çıkaracağı günü gözle.
Yaşar Nuri Öztürk = Artık sen göğün açıkça izlenen bir duman getireceği günü gözle.
İskender Ali Mihr = Artık göğün, apaçık duman (fitne) getireceği günü gözle.
İlyas Yorulmaz = Takip et, o kıyamet günü gök, açık bir şekilde duman haline gelir.
يَغْشَى النَّاسَ هَذَا عَذَابٌ أَلِيمٌ
Duhân / 11 -
Yagşân nâs(nâse), hâzâ azâbun elîm(elîmun).
Diyanet İşleri = (O duman) insanları bürür. Bu, elem dolu bir azaptır.
Abdulbaki Gölpınarlı = Bütün insanlara yayılır, budur elemli azap.
Abdullah Parlıyan = Öyle bir duman ki, bütün insanlığı sarıp kuşatmıştır. Bu acı bir azaptır.
Adem Uğur = Duman insanları bürüyecektir. Bu, elem verici bir azaptır.
Ahmed Hulusi = İnsanları kaplar! Bu feci bir azaptır (hakikatin fark edilip gereğinin uygulanmamış olması yüzünden)!
Ahmet Tekin = Gök insanları bürüyecek bir duman getirecek. İşte bu can yakıp, inleten müthiş bir azaptır.
Ahmet Varol = (O duman) insanları bürür. İşte bu acıklı bir azaptır.
Ali Bulaç = (Bu duman) insanları sarıp kuşatıverir. İşte bu, acı bir azabtır.
Ali Fikri Yavuz = Öyle bir duman ki, bütün insanları saracaktır. Bu acıklı bir azabdır.
Ali Ünal = Bütün insanları saracak bir duman. (Şöyle sızlanırlar o zaman:) “Acı bir azap bu.
Bayraktar Bayraklı = (10-11) Artık sen, göğün, insanları bürüyecek apaçık bir duman çıkaracağı günü bekle! Bu, elem verici bir azaptır.[542]
Bekir Sadak = (10-11) GOgun, insanlari buruyecek ve gozle gorulecek bir duman cikaracagi gunu bekle; bu, can yakan bir azabdir.
Celal Yıldırım = (10-11) (Ey Peygamber!) Artık göğün, insanları saracağı bir dumanla geleceği günü gözetle. Bu elem verici bir azâbdır.
Cemal Külünkoğlu = (10-11) Artık sen, göğün, bütün insanları kuşatacak ve gözle görülür bir duman getireceği günü gözetle! Bu, acıklı bir azaptır.
Diyanet İşleri (eski) = (10-11) Göğün, insanları bürüyecek ve gözle görülecek bir duman çıkaracağı günü bekle; bu, can yakan bir azabdır.
Diyanet Vakfi = (10-11) Şimdi sen, göğün, insanları bürüyecek açık bir duman çıkaracağı günü gözetle. Bu, elem verici bir azaptır.
Edip Yüksel = İnsanları çepeçevre saracaktır; bu acı bir azaptır.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ki nâsı saracaktır, bu bir elîm azâbdır
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = ki insanları saracaktır; bu acı bir azaptır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (10-11) Ey Muhammed! Şimdi sen göğün, insanları bürüyecek açık bir duman getireceği günü gözetle! Bu acı bir azabdır.
Gültekin Onan = (Bu duman) insanları sarıp kuşatıverir. İşte bu, acı bir azabtır.
Harun Yıldırım = İnsanları sarıpkuşatıverir; işte bu, acı bir azabtır.
Hasan Basri Çantay = (Öyle bir duman ki bütün) insanları saracakdır o. «Bu, pek yaman bir azâb» (diyecekler).
Hayrat Neşriyat = (10-11) O hâlde, göğün insanları bürüyecek apaçık bir duhân (bir duman) getireceği günü gözetle! Bu (pek) elemli bir azabdır.
İbni Kesir = İnsanları bürüyecektir. Bu; elim bir azabdır.
Kadri Çelik = (Bu duman) İnsanları sarıp kuşatıverir. İşte bu, acıklı bir azaptır.
Muhammed Esed = bütün insanlığı sarıp kuşatan (ve günahkarları) "Bu azap ne acı!" (diye feryad ettiren ve)
Mustafa İslamoğlu = (O duman) bütün insanları bürüyecek (ve inkarcılar haykıracak): "Acıklı azap işte bu!
Ömer Nasuhi Bilmen = İnsanları saracaktır. Bu, bir acıklı azabtır.
Ömer Öngüt = Bütün insanları bürüyecektir. Bu acıklı bir azaptır.
Şaban Piriş = İnsanları bürür. Bu, acı bir azaptır.
Sadık Türkmen = O, insanları sarıp kaplayıverir. İşte bu, çok acıklı bir azaptır.
Seyyid Kutub = Duman, insanları bürüyecektir. Bu, acı bir azabtır.
Suat Yıldırım = (10-11) O halde sen göğün, bütün insanları saracak olan aşikâr bir duman çıkaracağı günü gözle. Bu, gayet acı bir azaptır.
Süleyman Ateş = (Duman) İnsanları sarar. Bu, acı bir azâbdır.
Tefhim-ul Kuran = (Bu duman) İnsanları sarıp kuşatıverir. İşte bu, acıklı bir azabtır.
Ümit Şimşek = O duman insanları kaplar. İşte bu acı bir azaptır.
Yaşar Nuri Öztürk = İnsanları kuşatıp sarar. İnletici bir azaptır bu.
İskender Ali Mihr = (O fitne ki) insanları (insanların büyük kısmını) sarmıştır. İşte bu, elîm bir azaptır.
İlyas Yorulmaz = Kıyamet, bütün insanları kapsar ve bu aynı zamanda acıklı bir azaptır.
رَبَّنَا اكْشِفْ عَنَّا الْعَذَابَ إِنَّا مُؤْمِنُونَ
Duhân / 12 -
Rabbenekşif annel azâbe innâ mû’minûn(mû’minûne).
Diyanet İşleri = İnsanlar, “Rabbimiz! Bu azabı bizden kaldır, çünkü biz artık inanıyoruz” derler.
Abdulbaki Gölpınarlı = Rabbimiz, bizden azâbı, gider, şüphe yok ki inandık biz.
Abdullah Parlıyan = İşte o zaman insanlar; Ey Rabbimiz! bizden azabı kaldır artık, biz inanıyoruz derler.
Adem Uğur = (İşte o zaman insanlar:) Rabbimiz! Bizden azabı kaldır. Doğrusu biz artık inanıyoruz (derler).
Ahmed Hulusi = "Rabbimiz! Azap veren hâlden bizi çıkar; doğrusu biz iman edenleriz (artık)!"
Ahmet Tekin = O gün insanlar felâketi görünce:'Ey Rabbimiz, bu azâbı bizden kaldır. Artık biz iman ediyoruz.' derler.
Ahmet Varol = 'Rabbimiz! Üzerimizden azabı kaldır, çünkü biz artık iman edenleriz.'
Ali Bulaç = "Rabbimiz, azabı üstümüzden açıp gider; çünkü biz (artık) iman edicileriz."
Ali Fikri Yavuz = (Onlar şöyle diyecekler): “- Ey Rabbimiz! Bizden bu azabı kaldır; çünkü biz müminleriz.”
Ali Ünal = “Rabbimiz! Bu azabı üzerimizden kaldır, biz artık iman etmiş bulunuyoruz.”
Bayraktar Bayraklı = İnsanlar, “Ey Rabbimiz! Bizden bu azabı kaldır. Doğrusu biz artık inanıyoruz” derler.
Bekir Sadak = Insanlar: «Rabbimiz! Bu azabi bizden kaldir; dogrusu artik biz inananlariz» derler.
Celal Yıldırım = Rabbimiz! Bu azabı bizden kaldır; çünkü elbette biz imân edenler olacağız.
Cemal Külünkoğlu = İnsanlar: “Rabbimiz! Bu azabı bizden kaldır, çünkü biz artık inanıyoruz” diyecekler.
Diyanet İşleri (eski) = İnsanlar: 'Rabbimiz! Bu azabı bizden kaldır; doğrusu artık biz inananlarız' derler.
Diyanet Vakfi = (İşte o zaman insanlar:) Rabbimiz! Bizden azabı kaldır. Doğrusu biz artık inanıyoruz (derler).
Edip Yüksel = 'Rabbimiz, bizden bu azabı kaldır; biz inanıyoruz.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Rabbenâ! bizden bu azâbı aç, çünkü biz mü'minleriz diyecekler
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = «Ey Rabbimiz, bizden bu azabı aç; çünkü biz inanıyoruz.» diyecekler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = O gün insanlar: «Ey Rabbimiz! Bizden azabı kaldır. Artık biz inanıyoruz» derler.
Gültekin Onan = "Rabbimiz, azabı üstümüzden açıp gider çünkü biz (artık) inançlılarız."
Harun Yıldırım = “Rabbimiz, azabı üstümüzden açıpgider; çünkü biz iman edicileriz.”
Hasan Basri Çantay = «Ey Rabbimiz, bizden bu azâbı açıb kaldır. Çünkü biz îman edeceğiz».
Hayrat Neşriyat = (O zaman insanlar:) 'Rabbimiz! Bizden bu azâbı aç (kaldır); (artık) şübhesiz biz inanan kimseleriz' (derler).
İbni Kesir = Rabbımız; bu azabı bizden kaldır. Doğrusu biz, artık mü'minleriz.
Kadri Çelik = “Rabbimiz! Azabı üstümüzden açıp gider; çünkü biz (artık) iman edicileriz.”
Muhammed Esed = "Ey Rabbimiz, bizi azaptan uzak tut, çünkü biz (artık Sana) inanıyoruz!" (dedirten).
Mustafa İslamoğlu = Rabbimiz! Bu azabı bizden kaldır, çünkü biz artık inanmış bulunuyoruz!"
Ömer Nasuhi Bilmen = «Ey Rabbimiz! Bizden bu azabı açıver, şüphe yok ki, biz mü'minleriz,» diyeceklerdir.
Ömer Öngüt = "Rabbimiz! Bu azabı bizden kaldır, doğrusu biz artık iman ediyoruz. " (derler).
Şaban Piriş = -Rabbimiz, azabı bizden kaldır, biz iman eden kimseleriz.
Sadık Türkmen = “rabbimiz! Azabı bizden kaldır. Çünkü biz kesin inananlarız” (derler).
Seyyid Kutub = «Rabbimiz, bizden azabı kaldır, çünkü biz artık inanıyoruz» derler.
Suat Yıldırım = İşte o zaman insanlar: "Ey ulu Rabbimiz, bizden bu azabı kaldır, çünkü artık iman ediyoruz!" derler.
Süleyman Ateş = "Rabbimiz, bizden azâbı kaldır, çünkü biz artık inanıyoruz" derler.
Tefhim-ul Kuran = «Rabbimiz, azabı üstümüzden açıp gider; çünkü biz (artık) iman edicileriz.»
Ümit Şimşek = 'Rabbimiz, bizden azabı kaldır; iman edeceğiz' derler.
Yaşar Nuri Öztürk = "Ey Rabbimiz, kaldır bizden bu azabı. Biz gerçekten müminleriz."
İskender Ali Mihr = Rabbimiz, azabı bizden kaldır. Muhakkak ki biz, mü’minleriz.
İlyas Yorulmaz = İnsanlar “Ey Rabbimiz! Azabı bizden kaldır, biz inananlardanız” derler.
أَنَّى لَهُمُ الذِّكْرَى وَقَدْ جَاءهُمْ رَسُولٌ مُّبِينٌ
Duhân / 13 -
Ennâ lehumuz zikrâ ve kad câehum resûlun mubîn(mubînun).
Diyanet İşleri = Nerede onlarda öğüt almak?! Oysa kendilerine (gerçeği) açıklayan bir peygamber gelmişti.
Abdulbaki Gölpınarlı = Siz neredesiniz, öğüt alma nerede ve andolsun ki onlara, her şeyi açıklayan bir Peygamber geldi de.
Abdullah Parlıyan = Ama bu hatırlatma son saatte onlara ne fayda sağlar ki? Çünkü onlara daha önce gerçekleri apaçık ortaya koyan bir elçi gelmişti.
Adem Uğur = Nerede onlarda öğüt almak? Oysa kendilerine gerçeği açıklayan bir elçi gelmişti.
Ahmed Hulusi = Nerede onlarda öğüt almak? Oysa kendilerine gerçeği açıklayan bir elçi gelmişti.
Ahmet Tekin = Onlar için ibret almak, bellemek ne kadar uzak bir mesele. Azâbın kaldırılmasından önce daha büyük ikazlar görmüşler, iman etmemişlerdi. Üstelik kendilerine hak dini, şeriatı açıklayan bir de Rasul gelmişti.
Ahmet Varol = Onlar için öğüt almak nerede? Oysa kendilerine açıklayıcı bir peygamber gelmişti.
Ali Bulaç = Onlar için öğüt alıp düşünmek nerede? Onlara, açıklayan bir elçi gelmişti.
Ali Fikri Yavuz = Onlar için düşünmek, ibret almak nerede? Doğrusu kendilerine apaçık anlatan bir Peygamber geldi de,
Ali Ünal = Onlar nerede, düşünüp ders almak nerede? Onlara doğruluğu, peygamberliği besbelli ve gerçeği apaçık ortaya koyan bir rasûl geldi.
Bayraktar Bayraklı = Bu öğüt, kıyamet anında onlara ne fayda sağlar ki? Çünkü daha önce hakikati ortaya apaçık olarak koyan bir peygamber gelmişti.
Bekir Sadak = (13-14) Nerde onlarda ogut almak? Kendilerine gercegi aciklayan bir peygamber gelmisti ve ondan yuz cevirmisler, «Belletilmis bir deli» demislerdi.
Celal Yıldırım = (13-14) Onların düşünüp ibret alması nerede ? Gerçekten kendilerine (Hakk'ı) açıklayan bir peygamber geldiği halde onlar O'ndan yüzçevirdiler de «öğretilmiş bir deli» dediler.
Cemal Külünkoğlu = (13-14) Artık onlar nasıl düşünüp öğüt alacaklar? Öğüt alma zamanı geçti. Oysa kendilerine gerçeği açıklayan bir peygamber gelmişti. Sonra ondan yüz çevirmişlerdi ve: “Bu (kendisine bir takım şeyler) öğretilmiş bir delidir!” demişlerdi.
Diyanet İşleri (eski) = (13-14) Nerde onlarda öğüt almak? Kendilerine gerçeği açıklayan bir peygamber gelmişti ve ondan yüz çevirmişler, 'Belletilmiş bir deli' demişlerdi.
Diyanet Vakfi = Nerede onlarda öğüt almak? Oysa kendilerine gerçeği açıklayan bir elçi gelmişti.
Edip Yüksel = Mesaja aldırış etmediler. Halbuki kendilerine apaçık bir elçi gelmişti.
Elmalılı Hamdi Yazır = Onlara düşünmek, ıbret almak nerede? Kendilerine apaçık anlatan bir Resul geldi de
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Onlara düşünmek, ibret almak nerede? Kendilerine apaçık anlatan bir peygamber geldi de,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Onlar için bunu düşünüp öğüt almak nerede? Oysa kendilerine gerçeği açıklayan bir de peygamber gelmişti.
Gültekin Onan = Onlar için öğüt alıp düşünmek nerede? Onlara, açıklayan bir elçi gelmişti.
Harun Yıldırım = Onlar için öğüt alıpdüşünmek nerede? Onlara açıklayan bir rasul gelmişti.
Hasan Basri Çantay = Onlar için düşünüb ibret almak nerede? Kendilerine (hakıykatleri) açıklayan bir peygamber geldiği halde.
Hayrat Neşriyat = Nerede onlarda ibret almak? Hâlbuki kendilerine gerçekten apaçık beyân eden bir peygamber gelmişti.
İbni Kesir = Nerede onlarda öğüt almak? Kendilerine gerçeği açıklayan bir peygamber gelmişti.
Kadri Çelik = Onlar için hatırlayıp uyanmak nerede? Oysa onlara, (hakikatleri) açıklayıcı bir peygamber gelmişti.
Muhammed Esed = (Ama) bu hatırlama (Son Saat'te) onlara ne fayda sağlar ki? Çünkü onlara daha önce hakikati apaçık ortaya koyan bir elçi gelmişti,
Mustafa İslamoğlu = Şimdi bu hatırlama, onlara nasıl bir yarar sağlar ki? Zira kendilerine hakikati apaçık ortaya koyan bir elçi gelmişti de,
Ömer Nasuhi Bilmen = (13-14) Onlar için öğüt almak nerede! Halbuki, muhakkak onlara apaçık bildiren bir peygamber geldi. Sonra ondan yüz çevirdiler ve «Öğretilmiş bir mecnûndur,» dediler.
Ömer Öngüt = Nerede onlarda düşünüp öğüt almak? Oysa onlara apaçık bir peygamber gelmişti.
Şaban Piriş = -Onlar nereden öğüt alacaklar? Kendilerine apaçık bir elçi gelmişti.
Sadık Türkmen = Artık onlar için öğüt almak nasıl mümkün olabilir ki?! Oysa kendilerine apaçık bir elçi gelmişti.
Seyyid Kutub = Ama bu hatırlatma son saatte onlara ne fayda sağlar ki? Çünkü onlara daha önce gerçekleri apaçık ortaya koyan bir elçi gelmişti.
Suat Yıldırım = (13-14) Onlar nerede, iman nerede! Onlar ibret alan, hisse kapan insanlar değil. Böyle olmadıkları için, gerçekleri apaçık anlatan Peygamber geldiği halde ona sırtlarını döndüler de: "Bu, başkaları tarafından bir şeyler belletilmiş delinin teki!" dediler.
Süleyman Ateş = Artık onlar nasıl düşünüp öğüt alacaklar (öğüt alma zamanı geçti)? Oysa kendilerine apaçık bir elçi gelmişti.
Tefhim-ul Kuran = Onlar için öğüt alıp düşünmek nerede? Onlara, açıklayan bir peygamber gelmişti.
Ümit Şimşek = Onlar için öğüt almak nerede? Oysa kendilerine açıklayıcı bir peygamber gelmişti.
Yaşar Nuri Öztürk = Nerede onlarda öğüt almak? Yemin olsun, delillerle açıklayan bir resul gelmişti onlara.
İskender Ali Mihr = Onlara (herşeyi) açıklayan bir resûl gelmişti. (Buna rağmen resûlün söylediklerinden) ibret almadılar.
İlyas Yorulmaz = (Bu son saatte) Kur’an’a inanmak onlar için nasıl (fayda verir). Daha önce onlara açıkça anlatan bir elçi gelmişti.
ثُمَّ تَوَلَّوْا عَنْهُ وَقَالُوا مُعَلَّمٌ مَّجْنُونٌ
Duhân / 14 -
Summe tevellev anhu ve kâlû muallemun mecnûn(mecnûnun).
Diyanet İşleri = Sonra ondan yüz çevirdiler ve “Bu bir öğretilmiş, bu bir deli!” dediler.
Abdulbaki Gölpınarlı = Sonra yüz çevirdiler ondan ve kendisine birşeyler öğretilmiş delinin biri dediler.
Abdullah Parlıyan = Ama yüz çevirip uzaklaşmışlar ve “O başkalarınca öğretilmiş biridir, bir delidir!” demişlerdi.
Adem Uğur = Sonra ondan yüz çevirdiler ve: Bu, öğretilmiş bir deli! dediler.
Ahmed Hulusi = Sonra Ondan yüz çevirdiler ve: "Öğretilmiş bir cinnîdir" dediler.
Ahmet Tekin = Sonra onlar, peygamberden uzaklaştılar, halkı yönlendirmek için Peygambere:'Bu, cinlere mahkûm olmuş, öğretilmiş delidir' dediler.
Ahmet Varol = Sonra ondan yüz çevirdiler ve: '(Bu) öğretilmiş bir delidir' dediler.
Ali Bulaç = Sonra, ondan yüz çevirdiler ve dediler ki: "(Bu,) Öğretilmiştir, bir delidir."
Ali Fikri Yavuz = Sonra ondan yüz çevirdiler ve şöyle dediler: “- (Bu peygamberlik iddia eden) öğretilmiştir, mecnundur.”
Ali Ünal = Ama onlar, O’na sırt döndüler ve “Bu, başkalarının öğrettiği (ve onlardan öğrendiğini bize anlatan) biri, bir deli!” dediler.
Bayraktar Bayraklı = Sonra ondan yüz çevirdiler ve “Bu, öğretilmiş bir delidir!” dediler.
Bekir Sadak = (13-14) Nerde onlarda ogut almak? Kendilerine gercegi aciklayan bir peygamber gelmisti ve ondan yuz cevirmisler, «Belletilmis bir deli» demislerdi.
Celal Yıldırım = (13-14) Onların düşünüp ibret alması nerede ? Gerçekten kendilerine (Hakk'ı) açıklayan bir peygamber geldiği halde onlar O'ndan yüzçevirdiler de «öğretilmiş bir deli» dediler.
Cemal Külünkoğlu = (13-14) Artık onlar nasıl düşünüp öğüt alacaklar? Öğüt alma zamanı geçti. Oysa kendilerine gerçeği açıklayan bir peygamber gelmişti. Sonra ondan yüz çevirmişlerdi ve: “Bu (kendisine bir takım şeyler) öğretilmiş bir delidir!” demişlerdi.
Diyanet İşleri (eski) = (13-14) Nerde onlarda öğüt almak? Kendilerine gerçeği açıklayan bir peygamber gelmişti ve ondan yüz çevirmişler, 'Belletilmiş bir deli' demişlerdi.
Diyanet Vakfi = Sonra ondan yüz çevirdiler ve: Bu, öğretilmiş bir deli! dediler.
Edip Yüksel = Sonra ondan yüz çevirdiler ve, 'Öğrenim görmüş bir deli!' dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır = Sonra ondan döndüler, öğretilmiş dediler, bir mecnun dediler
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = sonra ondan döndüler. «Bu öğretilmiş bir delidir.» dediler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Sonra onlar, o peygamberden yüz çevirdiler ve: «Bu öğretilmiş bir delidir.» dediler.
Gültekin Onan = Sonra, ondan yüz çevirdiler ve dediler ki: "(Bu) Öğretilmiştir, bir delidir."
Harun Yıldırım = Sonra, ondan yüz çevirdiler ve dediler ki: “Öğretilmiştir, bir delidir.”
Hasan Basri Çantay = Yine ondan yüz çevirdiler. (Ona kimi) «bir öğretilmiş», (kimi) «bir mecnun» dediler.
Hayrat Neşriyat = Sonra ondan yüz çevirdiler ve: '(Bu) öğretilmiş bir mecnun!' demişlerdi.
İbni Kesir = Ondan yüz çevirmişler; belletilmiş delinin biri, demişlerdi
Kadri Çelik = Sonra ondan yüz çevirdiler ve dediler ki: “(Bu,) Öğretilmiş bir delidir!”
Muhammed Esed = ama yüz çevirip uzaklaşmışlar ve "O (başkalarınca) öğretilmiş biridir, bir delidir!" demişlerdi.
Mustafa İslamoğlu = Sonra onlar yüz çevirmiş ve demişlerdi ki: "O (başkalarınca) doldurulmuş delinin teki."
Ömer Nasuhi Bilmen = (13-14) Onlar için öğüt almak nerede! Halbuki, muhakkak onlara apaçık bildiren bir peygamber geldi. Sonra ondan yüz çevirdiler ve «Öğretilmiş bir mecnûndur,» dediler.
Ömer Öngüt = Sonra ondan yüz çevirdiler ve: "Öğretilmiştir, delidir. " dediler.
Şaban Piriş = Sonra ondan yüz çevirmişler ve: -Öğretilmiş bir mecnun/deli demişlerdi.
Sadık Türkmen = Sonra ondan yüz çevirdiler ve dediler ki: “Bu öğretilmiş/eğitilmiş/yönlendirilmiş bir mecnundur!”
Seyyid Kutub = Ondan yüz çevirdiler «Bu, deli görünümünde eğitilmiş biridir» dediler.
Suat Yıldırım = (13-14) Onlar nerede, iman nerede! Onlar ibret alan, hisse kapan insanlar değil. Böyle olmadıkları için, gerçekleri apaçık anlatan Peygamber geldiği halde ona sırtlarını döndüler de: "Bu, başkaları tarafından bir şeyler belletilmiş delinin teki!" dediler.
Süleyman Ateş = Ondan yüz çevirdiler: "Bu, öğretilmiştir, cinlenmiştir" dediler.
Tefhim-ul Kuran = Sonra, ondan yüz çevirdiler ve dediler ki: «(Bu,) Öğretilmiştir, bir delidir.»
Ümit Şimşek = Fakat onlar peygamberden yüz çevirmiş, 'Bu, kendisine belletilmiş delinin biri' demişlerdi.
Yaşar Nuri Öztürk = Ama ondan yüz çevirdiler ve şöyle dediler: "Eğitilmiş bir mecnun!"
İskender Ali Mihr = Ve (O’NA) (şeytan tarafından vahyedilerek) “öğretilmiş” ve “deli” dediler ve sonra O’NDAN yüz çevirdiler.
İlyas Yorulmaz = Sonra, o elçiden yüz çevirdiler ve “Kendisine bir şeyler öğretilmiş delinin birisi” dediler.
إِنَّا كَاشِفُو الْعَذَابِ قَلِيلًا إِنَّكُمْ عَائِدُونَ
Duhân / 15 -
İnnâ kâşifûl azâbi kalîlen innekum âidûn(âidûne).
Diyanet İşleri = Biz bu azabı kısa bir süre kaldıracağız, siz de yine eski hâlinize döneceksiniz.
Abdulbaki Gölpınarlı = Şüphe yok ki birazcık gidereceğiz azâbı, fakat gene şüphe yok ki kâfirliğe döneceksiniz.
Abdullah Parlıyan = Biz yine de bu azabı birazıcık kaldıracağız, oysa siz kendi saplantılarınıza yeniden döneceksiniz, ama
Adem Uğur = Biz azabı birazcık kaldıracağız, ama siz yine (eski halinize) döneceksiniz.
Ahmed Hulusi = Muhakkak ki biz o azabı birazcık açıp kaldırırız. . . (Ne var ki) siz eski hâlinize geri dönersiniz.
Ahmet Tekin = Biz, o azâbı sizden birazcık kaldırırız. Ama siz mutlaka, eski halinize dönersiniz.
Ahmet Varol = Biz azabı az bir süre kaldıracağız ama siz yine (küfre) döneceksiniz.
Ali Bulaç = Biz sizden bu azabı biraz açıp gidereceğiz; (ama yine) dönecek olanlarsınız siz.
Ali Fikri Yavuz = Biz o (vaadettiğimiz açlıktan ibaret) azabı biraz kaldıracağız. Fakat siz yine (küfre) döneceksiniz.
Ali Ünal = Haydi o azabı bir süreliğine kaldıralım; siz hemen eski halinize döner (ve tekrar aynı cezaya çarptırılır, en sonunda da ebedî azaba müstahak olursunuz),
Bayraktar Bayraklı = Biz azabı biraz kaldırırsak, siz yine eski halinize dönersiniz.
Celal Yıldırım = Biz, azabı elbette sizden biraz kaldıracağız ama siz (yine de inkâr ve kötülüğe) döneceksiniz.
Cemal Külünkoğlu = Biz, az bir süre için (bu) azabı (sizden) kaldıracağız. Ama siz, (azap kalktıktan sonra eski halinize) döneceksiniz.
Diyanet İşleri (eski) = Biz sizden azabı az bir süre için kaldıracağız, siz yine de eski inkarcılığınıza döneceksiniz.
Diyanet Vakfi = Biz azabı birazcık kaldıracağız, ama siz yine (eski halinize) döneceksiniz.
Edip Yüksel = Biz azabı birazcık kaldıracağız; ama siz yine döneceksiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır = Biz o azâbı biraz biraz açacağız, fakat siz yine döneceksiniz
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Biz o azabı biraz açacağız, fakat siz yine (eski halinize) döneceksiniz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Biz o azabı sizden birazcık kaldırırız. Ama siz mutlaka eski halinize dönersiniz.
Gültekin Onan = Biz sizden bu azabı biraz açıp gidereceğiz; (ama yine) dönecek olanlarsınız siz.
Harun Yıldırım = Biz sizden bu azabı biraz açıpgidereceğiz; fakat şüphesiz siz, yine geri dönenlersiniz.
Hasan Basri Çantay = Biz bu (duman) azâbı (nı) biraz açıp kaldıracağız. (Fakat) siz, şübhe yok ki, tekrar dönücülersiniz.
Hayrat Neşriyat = Şübhesiz ki biz, (sizden) azâbı biraz açı(verip kaldırı)cılarız; (ama) siz gerçekten yine (küfre) dönecek olan kimselersiniz.
İbni Kesir = Biz, az bir süre için azabı kaldıracağız. Ama siz, eski halinize döneceksiniz.
Kadri Çelik = Biz sizden bu azabı biraz açıp gidereceğiz; (ama yine inkâra) dönecek olanlarsınız siz.
Muhammed Esed = Biz (yine de) bu azabı kısa bir süre erteleyeceğiz, oysa siz (kendi saplantılarınıza) yeniden döneceksiniz; (ama)
Mustafa İslamoğlu = Elbet Biz cezayı bir süreliğine askıya alacağız, fakat siz yine (eski halinize) döneceksiniz.
Ömer Nasuhi Bilmen = Muhakkak Biz, o azabı biraz açıcılarız, sizler ise şüphe yok ki, dönüvericilersiniz.
Ömer Öngüt = Biz, azabı biraz kaldıracağız, siz tekrar (eski halinize) döneceksiniz.
Şaban Piriş = -Biz, azabı biraz kaldırırız siz de tekrar dönerseniz.
Sadık Türkmen = Biz azabı birazcık kaldırırız, ancak siz yine de eski halinize dönersiniz.
Seyyid Kutub = Biz sizden azabı birazcık kaldıracağız, fakat siz yine inkara döneceksiniz.
Suat Yıldırım = Azabı üzerinizden biraz kaldıracağız, fakat siz yine eski halinize döneceksiniz.
Süleyman Ateş = Biz sizden azâbı birazcık kaldırırız ama siz yine (inkârınıza) dönersiniz.
Tefhim-ul Kuran = Biz sizden bu azabı biraz açıp gidereceğiz; (ama yine) dönecek olanlarsınız siz.
Ümit Şimşek = Biz azabı biraz kaldıracak olsak siz yine inkâra dönersiniz.
Yaşar Nuri Öztürk = Biz azabı biraz kaldırırız; siz eski halinize tekrar dönersiniz.
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki Biz, azabı biraz kaldırsak (bile), şüphesiz ki siz (şirke) dönecek olanlarsınız.
İlyas Yorulmaz = (Dünyadaki) Azabı kaldıracak yine biziz ve kesinlikle bize dönücülersiniz.
يَوْمَ نَبْطِشُ الْبَطْشَةَ الْكُبْرَى إِنَّا مُنتَقِمُونَ
Duhân / 16 -
Yevme nebtışul batşetel kubrâ innâ muntekimûn(muntekimûne).
Diyanet İşleri = Onları o en şiddetli yakalayışla yakalayacağımız günü hatırla. Şüphesiz biz öcümüzü alırız.
Abdulbaki Gölpınarlı = O gün pek şiddetli bir sûrette tutar, cezâlandırırız, şüphe yok ki öç alırız biz.
Abdullah Parlıyan = bütün inkârcıları şiddetli bir hamle ile kuşatacağımız gün, sizden de intikamımızı mutlaka alacağız.
Adem Uğur = Fakat biz büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, kesinlikle intikamımızı alırız.
Ahmed Hulusi = O süreçte (semânın apaçık bir duman olarak geldiğinde) en büyük yakalayışla yakalarız. . . Muhakkak ki biz yapılan suçların sonuçlarını yaşatanız!
Ahmet Tekin = Biz, büyük bir güçle, şiddetle sıkarak yakalayacağımız gün, kesinlikle lâyık olduğunuz cezayı veririz.
Ahmet Varol = Ancak şiddetli bir yakalama ile yakaladığımız gün elbette biz intikam alırız.
Ali Bulaç = Büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, elbette biz intikam alacağız.
Ali Fikri Yavuz = (Kıyamette veya Bedir’de onları) büyük bir şiddetle kavrıyacağımız gün, şüphesiz biz intikam alırız.
Ali Ünal = (Sizi) o en amansız ve karşı konulmaz bir güçle yakalayacağımız gün. Hiç şüphesiz Biz, hak ettiğiniz cezayı veririz.
Bayraktar Bayraklı = Fakat biz büyük bir şiddetle vurup yakaladığımız gün, elbette kendilerinden intikam alacağız.
Bekir Sadak = Onlari carptikca carpacagimiz gun ocumuzu suphesiz aliriz.
Celal Yıldırım = Büyük bir hışımla yakalayıp sıkacağımız gün, elbette intikam alacağız.
Cemal Külünkoğlu = Biz, büyük bir güçle, şiddetle sıkarak yakalayacağımız gün, kesinlikle lâyık olduğunuz cezayı veririz.
Diyanet İşleri (eski) = Ancak şiddetli bir yakalama ile yakaladığımız gün elbette biz intikam alırız.
Diyanet Vakfi = Fakat biz büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, kesinlikle intikamımızı alırız.
Edip Yüksel = Asıl o büyük yakalama ile yakaladığımızda öc alırız.
Elmalılı Hamdi Yazır = (Sizi) o en amansız ve karşı konulmaz bir güçle yakalayacağımız gün. Hiç şüphesiz Biz, hak ettiğiniz cezayı veririz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ama (kendilerini) o büyük şiddetle sıkıvereceğimiz gün, muhakkak Biz intikam alacağız.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Onlari carptikca carpacagimiz gun ocumuzu suphesiz aliriz.
Gültekin Onan = Büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, elbette biz intikam alacağız.
Harun Yıldırım = Büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün; elbette biz intikam alacağız.
Hasan Basri Çantay = Çok büyük bir şiddet ve satvetle (kendilerini) çarpacağımız gün muhakkak ki biz (onlardan) intikaam alıcılarız.
Hayrat Neşriyat = (Fakat) o pek büyük şiddetli tutuşla (kendilerini) yakalayacağımız gün, muhakkak biz, (onlardan) intikam alıcılarız.
İbni Kesir = Onları çarptıkça çarpacağımız gün; şüphesiz intikam alırız.
Kadri Çelik = Büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, elbette biz intikam alacılarız.
Muhammed Esed = (bütün günahkarları) şiddetli bir hamle ile kuşatacağımız Gün, (sizden de) intikamımızı mutlaka alacağız!
Mustafa İslamoğlu = Kapana kıstırıp enselediğimiz büyük gün gelip çatınca da, her halükarda yaptıklarınızın acısını size tattıracağız.
Ömer Nasuhi Bilmen = (16-17) Pek şiddetli, satvetli bir tutuşla tutacağımız gün şüphe yok ki, Biz intikam alıcılarız. Andolsun ki, onlardan evvel Fir'avun'un kavmini bir imtihana tâbi tuttuk ve onlara kerîm bir peygamber gelmişti.
Ömer Öngüt = Fakat biz büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün intikam alacağız.
Şaban Piriş = Büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, elbette intikam alacağız.
Sadık Türkmen = O gün büyük bir yakalayışla yakalarız. Çünkü Biz intikam alıcıyız!
Seyyid Kutub = O gün büyük bir şiddetle çarparız; zira Biz öç alıcıyız!
Suat Yıldırım = Ama o müthiş satvetle kendilerini yakalayacağımız gün, onlardan tam intikam alırız.
Süleyman Ateş = O gün büyük vuruşla vururuz; zira biz öç alıcıyız!
Tefhim-ul Kuran = Asıl o büyük yakalama ile yakaladığımızda öc alırız.
Ümit Şimşek = O büyük çarpışla onları yakaladığımız gün intikam almış oluruz.
Yaşar Nuri Öztürk = Biz o büyük şiddetle çarptığımız gün mutlaka intikamımızı alırız.
İskender Ali Mihr = Büyük bir şiddetle (onları) yakalayacağımız gün, Biz mutlaka intikam alacak olanlarız.
İlyas Yorulmaz = O kıyamet gününde, büyük bir yakalayışla yakalayacağız. Biz intikam alıcılarız.
وَلَقَدْ فَتَنَّا قَبْلَهُمْ قَوْمَ فِرْعَوْنَ وَجَاءهُمْ رَسُولٌ كَرِيمٌ
Duhân / 17 -
Ve lekad fetennâ kablehum kavme fir’avne ve câehum resûlun kerîm(kerîmun).
Diyanet İşleri = Andolsun, onlardan önce Firavun kavmini sınamıştık. Onlara değerli bir peygamber (Mûsâ) gelmişti.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve andolsun ki onlardan önce Firavun'un kavmini de sınamıştık ve onlara güzel huylu bir peygamber gelmişti de.
Abdullah Parlıyan = Biz onlardan uzun zaman önce de, Firavun halkını aynı yolla sınadık; Onlara şerefli bir elçi de gelmiş ve
Adem Uğur = Andolsun, kendilerinden önce biz, Firavun'un kavmini de imtihan etmiştik. Onlara şerefli bir elçi geldi. (Şöyle diyerek)
Ahmed Hulusi = Andolsun ki onlardan önce Firavun kavmini de güç işlerle denedik. . . Onlara kerîm bir Rasûl gelmişti.
Ahmet Tekin = Andolsun, onlardan önce, biz, Firavun’un kavmini de imtihan etmiştik. Onlara asâletli, değerli bir Rasul, Mûsâ gelmişti.
Ahmet Varol = Andolsun, onlardan önce Firavun'un kavmini de imtihan ettik ve onlara şerefli bir peygamber geldi.
Ali Bulaç = Andolsun, biz kendilerinden önce, Firavun'un kavmini de denedik. Onlara kerim bir elçi gelmişti;
Ali Fikri Yavuz = Celâlim hakkı için, onlardan (Kureyş’den) önce Firavun’un, kavmini imtihan ettik. Onlara da çok şerefli bir peygamber gelmişti.
Ali Ünal = Onlardan önce Firavun’un halkını da imtihan ettik ve iptilâlara maruz bıraktık. Kendilerine çok değerli bir rasûl geldi;
Bayraktar Bayraklı = (17-18) Andolsun, biz onlardan önce de, Firavun'un toplumunu imtihan etmiştik. Onlara da değerli bir peygamber gelmiş ve şöyle demişti: “Ey Allah'ın kulları! Çağrıma uyarak bana karşı görevinizi yerine getiriniz. Çünkü ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.”[543]
Bekir Sadak = And olsun ki, onlardan once, Firavun milletini denemistik. Onlara gelen degerli bir peygamber demisti ki:
Celal Yıldırım = (17-18) And olsun ki, bunlardan önce Fir'avn milletini çetin bir sınavdan geçirmiştik. Onlara çok saygıdeğer bir peygamber gelmişti de, «Allah'ın kullarını bana teslîm edin! Çünkü ben şüpheniz olmasın ki size (gönderilen) güvenilir bir peygamberim.»
Cemal Külünkoğlu = Andolsun, onlardan önce Firavun kavmini sınamıştık. Onlara değerli bir peygamber (Musa) gelmişti.
Diyanet İşleri (eski) = And olsun ki, onlardan önce, Firavun milletini denemiştik. Onlara gelen değerli bir peygamber demişti ki:
Diyanet Vakfi = (17-18) Andolsun, kendilerinden önce biz, Firavun'un kavmini de imtihan etmiştik. Onlara: Allah'ın kulları! Bana gelin! Çünkü ben size (gönderilmiş) güvenilir bir resûlüm diye (davette bulunan) şerefli bir elçi gelmişti.
Edip Yüksel = Onlardan önce Firavun'un halkını sınamıştık; onlara şerefli bir elçi gitmişti:
Elmalılı Hamdi Yazır = Celâlım hakkı için onlardan evvel Fir'avnin kavmını fitneye düşürdük, onlara da kerîm bir Resul gelmişti
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Andolsun ki, onlardan önce Firavun'un kavmini fitneye düşürdük; onlara da şöyle söyleyen değerli bir peygamber gelmişti:
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Andolsun ki, biz onlardan önce Firavun kavmini de denemiştik. Onlara çok kıymetli bir peygamber gelmişti.
Gültekin Onan = Andolsun, biz kendilerinden önce, Firavun'un kavmini de denedik. Onlara kerim bir elçi gelmişti;
Harun Yıldırım = Andolsun biz kendilerinden önce, Firavun’un kavmini de denedik. Onlara çok yüce ve şerefli bir rasul gelmişti.
Hasan Basri Çantay = Andolsun ki biz bunlardan evvel Fir'avn kavmini de imtihan etdik. Onlara da çok şerefli bir peygamber gelmişdi,
Hayrat Neşriyat = Celâlim hakkı için, kendilerinden önce Fir'avun kavmini de imtihân ettik; onlara da şerefli bir peygamber (olan Mûsâ) geldi.
İbni Kesir = Andolsun ki; onlardan önce Firavun kavmini de denemiştik ve onlara kerim bir peygamber gelmişti.
Kadri Çelik = Şüphesiz biz kendilerinden önce, Firavun'un kavmini de denemeden geçirmiştik ve de onlara yüce bir peygamber gelmişti.
Muhammed Esed = Biz onlardan (uzun zaman) önce Firavun halkını (aynı yolla) sınadık. Onlara soylu bir elçi gelmiş (ve)
Mustafa İslamoğlu = Doğrusu Biz, onlardan önce de Firavun kavmini sınamıştık. Onlara seçkin bir elçi gelmiş
Ömer Nasuhi Bilmen = (16-17) Pek şiddetli, satvetli bir tutuşla tutacağımız gün şüphe yok ki, Biz intikam alıcılarız. Andolsun ki, onlardan evvel Fir'avun'un kavmini bir imtihana tâbi tuttuk ve onlara kerîm bir peygamber gelmişti.
Ömer Öngüt = Andolsun ki onlardan önce Firavun kavmini de imtihan ettik ve onlara kerim bir peygamber gelmişti.
Şaban Piriş = Onlardan önce Firavun kavmini de imtihan etmiştik. Onlara şerefli bir elçi gelmişti.
Sadık Türkmen = Hiç kuşkusuz Biz onlardan önce; Firavun halkına yaptıklarının karşılığını verdik. Onlara değerli bir elçi geldi.
Seyyid Kutub = Andolsun, onlardan önce Firavun toplumuna da imkanlar vererek sınamıştık. Onlara saygın bir peygamber gelmişti.
Suat Yıldırım = (17-18) Biz onlardan önce Firavun’un halkını da imtihan ettik, onlara da pek değerli bir resul gelip demişti ki: "Ey Allah’ın kulları, benim hakkımı verin, yani tebliğimi dinleyin; çünkü ben size gönderilen güvenilir bir elçiyim.
Süleyman Ateş = Andolsun, onlardan önce Fir'avn toplumunu da (imkânlar vererek) sınadık. Onlara değerli bir elçi geldi, (şöyle diyerek):
Tefhim-ul Kuran = Andolsun, biz kendilerinden önce, Firavun'un kavmini de denemeden geçirdik ve onlara kerîm bir peygamber gelmişti:
Ümit Şimşek = Onlardan önce Biz Firavun'un kavmini de sınamıştık. Onlara çok şerefli bir peygamber geldi ve dedi ki:
Yaşar Nuri Öztürk = Kudretimize yemin olsun ki, onlardan önce Firavun'un kavmini de ince bir imtihana çektik de, asil ve onurlu bir resul geldi onlara.
İskender Ali Mihr = Ve andolsun ki Biz, onlardan önce firavun kavmini de imtihan ettik. Ve onlara da kerim bir resûl (Hz. Musa) gelmişti.
İlyas Yorulmaz = Onlardan önce Firavunun kavmini denemiştik ve onlara çok değerli bir elçi gelmişti.
أَنْ أَدُّوا إِلَيَّ عِبَادَ اللَّهِ إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
Duhân / 18 -
En eddû ileyye ibâdallâh(ibâdallâhi), innî lekum resûlun emîn(emînun).
Diyanet İşleri = O, şöyle demişti: “Allah’ın kullarını (esaret altındaki İsrailoğullarını) bana teslim edin. Çünkü ben güvenilir bir peygamberim.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Allah'ın kullarını demişti, bana teslîm edin, şüphe yok ki ben, emin bir peygamberim size.
Abdullah Parlıyan = “Esaretiniz altındaki Allah'ın kullarını bana teslim edin, çünkü ben Allah'ın size gönderdiği güvene layık bir elçiyim!” demişti.
Adem Uğur = Allah'ın kulları! Bana gelin! Çünkü ben size (gönderilmiş) güvenilir bir resûlüm
Ahmed Hulusi = "Allâh'ın kullarını bana teslim edin. . . Muhakkak ki ben güvenilir Rasûlüm. . . " (dedi).
Ahmet Tekin = 'Esaretiniz altındaki Allah’ın kullarını, İsrâiloğulları’nı, temel hak ve hürriyetlerinin kısıtlanmasına son vererek, davetime icabet edebilmeleri ve iman etmeleri için bana gönderin. Ben size tebliğ görevi ile gönderilmiş, güvenilir bir Rasulüm.' diyordu.
Ahmet Varol = 'Allah'ın kullarını bana teslim edin. Gerçekten ben sizin için güvenilir bir elçiyim' diye. [1]
Ali Bulaç = "Allah'ın kullarını bana teslim edin; gerçekten ben, sizin için güvenilir bir elçiyim" (demişti).
Ali Fikri Yavuz = Şöyle desin diye: “- Allah’ın kullarını bana bırakın; çünkü ben size güvenilir bir Peygamberim.
Ali Ünal = (Ve şu mesajı iletti:) “Allah’ın (köleleştirmiş bulunduğunuz) kullarını bırakın ve benimle gelmelerine müsaade edin. Ben, sizin için güvenilir bir elçiyim.
Bayraktar Bayraklı = (17-18) Andolsun, biz onlardan önce de, Firavun'un toplumunu imtihan etmiştik. Onlara da değerli bir peygamber gelmiş ve şöyle demişti: “Ey Allah'ın kulları! Çağrıma uyarak bana karşı görevinizi yerine getiriniz. Çünkü ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.”[543]
Bekir Sadak = «Ey Allah'in kullari! Bana gelin, dogrusu ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim.»
Celal Yıldırım = (17-18) And olsun ki, bunlardan önce Fir'avn milletini çetin bir sınavdan geçirmiştik. Onlara çok saygıdeğer bir peygamber gelmişti de, «Allah'ın kullarını bana teslîm edin! Çünkü ben şüpheniz olmasın ki size (gönderilen) güvenilir bir peygamberim.»
Cemal Külünkoğlu = O peygamber onlara şöyle demişti: “Allah'ın kullarını (esaretiniz altındaki İsrailoğullarını) bana verin. Çünkü ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.”
Diyanet İşleri (eski) = 'Ey Allah'ın kulları! Bana gelin, doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.'
Diyanet Vakfi = (17-18) Andolsun, kendilerinden önce biz, Firavun'un kavmini de imtihan etmiştik. Onlara: Allah'ın kulları! Bana gelin! Çünkü ben size (gönderilmiş) güvenilir bir resûlüm diye (davette bulunan) şerefli bir elçi gelmişti.
Edip Yüksel = 'Ey ALLAH'ın kulları, bana kulak verin. Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Şöyle diye: Allahın kullarını bana teslim edin, çünkü ben size emîn bir Resulüm
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Allah'ın kullarını bana teslim edin; çünkü ben size (gönderilen) güvenilir bir peygamberim.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = O peygamber onlara şöyle demişti: «Esaretiniz altındaki Allah'ın kullarını bana teslim edin. Çünkü ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.
Gültekin Onan = "Tanrı'nın kullarını bana teslim edin; gerçekten ben sizin için güvenilir (emiyn) bir elçiyim" (demişti).
Harun Yıldırım = “Allah’ın kullarını bana geri verin. Şüphesiz ki ben size çok güvenilir bir rasulüm.”
Hasan Basri Çantay = «Bana Allahın kullarını teslîm edin. Çünkü ben size (gönderilmiş) emîn bir peygamberim» diye.
Hayrat Neşriyat = 'Allah’ın kullarını (İsrâiloğullarını) bana teslîm edin! Şübhesiz ki ben, sizin için(gönderilmiş) emin bir peygamberim' diye (da'vette bulundu).
İbni Kesir = Allah'ın kullarını bana teslim edin. Doğrusu ben, size gönderilmiş emin bir peygamberim.
Kadri Çelik = “Allah'ın kullarını bana teslim edin; gerçekten ben sizin için güvenilir bir peygamberim (demişti).”
Muhammed Esed = "Bana teslim olun, ey Allah'ın kulları! Ben size (gönderilen) bir elçiyim, güvene layık (bir elçi)!" demişti.
Mustafa İslamoğlu = ve (demişti) ki: "Bana gelin ey Allah'ın kulları! Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
Ömer Nasuhi Bilmen = (onlara demişti ki) «Allah'ın kullarını bana teslim ediniz, Şüphe yok ki, ben sizin için emin bir peygamberim.»
Ömer Öngüt = (Onlara dedi ki): "Allah'ın kullarını bana bırakın! Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim. "
Şaban Piriş = Allah’ın kullarını bana bırakın, ben güvenilir bir peygamberim, demişti.
Sadık Türkmen = “Allah’ın kullarını bana teslim edin. Çünkü ben sizin için güvenilir bir elçiyim!
Seyyid Kutub = Ey Allah'ın kulları! Bana gelin, doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
Suat Yıldırım = (17-18) Biz onlardan önce Firavun’un halkını da imtihan ettik, onlara da pek değerli bir resul gelip demişti ki: "Ey Allah’ın kulları, benim hakkımı verin, yani tebliğimi dinleyin; çünkü ben size gönderilen güvenilir bir elçiyim.
Süleyman Ateş = "Allâh'ın kullarını bana teslim edin; çünkü ben sizin için güvenilir bir elçiyim."
Tefhim-ul Kuran = Dedi ki: «Allah'ın kullarını bana teslim edin; gerçekten ben sizin için güvenilir bir peygamberim.»
Ümit Şimşek = 'Allah'ın kullarını bana teslim edin. Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
Yaşar Nuri Öztürk = Şöyle sesleniyordu: "Ey Allah'ın kulları, bana gelin! Çünkü ben sizin için güvenilir bir resulüm."
İskender Ali Mihr = (Hz. Musa): “Allah’ın kullarını bana verin. Muhakkak ki ben, sizin için emin bir resûlüm.” (demişti).
İlyas Yorulmaz = “Allah’ın kullarını bana (İsrail oğullarını benimle gönderin) bırakın. Ben, sizin için güvenilir bir elçiyim” demişti.
وَأَنْ لَّا تَعْلُوا عَلَى اللَّهِ إِنِّي آتِيكُم بِسُلْطَانٍ مُّبِينٍ
Duhân / 19 -
Ve en lâ ta’lû alâllâh(alâllâhi), innîâtîkum bi sultânin mubîn(mubînin).
Diyanet İşleri = “Allah’a karşı ululuk taslamayın. Çünkü ben size apaçık bir delil (mucize) getiriyorum.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve Allah'a karşı yücelik satmaya kalkışmayın; şüphe yok ki ben size, apaçık bir delil getirdim.
Abdullah Parlıyan = “Ve Allah'a karşı büyüklük taslamayın. Çünkü ben size, O'ndan açık bir delil getirdim.
Adem Uğur = Allah'a karşı ululuk taslamayın. Çünkü ben size apaçık bir delil getiriyorum.
Ahmed Hulusi = "Allâh'a karşı üstünlük taslamayın (Rasûle isyan etmeyin). . . Size apaçık karşı konulamaz delil ortaya koydum. "
Ahmet Tekin = 'Allah’a karşı üstünlük taslamayın, zorbalık yaparak hürriyetleri kısıtlamayın. Allah’ın vahyini ve Rasulünü küçümsemeyin. Ben size apaçık bir ferman ile, ilâhî bir hükümranlık yetkisi ile geliyorum.' diyordu.
Ahmet Varol = Ve: 'Allah'a karşı büyüklenmeyin. Şüphesiz ben size apaçık bir delil getiriyorum' diye.
Ali Bulaç = "Allah'a karşı büyüklenmeyin; şüphesiz size apaçık, bir delil getiriyorum."
Ali Fikri Yavuz = Ve Allah’a karşı baş kaldırmayın; çünkü ben size açık bir bürhanla (peygamberliğime delâlet eden mucizelerle) geliyorum.
Ali Ünal = “Ve (benim risaletimi inkâr edip, O’nun emrini yerine getirmemekle) Allah’a baş kaldırmayın. Çünkü ben, size apaçık, kesin bir delil, aklîmanevî bir güç ve yetkiyle geldim.
Bayraktar Bayraklı = “Allah'a karşı baş kaldırmayınız. Çünkü ben size apaçık bir mucize getirdim.”
Bekir Sadak = «Allah'a karsi ustun gelmeye kalkismayin; dogrusu ben size apacik bir delil getirdim.»
Celal Yıldırım = Ve sakın Allah'a karşı kendinizi yüksek görmeyin. Şüphesiz ki ben size çok açık bir belgeyi, inandırıcı delili getirdim.
Cemal Külünkoğlu = “Allah'a karşı ululuk taslamayın! Çünkü ben size apaçık bir delil (mucize) getiriyorum.”
Diyanet İşleri (eski) = 'Allah'a karşı üstün gelmeye kalkışmayın; doğrusu ben size apaçık bir delil getirdim.'
Diyanet Vakfi = Allah'a karşı ululuk taslamayın. Çünkü ben size apaçık bir delil getiriyorum.
Edip Yüksel = 'ALLAH'a karşı ululanmayın. Ben size apaçık bir delille gelmiş bulunuyorum.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve Allaha karşı baş kaldırmayın, çünkü ben size açık bir bürhan ile geliyorum
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = ve Allah'a karşı baş kaldırmayın; çünkü ben size açık bir delil ile geliyorum.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Allah'a karşı üstünlük taslamayın. Şüphesiz ki ben size apaçık bir delil getiriyorum.
Gültekin Onan = "Tanrı'ya karşı büyüklenmeyin; şüphesiz size apaçık bir delil getiriyorum."
Harun Yıldırım = “Allah’a karşı büyüklenmeyin; şüphesiz size apaçık bir delil getiriyorum.”
Hasan Basri Çantay = «Ve Allaha karşı yücelik taslamayın. Zira ben size apaçık bir bürhan getiriyorum» diye (söylemişdi).
Hayrat Neşriyat = Ve (Mûsâ onlara:) 'Allah’a karşı üstünlük taslamayın! Çünki ben size apaçık bir delil (mu'cize) getiriyorum' diye (da'vette bulundu).
İbni Kesir = Allah'a karşı yücelik taslamayın. Doğrusu ben, size açık bir burhan getirdim.
Kadri Çelik = “Allah'a karşı büyüklenmeyin; hiç şüphesiz ben size apaçık bir delil getirdim.”
Muhammed Esed = "Ve Allah'a karşı büyüklük taslamayın. Çünkü ben size (O'ndan) açık bir delil getiriyorum;
Mustafa İslamoğlu = Allah'a karşı küstahlaşmayın! Benim size hakikatin açık delilleriyle geldiğimi aklınızdan çıkarmayın!
Ömer Nasuhi Bilmen = «Ve Allah'a karşı yücelikte bulunmayın. Muhakkak ki, ben size bir apaçık hüccet ile geliyorum.»
Ömer Öngüt = "Allah'a karşı ululuk taslamayın. Çünkü ben size apaçık bir delil getirdim. "
Şaban Piriş = -Allah’a karşı üstünlük taslamayın. Ben size apaçık bir delil getiriyorum.
Sadık Türkmen = Allah’a karşı ululuk taslamayın! Şüphesiz ben size apaçık bir kanıt getiriyorum.
Seyyid Kutub = Allah'a karşı büyüklük taslamayın. Ben size apaçık bir delil getiriyorum.
Suat Yıldırım = (19-21) Sakın Allah’a baş kaldırmayın, zira ben size apaçık bir delil getiriyorum. Beni taşlayıp öldürmenizden, benim de sizin de Rabbiniz olan Allah’a sığınıyorum. Bana inanmıyorsanız, bari beni kendi halime bırakın (bana kötülük etmeyin)."
Süleyman Ateş = "Allah'a karşı ululanmayın. Ben size apaçık bir delil getiriyorum."
Tefhim-ul Kuran = «Allah'a karşı büyüklenmeyin; hiç şüphesiz ben size apaçık, bir delil getirmekteyim.»
Ümit Şimşek = 'Allah'a karşı büyüklük taslamayın. Ben size apaçık bir delil getirdim.
Yaşar Nuri Öztürk = "Allah'a karşı ululuk taslamayın! Ben size apaçık bir kanıt getirmekteyim."
İskender Ali Mihr = Allah’a karşı ululuk (büyüklük) taslamayın! Çünkü ben, size apaçık bir sultan (delil) ile geliyorum.
İlyas Yorulmaz = Musa “Allah’a karşı büyüklük taslamayın diye (geldim) ve ben size güçlü açık kanıtlar getirdim. ”
وَإِنِّي عُذْتُ بِرَبِّي وَرَبِّكُمْ أَن تَرْجُمُونِ
Duhân / 20 -
Ve innî uztu bi rabbî ve rabbikumen tercumûni.
Diyanet İşleri = “Şüphesiz ki ben, beni taşlamanızdan, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a sığındım.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve şüphe yok ki ben Rabbime ve Rabbinize sığınırım beni taşlayıp öldürmenizden.
Abdullah Parlıyan = Ve bana yapacağınız tüm hakaretlerden ve beni taşlamanızdan, benim de sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığınırım.
Adem Uğur = Ben, beni taşlamanızdan, benim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a sığındım.
Ahmed Hulusi = "Beni taşlayarak öldürme arzunuzdan Rabbim (Hakikatim olan Esmâ kuvvesine) ve sizin de Rabbiniz olana (hakikatinize) sığındım. "
Ahmet Tekin = 'Ben, beni taşlayarak öldürmenizden Rabbime ve Rabbinize sığındım.'
Ahmet Varol = 'Şüphesiz ben sizin beni taşlamanızdan, benim de Rabbim sizin de Rabbiniz (olan Allah)'a sığındım.
Ali Bulaç = "Ve doğrusu ben, sizin taşa tutmanızdan benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan (Allah)a sığındım."
Ali Fikri Yavuz = Biliniz ki, ben, sizin beni taşlamanızdan (döğüp öldürmenizden) Rabbime ve Rabbinize sığınırım.
Ali Ünal = “Beni taşlayıp öldürmek için girişebileceğiniz her teşebbüsten benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a sığınırım.
Bayraktar Bayraklı = “Ben, beni taşlamanızdan dolayı benim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a sığındım.”
Bekir Sadak = «eni taslamanizdan oturu, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sigindim.»
Celal Yıldırım = Hem beni taşlamanızdan, benim de Rabbim, sizin de Rabbınız (olan Allah)'a sığındım.
Cemal Külünkoğlu = “Şüphesiz ki ben, beni taşlamanızdan, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığındım.”
Diyanet İşleri (eski) = 'Beni taşlamanızdan ötürü, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığındım.'
Diyanet Vakfi = Ben, beni taşlamanızdan, benim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a sığındım.
Edip Yüksel = 'Sizin beni taşlamanızdan, benim Rabbime ve sizin Rabbinize sığınıyorum.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve haberiniz olsun ki ben sizin beni recminizden rabbım ve rabbınıza sığınmışımdır
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = ve haberiniz olsun ki ben, sizin beni taşlamanızdan Rabbim ve Rabbinize sığınmışımdır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Gerçekten ben, beni taşlamanızdan dolayı benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığındım.
Gültekin Onan = "Ve doğrusu ben, sizin taşa tutmanızdan benim de rabbim, sizin de rabbiniz olana sığındım."
Harun Yıldırım = “Ve doğrusu ben, sizin taşa tutmanızdan benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olana sığındım.”
Hasan Basri Çantay = «Şübhesiz ki ben, beni taşlamanızdan, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz (olan Allah) a sığındım».
Hayrat Neşriyat = Ve (şöyle dedi:) 'Şübhesiz ki ben, beni taşla(yarak öldür)menizden, benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olan (Allah’)a sığınmışımdır.'
İbni Kesir = Beni taşlamanızdan ötürü; benim de Rabbım, sizin de Rabbınız olana sığındım.
Kadri Çelik = “Ve doğrusu sizin beni taşa tutmanızdan; benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olana sığınırım.”
Muhammed Esed = ve bana yaptığınız bütün hakaretlerden Rabbime ve sizin de Rabbinize sığınıyorum.
Mustafa İslamoğlu = İyi bilin ki ben, sizin bana yönelik saldırınızdan benim de sizin de Rabbiniz olan (Allah'a) sığınıyorum.
Ömer Nasuhi Bilmen = «Ve şüphe yok ki ben, beni taşlamanızdan Rabbime ve Rabbinize iltica etmişimdir.»
Ömer Öngüt = "Ben, beni taşa tutmanızdan benim de sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığındım. "
Şaban Piriş = Ve ben, beni taşlamanızdan sizin de Rabb’iniz olan Rabb’ime sığındım.
Sadık Türkmen = Doğrusu ben, beni taşlamanızdan/kovmanızdan, benim ve sizin Rabbiniz olan Allah’a sığındım.
Seyyid Kutub = Ben, beni taşlayıp öldürmenizden, benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığındım.
Suat Yıldırım = (19-21) Sakın Allah’a baş kaldırmayın, zira ben size apaçık bir delil getiriyorum. Beni taşlayıp öldürmenizden, benim de sizin de Rabbiniz olan Allah’a sığınıyorum. Bana inanmıyorsanız, bari beni kendi halime bırakın (bana kötülük etmeyin)."
Süleyman Ateş = "Ben, beni taşla(yıp öldür)menizden, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan (Allâh)'a sığındım."
Tefhim-ul Kuran = «Ve doğrusu ben, sizin beni taşa tutmanızdan benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan (Allah)a sığındım.»
Ümit Şimşek = 'Beni taşlamanıza karşı da Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a sığındım.
Yaşar Nuri Öztürk = "Ben, beni taşlamanızdan Rabbim ve Rabbinize sığındım."
İskender Ali Mihr = Ve muhakkak ki ben, beni taşlamanızdan, sizin de Rabbiniz olan Rabbime sığındım.
İlyas Yorulmaz = Beni taşlamanızdan dolayı ben, benimde Rabbim, sizinde Rabbiniz olan Allah’a sığınıyorum. ”
وَإِنْ لَّمْ تُؤْمِنُوا لِي فَاعْتَزِلُونِ
Duhân / 21 -
Ve in lem tû’minû lî fa’tezilûni.
Diyanet İşleri = “Bana inanmadınızsa benden uzak durun.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Bana inanmıyorsanız bırakın tek başıma beni.
Abdullah Parlıyan = Ve eğer bana inanmıyorsanız, hiç olmazsa yolumdan çekilin.”
Adem Uğur = Eğer bana inanmazsanız, hiç değilse yanımdan uzaklaşın.
Ahmed Hulusi = "Bana iman etmediyseniz, hiç olmazsa benden uzaklaşın!"
Ahmet Tekin = 'Bana itimat edip güvenmiyorsanız eğer, bari yolumdan çekilin, zulüm ve işkence yapmayın, faaliyetlerimi engellemeyin.'
Ahmet Varol = Eğer bana iman etmediyseniz, benden uzaklaşın.
Ali Bulaç = "Eğer bana inanmıyorsanız, bu durumda benden kopup ayrılın."
Ali Fikri Yavuz = Eğer bana iman etmezseniz (peygamberliğimi tasdik etmezseniz), benden ayrılın, çekilin.”
Ali Ünal = “Eğer bana inanmıyorsanız, o zaman bana ilişmeyin ve beni serbest bırakın.”
Bayraktar Bayraklı = “Eğer bana inanmıyorsanız, hiç olmazsa yanımdan uzaklaşınız.”
Bekir Sadak = «ana inanmazsaniz, basimdan cekilin.»
Celal Yıldırım = Eğer bana inanmıyorsanız, beni yalnız başıma bırakıp çekilin.
Cemal Külünkoğlu = “Bana inanmıyorsanız, benden uzak durun!”
Diyanet İşleri (eski) = 'Bana inanmazsanız, başımdan çekilin.'
Diyanet Vakfi = Eğer bana inanmazsanız, hiç değilse yanımdan uzaklaşın.
Edip Yüksel = 'Bana inanmıyorsanız, bari beni yalnız bırakın.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Onun için eğer bana iyman etmezseniz bari benden çekilin
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Eğer bana iman etmezseniz, bari ben(im çevrem)den çekilin!»
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Eğer siz bana iman etmezseniz hemen yanımdan uzaklaşın.»
Gültekin Onan = "Eğer bana inanmıyorsanız, bu durumda benden kopup ayrılın."
Harun Yıldırım = “Eğer bana inanmıyorsanız, bu durumda benden kopupayrılın.”
Hasan Basri Çantay = "Eğer bana inanmazsanız, başımdan çekilin gidin!"
Hayrat Neşriyat = 'Eğer bana îmân etmiyorsanız, bâri benden uzak durun (da ilişmeyin)!'
İbni Kesir = Eğer bana inanmazsanız; benden uzaklaşıp gidin.
Kadri Çelik = “Eğer siz bana iman etmiyorsanız, bu durumda benden kopup ayrılın.”
Muhammed Esed = Ve eğer bana inanmıyorsanız, (hiç olmazsa) yolumdan çekilin!"
Mustafa İslamoğlu = Ama eğer bana inanmıyorsanız, bari yolumdan çekilin!"
Ömer Nasuhi Bilmen = «Ve eğer bana imân etmeyecek iseniz artık benden ayrılın.»
Ömer Öngüt = "Eğer bana inanmazsanız, başımdan çekilin gidin!"
Şaban Piriş = Eğer bana iman etmediyseniz, benden uzak durun.
Sadık Türkmen = Eğer bana inanmıyorsanız, hiç değilse benden uzak durun/engellemeyin” (dedi).
Seyyid Kutub = Eğer bana inanmadınızsa bari yolumdan çekilin.
Suat Yıldırım = (19-21) Sakın Allah’a baş kaldırmayın, zira ben size apaçık bir delil getiriyorum. Beni taşlayıp öldürmenizden, benim de sizin de Rabbiniz olan Allah’a sığınıyorum. Bana inanmıyorsanız, bari beni kendi halime bırakın (bana kötülük etmeyin)."
Süleyman Ateş = "Eğer bana inanmadınızsa bari ben(im yolum)dan çekilin."
Tefhim-ul Kuran = «Eğer siz bana iman etmiyorsanız, bu durumda benden kopup ayrılın.»
Ümit Şimşek = 'Bana inanmasanız bile, hiç olmazsa bana ilişmeyin.'
Yaşar Nuri Öztürk = "Bana inanmadınızsa bari benden uzak durun!"
İskender Ali Mihr = Eğer bana inanmıyorsanız artık benden uzaklaşın.
İlyas Yorulmaz = “Eğer bana inanmıyorsanız, beni bırakın” dedi.
فَدَعَا رَبَّهُ أَنَّ هَؤُلَاء قَوْمٌ مُّجْرِمُونَ
Duhân / 22 -
Fe deâ rabbehû enne hâulâi kavmun mucrimûn(mucrimûne).
Diyanet İşleri = Sonra Mûsâ, Rabbine, “Bunlar günahkâr bir toplumdur” diye seslendi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Derken Rabbine duâ edip şüphe yok ki bunlar demişti, mücrim bir topluluk.
Abdullah Parlıyan = Musa; onların düşmanlıklarından bıkıp usandığında: “Bunlar gerçekten günaha batmış bir toplumdur!” diye Rabbine dua etti.
Adem Uğur = Bunun üzerine Musa: Bunlar suç işleyen bir toplumdur, diye Rabbine arzetti.
Ahmed Hulusi = (Musa da) Rabbine yöneldi: "Bunlar suçlu (şirk koşan) bir toplum!"
Ahmet Tekin = Mûsâ:'Bunlar İslâm’a planlı cephe alarak, müslümanlığı, müslüman nesilleri yozlaştırma, yok etme suçu işleyen güç ve iktidar sahibi âsi, suçlu ve günahkâr bir kavim' diyerek yardım etmesi için Rabbine dua etti.
Ahmet Varol = Sonunda Rabbine: 'Bunlar suçlu bir kavimdirler' diye dua etti.
Ali Bulaç = Sonunda Rabbine: "Gerçekten bunlar, suçlu günahkar bir kavimdirler" diye dua etti.
Ali Fikri Yavuz = Sonra Mûsa Rabbine şöyle dua etti: “- (Ey Rabbim, bu müşriklere müstahak oldukları cezayı ver; çünkü) bunlar günahkâr bir kavimdir.”
Ali Ünal = Nihayet Musa Rabbisine, “Bunlar, hayatları günah hasadından ibaret suçlu bir topluluk! (Artık onları Sana havale ediyorum Rabbim!)” diye yalvardı.
Bayraktar Bayraklı = Bunun üzerine Mûsâ, bunların suç işleyen bir toplum olduğunu Rabbine arzetti.
Bekir Sadak = Bunlar, suclu bir millet oldugu icin, Rabbine yardim etmesi icin yalvardi.
Celal Yıldırım = Sonra da Rabbına, «bunlar suçlu günahkâr bir millettir,» diye duâ etti.
Cemal Külünkoğlu = Sonra (Musa) Rabbine: “Şüphesiz ki bunlar günahkâr bir toplumdur” diyerek yardım etmesi için yalvardı.
Diyanet İşleri (eski) = Bunlar, suçlu bir millet olduğu için, Rabbine yardım etmesi için yalvardı.
Diyanet Vakfi = Bunun üzerine Musa: Bunlar suç işleyen bir toplumdur, diye Rabbine arzetti.
Edip Yüksel = Ve, 'Bunlar suçlu bir topluluk,'diye Rabbine yalvardı.
Elmalılı Hamdi Yazır = Sonra rabbına duâ etti: bak bunlar mücrim bir kavim dedi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Sonra: «Bak bunlar suçlu bir kavimdir!» diyerek Rabbine dua etti.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Musa: «Şüphesiz ki bunlar suçlu bir kavimdir.» diyerek yardım etmesi için Rabbine yalvardı.
Gültekin Onan = Sonunda rabbine: "Gerçekten bunlar, suçlu günahkar bir kavimdirler" diye dua etti.
Harun Yıldırım = Sonunda Rabbine: “Gerçekten bunlar, suçlugünahkar bir kavimdirler.” diye dua etti.
Hasan Basri Çantay = Nihayet Rabbine «Bunlar hakıykat günahkârlar güruhudur» diye düâ etdi.
Hayrat Neşriyat = Buna rağmen (kavminin îmân etmemesi üzerine, Mûsâ): 'Doğrusu bunlar, bir günahkârlar topluluğudur' diye Rabbisine duâ etti.
İbni Kesir = Bunlar, suçlu bir kavimdir, diyerek Rabbına dua etti.
Kadri Çelik = Sonunda Rabbine, “Gerçekten bunlar, suçlu günahkâr bir kavimdir” diye dua etti.
Muhammed Esed = Bunun üzerine Mûsâ, bunların suç işleyen bir toplum olduğunu Rabbine arzetti.
Mustafa İslamoğlu = Olan oldu, o (da) Rabbine şöyle şikayet etti: "İşte bunların günaha batmış bir toplum olduğu kesinleşmiştir."
Ömer Nasuhi Bilmen = Sonra Rabbine dua etti ki: «Muhakkak bunlar, günahkârlar olan bir kavimdir.»
Ömer Öngüt = "Bunlar günahkâr bir topluluktur. " diye Rabbine niyazda bulundu.
Şaban Piriş = Musa: -Bunlar, suçlu bir toplumdur, diyerek Rabb’ine dua etmişti.
Sadık Türkmen = Sonraları rabbine: “Bunlar suçlu bir toplum” diye dua etti.
Seyyid Kutub = Sonra Musa: «Bunlar, suç işleyen bir toplum» diye Rabbine dua etti.
Suat Yıldırım = Onlar kabul etmeyince Rabbine şöyle yalvardı: "Ya Rabbî, onlar suçlu bir güruh! (Onları sana havale ettim, Sen onların hakkından gel.)"
Süleyman Ateş = Sonra (Mûsâ): "Bunlar, suç işleyen bir toplumdur!" diye Rabbine du'â etti.
Tefhim-ul Kuran = Sonunda Rabbine: «Gerçekten bunlar, suçlu günahkâr bir kavimdirler» diye dua etti.
Ümit Şimşek = Musa Rabbine dua ederek 'Bunlar bir mücrimler güruhu' dedi.
Yaşar Nuri Öztürk = Sonra Rabbine, "Bunlar suç işleyen bir topluluktur." diye yakardı.
İskender Ali Mihr = Bunun üzerine: “Bunlar günahkâr bir kavimdir.” diye, Rabbine dua etti.
İlyas Yorulmaz = Sonra Rabbine “Rabbim! Bu kavmim günahkâr bir topluluk” diye çağrıda bulundu.
فَأَسْرِ بِعِبَادِي لَيْلًا إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ
Duhân / 23 -
Fe esri bi ibâdî leylen innekum muttebeûn(muttebeûne).
Diyanet İşleri = Allah da şöyle dedi: “O hâlde kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü takip edileceksiniz.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Artık kullarımla geceleyin yola düş, şüphe yok ki ardınızdan geleceklerdir.
Abdullah Parlıyan = Ve Allah: “Artık kullarımla geceleyin yola düş. Şüphesiz siz, Firavun orduları tarafından takip olunacaksınız” buyurdu.
Adem Uğur = Allah, O halde kullarımı geceleyin yola çıkar. Çünkü takip edileceksiniz, buyurdu.
Ahmed Hulusi = (Rabbi dedi ki): "Kullarımı gece oradan yürüt (uzaklaştır). . . Muhakkak ki siz izleneceksiniz. "
Ahmet Tekin = Allah Mûsâ’ya:'Kullarımı geceleyin yola çıkar. Kesinlikle takip edileceksiniz.' buyurdu.
Ahmet Varol = 'O halde kullarımı geceleyin yürüt. Şüphesiz siz takib edileceksiniz.
Ali Bulaç = (Allah da:) "Öyleyse, kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, muhakkak takip edileceksiniz." (diye duasını kabul edip cevap verdi).
Ali Fikri Yavuz = (Hak Tealâ buyurdu ki): “-Hemen kullarımı geceleyin yürüt; çünkü siz (iman etmiyen Firavun ve askerleri tarafından) takib edileceksiniz.
Ali Ünal = (Biz de kendisine şöyle emrettik:) “Kullarımla geceleyin yola çık; çünkü arkanızdan geleceklerdir.
Bayraktar Bayraklı = Allah, “O halde kullarımı geceleyin yola çıkar. Çünkü takip edileceksiniz” dedi.
Bekir Sadak = Allah da soyle buyurdu: «Kullarimi geceleyin yola cikar; suphesiz takip olunacaksiniz.»
Celal Yıldırım = Bunun üzerine (Allah ona:) «Kullarımı gecenin bir bölümünde yola çıkarıp götür. Şüpheniz olmasın ki takip olunacaksınız.
Cemal Külünkoğlu = (Allah şöyle buyurdu:) “O halde kullarımı (İsrailoğulları'nı) geceleyin yola çıkar, çünkü siz (Firavun ve ordusu tarafından) takip edileceksiniz.”
Diyanet İşleri (eski) = Allah da şöyle buyurdu: 'Kullarımı geceleyin yola çıkar; şüphesiz takip olunacaksınız.'
Diyanet Vakfi = Allah, O halde kullarımı geceleyin yola çıkar. Çünkü takip edileceksiniz, buyurdu.
Edip Yüksel = 'Kullarımla geceleyin yola çık. Siz izleniyorsunuz.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Hemen buyurdu; kullarımı geceleyin yürüt, çünkü siz ta'kıyb olunacaksınız
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (Rabbi): «Hemen kullarımı geceleyin yürüt, çünkü siz takip edileceksiniz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Allah buyurdu ki: «Kullarımı geceleyin yürüt. Çünkü siz takib edileceksiniz.
Gültekin Onan = (Tanrı da:) "Öyleyse, kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, muhakkak takip edileceksiniz." (diye duasını kabul edip cevap verdi).
Harun Yıldırım = “Öyleyse, kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, muhakkak takip edileceksiniz.”
Hasan Basri Çantay = (Cenâb-ı Hak da) «Öyleyse kullarımı geceleyin götür. (Fakat) muhakkak siz ta'kib olunacaksınız» (buyurdu).
Hayrat Neşriyat = Bunun üzerine (Rabbi de ona): 'Kullarımı geceleyin yola çıkar; çünki siz ta'kibe uğrayanlar (olacak)sınız' (buyurdu).
İbni Kesir = Öyleyse kullarımı geceleyin yürüt, siz muhakkak takip olunacaksınız.
Kadri Çelik = (Allah dedi ki:) “Öyleyse, kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, muhakkak (sonuçta) takip edilmişler olacaksınız.”
Muhammed Esed = (Ve Allah,) "Sen kullarımla geceleyin ilerle" dedi, "çünkü mutlaka takip altında olacaksınız
Mustafa İslamoğlu = (Rabbi ona) "Kullarımla birlikte geceleyin yola düş!" (dedi), "Ama unutmayın ki, takip edileceksiniz.
Ömer Nasuhi Bilmen = Allah Teâlâ da emretti ki, hemen geceleyin kullarım ile yürüyüver. Şüphe yok ki, sizler takib olunmuşlar olacaksınızdır.
Ömer Öngüt = "Kullarımı geceleyin götür, çünkü takip edileceksiniz. "
Şaban Piriş = (Rabbi de ona şöyle buyurmuştu): -Kullarımı geceleyin yola çıkar, siz takip olunacaksınız.
Sadık Türkmen = (Allah da): “O halde kullarımı geceleyin yürüt. Çünkü siz mutlaka takip edileceksiniz.
Seyyid Kutub = Allah da şöyle buyurdu: «Kullarımı geceleyin yola çıkar; şüphesiz takip olunacaksınız.»
Suat Yıldırım = (23-24) Yüce Allah buyurdu: "Mümin kullarımla geceleyin çıkıp git. Muhakkak ki sizi takip edeceklerdir. Denizi yarıp maiyetini geçirdikten sonra, onu olduğu gibi açık bırak. Çünkü onlar boğulacak bir ordudur."
Süleyman Ateş = (Allâh): "O halde kullarımı geceleyin yürüt. Çünkü takibedileceksiniz" (dedi).
Tefhim-ul Kuran = (Allah da:) «Öyleyse, kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, muhakkak takip edilmiş olacaksınız.» (diye duasını kabul edip cevap verdi) .
Ümit Şimşek = Allah buyurdu ki: 'Kullarımla birlikte gece vakti yola çık; çünkü takip edileceksiniz.
Yaşar Nuri Öztürk = Bunun üzerine, Allah buyurdu: "O halde kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü takip edileceksiniz."
İskender Ali Mihr = Hemen gece yürüyüşü yapmak üzere kullarımla (beraber) yola çık! Muhakkak ki siz takip edileceksiniz.
İlyas Yorulmaz = Rabbi “Kullarımı bir gece yola çıkar. Ancak takip edileceksiniz” dedi.
وَاتْرُكْ الْبَحْرَ رَهْوًا إِنَّهُمْ جُندٌ مُّغْرَقُونَ
Duhân / 24 -
Vetrukil bahre rehvâ(rehven), innehum cundun mugrekûn(mugrekûne).
Diyanet İşleri = “Denizi açık hâlde bırak.” Çünkü onlar boğulacak bir ordudur.
Abdulbaki Gölpınarlı = Deniz açılmışken öylece bırak, şüphe yok, onlar bir ordudur ki boğulacak.
Abdullah Parlıyan = Denizi sen ve toplumun geçtikten sonra, açılmış durumda öylece bırak, çünkü onlar boğulacak bir ordudur.
Adem Uğur = Denizi açık halde bırak. Çünkü onlar boğulacak bir ordudur.
Ahmed Hulusi = "Denizi açık olduğu hâlde bırak. . . Muhakkak ki onlar boğulmuş bir ordudur. "
Ahmet Tekin = 'Karşıya geçince, denizi olduğu gibi açık bırak. Onlar, denizde boğulacak askerî erkân ve ordudur.'
Ahmet Varol = 'Denizi sakin halde bırak. Onlar boğulmaya mahkûm bir ordudur.'
Ali Bulaç = "Denizi durgun ve açık bırak. Çünkü suda boğulacak bir ordudur."
Ali Fikri Yavuz = Denizi de (karşı yakaya geçtikten sonra, sana açılan yolu da kapamayıp) açık bırak; çünkü onlar (açık görecekleri bu yola girip) bir ordu halinde boğulmuş olacaklardır.”
Ali Ünal = “(Şimdi de) denizi öyle ikiye yarılmış olarak bırak. (Sizi takip edenler,) haklarında boğulma hükmü verilmiş bir topluluktur.”
Bayraktar Bayraklı = “Denizi sükûnetle geç/terk et; çünkü onlar boğulacak bir ordudur.”
Bekir Sadak = «enizi sakin iken geride birak, dogrusu onlar suda bogulacak bir ordudur.»
Celal Yıldırım = Denizi (geçtikten sonra) sakin ve (yol verir şekilde) açık bırak. Onlar elbette boğulacak bir ordudur.
Cemal Külünkoğlu = “Denizi yarıp (ashabını geçirdikten sonra) onu olduğu gibi açık bırak. Çünkü onlar boğulmayı hak etmiş bir ordudur.”
Diyanet İşleri (eski) = 'Denizi sakin iken geride bırak, doğrusu onlar suda boğulacak bir ordudur.'
Diyanet Vakfi = Denizi açık halde bırak. Çünkü onlar boğulacak bir ordudur.
Edip Yüksel = 'Denizi yarılmış olarak terket. Onlar boğulmaya mahkum bir ordudur.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve denizi açık bırak, çünkü onlar ordu halinde gelip gark olunacaklar
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Denizi açık bırak, Çünkü onlar ordu halinde gelip boğulacaklar.» buyurdu.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Karşıya geçince denizi olduğu gibi açık bırak. Çünkü onlar suda boğulacak bir ordudur.»
Gültekin Onan = "Denizi durgun ve açık bırak. Çünkü suda boğulacak bir ordudur."
Harun Yıldırım = “Denizi durgun ve açık bırak. Çünkü onlar suda boğulacak bir ordudur.”
Hasan Basri Çantay = «Denizi (sen ve ashaabın selâmetle geçdikden sonra) durgun ve açık bırak. Çünkü onlar boğul (mıya mahkûm ol) muş bir ordudur».
Hayrat Neşriyat = 'Ve (karşıya geçince asânla vurarak kapanmasını isteme,) denizi açık bırak! Çünki onlar suda boğul(malarına hükmedil)miş bir ordudur.'
İbni Kesir = Denizi sakin iken geride bırak. Doğrusu onlar, suda boğulacak bir ordudur.
Kadri Çelik = “Denizi açık bırak. Doğrusu onlar, suda boğulacak bir ordudur.”
Muhammed Esed = ve denizi (seninle Firavun'un adamları arasında) öyle, olduğu gibi bırak, zaten onlar boğulmaya mahkum bir topluluktur!" dedi.
Mustafa İslamoğlu = Ziyanı yok, sen denizi rahat bir biçimde terk et! Onlar hakkındaki karar kesin: o ordu mutlaka boğulacak!"
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve denizi hâli üzere bırak. Çünkü onlar boğulmuşlar olan bir ordudur.
Ömer Öngüt = "Denizi açık bir halde bırak, çünkü onlar boğulacak bir ordudur. "
Şaban Piriş = Denizi durgun olarak terket, şüphesiz onlar, suda boğulacak bir ordudur.
Sadık Türkmen = Denizi açık bırak! Çünkü onlar ordu halinde gelip boğulacaklar.
Seyyid Kutub = Denizi yarıp toplumunu geçirdikten sonra olduğu gibi açık bırak. Çünkü onlar boğulacak bir ordudur.
Suat Yıldırım = (23-24) Yüce Allah buyurdu: "Mümin kullarımla geceleyin çıkıp git. Muhakkak ki sizi takip edeceklerdir. Denizi yarıp maiyetini geçirdikten sonra, onu olduğu gibi açık bırak. Çünkü onlar boğulacak bir ordudur."
Süleyman Ateş = "Denizi (yarıp toplumunu geçirdikten sonra olduğu gibi) açık bırak. Çünkü onlar boğulacak bir ordudur."
Tefhim-ul Kuran = «Denizi durgun ve açık bırak. Çünkü onlar, suda boğulacak bir ordudur.»
Ümit Şimşek = 'Denizi sakin halde bırak. Onlar boğulmaya mahkûm bir ordudur.'
Yaşar Nuri Öztürk = "Denizi açık bırak, çünkü onlar, boğulmaya mahkûm edilmiş bir ordudur."
İskender Ali Mihr = Ve denizi açık olarak bırak! Muhakkak ki onlar, boğulacak olan bir ordudur.
İlyas Yorulmaz = Siz denizi kolaylıkla geçin. Sizi takip eden ordu kesinlikle denizde boğulacaktır.
كَمْ تَرَكُوا مِن جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ
Duhân / 25 -
Kem terekû min cennâtin ve uyûn(uyûnin).
Diyanet İşleri = Onlar geride nice bahçeler, nice pınarlar bıraktılar.
Abdulbaki Gölpınarlı = Nice bahçeler terkettiler ve nice akarsular.
Abdullah Parlıyan = Ve onlar böylece boğularak yok olup gittiler ve arkalarında nice bahçeler bıraktılar, nice pınarlar,
Adem Uğur = Onlar geride nice şeyler bıraktılar; bahçeler, çeşmeler,
Ahmed Hulusi = Nice cennet (bahçe) ve gözelerini terk ettiler.
Ahmet Tekin = Onlar geride nice bahçeler, pınarlar, akarsular bıraktılar.
Ahmet Varol = Onlar geride nice bahçeler ve pınarlar bıraktılar.
Ali Bulaç = Onlar nice bahçeler ve pınarlar terketmişlerdi;
Ali Fikri Yavuz = (Firavun ve ordusu boğulduktan sonra) geriye neler bırakmışlardı! Ne bahçeler, ne kaynaklar...
Ali Ünal = (Firavun ve halkı) nice bahçeler, pınarlar ve çeşmeler bıraktılar geride;
Bayraktar Bayraklı = (25-27) Onlar arkalarında ne bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, zevk ve safasını sürdükleri nice nimetler bırakmışlardı.
Bekir Sadak = (25-27) Orada nice bahceler, pinarlar, ekinler, guzel konaklar, eglenip durduklari nimetler birakmislardi.
Celal Yıldırım = (25-26-27) Geride nice bahçeleri, pınarları, ekinleri, şerefli konakları ve içinde zevk u safa sürdükleri nimetleri bıraktılar.
Cemal Külünkoğlu = (25-27) Onlar (boğulunca) geride neler bıraktılar neler! Nice bahçeler, pınarlar, çiftlikler, güzel konaklar! Zevk ve sefasını sürdükleri nice nimetler!
Diyanet İşleri (eski) = (25-27) Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı.
Diyanet Vakfi = (25-27) Onlar geride nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, zevk ve sefasını sürdükleri nice nimetler bırakmışlardı.
Edip Yüksel = Onlar geride neler bırakmışlardı: Bahçeler, pınarlar,
Elmalılı Hamdi Yazır = Neler terketmişlerdi: ne Cennetler, ne kaynaklar,
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (onlar) neler bırakmışlardı; ne bahçeler; ne pınarlar;
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Onlar neler bırakmışlardı, ne bahçeler, ne pınarlar!
Gültekin Onan = Onlar nice bahçeler ve pınarlar terketmişlerdi.
Harun Yıldırım = Onlar nice bahçeler ve pınarlar terk etmişlerdi;
Hasan Basri Çantay = (25-26-27) Onlar bağlardan, pınarlardan, ekinlerden (süslü mahfellerden, güzel konaklardan, içinde nâz ve naıym ile yaşadıkları ihtişam (lar) dan neler, (nice şeyler) bırakdılar.
Hayrat Neşriyat = (25-27) (Onlar geride) nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel mekânlar ve içinde zevk ü sefâ sürmüş kimseler oldukları nice ni'metler bırakmışlardı!
İbni Kesir = Onlar, nice nice bağları, pınarları bırakmışlardı.
Kadri Çelik = Onlar geride nice bahçeler, pınarlar bıraktılar.
Muhammed Esed = (Onlar böylece yok oldular ve) arkalarında nice bahçeler bıraktılar, nice çeşmeler,
Mustafa İslamoğlu = Geriye nice nice has bahçeler ve su kaynakları bıraktılar;
Ömer Nasuhi Bilmen = (25-26) Neler terkettiler, bağlardan ve pınarlardan! Ve ekinlerden ve güzel ikametgâhtan!
Ömer Öngüt = Orada nice nice bağlar-bahçeler, pınarlar-çeşmeler bırakmışlardı.
Şaban Piriş = Onlar nice bahçeleri ve pınarları terkettiler.
Sadık Türkmen = Onlar nice bahçeleri ve pınarları terkettiler!
Seyyid Kutub = Onlar geride nice şeyler bıraktılar; bahçeler, çeşmeler.
Suat Yıldırım = (25-27) Geride neler bırakmadılar neler!... Ne bağlar, bahçeler, ne pınarlar, ne çiftlikler... Ne güzel güzel konaklar, ne makamlar, içinde zevk-u safa sürdükleri ne nimetler!...
Süleyman Ateş = Onlar geride nice şeyler bıraktılar: Bahçeler, çeşmeler.
Tefhim-ul Kuran = Onlar nice bahçeler ve pınarlar terketmişlerdi;
Ümit Şimşek = Neler bırakmadılar ki geride: Bahçeler, pınarlar...
Yaşar Nuri Öztürk = Geriye nice bahçeler, nice pınarlar bıraktılar.
İskender Ali Mihr = Bahçelerden ve pınarlardan nicelerini terkettiler.
İlyas Yorulmaz = Boğulanlar (Sana inanmamakla)sahip oldukları bahçeleri ve pınar başlarını kaybettiler.
وَزُرُوعٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ
Duhân / 26 -
Ve zurûin ve makâmin kerîm(kerîmin).
Diyanet İşleri = Nice ekinler, nice güzel konaklar!
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve tarlalar ve güzelim meclisler.
Abdullah Parlıyan = nice ekin tarlaları ve nice güzelim konaklar
Adem Uğur = ekinler, güzel konaklar.
Ahmed Hulusi = Nice ekinler ve güzel mekânlarını da. . .
Ahmet Tekin = Nice ekinler, mahsuller, ne güzel konaklar bıraktılar.
Ahmet Varol = (Nice) ekinler ve değerli konaklar!
Ali Bulaç = (Nice) Ekinler, güzel konaklar,
Ali Fikri Yavuz = Ne çiftlikler, ne güzel konaklar...
Ali Ünal = Ve nice çiftlikler ve nice güzel konaklar, büyük ve şerefli makamlar, mevkiler;
Bayraktar Bayraklı = (25-27) Onlar arkalarında ne bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, zevk ve safasını sürdükleri nice nimetler bırakmışlardı.
Bekir Sadak = (25-27) Orada nice bahceler, pinarlar, ekinler, guzel konaklar, eglenip durduklari nimetler birakmislardi.
Celal Yıldırım = (25-26-27) Geride nice bahçeleri, pınarları, ekinleri, şerefli konakları ve içinde zevk u safa sürdükleri nimetleri bıraktılar.
Cemal Külünkoğlu = (25-27) Onlar (boğulunca) geride neler bıraktılar neler! Nice bahçeler, pınarlar, çiftlikler, güzel konaklar! Zevk ve sefasını sürdükleri nice nimetler!
Diyanet İşleri (eski) = (25-27) Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı.
Diyanet Vakfi = (25-27) Onlar geride nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, zevk ve sefasını sürdükleri nice nimetler bırakmışlardı.
Edip Yüksel = Ekinler ve yüksek makamlar,
Elmalılı Hamdi Yazır = ne çiftlikler, ne kerîm makam
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = ne çiftlikler, ne güzel makam
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ne ekinler, ne güzel kaynaklar,
Gültekin Onan = (Nice) Ekinler, güzel konaklar,
Harun Yıldırım = Ekinler, güzel konaklar,
Hasan Basri Çantay = (25-26-27) Onlar bağlardan, pınarlardan, ekinlerden (süslü mahfellerden, güzel konaklardan, içinde nâz ve naıym ile yaşadıkları ihtişam (lar) dan neler, (nice şeyler) bırakdılar.
Hayrat Neşriyat = (25-27) (Onlar geride) nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel mekânlar ve içinde zevk ü sefâ sürmüş kimseler oldukları nice ni'metler bırakmışlardı!
İbni Kesir = Ekinleri, muhteşem konakları da.
Kadri Çelik = (Nice) Ekinler, yüce konaklar.
Muhammed Esed = nice ekin tarlaları, nice güzel yurtlar,
Mustafa İslamoğlu = ve bir nice ekili alan ve görkemli eyvan...
Ömer Nasuhi Bilmen = (25-26) Neler terkettiler, bağlardan ve pınarlardan! Ve ekinlerden ve güzel ikametgâhtan!
Ömer Öngüt = Nice nice ekinler, güzel makamlar, muhteşem konaklar.
Şaban Piriş = Ekinleri, güzel konakları...
Sadık Türkmen = Nice ekinler/çiftlikler ve güzel konaklar!
Seyyid Kutub = Ekinler, güzel makamlar!
Suat Yıldırım = (25-27) Geride neler bırakmadılar neler!... Ne bağlar, bahçeler, ne pınarlar, ne çiftlikler... Ne güzel güzel konaklar, ne makamlar, içinde zevk-u safa sürdükleri ne nimetler!...
Süleyman Ateş = Ekinler, güzel makamlar!
Tefhim-ul Kuran = (Nice) Ekinler, güzel konaklar.
Ümit Şimşek = Çiftlikler, muhteşem konaklar...
Yaşar Nuri Öztürk = Nice ekinler, nice seçkin makamlar.
İskender Ali Mihr = Ve ekinler ve kerim mekânlar (güzel köşkler).
İlyas Yorulmaz = Ekinleri ve çok rahat kalınacak mekânları.
وَنَعْمَةٍ كَانُوا فِيهَا فَاكِهِينَ
Duhân / 27 -
Ve na’metin kânû fîhâ fâkihîn(fâkihîne).
Diyanet İşleri = Zevk ve sefasını sürdükleri nice nimetler!
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve bol bol yeyip geçindikleri nice nîmetler.
Abdullah Parlıyan = ve hoşlandıkları ve eğlenip durdukları nice nimetler…
Adem Uğur = Ve zevkü sefa sürdükleri nice nimetler!
Ahmed Hulusi = Keyif aldıkları nice nimeti de!
Ahmet Tekin = Zevk-u safasını sürdükleri nice zenginlikler bıraktılar.
Ahmet Varol = Ve içinde zevk sürdükleri (nice) nimetler!
Ali Bulaç = Ve içlerinde 'sevinç ve mutluluk içinde' yaşadıkları nimetler,
Ali Fikri Yavuz = İçinde zevk sürdükleri ne nimet ve refah...
Ali Ünal = Ve içinde zevk u safa sürdükleri daha başka nice nice nimetler.
Bayraktar Bayraklı = (25-27) Onlar arkalarında ne bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, zevk ve safasını sürdükleri nice nimetler bırakmışlardı.
Bekir Sadak = (25-27) Orada nice bahceler, pinarlar, ekinler, guzel konaklar, eglenip durduklari nimetler birakmislardi.
Celal Yıldırım = (25-26-27) Geride nice bahçeleri, pınarları, ekinleri, şerefli konakları ve içinde zevk u safa sürdükleri nimetleri bıraktılar.
Cemal Külünkoğlu = (25-27) Onlar (boğulunca) geride neler bıraktılar neler! Nice bahçeler, pınarlar, çiftlikler, güzel konaklar! Zevk ve sefasını sürdükleri nice nimetler!
Diyanet İşleri (eski) = (25-27) Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı.
Diyanet Vakfi = (25-27) Onlar geride nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, zevk ve sefasını sürdükleri nice nimetler bırakmışlardı.
Edip Yüksel = Ve içinde sefa sürdükleri nice nimetler...
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve içinde zevk sürdükleri ne ni'met ve refah
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = ve içinde sefa sürdükleri ne nimet ve refah...
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ve içinde eğlenip durdukları nice nimetler ve refah!
Gültekin Onan = Ve içlerinde 'sevinç ve mutluluk içinde' yaşadıkları nimetler.
Harun Yıldırım = Ve içlerinde sevinç ve mutluluk içinde yaşadıkları nimetler,
Hasan Basri Çantay = (25-26-27) Onlar bağlardan, pınarlardan, ekinlerden (süslü mahfellerden, güzel konaklardan, içinde nâz ve naıym ile yaşadıkları ihtişam (lar) dan neler, (nice şeyler) bırakdılar.
Hayrat Neşriyat = (25-27) (Onlar geride) nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel mekânlar ve içinde zevk ü sefâ sürmüş kimseler oldukları nice ni'metler bırakmışlardı!
İbni Kesir = Zevk ve safa sürdükleri nimetleri de.
Kadri Çelik = Ve içinde sefa sürdükleri nice nimet.
Muhammed Esed = ve hoşlandıkları nice rahatlıklar, kolaylıklar!
Mustafa İslamoğlu = Dahası, orada mevcut keyif ve sürur verici daha bir nice nimet
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve içinde zevk ile müstefit oldukları nîmetten.
Ömer Öngüt = Zevk ve sefa sürüp eğlendikleri nice nimetler.
Şaban Piriş = İçinde eğlenip durdukları nimetleri...
Sadık Türkmen = Ve nice mutluluk verici nimetler!
Seyyid Kutub = Ve zevkü sefa sürecekleri nice nimetler!
Suat Yıldırım = (25-27) Geride neler bırakmadılar neler!... Ne bağlar, bahçeler, ne pınarlar, ne çiftlikler... Ne güzel güzel konaklar, ne makamlar, içinde zevk-u safa sürdükleri ne nimetler!...
Süleyman Ateş = Ve zevkü sefa sürdükleri nice ni'metler!
Tefhim-ul Kuran = Ve kendilerinde 'sevinç ve mutluluk içinde' yaşadıkları nimetler.
Ümit Şimşek = Safâsını sürdükleri nimetler...
Yaşar Nuri Öztürk = İçinde zevk sürdükleri nice nimetler.
İskender Ali Mihr = Ve orada zevk içinde yaşadıkları ni’metler (terkettiler).
İlyas Yorulmaz = Meyvelerin olduğu nimetleri.
كَذَلِكَ وَأَوْرَثْنَاهَا قَوْمًا آخَرِينَ
Duhân / 28 -
Kezâlik(kezâlike), ve evresnâhâ kavmen âharîn(âharîne).
Diyanet İşleri = İşte böyle! Onları başka bir topluma miras bıraktık.
Abdulbaki Gölpınarlı = Böyle işte ve onları mîras verdik bir başka topluluğa.
Abdullah Parlıyan = İşte böyle oldu ve sonra başka bir toplumu, onların geride bıraktıklarına varis kıldık.
Adem Uğur = İşte böylece biz de onları başka bir topluma miras bıraktık.
Ahmed Hulusi = İşte böyle. . . Onları başka bir topluma miras kıldık.
Ahmet Tekin = İşte böylece, biz onların servetlerini başka kavimlere, miras olarak devrettik.
Ahmet Varol = İşte böyle. Biz onları başka bir topluluğa miras bıraktık.
Ali Bulaç = İşte böyle; Biz bunları başka bir kavime miras olarak verdik.
Ali Fikri Yavuz = İşte bize isyan edenlere böyle yaparız. Onların mülklerini başka bir kavme miras bıraktık.
Ali Ünal = Ama sonunda olan oldu; (benzeri bütün nimetleri, onlardan olmayan) bir başka topluluğa, (İsrail Oğulları’na) bahşettik.
Bayraktar Bayraklı = Böylece biz de bıraktıklarına başka bir toplumu mirasçı kıldık.
Bekir Sadak = Bu boyledir; onlari baska bir millete miras biraktik.
Celal Yıldırım = Evet bu böyledir. O nimetleri başka bir millete mîras bıraktık.
Cemal Külünkoğlu = İşte böyle! Onlara başka bir toplumu mirasçı kıldık.
Diyanet İşleri (eski) = Bu böyledir; onları başka bir millete miras bıraktık.
Diyanet Vakfi = İşte böylece biz de onları başka bir topluma miras bıraktık.
Edip Yüksel = Böylece hepsini başka bir topluluğa miras bıraktık.
Elmalılı Hamdi Yazır = Evet öyle ve hep onları başka bir kavma miras kıldık
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Evet öyle (oldu) ve onları hep başka bir topluluğa miras kıldık!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = İşte böylece biz onları başka bir kavme miras bıraktık.
Gültekin Onan = İşte böyle; biz bunları başka bir kavme miras olarak verdik.
Harun Yıldırım = İşte böyle; biz bunları başka bir kavime miras olarak verdik.
Hasan Basri Çantay = İşte (emir) böyledir. Biz (bütün) bunları başka başka kavmler) e mîras verdik.
Hayrat Neşriyat = İşte böyle! Artık onları, başka bir kavme (İsrâiloğullarına) mîras bıraktık.
İbni Kesir = İşte böyle. Onlara başka kavimleri mirasçı kıldık.
Kadri Çelik = İşte böyle, biz bunları başka bir kavime miras olarak verdik.
Muhammed Esed = İşte böyle oldu. Ve (sonra) başka bir toplumu (onların geride bıraktıklarına) varis kıldık;
Mustafa İslamoğlu = işte böylece (geride kalmış) oldu. Sonuçta Biz, onların bıraktıklarına başka toplulukları mirasçı kıldık.
Ömer Nasuhi Bilmen = İşte böyle oldu ve onları başkalar olan bir kavme miras kıldık.
Ömer Öngüt = Bu böyle oldu. Biz de onları başka bir kavme miras bıraktık.
Şaban Piriş = İşte böyle... Onu bir başka topluma miras bıraktık.
Sadık Türkmen = Işte böyle, Biz bunları başka bir kavme miras bıraktık!
Seyyid Kutub = İşte böyle oldu ve biz onları başka bir topluma miras verdik.
Suat Yıldırım = (28-29) İşte böyle oldu! Sonra bütün bunları, başka bir topluma miras bıraktık. Merhamete lâyık olma haklarını kaybettiklerinden, perişan hallerine gök de ağlamadı, yer de ağlamadı. Artık onlara yeni bir mühlet de verilmedi.
Süleyman Ateş = İşte böyle oldu ve biz onları başka bir topluma mirâs verdik.
Tefhim-ul Kuran = İşte böyle; biz bunları başka bir kavime miras olarak verdik.
Ümit Şimşek = Bütün bunlara Biz başka bir halkı vâris yaptık.
Yaşar Nuri Öztürk = İşte böyle! Onlara başka bir toplumu mirasçı kıldık.
İskender Ali Mihr = İşte, böyle. Ve sonraki kavmi onlara varis kıldık.
İlyas Yorulmaz = İşte kaybettikleriniz bunlar. Biz onları diğer bir topluluğa (arkadan gelenlere) miras olarak verdik.
فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ السَّمَاء وَالْأَرْضُ وَمَا كَانُوا مُنظَرِينَ
Duhân / 29 -
Fe mâ beket aleyhimus semâu vel ardu ve mâ kânû munzarîn(munzarîne).
Diyanet İşleri = Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Derken ne gök ağladı onlara, ne yer ve mühlet de verilmedi onlara.
Abdullah Parlıyan = Onların yok oluşlarına ne gök, ne de yer sakinleri ağlamadı ve tevbe edebilmeleri için zaman da tanınmadı.
Adem Uğur = Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.
Ahmed Hulusi = Onlara (bedensellikte boğulanlara) semâ ve arz ağlamadı ve onlar nazar edilenlerden olmadılar.
Ahmet Tekin = Gök ve yer onların gidişine ağlamadı. Onlara mühlet de verilmedi.
Ahmet Varol = Onlara ne gök ne de yer ağladı. Kendilerine mühlet de verilmedi.
Ali Bulaç = Onlar için ne gök, ne yer ağlamadı ve onlar(ın azabı) ertelenmedi.
Ali Fikri Yavuz = Nihayet (Firavun ve kavminin) üzerlerine ne gök ağladı, ne yer; ne de (azap bakımından) geciktirildiler.
Ali Ünal = Onlara gök de yer de ağlamadı; (azabı hak ettiklerinde) kendilerine mühlet tanınmadı ve göz de açtırılmadı.
Bayraktar Bayraklı = Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.
Bekir Sadak = Gok ve yer, onlar icin gozyasi dokmedi, onlar erteye birakilmamislardi. *
Celal Yıldırım = Üzerlerine ne gök ağladı, ne de yer... Onlara artık mühlet de ve rilmedi.
Cemal Külünkoğlu = Gökyüzü ve yeryüzü onlara (üzülüp) ağlamadı ve kendilerine mühlet de verilmedi (boğulup gittiler).
Diyanet İşleri (eski) = Gök ve yer, onlar için gözyaşı dökmedi, onlar erteye bırakılmamışlardı.
Diyanet Vakfi = Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.
Edip Yüksel = Ne gök ve ne de yer onlara ağladı; ertelenmediler de.
Elmalılı Hamdi Yazır = Binnetice ne Gök ağladı üzerlerine ne Yer ne de imhal olundular
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Sonuçta ne gök ağladı üzerlerine, ne yer; ne de kendilerine bir mühlet verildi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Gök ve yer onların üzerine ağlamadı. Onlara mühlet de verilmedi.
Gültekin Onan = Onlar için ne gök, ne yer ağlamadı ve onlar(ın azabı) ertelenmedi.
Harun Yıldırım = Onlar için ne gök, ne yer ağlamadı ve onlar ertelenmedi.
Hasan Basri Çantay = Ne gök, ne yer onların üstüne ağlamadı. Onlara (aman ve) mühlet verilmedi.
Hayrat Neşriyat = Bunun üzerine onlara, ne gök ne de yer ağladı! (Onlar) mühlet verilen kimseler de olmadılar!
İbni Kesir = Gök ve yer onların helakine ağlamadı. Ve onlar, mühlet verilenler de olmadı.
Kadri Çelik = Onlar için ne gök, ne yer ağladı ve onlar (azabı) ertelenenler de olmadı.
Muhammed Esed = onlara ne gök ne de yer ağladı ve ne de bir mühlet verildi.
Mustafa İslamoğlu = Ne gök ağladı onlara, ne de yer; ve ne de cezaları ertelendi.
Ömer Nasuhi Bilmen = Artık onların üzerine gök ve yer ağlamadı ve bir mühlet verilmişler de olmadılar.
Ömer Öngüt = Gök ve yer onlar için gözyaşı dökmedi, onlara mühlet de verilmedi.
Şaban Piriş = Onlara ne gök ağladı, ne de yer! Hiç bekletilmediler.
Sadık Türkmen = Gökyüzü ve yeryüzü onların üzerine ağlamadı! Fırsat verilenlerden de olmadılar.
Seyyid Kutub = Onlara gök ve yer ağlamadı ve kendilerine mühlet de verilmedi.
Suat Yıldırım = (28-29) İşte böyle oldu! Sonra bütün bunları, başka bir topluma miras bıraktık. Merhamete lâyık olma haklarını kaybettiklerinden, perişan hallerine gök de ağlamadı, yer de ağlamadı. Artık onlara yeni bir mühlet de verilmedi.
Süleyman Ateş = Onlara gök ve yer ağlamadı. Ve kendilerine fırsat da verilmedi.
Tefhim-ul Kuran = Onlar için ne gök, ne yer ağlamadı ve onlar (azabı) ertelenenler de olmadı.
Ümit Şimşek = Gök ve yer onlara ağlamadı; kendilerine süre de tanınmadı.
Yaşar Nuri Öztürk = Gök de ağlamadı onlar için yer de. Yüzlerine bakılmadı bile!
İskender Ali Mihr = Onlara yer ve gök ağlamadı. Ve onlara mühlet verilmedi.
İlyas Yorulmaz = Helak olanlara gök ve yer ağlamadı ve onlar yeryüzünde fazla kalamadılar.
وَلَقَدْ نَجَّيْنَا بَنِي إِسْرَائِيلَ مِنَ الْعَذَابِ الْمُهِينِ
Duhân / 30 -
Ve lekad necceynâ benî isrâîle minel azâbil muhîn(muhîni).
Diyanet İşleri = (30-31) Andolsun, İsrailoğullarını o alçaltıcı azaptan; Firavun’dan kurtardık. Çünkü o, haddi aşanlardan bir zorba idi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve andolsun ki İsrailoğullarını aşağılatıcı bir azaptan kurtardık.
Abdullah Parlıyan = Biz gerçekten İsrailoğullarını alçaltıcı bir azaptan kurtardık.
Adem Uğur = Andolsun biz, İsrailoğullarını o alçaltıcı azaptan kurtardık.
Ahmed Hulusi = Andolsun ki İsrailoğullarını o aşağılayıcı azaptan kurtardık. . .
Ahmet Tekin = Andolsun, biz İsrâiloğulları’nı o alçaltıcı, zillete düşürücü azaptan kurtardık.
Ahmet Varol = Andolsun ki biz İsrailoğullarını o aşağılayıcı azaptan kurtardık.
Ali Bulaç = Andolsun, biz İsrailoğullarını o alçaltıcı azabtan kurtardık.
Ali Fikri Yavuz = Gerçekten İsraîloğullarını kurtarmıştık o zilletli azabdan:
Ali Ünal = İsrail Oğulları’nı ise kurtardık o alçaltıcı işkencelerden,
Bayraktar Bayraklı = (30-31) Andolsun biz, İsrâiloğulları'nı o alçaltıcı azaptan, yani Firavun'dan kurtardık. Çünkü o, aşırı gidenlerden bir zorba idi.
Bekir Sadak = (30-31) And olsun ki, Israilogullarini, azgin bir zorba olan Firavun'un alcaltici azabindan kurtardik.
Celal Yıldırım = (30-31) And olsun ki, biz, İsrail oğulları'nı horlayıcı aşağılayıcı olan o azâbdan, Fir'avn(ın zulüm ve haksızlığın)dan kurtardık. Şüphesiz ki o, ölçüyü kaçıranların, aşırı gidenlerin kendini yüksekte göreni (başkalarına tepeden bakanı) idi.
Cemal Külünkoğlu = (30-31) Andolsun ki biz, İsrailoğullarını o alçaltıcı azaptan, Firavun'dan kurtardık. Çünkü o, haddi aşan, büyüklük taslayan bir zorba idi.
Diyanet İşleri (eski) = (30-31) And olsun ki, İsrailoğullarını, azgın bir zorba olan Firavun'un alçaltıcı azabından kurtardık.
Diyanet Vakfi = Andolsun biz, İsrailoğullarını o alçaltıcı azaptan kurtardık.
Edip Yüksel = Andolsun ki biz İsrailoğullarını o aşağılayıcı azaptan kurtardık.
Elmalılı Hamdi Yazır = Andolsun, biz İsrailoğullarını o alçaltıcı azabtan kurtardık.
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Andolsun ki, İsrail oğullarını o horlayıcı azaptan kurtarmıştık
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = İsrail Oğulları’nı ise kurtardık o alçaltıcı işkencelerden,
Gültekin Onan = Andolsun, biz İsrailoğulları'nı o alçaltıcı azabtan kurtardık.
Harun Yıldırım = Andolsun, biz İsrailoğullarını o alçaltıcı azabtan kurtardık.
Hasan Basri Çantay = (30-31) Andolsun ki biz İsrâîl oğullarını o zillet verici azâbdan, Fir'avndan kurtardık. Hakıykat o, haddi aşanlardan bir mütekebbirdi.
Hayrat Neşriyat = (30-31) And olsun ki, İsrâiloğullarını o (pek) aşağılayıcı azabdan, Fir'avun’dan kurtardık. Çünki o üstünlük taslayan bir kimse idi, haddi aşanlardandı.
İbni Kesir = Andolsun ki; İsrailoğullarını horlayıcı azabdan kurtardık,
Kadri Çelik = Şüphesiz biz İsrail oğullarını o alçaltıcı azaptan kurtardık.
Muhammed Esed = Biz gerçekten, İsrailoğulları'nı aşağılayıcı azaptan kurtardık,
Mustafa İslamoğlu = Böylece Biz İsrailoğullarını aşağılayıcı bir beladan kurtarmış olduk;
Ömer Nasuhi Bilmen = Andolsun ki, İsrailoğullarını o ihanetli azabtan kurtarmıştık.
Ömer Öngüt = Andolsun ki biz İsrailoğullarını alçaltıcı azaptan kurtardık.
Şaban Piriş = İsrailoğullarını da alçaltıcı azaptan kurtarmıştık.
Sadık Türkmen = Ant olsun Biz, İsrailoğulları’nı alçaltıcı azaptan kurtardık.
Seyyid Kutub = Andolsun biz, İsrailoğullarını o küçültücü azaptan kurtardık
Suat Yıldırım = (30-31) Böylece, İsrailoğullarını gerçekten zelil eden, aşağılayan o işkenceden, Firavun’un işkencesinden kurtardık. Doğrusu, bu adam, haddini aşan, büyüklük taslayan zorbanın teki idi.
Süleyman Ateş = Andolsun biz, İsrâil oğullarını o küçültücü azâbdan kurtardık:
Tefhim-ul Kuran = Andolsun, biz İsrailoğullarını o alçaltıcı azabtan kurtardık,
Ümit Şimşek = Böylece İsrailoğullarını o aşağılayıcı azaptan kurtarmış olduk.
Yaşar Nuri Öztürk = Yemin olsun, İsrailoğullarını, rezil edici bir azaptan kurtardık.
İskender Ali Mihr = Ve andolsun ki Biz, İsrailoğullarını (firavunun) zelil azab(ın)dan kurtardık.
İlyas Yorulmaz = Biz, İsrail oğullarını aşağılayıcı bir azaptan kurtardık.
مِن فِرْعَوْنَ إِنَّهُ كَانَ عَالِيًا مِّنَ الْمُسْرِفِينَ
Duhân / 31 -
Min fir’avn(fir’avne), innehu kâne âliyen minel musrifîn(musrifîne).
Diyanet İşleri = (30-31) Andolsun, İsrailoğullarını o alçaltıcı azaptan; Firavun’dan kurtardık. Çünkü o, haddi aşanlardan bir zorba idi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Firavun'dan; şüphe yok ki o haddi aşanlardan yücelik satan, ululanan biriydi.
Abdullah Parlıyan = Firavun'un onların başına sardığı azaptan. Şüphesiz o Firavun, haddi aşanlardan ve büyüklük taslayan, ululanan biriydi.
Adem Uğur = Firavun'dan. O, azgın bir diktatör idi.
Ahmed Hulusi = Fir'avinden, çünkü o üstün müsriflerden idi
Ahmet Tekin = Firavun’dan da kurtardık. O, cahilce davranarak üstünlük taslayıp haddi aşan, günah, isyan ve inkâr bataklığında olanlardan bir zorba, bir diktatördü.
Ahmet Varol = Firavun'dan. Şüphesiz o ölçüyü taşıranlardan bir büyüklenici (zorba) idi.
Ali Bulaç = Firavun'dan. Çünkü, o, ölçüyü taşıran bir mütekebbirdi.
Ali Fikri Yavuz = Firavun’dan (esaretinden ve oğullarının öldürülmesinden). Çünkü o azgın müsriflerdendi, (şirke varanlardandı).
Ali Ünal = Firavun’dan. Gerçekten Firavun, kibirli bir zorba idi; Allah’ın verdiği kabiliyet ve melekeleri israf edip, haddi aşanlardandı.
Bayraktar Bayraklı = (30-31) Andolsun biz, İsrâiloğulları'nı o alçaltıcı azaptan, yani Firavun'dan kurtardık. Çünkü o, aşırı gidenlerden bir zorba idi.
Bekir Sadak = (30-31) And olsun ki, Israilogullarini, azgin bir zorba olan Firavun'un alcaltici azabindan kurtardik.
Celal Yıldırım = (30-31) And olsun ki, biz, İsrail oğulları'nı horlayıcı aşağılayıcı olan o azâbdan, Fir'avn(ın zulüm ve haksızlığın)dan kurtardık. Şüphesiz ki o, ölçüyü kaçıranların, aşırı gidenlerin kendini yüksekte göreni (başkalarına tepeden bakanı) idi.
Cemal Külünkoğlu = (30-31) Andolsun ki biz, İsrailoğullarını o alçaltıcı azaptan, Firavun'dan kurtardık. Çünkü o, haddi aşan, büyüklük taslayan bir zorba idi.
Diyanet İşleri (eski) = (30-31) And olsun ki, İsrailoğullarını, azgın bir zorba olan Firavun'un alçaltıcı azabından kurtardık.
Diyanet Vakfi = Yani Firavun'dan. Çünkü o bir zorba idi, aşırı gidenlerdendi.
Edip Yüksel = Firavun'dan. O, azgın bir diktatör idi.
Elmalılı Hamdi Yazır = Fir'avinden, çünkü o üstün müsriflerden idi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Firavun'dan, çünkü o haddi aşanlardan bir üstündü.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Firavun'dan da kurtardık çünkü o üstünlük taslayıp haddi aşan bir zorbaydı.
Gültekin Onan = Firavun'dan. Çünkü, o, ölçüyü taşıran bir mütekebbirdi.
Harun Yıldırım = Firavun’dan. Çünkü o, ölçüyü taşıran bir mütekebbirdi.
Hasan Basri Çantay = (30-31) Andolsun ki biz İsrâîl oğullarını o zillet verici azâbdan, Fir'avndan kurtardık. Hakıykat o, haddi aşanlardan bir mütekebbirdi.
Hayrat Neşriyat = (30-31) And olsun ki, İsrâiloğullarını o (pek) aşağılayıcı azabdan, Fir'avun’dan kurtardık. Çünki o üstünlük taslayan bir kimse idi, haddi aşanlardandı.
İbni Kesir = Firavun'dan. Doğrusu o, azgın bir zorba idi.
Kadri Çelik = Firavun'dan (kurtardık). Şüphesiz o bir zorba idi, aşırı gidenlerdendi.
Muhammed Esed = Firavun(un onların başına sardığı azap)tan; zaten o, kendi kişiliklerini harcayıp duranların en başta gelenlerindendi;
Mustafa İslamoğlu = Firavun'dan... Çünkü o, haddini bilmez küstahlardan biriydi.
Ömer Nasuhi Bilmen = Fir'avun'dan, şüphe yok ki, o, müsriflerden bir mütekebbir olmuştu.
Ömer Öngüt = Firavun'dan. Doğrusu o, azgın bir zorba idi.
Şaban Piriş = Firavundan, çünkü o, haddi aşan bir zorba idi.
Sadık Türkmen = Firavun’dan!.. Çünkü o, sınırı aşanlardan ululuk taslayan birisi idi.
Seyyid Kutub = Yani Firavun'dan. Çünkü o haddi aşanlardan bir zorba idi.
Suat Yıldırım = (30-31) Böylece, İsrailoğullarını gerçekten zelil eden, aşağılayan o işkenceden, Firavun’un işkencesinden kurtardık. Doğrusu, bu adam, haddini aşan, büyüklük taslayan zorbanın teki idi.
Süleyman Ateş = Fir'avn'dan. Çünkü o, (insanları ezip) ululanan, sınırı aşanlardan biri idi.
Tefhim-ul Kuran = Firavun'dan. Çünkü o, ölçüyü taşıran bir mütekebbirdi.
Ümit Şimşek = Onları Firavun'dan kurtardık. Gerçekten o haddini aşmış bir zorba idi.
Yaşar Nuri Öztürk = Firavun'dan kurtardık. Firavun, haddi aşanların büyüklük taslayanlarından biriydi.
İskender Ali Mihr = O firavun ki, şüphesiz o, haddi aşanlardan ve büyüklük taslayanlardandı.
İlyas Yorulmaz = Haddi aşan ve kendini yüce gören Firavundan (kurtardık)
وَلَقَدِ اخْتَرْنَاهُمْ عَلَى عِلْمٍ عَلَى الْعَالَمِينَ
Duhân / 32 -
Ve lekadihternâhum alâ ilmin alel âlemîn(âlemîne).
Diyanet İşleri = Andolsun, onları, bir bilgi üzerine (dönemlerinde) âlemlere üstün kıldık.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve andolsun ki İsrailoğullarını, bilerek bütün âlemlerden üstün olmak üzere seçtik.
Abdullah Parlıyan = Andolsun ki, İsrailoğullarının durumunu bilerek, onları dünya milletlerinin üzerine seçip tercih ettik, onlar o devrin lider toplumu idiler.
Adem Uğur = Andolsun biz İsrailoğullarına, bilerek, (kendi zamanlarında) âlemlerin üstünde bir imtiyaz verdik.
Ahmed Hulusi = Andolsun ki onları (İsrailoğullarını), bir İLİM ile âlemlere (insanlar) üstün seçtik!
Ahmet Tekin = Andolsun biz, İsrâiloğulları’na, bilerek, âlemlerin, ilâhî emirlere itaatkâr oldukları çağda ve bölgedeki insanların üstünde bir imtiyaz vermiştik.
Ahmet Varol = Andolsun ki biz onları bir bilgi üzere alemlere üstün kıldık.
Ali Bulaç = Andolsun, biz onları bir ilim üzere alemlere üstün kıldık.
Ali Fikri Yavuz = Celâlim hakkı için, biz İsraîloğullarına, bildiğimiz gibi, âlemlerin üstünde hayır vermiştik.
Ali Ünal = İsrail Oğullarını, bir bilgiye binaen (o devirdeki) bütün milletlerden üstün kıldık.
Bayraktar Bayraklı = Andolsun, biz bilerek İsrâiloğulları'nı çağların insanlarına tercih ettik.
Bekir Sadak = And olsun ki, onlarin durumunu bilerek dunyalarin uzerinde seckin kildik.
Celal Yıldırım = And olsun ki, İsrail oğulları' nın durumunu bilerek onları Dünya milletlerinin üzerine seçip tercih ettik.
Cemal Külünkoğlu = Mûsâ'ya bağlı olanları (İsrailoğulları'nı) da, durumlarını bilerek, o devirdeki bütün insanlara üstün kıldık.
Diyanet İşleri (eski) = And olsun ki, onların durumunu bilerek dünyaların üzerinde seçkin kıldık.
Diyanet Vakfi = Andolsun biz İsrailoğullarına, bilerek, (kendi zamanlarında) âlemlerin üstünde bir imtiyaz verdik.
Edip Yüksel = Tüm halkın arasından özellikle onları seçtik.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve şanım hakkı için; biz onları bir ılim üzere âlemîne karşı ıhtıyar eylemiştik
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Andolsun ki Biz onları bilerek bütün milletler üzerine seçip tercih etmiştik.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Andolsun ki biz onları bilerek o zamanki alemlere üstün kıldık.
Gültekin Onan = Andolsun, biz onları bir ilim üzere alemlere üstün kıldık.
Harun Yıldırım = Andolsun, biz onları bir ilim üzere alemlere üstün kıldık.
Hasan Basri Çantay = Andolsun ki biz onlara — (hallerini) bilerek — (zamanlarındaki) âlemlerin üstünde bir imtiyaz vermişdik.
Hayrat Neşriyat = And olsun ki, onları (İsrâiloğullarını kendi asırlarındaki) âlemlerin üzerine (lâyık olduklarını) bilerek seçtik (de onlara üstünlük verdik).
İbni Kesir = Ve andolsun ki; Biz, onları bile bile alemler üzerinde seçkin kıldık.
Kadri Çelik = Şüphesiz biz onları bir ilim üzere âlemlere karşı üstün kıldık.
Muhammed Esed = ve Biz onları bilerek bütün diğer toplumlardan üstün kıldık,
Mustafa İslamoğlu = Doğrusu onları, akıl sır ermez ilahi bir bilgiye istinaden çağdaşları olan tüm toplumlar içerisinden böyle seçmiştik;
Ömer Nasuhi Bilmen = Celâlim hakkı için onları (Benî İsrâil'i) bilerek âlemler üzerine mümtaz kılmıştık.
Ömer Öngüt = Ve andolsun ki, onların durumunu bilerek âlemlerin üzerinde seçkin kıldık.
Şaban Piriş = Onları bir ilim üzerinde toplumlar üzerine seçkin kıldık.
Sadık Türkmen = Ant olsun bir ilme dayalı olarak; onları (yaşadıkları çağda) diğer toplumlardan kabiliyetli kıldık.
Seyyid Kutub = Andolsun biz, İsrailoğullarını, bir bilgiye göre alemlere üstün kıldık.
Suat Yıldırım = Mûsâ’ya bağlı olanları da, durumlarını bilerek, o devirdeki bütün insanlara üstün kıldık.
Süleyman Ateş = Andolsun biz, onları bir bilgiye göre âlemlere üstün kıldık.
Tefhim-ul Kuran = Andolsun, biz onları bir ilim üzere alemlere karşı üstün kıldık.
Ümit Şimşek = Biz onları bilerek o zamanın milletlerine üstün kıldık.
Yaşar Nuri Öztürk = Yemin olsun, biz onları bir ilim sayesinde âlemlere üstün kılmıştık.
İskender Ali Mihr = Ve andolsun ki Biz, onları (İsrailoğullarını) ilim üzerine âlemlere seçtik (üstün kıldık).
İlyas Yorulmaz = Bizde olan bir bilgi üzerine, İsrail oğullarını yeryüzündeki diğer insanlara tercih ettik.
وَآتَيْنَاهُم مِّنَ الْآيَاتِ مَا فِيهِ بَلَاء مُّبِينٌ
Duhân / 33 -
Ve âteynâhum minel âyâti mâ fîhi belâun mubîn(mubînun).
Diyanet İşleri = Onlara, içinde açık bir imtihan bulunan mûcizeler verdik.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve onlara, apaçık nîmetleri muhtevi deliller verdik.
Abdullah Parlıyan = Ve onlara her birine açık birer imtihan bulunan, ayet ve ibretlerimizden de verdik.
Adem Uğur = Onlara, içinde açık bir imtihan bulunan işaretler verdik.
Ahmed Hulusi = Onlara içinde apaçık bir imtihan olan işaretlerden verdik.
Ahmet Tekin = Biz onlara, içinde apaçık imtihan bulunan mûcizeler, deliller de vermiştik.
Ahmet Varol = Ve onlara ayetlerden (mucizelerden), her birinde apaçık bir imtihan bulunan şeyler verdik.
Ali Bulaç = Ve onlara, her birinde açık birer imtihan bulunan ayetler verdik.
Ali Fikri Yavuz = Ve onlara (denizin açılması, bıldırcın ve kudret helvası gibi) alâmetlerden öylesini vermiştik ki, onda büyük bir nimet vardı.
Ali Ünal = Ve kendilerine pek çok mucizeler bahşettik; bu bahşedimizde açık bir imtihan da vardı.
Bayraktar Bayraklı = Onlara, her birinde açıkça bir sınav olan âyetler verdik.
Bekir Sadak = Onlarin, her birinde acikca bir imtihan bulunan, mucizeler verdik.
Celal Yıldırım = Onlara öylesine açık belgeler, mu'cizeler verdik ki, herbirinde hem açık nîmet ve bereket, hem de imtihan vardı.
Cemal Külünkoğlu = Biz onlara (denizin yarılması, bulutların gölge yapması, kudret helvası ve bıldırcın gibi) içinde apaçık bir imtihan bulunan mucizeler verdik.
Diyanet İşleri (eski) = Onlara, her birinde açıkça bir imtihan bulunan, mucizeler verdik.
Diyanet Vakfi = Onlara, içinde açık bir imtihan bulunan işaretler verdik.
Edip Yüksel = Ve onlara, açık bir sınav olarak mucizeler verdik.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve onlara âyetlerden öylesini vermiştik ki onda açık bir ni'met ile imtihan vardı
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ve onlara mucizelerden içinde apaçık bir imtihan bulunan nimetler vermiştik.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Biz onlara içinde apaçık bir imtihan bulunan mucizeler verdik.
Gültekin Onan = Ve onlara, her birinde açık birer imtihan bulunan ayetler verdik.
Harun Yıldırım = Ve onlara, her birinde açık birer imtihan bulunan ayetler verdik.
Hasan Basri Çantay = Bir de onlara âyetlerden, her birinde açık birer imtihan (gizlenmiş) bulunan, şeyler verdik.
Hayrat Neşriyat = Onlara, içinde apaçık bir imtihan bulunan mu'cizelerden de verdik.
İbni Kesir = Onlara ayetlerden öylelerini verdik ki; her birinde açıkça bir imtihan vardı.
Kadri Çelik = Ve onlara, her birinde açık birer imtihan bulunan ayetler verdik.
Muhammed Esed = ve onlara açıkça bir sınavı haber veren (rahmetimizin) işaretler(ini) verdik.
Mustafa İslamoğlu = ve onlara sınav olduğu ayan açık belli olan mucizevi işaretler ver(miş)tik.
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve onlara kendisinde apaçık imtihan olan âyetlerden vermiştik.
Ömer Öngüt = Onlara âyetlerden (mucizelerden) öylelerini verdik ki, her birinde açıkça bir imtihan vardı.
Şaban Piriş = Onlara, içlerinde apaçık imtihanlar olan ayetler verdik.
Sadık Türkmen = Onlara içinde apaçık bir belâ bulunan, işâretler (mucizeler) verdik.
Seyyid Kutub = Onlara, içinde açık bir imtihan bulunan ayetler verdik.
Suat Yıldırım = Onlara, açık ve zahir nimetleri ortaya koyan nice mûcizevî haller verdik.
Süleyman Ateş = Onlara, içinde açık bir sınav bulunan âyetler verdik.
Tefhim-ul Kuran = Ve onlara, her birinde açık birer imtihan bulunan ayetler verdik.
Ümit Şimşek = Kendilerine, herbirinde aşikâr bir imtihan bulunan âyetler verdik.
Yaşar Nuri Öztürk = Onlara, içinde açık bir imtihan bulunan ayetler vermiştik.
İskender Ali Mihr = Ve onlara, içinde apaçık imtihan olan âyetlerden (mucizelerden) verdik.
İlyas Yorulmaz = Onlara, içlerinde İsrail oğullarını deneyen açık ayetleri verdik.
إِنَّ هَؤُلَاء لَيَقُولُونَ
Duhân / 34 -
İnne hâulâi le yekûlûn(yekûlûne).
Diyanet İşleri = (34-35) Bunlar (müşrikler) diyorlar ki: “İlk ölümümüzden başka bir ölüm yoktur. Biz diriltilecek değiliz.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Gerçekten de şunlar elbette derler ki.
Abdullah Parlıyan = Şüphesiz bu inkârcı sapıklar diyorlar ki:
Adem Uğur = Onlar (müşrikler) diyorlar ki:
Ahmed Hulusi = Muhakkak ki bunlar şöyle derler:
Ahmet Tekin = Şu kâfirler, elbette diyorlar.
Ahmet Varol = Şüphesiz bunlar diyorlar ki:
Ali Bulaç = Muhakkak, bunlar da diyorlar ki:
Ali Fikri Yavuz = Fakat (Ey Rasûlüm, senin kavmin olan) şunlar diyorlar ki:
Ali Ünal = Şu (Mekke müşrikleri ise,) tutmuş şöyle diyorlar:
Bayraktar Bayraklı = (34-36) Bu yalanlayanlar, kesinlikle şöyle derler: “Ölüm, sadece bizim bir kere ölmemizdir. Biz tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru söylüyorsanız haydi, babalarımızı diriltip getiriniz.”
Bekir Sadak = (34-36) Dogrusu inkarcilar, «Olum bir defadir, tekrar diriltilmeyecegiz. Eger dogru sozlu iseniz bize babalarimizi getirsenize» derler.
Celal Yıldırım = (34-35) Şüphesiz bunlar (inkarcı sapıklar) diyorlar ki: Ancak bizim ilk ölümümüz var, ötesi yoktur ve biz yeniden dirilip kaldırılacak da değiliz.
Cemal Külünkoğlu = (34-36) (Mekkeli müşrikler diyorlar ki:) “İlk ölümümüzden başka ölüm yoktur. Biz diriltilecek de değiliz. Eğer doğru söyleyenler iseniz atalarımızı getirin (de görelim)!”
Diyanet İşleri (eski) = (34-36) Doğrusu inkarcılar, 'Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize' derler.
Diyanet Vakfi = (34-36) Onlar (müşrikler) diyorlar ki: İlk ölümümüzden sonra bir şey yoktur. Biz diriltilecek değiliz. Doğru söylüyorsanız, atalarımızı getirin.
Edip Yüksel = Şunlar da diyorlar ki:
Elmalılı Hamdi Yazır = Fakat şu berikiler diyorlar ki:
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Fakat şu (beriki) kafirler diyorlar ki:
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Gerçekten şu kâfirler diyorlar ki:
Gültekin Onan = Muhakkak, bunlar da diyorlar ki:
Harun Yıldırım = Muhakkak, bunlar da diyorlar ki:
Hasan Basri Çantay = (34-35) Hakıykat, şunlar mutlakaa: «O (ölüm), derler, ilk ölümümüzden başka (bir şey) değildir. Biz yeniden diriltilib kaldırılacak değiliz».
Hayrat Neşriyat = (34-35) (Ey Resûlüm!) Şübhesiz bunlar (o sana inanmayanlar), gerçekten diyorlar ki: 'O (ölüm), ancak (dünyadaki) ilk ölümümüzdür. Biz (bundan sonra) diriltilecek kimseler de değiliz.'
İbni Kesir = Bunlar gerçekten derler ki:
Kadri Çelik = Şüphesiz bunlar (Mekke müşrikleri) ise (şöyle) diyorlar:
Muhammed Esed = (Şimdi) bakın, bu (insan)lar derler ki:
Mustafa İslamoğlu = Bütün bunlara rağmen şu berikiler yine de şöyle diyecekler:
Ömer Nasuhi Bilmen = Muhakkak ki, işte onlar elbette diyeceklerdir ki:
Ömer Öngüt = Bunlar ise şöyle diyorlar:
Şaban Piriş = Bunlar ise diyorlar ki:
Sadık Türkmen = Bunlar da (Mekke’de uyarılanlar) şöyle diyorlar:
Seyyid Kutub = Bu inkarcılar da diyorlar ki:
Suat Yıldırım = (34-36) (Mekke müşrikleri ise), derler ki: "Biz bir kere öldük mü iş biter, artık dirilmemiz mümkün değil. Ama siz dirilme iddianızda tutarlı iseniz, daha önce gelip geçmiş atalarımızı diriltin de görelim!"
Süleyman Ateş = Şunlar (Kureyş kâfirleri) de diyorlar ki:
Tefhim-ul Kuran = Herhalde bunlar da diyorlar ki:
Ümit Şimşek = Şimdi bunlar diyor ki:
Yaşar Nuri Öztürk = Şimdi, şunlar tutmuş diyorlar ki:
İskender Ali Mihr = Gerçekten onlar, mutlaka diyecekler ki.
İlyas Yorulmaz = Muhakkak ki onlar şöyle diyecekler.
إِنْ هِيَ إِلَّا مَوْتَتُنَا الْأُولَى وَمَا نَحْنُ بِمُنشَرِينَ
Duhân / 35 -
İn hiye illâ mevtetunel ûlâve mâ nahnu bi munşerîn(munşerîne).
Diyanet İşleri = (34-35) Bunlar (müşrikler) diyorlar ki: “İlk ölümümüzden başka bir ölüm yoktur. Biz diriltilecek değiliz.”
Abdulbaki Gölpınarlı = İlk ölümümüzden başka ölüm yok bize ve biz, tekrar dirilmeyiz de.
Abdullah Parlıyan = “İlk ölümümüzden başka ölüm yoktur ve biz tekrar dirilecek de değiliz.
Adem Uğur = İlk ölümümüzden sonra bir şey yoktur. Biz diriltilecek değiliz.
Ahmed Hulusi = "O ilk ölümümüzden ilerisi yok; biz ölüm sonrasında diriltilecek değiliz!"
Ahmet Tekin = 'Hayat, ilk ölümümüzle sonuçlanan, yalnızca dünya hayatından ibarettir. Biz ölümden sonra, ölmeden önceki vasıflarımızla tekrar diriltilecek değiliz.'
Ahmet Varol = 'İlk ölümümüzden başka bir şey yoktur ve biz yeniden diriltilecek değiliz.
Ali Bulaç = "(Bütün her şey) Bizim yalnızca ilk ölümümüzdür; biz yeniden diriltilip kaldırılacak değiliz."
Ali Fikri Yavuz = “-İlk ölümümüzden başka bir şey yok; ve biz yeniden diriltilecek değiliz.
Ali Ünal = “Biz bir kere öldük mü artık her şey bitmiştir; öyle diriltilip yeni bir hayata falan dönecek değiliz.
Bayraktar Bayraklı = (34-36) Bu yalanlayanlar, kesinlikle şöyle derler: “Ölüm, sadece bizim bir kere ölmemizdir. Biz tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru söylüyorsanız haydi, babalarımızı diriltip getiriniz.”
Bekir Sadak = (34-36) Dogrusu inkarcilar, «Olum bir defadir, tekrar diriltilmeyecegiz. Eger dogru sozlu iseniz bize babalarimizi getirsenize» derler.
Celal Yıldırım = (34-35) Şüphesiz bunlar (inkarcı sapıklar) diyorlar ki: Ancak bizim ilk ölümümüz var, ötesi yoktur ve biz yeniden dirilip kaldırılacak da değiliz.
Cemal Külünkoğlu = (34-36) (Mekkeli müşrikler diyorlar ki:) “İlk ölümümüzden başka ölüm yoktur. Biz diriltilecek de değiliz. Eğer doğru söyleyenler iseniz atalarımızı getirin (de görelim)!”
Diyanet İşleri (eski) = (34-36) Doğrusu inkarcılar, 'Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize' derler.
Diyanet Vakfi = (34-36) Onlar (müşrikler) diyorlar ki: İlk ölümümüzden sonra bir şey yoktur. Biz diriltilecek değiliz. Doğru söylüyorsanız, atalarımızı getirin.
Edip Yüksel = 'Sadece bir kez ölürüz; dirilecek değiliz.'
Elmalılı Hamdi Yazır = ilk ölümümüzden ilerisi yok ve biz yeniden neşrolunacak değiliz
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = «ilk ölümümüzden başka birşey yoktur. Biz yeniden diriltilecek değiliz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Bizim ilk ölümümüzden başka bir şey yoktur. Biz tekrar diriltilecek değiliz.
Gültekin Onan = "(Bütün her şey) bizim yalnızca ilk ölümümüzdür; biz yeniden diriltilip kaldırılacak değiliz."
Harun Yıldırım = “Bizim yalnızca ilk ölümümüzdür; biz yeniden diriltilipkaldırılacak değiliz.”
Hasan Basri Çantay = (34-35) Hakıykat, şunlar mutlakaa: «O (ölüm), derler, ilk ölümümüzden başka (bir şey) değildir. Biz yeniden diriltilib kaldırılacak değiliz».
Hayrat Neşriyat = (34-35) (Ey Resûlüm!) Şübhesiz bunlar (o sana inanmayanlar), gerçekten diyorlar ki: 'O (ölüm), ancak (dünyadaki) ilk ölümümüzdür. Biz (bundan sonra) diriltilecek kimseler de değiliz.'
İbni Kesir = O, ilk ölümümüzden başkası değildir. Ve biz, diriltilip kaldırılacaklar da değiliz.
Kadri Çelik = “(Tek gerçek) Bizim yalnızca bu ilk ölümümüzdür; biz yeniden diriltilip kaldırılacak değiliz” (diyorlar).
Muhammed Esed = "Bu (önümüzde bulunan,) bizim ilk (ve tek) ölümümüzdür ve hayata yeniden döndürülmeyeceğiz.
Mustafa İslamoğlu = "(Ölüm) şu bizi bekleyen ilk (ve tek) ölümünüzdür ve biz asla bir daha hayata dönmeyeceğiz;
Ömer Nasuhi Bilmen = «Bu başka değil, ancak ilk ölmemizden ibaret ve biz yeniden neşrolunacaklar değiliz».
Ömer Öngüt = "İlk ölümümüzden sonra bir şey yoktur. Biz yeniden diriltilecek değiliz. "
Şaban Piriş = -Bir defa öldükten sonra başka bir şey yoktur. Biz, yeniden diriltilecek de değiliz.
Sadık Türkmen = “ilk ölümümüzden başka bir şey yoktur, biz yeniden diriltilecek değiliz.
Seyyid Kutub = Bir kez öleceğiz ve herşey bitecek. Biz dirilecek değiliz.
Suat Yıldırım = (34-36) (Mekke müşrikleri ise), derler ki: "Biz bir kere öldük mü iş biter, artık dirilmemiz mümkün değil. Ama siz dirilme iddianızda tutarlı iseniz, daha önce gelip geçmiş atalarımızı diriltin de görelim!"
Süleyman Ateş = "İlk ölümümüzden sonra bir şey yoktur. Biz diriltilecek değiliz."
Tefhim-ul Kuran = «(Bütün her şey) Bizim yalnızca ilk ölümümüzdür; biz yeniden diriltilip kaldırılacak değiliz.»
Ümit Şimşek = 'İlk ölümümüzden sonra hiçbir şeyin olacağı yok; biz tekrar diriltilecek değiliz.
Yaşar Nuri Öztürk = "İlk ölümümüzden başkası yok! Biz diriltilecek filan değiliz!"
İskender Ali Mihr = (Bizim ölümümüz) sadece ilk ölümümüzdür. Ve biz, neşrolunacak (tekrar diriltilecek) değiliz.
İlyas Yorulmaz = “Bizim için yalnızca, ilk yok oluştan başka yok oluş (ölüm) yoktur ve biz bir daha tekrar diriltilmeyeceğiz. ”
فَأْتُوا بِآبَائِنَا إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ
Duhân / 36 -
Fe’tû bi âbâinâ in kuntum sâdikîn(sâdikîne).
Diyanet İşleri = “Eğer doğru söyleyenler iseniz atalarımızı getirin.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Doğru söylüyorsanız getirin babalarımızı bize.
Abdullah Parlıyan = Eğer bu iddianızda haklı iseniz, atalarımızı yeniden hayata döndürün ve öteki dünyanın var olduğuna, şahitlik yapmalarını sağlayın.”
Adem Uğur = Doğru söylüyorsanız, atalarımızı getirin.
Ahmed Hulusi = "Eğer sözünüz doğruysa haydi atalarımızı getirin!"
Ahmet Tekin = 'Eğer, söylediklerinizde doğru iseniz, babalarımızı geri getirin.'
Ahmet Varol = Eğer doğru sözlüyseniz bize atalarımızı getirin.'
Ali Bulaç = "Eğer doğru sözlüyseniz, şu halde atalarımızı getirin bakalım."
Ali Fikri Yavuz = (Ey öldükten sonra dirileceğimize inananlar) eğer doğru iseniz haydi getirin babalarımızı... (onları diriltin de, dirilmenin hak olduğunu bize haber versinler).”
Ali Ünal = “Eğer (öldükten sonra diriltileceğimiz) iddiasında sadık ve samimi iseniz, haydi babalarımızı diriltin de görelim!”
Bayraktar Bayraklı = (34-36) Bu yalanlayanlar, kesinlikle şöyle derler: “Ölüm, sadece bizim bir kere ölmemizdir. Biz tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru söylüyorsanız haydi, babalarımızı diriltip getiriniz.”
Bekir Sadak = (34-36) Dogrusu inkarcilar, «Olum bir defadir, tekrar diriltilmeyecegiz. Eger dogru sozlu iseniz bize babalarimizi getirsenize» derler.
Celal Yıldırım = Eğer doğrulardan iseniz, haydi bize (ölen) babalarımızı getirin.
Cemal Külünkoğlu = (34-36) (Mekkeli müşrikler diyorlar ki:) “İlk ölümümüzden başka ölüm yoktur. Biz diriltilecek de değiliz. Eğer doğru söyleyenler iseniz atalarımızı getirin (de görelim)!”
Diyanet İşleri (eski) = (34-36) Doğrusu inkarcılar, 'Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize' derler.
Diyanet Vakfi = (34-36) Onlar (müşrikler) diyorlar ki: İlk ölümümüzden sonra bir şey yoktur. Biz diriltilecek değiliz. Doğru söylüyorsanız, atalarımızı getirin.
Edip Yüksel = 'Doğru sözlüler iseniz, atalarımızı geri getirin.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Haydi getirin babalarımızı doğru iseniz
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Haydi getirin babalarımızı, doğru (söyleyen kimseler) iseniz.»
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Eğer siz doğru söyleyen kimselerseniz babalarınızı bize getirin.»
Gültekin Onan = "Eğer doğru sözlüyseniz, şu halde atalarımızı getirin bakalım."
Harun Yıldırım = “Eğer doğru sözlüyseniz, şu halde atalarımızı getirin bakalım.”
Hasan Basri Çantay = «Eğer (da'vaanızda) doğrucular iseniz şimdi atalarımızı (dirilterek) getirin».
Hayrat Neşriyat = 'Eğer (iddiânızda) doğru kimseler iseniz, o hâlde atalarımızı (geri) getirin!'
İbni Kesir = Doğru sözlüler iseniz; bize babalarımıza getirsenize.
Kadri Çelik = “Eğer (bu söylediklerinizde) doğru sözlüyseniz, o halde babalarımızı getirin bakalım!”
Muhammed Esed = O halde, eğer iddianızda haklı iseniz atalarımızı (şahit olarak) getirin!"
Mustafa İslamoğlu = ama eğer (bu) iddianızda ısrarlıysanız, haydi (geri) getirin atalarımızı!"
Ömer Nasuhi Bilmen = «Haydi eğer siz sâdıklar oldu iseniz, babalarımızı getiriveriniz.»
Ömer Öngüt = "Eğer doğru sözlü iseniz bize atalarımızı getirsenize!"
Şaban Piriş = Doğru söyleyenler iseniz, haydi babalarımızı getirin.
Sadık Türkmen = Öyleyse atalarımızı getirin. Eğer doğru söyleyenler iseniz!”
Seyyid Kutub = Doğru söylüyorsanız, babalarımızı getirin.
Suat Yıldırım = (34-36) (Mekke müşrikleri ise), derler ki: "Biz bir kere öldük mü iş biter, artık dirilmemiz mümkün değil. Ama siz dirilme iddianızda tutarlı iseniz, daha önce gelip geçmiş atalarımızı diriltin de görelim!"
Süleyman Ateş = "Doğru söylüyorsanız, babalarımızı getirin."
Tefhim-ul Kuran = «Eğer (bu söylediklerinizde) doğru sözlüyseniz, şu halde atalarımızı getirin bakalım.»
Ümit Şimşek = 'Doğru söylüyorsanız, bize atalarımızı getirin.'
Yaşar Nuri Öztürk = "Eğer doğru sözlülerseniz, atalarımızı geri getirin!"
İskender Ali Mihr = Siz doğru söyleyenlerseniz, o halde babalarımızı (geri) getirin.
İlyas Yorulmaz = “Eğer doğru söylüyorsanız, o zaman atalarımızı geri getirin” derler.
أَهُمْ خَيْرٌ أَمْ قَوْمُ تُبَّعٍ وَالَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ أَهْلَكْنَاهُمْ إِنَّهُمْ كَانُوا مُجْرِمِينَ
Duhân / 37 -
E hum hayrun em kavmu tubbein vellezîne min kablihim, ehleknâhum innehum kânû mucrimîn(mucrimîne).
Diyanet İşleri = Bunlar mı daha hayırlı, yoksa Tübba’ kavmi ile onlardan öncekiler mi? Onları helâk ettik. Çünkü onlar suçlu kimselerdi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Bunlar mı daha hayırlıdır, yoksa Tubba' kavmiyle onlardan öncekiler mi? Helâk ettik onları, şüphe yok ki mücrimlerdi onlar.
Abdullah Parlıyan = Bunlar mı güç, kuvvet ve çokluk yönünden daha hayırlı ve daha iyi, yoksa ordu ve kuvvetleriyle ün salan Tübba' kavmi ve onlardan evvelki ümmetler mi? Biz onları bile küfürleri yüzünden helak ettik, çünkü onlar da günaha batıp gitmiş kimselerdendi.
Adem Uğur = Onlar mı daha hayırlıdır, yoksa Tübba kavmi ile onlardan öncekiler mi? Biz onların hepsini de helak ettik. Çünkü onlar suçluydular.
Ahmed Hulusi = Onlar mı daha hayırlı yoksa Tubba' (Yemen hükümdarına verilen ad) halkı ve onlardan (Tubba' halkından) öncekiler mi? Onları helâk ettik! Muhakkak ki onlar suçlular (şirk ehli) idiler.
Ahmet Tekin = Onlar mı daha hayırlı, yoksa Tübba’ kavmi (Himyerliler) ve onlardan öncekiler mi? Biz onların hepsini helâk ettik. Onlar İslâm’a planlı cephe alarak, müslümanlığı, müslüman nesilleri yozlaştırma, yok etme suçu işleyen güç ve iktidar sahibi âsi idiler, suçluydular, günahkârdılar.
Ahmet Varol = Onlar mı daha hayırlıdırlar yoksa Tubbe' kavmi ve onlardan öncekiler mi? Biz onları helak ettik. Çünkü onlar suçlulardı.
Ali Bulaç = Onlar mı hayırlı, yoksa Tübba' kavmi ve onlardan öncekiler mi? Biz onları yıkıma uğrattık. Çünkü onlar, suçlu günahkardı.
Ali Fikri Yavuz = (Ey Rasûlüm, kuvvet ve şiddet bakımından) senin kavmin mi hayırlı, yoksa (etbaı çok) Tübba’ın kavmi ve onlardan evvelkiler mi? Hep onları helâk ettik çünkü günahkâr idiler.
Ali Ünal = Onlar mı daha zengin ve daha güçlü– kuvvetli, yoksa Tübba halkı ve onlardan önce yaşamış (ve cezamızı hak etmiş) diğer toplumlar mı? Onların hepsini helâk ettik, çünkü hayatları günah hasadından ibaret suçlu topluluklardı.
Bayraktar Bayraklı = “Bunlar mı daha üstündür yoksa Tübba‘ kavmi ve onlardan öncekiler mi?” Hepsini helâk ettik. Çünkü onlar suçlu toplumlardı.[544]
Bekir Sadak = Bunlar mi daha ustun yoksa Tubba milleti ve onlardan oncekiler mi? Onlari yok etmisizdir, cunku onlar suclu idiler.
Celal Yıldırım = Bunlar mı daha iyi, yoksa T u b b â' milleti ve onlardan önce gelenler mi ? Onları yok ettik. Çünkü onlar cidden suçlu günahkârlar idiler.
Cemal Külünkoğlu = Onlar mı daha güçlü kuvvetli, yoksa Tübba' halkı ve onlardan önceki toplumlar mı? Suç işledikleri için biz onların hepsini helak ettik.
Diyanet İşleri (eski) = Bunlar mı daha üstün yoksa Tubba milleti ve onlardan öncekiler mi? Onları yok etmişizdir, çünkü onlar suçlu idiler.
Diyanet Vakfi = Bunlar mı daha hayırlı, yoksa Tübba' kavmi ile onlardan öncekiler mi? Onları yok ettik, çünkü onlar suçlu idiler.
Edip Yüksel = Onlar mı, yoksa Tubba' halkı ve onlardan öncekiler mi daha iyidir? Suçlu oldukları için onları yok etmiştik.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ya onlar mı hayırlı? Yoksa Tübbain kavmı ve onlardan evvelkiler mi? Hep onları helâk ettik, çünkü mücrim idiler
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Onlar mı hayırlı, yoksa Tubba kavmi ve onlardan öncekiler mi? Onların hepsini helak ettik, çünkü suçlu idiler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Onlar mı daha hayırlıdır, yoksa Tübba kavmi ile onlardan öncekiler mi? Biz onların hepsini de helak ettik. Çünkü onlar suçluydular.
Gültekin Onan = Onlar mı hayırlı, yoksa Tübba' kavmi ve onlardan öncekiler mi? Biz onları yıkıma uğrattık. Çünkü onlar, suçlu günahkardı.
Harun Yıldırım = Onlar mı hayırlı, yoksa Tubba’ kavmi ve onlardan öncekiler mi? Biz onları helak ettik. Çünkü onlar suçlugünahkârdı.
Hasan Basri Çantay = Bunlar mı hayırlı, yoksa Tübba kavmi ve onlardan evvelki (ümmet) ler mi? Biz onları bile helak etdik. Çünkü onlar da günahkârdılar.
Hayrat Neşriyat = Bunlar mı hayırlı, yoksa (sâlih bir zât olan) Tübba'(ın müşrik) kavmi ile onlardan öncekiler mi? (Biz) onları(n hepsini) helâk ettik. Çünki onlar, suçlu kimseler idiler!
İbni Kesir = Bunlar mı daha hayırlı, yoksa Tübba kavmi ile onlardan evvel gelenler mi? Biz, onları helak ettik. Muhakkak ki onlar, mücrimler idiler.
Kadri Çelik = Onlar mı hayırlı, yoksa Tubba kavmi ve onlardan öncekiler mi? Biz onları yıkıma uğrattık. Çünkü onlar suçlu günahkârlardı.
Muhammed Esed = Yoksa onlar, (aynı) günahları işlediklerinden dolayı yok ettiğimiz Tubbe' halkından ve onlardan önce yaşamış olanlardan daha mı iyiydiler?
Mustafa İslamoğlu = Ne yani, onlar günaha gömülüp gittikleri için kendilerini helak ettiğimiz Tubba' kavminden ve onlardan öncekilerden daha mı değerliler?
Ömer Nasuhi Bilmen = Ya onlar mı hayırlı yoksa Tubba' kavmi mi? Ve kendilerinden evvel olanlar mı? Onları helâk ettik, şüphe yok ki onlar günahkârlar idiler.
Ömer Öngüt = Bunlar mı daha hayırlı, yoksa Tubba' kavmi ve onlardan öncekiler mi? Biz onları da helâk ettik, çünkü onlar günahkâr idiler.
Şaban Piriş = Onlar mı hayırlı; yoksa Tubba halkı ve onlardan öncekiler mi? Biz, onları helak ettik. Çünkü suçlu idiler.
Sadık Türkmen = Onlar mı daha hayırlı/güçlü, yoksa Tubba Kavmi ve onlardan önceki kimseler mi? Onları imha ettik. Çünkü onlar, suç işleyen kimseler idiler.
Seyyid Kutub = Peki onlar mı hayırlı, yoksa Tubba kavmi ve onlardan önce gelen kavimler mi? Suç işledikleri için biz onların hepsini helak ettik.
Suat Yıldırım = Onlar mı daha güçlü kuvvetli, yoksa Tübba’ halkı ve onlardan önceki toplumlar mı? Belli ki onlar daha güçlü idiler. Ama ağır suçlar işlediklerinden imha ettik onları!
Süleyman Ateş = Onlar mı hayırlı, yoksa Tubba' kavmi ve onlardan önce gelen (kavim)ler mi? Suç işledikleri için biz onların hepsini helâk ettik.
Tefhim-ul Kuran = Onlar mı hayırlı, yoksa Tübba' kavmi ve onlardan öncekiler mi? Biz onları yıkıma uğrattık. Çünkü onlar, suçlu günahkârdı.
Ümit Şimşek = Bunlar mı daha üstün, yoksa Tübba' kavmi ile daha öncekiler mi? Biz onları da helâk ettik; çünkü mücrim olup çıkmışlardı.
Yaşar Nuri Öztürk = Onlar mı hayırlı yoksa Tübba' halkıyla onlardan önce gelenler mi? Onları helâk ettik; çünkü onlar, suç işlemiş insanlardı.
İskender Ali Mihr = Onlar mı yoksa Tubba’nın kavmi ve onlardan öncekiler mi daha hayırlı? Biz onları helâk ettik. Çünkü onlar mücrimlerdi.
İlyas Yorulmaz = “Onlar mı daha hayırlı yoksa Tubbe halkımı hayırlı? (görelim). ” Onlardan öncekileri de, günahkâr oldukları için biz helak etmiştik.
وَمَا خَلَقْنَا السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِبِينَ
Duhân / 38 -
Ve mâ halaknes semâvâti vel arda ve mâ beynehumâ lâibîn(lâibîne).
Diyanet İşleri = Biz, gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları, eğlenmek için yaratmadık.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve biz gökleri ve yeryüzünü ve ikisinin arasındakileri eğlence için, boşu boşuna yaratmadık.
Abdullah Parlıyan = İşte böyle, biz gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunan herşeyi, oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık.
Adem Uğur = Biz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları, oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık.
Ahmed Hulusi = Semâları, arzı ve ikisi arasında olanları oyun olsun diye halk etmedik. . .
Ahmet Tekin = Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasındaki varlıkları ve imkânları oyun oynarken yaratmadık.
Ahmet Varol = Biz göğü, yeri ve bu ikisinin arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık.
Ali Bulaç = Biz, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları bir 'oyun ve oyalanma konusu' olsun diye yaratmadık.
Ali Fikri Yavuz = Biz göklerle yeri ve aralarındakileri, eğlence ve boşuna iş yapanlar olarak yaratmadık.
Ali Ünal = Biz, gökleri, yeri ve bunların arasındakileri oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık.
Bayraktar Bayraklı = Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları, oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık.
Bekir Sadak = Biz gokleri, yeri ve ikisinin arasinda bulunanlari oyun olsun diye yaratmadik.
Celal Yıldırım = Biz, gökleri, yeri ve ikisi arasındaki şeyleri oyun ve oyuncak olsun diye boş ve anlamsız yaratmadık.
Cemal Külünkoğlu = Biz, gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları eğlenmek için yaratmadık.
Diyanet İşleri (eski) = Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları oyun olsun diye yaratmadık.
Diyanet Vakfi = Biz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları, oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık.
Edip Yüksel = Biz, gökler, yer ve aralarındakileri oyun eğlence için yaratmadık.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve biz o Göklerle Yeri ve aralarındakileri oyunculukla yaratmadık
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Biz gökleri, yeri ve aralarındakileri oyunculukla yaratmadık.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri bir oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık.
Gültekin Onan = Biz, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları bir 'oyun ve oyalanma konusu' olsun diye yaratmadık.
Harun Yıldırım = Biz, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları bir oyun ve oyalanma konusu olsun diye yaratmadık.
Hasan Basri Çantay = Biz gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunan şeyleri oyuncular olarak yaratmadık.
Hayrat Neşriyat = Hâlbuki gökleri ve yeri ve ikisi arasında bulunanları, oyuncular olarak yaratmadık.
İbni Kesir = Biz; gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri oyun ve oyalanma olsun diye yaratmadık.
Kadri Çelik = Biz gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları eğlenenler olarak diye yaratmadık.
Muhammed Esed = İşte (böyle:) Biz gökleri ve yeri ve ikisi arasında bulunan her şeyi sırf bir oyun olsun diye yaratmadık.
Mustafa İslamoğlu = Bakın Biz gökleri, yeri ve bu ikisi arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık;
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve gökte ve yerde ve onların arasında olanları oyuncular olarak yaratmadık.
Ömer Öngüt = Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasındaki şeyleri oyun olsun diye yaratmadık
Şaban Piriş = Biz gökleri, yeri ve arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık.
Sadık Türkmen = Gökleri, yeryüzünü ve ikisi arasında bulunanları; oyuneğlence olsun diye yaratmadık!
Seyyid Kutub = Biz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları eğlenmek için yaratmadık!
Suat Yıldırım = Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasındaki varlıkları eğlenmek için yaratmadık!
Süleyman Ateş = Biz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları eğlenmek için yaratmadık!
Tefhim-ul Kuran = Biz, bir 'oyun ve oyalanma konusu' olsun diye gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları yaratmadık;
Ümit Şimşek = Gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri Biz eğlenmek için yaratmadık.
Yaşar Nuri Öztürk = Biz gökleri, yeri ve bunlar arasındakileri eğlenmek için yaratmadık.
İskender Ali Mihr = Ve gökleri ve yeri ve ikisi arasındakileri, oyun olsun diye yaratmadık.
İlyas Yorulmaz = Gökleri, yeri ve ikisinin arasında oynayıp oyalananları da biz yarattık.
مَا خَلَقْنَاهُمَا إِلَّا بِالْحَقِّ وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
Duhân / 39 -
Mâ halaknâhumâ illâ bil hakkı ve lâkinne ekserehum lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
Diyanet İşleri = Biz onları ancak hak ve hikmete uygun olarak yarattık. Ama onların çoğu bilmiyorlar.
Abdulbaki Gölpınarlı = Biz onları, ancak gerçek olarak yarattık ve fakat çoğu bilmez.
Abdullah Parlıyan = Biz onları ancak değişmez bir gerçek ve şaşmaz bir düzen içinde yarattık, fakat çoğu bu gerçeği bilmezler.
Adem Uğur = Onları sadece gerçek bir sebeple yarattık. Fakat onların çoğu bilmiyorlar.
Ahmed Hulusi = Biz onları yalnızca Hak (Esmâ özelliklerimizin açığa çıkışı) olarak yarattık! Ne var ki onların çoğunluğu (bu hakikati) bilmezler.
Ahmet Tekin = Onları, ancak haklı bir gerekçe ile hikmete dayalı olarak hesaplı bir düzen içinde yarattık. Fakat onların çoğu bunu bilmezler.
Ahmet Varol = Biz onları ancak hak üzere yarattık. Ama onların çoğu bilmezler.
Ali Bulaç = Biz onları yalnızca hak ile yarattık. Ancak onların çoğu bilmezler.
Ali Fikri Yavuz = Ancak bunları (iman ve itaatı gerektiren) hak için yarattık; fakat onların, (Mekke kâfirlerinin) çoğu bilmezler.
Ali Ünal = Onları ancak hak bir gaye için, yerli yerince ve gerçeğe dayalı sabit bir sistem üzerinde yarattık; ama o (inanmayanların, Allah’a şirk koşanların) çoğu bunu bilmezler.
Bayraktar Bayraklı = Biz onları, gerçek bir amaç için yarattık. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.
Bekir Sadak = Biz onlari, ancak ve ancak gerektigi gibi yarattik, ama insanlarin cogu bilmezler.
Celal Yıldırım = Biz, ikisini de ancak hakk ile yarattık, ne var ki onların çoğu bilmezler.
Cemal Külünkoğlu = Biz onları ancak hak ve hikmete uygun olarak yarattık. Ama onların çoğu (bunun böyle olduğunu) bilme(k istemez)ler.
Diyanet İşleri (eski) = Biz onları, ancak ve ancak gerektiği gibi yarattık, ama insanların çoğu bilmezler.
Diyanet Vakfi = Onları sadece gerçek bir sebeple yarattık. Fakat onların çoğu bilmiyorlar.
Edip Yüksel = Biz onları ancak belli bir amaca göre yarattık. Ne var ki onların çoğu bilmezler.
Elmalılı Hamdi Yazır = İkisini de ancak hak sebebiyle yarattık ve lâkin pek çokları bilmezler
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = ikisini de ancak hak ve hikmetle yarattık. Fakat pek çokları bilmezler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Biz onları hak ve hikmetle yarattık. Fakat onların çoğu bunu bilmezler.
Gültekin Onan = Biz onları yalnızca hak ile yarattık. Ancak onların çoğu bilmezler.
Harun Yıldırım = Biz onları yalnızca hak ile yarattık. Ancak onların çoğu bilmezler.
Hasan Basri Çantay = Biz bunları hakkın ikaamesine sebeb olmakdan başka (bir hikmetle) yaratmadık. Fakat onların çoğu (bunu) bilmezler.
Hayrat Neşriyat = Onları ancak hak ile yarattık; fakat onların çoğu bilmiyorlar.
İbni Kesir = Biz; onları, ancak hak ile yarattık. Ne var ki onların çoğu, bilmezler.
Kadri Çelik = Biz onları yalnızca hak ile yarattık. Ancak onların çoğu bilmezler.
Muhammed Esed = Bunların hiç birini (deruni bir) hakikatten yoksun yaratmış değiliz ama çoğu bunu anlamaz.
Mustafa İslamoğlu = lakin bunları, bir başka değil sadece gerçek bir amaç uğruna yarattık; ne var ki onların çoğu bunu kavramıyor.
Ömer Nasuhi Bilmen = İkisini de yaratmadık, ancak Hakk'a mukarin olarak yarattık, fakat onların birçokları bilmezler.
Ömer Öngüt = Biz onları ancak hak olmak üzere yarattık. Fakat onların çoğu bilmezler.
Şaban Piriş = Onları ancak hak ile yarattık. Fakat, onların çoğu bilmez.
Sadık Türkmen = Biz ikisini de gerektiği gibi/hak üzere yarattık. Fakat onların birçoğu bilmiyor!
Seyyid Kutub = Onları sadece hak ilkesine dayalı olarak yarattık. Fakat onların çoğu bilmiyorlar.
Suat Yıldırım = Evet, onları hak ve hikmetle, ciddî maksat ve gayelerle yarattık, ama onların çoğu bunu anlamazlar.
Süleyman Ateş = Onları sadece gerçek bir sebeple, (hikmetli bir gâye ile) yarattık. Fakat onların çoğu bilmiyorlar.
Tefhim-ul Kuran = Biz onları yalnızca hak ile yarattık. Ancak onların çoğu bilmezler.
Ümit Şimşek = Biz onları ancak hak ve hikmetle yarattık; lâkin çokları bunu bilmiyor.
Yaşar Nuri Öztürk = İkisini de, sadece gerçeği göstermek üzere yarattık. Ama onların çokları bilmiyorlar.
İskender Ali Mihr = İkisini de haktan başka bir şey ile yaratmadık (ikisini de hak ile yarattık). Ve lâkin onların çoğu bilmezler.
İlyas Yorulmaz = Her ikisini de yalnızca gerçek, doğru bir amaç için yaratmışızdır. Fakat onların pek çoğu bunları bilmiyorlar.
إِنَّ يَوْمَ الْفَصْلِ مِيقَاتُهُمْ أَجْمَعِينَ
Duhân / 40 -
İnne yevmel faslı mîkâtuhum ecmaîn(ecmaîne).
Diyanet İşleri = Şüphesiz, hüküm günü, hepsinin bir arada buluşacağı zamandır.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ayrılma günü, gerçekten de hepsinin muayyen bir günüdür.
Abdullah Parlıyan = Şüphesiz o hakkı batıldan, haklıyı haksızdan ayırma günü, insanların hepsinin hesaba çekilmek üzere toplanacakları gündür
Adem Uğur = Şüphesiz (hakkı bâtıldan ayıran) hüküm günü, hepsinin bir arada buluşacağı gündür.
Ahmed Hulusi = Belirlenmiş ayırt etme sürecinde onların hepsi bir araya gelecektir.
Ahmet Tekin = Sorumluluk gereği, mükâfata nâil olanla cezaya müstehak olanların muhakeme ile ayırt edileceği gün, onların hepsinin bir araya toplanacağı gündür.
Ahmet Varol = Şüphesiz o ayırım günü onların tümünün buluşma vaktidir.
Ali Bulaç = Şüphesiz o (hakkı batıldan, haklıyı haksızdan) ayırma günü, hepsinin (hesaba çekilecekleri) vakitleridir.
Ali Fikri Yavuz = (Kıyamette haklı ile haksızın ayırd edileceği) o fâsıl günü, (kendilerine azab vaad edilen) bütün insanların azab vaktidir.
Ali Ünal = (Hakla bâtılın, müttakîlerle inkârcı–müşrik günahkârların arasının tamamen ayrılacağı) o Hüküm ve Ayrışma Günü, bütün insanlar için bir araya gelme günüdür.
Bayraktar Bayraklı = Haklıyı haksızdan ayırma günü, onların hepsinin toplanma günüdür.
Bekir Sadak = Dogrusu hukum gunu hepsinin bir arada bulunacagi gundur.
Celal Yıldırım = Şüphesiz ki O, (mü'min ile kâfirin, hakk ile bâtılın, doğru ile eğrinin birbirinden) ayırd edileceği gün, hepsinin belirlenmiş (biraraya getirilip toplanma) vaktidir.
Cemal Külünkoğlu = Şüphesiz bütün hesapların görüleceği o karar günü, hepsinin buluşacağı gündür.
Diyanet İşleri (eski) = Doğrusu hüküm günü hepsinin bir arada bulunacağı gündür.
Diyanet Vakfi = Şüphesiz (hakkı bâtıldan ayıran) hüküm günü, hepsinin bir arada buluşacağı gündür.
Edip Yüksel = Hepsi Karar Günü topluca buluşacaklardır.
Elmalılı Hamdi Yazır = Haberiniz olsun ki o fasıl günü hepinizin mikatıdır
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Haberiniz olsun ki, o ayırım günü hepinizin belirlenmiş vaktidir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Şüphesiz ki hakkı batıldan ayırd etme günü onların hepsinin bir araya toplanacağı gündür.
Gültekin Onan = Şüphesiz o (hakkı batıldan, haklıyı haksızdan) ayırma günü, hepsinin (hesaba çekilecekleri) vakitleridir.
Harun Yıldırım = (Hakla bâtılın, müttakîlerle inkârcı–müşrik günahkârların arasının tamamen ayrılacağı) o Hüküm ve Ayrışma Günü, bütün insanlar için bir araya gelme günüdür.
Hasan Basri Çantay = Şübhe yok ki o ayırd etme günü onların, topunun (va'd ve ta'yîn edilmiş) yakıtlarıdır.
Hayrat Neşriyat = Şübhesiz ki (hak ile bâtılın birbirinden ayrılarak hüküm verileceği) o ayırış günü, onların hep birlikte buluşma vaktidir.
İbni Kesir = Muhakkak ki ayırdetme günü, hepsinin bir arada bulunacağı vakittir.
Kadri Çelik = Şüphesiz o (hak ve batılı) ayırma günü, hepinizin belirlenmiş vaktidir.
Muhammed Esed = Gerçek şu ki, (doğru ile yanlış arasında) Karar Günü, onların tümü için belirlenmiş olan bir gündür.
Mustafa İslamoğlu = (Kıyamette haklı ile haksızın ayırd edileceği) o fâsıl günü, (kendilerine azab vaad edilen) bütün insanların azab vaktidir.
Ömer Nasuhi Bilmen = Şüphe yok ki, o ayırış günü onların cümleten mev'id olan vakitleridir.
Ömer Öngüt = Şüphesiz ki (hakkı bâtıldan) ayıran o hüküm günü, herkesin bir araya toplanacağı gündür.
Şaban Piriş = Hüküm günü, onların hepsine söz verilen vakittir.
Sadık Türkmen = Gerçek şu Kİ; ayırt etme/hüküm günü, onların hepsinin buluşma/duruşma günüdür.
Seyyid Kutub = Hüküm günü, hepsinin buluşacağı gündür.
Suat Yıldırım = Muhakkak ki bütün hesapların görüleceği o karar günü, hepsinin buluşacağı gündür.
Süleyman Ateş = (Hakkın bâtıldan ayrılacağı) Hüküm günü, hepsinin varacağı gündür.
Tefhim-ul Kuran = Şüphesiz o (hakkı batıldan, haklıyı haksızdan) ayırma günü, onların hepsinin (hesaba çekilecekleri) vakitleridir;
Ümit Şimşek = Hüküm günü, hepsi için belirlenmiş bir vakittir.
Yaşar Nuri Öztürk = Hiç kuşkusuz, ayrım günü, hepsinin buluşma zamanıdır/buluşma yeridir.
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki fasıl günü, onların hepsinin belirlenmiş vaktidir.
İlyas Yorulmaz = Şüphesiz ki, doğrularla yanlışların ayrılacağı gün, bütün insanların toplanma zamanıdır.
يَوْمَ لَا يُغْنِي مَوْلًى عَن مَّوْلًى شَيْئًا وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ
Duhân / 41 -
Yevme lâ yugnî mevlen an mevlen şey’en ve lâ hum yunsarûn(yunsarûne).
Diyanet İşleri = O gün dostun dosta hiçbir faydası olmaz. Kendilerine yardım da edilmez.
Abdulbaki Gölpınarlı = O gün dostun dosta faydası olmaz ve onlar, bir yardım da görmezler.
Abdullah Parlıyan = ki, o gün dostun dosta faydası olmaz ve onlara hiçbir şekilde yardım da edilmez.
Adem Uğur = O gün, dostun dosta hiçbir faydası olmaz, kendilerine yardım da edilmez.
Ahmed Hulusi = Dostun dostundan bir şey uzaklaştıramadığı süreçtir o! Onlara yardım da olunmaz. . .
Ahmet Tekin = O gün, liderlerin, zenginlerin, liderler, zenginler, bağlıları ve tebaaları adına; kölelerin, köleler ve efendileri, efendilerin köleleri adına; köle azad edenlerin hürriyetlerine kavuşturdukları kimseler, hürriyetlerine kavuşturulanların azad edenler adına; izzet ikramda bulunan kimselerin, ikramda bulundukları, ikramda bulunanların ikram edenler adına; arkadaşın arkadaşı, sevenlerin birbirleri adına;dostların dostları, komşunun komşusu, ortağın ortağı, misafirin misafir adına; oğulların birbirleri adına, amcanın, amca oğullarının, amca ve amca oğulları adına; yeğenlerin, hısımların, yeğenler ve hısımlar adına akrabaların birbirleri adına; velinin velâyeti altındakiler adına, Allah’tan gelecek hiçbir şeyi bertaraf edemeyecekleri , onlara hiçbir şekilde yardımın da yapılamayacağı bir gündür.
Ahmet Varol = O gün dost dosttan bir şey savamaz ve onlara yardım da edilmez.
Ali Bulaç = O gün, bir dost dosttan herhangi bir şeyle yarar sağlayamaz. Ve onlara yardım edilmez.
Ali Fikri Yavuz = O gün dost, dostdan hiç bir şeyi (azabı) engelliyemez ve kendilerine yardım da olunmaz.
Ali Ünal = O gün, dostun dosta hiçbir şekilde faydası olmayacak ve kimse yardım görmeyecektir,
Bayraktar Bayraklı = O gün, hiçbir dostun dostuna bir faydası olmayacak ve yardım da görmeyeceklerdir.
Bekir Sadak = O gun, dostun dosta hicbir faydasi olmaz, yardim da gormezler.
Celal Yıldırım = O gün, dost dosttan herhangi bir şeyi savıp yararlı olamaz ve yardım da göremezler.
Cemal Külünkoğlu = O gün dostun dosta hiçbir faydası olmaz. Kendilerine yardım da edilmez.
Diyanet İşleri (eski) = O gün, dostun dosta hiçbir faydası olmaz, yardım da görmezler.
Diyanet Vakfi = O gün, dostun dosta hiçbir faydası olmaz, kendilerine yardım da edilmez.
Edip Yüksel = O gün dost, dostunu hiç bir şeyden koruyamaz ve yardım da görmezler.
Elmalılı Hamdi Yazır = O gün ki yar yardan bir şey def'edemez ve bir taraftan yardım da olunmazlar
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O gün yarın yara, dostun dosta hiçbir faydası olmaz ve bir taraftan yardım da görmezler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = O gün dostun dosta hiçbir faydası olmaz. Onlara yardım da edilmez.
Gültekin Onan = O gün, bir dost dosttan herhangi bir şeyle yarar sağlayamaz. Ve onlara yardım edilmez.
Harun Yıldırım = O gün bir dost dosttan yana herhangi bir şeyle yarar sağlayamaz. Ve onlara yardım edilmez.
Hasan Basri Çantay = O gün yâr bile yârine, hiçbir şeyle, fâide vermez. Onlara (başka suretle) yardım da edilmez.
Hayrat Neşriyat = O gün, bir dostun bir dosta hiçbir faydası olmaz ve onlar yardım olunmazlar.
İbni Kesir = O gün; dostun dosta hiç bir yardımı olmaz, yardım da görmezler.
Kadri Çelik = O gün bir dost bir dostu hiçbir şeyden müstağni kılamaz ve onlar yardım da olunmazlar.
Muhammed Esed = ki o Gün hiç kimsenin arkadaşına bir hayrı dokunmayacak ve hiç kimse bir yardım görmeyecektir,
Mustafa İslamoğlu = O gün ne bir dostun diğer bir dosta yararı dokunacak, ne de kendilerine yardım ulaşacak;
Ömer Nasuhi Bilmen = O gün bir dost, bir dosttan hiçbir şeyi bertaraf edemez ve onlar yardım da olunmazlar.
Ömer Öngüt = O gün dostun dosta hiçbir faydası olmaz. Kendilerine yardım da edilmez.
Şaban Piriş = O gün, dostun dosta hiçbir şekilde faydası olmaz. Onlara yardım da olunmaz.
Sadık Türkmen = O gün dostun dosta hiçbir şekilde yararı olmaz. Ve onlara yardım da edilmez.
Seyyid Kutub = O gün, dostun dosta hiçbir faydası olmaz, yardım da görmezler.
Suat Yıldırım = (41-42) O gün dost dosta fayda veremez. Allah’ın merhametine mazhar olanlar dışında, kimseye yardım da edilmez. O, gerçekten azîzdir, rahîmdir (üstün kudret sahibidir, merhamet ve ihsanı boldur).
Süleyman Ateş = O gün dost, dostundan bir şey savamaz. Ve onlara yardım da edilmez.
Tefhim-ul Kuran = O gün, bir dost, dosttan herhangi bir şeyle yarar sağlayamaz. Ve onlara yardım da edilmez.
Ümit Şimşek = O gün dostun dosta bir faydası olmaz; kimseden de yardım görmezler.
Yaşar Nuri Öztürk = Bir gündür ki o, dostun dosta yararı olmaz. Onlara yardım da edilmez.
İskender Ali Mihr = O gün, dosttan dosta (hiç)bir şey fayda vermez. Ve onlara yardım olunmaz.
İlyas Yorulmaz = Yakın arkadaşın, yakın arkadaşa hiçbir yarar sağlayamayacağı günde, onlara kesinlikle yardım edilmeyecek.
إِلَّا مَن رَّحِمَ اللَّهُ إِنَّهُ هُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
Duhân / 42 -
İllâ men rahimallâh(rahimallâhu), innehu huvel azîzur rahîm(rahîmu).
Diyanet İşleri = Yalnız, Allah’ın yardım ettiği kimseler bunların dışındadır. Şüphesiz O, mutlak güç sahibidir, çok merhamet edendir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ancak Allah kime acırsa o başka; şüphe yok ki odur üstün ve rahîm.
Abdullah Parlıyan = Ancak Allah'ın yardım ettiği kimseler kurtulur, Şüphesiz O Allah, kâfirlerden intikam almaya karşı çok güçlü ve mü'minlere de çok acıyıp merhamet edendir.
Adem Uğur = Ancak Allah'ın merhamet ettiği kimseler böyle değildir. Şüphesiz O, üstündür, merhametlidir.
Ahmed Hulusi = Allâh'ın rahmet ettikleri müstesna. . . Muhakkak ki O, "HÛ"; Aziyz'dir, Rahıym'dir.
Ahmet Tekin = Ancak, Allah’ın rahmeti ve merhameti ile muamele ettiği kimselerin, mü’minlerin birbirlerine faydası olur, onlara yardım edilir. Kudretli hükümran olan O’dur. Engin merhamet sahibidir.
Ahmet Varol = Ancak Allah'ın rahmet ettikleri müstesna. Şüphesiz O, güçlüdür, çok merhametlidir.
Ali Bulaç = Ancak Allah'ın rahmet ettiği başka. Şüphesiz O, üstün ve güçlü olandır, esirgeyendir.
Ali Fikri Yavuz = Ancak Allah’ın merhamet ettiği kimseler böyle değil. (Bunlar birbirlerine şefaat eden müminlerdir). Çünkü O Azîz’dir= kâfirlerden intikam alır, Rahîm’dir= müminlere merhamet eder.
Ali Ünal = Ancak Allah’ın, hususî merhametine mazhar kılacağı kişiler müstesna. Şüphesiz ki Allah, Azîz (mutlak izzet ve ululuk sahibi, her işte üstün ve mutlak galip)tir, Rahîm (bilhassa mü’minlere karşı hususî rahmet ve merhameti pek bol olan)dır.
Bayraktar Bayraklı = Allah'ın acıdıkları hariç, çünkü O'nun her şeye gücü yeter; çok merhametlidir.
Bekir Sadak = Yalniz, Allah'in merhamet ettigi kimseler bunlarin disindadir. O, suphesiz gucludur, merhametlidir. *
Celal Yıldırım = Ancak, Allah'ın kendi rahmetine lâyık gördüğü kimse müstesna.. Şüphesiz ki, O, çok güçlü, çok üstün ve çok merhametlidir.
Cemal Külünkoğlu = Yalnız, Allah'ın yardım ettiği kimseler bunların dışındadır. Şüphesiz O, mutlak güç sahibidir, çok merhamet edendir.
Diyanet İşleri (eski) = Yalnız, Allah'ın merhamet ettiği kimseler bunların dışındadır. O, şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.
Diyanet Vakfi = Ancak Allah'ın merhamet ettiği kimseler böyle değildir. Şüphesiz O, üstündür, merhametlidir.
Edip Yüksel = Yalnız ALLAH'ın merhamet ettikleri hariç. O Üstündür, Rahimdir.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ancak Allahın rahmetiyle yarlıgadığı başka, çünkü o öyle azîz öyle rahîmdir
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ancak Allah'ın rahmetiyle yarlığadığı (merhamet ettiği) başka. Çünkü O, öyle güçlü, öyle merhametlidir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ancak Allah'ın merhamet ettiği kimseler böyle değildir. Şüphesiz ki Allah çok güçlüdür, çok merhamet edicidir.
Gültekin Onan = Ancak Tanrı'nın rahmet ettiği başka. Şüphesiz O, üstün ve güçlü olandır, esirgeyendir.
Harun Yıldırım = Ancak Allah’ın rahmet ettiği başka. Şüphesiz Azîz, Rahîm olan O’dur, O!
Hasan Basri Çantay = Allahın esirgediği kimseler böyle değil. Çünkü O, bizzat kâfirlerden intikaam almıya hakkıyle kaadir, (mü'minleri) çok esirgeyicidir.
Hayrat Neşriyat = Ancak Allah’ın merhamet ettiği kimseler müstesnâ. Şübhesiz ki Azîz (kudreti dâimâ üstün gelen), Rahîm (çok merhamet edici) olan ancak O’dur.
İbni Kesir = Ancak Allah'ın merhamet ettiği müstesna. Muhakkak ki O; Aziz, Rahim olanın kendisidir.
Kadri Çelik = Ancak Allah'ın rahmet ettiği başka. Hiç şüphesiz O üstün güç sahibi olandır, esirgeyendir.
Muhammed Esed = Allah'ın rahmetini ve şefkatini bağışladığı kimseler hariç. Yalnız O, kudret sahibidir, rahmet kaynağıdır.
Mustafa İslamoğlu = Allah'ın rahmet ettiği kimseler müstesna: zira yalnızca O'dur her işinde mükemmel olan, sonsuz merhamet sahibi O'dur.
Ömer Nasuhi Bilmen = Allah'ın rahmet ettiği kimse müstesna. Şüphe yok ki o Allah, azîzdir, rahîmdir.
Ömer Öngüt = Ancak Allah'ın merhamet ettiği kimseler böyle değildir. Şüphesiz ki O Azîz'dir, çok merhametlidir.
Şaban Piriş = Allah’ın merhamet ettikleri dışında. Çünkü O, çok güçlü ve merhametlidir.
Sadık Türkmen = Allah’ın rahmet ettiği kimseler hariç! Şüphesiz O; üstündür, esirgeyendir.
Seyyid Kutub = Yalnız Allah'ın merhamet ettiği bunun dışındadır. Şüphesiz Allah, üstündür, esirgeyendir.
Suat Yıldırım = (41-42) O gün dost dosta fayda veremez. Allah’ın merhametine mazhar olanlar dışında, kimseye yardım da edilmez. O, gerçekten azîzdir, rahîmdir (üstün kudret sahibidir, merhamet ve ihsanı boldur).
Süleyman Ateş = Ancak Allâh'ın acıdığı kimseler (kurtulur). Şüphesiz O, üstündür esirgeyendir.
Tefhim-ul Kuran = Ancak Allah'ın rahmet ettiği başka. Hiç şüphesiz O, üstün ve güçlü olandır, esirgeyendir.
Ümit Şimşek = Allah'ın rahmet ettikleri müstesna. Şüphesiz ki O herşeyin mutlak galibi ve sonsuz rahmet sahibidir.
Yaşar Nuri Öztürk = Allah'ın rahmet ettiği kimse müstesna. Allah Azîz'dir, Rahîm'dir.
İskender Ali Mihr = Ancak Allah’ın rahmet (Rahîm esmasıyla tecelli) ettiği kimse hariç. Muhakkak ki O, Azîz’dir, Rahîm’dir.
İlyas Yorulmaz = Yalnızca Allah’ın merhamet edip bağışladıklarına yardım edilecek. Çünkü O çok güçlü ve merhametli olandır.
إِنَّ شَجَرَةَ الزَّقُّومِ
Duhân / 43 -
İnne şeceretez zakkûm(zakkûmi).
Diyanet İşleri = (43-44) Şüphesiz, zakkum ağacı, günahkârların yemeğidir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Şüphe yok ki zakkum ağacı.
Abdullah Parlıyan = Şüphe yok ki, o zakkum ağacı,
Adem Uğur = Şüphesiz zakkum ağacı,
Ahmed Hulusi = Gerçek ki zakkum ağacı,
Ahmet Tekin = Kaktüs bitkisi yemekleridir.
Ahmet Varol = Muhakkak ki Zakkum ağacı,
Ali Bulaç = Doğrusu, o zakkum ağacı;
Ali Fikri Yavuz = Gerçekten (cehennemdeki) o Zakkûm ağacı,
Ali Ünal = Muhakkak ki zakkum ağacı,
Bayraktar Bayraklı = (43-44) Şüphesiz zakkum ağacı, günahkârların yiyeceğidir.
Bekir Sadak = (43-46) Dogrusu gunahkarlarin yiyecegi Zakkum agacidir; karinlarda suyun kaynamasi gibi kaynayan, erimis maden gibidir.
Celal Yıldırım = (43-44) Hakikat, Zakkum ağacı, günah ve vebal taşıyanın yiyeceğidir.
Cemal Külünkoğlu = (43-44) Şüphe yok ki zakkum ağacı suçluların yemeğidir.
Diyanet İşleri (eski) = (43-46) Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.
Diyanet Vakfi = (43-44) Şüphesiz zakkum ağacı, günahkârların yemeğidir.
Edip Yüksel = Elbette, zakkum ağacı
Elmalılı Hamdi Yazır = Şübhesiz o zakkum ağacı
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = şüphesiz zakkum ağacı,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Gerçekten zakkum ağacı,
Gültekin Onan = Doğrusu, o zakkum ağacı;
Harun Yıldırım = Doğrusu, o zakkum ağacı;
Hasan Basri Çantay = Şübhesiz o zakkum ağacı,
Hayrat Neşriyat = (43-44) Muhakkak ki zakkum ağacı, çok günahkâr olan kimsenin yemeğidir!
İbni Kesir = Doğrusu zakkum ağacı;
Kadri Çelik = Doğrusu o zakkum ağacı.
Muhammed Esed = Gerçek şu ki, (öteki dünyada) ölümcül meyve ağacı
Mustafa İslamoğlu = Şüphesiz o zakkum ağacı,
Ömer Nasuhi Bilmen = (43-44) Muhakkak ki, o zakkûm ağacı. Çok günahkâr olanın taamıdır.
Ömer Öngüt = Şüphesiz ki Zakkum ağacı.
Şaban Piriş = Zakkum ağacı...
Sadık Türkmen = Şüphesiz o zakkum ağacı;
Seyyid Kutub = Zakkum ağacı.
Suat Yıldırım = (43-44) Muhakkak ki zakkum ağacı, günahkârların yiyeceğidir.
Süleyman Ateş = Zakkum ağacı,
Tefhim-ul Kuran = Doğrusu, o zakkum ağacı;
Ümit Şimşek = Zakkum ağacına gelince:
Yaşar Nuri Öztürk = Şu bir gerçek ki zakkum ağacı,
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki zakkum ağacı.
İlyas Yorulmaz = Şurası muhakkak ki zakkum ağacı.
طَعَامُ الْأَثِيمِ
Duhân / 44 -
Taâmul esîm(esîmi).
Diyanet İşleri = (43-44) Şüphesiz, zakkum ağacı, günahkârların yemeğidir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Suçluların yemeğidir.
Abdullah Parlıyan = suçluların gıdasıdır,
Adem Uğur = Günahkârların yemeğidir.
Ahmed Hulusi = Esîm'in (Hakikatini inkâr edenin) yiyeceğidir!
Ahmet Tekin = Bilerek günah işlemekte ısrar edenlerin yemeğidir.
Ahmet Varol = Günahkarın yiyeceğidir.
Ali Bulaç = Günahkar olanın yemeğidir.
Ali Fikri Yavuz = Kâfir olanın yemeğidir.
Ali Ünal = Günahlara batmış olanların yiyeceğidir;
Bayraktar Bayraklı = (43-44) Şüphesiz zakkum ağacı, günahkârların yiyeceğidir.
Bekir Sadak = (43-46) Dogrusu gunahkarlarin yiyecegi Zakkum agacidir; karinlarda suyun kaynamasi gibi kaynayan, erimis maden gibidir.
Celal Yıldırım = (43-44) Hakikat, Zakkum ağacı, günah ve vebal taşıyanın yiyeceğidir.
Cemal Külünkoğlu = (43-44) Şüphe yok ki zakkum ağacı suçluların yemeğidir.
Diyanet İşleri (eski) = (43-44) Şüphesiz zakkum ağacı, günahkârların yiyeceğidir.
Diyanet Vakfi = (43-44) Şüphesiz zakkum ağacı, günahkârların yemeğidir.
Edip Yüksel = Günahkarın yiyeceğidir.
Elmalılı Hamdi Yazır = çok vebal yüklenenin yemeğidir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Çok vebal yüklenenin yemeğidir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Günahkârların yemeğidir.
Gültekin Onan = Günahkar olanın yemeğidir.
Harun Yıldırım = Günahkar olanın yiyeceğidir.
Hasan Basri Çantay = günaha düşkün olanın yemeğidir.
Hayrat Neşriyat = (43-44) Muhakkak ki zakkum ağacı, çok günahkâr olan kimsenin yemeğidir!
İbni Kesir = Günahkarların yiyeceğidir.
Kadri Çelik = Günahkâr olanın yemeğidir.
Muhammed Esed = günahkarların gıdası olacaktır:
Mustafa İslamoğlu = günahkarların besini olacaktır;
Ömer Nasuhi Bilmen = (43-44) Muhakkak ki, o zakkûm ağacı. Çok günahkâr olanın taamıdır.
Ömer Öngüt = Günahkârların yiyeceğidir.
Şaban Piriş = Günahkarın yemeğidir.
Sadık Türkmen = Günahkârların yemeğidir.
Seyyid Kutub = Günahkarların yemeğidir.
Suat Yıldırım = (43-44) Muhakkak ki zakkum ağacı, günahkârların yiyeceğidir.
Süleyman Ateş = Günâhkârların yemeğidir.
Tefhim-ul Kuran = Günahkâr olanın yemeğidir.
Ümit Şimşek = O günahkârların yemeğidir.
Yaşar Nuri Öztürk = Suçluların yemeğidir.
İskender Ali Mihr = Günahkârların yemeğidir.
İlyas Yorulmaz = Günahkârların yiyeceğidir.
كَالْمُهْلِ يَغْلِي فِي الْبُطُونِ
Duhân / 45 -
Kel muhl(muhli), yaglî fîl butûn(butûni).
Diyanet İşleri = (45-46) O, maden eriyiği gibidir. Kaynar suyun kaynaması gibi karınlarda kaynar.
Abdulbaki Gölpınarlı = Erimiş bakıra, kurşuna benzer, karınlarda kaynar.
Abdullah Parlıyan = erimiş madenler gibi, karınlarında kaynar,
Adem Uğur = O, karınlarda maden eriyiği kaynar.
Ahmed Hulusi = Erimiş maden gibidir; karınlarda kaynar.
Ahmet Tekin = Potadaki madenler gibi karınlarda kaynar.
Ahmet Varol = Erimiş maden gibi. Karınlarında kaynar.
Ali Bulaç = Pota gibi; karınlarda kaynar durur;
Ali Fikri Yavuz = Maden tortusu gibi karınlarında kaynar;
Ali Ünal = Eritilmiş maden gibidir; karınlarda fokurdar,
Bayraktar Bayraklı = (45-46) Erimiş maden gibi, karınlarda kaynar, sıcak suyun kaynaması gibi.
Bekir Sadak = (43-46) Dogrusu gunahkarlarin yiyecegi Zakkum agacidir; karinlarda suyun kaynamasi gibi kaynayan, erimis maden gibidir.
Celal Yıldırım = (45-46) Pota misali, kaynar su gibi karınlarında kaynar.
Cemal Külünkoğlu = (45-46) Erimiş maden gibidir o. Kaynar suyun kaynadığı gibi karınlarında kaynar.
Diyanet İşleri (eski) = (43-46) Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.
Diyanet Vakfi = (45-46) O, karınlarda maden eriyiği gibi, suyun kaynaması gibi kaynar.
Edip Yüksel = Derişik asit gibi ve midelerde kaynayacaktır
Elmalılı Hamdi Yazır = Pota gibi karınlarında kaynar,
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Pota gibi karınlarında kaynar,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = O pota gibi karınlarda kaynar.
Gültekin Onan = Pota gibi; karınlarda kaynar durur;
Harun Yıldırım = Pota gibi karınlarda kaynardurur;
Hasan Basri Çantay = (45-46) (O), sıcak suyun kaynadığı gibi karınlar içinde kaynayacak erimiş ma'den (ler) gibidir.
Hayrat Neşriyat = (45-46) (O zakkum) erimiş ma'den gibidir! Sıcak suyun kaynayışı gibi karınlarda kaynar!
İbni Kesir = Erimiş maden gibidir. Karınlarında kaynar,
Kadri Çelik = Maden eriyiği gibi, karınlarda kaynar durur.
Muhammed Esed = tıpkı karın boşluğunda kaynayan sıvı kurşun gibi,
Mustafa İslamoğlu = tıpkı yanık yağ tortusu gibi karında kaynar,
Ömer Nasuhi Bilmen = Erimiş bakır gibi, karınlar içinde kaynar.
Ömer Öngüt = Erimiş maden gibi karınlarında kaynar.
Şaban Piriş = Yanmış yağ gibi karınlarda kaynar durur.
Sadık Türkmen = Maden eriyiği gibi karınların içinde kaynar durur;
Seyyid Kutub = Tıpkı erimiş madenler gibi karınlarında kaynar.
Suat Yıldırım = (45-46) Kaynar su nasıl fokurdarsa, o da erimiş maden gibi karınlarında fokurdar.
Süleyman Ateş = Pota gibi karınlarda kaynar.
Tefhim-ul Kuran = Pota gibi; karınlarda kaynar durur;
Ümit Şimşek = Erimiş maden gibi karınlarda kaynar:
Yaşar Nuri Öztürk = Erimiş maden misali, karınlarda kaynar.
İskender Ali Mihr = Erimiş maden gibi karınlarında kaynar.
İlyas Yorulmaz = Erimiş madenler gibi, karınlarında kaynayacak.
كَغَلْيِ الْحَمِيمِ
Duhân / 46 -
Ke galyil hamîm(hamîmi).
Diyanet İşleri = (45-46) O, maden eriyiği gibidir. Kaynar suyun kaynaması gibi karınlarda kaynar.
Abdulbaki Gölpınarlı = Kaynar su gibi.
Abdullah Parlıyan = kaynar sular gibi.
Adem Uğur = Sıcak suyun kaynaması gibi.
Ahmed Hulusi = Kaynar suyun kaynaması gibi.
Ahmet Tekin = Sıcak suyun kaynadığı gibi kaynar.
Ahmet Varol = Kaynar suyun kaynaması gibi.
Ali Bulaç = Kaynar suyun kaynaması gibi.
Ali Fikri Yavuz = Kaynar suyun kaynaması gibi...
Ali Ünal = Kaynar suyun fokurdadığı gibi.
Bayraktar Bayraklı = (45-46) Erimiş maden gibi, karınlarda kaynar, sıcak suyun kaynaması gibi.
Bekir Sadak = (43-46) Dogrusu gunahkarlarin yiyecegi Zakkum agacidir; karinlarda suyun kaynamasi gibi kaynayan, erimis maden gibidir.
Celal Yıldırım = (45-46) Pota misali, kaynar su gibi karınlarında kaynar.
Cemal Külünkoğlu = (45-46) Erimiş maden gibidir o. Kaynar suyun kaynadığı gibi karınlarında kaynar.
Diyanet İşleri (eski) = (43-46) Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.
Diyanet Vakfi = (45-46) O, karınlarda maden eriyiği gibi, suyun kaynaması gibi kaynar.
Edip Yüksel = Sıcak suyun kaynaması gibi.
Elmalılı Hamdi Yazır = Hamîm kaynar gibi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Kaynar suyun kaynaması gibi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = O, kızgın bir sıvının kaynaması gibidir.
Gültekin Onan = Kaynar suyun kaynaması gibi.
Harun Yıldırım = Kaynarsuyun kaynaması gibi.
Hasan Basri Çantay = (45-46) (O), sıcak suyun kaynadığı gibi karınlar içinde kaynayacak erimiş ma'den (ler) gibidir.
Hayrat Neşriyat = (45-46) (O zakkum) erimiş ma'den gibidir! Sıcak suyun kaynayışı gibi karınlarda kaynar!
İbni Kesir = Suyun kaynaması gibi.
Kadri Çelik = Kaynar suyun kaynaması gibi.
Muhammed Esed = tıpkı kabaran yakıcı ümitsizlik gibi.
Mustafa İslamoğlu = fokurdayarak yakıp kavuran su misali...
Ömer Nasuhi Bilmen = Son derece sıcak suyun kaynaması gibi.
Ömer Öngüt = Sıcak suyun kaynaması gibi.
Şaban Piriş = Kaynar suyun kaynadığı gibi...
Sadık Türkmen = Kızgın/kaynar suyun kaynaması gibi!
Seyyid Kutub = Sıcak suyun kaynaması gibi.
Suat Yıldırım = (45-46) Kaynar su nasıl fokurdarsa, o da erimiş maden gibi karınlarında fokurdar.
Süleyman Ateş = Sıcak suyun kaynaması gibi.
Tefhim-ul Kuran = Kaynar suyun kaynaması gibi.
Ümit Şimşek = Kaynar suyun fokurdayışı gibi.
Yaşar Nuri Öztürk = Sıcak suyun kaynaması gibi...
İskender Ali Mihr = Kaynar suyun kaynaması gibi.
İlyas Yorulmaz = Suyun kaynadığı gibi.
خُذُوهُ فَاعْتِلُوهُ إِلَى سَوَاء الْجَحِيمِ
Duhân / 47 -
Huzûhu fa’tilûhu ilâ sevâil cahîm(cahîmi).
Diyanet İşleri = (Allah, görevli meleklere şöyle der:) “Tutun onu, cehennemin ortasına sürükleyin.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Tutun onu da sürüyün koca cehennemin ta ortasına.
Abdullah Parlıyan = Günaha düşkün olanı tutun, sürükleyerek cehennemin ortasına götürün.
Adem Uğur = "Tutun onu! Cehennemin ortasına sürükleyin!"
Ahmed Hulusi = "Tutun onu da yakan ateşin ortasına sürüyerek götürün. . . "
Ahmet Tekin = Allah meleklere:'Şunu tutun. Kaynayan, köpüren Cehennem’in ortasına sürükleyin.' buyurur.
Ahmet Varol = 'Onu tutun, cehennemin ortasına sürükleyin.
Ali Bulaç = "Onu tutun da cehennemin orta yerine sürükleyin."
Ali Fikri Yavuz = (Allah, cehennemdeki vazifeli meleklere o kâfir için şöyle buyurur): Onu yakalayın da sürükleyib cehennemin ortasına atın.
Ali Ünal = “(Ey Cehennem’in görevlisi melekler!) Tutun o (inançsızmüşrik günahkârı) ve sürükleyin Kızgın Alevli Ateş’in ta ortasına!
Bayraktar Bayraklı = Meleklere şöyle emredilir: “Bu suçluyu yakalayın ve onu cehennemin ortasına atın.”
Bekir Sadak = (47-50) «ucluyu yakalayin, cehennemin ortasina surukleyin, sonra basina azap olarak kaynar su dokun» denir, sonra ona: «Tad bakalim, hani serefli olan, degerli olan yalniz sendin. Iste bu, suphelenip durdugunuz seydir» denir.
Celal Yıldırım = Onu yakalayın da Cehennem'in ortasına sürükleyin.
Cemal Külünkoğlu = (Allah, görevli meleklere şöyle der:) “Tutun onu, cehennemin ortasına atın!”
Diyanet İşleri (eski) = (47-50) 'Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün' denir, sonra ona: 'Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir' denir.
Diyanet Vakfi = (47-50) (Allah zebânilere emreder): Tutun onu! Cehennemin ortasına sürükleyin! Sonra başına azap olarak kaynar su dökün! (ve deyin ki:) Tat bakalım. Hani sen kendince üstündün, şerefliydin! İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir.
Edip Yüksel = Onu yakalayın ve cehennemin ortasına sürükleyin.
Elmalılı Hamdi Yazır = Tutun onu da yaka paça doğru Cehennemin ortasına sürükleyin.
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Onu tutun da yaka paça, doğru cehennemin ortasına sürükleyin.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Allah meleklere şöyle emreder. «Şunu tutun da Cehennem'in ortasına sürükleyin.»
Gültekin Onan = Onu tutun da cehennemin orta yerine sürükleyin.
Harun Yıldırım = “Onu tutun da cehennemin orta yerine sürükleyin.”
Hasan Basri Çantay = (Zebanilere:) «Tutun onu da, (denilir), sürükleyerek cehennemin ta ortasına götürün».
Hayrat Neşriyat = (Sonra Zebânîlere şöyle emredilir:) 'Onu tutun da kendisini Cehennemin ortasına sürükleyin!'
İbni Kesir = Yakalayın onu, cehennemin ortasına sürükleyin.
Kadri Çelik = “Onu tutun da cehennemin orta yerine sürükleyip atın.”
Muhammed Esed = (Ve emir gelecektir:) "Onu yakalayın (ey cehennem güçleri) ve yanan ateşin ortasına sürükleyin;
Mustafa İslamoğlu = (Derken emir gelir): "Tutun onu, yaka paça sürükleyin kışkırtılmış alevlerin ortasına!
Ömer Nasuhi Bilmen = Onu tutun da cehennemin tâ ortasına sürükleyin.
Ömer Öngüt = "Tutun onu! Cehennemin ortasına sürükleyin!"
Şaban Piriş = -Onu tutun, cehennemin ortasına atın.
Sadık Türkmen = “onu yakalayın ve cehennemin ortasına sürükleyin.
Seyyid Kutub = Tutun onu, cehennemin ortasına sürükleyin.
Suat Yıldırım = (47-50) Allah Zebanîlere: "Tutun onu da" buyurur, "cehennemin ta ortasına sürükleyin. Sonra da başının üstünden kaynar su dökün!" ve deyin ki: "Tat bakalım! Hani üstündün, kudretliydin, asildin!" İşte hakkında şüphe ve mücadele ettiğiniz o gerçek budur.
Süleyman Ateş = (Allâh, zebânilere emreder): "Tutun onu, cehennemin ortasına sürükleyin."
Tefhim-ul Kuran = «Onu tutun da cehennemin orta yerine sürükleyin;»
Ümit Şimşek = Onu tutun, Cehennemin ortasına sürükleyin.
Yaşar Nuri Öztürk = "Tutun onu, cehennemin tam ortasına götürün!"
İskender Ali Mihr = Onu tutun (yakalayın)! Hemen cehennemin ortasına sürükleyin.
İlyas Yorulmaz = O suçluyu yakalayın ve cehennemin ortasına atın.
ثُمَّ صُبُّوا فَوْقَ رَأْسِهِ مِنْ عَذَابِ الْحَمِيمِ
Duhân / 48 -
Summe subbû fevka re’sihî min azâbil hamîm(hamîmi).
Diyanet İşleri = “Sonra başının üstüne kaynar su azabından dökün.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Sonra da dökün kaynar suyu azâb olarak tepesine.
Abdullah Parlıyan = Sonra başından aşağı kaynar su azabından dökün.
Adem Uğur = Sonra başına azap olarak kaynar su dökün!
Ahmed Hulusi = "Sonra da, o kaynar suyun azabını onun başından aşağı dökün!"
Ahmet Tekin = 'Sonra ceza olarak başından aşağı kaynar su dökün.'
Ahmet Varol = Sonra başının üstüne kaynar su azabından dökün.'
Ali Bulaç = "Sonra kaynar suyun azabından başının üstüne dökün;"
Ali Fikri Yavuz = Sonra da başının üstüne o kaynar su azabından dökün.
Ali Ünal = “Sonra da boşaltın başının üstünden o kaynar su azabını!”
Bayraktar Bayraklı = “Sonra başından aşağı kaynar su azabından dökün.”
Bekir Sadak = (47-50) «ucluyu yakalayin, cehennemin ortasina surukleyin, sonra basina azap olarak kaynar su dokun» denir, sonra ona: «Tad bakalim, hani serefli olan, degerli olan yalniz sendin. Iste bu, suphelenip durdugunuz seydir» denir.
Celal Yıldırım = Sonra da başının üstüne kaynar su azabı dökün.
Cemal Külünkoğlu = “Sonra başının üstüne kaynar su azabından dökün.”
Diyanet İşleri (eski) = (47-50) 'Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün' denir, sonra ona: 'Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir' denir.
Diyanet Vakfi = (47-50) (Allah zebânilere emreder): Tutun onu! Cehennemin ortasına sürükleyin! Sonra başına azap olarak kaynar su dökün! (ve deyin ki:) Tat bakalım. Hani sen kendince üstündün, şerefliydin! İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir.
Edip Yüksel = Sonra başına kaynar su azabından dökün.
Elmalılı Hamdi Yazır = Sonra da başının üstüne hamîm azâbından dökün
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Sonra da başına kaynar su azabından dökün.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Sonra onun başının üstüne kaynar su azabından dökün.»
Gültekin Onan = Sonra kaynar suyun azabından başının üstüne dökün;
Harun Yıldırım = “Sonra kaynar suyun azabından başının üstüne dökün;”
Hasan Basri Çantay = «Sonra tepesinin üstüne o kaynar su azabından dökün».
Hayrat Neşriyat = 'Sonra başının üstüne kaynar su azâbından dökün!'
İbni Kesir = Sonra azab olarak başına kaynar su dökün.
Kadri Çelik = “Sonra kaynar su azabından başının üstüne dökün;”
Muhammed Esed = sonra başının üstüne yakıcı ümitsizliğin acısını boşaltın!
Mustafa İslamoğlu = Sonra baştan ayağa boca edin yürek dağlayan bir (umutsuzluğu ve deyin ki):
Ömer Nasuhi Bilmen = (48-49) Sonra başının üstüne o pek kaynar su azabından dökün. (Deyin ki) «Tad! Şüphe yok, sen (zûm ediyordun ki) pek kuvvetli, pek âlicenap olan sensin.»
Ömer Öngüt = "Sonra başının üzerine kaynar su azabından dökün!"
Şaban Piriş = Sonra kaynar su azabından başından aşağı boşaltın.
Sadık Türkmen = Sonra başının üstüne kaynar su azabından dökün.”
Seyyid Kutub = Sonra başının üzerine kaynar su azabından dökün.
Suat Yıldırım = (47-50) Allah Zebanîlere: "Tutun onu da" buyurur, "cehennemin ta ortasına sürükleyin. Sonra da başının üstünden kaynar su dökün!" ve deyin ki: "Tat bakalım! Hani üstündün, kudretliydin, asildin!" İşte hakkında şüphe ve mücadele ettiğiniz o gerçek budur.
Süleyman Ateş = "Sonra başının üstüne kaynar su azâbından dökün!"
Tefhim-ul Kuran = «Sonra kaynar suyun azabından başının üstüne dökün;»
Ümit Şimşek = Sonra da azap olarak başından aşağı kaynar su dökün.
Yaşar Nuri Öztürk = "Sonra başının üstüne, kaynar su azabından dökün!"
İskender Ali Mihr = Sonra başının üstüne azap olarak kaynar su dökün.
İlyas Yorulmaz = Sonra suçlunun başından aşağı o yakıcı azabı saçın.
ذُقْ إِنَّكَ أَنتَ الْعَزِيزُ الْكَرِيمُ
Duhân / 49 -
Zuk, inneke entel azîzul kerîm(kerîmu).
Diyanet İşleri = (Deyin ki:) “Tat bakalım! Hani sen güçlüydün, şerefliydin!?”
Abdulbaki Gölpınarlı = Tat, şüphe yok ki sen üstündün, kerem sâhibiydin.
Abdullah Parlıyan = Bu azabı tat, zannına göre üstündün, güçlüydün, saygı değerdin.
Adem Uğur = (Ve deyin ki:) Tat bakalım. Hani sen kendince üstündün, şerefliydin!
Ahmed Hulusi = "Tat! Sen (güya) Aziyz'din, Keriym'din!"
Ahmet Tekin = 'Tat bakalım, sana böyle bir ceza lâyık! Çünkü sen güçlüsün, iktidar sahibisin, şerefli, itibarlısın.' denir.
Ahmet Varol = 'Tat. Çünkü (kendince) üstün ve şerefli olan sendin.'
Ali Bulaç = "(Azabı) Tad; çünkü sen, (kendince) üstün, onurluydun."
Ali Fikri Yavuz = (Sonra ona şöyle deyin): Tad bakalım, çünkü sen, (zannınca kavminin arasında) çok şerefli ve çok iyi bir kimse idin!...
Ali Ünal = “Tat (şimdi azabı)! Sen pek şerefli, pek güçlü ve asildin değil mi?
Bayraktar Bayraklı = Kendisine şöyle denir: “Tat bakalım, hani sen şerefli ve güçlü idin!”
Bekir Sadak = (47-50) «ucluyu yakalayin, cehennemin ortasina surukleyin, sonra basina azap olarak kaynar su dokun» denir, sonra ona: «Tad bakalim, hani serefli olan, degerli olan yalniz sendin. Iste bu, suphelenip durdugunuz seydir» denir.
Celal Yıldırım = (Azabı) tad ! (İddiana göre) üstündün, güçlüydün, saygıdeğerdin.
Cemal Külünkoğlu = (49-50) (Deyin ki:) “Tat bakalım! Hani sen güçlüydün, şerefliydin! İşte bu; doğrusu şüphelenip durduğunuz şeydir.”
Diyanet İşleri (eski) = (47-50) 'Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün' denir, sonra ona: 'Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir' denir.
Diyanet Vakfi = (47-50) (Allah zebânilere emreder): Tutun onu! Cehennemin ortasına sürükleyin! Sonra başına azap olarak kaynar su dökün! (ve deyin ki:) Tat bakalım. Hani sen kendince üstündün, şerefliydin! İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir.
Edip Yüksel = 'Tad bakalım; sen çok üstün ve şerefliydin!'
Elmalılı Hamdi Yazır = Tat bakalım deyin: çünkü sen azîzdin, kerîmdin.
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Tat bakalım (azabı)! Çünkü sen çok güçlü ve şerefli idin, deyin.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ona şöyle denir: «Tat bakalım azabı! hani sen kendine göre çok güçlü ve çok üstündün.
Gültekin Onan = (Azabı) Tad; çünkü sen, (kendince) üstün, onurluydun.
Harun Yıldırım = “Tad; çünkü sen, üstün, onurluydun.”
Hasan Basri Çantay = Tat (o azâbı). Çünkü sen, (evet iddiânca) sen çok ulu, çok şerefli idin»!
Hayrat Neşriyat = (Ve ona denir ki:) 'Tat (bakalım)! Çünki (zannınca) güçlü olan, şerefli olan ancak sendin!'
İbni Kesir = Tad bakalım; hani güçlü olan, değerli olan yalnız sendin?
Kadri Çelik = “(Azabı) Tat; sen, (hani) güçlü ve yüceydin!”
Muhammed Esed = Bunları tat ey (yeryüzünde) kendini böyle kudret sahibi, böyle üstün gören!
Mustafa İslamoğlu = Tat bakalım; çünkü sen, evet sen hatırlı, saygın biri olmalısın (!)
Ömer Nasuhi Bilmen = (48-49) Sonra başının üstüne o pek kaynar su azabından dökün. (Deyin ki) «Tad! Şüphe yok, sen (zûm ediyordun ki) pek kuvvetli, pek âlicenap olan sensin.»
Ömer Öngüt = "Tat bakalım! Hani sen kendince çok üstün, çok şerefli bir kimse idin. "
Şaban Piriş = -Tat bunu, hani sen güçlü ve şerefliydin.
Sadık Türkmen = ”tat bakalım! Çünkü sen kendince üstündün, şerefliydin!”
Seyyid Kutub = Tad bakalım, hani şerefli olan, üstün olan yalnız sendin?
Suat Yıldırım = (47-50) Allah Zebanîlere: "Tutun onu da" buyurur, "cehennemin ta ortasına sürükleyin. Sonra da başının üstünden kaynar su dökün!" ve deyin ki: "Tat bakalım! Hani üstündün, kudretliydin, asildin!" İşte hakkında şüphe ve mücadele ettiğiniz o gerçek budur.
Süleyman Ateş = "Tad, zira sen kendince üstündün, şerefliydin."
Tefhim-ul Kuran = «(Azabı) Tad; çünkü sen, (kendince) üstün, onurluydun.»
Ümit Şimşek = Tat bakalım; sen çok güçlü, şerefli biriydin!
Yaşar Nuri Öztürk = "Tat bakalım! Hani sen onurluydun, seçkindin."
İskender Ali Mihr = (Azabı) tat! (Hani) sen, gerçekten azîzdin ve kerimdin (kendini öyle zannediyordun).
İlyas Yorulmaz = Tat bakalım azabı, hani sen çok güçlü ve değerli birisiydin!
إِنَّ هَذَا مَا كُنتُم بِهِ تَمْتَرُونَ
Duhân / 50 -
İnne hâzâ mâ kuntum bihî temterûn(temterûne).
Diyanet İşleri = “İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir!”
Abdulbaki Gölpınarlı = Gerçekten de buydu şüphe ettiğiniz.
Abdullah Parlıyan = İşte sizin şüphe edip durduğunuz gerçekten de bu idi.
Adem Uğur = İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir.
Ahmed Hulusi = "İşte bu, şüpheyle karşıladığınız (iman etmediğiniz) şeydir!"
Ahmet Tekin = İşte sizin inkâr edip durduğunuz şey budur.
Ahmet Varol = 'İşte bu hakkında şüpheye düştüğünüz şeydir.
Ali Bulaç = "Gerçekten bu, sizin kuşkuya kapıldığınız şeydir."
Ali Fikri Yavuz = İşte bu azab, sizin (dünyada) şübhe edip durduğunuz şeydir.
Ali Ünal = “İşte, hakkında şüphe edip durduğunuz, tartışma konusu yaptığınız gerçek!”
Bayraktar Bayraklı = İşte şüphe ettiğiniz azap budur.
Bekir Sadak = (47-50) «ucluyu yakalayin, cehennemin ortasina surukleyin, sonra basina azap olarak kaynar su dokun» denir, sonra ona: «Tad bakalim, hani serefli olan, degerli olan yalniz sendin. Iste bu, suphelenip durdugunuz seydir» denir.
Celal Yıldırım = Elbette bu, hakkında şüphe edip durduğunuz şeydir.
Cemal Külünkoğlu = (49-50) (Deyin ki:) “Tat bakalım! Hani sen güçlüydün, şerefliydin! İşte bu; doğrusu şüphelenip durduğunuz şeydir.”
Diyanet İşleri (eski) = (47-50) 'Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün' denir, sonra ona: 'Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir' denir.
Diyanet Vakfi = (47-50) (Allah zebânilere emreder): Tutun onu! Cehennemin ortasına sürükleyin! Sonra başına azap olarak kaynar su dökün! (ve deyin ki:) Tat bakalım. Hani sen kendince üstündün, şerefliydin! İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir.
Edip Yüksel = 'Bu, işte kuşkulanıp durduğunuz şeydir.'
Elmalılı Hamdi Yazır = İşte o sizin şekk ve mücadele edip durduğunuz bu
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = İşte o sizin şüphe ve mücadele edip durduğunuz şey budur.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = İşte sizin inkâr edip durduğunuz şey budur.»
Gültekin Onan = Gerçekten bu sizin kuşkuya kapıldığınız şeydir.
Harun Yıldırım = “Gerçekten bu, sizin kuşkuya kapıldığınız şeydir.”
Hasan Basri Çantay = «Şübhesiz ki bu, (hakkında) şübhe, ve mücâdele edib durduğunuz şeydir».
Hayrat Neşriyat = 'Şübhesiz bu (azab), hakkında şübhe edip durduğunuz şeydir!'
İbni Kesir = İşte bu; doğrusu şüphelenip durduğunuz şeydir.
Kadri Çelik = “Gerçekten bu (ateş), sizin kuşkuya kapılmakta olduğunuz şeydir.”
Muhammed Esed = İşte siz (hakikat inkarcı)larının sorguladığı şey budur!"
Mustafa İslamoğlu = İşin gerçeği, bu, sizin baştan beri 'acaba' dediğiniz şeyin ta kendisidir."
Ömer Nasuhi Bilmen = «Şüphe yok ki, işte bu, kendisinde şekk eder olduğunuz şeydir.»
Ömer Öngüt = "Bu, işte o şüphe edip durduğun şeydir. "
Şaban Piriş = İşte bu sizin hakkında şüphe ettiğiniz şeydir.
Sadık Türkmen = “şüphesiz kuşkulanıp durduğunuz şey işte budur!”
Seyyid Kutub = İşte o kuşkulanıp durduğunuz şey budur!
Suat Yıldırım = (47-50) Allah Zebanîlere: "Tutun onu da" buyurur, "cehennemin ta ortasına sürükleyin. Sonra da başının üstünden kaynar su dökün!" ve deyin ki: "Tat bakalım! Hani üstündün, kudretliydin, asildin!" İşte hakkında şüphe ve mücadele ettiğiniz o gerçek budur.
Süleyman Ateş = İşte o kuşkulanıp durduğunuz şey budur!"
Tefhim-ul Kuran = «Gerçekten bu, sizin kuşkuya kapılmakta olduğunuz şeydir.»
Ümit Şimşek = İşte şüpheyle karşıladığınız şey buydu.
Yaşar Nuri Öztürk = "İşte budur o kuşkulanıp durduğunuz şey."
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki bu azap, sizin şüphe ettiğiniz şeydir.
İlyas Yorulmaz = İşte bu, sizin dünyada iken şüphe ile inkar ettiğiniz azap.
إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي مَقَامٍ أَمِينٍ
Duhân / 51 -
İnnel muttekîne fî makâmin emîn(emînin).
Diyanet İşleri = Allah’a karşı gelmekten sakınanlar ise güvenli bir yerdedirler.
Abdulbaki Gölpınarlı = Şüphe yok ki çekinenler, emîn bir makamdadır.
Abdullah Parlıyan = Buna karşılık yollarını Allah ve kitabıyla bulanlar, gerçekten güvenilir bir konumdadırlar.
Adem Uğur = Müttakîler ise hakikaten güvenilir bir makamdadırlar.
Ahmed Hulusi = Muhakkak ki korunmuş olanlar, güvenliktedirler.
Ahmet Tekin = Allah’a sığınıp, emirlerine yapışarak günahlardan arınıp, azaptan korunanlar, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan mü’minler güvenli makamlardadırlar.
Ahmet Varol = Şüphesiz takva sahipleri güvenli bir makamdadırlar.
Ali Bulaç = Muttakilere gelince; muhakkak onlar, güvenli bir makamdadırlar.
Ali Fikri Yavuz = Muhakkak ki, takva sahibi olanlar (her türlü kederden) emin bir yerde.
Ali Ünal = Beri yandan, içleri Allah’a karşı saygıyla dopdolu olan ve O’na itaatsizlikten sakınan (müttakî)ler, her türlü azaptan emin bir makamdadırlar;
Bayraktar Bayraklı = Allah'ın emirlerine karşı gelmekten sakınanlar ise güvenli bir yerdedirler.
Bekir Sadak = (51-52) Allah'a karsi gelmekten sakinmis olanlar ise, guvenli bir yerde, bahcelerde ve pinar baslarindadirlar.
Celal Yıldırım = (51-52) Şüphesiz ki, (Allah'tan) korkup (küfür, azgınlık ve sapıklıktan) sakınanlar, güvenli makamdadırlar, Cennetlerde ve pınar başlarındadırlar.
Cemal Külünkoğlu = (51-53) Allah'ın emirlerine uygun olarak yaşayanlar, kendilerini emniyet içinde bulacaklar. Bahçelerde ve çeşme başlarında ince ipekten ve parlak atlastan elbiseler giyinerek karşılıklı oturacaklardır.
Diyanet İşleri (eski) = (51-52) Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar ise, güvenli bir yerde, bahçelerde ve pınar başlarındadırlar.
Diyanet Vakfi = (51-53) Müttakîler ise hakikaten güvenilir bir makamdadırlar. Bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. İnce ipekten ve parlak atlastan giyerek karşılıklı otururlar.
Edip Yüksel = Erdemli olanlar ise güvenlikli bir makamdadırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır = Elbette müttekiler emîn bir makamda
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Kötülükten sakınanlar (müttakiler) elbette emin bir makamdadırlar;
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Şüphesiz ki kötülükten sakınanlar güvenli bir makamdadırlar.
Gültekin Onan = Muttakilere gelince; muhakkak onlar güvenli (emiyn) bir makamdadırlar.
Harun Yıldırım = Muttakilere gelince; muhakkak onlar, güvenli bir makamdadırlar.
Hasan Basri Çantay = Müttakıylerse hakıykaten emin bir makamda,
Hayrat Neşriyat = Muhakkak ki takvâ sâhibleri, emin bir makamdadırlar.
İbni Kesir = Müttakiler ise; muhakkak ki emin bir makamdadırlar.
Kadri Çelik = Takva sahipleri (var ya), şüphesiz onlar güvenli bir makamdadırlar.
Muhammed Esed = (Buna karşılık,) Allah'a karşı sorumluluk bilinci duyanlar, kendilerini emniyet içinde bulacaklardır,
Mustafa İslamoğlu = Öte yandan Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşıyanlar güvenli bir konumda bulunacaklar:
Ömer Nasuhi Bilmen = Muttakîler ise muhakkak ki, bir emin makamdadırlar.
Ömer Öngüt = Muttakiler ise hakikaten güvenilir bir makamdadırlar.
Şaban Piriş = Kendilerini günahlardan koruyanlar ise, onlar güvenli bir makamdadırlar.
Sadık Türkmen = Muhakkak ki, korunup sakınanlar güvenli bir makamdadırlar.
Seyyid Kutub = Müttakiler ise güvenli bir makamdadır.
Suat Yıldırım = (51-57) Müttakiler güvenli bir makamdadırlar: Bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. İnce ipekten ve parlak atlastan elbiseler giymiş olarak karşılıklı otururlar. Hem Biz onları güzel gözlü hurilerle evlendiririz. Onlar canlarının çektiği her meyveden rahatlıkla isterler. İlk ölüm dışında artık orada ölüm tatmazlar. Allah kendilerini, tarafından bir lütuf eseri olarak cehennem azabından korur. İşte en büyük mutluluk, en büyük başarı budur!
Süleyman Ateş = Korunanlar ise güvenli bir makamdadır.
Tefhim-ul Kuran = Muttakilere gelince; muhakkak onlar, güvenli bir makamdadırlar.
Ümit Şimşek = Takvâ sahipleri ise güvenli bir yerdedir.
Yaşar Nuri Öztürk = Korunup sakınanlar, güvenli bir makamdadır;
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki takva sahipleri, mutlaka emin makamlardadır.
İlyas Yorulmaz = Sakınıp korunanlar ise, güvenli yerlerdedirler.
فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ
Duhân / 52 -
Fî cennâtin ve uyûn(uyûnin).
Diyanet İşleri = Bahçelerde ve pınar başlarındadırlar.
Abdulbaki Gölpınarlı = Cennetlerde ve akarsuların kıyılarında.
Abdullah Parlıyan = Bahçeler ve pınarlar arasında,
Adem Uğur = Bahçelerde ve pınar başlarındadırlar.
Ahmed Hulusi = Cennetlerde ve gözelerdedirler!
Ahmet Tekin = Bahçelerde, akarsu kıyılarında ve pınar başlarındadırlar.
Ahmet Varol = Bahçelerde ve pınar başlarında.
Ali Bulaç = Cennetlerde ve pınarlarda,
Ali Fikri Yavuz = Bahçelerde ve pınarların başındadırlar.
Ali Ünal = Bahçelerde, pınar başlarında;
Bayraktar Bayraklı = Bahçelerde ve pınarların başlarında.
Bekir Sadak = (51-52) Allah'a karsi gelmekten sakinmis olanlar ise, guvenli bir yerde, bahcelerde ve pinar baslarindadirlar.
Celal Yıldırım = (51-52) Şüphesiz ki, (Allah'tan) korkup (küfür, azgınlık ve sapıklıktan) sakınanlar, güvenli makamdadırlar, Cennetlerde ve pınar başlarındadırlar.
Cemal Külünkoğlu = (51-53) Allah'ın emirlerine uygun olarak yaşayanlar, kendilerini emniyet içinde bulacaklar. Bahçelerde ve çeşme başlarında ince ipekten ve parlak atlastan elbiseler giyinerek karşılıklı oturacaklardır.
Diyanet İşleri (eski) = (51-52) Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar ise, güvenli bir yerde, bahçelerde ve pınar başlarındadırlar.
Diyanet Vakfi = (51-53) Müttakîler ise hakikaten güvenilir bir makamdadırlar. Bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. İnce ipekten ve parlak atlastan giyerek karşılıklı otururlar.
Edip Yüksel = Bahçeler ve pınarlar içerisinde.
Elmalılı Hamdi Yazır = Cennetlerde pınar başlarında
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = cennetlerde, pınar başlarında,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Bahçelerde ve pınar başlarındadırlar.
Gültekin Onan = Cennetlerde ve pınarlarda,
Harun Yıldırım = Cennetlerde ve pınarlarda.
Hasan Basri Çantay = cennetlerde, pınar (baş) lar (ın) dadır.
Hayrat Neşriyat = Bahçelerde ve pınar başlarında!
İbni Kesir = Bahçelerde ve pınar başlarında.
Kadri Çelik = Cennetlerde ve pınarlarda.
Muhammed Esed = bahçeler ve pınarlar arasında,
Mustafa İslamoğlu = cennetlerde ve pınar başlarında...
Ömer Nasuhi Bilmen = (52-53) Cennetlerde ve pınarlardadırlar. Karşı karşıya oldukları halde atlastan, parlak ipekten (libaslar) giyineceklerdir.
Ömer Öngüt = Bahçelerde ve pınar başlarındadırlar.
Şaban Piriş = Cennetlerde ve pınarlarda...
Sadık Türkmen = Bahçelerde ve pınar başlarında.
Seyyid Kutub = Bahçelerde ve çeşme başlarında.
Suat Yıldırım = (51-57) Müttakiler güvenli bir makamdadırlar: Bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. İnce ipekten ve parlak atlastan elbiseler giymiş olarak karşılıklı otururlar. Hem Biz onları güzel gözlü hurilerle evlendiririz. Onlar canlarının çektiği her meyveden rahatlıkla isterler. İlk ölüm dışında artık orada ölüm tatmazlar. Allah kendilerini, tarafından bir lütuf eseri olarak cehennem azabından korur. İşte en büyük mutluluk, en büyük başarı budur!
Süleyman Ateş = Bahçelerde ve çeşme başlarında.
Tefhim-ul Kuran = Cennetlerde ve pınarlarda,
Ümit Şimşek = Bahçelerde, pınar başlarındadır.
Yaşar Nuri Öztürk = Bahçelerde, pınar başlarında.
İskender Ali Mihr = Cennetlerde ve pınarlarda.
İlyas Yorulmaz = Cennette pınarların başlarında.
يَلْبَسُونَ مِن سُندُسٍ وَإِسْتَبْرَقٍ مُّتَقَابِلِينَ
Duhân / 53 -
Yelbesûne min sundusin ve istebrakın mutekâbilîn(mutekâbilîne).
Diyanet İşleri = İnce ipekten ve parlak atlastan elbiseler giyinerek karşılıklı otururlar.
Abdulbaki Gölpınarlı = İnce ve kalın ipekliler giyerler, karşı karşıya otururlar.
Abdullah Parlıyan = ince ve kalın ipekten elbiseler giyerler ve karşı karşıya otururlar.
Adem Uğur = İnce ipekten ve parlak atlastan giyerek karşılıklı otururlar.
Ahmed Hulusi = Karşılıklı olarak ince ipekten ve parlak atlastan giyerler.
Ahmet Tekin = İnce, ipek ve parlak atlas kumaşlardan elbiseler giyerek, karşılıklı otururlar.
Ahmet Varol = İnce ipekten ve parlak atlastan giyerek karşılıklı (otururlar).
Ali Bulaç = Hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan (elbiseler) giyinirler, karşılıklı (otururlar).
Ali Fikri Yavuz = Sündüs ve İstebrak’dan (ibaret işlemeli ve kalın) elbiseler giyerek karşı karşıya gelirler.
Ali Ünal = İnce ipek ve parlak atlastan elbiseler içinde karşılıklı otururlar.
Bayraktar Bayraklı = İnce ve kalın ipekten elbiseler giyerek karşılıklı otururlar.
Bekir Sadak = Ince ipekten ve parlak atlastan giyinerek karsilikli otururlar.
Celal Yıldırım = Zarif yumuşak ipekten, ince ve kalın atlastan giyinirler ve karşılıklı otururlar.
Cemal Külünkoğlu = (51-53) Allah'ın emirlerine uygun olarak yaşayanlar, kendilerini emniyet içinde bulacaklar. Bahçelerde ve çeşme başlarında ince ipekten ve parlak atlastan elbiseler giyinerek karşılıklı oturacaklardır.
Diyanet İşleri (eski) = İnce ipekten ve parlak atlastan giyinerek karşılıklı otururlar.
Diyanet Vakfi = (51-53) Müttakîler ise hakikaten güvenilir bir makamdadırlar. Bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. İnce ipekten ve parlak atlastan giyerek karşılıklı otururlar.
Edip Yüksel = İpek ve atlastan giysiler içinde karşılıklı otururlar.
Elmalılı Hamdi Yazır = Sündüs ve istebraktan elbiseler giyerek karşı karşıya
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = ince ve kalın ipekten elbiseler giyerek karşı karşıya (otururlar).
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Onlar ince ipekten ve parlak atlastan elbiseler giyerek karşılıklı olarak otururlar.
Gültekin Onan = Hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan (elbiseler) giyinirler, karşılıklı (otururlar).
Harun Yıldırım = Hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan giyinirler, karşılıklı otururlar.
Hasan Basri Çantay = İnce, nâzik ve kalın (altın işlemeli) ipeklerden, atlaslardan giyecekler, karşı karşıya (gelerek mahabbet edecekler) dir.
Hayrat Neşriyat = İnce ipekten ve kalın ipekten (elbiseler) giyerek karşılıklı oturanlardır.
İbni Kesir = İnce ipekten ve parlak atlastan giyerler, karşılıklı otururlar.
Kadri Çelik = Hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan (elbiseler) giyinirler, karşılıklı olarak (otururlar).
Muhammed Esed = ipek ve altından giysiler içinde birbirlerine (sevgiyle) yaklaşarak.
Mustafa İslamoğlu = Tarifsiz güzellikte sonsuz özgürlük libası ve altın sırmalı kaftanlar giyip göz göze bakışacaklar.
Ömer Nasuhi Bilmen = (52-53) Cennetlerde ve pınarlardadırlar. Karşı karşıya oldukları halde atlastan, parlak ipekten (libaslar) giyineceklerdir.
Ömer Öngüt = İnce ipekten ve parlak atlastan (elbiseler) giyerek karşılıklı otururlar.
Şaban Piriş = Halis ipek ve parlak atlastan elbiseler giyerek, karşılıklı otururlar.
Sadık Türkmen = Ince ipekten ve parlak atlastan giysiler giyerek, karşılıklı otururlar.
Seyyid Kutub = İnce ipekten ve parlak atlastan giysiler giyerek karşılıklı otururlar.
Suat Yıldırım = (51-57) Müttakiler güvenli bir makamdadırlar: Bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. İnce ipekten ve parlak atlastan elbiseler giymiş olarak karşılıklı otururlar. Hem Biz onları güzel gözlü hurilerle evlendiririz. Onlar canlarının çektiği her meyveden rahatlıkla isterler. İlk ölüm dışında artık orada ölüm tatmazlar. Allah kendilerini, tarafından bir lütuf eseri olarak cehennem azabından korur. İşte en büyük mutluluk, en büyük başarı budur!
Süleyman Ateş = İnce ipekten ve parlak atlastan giysiler giyerek karşılıklı otururlar.
Tefhim-ul Kuran = Hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan (elbiseler) giyinirler, karşılıklı olarak (otururlar).
Ümit Şimşek = İnce ipekten ve parlak atlastan elbiseler giyinir, karşılıklı otururlar.
Yaşar Nuri Öztürk = İnce ipekten, parlak atlastan giymiş olarak, karşılıklı oturmaktadırlar.
İskender Ali Mihr = Karşılıklı ipekten ve atlastan giysiler giyerler.
İlyas Yorulmaz = İpekten ve parlak kumaşlardan elbiseler giyerek karşılıklı otururlar.
كَذَلِكَ وَزَوَّجْنَاهُم بِحُورٍ عِينٍ
Duhân / 54 -
Kezâlik(kezâlike), ve zevvecnâhum bi hûrin în(înin).
Diyanet İşleri = İşte böyle. Ayrıca onları iri siyah gözlü hurilerle evlendirmişizdir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Böyle işte ve onları evlendiririz iri gözlü hûrilerle.
Abdullah Parlıyan = İşte böyle olacak, biz onları siyah iri gözlü hûrilerle de evlendiririz.
Adem Uğur = İşte böyle. Bunun yanısıra biz onları, iri gözlü hûrilerle evlendiririz.
Ahmed Hulusi = İşte böyle. . . Onları (Esmâ kuvvesi olarak açığa çıkan şuur varlık insanı) Hur-i Iyn olanlar (üstün ve net görüş {FUAD} özelliklerine sahip bedenler) ile eşleştirdik!
Ahmet Tekin = Bu nimetlere kavuşturduğumuz gibi, onları iri, güzel gözlü hurilerle eveririz.
Ahmet Varol = İşte böyle. Ayrıca onları iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir.
Ali Bulaç = İşte böyle; ve biz onları iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir.
Ali Fikri Yavuz = İşte müminlerin cennetteki yeri böyledir. Hem onları iri gözlü Hûri’lerle de eşlendirdik.
Ali Ünal = Aynen böyle olacak; Biz, onlara ayrıca pak ve güzel gözlü eşler veririz.
Bayraktar Bayraklı = Aynı şekilde onlara çok güzel eşler veririz.
Bekir Sadak = Bu boyledir; onlari iri siyah gozlu hurilerle eslendiririz. ?
Celal Yıldırım = Evet bu böyledir. Ve biz onları iri-siyah gözlü hurilerle evlendiririz.
Cemal Külünkoğlu = İşte böyle. Biz onları keskin bakışlı eşlerle/arkadaşlarla bir araya getireceğiz.
Diyanet İşleri (eski) = Bu böyledir; onları iri siyah gözlü hurilerle eşlendiririz.
Diyanet Vakfi = İşte böyle. Bunun yanısıra biz onları, iri gözlü hûrilerle evlendiririz.
Edip Yüksel = Bu böyledir; onlara güzel eşler vermişizdir.
Elmalılı Hamdi Yazır = Evet böyle, hem onları iri gözlü hurîlerle tezvic de etmişizdir
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Evet böyle (olacak); hem onları iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = İşte böyle, biz onları ayrıca iri siyah gözlü hurilerle evlendiririz.
Gültekin Onan = İşte böyle; ve biz onları iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir.
Harun Yıldırım = İşte böyle; ve biz onları iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir.
Hasan Basri Çantay = İşte (emir) böyledir. Onlara bembeyaz, şahin gözlü hurileri eş yapdık.
Hayrat Neşriyat = İşte böyle! Hem onları iri gözlü hûrilerle evlendirmişizdir.
İbni Kesir = İşte böyle. Onları iri siyah gözlülerle evlendiririz.
Kadri Çelik = İşte böyle ve biz onları beyaz tenli iri gözlülerle evlendiririz.
Muhammed Esed = İşte böyle olacak. Ve Biz onları güzel gözlü saf ve temiz eşler ile birleştireceğiz.
Mustafa İslamoğlu = İşte böyle olacak. Ve Biz onları sıradışı güzellikte bir bakış, pırıl pırıl (bir kalp) taşıyan eşlerle birleştireceğiz.
Ömer Nasuhi Bilmen = İşte böyledir ve onları gözleri iri, elbiseleri tertemiz, renkleri beyaz cariyeler ile evlendirdik.
Ömer Öngüt = Böyle olduğu gibi, biz onları ayrıca iri gözlü hurilerle de evlendirmişizdir.
Şaban Piriş = İşte böyle, onları iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir.
Sadık Türkmen = Işte böyle! Biz onları iri gözlü eşlerle de eş kılmışızdır.
Seyyid Kutub = Ayrıca onları, iri gözlü hurilerle de evlendirmişizdir.
Suat Yıldırım = (51-57) Müttakiler güvenli bir makamdadırlar: Bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. İnce ipekten ve parlak atlastan elbiseler giymiş olarak karşılıklı otururlar. Hem Biz onları güzel gözlü hurilerle evlendiririz. Onlar canlarının çektiği her meyveden rahatlıkla isterler. İlk ölüm dışında artık orada ölüm tatmazlar. Allah kendilerini, tarafından bir lütuf eseri olarak cehennem azabından korur. İşte en büyük mutluluk, en büyük başarı budur!
Süleyman Ateş = Ayrıca onları, iri gözlü hûrilerle de evlendirmişizdir.
Tefhim-ul Kuran = İşte böyle; ve biz onları simsiyah iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir.
Ümit Şimşek = Onları böyle ödüllendirir, güzel gözlü eşlerle birleştiririz.
Yaşar Nuri Öztürk = İşte böyle! Onları iri gözlü hurilerle de eşleştirmişizdir.
İskender Ali Mihr = İşte, böyle. Ve onları, iri gözlü huriler ile evlendiririz.
İlyas Yorulmaz = Böylece onların yanlarına, güzel bakışlı arkadaşlar veririz.
يَدْعُونَ فِيهَا بِكُلِّ فَاكِهَةٍ آمِنِينَ
Duhân / 55 -
Yed’ûne fîhâ bi kulli fâkihetin âminîn(âminîne).
Diyanet İşleri = Orada güven içinde her türlü meyveyi isterler.
Abdulbaki Gölpınarlı = Orada emin bir halde her çeşit meyveler isterler.
Abdullah Parlıyan = Orada güven içinde canlarının çektiği her türlü meyveyi isteyip getirtirler.
Adem Uğur = Orada, güven içinde (canlarının çektiği) her meyveyi isterler.
Ahmed Hulusi = Onda, güvenli ortamdakiler olarak her çeşit meyveyi (marifetlerini açığa çıkarmayı) isterler.
Ahmet Tekin = Onlar orada, güven içinde canlarının çektiği her türlü meyvayı isterler.
Ahmet Varol = Orada güven içinde her tür meyvayı isterler.
Ali Bulaç = Orada, güvenlik içinde her türlü meyveyi istiyorlar;
Ali Fikri Yavuz = Orada emin oldukları halde, her türlü yemişi isterler ve getirtirler.
Ali Ünal = Her türlü zarardan ve reddedilmekten emin olarak canlarının çektiği her meyveden isterler.
Bayraktar Bayraklı = Orada güven içinde her türlü meyveden isterler.
Bekir Sadak = Orada, guven icinde olarak her yemisi isteyebilirler.
Celal Yıldırım = Orada tam bir güven içinde her türlü meyveden isteyebilirler.
Cemal Külünkoğlu = Orada güven içinde her türlü meyveyi isterler.
Diyanet İşleri (eski) = Orada, güven içinde olarak her yemişi isteyebilirler.
Diyanet Vakfi = Orada, güven içinde (canlarının çektiği) her meyveyi isterler.
Edip Yüksel = Tam bir güvenlik içinde her meyveyi isterler.
Elmalılı Hamdi Yazır = Orada emniyyetler içinde her türlü yemişi çağırır getirdirler
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Orada güvenler içinde her çeşit yemişi isteyip getirtirler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Onlar orada güven içinde her çeşit meyveyi isteyebilirler.
Gültekin Onan = Orada, güvenlik (aminiyn) içinde her türlü meyveyi istiyorlar;
Harun Yıldırım = Orda, güvenlik içinde her türlü meyveyi istiyorlar.
Hasan Basri Çantay = Orada emîn emîn (hizmetçilerden) meyvenin her türlüsünü iste (yib getirirler).
Hayrat Neşriyat = Orada emniyet içinde kimseler olarak (canlarının çektiği) her meyveyi isterler.
İbni Kesir = Orada emniyet içerisinde her meyveyi isteyebilirler.
Kadri Çelik = Orada emin oldukları bir halde her türlü meyveden istemektedirler.
Muhammed Esed = Orada, (cennette,) güven içinde, (geçmiş fiillerinin) bütün meyvelerini (meşru şekilde) isteyip tadabilecekler;
Mustafa İslamoğlu = Orada canlarının arzu erttiği her türlü lezzeti güven içinde isteyip tadacaklar.
Ömer Nasuhi Bilmen = Orada her türlü meyveden eminler oldukları halde talep ederler.
Ömer Öngüt = Orada güven içinde (canlarının çektiği) her meyveyi isterler.
Şaban Piriş = Orada güven içinde olarak her meyveyi isterler.
Sadık Türkmen = Orada güven içinde her türlü meyveyi isteyebilirler.
Seyyid Kutub = Orada, güven içinde, her meyveyi isterler.
Suat Yıldırım = (51-57) Müttakiler güvenli bir makamdadırlar: Bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. İnce ipekten ve parlak atlastan elbiseler giymiş olarak karşılıklı otururlar. Hem Biz onları güzel gözlü hurilerle evlendiririz. Onlar canlarının çektiği her meyveden rahatlıkla isterler. İlk ölüm dışında artık orada ölüm tatmazlar. Allah kendilerini, tarafından bir lütuf eseri olarak cehennem azabından korur. İşte en büyük mutluluk, en büyük başarı budur!
Süleyman Ateş = Orada, güven içinde, her meyveyi isterler.
Tefhim-ul Kuran = Orada, güvenlik içinde her türlü meyveyi istemektedirler;
Ümit Şimşek = Orada, güven içinde, her türlü meyveden isterler.
Yaşar Nuri Öztürk = Orada, güvenli bir biçimde her türlü meyveyi isterler.
İskender Ali Mihr = Orada emniyet içinde her çeşit meyveden isterler.
İlyas Yorulmaz = Cennette, her türlü rahatsız etmeyen meyvelerden isteyip yerler.
لَا يَذُوقُونَ فِيهَا الْمَوْتَ إِلَّا الْمَوْتَةَ الْأُولَى وَوَقَاهُمْ عَذَابَ الْجَحِيمِ
Duhân / 56 -
Lâ yezûkûne fîhel mevte illel mevtetel ûlâ, ve vekâhum azâbel cahîm(cahîmi).
Diyanet İşleri = Orada ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Allah, onları cehennem azabından korumuştur.
Abdulbaki Gölpınarlı = İlk ölümden başka ölüm tatmazlar orada ve onları korur koca cehennemin azâbından.
Abdullah Parlıyan = Ve orada ilk ölümden başka bir ölüm tatmayacaklar ve böylece Allah onları yakıcı ateşin azabından korumuş olacaktır.
Adem Uğur = İlk tattıkları ölüm dışında, orada artık ölüm tatmazlar. Ve Allah onları cehennem azabından korumuştur (sürekli hayata kavuşmuşlardır).
Ahmed Hulusi = Onda, ilk ölümden başka ölüm tatmazlar (ölümsüzdürler)! Onları yanma azabından korumuştur.
Ahmet Tekin = İlk tattıkları ölüm azâbının dışında artık orada ölüm azâbı tatmazlar, Allah onları kaynayan, köpüren Cehennem’in azâbından da korur.
Ahmet Varol = Orada ilk ölümden başka ölüm tatmazlar. Ve (Allah) onları cehennem azabından korumuştur.
Ali Bulaç = Orada, ilk ölümün dışında başka ölüm tadmazlar. Ve (Allah da) onları cehennem azabından korumuştur.
Ali Fikri Yavuz = Orada, ilk ölümden (dünyadaki ölümden) başka ölüm tadmazlar. Allah onları cehennem azabından korumuştur.
Ali Ünal = (Dünyadan ayrılırken tattıkları) o ilk ölümün dışında bir daha ölüm tatmazlar ve Allah onları Kızgın, Alevli Ateş azabından korur,
Bayraktar Bayraklı = Orada, ilk ölümün dışında, başka bir ölüm tatmazlar. Allah onları cehennem azabından korumuştur.
Bekir Sadak = (56-57) Orada, ilk olumden baska bir olum tatmazlar. Rabbin lutfuyla onlari cehennem azabindan korumustur. Iste buyuk kurtulus budur.
Celal Yıldırım = İlk ölümden sonra artık orada ölümü tadmazlar. (Allah) onları Cehennem azabından korumuştur.
Cemal Külünkoğlu = Orada ilk ölümden başka ölüm tatmazlar, sürekli yaşarlar ve Allah onları cehennem azabından korumuştur.
Diyanet İşleri (eski) = (56-57) Orada, ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Rabbin lütfuyla onları cehennem azabından korumuştur. İşte büyük kurtuluş budur.
Diyanet Vakfi = İlk tattıkları ölüm dışında, orada artık ölüm tatmazlar. Ve Allah onları cehennem azabından korumuştur (sürekli hayata kavuşmuşlardır).
Edip Yüksel = Orada, ilk ölümden başka ölüm tatmazlar. Onları cehennem azabından korumuştur.
Elmalılı Hamdi Yazır = İlk ölümden başka ölüm datmazlar. Korumuştur da onları o Cahîm azâbından
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = ilk ölümden başka ölüm tatmazlar, (Allah) onları o cehennem azabından korumuştur.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Onlar orada ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Allah onları cehennem azabından korumuştur.
Gültekin Onan = Orada, ilk ölümün dışında başka ölüm tatmazlar. Ve (Tanrı da) onları cehennem azabından korumuştur.
Harun Yıldırım = Orda, ilk ölümün dışında başka ölüm tatmazlar. Ve onları cehennem azabından korumuştur.
Hasan Basri Çantay = Orada ilk ölümden başka ölüm tatmazlar. (Allah) onları cehennem azabından korumuşdur.
Hayrat Neşriyat = (56-57) İlk ölümden (dünyadaki vefatlarından) başka orada ölüm tatmazlar ve Rabbinden bir lütuf olarak (Allah) onları Cehennem azâbından korumuştur. İşte büyük kurtuluş budur!
İbni Kesir = Orada ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Ve onları cehennem azabından korumuştur.
Kadri Çelik = Orada, ilk ölümün dışında başka ölüm tatmazlar. Ve (Allah da) onları cehennem azabından korumuştur.
Muhammed Esed = ve orada önceki ölümlerinden sonra (başka) bir ölüm tatmayacaklar. Böylece Allah, onları yakıcı ateşin azabından korumuş olacaktır.
Mustafa İslamoğlu = Orada ilk ölümlerinden başka bir ölüm tatmayacaklar. Böylece Allah onları dehşet verici bir azaptan korumuş olacak.
Ömer Nasuhi Bilmen = Orada ölümü tadmazlar, ilk ölüm müstesna ve onları cehennemin azabından korumuştur.
Ömer Öngüt = Orada ilk ölümden başka ölüm tatmazlar. Ve Allah onları cehennem azabından korumuştur.
Şaban Piriş = İlk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Onlar cehennem azabından korunmuştur.
Sadık Türkmen = Orada ilk ölümden başka ölüm tatmazlar. Ve onları cehennem azabından korumuştur.
Seyyid Kutub = Orada ilk ölümden başka ölüm tatmazlar, sürekli yaşarlar ve Allah onları cehennem azabından korumuştur.
Suat Yıldırım = (51-57) Müttakiler güvenli bir makamdadırlar: Bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. İnce ipekten ve parlak atlastan elbiseler giymiş olarak karşılıklı otururlar. Hem Biz onları güzel gözlü hurilerle evlendiririz. Onlar canlarının çektiği her meyveden rahatlıkla isterler. İlk ölüm dışında artık orada ölüm tatmazlar. Allah kendilerini, tarafından bir lütuf eseri olarak cehennem azabından korur. İşte en büyük mutluluk, en büyük başarı budur!
Süleyman Ateş = Orada ilk ölümden başka ölüm tadmazlar (sürekli yaşarlar). Ve (Allâh) onları cehennem azâbından korumuştur.
Tefhim-ul Kuran = Orada, ilk ölümün dışında başka ölüm tadmazlar. Ve (Allah da) onları cehennem azabından korumuştur;
Ümit Şimşek = İlk ölümlerinden sonra, artık orada ölüm tatmazlar. Allah onları Cehennem azabından da korumuştur.
Yaşar Nuri Öztürk = Orada, ilk ölüm dışında ölüm tatmazlar. Allah onları cehennem azabından korumuştur.
İskender Ali Mihr = Orada ilk ölümden başka ölüm tatmazlar. Ve (Allah, böylece) onları cehennem azabından korumuştur.
İlyas Yorulmaz = Onlar cennette, dünyadaki ölümlerinden başka ölüm tatmazlar ve Allah onları cehennem azabından da korumuştur.
فَضْلًا مِّن رَّبِّكَ ذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
Duhân / 57 -
Fadlen min rabbik(rabbike), zâlike huvel fevzul azîm(azîmu).
Diyanet İşleri = Bunlar, Rabbinden bir lütuf olarak verilmiştir. İşte bu büyük başarıdır.
Abdulbaki Gölpınarlı = Rabbinden bir lütuf ve ihsân olarak; budur o büyük kurtuluşun, murâda erişin ta kendisi.
Abdullah Parlıyan = Rabbinin bir lütfudur bu ve en büyük zafer de budur.
Adem Uğur = (Bunlar) Rabbinden bir lütuf olarak (verilmiştir). İşte büyük kurtuluş budur.
Ahmed Hulusi = Rabbinden bir lütuf olarak! İşte bu, aziym kurtuluşun ta kendisidir!
Ahmet Tekin = Bunların hepsi Rabbinden bir lütuf olarak verilmiştir. Bu, işte bu, büyük mutluluktur.
Ahmet Varol = Rabbinden bir lütuf olarak. İşte bu, büyük kurtuluştur.
Ali Bulaç = Senin Rabbinden, bir fazl ve (lütuf) olarak. İşte büyük 'mutluluk ve kurtuluş' budur.
Ali Fikri Yavuz = (Bütün bunlar, kendilerine) Rabbinden bir kerem ve ihsan olarak verilmiştir. İşte bu en büyük kurtuluş ve saadettir.
Ali Ünal = Rabbinden bir lütuf olarak. Budur gerçek büyük kazanç, gerçek büyük başarı.
Bayraktar Bayraklı = Rabbinden bir lütuf olarak işte, asıl büyük başarı budur.
Bekir Sadak = (56-57) Orada, ilk olumden baska bir olum tatmazlar. Rabbin lutfuyla onlari cehennem azabindan korumustur. Iste buyuk kurtulus budur.
Celal Yıldırım = Rabbından geniş lütuf, bol ihsan olarak bu, büyük kurtuluştur.
Cemal Külünkoğlu = (Bu nimetler kendilerine) Rabbinden bir lütuf olarak (verilmiştir). Asıl büyük kazanç ve kurtuluş işte budur.
Diyanet İşleri (eski) = (56-57) Orada, ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Rabbin lütfuyla onları cehennem azabından korumuştur. İşte büyük kurtuluş budur.
Diyanet Vakfi = (Bunlar) Rabbinden bir lütuf olarak (verilmiştir). İşte büyük kurtuluş budur.
Edip Yüksel = Rabbinin bir lütfu olarak. İşte büyük zafer budur.
Elmalılı Hamdi Yazır = Hepsi rabbından bir fadl olarak, işte budur ancak fevzi azîm
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (Bunların) hepsi Rabbinden bir lütuf olarak (verilmiştir), işte budur ancak büyük kurtuluş.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (Bunların hepsi) Rabbinden bir lütuf olarak (verilmiştir.) İşte büyük kurtuluş budur.
Gültekin Onan = Senin rabbinden, bir fazl ve (lütuf) olarak. İşte büyük 'mutluluk ve kurtuluş' budur.
Harun Yıldırım = Senin Rabbinden bir lütuf olarak. İşte büyük mutluluk ve kurtuluş budur.
Hasan Basri Çantay = (Bütün bunlar) Rabbinden bir fazl (-u kerem) olarak (verilmişdir). İşte bu, en büyük seâdetin ta kendisidir.
Hayrat Neşriyat = (56-57) İlk ölümden (dünyadaki vefatlarından) başka orada ölüm tatmazlar ve Rabbinden bir lütuf olarak (Allah) onları Cehennem azâbından korumuştur. İşte büyük kurtuluş budur!
İbni Kesir = Rabbından bir lutuf olarak. İşte bu, büyük kurtuluşun kendisidir.
Kadri Çelik = (Bunların hepsi) Senin Rabbinden bir lütuftur ve işte büyük kurtuluş da budur.
Muhammed Esed = Rabbinizin bir lütfu bu ve en büyük zafer bu olacak!
Mustafa İslamoğlu = Rabbinin bir lutfudur bu: Bu, işte budur muhteşem başarı!
Ömer Nasuhi Bilmen = Rabbinden bir ihsan olarak. İşte budur, o pek büyük necât.
Ömer Öngüt = Rabbinden bir lütuf olarak. İşte o büyük kurtuluş budur.
Şaban Piriş = Rabbinden bir lütuf olarak. İşte büyük kurtuluş budur.
Sadık Türkmen = Rabbinden bir lütuf olarak! En büyük kazanç/mutluluk işte budur!
Seyyid Kutub = Cehennemden korunmaları Rabbinden bir lütuftur. İşte büyük kurtuluş budur.
Suat Yıldırım = (51-57) Müttakiler güvenli bir makamdadırlar: Bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. İnce ipekten ve parlak atlastan elbiseler giymiş olarak karşılıklı otururlar. Hem Biz onları güzel gözlü hurilerle evlendiririz. Onlar canlarının çektiği her meyveden rahatlıkla isterler. İlk ölüm dışında artık orada ölüm tatmazlar. Allah kendilerini, tarafından bir lütuf eseri olarak cehennem azabından korur. İşte en büyük mutluluk, en büyük başarı budur!
Süleyman Ateş = Rabbinden bir lutuf olarak (bu ni'metler kendilerine verilmiştir). İşte, o büyük başarı budur.
Tefhim-ul Kuran = Senin Rabbinden bir fazl ve (lütuf) olarak. İşte büyük 'mutluluk ve kurtuluş' budur.
Ümit Şimşek = Bütün bunlar Rablerinden bir lütuftur. Asıl büyük kazanç ve kurtuluş işte budur.
Yaşar Nuri Öztürk = Rabbinden bir lütuf olarak böyledir. İşte budur o büyük başarı.
İskender Ali Mihr = Senin Rabbinden fazl (lütuf) olarak işte bu, (en büyük kurtuluş) fevz-ül azîmdir.
İlyas Yorulmaz = İçinde bulundukları cennet, sakınıp korunanlara Rablerinden bir lütuftur.
فَإِنَّمَا يَسَّرْنَاهُ بِلِسَانِكَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ
Duhân / 58 -
Fe innemâ yessernâhu bi lisânike leallehum yetezekkerûn(yetezekkerûne).
Diyanet İşleri = (Ey Muhammed!) Biz Onu (Kur’an’ı) senin dilinle kolaylaştırdık ki, düşünüp öğüt alsınlar.
Abdulbaki Gölpınarlı = Gerçekten de öğüt alsınlar diye Kur'ân'ı senin dilinle indirdik, okuyuşunu da kolaylaştırdık.
Abdullah Parlıyan = Böylece ey peygamber! Biz bu kitabı senin kendi dilinde, kolay anlaşılır kıldık ki, insanlar düşünüp ondan ders alabilsinler.
Adem Uğur = Biz onu (Kur'an'ı), öğüt alalar diye senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık.
Ahmed Hulusi = Biz Onu lisanın olarak kolaylaştırdık, umulur ki üzerinde düşünürler diye.
Ahmet Tekin = Biz Kur’ân’ı senin dilinle indirip kolaylaştırdık. Umulur ki, onlar düşünüp öğüt alırlar.
Ahmet Varol = Belki düşünüp öğüt alırlar diye onu (Kur'an'ı) senin dilinle kolaylaştırdık.
Ali Bulaç = Belki onlar öğüt alıp düşünürler diye, Biz onu (Kur'an'ı), senin dilinle kolaylaştırdık.
Ali Fikri Yavuz = Biz Kur’an’ı senin dilinle indirib onu (okuyuşunu) kolaylaştırdık; olur ki anlar ve öğüd alırlar.
Ali Ünal = İşte (bu kazanç ve başarıya ulaşmak içindir ki), üzerinde düşünüp hayatlarını ona göre tanzim etsinler diye Kur’ân’ı senin dilinde indirerek anlaşılmasını kolaylaştırdık.
Bayraktar Bayraklı = Böylece biz Kur'ân'ı senin kendi dilinde kolay anlaşılır kıldık ki, düşünüp öğüt alsınlar.
Bekir Sadak = (58-59) Biz, ogut alirlar diye, Kuran'i senin dilinde indirerek kolayca anlasilmasini sagladik. Sen bekle, onlar da beklemektedirler. *
Celal Yıldırım = Biz O'nu (Kur'ân'ı) iyi düşünüp anlasınlar diye senin dilinle kolaylaştırdık.
Cemal Külünkoğlu = (Ey Muhammed!) Biz o (Kur'an')ı senin dilinle kolaylaştırdık ki, düşünüp öğüt alsınlar.
Diyanet İşleri (eski) = (58-59) Biz, öğüt alırlar diye, Kuran'ı senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık. Sen bekle, onlar da beklemektedirler.
Diyanet Vakfi = Biz onu (Kur'an'ı), öğüt alalar diye senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık.
Edip Yüksel = Öğüt alsınlar diye senin dilinle onu kolaylaştırdık.
Elmalılı Hamdi Yazır = Biz onu sâde senin dilinle müyesser kıldık gerek ki iyi düşünsünler
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Biz onu (Kur'an'ı) senin dilinle kolaylaştırdık, gerek ki iyi düşünsünler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Biz Kur'ân'ı senin dilinle indirip kolaylaştırdık. Umulur ki onlar öğüt alırlar.
Gültekin Onan = Belki onlar öğüt alıp düşünürler diye, biz onu (Kuran'ı), senin dilinle kolaylaştırdık.
Harun Yıldırım = Belki onlar öğüt alıpdüşünürler diye, biz onu senin dilinle kolaylaştırdık.
Hasan Basri Çantay = Biz onu, (iyi anlayıb) ibret alsınlar diye, ancak senin dilinle (indirerek) kolaylaşdırdık.
Hayrat Neşriyat = Artık onu (o Kur’ân’ı) sâdece senin dilinle (indirerek insanlara) kolaylaştırdık; tâ ki ibret alsınlar.
İbni Kesir = Biz; onu, öğüt alsınlar diye senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık.
Kadri Çelik = (Ey Muhammed!) Biz o (Kur'an')ı senin dilinle kolaylaştırdık ki, düşünüp öğüt alsınlar.
Muhammed Esed = Böylece (ey Peygamber!) Biz bu (ilahi kelamı) senin kendi dilinde kolay anlaşılır kıldık ki, insanlar düşünüp ondan ders alabilsinler.
Mustafa İslamoğlu = İşte böylece Biz, bu (vahyi) senin dilinle kolaylaştırdık ki düşünüp de ders alabilsinler.
Ömer Nasuhi Bilmen = Şüphe yok ki, onu (Kur'an-ı Mübîn'i) senin lisanınla kolaylaştırdık. Umulur ki onlar tefekkür ederler.
Ömer Öngüt = Resulüm! Biz onu (Kur'an'ı) senin dilin ile kolaylaştırdık ki, düşünüp ibret alsınlar.
Şaban Piriş = Öğüt alsınlar diye onu senin dilin ile kolaylaştırdık.
Sadık Türkmen = Böylece biz onu (Kur’an’ı), senin lisanın ile kolay anlaşılır kıldık/hale getirdik ki; insanlar düşünüp öğüt alsınlar.
Seyyid Kutub = Biz o Kur'an'ı senin dilinde indirerek kolaylaştırdık ki, düşünüp öğüt alsınlar.
Suat Yıldırım = Biz Kur’ân’ı, insanlar iyi anlayıp ibret alsınlar diye, senin dilinle indirerek anlaşılmasını kolaylaştırdık.
Süleyman Ateş = Biz o (Kur'â)n'ı senin diline kolaylaştırdık ki, düşünüp öğüt alsınlar.
Tefhim-ul Kuran = Belki onlar öğüt alıp düşünürler diye, biz onu (Kur'an'ı), senin dilinle kolaylaştırdık.
Ümit Şimşek = İyice düşünüp öğüt alsınlar diye, Biz bu Kur'ân'ı senin dilinde indirdik ve kolaylaştırdık.
Yaşar Nuri Öztürk = Biz o Kur'an'ı senin dilinle/senin diline kolaylaştırdık ki, düşünüp öğüt alabilsinler.
İskender Ali Mihr = İşte böylece O’nu (Kur’ân-ı Kerim’i), senin lisanın ile kolaylaştırdık. Umulur ki onlar tezekkür ederler.
İlyas Yorulmaz = Biz Kur’an’ı senin dilinde, insanlar anlayıp düşünsünler diye kolaylaştırdık.
فَارْتَقِبْ إِنَّهُم مُّرْتَقِبُونَ
Duhân / 59 -
Fertekib innehum murtekıbûn(murtekibûne).
Diyanet İşleri = Artık sen (onların başına gelecekleri) bekle; onlar da beklemektedirler.
Abdulbaki Gölpınarlı = Artık gözetle, bekle; şüphe yok ki onlar da gözetlemedeler, beklemedeler.
Abdullah Parlıyan = Öyleyse gözetleyip bekle, başlarına ne geleceğini… Şüphe yok ki onlar da ne olacak diye beklemekteler…
Adem Uğur = (Yine de inanmayanların başlarına gelecekleri) bekle; onlar da beklemektedirler.
Ahmed Hulusi = Seyret bekle! Muhakkak ki onlar da beklemektedirler.
Ahmet Tekin = Artık sen, sana gelecek yardımı, onların başlarına gelecekleri gözle. Onlar da senin başına gelecekleri gözleyip durmaktadırlar.
Ahmet Varol = Artık sen (onların başlarına gelecekleri) gözle. Onlar da gözlüyorlar.
Ali Bulaç = Öyleyse sen gözleyip bekle; elbette onlar da gözleyip bekliyorlar.
Ali Fikri Yavuz = Artık (onların helâkini) bekle; çünkü onlar (senin helâkini) bekliyorlar.
Ali Ünal = (Böyle iken, onlar inkârda diretiyorlarsa,) artık olacakları bekle, zaten onlar da (misyonun nasıl ve ne zaman boşa çıkacak diye) beklemektedirler.
Bayraktar Bayraklı = Öyleyse bekle, çünkü onlar da bekliyorlar.[545]
Bekir Sadak = (58-59) Biz, ogut alirlar diye, Kuran'i senin dilinde indirerek kolayca anlasilmasini sagladik. Sen bekle, onlar da beklemektedirler. *
Celal Yıldırım = O halde bekle, onlar da bekliyorlar.
Cemal Külünkoğlu = (Hala akıllarını kullanmazlarsa) artık sen (onların başına gelecekleri) bekle! Unutma ki, onlar da beklemektedirler.
Diyanet İşleri (eski) = (58-59) Biz, öğüt alırlar diye, Kuran'ı senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık. Sen bekle, onlar da beklemektedirler.
Diyanet Vakfi = (Yine de inanmayanların başlarına gelecekleri) bekle; onlar da beklemektedirler.
Edip Yüksel = Öyleyse bekle; onlar da beklemektedirler.
Elmalılı Hamdi Yazır = O halde gözet çünkü onlar gözetiyorlar
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O halde gözet, çünkü onlar da gözetiyorlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Artık sen onların başlarına gelecekleri bekle! Çünkü onlar da bekleyip durmaktadırlar.
Gültekin Onan = Öyleyse sen gözleyip bekle; elbette onlar da gözleyip bekliyorlar.
Harun Yıldırım = Öyleyse sen gözleyipbekle; elbette onlar da gözleyipbekliyorlar.
Hasan Basri Çantay = Artık (onların başına inecek azâbı) gözetle. Çünkü onlar (senin felâketini) bekleyicidirler.
Hayrat Neşriyat = O hâlde (eğer dinlemezlerse, onların helâkini) gözetle; doğrusu onlar da (senin başına bir şey gelmesini) gözetleyicidirler.
İbni Kesir = Öyleyse bekle, onlar da beklemektedirler.
Kadri Çelik = Artık gözet, şüphesiz onlar da gözeticilerdir.
Muhammed Esed = Öyleyse (geleceğin ne getireceğini) bekle! Unutma, onlar da bekliyorlar.
Mustafa İslamoğlu = Artık sen de (yukarıda tanıtılan cennetini) bekle; çünkü ötekiler (yukarıda tanıtılan cehennemlerini) bekliyorlar!
Ömer Nasuhi Bilmen = Artık gözet, şüphe yok ki, onlar gözeticilerdir.
Ömer Öngüt = Öyle ise bekle, onlar da beklemektedirler.
Şaban Piriş = O halde bekle zaten onlar da bekliyorlar.
Sadık Türkmen = Öyleyse sen gözetleyip bekle! Çünkü onlar da gözetleyip bekleyenlerdir!
Seyyid Kutub = Öyleyse bekle, onlar da beklemektedirler.
Suat Yıldırım = O halde neticeyi bekle! Zaten onlar da senin başına bir felaket gelmesini can atarak beklemektedirler.
Süleyman Ateş = Biraz bekle, onlar da beklemektedirler (yakında başlarına neler geleceğini göreceklerdir).
Tefhim-ul Kuran = Öyleyse sen gözleyip bekle; gerçekten onlar da gözleyip beklemekte olanlardır.
Ümit Şimşek = Artık neticeyi bekle; onlar da bekliyorlar.
Yaşar Nuri Öztürk = Artık, beklemeye geç! Çünkü onlar da beklemekteler.
İskender Ali Mihr = Artık gözle (bekle)! Muhakkak ki onlar da (bekleyenler) gözleyenlerdir.
İlyas Yorulmaz = Sen sonucu bekle. Onlarda bekleyip, sonuç ne olacak görecekler.
44-DUHAN:
1-3- "Hâ-mîm",
Rahmân'ın Muhammed'in ruhunda tecelli eden ledünnî, ilâhî rahmetinin icmalî
bir remzidir. Hem de o apaçık kitaba and olsun.
MÜBİN beyanı
güzel, ifadesi parlak, apaçık kitap bir bakıma levh-i mahfuz olabilirse de
Kur'ân olması zamir itibarıyla daha açık, daha uygundr. Ki biz onu mübarek
bir gecede indirdik. Çoğu tefsir bilginlerinin görüşüne göre, bu mübarek gece,
"Kadir" gecesidir. İkrime ve daha bazıları ise Şaban'ın yarısı gecesi demişlerdir.
Keşşaf tefsirinde der ki, âyette geçen "Mübarek gece" kadir gecesidir. Bir
de denildi ki, Şaban'ın yarısı gecesidir ki bunun dört adı vardır. "Mübarek
gece", "Berae gecesi" "Sakk gecesi", "Rahmet gecesi". Ve denildi ki bununla
kadir gecesi arasında kırk gün vardır. Berae ve Sakk gecesi denilmesi hakkında
da denilmiştir ki, haraç tamamen alındığı zaman beraetlerini (temize çıkmalarını)
dile getiren bir sakk (bir sened) yazıldığı gibi, Allah Teâlâ da bu gece mümin
kullarına beraet yazar. Ve denilmiştir ki bu gecede beş özellik vardır:
1- Tefrik-i
külli emrin hakim (her hikmetli işin ayrılması)
2- Bu gecedeki
ibadetin fazileti: Resulullah (s.a.v.) buyurmuştur ki, "Her kim bu gece yüz
rekat namaz kılarsa yüce Allah ona yüz melek gönderir. Otuzu ona cenneti müjdeler,
otuzu ona cehennem azabından teminat verir. Otuzu da ondan dünya afetlerini
savarlar, O'nu da ondan şeytanın tuzaklarını hilelerini savarlar."
3- Rahmet
iner, Resulullah (s.a.v.) buyurmuştur ki: "Yüce Allah bu gece ümmetine öyle
rahmet eder ki Kelb kabilesinin koyunlarının kılları sayısınca."
4- Mağfiret
meydana gelir. Yine Resulullah (s.a.v.) buyurmuştur ki "Yüce Allah bu gece
bütün müslümanlara mağfiret buyurur ancak kâhin, sihirbaz, yahut müşahin (çok
kin güden) veya içkiye düşkün olan, yahut ana-babasını inciten, veya zinaya
ısrarla devam eden müstesna."
5- Bu gecede
Resulullah (s.a.v.)a şefaatın tamamı verilmiştir. Çünkü Resulullah Şaban'ın
on üçüncü gecesi ümmeti hakkında şefaat niyaz etti üçte biri verildi. On dördüncü
gecesi niyaz etti üçte ikisi verildi. On beşinci gecesi niyaz etti, hepsi
verildi. Ancak Allah'tan devenin kaçması gibi kaçanlar başka. Bir de bu gece
zemzem suyunun açık bir biçimde artması ilâhî âdetlerdendir. Bununla birlikte
çoğunluğun görüşü bu mübarek geceden maksadın kadir gecesi olmasıdır. Çünkü,
"Gerçekten biz onu kadir gecesinde indirdik." (Kadr, 97/1) buyurulmuştur.
Bir de, "Her hikmetli iş nezdimizden bir emr ile o zaman ayrılır. (Duhan,
44/4) ifadesi, "Ondan melekler ve ruh Rablerinin izniyle herbir iş için iner
de iner. (Kadr, 97/4) ifadesine uygundur. Bir de, "Ramazan ayıdır ki Kur'ân
onda indirilmiştir." (Bakara 2/185) buyurulmuştur. Ve çoğunluğun görüşüne
göre Kadir gecesi Ramazan'dadır. Eğer dersen: Kur'ânın bu gecede indirilmesinin
mânâsı nedir? Derim ki; Şöyle dediler: Yedinci semadan dünya semasına bir
cümle olarak (toptan) Levh'te dünya semasına indirildi, ve Cebrail (a.s.)
sefereye (yazıcı meleklere) imlâ etti, sonra da Peygamber'e yirmiüç senede
kısım kısım indiriyordu.
Keşşaf'ın
Kur'ân'ın inişi hakkındaki bu son beyanı, bu gecenin Berat gecesi olduğunu
söyleyenlerin görüşüne uygun düşmüş oluyor. Çünkü Kadir gecesinde ilk kez
Peygamber'e indirilmeye başlanmıştır. Onun için Kâdî ve Ebu's-Suud şöyle demişlerdir:
"İlk defa o gece indirilmeye başlandı. Veya o gece cümleten (toptan) Levh'ten
dünya semasına indirildi ve Cebrail (a.s.) sefereye (yazıcı meleklere) imlâ
etti, sonra da Peygamber'e yirmi üç senede kısım kısım indiriyordu."
Fahruddin
Razî de şöyle kaydetmiştir: Rivayet olunur ki: Atıyye-i Harûrî, İbnü Abbas
hazretlerinden "Gerçekten biz onu kadir gecesinde indirdik." (Kadr, 97/1)
ifadesi ile "Gerçekten biz onu mübarek bir gecede indirdik." (Duhan, 44/3)
ifadesini şöyle sordu: Yüce Allah Kur'ân'ı ayların hepsinde indirmiş iken
bu nasıl sahih olur? İbnü Abbas (r.a.) hazretleri de dedi ki: Ey İbnü Esved!
Ben helak olsam da bu nefsinde kalsa cevabını da bulamazsan helak olacaktın.
Kur'ân cümleten (toptan) Levh-i mahfuzdan Beyti Ma'mura indi ki o dünya semasıdır.
Sonra onun arkasından olayların çeşitlerine göre, durumdan duruma nazil oldu.
Demek ki,
Kur'ân'ın bir toptan inişi, bir de kısım kısım inişi vardır. Toptan inmesi
bir defada olmuştur. Buna daha çok "İnzal" deyimi uygundur. Kısım kısım inmesi
de Peygamber'e azar azar yirmi üç senede omuştur. Buna da "Tenzil" deyimi
uygundur. Bunların aynı mânâda kullanıldıkları yadırganmadığı gibi, "tenzil"in
her necmi (kısım kısım inmesi) ayrıca düşünüldüğü zaman yine "inzal" denilmek
uygun olacağından birinin bir gecede birinin de diğer gecede olması iki rivayetin
uzlaştırılmasına daha uygun gelecektir. Şu halde "mübarek gece"nin "berat
gecesi" olması, "Gerçekten biz onu kadir gecesi indirdik." (Kadr 97/1) buyurulmasına
aykırı olmayacaktır.
MÜBAREKE,
hayrı çok demektir. Çünkü Yüce Allah bu gecede kullarının menfaatlerine ait
işler hazırlar ki yalnız Kur'ân'ın inzali olsa yine yeterdi. Amma niçin gece
indirildi. Çünkü biz münzir idik, yani inzar yapıyorduk, inzar edecek uyarıcı
bir peygamber gönderiyorduk. Demek ki Peygamber'in inzarı sıdk ile yapılması
için ilk önce onu kendi nefsinde duyması hikmetin gereği idi.
4-5-6-Buna
da en yaraşan gece olması idi, gecenin mübarekliğine gelince her hikmetli
iş o gecede ayırt edilir. Her hikmetli, önemli iş veya her muhkem, sağlam
olması gereken işler onda yani o gecede ayrılıp tedbir ve dağıtımı yapılır.
İcra edilmek üzere özel olarak ayrılır, yazılır. Bu cümle isti'nafiye (yeni
bağımsız cümle) veya gece kelimesinin sıfatıdır. Önceki ihtimale göre "mutlak
olarak gecede", ikinciye göre de, O gecede" demek olur. Ebu's-Suud der ki:
Bu vasıf onun kadir gecesi olduğuna delalet eder. nun mânâsı da şu demek olur:
Gelecek seneye kadar kulların rızıkları, ecelleri ve diğer durumları yazılır,
ayrıntılı bir şekilde belirlenir. Bir de denilmiştir ki: Bunun Levh'ten yazılmasına
Beraat gecesi başlanır Kadir gecesi bitirilir. Rızıklar nüshası Mikail'e,
savaşlar, zelzeleler yer çökmeleri, yıldırımlar nüshası Cebrail'e, ameller
nüshası dünya semasının sahibi İsmail'e ki büyük bir Melektir, musibetler
nüshası da ölüm meleğine verilir.
Tarafımızdan
bir emir olarak yani "Hakim emir"den maksat doğrudan doğruya Allah'tan olan
şeylerdir. Yahut tarafımızdan emir ile ayırt edilir. Veya fiilindeki zamirden
haldir, yani o Kur'ân'ı tarafımızdan bir emir, bir ferman olarak indirdik.
Çünkü biz peygamberlik veriyorduk. Ki Resulün, elçinin elinde alamet olmak
üzere bir emirname, bir ferman bulunması lazım gelir. O Peygamberlik ne için?
Rabbından bir rahmet olmak üzere ki Hz. Muhammed'in peygamberliği alemlere
rahmettir. İnzar da onun içindir. Gerçekte O öyle işitici, öyle bilicidir.
Mazlumların, muhtaçların feryatlarını iştir, ihtiyaçlarını bilir.
7- Rabbin
"Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir." Eğer siz kesin bilgi
sahipleri iseniz, ilimlerde kesinlik elde etmiş iseniz, veya kesinlik arıyorsanız
bu böyledir.
8- "O'ndan
başka ilah yoktur." Hem hayat verir hem öldürür. Bunu görüp duruyorsunuz hem
sizin Rabbınız hem de önceki atalarınız Rabbidir, eski babalarınızı öldürmüş,
şimdi size hayat vermiş bundan dolayı körü körüne eski ataları taklid edeceğiz
diye uğraşmamalı O'nun emrine uymalıdır.
9-(*} Fakat
onlar bir şüphe içinde oynuyorlar. Kesin bilgi sahibi değiller, Allah deseler
de ciddiyetle ve boyun eğerek değil, şu bildirilen İlâhi işlere, Allah'ın
kitap indirdiğine, Peygamber gönderdiğine kesin olarak inanmıyor, eğleniyorlar;
10-11- O halde
bekle gözle. İşte buradan inzar (uyarı) başlıyor, artık gözet. o günki Sema
apaçık bir duman ile gelecek insanları saracaktır.
DUHAN-I MÜBİN,
aşikara, apaçık bir duman demektir. Bu duman hakkında iki tefsir rivayet olunmaktadır.
Birisi İbnü Mes'ud Hazretleri'nden rivayet olunduğuna göre şiddetli açlık
ve kıtlık seneleridir, çünkü çok aç olan kimseye gerek gözlerinin zayıflığından
ve gerek çok kuraklık ve kıtlık senelerinde havanın fenalığından Sema (gökyüzü)
dumanlı görünür. Bir de Araplar gelmesi çok kuvvetle muhtemel olan şerre "Duhan"
derler. Nitekim "dumanlı hava" deyimini biz de kullanırız. Olay şudur: Kureyş
Resulullah (s.a.v.)a isyanda ileri gitmek isteyince aleyhlerine şöyle dua
etti: "Allah'ım! Mudar kabilesine karşı cezanı şiddetlendir ve onlara Yusuf'un
seneleri gibi seneler göster." Yani, Yusuf'un seneleri gibi kıtlık seneleriyle
sıkıntıya uğramalarını niyaz etti. Bunun üzerine onları bir kıtlık yakaladı
hatta cife, kemik, ilhiz yediler. Kişi yer ile gök arasını duman görüyordu.
Söyleyenin sesini işitir dumandan kendisini görmezdi. Buyurulduğu gibi insanları
sarmıştı.
12- Bu acı
veren bir azab! diyorlardı. Ebu Süfyan bir kaç kişi ile Peygamber'e geldi.
Allah Teâlâ'ya ve rahime (kan akrabalığına) and verdiler. Eğer dua eder de
bu hali üzerlerinden savarsa iman edeceklerine söz verdiler. Ya Rabbi bizden
azabı gider, biz müminiz yani bu azabı giderirsen iman edeceğiz demeleri de
budur. İkinci tefsirde ise Hz. Ali'den şöyle nakledilmiştir: Kıyametten önce
gökten gelecek bir dumandır. Kâfirlerin kulaklarına girecek ta ki her birinin
başı püryan olmuş (sarhoş olmuş) başı dönecek, mümine de ondan zükam (nezle)
gibi bir hal gelecek ve bütün yeryüzü içinde ocak yakılmış fakat deliği yok
bir eve dönecek. Huzeyfe İbnü'l-Yeman'dan rivayet olunduğuna göre Resulullah
buyurmuştur ki: "Alametlerin ilki Duhan, ve Meryem oğlu İsâ'nın inmesi, Aden'in
derinliklerinden çıkacak olan bir ateştir ki insanları mahşere sevk edecektir.
Huzeyfe: Ya Resulullah o duhan nedir demiş, Resulullah, "O semanın açık bir
duman ile geleceği günü ki insanları saracaktır." (Duhan,44/10,11) diye okuyup
buyurmuştur ki, doğu ile batı arasını dolduracak, kırk gün kırk gece duracak,
mümin zükam (nezle) gibi olacak, kâfire sarhoş gibi burnundan kulağından girip
aşağısından çıkacak.
Fahruddin
Râzî İbnü Abbas'tan meşhur kavlin bu olduğunu söyler. Gerçi "Duhan-ı mübîn"
deyimi buna, sözün akışı da öncekine daha uygundur. Çünkü Resulullah'ın hayatında
olduğunu üstü kapalı olarak hissettirmektedir.
13-Buyuruluyor
ki, onlara ibret almak, bellemek nerede. Oysa kendilerine beyan edici bir
Resul geldi. Açık âyetler, açık mucizelerle Allah tarafından gönderildiği
besbelli olarak herşeyi apaçık anlatan hem fiili hem sözü ile açık olan bir
peygamber geldi.
14- Sonra
ondan yüz çevirdiler de "Muallem", "Mecnun" dediler. Kâh muallem, yani talim
olunmuş, öğretilmiş, Sekîf'den birinin A'cemî (Arap olmayan) bir kölesi öğretiyor
dediler, kah da mecnun (deli) dediler, artık bu halde bu yetenekte bulunan
insanlara yalnız olayların ifadesinden ibret almak, uyanmak, sözünde durmak
ne kadar uzak.
15- Biz azabı
biraz açacağız muhakkak ki siz döneceksiniz. "Ey Rabbımız bizden azabı aç,
biz müminiz." (Duhan, 44/12) diye olan iman sözünüzde durmayacaksınız.
16-Bu uyanışı,
bu "Rabbimiz!" diye yalvarışı, bu iman azmini unutup da eski halinize, inkarınıza
ve nankörlüğünüze döneceksiniz. Büyük sıkmakla tutup sıkacağımız gün. Bu kıyamettir,
Şüphesiz ki biz intikam alırız. "Döneceksiniz" deyimi azabın da dönmesini
ima ettiğine göre, ikinci rivayeti "Batşe-i Kübra" "büyük sıkma"nın öncesi
olmak üzere burada değerlendirmek iki mânâ arasını birleştirse gerekir.
17-29- "Andolsun
ki, onlardan önce Firavun kavmini fitneye düşürdük." Bu ifade yüce Allah'ın
intikamlarından bir örneği beyandır. Yine Firavun kavminden örnek getirilmesi
Firavun hükümetinin en büyük zulüm ve şer hükümeti olması ve "Çünkü o üstün
müsriflerden idi." (Duhan, 44/31) buyurulacağı üzere öldürme ve cinayetlerde
ileri gidenlerin en üstünü bulunması itibarıyladır. Sonuç olarak üzerlerine
ne gök ağladı ne yer. Burada bir kaç açıklama tarzı vardır:
1- Vahidî'nin
Basıt'te dediği üzere Enes b. Malik (r.a.) rivayet etmiştir ki Resulullah
(s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: "Hiçbir kul yoktur ki gökte ona iki kapı olmasın,
bir kapıdan rızkı çıkar, bir kapıdan da ameli girer, o öldüğü zaman onu kaybederler
ve ona ağlarlar, böyle buyurup bu âyeti okudu. Buyurdu ki: Çünkü bunlar yeryüzünde
salih bir amel yapmamışlardı ki yer ağlasın, göğe de ne salih bir amelleri
ne de hoş bir sözleri çıkmamıştı ki gök ağlasın. Çoğu tefsir bilginlerinin
görüşü budur."
2- Gök ehli
"göktekiler" ve yer ehli "yerdekiler" takdirindedir. Yani ne melekler ağladı,
ne müminler, tam tersine onların ölmesi ile sevindiler.
3- Büyük bir
adam vefat ettiği zaman Cihan ağladı, yer gök ağladı gibi deyimlerle musibetin
büyüklüğünü anlatmak için abartmak âdettir. Keşşaf sahibi Hz. Peygamber (s.a.v.)'den
nakleder ki şöyle buyurmuştur: "Herhangi bir mümin ağlayıcıları bulunmayan
bir gurbette ölürse herhalde ona yer ve gök ağlar."
Cerir de bir
beytinde şöyle demiştir.
"Güneş doğmaktadır
tutulmuş değil,
Sana gecenin
yıldızlarıyla ay ağlıyor."
Bir de bunda
onları alaya almaya benzer bir aşağılama vardır. Yani onlar kendilerini öyle
büyük sayıyorlardı, ölecek olsalar kendilerine dünyaların ağlaması gerekir,
oysa hiç de öyle olmadı, tam aksine bütün alemler sevindi.
Meâl-i şerifi
30- Andolsun
ki biz İsrailoğullarını o aşağılayıcı azabdan kurtardık.
31- Firavun'dan
da kurtardık çünkü o üstünlük taslayıp haddi aşan bir zorbaydı.
32- Andolsun
ki biz onları bilerek o zamanki alemlere üstün kıldık.
33- Biz onlara
içinde apaçık bir imtihan bulunan mucizeler verdik.
34- Gerçekten
şu kâfirler diyorlar ki:
35- "Bizim
ilk ölümümüzden başka bir şey yoktur. Biz tekrar diriltilecek değiliz.
36- Eğer siz
doğru söyleyen kimselerseniz babalarınızı bize getirin."
37- Onlar
mı daha hayırlıdır, yoksa Tükba kavmi ile onlardan öncekiler mi? Biz onların
hepsini de helak ettik. Çünkü onlar suçluydular.
38- Biz gökleri,
yeri ve ikisi arasındakileri bir oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık.
39-
Biz onları hak ve hikmetle yarattık. Fakat onların çoğu bunu bilmezler.
40- Şüphesiz
ki hakkı batıldan ayırd etme günü onların hepsinin bir araya toplanacağı gündür.
41- O gün
dostun dosta hiçbir faydası olmaz. Onlara yardım da edilmez.
42- Ancak
Allah'ın merhamet ettiği kimseler böyle değildir. Şüphesiz ki Allah çok güçlüdür,
çok merhamet edicidir.
43- Gerçekten
zakkum ağacı,
44- Günahkârların
yemeğidir.
45- O pota
gibi karınlarda kaynar.
46- O, kızgın
bir sıvının kaynaması gibidir.
47- Allah
meleklere şöyle emreder. "Şunu tutun da Cehennem'in ortasına sürükleyin."
48- "Sonra
onun başının üstüne kaynar su azabından dökün."
49- Ona şöyle
denir! "Tat bakalım azabı! hani sen kendine göre çok güçlü ve çok üstündün.
50- İşte sizin
inkâr edip durduğunuz şey budur."
51- Şüphesiz
ki kötülükten sakınanlar güvenli bir makamdadırlar.
52- Bahçelerde
ve pınar başlarındadırlar.
53- Onlar
ince ipekten ve parlak atlastan elbiseler giyerek karşılıklı olarak otururlar.
54- İşte böyle,
biz onları ayrıca iri siyah gözlü hurilerle evlendiririz.
55- Onlar
orada güven içinde her çeşit meyveyi isteyebilirler.
56- Onlar
orada ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Allah onları cehennem azabından
korumuştur.
57- (Bunların
hepsi) Rabbinden bir lütuf olarak (verilmiştir.) İşte büyük kurtuluş budur.
58- Biz Kur'ân'ı
senin dilinle indirip kolaylaştırdık. Umulur ki onlar öğüt alırlar.
59- Artık
sen onların başlarına gelecekleri bekle: Çünkü onlar da bekleyip durmaktadırlar.
30-36- "Andolsun
ki biz İsrailoğulları'nı kurtarmıştık." Yüce Allah, Firavun'a ve kavmine yaptığı
beyandan sonra bununla da Musa ve kavmine olan ihsanını beyan buyuruyor. Yani
o gark (suda boğma)ın ve tahribin hikmeti kurtuluşu sağlamak olmuştu. Ve İsrailoğulları'nı
bu nimete seçmesi de bir tesadüf değil bile bile onlara bahsetmiş olduğu bazı
meziyetler ve nimetler dolayısıyla "O hanginizin daha güzel amel edeceğini
imtihan etmek için.." (Mülk, 67/2) âyeti uyarınca imtihana çekmek içindir.
Bu şekilde bu hikâyeyi tamama erdirmesinin ardından yine söz Mekkeliler'e
getirilerek buyuruluyor ki: Şunlar yani şu Mekke kâfirleri. "İlk ölümümüzden
ötesi yok, biz tekrar dirilecek değiliz, diyorlar." İlk ölümden ötesini Ahireti
ve ba'si (dirilmeyi) inkâr ediyorlar.
37-55- Onlar
mı hayırlı yoksa Tübba'nın kavmi ve ondan öncekiler mi? Biz onları yok ettik,
ilk ölümden ilersini inkâr edenlere karşı bu sözün nasıl bir cevab teşkil
etiğini düşünmelidir. Bunun iki şekilde açıklaması vardır:
Birincisi
ilk ölüm olan ferdin ölümünden sonra onun mensup olduğu kavim ve milletin
yok olmasının, ikinci bir ölüm demek olduğu anlatılmıştır. Bu "İlk ölümümüzden
ilerisi yok." (Duhan, 44/35) demelerine cevaptır.
İkincisi de
hak ve adalet için cezanın gerekliliğine binaen dirilmenin gerçekliğini ispat
ile tehdiddir. Ki bu da "Biz yeniden dirilecek değiliz." (Duhan, 44/35) ifadesinin
cevabıdır. Ve bu, daha sonraki âyetlerle daha çok açıklanacak ve ayrıntısına
girilecektir.
Ebu Ubeyde
demiş ki: Yemen krallarının her birine Tübba' denilirdi. Çünkü dünyadakiler
onlara tabi olurlardı. Cahiliye'de Tübba'ın yeri İslâm'da halifenin yeri gibi
idi, bunlar Arap hükümdarlarının en büyükleri idi.
"Hz. Aişe
(r.anha) Tübba' salih bir adam idi" demiştir. Ka'b da "yüce Allah onun kavmini
kınadı kendisini kınamadı" demiştir. Kelbî o Ebu Kerb Es'addır demiştir. Hz.
Peygamber (s.a.v.)den şu nakledilmiştir: "Tübbaa kötü söylemeyin. Çünkü o
müslüman olmuştu, bilmem Tübba' peygamber midir değil midir?.. Onlardan daha
hayırlı mı demek daha kuvvetli ve şevketli mi demektir.
56-57- "Orada
ilk ölümden başka ölüm tatmazlar."
Mü'min Sûresi'nde
kâfirlerin "Ey Rabbimiz bizi iki defa öldürdün. İki defa da dirilttin." (Mü'min
40/11) diyecekleri geçmişti. Demek ki müttakiler için birinci ölümden sonra
berzah ölümü de yoktur. Ahirette ise zaten ölüm yok.
58-59- "Biz
Kur'ân'ı senin dilinle indirip kolaylaştırdık." Bu bitiriş sûrenin öncesini
bir özetlemedir. Yani o apaçık kitabı, Kur'ân'ı ancak senin dilin ile kolaylaştırdık,
bu güzel beyanı, bu açık ve kolay anlatışı başka bir dil ile değil, yalnız
Arapça ile yaptık gerek ki anlasınlar, düşünsünler. Bundan dolayı gözle başlarına
ne gelecek çünkü onlar gözetiyorlar. Acaba onun geleceği ne olacak diye gözlüyorlar.
O gözetilen şeylerin beyanı da Câsiye Sûresi'nde gelecektir.